Medikal Mayıs 2018

istmagmagazin

İMTİYAZ SAHİBİ

İstmag Magazin Gazetecilik İç ve

Diş Tic. Ltd. Şti. adına

H. FERRUH IŞIK

GENEL MÜDÜR

MEHMET SÖZTUTAN

mehmet.soztutan@img.com.tr

GENEL YAYIN YÖNETMENİ

GÜLÇİN COŞKAN

gulcin.coskan@img.com.tr

EDİTÖRLER

Prof. Dr. İsmail KAYA

ismail.kaya@gmail.com

Doç. Dr. Mehmet Ali ÖZBUDUN

ozbudun@gmail.com

Duygu GECÜ

duygu.gecu@img.com.tr

REKLAM KOORDİNATÖRÜ

RECEP ARSLANTAŞ

recep.arslantas@img.com.tr

SORUMLU MÜDÜR

CÜNEYT AKTÜRK

cuneyt.akturk@img.com.tr

GRAFİK & BASKI SORUMLUSU

TAYFUN AYDIN

tayfun.aydin@img.com.tr

GRAFİK TASARIM

SAMİ AKTAŞ

sami.aktas@img.com.tr

FOREIGN RELATIONS

İSMAİL ÇAKIR

ismail.cakir@img.com.tr

MUHASEBE FİNANS

MUSTAFA AKTAŞ

muhasebe@img.com.tr

ABONE

Nurten Demİr

nurten.demir@img.com.tr

ANKARA BÖLGE

MUSTAFA AKÇAY

0505 253 4055

mustafa.akcay@img.com.tr

BURSA BÖLGE

ÖMER FARUK GÖRÜN

fgorun@ihlas.net.tr

Buttim Plaza D Blok Kat: 4 No:1267 BURSA

Tel:+90 224 211 44 50 / Fax: 224 211 4481

Printing

CTP • BASKI

İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.

Merkez Mah. 29 Ekim Cad.

İhlas Plaza

No: 11 A/41

Yenibosna - Bahçelievler / İSTANBUL

+212 454 30 00

ADRES

Evren Mah. Bahar Cad.

Polat İş Merkezi B-Blok - No:1 Kat:4

Güneşli - Bağcılar - İstanbul

Tel.:+90.212 604 50 50

Faks:+90.212 604 50 51

www.medikalteknik.com.tr

e-mail: info@medikalteknik.com.tr

İMG - Medikal Teknik dergisinde

yer alan makalelerdeki fikirler

yazarlarına aittir.

Yayınlanan ilanların sorumluluğu reklam

verene aittir. İMG - Medikal Teknik dergisinin

bütün yayın hakları İstmag Magazin

Gazetecilik İç Ve Dış Tic. Ltd. Şti.’ne aittir.

Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.


Gülçin Coşkan

gulcin.coskan@img.com.tr

Beyazı Sevenlere..

To those like white..

Şimdi geceleri uyanacağız, gündüzler gece, geceler

gündüz…

On iki ay boyunca karanlık olan gece, bir ay boyunca

bembeyaz..

Beyazı Sevenlere..

Bir ay daha sizlerle olmanın sevinci içerisindeyiz. Sizlere her

ay olduğu gibi bu ayda yepyeni güzelliklerle geldik. Bu ay

ki güzelliklerimizin ana konusu; sağlıklı uyumak ve sağlıklı

uyanmak..

Hayatımızın büyük bir kısmını kapsayan uykunun günlük

yaşantımızda sosyal, psikolojik tüm aktivitelerimizi

etkilediğini söyleyen uzmanlar özellikle yattığınız yatağın,

yastığınızın ve yorganınızın titizlikle seçilmesi konusunda

uyarılarda bulunuyorlar. Bu seçimi yaparken zorlanmamanız

açısından sizler için araştırma yaptık. En rahat, en huzurlu

ve güvenilir yatak olan BEDAİD yatağı bulduk. Özellikle

uzun süre yatmak zorunda olan hastalarınızın, hareketsiz

kaldıkları için oluşan yatak yaraları için birebir olan bu

yatak, sağlığımızı bizden fazla düşünür şekilde tasarlanmış.

Bağımlısı olduğumuz teknolojinin sağlık alanında yapılan

çalışmalarla, ülkemizi ve sosyal hayatımızı nasıl etkilediğini

sizlerle her ay olduğu gibi bu ayda paylaşmaya devam

ediyoruz: Bu sayımızda son yıllarda ülkemizde artış

gösteren estetik konusunun, sadece bayanlarda değil

erkekler için de önemli olduğunu ve artık erkeklerin de

bayanlar kadar estetiğe önem verdiğinin önemini vurgulayan

haberlerimizi sizlerle buluşturuyoruz. Medikal sektörde

önemli bir yere sahip olan Tayvan’da 21-24 Haziran

tarihleri arasında, MedicareTayvan ve Sencare uluslararası

bir platform oluşturmaya hazırlanıyor. Tayvan Ticaret

merkezinde gerçekleşecek olan fuarı, Medıcare Tayvan,

Taıtra düzenliyor. Ülkemizde yetişen genç başarılı ve son

yıllarda televizyonlarda sıkça görmeye alışkın olduğunuz

ünlü fizyoterapist ’Zafer Aksungur’u’ çok özel bir ismi sizler

için ziyaret ettik. Zafer bey son zamanlarda vücut ağrısı

yaşayan ve bu anlamda sağlık sorunu yaşayan insanların

en çok tercih ettiği isimlerin başında geliyor. Bu sıra dışı

başarı hikayesini zafer beyin kendisine sorduk. Bu sıra dışı

başarı hikayesinin tesadüf olmadığını çok çalışmak, daha

çok çalışmak olduğunu öğrendik.. Hiç bir başarının tesadüf

olmadığını tekrarlamışken, 33 yıldır bizlerle olan sizlere

teşekkür eder, hepinize hayırlı ramazanlar dileriz.

Now, we will wake up at nights, days become nights,

nights day…

Night which is dark during twelve months is extremely

white for one month..

To those who like white..

We are delighted due to being together with you for one

more month. We have come to you together with brand-new

beauties as in every month. This month, the key issue of our

beauties is healthily sleep and healthily wake up..

The experts - who say sleep which covers a great part of our

daily life affects our all activities as social, psychologically -

advise us to be careful especially choosing mattress, pillar

and quilt. We search for you while you make this choice in

order not to get difficulty. We found BEDAİD mattress as

easiest, most comfortable, and most peaceful. Particularly,

these mattresses - which feature suitable for invalid patients

regarding lie down for a long time and remaining motionless,

so bedsores happen - have been designed considering our

health more than us.

We continue to share technology, to which we have been

additive how to affect our country and social life in line

with the studies conducted in health area, with you this

month as in every month: In this issue, we edited news that

highlight importance of aesthetic shows increases in our

country including not only women but also for men in recent

years. Medical also tries to constitute an international

platform in Taiwan which has a crucial place in the sector at

Medicare Taiwan and Sencare on 21-24 June. The fair which

is being held at Taiwan Trade Center is held by Medicare

Taiwan, Taıtra. We visited young, successful physiotherapist

Zafer Sungur who grew up in our country and appear on

TVs frequently for you. Mr. Zafer comes first of people are

preferred mostly by those who suffer body pain and having

healthy problem. We asked this extraordinary success story

to him. We learnt that this extraordinary success story does

not happen accidently, it require working studiously, working

more and more..

While mentioning any success would not be accidently, we

thank you regarding being together us for 33 years, wishing

fortunate Ramadan.


News

BioGenA’dan önemli adım!

Başta genetik bilimi olmak üzere sağlık teknolojilerinde yaşanan devrim niteliğinde

yenilikleri hastaların ve doktorların hizmetine sunan BioGenA, kanser genetiği

alanında dünyanın en ileri teknolojisine sahip olan Caris Life Science ile işbirliğine

girdi. İşbirliği sayesinde onkologlara ve kanser hastalarına genetik profilleme ve

genetik haritalama ile kişiselleştirilmiş kanser tedavisi hizmeti sunuluyor.

Genetik bilimi değişimin başını

çekiyor

Hastalara ve doktorlara dünyadaki

en yeni ve gelişmiş tedavi

yaklaşımlarını sunma amacıyla

kurulan BioGenA, teknolojide bu

yenilikleri tıp biliminin hizmetine

sunan kuruluşların başında geliyor.

BioGenA’nın kurucusu ve CEO’su

Akın Çoban, tıptaki gelişmeleri

yakından takip ettiklerini ve

söz konusu yeniliklerde “genetik”

alanın başı çektiğini belirtti.

Amaçlarının hastalıklara genetik

temelde ışık tutan bir yaklaşımla

tedavilerde yol gösterici rol

oynamak olduğunu belirten Akın

Çoban, ilk adım olarak kanser

genetiği konusunda dünyanın en

büyük ve en teknolojik şirketi Caris

Life Science ile işbirliği yaptıklarını

ifade etti. Çoban, Caris Life Science

işbirliği ile kişiselleştirilmiş

kanser tedavisi, genetik profilleme

ve genetik haritalama alanında

Türkiye ve yakın coğrafyada hizmet

vermeye başladıklarını kaydetti.

Onkoloji, genetik hastalıklar, nadir

görülen hastalıklar gibi önemli

sağlık problemlerine odaklandığını

söyleyen Çoban, kişiye özel tedavi

çözümleri, teşhis ve tedavilerde

belirleyici genetik materyal ve testler,

genetik koçluk ve kök hücre

tedavileri konularında çalışmalar

sürdürdüklerini, amaçlarının bu

alanlarda öncü rol oynamak olduğunu

dile getirdi.

Teknolojideki gelişmelere

paralel olarak tıp dünyası hızla

yenileniyor ve hayatlarımızı

değiştiriyor. Yeni geliştirilen

teknolojiler sayesinde hastalıklarla

ilgili daha önce bilinmeyen veya

belirlenemeyen birçok konu açığa

çıkarılıyor. Son yıllarda hastalıklara

karşı yaklaşımlar da bu dönüşümlere

paralel olarak hızla değişiyor.

Korkulan bazı hastalıklar, tedavisi

mümkün olmayan birçok hastalık

artık kontrol altına alınabiliyor.

Hastalıklar daha ortaya çıkmadan

tahmin edilebiliyor, önlem

alınabiliyor ya da hastalığın seyri

önceden öngörülebiliyor.

6

Mayıs 2018


News

Erkeklerin estetik yaptırma yüzdesi arttı

İnsanların gün geçtikçe bilinçlenmesi ile erkeklerinde kendilerine ve ciltlerine

bakma oranının yükseldiğini söyleyen Dermatolog Dr. Yelda Bice, medyanın ve

teknolojinin rolünün büyük olduğunun altını çizdi.

Estetik ve güzellik merkezlerini

en çok ziyaret edenler

kadınlar olarak bilinse de;

erkek hasta oranının her geçen

gün arttığını belirten Dermatolog

Dr. Yelda Bice,erkeklerin genelde

kısa sürede uygulanabilen

işlemleri tercih ettiğini söyledi.

Erkeklerinde cilt bakımından estetiğe

kadar birçok alanda gereksinimlerinin

olduğunun altını çizen

Bice, “Erkek hastalarımızda da

kişisel gereksinimleri belirleyerek

kişiye özel işlemleri, zaman kaybını

önleyerek sosyal yaşamdan koparmadan

konumlandırıp uygulayabiliyoruz’’

dedi.

“Erkekler en fazla lazer epilasyon

yaptırıyor”

Dr. Bice, erkek hastaların ciltlerine

ve kendilerine bakma oranının

artmasında medyanın ve gelişen

teknolojinin çok büyük rolü olduğunun

altını çizdi. Birçok uygulamanın

kısa sürede, iz kalmadan ve

acısız olduğunu belirten Bice, erkek

hastaların en çok yaptırdığı uygulamaların

başında lazer epilasyonun

geldiğini söyleyerek “Erkek hastalarımız

öncelikle lazer epilasyon

tedavi sistemlerini tercih ediyorlar.

Cilt tedavileri açısından bakarsak

akne ve leke tedavileri sıralamada

yerini alıyor. Yaş ortalaması biraz

yükseldikçe kozmetik uygulamalara

da başvuru oranı giderek artıyor.

Ciltte oluşan derin çizgiler ve

kırışıklıklar için kliniğimizi tercih

eden erkek hasta sayısı oldukça fazla.

Yaş almayla birlikte ortaya çıkan

deformasyonların önüne geçmek,

yavaşlatmak amaçlı gerekli tüm

uygulamaları erkek hastalarımıza da

uyguluyoruz. Erkek hastalarımızın

genel sorunlarından bir tanesi de

saç dökülmesi bu problemlerinin

tedavi edilmesi bunun içinde saç

PRP, mezoterapi kök hücre tedavileri

planlayabiliyoruz. Tüm bu uygulamalardan

kısa sürede sonuç alınması

hem motivasyon oluyor hasta açısından

hem de erken önlem almanın

önemini ortaya çıkarıyor” dedi.

“Kirlenen hava cilt sağlığı açısından

sorun yaratıyor”

Kirlenen hava ve bozulan beslenme

şeklinin cilt sağlığı açısından büyük

sorunlar yarattığını söyleyen Dermatolog

Dr. Yelda Bice, cilt sağlığı

konusunda; önlem alınmasının

çok önemli olduğunu belirtti. Cilt

üzerinde bariyer oluşturmak için

kullanılan ürünler yanında cilt altı

kalitesini arttıracak işlemler ile cildin

desteklenmesi konusuna dikkat

çeken Bice, erkek hastalarımızda

bunun bilincinde olarak uygulamalardan

faydalanıyor dedi.

Mayıs 2018 7


News

5 kıtada 60 ülkeye ihracat yapan

Biota, şimdi de Kamboçya pazarında…

Şirket olarak Asya ülkelerinde büyümeye devam ettikleri belirten Biota

Laboratuvarları Bilim Kurulu Başkanı Prof. Murat Türkoğlu, “Global Biomatrix

Grubu ile imzaladığımız işbirliği anlaşması kapsamında Bioxcine ürün grubu

Nisan ayı itibariyle Kamboçya genelinde tüm eczanelerde satışa sunuldu” dedi.

Asya pazarında büyümeye

devam eden Biota Laboratuvarları,

Tayland, Myanmar,

Güney Kore, Hong Kong,

Endonezya, Tayvan, Filipinler

ile Vietnam ve Laos’tan sonra,

dünyanın 90’ıncı büyük ülkesi

olan Kamboçya pazarına girdi.

Biota, sağlık ve güzellik alanında

ülkenin en büyük gruplarından

Global Biomatrix Grubu ile işbirliği

anlaşması yaptı. Kamboçya, Biota

Laboratuvarları’nın Asya pazarında

işbirliği yaptığı 10’uncu ülke oldu.

İşbirliği kapsamında Biota’nınBioxcine

grubunda yer alan şampuan

ve saç bakım ürünleri Kamboçya

genelinde tüm eczanelerde satışa

sunuldu.

Prof. Türkoğlu: ”5 Kıta’da 60

ülkeye ihracat yapıyoruz.”

Potansiyel ve fırsatlarla dolu bir

pazar olan Asya Kıtası’nda büyümeye

devam ettiklerini belirten

Biota Laboratuvarları Bilim Kurulu

Başkanı Prof. Murat Türkoğlu,

“5 Kıta’da, 60 ülkeye ihracat

yapıyoruz. Asya ülkelerinde temsilcilik

ve işbirliği anlaşmaları yaparak

başarılı bir model oluşturduk.

Bu model kapsamında Biota ürünlerine

Avrupalı?ların olduğu gibi

Asyalı tüketicilerinin de kolaylıkla

ulaşmasını hedefliyoruz” dedi.

Medikal Konferans’a katıldı…

Biota Laboratuvarları, aynı zamanda

Kamboçya’nın başkenti Phnom

Penh’de gerçekleştirilen ‘Medical

Conference 2018’e de katıldı. Biota

Bilim Kurulu Başkanı Prof. Murat

Murat Türkoğlu ile Uzakdoğu ve

Avrupa Satış Müdürü Frank Ebert,

konferansta 200’den fazla doktor

ve eczacıya dermokozmetik alanında

şirket olarak geliştirdikleri

bilimsel çalışmalar ve bilimsel

temelli Bioxsine ürün grubu hakkında

bilgiler verdi.

Biota Laboratuvarları’nın; Tayland,

Myanmar, Güney Kore, Hong Kong,

Endonezya, Tayvan, Filipinler,

Vietnam ve Laos’tan sonra, Uzakdoğu

pazarında işbirliği yaptıkları

10’uncu ülke olan Kamboçya’da,

Global Biomatrix Grubu ile işbirliği

sözleşmesi imzalamaktan büyük

heyecan duyduklarını söyleyen

Prof. Türkoğlu,“Ülkede uzun

dönemli ve verimli bir ortaklık

sürdürmeyi istiyoruz” diye konuştu.

8

Mayıs 2018


Asya kaplanı medikal cihaz

endüstrisinde kükrüyor

MEDICARE TAYVAN (Tayvan

Uluslararası Tıp & Sağlık

Hizmetleri Fuarı) ve Sen-

CARE (Tayvan Uluslararası Yaşlılar

Hayat Tarzı ve Sağlık Hizmetleri

Fuarı) Tayvan’daki medikal gereçler

endüstrisindeki ticaret

erbaplarına yönelik uluslararası bir

platform oluşturmaya hazırlanıyor.

21-24 Haziran tarihleri arasında

Tayvan Dünya Ticaret Merkezi’nde

sahne alacak olan bu iki ticaret

fuarı medikal endüstrisinin 400

önemli firmasını, elektro-medikal

ekipmanlar, diagnostik ekipmanlar,

tek kullanımlık medikal ürünler,

rehabilitasyon ekipmanları ve

hareketlilik ekipmanları kategorilerinde

son ürünlerini sergilemeleri

için bir araya getirecek.

MEDICARE TAYVAN, TAITRA

tarafından düzenleniyor. Dış

ticaretin teşviki için 1970 yılında

kurulan Tayvan Dış Ticaret

Geliştirme Konseyi, Tayvan’ın en

önde gelen kâr amacı gütmeyen

ticaret geliştirme örgütüdür.

Devlet, sanayi dernekleri ve

çeşitli ticari kuruluşlar tarafından

ortaklaşa desteklenen TAITRA,

Tayvan’daki işletmelere ve üreticilere

uluslararası rekabet güçlerini

güçlendirmeleri ve dış pazarlarda

karşılaştıkları zorluklarla baş etmeleri

konusunda yardımcı olmaktadır.

Tayvan’ın olgunlaşan BİT (Bilgi

İşlem Teknolojileri) ve ileri teknoloji

endüstrileri sayesinde, bir çok

büyük endüstri oyuncusu medikal

ve sağlık bakım pazarlarında yer

almak için gerekli becerilere sahiptir.

Bu da dolayısıyla Tayvan’da

tıp hizmetlerinin gelişimi yanında,

aynı zamanda sağlık turizmini

de teşvik etmektedir. Artan yaşlı

nüfusuna paralel olarak yükselen

ulusal sağlık harcamaları desteği,

son kullanıcıların yüksek teknolojiye

olan yoğun talebi ve Asya

pazarlarına yakınlık, Tayvan’ı dünya

10

Mayıs 2018


genelinde en önemli medikal

cihazlar pazarlarından biri konumuna

dönüştürmüştür. Sektör

analiz kuruluşu Business Monitor

International, Tayvan tıbbi cihaz

pazarının 2014-2019 yılları arasında

yıllık %7,7 oranında büyüyeceğini

önermektedir. Tayvan’ın oldukça

verimli tıbbi cihaz pazarı, tüm

dünya genelinde değer bakımından

ilk 25 arasında yer almaktadır.

Küresel ekonominin istikrarlı bir

şekilde toparlanmasıyla birlikte,

Tayvan’ın ihracat ve ithalat

değerleri de yükselmeye başladı.

Dolar bazında, Tayvan’ın ithalat

ve ihracatı, 2017 yılı içinde, bir

önceki yıla göre, sırasıyla %12.4 ve

%13.2 artış gösterdi. Genel olarak

bakıldığında, küresel ekonomideki

sürekli genişleme, yapay zeka,

yüksek performanslı bilgi işlem,

otomotiv elektroniği ve Nesnelerin

İnterneti gibi bir dizi revaçta

olan teknolojilerin gelişimine ivme

kazandırmıştır.

Saygın klinik altyapısı, yüksek kaliteli

ve düşük maliyetli AR-GE ve

üretim ortamı, hem temel hem de

uygulamalı araştırmalar yanında

ürün geliştirmede yetenekli insanların

oluşturduğu geniş kitlesi ve

fikri mülkiyet haklarına saygılı bir

endüstri kültürü sayesinde, bugün

Tayvan medikal gereçler endüstrisinin

gelişimine yönelik kazançlı

Wu-Shun Liang, CEO, E-SUN Technology Co. Ltd.

bir çevre sunuyor. Hükümet,

medikal gereçler endüstrisini

21.yüzyılda Tayvan’ın en önemli

ve öncelikli endüstrilerinden biri

konumuna getirmek için çoktan bir

çok politikayı yürürlüğe koyup, yeni

kanunlar çıkardı.

ACARE: Medikal solunum destek

cihazlarında ileri bakım

Nabız oksimetresi, SpO2 prob

sensörü, emme ünitesi, oksijen

regülatörü, medikal akış metre,

emiş regülatörü yanında CPAP

cihazı ve maskesiyle yüksek kaliteli

BLDC Motoru ve BLDC Blower

ürün yelpazesini içeren solunum

destek cihazlarında uzmanlaşan

Acare 2011’den beri fasılasız

olarak Medicare Tayvan fuarında

yer alıyor. Halihazırda dünya

genelinde 100’ün üzerinde ülkeye

ihracat gerçekleştiren Acare,

kaliteyi en birinci öncelikleri olarak

yönetim ve üretimlerinin merkezine

yerleştirmekle kalmıyor, aynı

zamanda daha fazla niş pazarlar

keşfetmek isteyen ortaklarına benzersiz

bir rekabet gücü sağlayan,

tıbbi cihazların ve BDLC motorlarının

talebe göre uyarlanmasını

yönelik hizmetleri de sağlıyor.

İki yıl içinde halka arz edilmeyi

planlayan Acare, esnek pazarlama

ve satış stratejileri sayesinde daha

fazla talebe ve pazara cevap verebilmek

amacıyla daimi ortaklarla

çalışmaya devam ediyor.

ACARE Technology Co. Ltd.

Pazarlama Direktörü Denise

Chang, “Tayvan tıbbi cihaz endüstrisine

dayanak olan elektronik,

BİT (Bilişim ve İletişim Teknolojileri),

hassas cihazlar ve bağlantı

elemanlarının da dahil olduğu

çeşitli endüstrilerde rekabet

üstünlüğünü korumaktadır. Bunun

sonucu olarak, Tayvan ABD ve

Avrupa’ya göre çok daha düşük

maliyetlerle yüksek kalitede tıbbi

Mayıs 2018 11


cihazlar geliştirebilmekte ve üretebilmektedir.

Bunun yanında, kaynak

oluşturma ve sektör lehine düzenlemeler

gibi hükümet destekleri,

Tayvan tıbbi cihaz endüstrisindeki

inovasyonu ve yeni teknolojileri teşvik

etmekle kalmayıp, aynı zamanda

büyük bir ivme kazandırmaktadır.

Sonuç olarak, Tayvan medikal

cihaz endüstrisinin odağı sadece

üretimden AR-GE ve inovasyona

kaymıştır.” diyor.

CSD: Evde bakım ürünlerinde yeni

bir trend

Yüz maskeleri, cerrahi giysiler,

alkollü mendiller, bandajlar,

gazlı bezler, pamuklu ürünler,

spançlar ve profesyonel malzemelerin

üreticisi CSD, Tayvan’ın

ilk tek kullanımlık cerrahi pansuman

ürünleri imalatçısıdır. CSD,

2017’de lanse ettiği rengarenk

yüz maskeleri kampanyasıyla,

ünlülerle ve yıldızlarla işbirliği

yaparak geleneksel cerrahi yüz

maskesini moda haline dönüşen

bir aksesuara dönüştürdü. Bir

dizi pazarlama kampanyasıyla,

CSD kanallarını Tayvan’dan

Asya’daki deniz aşırı pazarlara

başarılı bir şekilde genişletti.

68’in üzerinde ülkeye ihracat

gerçekleştiren CSD, tüketici evde

bakım endüstrisine yönelik açık

vizyonu ile Tayvan’da hijyenik

korunma ürünlerine yönelik pazar

CSD’nin Uluslararası Pazarlama Müdürü, Ryan Chang (Sol), TAITRA’nın Kıdemli Proje Müdürü Cavan Pai,

(Ortada), ile CSD’nin Tayvan’daki fabrikasında bir grup uluslararası gazeteciye ürün pörtföylerini anlattı.

lideri konumuna yükseldi. CSD

Pazarlama Müdürü Julie Chou,

“Medicare bulunduğumuz medikal

alanın temsilcisi haline gelen

bir fuardır. Bundan dolayı, CSD

fuara muhtelif defalar katılmıştır.

Sadece daha fazla müşteriye ulaşmak

değil, aynı zamanda marka

kültürümüzün önemini vurgulamak

için gerek alan, gerekse

de stant görünümüne yönelik

bütçemizi artırdık. Gelecek

vizyonumuz sadece bir üretici

olmakla kalmayıp aynı zamanda

tüketici evde bakım pazarıyla irtibatlanmak

ki bu da çok fazla marka

iletişimi gerektiriyor,” diyor.

Teknoloji ve inovasyonun, Tayvan

imalat sektöründe hiçbir zaman

eksik olmadığını vurgulayan

Chou, son yıllarda, genellikle

düşük kaliteli ürünlerle sonuçlanan

düşük maliyetli üretim ile

rekabetçi olmaktan uzaklaşmaya

başladıklarına dikkat çekiyor.

Julie Chou, “Otomatik Akıllı

Üretim Sistemleri ve yenilikçi

tasarımlarından beslenen kalite

ve inovasyon Tayvan’ın daha ileri

bir üretim ülkesi haline gelmesine

ve aynı zamanda pazarlama bakış

açımızda ileriye dönük düşünmeye

de yardımcı olmuştur. Hükümet,

aynı zamanda bu ülkenin bu alanda

daha fazla ilerleme sağlaması

noktasında oldukça destekleyicidir

ve yerel endüstri için iyi destek

ve danışmanlık programları sunmaktadır”

diyor.

E-SUN: Hava arıtımında bir

adanmışlık

Hastanelerde çapraz enfeksiyonları

önleyen full spektrum akıllı

medikal hava temizlik sistemlerinin

üreticisi E-SUN , 21 yıldan beri

fasılasız olarak Medicare fuarına

katılım gösteriyor. E-SUN’un

geniş hava temizlik sistemleri yelpazesi

ameliyat odaları ve medikal

ortamlara yönelik tavana monte

sistemler, mobil konsollar ve

vantilasyonu içeriyor. Hastanelerin

ve evlerin akıllı hava arıtımına

yönelik yüksek kaliteli cihazlar

geliştiren E-SUN henüz ihracata

başladı ve Japonya ile Çin’e bazı

örnekler gönderdi. Hastanelerde

enfeksiyonların önlenmesine

yönelik uzun yıllara dayalı uzmanlık,

yenilikçi teknoloji ve deneyim

birikimi sayesinde E-SUN, pazar

ve müşteri ihtiyaçlarına yönelik

yeni ürünler ve hizmetler geliştirerek

sürdürülebilir iş büyümesini

devam ettiriyor.

