Medikal Teknik Temmuz

istmagmagazin

İMTİYAZ SAHİBİ

İstmag Magazin Gazetecilik İç ve

Diş Tic. Ltd. Şti. adına

H. FERRUH IŞIK

GENEL MÜDÜR

MEHMET SÖZTUTAN

mehmet.soztutan@img.com.tr

YAYIN KURULU DANIŞMANLARI

Gülçin Coşkan

gulcin.coskan@img.com.tr

Prof. Dr. İsmail KAYA

ismail.kaya@gmail.com

Doç. Dr. Mehmet Ali ÖZBUDUN

ozbudun@gmail.com

REKLAM KOORDİNATÖRÜ

RECEP ARSLANTAŞ

recep.arslantas@img.com.tr

SORUMLU MÜDÜR

CÜNEYT AKTÜRK

cuneyt.akturk@img.com.tr

GRAFİK & BASKI SORUMLUSU

TAYFUN AYDIN

tayfun.aydin@img.com.tr

GRAFİK TASARIM

SAMİ AKTAŞ

sami.aktas@img.com.tr

FOREIGN RELATIONS

İSMAİL ÇAKIR

ismail.cakir@img.com.tr

FİNANS MÜDÜRÜ

MUSTAFA AKTAŞ

muhasebe@img.com.tr

MUHASEBE MÜDÜRÜ

Zekai Turasan

zturasan@img.com.tr

ABONE

Nurten Demİr

nurten.demir@img.com.tr

BURSA BÖLGE

ÖMER FARUK GÖRÜN

fgorun@ihlas.net.tr

Buttim Plaza D Blok Kat: 4 No:1267 BURSA

Tel:+90 224 211 44 50 / Fax: 224 211 4481

Printing

CTP • BASKI

İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.

Merkez Mah. 29 Ekim Cad.

İhlas Plaza

No: 11 A/41

Yenibosna - Bahçelievler / İSTANBUL

+212 454 30 00

ADRES

Evren Mah. Bahar Cad.

Polat İş Merkezi B-Blok - No:1 Kat:4

Güneşli - Bağcılar - İstanbul

Tel.:+90.212 604 50 50

Faks:+90.212 604 50 51

www.medikalteknik.com.tr

e-mail: info@medikalteknik.com.tr

İMG - Medikal Teknik dergisinde

yer alan makalelerdeki fikirler

yazarlarına aittir.

Yayınlanan ilanların sorumluluğu reklam

verene aittir. İMG - Medikal Teknik dergisinin

bütün yayın hakları İstmag Magazin

Gazetecilik İç Ve Dış Tic. Ltd. Şti.’ne aittir.

Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.


Editör

Piyasaların sağlığı istikrar

Health of the markets is stability

Uzun süredir piyasalardaki seçim ve seçim sonrası

tedirginliği yerini net bir istikrar dönemine bıraktı. Yeni

sistemin neler getireceğini, pozitif ve negatif etkilerini

hep birlikte göreceğiz ama bir şey var ki artık istikrar

sağlandı. Bu da herkesin önünü görmesine yol açtı.

Türk medikal sektörünün teknolojik ve modernizasyon

anlamındaki gelişmelerinin hız kesmeden devam

etmesi bekleniyor. Dergimizde göreceğiniz gibi

piyasanın önde gelen uzmanları geleceğe daha bir

ümitle bakıyor. Özellikle yurt dışından sağlık ve

estetiğin çeşitli kolları için gelen hastaların sayısı gün

geçtikçe arttığı için bu yöndeki gelişmelere daha fazla

yatırım yapılmaya başlandı. Medikal turizmin bu yönü

bütün sektörlere yarayan en önemli gelişmelerden

birisi.

Ülkemizdeki kongrelerin çok verimli geçtiğini

görmek de bize güç ve moral veriyor. Sektörün en

eski ve köklü yayını olan Medikal Teknik dergisi

bütün bu kongrelerde ve fuarlardaki varlığını,

değerlendirmelerini ve etkinliğini sürdürüyor. Size çok

daha iyi haberlerle geleceğiz.

Yeni devlet sistemimizin milletimize hayırlı olması

temennisiyle kalın sağlıcakla...

The uncertainty in the market prevailing for a long

time left the scene to a clear stability era. We will see

what the new system brings altogether, the positive

and negative effects, pros and cons, but one thing is

definite; we have stability. This led everybody to look

forward.

It is expected that the Turkish medical sector will

continue to develop its technology and modernization

without any halt. As you will read in this magazine

the officials look more promising to the future. Since

the number of incoming foreign patients for different

branches of the medical and aesthetics sectors has

been increasing, the initiators invest more in these

areas. The medical tourism is something reflecting to

all other industries notably to the hospitality industry

and the medical sector.

Observing the successes of the congress is also

very pleasant. As the oldest and most deep-rooted

magazine of the sector Medikal Teknik has been

continuing its existence in these important events.

We will be back with better news.

We wish healthy lives for all with the wish that the

new state system of Turkey brings better results for

the nation.


Technology

Serdar Turan: “Yapay zekâ ve bulut

teknolojilerinde devrim niteliğinde

değişimler olacak”

Ofisim’in kurucusu ve CEO’su

Serdar Turan, yapay zekâ ve bulut

teknolojilerinin iş dünyasına hızla

dahil olduğunu ve önümüzdeki

yıllarda devrim niteliğinde değişimler

olacağını öngördüklerini söyledi. Bu

kapsamda Ofisim olarak çalışmalarını

sürdürdüklerini dile getiren Turan,

yakında Türkiye’deki ilk yapay

zekâ destekli low-code uygulama

geliştirme platformunu hayata

geçirmeyi planladıklarını aktardı.

Başarılı bir yapay zekâ uygulaması

için yüksek miktarda

verinin hızlı bir şekilde işlenmesi

gerekiyor, bu da ancak bulut

bilişim teknolojileriyle geliştirilen

uygulamalar sayesinde mümkün

hale geliyor. Bulut teknolojilerine

dayalı yazılım uygulamaları büyük

kapasitedeki veriyi kolayca depolayabiliyor

ve bu verinin yapay zekâ

algoritmalarında işlenebilmesini

sağlıyor. “Birçok firma henüz bu

teknolojik dönüşümü tamamlamamış

olsa da bu alanda önümüzdeki

yıllarda devrim niteliğinde

değişimler olmasını bekliyoruz”

diyen Ofisim’in kurucusu ve

CEO’su Serdar Turan, “Endüstri

4.0 kavramının bu kadar popüler

olmasının en önemli sebebi, bütün

bu inovasyonun önümüzdeki

yıllarda meyve vermeye başlayacağının

görülmesidir. Yapay zekâ

uygulamalarının diğer yazılımlara

nazaran en önemli farkı, yeni verilere

göre kendini adapte edebilmesi

ve daha da geliştirebilmesi. Bizim

de yol haritamızda benzer çalışmalar

mevcut: Kullanıcılara herhangi

bir kodlama bilgisi gerekmeden

uygulama geliştirme imkanı sunan

Low-code platformumuz Prime-

Apps’i yapay zekâ ile güçlendirerek,

firmaların yeni bir uygulama

oluşturma ve bir uygulamanın tüm

yaşam döngüsü içerisinde etkin bir

şekilde kullanımının sağlanması

için son kullanıcıları yönlendirmeye

dönük çalışmalar hedefliyoruz.”

şeklinde konuştu.

Verinin öneminin artmasıyla birlikte

bulut teknolojilerinin işletmeler

için vazgeçilmez bir unsur haline

gelmeye başladığına değinen Turan,

pek çok işletmenin bu teknolojileri

iş süreçlerine dahil etme

noktasında daha fazla istekli olduğunu

dile getirdi. “Bu teknolojik

dönüşümden kaçınmak mümkün

değil. Çağa ayak uydurmak isteyen,

verimliliklerini ve iş hacimlerini

artırmak isteyen işletmeler şimdiden

bu konuda önemli yatırımlar

yapıyorlar.” diyen Turan sözlerini

şöyle sürdürdü: Şirketler, yapay

zekâ sayesinde talep miktarını,

stok durumunu ve üretim miktarını

4

Temmuz 2018


Technology

çok daha iyi hesaplarken, bulut

tabanlı uygulamalar aracılığıyla

kullanıcı ihtiyaçlarını doğru bir

şekilde saptayabiliyor, sipariş

takibini gerçekleştirebiliyor ve iş

süreçlerini de dijital hale getirebiliyorlar.

Ofisim olarak biz de bu

teknolojileri işletmelerin faydalanabileceği

şekilde geliştiriyoruz

ve yakın zamanda firmaların kod

yazmadan, modelleme yöntemleri

kullanarak ihtiyaç duydukları

iş uygulamalarını hayata geçirmelerini

sağlayan Türkiye’deki

ilk yapay zekâ destekli low-code

platformunu hayata geçirmeyi

planlıyoruz.”

Temmuz 2018 5


News

Kimya sektöründe beş aylık ihracat

7 milyar 8 milyon dolara ulaştı

İKMİB verilerine göre;Mayıs ayında en çok ihracat gerçekleştirilen ülkeler

sıralamasında İspanya, 95 milyon 702 bin dolarlık kimya ihracat rakamıyla ilk

sırada yer aldı.

Türkiye’nin en çok ihracat

gerçekleştiren üçüncü

sektörü konumundaki kimya

sanayi ihracatı artmaya devam

ediyor. Kimya ihracatında Mayıs

ayında ilk üçte yer alan İspanya,

Almanya ve Irak ön plana çıkarken,

sektörün Mayıs ayı ihracatı 1 milyar

468 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Mayıs ayında en fazla ihracat

yapılan ülke İspanya oldu

İspanya, Mayıs ayında en çok ihracat

yapılan ülke oldu. İspanya’ya

yapılan kimya ihracatı 2017 yılının

Mayıs ayında 27 milyon 611 bin

dolar iken; 2018 yılı Mayıs ayında

yüzde 246,6 artışla 95 milyon

702 bin dolar olarak gerçekleşti.

Sektörün Mayıs ayı ihracatında

İspanya’dan sonra ilk onda yer alan

diğer ülkeler ise; Almanya, Irak, İngiltere,

Mısır, İtalya, ABD, Belçika,

Yunanistan ve Çin Halk Cumhuriyeti

oldu.

plastikler ve mamulleri ihracatı

birinciliğini koruyor

Alt sektörlerde plastik ve mamulleri

ihracatı, Mayıs ayında da

en fazla ihracatı gerçekleştirilen

sektör oldu ve 525 milyon 745 bin

dolarlık ihracatla birinci sırada yer

aldı. İkinci sırada, 221 milyon 471

bin dolarlık ihracatla mineral yakıtlar,

yağlar ve ürünleri yer alırken,

anorganik kimyasallar ihracatı, 157

milyon 741 bin dolarla üçüncü sırada

yer aldı. Anorganik kimyasalları

takiben ilk onda yer alan diğer sektörler

ise; “kauçuk, kauçuk eşya,

‘eczacılık ürünleri’, ‘uçucu yağlar,

kozmetikler’, ‘boya, vernik, mürekkep

ve müstahzarları’, ‘sabun ve

yıkama müstahzarları’, ‘organik

kimyasallar’ ve ‘muhtelif kimyasal

maddeler’ oldu.

Sektörün beş aylık ihracat performansına

bakıldığında ise Ocak

- Mayıs döneminde, geçen yılın aynı

dönemine göre ihracatın yüzde 5,27

artışla, 7 milyar 8 milyon dolara

ulaştığı görüldü. Bu dönemde en

çok ihracat yapılan ülkeler; Almanya,

İspanya, Irak, ABD, Mısır, İtalya,

Hollanda, İngiltere, İran ve Yunanistan

olarak sıralandı.

Kimya sektörünün Mayıs ayı

performansını değerlendiren

İstanbul Kimyevi Maddeler ve

Mamülleri İhracatçıları Birliği

(İKMİB) Yönetim Kurulu Başkanı

Adil Pelister, “Türkiye’nin en çok

ihracat gerçekleştiren üçüncü

sektörü konumundaki kimya

sektörümüzde Mayıs ayında, bir

önceki aya göre yüzde 8,52 artışla

1 milyar 468 milyon dolarlık ihracat

gerçekleştirdik. Mayıs ayında en

çok ihracat yaptığımız İspanya’nın

yanı sıra Belçika’ya yaptığımız

ihracat artışı da dikkat çekiyor.

İspanya’ya ihracatımız, geçen

yılın Mayıs ayına göre yüzde 246,6

artışla 95 milyon 702 bin dolar

olarak gerçekleşirken, Belçika’ya

ihracatımız geçen yılın aynı ayına

göre yüzde 230,9 artarak 47 milyon

19 bin dolar olarak gerçekleşti.

Alt sektörlerimize baktığımızda

Plastikler ve Mamülleri sektörü

birinciliğini korurken, Anorganik

Kimyasallar sektöründe, bu

ay geçen yıl Mayıs ayına göre

yüzde 53,17’lik bir artış olduğunu

görüyoruz. 2018 yılı 5 aylık dönemde

ise ihracatımız 7 milyar 8 milyon

dolara ulaştı. Kimya sektöründe

beş aylık dönemde en çok Almanya,

İspanya, Irak, ABD, Mısır, İtalya,

Hollanda, İngiltere, İran ve Yunanistan’a

ihracat yaptık” dedi.

6

Temmuz 2018


News

Adana Entegre Sağlık Kampüsü’nün

sıcak su kazanları Bosch Termoteknik’ten!

Isıtma-soğutma sektörünün lider markalarından biri olan Bosch Termoteknik’in

sıcak su kazanları artık Adana Entegre Sağlık Kampüsü’nde kullanılacak.

Bosch Termoteknik endüstriyel

sıcak su kazanları önde

gelen projelerinde kullanılmaya

devam ediyor. En son olarak

da RMI Rönesans Medikal A.Ş.

firması ile Adana Entegre Sağlık

Kampüsü’nde toplam kapasitesi

46,5 MW olmak üzere, 5 adet

BOSCH UT-L serisi Endüstriyel

Sıcak Su Kazanı satışı için anlaşma

sağlandı. Projede kullanılan

tüm kazanlar entegre ekonomizörlü

olup, çift yakıtlı brülör

kullanılmıştır. Bosch Termoteknik

son yıllarda gerçekleştirilen ticari

ve endüstriyel alandaki projeleriyle

büyümesine devam ediyor.

Adana Entegre Sağlık Kampüsü

Proje, toplam 1.550 yatak kapasiteli

3 farklı hastaneyi kapsayan bir

entegre sağlık kampüsü projesidir.

Bu hastaneler, 1.300 yatak

kapasiteli Ana Hastane, 150 yatak

kapasiteli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon

Hastanesi ve 100 yatak

kapasiteli Yüksek Güvenlikli Adli

Psikiyatri Hastanesi’nden meydana

gelmektedir. Ana hastane,

ortak bir çekirdek yapı etrafına

kurulmuş olan 4 adet bloktan

oluşmaktadır ve içerisinde;

182 yatak kapasiteli Onkoloji

Hastanesi, 185 yatak kapasiteli

Kardiyoloji ve Kardiyovasküler

Hastanesi, 349 yatak kapasiteli

Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi

ve 584 yatak kapasiteli Genel

Hastane bulunacaktır.

8

Temmuz 2018


ALTINBAŞ’tan sağlık alanında dev yatırım:

Altınbaş Üniversitesi Diş Hastanesi

Türkiye’de sağlık sektörüne yapılan çok ciddi bir yatırım var. Altınbaş

Üniversitesi de Türkiye’de sağlık sektörüne yatırım yapan Üniversitelerden biri.

Bakırköy’de yer alan Sağlık Kampüsünde Tıp, Diş Hekimliği, Eczacılık Fakültesi

ve Sağlık Hizmetleri Yüksekokulu bir arada eğitim veriyor.Bu kampüsün

lokomotiflerinden biri de kuşkusuz Altınbaş Üniversitesi Diş Hastanesi.

10

Temmuz 2018


Article

Bu ay sizler için Bakırköy’de

bulunan Altınbaş Üniversitesi

Diş hastanesini ziyaret

ettik. Burası hem hastane, hem de

diş fakültesinde okuyan öğrenciler

için harika bir uygulama alanı.

Öğrenciler eğitim hayatlarına

devam ederken buradaki teknolojik

imkanlardan yararlanıyor ve okulda

öğrendiklerini üniversite hastanesinin

vermiş olduğu imkanlar

sayesinde pratiğe dönüştürüyorlar.

Hastane öğrenciler için uygulama

imkanı sunarken, diş sağlığı

hizmetinde de sayılı hastaneler

arasında yer almayı hedefliyor.

Altınbaş Üniversitesi Diş Hekimliği

Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hakkı

Sunay bize hastaneyi gezdirirken,

diş hastanesinde kullanılan

cihazlardan bahsetti. Hastane

cihazlarının hepsi ithal edilmiş,

her bir cihaz için; çok ciddi yatırım

yapılmış. Altınbaş Üniversitesi ve

hastanesinin yan yana olduğu özellikle

dişle alakalı sorun yaşayanların

mutlaka uğrak yeri olması

Temmuz 2018 11


Article

gereken bu muhteşem yer İstanbul

Bakırköy’de..

Altınbaş Üniversitesi Diş Hastanesi

alanında hizmet veren; geniş bir

teknolojik donanıma sahip. Dünya

teknoloji alanında ne kadar ilerlediyse,

bu ilerlemenin bir parçasını

burada görebilmeniz mümkün.

Hastane yetkililerinin teknolojiye

yaptıkları yatırım aynı zamanda

Türkiye’de sağlık sektörüne büyük

bir katkı sağlıyor. Diş hastanesinde

teknoloji kadar önemli diğer bir

unsur da alanında uzmanlaşmış

hekim kadrosu.

Sağlık sektörünü diğerlerinden

ayrıştıracak olursak, en

önemli ayrıntısı insan sağlığı ile

uğraşmasıdır... İnsan sağlığı dikkat

edilmediği zaman, geri dönüşümü

mümkün olmayan sonuçlar

doğurabileceği için riske atılmamalıdır...

Sağlık söz konusu olunca akla gelen

bir cümle vardır; insan sağlığı asla

ucuz değildir. Bu yüzden sağlık

yatırımcılarının seçici olması,

malzemeden çalınmamış üreticilere

yatırım yapması gereklidir. Çünkü

ucuz ürünlerle üretilen ürünler

insan sağlığını tehlikeye atabilir.

Bunun bilincinde olarak üretim

yapmak, yatırım yapmak sağlık

çalışanlarının olmazsa olmazları

arasında olmalıdır. Bunu kendine

ilke edinmiş olan Altınbaş Üniversitesi

Diş Hastanesi dekanı Prof.

Dr. Hakkı Sunay, bu konuda nasıl

hassas ve titizlikle çalıştıklarını ve

nelere dikkat ettiklerini anlattı:

Hakkı Sunay :Hastanemizin proje

aşamasından başlayarak Uluslararası

Hastane Standartlarını dikkate

alarak çalıştık. Ana İlkelerimizi

şu şekilde belirledik:

-Engelsiz bir hastane

-Tam çevreci bir hastane kurarak

topluma ve çevremize saygılı

olmak

-Ulusal toplum ağız ve diş sağlığına

katkı sağlamak Türk diş

hekimliği’nde sanayi üniversite

işbirliğinin gelişmesine katkıda

bulunmak

-Dental sarf malzemelerinde dışa

bağımlılığı azaltabilmek amacıyla

yerli üretimin arttırılması yönünde

ar-ge çalışmalarını desteklemek

-Ulusal ve uluslararası standartların

rehberliğinde hazırlanan

müfredat ile ,yetkin kendi

mesleklerinde lider olacak , çağın

bütün imkanlarını kullanabilen

ve mesleğine adapte edebilen diş

hekimleri yetiştirmek.

Altınbaş Üniversitesi Diş Hekimliği

Fakültesi ilkelerimizden

ayrılmadan gerekli gördüğünde

geliştirerek ; yolunda emin adımlar

ile yoluna devam etmektedir.

12

Temmuz 2018


Giant investment from ALTINBAŞ in health:

Altınbaş University Dental Hospital

This month, we visited

Altınbaş University

Dental Hospital located

in Bakırköy for you. This is

both a hospital and a great

implementation area for the

students studying at faculty of

dentistry. Students utilize from

technological opportunities in

here and they turn what they

learn at school into practice

because of opportunities

provided to them by the

university hospital while they

continue their education

life. While the hospital

provides an opportunity for

implementation, it also aims

to take place among hospitals

limited in numbers in dental

health service.

Altınbaş University Dentistry

Faculty Dean Prof. Dr. Hakkı

There is a very serious

investment made to health

sector in Turkey. Altınbaş

University is also one of the

universities which have made

to health sector in Turkey. In

its Health Campus located

in Bakırköy, it provides

education for Medicine,

Dentistry and Pharmacy

Faculty and the School of

Higher education of Health

Services all together. One

of the locomotives of this

campus doubtlessly is

Altınbaş University Dental

Hospital.

Sunay told us about the devices

used in dentistry hospital. All

the devices of the hospital were

imported and a very serious

investment was made for each

device. This great place which

especially people who have

dental problems must absolutely

visit and in which Altınbaş

University and its hospital are

located next to each other is in

Istanbul Bakırköy..

Altınbaş University has a wide

technological equipment

providing in the field of Dental

Hospital. It is possible to see

here a part of how further the

World has advanced in the field

of technology. The investment

made by the hospital officials

to technology provides a

contribution to health sector in

Turkey at the same time. Another

Temmuz 2018 13


factor, which is another important

factor as much as technology, is

the physician staff specialized in

their fields.

If we separate health sector from

others, its most important detail is

that it engages in human health...

Human health should be risked

since it may cause irreversible

results when attention is not paid...

There is a sentence that comes

into mind when it comes to health;

human health is never cheap.

Therefore, health investors are

required to be selective and make

investment in producers who do not

steal from materials. Because the

products made with cheap products

may put human health in danger.

Making production and investment

with this consciousness should

14

Temmuz 2018


Article

be among the essentials of health workers.

Adopting this as principle, Altınbaş University

Dental Hospital Dean Prof. Dr. Hakkı Sunay

told about how sensitively and rigorously

they work and what they care on this matter:

Hakkı Sunay : We worked starting from

Project stage of our hospital by considering

International Hospital Standards. We

determined our main principles as follows:

- An unhindered hospital

-To be respectful to the society and

environment by establishing a fully

environmental hospital

-To provide contribution into the oral and

dental health of national society

-To contribute into the development of

industry-university collaboration in Turkish

dentistry

-To support R & D works in order to

increase domestic production in order to

reduce foreign-source dependency in dental

consumables

-With the curriculum prepared under the

guidance of national and international

standards, to train dentists who will be

the leaders in their professions, be able

to use all means and facilities of the

time and be able to adapt these to their

professions. Altınbaş University Dentistry

Faculty continues to take firm steps on its

way without leaving our principles but by

improving these when it finds necessary.

Temmuz 2018 15


Article

Ameliyatlardaki gözünüz

Medikal Monitörler”

Günümüzün ameliyathanelerinde

4K ve 3D görüntüleme

giderek daha popüler hale

geliyor. Yüksek çözünürlüklü 4K

görüntüleme ve 3D görüntüleme,

derinlik algısı sunarak karmaşık

cerrahi prosedürlerin daha

gerçekçi bir şekilde görselleştirilmesini

sağlıyor.

Full HD’nin dört katı sayıda piksel

sunan 55 inç LMD-X550MT ve 31

inç LMD-X310MT medikal sınıf,

geniş ekran LCD monitörler; endoskopik/

laparoskopik kameralardan,

cerrahi mikroskoplardan ve

diğer uyumlu medikal görüntüleme

sistemlerinden alınan yüksek

kaliteli, 4K Ultra HD renkli video

görüntülerini 3D ve 2D olarak

görüntüleyebiliyor.

Ergonomik tasarımı hastane

ameliyathaneleri, cerrahi merkezler,

klinikler ve doktor ofisleri

gibi ortamlar için uygundur. Kolay

kurulum ve ayarlamanın yanında

ameliyathanede pozitif kullanım

için LED aydınlatmalı navigasyon

özellikli, kullanıcı dostu bir kontrol

paneline sahip olan ekranlar ince,

şık bir tasarıma sahip olmasının

yanında ve düz yüzeyler, modern

klinik ortamlarında temizlik ve

dezenfeksiyon yapılmasını da kolaylaştırıyor.

3D/2D çalışma modu,

ekran menüsü ile ayarlanabilir ve

ekran üzerindeki bir göstergeyle

onaylanıyor. 3D/2D renk eşleme

işlevi, görüntüleri 3D (gözlükle)

veya 2D (gözlüksüz) olarak

görüntülerken renk değişimlerini

en aza indiriyor. Monitörler, dâhili

hafif ve kolay takılan bir 3D göz koruma

başlangıç kitine ve seçenekli

başka göz korumalarına sahiptir.

Gelişmiş OptiContrast Panel

tasarımı, parlak ameliyathane

ışıkları altında görüntü kontrastını

artırarak dikkat dağıtıcı ekran

yansımalarını engelliyor. Sony’nin

güçlü A.I.M.E. (Advanced Image

Multiple Enhancer) teknolojisiyle

ekrandaki yapının, kenarların ve

ince renk farklarının ayırt edilmesi

kolaylaşıyor.

Her iki monitörde de Advanced

Image Multiple Enhancer

(A.I.M.E.) olarak adlandırılan

görüntü geliştirme teknolojisi de

bulunuyor. Bu teknoloji, video

görüntüsünün rengini ve yapısını

birbirinden bağımsız olarak

vurgulayıp cerrahın isteğine göre

geliştirilmiş

gerçek

zamanlı

görüntü

analizi

özellikleri

sunuyor.

A.I.M.E.

teknolojisiyle

ekrandaki

yapının, kenarların

ve

ince renk

farklarının

ayırt edilmesi kolaylaştırıyor.

Günümüzün ameliyathane ortamlarına

entegre etmek için tasarlanan

bu monitörler, medikal taşıma

aracına bom koluyla kolayca

takılabilir veya entegre edilebiliyor.

Ekranın ön kısmı, IPX5 sınıfında

su sıçramasına dayanıklı, aynı

zamanda panelin arkası ise (kablo

kapağı takılıyken) kolayca temizlenmesi

için IPX2 standardında

suya/neme karşı dayanıklı olarak

üretildi.

Cerrahi kullanım alanları

Cerrahlar ve ameliyathane personeli,

artroskopik veya laparoskopik

ameliyatlar sırasında

esnek endoskopik kamera sistemlerinden

veya rijit endoskoplardan

alınan ayrıntılı görüntüleri

görüntüleyebiliyor. Yüksek kaliteli

görüntü üretimine monitörün yüksek

kontrastı, hızlı yanıt süresi ve

geniş renk aralığı eşlik ediyor.

Cerrahi mikroskoptan alınan

büyütülmüş görüntülerin doğru

şekilde görüntülenmesi için en

küçük ayrıntıları bile hassas şekilde

üreten yüksek çözünürlüklü bir

monitör gereklidir Sony, 4K Ultra

HD monitörler cerrahi mikroskop

cerrah tarafından kullanılırken

monitörler de ameliyathane personelinin

de görüntüleri izlemesine

imkân sunuyor. Monitörler

beyin, omurilik veya çevresel sinir

sistemi ameliyatları sırasında

yakalanan video görüntülerini

görüntüleyebiliyor aynı zamanda

monitörlerin yüksek çözünürlüğü,

beyin cerrahisinde sık sık gerekli

olan, yüksek oranda büyütülmüş

görüntülerin ayrıntılı bir şekilde

görüntülenmesini de destekliyor.

16

Temmuz 2018


Article

Kızarmış, sulanmış ve kaşınan

gözlere dikkat!

Kaşınma, batma, sulanma ve

yanma belirtilerine dikkat

Havaların iyice ısınmaya

başladığı yaz aylarında havada

uçuşan polen ve tozlar ile

Yrd. Doç. Dr. Melike

Gedar, “Yaz aylarında

oluşabilecek alerjilere

karşı gözlerimiz,

en korunmasız

organlarımızdır.

Bu dönemlerde,

gözlerde oluşabilecek

alerjik konjonktivit gibi

rahatsızlıklara karşı

ek tedbirler almak

gerekebilir” diyor.

birlikte alerjik reaksiyonların

görülme sıklığı da ciddi oranda

artış gösteriyor. Yaz alerjilerinin

en sık görüldüğü organın gözler

olduğunun altını çizen Yrd. Doç.

Dr. Melike Gedar, “Çevreyle direkt

temasları sebebiyle gözler, alerjik

reaksiyonların en sık görüldüğü

organlarımızdır. Kaşınma, batma,

sulanma, yanma, ışığa karşı hassasiyet

ve görme bozuklukları gibi

belirtiler yaz aylarında hissediliyorsa,

bunun sebebinin alerji olma

olasılığı oldukça yüksek. Yaz alerjilerinin

oluşturduğu diğer olumsuz

etkiler arasında burun akıntısı,

18

Temmuz 2018


Article

hapşırma, burun tıkanıklığı ve

kaşıntı da bulunuyor. Eğer bu

belirtiler kendilerini yaz aylarında

daha sıklıkla gösteriyorsa, detaylı

bir göz muayenesine giderek gerekli

tedbirleri almakta büyük fayda

var” şeklinde konuşuyor.

Kontakt lens kullanımı riski

arttırıyor

Güneş ışınlarının da alerji oluşumunda

önemli bir etken olduğunun

belirten Yrd. Doç. Dr. Gedar,

“Gözlerde oluşabilecek pek çok

hastalık için en önemli etkenlerden

bir tanesi güneş ışınlarıdır. Ultraviyole

ışınları sebebiyle oluşabilecek

konjonktivit gibi rahatsızlıklardan

korunmak için, UV korumalı güneş

gözlüğü kullanılmasını tavsiye

ediyoruz. Bunun yanı sıra, lens

kullanımı da alerjik reaksiyonların

oluşma riskini arttıran faktörler

arasında yer alıyor. Yaz döneminde

uçuşan polen ve tozlara ek olarak,

deniz ve havuzlara lensle girmek

de gözlerde alerjik reaksiyon

oluşumunu tetikleyebilir. Lenslerin

üzerine yapışacak polen ve mikroplar,

alerjilerden iltihaplanmalara

kadar pek çok ciddi problem

oluşmasına sebep olabilir. Bu sebepten

dolayı, özellikle yaz aylarında

lens yerine gözlük kullanılması,

bu riskleri en aza indirmek için

alınabilecek önlemlerden bir tanesi”

ifadelerini kullanıyor.

