Views
8 months ago

Erzurum sevdası Basılacak

halle yapısının

halle yapısının Dadaşlık kavramı üzerine etkilerinden bahsetmiştir. İsmail Habib Sevük yurttan yazılar isimli eserinde yer alan Erzurum anılarında Dadaşlığı şu şekilde anlatır” Erzurum’dayız, şehirden önce şehirliyi konuşalım. Gövde içinde ruh var; beldeler ruh olan halkın gövdeleridir, kalıplı gövdeden ne çıkar. Eğer içindeki ruh kalpse, alevli ruh, asil ve coşkun ruh, büründüğü gövde o kadar gösterişli değil mi? Ne zarar? İçteki ruh dıştaki maddeye bir ışık gibi vurduysa o madde ne olsa güzeldir.” İsmail Habib SEVÜK Dadaşlığı “ külhanbeyliği değil kabadayılık” olarak yorumlamış ve Dadaşlığı “Bir davranış biçimi bir yaşama şekli, bir ahlak anlayışıdır” şeklinde tanımlayarak şöyle devam etmiştir.” Dadaşlık bir mezheptir. Bu mezhebin ibadetleri iyi silah kullanmak, güzel cirit oynamak, milli oyunları iyi bilmek ve paraya ehemmiyet vermemektir. Mezhepte en esaslı iki kaide kimseden korkmayacak ve kimseyi öldürmeyeceksin korkmak en büyük ayıp, öldürmek ondan daha büyük ayıp… Maksat hayat değil galebedir. Yiğitsen, yen hatta yenil gene öylesin. Öldürdün ise yenmedin yiğitliği lekeledin.” Sevük, bu mezhebi” nesilden nesille aktarılarak biriktirilmiş bir kabiliyetin mirası olarak görmektedir.” Dadaşlığın yiğitlik ve kahramanlık özelliklerine ilişkin bir değerlendirme ise Alev ALATLI’DAN gelmektedir. Galile Etkisi Dedikleri isimli makalesinde kahramanlık ve yiğitlik kavramları üzerinde dururken“ Erzurumluluk Haysiyetliliktir, erdemliliktir. Cesarettir, mertliktir; samimiyettir, sadakattir, vefadır; mükemmel ahlâktır; tükenmez bir sevgi ve kârsız bir saygıdır. Erzurumlu, olay ve fikirleri araştırır; insanların ayıplarını asla araştırmaz. Erzurumlu, söylenene bakar, satır aralarının peşinde olmaz. Merttir ama patavatsız değildir. Cömerttir ama müsrif değildir. Yüreklidir ama saldırgan değildir. Samimidir ama ahmak ve aptal değildir. İnançlıdır ama yobaz değildir. Hasılı Erzurumluluk, Hazreti Kur'anı'n eşrefi mahlûkat olarak tarif ettiği insan olmaktır." İfadelerini alarak yiğitlik ve kahramanlık üzerinde bir değerlendirme yapmaktadır. ALATLI Dadaştan samuraya isimli makalesinde bu tanımı üzerinden yola çıkmakta ve asıl kavganın insanın kendini bilmesi olduğunu söylemektedir.” "Kendini bil!” İslâm’dan, Zen’e kadar tüm dini inançların ortak emridir; “yiğit,” benliğinde var olduğundan kuşkulandığı korkaklıkla yüzleşendir. Korkuyu Allah inancı yok ederken, “yiğit,” yüreğindeki savaşçıyı uyandırır, umutsuzluğu ve korkuyu ilkesel olarak reddeder. Özü sözü bir olanın yanında yer alır. Sayısız hasımla tek başlarına halleşebilecekleri şeklindeki fıtri bilgilerini güçlendirenler, kendilerinde var olduğunu keşfettikleri gücü, itiraf, teslim, ikrar, kabul ve ilân ederken, türdaşlarının güçlenmelerine de yardımcı olurlar.” Demektedir. Hasılı Erzurumluluk, Hazreti Kur'anı'n eşrefi mahlûkat olarak tarif ettiği insan olmaktır." İfadelerini alarak yiğitlik ve kahramanlık üzerinde bir değerlendirme yapmaktadır. ALATLI