E-SUN CEO’su Wu-Shun Liang,

“Tayvan’da tıp ve sağlık hizmetleri

endüstrisi oldukça rekabetçi ve

çok hızlı gelişiyor. Tıbbi cihaz

üreticileri kendilerini sürekli yeni

ürünler geliştirmeye adıyorlar,

fakat hastanelerde hava yoluyla

bulaşan enfeksiyonların önlenmesine

yönelik medikal ekipman

alanında sadece E-SUN faaliyet

gösteriyor. Dolayısıyla medikal

pazarını tatmin etmek yönünde

cihazlarımızı sağlama noktasında

ve gelecekte adım adım yeni

uluslararası pazarlara açılma

noktasında kendimize güvenimiz

tam. Medikal endüstrisine katkı

sağlamak noktasında, gelecekte

daha fazla üreticinin bu profesyonel

alana katılmasını ümit ediyoruz,”

diyor.

YUSUF OKÇU, Taipei, Taiwan

12

Mayıs 2018


Asian tiger roars in the medical

device industry

MEDICARE TAIWAN (Taiwan

International Medical &

Healthcare Exhibition) and

SenCARE (Taiwan International

Senior Lifestyle and Health

Care Show) is set to build up an

international platform for traders in

medical devices industry in Taiwan.

Taking place from June 21 to 24, at

Taiwan World Trade Center, these

two trade shows will gather 400 key

exhibitors in the medical industry to

demonstrate their latest products

in the categories of electro-medical

equipment, diagnostic equipment,

medical disposables, rehabilitation

equipment, and mobility aids.

MEDICARE TAIWAN is organized

by TAITRA. Founded in 1970 to

help promoting foreign trade, the

Taiwan External Trade Development

Council is the foremost non-profit

trade promotion organization

in Taiwan. Jointly sponsored

by the government, industry

associations and several

commercial organizations, TAITRA

assists Taiwan businesses and

manufacturers with reinforcing

their international competitiveness

and in coping with the challenges

they face in foreign markets.

Thanks to Taiwan’s mature ICT

and high-tech industries, many

key industrial players have

the necessary skillsets to take

part in medical and healthcare

markets, which also encourage the

development of medical services,

as well as increasing medical

tourism in Taiwan. Increasing

National Health Expenditure (NHE)

funding along with growing elderly

population, high demand over hightech

end market and accessibility

to the Asian market transformed

Taiwan into one of top medical

devices markets worldwide. BMI

estimates that the Taiwan medical

device market will continue to grow

by 7.7% from 2014-2019. Taiwan’s

fruitful medical device market is

ranked among the top 25 in the

world in terms of value.

With the global economy recovering

at a steady pace, the value of

Taiwan’s exports and imports

Mayıs 2018 13


(Left to right) Linda Cheng, CEO; John Chen, Vice President, Sales Division; Denise Chang, Marketing

Director, Acare Technology Co. Ltd. to exhibit at Medicare Taiwan along with Cavan Pai, Senior

Project Manager, TAITRA (middle)

has begun to pick up. In dollar

terms, Taiwan’s imports and

exports were 12.4% and 13.2%

respectively higher in 2017 than

in the previous year. Overall,

the continuous expansion of the

global economy has accelerated

the development of a number

of emerging technologies,

such as artificial intelligence,

high performance computing,

automotive electronics and the IoT.

Today, Taiwan has been delivering

a beneficial environment for the

development of its medical device

industry, thanks to respected

clinical research infrastructure,

both high-quality and low cost

R&D and manufacturing medium,

an abundant talent pool in both

fundamental and applied research

as well as product development,

and an industry culture that

respects intellectual property. The

government has introduced several

policies and laws to position the

medical devices industry as one

of the key priority industries for

Taiwan in the 21st century.

ACARE: advanced care in

respiratory medical devices

Specialized in respiratory medical

devices, including pulse oximeter,

SpO2 probe sensor, suction unit,

oxygen regulator, medical flow

meter, suction regulator as well

as CPAP Device & Mask and high

quality BLDC Motor and BLDC

Blower, Acare has been exhibiting

continually in Medicare Taiwan

since 2011. Currently realizing

exports to more than 100 countries

worldwide, Acare not only places

quality at the heart of their

management as their top priority,

but also provides customization

services, including medical devices

and BLDC motors which provide

unique competitiveness for their

partners to explore more niche

markets. Planning an initial public

offering within two years, Acare

keeps working with loyal partners

worldwide to dig out more demands

and markets thanks to their flexible

marketing and sales strategies.

“Taiwan holds a competitive

advantage in several industries that

the medical device industry relies

upon, including electronics, ICT

(Information and Communication

Technologies), precision machinery

and fasteners. As a result, Taiwan

is able to develop and manufacture

high quality medical devices with

costs far lower than that of US and

Europe. In addition, government

support in forms of funding and

favorable regulations not only

stimulates but also accelerates

innovation and new technologies in

Taiwan’s medical device industry.

As a result, the focus of Taiwan’s

medical device industry has

shifted from production only to

R&D and innovation,” says Denise

Chang, Marketing Director, ACARE

Technology Co. Ltd.

14

Mayıs 2018


CSD: Driving a new trend in

homecare

Manufacturing facemasks,

apparels, wipes, bandages, cotton

gauzes, cotton products, nonwoven

sponges and professional

supplies, CSD is the first

disposable surgical dressing

manufacturer in Taiwan. In 2017,

CSD launched a creative series

of colorful facemasks and turned

a traditional surgical facemask

into a fashionable accessory by

collaborating with celebrities

and pop stars. Through a series

of marketing campaign, CSD

successfully extend their channels

from Taiwan to overseas market in

Asia. Exporting over 68 countries,

CSD is the leader in Taiwan for

health protection supplies thanks

to its’ clear vision for the consumer

homecare industry.

“Medicare is a representative

exhibition in our medical field. As a

result, CSD has attended exhibition

several times. We have increased

our budget in both size and

customization to not only further

pursue more clients, but to also

emphasize our branding culture.

Our future vision is to not only be

a manufacturer, but also connect

with the consumer homecare

market, which requires a lot of

branding communication,” says

Julie Chou, Marketing Manager,

CSD.

Pointing out that technology and

innovation has never been a lacking

factor in the Taiwan manufacturing

sector, Chou emphasizes that

in recent years, they have

started to move away from just

being competitive with low cost

manufacturing, which usually

entails lower quality of products.

“Quality and innovation has helped

Taiwan to become more of an

advanced manufacturing country,

from Automated Intelligence

Manufacturing systems to

innovative designs, and also

Cavan Pai, Senior Project Manager, TAITRA (right), Anna Chen (left) of Danken Enterprise Co. Ltd.

manufacturer of high quality and functional diabetic socks, toe socks, sock for flat feet, compression

socks to exhibit at Medicare Taiwan.

forward thinking in our marketing

angle. The government is also

very supportive with this country’s

direction of being more advance in

this field and provides good support

and consulting programs for the

local industry,” adds Julie Chou,

Marketing Manager, CSD.

E-SUN: A dedication in medical air

purification

Manufacturing full spectrum

intelligent medical air purification

systems that prevent cross

infections inside hospitals,

E-SUN has had 21 years of

an uninterrupted attendance

to Medicare. E-SUN’s diverse

range of air purification systems

include ceiling embedded type for

operation rooms and medical sites,

mobile console and ventilation.

Innovating high quality of intelligent

full spectrum air monitoring

purification system for intelligently

taking care of hospitals and

household, E-SUN has just started

export business and have already

shipped some sample equipment

to Japan and China. Thanks to

having a long-lasting profession

for preventing infections inside

hospitals, accumulating innovative

technology and experiences,

E-SUN continues sustainable

growth on business and developing

new products and service to meet

market and customer needs.

“Medical and healthcare industry

is very competitive and improving

fast in Taiwan. Medical device

manufactures greatly devote to

develop products, but only E-SUN

is in the medical equipment field

of preventing air infections inside

hospitals. Thus we have confidence

to provide our medical equipment

to satisfy medical market, and

expand new international market

step by step in the future. We

hope more manufactures join this

professional field, to contribute

medical industry,” concludes Wu-

Shun Liang, CEO, E-SUN

YUSUF OKÇU, Taipei, Taiwan

Mayıs 2018 15


News

Beko, FC Barcelona ve UNICEF’ten

Çocuklarda Obeziteye Karşı 1 Milyon

Euro’luk Global Adım

Beko ana sponsoru olduğu FC Barcelona ile birlikte çocukları sağlıklı beslenmeye

teşvik etmek amacıyla yürüttüğü Eat Like a Pro (Şampiyonlar Gibi Beslen)

girişimi kapsamında küresel bir bağış kampanyası başlatıyor. Beko, Instagram

veya Twitter’da #EatLikeAPro hashtag’i altındaki her gönderi için çocuklarda

görülen fazla kilo ve obezite ile mücadele için UNICEF’e 1 Euro bağış yapacak.

Kampanya ile 1.000.000 Euro toplanması hedefleniyor.

Lider ev teknolojileri markası

Beko, ana sponsoru

olduğu FC Barcelona, FC

Barcelona Vakfı ve UNICEF’le

çocukluk çağı obezitesiyle

mücadele için küresel bir

ortaklığa imza atıyor. Beko, FC

Barcelona ile birlikte sağlıklı

beslenmeye teşvik etmek için

dünya çapında yürüttüğü Eat

Like a Pro-Şampiyonlar Gibi

Beslen kampanyası kapsamında

farkındalık yaratmak amacıyla

sosyal medya üzerinden bağış

kampanyası düzenleyecek.

Beko, Instagram veya Twitter’da

#EatLikeAPro hashtag’i altındaki

sağlıklı yeme alışkanlıklarını

yönelik her paylaşım için

UNICEF’e 1 Euro bağışlayacak.

Kampanya ile 1.000.000 Euro

toplanması hedefleniyor.

Beko, El Clasico derbisinde

formadaki yerini Eat Like A Pro’ya

bırakacak

Mevcut eğilimin sürmesi halinde

şu anda dünya genelinde 41

milyon olan fazla kilolu ya da

obezite sorunu yaşayan çocukların

sayısı, 2025 yılına kadar 70 milyonu

aşacak. Beko, dünya çapında

farkındalık yaratarak ve insanları

harekete geçirerek sorunun önüne

16

Mayıs 2018


News

geçmeyi hedefliyor. Bu kapsamda

6 Mayıs’ta oynanacak dünyanın

en çok izlenen derbilerinden El

Clasico’da, futbolcular Eat Like

A Pro (Şampiyonlar Gibi Beslen)

kampanyası için hazırlanan özel

formalarıyla sahaya çıkacak.

FC Barcelona’nın yıldız oyuncularının

formalarının sol omzunda

Beko logosu yerine #EatLikeAPro

yazacak. Dünyada milyonlarca

çocuğa ilham olan FC Barcelona’nın

yıldız oyuncuları, dengeli

beslenme ve fiziksel egzersiz ile

sağlıklı bir yaşam sürmeleri için

çocuklara örnek olacak.

Ayrıca, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını

sosyal medyada paylaşanlar,

FC Barcelona’nın sınırlı

sayıda üretilen, üzerinde El Clasico

haftasına özel olarak #EatLikeA-

Pro sloganının bulunduğu imzalı

antrenman ve maç formalarından

birini kazanma şansı yakalayacak.Barça

Vakfı, medya kanalları

aracılığıyla bu girişimi destekleyerek

dünya çapında beş milyondan

fazla sayıda takipçisini girişime

katılmaya teşvik edecek.

Arçelik CEO’su Hakan Bulgurlu,

kampanyayla ilgili olarak “Küresel

bir sorun olan çocuklarda obeziteye

“dur” demek için FC Barcelona

ve UNICEF gibi iki büyük ortakla

güçlerimizi birleştirmekten

mutluluk duyuyoruz. Beko olarak

geliştirdiğimiz sağlıklı beslenmeyi

kolaylaştıran yenilikçi teknolojiler

ve toplumda yarattığımız farkındalıkla

sorunun çözümüne katkıda

bulunacağımıza inanıyoruz. FC

Barcelona ile bu yılki El Clasico

derbisinde gerçekleştireceğimiz

forma etkinliğiyle futbolun kitleler

üzerindeki olumlu etkisinden

faydalanarak toplulukları harekete

geçirmeyi ve UNICEF için topladığımız

bağışla sorunun parçası

olmayı amaçlıyoruz” dedi.

Barça Vakfı Başkan Yardımcısı Jordi

Cardoner ise “Sporun kendisinde

varolan değerlerin çocuklara

aşılanmasını hedefleyen FutbolNet

metodolojisinin kullandığımız,

dünya çapında 120.000 çocuk ve

gence ulaşan programlarımızda

fiziksel aktivitenin yanı sıra

“saygı” değerine odaklanıyoruz.

Bu girişimle amacımız çocuklarda

sağlıklı alışkanlıkları artırmak

yoluyla kendilerine saygı duymalarını

sağlamak” diye konuştu.

UNICEF Küresel Beslenme Programı

Başkanı Victor Aguayo da

şunları söyledi: “Çocukluk çağı

obezitesi, özellikle çocukların

sağlıklı büyümesi için gereken besinleri

sağlayamayan yoksul aileleri

ve ülkeleri giderek daha fazla

etkiliyor. Küresel ölçekte çocuklar

için olumlu değişiklikler yapabilmek

adına bizimle yakın iş birliği

içinde olan ortaklarımız Beko ve

FC Barcelona’ya desteklerinden

ötürü teşekkür ediyoruz.”

UNICEF toplanan bağışlarla,

çocuklarda beslenme bozukluğu

nedeniyle ortaya çıkan aşırı kilo

ve obezite gibi sorunları önlemek

çeşitli programlar yürütecek.

Çocukların yeme alışkanlıklarını

değiştirmek için evde ve okulda

sağlıklı beslenmenin önemi üzerine

eğitim programları başlatacak.

Eat Like a Pro-Şampiyonlar Gibi

Beslen girişimi, dünyanın her

yerinden çocuklara ve ebeveynlere

sağlıklı beslenme ve dengeli bir

yaşam tarzının önemi konusunda

eğitim vererek, aileleri Barcelona

takımının yıldız oyuncularının

beslenme alışkanlıklarıyla tanıştırmayı

amaçlıyor.

Mayıs 2018 17


News

Turkey hosted 5.1 billion tourists in the first three months.

Record in Turkish tourism

Turkey is a very attractive country in terms of tourism. Turkey which has many natural and historical values in

this sector began in 2018.Numan Kurtulmus, Minister of Culture and Tourism, said, ‘’Turkey was visited by 5

million 138 thousand tourists in the first three months of the current year. This is the record of all past years.

There is 37% increase in comparison with only last year.’’

Minister Kurtulmus who attend to the Tourism Advisory meeting in Istanbul, ‘’We had foreseen that this year we

would host 38 million tourists but the figures show that the number of tourists will come close to 40 million. We

will raise tourism revenues from 26.5 billion of last year to 32 billion dollar this year. I hope we will reach to 50

million dollar of tourism revenues and 50 million tourists in 2023,’’ added ‘’Turkey had 47.1 billion dollars current

account deficit last year. Tourism will be an important sector that can close the current accounts deficit by itself.

The figures of the first quarter are very encouraging for us.’’

Türkiye ilk 3 ayda 5.1 milyon turist ağırladı

Türk turizminde rekor

Bakan Kurtulmuş, “Bu yıl ilk çeyrekte bütün zamanların en iyi turist sayısına

ulaştık. Cari açığı turizmle kapatacağız. 2023’te 50 milyar dolarlık gelire

ulaşacağız” dedi.

Türkiye turizm bakımından çok cazip bir ülke. Doğal ve tarihi birçok

değerlere sahip olan ülke, 2018 yılına da bu sektörde rekorla

başladı. Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, “İlk üç ayın

rakamlarına göre 5 milyon 138 bin turist Türkiye’yi ziyaret etmiş. Bu,

bütün geçmiş yılların rekorudur. Sadece geçen yıla oranla % 37 artış var”

dedi.

İstanbul’da Turizm İstişare Kurulu toplantısına katılan Bakan Kurtulmuş,

“Bu yıl biz ağırlayacağımız turist sayısını 38 milyon olarak öngörüyorduk

ama rakamlar gösteriyor ki 40 milyona yakın turist gelecek. Geçen seneki

26.5 milyar dolarlık turizm gelirini de bu yıl 32 milyar dolara çıkaracağız.

2023’te ise 50 milyon turist, 50 milyar dolar turizm gelirine ulaşacağımızı

ümit ediyorum” dedi ve ekledi, “Geçen yıl Türkiye 47,1 milyar dolar cari

açık verdi. Türkiye tek başına bu yıldan itibaren Türkiye’nin cari açığını

kapatmaya gücü yetebilecek önemli bir sektör olacak. Bu yılın ilk üç ayına

ilişkin gelen rakamlar bizi çok ümitlendirdi.”

Hazırlayan: Cansu Sarıoğlu (By Cansu Sarıoğlu)

18

Mayıs 2018


News

Estetiğin bilinmeyen yüzü: Estetik bağımlılığı

Doç. Dr. Ozan Bitik, estetik öncesi ve estetik sonrası kişinin ruh hallerinden,

ve ülkemizde son yıllarda estetiğin yaygınlaşmasından yola çıkarak konu ile

ilgili bazı uyarılarda bulundu. Estetikle alakalı düşünceleri olanlar, haberimizi

dikkatle okusunlar:

AMELİYATTAN SONRA MUT-

SUZ OLANLAR VAR!

Beden algı bozukluğu olan

hasta ameliyattan sonra doktorunun

karşısına geçip ameliyat

sonucundan “mutlu olmadığını”

ifade eder. Talep bir ameliyat

daha yapılıp durumun düzeltilmesidir.

Israrcı olunur. Bazen doktor

hastanın ısrarına yenik düşer ve

“düzeltici” ameliyatı yapar, ancak

elbette arzu edilen düzelme asla

elde edilemez. Hasta bu noktada

bir başka doktora gider ve talebini

tekrarlar. Çoğu zaman gittiği

doktorların önemli bir bölümü

hastanın isteğini geri çevirecektir.

Bu sebeple hasta doktorlar

arasında gezmeye başlar ve o kadar

kararlıdır ki sonunda istediği

ameliyatı veya ameliyatsız uygulamayı

yaptırır. İşte estetik bağımlılığının

kısa bir özeti...”

Çoğu zaman beden algı bozukluğu

olan bireyler bu rahatsızlığa

ilişkin belirleyici detayları doktordan

saklıyor. Bazen de ameliyat

öncesi örtülü olan beden algı bozukluğu

ameliyat sonrasında şiddetleniyor

ve aşikâr hale geliyor.

Bu sebeple en tecrübeli hekimler

bile bu tanıyı ancak ameliyattan

sonra koyabiliyor.

Estetik bağımlılığı nedir?

Estetik bağımlılığının kökeninde

Beden Algı (Dismorfik) Bozukluğu

adı verilen psikolojik sorun yatıyor.

DoktorTakvimi.com uzmanlarından

Doç. Dr. Ozan Bitik, estetik

bağımlılığını anlamak için önce

bu psikolojik rahatsızlığı anlamak

gerektiğini söylüyor. Beden algı

bozukluğu olan bireyler, vücutlarındaki

ufak bir fiziki soruna

takılıp bununla meşgul oluyor.

Bazen gerçekten ufak bir bozukluk

olsa da, bazı durumlarda

bu bozukluğu ne bireyin sosyal

çevresi ne de doktorlar göremiyor.

Çünkü beden algı bozukluğu olan

bireyin kusur olarak algıladığı şey

aslında normal insan anatomisinin

herkeste olan detayları oluyor. Beden

algı bozukluğu olan bireylerin

estetik cerrahi girişimlerden ve

ameliyatsız uygulamalardan “tatmin”

olması da bu nedenle çok zor

oluyor. Beden algı bozukluğu olan

bireyler ameliyat sonrası tatminsizliklerini

ve hayal kırıklıklarını

da çoğu zaman plastik cerrahlarına

yansıtıyor ve sadece kendi

hayatlarını değil, doktorlarının

hayatını da kabusa çevirebiliyor.

Hasta ameliyat sonucunun

başarılı olduğunu ve vücudunun

daha iyi yönde değiştiğini görse ve

çevresinden de bu konuda pozitif

destek alsa bile sonunda tatmin

olmuyor.

20

Mayıs 2018


News

Gülben Ergen ve Bahar Korçan pembe

rotanın gönüllü yolcusu oldular

Ünlü Moda tasarımcısı Bahar Korçan ve Gülben Ergen’in destek verdiği projenin

ayrıntılarının anlatıldığı toplantıda Pembe İzler Derneği Başkanı Arzu Karataş,

”Kadın kanserleri ile ilgili farkındalık yaratmak ve 1000 kadına ücretsiz kontrol

amacıyla yola çıktık. Bu proje ile jinekolojik kanser hakkında daha çok kadına,

daha çok bilgi ulaştırmak istiyoruz” diye konuştu.

Kanser, giderek daha çok

sayıda insanın tanıştığı

bir hastalık. Bu kanserler

arasında kadınlarda görülen jinekolojik

kanserlerin görülme sıklığı

da artıyor. Ülkemizde beş bine

yakın kadın rahim kanseri, yaklaşık

3 bin kadın yumurtalık kanseri ve

bin 500 civarında kadın da rahim

ağzı kanseri tanısı alıyor.

Ünlü Moda tasarımcısı Bahar

Korçan ve ’in katıldığı basın toplantısında

Pembe İzler Derneği

Başkanı Arzu Karataş, Kadın

Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik

Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete

Güngör, Tıbbı Onkoloji Uzmanı

Prof. Dr. Gökhan Demir, projenin

ayrıntılarını aktardı.

Rotamız Pembe, Geleceğimiz

Güvende” sloganıyla tüm kadınlara

seslenilen Pembe Rota kapsamında;

“yumurtalık, rahim ve rahim

ağzı kanserleri” konusundaki

farkındalığın arttırılması ve 10 bin

kadının ücretsiz jinekolojik kanser

taramasının yapılması hedefleniyor.

Farklı rotalardaki farklı farklı

kentlerdeki kadınlara ulaşılacak

olan projenin ilk etabında İstanbul’da

1000 kadının ücretsiz

jinekolojik taraması, hastalık

saptandığında ise tedavisi yapılacak.

Toplantıya katılarak Pembe

İzler Derneği’ne ve Pembe Rota

Projesi’ne destek veren sanatçı

Gülben Ergen de şunları söyledi:

“Kadınlar olarak biz sağlığımızın

farkına varalım, kontrollerimizi

yaptıralım diye Pembe İzler

Derneği, çok güzel bir etkinlik

yapıyor. Kanserin adı bile soğuk,

zor bir hastalık. Kontrolleri

yaptırdığımızda belli ki kurtuluş

daha yakın, acı süreci daha

az. Ben, kadının hassasiyetinin,

kırılganlığının, bedeninde biriktirdiği

acıların yumurtalıkta da

meme kanserinde de ses bulduğuna

inananlardanım. Beden çığlık

atıyor. Konuşmazsak, derdimizi

doğru ifade edemezsek ya da

dinleyen yoksa kadınlar kırılıyor”.

Kanserin tedavi edilebilir bir

hastalık olduğundan bahseden

Gülben Ergen “Dünya çapında doktorlarımız

ve hastanelerimiz var.

Eskiden hastalar yurt dışına gitmek

isterlerdi. Ama şimdi yurt dışından

Türkiye’ye geliyorlar.” dedi.

Mayıs 2018 21


News

İki meslek arasındaki benzerlik:

Heykeltraş ve Diş Hekimliği

GSK Türkiye Tüketici Sağlığı Genel Müdürü Sevgin İşlekel, Prof. Dr. Hakkı Sunay

ve Heykeltraş sanatçısı Malik Bulut’un katılımıyla gerçekleşen, Sensodyne’nin

diş minesini korumaya yönelik Promine serisi ile ilgili toplantıda; ilginç bir

benzerlik üzerinde duruldu: Heykeltraş ve Diş Hekimliği meslekleri arasındaki

ustalık benzerliği.

GSK Türkiye Tüketici Sağlığı

Genel Müdürü Sevgin İşlekel

ev sahipliğinde düzenlenen,

Altınbaş Üniversitesi Diş Hekimliği

Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hakkı

Sunay ve heykeltraş Malik Bulut’un

katıldığı toplantı; vücudumuzda az

tanınan ancak ağız ve diş sağlığı

açısından çok önemli olan diş

minesi hakkında bilinmeyenleri

gündeme getirdiği toplantıda, her

iki meslek grubunun üstatı da;

bu iki meslek arasında el işçiliği

ve kullandıkları alet ve materyal

açısından benzerlik olduğunu

söyledi.

Asit erozyonunun diş minesine

verdiği zararların ve alınması gereken

önlemlerin masaya yatırıldığı

toplantıda, Prof. Sunay diş minesi,

mineyi aşındıran etmenler ve

minenin altındaki sarı katmana

dair değerli bilgiler paylaşırken,

heykeltıraş Malik Bulut da mermerden

hazırlanan “beyazı korumak”

isimli diş heykeli eseriyle diş

yapısının daha net anlaşılmasına

ve diş minesi aşınması konusundaki

farkındalığın artırılmasına katkı

sağladı. Ve bu iki meslek arasındaki

benzerlik konuşuldu.

SEVGİN İŞLEKEL: SAĞLIKLI

BEYAZ DİŞLERE SAHİP OLMANIN

SIRRININ GÜÇLÜ VE SAĞLIKLI BİR

DİŞ MİNESİNE SAHİP OLMAKTIR!

Sensodyne’nin diş minesini

22

Mayıs 2018


News

korumaya yönelik Promine serisi

ile ağız ve diş sağlığını desteklemeye

devam ettiğini aktardı.

Sensodyne Promine serisinin, diş

minesini aşınmaya karşı korumaya

yardımcı olmak üzere özel olarak

geliştirildiğini ifade eden İşlekel

“Promine optimize edilmiş formülü

ile diş minesini koruyarak, mineyi

güçlendirmeye yardımcı oluyor”

dedi.

PROF. DR. HAKKI SUNAY: MİNE

TABAKASI İNCELDİKÇE, ALTTAKİ

SARI KATMAN ORTAYA ÇIKIYOR

Prof. Dr. Hakkı Sunay, gün içinde

tükettiğimiz besinlerdeki asidin diş

minesinde erozyona yol açtığına ve

bu erozyonun minenin üzerindeki

beyaz katmana zarar verdiğine dikkat

çekerek, asit erozyonunu şöyle

tanımladı. “Asit içeren yiyecek ve

içeceklerin sık sık ve yoğun olarak

tüketilmesi sonucunda diş minesinin

yüzeyinin demineralizasyona

uğraması ve aşınmaya eğilimli hale

gelmesi durumudur.” Dişlerde

yüzey değişiklikleri ve düzleşme,

incelme ve şeffaflaşma, yapısal

özelliklerin kaybı (yuvarlaklaşma)

ve en ileri düzeyde ise sararma

şeklinde belirtilerle ortaya çıkan

diş erozyonuna karşı koruma

önerdi.

olabileceğini belirtti ve ekledi: ‘Diş

minesini korumak için hangi gıdaların

zararlı olduğunu bilmek çok

önemli. Örneğin portakal suyu son

derece faydalı bir içecek olmakla

birlikte diş minesini en çok yıpratan

besinlerin başında geliyor. Bu nedenle

bu besinleri tüketirken ağızda

uzun süre tutmamak ve günde 2 kez

düzenli olarak diş minesini koruyucu

bir diş macunuyla fırçalamak

çok önemli.”

Heykeltıraş Malik Bulut da diş

minesinin sağlamlığı ve mermer

arasında kurduğu paralellikle ortaya

çıkan “beyazı korumak” isimli

diş heykeliyle bu konuda farkındalık

kazanılmasına katkıda bulundu.