En sık görülen rahatsızlık: Alerjik

Konjonktivit

Havanın ısınmasıyla birlikte

görülme oranlarında ciddi artış

yaşanan alerjik konjonktivit

hastalığının ortaya çıkmasındaki

en önemli etkenlerin alerjiler,

enfeksiyonlar ve çevresel faktörler

olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Gedar,

“Alerjik konjonktivit, gözlerde

aşırı sulanma, ağrı, kaşıntı, çapaklanma

ve sabahları kirpiklerde

kabuklanma belirtileri ile kendisini

gösterir. İlerleyen dönemlerde

gözlerin sıklıkla kaşınması ile

birlikte oluşabilecek keratokonus

gibi rahatsızlıkların oluşmasının

engellenmesi için, bu belirtilerin

gözlendiği kişilerin hızlıca detaylı

bir göz muayenesinin gerçekleştirilmesi

ve tedavilerine başlanması

gerekiyor. Alerjik konjonktivit

hastaları için ancak zamanında

teşhis ve tedaviler sayesinde, ilerleyen

dönemde çok ciddi sonuçlar

oluşmasının önüne geçilebilir.

Bulaşıcı bir hastalık olan alerjik

konjonktivitin tedavi aşamasında,

hastalarda dranajı en aza indirmek

için reçeteli göz damlaları

önerilebilir. Aynı zamanda alerjik

reaksiyona sebep olan maddelerin

tespit edilerek temasın minimuma

indirilmesi, iltihap giderici ilaçlar

ve antibiyotik kullanımı ile konjonktivit

kontrol altına alınabilir”

diyor.

Bu önlemler ile göz alerjilerinden

korunun

• Filtreli klima kullanın

• Gözlerinizi ovuşturmayın ve temastan

kaçının

• Yataklarda toz tutmayan kumaşlardan

nevresim takımları

kullanın

• Evde toz alırken ıslak bez kullanın

• Evi günde bir kez süpürün

Ellerinizi ve yüzünüzü bol su ile

sıkça yıkayın

Temmuz 2018 19


Article

Attention to redness, wet and itching eyes!

Assistant Associate Prof. Dr. Melike Gedar said, “Our eyes are the most unprotected

organs against allergic which happen in summer months. In this period, additional

measures could be required against uneasiness such as conjunctivitis.”

Attention to itching, stitch, watery

and burning

In summer months when weather

gets heavily hot, frequently appearing

allergic reactions shows remarkably

increase alongside flying

pollen and dusts. Highlighting eyes

were the organ in which allergies

would be seen the most frequently,

Assistant Associate Prof. Dr. Melike

Gedar said; “Regarding direct touch

with environment, eyes are the

organs in which allergic reactions

are seen most frequently. If some

symptoms such as itch, stitch, being

watery, burning, sensible against

light and visual defect, the reason

of those for allergy is quite high.

Among other negative effects which

happen in summer months are

runny nose, sneeze, nasal congestion

and itch are allergic disease

that happens in summer months. If

these symptoms show themselves

more often, it requires taking necessary

measures through a detail

eye exercise.”

Use of contact lens increases risk

Stating sunrays were the important

factor in allergy formation,

Assistant Associate Prof. Dr.

Gedar continued, “One of the most

important factors for a disease

might happen in eyes is sunrays.

In order to be protected from

diseases such as conductivity

with regard to ultraviolet rays, we

advise use of ultraviolet protected

sunglass. In addition use of lens

takes place among the factors to

increase formation of allergic risk

as well. In summertime, besides

flying pollen and dusts, swimming

with lens at sea and pools can

trigger allergic relation formation.

The pollen and microbes

that stick on lens might cause

many serious problems ranging

from allergy to inflammation. For

this reason, instead of lens using

glasses in summertime is one of

the precautions in order to reduce

these risks to minimum.”

Uneasiness seen the most often:

Allergic Conjunctivitis

Stating the most important factors

in appearing of disease were

allergies, infections and environmental

factors being experienced

in the rate of notable increase,

together with hot weather, Assistant

Associate Prof. Dr. Gedar

said, “Allergic conjunctivitis show

itself excessive watery, ache, itch,

crusting on eye and eyelashes in

mornings. In further periods, in

order to prevent uneasiness such

as keratoconus which happens

often with itch of eyes, those who

have these symptoms urgently

should get a detail eye examination

and start treatment. In a further

period much serious results can

be prevented thanks to just in time

diagnosis and treatment. Prescribed

eye drops can be suggested

to reduce drainage to minimum

in the patients during treatment

of allergic conjunctivitis being an

infectious disease. At the same

time, conjunctivitis can be control

by reducing touching to minimum

by being determined the matters

which cause allergic reaction, use

of medicines to remove inflammation

and antibiotic.”

Protect eye allergies with these

measures

• Use filtered air-conditioner

• Do not rub your eyes

• Use bed linen set which do not

keep dusts on mattresses

• Use wet cloth when you clean up

dusts at homes

• Sweep home once a day

Wash your hands and face frequently

with plenty of water

20

Temmuz 2018


Article

Kullan-at lohusa külodu & hamile destek minderi

Kullan-At Lohusa Külodu

Anneler ile bebeklerini rahat ettirmeyi amaçlayan ürünleriyle öne çıkan MYCey, onlara ihtiyaç duyacağı tüm temel

ürünleri sunuyor. Kadınların lohusalık dönemi için özel tasarlanmış MYCey’in “kullan-at külotları”, bacak ve bel

bölümündeki esnek yapısı sayesinde annelerin rahat etmesini sağlıyor. Doğum çantası için pratik bir ürün olan

MYCey “kullan-at külotlar”, ekstra yumuşak olma özelliği taşıyor.

Hamile Destek Minderi

MYCey, anne ve bebeklere zevkle kullanılacak, yenilikçi, fonksiyonel ve sağduyulu ürünler geliştiriyor. MYCey’in

”Hamile Destek Minderi” anne adaylarının hamilelik döneminde bebeğin büyümesine bağlı olarak zorlaşan dinlenme

ve uyku ihtiyaçlarını gidermelerine destek oluyor. Karnın altına yerleştirilebilen “Hamile Destek Minderi”

ile istenilen rahatlığa kavuşulabiliyor. Bebeğin yaptığı ağırlık nedeniyle oluşan sırt ağrılarını ergonomik yapısı

sayesinde gideriyor, vücudu rahatlatıyor ve baskıyı azaltıyor. Özel olarak tasarlanmış “MYCey Hamile Destek

Minderi” dizlerin arasına sıkıştırıldığında vücudu ideal sırt, kalça ve bacak hizalamasına kavuşturarak şişkinlikleri

ve krampları önlemeye yardımcı oluyor.

Güneş yüzünüzü mahvetmesin!

Güneş ışınlarından cildini korumak ve yazın keyfini doyasıya

çıkarmak isteyenler için Dermaceutic Sun Ceutic, sahip olduğu

mineral yapılı filtre sistemi yanı sıra dengeli UVA ve UVB sistemi

ile cildinizin sağlığını koruyor, içerdiği Epidermal Büyüme Faktörü

ile DNA hasarına karşı koruyucu bir kalkan görevi yapıyor.

Işığa karşı SPF 50+ oranında bir koruma sağlayarak yoğun

güneşe maruz kalan ciltlerde görülen lekelenmenin oluşmasını

önlemeye yardımcı oluyor. Mikro dağılımlı mineral ve kimyasal

filtreler, en uygun yoğunluk ve aynı zamanda mükemmel

saydamlık sağlıyor. Dermaceutic Sun Ceutic içeriğinde yer alan

güçlü onarıcılar, anti-aging kompleksler ve hyaluronik asit ile

cildi yeniliyor ve destekliyor. SPF 50+, etkin UVA ve UVB filtre

sistemiyle cildi güneşten korurken, yaşlanma etkilerine karşı güçlü aktifler içermesi sayesinde güneşe bağlı

erken cilt yaşlanmasını ve kırışık oluşumunu engellemeye yardımcı oluyor.Türkiye’de Seltek Group tarafından

temsil edilen Dermaceutic Sun Ceutic’i doktor kliniklerinden ve bazı seçkin eczanelerden temin edebilirsiniz.

22

Temmuz 2018


Article

Yaz aylarında uzmanlar uyarıyor: “Sığ suya

balıklama atlamak omurilik felcine davetiye

çıkarıyor”

Her yıl binlerce kişi sığ deniz

ya da havuza yanlış atlamadan

dolayı boyun kırılmasıyla

“omurilik felci” geçiriyor. Yaz

aylarının gelmesiyle konuya dikkat

çeken Marmara Üniversitesi Tıp

Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi

Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erkan

Kaptanoğlu; “Sıklıkla gündeme

getirilmesine rağmen maalesef

yaz alaylarında havuza veya denize

atlama vakalarında omurilik felcine

Çoğunlukla denize atlama, trafik kazaları ve spor

yaralanmaları sonucu “omurilik felci” oluşabiliyor.

Bu tip kazalarda ayrıca omurilik yaralanması yüksek

oranda can kaybına da sebep oluyor.

yol açan kazaları görmeye devam

ediyoruz. Derinliği bilinmeyen yerlerde

önceden analiz yapılmayan

suya atlanması son derece riskli ve

hayati tehlike arz ediyor.” dedi.

Suya Balıklama Atlayanlar Dikkat

Özellikle yaz aylarının gelmesiyle

omurilik felci ve yaralanmalarına

karşı toplumsal farkındalığın ve

bilincin oluşturulması gerektiğini

belirten Marmara Üniversitesi Tıp

Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi

Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr.

Erkan Kaptanoğlu; ülkemizdeki

deniz kenarlarındaki uyarıların

yetersizliğine de vurgu yaptı.

Yapılan araştırmalara göre sığ

suya balıklama atlamanın riskli

24

Temmuz 2018


Article

olduğunu belirten Prof. Dr. Kaptanoğlu;

“Yaz aylarında sığ denize

baş üstü atlama omurilik felci

sebebi olabiliyor. Bu konularda

kamuoyu bilgilendirmesi hayati

önem taşımaktadır. Çünkü her yıl

sığ suya balıklama atlama sonucu

pek çok omurilik felci vakası ile

karşılaşıyoruz. Ülkemizde bu tarz

kazalara karşı toplumsal farkındalığı

arttırmamız gerekir. Sığ

sulara atlamak omurilik felcine

sebep olabilir ve bu vakaların bir

kısmı kafa travması da geçirdiğinden

maalesef ölümle sonuçlanabilir.”

dedi.

Omurilik Felcinde Tedavi

Mümkün Mü?

Boyun, sırt ya da bel omurgası

kırık ve yaralanmalarında eğer

omurilik ve sinirlerde yaralandıysa,

kişi hareket edemez hale

gelebilir. Yaralanma seviyesinin

altında hissizlik, tuvaletini kaçırma

olabilir. Eğer, omurilik tam olarak

yaralanmadıysa ve yaralanmaya

zamanında müdahale edilebilirse

birtakım iyileşmeler olabileceğine

dikkat çeken Kaptanoğlu: “Omurilik

yaralandıktan sonra bir kaç

saatten 6 haftaya kadar sürebilen

bir şok döneminden söz edebiliriz.

Bu şok esnasında omuriliğin ne

derece zedelendiğini saptamak bazen

zor olabilir. İlk çarpma etkisi

ile oluşan omurilik içine kanama

ve şişme kendisini zamanla

onarabilir. Omurilik tamamen

zedelenmediyse, kişi zedelenme

tarihinden 2-3 yıl sonrasına

kadar iyileşme belirtileri gösterebilir,

fakat aradan ne kadar çok

zaman geçerse, iyileşme şansı o

kadar azalır. Omurilik felci olan

hastaların hekimlerin ve rehabilitasyon

kliniklerinin kontrolünde

olmaları gerekir. Bu hastalar

egzersizlerini ve tıbbi kontrollerini

hiç bırakmamaları gerekmektedir”

dedi.

26

Temmuz 2018


Technology

Forcepoint, 2018’in Dönüşen Siber

Tehditlerine Karşı Uyardı

Forcepoint Türkiye Ülke Müdürü Levent Turan, işletmelerin karşısındaki

yeni tablonun öngörülerini doğruladığını ifade ederken özellikle kişisel veri

kullanımına yönelik Facebook ve Cambridge Analytica vakası gibi örneklerin tüm

dünyada milyonlarca kullanıcıyı etkisi altına aldığına dikkat çekti. Turan, bu tip

olaylara karşı işletmelerin ve kullanıcıların daha güvenli bir siber yaşama sahip

olması için önerilerini de sıraladı.

Gizlilik savaşları geri döndü

Forcepoint’in 2018’e dair ilk

öngörüsü gizlilik savaşlarıydı.

Forcepoint Türkiye Ülke Müdürü

Levent Turan, Facebook’un da

dahil olduğu Cambridge Analytica

vakasına dikkat çekerken, bu olayın

önümüzdeki yıllarda kamu alanında

yaşanacak yeni tartışmaları

tetikleyeceğini ifade etti..

GDPR: Herkes hazır değil

2018 öngörülerinde pek çok kurumun

kişisel veri düzenlemeleri için

yeterince hızlı davranamayacağına

dikkat çektiklerini belirten Levent

Turan, pek çok işletmenin bu

duruma yeterince hazır olmadığını

pek çok etkinlikte tespit ettiklerini

belirtti. İşletmelerin, hem GDPR

he dem halihazırda yürürlükte olan

Kişisel Verileri Koruma Kanunu

karşısında alması gereken önlemlerin

olduğunu altını çizdi.

Nesnelerin interneti yine büyük

resimde

Sayıları giderek artan nesnelerin

interneti cihaz ve uygulamalarının

yılın kalanında da ön planda olacağını

belirten Forcepoint Türkiye

Ülke Müdürü Levent Turan,

yapılan araştırmalarda riskin

büyüklüğünün ortaya çıktığına

dikkat çekti. Özellikle enerji sektöründeki

şirketlerin üçte birinin,

IoT tabanlı uygulamalarda ağ

güvenliğine özel bir önem vermediklerinin

ortaya çıktığının altını

çizen Turan, bunun son derece

endişe verici bir durum olduğunu

vurguladı.

Nesnelerin interneti uygulamalarının

bir diğer etkisinin ise akıllı

şehirlerde kendini göstermesini

28

Temmuz 2018


Technology

beklediklerini sözlerine ekleyen

Turan, MIT Technology Review’in

bir çalışmasında akıllı şehirlerin

2018’in çığır açan 10 teknolojisinden

biri olarak tanımlandığını

belirtti. Bu durumun hızlı bir

gelişimin yanında siber suçlulara

yeni müdahale alanı yarattığını

kaydeden Turan, nesnelerin

interneti dışında ICS ve SCADA

gibi endüstrinin kalbinde yer alan

uygulamaların da riskinin arttığına

vurgu yaptı.

Kripto paralar ve güvenlik

Yılın ilk döneminde kripto para

borsalarına yönelik çok sayıda

saldırı gerçekleştiğini belirten

Levent Turan, milyonlarca dolarlık

zararların ortaya çıktığına dikkat

çekti. Sadece USDT (Tether) şirketinin

2017 sonunda karşı karşıya

kaldığı saldırılar sonucu 31 milyon

dolar değerinde kayıp yaşandığını

kaydeden Turan, farklı örneklerde

kripto para cüzdanlarını ele

geçirmeye yönelik vakaların gündemde

yerini aldığını belirtti.

Saldırıların odağında veri

kaynakları var

Veri kaynaklarının hedef

tahtası haline geleceğine 2018

öngörülerinde yer verdiklerini

kaydeden Forcepoint Türkiye

Ülke Müdürü Levent Turan, siber

suçluların FULLZ olarak tanımlanan,

bireylerle ilgili eksiksiz

bilgi setlerinin öneminin farkında

olduğunu belirtti. Bununla birlikte

verilerin çeşitli yasal servislerle

de yayılabildiğine değinen Turan,

Strava isimli sağlık uygulamasıyla

oluşturulan ısı haritalarının

normalde gizli olması gereken

bilgilerin görünür hale getirdiğine

dikkat çekti.

Bulut güvenliği önemini koruyor

İşletmelerin bulut bilişim platformları

hakkında akıllarında olan

soru işaretleri yerini koşulsuz bir

güvene bırakmışa benziyor. Forcepoint

Türkiye Ülke Müdürü Levent

Turan, yaşanan bu ‘yeni normal’

durumunun dijital dönüşüm için

olumlu olduğunu belirtmekle

birlikte güvenlik standartlarının

daha yukarıya çekilmesi gerektiğini

ifade etti. Çift faktörlü kimlik

doğrulaması (2FA) gibi önlemlerin

değerlerini daha da yükselttiğini

kaydeden Turan, bilgi güvenliğine

gösterilmesi gereken önemin hiç

olmadığı kadar gündemde olduğunu

vurguladı. Turan ayrıca

özellikle Avrupa’daki yeni GDPR

düzenlemesinin yılın ikinci yarısındaki

siber güvenlik projelerine etki

edeceğini ve Forcepoint olarak

bu süreci yakından izleyip analiz

edeceklerini ifade etti.

Web siteleri ne kadar güvenli?

Temmuz 2018 tarihinin internet

siteleri için kritik bir dönemi işaret

ettiğini belirten Levent Turan, bu

tarihte Google’ın web tarayıcısı

Chrome’un, HTTPS desteği sunmayan

tüm siteleri “Güvenli Değil”

olarak işaretleyeceğini kaydetti.

Bununla birlikte HTTPS’e geçişin

tek başına yeterli olmadığın

kaydeden Turan, bazı bankaların

bile şifreli bağlantıyı simgeleyen

HTTPS’e geçiş yapmadığını, çeşitli

resmi kurumların bile sertifikalarını

yenilemeyi unuttuğuna

dikkat çekti. SSL sunucuların

performansını ölçmek için çeşitli

testler kullanılabileceğini kaydeden

Turan, sonucun yeterince iyi

olmaması durumunda varsayılan

olarak HTTPS’e geçilmesi gerektiğini

sözlerine ekledi.

Temmuz 2018 29


Article

Yağışlı bölgeler guatra neden oluyor

Genelde Karadeniz bölgesinde Guatra hastalığına daha sık yakalanıldığını söyleyen

uzmanlar, yağışı bol olan yerlerde iyot yetersizliği görüldüğünü söylüyorlar:

Diyetisyen Ayşe Korkmaz;

içinde bulunduğumuz İyot

Yetersizliği Hastalıklarının

Önlenmesi Haftası’nda iyot

eksikliğinin vücudumuza etkileri ile

ilgili şu bilgileri verdi:

İyot, insan vücudunda çok az miktarda

bulunan normal büyüme ve

gelişme için önemli olan eser bir

elementtir. İnsan vücudunda 15-20

mg iyot bulunur.

İyot, vücuda; besinler, su ve deniz

ürünleri tüketimi ile alınmaktadır.

Ayrıca beyin ve sinir sisteminin

normal büyümesi ve gelişmesi ile

vücut ısısı ve enerjisinin devamı

için gerekli olan tiroit hormonlarından

olan T4 ve T3 yapımında

kullanılmaktadır.

Okyanus ve denizler en önemli iyot

kaynaklarıdır. İyodun yüzde 90’ı

gıdalardan, yüzde 10’u ise içme

sularından sağlanmaktadır. Deniz

suyundaki iyot, yağmur aracılığıyla

toprağa düşer. Bu döngünün yavaş

ve eksik gerçekleşmesi ise bu

toprakta yetişen ürünler ve içme

suyunun düşük miktarlarda iyot

içermesine neden olmaktadır.

YAĞIŞI BOL YERLERDE İYOT

YETERSİZLİĞİ GÖRÜLÜR

Genellikle dağlık bölgeler bu riski

taşımakla birlikte, bu durum tüm

coğrafi bölgelerde gözlenebilmektedir.

Sürekli tekrarlayan seller

ve dağlık bölgelerdeki toprak

erozyonu, toprakta iyot yetersizliğine

neden olmaktadır. Bunun

sonucunda da bu topraklarda

yetişen besinler iyot açısından

yetersiz olmakta ve sadece bu

besinler ile beslenen kişilerde iyot

yetersizliği ortaya çıkmaktadır.

Ülkemizde hemen hemen her 10

kişiden 3’ünde iyot yetersizliği sonucu

oluşan guatr görülmektedir.

İleri derece guatr oranı yaklaşık

her 100 kişide 2 kişidir. Ülkemizde

guatr en yaygın olarak Bolu,

Kastamonu, Malatya, Rize, Ordu,

Zonguldak, Artvin, Kütahya ve

Konya gibi dağlık, bol yağış alan ve

erozyonun yaygın olduğu yörelerde

görülmektedir.

ANNE KARNINDAKİ BEBEĞİ DE

ETKİLER

İyot yetersizliği, dünyada, önlenebilir

zekâ geriliği ve beyin hasarının

en önemli nedenidir. İyot yetersizliği

olan bireyler; zekaca daha

yavaş ve daha az tepkili, daha zor

eğitilebilen, daha güç anlayan ve

işlerinde daha az üretken olan

kişilerdir.

İyot yetersizliği sonucu ortaya

çıkan hastalıklar anne karnında

başlar. Yetersizlik sonucunda

fetusta birçok hasar meydana

gelmektedir. Düşük tehlikesi, ölü

doğumlar, mental gerilik, sağırlık,

dilsizlik, cücelik, psikomotor bozukluklar

görülebilmektedir.

Yenidoğan bebeklerde iyot yetersizliği,

guatr ve troid bezinin az

çalışmasına neden olurken, çocuk

ve gençlerde de; tiroit bezinin az

çalışması, guatr, mental fonksiyonlarda

bozukluk ve büyüme geriliği

gibi sonuçlara neden olmaktadır.

Yetişkinlik dönemindeki iyot

yetersizliğinin en belirgin sonucu

guatr oluşumudur. Bu dönemde de

mental fonksiyonlarda azalmalar

görülebilmektedir.

İYOTLU TUZ KULLANIN

İyotlu tuz kullanımı, iyot yetersizliği

ve iyotla ilişkili hastalıkları önlemenin

en basit ve en kolay yoludur.

Ülkemizde bu amaçla 1994 yılında

kullanılan tuzların içerisine iyot

eklemesi yapılmıştır. İyotlu tuz kullanımı,

iyot eksikliği sonucu gelişen

hastalıkları iyileştirici değil, oluşumunu

önleyicidir.

İyotlu tuz, kayıpları önlemek

amacıyla;

. Koyu renkli kavanozlarda,

. Serin yerde,

. Işık ve güneş temasından uzakta

saklanmalıdır.

. Pişme ile de iyotlanmış tuzun

iyot içeriği azalabileceği için,

yemeklere pişirildikten sonra tuz

eklenmelidir.

32

Temmuz 2018


Article

Rainy regions cause to goiter

Stating generally goiter disease is often caught in the Black Sea Region, the experts say

that lack of iodine is seen in locations where abundant precipitation has:

Dietician Ayşe Korkmaz; inform

about effects of lack of iodine

in our bodies at the week

entitled ‘Preventing Disease related

Lack of Iodine’:

Iodine which has been very few

amounts in human body is a very

important trace element for normal

growth and improvement. 15-20 mg

iodine has been in a human body.

Iodine is inhaled into body via

nutrition, water and seafood. Also

it is used in T4 and T3 the essential

thyroid hormones which are

necessary for brain and nervous

system growth and development

as well as continuity of body

temperature and energy.

Oceans and seas are the most

important source of iodine. 90%

of iodine provided from foods and

10% from drinking waters. Iodine

in seawater drops on soil via rain.

As for this cycle when realizes

slow and insufficient causes the

produces grown by soils and water

having low rate iodine.

Lack of iodine is seen in

the regions have plenty of

precipitation

As generally mountainy regions

carry this risk, this condition can be

observed in all geographic regions.

Continuously repeated floods and

soil erosion in mountain regions

might cause lack of iodine in soils.

At the end of this, the nutrition

which grows up in these kinds of

soils is insufficient in the aspect of

iodine and lack of iodine appears in

the people who feed only with this

nutrition. In our country virtually

goiter is seen in 3 out of 10 people

happens regarding lack of iodine.

The goiter rate in advanced amount

is nearly 2 out of 100 people.

Goiter is mostly seen in regions

which characterize mountainy,

having plenty of rainfalls and

exposed to erosion such as in Bolu,

Kastamonu, Malatya, Rize, Ordu,

Zonguldak, Artvin, Kütahya and

Konya in our country.

Lack of Iodine Also Impacts

Unborn Baby

Iodine insufficiency is the most

important reason of preventable

retardation and brain damage. The

individuals who suffer lack of iodine

are persons might be sluggish in

terms of brain and lesser reactive,

being educated difficultly, realizing

more difficult and less productive in

their works.

The diseases appear in lack of

iodine begin in pregnancy. At

the end of insufficiency, lots

of damages happen in fetus.

Abortion, mental retardation,

deafness, without tong, dwarfism,

psychomotor distortion can be seen.

As lack of iodine causes goiter

and less function of thyroid glad

in newborn babies, it also causes

results such as less function of

thyroid glad, goiter, mental function

distortion and setback in growth in

children and teens. Reduction in

mental functions can be seen in this

period.

Use iodinated salt

Use of iodized salt is the easiest

way to prevent lack of iodine and

diseases concerning iodine. In our

country, iodine is been added into

salt since 1994 with this purpose.

Use of salt with iodine is not healing

of the diseases happen due to lack

of iodine but it is preventive of those

diseases.

In order to prevent loses

• Iodized salt should be kept in dark

color jar

• In cool places

• Remote from light and sun touch

• Regarding iodine amount reduce

during cooking, iodine salt should

be added in meals after cooking

Temmuz 2018 33


Article

Kız çocuklarında risk 10 kat daha fazla!

Kız çocuklarında

risk 10 kat daha fazla!

Her 100 çocuktan 3’ünde gelişen

idiyopatik (nedeni bilinmeyen)

Omurganın sağa ya da sola

doğru olmak üzere eğriliği

olarak tanımlanan skolyoz,

genellikle ergenlik döneminin

hemen öncesinde kendi gösteriyor.

Bununla birlikte bazı kas, sinir ya

da bağ dokusu hastalıklarına bağlı

olarak sonradan gelişebildiği gibi

omurgadaki gelişim hataları nedeniyle

doğumla birlikte de ortaya

çıkabiliyor.

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı

Prof. Dr. Ahmet Alanay, 9-16 yaş

arasında her 6 ayda bir çocukların

skolyoz açısından aileler tarafından

düzenli olarak kontrol edilmesi

gerektiğini söylüyor.

Skolyoz, her yüz çocuktan 3’ünün

ortak sorunu. Ergenliğin hemen

öncesinde kendini belli ediyor ve en

çok kız çocuklarını etkiliyor. Üstelik

yalnızca bir kozmetik sorun olarak

değil. İlerlemesi durumunda; günlük

aktivitelerin kısıtlanmasından,

psikolojik sorunlara hatta kalp ve

akciğerde kalıcı hasara kadar daha

ciddi sonuçlara neden olabiliyor.

Kozmetik bir sorundan çok ilerlemesi

durumunda hastalarda, günlük

aktivitelerin kısıtlanmasından,

depresyon, anksiyete gibi psikolojik

sorunlara hatta kalp ve akciğerde

kalıcı hasara kadar daha ciddi

sonuçlara neden olabiliyor.

Kesin nedeni bilinmiyor

Çocuk ve ergenleri etkileyen farklı

türleri olmakla birlikte en yaygın

görüleni “idiyopatik” yani nedeni

bilinmeyen skolyoz. İstatistiklere

göre ergenlik dönemindeki her

yüz çocuktan 3’ünün bu sorunla

karşı karşıya kaldığı görülüyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi

Omurga Sağlığı Merkezi Ortopedi

ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr.

Ahmet Alanay, skolyozun önlenebilen

bir hastalık olmasa da erken

teşhis ve doğru tedavi sayesinde

oluşabilecek sorunların büyük

çoğunluğunun önüne geçilebildiğini

belirtiyor. Dolayısıyla sorunu fark

etmek için ebeveyn ve öğretmenler

gibi çocukların yakınında olanların

dikkat etmesi önem taşıyor.

Ergenlikte ortaya çıkan skolyozun

nedeni tam ortaya konamamakla

birlikte genetik faktörlerin etkisi

üzerine de araştırmalar devam ediyor.

Zira ergenlik idiyopatik skolyoz

hastaların yaklaşık yüzde 30’unda

ailede skolyoz öyküsü görülüyor.

Ancak bilinen bir gerçek var ki, ağır

çanta taşımak gibi bazı davranış

hataları skolyoza neden olmadığı

gibi skolyoz gelişimini önlemek

de mümkün olamıyor. Bu noktada

erken evrede fark edip erken evrede

müdahale etmek önem taşıyor.

skolyozun gelişme riski kız çocuklarında

10 kat daha fazla görülüyor.

Prof. Dr. Ahmet Alanay, skolyozun

ilerleme hızını belirleyen en

önemli faktörün çocuğun büyüme

potansiyeli olduğunu belirterek,

“Dolayısıyla kızlar için büyümenin

en hızlı yaşandığı adetin hemen

öncesi riskli dönemi oluşturuyor.

Bununla birlikte çocuk ne kadar

büyüyecekse doğal olarak skolyoz

da o kadar fazla ilerliyor. Ve bu da

tedavi yaklaşımını etkiliyor” diyor.

Çocuğunuzda bu belirtiler varsa

dikkat!

Çocuklarda skolyoza işaret eden

gözle de görülebilen üç önemli

belirti bulunuyor. İlki; çocuğunuza

önden baktığınızda omuzlar arasındaki

dengesizlik ve bir omuzun

diğerinden daha yüksek olması.