Dadaştan samuraya isimli makalesinde bu tanımı üzerinden yola çıkmakta ve asıl kavganın insanın kendini bilmesi olduğunu söylemektedir.” "Kendini bil!” İslâm’dan, Zen’e kadar tüm dini inançların ortak emridir; “yiğit,” benliğinde var olduğundan kuşkulandığı korkaklıkla yüzleşendir. Korkuyu Allah inancı yok ederken, “yiğit,” yüreğindeki savaşçıyı uyandırır, umutsuzluğu ve korkuyu ilkesel olarak reddeder. Özü sözü bir olanın yanında yer alır. Sayısız hasımla tek başlarına halleşebilecekleri şeklindeki fıtri bilgilerini güçlendirenler, kendilerinde var olduğunu keşfettikleri gücü, itiraf, teslim, ikrar, kabul ve ilân ederken, türdaşlarının güçlenmelerine de yardımcı olurlar.” Demektedir. ALATLI “dadaşlık kanunlarının aslında tüm dünyadaki yiğitlik kanunu ile aynı olduğunu şu cümleleri ile belirtmektedir. “ Öte yandan, “insan olmak” muradının, güncel hal ve şeraitten, dost ve müttefiklerimizden, genelde kabul gören değerlerden, sağlıklarından, ailelerinden, kınanmak hatta nefret edilmekten üstün tutuluyor olmasının, akıl kârı ya da felsefi olmayan, bir tarafı vardır. “Erzurum Forumu”ndaki “tükenmez bir sevgi ve kârsız bir saygı” gibi söylemler, ihtiyat sahibi entelektüellerde kuşku uyandırmazsa bile, “Don Kişotluk” olarak algılanacaktır. Yeri gelmişken, İspanyollar, Don Kişot’a, “cüneyt”ten bozma “el jinete” derlermiş: “şövalye.” Orta Çağ Avrupa’sının şövalyesinin Uzak Doğu’daki karşılığı, “samuray.” “Samuray”ın yasası, Buşido, Dadaş’ınkinden farklı değildir: “Sadakat, fedakârlık, adalet, utanma duygusu, edep, iffet, tevazu, kanaatkârlık, cesaret, ciddiyet, onur ve sevgi. Yardımseverlik, içtenlik, dürüstlük, kendine hakimiyet, ciddiyet.” Samuray yasasında hile ve haksızlık, aşağılık ve insanlık dışı sayılırken, sevgi ve yardımseverlik erdemlerin en yücelerinden, asil duygular sayılır. “Buşino içi-gon,” samuray sözü, her türlü yasal dokümanı aşan senettir. Bir samuray için, senet imzalamak, aşağılanmakla eşdeğer. İyiyi de, kötüyü de sükûnetle karşılamak. Varlığa sevinmemek, yokluğa yerinmemek. Tutkuların esiri olmamak. Azla yetinmek, servet ve meta için değil, onur ve gurur için yaşamak.” Yapmış olduğumuz bu kısa çalışmada dadaş ve dadaşlık üzerine yazılan sistematik denemeleri ve gezi notlarını dikkate aldık. Maalesef dadaş ve dadaşlık üzerine yazılan sistemli ve bilimsel bir çalışma bulamadık. Dadaşlık üzerine yazılan şiirlere hem sayfa sınırlaması nedeniyle hem de dergi içerisinde yer verileceği için tekrara düşmemek nedeniyle değinmedik. Bu çalışmanın daha kapsamlı yapabilmek en büyük arzumuz olmakla birlikte, dadaşlık üzerine yapılan çalışmaların azlığı ve yetersizliği konusunda yapılabilecek olan çalışmanın hacminin ne kadar olacağı konunun erbaplarınca malumdur. DADAŞ; öyle birkaç satırla anlatılabilecek bir insan değildir. DADAŞLIK öyle birkaç sayfaya da sığdırılamaz. Ciltler dolusu kitap okuyan, sayfalar dolusu kitap yazan Erzurumlu araştırmacı ve yazarlarımızın dadaş ve dadaşlık üzerine ciddi bir şekilde eğilmeleri, çalışmaları ve yazmaları gerekmektedir.