DİŞ MİNESİ DİŞLERİMİZE BEYAZ

GÖRÜNÜMÜNÜ VEREN DIŞ

TABAKASIDIR.

Son derece dayanıklı ve sert bir

yapısı olsa da besinlerdeki asitler

bu tabakayı zayıflatabilir. Zayıflayan

diş minesi zamanla altındaki

sarı katmanı açığa çıkaracak şekilde

kademeli olarak incelir ve bu da

dişlerin doğal beyazlığını kaybetmesine

neden olur” dedi. Diş minesinin

incelmesiyle diş altında bulunan

sarı katmanın görünür hale

geldiğine dikkat çeken Sunay, diş

minesine en çok zarar veren besinlerin

şekerlemeler, gazlı içecekler

ve turunçgiller gibi belirli bir PH

seviyesinin altında olan gıdalar

Mayıs 2018 23


Article

Sesin en büyük

düşmanı sigara!

Ses sağlığını korumanın önemine işaret

eden uzmanlar, 15 günden uzun süren

ses kısıklığının mutlaka kontrol edilmesi

gerektiğini vurguluyor. Sesin en büyük

düşmanının sigara olduğunu belirten

uzmanlara göre, kahve, çay, çikolata ve alkol

ses tellerini kurutuyor. Ses tellerinin üzerini

örten tabakanın nemlendirilmesi gerektiğini

ifade eden uzmanlar, günde 6-8 bardak su

tüketilmesini ve yükses sesle konuşulmamasını

tavsiye ediyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİS-

TANBUL Beyin Hastanesi

KBB Uzmanı Prof.

Dr. Murat Topak, sesin insan

iletişiminde en önemli araç olduğunu

söyledi.

Sesteki değişiklikler mutlaka

izlenmeli

İnsanlardaki ses telleri oldukça

özelleşmiş olup tabakalı

bir anatomik yapıya sahiptir.

Yüzeydeki örtücü epitel ile alttaki

gövdeyi oluşturan kas tabakası

arasında yer alan 3 tabakalı

gevşek bağ dokusu katmanı

nedeniyle, ses teli üzerindeki örtü

alttaki gövdeden bağımsız olarak

bir dalgalanma hareketi meydana

getirebilmektedir. Bu örtü-gövde

mekanizmasının bozulması

nedeniyle ses kısıklığıortaya

çıkar. Ses tellerinin bu tabakalı

yapısında bozulma sonucu ortaya

çıkan ses kısıklığı sesi uygunsuz

ve kötü kullanmanın bir belirtisi

olduğu gibi, kötü huylu gırtlak

hastalıklarının da başlangıç bulgusu

olabilir. Bu nedenle seste

değişiklik meydana gelen her

hasta dikkatle muayene edilerek

buna yol açan etkenler belirlenmeli

ve gerekli tedaviler uygulanmalıdır.

15 günden uzun süren ses

kısıklığına dikkat

Üst solunum yollarını etkileyen

enfeksiyonların bir bölümünde

hastalıktan ses tellerinin de etkilenmesi

sonucu ses kısıklığının

ortaya çıkabileceğini ifade eden

Prof. Dr. Murat Topak, “Bu durum

hastalığın doğal seyriyle veya

tedavi ile bir süre sonra düzelir.

Ancak 15 günden fazla süren

ses kısıklığında mutlaka bir KBB

uzmanının değerlendirmesine

ihtiyaç vardır

Nefes almakta güçlük çekiliyorsa

doktora başvurulmalı

Bu durum, ses tellerini etkileyen

hastalığın solunum yollarının

en dar bölgelerinden biri olan

ses telleri arasından solunum

havasının geçmesine engel

olmaya başladığının belirtisidir,

acil olarak bir sağlık kuruluşuna

başvurulması gerekir

Kahve ve çay ses tellerini

kurutuyor

Sigara sesin en büyük

düşmanıdır. Gırtlak ve akciğer

kanserinin en önemli nedenidir.

Sigaranın kesinliklebırakılması,

bulunulan ortamda sigara dumanına

maruz kalınmaması gerekir.

Kafein (kahve, çay, çikolata)

ve alkol, ses tellerini kurutarak

ses teli hasarını artırır. Kafein ve

alkol kararında tüketilmelidir.

Bunların olumsuz etkisini dengelemek

için sıvı alımının arttırılması

iyi olur.

En az 8 bardak su içilmeli

Ses tellerinin üzerini örten tabakanın

nemlendirilmesi şarttır.

Bunun için günde en az6-8 bardak

24

Mayıs 2018


Article

su içilmelidir. Ortamdaki havanın

nem oranı da önemlidir.

Hekime danışmadan ilaç

kullanmayın

İlaçlar hekime danışarak kullanılmalıdır.

Örneğin soğuk algınlığı

içingelişi güzel kullanılan ilaçların

içinde bulunan antihistaminikler

mukussalgısını azaltarak solunum

yollarının iç yüzünü kaplayan

tabakanın kurumasına neden olur.

Eğer kurutucu özelliği olan ilaçlar

kullanmanız gerekiyorsa, bunu

dengelemek için ilaç kullanımı

süresince sıvı alımınızı artırın.

Ayrıca ev ve çalışma ortamında nem

miktarının yeterli düzeyde olmasını

sağlayın.

Reflü sesi etkiliyor

Laringofarengealreflü,ses telleri

mukozasının yapısını değiştirmesi

yanında boğazda sürekli olarak

oluşturduğu dolgunluk ve takılma

hissi ile sesi etkiler. Laringofaringeal

reflüyü önlemek için:

-Asitli ve baharatlı gıdalardan

sakının.Özelliklegazlı, asitli ve boyalı

içeceklerden sakının.

-Çikolata, yağlı süt ve süt ürünleri;

mide asidini artırmanın yanı sıra

mukusu da koyulaştırarak ses tellerinin

ıslaklığını azaltırlar.

-Yatmadan önce midenizin 2-3 saat

süre ile boş olmasına dikkat edin;

zira yatar pozisyondamide asit

içeriğinin geriye kaçışı daha kolaylaşır,

ayrıca uykuda mide boşalması

da gecikmektedir.

-Yastıkla yatın ya da yatak altına

yükselti koyarak başınızın yatay düzlemle

30 derece açı yapar konumda

olmasını sağlayın.

-Bazı ilaçlar mide asidinin artmasına,

mide ile yemek borusu

arasındaki koruyucu bariyerlerin

ortadan kalkmasına ya da mide

boşalmasının gecikmesine yol

açaraklaringofaringealreflüyü

artırırlar; hekiminize danışmadan

doğal olarak elde edilenler de dahil

hiçbir ilacı kullanmayın.

Stres kas gerginliği yarattığı için

sesin zorlu kullanımına ve böylelikle

ses tellerinde hasara neden

olabilir. Stresli durumda sesinizi

profesyonel amaçlı olarak kullanmaktan

sakının.”

Yüksek sesle konuşmayın

1- Yüksek sesle konuşmaktan,

bağırma ve çığlık atmaktan sakının.

2- Sıkboğaztemizleme ve öksürükten

sakının; bu hareketler genellikle

kötü ses alışkanlığı ve/veya

ses tellerinde kuruma belirtisidir

ve gırtlak dokularınıza zarar verir.

Boğazınızı temizlemek ihtiyacı

hissettiğinizde yutkunun veya biraz

su için.

3- Yeterli hava almadan konuşmamaya

çalışın; bunun için konuşma

temponuzun hızlı olmamasına

dikkat edin ve daha sık nefes alın.

Burun yoluyla derin ve karından

nefes alın.

4- Sesinizin bozuk veya yorgun

olduğu durumlarda aşırı konuşma

ve şarkı söylemekten kaçının.

Konuşmayı azaltmak veya bir süre

konuşmamak genellikle yorgun bir

sesin yenilenmesini sağlayacaktır.

Mayıs 2018 25


Article

Cigarette is the

worst enemy of

your voice!

Specialists, who point out the importance of

maintaining voice health, emphasize that any loss

of voice that lasts over 15 days should definitely be

checked into. According to specialists cigarettes are

your voice’s worst enemy and coffee, tea, chocolate

and alcohol all dry out your vocal cords. Pointing out

that the vocal cords need to be kept moist, specialists

recommend that you consume 6-8 glasses of water

per day and try not to raise your voice.

Üsküdar University NPİS-

TANBUL Brain Hospital ENT

Specialist Prof. Dr. Murat

Topak said that your voice is the

most important tool for communication.

Changes in your voice should

definitely be monitored

The vocal cords in humans are

quite specialized and have a layered

anatomical structure. Due

to the 3 layered loose connecting

tissue between the coating epithelium

on the surface and the

muscle layer that comprises the

bottom body, the covering over

the vocal cord can move in ripples

independently from the underlying

body. When this cover-body mechanism

has problems you experience

voice loss. While this voice

loss that occurs because of problems

in the layered structure of the

vocal cords can be an indication of

misusing your voice it can also be

an indication of laryngeal diseases.

This is why patients with voice loss

need to be thoroughly examined to

find the reason for their voice loss

and be given the necessary treatment.

Beware of voice loss that lasts

over 15 days

Prof. Dr. Murat Topak, who pointed

out that voice loss can also occur in

some upper respiratory diseases,

said “This condition may improve

through the natural course of the

illness or with treatment. But you

should definitely consult an ENT

specialist for any voice loss that

lasts over 15 days.”

A doctor must be consulted for

difficulty breathing

This condition is an indication that

the illness affecting the vocal cords

26

Mayıs 2018


Article

is beginning to prevent air entering

the narrowest point in the respiratory

system, which is between

the vocal cords, and needs to be

attended to urgently at a health

institution.

Coffee and tea dry out vocal cords

Cigarettes are your voice’s worst

enemy and the most important

cause of throat and lung cancer.

It is important to quit smoking

and not expose yourself to smoke

around you. Caffeine and (coffee,

tea, chocolate) and alcohol dry

out the vocal cords and increase

damage to vocal cords. Caffeine

and alcohol should be consumed

in moderation. Increased fluid consumption

is a good idea to balance

the effects of these.

At least 8 glasses of water should

be consumed

The layer covering the vocal cord

must be kept moist. At least 6-8

glasses of water per day are necessary

to do this. The moisture in

the environment is important as

well.

changes the structure of vocal

cords but also affects vocal cords

with the constant full and irritated

feeling it causes. To prevent Laryngopharyngeal

reflux:

-Avoid acidic and spicy food. Stay

away from carbonated, acidic and

colored beverages in particular.

-Chocolate, full fat milk and dairy

products increase stomach acid

and thicken mucous which decreases

the moisture of vocal

cords.

-Make sure your stomach is empty

2-3 hours before you go to sleep

because it is easier for stomach

acid to come back up in a lying position

plus it delays gastric emptying

during sleep.

-Sleep on a pillow or make sure to

raise your mattress so your head is

at a 30 degree angle.

-Some medications cause stomach

acid to increase, eliminate

the protective barrier between the

stomach and esophagus or delay

gastric emptying. Do not use any

kind of medication, even natural

remedies, without consulting your

doctor.

Since stress causes tense muscles

it can strain your voice and cause

damage to your vocal cords. Avoid

using your voice professionally in

stressful settings.”

Do not speak loudly

1- Avoid raising your voice, yelling

or screaming.

2- Avoid frequent throat clearing

and coughing. These actions are

generally signs of bad vocal habits

and/or vocal cord dryness and can

damage your throat tissue. If you

feel the need to clear your throat,

try to swallow or drink some water.

3- Try not to talk without breathing

in sufficient air. Try not to speak

too fast and breathe more frequently

to achieve this. Breathe

deeply through your nose and

breathe from your diaphragm.

4- When your voice is distorted or

tired try not to talk too much and

sing. Cutting back on talking or not

talking for awhile will usually help

rest your voice.

Do not use medication without

consulting a physician

Medications should be used under

doctor’s advice. For example the

antihistamines that are randomly

used for colds decrease mucous

excretion and dry out the layer

covering the interior of respiratory

passages. If you need to use medications

that dry out the body you

should increase your fluid intake to

balance out the effects while you

take the medication. Also make

sure the environment in your home

and work are sufficiently humidified.

Reflux affects your voice

Laryngopharyngeal reflux not only

Mayıs 2018 27


Article

bunlara ek olarak, güneşin etkisiyle

gözleri kısmayı azaltacağı

için, göz çevresinde oluşabilecek

kırışıklıklar da güneş gözlüğü kullanımı

ile engellenebiliyor” ifadelerini

kullanıyor.

Ucuz gözlükler ile gözlerinizi

tehlikeye atmayın!

Yaklaşan yaz ayları ile birlikte

daha dik düşmeye başlayan

UV ışınları, gözlerde ciddi

problemler oluşmasına sebep

olabiliyor. Bu aylarda oluşabilecek

rahatsızlıklarla ilgili bilgiler paylaşan

Dünyagöz Ataköy’den Op. Dr.

Haluk Talu, “Yaz döneminde etkilerini

arttıran UV ışınları konusunda

herkesin dikkatli olması gerekiyor.

Çünkü UV ışınlarını göremez veya

hissedemezsiniz. Özellikle çocuklar,

yaşlılar ve açık göz rengine

sahip kişilerin bu dönemde ekstra

önlemler alması gerekebilir.

Bu noktada güneş gözlükleri,

alınabilecek önlemler arasında en

pratiği olarak öne çıkıyor. Güneş

gözlüğü kullanımı sayesinde, UV

ışınları sebebiyle oluşabilecek

Güneş gözlükleri, tarzınızı yansıtmak için harika

birer aksesuar. Ancak en önemli görevleri, gözleri

zararlı ultraviyole ışınlara (UV) karşı koruyor olmaları.

Güneş ışınlarının gözlerde oluşmasına büyük katkıda

bulunduğu katarakt, maküla dejenerasyonu ve

kuşkanadı hastalığı gibi problemler ise, ciddi görme

kayıplarına yol açabiliyor.

katarakt, maküla dejenerasyonu,

kuşkanadı ve retinanın zarar

görmesi gibi olumsuz etkilerin

önüne geçmek de mümkün. Tüm

Gözlük seçiminde en önemli

nokta: %100 koruma

Güneş gözlüğü kullanımı konusunda

en önemli noktanın, kullanılan

merceklerin %100 UV koruması

sağlaması olduğunu belirten Op.

Dr. Talu, “UV ışınlar, ufak dozlarda

D vitamini takviyesi sağlasalar

dahi, dik düşmeye başladıkları

yaz aylarında cilt yanıkları gibi

etkilerin yanı sıra gözlerde de

hafife alınamayacak problemler

oluşmasına yol açabiliyor. Gözlerin

bu duruma karşı korunması adına,

güneş gözlüğü seçimi belirleyici bir

rol oynuyor. Tercih edilen güneş

gözlüklerindeki merceklerin,

UVA ve UVB ışınlarına karşı %100

koruma sağlıyor olması aranması

gereken en önemli özellik. Bu

tercih yapılırken, özellikle ucuz

gözlüklerden kaçınmak gerekiyor.

Çünkü kalitesiz koyu renkte

mercekler kullanarak yapılan bu

gözlükler, göz bebeklerinin ışığı

daha iyi algılayabilmek için açılmasına

yol açar ve eğer kullanılan

mercek UV ışınlarına karşı koruma

sağlamıyorsa, UV ışınları genişleyen

göz bebeklerine daha fazla etki

ederek risk faktörünü yükseltiyor.

Gözlüğün kafa ve göz çevresi

yapısına uygun olması da aranması

gereken özelliklerden başka bir

tanesi. Yüze tam oturan gözlükler,

UV ışınlarının aradan kaçmasını ve

gözlerin korumasız kalmasını engelleyecektir”

şeklinde konuşuyor.

Gözlük seçerken dikkat edilmesi

gerekenler:

• UV ışınlarını en az %99 oranında

engellemesi

•Darbeye dayanıklı olması

• Polarize ve fotokromik lens kullanılması

• Yüze tam oturması

Mercek alanının geniş olması

30

Mayıs 2018


Article

Do no compromise your

eyes with cheap glasses!

Sunglasses are a wonderful

accessory to

show off your style but

their most important

function is to protect the

eyes from harmful ultraviolet

rays (UV). Conditions

like cataracts,

macula degeneration

and pterygium that sunrays

contribute greatly

to can cause serious

damage to vision.

While UV rays begin to fall

more perpendicularly with

the approaching summer

months they can cause serious

problems in the eyes. Op. Dr. Haluk

Talu from Dünyagöz Ataköy shared

information about the conditions that

can occur in these months. “Everyone

has to be more careful in the

summer months when the effects of

UV rays are intensified because you

cannot see or feel UV rays. Especially

children, the elderly and people with

lighter colored eyes may need to take

extra precautions in this period. Sunglasses

are among the most practical

precautions that can be taken.

By using sunglasses you can prevent

negative effects that can be caused

by UV rays like cataracts, macula

degeneration, pterygium and retina

damage. In addition to all these sunglasses

make you squint less, which

helps to prevent the wrinkles that

can occur around the eyes”.

100% protection is the most

important factor in selecting

glasses

Op. Dr. Talu, who pointed out

that 100% UV protection in the

lenses that are used is the most

important factor in sunglasses,

said “Although UV rays provide

vitamin D in small doses, during the

summer months that the sunrays

fall more perpendicularly they can

cause the skin to burn as well as

damage to the eyes which must be

taken seriously. Sunglass selection

plays a definitive role in protecting

the eyes in this situation. The most

important feature that sunglasses

should have is 100% UVA and UVB

protection. Cheap sunglasses

should be avoided in making this

selection because glasses that

are made using bad quality, dark

colored lenses can cause the iris

to open wider in order to detect

light and if the lens does not have

UV protection the UV rays have a

more intense effect on the irises

and increase risk. One of the other

features that glasses must have is

being suitable to the head and eye

area. Glasses that fit the face well

will prevent UV rays and make sure

eyes are not left unprotected”.

Points of caution in sunglass

selection:

• Prevents UV rays at least 99%

• Resilient to impacts

• Use of polarized and

photochromic lenses

•Well-fitting

• Wide lens area

Mayıs 2018 31


Panorama

Sıradışı tasarımlar

Türkiye’nin ve dünyanın önde giden kurumsal

firmaları için tasarladığı çağdaş ve

inovatif ofis projeleriyle tanınan Mimaristudio,

insan odaklı bir tasarım yaklaşımı ile,

özellikle de iş seçimlerinde deneyimleyeceği

mekanı ana kriterlerden biri olarak

gören Y kuşağının ihtiyaçlarına cevap veren

ve çalışan esenliğinin (well-being) odakta

olduğu iç mekanlar yaratıyor.

Mimar ve Endüstri Ürünleri Tasarımcısı Ayça Akkaya Kul ve Y.Mimar Önder Kul

Bugüne kadar BASF Turk, Kibar Holding, Philip

Morris Sabancı Pazarlama ve Satış A.Ş., Turkcell ve

Vodafone’un da aralarında olduğu pek çok global

firmanın ofislerini ve sosyal alanlarını tasarlayan, Mimar

ve Endüstri Ürünleri Tasarımcısı Ayça Akkaya Kul ve

Y.Mimar Önder Kul liderliğindeki Mimaristudio, merkezine

iş süreçlerini koyan geleneksel ofis tasarımlarına alternatif

olarak, çıkış noktasında insanı ele alan well-being odaklı ofis

tasarımlarına imza atıyor. Çalışma ortamlarında dünyada

yükselişe geçen eğilimlerdenbiri olan “ofislerde well-being”

konusunun, işverenlerin de öncelikli arayışlarından biri

haline geldiğini belirten Mimaristudio Kurucu Ortağı, Y.Mimar

Önder Kul, çalışanların kendilerini mutlu hissettikleri,

yaratıcılıklarının arttığı ve esenliklerinin üst düzeyde

tutulduğu, tüm bunların da iş verimini olumlu yönde etkilediği

çalışma mekanlarının giderek artacağını vurgulayarak,

“İnsanın fiziksel, zihinsel ve ruhsal olarak dengeli ve iyi

olma halini özetleyen well-being kavramı, günlük yaşamın

önemli bir kısmının geçtiği ofis ortamlarında da en önemli

arayışlardan biri haline geldi. Özelikle de zamanının % 95’ini

kapalı ve tekdüze mekanlarda geçirmek istemeyen, yoğun iş

temposundan kaçınan Y kuşağı ve kapıdaki Z kuşağı için wellbeing

odaklı tasarımlar, iş seçimlerindeki ana kriterlerden

biri oldu” diyor.

“Well-being”in, dünyada bu sürecin sertifikasyon ayağı

olan Well Building Standard (WELL) içinde adını daha net

ve sistematik şekilde duymaya başladığımız bir kavram

olduğunu dile getiren Mimaristudio ortakları, tüm dünyada

yeşil bina sertifika programlarının yapı ya da mekanın enerji

odağında daha sürdürülebilir bir yönde gelişmesini sağladığı

ve halen önemini koruduğunu, WELL’in ise insanı odağına

alan ilk sertifika olduğunu belirtiyor: “Dünya üzerinde

çalışanların sağlık ve esenlikleri ile ilgili sorunlar yaşadığı,

bu bağlamda firma giderlerinin de % 90’ının aslında çalışan

olduğu düşünüldüğünde, önümüzdeki yıllarda bu yaklaşımın

adını daha sık duyacağımız aşikar.Enerji, kira vb mekansal

32

Mayıs 2018


Panorama

giderler toplamın sadece %10’unu

temsil ederken, asıl büyük payda

olan “çalışan” üzerinde yapılacak

herhangi bir iyileştirme, firmaya

doğrudan ve daha büyük oranda

olumlu etki ediyor.”

Ofislerde well-being kriterleri...

Yapılarda well-being kavramı ana

hatlarıyla hava, su, ışık, besin,

konfor, form ve zihin ile ilgili

unsurlar üzerinde biçimleniyor.

WELL sertifikasının her bir kriteri

ise bu yönde kendi içinde zorunlu

koşullar içeriyor ve bu koşulların

hepsi sağlandığı taktirde yapı,

bu sertifikaya sahip olabiliyor.

Sertifikanın seviyesi ise zorunlu

olmayan koşulların sayısına

göre belirleniyor. Örneğin,

“hava” başlığı sadece yapıdaki

mekanik havalandırma sistemi

kontrol etmiyor, aynı zamanda

kullanılan malzemelerin yarattığı

VOC (uçucu organik bileşen)

oranlarını, mekanın temizleneceği

malzemeleri, hava filtrasyon

sistemini, sigara yasağını, mikrop

kontolü ve daha birçok konuyu

da önemsiyor. Çünkü yapılarda

iç mekanlar çoğu zaman dış

mekanlara kıyasla 100 kat daha

zehirli olabiliyor. “Su” başlığına

bakıldığında ise kolay erişilebilir

ve belirli kriterleri sağlayan içme

suyu, kamu suyunun analizi gibi

noktalar talep ediliyor. Çünkü

doğru oranda temiz su içmeyen bir

insanın verimi %12, tepki süresi ise

%23 oranında azalabiliyor. Ya da

gürültü kaynaklı dikkat dağınıklığı

yüzünden çalışan verimi %65

düşebiliyor.

Mimaristudio kurucularından

Mimar ve Yüksek Endüstri Ürünleri

Tasarımcısı Ayça Akkaya Kul ise

son birkaç yıldır biyofilik tasarım

çıkış noktası ile well-being

konusuna projelerde ayrı bir

parantez açtıklarını belirtiyor ve

ekliyor: “Her yeni projede üzerine

koyarak süreci geliştiriyor ve

projelerimiz içinde mutlaka wellbeing

konusunu merkeze alıyoruz.

İşverenlerimizi ve iş liderliği

yapan proje yönetim firmalarını bu

konuda aydınlatmaya, projemizi bu

yaklaşımla ele almanın kazançlarını

ve avantajlarını aktarmaya

çalışıyoruz. Kuşak farkı ile başlayan

değişimin, ofisin fiziksel yapısını

değiştirme süreci içinde, sadece iç

mimari değişimle değil, bütünsel

bir değişim yönetimi (change

management) ile ele alınması

gerekliliğini aktarmaya çalışıyoruz.”

Şu an ülkemizde gerçekleştirilen

projelerin daha çok mekan odaklı,

zaman baskısı altında gerçekleşen,

uygulamalı tasarım içeren projeler

olduğunu, yeni nesil ofis tasarımlarında

ise well-being yaklaşımları

ile yol almanın mümkün olduğunu

dile getiren Ayça Akkaya Kul ve

Önder Kul, değişimin avantajlarını

ise şöyle özetliyor: “Bir firma, mevcut

iç mekanını değiştirmek ya da

yeni bir yere taşınmak istediğinde

zaten önünde makul bir zaman ve

maliyet programı oluyor. O mekanın

aydınlatmasına, havalandırmasına,

elektrik ve mekanik alt

yapısına, mobilyasına, akustiğine,

tüm ince yapı bitiş malzemelerine

ve sıralayabileceğimiz diğer tüm

ihtiyaçlara zaten bir harcama yapacakken,

biz bu harcamanın, kayda

değer ek bir maliyet getirmeksizin,

iyi bir zaman planı ve çalışan mutluluğu,

esenliği üzerine geliştirilmiş

bir proje ile daha hedefe

yönelik yapılabileceğini anlatmaya

ve algıları değiştirmeye çalışıyoruz.

Zira yapılacak bu yatırımın, 3-5

yıllık kısa vadede kısıtlı avantaja

değil, hem daha uzun süreye

yayılan, hem de özellikle personel

giderlerinde de tasarruf sağlayan

bir adım olduğunu aktarıyoruz.”

Mayıs 2018 33


Panorama

Yastık yorgan

deyip geçmeyin

Yaşamınızın yaklaşık üçte birini uykuda geçirdiğinizi

biliyor muydunuz? Sağlıklı yaşamın olmazsa olmazı

uykunun önemine bir kez daha dikkat çeken Yataş,

kesintisiz bir uyku için uzman tavsiyelerini paylaşıyor

Sağlıklı ve konforlu uykunun

lider markası Yataş Bedding,

sağlıklı ve kaliteli uykunun

önemine dikkat çekiyor. Bilinçsiz,

deneme-yanılma yöntemiyle

alınan yatak ve tekstil ürünlerinin

de uyku sağlığı üzerinde büyük

etkisi olduğuna işaret eden Yataş

Bedding’in, uyku sağlığı için

düzenli olarak gerçekleştirdiği

araştırmaların bir ürünü olan

Smart Match sistemi ile bilinçsiz

alınan yataklar nedeniyle ilerde

ortaya çıkacak birçok olumsuzluğu

en aza indirmeyi ve uyku kalitesini

artırmayı hedefliyor.

Sağlıklı Uyku için Alıştığınız Yerde

Uyuyun

Yetişkin bir insanın ortalama

7-8 saat kadar süren bir uykuya

ihtiyacı olduğuna dikkat çeken

Medicana Çamlıca Hastanesi

Nöroloji Uzmanı Dr. Selda Özşahin,

yapılan laboratuvar çalışmaları

sonucunda uzun süre uykusuz

kalan bireylerde hem ruhsal

hem bedensel sorunların ortaya

çıktığının kanıtlandığını belirtiyor.

Uyku, yorulan ve yıpranan beynin,

vücudun onarıldığı bir dinlenme

süreci olarak tanımlanıyor. Bu

süreç içerisinden gün içinde

öğrenilenler depolanıyor ve

sınıflandırılıyor. Uykunun bu

yüzden öğrenme ve hatırlamaya

da çok önemli bir katkısı olduğunu

söyleyen Dr. Özşahin’in sağlıklı

ve kaliteli uyku için tavsiyeleri ise

şöyle;

• Sabahları belirli ve düzenli

saatlerde kalkın.