İkincisi; bel oyuğunun bir tarafının

içe, diğer tarafının dışa doğru çıkık

olması. Son olarak çocuğun sırtına

arkadan bakarak yere paralel hale

gelinceye kadar öne eğildiğinde

sırtında ‘hörgüç’ olarak tanımlanan

çıkıntının görülmesi. Bununla

birlikte, gövdenin bacaklara göre

orantısız kısa olması, denge bozuklukları,

kalçanın birinin diğerine

göre daha belirgin görünmesi,

kürek kemiklerinden birinin diğer-

34

Temmuz 2018


Article

ine göre daha çıkık olması gibi

belirtiler de gözlenebiliyor. Prof.

Dr. Ahmet Alanay, ortaya çıkan

belirtilerin omurgadaki eğriliğin

şiddetine göre değiştiğini söyleyerek

şunları söylüyor: “Skolyoz

ebeveynler tarafından sık

aralıklarla yapılacak gözlem ve

muayene ile erken yakalanabilir.

Eğrilik, 20-40 dereceye ulaşması

durumunda daha kolay fark ediliyor.

Ancak bu derecelerde ciddi

bir şikayete neden olmadığı için

iyi bir gözlem olmazsa kolaylıkla

atlanabiliyor. Büyümesi devam

eden çocuklarda 20-40 derece

arası skolyozun egzersiz ve korse

ile durdurulabilmesi en azından

yüzde 50 hastada mümkün olabiliyor.

Ancak büyüme döneminde

eğrilik 40 dereceyi aşarsa cerrahi

tedavi gerekebiliyor. Çünkü bu

eğrilikler yetişkinlik döneminde

de ilerlemeye devam ettiği için

çok daha ciddi sorunlar ortaya

çıkabiliyor. Dolayısıyla zamanında

müdahale önem taşıyor.”

Tedavi şeklini hastanın durumu

belirliyor

Skolyoz tedavisinde hastanın

durumu belirleyici unsur oluyor.

Eğriliğin nedeni, derecesi ve

hastalığın nedenine göre, gözlem,

korse-egzersiz ve cerrahi

yöntemlerden biri kullanılıyor.

Tedavide amaç hem ilerlemenin

durdurulması, hem de ilerlemeye

bağlı oluşabilecek sıkıntıların

önüne geçmek oluyor. Bu nedenle

düzenli takiplerle tedavinin etkinliğinin

takibi ve eğriliğin devam

etmesi durumunda da cerrahi

kararının zamanında alınması

gerekiyor.

Yeni yöntem: Bant ile Gerdirme

Ülkemizde son 4 yıldır uygulanan

“bant ile gerdirme yöntemi”

özellikle ergenlik dönemindeki

çocuklarda hem sırt hem de bel

bölgesindeki eğriliklere uygulanabiliyor.

Sırtı sabit tutmak

yerine çocuk büyüdükçe omurgada

düzelmeyi sağlayan bu yöntem

hem büyümeye izin veriyor

hem de omurganın esnekliğini

koruyor. Dünyada bu yöntemin

öncülüğünü yaptıklarını belirten

Prof. Dr. Ahmet Alanay, torakoskopik

yöntemle kapalı olarak

yapılan bu yöntem sayesinde hem

hareket ve büyümenin engellenmediğine,

hem de sırtta uzun bir

kesinin de açılmadığını belirterek

yöntemi şöyle aktarıyor: “Bant ile

gerdirme, gövdenin yan tarafından

1.5 cm’lik küçük kesilerle

yapıldığı için sırtta uzun ameliyat

izi de kalmıyor. Aynı zamanda

omurga hareketleri engellenmediği

için erken iyileşme sağlanabiliyor.

Bu sayede çocuklar gündelik

hayatlarına ve okullarına erken

dönme şansına erişiyor.”

Prof. Dr. Ahmet Alanay:

“Avrupalı gençler bu yöntem için

ülkemize geliyor!”

Son yıllarda skolyoz tedavisinde

çok önemli gelişmeler yaşandığı

gözleniyor. Özellikle eğriliğin ileri

seviyelere ulaştığı hastalarda

eskiden imkansız gibi görünen

sonuçlara ulaşmak mümkün

oluyor. Bant ile gerdirme olarak

açıklanabilecek omurgayı sabitlemeyen

ve büyümeyi engellemeyen

yeni yöntemin Amerika

ile eş zamanlı olarak ülkemizde

uygulandığını ve başarılı sonuçlar

alınması nedeniyle İngiltere,

İrlanda gibi ülkeler başta olmak

üzere pek çok hastanın ülkemize

geldiğini belirterek şunları

söyledi: “Yurt dışından gelen

hastalarımız arasında özellikle

omurgasının sabitlenmesini

istemeyen ve bu nedenle füzyon

işlemini tercih etmeyen profesyonel

sporcu ve dansçılar

çoğunlukta. Örneğin İngiltere’den

gelen 14 yaşındaki profesyonel

dansçı Alice McLoughlin’e de aynı

yöntemi uyguladık ve şimdi çok

mutlu çünkü dans etmeye devam

ediyor. İzlanda’dan gelen ve 4

yıldır futbol oynayan 16 yaşındaki

Maria Arnarsdottir isimli hastamıza

da aynı ameliyatı uyguladık. O

da diğer çocukları gibi mutlu ve

futbol oynuyor.”

Temmuz 2018 35


Article

Enerji tıbbı ve onun değerli

bir üyesi biorezonans

Dr. Sinan Akkurt

Biorezonans uygulamaları

Almanya merkezli olarak

Avrupa’da 40 yıldır uygulanıyor.

Biorezonans ile henü

tanışmadıysanız, öncelikle Avrupa’da

yaygın olarak bilinen enerji

tıbbı kavramından söz edelim. Enerji

doğal bir süreçle bir biçimden

diğerine dönüştürülebilir, ancak

toplam enerji miktarı değişmeden

kalır. Başka bir deyişle, enerji

asla yaratılamaz veya yok edilemez.

Bu, koruma enerjisinin yasası

olarak bilinen fizik kanunudur.

Bu kesin bir yasa ve hiç bir

istisnası bulunamamıştır. Enerji

tıbbı ise bir tıbbi cihazın veya insan

vücudunun ürettiği, enerjinin

teşhis edici ve terapötik kullanımı

olarak tanımlanır. Enerji tıbbı insan

vücudunun hayati sistemlerini

koruyan ve tanımlayan; ve duyusal,

sindirim, dolaşım ve hareket

sürecine güç sağlamak için, iç

iletişim için, çeşitli enerji türlerinden

yararlandığını kabul eder.

Enerji tıbbı için çok önemli iki

fiziki kanun vardır. Birincisi amper

yasası; 1826’da Andre Marie

Ampere tarafından geliştirildi.

Fiziksel bir kanun olarak çok

güvenilirdir, 150 yılı aşkın süredir

fizik araştırmalarında istisnalar

bulunmamaktadır. Amper yasası,

1820’de Hans Christian Orsted

tarafından yapılan kazara keşfi

ölçmek için tasarlandı. Kopenhag

Üniversitesi’nde bir fizik sunumu

yaparken Oersted, bir aküden

akan elektrik akımının bir devreye

alındığını fark etti. Sonuç o kadar

güvenilirdi ki; Orsted manyetik

alanların bir elektrik akımı taşıyan

bir telin her yanından yaydığına

ikna olmuş oldu. Başka bir

deyişle, elektrik manyetizmaya yol

açıyordu. Orsted’in bulgularını,

Fransız fizikçisi Andre Marie

Ampere, akım taşıyan iletkenler

arasında manyetik kuvvetler

sunmak için tek bir matematiksel

formül oluşturdu. Amper yasası

enerji tıbbı için o kadar önemlidir

ki, insan vücudunu çevreleyen

biyomanyetik alanın kökeni

(aura) açıklanmaktadır. En güçlü

elektrik alanı kalp tarafından

üretilir ve dolaşım sisteminden

akan bir akım üretir, bu da iyi bir

iletkendir. Amper yasasına göre

bu akım vücudun en güçlü biyomanyetik

alanını üretir.

İkinci önemli yasa ise; Faraday’ın

Indüksiyon Yasası. Elektromanyetik

indüksiyon 1831’de İngiliz

kimyager ve fizikçi olan Michael

Faraday tarafından keşfedildi ve

aynı zamanda bağımsız olarak,

Amerikalı bir bilim adamı Joseph

Henry tarafından keşfedildi.

Faraday ve Henry, hareketli bir

manyetik alanın bir tel boyunca

değmeden dokunarak akım akışı

meydana getireceğini keşfetti.

Yani, manyetizma elektrik haline

dönüştürülebilir. Bu da bize

gösterdi ki; daha fazla dönüş

38

Temmuz 2018


Article

yapan bobinler, endüktif etkiyi

arttırır. Insan vücudundaki birçok

dokunun sarmal bir özelliği vardır

ve bu nedenle Faraday ve Henry

tarafından keşfedilen fenomeni

kullanma imkanına sahiptir.

Ampere Yasası ve Faraday’ın

İndüksiyon Yasası’na ilk örnekleri,

gecikmiş kırık birleşmesi ve kırık

kaynamama diye bilinen iki ciddi

tıbbi koşuldur. İyileşme sürecini

uyarmak için darbeli manyetik

alanların kullanımı ile klasik ve

araştırılmış bir örnek sağlanmıştır

(Brighton Friedenberg &

Black 1979- Basset -1982).

Temel fizik ve biyofizik: Elektromanyetizma

ve rezonans

Evrendeki en küçükten en büyüğe

kadar tüm nesneler sürekli

titreşiyor. Madde, elektronlar ve

protonlar gibi yüklü parçacıklardan

oluştuğundan, tüm titreşim

maddeleri elektromanyetik alanlar

yaymaktadır. Daha spesifik olmak

gerekirse, durağan yük, bir elektrik

alanı ile çevrilidir ve hareketli

yük de manyetik alanları ile çevrilidir

(amperin devresel yasası).

James Clerk Maxwell (Maxwell,

1865) klasik bir elektromanyetik

teori oluşturmak için amperin

devresel yasasını ve Faraday’ın

indüksiyon yasasını sentezledi.

Elektromanyetik dalgalar, ışığın

hızında uzayda elektrik alanlarını

manyetik alanlara dikey olarak

hareket eder. Dalga boyu, alanın

tepesine olan mesafedir. Bu sentez

bize birçok kolaylığın kapısını açtı;

elektromanyetik anahtarlar, garaj

kapısı açıcıları, radyo, televizyon ve

askeri haberleşme, radar…

Frekans elektromanyetik dalgaların

saniyedeki döngü sayısıdır

ve Hertz (Hz) ile ifade edilir. Uygun

frekanstaki çok zayıf enerji alanları

çok terapötik olabilir. Rezonans bu

frekans özgüllüğünün sebebidir.

Moleküler rezonanslar gibi biyolojik

etkiler de frekansa spesifiktir.

Bu; insan vücuduna uygulanan

frekansları kullanan geniş bir

enerji terapisi yelpazesi için hayati

önem taşımaktadır; bu sinyaller

ister tıbbi cihazlardan ya da diğer

yöntemlerden gelsin.

Hücresel sinyalleşme

Hücreden hücreye sinyalleşmenin

iki modeli vardır: İlki, hormon veya

nörohormonun salgı hücresinden

salındığı konvansiyonel

model, hücre dışı sıvılar yoluyla

rasgele dağılır ve nihayetinde bir

doku hücresinde bir reseptörle

karşılaşır. Diğeri de; hormonun,

reseptörü aktive edene kadar

doku sıvıları boyunca veya yüzeyler

boyunca ilerlediği bir elektromanyetik

alan (foton) yayar ve

bu sekresyon hücresine mesaj

alındığını bildiren bir dönüş sinyali

gönderen fotonik modeldir.

Metabolitler, etkileşim için yavaş

rastgele difüzyona güvenmek zorunda

değildirler. Hücreler içindeki

enzimlerin çoğu çözülmez, ancak

bir reaksiyona giren ürünlerin bir

otomobil montaj fabrikasındaki

adımlara benzer şekilde enzimden

enzime kadar uzatılabilmesi için

bir araya getirilirler. Bu, biyokimyasal

proseslerin son derece

yüksek hızlarda çalışmasını

sağlar. Birçok kimyager, bu tür

hızların çok yüksek olabileceğinden

şüpheler ederken, çok az kişi,

onları ölçmenin mümkün olduğunu

düşündüler. Dikkat çekici

bir şekilde, Ahmed Zewail bunu,

femtokimya ya da femtosaniye

spektroskopisi olarak bilinen bir

teknoloji geliştirerek yapabiliyordu.

Zewail, başarıları için 1999’da

Nobel ödülünü kazandı. Ölçümleri,

kimyasal reaksiyonlarda atom

hızının 1000 m/s’lik bir tüfek mermisine

kıyasla önemli olduğunu

gösterdi (Norden, 1999). En hızlı

sinirlerin 120 m/s’de iletildiğine

göre bu hücreler arası iletimin

şeklini bize net anlatıyor.

Bilim adamları, çok küçük enerji

alanlarının biyolojik etkilere sahip

olabileceği konusunda şüpheyle

yaklaşıyorlar. Bir hücre içindeki

sıcaklığı değiştirmek için çok zayıf

olan ve dolayısıyla hücre kimyasını

etkileyemeyen son derece düşük

enerji fotonlarının biyolojik etkilere

sahip olamayacağı genel olarak

kabul edildi. Son araştırmalar

bunun nasıl mümkün olduğunu

açıkladı. Pall (2013) yazılmış 23

çalışmada, çok sayıda sellüler

işlemeyi düzenleyen voltaj kapılı

kalsiyum kanallarının neredeyse

hemen hemen çok zayıf fotonlar

tarafından aktive edildiğini ortaya

koymuştur. Pall’ın çalışması,

düşük frekanslı osilasyonlu alanların

tıbbi cihazlardan alınmasını

içeren ‘frekans tıbbında’ bir

dönüm noktası oluşturuyor.

Temmuz 2018 39


Article

Gelelim biorezonansa…

Tüm bunların ışığında biorezonans,

maddelerin çevrelerine yaydığı

mikro elektromanyetik titreşimlerinin

ya da vücudun kendisinden

alınan elektromanyetik bilginin tedavi

için kullanılmasıdır. Biorezonans

aynı zamanda, vücudun toksik

yükünü azaltmak için virüs, yiyecek

ve kimyasal gibi maddelerin

salınımlarını kullanır. Birlikte kullanılan

bu teknikler, hastanın vücut

işleyişini düzene koyar ve iyileşmesini

hızlandırır. Yöntemin doğası

gereği biorezonans tedavilerinde

kullanılan teknoloji de etkinlik

üzerinde birinci derecede belirleyicidir.

Bildiğimiz gibi, doğada her

madde enerji kitlesinden oluşur.

Her enerji kitlesi veya her madde

çevreye enerji ışınlar. Buna biofoton

denir (Fritz-Albert Popp, 1980).

Bu biofotonların maddeden maddeye

göre değişen belli bir titreşim

örneği vardır (Fizik Nobel Armağanı

1929, Luis Victor Prince de Broglie).

Hiçbir maddenin titreşim örneği bir

başka maddenin titreşim örneğine

benzemez. Bu doğada bulunan her

maddenin belli bir titreşim kodu

olduğunu gösterir (Fizik Nobel

Armağanı 1965, R. P. Freynmann, J.

Schwinger, S. Tomonaga).

Hücrelerin bilgi alışverişi bilinen

metotlar (hormonlar vs.) yanı sıra

biyofiziksel anlamda, yani titreşim

yolu ile olur. Patolojik salınımlar

her hastanın vücudunda normal

salınımların yanında aktiftir. Biorezonans

tedavisinin amacı, patolojik

olanları elemek ve fizyolojik olanları

güçlendirmektir. Biorezonans,

dokuların, vücut sıvılarının sudaki

bilgilerini değerlendirerek çalışır,

olduğu gibi tedavi etmez. Aslında,

temel ilkelerinden biri, inversiyon

tedavisinin bir ayna görüntüsü dalga

formu kullanmasıdır. Bunun amacı

sağlıksız salınımı nötrleştirmektir

ve gücünü azaltmaktır. Tekrarlanan

tedaviler sonunda patolojik

bilgileri ortadan kaldırır. Bu özellikle

bağışıklık sistemi tehlikede

olan hastalar için yararlıdır. Çünkü

patojen sinyaline karşı vücudun

bağışıklık tepkisine dayalı değildir.

Vücuda giren herhangi bir toksin

(bir vürüs, bakteri, küf, mantar ya

da kimyasal) rahatsız edici frekans

desenlerine sahiptir. Bu da kendisini

çevreleyen doku rezonansını

değiştirir. Sonuç olarak, vücudun

kendi kendini düzenleme fonksiyonunu

bozmasına neden olur. Hayatımız

boyunca, çok sayıda toksin

ve stres ile karşılaşmaktayız ve

çoğu zaman bunlarla başa çıkmaya

çalışırız.

Stresörler

• Biyolojik (bakteriler, virüsler,

aşılar, gıda)

• Kimyasal (gıda katkı maddeleri,

amalgam, pestisitler)

• Fiziksel (radyasyon - Nükleer,

X-ray, telefonlar, TV vb)

• Duygusal (değişiklikler, hormonal

denge)

Zamanla inşa ettiğimiz şey toksinlerin

kümülatif etkisidir. Yani

örneğin; buğday alerjisi olan bir

kişi polen mevsimi zamanında

saman nezlesinden muzdarip olabilir.

Bunun altında yatan neden ya

da en büyük toksik stres buğdaydır.

Polenler eklenen birer strestir

ve buğday alerjisi yok edildikten

sonra, artık problem de olmayabilir.

Biorezonans’ın kullanım alanları

Biorezonans tedavisi alerjiden

kansere kadar tüm hastalık gruplarında

rahatlıkla kullanılabilinir.

Acil ve cerrahi müdahale gerektiren

durumların haricinde etkili

bir tamamlayıcı tedavi metodudur.

Aynı zamanda konvansiyonel tıpla

beraber entegratif bir tedavi metodu

olarak da kombine edilebilinir.

Kombinasyonda konvansiyonel

tedaviyi bozmamakla beraber etkinliğini

artırabilir. Hiçbir zararı ve

yan etkisi yoktur. Her yaşta güvenli

bir şekilde kullanılabilen bir metottur.

Son 30 yılda, çeşitli sağlık

durumlarında biorezonans terapisi

uygulanmasının etkinliği ve güvenliğine

ilişkin gittikçe artan sayıda

kanıt ortaya çıkmıştır. BRT’nin

güçlü yanları arasında; çeşitliliği

(organik, fonksiyonel, akut ve

kronik çok sayıda rahatsızlık BRT

ile tedavi edilebilmektedir), yan

etkilerinin olmayışı (tasarlandığı

şekilde kullanıldığında), tam

anlamıyla bireye özel bir tedavi

yaklaşımı ve hastanın genel sağlık

durumunu iyileştirme potansiyeli,

dolayısıyla da hastanın yaşam

tarzını düzeltme, destekleme ve

geliştirme potansiyeli yer alır.

40

Temmuz 2018


Article

Energy medicine and its valued

member: bioresonance

Bioresonance applications are

being implemented in Europe

for 40 years in Germany.

If you have not met with bioresonance,

let us first talk about the

concept of energy medicine, which

is widely known in Europe. Energy

can be transformed from one form

to another in a natural process, but

the total amount of energy remains

unchanged. In other words, energy

can never be created or destroyed.

This is the law of physics, known as

the law of conservation. This is a

definite law and no exceptions have

been found. Energy medicine is defined

as the diagnostic and therapeutic

use of energy produced by a

medical device or human body. Energy

is the medicine that protects

and defines the vital systems of the

human body; and that it benefits

from a variety of energy types for

internal communication, to power

the sensory, digestive, circulatory,

and movement processes.

There are two physical laws that

are very important for energy

medicine. First ampere’s law;

Developed by Andre Marie Ampere

in 1826. It is very reliable

as a physical law and there are

no exceptions in over 150 years

of physics research. Ampere’s

law was designed to measure

the accidental discovery made by

Hans Christian Orsted in 1820.

While he was presenting a physics

presentation at the University

of Copenhagen, Oersted noticed

that an electric current flowing

from a battery was taken over.

The result was so reliable; Orsted

was convinced that the magnetic

fields were pulling all over a wire

carrying an electric current. In

other words, electricity was causing

magnetism. Orsted’s findings,

the French physicist Andre Marie

Ampere, created a single mathematical

formula for presenting

magnetic forces between current

carrying conductors. Ampere’s

law is so important for energy

medicine that the aura of the

biomagnetic field surrounding

the human body is explained. The

strongest electric field is produced

by the heart and produces

a current flowing through the circulatory

system, which is a good

conduction. According to Ampere’s

law, this current produces

the strongest biomagnetic field of

the body.

The second important law is;

Faraday’s Induction Law. Electromagnetic

induction was discovered

in 1831 by British chemist

and physicist Michael Faraday,

and at the same time was independently

discovered by an American

scientist, Joseph Henry. Faraday

and Henry discovered that

a moving magnetic field would

touch the wire without touching

it, causing it to flow into the flow

field. So, the magnetism can be

converted into electricity. This

showed us that; The more turns

the coils increase the inductive

effect. The human body has many

spiral features in its body and

therefore has the opportunity to

use the phenomenon discovered

by Faraday and Henry.

The Ampere Law and Faraday’s

first examples of the Induction

Law are two serious medical

conditions known as delayed fracture

fusion and fracture union. A

Temmuz 2018 41


Article

classic and researched example

has been provided with the use of

pulsed magnetic fields to stimulate

the healing process (Brighton

Friedenberg & Black 1979 -

Basset -1982).

Basic physics and biophysics:

Electromagnetism and resonance

From the smallest to the largest in

the world, all objects constantly vibrate.

Since the substance is composed

of charged particles such as

electrons and protons, all the vibration

elements emit electromagnetic

fields. More specifically, the

stationary charge is surrounded

by an electric field and the moving

charge is surrounded by magnetic

fields (amperine cyclical law).

James Clerk Maxwell (Maxwell,

1865) synthesized the amperine cyclical

law and Faraday’s induction

law to create a classical electromagnetic

theory. Electromagnetic

waves move perpendicular to the

magnetic fields of electric fields

in space at the speed of light. The

wavelength is the distance to the

top of the area. This synthesis has

opened the door to many of us;

electromagnetic switches, garage

door openers, radio, television and

military communications, radar ...

Frequency is the number of cycles

per second in electromagnetic

waves and is expressed in Hertz

(Hz). Very weak energy fields at appropriate

frequencies can be very

therapeutic. Resonance is the reason

for this frequency specificity.

Biological effects such as molecular

resonances are also frequency

specific. It; is vital for a wide range

of energy therapies that use the

frequencies applied to the human

body; these signals come from

medical devices or other methods.

Cellular signaling

There are two models of signaling

from the cell to the cell: In the first,

the conventional model of hormone

or neurohormone released from

the secretory cell is randomly distributed

via extracellular fluids and

ultimately encounters a receptor

in a tissue cell. The other is; the

hormone emits an electromagnetic

field (photon) that travels through

tissue fluids or along surfaces as

it activates the receptor, and is a

photonic mode that sends a return

signal to the secretion cell indicating

that a message has been

received.

Metabolites do not have to rely

on slow random diffusion for

interaction. Most of the enzymes

in the cells are unresolved, but

are brought together so that the

products entering a reaction can be

extended from the enzyme to the

enzyme in a manner similar to the

steps in a car assembly plant. This

allows biochemical processes to

operate at extremely high speeds.

While many chemists suspect that

such speeds can be very high,

very few people think it is possible

to measure them. Remarkably,

Ahmed Zewail could do this by

developing a technology known

as femtochemistry or femtosecond

spectroscopy. Zewail won the

Nobel Prize in 1999 for success.

Their measurements showed that

atomic velocity in chemical reactions

is more important than a 1000

m / s rifle bullet (Norden, 1999). As

the fastest nerves are transmitted

at 120 m / s, it clearly tells us the

shape of the transmission between

the cells.

Scientists are skeptical that very

small energy fields may have

biological effects. It was generally

accepted that extremely low energy

photons, which are too weak to

change the temperature in a cell

and therefore can not affect cell

chemistry, will not have biological

effects. Recent investigations have

explained how this is possible. Pall

(2013), 23 studies, found that voltage-gated

calcium channels, which

regulate a large number of cellular

processes, were activated by virtually

very weak photons. Pall’s work

is a turning point in ‘frequency

medicine’ involving the extraction

of low-frequency oscillatory fields

from medical devices.

Let’s Come on, bioresonance

In all of these, bioresonance is

the use of micro-electromagnetic

vibrations, or electromagnetic

information taken from the body

itself, to be used for treatment. At

the same time, bioresonance uses

substances such as viruses, foods

and chemicals to reduce the body’s

toxic load. These techniques are

used together to improve the body’s

functioning and speed up the healing

process. The technology used in

bioresonance treatments according

to the method is also determinative

on efficacy.

42

Temmuz 2018


Article

As we know, every matter in the nature

consists of a mass of energy.

Every mass of energy or energy

of each item emits energy. This is

called biofoton (Fritz-Albert Popp,

1980). These biophotons have a

specific vibration example (Physics

Nobel Baptist 1929, Luis Victor

Prince de Broglie), which varies

according to matter. The vibration

example of any material is unlike

the vibration example of another

material. This indicates that every

material in the environment has a

certain vibration code (Physics Nobel

Baptist 1965, R. P. Freynmann,

J. Schwinger, S. Tomonaga).

Cells’ information exchange is by

biophysical means, ie, vibration,

in addition to known methods

(hormones, etc.). Pathological

oscillations are active in the body

of each patient as well as normal

oscillations. The goal of bioresonance

therapy is to eliminate

pathological ones and strengthen

physiological ones. Bioresonance

does not treat tissues as if they

work by evaluating their knowledge

of the body fluids. In fact,

one of the basic principles is that

inversion therapy uses a mirror

image waveform. The aim is to

neutralize the unhealthy release

and reduce the power. Repeated

treatments remove pathological

information from the middle. This

is particularly useful for patients

at risk of an immune system.

Because it is not based on the immune

response of the body to the

pathogen signal.

Any toxin (a virus, bacteria, mold,

fungus or chemical) entering the

body has disturbing frequency

patterns. This changes the tissue

resonance that surrounds it.

As a result, it causes the body to

disrupt the self-regulation function.

Throughout our lives, we

encounter a great deal of toxins

and stress and often try to cope

with them.

stressors

• Biological (bacteria, viruses,

vaccines, food)

• Chemical (food additives, amalgam,

pesticides)

• Physical (radiation - Nuclear,

X-ray, telephones, TV, etc.)

• Emotional (changes, hormonal

balance)

What we build over time is the

cumulative effect of toxins. So

for example; a person with wheat

allergy may suffer hay fever during

pollen season. The underlying

cause or the greatest toxic stress

is the wheat. After the poles have

been added and the wheat allergy

has been destroyed, it may no

longer be a problem.

Areas of use of Bioresonance

Bioresonance therapy can easily be

used in all disease groups from allergies

to cancers. It is an effective

complementary treatment method

except for emergency and surgical

intervention. At the same time,

conventional typing can be combined

with an integrated treatment

method. Combination therapy may

increase effectiveness with conventional

therapy. There is no harm or

side effect. A metroturge that can

be used safely at any age.

Over the past 30 years there has

been an increasing body of evidence

on the efficacy and safety of bioresonance

therapy in a variety of health

conditions. Among the strengths of

BRT are; (a multitude of organic,

functional, acute and chronic discomfort

can be treated with BRT),

the absence of side effects (when

used as designed), the individual

specific treatment approach and the

potential to improve the patient’s

overall health condition, and development

potential.

Temmuz 2018 43


Article

“10 bin ALS hastasına umut olacak gelişme”

Ciddi bir nörolojik hastalık olan ALS ile ilgili umut verici yeni tedavi yöntemi

konusunda müjdeli bir haber geldi. FDA tarafından onaylanan, ALS’yi yavaşlatan

ve durduran ilaç hakkında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim

Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Atilla İdrisoğlu bilgi verdi.

ALS, omurilik ve beyin sapındaki

hücrelerin ölmesi sonucu

kas zayıflığına, solunum

ve yutma güçlüğüne, sakatlığa

ve sonuç olarak da ölüme kadar

gidebiliyor. Hastaların yeni tedavilere

ve ilaçlara geç kalınmadan

erişilmesi de hastalığın tedavisinde

önemli rol oynuyor.

”ALS’nin bilinen tek bir nedeni yok”

ALS’nin, aynı zamanda motor nöron

hastalığı olarak da anılan, merkezi

sinir sisteminde, omurilik ve beyin

sapı adı verilen bölgede motor sinir

hücrelerinin (nöronlar) kaybından

ileri gelen bir hastalık olduğunu

ifade eden İstanbul Üniversitesi Tıp

Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı

Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Atilla

İdrisoğlu, “Bu hücrelerin kaybı

kaslarda güçsüzlük ve erimeye yol

açar. Ayrıca erken ya da geç hareketin

birinci nöronu da hastalanır.

Zihinsel fonksiyonlar ve bellek ise

bozulmaz. ALS’nin tam bilinen bir

nedeni yoktur. Sigara içenlerin,

ağır metallere maruz kalan işçilerin,

yağlı boya ile çalışan kişilerin,

futbol ve beyzbol gibi sporlarda

bedenlerine çok fazla yüklenen

sporcuların, hormonlu gıdalarla

beslenenlerin bu hastalığa yakalanma

olasılığı artıyor. ALS,

ayak-kol kaslarının seğirmesi ve

kramplarıyla veya konuşma, yutma

güçlüğüyle başlıyor. Kişi zamanla

kas fonksiyonlarını tamamen kaybediyor.

Hareket edemiyor, yatağa

bağımlı oluyor, konuşamıyor,

nefes alamıyor. Tüm bu süreçte

hasta bilincini kaybetmiyor. Her

şeyi anlıyor ama sadece gözleriyle

tepki verebiliyor. En çok 40-60 yaş

arasında ortaya çıkıyor. Erkeklerde

kadınlara oranla iki kat daha fazla

görülüyor” dedi.

