TIPKIBASIM_2017-2018_içerik

elifbaskok

mecali yoktu, ancak kendi keyiflerini düşünürlerdi. Böyle alışmıştık ve gücümüz bu kadarına

vardı. Evime gittim ve oturup beklemeye başladım. Beni yıkacak olan olayı duymayı

bekledim.

Lakin o gün, olacağını düşündüğümün aksine hiçbir şey olmadı. Günler gittikçe hızlandı ve

bu huzursuzluk ve devamlı beklemek hiç bırakamayacağım bir duruma geldi. Zamanın

geçmesi sanki bir bana mahsustu. Bu şekilde yaşamaya başladım. Neden o gün başladı ve

neden bunca ay sürdürdüm, bilmiyorum. Ama zaman tatlı bir uyku gibi geçti ve sekiz ay

sonra bir telefonla sona erdi.

Ve neden yüzüme atılacak bu okkalı tokadı savunmasız bir halde bekledim, hiç bilmiyorum.

Karşıdakine tek bir kelime etmedim ki o da bana çok kelime etmedi zaten. Sadece “Öldü.”

dediği anı çok net hatırlıyorum. Çok iyi tanıdığım bir sesti arayan ve adımı kulağıma

fısıldadığından beridir iyi bilirdim. Ben tanıdım tanıyalı böyle üzgün olmamıştı sesi. Sanki

bir daha hiç gülemeyecek gibiydi. Sesiyle birlikte yüzünün hatlarını hatırladım. Rahmetli

için bu kadarını bile yapamadım. Çok çok eskiden hatırladığım siyah beyaz bir fotoğraf gibi

anılar sadece, o an aklıma hücum etti. Köyüne gömülmek isterdi herhalde, “köyümüze”…

Gözlerimden süzülen yaşları silmedim. Onları silmek yüreğimdeki acı, hüzün ve pişmanlığı

azaltmazdı. Yahut kaç yıldır unuttuğum hislerimin tekrardan kalbime hücum edişine engel

olamazdı. Böyle bir acıyı ancak küçücük ciğerlerine ilk havayı teneffüs ettiğinde ve ilk defa

ağladığında hissedebilirdi insan. Yol kısmı çabuk geçti. Tanımadığım ama akraba

olduğumuzu tahmin ettiğim insanlardan hiçbiri bana başsağlığı dilemedi. Telefondaki ses

yüzüme bile bakmadı. Pişmanlıklarım bir hançer gibi boğazımı yırtarken defin tamamlandı.

Sadece üçümüz kalmıştık artık. Başa dönmüş gibiydik.

Küçük bir çam ormanı, vakit sabah. Arı, sinek, kuş sesi… Bir siyah gözlükten görülen yerde

ve ağaçlarda güneş ışıkları…

Kitaplar bir zaman bana insanları sevince tabiatın sevileceğini, tabiatı sevince dünyanın

sevileceğini, ondan yaşama sevinci duyulacağını öğretmişti. Ama hiçbir kitap yaşadıklarım

kadar öğretemez bunu bana. Madem başkaları yazılarında yer vermiş, ben de şunu diyeyim:

“İnsanları sevin, böylelikle diğer her şeyi sevin ve yaşama sevinci duyun ama bunların

hepsini henüz vakit varken yapın! Dostum Nazım’dan öğrendiğimiz üzere henüz vakit

varken…”

Fahir Ata Akay 10/F

26

More magazines by this user
Similar magazines