• Akşam saat 18.00’den önce

düzenli egzersizinizi yapın.

• Sigara, alkol, kafein içeren

gıdalardan uzak durmaya çalışın.

• Akşam yatmadan önce ılık bir duş

alın.

• Mutlaka hep aynı oda da aynı

34

Mayıs 2018


Panorama

yatak odasında alışık olduğunuz

yerde uyumaya özen gösterin.

• Yatağınız vücudunuza uygun

ortopedik,sizi rahatsız etmeyen bir

yatak kullanın.

• Eğer reflünüz varsa yastığınızın

yüksek olmasına dikkat edin.

• Uykunuz yoksa yatağa gitmeyin.

• Uykunuz gelmiyorsa fazla efor

sarf ettirmeyecek- kitap okumak

gibi- aktivitelerle uğraşın.

Yatak Seçimini İşin Uzmanına

Bırakın!

Araştırmalar, yatak seçiminin de

uyku üzerinde son derece etkili

olduğunu gösteriyor. Kendi özel

vücut yapısına ve ağrı noktalarına

uygun bir yatak ve yastık

kullanmayanlar sağlıklı uykuya bir

türlü geçemiyor. Uyku uzmanı Yataş

Bedding’in uyku sağlığı için düzenli

olarak gerçekleştirdiği araştırmalar

sonucunda hazırlanan Smart Match

sistemi, kişiye en uygun Yataş

yatakları öneriyor.

Yastık, Yorgan Deyip Geçmeyin!

Yenilikçi tasarım anlayışıyla Beyaz

Ev Tekstili ürünlerine yön veren

Yataş, Türkiye’nin en geniş

yastık ve yorgan koleksiyonu

ile sizi sağlıklı, rahat, kesintisiz

ve kaliteli bir uyku deneyimine

davet ediyor. Kalitesinden taviz

vermeyen standart tasarımları,

dayanıklılığıyla ön plana çıkan

Dacron ® ürünleri, vücudun

iyileşme sürecine destek olan

medikal serisi ve bambu, pamuk,

devetüyü gibi insan sağlığı için en

uygun doğal dolgu malzemeleri

ile Yataş, her geçen gün

koleksiyonunu zenginleştirmeye

devam ediyor.

Mayıs 2018


News

Sağlıklı ve kalıcı zayıflamada

yeni yöntem: NÖROFİT

Üsküdar Üniversitesi uygulama ortağı olan NPİSTANBUL Beyin Hastanesi, kişilere

sağlıklı ve doğru beslenme, diyet yapma becerisini geliştirme konularında bilgilendirmek

ve destek olmak üzere Nörofit programını hayata geçirdi. Psikiyatri, Beslenme-Diyet ve

Fizyoterapi-Rehabilitasyon birimlerinin ortak bir anlayışla uygulama yaptığı merkezde

Bilişsel Davranışçı Terapi başta olmak üzere ileri tedavi yöntemleri uygulanıyor.

NÖROFİT PROGRAMINA KİMLER

KATILABİLİR?

Nörofit programına; sağlıklı ve

kalıcı bir şekilde zayıflamak isteyen,

kilo vermek için spora başlamak

isteyen, diyabet ve metabolik

sendrom gibi durumlara bağlı

kilo vermekte zorlanan, hamilelik

sonrası kilo vermek isteyen,

herhangi bir hastalığa, tedavisine

ya da cerrahisine bağlı gelişen kilo

artışına ‘dur’ demek isteyen herkes

başvurabilir.

Üsküdar Üniversitesi NP

Feneryolu Tıp Merkezi’nde

kurulan Nörofit Merkezi’nde

Psikiyatri, Beslenme-Diyet ve

Fizyoterapi ve Rehabilitasyon

bölümleri multidisipliner bir

anlayışla bir araya gelerek kilo

sorunu yaşayan danışanlara

hizmet veriyor. Nörofit, çok sayıda

kronik hastalığa alt yapı oluşturan

obezitenin kalıcı tedavisinde

uygulanan bir yöntem olarak dikkat

çekiyor.

NÖROFİT’TE AMAÇ SAĞLIKLI VE

KALICI ZAYIFLAMAK

NPİSTANBUL Beyin Hastanesi

bünyesinde, multidisipliner bir

anlayışla uygulanan bir tedavi

yöntemi olan Nörofit programı,

obezite ve aşırı kilonun;

psikiyatri, egzersiz ve beslenme

tedavilerinden oluşuyor. Nörofit’te

danışanlar üç farklı branş uzmanı

tarafındandeğerlendirilerek tedavi

ediliyor. Temel amacı sağlıklı ve

kalıcı zayıflamayı sağlamak olan

Nörofit programının yapılmasının

temelde üç önemli nedeni

bulunuyor. Kişinin kendini aç

bırakacak sıkı diyetler yapmış

olması: Bu programda bunun

yerine sağlıklı ve düzenli beslenme

eğitimleri veriliyor.

Kişinin yeme alışkanlıklarını

belirleyen kalıplaşmış olumsuz

düşünce ve davranış örüntülerinin

olması: Bu programda uygulanan

Bilişsel Davranışçı Terapi teknikleri

ile kişinin bu düşüncelerini

değiştirmesinin sağlanması

hedefleniyor.

Kişinin egzersizden yoksun,

hareketsiz bir yaşam sürdürüyor

olması: Bu programda kişiye özel,

uygulanabilir bir egzersiz programı

hazırlanıyor.

NÖROFİT NEDEN ÖNEMLİ, NEYİ

DEĞİŞTİRECEK?

Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Aslıhan

Dönmez, Nörofit programıyla

ilgili şunları söyledi: “Günümüzde

insanlar zayıflamak için artık

klasikleşmiş, monoton, kişiyi

baskı altına alan sıradan diyet

programlarını uygulamak

istemiyorlar. Çünkü bu diyet

programlarını uzun süreli

sürdürmek kolay değil ve sıkıcı.

Üstelik uygulamayı bırakınca

hızlı bir şekilde kilo alarak başa

dönüyorlar. Oysa herkesin bu

konudaki isteği ve beklentisi aynı:

Sağlıklı ve kalıcı bir şekilde kilo

verebilmek. Nörofit programının

bugüne kadar olan zayıflama

programlarından temel farkı işte

bunu sağlıyor olması. Nörofitin

psikiyatri ayağında uygulanacak

olan Bilişsel Davranışçı Terapi

bunu sağlamak amacıyla

uygulanıyor. Bilimsel etkinliği

en fazla gösterilmiş psikoterapi

türlerinden bir olan Bilişsel

36

Mayıs 2018


News

Davranışçı Terapi, kişinin bugüne

kadar kalıcı olarak zayıflamasına

engel oluşturmuş olan düşünce ve

davranış kalıplarını tespit ederek

değiştirmesine yardımcı oluyor.

DEĞİŞİKLİK MİDEDE DEĞİL

BEYİNDE YAPILMALI

Çünkü sağlıklı ve kalıcı zayıflamayı

sağlamak için kişinin yapması

gereken değişiklik midede değil

beyindedir. Beynin daha ilkel

olan alt merkezleri daha çok

haz ilkesine göre çalışır, yeme

konusunda da “Ye ve rahatla”

diyerek kişiyi dürter. Üst merkezler

ya da korteks dediğimiz beyin

bölümü ise gerçeklik ilkesine

göre çalışır; yeme konusunda

“Bunu yemek sende geçici bir

rahatlamaya yol açacak, kalıcı

duygun suçluluk ve pişmanlık

olacak, bu nedenle bunu yeme”

diyerek kendimizi frenlememiz

sağlar. Psikoterapi yöntemleri ile

kişi üst beynini devreye sokarak

alt beyinden gelen ilkel dürtüleri

denetim altına almayı öğrenir.

Psikoterapinin beyni değiştirdiği

birçok çalışma ile gösterilmiştir.

Nörofit programı içerisindeki

Bilişsel Davranışçı Terapi de

kişiyi yeme açısından sabote eden

alt beyin uyarılarını fark ederek

bunları üst beyinle kontrol altına

almayı sağlayacak teknikleri kişiye

öğretmeyi amaçlamaktadır.”

BESLENME PROGRAMI KİŞİYE

ÖZEL HAZIRLANIYOR

Beslenme ve Diyet Uzmanı

Yrd. Doç. Gizem Köse de

Nörofit programında beslenme

planına başlamadan önce yeme

farkındalığı, duygusal yeme ve

yeme bağımlılığı derecelerini

ölçmek üzere üç ölçek

uygulandığını ve ölçeklerden

alınan puanlara göre tedavi

planı belirlendiğini söyledi.

Gizem Köse, şu bilgileri verdi:

“Danışandan beslenme günlüğü

tutması istenir. Bu beslenme

günlüğünde tüketilen besinlerin

enerji değeri, besin öğeleri

detaylıca hesaplanarak danışanın

beslenme alışkanlıklarındaki

hatalar düzeltilmeye çalışılır.

Hızlı değişiklikler yerine öncelikli

hedef var olan beslenme

alışkanlıklarını yavaş ve kalıcı

bir şekilde değiştirmektir.

Beslenme programı hazırlarken

yatış-kalkış saatleri ve öğün

içerikleri bireye özeldir. Zaman

içerisinde esnetilerek normale

döndürülebilir. Bu sırada temel

beslenme eğitimleri verilir ve her

görüşmede beslenme programı

üzerinden ortalama uygulama

yüzdesi hesaplanır. Eğer yeterli ve

dengeli beslenme ile ilgili bilgiler

tazelenerek devam ederse zaman

içerisinde fazla yediğinde / öğün

kaçırdığında / kabızlık yaşadığında

/ yeme atağı geldiğinde ne

yapacağını bilir. Böylece yaşamı

boyunca ağırlığını yönetebilir.”

NÖROFİT’TE EGZERSİZ NEDEN

ÖNEMLİ?

Üsküdar Üniversitesi Fizyoterapi

ve Rehabilitasyon Bölüm

Başkanı Doç. Dr. Defne Kaya da

egzersizin önemine dikkat çekti.

Egzersizin elbette önce sağlıklı

bir yaşam için önemli olduğunu

belirtti: “Egzersiz ve hareketli bir

yaşam sizi hem birçok kanser

türünden hem de kalp-damar

hastalıklarından korur. 36 beden

pantolon içine girebiliyor olmak

sağlıklı olduğunuzu göstermiyor.

Vücudunuzdaki yağ ve kasın

miktarı, bunların boyunuz ve

vücut tipinize göre orantısı, hatta

yağın vücudunuzun nerelerinde

daha yoğun yerleştiği daha

önemli. Hem kas-iskelet sistemi

problemlerinin hem de obezite

ve metabolik hastalıkların

tedavisinde kaslarınızın kuvvetinin

artırılması, enduransının

geliştirilmesi ve esnekliğinin

sağlanması güncel yaklaşımdır.

Kas kuvvetiniz, özellikle de

bacaklarınızdaki gibi büyük

kaslarınızın, arttıkça vücudunuz

daha fazla enerji yakmaya başlar

ki bu da sadece birkaç adım

atarak yaptığınız harekette bile

yağ yakmanızı sağlar” dedi.

EGZERSİZ NEYİ DEĞİŞTİRECEK?

Egzersiz ve hareketli bir

yaşamın, düzenli yapıldığında,

3 ay içinde davranış değişikliği

yaparken, 6’ncı aydan itibaren

alışkanlığa dönüştüğünü ifade

eden Doç. Dr. Defne Kaya,

şunları söyledi:

“İlk olarak egzersizi, sizin

için bir yaşam tarzı hâline

getireceğiz. İkinci olarak,

aerobik olarak hangi kalp

atım seviyesinde yağ yakmaya

başladığınızı belirleyeceğiz.

Çünkü hangi hızda yürümeniz

ya da koşmanız gerektiğini

bilmezseniz saatlerce yürüseniz

de kilo veremeyebilirsiniz.

Üçüncü olarak da özellikle büyük

bacak kaslarınızın kuvvetini

belirleyerek onların kuvvetini

daha da artırmaya çalışacağız.

Çünkü büyük ve güçlü kasların

daha çok enerji harcadığını

biliyoruz. Bu ne demek oluyor?

Yani kaslarınızı güçlü tutarsanız

normal yaşam hareketlerinizde

daha fazla enerji harcarsınız. Bu

da zayıflamanızda ve verdiğiniz

kilonun kontrol edilmesinde

çok önemlidir. Bizim hedefimiz

sadece sizi zayıflatmak değil,

sağlıklı bir yaşam için hazırlamak.

Düzenli egzersiz yapan, yürüyen

veya koşan kişilerde kanser

hareketsiz kişilere oranla daha az

görülüyor. Ayrıca hedeflerimizin

arasında sizin genç kalmanızı

sağlamak da var. Günde 10 saat

oturan ve haftalık 150 dakika

aerobik egzersiz önerisini yerine

getirmeyenler, biyolojik olarak

8 yıl daha yaşlanmaktadır.

Vücudunuzu sağlığa kavuşturmak

istiyorsanız hem kalbinizi hem

de kaslarınızı çalıştıracak

bir program uygulamalısınız.

Kalp atım hızınızı artırmak tek

başına yeterli olmaz, mutlaka

kaslarınızı da kuvvetlendirme

antrenmanınıza eklemelisiniz ki

yağ yakmanız hızlansın.”

Mayıs 2018 37


News

İş toplantılarında yüksek

performans için 10 ipucu

QNET Türkiye ailesi, Fairmont

Hotel’de girişimcilerine

yönelik düzenlediği fuarda

bir araya geldi.

QNET Uzman Diyetisyeni Işın Sayın

da su tüketimi ve uzun toplantılar

için tavsiyelerde bulundu. Bu

toplantılarda zinde kalmak ve

konsantrasyonu artırmak 10 ipucu

veren Işın Sayın, enerji veren özel

bir de tarif paylaştı.

1. Önemli bir toplantı gününe

uyandığınızda, aç olarak toplantıya

katılmanız bir risk unsurudur.

Hafif, kaliteli kahvaltı yapmaya

ihtiyacımız var.Tercihen 100-300

kcal.’yi geçmeyen yağ, protein

ve az miktarda yüksek lifli

karbonhidrat içeren bir kahvaltı

planlayabilirsiniz. Pratikçe

hazırlanması mümkün olan veya

hazır satılan makul seçenekler de

mevcut.

2.İçeceğiniz kahveyi ise az

sütlü olmasına dikkat edin. Süt,

kahvedeki kafeinin performans

yükseltici etkisinin daha uzun

zamana yayılmasını sağlar.

Eğer toplantıya zaten çok gergin

girdiyseniz, kahve kesinlikle ilk

içeceğiniz olmamalıdır. Zaten

sinir sisteminin uyarılmış olduğu

bu durumda; sert ve sade kahve

içmek; odaklanma güçlüğü, ekstra

gerilim ve tahammülsüzlüğe

neden olabilir. Sakin ve soğukkanlı

olma, düşünerek konuşma gibi

ihtiyaçlarınız olacaktır. Yorgun

hissetmeye yakın, sütlü kahve

alın. Saatler ilerleyip, yorgunluğa

ve performansın düşüşüne dair

ipuçlarını kaçırdıysanız, bu kez

sade kahve de olabilir.

3.Geleneksel toplantı ikramı olan

kuru pastalara elinizin takılıp

durması, aç kalmaya devam

etmenizden daha kötü olabilir.

Fazla yoğun yağ ve karbonhidrat

içeren bu ikramlar sonrasında, kan

şekeriniz ve/veya kan kolesterol

seviyeniz yükselebilir. Bu yükseliş,

38

Mayıs 2018


News

zihinsel bulanıklık, bedensel

uyuşukluk ve rehavet yapabilir.

4.İkram edilenin dışında bir şey

taşımak tuhaf, ayıp, dikkat çekici

ve rahatsızlık verici değildir. Aksine

bedeninize, kendinize ve sağlığınıza

duyduğunuz önemi gösterir ve

bu saygı uyandırıcıdır. Toplantı

uzunluğuna göre 10-30 adet fındık

fıstık badem kaju gibi kuruyemişler

kullanılabilir. Her 5 adede karşılık 1

bütün ceviz ile yer değiştirebilirsiniz.

Çiğ olduğunda şekersiz sıcak

içeceklerle alındığında sizi iyi gelecek

kaliteli bir ara öğündür.

5. Çok sıkı dokulu, yoğun lifli sade

diyet bisküviler kullanılabilir. Yüksek

lifli karbonhidratlar kan glukoz (şeker)

seviyenizi yavaş yükseltir, yavaş

düşürür.

6.Toplantı sona ermeden bitmeyecek

olan bir stres sizi bekliyorsa; 1-2

fincan sarı kantaron, melisa, papatya

çayı içilebilir. Yoğun sütlü fakat bu kez

kafeinsiz kahveler kullanılabilir.

7. Unutmayın ki; çay, kahve gibi uyarıcı

etkisi olan içecekler, aynı zamanda

sık idrara çıkarır. Toplantınız ve

konsantrasyonunuz bölünmesin. Daha

az çay, kahve kullanın.

8. Vücut suyu %2 azaldığında sıklıkla

konsantrasyon bozukluğu başlar.

Yudum yudum da olsa su içmekten

çekinmeyin.

9. Basit düşünün, cesur ve pratik olun,

bazı şeyleri yanınızda taşıyın. Hiçbir

patron, iyi bir toplantı performansı

gösteren personelinin, toplantıya ne

getirip yediğiyle ilgilenmeyecektir.

Bol C vitamini ihtiva eden meyveler

tüketebilirsiniz. Bu size oldukça iyi

gelecektir.

10. Genel olarak her güne ve her

toplantıda başarılı ve dayanıklı

olabilmek adına aşağıdaki karışımı

hazırlayabilirsiniz. Yeşil çayı 200 ml

sıcak suyla demleyin, soğusun. İçinde

1 salatalık, 1 kivi, 1 dilim taze zencefil

ve 10 çileği blenderize edin. Soğuk

veya buzlu tüketebilirsiniz.

Mayıs 2018

39


Panorama

Sizi sizden fazla kim düşünür?

Tasarım ve üretim anlayışının odak noktasına “insanı” koyarak kişiye ve duruma özel

çözümler üreten bocchı, yaşlılar ve bedensel engelliler için tasarladığı care&comfort

ürünleri ile banyolarda konfor ve estetiği herkes için erişilebilir kılıyor. Özellikle engelli

bireyler için özel tasarımları olan firmanın ürünleri, kullanıcı olmasının yanı sıra oldukça

göz alıcı olmasıyla dikkat çekiyor:

BOCCHI, yaşlı ve ben

özel çözümler sunduğu

Care&Comfort banyo

ürünleriyle tasarımda duyarlı

yaklaşımın öncülüğünü yapıyor.

Avrupa’da yaşlılar ve bedensel

engelliler için banyo ürünleri sunan

ilk firmadır. Konforlu ve estetik

banyo ürünlerinin ne denli önemli

bir ihtiyaç olduğunun bilinciyle,

uluslararası standartlara uygun,

fonksiyonel, ergonomik, güvenli

ve aynı zamanda oldukça estetik

tasarımları vardır. Kişiye özel

olarak verdiği mimari destek

hizmetiyle ürünlerinin mekanlara

en güvenli, en estetik ve en

erişilebilir şekilde yerleştirilmesini

de sağlıyor.

Care&Comfort ürünleri, sahip

oldukları tutunma barları ile yaşlı

ve yürüme güçlüğü çekenler

için tuvalet ve duş alanlarında

ekstra destek sağlayarak kişiye

güvenli bir ortam ve bağımsızlık

kazandırıyor. İnnovasyona yatırım

yapma vizyonuyla rakiplerinden

ayrılan ürünleri arasında yer alan,

elektrikli kaldıraç ile çalışan küvet,

kolay girilebilir banyo küveti ve

tam otomatik kaldıraçlı banyo

küveti ürünlerinde tasarımı yüksek

teknolojiyle buluşturarak farklı

ihtiyaçlara çözüm üretiyor. İki farklı

boyutta tasarlanan zemine sıfır duş

tekneleri ise yıkanma çözümlerinde

küvetlere alternatif bir seçenek

olarak sunuluyor. Tüm bunların

haricinde klozet kaldıracı, lavabo

eğme mekanizmaları, katlanabilir

destek kolları ve 6 farklı renk

seçeneğinde lavabo, klozet ve

antibakteriyel tutunma barları ile

de kişi mekanın her noktasında

destek görüyor.

Care&Comfort ürünleri, engelli

bireylerin alışılagelmiş sadece

fonksiyon odaklı banyolar yerine,

günümüz kriterlerine uygun stil

sahibi ve ihtiyaçlarının karşılandığı

mekanların keyfini çıkarmalarını

sağlıyor.

Yaşlı ya da engelli bir kişinin

başkasına muhtaç olmadan tuvalet

ihtiyacını karşılamasını sağlamak

amacıyla tasarlanmış bir tuvalet

yardımcısı olan tuvalet lifti,

kullanıcısına göre şekillendirilerek

kişinin boy ölçüsüne ve gövdesini

sabit tutma derecesine göre

ayarlanabiliyor. Her iki yanda

bulunan kol destekleri üzerindeki

buton yardımıyla da kişiye düzgün

ve kesintisiz bir oturuş - kalkış

hareketi kazandırılıyor. Tuvalet

liftinin kontrol mekanizmasıyla

senkronize çalışan bu kumandalar

sayesinde, kişinin tuvalete

otururken oturağın alçaltılması,

tuvaletten kalkarken de

yükseltilmesi sağlanıyor.

40

Mayıs 2018


News

Gençlik teknolojisi ile kadınların yaşını

tahmin etmek artık zor!

Gençlik Çeşmesi efsanesi

nanoteknoloji ile gerçek

oldu. Kadınların yaşlarını

tahmin etmeyi zorlaştıran

yeni nesil cilt bakım teknolojilerinin

en trend uygulamaları

ise “Scarlet S, Oxygeneo

ve PRP.’ Saç, Cilt Bakımı ve

Güzellik Uzmanı, Eğitmen

Master Figen Aktosun, yeni

nesil uygulamalarla ileri

yaşlardaki kadınların bile 30-

40 yaş arası bir görünüme

kavuştuklarını, gerçek

yaşlarını tahmin etmenin

iyice zorlaştığını aktardı.

Teknolojide yaşanan hızlı

değişim ve dönüşüm, güzellik

sektörünü de derinden

etkiledi.

Bugün nanoteknoloji sayesinde

zamana meydan okumak,

görüntüyü 30’lu yaşlarda sabitlemek

mümkün.

Saç, Cilt Bakımı ve Güzellik

Uzmanı, Eğitmen Master Figen Aktosun,

‘Gençlik Çeşmesi’ efsanesini

gerçek yapan bu yeni teknolojilerin,

kısa zamanda kadınlar arasında

popülerleştiğini söyledi.

Her dönemin kendi trendleri

olduğunu dile getiren Aktosun,

şu tespitlerde bulundu: “Genç

görünmek, zamanı ve yer çekimi

etkilerini durdurmak eski dönemlerden

beri kadınların derdiydi.

Bunun için bıçak altına yatıp, büyük

riskler alıyorlardı. Yüz gerdirme,

boyun toparlama, kimyasal solusyonlarla

ciddi yanık etkisi yaparak,

yenilenmiş cilt katmanları elde

etme ameliyatları gibi… Veya bot-

42

Mayıs 2018


News

oks dolgu gibi daha donuk; ancak

genç bir ifade istiyorlardı. Bugün

nano teknoloji tabanlı güzellik ve

bakım cihazları ile gelen güzellik

uygulamaları revaçta. Bunun birçok

nedeni bulunuyor. İlk neden elbette

ameliyatta yaşanabilecek riskleri

taşımaması, bir diğeri ameliyata

kıyasla daha ucuz ve insanları

işlerinden uzaklaştırmayan çözümler

içermesi. Etkisini kısa sürede

görmeleri de önemli bir etken.”

Kadınlar Görüntülerini 30 Yaşa

Sabitledi

26 yıldır güzellik sektöründe uzman

ve eğitmen olarak hizmet veren

Master Figen Aktosun, kadınların

sağlıklı görüntüyle birlikte fresh

bir anti-aging etkisi yakalamak

istediklerini, yeni nesil teknolojinin

bunu fazlasıyla karşıladığını söyledi.

Aktosun, yeni nesil uygulamalarla

ileri yaşlardaki kadınların bile 30-40

yaş arası bir görünüme kavuştuklarını,

gerçek yaşlarını tahmin

etmenin iyice zorlaştığını aktardı.

Aktosun’un verdiği bilgiye göre,

kadınlar arasında hızla popüler hale

gelen yeni nesil teknoloji tabanlı üç

uygulama şöyle:

Kardashian Kardeşlerin Yeni

Gözdesi Scarlet S

Kim ve Chloe Kardashian

kardeşlerin kullanıp memnun

kalmaları üzerine bir anda patlayan

Scarlet S, Silikon Vadisinde

geliştirildi. ‘Ameliyatsız cilt

gençleştirme teknolojilerinde gelinen

son nokta’ olarak tanımlanan

uygulama, özel tasarlanmış mikro

iğneler aracılığıyla cilt altına Radyo

Frekans enerjisi verilmesi

esasına göre çalışıyor. Yaş

ve çevresel faktörlere bağlı

olarak zamanla kolajen

liflerin arası açılıyor ve cilt

elastikiyetini kaybediyor.

Altın Frekans olarak da

bilinen Scarlet S ile arası

açılan kolajen lifler tekrar

bir araya getiriliyor.

Uygulama aynı anda pek çok cilt

problemini ortadan kaldırıyor.

Ciltteki ton farklılıkları, akne

izleri, yara izleri, lekeler, ince

kırışıklıkların tedavisi, cildin genç

ve dolgun görünüm alması, çene

konturunun belirginleşmesi, gıdı

toparlama, genişlemiş gözenek tedavisini

aynı anda mümkün kılıyor.

Cilt volüm kazanarak daha genç bir

görünüm kazanıyor.

Dört Aşamalı Oxygeneo ile Gelen

Güzellik ve Ferahlık

Kadınlar Oxygeneo yöntemini de

çok sevdi. Yeni nesil cilt bakım

teknolojisinin sürekli kendini

yenileyen, geliştiren bu yöntemi 4

aşamadan oluşuyor. İşlemin birinci

aşamasında cilde güçlü oksijen

desteği veriliyor. Bu işlem mekanik

bir peeling yaparak ölü hücre katmanının

ciltten atılmasını sağlıyor.

İkinci aşamada cildin katmanları

kontrollü biçimde ısıtılarak

kolajen liflerinin gerginliği ve

sıkılığı artırılıyor. Üçüncü aşamada

iğnesiz mezoterapi uygulanıyor.

Son aşamada medikal cilt bakımı

yapılıyor ve yüz masajı ile süreç

tamamlanıyor.

PRP, Bir Tüp Kandaki Güzellik

PRP yöntemi, kadınlar arasında

son yıllarda gözde olan bir diğer

uygulama. Ancak ortaya çıkış

hikayesi biraz ilginç. Diş etlerini

sağlamlaştırmak için bulunan

bu yöntem, cilt üzerindeki

sıkılaştırıcı, gençleştirici etkisi

nedeniyle güzellik sektöründe

kullanılmaya başlandı. Uygulama

şöyle yapılıyor: “Özel bir jel

bulunan küçük tüplerin içine az

miktarda kan alınır ve santrifüj

işlemi uygulanır. Bu işlemin

sonunda tüplerdeki kan bileşenlerine

ayrılır; yani her mililitresinde

yaklaşık 200.000 trombosit

bulunan bu kanın kırmızı

hücrelerden oluşan kısmı ayrılır,

böylece mililitrede 1,5 milyona

kadar trombosit yoğunluğuna

sahip olan bir jel

elde edilir. Elde edilen bu

jel 0.5 milimlik enjektörler

yardımıyla cilde geri verilir.