”Türkiye’de her yıl bin 500 kişi

yakalanıyor”

Tüm dünyada yetim hastalık

sınıfında yer alan ALS’ye Türkiye’de

her yıl ortalama bin 500 kişinin

yakalandığını vurgulayan Prof. Dr.

İdrisoğlu, Türkiye’de toplam 10

bine yakın ALS hastası olduğuna

dikkat çekti.

”ALS’yi yavaşlatan ve durduran

ilacı FDA onayladı”

ALS hastalarına umut olacak yeni

bir ilacın FDA tarafından onaylandığını

belirten Prof. Dr. İdrisoğlu,

sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu ilaç, serbest radikalleri

tutan ve farklı bir versiyonu beyin

kanaması hastalarında kullanılmış

bir ilaç ve ilacın, heterojen bir

popülasyonda ALS hastalarında

hastalığı yavaşlatmasını hatta

durdurmasını sağladığı gösterildi.

İlaç, ilk önce Japonya’da onaylandı

ve geçen sene de Amerika’da

onaylanarak hastalara verilmeye

başlandı. İlaç tedavisine ek olarak,

multidisipliner bir yaklaşım ile

hastaların iyi bir biçimde bakımlarının

yapılması ve takipleri de

yaşam süresini etkileyen önemli

bir faktör. Hastalar daha çok solunum

ve yutma problemleri nedeni

ile kaybediliyor. Bu yüzden nörolog,

fizik tedavi doktoru, fizyoterapist,

solunum terapisti, diyetisyen, sosyal

hizmet uzmanı ve hemşireden

oluşan bir ekip yaşam süresi ve kalitesini

artırmak amacı ile koordine

olarak çalışmalıdır.”

”Hastalar yeni ilaçlara ve tedaviye

gecikmeden ulaşmalı”

ALS, kanser ve multipl skleroz gibi

yaşamı tehdit eden hastalıklara

sahip hastalara, yenilikçi ilaçları

ve en son tedavi bilgilerine erişimini

sağlayan ve 3 kurucusu ALS

hastalığıyla çok yakın bir bağlantısı

olan The Social Medwork’ün

kurucularından Sjaak Jacob Vink

de araştırmaların, yeni bir ilacın

küresel olarak onaylanması ve

hazır olması için 5-7 yıl sürdüğünü

gösterdiğini, ancak çoğu hastanın

tedavisi için bu sürenin çok uzun

olduğunu kaydetti.

“Başka Hastalar Ölmesin” diye

harekete geçtiler

TheSocialMedwork kurucularından

ikisi, aile üyelerini ve arkadaşlarını

ALS ve kanserden dolayı ve çok

44

Temmuz 2018


Article

kısa bir süre içinde kaybettikten

sonra diğer hastaların tedavisine

ulaşmalarını kolaylaştırmak için

şirketi kurmaya karar verdiler.

Üçüncü kurucu ortağa ise bu süreç

içinde ALS teşhisi konuldu.

The Social Medwork Kurucusu

ve CEO’su Vink, The Social Medwork’ün

hastaların yeni tedavilere

hızlı, güvenli ve yasal olarak

erişmelerine yardımcı olmak için

kurulduğunu anlatarak, şöyle

devam etti: “Başta ALS, kanser ve

multipl skleroz gibi yaşamı tehdit

eden hastalıkları olan hastalara,

yenilikçi ilaçları ve en son tedavi

bilgilerine erişimini sağlayan The

Social Medwork; Sjaak Jacob Vink,

James Heywood ve Bernard Muller

tarafından 2014 yılında kurulan bir

sosyal girişimdir. 2014 yılında tek

bir amaç ile kurulmuştur.

Hastaların kendi ülkelerinde

henüz bulunmayan yeni ilaçları

hızla temin etmesine ve tedavilerde

gecikmemelerine yardımcı

olmaktır. Hastaların yurt dışında

onaylanmış ilaçları ülkelerine ithal

etmelerine yardımcı olmak için

mevcut yasal süreçleri kullanan

The Social Medwork, hâlihazırda

listelenen 52 yenilikçi ilaç ile

120’den fazla ülkeden gelen talepleri

desteklemiş ve 50’den fazla

ülkedeki hastalara bin 500’den

fazla ilaç teslim etmiştir.”

”Her insanın yaşam hakkı vardır”

Her insanın yaşam hakkı olduğunu;

vücut, sağlık ve tıbbi tedaviler

konusunda kendi kararlarını verme

hakkı olduğunu söyleyen Vink,

“Her insan, küresel olarak mevcut

olan en iyi teşhis ve en son tedavi

seçeneklerine erişim hakkına

sahiptir. Bu haklar yasa ile korunmalıdır.

Örneğin, ABD’nin onayından

birkaç hafta sonra dünyanın en

uzak yerlerinde yaşayan hastalara

yeni bir kanser tedavisi sunulmaktadır.

Normal olarak, hastalar ya

tedavi için ABD’ye ya da başka bir

deyişle kendi ülkelerinde ilacın

onaylanması için yıllarca beklemek

zorunda kalmaktadır. The

Social Medwork, bireysel hastaların

tedavi için başka bir ülkeye

gitmeye gerek duymadan en yeni

inovatif ilaçları satın almalarına

yasal olarak yardımcı olabilmesi

bakımından benzersizdir. Bu

hastalık için hala bir çare yoktur,

ancak hastalara dünyanın hemen

hemen erişmesine yardımcı olmak

için elimizden gelen her şeyi yapacağımıza

emin olabilirsiniz.” dedi.

“Hastalar yaşadığı yerde tedavi

imkânı bulabilir”

The Social Medwork’ün, hastaların

yeni tedavilere hızlı, güvenli

ve yasal olarak erişmelerine ve

yaşadıkları yerde tedavilerine

yardımcı olmak için kurulduğunu

ifade eden Sjaak Jacob Vink, şu

bilgileri paylaştı:

“Şu anda kliniklerin, hastanelerin

ve diğer tıbbi bakım sağlayıcılarının

ana tedarikçileri olarak çalışan

toptancıların ve ilaç şirketlerinin

ilaçları bireylere satmasına

izin verilmemektedir, The Social

Medwork bu nedenle de hastalara

hizmet vermektedir. TheSocialMedwork,

14 ulustan oluşan

yüksek vasıflı ve yetenekli ekibe

sahiptir. Amsterdam, Hollanda’da

yerleşiktir ve doktorlar, kalifiye

eczacılar, tıp endüstrisi uzmanları,

bilim adamları ve avukatların

tümü ekip içerisinde yer almaktadır.

Ekibin tümü, hastalara,

doktorlara ve hastanelere gereken

tüm destek ve bilgileri sağlamakta,

tedavinin en iyi gidişatı

hakkında bilinçli bir karar vermektedir.

Her durumda, hastalar

kendi ülkelerinde bulunan tedavi

eden doktorlarından reçete sahibi

olmalıdır.

Bir sosyal etki başlangıcı olarak

kurulan şirket, vizyonu sağlık

hizmetlerinde devrim yaratma

ve her hastaya tüm dünyadaki

en iyi ilaçlara erişim hakkı

vermek olarak belirtmekte, “etki

yatırımcıları” tarafından kısmen

desteklenmektedir. Yatırımcılar

arasında Esther Dyson (Öncü

sağlık hizmeti geliştirici, yönetim

kurulu üyesi ve TIME’nin teknoloji

alanındaki en etkili kadınlarından

biri) ve Rogier Van Vliet (Koruma

odaklı Oceana’nın eski yönetim

kurulu üyesi ve Global Investigative

Journalism Network’ün

destekçisi) yer almaktadır.”

Temmuz 2018 45


News

Çöpte bulunan bebeği Sınır Tanımayan

Doktorlar’ın çevirmeni evlat edindi

içimizden biri, doğum servisi ve

yenidoğan bölümünde çevirmen

olarak çalışan Abang Ochudo Gilo,

onunla daha da özel bir bağ kurdu.”

MSF’nin hastanedeki tıbbi

koordinatörü Dr. Cesar

Perez Herrero, “Annesinin

onu belki de sokakta doğurduğunu

düşünüyoruz” dedi.

“Annenin ailevi veya toplumsal bir

sorunu olduğunu tahmin ediyoruz,

ama bunlar sadece tahmin tabii.

Eğer hastaneye getirilmeseydi bu

bebek hayatta kalamazdı. Durumu

çok kötüydü ama sağlık ekipleri

yenidoğan yoğun bakım ünitesinde

yapılan tıbbi müdahaleyle onu

kurtarmayı başardı. Bebeğin durumunu

tüm çalışanlarımız heyecanla

takip etti, başına gelenler

hepimize dokundu. Annesi, babası,

onunla ilgilenen kimsesi olmadığı

için, bebeğe çok iyi bakılması

hepimizin sorumluluğu oldu. Fakat

“Hayatımızı değiştiren yeni

üyemizle çok mutluyuz”

Hastanenin başhekimi, standart

prosedüre uygun olarak, durumu

Çocuk ve Kadın Bakanlığı Gambella

Bölge Müdürlüğü’ne bildirdi.

Bu sırada Abang çok önemli bir

karar verip çocuğu evlat edinmek

istediğini söyledi. Talebini hemen

yetkililere iletti ve evlat edinme

izni çıktı. Bebeğin yeni annesi

Abang, “Bebeği görür görmez

sevdim ve onu korumak istedim”

diyor. “Onu ilk gördüğümde

müthiş bir mutluluk hissettim,

o yüzden de adını Metech, yani

Anuak dilinde Sevinç koydum.

Başka çocuğum yok, annem ve üç

kız kardeşimle yaşıyorum. Başta,

hem işe gidip hem bebeğe nasıl

bakacağım diye tereddüt ettim.

Ama annem ‘sen hiç merak etme’

dedi, ben işteyken bebeğe memnuniyetle

bakacağını söyledi. En

küçük kız kardeşim de okuldan

sonra bebeğe bakmaya yardım

edecek. Sevinç herkese sürekli

gülümsüyor. Hayatımızı değiştiren

yeni üyemizle çok mutluyuz.”

Normal prosedüre göre Çocuk

ve Kadın Bakanlığı önce terk

edilen çocuğun ailesini bulmaya

çalışıyor. Bulamazlarsa veya

çocuğun ailesinin yanında kalması

mümkün olmazsa, çocuğun

bakımını üstlenebilen iki kuruluş

var, ama bu elbette en ideal durum

değil. Gerektiğinde sorumluluk

alabilen kilise grupları da

mevcut. Evlat edinme de elbette

mümkün, fakat pek yaygın değil.

46

Temmuz 2018


Article

Kanserli hücrede moleküler

düzeydeki değişiklikler

Kanserleşme sürecinde değişikliğe uğrayan proteinler, uyarıcı ve baskılayıcı

etkileri olanlar şeklinde başlıca iki grupta toplanabilirler.

Uyarıcı proteinleri kodlayan

onkogenler ve baskılayıcı

proteinleri kodlayan tümör

baskılayıcı genlerdeki bozukluklar

kanser etyopatogenezinde önemli

bir yere sahiptir. Kanser, somatik

hücrelerdeki mutasyonlar sonucunda

oluşmaktadır ve tek bir

mutasyon hastalığın ortaya çıkması

için yeterli değildir. Hücrede çok

sayıda mutasyon oluşmasında,

zaman ve mutajenlere maruz

kalma önemli faktörlerdir. Ancak

bundan daha önemlisi genom

dengesizliği olarak adlandırılan durumdur.

DNA onarımı enzimlerinde

bozukluk olduğunda ortaya akan

genom dengesizliği, mutasyonların

yığılma sürecini hızlandırır. Genom

dengesizliği olan bir hücrede bir de

apoptoz mekanizması ile ilgili bir

bozukluk oluşursa, hücre döngüsü

hatalı DNA sentezine rağmen

ilerlemeye ve hücre her döngüde

eklenen yeni mutasyonlarla çoğalmaya

devam eder. Kanserleşme

sürecindeki en kritik eşik budur.

Onkogenler: Normal koşullarda

hücre büyüme ve çoğalmasını

uyaran proteinleri kodlayan genlere

proto-onkogenler adı verilir.

Proto-onkogenlerde bir bozukluk

olduğunda ise onkogenler oluşmakta

ve sonuçta kodlanan protein

kanserli hücreye dönüşümde

rol oynamaktadır. Onkogenler;

büyüme faktörlerini, büyüme

faktörlerinin reseptörlerini, Ras

gibi reseptör sonrası efektör

molekülleri, kinazları, transkripsiyon

faktörlerini, hücre döngüsünü

kontrol eden siklinler ve siklin

bağımlı kinazları ve Bcl-2 gibi

antiapoptotik proteinleri kodlar.

Onkogenlerdeki mutasyonlar işlev

kazandırıcı mutasyonlardır; yani

proteinin daha fazla miktarda

yapılmasına (ekspresyon artışı)

veya denetimsiz şekilde sürekli

aktif olmasına sebep olurlar.

Ekspresyon artışı, ya yapısal genin

amplifikasyonu (yani çok sayıda

kopyasının oluşması) ya da güçlü

bir promotorun arkasına yerleşmesi

sonucu oluşabilir. Normalden

farklı işleve sahip bir protein ise

yapısal gendeki bir nokta mutasyonu,

delesyon veya translokasyonlar

sonucunda oluşabilir.

Onkogenlerdeki mutasyonların bir

diğer özelliği de baskın olmalarıdır:

yalnızca bir alelde mutasyon olması

fenotipin ortaya çıkması için

yeterlidir.

Tümör baskılayıcı genler

Tümör baskılayıcı genlerse, hücre

büyümesi ve çoğalmasıyla ilgili

yolakları denetleyen, baskılayan

ve hatta gerektiğinde durduran

proteinleri kodlar. Bunlar arasında

protein ve lipit fosfatazlar, retinoblastoma

proteini gibi hücre

döngüsünü düzenleyici proteinler,

p53 gibi apoptozu indükleyici

proteinler ve CDL’ları baskılayan

proteinler sayılabilir. Tümör

baskılayıcı genlerdeki mutasyonlar

işlev kaybettirici mutasyonlardır:

proteinin yapılmamasına

veya işlevini yapamamasına sebep

olurlar. Ayrıca bu mutasyonlar çekinik

özelliktedir: fenotipin ortaya

çıkabilmesi için her iki alelde de

mutasyon olması gerekir. Bu durumun

bir istisnası dominant negatif

p53 mutantlarıdır. p53 tetramer

oluşturarak DNA’ya bağlanan bir

proteindir ve bazen tek bir alelden

kodlanan mutant, tetramerdeki

diğer alt birimler normal olsa bile

DNA’ya bağlanmayı bozabilir.

Kalıtsal özellik gösteren kanserlerde

tümör baskılayıcı gen

mutasyonları görülür. Bir aleldeki

kalıtsal defektin hastalığa yatkınlık

oluşturduğu kabul edilir çünkü

ancak diğer aleldeki spontan bir

mutasyon heterozigotlugun kaybına

sebep olarak fenotipi ortaya

çıkartacaktır.

Kanser hücrelerinin bazı eşsiz

“unique” özellikleri şu şekildedir:

1.Klonal orijin. Çoğu kanser

hücresi tek bir anormal hücreden

doğar. Bazı kanserler birden fazla

sayıda malign klonlardan doğar.

Bu klonlar ya bir saha hasarı “field

defect” sonucu (dokunun birden

48

Temmuz 2018


Article

fazla sayıda hücresi karsinojene

maruz kalmasıyla) ya da bazı genlerdeki

kalıtımsal defektler sonucu

oluşurlar.

2.İmmortalite. Çoğu normal

hücrenin bölünme sayısı sınırlıdır.

Kanser hücreleri ise sınırsız

sayıda bölünürler (çoğalırlar) ve

bitmez tükenmez miktarda hücre

oluştururlar. İmmortalitenin mekanizmalarından

biri kromozom

uçları olan telomerlerdir. Hücre

diferansiye olurken, çoğu normal

hücre tipinde telomerler gittikçe

kısalır. Fakat kanser hücrelerinde

ve stem hücrelerde telomerler

telomeraz enziminin etkisiyle yenilenirler.

Bu enzim normal olarak

hücreler diferansiye olurken bir

taraftan programlı bir şekilde gittikçe

azalır. Tamamıyla diferansiye

olmuş bir hücre istirahat “senescent”

durumuna girer ve sonunda

çoğalma kapasitesini yitirdiğinden

ölür. Oysa birçok kanser tipinde

telomeraz etkinliğini sürdürür veya

aktive edilir. Sonuçta, telomerlerin

uzunluğu sabit kalır ve hücre

sınırsız sayıda çoğalır (immortal

kalır).

3.Genetik instabilite.

Bu durum, DNA tamirindeki ve

DNA “mismatche”lerini tanımadaki

defektlerden dolayıdır ve kanser

hücrelerinin heterojen olmasına

yol açar. Kanser hücreleri proliferasyon

kontrol mekanizmalarına

gittikçe daha az yanıt veren klonlar

oluştururlar. Bu klonların ayrıca

yabancı ortamlarda yaşama yeteneği

de gittikçe artar ve böylece

metastaz yaparlar.

4.Kontakt inhibisyonun ve substratuma

tutunarak büyüme

özelliklerinin kaybı.

Kültür ortamında büyüyen

normal hücreler hücrelerin

normalde yapıştığı substratuma

yapışamazlarsa bölünemezler.

Normal hücreler çoğalıp üzerinde

büyüdükleri tüm yüzeyi tek tabaka

halinde (“monolayer”) doldurduklarında

(konfluent hale geldiklerinde)

da bölünme özelliklerini

kaybederler. Hatta besiyerleri

bölünmeleri için gerekli tüm

büyüme faktörleri ve diğer besin

elemanlarını (nütrientleri) ihtiva

etse bile bölünmezler. Kanser

hücreleri ise, yarı katı bir besiyerinde

substratuma yapışmaya

gereksinim duymadan bağımsız

olarak bölünmeye (büyümeye)

devam edebilirler. Hatta hücre

kültürlerinde birden fazla tabaka

oluşsa bile büyümeye devam

edebilirler.

5.Proliferasyonun büyüme faktörlerinden

ve nütrientlerden

bağımsız olarak devamlı artışı.

Bu durum kültür ortamındaki

kanser hücrelerinin bir özelliğidir.

Kanser hücreleri beslenmeleri için

gerekli besin faktörlerini tüketmelerine

rağmen büyümeye devam ettiklerinden

aslında kendi kendilerini

öldürmektedirler. Birçok hayvan

türünün de bu şekilde davranması

ilginçtir.

6.Metastaz. Benign tümörlerde

veya normal hücrelerde bulunmayan

bir özelliktir. Metastaz,

ekstrasellüler matrikse yapışmaktan

sorumlu hücresel proteinlerin

kaybı ya da anormalliklerinden,

hücreler arası interaksiyonun

bozukluğundan, hücrelerin bazal

membrana tutunmalarındaki anormalliklerden,

bazal membranın

üretimindeki anormalliklerden,

metaloproteaz gibi bazı enzimlerle

(kolejenazlar) bazal membranın

yıkılmasından dolayı gerçekleşir.

Sorumlu proteinler keşfedildikçe

ve onların mekanizmaları aydınlatıldıkça

metastatik süreç daha iyi

anlaşılacaktır.

Temmuz 2018 49


Article

10 adımda kemik erimesini önleyin

Halk arasında kemik erimesi olarak bilinen

osteoporoz; kemik kütlesindeki azalma ve kemik

mikro mimarisindeki bozulma sonucu ortaya çıkan

kemik kırılganlığındaki artıştır. Kırık ortaya çıkıncaya

kadar osteoporoz sessiz seyreder.Liv HospitalOrtopedi

ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk

kemik erimesini durdurmanın yollarını anlattı.

Liv HospitalOrtopedi ve Travmatoloji

Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk

En çok omurgayı etkiler

Osteoporoz vücutta en çok

omurgayı etkiler. Osteoporotik

kemiklerdeki kırıklar sıklıkla

omurga, kalça ve el bileğini

içerir. Kalça ve el bileğindeki

osteoporotik kırıkların aksine

omurgadaki kırıklar sıklıkla

düşme veya travma ile ilişkili

değildir. Vücutta sessizce ilerleyen

ve kırık oluşmadığı sürece

belirti vermeyen osteoporoz

hastalarının sadece yüzde 30’u

klinik şikayetler ile belirlenirken,

geri kalan kısmın çoğu rastlantısal

olarak saptanır. Hastalığın

yaygın bulguları ise bel ve sırt

ağrıları, boyda kısalma, omurgada

kırık, sırtta kamburlaşma

olarak ortaya çıkar.

50

Temmuz 2018


Article

Süt ve süt ürünleri tüketin

Daha az kemik dokusuna sahip

oldukları için kadınların erkeklere

göre osteoporoza yakalanma

riski daha yüksektir. Uluslararası

Osteoporoz Vakfı verilerine göre

dünyada 200 milyon kadının ortak

derdi olan osteoporoz, 60-70

yaşlarındaki kadınların üçte biri,

80 yaşlarındaki kadınların ise

üçte ikisinde görülüyor. Doğru

beslenme ile osteoporozun önüne

geçmek mümkün. Kalsiyum, magnezyum

ve mineral açısından zengin

olan besinlerin kemik yapısını

güçlendirmeye fayda sağladığını

gibi bu besinler kemik sağlığı için

en önemli mineral kalsiyumdur.

Bu nedenle kemik erimesinden

koruyan en önemli besinler de süt

ve süt ürünleridir. Peynir ve diğer

süt ürünleri kalsiyum bakımından

zengin içeriğe sahiptir. Bunun yanı

sıra yeşil yapraklı sebzeler, kuru

baklagiller, kuruyemiş, D vitamini

içeren gıdalar ve tahıl bakımından

zengin besinler de kemik erimesini

korumak için tüketilmesi gereken

besinlerdir.

Önlemleri Alın, Kemik Erimesini

Önleyin

• Yüksek oranda kalsiyum ve magnezyum

içeren kayısı tüketin,

• Vücuttaki D vitaminini aktif hale

getirmek için en az 15 dakika

güneş ışığından faydalanın.

• Her gün D vitamini kaynağı yumurta

sarısı tüketin.

• Çay, kahve gibi kafein içeren

içeceklerden uzak durun.

• A, E ve C vitaminleri bakımından

zengin olan ve bol miktarda kalsiyum

içeren brokoli, marul gibi yeşil

sebzeler tüketin.

• Kalsiyum ve D vitamini deposu

süt için.

• Haftada iki gün kalsiyum bakımından

zengin olan istiridye, karides

gibi deniz ürünlerini tüketin.

• Kemik erimesine neden olan

proteolitik enzimleri azaltıcı etkisi

bulunan üzüm çekirdeği özütü

tüketin.

• Sigara ve alkolden uzak durun.

• İdrarla kalsiyum atılımını artırarak

kemiklerdeki kalsiyum miktarını

azaltan tuzu azaltın.

Temmuz 2018 51


Article

Hepatitsiz yaşam için,

kayıp hepatitli kalmasın!

28 Temmuz, Dünya Hepatit Günü olarak kabul ediliyor. Viral hepatitler; HIV/

AIDS, tüberküloz ve sıtmadan daha büyük küresel bir sağlık sorunu olarak kabul

ediliyor. Dünyada 2030 yılına kadar toplumdaki hepatit B ve hepatit C’li kişilerin

%90’ına tanı konulması; tanı konulanların en az %80’inin tedavi edilmesi ve viral

hepatitlere bağlı ölümlerin %65 oranında azaltılması hedefleniyor.

ilerleyerek karaciğer hasarı, siroz

ve kansere sebep olabiliyor.

Türkiye’de ve dünyada küresel bir

sağlık sorunu haline gelen hepatit

C, dünyada her yıl yaklaşık 399 bin

kişinin ölümüne neden oluyor. Kronikleşmesi

durumunda yavaş ilerleyen

bir hastalık olan hepatit C,

hastaların %20 ila 30’unda, 10-30

yıl içinde karaciğer sirozuna neden

olabiliyor. Siroz gelişen hastaların

her yıl %1 ila 5’inde karaciğer

kanseri görülebiliyor. Bu evrede

takipsiz ve tedavisiz vakaların %15

ila 20’si ölümle sonuçlanıyor.

Karaciğeri etkileyen bir enfeksiyon

türü olan hepatit C,

tedavi edilmediği takdirde

siroz ve karaciğer kanserine sebep

olabiliyor. Hepatit C ile yaşayanların

%60-80’inde, hastalik ilerleyene

kadar belirti görülemediği

için de sinsi bir hastalık olarak

kabul ediliyor. Şikâyet olduğunda

da en sık rastlanan halsizlik ve

kırgınlık ise karaciğer hastalığına

özgü olmayan genel şikâyetler

olup, hastanın hekime başvurması

gecikiyor.

Dünya Sağlık Örgütü önderliğinde

toplam 194 ülkenin katıldığı “Viral

Hepatitlerin Eliminasyonu” programı,

2030 yılına kadar ülkeler

bazında toplumdaki hepatit B ve

hepatit C’li kişilerin %90’ına tanı

konulmasını; tanı konulanların

en az %80’inin tedavi edilmesini

ve böylece viral hepatitlere bağlı

ölümlerin %65 oranında azaltılmasını

hedefliyor.

Sinsi hastalık “Hepatit”

Dünya genelinde halen yaklaşık 71

milyon kişide viremik (aktif üreyen)

olarak bulunan hepatit C; sinsice

Hastalar virüsü taşıdıklarının

farkında değil!

Hepatit C sinsi bir hastalık olduğu

için hastalar virüsü taşıdıklarının

farkında değil. Hepatit C virüsü

bulaşma riskini azaltmak mümkün.

Herhangi bir ameliyat geçirmiş,

1996 yılı öncesinde kan ve kan

ürünleri ya da organ nakli almış;

steril olmayan ortamda manikür,

pedikür, dövme, piercing uygulamaları

ve diş tedavisi yaptırmış;

toplu sünnet olmuş ve bir kere

bile ortak ustura/jilet kullanmış

kişiler büyük risk taşıyor. Hemodiyaliz

hastaları, ailesinde karaciğer

hastalığı bulunanlar, çok partnerli

cinsel hayatı olanlar, damar içi

madde kullananlar da hepatit C

52

Temmuz 2018


Article

ile infekte olma ihtimali yüksek

gruplardır. Konunun önemine

değinerek Dünya Hepatit Günü’nde

konuşan İstanbul Tıp Fakültesi İç

Hastalıkları Ana Bilim Dalı’ndan

Prof. Dr. Sabahattin Kaymakoğlu,

kayıp hepatitli kalmasın diyerek

bu risk gruplarındaki kişilerin

teşhis için kan tahlili yaptırmalarını

önerdi. “Ülkemizde bu hastalığın

görülme sıklığı %0.5-%0.9 arasında

değişmektedir. Ancak, hepatit C

sinsi bir hastalık olduğu için hastalar

virüsü taşıdıklarının farkında

değil. Hastalığın ileri evrelerinde

sağlık kuruluşlarına başvurdukları

için de tedavi süreçleri daha uzun

ve ağır olabiliyor. Hastaya faydalı

olunabilecek yıllar boşuna kaybediliyor.

Maalesef ülkemizde hepatit

C’li olduğu halde bunu bilenlerin

oranı %13, dolayısıyla ciddi bir

farkındalık sorunu var. 2018 yılında

halen aramızda virüsü taşıdığını

bilmeden yaşayan yaklaşık 300.000

aktif hepatit C’li hasta var” dedi.

Prof. Dr. Kaymakoğlu, “Hastalığın

erken evrede tanınabilmesi için de

1996’dan önce kan-kan ürünü alan;

ameliyat geçiren, diyaliz tedavisi

gören, damar içi madde kullanan;

steril olmayan ortamlarda diş tedavisi

ve manikür, pedikür, dövme,

piercing uygulamaları yaptıran,

çok partnerli cinsel hayatı olan

ve ailesinde karaciğer hastalığı

bulunan kişilerin basit bir kan testi

ile hepatit C virüsünü taratmaları

son derece önem taşıyor” diyerek

hastalığa dikkat çekti. Bulaştıktan

sonra sinsice ilerleyen hepatit C’nin,

tedavi edilmezse siroz ve karaciğer

kanserine kadar ilerleyerek ölümle

sonuçlanabildiğini vurgulayan

Prof. Dr. Kaymakoğlu; “Günümüzde

etkili, kısa süreli ağızdan alınan hap

tedavileri ile hepatit C virüsünden

tamamen kurtulunabiliyor ve kişi

tertemiz bir hale geliyor. Dolayısıyla

basit bir tarama ile erken dönemde

farkedilecek hepatit C’nin ileride

sizi ciddi bir karaciğer hastası

yapmasının önüne geçebiliyorsunuz.

Öte yandan hepatit C virüsü, ortak

tabak veya bardak kullanımıyla,

sarılma, öpüşme ya da tokalaşma ile

bulaşmıyor” dedi. Hepatit C ile ilgili

doğru bilinen yanlışları, risk gruplarını,

bulaş yollarını ve daha fazla

bilgiyi www.hepatitcsizyasam.com

internet sitesinde bulabilir ve sitedeki

online test aracılığıyla kendinizi

test edebilirsiniz.

Temmuz 2018 53


Article

Artık bebeklerin uykusu bölünmeyecek!

