Medikal Teknik September 2018

istmagmagazin

Medikal Teknik September 2018

Sığır kalp zarından gelen şifa!

Stratejik Teşvik Belgesi

umutlandırdı

Delta Medikal’den

Güç ve Enerji

Performansı

çözümleri

İnsanlığa hizmet

ödüllendirilecek

2019 Dünya Gastroenteroloji

Kongresi, İstanbul’da!


İMTİYAZ SAHİBİ

İstmag Magazin Gazetecilik İç ve

Diş Tic. Ltd. Şti. adına

H. FERRUH IŞIK

GENEL MÜDÜR

MEHMET SÖZTUTAN

mehmet.soztutan@img.com.tr

YAYIN EDİTÖRÜ

Yüksel Ekinci

yuksel.ekinci@img.com.tr

Prof. Dr. İsmail KAYA

ismail.kaya@gmail.com

Doç. Dr. Mehmet Ali ÖZBUDUN

ozbudun@gmail.com

REKLAM KOORDİNATÖRÜ

RECEP ARSLANTAŞ

recep.arslantas@img.com.tr

SORUMLU MÜDÜR

CÜNEYT AKTÜRK

cuneyt.akturk@img.com.tr

GRAFİK & BASKI

SORUMLUSU

TAYFUN AYDIN

tayfun.aydin@img.com.tr

GRAFİK TASARIM

SAMİ AKTAŞ

sami.aktas@img.com.tr

FOREIGN RELATIONS

İSMAİL ÇAKIR

ismail.cakir@img.com.tr

FİNANS MÜDÜRÜ

MUSTAFA AKTAŞ

muhasebe@img.com.tr

MUHASEBE MÜDÜRÜ

Zekai Turasan

zturasan@img.com.tr

ABONE

Nurten Demİr

nurten.demir@img.com.tr

BURSA BÖLGE

ÖMER FARUK GÖRÜN

fgorun@ihlas.net.tr

Buttim Plaza D Blok Kat: 4 No:1267 BURSA

Tel:+90 224 211 44 50 / Fax: 224 211 4481

Printing

CTP • BASKI

İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.

Merkez Mah. 29 Ekim Cad.

İhlas Plaza

No: 11 A/41

Yenibosna - Bahçelievler / İSTANBUL

+212 454 30 00

ADRES

Evren Mah. Bahar Cad.

Polat İş Merkezi B-Blok - No:1 Kat:4

Güneşli - Bağcılar - İstanbul

Tel.:+90.212 604 50 50

Faks:+90.212 604 50 51

www.medikalteknik.com.tr

e-mail: info@medikalteknik.com.tr

İMG - Medikal Teknik dergisinde

yer alan makalelerdeki fikirler

yazarlarına aittir.

Yayınlanan ilanların sorumluluğu reklam

verene aittir. İMG - Medikal Teknik dergisinin

bütün yayın hakları İstmag Magazin Gazetecilik

İç Ve Dış Tic. Ltd. Şti.’ne aittir. Yazılar kaynak

gösterilmeden yayınlanamaz.


Editör

Parlak bir gelecek...

A bright future...

Son zamanlarda piyasaların sağlığı iyice bozuldu.

Yatırımlarda daralmalar bir yana normal ticaret akışı

bile dengesini epeyce kaybetti. Üstüne üstlük döviz

kurundaki kabul edilemez artış ve nihayet makro

ekonomik göstergelerde bir önceki döneme oranla

negatife dönen sıkıntılar...

Sağlık olsun! Her şeyin başı sağlık...

Biz her şeye rağmen hız kesmedik. Büyük bir heyecan

ile dergimizi hazırladık. Zengin bir içerik, kaliteli

bir dağıtım organize ettik. Önümüzdeki dönemden

çok daha umutluyuz. Sektörün de ekonomimizin de

önü mutlaka açılacaktır zira su sıkıştırılamaz. Baskı

altına alınan yay serbest bırakılınca daha da fazla

açılacaktır. Türkiye gibi büyük bir ülkenin ve güçlü

bir ekonominin böyle kısa dönemli dalgalanmalar

ile uzun süre etkilenmesi mümkün değil. Çok daha

sağlıklı ekonomilerde buluşmak üzere hoşça kalın.

The health of the markets has gone to a decline

in recent times. Set aside the stagnancy in investments

the normal trade flow has also lost its balance.