Uygulanan bölgede cildin

renginin homojen bir şekilde

düzelir, elastikiyeti artar,

kırışıklıklardan arınır.”

Mayıs 2018 43


News

Perküsyon takımı dünya rekoru kırıyor!

Beyin Pili Hastaları Derneği (BeyPilDer) ile Anadolu Ateşi’nin birlikte kurdukları

Perküsyon Takımı, Guinness Dünya Rekoru için kırma konusunda iddialı.

Beyin pili ameliyatı geçirerek,

yaşam kalitelerini günden

güne arttıran bir grup

Parkinson hastasının bir araya

gelerek 2014 yılında kurduğu Beyin

Pili Hastaları Derneği; Anadolu

Ateşi sponsorluğunda oluşturduğu

“Anadolu Ateşi BeyPilDer

Perküsyon Takımı” ile Türkiye’nin

tıp alanında kırılacak ilk Guinness

Dünya Rekoru’na imza atıyor.

Türkiye’nin tıp alanında kırılacak

ilk Dünya rekoru olma özelliğini

de taşıyan “Dünyanın en büyük

beyin pili hastaları buluşmasına

yurtiçinden ve yurtdışından 250’den

fazla beyin pili hastası katıldı.

The percussion team breaks

world record!

The Percussion Team established together by the Brain Battery Patients Foundation

(BeyPilDer) and Anadolu Ateşi is confident about breaking the Guinness World Record.

The Brain Battery Patients

Foundation BeyPilDer, which

was established in 2014 by

a group of Parkinson’s disease

patients who underwent brain

battery operations to increase their

quality of life day by day, will be

making their mark with a Guinness

World Record by the “Anadolu

Ateşi BeyPilDer Percussion Team”

formed under the sponsorship of

Anadolu Ateşi.

“The world’s largest meeting of

brain battery patients”, which has

the feature of being the first World

record in the field of medicine in

Turkey, was participated in by over

250 brain battery patients both

national and international.

44

Mayıs 2018


News

Yatak yarası sıcak havalarda kapanmıyor

3 günde oluşuyor 3 ayda iyileşmiyor

Sürekli yatma ve hareketsizlik

sebebiyle kemik

çıkıntıları üzerinde

uygulanan basıncın deride

yarattığı hasara yatak

yarası adı veriliyor.

Hareket kısıtlılığı olan

yatağa ya da tekerlekli

sandalyeye

bağımlı kişilerde,

yaşlılarda, aşırı

şekilde şişman ya

da zayıf olanlarda

görülme riski oldukça

yüksek olan bu sağlık

sorunu, yalnızca üç günde

oluşabiliyor. Tedavisi ise üç

aydan fazla sürebiliyor. Türkiye’de

yatağa bağımlı yaklaşık 300

Yatağa bağımlı hastalarda en

sık görülen sağlık sorunlarından

biri olan yatak yarası, hareket

kısıtlılığı olan binlerce insanı tehdit ediyor.

Sadece üç günde oluşabilen ancak tedavisi

aylarca süren yatak yarası şikayetlerinin havaların

ısındığı yaz döneminde arttığına dikkat çeken

Evde Bakım Uzmanı Dr. Tayyar Vardar, yatağa

bağımlı halde yaşayan yaklaşık 300 bin

hastanın bu riski taşıdığını söyleyerek

alınması gereken tedbirler

hakkında uyarılarda bulundu

bin hastanın yatak yarası riskiyle

karşı karşıya kaldığına değinen

Medical Center Evde Bakım

Uzmanı Dr. Tayyar Vardar,

özellikle havaların ısındığı

yaz aylarında bu hastalıktan

şikayet edenlerin

sayısının arttığına

dikkat çekti. Yaz

dönemi öncesinde

alınması gereken

tedbirlerle yatak

yarası oluşumunun

%70 oranında engellenebileceğini

anlatan Tayyar

Vardar, evde doğru ve profesyonel

bir bakım sayesinde

yatak yaralarının bir problem

olmaktan çıkabileceğini söyledi.

46

Mayıs 2018


News

Yaranın ilacı evde doğru bakımı

sağlamak

Kişilerin yaşam kalitesini etkileyen,

sosyal hayattan koparan ve

psikolojik etkileri bulunan yatak

yarasının hastanelerde yatağa

bağımlı olarak yaşayan veya yoğun

bakımda uzun süre kalan hastalarda

daha fazla görüldüğünü anlatan

Tayyar Vardar, soruna karşı evde

uygulanacak bakım hizmetlerinin

etkili sonuçlar verdiğini söyledi.

Hastalığın üç günde oluşabildiğini

ve fark edilmesinin zor olduğunu

belirten Tayyar Vardar şöyle

konuştu: “ Evde bakım hizmeti alan

yatağa bağımlı hastalarda düzenli

olarak hekimler tarafından genel

değerlendirmeler yapılır ve her

hastada risk faktörleri tespit edilir.

Hastanın tedavi planını denetleyen

hekim ve yara bakımı konusunda

uzmanlaşmış bir hemşire tarafından

gereken tedbirler alınır ve

uygulanır. Bu yöntemle yatak

yarasının oluşması engellenebilir.

Risk altındaki hastalara önleyici

tedbirlerin uygulanmasıyla yatak

yaralarının en az %50’den fazlasının

azaltılması sağlanabilir.”

Geçen yıllara göre hastalıkta artış

var

Yatağa bağımlı hastaların

birçoğunun yatak yarası oluşumu

açısından önemli derecede

risk taşıdığını belirten Medical

Center Evde Bakım Uzmanı Dr.

Tayyar Vardar, hastalığın ülkemizde

görülme sıklığını daha önceki

yıllara göre %10 oranında artığına

dair araştırmaların olduğunu

söyledi. Dr. Tayyar Vardar “ Yatak

yarası tüm dünyada ciddi bir

sağlık problemi olarak görülmektedir.

Genellikle 65 yaş üzeri

yatağa bağımlı hastalarda daha

çok yaşanan bir sağlık sorunudur.

Ülkemizde yaşlı nüfusun artmaya

devam ettiğini düşündüğümüzde

yatak yarasının gelecekte hem

ciddi bir problem hem de önemli

bir maliyet yaratacağını söylemek

mümkün. Bu doğrultuda alınacak

tedbirlerin öneminin iyi bilinmesi

gerekiyor.”dedi. Dr. Tayyar Vardar,

özellikle havaların ısınmaya

başladığı bu dönemlerde yaygınlığı

artan hastalığa karşı evde şu

önlemlerin alınması gerektiğini

anlattı:

• Hastanın cildi temiz tutulmalı,

kuru ve aşırı nemli olmamalıdır.

• Sürtünme nedeniyle oluşabilecek

cilt hasarı, yataktan veya tekerlekli

sandalyeden hastanın sürüklenerek

değil kaldırılarak pozisyonun

değiştirilmesiyle azaltılabilir.

• Yatağa bağımlı hastalarda muhakkak

havalı yatak kullanılmalı,

havalı yatak seçiminde bu konuda

uzman kişilerden destek alınmalıdır.

• Basınç altındaki bölgenin rahatlatılması

önleyici tedbirlerin

en önemlisidir ve sık sık pozisyon

değiştirilmelidir. Hasta en az iki

saatte bir çevrilmelidir.

• Pozisyon değiştirirken derinin

sürtünme kuvvetlerine maruz

kalmamasına dikkat edilmeli,

sürtünme kuvvetlerini azaltmak

için transfer destekleri kullanılmalıdır.

• Hastanın beslenmesine dikkat

edilmelidir.

•lt bütünlüğü kontrol edilmeli

ve enfeksiyonlara karşı tedbir

alınmalıdır.

• Mevcut enfeksiyonlarla mücadele

edilmeli ve gerekli laboratuar

tetkikleri düzenli yaptırılmalıdır.

•Hastanın genel durumu profesyonel

evde bakım uzmanları

tarafından detaylı bir şekilde

değerlendirilmelidir.

Mayıs 2018 47


Events

8. Uluslararası “Yeşeren Bir Bitki” Onkoloji Günleri

Muş Alparslan Üniversitesi’nde gerçekleşti

8. Uluslararası “Yeşeren Bir Bitki” Onkoloji Günleri’ni bu yıl; “Kadın Kanserleri

ve Akciğer Kanserleri ile Mücadele” ana temasıyla Genç Birikim Derneği, Muş

Alparslan Üniversitesi, ONKO-SEV ve Muş Valiliği ev sahipliğinde gerçekleşti.

Kongre T.C. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, Dünya Sağlık

Örgütü, Avrupa Birliği ve TİKA’nın destekleriyle 7-14 Mayıs 2018 tarihinde Muş

Alparslan Üniversitesi Kongre Merkezi’nde düzenlendi.

Kansere karşı yeşeren bir bitki!

Ulusal ve uluslararası farklı

disiplinlerin katılımı ile

“Kanser Hastaları Kongresi,

Gençlik Sağlık Hakkı İçin Ulusal

İşbirliği Buluşması, Kanserle

Mücadele Ortak Platformu-Hasta

Dernekleri Toplantısı ve Sağlık

İçin Harekete Geç çalıştaylarında,

karşılaşılan sorunlara çözümler

üzerine konuşuldu.

Programda Meme Sağlığı Derneği

(MEMEDER) Onursal Başkanı

Prof. Dr. Vahit Özmen, “Meme

kanserinde erken teşhis ile tedavide

yöntem” başlıklı konuşma

gerçekleştirdi. Daha sonra sözü

alan Türk Tıbbi Onkoloji Derneği

Yönetim Kurulu Üyesi Özlem Er

ise sağlık okur- yazarlığı, kanser

çeşitleri, tanı koyma ve tedavi

aşamalarında neler yapılması

konularında konuştuktan sonra,

Prof. Dr. Vahit Özmen ile birlikte

sonra soruları cevapladı.

MUŞ’TA DEV SAĞLIK ZİRVESİ

Temel konusu ve hedefi; kadın kanserleri

ve akciğer kanserinin nedenleri

ve önlemlerini ele alarak,

toplumsal bilinçlendirme sağla-

50

Mayıs 2018


Events

mak olan 8. Onkoloji Günleri’nde

konuşan Prof. Dr. Vahit Özmen

“Doğu Anadolu’nun bu küçük, şirin

şehrinde olmaktan mutluluk duyduklarını

Muş’un kendisi için çok

özel olduğunu çünkü burada doğup

8 yaşına kadar yaşadığını ifade etti.

Prof. Dr. Özmen, önceki gün

gerçekleştirdikleri toplantı da 20

farklı ülkeden 61 tane yabancı

öğrenci olduğunu bu durumdan

fazlasıyla mutlu olduklarını, Muş’a

bir hareketlilik, dinamiklik kazandırdığını

da sözlerine ekledi. Bu

toplantının çok önemli olduğuna

dikkat çeken Prof. Dr. Özmen,

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği

Yönetim Kurulu Üyesi Özlem ER

hocamızın burada olması da çok

kıymetli. Kendisi Türkiye’nin saygın

onkologlarından ve onunla birlikte

gerçekleştirilen panellerde hem

meme hem de diğer kanserlerle

ilgili ulusal bilgiler verdiklerini

aynı zamanda da dünya verilerini

tartışarak katılımcılarla interaktif

bir toplantı yapmaya çalıştıklarını

söyledi.

KANSERDE EĞİTİMİN ÖNEMİ

Prof. Dr. Özmen, ülkemiz maalesef

kanser farkındalığı konusunda

yeterli bir mesafe kat etmiş değil.

Bizim 20.000 meme kanserli hasta

üzerinde yaptığımız çalışmada,

Türkiye’de arzu ettiğimiz %20-25

civarı olması gereken” sıfır evre

meme kanseri oranı” %5 ve “birinci

evre meme kanseri oranı %29”dur.

Bu iki oran toplamının %60 olması

gerekir. Özellikle Doğu Anadolu’da

kadınların daha çok doğurganlığı,

çocuk sorunu ve sosyal sorunlar

gibi nedenlerle meme kanseri

farkındalığını sıfır düzeyine inmektedir.

Şunu söyleyebilirim; buraya

her geldiğimizde yaptığımız taramada

“lokal ileri meme kanseri”

ile karşılaşıyoruz. Hastaların

%75-80 oranı Diyarbakır’da olduğu

gibi lokal ileri ya da metastatik

meme kanseri teşhisi konuyor.

Bunu önlemenin bir takım yolları

olması gerekir ama öncelikle

eğitim ve sosyal yapının burada çok

büyük rolü var. Oğlumun burada

4 yıl önce görev yaptığı sırada

gerçekleştirdiği bir çalışma var.

40-69 yaş arası 2500 Muşlu kadının

%58’nin okuryazar olmadığı,

%65’nin okula hiç gitmediği tespit

edildi. Bu eğitim eksikliğini yanı

sıra ortalama 8,6 oranında doğum

yapan kadının bulunduğu bir ilde

kanser farkındalığının hemen

hemen yok olduğunun ve kadınların

çok ileri bir kitle ile doktora

başvurduğunu söyleyebilirim. Bu

konuda hepimize görev düşüyor.

Burada ki üniversitemizin çok

duyarlı bir rektörü var. Okul bünyesinde

de çalışmalar var, il sağlık

müdürlüğünün de çalışmaları var.

Bizlerin rolü kadar gerek yerel

gerekse ulusal basının çok önemli

rolleri var. Bütün bu unsuların bir

araya gelerek farkındalık oranı

hem bu ilimizde hem de ülkemizde

kanserin azalmasını sağlayacaktır.

RİSK FAKTÖRÜNÜ BİLİYOR

MUYUZ?

Türkiye’de farkındalığın az olduğuna

dikkat çeken Türk Tıbbi Onkoloji

Derneği Yönetim Kurulu Üyesi

Özlem Er, TTOD’un bir uzmanlık

derneği olduğunu ve Türkiye’de

ki bütün tıbbi onkologları ve aynı

zamanda hasta ve hasta yakınları

dernekleri ile birlikte ülke çapında

hem farkındalığı arttırmak hem de

bilinçlendirmek adına çalışmalar

yaptıklarını ifade etti.

Farkındalık konusunun sadece

Türkiye’de değil tüm dünyada da

böyle olduğunu söyleyen Prof. Dr.

Er, Amerika’da yapılan “Kanser

risk faktörlerini ne kadar biliyoruz?”

konulu çalışma olduğuna

dikkat çekerek risk faktörlerini

sayabilenlerin oranının çok düşük

olduğunu ve sağlık okur-yazarlığı

konusunda daha bilinçli olmak

gerektiğine dikkat çekti. Aslında

bu konuları hiç çekinmeden

konuşmak, daha fazla gündeme

taşımak gerekiyor. Çünkü kanserin

konuşulması gereken 3 ana başlığı

var. Bunlar sırasıyla; önlenmesi,

tanısı, tedavisi. Önlenmesi çok

önemli çünkü kanser rakamsal

olarak Türkiye ve dünyada halk

sağlığı sorunu diyebileceğimiz

kadar hat safhada. Dünya da her yıl

14 milyon insan yeni tanı alıyor ve

8 milyon insanı her yıl kanserden

kaybediyoruz. Türkiye’de ki rakamlara

bakacak olursak; her yıl yeni

tanı alan 160-165 bin yeni kanser

hastası var. Survivor dediğimiz

yaşayanlar ise 450-500 bin arası.

Bu rakamların aslında çok sevindirici

olduğunu söyleyen Prof. Dr.

Er, yaşayan hasta sayısının arttıkça

tedavilerin ve erken tanının ne

denli önemli olduğunu gördüklerini

ifade etti. Yeni hasta sayısı rakamlarının

azalması için alınabilecek

önlemler olduğunu söyleyen Prof.

Dr. Er, ilk olarak kişisel olarak

alabileceğimiz önlemler olduğunu,

bunların başında tütün ve tütün

ürünlerinin kullanımının azalması,

pasif kullanım oranın düşürülmesi

gerektiğine dikkat çekti. Ki bunu

hemen olsa bile 10-15 yıl sonra

bu istatistikleri düşürebildiklerini

bir an önce önlemler alınması

gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Er,

bunların dışında hareketsiz yaşam

denilen beslenme ile de ilişkili olan

daha az hareket etmek! Bu durum

günlük hayatın getirisi, özellikle

ofis ortamında çalışanların en çok

ihtiyaç duyduğu şeylerin başında.

Bu yüzden günlük en az 10.000

adım, haftada 4 gün 35 ile 40

dakika arası hafif tempo yürüyüş

öneriyoruz çünkü bunu düzenli

olarak yapmaya ihtiyacımız var.

Beslenme konusunda da de özellikle

sebze ve meyveden en üst

düzeyde faydalanmak gerektiğine

dikkat çeken Prof. Dr. Er, kırmızı

eti çok tüketmemeli fakat demir ve

protein ihtiyaçlarını da göz önünde

bulundurmalı. Özellikle yanmamış

ve işlenmemiş et olmasına dikkat

etmek gerektiğini ifade eden

Mayıs 2018 51


Events

ve bunların işlenmemiş besinler

olmasının önemini vurgulayan Prof.

Dr. Er, işlenmiş gıdaların kanserojenler

konusunda hayatımızda

çok büyük yere sahip olduğuna da

dikkat çekti.

AİLE HEKİMLERİNİN ROLÜ BÜYÜK

Prof. Dr. Özlem Er programın

sonunda Prof. Dr. Vahit Özmen ile

birlikte soruları cevapladı;

Aile hekimleri bu konuda ne kadar

bilgili olduğu üzerine gelen bir

soruya Prof. Dr. Özlem Er şöyle

cevap verdi:

Üç başlıkta toplamımın nedeni

oydu. Önlenmesi, erken tanı ve tedavi.

Biz daha çok uzmanlar olarak

tedavi kısmında yer alıyoruz. Aile

hekimlerinin önlenmesi ve erken

tanı konusunda bilgilendirilmesi

gerekiyor. Birçoğu zaten mezuniyet

sonrasında bunun eğitimini alıyor.

Kendilerine gelenleri de eğitiyorlar.

O yüzden aile hekimlerinin

büyük bir rolü var.

Rutin kontrollerde, kontrol

aralıkları konusunda yeni bir

değişim ve gelişme var mı,

konusunda gelen soruya ise Prof.

Dr. Vahit Özmen şöyle yanıtladı:

Elbette var. Kanser üç ayrı reform

geçirdi. Lokal hastalıktan sistemik

hastalığa şimdi de kişiye özel,

tanı-tedavi ve hastalığa geçtik.

Bir meme kanserinde bugün her

hasta için yeri geldiğinde iki ayrı

tümör için tedavi uyguluyoruz.

Bu gelişmeler ışığında tara vetanı

da gelişmeler, değişimler

var. Şuan Los Angeles’ta devam

eden bütçesi de yaklaşık 15 milyon

dolar olan “hastaları hangi aralıkla

takip edeceğiz” konulu bir proje

yürütülüyor. Hedef ise; hastaların

bir gurubu 40 yaşından sonra yılda

bir defa mamografi çektirecek 70

yaşına kadar. Diğer grupta ise

riskler belirlenecek. Yani hastanın

tükürüğünden testler yapılacak.

Düşük risk grubu olanlar 50

yaşından sonra iki yılda bir, yüksek

riskliler 40 yaşından sonra 6 ayda

bir devam eden aralılarla devam

edecek. Biz Bahçeşehir’de 40-69

yaş arası araştırmalar yaparken

şunu gözledik. Taramanın mutlaka

40 yaşında başlaması. Çünkü kanser

tanısı koyulduğumuz hastaların

yarısı 50 yaşın altında. Erkan tanı

ve tarama ile tedavide daha başarılı

olduğumuzu söyleyebiliriz.

Akciğer kanserinde Türkiye’nin

ne durumda olduğunu, 5 kanser

ilacının SGK kapsamına alınması

neleri değiştireceği ve hasta

yakınlarının tutumu nasıl

olmalıdır konularındaki sorulara

ise Prof. Dr. Özlem Er şöyle cevap

verdi:

Akciğer kanserini küçük hücreli

olan ve olmayan olarak ayrılıyor.

Bu ilaçlar küçük hücreli olmayan

grupta kullanılıyor. Moleküler

özellikleri inceliyoruz. Kansere

neden olan genetik özelliklere

bakıyoruz. Bunu çoğu zaman tümör

dokusundan bakıyoruz. Ama artık

kandan da bakabiliyoruz. Kemoterapi

vermeksizin sadece haplarla,

kişiye özel ve tümöre özel tedavi

dediğimiz kısım bu. Bu yeni onaylanan

ilaçlar hastalığın ikinci sırasında

kullanılacak. Günlük tansiyon

hapı alır gibi, mide hapı alır gibi

düzenli ve uygun kullanılması çok

önemli. Bu tedavinin uzun ömre

katkısı olduğu gibi, yaşam kalitesi

açısından da çok önemli. Kemoterapi

gibi saç dökülmesi ya kanda

yan etki gibi etkileri söz konusu

değil. Sadece kendi yan etikleri var.

Ciltte sivilce gibi baş edilmesi kolay

olan yan etkiler. Hasta yakınları

konusunda ise; Kanser hastalığı

sadece bir kişinin hastalığı değil.

Ailenin hatta çevrenin hastalığıdır.

O yüzden hasta yakınlarının karar

mekanizmalarının içerisinde yer

almalıdır. Çünkü desteğe ihtiyaçları

var. Hastaya sağlığını sıhhatini

sormak önemli ama yanında olmak

çok daha önemlidir.

Genç Birikim Derneği Başkanı

Salih Yüce’ye yöneltilen gençlerle

ilgili bir proje düşünüyor musunuz,

konusuna ise şöyle yanıt verdi:

Salih Yüce: Biz direkt olarak birçok

proje ürettik. Sağlık okur- yazarlığı

ile projeler ürettik. Şuan da yürüteceğimiz

stratejik gönüllü projemiz

var. Avrupa’dan buraya gençler

gelecek. Kanser alanında toplumla

birlikte nasıl gönüllü çalışabiliriz

sorusuna cevap arayacağız. 4

Şubat Dünya Kanser gününde de

büyük bir zirve toplantısı yapmayı

planlıyoruz. Avrupa’dan gelecek

olan üst düzey konuklar ve parlamenterler,

temsilciler gelecekler.

Program içerisinde Türkiye’de

ayrıca çeşitli etkinlikler yapılacak.

Bu etkinliklerde gençlerimiz aktif

görevler alacaklar.

52

Mayıs 2018


Röportaj

Fizyoterapist denildiğinde akla ilk gelen

isimlerden biri: ZAFER AKSUNGUR

Son zamanlarda televizyonlarda sık sık karşimiza çıkan Türkiye’nin genç ve

başarili fizyoterapistlerinden Zafer Aksungur’u sizler için ziyaret ettik.

Zafer bey son yillarda en çok tercih edilen isimlerden bir tanesi. Bu siradişi

başari hikayesini ve yapmiş olduğu çalişmalari kendisine sorduk:

Röportaj Gülçin Coşkan

Kısaca sizi ve kurumunuzu

tanıyabilir miyiz?

FizyoForm 2010 yılında kuruldu.

FizyoForm’u kurarken amacımız

hem sağlıklı insanlara güvenli spor

yaptırmak hem de fiziksel rahatsızlıkları

olan hastaların ağrılarını

azaltmak ve hayat kalitelerini arttırmaktı.

Türkiye’de fizyoterapi,manuel

terapi ve pilatesi bir arada ilk kullanan

ve yaygınlaşmasını sağlayan bir

kurum olduk.

Bağlı bulunduğunuz FizyoForm

merkezinde ne gibi uygulamalar

yapıyorsunuz? Çalışma

yönteminizden bahseder misiniz?

FizyoForm olarak manuel terapi,

pilates e klinik pilates uygulamalarımız

en önemlileri ancak şubelerde

bazen diyetisyen, yoga vb ek

hizmetler bulunmaktadır.

Şuan Türkiye’nin en önemli

fizyoterapistlerinde ilk sıralarda

geliyorsunuz. İnsanların bu kadar

fazla sizi tercih etmelerinin sebebi

nedir?

İşimi severek yapıyorum ve çok

çalışıyorum. Ayrıca işin bilimsel

yönlerini sürekli takip ediyorum ve

bu konuda eğitimler de verdiğim

için çalışmama gibi bir lüksüm yok

maalesef

Mesleğinizi seviyor musunuz?

Fizyoterapist olmanın güzel ve

zorlu yanları nelerdir?

Mesleğimi severek ve isteyerek

seçtim. Fizyoterapist olmanın

en zor yanı insanlarla ve onların

ağrılarıyla iç içe olmanız. Çünkü

ağrısı olan insanlara bir şey anlatmak

yada onları mutlu etmek

için ciddi özen ve ilgi göstermeniz

gerekmekte. Sabır ve hoşgörü

kaybetmemek gerekiyor.

Hastalarınız arasında sizi en çok

etkileyen olay nedir diye soracak

olursak ne söylemek istersiniz?

Hayatlarına ufak dokunuşlar

54

Mayıs 2018


Röportaj

yaparak birden yıllardır çektikleri

ağrılardan kurtulmaları ve gözlerindeki

mutluluk gözyaşları beni

çok etkiliyor. Çok dua alıyorum ve

duaların beni koruduğuna inanıyorum

Türkiye’de sağlık alanında yapılan

çalışmalara baktığımız zaman,

sizde bu alana dahil bir isim

olarak bu konudaki düşünceleriniz

nelerdir?

Türkiye’de eksik çok bu alanda.

Ama şuan ki hükümet yetkilileri

ile bir takım görüşmelerimiz oldu

ve kendileri sağlık ile ilgili ciddi

devrimler yapacaklar ben de üzerime

düşen ne olursa destek olmak

istiyorum. Değişmesi gereken çok

düşünce ve işlem var.

Genç ve başarılı bir fizyoterapist

olarak, geleceğe yönelik

hedefleriniz nelerdir?

Dünya çapında ses getirecek bir

projeye imza atmak istiyorum

Çok fazla yoğunluk içerisinde

olduğunuzu biliyoruz. Bu yoğun

tempoda kendi sağlığınıza,

özel hayatınıza ailenize zaman

ayırabiliyor musunuz?

Son zamanlarda maalesef özel

hayatım kalmadı. Sevdiklerime ve

aileme sabırlı olmaları gerektiğini

söylüyorum. Bir sistem kuruyorum

baştan ve yeni ekip arkadaşları

yetiştiriyoruz talebe yetişebilimek

için. Günde 5 saat uyursam mutlu

oluyorum.

Bu mesleği seçmeseydiniz ne

olmak isterdiniz? Daha önce farklı

kariyer hedefleriniz oldu mu?

Tiyatro ve futbola ilgim vardı. İkisinden

birinde ilerlemek isterdim.

Hastalarınıza, hasta adaylarına

tavsiyeleriniz nelerdir? Nelere

dikkat ederek yaşamalarını

önerirsiniz?

Spor yapmalarını, kendilerine

hobiler edinmelerini ve zayıflamalarını

tavsiye ediyorum.

Mayıs 2018 55


Cosmetics

Ashley Joy birçok ürününün

yanı sıra yeni iki ürünüyle 1V1Y.COM’da

Türkiye’nin önde gelen güvenilir

markalarının sezon

koleksiyonlarının ‘en’lerini

avantajlarla ve markaların geçmiş

sezonlarındaki ürünlerine de özel

kampanyalarla ulaşma imkanı

sunan online alışveriş sitesi

1V1Y.COM, Ashley Joy’un iki yeni

ürününü satışa sundu.