Bebek dünyasındaki ayrıcalıkları

kaldıran Canbebe,

bu defa da deliksiz

bir uykunun her bebeğin hakkı

olduğunu savunuyor. “Uyutan

Reklamlar” projesiyle video

paylaşım sitelerindeki ninni

videolarının arasındaki reklam

alanlarının sesini kısıyor. Ninni

videolarının başındaki 5 saniyelik

reklam alanında “Deliksiz

uyku her bebeğin hakkı olduğu

için bütün gürültülü reklamları

susturduk” diye fısıldarken, video

arasındaki reklam alanlarında ise

dış ses, sessizce ninni söyleyerek

devam ediyor. Böylece bebeklerin

uykusu bölünmüyor, annelerin de

keyfi kaçmıyor. Ninnin bebeklerin

gelişimi üzerindeki etkisini

araştırarak projeyi geliştiren Canbebe;

araştırmalar sonucu, ninnilerin

sadece uykuya hazırlayan bir

melodi olmadığını, aynı zamanda

bebekler için kaygı ve ağrı giderici

özelliğiyle de ebeveynlerin nesiller

boyu tercih ettiği bir yöntem olduğunu

saptadı. Bu projeye bilimsel

verilerle yönlendirme yapan

Canbebe Uzman Kadrosu’ndaki

isimlerden biri olan Çocuk Gelişim

Uzmanı Özge Selçuk Bozkurt;

ninnilerin bebeklerin erken yaşta

ritim algısını geliştirdiğini ve ilk

üç ayda bebeğin en çok ihtiyacı

olan ebeveyn ile arasında güvenli

bağlanmayı da desteklediğini

belirtti. Ninniler ile uyuyan

bebeklerin uykularının kesintiye

uğramaması için “Uyutan

Reklamlar” isimli proje ile yine

annelerin yanında olan Canbebe;

video paylaşım sitelerindeki ninni

videolarını tercih eden annelerin

uykuya dalan bebekleri için

reklam arasındaki tüm reklamları

sessizliğe davet ediyor.

“Dinginleştirici etkisiyle uyku rutinlerinde

önemli bir yere sahiptir. “

Canbebe Uzmanı Özge Selçuk

Bozkurt’un tarihi tahmin edilenden

de eski olan ninniler ile uyku

rutini arasındaki bağ hakkında

şöyle bir açıklama yaptı: “Ninniler

hafif bir sallanma hareketi ile

özellikle ilk üç ayda bebeğe ana

rahminde olduğu hissini vererek,

kendini güvende hissettirir. Bebeğin

ilk aylardaki ihtiyaçlarından

biri de kucağa alınmaktır. Sıcaklığı,

sarılmayı, teması ve sesinizi

ister. Kollarını içine alacak yarım

kundak yaparak, hafif sallanma

ve alışık olduğu o huzur veren

ses ile bebeğinizin rahatlamasını

ve huzurla uykuya dalmasını

sağlayabilirsiniz. Sizin uyku rutini

esnasında sunduğunuz bu sakin

dingin ortam, ona rahatlamayı

çağrıştıracak; kendini huzurlu

hissedecek ve bu kişiyle kurduğu

bağı da geliştirecektir. Hatta

ninni söylemeye başlayınca uyku

saatinin yaklaştığını hatırlatan bir

sinyal göndermiş de olursunuz

bebeğinize. Söylediğiniz ninniler,

sakinleştirici dingin etkisiyle

bebeğinizin uyku rutininde önemli

bir yere sahiptir.”

“Ritim algısını, sosyal ve duygusal

gelişimi destekler.”

Çocuk Gelişim Uzmanı Özge

Selçuk Bozkurt ninnilerin bebeklerin

ritim algısını, sosyal ve

duygusal gelişimini de desteklediğini

açıkladı: “Ninni söylerken

sallanma ritminizi melodiye uygun

bir şekilde yaparsanız, beden

hareketi ve müzik uyumunu erken

yaşta yakalayarak bebeğinizde ritim

algısını geliştirebilirsiniz. Ayrıca

bebeğinize bakarak söylediğiniz

isminin de geçtiği ninniler, isim

algısını geliştireceği gibi, kendi

ismini huzur duyduğu sesten

duymak bebeğinizin ismine karşı

hoş duygulara sahip olmasını ve

ismine tepkiyi erkenden vermesini

sağlayacaktır.”

54

Temmuz 2018


Article

Vitamin eksikliği

ağız nezlesine

sebep oluyor

Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi

Uzmanı Dr. Nihat Tanfer,

yetersiz beslenme, vitamin

eksikliği, döküntülü hastalıklar, diş

taşları ve uygun olmayan protez

kullanımının, ağızda en sık görülen

problemler arasında yer alan ağız

nezlesine (ağız içi iltihap türü) neden

olabildiğini belirtiyor.

DÖKÜNTÜLÜ HASTALIKLAR

SIRASINDA ORTAYA ÇIKABİLİYOR

Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı

Dr. Nihat Tanfer, ağız nezlesinin

her yaşta görülebileceği gibi

özellikle iyi beslenmeyen çocuklarda,

diş çıkaran bebeklerde ve

kızamık, suçiçeği, kızıl, kızamıkçık

gibi döküntülü hastalıklar sırasında

ortaya çıktığını belirterek, yetişkinlerde

de başlıca nedenlerinin diş

taşları ve uygun olmayan diş protezlerin

kullanılması olduğunu dile

getirdi. Dr. Nihat Tanfer, ağız nezlesinin,

ağızdaki yerleşik bakteri

florasının çeşitli durumlara bağlı

olarak hastalık yapabilme yeteneği

kazanmasından kaynaklandığını

söyledi.

KIZARIKLIK OLUŞUYOR

Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı

Dr. Nihat Tanfer, ağız nezlesi ile

ilgili şu bilgileri verdi:

Sindirim bozuklukları, yüksek

ateş, örseleyici yiyecekler, sıcak

içecekler ve sigara da ağızda bu tip

iltihaplara neden olabiliyor.

Ağız nezlesinin sık rastlanan bir

başka nedeni de vitamin eksikliğinden

kaynaklanıyor. Ağız nezlesi

genellikle ağız boşluğunda

kırmızılıkla ortaya çıkıyor, çoğu kez

dil ve dudaklarda yaygın ve tekdüze

kızarıklıklar görülüyor. Hasta,

ağzında kuruma ve yanma hissediyor.

Ayrıca yutma ve çiğneme

hareketleri de güçleşiyor.

DEPRESYONA BİLE SEBEP

OLABİLİR

Ağız nezlesinin belirtileri; iştah

azalması, nefesin pis kokması, salya

artışı, anormal çiğneme hareketleri,

yutma güçlüğü, kusma,

diş etleri ve ağızda kanama, burun

akıntısı, aksırma ve depresyon

olarak karşımıza çıkıyor.

Diğer önemli bir konu da evde

deterjan ve kimyasal madde gibi

tahriş etkisi yüksek maddeleri

açıkta bırakmamaya özen gösterilmelidir.

DÜZENLİ ARALIKLARLA DİŞ

TEMİZLİĞİ YAPTIRIN

Sistemik hastalıklar dışında

oluşan ağız hastalıklarının, erken

tespit edildiğinde çoğunlukla

tedavi edilebildiğini belirten Ağız,

Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr.

Nihat Tanfer, konuşmasını şöyle

tamamladı: ‘’Bu tip ağız içi iltihapları,

mikrop öldürücü gargaralar

kullanılarak tedavi edilebilir.

Tedavide, ağrı ve yanma

durumunu ortadan kaldıran hafif

uyuşturucu ve mikrop öldürücü

ilaçlar yararlı olabilir. İltihap, vitamin

eksikliğine bağlıysa tedavi,

eksik olan vitaminlerin karşılanmasına

dayanır. Ancak gecikilmiş

vakalarda, özellikle ileri gingivitislerde

(diş etindeki enfeksiyon)

tam bir iyileşme mümkün

olmayabilir. Bu nedenle düzenli

aralıklarla diş temizliği ve ağız

kontrollerinin yapılması gerekir.

Ağız nezlesinin tedavi edilmemesi

daha şiddetli ağız içi iltihaplanmalarına

neden olabilir.’

56

Temmuz 2018


Article

Vitamine deficiency

causes mouth cold

Specialist Dr. Nihat Tanfer,

Mouth, Teeth and Chin

Surgeon, indicated that

insufficient nutrition, lack of

vitamin, eruption diseases, teeth

stones and use of unsuitable

prosthesis would cause mouth cold

(a kind of mouth inflammatory)

which takes place among the

problems frequently seen in mouth.

It can appear during eruption

diseases

Dr. Nihat Tanfer, Mouth, Teeth and

Chin Surgeon, indicating mouth

cold could be seen in children

who cannot be fed well, teething

in babies and measles, varicella,

vermillion disease, rubella diseases

as well as being seen in every age,

and he said the main reasons of

the disease were teeth stones and

unsuitable prosthesis. Dr. Nihat

Tanfer said the mouth cold stems

from settled bacteria flora in

mouth that gets capability based on

various conditions.

+Redness Happens

Dr. Nihat Tanfer, Mouth, Teeth

and Chin Surgeon, informed about

mouth cold:

Digestive troubles, high

temperature, crumpling food, hot

beverages and smoking can cause

this kind of inflammatory in mouth.

Another reason of mouth-cold

which appears often is lack of

vitamins.

Mouth cold generally reveals

with redness, mostly widespread

and monotone redness are seen.

Patient feels dryness and burning

in mouth. Also swallowing and

chewing actions become difficult.

It can cause even depression

Findings of mouth cold appear as

lack of appetite, bad breath smell,

saliva increase, nose flow, sneezing

and depression.

Another important matter is

treatment not to leave open of the

irritation matters such as detergent

and chemicals at homes.

Do teeth cleaning in regular

intervals

Stating when mouth diseases,

which happening out of systemic

diseases in case of being

diagnosed earlier, mostly could

be treated, Dr. Nihat Tanfer,

Mouth, Teeth and Chin Surgeon,

concluded: “These kinds of mouth

inflammation can be cured with

microbe killer mouthwashes.

In treatment, light drugs and

microbe killer medicines can be

useful to remove pain and burning

in mouth. If inflammation depends

on lack of vitamin, treatment is

made to meet lack of vitamins.

But in delayed cases, especially in

gingivitis a whole healing cannot

happen. For this reason, teeth

cleaning and mouth controls

should be made in regular

intervals. When mouth cold cannot

be treated it could lead to more

severe mouth inflammation.”

Temmuz 2018 57


Article

Kronik ağrıyı azaltmaya yardımcı 7 öneri

Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve

Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nural Aydın

Kaynağı ne olursa olsun ağrı,

hayatımızın vazgeçilmez sorunlarından

biri. Aslında ağrı,

vücudumuzun yaralanma veya bir

hastalığa karşı yanlış giden bir şeylerin

olduğunu gösteren normal bir

reaksiyon. Vücudumuz iyileştiğinde

sıklıkla ağrı ortadan kalkıyor. Ancak

birçok insanda ağrının sebebi

ortadan kalktıktan sonra bile uzunca

süre devam ettiği görülüyor.

İşte bu şekilde, uygulanan tedavilerden

yanıt alınamayan, uzun süre

tedavi gerektiren ve 3 aydan uzun

süren ağrılar, “kronik ağrı” olarak

tanımlanıyor. Bu süreğen ağrılar

kişinin yaşam kalitesini ciddi

olarak düşürebiliyor. Dünyada yaklaşık

yüzde 40 sıklıkla görüldüğü

için, milyonlarca kişi geçmeyen bu

ağrılarla baş etmek için çaba sarf

ediyor.

Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik

Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı

Dr. Nural Aydın, bununla birlikte

kronik ağrının hem neden olduğu

iş günü kayıpları hem de tedavi

harcamalarıyla ciddi bir ekonomik

boyutunun da olduğunu söylüyor.

En sık rastlanan kronik ağrıların

başında bel ağrısı geliyor. Bununla

birlikte migren ya da gerginlik baş

ağrıları, artrit, fibromiyalji, zona

hastalığı, endometriozis, osteoartrit

gibi deformasyon ağrıları da

kronik ağrılar arasında yer alıyor.

Ve her bir nedene ilişkin özel bir

tedavi uygulamak gerekiyor. Hastaların

çok büyük bölümü tedavi

görse de uzun zaman gerektiren bu

süreçte bazı davranış değişiklikleri

ağrı kontrolünü kolaylaştırabiliyor.

Dr. Nural Aydın kronik ağrıyı

azaltmaya yardımcı yöntemleri

sıraladı...

1- Hareket edin

Ağrı hissi gündelik yaşamın her

anını zorladığı gibi egzersiz yapmayı

da imkansız kılabiliyor. Ancak

bu noktada kısır bir döngü devreye

giriyor. Çünkü hareketsiz yaşam

kasların zayıflamasına dolayısıyla

ağrının artmasına neden olabiliyor.

Bu nedenle mümkün olabildiğince

aktif olmak gerekiyor. Egzersizle

birlikte artan endorfin seviyesi

kişinin kendini çok daha iyi hissetmesini

sağlayabildiği gibi ağrı

algısının da azalmasına yardımcı

oluyor. Hekim tarafından kişinin

genel sağlık durumuna göre

düzenlenecek egzersiz programını

uygulamak ağrısız bir yaşama

destek sağlıyor.

2- Uyku kalitenizi yükseltin

Yapılan birçok çalışma uyku bozukluklarıyla

birlikte kronik ağrının da

tetiklenebileceğine ya da şiddetinin

artabileceğine işaret ediyor. Bu

nedenle her gece gerektiği kadar

ve kaliteli bir uyku süreci geçirmek

için; gece yatmadan önce uykuyu

kaçırabilecek, çay, kahve, alkol

gibi içecekleri tüketmemek önem

taşıyor. Ayrıca yatak odasında uyumayı

zorlaştıracak, derin uykuya

geçmeyi engelleyecek ışıklandırma

sistemi ya da teknolojik aletlerin

bulunmamasına dikkat etmek

gerekiyor.

3- Sigaradan uzak durun

Kronik ağrı yaşayan kişilerden

bazıları ağrıyı azaltacağı düşüncesiyle

sigara içebiliyor. Ancak

tam aksini bunun ağrıyı artırıcı bir

etkisi olabildiğini söyleyen Fizik

Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı

58

Temmuz 2018


Article

Dr. Nural Aydın, ”Sigaranın yara iyileşmesini

yavaşlatıcı bir rolü olduğu biliniyor. Bununla

birlikte dolaşım sistemini etkilediği için kardiyovasküler

hastalıklar ve inme riskini de artırıyor.

Tüm bu sonuçlar kronik ağrının şiddetinin artmasına

neden olabildiği için sigaradan uzak durmak

gerekiyor” diyor.

7 suggestions to help

prevent chronic pain

4- Sağlıklı ve dengeli beslenin

Beslenmenin birçok hastalığa karşı koruyucu etki

yarattığı biliniyor. Mümkün olduğunca renkli sebze

ve meyve tüketmek, yağ oranını azaltmak, sağlıklı

yağları tercih etmek, baklagillere hak ettiği değeri

vermek gibi genel sağlıklı beslenme kurallarını

uygulamak bağışıklık sisteminin güçlenmesini

sağlıyor. Dolayısıyla ağrı kontrolü de kolaylaşıyor.

Ayrıca romatoid artrit gibi enflamatuvar ağrı

durumlarında Omega 3 yağ asitlerinden zengin

beslenme ağrı kontrolünü kolaylaştırıyor.

5- Hobi edinin, kendinize zaman ayırın

Çok çalışmak ve aşırı yorulmak kronik ağrı

yaşayan bir kişinin ağrılarının artmasına neden

olabiliyor. Enerji artıracak aktivitelere yoğunlaşmak,

hobi edinmek dikkati dağıtacağı için ağrı

semptomlarından da uzaklaşmaya yardımcı oluyor.

Sonuçta ağrı yaşanmasına engel olunamasa da

hissedilen ağrı yoğunluğunu azaltmak mümkün

olabiliyor.

6- Sosyal olun

Kronik ağrıyla baş ederken insanlarından çevrelerindeki

sevdiklerinin yanında olması da son

derece önem taşıyor. Dolayısıyla ağrıyla baş başa

kalıp hastanın kendini izole etmemesi, ihtiyaç duyduğunda

da yardım istemekten de çekinmemesi

gerekiyor.

7- Gereksiz ağrı kesicilere yönelmeyin

Kronik ağrılarla baş etmek için kronik ağrı kesici

tüketiminin mevcut durumunu çözmediği gibi

beraberinde gastrointestinal veya kardiyovasküler

sistem yan etkilerine de sebep olabildiğini söyleyen

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr.

Nural Aydın, şunları söylüyor: “Ağrıya sebep olan

medikal duruma spesifik uzman hekim, tedavi

sürecinde kişiye özel gerekli ilaçları düzenleyecektir.

Bununla birlikte fizik tedavi ünitelerindeki

ağrı kesici akımlar, masaj ve germe egzersizleri;

psikolojik destek tedavileri; relaksasyon

teknikleri; ağrı ünitelerinde yapılan ağrı blok

tedavileri ve biofeedback tedaviler kronik ağrı

tedavisinde önemli yer teşkil etmektedir.”

Whatever source

of it, it is one

of indispensable

problems of our life.

Actually, pain is a normal

reaction shows somethings

go wrong regarding

wounding or a disease in

our body. Once our body

heals, the pain remove.

But it continues for a long

time in many people even

the reason of pain goes

out. So in this way, the

pains which do not respond

require treatment

for a long time and lasting

more than 3 months that

are recognized as chronical

pains. These persisting

pains can lower human

life quality seriously. The

world struggles to overcome

with these pains

being seen frequently in

the rate of 40%.

Acıbadem Ankara Hospital

Physic Treatment and

Rehabilitation Specialist

Dr. Nural Aydın said that

chronic pains had also an

economical dimension

regarding loss of working

day as well as treating

expenses.

The most facing chronic

pain primarily is waist

pains. Together with this

the pains such as migraine

or headache of stress,

arthritis, fibromyalgia,

zone disease, endometriosis,

and osteoarthritis

take place in chronic

pains. A special treatment

should be applied for

every reason. Even though

the majority of patients

are treated due to some

behavioral changes to facilitate

pain control in this

process. Dr. Nural Aydın

listed the methods to help

reduce chronic pains.

1.Make action

As feel of pain complicates

every moment of daily life,

it can also make impossible

of exercise. But in this

point a vicious circle enter

into force. Because of

inactive life can cause thin

Temmuz 2018 59


Article

Rehabilitation Specialist Dr. Nural

Aydın said, “Smoking is known

having a role slowing healing of

wound. Together with this regarding

affecting circulation system

it also increases cardiovascular

diseases and stroke risk. Regarding

all of these results would cause

to increase intensifying of chronic

pains, it is necessary to keep away

from smoking.”

4. Feed healthily steady

It is known that feeding makes

up protective effect against lots

of diseases. As long as possible,

applying general health rules such

as consuming color vegetable and

fruits, reducing fat rate, preferring

healthily oils, giving deserved right

to pulses ensure strengthening of

immune system. So, control of pain

gets facilitation. In addition, rich

feeding with Omega 3 fatty acids

facilitates control of pain in cases

of enflamatuar pains such as rheumatoid

arthritis.

5. Get a hobby, leave free time for

yourself

Working hard and excessive tiring

cause to raise pains of a person

who suffers chronic pain. Intensifying

on activities that boost energy,

having a hobby would help get

away from pain symptoms due to

eliminating attention. In conclusion

even not to prevent experiencing a

pain, it is possible to reduce density

of felt pain.

6. Be social

As fighting with a chronic pain,

relatives of ill people standing by

them have an utmost importance.

So the patients should not make

themselves isolated by remaining

alone with pains, also not to hesitate

to want help whenever they

need.

muscles so increasing of pains.

For this reason, it requires to be

active as possible as. Together

with exercise, as increasing level

of endorphin can allow the person

feel him or herself very well, also

help reduction of perception of

pain. Applying an exercise program

which is scheduled by physician

according to health condition of a

person support a life without pain.

2. Increase you sleep quality

A lot of studies indicate that chronic

pain can be triggered or raised

along with sleep disruption. For

this reason, in order to have quality

sleep as possible as every night; it

is important not to drink beverages

which cause sleeplessness such

as tea, coffee, alcohol. In addition,

paying attention lighting system

or technological devices - which

makes difficult of deep sleep –

should not be existed at bedrooms.

3. Keep away smoking

Some of painful people can smoke

with a wrong thought that it would

lessen pain. But saying exactly

opposite of that though smoking

would have impact to increase

pain, Physical Treatment and

7. Not to direct towards

unnecessary painkillers

Saying as consumption of chronic

painkiller does not solve current

situation it would also gastrointestinal

and cardiovascular system

side effects, Physical Treatment

and Rehabilitation Specialist Dr.

Nural Aydın recorded: “The specific

expert physician will arrange medicines

special to patient related with

medical condition causes pain. Together

with this, painkiller trends,

massage and stretching exercises;

psychological assistance treatments;

relaxation techniques; pain

block treatments applied at pain

units and biofeedback treatments

make an important place in chronic

pain treatment.

60

Temmuz 2018


Events

Prof. Dr. Mustafa Necmi:

Uyuşturucuyla mücadele, terörle mücadeledir!

‘’2006 yılından bu yana Türkiye’de, tüm Avrupa ülkelerinden daha fazla eroin

yakalandı. Uyuşturucu kullanım sıklığı dünyada 240 milyon, Avrupa’da 88 milyon,

Türkiye’de ise 1,3 milyon. Ortalama kullanma yaşı ise 20.’’

Çalışma ve Sosyal Güvenlik

Bakanlığı İş Sağlığı ve

Güvenliği Genel Müdürlüğü,

çalışanları etkileyen bağımlılık

sorunlarını ortadan kaldırmak

için kolları sıvadı. İş Sağlığı ve

Güvenliği Genel Müdürü Op. Dr.

Orhan Koç, “Bağımlılık konusu, her

alanda dikkatli olmamız gereken,

herkesin sorumluluğu olan,

mücadelede herkese rol düşen bir

konudur. Bu konuda irade ortaya

koyabilirsek bağımlılıkla mücadelede

başarılı oluruz” dedi.

UZMANLAR SEMPOZYUMDA

BULUŞTU

İş Sağlığı ve Güvenliği Araştırma ve

Geliştirme Enstitüsü’nde (İSGÜM)

düzenlenen ‘Çalışma Hayatında

Bağımlılıkla Mücadele Sempozyumu’,

ilgili kurum ve kuruluşlardan

yöneticileri ve uzmanları bir

araya getirdi. Sempozyumun açılış

konuşmasını gerçekleştiren İş

Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü

Orhan Koç, bağımlılık konusunun

çok önemli bir konu olduğunu ve

bu tür konuların ilgili tüm kesimlerin

bir arada bulunmasıyla

görüşülmesi gerektiğini söyledi.

Koç, “Hemen hemen tüm paydaşlar

buradayız. İş sağlığı ve güvenliği

her alana dokunuyor. Çalışan varsa

orada bizim sorumluluğumuz var

demektir. 81 milyon bizim muhatabımız”

dedi.

İş Sağlığı ve Güvenliği Araştırma

ve Geliştirme Enstitüsü (İS-

GÜM) Başkanı Erol Tekçe ise,

oldukça önemli olan bağımlılık

konusunun sempozyumla masaya

yatırılacağını ve bu alandaki son

62

Temmuz 2018


Events

gelişmelerin değerlendirileceğini

belirtti. HAK-İŞ Konfederasyonu

Genel Sekreter Yardımcısı Erdoğan

Serdengeçti de, bağımlılık denilince

akla önce uyuşturucunun geldiğini,

ancak sigaranın da bir bağımlılık

olduğunu, hatta cep telefonu ve

internetin de birer bağımlılık çeşidi

olduğunu kaydetti. İş hayatındaki

kayıt dışı çalışmalar, verilen ücretlerin

yetersiz olması ve sürekli

fazla mesaiye kalınmasının insanı

yalnızlığa itebildiğini ifade eden

Serdengeçti, sözlerine şöyle devam

etti: “Bu da bağımlılığa yol açabiliyor.

İşçilerimize, çalışanlarımıza

sürekli eğitimler veriyoruz. HAK-İŞ

olarak sigara konusunda hassasız.

Yeni işe aldığımız çalışanlarımızın

sigara içmemeleri konusunda şart

getiriyoruz. Mevcut çalışanlarımıza

da sigarayı bırakırlarsa 2 bin 800 TL

brüt ikramiye veriyoruz. Toplu sözleşmeye

bu maddeyi ilave etmeleri

belki de çalışanların sigarayı bırakmasında

etkili olacaktır. Bağımlılıkla

mücadele eğitimle başlıyor. Düşünen

analiz eden yanlışı doğruyu ayırt

eden nesiller yetiştirmemiz gerekiyor.

Ancak bu şekilde bağımlılıkla

mücadele edebiliriz.”

Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan:

“Uyuşturucuyla mücadele ederken,

terörle mücadele ettiğimizi de

bilmemiz gerekiyor. Bu mücadelede

attığımız her adım, Mehmetçiğimize

sıkılan bir kurşunun engellenmesi

demektir. PKK-KCK terör örgütü

uyuşturucudan yılda 1.5 milyar dolar

gelir elde ediyor.

2006 yılından bu yana Türkiye’de,

tüm Avrupa ülkelerinden daha fazla

eroin yakalandı. Uyuşturucu kullanım

sıklığı dünyada 240 milyon,

Avrupa’da 88 milyon, Türkiye’de

ise 1,3 milyon. Ortalama kullanma

yaşı ise 20. Bu yaşlar tam insanların

çalışmaya başladığı dönemlerdir.

İş Sağlığı ve Güvenliği

Genel Müdürü Op. Dr. Orhan Koç

Bağımlılık genç grubun sorunudur.

Bir diğer ifadeyle 30 yaş altı grubun.

Genellikle erkeklerin sorunudur.

Eğitim seviyesi ya da kır-kent fark

etmez. Her yerde olabilir. Geliri

düşük kesimler en büyük hedef

kitledir. İşverenlere burada çok iş

düşüyor. Bu kişi bağımlı diye işten

çıkarılırsa sokağa düşüp bağımlılığı

artacaktır. Onun yerine bu kişi tedaviye

gönderilmeli, tedaviden sonra

rehabilitasyonu sağlanmalı. Bağımlılık

iş yerinde bulaşıcıdır. Bir kişi

bağımlıysa başkalarını da bu soruna

bulaştırır.”

Temmuz 2018 63


News

Büyümek için üretim şart!

TÜMSİAD Genel Başkanı Yaşar Doğan, “Karşılarında güçlü bir Türkiye görmek

istemiyorlar. Biz bu süreçte objektif olmayan ve ülke gerçeklerine aykırı

söylemlere itibar etmeden yatırımlarımıza devam edeceğiz.

Herkese ekonomimizin

gerçeklerini anlatmak

zorundayız. Art arda yapılan

saldırılar, Gezi Olayları, 15 Temmuz

girişimleri başarısız olunca

bu tarz söylemlerle güven kırmaya

çalışıyorlar. Ekonomimize

ilişkin objektif olmayan, spekülatif

görüşlerini yayımlayan kuruluşları

öncelikle kendi değerlendirme

metotlarını gözden geçirmeye

davet ediyoruz. Çünkü Türkiye’nin

büyüme ortalaması geçen yıl yüzde

7,4 iken son 15 yıl baz alındığında

ise yüzde 5,3’dür” dedi.

15 Temmuz Darbe girişiminden sonraki

süreçte bazı çevrelerin bu tarz

olumsuz açıklamalar yaptığını belirten

Doğan, yapılan bu açıklamaları

ülke gerçeklerinden uzak olarak

değerlendirdiklerini söyledi. Doğan

sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye

15 Temmuz gibi büyük bir badireden

daha da güçlenerek çıktı. Bu yolla

başarısız olanlar ekonomi üzerinden

ülkemize karşı kötü niyetlerini

ortaya koymaktadırlar. Son birkaç

haftadır yaşanan döviz dalgalanmaları

ve bugün gördüğümüz Moody’s

açıklaması bunun en iyi örneklerindendir.

Bizler Türkiye olarak bu

saldırılara karşı ekonomimize ve

geleceğimize sahip çıkmalıyız. Algı

operasyonlarından etkilenmeden

üretmeye, yatırıma ve istihdama

devam etmeliyiz. Türkiye üretmeye

devam ettiği sürece uluslararası

arenadaki manipülasyonları boşa

çıkaracak güçtedir.”

66

Temmuz 2018


News

Hidrosefali ile iyi yaşamak

artık daha kolay

Bıçakcılar Tıbbi Cihazlar, dünyanın her yerinde hidrosefali hastalığı ile yaşamını

sürdüren hastaların; yaşamlarını daha rahat ve iyi geçirmelerini sağlamak

amacıyla desu medikal ile stratejik bir ortaklık kurduklarını açıkladı.

Türk medikal sektöründe öncü rol üstlenen

Bıçakcılar, DESU Medikal ile önemli

bir anlaşmaya imza attı. Dünyanın

her yerine güvenilir ve rahat sağlık mottosuyla

çalışmalarına devam eden Bıçakcılar,

anlaşma kapsamında hidrosefali hastalarının

yaşam standartlarını olumlu yönde etkileyecek

bir ürün geliştirecek. Her iki şirketin

ArGe ekiplerinin birlikte çözüm geliştirecekler

ve üretilen şantlar uygun fiyatlarla

Bıçakcılar tarafından küresel pazara sunulacaktır.

Bu iş birliğinin Bıçakcılar’ın nöro cerrahi

portföyünü genişletmesi açısından da çok

önemli bir adım olduğunu belirten Souheil

ElHakim; “Hastanın esenliği üzerine odaklanmamız

sadece uygun fiyatta ve erişilebilirlik

sağlamaya katkıda bulunmanın

ötesinde görevimiz olduğu düşüncesindeyiz.

Bu nedenle bu ürünleri portföyümüze dahil

ettik. Erişilmesi mümkün olamazsa, beyinde

yüksek basınç artışı, akut baş ağrısı ve motor

fonksiyon bozukluğu gibi vahim sonuçlar

ortaya çıkarır. Şantlar, binlerce hasta için

dünya çapında uygulanan ve Nöroşirürji

içinde var olan uygun bir implanttir, bu nedenle

de bu ürünleri küresel olarak sağlamaya

hazırız” dedi.

Uluslararası Spina Bifida ve Hidrosefali Federasyonuna

göre, gelişmekte olan ülkelerde,

hidrosefali hastalığının bebeklerde doğumlarından

sonra ilk ay içinde oluşmasının

%60’nın nedeni enfeksiyondur. Hidrosefali

ile doğan bebeklerin % 79’u, hayat kurtaran

Nöroşirürji bakımına hiçbir erişimi olmayan

veya sınırlı olan gelişmekte olan ülkelerdedir.

