Views
9 months ago

atailke

Atatürk İlkeleri ve

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Ders Notları Öğr. Gör. Ali YAYLA aldığı avansı iade etmiş, hem meal hem de tefsir yazma işi Hamdi Yazır tarafından yapılmıştır. Atatürk Şeyh Sait Ayaklanması’nın bastırıldığı, çağdaşlaşma ve modernleşme adına yapılan inkılâplara yönelik itirazların arttığı bir dönemde İslamiyet’in temel kaynağı olan Kur’an’ın yeniden yorumlanmasını istedi. Atatürk maddeler halinde nasıl bir tefsir istediğini ortaya koydu 56 . Bu yedi madde daha sonra Diyanet İşleri Riyaseti ile Elmalılı Hamdi Yazır arasında imzalanan protokole kondu. Atatürk, Diyanet’e gönderdiği yazıda özellikle iki maddenin üzerinde duruyordu. Yeni tefsir Ehli Sünnet’ itikadına ve Hanefi’ mezhebinin görüşlerine göre hazırlanacaktı. Diğer bir isteği de ibret ve öğüt mahiyeti taşıyan ayetlerin genişçe izah edilmesi’ idi. Atatürk, hüküm içeren ayetlerin de Türk-İslam geleneği göz önünde bulundurularak yorumlanmasını arzu ediyordu. Elmalılı Hamdi Yazır’ın hazırladığı 9 ciltlik tefsir 1935 yılında, Kamil Miras tarafından hazırlanan “Sahîh-i Buharî”nin “Muhtasâr-ı Tecrid-i Sârih” isimli hadîs kitabı “Muhtasâr-ı Tecrid-i Sârih Tercemesi ve Şerhî” ismiyle 12 cilt halinde 1928 yılında yayımlanmıştır. Atatürk, Kur’an’ın Türkçe’ye çevrilmesinin şu gerekçeyle yapıldığını anlatıyor: “Türk, Kur’an’ın arkasından koşuyor, fakat onun ne dediğini anlamıyor. İçinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım, arkasından koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın.” Ayrıca bu gerekçeyle hutbelerin de Türkçeleşmesini sağlamıştır. Ona göre hutbe demek, na’sa (insanlara) hitap etmek, yani söz söylemek demektir. 56 1. Âyetler arasında münasebetler gösterilecek, 2. Âyetlerin nüzûl (iniş) sebepleri kaydedilecek, 3. Kıraat-i Aşere'yi (10 okuma tarzını) geçmemek üzere kıraatler hakkında bilgi verilecek, 4. Gerektiği yerlerde kelime ve terkiplerin dil izahı yapılacak, 5. İtikadda ehl-î sünnet ve âmelde Hanefî mezhebine bağlı kalınmak üzere ayetlerin ihtiva ettiği dinî, şer'î, hukukî, ictimaî ve ahlakî hükümler açıklanacak,6. Âyetlerin imâ ve işarette bulunduğu ilmi ve felsefi konularla ilgili bilgiler verilecek. Özellikle tevhîd konusunu ihtiva eden ibret ve öğüt mahiyeti taşıyan ayetler genişçe izah edilecek, 7. Konuyla doğrudan ya da dolaylı ilgisi bulunan İslâm Tarihi olayları anlatılacak, 8. Batılı müelliflerin yanlış yaptıkları noktalarda okuyucunun dikkatini çeken noktalar konularak gerekli açıklamalar yapılacak. Eserin başında Kur'an hakikatını açıklayan ve Kur'an'la ilgili önemli konuları izah eden mukaddime (önsöz) yazılacak. Sayfa 96 / 174

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Ders Notları Öğr. Gör. Ali YAYLA “Minberler halkın beyinleri, vicdanları için bir iyilik, doğruluk ve bir aydınlanma kaynağı olmuştur. Böyle olabilmek için minberlerden yankılanacak olan sözlerin bilinmesi, anlaşılması, sanat ve ilim gerçeklerine uygun olması gerekmektedir. Değerli hatiplerin siyasi ve toplumsal olayları ve medeni durumları ve gelişmeleri her gün izlemeleri zorunludur. Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış bilgiler verilmiş olur. Bundan dolayı, hutbeler tamamen Türkçe ve çağın gereklerine uygun olmalıdır. Ve olacaktır” sözleri, onun bu düşüncesini yansıtmaktadır. Öte yandan çağdaş kıstasların İslâm diniyle ilişkilerini ve uyumluluğu hakikatini kavramış ve vatandaşlara anlatabilecek yetenekte din adamları yetiştirilmesi zorunluluğu da unutulmadı. İlahiyat Fakültesi’ 57 nin kurulması kararlaştırıldı ve İmam-Hatip okulları açıldı 58 . Üniversitelerin Kurulması (1 Ağustos 1933) Osmanlı döneminin son yarım yüzyılında tercih edilmiş olan Fransız kültür sistemine uygun olarak, 1909-1916 arasında, yüksek öğretim kuruluşları, Darü’lfünûn (Fenler Evi) çatısı altında toplanmıştı. Fakat bu kuruluşlar şer’î eğitim ve öğretimin devamı niteliğinde medrese adıyla da anılıyordu. Tıp medresesi, Hukuk medresesi gibi. Batı’nın, İsviçre ve Belçika gibi, sınırlan içinde çeşitli etnik toplulukların kaynaştığı ve hatta yüksek öğrenim kurumlarında çeşitli dillerle öğrenim yapılan ülkelerden uzmanlar getirildi ve incelemeler yaptırıldı. Bunların sonucu olarak 1 Ağustos 1933’te, Osmanlı Darü’lfünûn’u, yerini İstanbul Üniversitesi’ne bıraktı. Üniversite öğretim üyelerinin taşıdığı müderris unvanı yerine profesör ve kademeleri benimsendi. Medrese yerine fakülte dendi. Her akademik 57 Tevhîd-i Tedrisat Kanunu’yla, aynı madde içinde İmam-Hatip mektepleri ile birlikte İlâhiyat Fakültesi açılması da hükme bağlanmıştır. Böylece ilk İlâhiyat Fakültesi 1924 yılında Darü’lfünûn bünyesinde açılmış ve öğretime başlamıştır. Ancak İmam-Hatip mekteplerinin düştüğü akıbetten İlâhiyat Fakültesi de kurtulamamış 1933 yılında kapanmıştır. Onun yerine Edebiyat Fakültesi’nin bünyesinde İslamî İlimler Enstitüsü kurulmuş, ancak o da öğretim kadrosunun dağılması üzerine 1936 yılında faaliyetine son vermiştir. 58 Okullarda laik eğitime geçiş kapsamında çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu’yla birlikte medreseler kapatıldı. Laikliği yeni benimseme aşamasında olan bir toplumda din eğitiminin gerekliliğine inanan Mustafa Kemâl Atatürk, medreselerin yerine dört sınıflı 29 adet imam hatip okulu açtı. Bir yıl sonra imam hatip sayısı 26'ya, iki yıl sonra 20'ye, üç yıl sonra da ikiye düştü. 1929-30 öğretim yılında ise son kalan imam hatip okulları da kapatıldı. Sayfa 97 / 174