Views
6 months ago

atailke

Atatürk İlkeleri ve

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Ders Notları Öğr. Gör. Ali YAYLA ğinin en iyi şekilde sağlanması da, Türkiye’nin Almanya ile siyasî ve ekonomik ilişkilerini kesmesi olacaktı. Bu konuda Müttefikler tarafından yapılan girişim, Türk Hükümeti’nce olumlu karşılandı. Aynı yılın yaz aylarında, Almanya’nın askerî durumunun gittikçe kötüleşmeye başladığı sırada, Sovyet Rusya, İngiltere ve Amerika’nın Türkiye’ye karşı bu girişimine karşı çıktı. Böylece Sovyetler, müttefiklerinden ayrılarak Türkiye ile aralarındaki sorunlarını yalnız ve ikili olarak çözümlemek istediğini, yani kendi bildiği gibi bir politika izlemeye karar verdiğini gösterdi. Bu da, Sovyetlerin niyetleri hakkındaki Türk endişesini doğruladı. Türkiye, meydana gelen bu gelişmeler üzerine ve savaş sonunu da düşünerek, 2 Aralık 1944’de, Almanya ile diplomatik ve ekonomik ilişkilerini kesti. Bu kararı alırken de, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nden savaş sonrası barış konferansında tam bir müttefik işlemi göreceğine dair güvence aldı. Böylece Türkiye savaşa girmeye doğru bir adım attı. Ancak bu sıralarda Türk-Sovyet ilişkileri de gittikçe gerginleşiyordu. Sovyet Rusya’nın, 1944 sonbaharında Balkanlar’daki girişimleri, bölgenin geleceği yönünden Türkiye’yi endişeye düşürmüştü. Bu bakımdan Türkiye, İngiliz ve Amerikan dostluğuna daha çok önem vermeye başladı. Bu arada İngiltere’nin Yunanistan’a asker çıkarmasını memnunlukla karşıladı. Diğer yandan, Türkiye’yi endişelendiren başka bir konu da, Sovyetler’in Boğazlar hakkındaki düşüncesiydi. 1945 Ocak ayında, Sovyet Rusya, Boğazlar konusunda İngiltere’- den destek vaadi almış, 10 Şubat 1945’te Yalta Konferansı’nda da Montreux Sözleşmesi’nin değiştirilmesini istemiştir. Ancak, yukarıda da belirtildiği gibi, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri, Rusya’ya Boğazlar’dan daha geniş bir geçiş hakkının verilmesini prensip olarak kabul etmekle beraber, konferansta, konunun daha sonra dışişleri bakanları seviyesinde yapılacak bir toplantıda görüşülmesine ve durumdan Türkiye’ye bilgi verilmesini kararlaştırdılar. Yalta Konferansı’ndan sonra, 20 Şubat 1945’te, İngiltere, Türkiye’- ye bir muhtıra vererek, 25 Nisan 1945’te Müttefikler arasında San Fransisko Konferansı’nın toplanacağını, buna ise 1 Mart 1945 tarihinden önce Almanya’ya savaş ilân etmiş olan ülkelerin davet edi- Sayfa 140 / 174

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Ders Notları Öğr. Gör. Ali YAYLA leceğini, Türkiye’nin de bu tarihten önce savaşa girmeye karar verirse Birleşmiş Milletler Beyannamesi’ne katılabileceğini bildirdi. Türkiye, bu muhtıradan üç gün sonra, 23 Şubat 1945’te, Almanya ve Japonya’ya savaş ilan etti. Bu durum, Almanya’nın sempatizanı olan çevrelerde tepki yarattı. Hükümetin tutumunu sert biçimde eleştiren, Türkiye’nin ille de Almanya yanında savaşa girmesini isteyenler arasında bazı üniversite öğretim üyeleri ve bazı askerler de vardı. 27 Şubat günü de, Birleşmiş Milletler Beyannamesi’ni imzaladı. Bunun üzerine 5 Mart 1945’te San Fransisko Konferansı’na resmen davet edildi ve böylece Birleşmiş Milletler’in kurucu üyeleri arasına katıldı. Ancak, bu sıralarda Türkiye üzerinde Sovyet Rusya’nın istek ve baskıları gittikçe çoğalıyordu. Nitekim, Almanya’nın yenilmesi ve Sovyet ordularının başarıları, Sovyetler’in Türkiye’ye karşı tutum ve davranışlarını tamamen değiştirdi. Bunun arkasından da Sovyet Rusya 19 Mart 1945’te, 1925 tarihli Türk-Sovyet Tarafsızlık Antlaşması’nı feshettiğini açıkladı. Türkiye ile Sovyet Rusya arasındaki ilişkilerde gerginliğe dayanan yeni bir dönem başladı. Böylece Türkiye, II. Dünya Savaşı süresince tarafsızlığı esas alan bir dış politika izlemiş, savaşa fiilen katılmamakla beraber, savaşın sonlarında Mihver Devletleri’ne savaş ilân ederek, savaşı galip devletlerin yanında bitirmiştir 65 . Türkiye Cumhuriyeti II. Dünya Savaşı’na savaşmadan katılmış olsa da hemen kapının dışında süren savaşın doğal sonucu olan ekonomik krize, 18 Ocak 1940’da Milli Korunma Kanunu’nu çıkararak önlem almaya çalıştı. Bu olağanüstü bir yasaydı ve ulusal güvenlik 65 Savaşın diplomatik ve askerî gelişmeleri hakkında daha geniş bilgi için bkz : Herbert von Moos, Büyük Dünya Olayı, İstanbul 1952, s. 73 vd; Louis L. Snyder, The War, (1939 - 1945), New York 1962, s. 3 vd; J. F. C. Fuller, The Second World War, (1939 - 1945), New York 1962 s. 47 vd; Henry Maule, WorId War II, London 1972, s. 10 vd; Salih Polatkan, 1. ve 2. Dünya Savaşları, İstanbul 1972, s. 226 vd; Fahir Armaoğlu, Siyasî Tarih, Ankara 1973, s. 681 vd; Coşkun Üçok, Siyasal Tarih, Ankara 1967, s. 361 vd; Feridun Cemal Erkin, Türk-Sovyet İlişkileri ve Boğazlar Meselesi, Ankara 1968, s. 161 vd; Ahmet Şükrü Esmer, Oral Sander, “II. Dünya Savaşı’nda Türk Dış Politikası”, Olaylarla Türk Dış Politikası, Ankara 1969, s. 147 vd; Edward Weisband, (Çev. M. K. Kayabal), 2. Dünya Savaşında İnönü'nün Dış Politikası, İstanbul 1974, s. 19 vd. Sayfa 141 / 174