Bu nedenle de hastalığın sebebini ve böylece

çaresini bulmak için sürekli araştırma gerektiren

ana hastalıklardan birisidir.

Dr. Mehmet Sorar’ın DESU şantlarının kullanımına

ilişkin yaptığı açıklamada; “DESU

şantlarının kullanımı, nöroonkoloji, fonksiyonel

nöroşirurji, nörovasküler cerrahi ve

robotiknörocerrahi dahil olmak üzere tüm

nöroşirurji ameliyatlarında geçerlidir ve

cerrahların ameliyatları büyük bir güvenle

gerçekleştirmesine yardım eder. Hatta beyin

cerrahına ulaşmanın mümkün olmadığı

ülkelerde iyi eğitimli bir pratisyen doktor

tarafından, şantlar kolayca yerleştirilebilir.”

dedi. Bıçakcılar, sağlıklı yaşam odaklı

misyonlarında kararlıdır ve bu yolda da tıbbi

cihazların ulaşılabilir olması ve yaşamın daha

rahat sürdürülmesine katkıda bulunması yolunda

bu işbirliğinin başarılı ve sürdürülebilir

olması yolunda tüm hızla ilerlemektedir.

68

Temmuz 2018


News

Sağlığınızı güvence altına aldınız mı?

Anadolu Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Metin Oğuz, “Tamamlayıcı sağlık

sigortası teminatları özel sağlık sigortasından çok farklı değil. Genç yaşta

tamamlayıcı sağlık sigortası yaptırarak pek çok avantajdan faydalanmak ve çok

uygun primlerle bu ürüne sahip olmak mümkün” dedi.

sektörü pazarının iki katı hızla

büyüyor. Tabii henüz yeni bir ürün

olduğu için, sayı olarak özel sağlık

sigortasının yüzde 15’i kadar bir

yaygınlığa ulaşmış durumda. Ancak

inanıyoruz ki ürün yayıldıkça

sistem hızla büyüyecek, bu da hem

fiyatların daha aşağı çekilmesine

hem de hizmet kalitesinin daha da

artmasına katkı sağlayacak” dedi.

POLİÇEYE TÜP BEBEK TEMİNATINI

DA EKLEMEK MÜMKÜN

Sosyal güvenceye sahip genel

sağlık sigortalılarının SGK

ile anlaşmalı özel sağlık

kuruluşlarında muayene ve tedavi

olmalarını sağlayan Tamamlayıcı

Sağlık Sigortası, hızlı artan talep

dolayısıyla her geçen gün hastane

ağını daha da genişletiyor. Yıllık

200 ile 1.250 lira arasında değişen

primlerle satılan ürün, ihtiyaca

göre teminatlarla genişletilebiliyor.

SİSTEM BÜYÜMESİYLE HİZMET

KALİTESİ DAHA DA ARTACAK”

Genel Sağlık Sigortası hak sahibi

olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları

ve Genel Sağlık Sigortası

hak sahibi olan tüm yabancı

uyruklular Tamamlayıcı Sağlık

Sigortası’ndan faydalanabiliyor.

Poliçe sahipleri sigorta şirketlerinin

anlaşma yaptığı

hastanelerde hiçbir

fark ücreti ödemeden,

tedavilerini tamamlayabiliyorlar.

Teminat kapsamı olarak Tamamlayıcı

Sağlık Sigortası’nın özel

sağlık sigortasından çok farklı

olmadığına işaret eden Metin Oğuz,

primlerin ise çok daha ekonomik

olduğunun altını çizdi. Oğuz

şöyle devam etti: “Primler, yaşa,

yaşanılan şehre ve alınan teminata

göre değişiklik gösteriyor. Fiyatlar

200 liradan başlıyor. Öte yandan

hastaların görecekleri özen ve ihtimam

açısından bir fark bulunmuyor.

Kolayca işlemlerini yaptırabiliyorlar.

Tüm bu avantajlarıyla çok

hızlı büyüyen bir alan. Özel sağlık

Yılda dokuz adet ayakta tedavi

kullanım hakkı sunulan Anadolu

Sigorta Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’nda

yatarak tedavi için ise bir

sınırlama bulunmuyor. Kanser, kalp

gibi önemli hastalıkları da kapsayan

ürün, poliçe başlangıç tarihinden

sonra ortaya çıkan hastalıkların tedavilerini

karşılıyor. Anadolu Sigorta

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’na,

sektörde ilk örnek olarak doğum

teminatının yanı sıra tüp bebek

teminatı da herhangi bir bekleme

süresi olmadan eklenebiliyor. Bebeklerin

doğum tarihleri itibarıyla

sigortalanmasıyla doğuştan gelen

hastalıklarının ödenmesi sağlanıyor.

70

Temmuz 2018


News

Do you assure your health?

Metin Oğuz, Deputy General Manager of Anadolu Insurance, said; “Complementary health

insurance deposits are not much different from private health insurance. It is possible to

own this product with very suitable premiums and benefiting lots of advantages regarding

having Complementary Health Insurance.”

The Complementary Health

Insurance, which ensures

examination and treatment

at private health institutions having

the SSI agreement for general

health insurance owners, enlarges

its hospital network regarding

fast increasing demand with every

passing day. The sold product,

which changing between TL200 –

1.250 premiums per annum, can be

enlarged with deposits according to

needs.

“Service Quality will increase

more with system growth”

The Turkish Republic citizens

who have right to General Health

Insurance and all of foreign

originated citizens who have

General Health Insurance can

benefit from the Complementary

Health Insurance. The policy

owners can complete their

treatments without paying

any extra fee at the hospitals

having agreement. Indicating

Complementary Health Insurance

was not different much from

private health insurance as deposit

inclusion, Metin Oğuz highlighted

that the premiums were much

more economic. Oğuz continued:

“The premiums show variation

according to age, the city and

received deposit. The prices begin

from TL200. On the other hand,

there is not any difference in the

aspect of care and attention to be

performed to patients. They can do

their transaction easily. It is very

fast growing area with all of these

advantageous. It grows in a speed

doubling private health insurance.

Of course, due to being a new

instrument, it has reached a rate

accounting for 15 percent of private

health insurance. But, we believe

that the system will grow quickly as

long as the product spread, this will

contribute both to decrease prices

and to increase service quality.”

It is possible to add tube baby

deposit to policy

In Anadolu Insurance

Complementary Health Insurance,

as being offered 9 unit outpatient

rights per annum, as for inpatient

treatment there is no any

limitation. Including important

diseases like cancer and heart

diseases, this product also

supplies the diseases appear after

the policy beginning date. Also

tube baby deposit can be added to

Anadolu Insurance Complementary

Health Insurance besides birth

deposit as a first example in the

sector. With having insurance

of babies as of the birth date,

the diseases, which stem from

congenital, are prevented as well.

Temmuz 2018 71


Article

“OKS’nin avantajları giderek daha iyi anlaşılıyor”

Katılım Emeklilik Genel Müdürü Ayhan Sincek,

Temmuz’da 10-49 personeli olan iş yerlerinde

çalışan 3.3 milyon kişinin de Otomatik Katılım

Sistemi’yle (OKS) Bireysel Emekliliğe (BES)

dâhil olmasıyla 2017 başından beri 13.8 milyon

kişinin BES’le tanışmış olacağını söyledi. Sincek,

“Çalışanlara emekliliklerinde ikinci maaş fırsatı

sunan OKS’nin avantajları giderek daha iyi

anlaşılıyor ve cayma oranları düşüyor” dedi.

Otomatik Katılım’ın (OKS)

çalışanların ayağına emekliliklerinde

ikinci maaş alma

fırsatı getirdiğine dikkat çeken

Katılım Emeklilik Genel Müdürü

Ayhan Sincek,” Otomatik Katılım’da

1 Temmuz itibariyle bir aşama

daha geride kaldı. 10-49 personeli

olan iş yerlerinde çalışan 3.3 milyon

kişi daha OKS’ye giriş yapmaya

başladı. Böylece 2017 yılı başından

beri OKS’yle tanışan çalışan sayısı

13.8 milyon oldu. Yaklaşık 7 milyon

katılımcı gönüllü BES tarafında

tasarrufu tercih ederken Otomatik

Katılım ile de sisteme girip

sözleşmesini sürdüren 4,5 milyon

katılımcı mevcut. OKS’nin BES’e

katkısı bu rakamlarla daha iyi anlaşılıyor”

dedi.

İkinci emeklilik fırsatı çalışanın

ayağına geliyor

Otomatik Katılım ile giriş aidatı

gibi masraflar olmadan, gidip BES

sözleşmesi almaya uğraşmadan

çalışanlar işverenleri aracılığı ile

BES’le tanışıyor. 1000 TL ek katkı

ve yüzde 25 devlet katkıları gibi

avantajlar Otomatik Katılım’da da

sağlanıyor. Ayhan Sincek, “Geçen

süre zarfında gördük ki çalışanlara

OKS’nin avantajları iyi anlatıldığı

takdirde cayma oranları da

düşüyor. Bu nedenle OKS’yi gerekiyorsa

sil baştan doğru anlatmak

gerekiyor. İnsanlarımızın tüm bu

avantajlarla emekliliklerinde rahat

etmesinin yanı sıra oluşturulan

tasarruf ile ülke ekonomisine de

kaynak katkısı sağlıyor” dedi.

Gençler, memurlar ve asgari

ücretliler örnek oldu

Bugüne kadar memurların yüzde

48’i özel sektörün ise yüzde

33’ünün sistemde kalmayı tercih

ettiğini belirten Sincek, “Yaş

grubu olarak baktığımızda ise 25

yaş altı çalışanların yüzde 48’le

ağırlıklı şekilde sistemde kalmayı

tercih ettiğini görüyoruz. Ayrıca

25 ile 34 yaş arasındaki kalma

oranı da yüzde 36. Yani özellikle

genç çalışanlar farkındalık sahibi,

şimdiden emeklilik dönemine

yatırım yapmayı tercih ediyor.

Ayrıca rakamsal olarak baktığımızda

da BES’te kalanların yüzde 57’ye

yakınının gelir seviyesinin asgari

ücret (brüt 2 bin 29 lira) ile 4 bin

lira arasında değiştiğini görüyoruz.

Dar ve orta gelirli çalışanların

aslında destek olunduğunda tasarruf

yapmak istediğini görüyoruz”

şeklinde konuştu.

Yeni düzenlemelerle OKS daha

cazip hale gelecek

Ayhan Sincek, Otomatik BES’i daha

cazip hale getirecek düzenlemeler

üzerinde çalışıldığını söyledi. Sincek,

şu bilgileri verdi; “Yasayla ilgili

bakanlara ek devlet katkısının

nemalandırılmasına ve ek devlet

katkısının azami limiti ile iade

edilmesine ilişkin esasları belirleme

yetkisi verildi. Ayrıca daha

önce cayanların yeniden sisteme

giriş yapma olanağı tanınması da

gündemde bulunuyor. OKS’nin

yeni düzenlemelerle daha da cazip

hale geleceğine inanıyorum”

OKS gibi zor süreçleri

kolaylaştırdık

Katılım Emeklilik olarak

gerçekleştirdikleri OKS çalışmalarıyla

ilgili de bilgi veren Sincek;

“Bugüne kadar 400 binin

üzerinde çalışanın OKS’ye girişini

gerçekleştirdik. OKS gibi

kapsamlı, zor bir süreci kolayca

ve yüksek başarıyla tamamladık.

OKS hizmeti verdiğimiz binlerce

çalışanı olan şirketlere sunduğumuz

online sistem kolaylığı

ve verdiğimiz eğitimlerle yarattığımız

bilinç ve farkındalıkla bu

zor süreçleri sorunsuz başardık.

Kurumsal internet şubemiz üzerinden

işverenler üretim, tahsilat,

takip vb. tüm işlemleri kolayca

gerçekleştirebiliyor; telefon ve

online kanallardan anında, hiç

beklemeden canlı destek alabiliyorlar”

ifadelerine yer verdi.

72

Temmuz 2018


News

Bağımlılık tedavisinde yeni umut:

Bağımlılık enjeksiyonu

etkili olduğunu bildiğimiz bir ilaç.

İşin yeni tarafı ise bunun bir enjeksiyon

formunun üretilmesi. Bu ilaç

enjekte edildiğinde 3 ay bedende

kalıyor. Bir sefer “iğne” yapılıyor ve

etkisi 3 ay devam ediyor.

Türkiye’de ilk kez

Moodist Psikiyatri ve

Nöroloji Hastanesi’nde

kullanılmaya başlayan

“bağımlılık tedavisi

enjeksiyonu”nun kısa

sürede bağımlılık

çipinin yerini

alacağına inanılıyor.

Bağımlılık çipinin yerini

alacağına kesin gözüyle

bakılan bağımlılık enjeksiyonu

hakkında Moodist Psikiyatri

ve Nöroloji Hastanesi Bağımlılık

Merkezi Direktörü Prof. Dr.

Kültegin Ögel şunları söyledi; “Son

yıllarda bağımlılık alanında “çip”

rüzgarı esti. Halk arasında “çip” adı

verilen, bilimsel dünyada implant

olarak adlandırılan ilaç, bağımlılığın

tekrarlamasının önlenmesinde

önemli bir yere sahipti. Çip

takıldığında, kişi özellikle eroin gibi

uyuşturucu maddeleri kullandığında,

bu maddeler etkilemiyordu,

böylece kişi bağımlılığına geri dönmüyordu.

Ancak çipin pabucunu

dama atacak yeni bir ilaç ülkemize

geldi. Nalmefen isimli etken

maddeye sahip bir enjeksiyon. Bu

ilaç, aynı çipte olduğu gibi bedene

uyuşturucu girdiğinde etkisini nötralize

ediyor ve kişinin bağımlılığa

geri dönmesini engelliyor.

Etkisi 3 Ay Süren İğne

Bu ilaç aslında yıllardır var olan

Enjeksiyonun Avantajı Çipteki

Dezavantajları Ortadan Kaldırması

Enjeksiyonun en büyük avantajı, çip

gibi bedeni kesmek ve cilt altına

yerleştirmek gerekmiyor. Çipin

takılması için küçük bir ameliyat

gerekirken, bu ilaçta buna gerek

yok. Bir enjeksiyon yapılması

yeterli.

Çip için yapılan operasyonlarda, iltihap

oluşması, yara iyileşmesinde

gecikme gibi sorunlar varken, enjeksiyonda

bu sorunlar yaşanmıyor.

Hastanın bedeninde izler kalmıyor.

Antibiyotik ve benzeri koruyucu

ilaçlara gerek kalmıyor.

Alkol Bağımlılığında da Etkili

Enjeksiyonun içindeki maddenin

alkol tedavisinde de etkin bir ilaç

olduğunu biliyoruz. Bu nedenle

farklı bağımlılıklarda kullanmak da

mümkün olacak.

Avrupa ülkelerinde ve ülkemizde

ruhsat alan bu ilacın bağımlılığın

tedavisinde önemli bir yeri olacağına

inanıyoruz. Ancak bütün ilaçlarda

olduğu gibi, ilaç doğru zamanda

ve doğru yerde kullanıldığında

etkin olur. Bu nedenle bir bağımlılık

uzmanının önerisi olmadan

kullanılmamalıdır.“

74

Temmuz 2018


Article

Uyuşturucu bağımlılığına ilaçsız eğitim ve

rehberlik programı ile son!

Bireylerin madde bağımlılığından kurtulmasına yardım etmek için Balıkesir’in

Edremit ilçesi Kaz Dağları’nda kurulan Kurtuluş Vakfı Tesisleri’nde bağımlılığın

her yönüne hitap eden bir program olan Narconon Programı, ilaçsız ve tamamen

doğal yöntemlerle madde bağımlılığından kurtarıyor.

Madde bağımlısı kişilerin

Narconon Programı ile Kaz

Dağları eteklerinde konumlanmış

bu tesiste tertemiz yeni

hayatlarına kavuştuklarını belirten

Kurtuluş Vakfı Başkanı Ufuk Tanay

Tezemir: “Türkiye’de uygulandığı 5

yıl içerisinde, Narconon Eğitim ve

Rehberlik Programı ile hiçbir ilaç

kullanmadan madde bağımlılığında

yüzde 84 oranında başarı sağladık”

dedi.

Edremit Körfezi’nin kuzeyinde

bulunan, Ege ve Marmara’yı birbirinden

ayıran Türkiye’nin oksijen

deposu Kaz Dağları’nda toplam 7,5

dönümlük arazide faaliyet gösteren

tesis, eğitmenler hariç 28 kişi konaklama

kapasiteye sahip. Kurtuluş

Vakfı Tesisleri, 5 yıldır uyguladığı

Narconon Türkiye Eğitim ve Rehberlik

programıyla hiçbir şekilde

ilaç kullandırtmadan 3 ile 4 ay

arasında uyuşturucu bağımlılığına

son veriyor.

Merkezi Ankara’da bulunan Vakfın

Kaz Dağları’nın muhteşem doğası

içindeki binasında, gönüllü olarak

uyuşturucudan kurtulmak için

başvuran her yaş grubundan

76

Temmuz 2018


Article

bireye destek veriliyor. Yaklaşık

4 ay süren rehberlik programı

süresince bağımlılara uyuşturucudan

kurtulmaları için egzersiz

programıyla kan dolaşımı hızlandırılarak

vücuttaki kalıntılar

gevşetiliyor. Özel beslenme

desteğiyle zehir kalıntıları

parçalanıyor ve son aşamada, saunadaki

terlemeyle zehirli maddeler

vücuttan tümüyle atılıyor.

Kurtuluş Vakfı Başkanı Tezemir:

“Narconon Programıyla madde

bağımlılarına hiçbir ilaç

kullandırtmadan, %84 oranında

başarı yakaladık.”

Narconon Türkiye, tam 50 yıldır

dünyanın birçok ülkesinde uygulanan,

başarı oranı tüm uygulama

yapan ülkelerde 3 yıllık ortalamada

%84 olan, ilaçsız madde bağımlılığı

eğitim programının temsilcisidir.

2013 yılında imzalanan lisans

sözleşmesinden sonra Türkiye’de

Kurtuluş Vakfı’nın uzman ekibiyle

uygulanmaya başlandı.

Eğitmenlerinin tamamı eski madde

bağımlısı olup yurtdışında uzmanlık

eğitimlerini tamamlamış

lisanslı çalışanlardır. 4 ay süren

program yoksunluk, doğal detox ve

mental eğitimlerden oluşuyor.

‘Narconon Programı’ ile bağımlılıktan

kurtulan toplam 9 eğitmenin

görev yaptığı merkezde, 4

ay süren desteğin sonunda madde

bağımlılığından kurtulamayan

olursa, bir süre daha desteğe devam

ediliyor.

Kurtuluş Vakfı Başkanı Tezemir,

Narconon’un 50 yıldır Amerika,

Hollanda, Kanada, İtalya ve İspanya

gibi 48 ülkede başarıyla uygulanan

uluslararası ilaçsız bir eğitim

ve rehberlik programı olduğunu

söyledi. Programın 5 yıl önce

Türkiye’ye getirildiğini kaydeden

Tezemir, “Narconon Programı’nın

ilk pilot uygulamasını Ankara’da

yapmaya karar verdik. Başarıya

ulaşan pilot uygulamamızdaki

öğrencilerimiz şu anda Narconon

Türkiye merkezinin sertifikalı

eğitmenleri oldular. Hepsi ayrı ayrı

yurtdışına gittiler ve eğitimlerini

tamamladılar.

Madde bağımlılığının bir hastalık

olmadığını, bağımlılıktan kurtulmak

için ilaç kullanılması gerekmediğini

belirten Tezemir Program

ile ilgili olarak şunları söyledi:

“Program, bireyin uyuşturucuyu

mümkün olduğu kadar hızlı ve

rahat bir şekilde bırakması için

tasarlanmış ilaçsız bir bırakma

süreci ile başlıyor. ‘Narconon Programı’

ilaçsız bırakma, yeni yaşam

detoksifikasyonu ve yaşam becerilerinden

oluşuyor.

Yeni Yaşam Detoksifikasyonu L.

Ron Hubbard’ın, LSD kalıntılarının,

kişi uyuşturucu almayı bıraktıktan

uzun süre sonra bile bedende,

daha çok da yağlı dokularda sıkışıp

kaldığını gösteren çığır açan buluşuna

dayanır. Daha ileri incelemeler

gösterdi ki başka birçok

zehirli madde de bedende kalabilir

ve gelecek yıllarda olumsuz etkiler

yaratabilir. Yeni Yaşam Detoksifikasyon

Programı, egzersiz,

kuru ısıtmalı saunada terleme ve

dikkatlice izlenen bir sıvı alma ve

beslenme rejiminin bir bileşimidir.

Yöntemler, kişi uyuşturucuyu

bıraktıktan sonra bile bedende

kalan zehirli kalıntıları çözer ve

söküp atar.

Programın son bileşeni bir dizi

Yaşam Kabiliyetleri Eğitimi’ni

içermektedir. Bu eğitimler bireye

uyuşturucudan uzak kalması için

gereken araçları sağlar. Bunlar,

madde bağımlılığı ile mücadele

eden kişilerin kaybettiği veya hiç

sahip olmadığı becerilerdir. Etkin

pratik ve öğrenme, kişiyi kararlılığa,

öz saygıya ve kişisel değerlerine

yönlendirir. Diğer önemli bir husus,

bu kurslar uyuşturucudan uzak bir

yaşamı sürdürmek için gerekli öz

kontrol ve kişisel gücün gelişimine

yardım eder.”

Tezemir, ayrıca Vakfın Kaz

Dağları’nda uyguladığı eğitim

programının yanı sıra, yardımlar

düzenlediğini ve gelen her bağışı

ihtiyaç sahiplerine ulaştırdıklarını

dile getirdi.

Temmuz 2018 77


Article

Kurtuluş foundation narconon program

Puts an end to substance abuse through a

drug-free education and guidance program

The Narconon Program, applied in Kurtuluş Foundation Facilities established

in Mount Ida, Edremit, district of Balikesir, addresses all aspects of addiction in

order to help individuals get rid of drug addiction with a completely natural and

drug-free technique.

People who suffer from substance

abuse receive a new

life in this facility located on

the outskirts of the city, thanks to

the Narconon program combined

with Mount Ida ’s life rejuvenating

effects. Kurtulus Foundation

Chairman Ufuk Tanay Tezemir

stated: “Within 5 years, as applied

in Turkey, Narconon Training and

Guidance Program has helped

people who suffer from substance

abuse without the use of substitutive

drugs or medication and

managed to achieve 84 percent

success rate. “

Located in the north of the Gulf of

Edremit, in Mount Ida, Turkey’s oxygen

tank which separates Aegean

and Marmara from each other, the

center operates in a total of 7.5

acres of land, the Kurtulus Foundation

facility accommodation capacity

of 28 people without including

the staff members. Applied for

5 years and not using any type of

medication in any way, Narconon

Turkey Training and Guidance Program

drug abuse is completed in a

period of 3 to 4 months.

Initially located in Ankara, the center

then moved to the magnificent

nature of the Mount Ida, supporting

individuals from every age group,

who voluntarily wants to get rid

of drugs. During the 4-month

program, the exercise program

accelerates blood circulation and

relieves the body of the substance

residuals. With special nutritional

support, the residuals are broken

down, and in the last stage, these

substances are completely thrown

away by sweating in the sauna.

Kurtuluş Foundation Chairman

Tezemir says: “With the Narconon

Program, we have achieved 84%

success without giving any drugs

78

Temmuz 2018


Article

or medication to the addicts.”

Narconon Turkey has been applied

in many countries for 50 years,

the average success rate of 84%

over 3 years in different countries;

all thanks to the application

of non-drug addiction education

programs. After the signing of the

license agreement in 2013, the

program began to be implemented

by the Kurtulus Foundation’s

expert team in Turkey.

All of their trainers are former

drug addicts and are licensed

employees who have completed

specialist training abroad. The

4-month program consists of withdrawal,

natural detox, and mental

training. In the center where 9

trainers are working at the moment

after completing themselves

the Narconon Program, even if

someone is unable to successfully

complete it in 4 months, the

support continues for as long as it

is needed to get the person drugfree.

Kurtuluş Foundation President

Tezemir said that Narconon is

an international drug-free education

and guidance program that

has been successfully implemented

in 48 countries such as America,

Netherlands, Canada, Italy and

Spain for 50 years. The program

was brought to Turkey 5 years ago

and we decided to make the first

pilot Narconon program in Ankara.

Our students in the pilot were very

successful; after going abroad and

completing their education they

are currently Narconon certified

instructors for the Turkish center.

Regarding the Program, which

states that substance abuse is

not a disease and that medication

should not be used to get rid of

addiction, Tezemir said:

“The program begins with a drugfree

quitting process designed to

help the individual leave the drug

as fast and comfortable as possible.

The ‘Narconon Program’ consists

of drug-free withdrawal, new

life detoxification, and life skills.

New Life Detoxification is based on

L. Ron Hubbard’s groundbreaking

discovery that LSD residues are

trapped in the body, even in fatty

tissues, long after the person has

stopped taking the drug. Further investigations

have shown that many

other toxic substances can remain

in our bodies and have negative

effects in the coming years. The

New Life Detoxification Program is

a combination of exercise, dry heat

sweating and a carefully monitored

fluid intake and nutrition regimen.

The methods dissolve and dispose

of the substance residual left on the

body even after the person has quit

the drug.

The last component of the program

includes a series of Life Skills

Training. This training provide the

individual with the tools necessary

to stay away from drugs. These are

the skills that those who struggle

with substance addiction lose or

have never had. Effective practice

and learning directs the person to

determination, self-esteem, and

personal values. Another important

point is that these courses help to

develop self-control and personal

strength necessary to maintain a

life away from drugs. “

Tezemir also stated that the Foundation

besides providing training

programs in Mountain Ida has also

organized fundraising and made

every donation accessible to the

people in need.

Temmuz 2018 79


News

Korsan lense karşı

450 km yürüdü

Optik Sektörünün öncü ismi Opak

Lens Yönetim Kurulu Başkanı

Erol Harbi internetten korsan

lens satışının engellenmesi için

İstanbul’dan Ankara’ya ‘Korsan

Lens Satışına Hayır’ yürüyüşü yaptı.

Opak Lens Yönetim Kurulu

Başkanı Erol Harbi, yürüyüş

öncesi şunları söyledi: ‘ Bu

yürüyüşle, gözlükçünün, optisyenin

hakkının yenmesine neden

olan internet siteleri hakkında

Sağlık Bakanlığı tarafından verilen

kapatma cezalarının artık uygulamaya

konulmasını ve hukuka

aykırı olarak gerçekleştirilen bu

satışların bir an önce durdurulmasını

istiyorum. Bu yürüyüş,

toplumun sağlığını birinci derece

tutarak mesleğinin ahlakına sahip

çıkan, yasalara uyan,bu hassasiyetinin

uğruna, haksız kazanç

sahipleri yüzünden mağdur

olan gözlükçüler ve optisyenler

için olacaktır. Bu yürüyüş,

karşılaşabileceği sağlık sorunlarından

ve yasalardan haberdar

olmadığı için internet sitelerinden

sahte lens satın alıp, görme

kaybına uğrayan, sağlık problemi

yaşayan vatandaşlarımız

için olacaktır.

Tamamen toplumun göz sağlığı

ve mesleğim adına yapılacak

olan bu yürüyüşüm, kesinlikle

siyasi içerikli olmayıp, şahsi bir

girişimdir. Niyetim bu konuda

kamuoyunun dikkatinin çekilmesidir’

Bilindiği gibi 5193 sayılı

“Optisyenlik Hakkında Kanun”

2004 yılında gözlük ve kontak

lens satışının yetkisini doğrudan

ve yalnızca optisyenlik müesseselerine

vermiştir. Kontak lens

satışı reçeteye tabidir ve satışı

sadece optikçilerde yapılmaktadır.

İnternet, optisyenlik

müessesesi değildir.

80

Temmuz 2018


Takeda Türkiye’nin yeni genel müdürü

Dr. Erdal Bozdoğan oldu

Bilimi, hayat değiştiren

ilaçlara aktararak hastalar

için daha sağlıklı, daha

parlak bir gelecek sunma vizyonuyla

hareket eden Japon ilaç

devi Takeda, çalışanlarına kariyer

gelişimi fırsatları tanımaya devam

ediyor. Son 3 yıldır Takeda Türkiye’nin

Genel Müdürlüğünü yürüten

Gamze Yüceland’ın Nisan ayında

Takeda Kanada Ülke Başkanlığı’na

atanmasının ardından Takeda Türkiye

Genel Müdürlüğüne Dr. Erdal

Bozdoğan atandı. Bozdoğan yeni

görevine 21 Mayıs 2018 tarihinde

başladı. 2015 yılından bu yana

Takeda Türkiye’de Spesifik Ürünler

İş Birimi Direktörlüğü görevini

sürdüren Bozdoğan, bu süre

zarfında çeşitli Onkoloji, Hematoloji

ve Gastroentereloji ürünlerinin

satış ve pazarlama ekiplerinin

kurulması sürecini başarıyla

yönetti. 2017’de EM (Emerging

Market / Gelişen Pazarlar) Liderlik

Davranışları Ödülü alan Erdal

Bozdoğan’ın liderliğinde Türkiye

Spesifik Ürünler İş Birimi uluslararası

alanda çeşitli ödüller kazandı.