Doğadan ilham alarak bitkisel

saç bakım ürünleri sunan Ashley

Joy markasının hikayesi cemiyet

hayatının ön plana çıkan isimlerinden

Aslı Şen’in kendi saçlarına bir

bakım ürünü aramasıyla başlıyor.

İşlem görmüş saçların zamanla

doğallığını, sağlığını ve ışıltısını

kaybettiğini fark eden Şen, bunun

önüne geçmek için birçok ürün

deniyor ancak istediği sonuçları

alamıyor.

Uzun aramalardan sonra,

kendisi 24 farklı doğal yağı

birleştirerek bir karışım

hazırlıyor. Bu karışım ile zarar

görmüş saçları nihayet ışıldamaya,

daha kolay şekil almaya

ve sakinleşmeye başlıyor. Şen,

bu mucize karışımından hem

ailesine hem de arkadaşlarına

hediye ediyor. Sonuçlar o kadar

olumlu oluyor ki bir kere kullanan

hemen bir yenisini istiyor.

Ürün ile tanışan herkesin

saçlarında yaşadığı müthiş

dönüşüm hikayelerinden ilham

alan Şen, bu eşsiz karışımı,

dünyanın dört bir yanında aynı

sorunları yaşayan kadınlarla

paylaşmak istiyor. Konusunda

uzman bir ekip kuruyor ve Ashley

Joy ürünlerini geliştiriyor.

Ashley Joy Antifrizz Şampuan,

Ashley Joy Saç Bakım Maskesi,

Ashley Joy Saç Bakım Spreyi,

Ashley Joy Argan Saç Bakım

Serumu, Ashley Joy Saç Bakım

Yağı, Ashley Joy Argan & Zeytinyağlı

Şampuan, Ashley Joy Saç

Fırçası, Ashley Joy Saç Bonesi

ile birlikte iki yeni ürünü Ashley

Joy Yoğun Onarıcı Şampuan ve

Ashley Joy Onarıcı Saç Kremi de

1V1Y.COM’da!

56

Mayıs 2018


News

Alkol bağımlılığında psikolojik

destek çok önemli

DoktorTakvimi.com doktorlarından Uzm. Dr. Buket Tuncer Eryonucu, alkol

bağımlılığının vücut üzerindeki etkilerini ve tedavi yöntemlerini anlatıyor.

Sosyal kullanımı da olan

psikoaktif bir madde olan

alkol, aşırı tüketildiğinde

alkol bağımlılığına sebebiyet verebiliyor.

Dünyada alkol tüketen 2

milyar kişinin 76 milyona yakının

alkol bağımlısı olduğu da bilinen

bir gerçek. Alkol bağımlılığı, kişinin

psikolojisini,kariyerini, sosyal

ortamını ve aile bağlarını etkilediği

gibi ciddi fiziksel sorunlara neden

olabiliyor. Öyle ki, yılda 1 milyon

800 bin kişi alkol bağımlılığına

bağlı olarak hayatını kaybediyor.

Alkol bağımlısı olan kişilerin işe

önce bağımlı olduklarını kabul

ederek başlamaları gerektiğini

söyleyen DoktorTakvimi.com doktorlarından

Uzm. Dr. Buket Tuncer

Eryonucu, alkol bağımlılığının

uygun maliyetli tedavilerle kontrol

altına alınabileceğini söylüyor.

Alkolün vücuda etkileri nelerdir?

Alkol ilk olarak vücudun emilim ve

atılım süreçlerini yapan Gastrointestinal

sistemini (GİS) etkiliyor.

Karaciğerde başlangıç aşamasında

yağlanma, büyüme ve enzim

artışları görülüyor. Alkolün karaciğere

etkileri bu noktaya kadar

ortadan kendi kendine kalkabiliyor.

Ancak ilerleyen süreçlerde Alkolik

Hepatit, Hepatik Siroz ve fibroz ortaya

çıkıyor ve karaciğer nakli gerekebiliyor.

GİS’te ikinci büyük etki

özafagus ve mideye oluyor. Özofajit,

gastrit, gastrik ülser, özofagus

varis kanamaları, mide kanamaları,

pankreatit, pankreas yetmezliği

ve mideden vitamin emiliminin

bozulmasına bağlı olarak özelikle

B vitamini eksikliği görülüyor.

Alkolün beyinde oluşturduğu toksik

etki nedeniyle hafıza da ciddi

hasar alıyor. Unutkanlık, nöropati,

agresivite, ilerleyen süreçlerde

Wernicke Korsakoff Sendromu,

psikotik semptomlar (böcek görme,

hezeyanlar ve diğer halüsinasyonlar)

ve nörotoksisiteye bağlı erken

yaşta bunama görülüyor.

DoktorTakvimi.com

doktorlarından Uzm. Dr.

Buket Tuncer Eryonucu, alkol

bağımlılığının diğer fiziksel

etkilerini şöyle sıralıyor;

• Kemik İliği alkolün etkilediği

diğer bir alandır. Kemik iliği

baskılanmasına bağlı kan Trombosit

hücrelerinde ki bunlar

pıhtılaşmayı sağlayıp kanamayı

önleyen hücrelerdir, ciddi bir

azalma olur. Buna bağlı kanama

sorunları ortaya çıkar. Durdurulamayan

ülser kanamaları ve varis

kanamalarının altında kemik iliğinde

meydana gelen hasar büyük

rol oynamaktadır.

• Kan basıncını artırır (Hipertansiyon),

kan yağ metabolizmasını

bozar, kanda kötü kolesterol ve

yağların artmasına sebebiyet verir.

Buna bağlı kalp krizi ve serebrovasculer

(inme, felç gibi) hastalık

riski artar. Hamilelikte alkol

kullanımına bağlı fetüste FAS adı

verilen küçük kafa çapı, yüz ve

beyin malformasyonları, dudak

ve kalp defektleri olan bebekler

doğabilir.

• Özellikle erkeklerde Testesteron

hormonu azalmasına bağlı

cinsel işlev bozuklukları, memelerde

büyüme ve cinsel isteksizlik

görülür. Benzer etkiler öströdiol

ve FSH azalması nedeniyle kadınlarda

da görülmektedir.

• Depresyon ve mizaç bozuklukları,

anksiyete bozuklukları, uyku

bozuklukları, psikotik bozukluklar,

demans, kognitif bozukluklar çok

sıktır.

58

Mayıs 2018


News

Alkol bağımlılığı tedavi edilebilir!

Alkol bağımlılığı bu denli ciddi

fiziksel, ruhsal ve sosyal yan

etkileri olmasına rağmen tedavi

edilebiliyor.

Tıbbi- Farmakolojik Tedavi, Psikolojik-

Psikoterapötik Tedavi, Sosyal

Destek Tedavisi, alkol bağımlılığın

tıbbi tedavisinde etkili ve uygun

maliyetlidir. Araştırmalar, tedavinin

yasal tedbirlerden kat kat daha

etkili olduğunu ortaya koymaktadır.

Çeşitli çalışmalar hekimlerin

alkol bağımlısı hastalara

alkolü azaltmayı ya da kesmeyi

önerdikten sonra, her görüşmede

alkol kullanımlarıyla ilgili sorular

sormalarının hastaların alkol alım

sıklığını ve miktarını yüzde 30-40

azalttığını göstermektedir.

Psychological support is

vital in alcoholism

DoktorTakvimi.com doctor Specialist Dr.

Buket Tuncer Eryonucu explained the effects

of alcoholism on the body and the methods of

treatment.

Psikolojik destek çok önemli

Alkol bağımlılığı ilaçla hastayı

tamamen eski haline döndürebilecek

türde bir bağımlılık değil.

Ancak alkol bağımlılığı, tıpkı

şeker, yüksek tansiyon veya kalp

hastalıkları gibi kontrol altına

alınabiliyor. Bu noktada alkol

bağımlılarının iyileşebilmek için

destek ve yardıma ihtiyacı oluyor.

Kişinin özellikle sosyal çevresinden

ve ailesinden destek görmesi

bağımlılığın tedavisinde etkili

oluyor.Türkiye’de 1985 yılında,

Amerika Birleşik Devletlerinde

1935 yılında kurulan Adsız Alkolikler

(AA) sosyal destek grubu,

özelikle sosyal tedavinin önemli bir

ayağını oluşturuyor. Sosyal destek

gruplarının tedaviye olumlu etkilerinin

bilimsel olarak da kanıtları

bulunuyor.

Alkol bağımlılığı olan ve tedavi

olmak isteyenler AA gibi sosyal

destek gruplarının yanı sıra Alkol

ve Madde Bağımlılığı Tedavi

Merkezleri’ne (AMATEM) başvurarak

tedavi sürecine başlayabiliyor.

Alkol bağımlılığı olanların dışlanmamaları,

tam tersi psikolojik

destek verilerek tedaviye teşvik

edilmeleri büyük önem taşıyor.

Alcohol, a psycho active substance with social use, can cause alcohol

addiction when consumed excessively. It is a known fact that

there are nearly 76 million out of the 2 billion people in the world

who consume alcohol, that are alcoholics. While alcoholism can affect

a person’s psychology, career, social setting and family ties, it can also

cause serious physical problems. In fact 1 million 800 thousand people

die every year with conditions related to alcoholism. DoktorTakvimi.com

doctor Specialist Dr. Buket Tuncer Eryonucu, who said alcoholics first

need to accept their problem to begin, explained that alcoholism can be

brought under control with affordable treatments.

What are the effects of alcohol on the body?

Alkol first impacts the Gastrointestinal System (GIS) which is where the

body absorbs and releases. At the beginning stages lipoidosis, enlargement

and enzyme increases are seen in the liver. The effects of alcohol

can disappear on their own at this point but in more advanced stages

Alcoholic Hepatitis, Hepatic Cirrhosis and fibrosis occur in later stages

and may require a liver transplant. The second greatest impact in the

GIS occurs in the esophagus and stomach. Esophagitis, gastritis, gastric

ulcer, esophageal variceal hemorrhages, stomach hemorrhages, pancreatitis,

pancreas failure and vitamin B deficiency due to the stomach

Mayıs 2018 59


News

being unable to absorb vitamins

are all conditions that can be seen.

Due to the toxic effect that alcohol

causes in the brain the memory

sustains major damage. Forgetfulness,

neuropathy, aggressiveness,

Wernicke Korsakoff Syndrome in

advanced stages, psychotic symptoms

(seeing bugs, deliria and

other hallucinations) and early

dementia connected to neurotoxicity

can be seen.

DoktorTakvimi.com doctor

Specialist Dr. Buket Tuncer

Eryonucu listed the other effects

of alcohol addiction as follows;

• Bone marrow is another area

affected by alcoholism. The thrombocytes

related to suppression of

bone marrow, which are the cells

that coagulate to prevent blood

loss, reduce significantly. Hemorrhaging

problems start as a result.

Damage to bone marrow plays a

significant role in ulcer hemorrhages

that can’t be stopped and

variceal hemorrhages.

• It increases blood pressure

(Hypertension), deteriorates the

blood fat mechanism and causes

bad cholesterol and fat to increase

in blood. As result there is increased

heart attack and cerebrovascular

(like stroke) disease risk.

When alcohol is consumed during

pregnancy the fetus can develop an

undersized head diameter, facial

and brain deformations and lip and

heart defects due to FAS (Fetal

Alcohol Syndrome).

• Especially men can develop sexual

dysfunction due to decreased

testosterone, enlarged breasts and

lack of sexual appetite. Similar effects

are seen in women due to the

decrease of estradiol and FSH.

• Depression and mood disorders,

anxiety, sleep and psychotic

disorders, dementia and cognitive

problems are common.

Alcoholism is treatable!

Despite having such serious

physical, mental and social effects

alcoholism can be treated.

Medical-Pharmacological Treatment,

Psychological-Psychotherapeutic

Treatment and Social Support

Treatment are all effective and

affordable methods for medical

treatment of alcoholism. Studies

show that treatment is much more

effective that legal measures.

Various studies show that when

doctors, who advise their alcoholic

patients to reduce or cease alcohol

consumption, ask their patients

questions about their alcohol use

in later appointments their alcohol

consumption goes down by 30-40

percent.

Psychological Support is Very

Important

Alcoholism is not a kind of addiction

that can change the patient

completely back to their former

state with medicine. However

alcoholism can be controlled just

like diabetes, hypertension and

heart diseases. Alcoholics require

support and assistance to recover.

The person receiving support from

their social circle and family in

particular is very effective in their

treatment. Alcoholics Anonymous

(AA), which was established in Turkey

in 1985 and in the US in 1935

forms an important social group

that is an important part of the

social treatment. There is scientific

evidence to show that social support

groups have a positive impact

on treatment.

People who are addicted to alcohol

and want to be treated can go to

Alcohol and Substance Addiction

Treatment Centers (ASATC) in

addition to joining social support

groups like AA to start their recovery

process. It is vital that people

with alcohol addiction are not isolated

but instead are encouraged

to seek treatment by providing

psychological support.

60

Mayıs 2018


Uyku düzeni önemli !Peki bu düzeni nasıl

sağlarım diyorsanız bu yatağın özelliklerine

bir göz gezdirmenizi tavsiye ederiz:

Hastalarınız

için en güvenilir

yatak: BEDAİD

GENEL FAYDALARI

Masaj sistemi sinir uçlarını uyarmak ve

kan dolaşımını harekete geçirmek üzere

geliştirilmiştir. Kas sistemini çalıştırır ve

vücudun hava almayan bölgelerini havayla

temas ettirir. Bası yaralarının oluşmasını

engellerken ağrıların ve terlemenin önüne

geçer.

Masaj sisteminde farklı noktalara yerleştirilmiş

6 adet masaj bloğu bulunur. Bloklar

sabit değildir ve ihtiyaca göre konumları

değiştirilebilir. Çalışma-dinlenme süreleri

ve şiddeti kişiye özel ayarlanabilir.

ÖZELLİKLERİ

KÜP/BLOK ÖZELLİĞİ İLE

• Düşük bası alanı oluşturur.

• Hiperemiyi önler.

• Bül oluşumunu engeller.

• Doku perfüzyonuna imkan tanır.

• Friksüyonu en alt seviyeye indirir.

• Basının istenilen bölgelerde düşürülmesine

olanak tanır.

• Cilt, cilt altı doku, kas ve fasya nekrozunu

önler.

• Ödem oluşmasını engeller.

• Ülser oluşumunu durdurur.

• İskemiyi engeller.

• Oluşmuş ülserlerin tedavi sürecini hızlandırır.

HAVALANDIRMA SİSTEMİ ÖZELLİĞİ İLE

• Derinin nem oranının düşürülmesini

sağlar.

• Terlemeyi engeller.

• Maserasyon, kontaminasyon ve enfeksiyonu

engeller.

UZAKTAN KUMANDA ÖZELLİĞİ İLE

•24 saat kesintisiz bakım sağlar.

• Konforlu bir yatış imkanı sunar.

62

Mayıs 2018


Article

Dr. Ümit Aktaş:

“acıkmamak için sahurda ekmekten uzak durun.

bamya tüketin”

besinler kan şekerini hızla yükseltip

düşürdüğü için gün içinde

daha çok acıkırız. Bu nedenle bu

besinleri tercih etmemeli, sahurda

hamur işleri ve ekmekten uzak

durmalıyız” dedi.

Ramazan ayı boyunca yediğimiz besinlere

dikkat etmemizin önemine

dikkat çeken Dr. Ümit Aktaş, “Sahurda

bol proteinli yiyecekler ve

yağ tüketin. Sahurda tereyağında

yumurta iyi bir seçenek olacaktır.

Yanında bol zeytinyağlı zeytini

tercih edebiliriz. İyi bir kahvaltı

salatası da hazırladığımızda

sağlıklı bir sahur sofrası hazırlamış

oluruz. Ayrıca ev usulü olmak

kaydıyla turşu, kavurma veya sucuk

da tüketilebiliriz” diyor.

Sahurda karbonhidratlı besinlerden

uzak durmamız gerektiğini

sözlerine ekleyen Aktaş, şeker

tüketiminde dikkat çekiyor. Dr.

Aktaş “Bu ayda karbonhidrat,

gluten içeren gıdalar ve şekerden

uzak durulmalı. Özellikle diyabet ve

romatizmal hastalığı olanlar bu tür

ürünleri kesinlikle tüketmemeli.”

Türkiye’nin fitoterapi alanında

eğitim alan ilk tıp doktorlarından

Fitoterapi Uzmanı

Dr. Ümit Aktaş, Ramazan ayında

doğru beslenme ile ilgili önerilerini

paylaştı. Gösterişli iftar sofralarından

kaçınılması gerektiğini

belirten Dr. Aktaş, “Karbonhidratlı

64

Mayıs 2018


Article

Çorbadan sonra 20 dakika mola

Fitoterapi Uzmanı Dr. Aktaş,

“Orucumuzu bir hurma ya da

birkaç tane zeytinle açabiliriz. İlk

etapta çorbamızı salatayla birlikte

tüketmeliyiz. Bamya, mideyi koruyan

bir bitki. İftarda bamya çorbası

çok iyi bir alternatif olabilir. Kan

şekerinizin aniden yükselmemesi

ve kalp, damar problemleri

yaşamamak için çorbadan sonra

mutlaka 20 dakika ara verip daha

sonra diğer yemeklere geçmeliyiz,

bu şekilde kan şekeriniz aniden

yükselmez. Kalp ve damar problemleri

de yaşamazsınız. Sofranızda

en az bir tane fermente edilmiş

yani mayalanmış gıdanız olmalı.

İftarda çorba ve salatadan sonra et

ya da sebze yemeği tercih edebilirsiniz.

Abartılı iftar sofralarından

kaçınmalısınız. Çünkü iftarda ağır

yemekler tüketildiğinde kan şekeri

dengesizlikleri yaşanır ve bu da

ciddi sıkıntılara yol açar”

Lavanta ve ıhlamur çayı susuzluğu

giderir

İftarda orucumuzu açtıktan sonra

suya bir anda yüklenmememiz gerektiğinin

de altını çizen Aktaş, “Yaz

oruçları, susamamıza neden olur,

ancak iftardan sahura kadar her

yarım saatte bir olmak kaydıyla su

içerek dengeyi sağlayabiliriz. Fazla

su vücuttan böbrekler aracılığı ile

atıldığı için daha çok susamamıza

neden olur, bu nedenle bir anda

bir sürahi su tüketmek doğru

değil. Lavanta ve ıhlamur çayları

susuzluğa iyi gelir, tüketilmesinde

fayda vardır” dedi.

Ramazan ayında tatlı ihtiyacımızı

da hurma ve doğal mevsim meyvelerinden

karşılamamız gerektiğini

ifade eden Aktaş, “Baklava gibi ağır

tatlılardan kaçınmalıyız. Ayrıca ıhlamur

ve adaçayı gibi bitkiler, mide

ve bağırsakların rahatlamasını

sağlayarak hazımsızlığa iyi geleceğinden iftar ve sahurda tüketilebilir.”

Dr. Ümit Aktaş’tan Ramazan ayına özel tok tutacak salata tarifi

Malzemeler: 4 yemek kaşığı haşlanmış kuru fasulye, bol miktarda

maydanoz, 1 limonun suyu ve kabukları, İki yemek kaşığı tahin ya da

zeytinyağı

Hazırlanışı: Tüm malzemeler bir kapta karıştırın. İsteğe göre tahin ya da

zeytinyağı kullanabilirsiniz.

Dr. Ümit Aktaş’tan Ramazan ayına özel hazımsızlık giderici çay tarifi

Malzemeler: Kimyon, rezene, tıbbi nane

Hazırlanışı: Hepsinden 4 tatlı kaşığı alarak üzerine sıcak su ekleyin. 10

dakika üstü kapalı bir şekilde demleyin. Bitkileri kesinlikle kaynatmayın.

İftardan sonra 3 bardağa kadar içebilirsiniz.

66

Mayıs 2018


Article

Erken teşhis neden önemli

?

Erken tanılanan, diğer organlara sıçramamış ya da ışın tedavisi görmesine rağmen

nüksetmiş prostat kanseri hastalarına umut veren bir tanı ve tedavi yöntemi var: Yüksek

Yoğunluklu Fokal Ultrason Yöntemi. Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji ve Üroonkoloji

Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek, bu yöntem sayesinde sağlıklı dokular korunabilirken kanserli

dokuların tedavi edilebildiğini belirtiyor.

Prostat kanseri, 50 yaş üzeri erkeklerde en

sık görülen kanser türü. Kansere bağlı

hayat kayıplarında ise akciğer kanserinden

sonra ikinci sırada yerini alıyor. Kısacası hem

sık görülüyor hem de hastanın yaşamını ciddi

anlamda tehdit ediyor. Hal böyle olunca, erken

tanı ve tedavi olanaklarının artmasına yönelik

bilimsel araştırmalar da büyük bir hızla devam

ediyor. İşin sevindirici kısmı; son yıllarda gerek

erken tanı olanaklarının gelişmesi, gerekse

hastalık bilincinin artmasına paralel olarak

prostat kanserini erken evrelerde saptamak

mümkün olabiliyor. Erken evre tanı oranının

artması sayesinde de, prostatındaki tümörün

diğer organlara yayılımın olmadığı hasta

oranında büyük bir artış yaşanıyor. Ama bu

hasta grubu için de yeni tedavi arayışları devam

ediyor. Bu noktada üzerinde konuşulan yeni ve

gelişmekte olan tedavi yaklaşımları içinde fokal

(odaklanmış) tedavi önemli bir seçenek olarak

dikkat çekiyor... Acıbadem Taksim Hastanesi

Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can

Öbek, bu yöntemle prostatın yalnızca hastalıklı

bölgesi tedavi edilirken, organın sağlıklı

bölgelerinin korunabildiğine işaret ediyor.

Sağlıklı prostat dokuları korunabiliyor

Bugün erken evre prostat kanserinin

tedavisinde standart tedavi, cerrahi yöntemlere

başvurularak tümör gelişen prostat dokusunun

68

Mayıs 2018


Article

tümden çıkarılması. Ancak

prostat dokusunun çıkarılma

durumunda, deneyimli ellerde bile

düşük oranda olmakla beraber

yan etkiler gelişebiliyor. Bu yan

etkilerden en çok korkulanı ise

idrar kaçırma ve cinsel fonksiyon

bozuklukları oluyor. Dolayısıyla

tıp dünyasında ideal tedavi

yöntemlerine dair arayışlar da hiç

durmadan devam ediyor. Prostat

kanseri hastaları için ideal tedavi

arayışındaki en önemli ve umut

vaat eden yeni gelişmelerden

birinin fokal tedavi olduğunu

belirten Prof. Dr. Can Öbek, “Bu

organ koruyucu yöntemle prostatın

yalnızca hastalıklı bölgesi tedavi

edilirken, organın sağlıklı bölgeleri

korunabiliyor. Uygulamaya

başladığımız yöntemde kanser

hücrelerini öldürmek için ısıdan

yararlanılıyor ve yüksek ısı ile

kanser hücrelerinin imha edilmesi

amaçlanıyor” diyor. Bilimsel tıbbi

veriler, HIFU (Yüksek Yoğunluklu

Fokal Ultrason) yönteminin

uygulandığı çok sayıda hastanın

başarılı sonuçları olduğunu

gösteriyor.

Hasta aynı gün evine dönebiliyor

Hastadan MR görüntüsü alınıyor

ve kanserli bölge işaretleniyor ya

da akıllı biyopsi tekniğiyle yeri tam

olarak belirleniyor. Daha sonra

kanserli bölgeye yarı robotik bir

teknoloji kullanımı olan HIFU cihazı

yardımıyla yüksek yoğunlukta

ultrason dalgaları verilerek, kanser

hücreleri öldürülüyor.

Hasta odaklı tedavi yaklaşımı

açısından bakıldığında HIFU

yöntemiyle tedavinin günübirlik

bir işlem olması hasta açısından

önemli bir kazanım sağlıyor.

Yaklaşık 1-2 saat içinde

tamamlanan bu tedavi yöntemin

uygulanmasıyla ilgili olarak Prof.

Dr. Can Öbek şu bilgileri veriyor:

“Tedaviye alınan hastamızın

MR görüntüsünde görülerek

işaretlenen ya da akıllı biyopsi

tekniği ile yeri tam olarak

belirlenen kanserli bölge, yarı

robotik bir teknoloji kullanımı ile

imha ediliyor.

Bu yöntemle vücuda herhangi

bir kesi yapılmasına gerek

kalmıyor. İşlem bitiminde

tedaviyi sonlandırmadan

anında görüntüleme yapılarak,

istenilen bölgede etkili tedavinin

gerçekleşip gerçekleşmediğini de

kontrol edebiliyoruz. Halen canlı

hücreler olduğunu düşünürsek,

işlem bitmeden bu hücrelere de

müdahale ediyoruz. Hasta aynı gün

evine dönebiliyor.”

70

Mayıs 2018


Article

Kolon kanserlerine yol açan 9 nedene dikkat!

Memorial Hizmet Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Tolga Aliyazıcıoğlu,

kolon kanserinin belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi:

Halk arasında kalın bağırsak

kanseri olarak bilinen

kolon kanseri, ülkemizde

en sık görülen kanserler arasında

3. sırada bulunuyor. En önemli

nedenleri arasında genetik

faktörler, düzensiz beslenme

ve hareketsiz yaşamın yer aldığı

bu hastalık sinsice ilerleyerek

hiçbir belirti vermeyebiliyor. Kalın

bağırsakta polip varlığının erken

dönemde tespit edilmesi ve tedavi

planlaması yapılması hastaların

yaşam kalitesi ve süresini artırıyor.

Bu belirtileri ihmal etmeyin

Dünyada her yıl 750 bin, ülkemizde

ise 5 bin kişinin hayatını kaybettiği

kolon kanseri geçmeyen

halsizlik, açıklanamayan kilo

kaybı, ishal ve kabızlık ile kendini

gösterebilmektedir. Ayrıca her

zaman normal bir kalınlıkta gelen

büyük abdestin incelmesi, anüs

ve büyük abdestte kan görülmesi,

yumurta akı görünümlü salgı

gelmesi, bağırsakta tıkanma,

karında şişlik ve ağrı gibi belirtiler

kolon kanserinin en önemli

bulguları arasında bulunmaktadır.

Bu belirtilerden birisi görüldüğünde

mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Kolon kanserlerinin nedenleri ve

risk faktörleri

Kolon kanserine çoğunlukla

küçük, kanser olmayan

adenomatöz polip denilen

lezyonlar kaynak olmaktadır.

Tüm polipler kansere dönüşmez

ancak belirti vermedikleri için

tespit edildiklerinde mutlaka

çıkartılması gerekmektedir.

Birçok hastada kolon kanserinin

kaynağı belli değildir. Ancak tüm

kanserlerde olduğu gibi sağlıklı

hücre DNA’sında olan hasarlar

kolon kanserine de neden

olmaktadır. Nadir görülen kalıtsal

bazı hastalıkların kolon kanseri

riskini artırdığı bilinmektedir. Tüm

bunların dışında kolon kanseri

riskini artıran nedenler şöyle

sıralanmaktadır:

1 - Yaş: Genç yaşlarda da

görülebilen kolan kanseri sıklığı,

yaş ilerledikçe özellikle de 50

yaşından itibaren artmaktadır.

2 - Beslenme: Bitkisel lif

oranı düşük ve yüksek yağlı

beslenme kolon kanseri riskini

yükseltmektedir.

3 - Daha önce bilinen kolon polipleri

bulunması: Daha önce kolonoskopik

olarak kolon polibi çıkarılan

hastalar mutlaka belirli aralıklarla

kontrollerini yaptırmalıdır.