Prof.Dr.Selçuk GÜNAY ERZURUM’UN BANİSİ KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN KANUNİ ÖNCESİ ERZURUM KANUNİ SONRASI ERZURUM Bilindiği üzere Anadolu’nun kapısı ve ordu güzergahlarının geçiş noktasında bulunan Erzurum, kuruluşundan itibaren bölgenin müstahkem şehirlerinden biri olarak önem kazanmıştır.. Bu yüzden eski çağlardan beri, bölgede yaşanan birçok mücadelenin neticesi olarak, Erzurum defalarca el değiştirmiş ve tahribata uğramıştır. 1049 yılında bölgede Selçuklu Türklerinin görünmesi ve 1071 Malazgirt zaferiyle Saltuklu hakimiyetinin kurulmasını takiben bir istikrar dönemine giren Erzurum, 1242 yılındaki Moğol tahribatından kurtulamamıştır.. 1308’den sonra Erzurum İlhanlı valileri tarafından idare edilen vilayetlerden birinin merkezi olarak tekrar önem kazanmaya başlamıştır. Ancak 1335 yılında İlhanlıların yıkılışıyla bölgede başlayan iç mücadele ile Erzurum’un talihsiz günleri tekrar başlıyordu. Buna paralel olarak bölgenin ve şehrin nüfusu giderek azalıyordu. Bu azalmanın en önemli sebeplerinden biride bölgedeki Akkoyunlu ve Karakoyunlu devletlerinin mücadelesidir. Diğer taraftan Timurlu istilasından sonra bölgede devam eden Türkmen mücadeleleri Erzurum’da yeni tahribat ve perişanlıklara yol açmıştır. Bir yandan da ;ram da Şah İsmail tarafından kurulan Safevi Devletince 1502’de ele geçirilen Erzurum’un bu muharebeler neticesinde sazlık haline geldiği ve ıssızlaştığı dönemin kaynaklarında yer alan bilgilerdendir. 1514’de Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran galibiyetinden sonra Padişah’ın Erzurum civarına geldiğinde bölgenin idaresini Türkmen Beyi Sevindik Han’a verdiği bilinmektedir. Osmanlı kayıtlarından Erzurum’un ovası ile birlikte Osmanlı topraklarına katıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim 1520 senesinde Erzurum şehri boş ve harap on iki mahalleden ibaret bir yerleşim alanı hükmündedir. Tahrir defterleri ve vergi kayıtlarından Erzurum şehrinde 21 haneden ibaret bir nüfusa sahip olduğu anlaşılmaktadır. Erzurum bu durumdayken, Kanuni Sultan Süleyman Irakeyn (iki Irak) Seferine giderken 5 Eylül 1534 Yılında Erzurum’a konakladı sırada şehrin son derecede harap olduğunu görerek, buranın şenlendirilerek kalesiyle beraber tamirini emretmiştir. Tamamen boş olan şehrin yanı sıra ova ve Pasin köyleri de aynı manzarayı gösteriyordu. Devam eden İran savaşları halkın başka bölgelere göç etmesine neden olmuştur.. Kanuni Sultan Süleyman bunun üzerine vakıflar tesis ederek, vergileri hafifleterek bölgede yeni bir nüfus politikası ile Erzurum’un şenlendirilmesine çalışmış ve bunu başarmıştır. Aynı zamanda bölgeye yeni bir düzen vermek isteyen Kanuni bin kadar maiyeti ile İran’dan iltica eden Dukadirli Mehmet Han’a Erzurum Beylerbeyliğini vererek bölgenin iskanını temin etmiştir. Hatta Erzurum’un yeni şenlendirilmekte olması nedeniyle Erzurum’un Beylerbeylerinin geçici olarak Bayburt’ta oturdukları görülmektedir. Böylece bölgeye güçlü aşiret beylerinin tayin edilmesiyle iskan politikası izlenirken, Kanuni’nin emriyle esasen devletin malı sayılan şehrin harap ve terkedilmiş müklerinin ileri gelenlerine satılması da şehrin yeniden iskanını temin etmiştir. Nitekim 1540 tarihli “mufassal Erzurum Defterinde” Erzurum sancağının merkez (Mefs-i Erzurum), Karaz, Geçik, Tekman, Karaş—Kuli, Cinis, Şoğayn, Serçeme, Çermeli, ve Ovacık olmak üzere on nahiyeden ve şehrin de 27 mahalleden meydana geldiği görülmektedir. Görülüyor ki, harap ve hali olan Erzurum şehrinin banisi Cihan Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’dır. Bu yüzden Büyükşehir ve yan belediyelerimizin bu hususu göz önüne alarak Kanuni Sultan Sül2ın hatırasını Erzurum’da yad edici faaliyetlerde bulunması zorunludur İlk Yayın Tarihi Erzurum Sevdası Dergisi Mart/ 2012 Sayısı

Yassıada
HECE TAŞLARI
Hotel Restaurant Magazine October 2018