Çukurova Üniversitesi Tıp

Fakültesi’nden 1994 yılında mezun

olan ve mezuniyetini takiben

5 yıl boyunca pratisyen hekimlik

yapan Dr. Erdal Bozdoğan,

1999 yılında ilaç sektörüne girdi

ve 1999 - 2001 arasında Abbott

İlaç’ta Medikal Müdür olarak

görev yaptı. 2001 – 2004 arasında

I3 Research Ingenix Pharmaceutical

Services Limited, UK şirketinde

Klinik Araştırmalar Lideri

ve Kıdemli Bölgesel Klinik Proje

Müdürü olarak çalışan Dr. Erdal

Bozdoğan, 2004 – 2005 yılları

arasında ise Nutricia Yetişkin

Beslenme Bölümü’nde Ürün

Müdürü olarak görev yaptı. 2005

yılından itibaren 10 yıl boyunca Eli

Lilly bünyesinde yurt içi ve yurt

dışında çeşitli üst düzey pozisyonlarda

görev alan Bozdoğan 2015

yılında Takeda Türkiye’de Spesifik

Ürünler İş Birimi Direktörü olarak

çalışmaya başladı. Bozdoğan,

profesyonel çalışma hayatına

devam ederken 2009 – 2012 yılları

arasında Maltepe Üniversitesi’nde

Yüksek Lisans öğrencilerine

Pazarlama ve Pazarlama İletişimi

konularında dersler verdi.

84

Temmuz 2018


Türkiye’nin ilk kanser ilacında, iki dev adım

Prof. Dr. Engin Ulukaya: “Kanser tedavisi artık hastanın moleküler

yapısına göre belirlenmeli. Ancak bu şekilde uzun yaşam

sürelerine ulaşılabilir çünkü her insanın kanseri farklı; dolayısıyla

her hastanın farklı ilaç kullanması gerekiyor.”.

Türkiye’ye bir kanser ilacı

hediye etmek

Konuyla ilgili bir açıklama

yapan Prof. Dr. Engin Ulukaya,

en büyük hayallerinin Türkiye’ye

kanser ilacı hediye etmek olduğunu

vurgulayarak; “Tamamen

bu ülkeye ait bir bileşik ortaya

çıkardık ve bileşiğimiz ilk aşamalardan

başarıyla geçti. Palladyum

adı verilen bir metal kullandık.

Bu metale, terpi, klor, sakkarin,

barbitürat gibi yan bileşikler

de takarak tamamen kendimize

özgü çok sayıda yeni bileşikler

ortaya çıkardık. Bu bileşiklerden

biri, hücre kültür laboratuvarında

çeşitli tümör hücrelerinde yapılan

testlerden başarıyla geçti. Ümit

verici sonuçların alınması üzerine;

Yunanistan’daki deney hayvanlarında

oluşturulan tümörlerde

(zenograftlarda) test edildi. Bu

süreçten de başarıyla geçilmesi

üzerine, uluslararası patent başvurusu

yapıldı ve yakın zaman önce

tescillendi. Ardından, üniversitemiz

Öğretim Üyesi Dr. Selvi Durmuş

tarafından, Hollanda Kanser Enstitüsü,

Bilkent ve Koç Üniversitelerinde

farmakokinetik çalışmaları

tamamlandı. Böylece neredeyse

insan çalışmaları aşamasına kadar

gelindi.” dedi. İnsan çalışmalarının

arifesine gelindi Bileşiği artık ülkemizde

insanlar üzerinde test etmek

istediklerinin altını çizen Prof. Dr.

Ulukaya sözlerine şöyle devam etti:

“Bileşik, hem ülkemizde hem de

Amerika’da koruma altında. ABD

patentinin ardından, yakın zaman

içinde Avrupa Birliği’nden (AB) de

patent gelecek. Sırada 3 fazdan

oluşan insan çalışmaları var.

Üçüncü faz da başarıyla geçilirse,

bileşiğe artık ilaç diyebiliriz ve

eczane raflarında görebiliriz.”

Kanseri yok etmek şimdilik mümkün

değil belki ama bir kanser

hastası onlarca yıl yaşayabilecek

Kanseri tamamen yok etmenin,

bazı kanser türleri hariç, şimdilik

mümkün olmadığına dikkat çeken

Prof. Dr. Ulukaya, şunları söyledi:

“Açıkçası çok akıllı bir hücreyle

karşı karşıyayız. Ama yeni nesil

ilaçlar sayesinde kanser hastasının

uzun süre yaşaması mümkün

olacak. İnsanlar kronik hastalıklarda

olduğu gibi, örneğin 20-25 yıl

yaşayabilecekler. Belki tümörümüz

olacak ama metastaz (başka yere

yayılma) yapmasını veya tümörün

büyümesini engelleyeceğiz.

Böylece uzun yaşam süreleri

mümkün olabilecek.”

Temmuz 2018 85


“Hem sen, hem o” ile hemşireler

hemofili uzmanlığı kazanacak

Novo Nordisk Türkiye, Hemofili Federasyonu ile birlikte hemşirelere hemofili

alanında uzmanlık kazandırmak için yeni bir projeye imza attı. Hemofili

hastalığında farkındalık yaratmayı amaçlayan “HEM SEN, HEM O” projesinin

tanıtım toplantısı, Hemofili Federasyonu Başkanı Prof. Dr. Kaan Kavaklı,

Hemofili Federasyonu Hemşiresi Raziye Işın ve Novo Nordisk Türkiye Genel

Müdürü Dr. Burak Cem’in katılımıyla gerçekleştirildi.

Proje kapsamında hematoloji

servislerindeki hemşirelere

eğitim kiti dağıtılacak. Eğitim

kiti içinde, Hemofili Federasyonu

Başkanı Prof. Dr. Kaan Kavaklı,

Hemofili Federasyonu Hemşirelik

Çalışma Grubu Başkanı Doç. Dr.

Selmin Şenol ve Hemofili Federasyonu

Hemşiresi Raziye Işın’ın

hemofili hakkındaki soruları cevapladıkları

videolar, projenin amacını

anlatan tek kart, hemofili hastalığı

hakkında bilgilendirici kitapçık,

eğitim sertifikası, hemofili hemşireliğini

simgeleyen bir yaka iğnesi yer

alacak. Projenin tanıtım toplantısında

konuşan Hemofili Federasyonu

Başkanı Prof. Dr. Kaan Kavaklı,

”Hemofili hayat boyu süren genetik

geçişli kronik bir kanama bozukluğudur.

Hemofili hastalarında

“pıhtılaşma” fonksiyonu yeterli

olmadığı için kanamayı durduracak

olan pıhtının görevini yapması

olumsuz olarak etkilenmektedir.

Pıhtıdaki problemin nedeni karaciğerden

salgılanan FVIII veya FIX

adlı proteinlerin genetik yani “DNA

hatası” sebebiyle fonksiyon görmemesidir.

Hemofilinin iyi yönetilmesi

için doğru tedavi kadar hastanın

yaşam tarzı, tedaviyi sürdürmesi,

yapması ve yapmaması gerekenleri

iyi bilmesi önemlidir. Biz de Novo

Nordisk ile birlikte “HEM SEN,

HEM O” projesiyle, hemşirelerimize

Hemofili alanında uzmanlık kazandırmayı

amaçlıyoruz” dedi.

Novo Nordisk Türkiye Genel Müdürü

Dr. Burak Cem ise Novo Nordisk’in

“Hemofiliyi Değiştirmek” vizyonu

doğrultusunda koşulsuz destek vermekten

mutlu olduklarını söyledi.

Dr. Burak Cem, şöyle konuştu:

“Bu amaçla geliştirilen projeyle,

Hemofili servislerinde ve Hemofili

polikliniklerinde görev alan

hemşirelerimize “HEM SEN (hemofili

hemşiresi) bilgilen, senin sayende

HEM O (yani hasta) bilgilensin”

mesajını veriyoruz. Novo Nordisk’in

“Hemofiliyi Değiştirmek” vizyonu

doğrultusunda bu alanını sahiplendiğini,

güçlü ve yenilikçi ürün

portföyünün yanı sıra değer katan

projelerle hemofili tedavisinde

hekimlerin, hemofili hemşirelerinin,

hasta ve hasta yakınlarının yanında

olduğunun altını çizmiş olacağız.”

Hemofili Federasyonu Hemşiresi

Raziye Işın da projeye ilişkin şunları

söyledi:

“Hemofili, hemofili hastası bireye,

bireyin ailesine ve topluma önemli

yükler getiren ciddi bir hastalıktır.

Gen bozukluğuna bağlı olduğu

için hayat boyu sürer. Ancak

günümüzde mevcut olan faktör

tedavileri ile akut kanamaların

durdurulması, (kanadıkça tedavi)

hem de düzenli faktör uygulaması

yapılarak hastaların kanamalardan

korunması (profilaksi) mümkün

olmaktadır. Hemofili konusunda uzman

hemşirelerin sayısının artması,

hastalarımızın tedavilerini sürdürmeleri,

yaşamlarını hastalıkları ile

beraber yönetebilmeleri için önemli

bir destek olacak .”

86

Temmuz 2018


Alvimedica, EuroPCR 2018’de

Diab8 çalışmasını duyurdu

Diab8 Çalışması, diyabet hastalarında üstün etkinliğini kanıtlamaya yönelik

tasarlanmış ilk ve tek İlaç Salımlı Stent araştırması olma özelliği taşıyor.

•Diab8, diyabetik hastalarda

koroner arter hastalığı tedavisinde

Everolimus salımlı stentlere karşı

Polimer içermeyen Amphilimus

salımlı bir stent olan Cre8

EVO’nun performansını değerlendiren

55-merkezli, rastgele

seçilmiş 3.040 hastayı kapsayan

kontrollü bir çalışmadır.

•Diab8 çalışması, günümüzde

mükemmel olarak kabul gören

standartlarla kıyaslandığında en

yenilikçi ilaç salımlı stent olan

Cre8 EVO’nun, üstün etkinliğini

kanıtlamak için tasarlanmıştır.

•Dünya çapında on birinci sırada

olan diyabet, aynı zamanda kardiyovasküler

hastalıkları tetikleyen

önemli etmenlerden biridir.

Günümüzde neredeyse yarısı henüz

teşhis edilmemiş yarım milyar insan

diyabetle yaşıyor. 2045 yılında

diyabetlilerin sayısının 629 milyona

ulaşacağı tahmin ediliyor.

Paris, Mayıs 2018 - Girişimsel

kardiyoloji, yenilikçi stent

ve kateter üreticisi Alvimedica

Medikal Teknolojileri, her yıl

Paris’te düzenlenen girişimsel

kardiyovasküler tıbbın en önemli

kongrelerinden EuroPCR2018’de,

ilk diyabetik ilaç salımlı stent (DES)

olan Diab8 araştırmasının detaylarını

paylaştı.

Diab8 Çalışması, 55 merkezde

rastgele seçilmiş 3.040 hasta

88

Temmuz 2018


ile kontrollü olarak yürütülüyor.

Bu çalışma diyabetik hastalarda,

koroner arter tedavisinde Everolimus

salımlı stentlere karşı,

Polimer içermeyen Amphilimus

salımlı stent olan Cre8 EVO’nun

performansını inceleyen ve bir

yıldaki üstün etkinliğini kanıtlamak

için tasarlanmış ilk diyabetik DES

araştırmasıdır.

Dünya çapında en sık görülen

engellilikte on birinci sırada olan

diyabet, aynı zamanda kardiyovasküler

hastalıkları tetikleyen

önemli etmenlerden biri olarak

görülüyor. Uluslararası Diyabet

Federasyonunun yayınladığı 2017

Diyabet Atlas’ından elde edilen

veriler, yarım milyar insanın

diyabetle yaşadığını ve neredeyse

yarısının henüz teşhis edilmediğini

belirtirken, 2045 yılına gelindiğinde

diyabetli sayısının 629 milyon

kişiye çıkabileceğini gösteriyor. Bu

hastalığın artış nedenleri olarak,

aşırı kilo, obezite, fiziksel hareketsizlik

ve kötü beslenme düzeylerindeki

yükselişin altı çiziliyor.

Güney-Doğu Asya ve Batı Pasifik

bölgeleri diyabet krizinin merkezi

olarak kabul ediliyor. Sadece Çin’de

diyabetli 121 milyon insanı bulunuyor,

Hindistan’da ise diyabetli

nüfus 74 milyonu buluyor. Diğer

yandan Avrupa da diyabette dünyayı

85 milyon hasta ile takip ediyor.

Ayrıca, dünya çapında diyabetlilerin

neredeyse yarısının henüz

teşhis edilmediğini gösteriyor.

Bu yüzden, uygun tarama, tanı ve

tedavi yöntemleri ile bu konuya acilen

müdahale edilmesi gerekiyor.

Alvimedica Yönetim Kurulu Başkanı

Leyla Alaton, “Diyabet hastalarının

tıp teknolojisinde bu önemli atılımdan

yararlanacağına inanıyoruz.

Alvimedica her zaman yenilikçi

yaklaşımlar geliştirmeye ve onların

yaşam kalitesini iyileştirerek hastaların

karşılanmamış ihtiyaçlarına

cevap verebilecek en yüksek kalitede

cihaz ve teknolojiler üretmeye

kendini adıyor.” diyor.

Temmuz 2018 89


İstanbul Teknik Üniversitesi’nden büyük başarı

İstanbul Teknik Üniversitesi Doktor Öğretim Üyesi İpek Yalçın Eniş, kalp ve

damar hastalıkları için kullanılması hedeflenen “katmanlı biyobozunur yapay

damar tasarımı” geliştirdi.

olduğunu belirtti. Eniş, “Yapay

damar konusu üzerinde çalışmaya

başladığımızda uluslararası literatürde

kısıtlı sayıda çalışma vardı,

ulusal deneysel çalışma ise yoktu.

Proje konusunda tekstil mühendisleri

olarak yapay damar numunelerinin

konstrüksiyon özelliklerinin

tasarımı üzerine yoğunlaştık. Son

yıllarda, araştırma konusu, ulusal

ve uluslararası araştırmacıların ilgi

odağı haline geldi.” diye konuştu.

Türk bilim insanları, gerçek

damar yapısına benzeyen

katmanlı biyobozunur yapay

damar tasarlamayı başardı. İstanbul

Teknik Üniversitesi (İTÜ) Tekstil

Teknolojileri ve Tasarımı Fakültesi,

Tekstil Mühendisliği Bölümü

Öğretim Üyesi Prof.Dr. Telem Gök

Sadıkoğlu’nun danışmanlığında

yürütülen doktora tezi kapsamında

Dr. Öğretim Üyesi İpek Yalçın Eniş,

gerçek damar yapısını taklit eden

katmanlı biyobozunur damar üretmeyi

başardı. Üretilen yapay damar

sayesinde By-Pass ile damar

değişimine ihtiyaç duyan hastalar

için çare olabilecek bir çalışmaya

imza atılmış oldu. Günümüz

teknolojisi yapay damar üretimine

imkân verse de küçük çaplı yapay

damarların değişimi noktasında

çeşitli güçlükler yaşandığına dikkat

çeken Dr. İpek Yalçın Eniş, 8 yıllık

çalışmanın sonucunda katmanlı biyobozunur

yapay damar tasarımında

önemli adımlar attı. Türkiye’de

bu konuda ilk kez araştırma yaparak

bilim dünyasına adını yazdıran

Dr. Eniş, gerçek damar histolojisinin

kompleks yapısının ancak her

katmanında farklı tasarım ölçütlerine

sahip, katmanlı yapay damarlar

ile sağlanabileceği sonucuna

ulaştı. Üretilen yapay damar, klinik

öncesi testlerden başarıyla geçti.

Deneysel çalışmaların bir kısmı

Liberec Teknik Üniversitesi’nde

Prof. RNDr. David Lukas, CSc. eş

danışmanlığında gerçekleştirildi.

Üretilen damarlar küçük hayvan

modelleri üzerinde denendi ve ilk

bulgulardan başarılı sonuçlar elde

edildi. Büyük hayvan modelleri

üzerinde ise çalışmalar devam

ediyor.

Yapay damar tasarımının önemi

Dr. İpek Yalçın Eniş, hedefin uzun

vadede vücuda kendi yapacağı

damar için bir iskelet üretebilmek

Proje pek çok alanda yenilik

sunuyor

Projenin içeriği hakkında bilgi

veren Dr. Eniş, sözlerini şöyle

sürdürdü: “Günümüzde, hastaların

yaklaşık yüzde 10’u küçük

çaplı damar nakline ihtiyaç

duyuyor ancak tedavi edilemiyor.

Çalışmalarımız kapsamında,

mevcut kısıtlamaları nedeniyle

implantasyonlarında verimli sonuç

alınamayan küçük çaplı yapay

damar uygulamalarına alternatif

olacak yapay damar tasarımları

gerçekleştirilmesini hedefledik.

Gerçek damar histolojisini en iyi

şekilde taklit edecek, biyobozunur

yapıda; iç ve dış katmanında

gözenek geometrisi ve lif oryantasyonunda

değişikliğe gidilerek

katmanlı yapay damar iskeletleri

tasarladık. Üretilen yapay damar

iskeletlerinin klinik öncesi sürecini

destekleyen, boyutsal, yapısal,

morfolojik, mekanik, biyobozunurluk

ve hücre analizlerini

gerçekleştirdik. Çalışma konusu,

üretim teknolojisinden, test teknolojisine;

cihaz/aparat geliştirilmesi

ve modifikasyonu süreçlerine de

yenilikler sunuyor.”

90

Temmuz 2018


OFEV ® ’in etkililiği ve güvenliliği ATS 2018’de

yapılan yeni sunumlarla pekiştirildi

Boehringer Ingelheim, Amerikan Toraks Derneğinin 2018 yıllık konferansında,

idiyopatik pulmoner fibrozis (İPF) hastalarında OFEV ® ’in (nintedanib) etkililiğini,

güvenliliğini ve tolerabilite profilini pekiştiren yeni sunumlar açıkladı.

,INPULSIS ® ve TOMORROW

çalışmalarının yeni analizi,

OFEV®(nintedanib) tedavisinin

ölüm riskinde azalma ile ilişkili

olduğunu öne sürmektedir.

.INPULSIS ® çalışmalarının ayrı bir

analizi, akciğer fonksiyonundaki

düşüş ile sağlıkla ilişkili yaşam

kalitesinin kötüleşmesi arasında

bir ilişki olduğunu göstermiştir

.OFEV tedavisi alan 1,126 hastayı

içeren altı çalışmadan gelen veriler,

ürünün yönetilebilir bir güvenlilik ve

tolerabilite profiline sahip olduğunu

doğrulamaktadır

Boehringer Ingelheim’da Global

Medikal Lideri Dr. Christopher Corsico’ya

göre;“Konferansta sunulan

veriler OFEV ® ’in ortaya koyulmuş

etkililiğini desteklerken, klinik

çalışmalarda ve ruhsat sonrası gözlenmiş

olan güvenlilik profilini de

yeniden teyit etmektedir”.

Yeni İPF mortalite analizi

İki Faz III INPULSIS ® çalışmasıyla

Faz II TOMORROW çalışmasından

birleştirilmiş verilerde, nintedanib

ya da plasebo ile tedavi edilen

hastalarda gözlenen ölümlerin

sayısı bir yıllık GAP evresine

göre öngörülen ölüm oranı ile

karşılaştırılmıştır.1GAP evresi, İPF

prognozunu öngörmek için kullanılır

ve cinsiyete, yaşa ve akciğer

fonksiyonuna (zorlu vital kapasite

[FVC] % öngörülen ve DLco %

öngörülen değerlerindeki azalma

şeklinde ölçülen) dayanır.1Daha

yüksek GAP evreleri ölüm riskinde

artış ile ilişkilidir.1

Bu popülasyonda (n=1,228),

başlangıçtaki GAP evresine göre

öngörülene kıyasla her bir tedavi

grubunda daha az ölüm

gerçekleşmiştir (OFEV ® : 42’ye

karşı 89.9; plasebo: 41’e karşı

64.2).1OFEV ® grubunda gözlenen

ölümlerin sayısı GAP evresine

dayalı olarak öngörülen

sayının%46.7’si olurken, plasebo

grubunda gözlenen ölümlerin

sayısı öngörülen sayının %63.9’u

olmuştur.1Bu farklara dayalı

olarak, bu analiz, OFEV ® ’in bir yıllık

süreçte plaseboya kıyasla ölüm

riskinde %26.8 düzeyinde göreceli

bir düşüş ile ilişkili olabileceğini

öne sürmektedir.1

Kanada Vancouver’da bulunan

British Columbia Üniversitesi Kalp

Akciğer İnovasyon Merkezi’nde

Asistan Profesör olarak görev yapan

Dr. Christopher J. Ryerson’ın

konuyla ilgili görüşleri şöyledir:“İPF

progresif ve ölümcül bir

hastalıktır ve nintedanib tedavisi

akciğer fonksiyonundaki düşüşün

hızını azaltarak hastalık progresyonunu

yavaşlatır. Çalışmalar ayrı

olarak mortaliteyi ölçmek üzere

güçlendirilmiş olmasa da, birleşik

analizimiz nintedanibin İPF hastaları

için bir sağkalım faydası sunabileceğine

işaret etmektedir.”

Akciğer fonksiyonu kaybı ve

yaşam kalitesi

INPULSIS ® çalışmalarından gelen

verilerin ayrı bir analizinde, akciğer

fonksiyonundaki kaybın daha fazla

92


olması, solunum fonksiyonunu,

nefes darlığını, öksürüğü ve balgam

değerlendirmesini ve başka

yaşam kalitesi ölçütlerini içeren

hasta-tarafından bildirilen sağlıkla

ilişkili yaşam kalitesinde (HRQoL)

kötüleşme ile ilişkili bulunmuştur.2Nintedanib

veya plasebo ile tedavi

edilen hastaların birleştirilmiş

verileri, FVC’de öngörülenden %10

fazla düşüş yaşayanların, tedaviden

bağımsız olarak, farklı HRQoL

ölçütlerinde de düşüş yaşadıklarını

göstermiştir.

Almanya’daki Heidelberg Üniversitesi’nde

İnterstisyel ve Nadir

Akciğer Hastalıkları, Pnömoloji ve

Solunum Bakımı Tıbbı Merkezi’nde

Profesör olarak görev yapan ve

ayrıca Alman Akciğer Araştırma

Merkezi’nin bir üyesi olan Dr. Michael

Kreuter şunları ifade etmiştir:

“İPF’nin semptomları hastaların

yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyerek

bağımsızlıklarını kaybetmelerine

ve günlük faaliyetleri

gerçekleştirememelerine neden

olur. Analizimiz, akciğer fonksiyonundaki

kaybın düzeyi ile yaşam

kalitesi arasında bir ilişki olduğunu

ortaya koymuştur. Dolayısıyla da,

akciğer fonksiyonunun stabilize

edilmesi hastaların günlük hayattaki

işlevsellik düzeylerini bir miktar

korumalarına izin verebilir, bu da

yaşam kalitelerini iyileştirir.”

The effectiveness and safety of OFEV have been

confirmed with new presentations at ATS 2018

•The new analyze of INPULSIS and

TOMORROW studies claims that

OFEV (nintedanip) treatment shows

reduction in death risk.

• A different analyze of INPULSIS

studies has shown that there is a

relation between lowering of lung

function and worsening of life

quality.

• The data, which comes from a

sub-study including 1,126 patients

in OFEV treatment, confirms that

the product possesses a manageable

safety and tolerable profile.

According to Global Medical Leader

Dr. Christopher Corsico at Boehringer

Ingelheim; “As the data

which was presented at the conference

supports the effectiveness

that has been put forward by OFEV,

it also confirms the safety profile

being observed in clinic studies and

following certificate.”

New IPF mortality analysis

Pooled data from the two Phase III

INPULSIS® trials and the Phase

II TOMORROW study compared

the observed number of deaths

in patients treated with Ofev or

placebo with the predicted rate of

death based on GAP stage over one

year. GAP stage is used to predict

IPF prognosis and is based on

gender, age and lung function (as

measured by forced vital capacity

[FVC] decline predicted and DLco

% predicted). Higher stages of GAP

are associated with an increasing

risk of death.

Across the population (n=1,228),

there were fewer deaths observed

in each treatment group than

predicted based on GAP stage at

baseline (Ofev: 42 vs. 89.9; placebo:

41 vs. 64.2). In the Ofev group,

the number of observed deaths

was 46.7% of the number predicted

based on GAP stage, while in

the placebo group the number of

observed deaths was 63.9% of the

number predicted. Based on these

differences, the analysis suggests

that Ofev may be associated with a

26.8% relative reduction in the risk

of death compared with placebo

over one year.

“IPF is a progressive and fatal disease,

and treatment with nintedanib

can slow disease progression by

reducing the rate of lung function

decline,” said Christopher J. Ryerson,

M.D., Assistant Professor at

the University of British Columbia

Centre for Heart Lung Innovation,

Vancouver, Canada. “Although the

individual trials were not powered

to measure mortality, our pooled

analysis suggests that nintedanib

may offer a survival benefit for IPF

patients.”

Lung function decline and quality

of life

In a separate analysis of data from

the INPULSIS trials, a greater decline

in lung function was associated

with worsening patient-reported

health-related quality of life (HRQL)

measuring respiratory function,

shortness of breath, cough and

sputum assessment and other

quality of life measures. Pooled

data from patients treated with

Ofev or placebo showed that patients

with a decline in FVC >10%

predicted, regardless of treatment,

experienced declines across different

HRQL.

“The symptoms of IPF can have a

serious impact on a patient’s quality

of life, resulting in a loss of independence

and involvement in daily

activities,” said Michael Kreuter,

M.D., Professor at the Center for

Interstitial and Rare Lung Diseases,

Pneumology and Respiratory Care

Medicine, University of Heidelberg,

and a Member of the German Center

for Lung Research, Germany.

“Our analysis observed association

between the extent of lung function

decline and quality of life. Stabilizing

lung function, therefore,

may allow patients to retain some

of their daily level of functioning,

which might improve quality of life.”

Temmuz 2018 93


Nobel İlaç’a TMOK’tan şükran plaketi

Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin (TMOK), Fair Play düşünce ve

davranışını ülke genelinde yayma ve benimsetme amacıyla sürdürdükleri

faaliyetleri kapsamında “Türkiye Fair Play Ödülleri” Olimpiyatevi’nde

düzenlenen törenle sahiplerini buldu.

İyiye, doğruya, güzele sloganından

yola çıkan Fair Play Ödülleri ile

örnek davranışlar sergileyen kişi,

kurum ve kuruluşların takdir edilerek

toplum nezdinde onurlandırılmaları

ve başta yetişmekte olan

genç kuşaklar olmak üzere herkesi

Fair Play davranışlarına özendirilmesi

hedefleniyor. Bu amaçla

düzenlenen ödül töreninde, TMOK

Fair Play Üniversiteler Kervanının

2018 yılı ana sponsoru olan Nobel

İlaç Genel Müdürü H. Hakan Şahin’e

Şükran Plaketi takdim edildi.

Genel Müdür Hakan Şahin duygularını

şöyle ifade etti:

“Yarım asrı geride bırakmış öncü

ve köklü bir şirketi olan Nobel

bildiğiniz üzere ilaç ve ilaç hammaddesi

üreticisi olarak kurulmuş,

gerçekleştirdiği çalışmalarla Türk

ilaç endüstrisine öncülük etmiş bir

kuruluştur. “Sağlık için her şeye

değer inancı ile çalışarak yaşam

kalitesini yükseltme” misyonu ve

“İnsan sağlığı için dünyanın her

köşesinde güvenilir ve erişilebilir

ürünler sunma” vizyonuyla yıllar

içinde uluslararası platformda

da değerli bir konuma erişmiştir.

Nobel’i Nobel yapan değerlerimizle

varlığımızı sürdürüyoruz. Değerlerimizin

temelinde çok önem

verdiğimiz bir kavram var, dünyada

insanın belki de en önemli odağı

olması gereken bir kavram: ETİK…

Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi

Fair Play’i şöyle açıklıyor: dürüst

oyun, dürüst, etik davranış… Şirket

kültürümüzle çok örtüştüğüne

inandığımız bu anlamlı etkinliğe

destek olmak bizim için büyük bir

gurur. Aynı etik anlayışla yıllardır

toplum sağlığına hizmet veren

ve her bir çalışanının “Sağlık

için her şeye değer” mottosu ile

güne başladığı Nobel İlaç olarak,

Fair Play Kervanı’nın ana sponsorluğunu

üstlenmekten gurur

duyuyoruz. Bu anlayışın toplumun

her alanında bir yaşam şekli

olarak aktarılması yolunda harcanan

emeğe destek olduğumuz

için mutluyuz”

94

Temmuz 2018


Gratitude plaque from TMOK to Nobel İlaç

Having accomplished with cooperation of Sanofi Turkey and Turkey’s Diabetes

Foundation, the fifth edition of the project contest entitled ‘Discovery to Facilitate

Diabetes’ is being held in order to make diabetes be aware between university

students. Winners of this year will be awarded by Sanofi Turkey.

Setting out with slogan towards

good, true, pleasant; Fair Play

Awards aim to honor the persons,

establishments and organizations

which display example behaviors in

the aspect of society and primarily

growing young generations as well

as encouraging everybody for Fair

Play behaviors. With this purpose

at the award ceremony, gratitude

plaque was presented to H. Hakan

Şahin, General Manager of Nobel

İlaç as the main sponsor of TMOK

Fair Play Universities Caravan

2018. Hakan Şahin, General Manager,

stated:

“As you know Nobel, which has left

behind half of a century, features

a pioneer and rooted company

was established as a medicine and

medicine raw material producer,

with the works realized it is an

establishment has led the Turkish

medicine industry. Working with

faith of mission “it is worthy everything

for health to raise life quality”

and also the firm has reached a

valuable position in the international

platform within years with

the vision “offering reliable and

accessible products worldwide for

human health”. We maintain our

existence with values that make up

Nobel. There is a concept on base

of our values, Ethic: perhaps it is

one of the most important focuses

of human in the world…

Turkish Olympic Committee describes

Fair Play like this: “Honest

play, honest ethical behavior…

supporting this meaningful event

which we believe it overlaps with

our company culture is a very great

proud. Serving to society health for

years with the same ethic understanding

and we are proud assuming

the main sponsorship of Fair

Play Caravan as Nobel Medicine

that begins day with the motto ‘It is

worthy everything for health’. We

are happy regarding supporting

this effort exerted to transfer this

understanding on the way as a life

style in every area of society.”