4 - İnflamatuar bağırsak hastalığı:

Ülseratif kolit ve Crohn hastalığı

olanlarda kolorektal kanser

gelişme riski daha yüksektir.

5 - Genetik faktörler: Anne-baba,

kardeş veya çocuğunda kolon

kanseri olan kişilerde kolon kanseri

riski yüksektir.

6 - Hareketsiz yaşam: Fiziksel

aktiviteden uzak yaşam kanser

riskini artırmaktadır.

7 - Radyasyona maruziyet: Başka

bir hastalık nedeniyle (prostat

kanseri, serviks kanseri ve

vagina kanseri) pelvik radyoterapi

uygulanan hastalarda risk daha

yüksektir

8 - Sigara ve alkol kullanımı:

Birçok rahatsızlığa neden olan

sigara ve alkol kolon kanserini de

tetiklemektedir.

9 - Obezite: Çağımızın en önemli

sağlık sorunlarından birisi olan aşırı

kilo tüm kanser türleri gibi kolan

kanserine de neden olabilmektedir.

50 yaşından sonra kolonoskopi

yaptırmayı ihmal etmeyin

Ailesinde daha önce kolorektal

kanser görülenlerin kişiler

kalıtsal ve genetik faktörler

nedeniyle risk altında

bulunmaktadır. Bu nedenle

ailesinde kolon kanseri olan

kişilerin, akrabasında kaç yaşında

kolon kanseri tespit edilmişse

bundan en az 10 yıl önce

kolonoskopi yaptırmaya başlaması

gerekmektedir. Ailesinde kolon

kanseri hikayesi olmayan ve

herhangi bir şikayeti bulunmayan

kişilerin ise 50 yaşında mutlaka

kolonoskopi yaptırması,

her 5 yılda bir ise bu işlemi

tekrarlaması gerekmektedir. Tüm

bunların dışında bazı önlemlerin

alınması da faydalı olacaktır.

• Bitkisel lif oranı yüksek

yiyecekler tercih edilmeli

• Doymuş yağ oranını azaltılmalı

• Sigara, alkol ve benzeri

maddelerden uzak durulmalı

• Günde en az 30 dakika egzersiz

yapılmalı

Fazla kilolardan korunmalıdır.

72

Mayıs 2018


Article

Beware of the 9 causes of colon cancers!

Op. Dr. Tolga Aliyazıcıoğlu, from the Memorial Service Hospital General Surgery

Department provided information about the symptoms and treatments for colon cancer:

Colon cancer, also known as

large intestine cancer among

the community, is in 3rd place

in our country as one of the most

common types of cancer. Colon

cancer, the most important factors

of which are genetics, irregular

nutrition and a sedentary lifestyle,

progresses very insidiously and

may not give any indication. Early

detection of polyps and a treatment

plan can improve the quality and

length of life for patients.

Do not neglect these symptoms

Colon cancer, a disease that

costs the lives of 750 thousand

people in the word and 5 thousand

people in our country, can be

indicated by unrelenting fatigue,

unexplained weight loss, diarrhea

and constipation. Also a sudden

change in the thickness of stool,

blood around the anus and in stool,

excretion in egg white consistency,

blockage in the intestine, bloating

and pain in the abdomen are all

important findings of colon cancer.

When any one of these symptoms

are seen a doctor should definitely

be consulted.

The reasons and risk factors of

colon cancer

The source of cancer is usually

small, noncancerous lesions called

adenomatous polyps. All polyps

do not turn into cancer but since

there are no signs they should all be

removed when noticed. The source

of colon cancer is not clear in many

patients. However, just like in any

cancer, damage to the healthy cell

DNA causes cancer. It is a fact that

some rare genetic diseases also

increase the risk of colon cancer.

Other than these the causes that

increase the risk of colon cancer are

as follows:

1 - Age: The frequency of seeing

colon cancer, which can also be

seen at an early age, increases with

age especially after 50 years old.

2 - Nutrition: Eating foods that are

low in plant fiber and high in fat

increases the risk of colon cancer.

3 – Having previously known polyps:

Patients that have had polyps

removed by colonoscopy before

should undergo regular checkups.

4 – Inflammatory Bowel Disease:

People who have ulcerative colitis

and Crohn’s disease have a higher

risk of colon cancer.

5 - Genetic factors: People who

have mothers, fathers, siblings or

children with colon cancer have a

higher risk of colon cancer.

6 – Sedentary lifestyle: A lifestyle

with no physical activity increases

the risk of colon cancer.

7 – Exposure to radiation: Patients

that have pelvic radiation treatment

for other diseases (prostate cancer,

cervical cancer and vaginal cancer)

have a higher risk of colon cancer.

8 – Cigarettes and alcohol:

Cigarettes and alcohol which are

the cause of many diseases also

increase the risk of colon cancer.

9 - Obesity: Excessive weight, one of

the most important health problems

of our time, can cause colon cancer

just like all other cancers. Do not

neglect to get a colonoscopy after 50

years of age

People who have had colorectal

cancer in their families are under

greater risk due to hereditary and

genetic factors. This is why people

who have colon cancer in their

family should start screening at

least 10 years before the age that

colon cancer was diagnosed in their

relative. People who do not have any

colon cancer in their family and no

complaints should definitely get a

colonoscopy at 50 years of age and

continue to do this every 5 years.

Some precautions in addition to

these will be beneficial.

• Choosing to eat high fiber foods

• Reducing saturated fats

• Staying away from cigarettes,

alcohol and similar substances

• At least 30 minutes of exercise per

day

Avoid excessive weight.

Mayıs 2018 73


Bahar depresyonu iş

performansını düşürüyor

Mevsimlik özellik gösteren

bahar depresyonu, uyku

ve iştah değişikliklerinin

yanı sıra iş performansında

düşmeye, konsantrasyonda

bozulmaya yol açabiliyor.

Kadınlarda daha sık

görülebilen bahar

depresyonunun birkaç

hafta sürebileceğini

belirten uzmanlara göre,

gün ışığından yararlanmak,

iyi beslenme, yeterli

uyku ve egzersiz bahar

depresyonu ile mücadele

etmede etkili olabiliyor.

Üsküdar Üniversitesi

NP Feneryolu Tıp

Merkezi’nden Psikiyatri

Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Emre Tolun

Arıcı, bahar depresyonunun iş

performansında düşmeye dikkat

ve konsantrasyonda bozulmaya

yol açtığını söyledi.

Depresyon belirtilerini taşıyor

Bahar depresyonu, mutsuzluk,

keyifsizlik, halsizlik, uyku ve

iştah değişiklikleri, dikkat ve

konsantrasyonda bozulma, vücut

ağrıları, intihar düşünceleri gibi

belirtilerle ortaya çıkar. Değersizlik

düşünceleri, hüzün, karamsarlık,

sinirlilik, cinsel istekte

azalma, iş performansında

düşme, alıngan olma, önceden

keyif alınan aktivitelere ilginin

azalması, sorumlulukların ağır

gelmesi dahil tüm depresyon

belirtilerini taşıyabilir“ diye

konuştu.

Kadınlarda daha sık görülüyor

Bahar depresyonunun ortaya çıkmasında

beyindeki hormonlarda

değişiklikler etkilidir. Kadınlarda

daha sık görülmesinin yanında,

74

Mayıs 2018


ailesinde duygudurum bozuklukları

öyküsü olanlar, daha önce depresyon

geçirmiş kişiler daha risklidir.

Tiroid hormon bozuklukları, vitamin

eksiklikleri, anemi gibi tıbbi

durumlar bahar depresyonunu

tetikleyebilir” uyarısında bulundu.

Birkaç haftadan uzun sürüyorsa

dikkat!

Birkaç haftayı geçen keyifsizlik,

halsizlik, uyku iştah değişikliklerinde

depresyonu düşünmekte

fayda vardır” diyerek tedavi

edilmezse şiddetlenebildiği gibi

aylarca iyileşmeden kronikleşebildiğini

söyledi.

Yrd. Doç. Dr. Emre Tolun Arıcı,

şunları söyledi: “Bahar aylarında

başlayan depresyon yaz sonuna

kadar sürebilmektedir. Yine benzer

şekilde sonbaharda başlayan depresyonların

iyileşmesi kış sonunu

bulabilmektedir. Bu durumda

psikiyatri uzmanlarına başvurmak

gerekmektedir. İlaçlar ve psikoterapi

başta olmak üzere fototerapi,

TMU gibi çeşitli ek yöntemler de

tedavi edilebilirken, başvurunun

gecikmesi tedaviyi güçleştirebilir.”

8 öneriye kulak verin!

Kişilerin bilinen yineleyici belli

dönemlerde depresif atakları varsa

o aylarda psikiyatrist ya da psikoterapist

ile görüşmesini sıklaştırmasında,

öncesinde önerilen

koruyucu bir tedavisi varsa düzenli

kullanması önemlidir” diyen Yrd.

Doç. Dr. Emre Tolun Arıcı, bahar

depresyonuyla mücadelede şu tavsiyelerde

bulundu:

O dönemlerde sorumluklar ve iş

yükü azaltılıp yeterince dinlenilmeli,

Yeterli uyku süresi alınmalı,

İyi beslenilmeli,

Gün ışığından yararlanılmalı,

Egzersiz artırılmalı ve açık alanda

hafif yürüyüşler yapılmalı,

Keyif veren aktiviteler artırılmalı,

Sevdiklerimizle daha çok vakit

geçirilmeli,

Alkolden uzak durulmalı.

Spring depression makes

work performance go down

Üsküdar University NP Feneryolu

Medical Center Psychiatry Specialist

Assistant Assoc. Prof Dr. Emre

Tolun Arıcı pointed out that spring

depression causes drops in work

performance and disrupts concentration.

It has symptoms of depression

Spring depression has symptoms

like unhappiness, bad mood,

fatigue, changes in sleep and

appetite, loss of attention and concentration,

body aches and suicidal

thoughts. The condition can have

all the symptoms of depression

like feelings of insignificance,

sadness, negativity, irritability,

touchiness, decreased sexual appetite,

lowered work performance,

not enjoying activities that were

enjoyed previously and feeling

weighed down by responsibilities”.

It is more common in women

Changes in the brain hormones are

effective in spring depression. In

addition to being more common in

women, people who have a history

of mood disorders in their family

and have had depression before,

are under a higher risk. Medical

conditions like thyroid hormone

disorders, vitamin deficiencies and

anemia can trigger spring depression”.

Beware if it lasts more than a few

weeks!

Pointing out that “It is a good idea

to consider depression when irritability,

fatigue and changes in sleep

and appetite lasts more than a few

weeks” he said that if the condition

is not treated it may intensify and

become chronic.

Assistant Assoc. Prof. Dr. Emre

Tolun Arıcı said the following: “Depression

that starts in the spring

months may last all the way into

summer. Similarly fall depression

can last until the end of winter. A

psychiatry specialist must be consulted

in this case. While there are

a number of different treatments

including medication and psychotherapy

as well as additional methods

like Phototherapy and TMU,

the longer you wait to get advice

the harder it can become to treat.”

Listen to 8 recommendations!

If people have known, repeated

attacks of depression it is important

for them to make more

frequent visits to their psychiatrist

or psychotherapist during those

months and use any recommended

preventive therapy beforehand”

said Assistant Assoc. Prof. Dr.

Emre Tolun Arıcı and made the

following suggestions to combat

spring depression:

You should reduce responsibilities

and work load during that time and

get enough rest,

You must get sufficient sleep,

You must eat well,

Utilize daylight,

Increase exercise and take light

walks outdoors,

Increase fun activities,

Spend more time with loved ones,

Avoid alcohol.

Mayıs 2018 75


Article

Reflü hastalarına

10 etkili öneri

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı

Ozman, reflü hastalarına 10 etkili önerisini sıraladı,

önemli uyarılar ve önerilerde bulundu:

Asitli meyvelerden uzak durun

Portakal, mandalina gibi

meyveler reflü yakınmalarını

artırıyor. Özellikle reflü sebebi ile

yemek borusu tahriş olmuş kişilerde

bu meyvelerin yanma hissine

sebep olma olasılığı çok daha

artıyor. Reflü hastaları için muz,

elma gibi meyveler çok daha kolay

tolere edilebilir meyveler. Yine de

şikayetler hastaya göre değişebildiğinden

meyveleri teker teker

denemenizde ve kendinize iyi gelen

meyveleri belirlemenizde fayda var.

Yağlı yiyeceklerden kaçının

Yağların mideyi terk etme süresi

çok uzun olduğundan fazla yağlı

yiyecekler reflü şikayetlerini

artırıyor. Ayrıca fazla yağlı yiyecekler

tüketildiğinde sindirim

için mide çok daha fazla asit

salgıladığından pişirme yöntemi

olarak da kızartma yerine daha

az yağ kullanılan ızgara, fırınlama

ya da haşlama yöntemleri tercih

edilmeli. Tam yağlı süt ürünlerinin

yağ kısmı da benzer etkilere

yol açabileceğinden tam yağlı süt

ürünleri yerine daha az yağlı olanları

tercih edin.

Yumurta sarısını değil beyazını

tüketin

Yumurta sarısı yemek borusunun

mideye açılan kapağının gevşemesine

yol açan kolesistokinin

hormonunun salınmasına neden

oluyor. Böylece mide içeriğinin

yemek borusuna geri kaçması kolaylaşarak

reflü şikayetleri artıyor.

Bu nedenle yumurta tüketilecekse

sarısının değil beyazının tüketilmesinde

fayda var.

Yatmadan 2-3 saat önce yemek

yemeyi bitirin

Yemek yedikten sonra uzanmak ya

da yatmak yerine dik pozisyonda

durmaya özen gösterin. Aksi halde

yer çekiminin de etkisi ile mide

içeriğinin yemek borusuna geri

kaçma riski artıyor. Bu da şikayetleri

artırıyor.

Baharatlı yiyecekler tüketmeyin

Baharatlı yiyecekler reflü nedeni

ile tahriş olan yemek borusundaki

acıma ve yanma hissini arttırır.

Yapılan çalışmalar; özellikle acı

kırmızı biberde bulunan kapsaisin

adlı maddenin tüketiminden sonra

reflüdeki yanma/acıma hissini

arttırdığını göstermiştir.

Az miktarlarda ve sık yemeye

özen gösterin

Tek seferde yüksek hacimli yemek,

midede oluşturacağı basınç ile

kişide reflü şikayetlerini artırabilir.

Bu nedenle daha küçük hacimli,

daha sık öğünler yapın. Öğünlerinizi

günde en az 3-4 ya da daha fazla

olacak şekilde planlamaya çalışın.

Kilo verin

Aşırı kilo mide basıncını artırdığından

mide içeriğinin yemek borusuna

geri kaçması riskini artırıyor.

Özellikle göbek yağlanması fazla

olduğunda bu risk çok daha yükseliyor.

Bu nedenle fazla kilolu

iseniz reflü semptomlarından korunmak

için mutlaka kilo vermelisiniz.

Kilo verirken yağdan fakir bir

beslenme programı uygulamaya

dikkat edin, çünkü yağlı yiyecekler

de reflü şikayetlerini artırıyor.

Alkol

Alkol mide asidini artırabileceğinden

ve yemek borusundan mideye

açılan sfinkterin kasılma gücünü

azaltabileceğinden mide asidinin

yemek borusuna kaçması ve

yanma hissine neden olma olasılığı

artıyor. Hangi alkol türünün reflü

üzerinde ne tür etkilere sahip

olduğu net olmamakla birlikte bira

ve şarabın reflüye neden olduğuna

dair çalışmalar mevcut.

Yemek yerken su içmeyin

Yemek esnasında su içildiğinde

yemek ve su birleşerek midede

fazlaca bir hacim yaratabilir ve

neden olduğu basınç ile mide

içeriğinin yemek borusuna geri

kaçma olasılığını artırabilir. Bu

nedenle reflü hastalarının su

tüketimini yemek esnasında değil

yemek aralarında gerçekleştirmesi

çok daha faydalı olacaktır

Dar kıyafetler giymekten kaçının

Dar kıyafetler özellikle yemeklerden

sonra karın içi basıncının artmasına

sebep olarak mide içeriğinin

yemek borusuna geri kaçma

olasılığını artırıyor. Bu nedenle

özellikle karın bölgesini sıkan dar

kıyafetlerden veya kemerlerden

kaçının.

76

Mayıs 2018


News

Bağırsak bakterilerini dikkate alınız!

Bakterileri yıllarca kötü organizmalar

olarak düşündüğümüzü

dile getiren Uzm. Dr. Ergün

Kasapoğlu; ‘Aslında vücudumuz

trilyonlarca bakteri içerir. Bu bakteriler

yemeklerin sindirilmesinden

genel sağlığımızı korumamıza

kadar pek çok alanda bize destek

olur. Son yıllarda yapılan araştırmalar,

bağırsak bakterilerinin diyabet,

obezite, depresyon ve kolon

kanseri gibi son yıllarda çok sık

görülmeye başlayan hastalıklara

bağlı olduğunu gösteriyor’ diye

konuştu…

Bağırsak mikrobiyatası parmak izi

gibi kişiye özel ve benzersizdir!

Bağırsağınızın içinde yaklaşık 300-

500 milyondan fazla farklı bakteri

türü yaşar. Virüsler ve mantarlar

gibi diğer küçük organizmalarla

eşleştirilerek oluşturdukları alana

mikrobiyota adı verilir. Bağırsak

mikrobiyotası parmak izi gibi

kişiye özel ve benzersizdir. Vücuttaki

bakteri karışımları, herkesin

karışımından farklıdır. Kısmen

annenizin mikrobiyotasından

(doğumda maruz kaldığınız çevre)

ve kısmen diyet ve yaşam tarzınıza

göre belirlenir. Bakteriler vücudunuzun

her yerinde yaşarlar,

ancak bağırsaklarınızda yaşayanlar

genel sağlık durumunuz üzerinde

en büyük etkiye sahip olanlardır.

Bütün sindirim sisteminizi düzene

sokan bu bakterilerin çoğu bağırsaklarınızda

yaşarlar. Metabolizmanızdan

ruh durumunuza,

bağışıklık sisteminize kadar her

şeyi etkilerler.

Bağırsak bakterilerinin azlığı ya da

çokluğu hastalık habercisi olabilir!

Araştırmalar sağlıklı insanlardaki

bağırsak bakterilerinin belirli

hastalıkları olanlardan farklı

olduğunu göstermektedir. Hastalanan

insanlar, çok az veya çok

fazla belirli bir türe veya olması

gerekenden daha az çeşitlilikte

bakterilere sahip olabilirler.

Bazı türlerin rahatsızlıklara karşı

koruyabileceği düşünülürken

bazıları bu riski artırabilir. Son

yıllarda yapılan araştırmalara göre

bazı hastalıkların temeli direkt

bağırsakta bulunan bakterilere

dayandırılmaktadır.

Obezite, Tip 2 diyabet ve kalp

hastalığı: Bağırsak bakterileri

vücudunuzun metabolizmasını

etkiler. Gıdalardan ne kadar

kalori aldığınız ve ne tür besinleri

sindirdiğiniz gibi şeyleri belirler.

Çok fazla bağırsak bakterisi, lifi

yağ asitlerine dönüştürür. Bu da

karaciğerinizde yağ birikimine neden

olabilir ve metabolik sendrom

olarak adlandırılan, Tip 2 diyabet,

kalp rahatsızlığı ve obeziteye zemin

hazırlar.

Crohn hastalığı ve ülseratif kolit

de dahil olmak üzere inflamatuvar

bağırsak hastalıkları: Bu koşullara

sahip kişilerin kesin bağlantı henüz

net olarak ortaya konulmamış olsa

da daha düşük anti-inflamatuar

bağırsak bakterileri seviyesine

sahip olduklarına inanılır.

Kolon kanseri: Çalışmalar, sağlıklı

insanlara kıyasla, hastalığa neden

olan bakterilerin yüksek seviyeleri

de dahil olmak üzere, farklı

bağırsak mikrobiyotasına sahip

olduğunu göstermektedir.

Kaygı, depresyon ve otizm: Bağırsak

beyinle iletişim kuran sinir uçlarıyla

doludur. Araştırmalar, bağırsak

bakterileri ile merkezi sinir sistemi

bozuklukları arasında anksiyete,

depresyon ve otizm gibi bir bağlantı

olduğunu göstermektedir.

Bağırsaktaki sağlıklı bakterileri

artırmak için ne yapılmalı?

• Meyve, sebze ve kepekli tahıllar

gibi lif bakımından zengin yiyeceklerden

zengin besleyici bir diyet

yapın.

• Yağ ve şeker oranı yüksek, lif

oranı düşük bir diyet, bazı mikrop

bağırsak bakterilerini öldürerek

mikrobiyotanıza daha az çeşitlilik

katar.

• Egzersiz çeşitli bağırsak bakterilerinin

gelişmesini de teşvik

edebilir. Daha çeşitli bir bağırsak

mikrobiyotasına sahip olmak için

sağlıklı olmanızı sağlarken hastalık

riskinizi azaltabilir.

•Şeker hastalığını önlemek veya

artrite karşı tedavi etmek için sadece

probiyotik kullanmayın.

78

Mayıs 2018


Article

Tedaviyi ertelemek diş kaybıyla sonuçlanabiliyor

Kanal tedavisiyle ilgili doğru

bilinen yanlışlar!

Diş sağlığı konusunda en

yaygın uygulamalardan biri

olmasına rağmen kanal

tedavisiyle ilgili hala yaygın bazı

yanlış düşünceler bulunuyor. Özellikle

süreci bilmeyenlerde tedavi,

korku veya huzursuzluğa neden

olabiliyor. Bununla birlikte kanal

tedavisinin ciddi ağrıya neden

olduğu düşünüldüğünden mümkün

olduğunca ötelenmeye çalışılıyor.

Acıbadem International Hastanesi

Endodonti Uzmanı Dr. Tubahan

Kaya, tüm bu yanlış bilgilenmelerin

zaman kaybına neden olduğunu,

dolayısıyla dişi kurtarma şansının

azaldığına ve sonuçta da dişin

kaybedilebileceğine dikkat çekiyor.

Bu nedenle kanal tedavisiyle

kurtarılabilme şansı olan dişlerin

tedavisinin ertelenmemesi gerektiğinin

altını çiziyor.

Dr. Tubahan Kaya, konuyla ilgili

hatalı davranışlara götüren yanlış

bilgileri doğrularıyla güncelliyor...

1-Kanal tedavisi zor ve kompleks

bir tedavidir.

DOĞRUSU: Dişler sert ve yumuşak

dokulardan oluşuyor. Dış kısmında

sert olan mine dokusu, iç kısmında

ise kök boyunca uzanan damar ve

sinir paketinden oluşan bir boşluk

yer alıyor. Kök kanalı denilen bu

boşluk içinde dişin gelişiminden,

beslenmesinden ve savunmasından

sorumlu dişe canlılık veren

pulpa adı verilen bir bağ dokusu

bulunuyor. Bu doku çeşitli nedenlerle

iltihaplanabiliyor veya

mikroorganizmaların yerleşmesi

ile enfekte olabiliyor. Bu durumda,

kökün içindeki pulpa dokusunun

çıkartılarak kök kanal boşluğunun

temizlenmesi, şekillendirilmesi ve

doku dostu kanal dolgu maddeleri

doldurulmasıyla kanal tedavisi

işlemi tamamlanıyor. Dişin

tamamının kaybedilmemesi için

tedavinin mutlaka uzman kişilerce

yapılması gerekiyor. Bu şartlarda,

gerçekleştirilmesi oldukça kolay

bir tedavi olarak gösteriliyor.

2- Oldukça ağrılı bir işlemdir.

DOĞRUSU: Kanal tedavisi sırasında

yapılacak diş ve çevre dokular

etkin bir şekilde uyuşturulduğu için

korkulanın aksine tedavi sırasında

hasta herhangi bir ağrı hissetmiyor.

3-Çok uzun sürer, saatlerce

koltukta oturmak gerekir.

DOĞRUSU: Sanılanın aksine kanal

tedavisi işlemi çok uzun sürmüyor.

Hastanın koltuğa oturup anestezinin

yapılması ve tedavinin

bitirilmesi süreci en fazla bir saat

sürüyor. Kök kanallarını genişletmek

için kullanılan cihazlar ve

sistemlerin gelişmesi sayesinde

işlem oldukça kolay ve konforlu

şekilde tamamlanabiliyor.

4- Tek seansta tamamlanamadığı

için birkaç kez diş hekimine

gitmek gerekir.

DOĞRUSU: Pupa denilin dişin

özünün canlı olduğu durumlarda

tedavi tek seansta bitirilebiliyor.

Ancak dişin canlılığını yitirdiği kök

ucunda enfeksiyon olduğu ve kanal

tedavisi tekrarı yapıldığı durumlarda

seans sayısı dişin durumuna

göre değişebiliyor.

80

Mayıs 2018


Article

5- Kanal tedavisi yapılan diş

öleceği için tedavi mümkün

olduğunca ötelenmeli ya da

kaçınılmalı.

DOĞRUSU: Kanal tedavisi yapılan

diş, sadece sıcak soğuk gibi dış

uyaranlara cevap veremiyor ancak

fonksiyonunu sürdürmeye devam

ediyor. Bununla birlikte kanal

tedavisi gerektiği halde tedavi

yapılmazsa çekim ve diş kaybıyla

sonuçlanıyor.

6- Tedavi yapılan dişin ömrü

kısalır.

DOĞRUSU: İyi yapılan bir kanal

tedavisi ve üst yapı sayesinde dişin

ömrünün kısalmayacağını söyleyen

Endodonti Uzmanı Dr. Tubahan

Kaya, “Dişin canlılığını sağlayan

pulpa dokusunun çıkartılmasına

bağlı olarak tedavi edilen diş

kırılmaya karşı daha hassas hale

gelebilir. Bu noktada üst restorasyon

için dişe dolgu veya kuron

yapılması kararında dikkat etmek

gerekir. Dişi koruma altına almada

artık günümüzde dijital porselen

dolgu sistemi kullanılıyor ve bu tip

dolguların yapılması dişe destek

açısından çok daha etkili oluyor.

Yani tedavisi yapılan dişin ömrü

kısalmaz. Ancak dişin kanal tedavisi

sonrası ağızda fonksiyon göstermesi

için üst restorasyon çok önem

taşır” diye konuşuyor.

7- Ağrı yapan her dişe kanal

tedavisi yapılır.

DOĞRUSU: Ağrıyan veya çürüyen

her dişe kanal tedavisi yapılmıyor.

Bunun için belli kriterlerin olması

gerekiyor. Yani ağızdaki bakterilerden

kaynaklı oluşabilecek hafif

ağrı ile sinyal veren ya da hiç ağrı

yapmayan bu çürükler ilk etapta

sadece dolguyla tedavi edilebiliyor.

Ancak tedavi edilmemesi durumunda

bakteriler dişin özü denilen

kısmına ilerleyerek iltihaplanmaya

neden oluyor. Bu durumda kanal

tedavisi gündeme geliyor. İltihabın

çok ilerlemesi halinde, şiddetli ağrı

yaşanmasına karşın bu kişilerde

kanal tedavisi mümkün olamıyorsa

dişin çekilmesi gerekiyor.

8- Sadece

diş çürükleri

iltihaplanmaya

neden olur.

DOĞRUSU: Hiç çürük

olmadan da bazı nedenler

diş iltihaplanmasıyla

sonuçlanabiliyor.

Bunların başında da

travmaya maruz kalma

geliyor. Şiddetle gelen

bir darbe, dişin dolaşımını

kesebiliyor ve böylelikle diş

beslenemediğinden zamanla

canlılığını kaybediyor. Diş sıkma/gıcırdatma,

yüksek yapılan

dolgular ve restorasyonlar da

kronik travma nedenleri arasında

yer alıyor ve iltihaplanmaya neden

olabiliyor. Bununla birlikte uzun

süre tedavi edilmeyen periodontal

(dişeti ve çevresi) hastalıkları

da dişin iltihaplanmasında etken

faktörler arasında yer alıyor. Bu

durumlarda da tedavi olarak kanal

tedavisi gündeme geliyor.

9- Tedaviden sonra çok ağrı

yaşanır.

DOĞRUSU: Kanal tedavisi yapılan

dişin pulpası denilen özü alındığı

için soğuş – sıcak gibi dış uyaranlara

karşı duyarlılığının olmadığını

belirten Endodonti Uzmanı Dr.

Tubahan Kaya, “Eğer diş canlı bir

diş ise kökün uç kısmında sinir

damar paketi koparılması sırasında

bir yara oluşuyor ki bu bizim yarattığımız

bir yaradır. Bu yara iyileşene

kadar çiğneme sırasında baskı ile

hafif ağrı olması normaldir. Asla

aşırı ve şiddetli ağrı olmaz. Eğer

böyle bir durum söz konuysa normal

gitmeyen bir şeylerin olduğu

düşünülerek hekime başvurmak

gerekir” diye konuşuyor.

10- Kanal tedavisi öncesi ve

sonrasında mutlaka antibiyotik

kullanmak gerekir.

DOĞRUSU: Kanal tedavisi yapılacak

dişin özünün canlı olduğu durumlarda,

hastanın genel bir sağlık

problemi, sistemik bir hastalığı

yoksa tedavi yapılmadan önce antibiyotik

kullanmaya gerek duyulmuyor.

Ancak hastanın kalp kapak

probleminin varlığı ya da organ

nakli gibi nedenlere bağlı olarak

bağışıklık sistemi yetersizliği

ilaçları kullanıyorsa tedaviden

önce koruma amaçlı antibiyotik

kullanılıyor. Bu karar hekim

tarafından veriliyor.

11- Kanal tedavisi uygulanan

diş, ileriki zamanlarda tekrar

iltihaplanır ve ağrı yapar.

DOGRUSU: İyi yapılmış bir kanal

tedavisinin başarı oranı yüzde

90-95 olarak gösteriliyor. Yani

iltihap ya da ağrı gelişmiyor.

Ancak, hastanın ağız hijyenine

dikkat etmemesini bağlı olarak

dişte yeni bir çürük, diş sert dokusunda

kırık oluşması gibi kök

kanallarının içine yeniden bakteri

sızıntısı yaşanması halinde

tekrar enfeksiyon gelişebiliyor.

12- Tedavi başarısız olursa

dişin çekilmesi gerekir.

DOĞRUSU: Kanal tedavisinin

tekrarlanabilen bir işlem

olduğunu belirten Endodonti

Uzmanı Dr. Tubahan Kaya,

“Tedavinin başarısız olduğu

durumlarda, kanal dolgusu

boşaltılıyor, kök kanalları tekrar

şekillendirilip dezenfekte edildikten

sonra tekrar doldurulabiliyor”

diyor.

Mayıs 2018 81


Article

Uzmanından sağlıklı 2 detoks içeceği tarifi…

Bahar detoksu ile 5 adimda yenilenin

Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet

Uzmanı Evrim Demirel

Bahar, doğanın doğum mevsimi.

Bizlerin de hayatımıza

bir göz gezdirmemiz ve yeni

planlar yapmamız için ideal bir

dönem. Bu değişimi sağlıklı bir detoksla

başlatabilirsiniz. Acıbadem

Kadıköy Hastanesi Beslenme ve

Diyet Uzmanı Evrim Demirel “Güzel

bir detoks sayesinde hayatınızda

birçok şeyi yapmaya karşı enerjinizi

ve isteğinizi artırabilir, şişkinliğinizi

ve hazımsızlık sıkıntılarınızı

azaltabilir, kış aylarında sağlıksız

beslenme sonucu ve hastalıklara

bağlı olarak gelişen toksinlerden

kurtulabilirsiniz” diyor. Detoksun

kilo verme yöntemi değil, sağlık

için bilinçli gıda seçimi ile yapılması

gereken bir süreç olduğunu

belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı

Evrim Demirel, detoks sırasında

stresten uzak durmanın, doğru

nefes alıp vermenin, kişisel

hijyene dikkat etmenin ve egzersiz

yapmanın da önemli olduğunu

söylüyor. Diyabet, hipertansiyon,

böbrek hastalıkları gibi kronik

hastalığı olanların, hamileler

ve emziren annelerin kesinlikle

detoks uygulamaması gerekiyor.

Detoksun uzman eşliğinde 3-7 gün

arası uygulanması, daha sonra yeterli

ve dengeli beslenme programı

takip edilmesinin şart olduğunu

söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı

Evrim Demirel, bahar detoksu

ile yenilenmenin püf noktalarını

yazdı, sağlıklı 2 detoks içeceği tarifi

verdi…

Hazır gıdalar tüketmeyin

Detoks, gün içerisinde sadece detoks

içecekleriyle beslenmek, baş-

82

Mayıs 2018


Article

ka hiçbir şey yememek anlamına

gelmiyor! Gün içerisinde hayvansal

kaynaklı gıdaların, işlenmiş ve

rafine gıdaların, ambalajlı gıdaların

olmadığı, bol sebze ve meyvelerin

oluşturduğu bir beslenme planı

uygulayın. Örneğin; karahindiba

yeşilliği, ıspanak, pazı, maydanoz,

kuşkonmaz, rezene, yeşil lahana

(kara lahana) gibi. Tamamen doğal

gıdalar tüketin. Detoks karışımlarını

ana veya ara öğünlerde

tercih edebilir, bunun dışında acıktığınızda

da ara ara tüketebilirsiniz.

Size uygun bir plan yapması için

uzmandan destek almak önemli.

Kafein alımını azaltın

Kahve, siyah çay ve süt tüketmeyin.

Onların yerine günde 2-4 kupaya

kadar bitkisel çayları tercih edin.

Bu dönem içerisinde güne yaygın

şekilde ortalama 2,5-3 litre su

tüketin. Suyunuzu lezzetlendirebilmeniz

için limon veya nane koyabilirsiniz.

Alkol tüketmeyin

Detoks sırasında alınan alkol, kan

şekeri düzenini olumsuz şekilde

etkileyeceği, pankreas ve karaciğeri

yoracağı için tüketilmemeli.

Tarif 1

• 1 su bardağı su

• ½ su bardağı limon suyu

• 3-4 yaprak roka

• 1-2 yaprak karahindiba yeşilliği

• 1-2 yaprak yeşil lahana

• 1 orta boy elma

• 1 orta boy armut

• ½ çay kaşığı zencefil

• ¼ çay kaşığı acı biber

İsteğe bağlı bu karışımı tatlandırmak

içine az bal veya akçaağaç

şurubu ilave edebilirsiniz. Tüm bu

ürünleri blender yardımı ile güzel

bir içecek haline getirerek günde

2-4 bardak kadar tüketebilirsiniz.

Tarif 2

•1 çorba kaşığı taze rendelenmiş

zencefil

•½ avakado

•1 su bardağı soğutulmuş yeşil çay

•Az kişniş

•1 su bardağı kıyılmış bebe lahana

•1 dilim doğranmış ananas

•1limonun suyu

•1 küçük boy doğranmış salatalık

Tüm yiyecekler blenderden geçirilip

tüketilecek.

Ter atın

Ter atmak vücudunuzdan toksinlerin

atılmasını sağlar. O nedenle

yürüyün, bisiklete binin, dans edin,

ip atlayın. Yani olabildiğince ter

atmak için hareket edin.

Erken uyuyun

Detoks zamanında dinlenmek

önemli. Vücudumuz en iyi kendini

gece boyunca dinlendirir ve onarır.

Bu nedenle çok geç yatmadan

erken yatıp uyumalıyız. Doğru

nefes alıp vermek, stresten uzak

durmak, her gün ılık suyla duş

almak da önemli

Uzmanından ‘Bahar Detoksu’ için

2 özel içecek:

84

Mayıs 2018


Events

Sağlik sektörü paydaşları yine OHSAD kurultayında

sağlıkta ortak çözüm için bir araya geldi

9. OHSAD Kurultayı

yoğun bir katılımla

gerçekleşti

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide

Sarıeroğlu’nun teşrifleri ile gerçekleşen OHSAD

Kurultayı, üç gün boyunca yoğun bir gündem

ve katılımla devam etti. 1000’in üzerinde

Kamu, özel sektör ve üniversitelerin üst düzey

yöneticileri ile sağlık hizmet sunucularının

paydaşlarının katılımı ile gerçekleşen 9. OHSAD

Kurultayında 72 firma da standı ile yer aldı.

9. Sağlıkta Ortak Çözüm

Toplantıları, başta Çalışma

ve Sosyal Güvenlik Bakanı

Jülide Sarıeroğlu, Sağlık Bakanlığı

Müsteşarı Prof. Dr. Eyüp Gümüş

ve SGK Başkanı Dr. Selim Bağlı

olmak üzere kamu yöneticileri

ve bürokratları ile özel sektör ve

üniversite yöneticilerinin katılımı

ile gerçekleşti. Üç gün boyunca

devam eden panellerde 2023 sağlık

politikaları, sağlık finansmanı,

sağlık hizmet sunumu, sağlıkta insan

gücü planlaması, vakıf üniversitesi

hastanelerinin afiliasyonu,

uluslar arası hastane işletmeciliği,

ileri yaş turizmi ile Sağlık Bakanlığı

ve SGK mevzuat ve uygulamaları ve

konularında sektörün geleceği ve

sorunlarına ilişkin paneller düzenlendi.

Sağlık hizmet sunucularının

satınalma yöneticileri ile tedarik

firmalarının buluştuğu toplantılardan

yerelleşme konularına birçok

toplantıya da sahne olan 9. OHSAD

Kurultayında, iç denetim, sağlık

turizmi teşvikleri, yeni nesil hastanecilik,

kişisel verilerin korunması

ile dijital pazarlama ve nöromarketing

konularında 5 önemli eğitim

verildi.

Bu yıl ayrıca sağlık sektöründeki

önemli çalışmalarından dolayı

“E-Nabız” uygulaması, sağlık

hizmet ihracatında liderliğinden

dolayı Acıbadem sağlık Grubu ve

2017 yılında Borsa İstanbul’da

işlem görmeye başlayarak sektörün

gelişimine öncülük ettikleri

için MLP Care Sağlık Grubu OHSAD

Onur Ödülleri aldı.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı

Jülide Sarıeroğlu: OHSAD “Sağlık

Politikalarında 2023 Vizyonu”

ile ne denli güçlü bir paydaş

olduğunu ortaya koyuyor

OHSAD Kurultayında konuşan

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı

Jülide Sarıeroğlu, OHSAD’ın

“Sağlık Politikalarında 2023 Vizyonu”

ile ne denli güçlü bir paydaş

olduğunu ortaya koyduğunu dile

88

Mayıs 2018


Events

getirdi. Planlama ve finansman

konusunda SGK’nın her zaman

sektörün gelişmesini sağlayıcı

bir bakış açısı içinde olduğunu ve

bundan sonra da olmaya devam

edeceğini ifade eden Bakan

Sarıeroğlu, SUT konusunu oldukça

önemsediğini belirterek “24

Haziran’dan önce de bu sürecin

tamamlanması konusunda elimizden

gelen çabayı ortaya koyacağız”

dedi.

Acil sağlık hizmetleri ile ilgili

olarak hastanın stabil hale gelinceye

kadar acil sağlık hizmetlerinden

faydalanması ile alakalı bir

düzenleme yaptıklarını söyleyen

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı

Jülide Sarıeroğlu, özel hastanelerle

kurum arasında yapılan 2018

yılı sözleşmelerine de, “Sektör

temsilcilerimiz, kurum yöneticilerimizin

tam mutabakatıyla oluşturduğumuz

bir protokol oldu. Önceki

yıllarda yaşanan bazı sorunların

da çözümüne yönelik bu dönemde

önemli adımlar attık” sözleri ile

değindi.

Sağlık Bakanlığı Müsteşarı

Prof. Dr. Eyüp Gümüş: Sektörü

de planlamak zorundayız, aksi

taktirde yönetemeyiz

Konuşmasında sektörde birçok

sorunlu alanların gelişmesi için

kamu, özel sektör ve üniversite

olarak sektör paydaşlarının birlikte

mücadele verdiğine değinen Sağlık

Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Eyüp

Gümüş, yapılan her düzenlemenin

özel sektörün aleyhine olmadığını

belirterek “Sağlık sektörü olarak

kamu, özel sektör ve üniversite

aynı masanın etrafındayız” dedi.

Sektörün gelecek vizyonuna göre

dinamik bir planlama yapmak

gerektiğini kaydeden Müsteşar

Gümüş, “sektörü de planlamak

zorundayız, aksi taktirde yönetemeyiz”

ifadesini kullandı.

SUT’tan en büyük rahatsızlığı

Sağlık Bakanlığının duyduğuna

değinen Sağlık Bakanlığı Müsteşarı

Prof. Dr. Eyüp Gümüş, “SUT meselesi

3-4 yıldır gündemimize gelen

bir konu. SUT’tan en büyük rahatsız

olan da Sağlık Bakanlığıdır.

Çünkü SUT üzerinden global bütçe

anlaşmayı yapıyoruz. SUT ücretlerini

topladığımız zaman örneğin 20

milyar çıkıyor, 30 istiyoruz. Maliye

Bakanlığımız o zaman neden 10

milyar fazla istiyorsun, diyor. İsteyeceğim

çünkü bu para yetmiyor.

Bu hizmetlerin karşılığı değil. Sen

bana avans olarak veriyorsan işi

çözeriz. Sonra da fazla para almış

oluyoruz. Neticede işin bedelini

tam ortaya koymadığımız zaman

özel sektör fark alsın tamam,

kamu almasın ama bir kere fiyat

doğru değil. Zamanında bir fiyat

yapılmış, bazı işlemler çok yüksek,

bazı işlemler sıfır” şeklinde

konuştu.

SGK Başkanı Selim Bağlı: Kamu

otoritesi de Sağlık Uygulama

Tebliğinin işlem puanlarının

güncellenmesi gerektiği

konusunda hemfikir

Genel sağlık sigortası hizmeti

sunumunda Sağlık Bakanlığı

ile birlikte sigortalılara hizmet

eden ikinci en önemli faktörün

özel sağlık hizmeti sunucuları

olduğunu belirten SGK Başkanı

Selim Bağlı, özel sektör için “Hem

sigortalılara sağlık hizmeti sunuyor

hem de 220 bine yakın nitelikli

istihdama doğrudan ya da dolaylı

katkı sağlayan bir sektör” ifadesini

kullandı.

Sağlık Uygulama Tebliğinin işlem

puanlarının güncellenmesi gerektiği

konusunda kamu otoritesinin

hemfikir olduğunu kaydeden

Başkan Bağlı, SUT’a özel sektörün

Mayıs 2018 89


Events

katkı sağlaması konusunda, “Herhalde

Türkiye’de yönetişim dediğimiz

hizmet sunanlar, hizmetten

yararlananlar ve hizmete aracılık

edenlerin düzenlemelerde söz

konusu olduğu enden alanlardan

biri Sağlık Uygulama Tebliğidir”

şeklinde konuştu.

Kurum ve özel sağlık sunucuları

arasında tek taraflı sözleşme

metinlerinin yerine sözleşme

metin taslaklarının özel sektöründe

üzerinden geçtiği bir süreç

yaşanarak SGK tarihinde bir ilk

yaşandığını “Mutlak mutabakat”

ifadesi ile belirten Bağlı, sektörün

finansman sorununun kısa sürede

çözüleceğine ilişkin güçlü bir umudu

olduğunu belirtti.

OHSAD Başkanı Dr. Reşat Bahat:

Sağlık sektörünün paydaşlarını

9. kez biraraya getirmenin

memnuniyetini yaşıyoruz

Sağlıkta Ortak Çözüm Toplantılarında

sektörün sorunlarını

dile getiren OHSAD Başkanı Dr.

Reşat Bahat, sektörün önündeki

en önemli konunun finansman olduğunu

vurguladı. Hastanelerin yeni

binalara geçerken yaşadığı zorluklardan

12 yıldır değişmeyen SUT

fiyatlarına, sektörün kalifiye işgücü

ihtiyacından askıdaki ruhsatlara

kadar özel sağlık sunucularının

tüm sorunlarına değindi.

Özel sektörün geleceğini görmeden

yatırım ve finansman yaptığını ifade

eden OHSAD Başkanı Dr. Reşat

Bahat, kamu otoritelerinden sorunların

çözümü konusunda destek

beklendiğini ve ortak çözümler için

OHSAD’ın her zaman hazır olduğunu

belirtti.

Özel Hastaneler Platformu

Derneği başkanı Dr. Mehmet

Altuğ: Sektörün ümitsizliğini

anlamak gerekir

2010’lu yıllarda özel sektörün

yüzde 30’lara kadar hizmet sunumunda

yer aldığı dönemden yüzde

20’lere kadar gerilediği bir döneme

doğru gittiğini kaydeden Özel Hastaneler

Platformu Derneği Başkanı

Dr. Mehmet Altuğ, bir muhatap bulunamadığına

değinerek, “İktidarın

ya da hükümetin bir politikası var

mıdır, Çalışma Bakanlığı ya da SGK

muhatabı mıdır, bilmiyoruz. Özel

sektörün bu anlamdaki sahipsizliğini

anlamlandıramıyoruz”

şeklinde konuştu. Sağlık politikalarında

özel sektörün söz hakkının

olduğu ortamların oluşturulması

ile çözüm bulunacağına inandığını

belirten Başkan Altuğ, sektörün bu

anlamdaki ümitsizliğini anlamak

gerektiğini ifade etti.

9. OHSAD Kurultayında OHSAD

Sağlık Sektörü Onur Ödülleri

Verildi

Birleşmiş milletler dünya bilgi

toplumu insiyatifi kapsamında

verilen Dünya Zirve Ödüllerinde

en iyi sağlık uygulaması seçilen

“E-Nabız” uygulaması için Proje

Yürütücüsü Sağlık Bakanı

Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip

Birinci, ödülünü OHSAD Başkanı

Dr. Reşat Bahat’ın elinden aldı.

Sağlık hizmet ihracatında liderliğinden

dolayı ödül alan Acıbadem

sağlık Grubu adına Başkanı Yönetim

Kurulu Mehmet Ali Aydınlar

ödülünü Sağlık Bakanı Müsteşarı

Prof. Dr. Eyüp Gümüş’ün elinden

aldı.

2017 yılında Borsa İstanbul’da

işlem görmeye başlayarak sektörün

gelişimine öncülük ettikleri

için OHSAD Özel Ödülüne layık

görülen MLP Care Sağlık Grubu

Yönetim Kurulu Başkanı Dr.

Muharrem Usta’ya ödülünü Sağlık

Bakanı Müsteşar Yardımcısı Dr.

Şuayip Birinci verdi.

90

Mayıs 2018


Nobel İlaç, Belarus’un en

fazla büyüyen ilaç firması

Nobel İlaç, 2017 yılında Belarus’ta faaliyet gösteren en büyük 50 ilaç

firması arasında bir önceki yıla göre eczane satışlarında satış ve pazar payı

büyümesinde ilk sırada yer aldı

Nobel İlaç Belarus Genel Müdürü Cihangir Gürkan Şen

Belarus Cumhuriyeti’nde

faaliyet gösteren ilk 50 ilaç

firmasının eczane satışları

incelendiğinde, 2017 yılında Nobel

İlaç, 2016 yılına göre satışta

%43,55 ve pazar payında %29,96’lık

büyüme ile listenin başında

yerini aldı. Nobel bu başarısıyla,

yerli üreticilerin önemli oranda

desteklendiği ve ayrıcalık gördüğü

ülkede yerli üreticilerin de üzerinde

bir performans sergilemiş

oldu. Söz konusu dönemde ülkedeki

genel ilaç pazarı %10.46, ithal

ilaçlar pazarı ise sadece %7.83’lik

bir büyüme kaydetti.

Ülkede yerleşik olarak faaliyet

gösteren ilk ve tek Türk ilaç

firmasıyız

Nobel İlaç Belarus Genel Müdürü

Cihangir Gürkan Şen, konuyla ilgili

olarak şu bilgileri verdi:

“Nobel olarak, 10 yılı aşkın bir

süredir Belarus’ta faaliyet göstermekteyiz.

Belarus, 10 milyona

yakın nüfusu ve perakende fiyatlarla

1 milyar USD’e yaklaşan ilaç

pazarı ile önemli fırsatlar sunan

bir ülke. Ülkede yerleşik olarak

faaliyet gösteren ilk ve tek Türk

ilaç firmasıyız. Bu yönüyle Nobel,

Belarus halkının kaliteli Türk

ilaçları ile tanışmasına da vesile

olmuştur.

Halen ürün gamımızda 30’u aşkın

ticari marka ve 50’yi aşkın ticari

form bulunuyor. Bu rakamı

önümüzdeki 5 yıllık sürede ikiye

katlamayı hedefliyoruz. Özellikle

ülkede ruhsatı bulunmayan yeni

moleküllerin ruhsatlandırılmasına

öncelik veriyoruz. Bu sayede, Belarus

halkının tedavi seçeneklerini

çeşitlendirme konusunda da katkı

sağlamayı amaçlamaktayız.”

Belarus ilaç sektöründe büyük

ölçüde ithal ikameye dayalı bir

politika izliyor

Ülkede, Türkiye’deki gibi geniş

kapsamlı geri ödeme sisteminin

bulunmaması nedeniyle halkın

ilaca yönelik tercihlerinde kalitenin

yanı sıra fiyatın büyük ölçüde belirleyici

olduğunu kaydeden Cihangir

Gürkan Şen, yerli ilaçların ortalama

fiyatının 2 USD, ithal ilaçların

ise yaklaşık 6 USD seviyesinde

olduğunu belirterek şöyle devam

etti: “Kaliteli ürünleri erişilebilir

fiyatlarla kullanıma sunmaya

büyük önem veriyoruz. Nobel,

faaliyete geçtiği ilk yıldan itibaren

Belarus’ta her yıl kesintisiz pazar

payını artıran bir firma olmuştur.

Belarus’un dünyadaki ve çevre

ülkelerdeki ekonomik krizlerden

etkilendiği ve ilaç sektöründe daralmaların

yaşandığı yıllarda da bu

eğilim devam etmiştir. Öyle ki 2017

yılı ile faaliyete başladığımız ilk yıl

arasında geçen dönemde özellikle

odaklandığımız eczane segmentinde

ilk 50 firma arasında en fazla

büyüyen ilk 5 yabancı ilaç firmasından

birisiyiz.

2017 yılında da eczane segmentinde

genel ilaç pazarından yaklaşık 4

kat daha fazla büyüyerek, ülkedeki

yerli ve yabancı tüm ilaç firmaları

arasında büyüme ve pazar payı

artış oranında ilk sırada yer aldık.

Bu başarıyı önümüzdeki dönemde

de istikrarlı bir biçimde sürdürmek

ve yüzde yüz Türk sermayeli

uluslararası bir Türk ilaç firması

olarak ülkemizi yurtdışında en güzel

temsil etmek için çalışmamızı

artırarak sürdürüyoruz.

Diğer taraftan, Belarus ilaç sektöründe

büyük ölçüde ithal ikameye

dayalı bir politika izlemekte. Çoğu

devlete ait 25’in üzerinde yerli

üretici ile ülkede güçlü bir üretim

altyapısı mevcut. Yerli üretimin

94

Mayıs 2018


pazar payının artırılması ve ilaç

ithalatının yol açtığı döviz kaybının

asgari düzeye indirilmesi devletin

öncelikleri arasında. Alınan önlemlerle

son 5 yıllık dönemde yerli

ilaçların pazar payı ciro bazında

yüzde 25’lerden yüzde 50’lere, kutu

bazında ise yüzde 70’lere yaklaşmış

durumda. Bu nedenle orta ve uzun

vadede ülkede bir üretim tesisi kurulmasına

yönelik imkânları da bu

çerçevede değerlendiriyoruz.”

Nobel Pharmaceuticals, Belarus’s largest growing

pharmaceutical company

Nobel Pharmaceuticals ranked first in sales and market share growth in

Pharmacy sales among the largest 50 pharmaceutical companies operating in

Belarus in 2017 compared to last year

When the pharmacy sales of

the top 50 pharmaceutical

companies operating in the

Republic of Belarus are studied, in

2017 Nobel Pharmaceuticals grew

by 43.55% in sales and 29.96% in

market share compared to 2016,

placing it at the top of the list. With

this success Nobel showed a performance

that surpassed domestic

producers in this country where

domestic producers are largely

supported and given privileges. The

general pharmaceutical market

in the country during the specified

period grew 10.46% while the

imported pharmaceuticals market

only grew by 7.83%.

We are the first and only Turkish

pharmaceutical company that

operates in a localized capacity in

the country

Nobel Pharmaceuticals Belarus

General Manager Cihangir Gürkan

Şen gave the following information

on the subject:

“We have been operating in Belarus

as Nobel for over 10 years. Belarus

is a country that presents important

opportunities with a population

of almost 10 million and approaching

1 billion USD with its retail

prices. We are the first and only

Turkish company that is settled

and operating in the country. From

this aspect Nobel has introduced

the Belarus people to good quality

Turkish pharmaceuticals.

There are still over 30 commercial

brands and over 50 commercial

forms in our range of products. We

aim to double this figure in the next

five years. We especially prioritize

getting molecules without license

in the country licensed. Thus our

objective is to contribute to diversifying

the treatment options of the

Belarus people.”

The Belarus pharmaceutical

sector mostly follows a policy of

supplying pharmaceuticals by

import

Cihangir Gürkan Şen, who pointed

out that since there is no comprehensive

reimbursement system

like the one in Turkey, quality as

much as price is the determining

factor in peoples preferences for

pharmaceuticals, said the average

price for domestic pharmaceuticals

was around 2 USD and the average

price for imported pharmaceuticals

was 6 USD and continued: “We

place great importance on making

good quality products at accessible

prices. Since the first year that Nobel

began operating it has been a

company that has always increased

its market share in Belarus every

year without fail. Even in the years

when Belarus was impacted by

economic crises in neighboring

countries and recessions were

experienced in the pharmaceutical

sector this trend continued. In fact,

in the period between our first year

of operation and 2017, we are number

one out of 5 foreign companies

in the top 50 of the pharmacy sector

on which we focus in particular.

In 2017 we grew about 4 times

more in the pharmacy segment

that the general pharmaceuticals

market and ranked in first

place among all the domestic and

foreign pharmacy companies in

the country. We are working hard

to continue this success consistently

in the term ahead of us and

represent our country abroad in the

best possible way as an international

one hundred percent Turkish

capital company.

On the other hand a policy based on

imported supply is being practiced

in Belarus pharmaceutical sector.

With over 25 domestic producers,

mostly government owned, the

country has a strong production

infrastructure. Increasing the domestic

production share and minimizing

the currency loss caused

by importing pharmaceuticals are

among the top priorities of the government.

With the measures taken

in the last 5 year period the market

share of domestic pharmaceuticals

has gone up from 25 to 50 percent

based on turnover and is approaching

70 percent based on box number.

This is why we are considering

the possibility of establishing a

production facility in the short to

long term in the country within this

framework.”

Mayıs 2018 95

More magazines by this user
Similar magazines