Temmuz Haziran 2018 2018 95 95


Sanofi’den istikrarlı başarı

Sanofi Türkiye ve

Türkiye Diyabet

Vakfı işbirliği ile

gerçekleştirilen

‘Sen Bul Diyabet

Kolaylaşsın’ proje

yarışması üniversite

öğrencileri arasında

diyabet farkındalığı

yaratmak amacıyla

beşinci kez yapılıyor.

Bu yılın kazananları

Sanofi Türkiye

tarafından

ödüllendirilecek.

Diyabet alanında 90 yılı aşkın

tecrübesi ile yaşam bilimlerinde

dünya lideri olan

Sanofi’nin global tecrübesini

Türkiye’ye taşıyan, Ar-Ge’ye önemli

yatırımlar yapan Sanofi Türkiye,

diyabet konusunda inovatif ve

entegre tedavi çözümlerinin yanı

sıra kurumsal sosyal sorumluluk

projeleriyle de diyabet konusunda

farkındalık yaratarak yaşama güç

katmaya devam ediyor.

Diyabet alanında da öncü çözüm

ve tedavi yöntemleri geliştiren

Sanofi ve Türkiye Diyabet Vakfı

işbirliği ile gerçekleştirilen ‘Sen

Bul Diyabet Kolaylaşsın’ proje

yarışması üniversite öğrencileri

arasında diyabete dikkat çekmek

amacıyla gerçekleştiriliyor. Önlem

alınmadığında yaşam süresini 5 ila

10 yıl arasında kısaltan diyabetin

farkındalığın artması ve diyabetli

hastaların hayat kalitesini yükseltmek

için öğrenciler tarafından

birçok proje üretildi. Geçtiğimiz yıl

‘Kurumsal Sosyal Sorumluluk’ kategorisinde

‘Tip 2 Diyabet Risk Testi’

adlı proje birinci seçilirken ‘Servis

Kategorisi’nde ‘DiyabetX Karbonhidrat

sayar mobil uygulama’ ve

‘Ürün Kategorisi’nde ‘Diyawatch’

birincilik ödülüne layık görüldü.

DİYABETLİ BİREYLERİN

İHTİYAÇLARINA YÖNELİK

ÇÖZÜMLER ÜRETİLECEK

Projeye başvurmak isteyen üniversite

öğrencileri kendi alanında

deneyimli ve uzman jüri üyeleri

tarafından diyabet nedir, diyabet

hastası gözünden yaşam, proje

yönetimi ve sunum teknikleri

konusunda proje web sitesi www.

senbuldiyabetkolaylassin.com

üzerinden eğitimler alma fırsatı

bulacak. Katılımcılardan diyabetli

bireylerin ihtiyaçlarına yönelik

çözümler üretilmesi için belirlenen

6 başlıkta proje geliştirilmeleri

istenecek. Toplamda büyük ödül

olan 18 bin TL’nin yanı sıra birinci

projenin sahibine de Sanofi’de staj

fırsatı da sunulacak.

TÜRKİYE’NİN ÖNDE GELEN

GİRİŞİMCİLERİ MUCİTLERE

DESTEK VERECEK

Sanofi, bu yıl ‘Sen Bul Diyabet

Kolaylaşsın’ proje yarışması

kapsamında İstanbul Üniversitesi

Çapa Tıp Fakültesi, Koç Üniversitesi,

Hacettepe Üniversitesi, Bilkent

Üniversitesi, Trakya Üniversitesi

Tıp Fakültesi, Samsun Ondokuz

Mayıs gibi üniversitelerdeki öğrenci

ve girişimci kulüplerine projeyi

anlatmak ve diyabet farkındalığını

arttırmak için iletişim çalışmaları

gerçekleştirecek. Türkiye’nin önde

gelen girişimci kulüpleri katılımcı

mucitlere destek verecek ve kazanan

projelerin gerçekleşebilmesi

için mentörlük görevini üstlenecek.

96

Temmuz 2018


Stabilized success from Sanofi

Improving leading solution and

treatment methods in diabetic

area, with cooperation of Sanofi

and Turkey’s Diabetes Foundation,

the project contest entitled

‘Discover to Facilitate Diabetes’ is

being held in order to draw attention

to diabetes among university

students. When precaution is not

taken, lifespan shortens between

5 to 10 years; lots of projects

have been produced by the students

to raise awareness and to

raise life quality of diabetics. Last

year as the project entitled ‘Type

2 Diabetes Risk Test’ was chosen

as winner in ‘Institutional Social

Responsibility’ category; ‘DiabetX

Carbohydrate counter mobile application’

in Service Category and

‘Ditawatch’ in ‘Product Category’

became deserved winners.

Solutions will be produced

directed towards Diabetic

Individuals

The university students will find

opportunity about what is diabetes,

life by viewpoint of diabetics,

project management and presentation

techniques by the specialist

and experienced jury members

on www.senbuldiyabetkolaylassin.com.

The project development

will be wanted from participants

in 6 headlines directed towards

needs of diabetics. In addition to

the big award worth TL18 thousand,

also internship opportunity

will be presented to winning

project.

The Foremost Enterprises of

Turkey will Support Inventors

Sanofi will hold communication

works to tell the project and

increase diabetes awareness for

the students from Istanbul University,

Çapa Medical Faculty, Koç

University, Hacettepe University,

Bilkent University, Medical Faculty

of Trakya University, Samsun

Ondokuz Mayıs University as well

as enterprise clubs in the scope

of the project contest ‘Discover to

Facilitate Diabetes’. The foremost

enterprise clubs will support the

participant inventors and assume

mentorship duty to be realized of

winning projects.

Being a world leader

in life sciences with its

experience more than

90 years in the diabetic

area, Sanofi Turkey -

which carrying Sanofi’s

global experience

to Turkey, investing

remarkable in

R & D – continues to

add power to life by

making awareness in

diabetes with social

responsibility projects,

as well as innovative

and integrated

treatment solutions in

diabetic.

Temmuz 2018 97


Yaşamın her anı çok değerli…

AstraZeneca bünyesinde 2007 yılından beri çalışmaya devam eden

Esra Erkomay AstraZeneca Türkiye Onkoloji İş Birimi Direktörü olduktan

sonraki ilk röportajında AstraZeneca’nın onkolojideki gelecek hedefleri, klinik

çalışmaları ve yenilikçi tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Esra Erkomay

AstraZeneca Türkiye Onkoloji İş Birimi Direktörü

AstraZeneca’nın onkolojide

vizyonu nedir?

Dünya genelinde 40 yıldan

uzun bir süredir ürettiğimiz kanser

ilaçlarıyla hastaların yaşam süresini

uzatmak ve yaşam kalitelerini

artırmak için çalışıyoruz. Bu küresel

bilgi ve tecrübemizi Türkiye’ye

aktarmak için elimizden geleni

yapıyoruz. Bilimin öncü gücüyle

çalışmalarımızı sürdürerek yaşama

değer katmayı, yenilikçi tedavilerimizi

en kısa sürede ülkemizde

de hizmete sunarak, Türk hastalarının

da ürünlerimizden faydalanmasını

hedefliyoruz. Ar-Ge’nin

temel parçası olarak nitelendirebileceğimiz

klinik çalışmaların

sayısının ülkemizde hızla artırılması

gerektiğine inanıyoruz. Son

beş yılda iki katına çıkan toplam

klinik çalışma sayımız ve 45 milyon

TL’yi geçen yatırımlarımızla,

AstraZeneca Türkiye olarak Ar-Ge

çalışmalarına önderlik etmeye

devam ediyoruz.

Amacımız; hastaların hayatına

daha fazla değer katmak

AstraZeneca’nın onkoloji alanındaki

gelecek hedefleri nelerdir?

Yenilikçi tedavileriniz ve yeni

ürünleriniz hakkında bilgi verebilir

misiniz?

Yenilikçi seçeneklerle bilimsel

liderliğimizi ortaya koyduğumuz

kanser tedavisi alanında, sadece

kemoterapi uygulanabilen veya

hiçbir tedavi alternatifi olmayan

hastalıklarda çığır açan hastaya

98

Temmuz 2018


özel tedavilerimizle, ülkemizde

kanser hastalarının hayatına

daha fazla değer katabilmeyi

amaçlıyoruz. Meme ve prostat

kanseri alanında edindiğimiz

tecrübeyi akciğer, over, baş-boyun

ve pankreas kanseri tedavilerini

içeren portföyümüzle tamamlayarak,

bilimsel liderliğimizi daha

da ileriye taşımayı hedefliyoruz.

Onkoloji ürünlerimizi genel olarak

dört ana grupta sınıflandırıyoruz:

• Hedefe yönelik tedaviler ve

direnç mekanizmaları

• DNA tamir yolağına etkili ajanlar

• İmmuno-onkolojik tedavi ajanları

• Silahlandırılmış Antikorlar / Antikor-İlaç

Konjugatları

AstraZeneca uzun yıllardır meme

kanseri alanında uzmanlaşmış ve

hasta hayatına değer katan bir firma

olarak biliniyor. Alanında öncü

tedavi çözümleri sunan meme

kanserinde Faslodex ve meme ve

prostat kanserinde Zoladex isimli

ürünlerimiz ile hem global çapta

hem de Türkiye’de en çok tercih

edilen hormonal terapiler arasında

yer alıyoruz.

Son olarak küçük hücreli dışı

akciğer kanseri tedavisinde çığır

açan bir ürünümüzü, Türkiye’de

sağlığın hizmetine sunduk. Survi

oranlarının çok düşük olduğu ileri

evre akciğer kanserinde hastalar

için kazanılacak her bir “an” çok

değerli. Biz de AstraZeneca olarak,

akciğer kanserinin her aşamasında

karşılanmamış ihtiyaçlara yönelik

araştırmaları önceliklendiriyor

ve hastalarımıza sevdikleriyle

geçirecekleri daha fazla zaman

sağlayamaya çalışıyoruz. Bugüne

kadar 1. ve 2. Kuşak TKI kullanımı

sonrası gelişen tedaviye direnç için

yeterli bir tedavi seçeneği yokken

Tagrisso, bu evredeki T790M pozitif

akciğer kanseri hastaları için bir

dönüşüm başlatma potansiyeli

taşıyor. Iressa ve Tagrisso ile;

EGFR mutasyonu pozitif lokal ileri

veya metastatik akciğer kanseri

için tanı konulduğu andan itibaren,

hastalığın tüm seyrinde hem

hastalarımızın hem de hekimlerimizin

yanında bulunabileceğiz.

Halen yürütülen klinik çalışmalar

hakkında bilgi verebilir misiniz?

Tüm dünyada olduğu üzere ülkemizde

de, Ar-Ge’nin temel parçası

olarak nitelendirebileceğimiz

klinik çalışmaların sayısının hızla

artırılması gerektiğine inanıyoruz.

Bu alanda, AstraZeneca Türkiye

olarak son beş yılda iki katına

çıkan toplam klinik çalışma

sayımız ve son beş yılda 45 milyon

TL’yi geçen yatırımlarımızla, Ar-Ge

çalışmalarına önderlik etmeye

devam ediyoruz. Sayısı her geçen

yıl artan klinik çalışmalarımız ve

bu alanda sadece 2017’de yaklaşık

11 milyon TL yatırımımız ile Türk

tıbbına ve bilime destek vermeye

devam edeceğiz.

Ülkemizde sayısı giderek artan

klinik çalışmaların, Faz II ve III

çalışmalara ek olarak, uygulama

açısından en zor ve detaylı klinik

faz olan Faz I çalışmaları ile de

desteklenmesi ve klinik çalışmalardaki

süreçlerin kalitesinin

arttırılarak güncel yönetmeliklerle

standardize edilmesi, Türkiye’nin

dünya genelinde önemli bir klinik

çalışma merkezi olma yolunda

atılacak önemli adımlardır.

AstraZeneca Türkiye olarak bizler

de, ülkemizdeki kanser hastaları

ve hekimlerimizin hayatlarına 11

klinik çalışma ile katkıda bulunuyoruz.

Bu klinik çalışmalarımız

ağırlıklı olarak akciğer kanseri,

meme kanseri ve immuno onkoloji

alanlarında yer alıyor.

Temmuz 2018 99


Santa Farma Türk ilacını

40’tan fazla ülkeye götürecek

2017’de satışlarını yüzde 85 oranında artıran Santa Farma, 20 yeni iş ortağıyla

Afrika, Asya, Balkanlar, Rusya, Güney Amerika ve Uzak Doğu pazarlarında

büyümeyi hedefliyor.

Santa Farma Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Erol Kiresepi

Türkiye’nin en köklü ve güçlü

yerli ilaç firmaları arasında

yer alan Santa Farma,

Türk ilaç sektörünün ihracata

dayalı büyüme vizyonuna ihracat

pazarlarını genişleten stratejileriyle

önemli katkılarda bulunuyor. Yaptığı

Ar-Ge ve üretim yatırımlarının meyvelerini

2017’de toplamaya başlayan

Santa Farma, geride kalan yılda

yeni pazarlar ve lansman ürünleriyle

satışlarını yüzde 85 oranında

artırdı.

İhracat alanında kendisini yeni

pazarlara taşıyan iş ortağı sayısını

da hızla artıran Santa Farma, 2018

sonu itibarıyla ürünlerini Afrika’dan

Asya’ya, Balkanlar’dan Rusya’ya,

Güney Amerika’dan Uzak Doğu’ya

kadar 40’ın üzerinde ülke ve bölgeye

satmayı hedefliyor. Şirketin,

80’inci yaşını kutlayacağı 2024 yılı

için belirlediği hedefse Türk ilaç şirketleri

arasında ihracat şampiyonu

olmak.

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan

Santa Farma Yönetim Kurulu

Başkanı ve CEO’su Erol Kiresepi

şunları söyledi: “Bir yandan Ar-Ge

becerilerimizle ürün kalitemizi

günden güne artırırken diğer yandan

da kurduğumuz yeni iş ortaklıklarıyla

yeni pazarlara açılıyoruz.

Yılın ilk altı ayında iki yeni iş

ortağıyla sözleşme imzaladık ve yıl

sonuna kadar beş yeni iş ortağıyla

sözleşme imzalamayı, nihayetinde

iş ortağı sayımızı 20’nin üzerine

çıkarmayı hedefliyoruz. Ailemiz

de hedeflerimiz gibi büyüyor. 2017

yılında 200’ün üzerinde çalışanı

aramıza katarak 990 kişiyle faaliyet

gösteriyoruz. 2018 yılı içerisinde

100 kişiyi daha istihdam etmeyi

planlıyoruz.”

100

Temmuz 2018


Santa Farma now offers Turkish medicine to

more than 40 countries

Santa Farma, one of Turkey’s local companies, targets to sell its products to

over 40 countries in different regions by the end of 2018.

As one of Turkey’s

pharmaceutical firms

that has a long-standing

background, Santa Farma has

started to reap the fruits of its R&D

projects and production investment

in 2017 and increased its sales

by 85 percent with entering new

markets and launching products.

Rapidly increasing the number of

its business partners expanding

to new export markets, Santa

Farma aims to sell its products

to more than 40 countries in

various regions from Africa, Asia,

the Balkans and Russia, to South

America and to the Far East by the

end of 2018. The company targets

to be the export champion of all

Turkish pharmaceutical companies

in the year of 2024, the date which

is also its 80th birthday.

Erol Kiresepi, Santa Farma

Chairman of the Executive Board

and CEO, said: “Our family is

expanding just like our targets.

We have added more than 200

employees in our family in 2017

and now we are a family of 990. We

plan to employ 100 more in 2018.”

Temmuz 2018 101


Events

İstanbul Aile Hekimliği Derneği’nden

sıcak hava uyarısı

İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Eğitim ve Bilim Komisyonu Üyesi Uzm. Dr. S.

Handan Karahan Saper, Hipertansiyon ve Kalp hastalığı olanların hekim tarafından tam

tersi önerilmediği sürece, bol su tüketmelerinin faydalı olacağını söyledi.

ayran, meyve suyu gibi içecekler

tüketilmesi daha sağlıklı olacaktır.”

dedi.

Uzm. Dr. Saper, sıcak

havaların herkesi etkilediğini,

ancak özellikle nemin

artmasıyla hipertansiyon ve kalp

hastalığı olanlar için tehlikenin

daha büyük olduğunu söyledi.

Kilosu fazla olan daha çok su

tüketmeli!

Güneş ışınlarının dik olduğu 10.00

ile 16.00 saatleri arasında dışarı

çıkan hipertansiyon ve kalp hastalığı

olanların mutlaka koruyucu

bir şapka ve güneş gözlüğü ile

cilt rengine uygun güneş kremi

kullanmasının, açık renkli, pamuklu

kumaştan üretilmiş kıyafetler

giymesinin uygun olacağını belirten

Uzm. Dr. Saper, “Hipertansiyon ve

kalp hastalığı olanların, öncelikle

hekim tarafından tam tersi öneri

olmadığı sürece, bol su tüketmesi

hem vücut ısısının normal

aralıkta tutulması hem de yüksek

sıcaklıkta meydana gelebilecek

güneş çarpması gibi rahatsızlıkları

önlemede faydalı olacaktır. 70-80

kilogram ağırlığında bir insanın

günlük ortalama su ihtiyacı 2,5-

3 litredir, dolayısıyla daha kilolu

olanların su ihtiyacı daha fazla

olabileceğinden öncelikle bir

hekime danışarak daha fazla

su tüketmesi uygun olacaktır.

Çay, kahve, alkol vücut ısısını

artırarak terlemeye ve su kaybına

neden olabileceği için yerine su,

Tuzlu yiyecekler dikkatli

tüketilmeli

Uzm. Dr. Saper, bu hastaların

fazla tuz tüketiminden kaçınması

gerektiğini de vurgulayarak, “Bu

hastalığı olanların günlük tuz

tüketiminin 1 çay kaşığından biraz

daha az olması hem böbrekleri

korumak hem de tansiyonu dengede

tutmak için önemlidir. Peynir, zeytin

gibi tuz oranı yüksek yiyeceklerin

mümkünse tuzsuz olanları tercih

edilmelidir. Hekim tarafından

aksi öneride bulunulmadığı

sürece günlük vitamin ve mineral

kayıplarının önlenmesi için 5-7

porsiyon taze sebze ve meyve

tüketilmelidir.” diye konuştu.

Kalp veya hipertansiyon hastalığı

olanların spor yapmak için özellikle

akşam saatlerini tercih etmesi

ve çok ağır fiziksel aktiviteden

kaçınması gerektiğini belirten

Uzm. Dr. Saper, vücut ısısının

gün içerisinde aşırı yükselmesini

önlemek amacıyla sık sık duş

alınmasının önemine değindi. Uzm.

Dr. Saper ayrıca, uzun süre güneş

altında beklemiş otomobiller, kapalı

havasız alanlar gibi aşırı sıcak

ortamlardan kaçınılması gerektiğini

dile getirerek, bu hastaların sadece

sıcak yaz günlerinde değil, diğer

mevsimlerde de hekim kontrolüyle

uygun kalp ve hipertansiyon ilaçlarını

düzenli kullanmasının önemli

olduğunu kaydetti.

104 Temmuz 2018


Events

PROJE ADI: 8.Ulusal Akciğer Kanseri Kongresi

TARİH: 4-7 Ekim 2018

YER: Hilton Bodrum, Türkbükü

WEB ADRESİ: www.ulusalakciger2018.org

PROJE ADI: 20. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi

TARİH: 10 – 14 Ekim 2018

YER: Sueno Deluxe Otel & Kongre Merkezi Belek,

Antalya

WEB ADRESİ: http://ichastaliklari.org

PROJE ADI: Breastanbul 2018- International İstanbul

Breast Cancer Conference

TARİH: 11- 13 Ekim 2018

YER: Wyndham Grand Hotel, Levent - İstanbul

WEB ADRESİ: http://www.breastanbul.org

PROJE ADI: Türk Kalp ve Damar

Cerrahisi Derneği 15. Kongresi

TARİH: 26-29 Ekim 2018

YER: Titanic Deluxe Otel Belek, Antalya

WEB ADRESİ: http://www.tkdcd2018.org/

PROJE ADI: 1. Uluslararası Uygulamalı

Davranış Analizi Konferansı

TARİH: 22-23 Eylül 2018

YER: Haliç Kongre Merkezi-İstanbul

WEB ADRESİ: http://abakonferans.org/

PROJE ADI: 19. Ulusal Romatoloji Kongresi

TARİH: 26-30 Eylül 2018

YER: Hilton Otel, Bodrum

WEB ADRESİ: http://www.romatoloji2018.org

PROJE ADI: 7. Dermatoimmünoloji ve Allerji Güz Okulu

TARİH: 26-29 Eylül 2018

YER: Kefaluka Otel, Bodrum

WEB ADRESİ: www.guzdermatoimmunoloji.org

PROJE ADI: 35. Ulusal Nefroloji, Hipertansiyon, Diyaliz

ve Transplantasyon Kongresi & 28. Ulusal Böbrek

Hastalıkları, Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği

Kongresi

TARİH: 3-7 Ekim 2018

YER: Titanic Deluxe Hotel&Kongre

Merkezi Belek, Antalya

WEB ADRESİ: http://www.nefroloji2018.org

PROJE ADI: XVI. Balkan Congress of Radiology

TARİH: 4-6 Ekim 2018

YER: Pine Bay Otel, Kuşadası

WEB ADRESİ: www.bcr2018.org

PROJE ADI: 44. Ulusal Hematoloji Kongresi

TARİH: 31 Ekim-4 Kasım 2018

YER: Titanic Deluxe Hotel&Kongre Merkezi Belek,

Antalya

WEB ADRESİ: www.thd.org.tr

PROJE ADI: 39. Ulusal Radyoloji Kongresi

(TÜRKRAD2018)

TARİH: 6-11 Kasım 2018

YER: Sungate Otel, Kemer-Antalya

WEB ADRESİ: www.turkrad2018.com

PROJE ADI: TSRM 2018 - Ulusal Üreme Sağlığı ve

İnfertilite Kongresi

TARİH: 8-11 Kasım 2018

YER: Titanic Deluxe Otel, Belek - Antalya

WEB ADRESİ: http://tsrm2018.org/

PROJE ADI: 14. Ulusal Onkolojik Araştırmalar Çalıştayı

TARİH: 14-18 Kasım 2018

YER: Titanic Lara Otel, Antalya

WEB ADRESİ: www.tog2018.org

PROJE ADI: 8th International Gastrointestinal

Cancer Conference

TARİH: 14-16 Aralık 2018

YER: Conrad Hotel, İstanbul

WEB ADRESİ: www.igicc2018.org

Temmuz 2018

105


Events

Alcon, 2018 Dünya Oftalmoloji Kongresi’nde…

İspanya’nın Barselona şehrinde gerçekleştirilen 2018 Dünya Oftalmoloji

Kongresi’ne Novartis Grubu şirketlerinden Alcon, kapsamlı eğitim ve bilimsel

programı ile yer aldı.

Kongrede, göz sağlığında

dünya lideri Alcon tarafından

gerçekleştirilen

sunumlarda, katarakt, glokom,

refraktif ve retinal cerrahi

tedavileri ve kuru gözde en son

teknolojik yenilikler vurgulanarak

Alcon’un AcrySof ® IQ PanOptix

® trifokal (üç odaklı) lensini

destekleyen yeni bir klinik çalışma

da sunuldu.

Alcon Avrupa, Ortadoğu ve Afrika

Bölgesi Başkanı Ian Bell kongrede

konuyla ilgili; “Alcon olarak bu

kongrede sunduğumuz yenilikler

ile dünya çapında milyonlarca

hastanın günlük yaşamlarını

iyileştirmeye yardımcı olma

sözümüzü yerine getirmekten

gurur duyuyoruz. Lider klinik ve

eğitim programlarımız, dünyanın

en iyi göz hekimlerine, gözle ilgili

tüm konulardaki, en son cerrahi

seçenekleri öğrenme fırsatı

sunuyor” dedi.

Son teknolojiye sahip Barselona

Alcon Experience Center, Alcon’un

göz sağlığında eğitime verdiği

önemi yansıtıyor

• Alcon Experience Center’da

hasta sonuçlarının optimize

106

Temmuz 2018


Events

edilmesine yardımcı olmak için,

her yıl 1.600’den fazla göz doktoru,

optometrist, hemşire, asistan ve

Alcon çalışanının eğitilmesi hedefleniyor.

• Alcon Experience Center, tüm

terapötik alanlarda tıp dernekleri,

oftalmoloji kuruluşları ve kliniklerle

iş birliği içinde geliştirilen eğitim

programları ile öne çıkıyor.

• Alcon Experience Center, Alcon’un

pazar lideri ürün ve ekipmanları

ile sanal gerçeklik ve

gelişmiş simülatörler gibi yenilikçi

eğitim kanallarından oluşan portföyünü

yansıtıyor.

Göz sağlığında dünya lideri ve Novartis

Grubu şirketlerinden Alcon,

İspanya’nın Barselona kentinde

bulunan Alcon Experience Center’da

(AEC) 2017 Haziran ayındaki

açılışından bugüne kadar düzenlediği

31 kurs ile 753 göz sağlığı

uzmanına eğitim verdi. Avrupa’da

türünün ilk örneği olan, göz sağlığı

eğitimi tesisi Alcon Experience

Center; göz doktorları, optometristler,

hemşireler ve asistanlar için

dinamik ve kişiye özel tıbbi eğitim

programlarının yanı sıra, Alcon

çalışanları için de eğitim sunuyor.

Alcon Avrupa, Ortadoğu, Afrika

Bölge Başkanı Ian Bell AEC

hakkında şunları söyledi; “Göz

sağlığı uzmanlarına verilen, göz

sağlığı eğitimini benzersiz bir

uygulama ortamında, ilgi çekici

bir yaklaşımla sunan Avrupa’daki

ilk merkez olan AEC’de elde

ettiğimiz başarıdan gurur duyuyoruz.

Barselona AEC, insanların

daha iyi görmelerine yardımcı olma

konusundaki misyonumuzu daha

da ileriye götürüyor ve böylece

yeni nesil göz doktorları ve optometristlerin

yetişmesine katkıda

bulunuyoruz. En son yeniliklere

erişimi güçlendirerek, milyonlarca

hastanın yararına göz sağlığının

geleceğini şekillendirmeye

yardımcı olmak mutluluk verici,

Alcon bu yaklaşımı 70 yılı aşkın

zamandır sürdürüyor.”

Barselona AEC, Alcon’un bilim ve

inovasyonu teşvik etmeye yönelik

yaklaşımı doğrultusunda bu konuya

verdiği önemi ve gerçekleştirdiği

yatırımların göstergesidir. Sanal

gerçeklik ve gelişmiş simülatörler

gibi uygulamalı ve yenilikçi eğitimlerin

olduğu kapsamlı tüm programlar;

katarakt, refraktif, retina

ve glokom gibi tüm terapötik alanlarda

faaliyet gösteren medikal

dernekleri, oftalmoloji kuruluşları

ve akademik kurumlarla iş birliği

içinde geliştiriliyor. Eğitimler ayrıca

klinik araştırmaları da içeriyor.

İspanya’da Madrid Alcala Üniversitesi

Oftalmoloji Birimi Başkanı

ve Barselona Merkezi’nde öğretim

üyesi Prof. Dr. Miguel Angel Teus

konuyla ilgili açıklamasında; “Göz

hastalıklarının tedavisinde hala

önemli derecede karşılanmamış

ihtiyaçlar bulunuyor. Örneğin,

katarakt hastalarının yüzde 15’ten

daha azı katarakt cerrahisi sırasında

astigmatın düzeltilmesi için

tedavi seçenekleri olduğunu biliyor.

*1 Barselona AEC kişiselleştirilmiş

kurslarıyla akademik çevre

ile sektör arasında benzersiz

bir iş birliğini temsil ediyor, yeni

teknikler öğretmek için gerekli

kaynakları sağlıyor ve uygulamalarında

mükemmeliyet arayışında

olan sağlık uzmanlarına yardımcı

oluyor” dedi.

108

Temmuz 2018


Events

Amerika’da, Turkish Journal of

Gastroenterology (TJG) fırtınası

Amerika’da düzenlenen Digestive Disease Week (DDW)’te Türk Gastroenteroloji

Derneği’nin bilimsel yayını Turkish Journal of Gastroenterology (TJG) fırtınası

esti. Lancet, Nature ve Gastroenterology and Hepatology gibi

bilim dünyasına yön veren önemli uluslararası dergilerin de bulunduğu

kongrede, TJG standı yoğun ilgi gördü.

en önemli uluslararası toplantılardan

biri olan Digestive Disease

Week (DDW)’de açtığımız standda

uluslararası araştırmacılar ve

okuyucularımızla buluşma fırsatı

yakaladık. Yoğun ilgi gören

standımız dünyanın farklı ülkelerinden

araştırmacılar tarafından

ziyaret edilerek editörlerimizle

birebir iletişim kurmaları sağlandı.

2017 yılında katıldığımız United

European Gastroenterology’den

sonra DDW gibi üst düzey bir

kongrede daha TJG ile karşılaşan

yabancı meslektaşlarımız ve akademisyenler,

dergimizin editörleri

ile bizzat görüşerek dergi ve

makalelerle ilgili bilgiler aldılar.

Dergimiz, Ekim 2018’de yapılacak

olan United European Gastroenterology’den

Week’te de bu sene de

yerini alacak. Ülkemiz Gastroenteroloji

bilimini ve güzide dergimizi

uluslararası bilimsel platformlarda

temsil etmeye önümüzdeki dönemlerde

de devam edeceğiz” dedi.

Türk Gastroenteroloji Derneği

Başkanı Prof. Dr. Serhat

Bor; kongre ile ilgili şunları

söyledi:

“Türk Gastroenteroloji Derneği’nin

bilimsel yayın organı olan Turkish

Journal of Gastroenterology

(TJG), Gastroenteroloji ve Hepatoloji

alanında yüksek bilimsel

nitelikli makaleler yayınlamakta

ve tüm dünya tarafından kabul

gören iki önemli veri tabanı olan

PubMed/MEDLINE ve SCI Expanded

tarafından dizinlenmektedir.

Washington, DC’de yapılan ve

Gastroenteroloji alanında yapılan

110

Temmuz 2018

More magazines by this user
Similar magazines