In addition, the unacceptable hikes in currency

rates and finally the negative scenes in macro

economic indicators all hit the market…

Health comes first!

Despite all these we have never decelerated. We

prepared the magazine with a big enthusiasm.

We have organized a rich content and a quality

distribution. We are more hopeful for the next

period. The way of the sector as well as the economy

will be cleared soon because water cannot be

squeezed. The pressed spring will open more when

it is released. It is not possible for a big economy of

e powerful country such as Turkey to be influenced

for a long time because of such short-termed fluctuations.

We hope to meet at healthier economies…


Technology

Philips’ten

çığır açan MRI

teknolojisi

Philips, Manyetik

Rezonans Görüntüleme

sistemlerinin

helyumsuz*

çalışmasına imkân

veren çığır açan

teknolojisi, BlueSeal

mühürlü magneti

geliştirdi [1] .

Manyetik Rezonans Görüntüleme,

dünyanın her yerinde radyoloji

bölümlerinin günlük operasyonlarının

çekirdeğini oluşturuyor

ve çok çeşitli durumlarda hasta

tanılarında klinisyenleri destekliyor.

Bu tanısal kaynağın verimliliğindeki

iyileşmeler, sağlık

sektörünün daha düşük maliyetlerle,

daha hızlı şekilde, daha fazla

hastaya hizmet vermesinde önemli

bir etki oluşturuyor.

Philips MR Global Lideri, Arjen

Radder, “Manyetik Rezonans

Görüntüleme, teşhis ve terapi

kılavuzluğu konusunda ender

kabiliyetlere sahip. Ancak helyum

gerekliliği ve kurulum alanı

açısından hastanelere önemli

operasyonel yükler getiriyor” diyor

ve sözlerine şöyle devam ediyor:

“Philips’in yeni çığır açan teknolojisi

BlueSeal, magneti soğutmak

için gerekli likit helyum miktarını

inanılmaz ölçülerde (mevcut kullanımın

binde 5’ine) azaltıyor. Bu

sayede, hastanelere daha küçük ve

daha esnek kurulum alanı imkânı

sağlayarak kesinti meydana

gelirse normal operasyonlara daha

hızlı geri dönüş de dâhil olmak

üzere önemli operasyonel faydalar

sunuyor”.

8

Eylül 2018


Technology

Operasyon sırasında soğutma için

yaklaşık 1.500 litre sıvı helyum

gerektiren normal magnet teknolojisinin

tersine, Philips BlueSeal

magnet, soğutma için yok sayılabilecek

kadar az miktarda -yaklaşık

7 litre- sıvı helyum gerektiren yeni

ve yüksek verimli bir mikro soğutma

teknolojisi kullanıyor. Bu sınırlı

miktarda likit helyum, üretim

sırasında magnete yerleştiriliyor

ve daha sonra magnet tamamen

mühürleniyor. Böylece özel soğutucu

sistemi, magnetin kalan ömrü

boyunca kapatılıyor. Sonuç olarak,

ne manyetik alan kaybı dolayısıyla

anlık, ne de zamanla yavaş yavaş

olmak üzere hiçbir helyum kaçağı

oluşmuyor. Bu, helyum sorunlarından

kaynaklanabilecek MR

hizmetlerindeki uzun süreli kesintileri

azaltırken magnetin ömrü

boyunca sıvı helyum ile yeniden

doldurulması gerekliliğini ortadan

kaldırıyor.

Aynı zamanda geri kalan helyum

için bir havalandırma borusuna

ihtiyaç duymayan normal magnetlerden

daha hafif olan BlueSeal,

inşaat maliyetlerini önemli ölçüde

azaltırken daha kolay yerleştirme

ve daha az zemin adaptasyonu

gerektiriyor.

Philips BlueSeal, bir dizi benzersiz

hizmet işlevini desteklemek üzere

yapay zekâ tarafından yönetilen

ilk magnet olarak dikkat çekiyor.

Philips’in öngörülmüş EasySwitch

servisleriyle bir madde, magnet

boşluğuna çekilirse, BlueSeal’ın

manyetik alanı kolayca kapatılabiliyor.

Sorun çözüldükten sonra, bir

kurum içi teknisyen veya Philips

teknisyeni, magneti tekrar kullanıma

getirmek için otomatik artış

başlatabiliyor ve bu süreç işletim

kesinti süresini en aza indiriyor.

BlueSeal ile magnet bobinleri

helyum haznesi yerine bir vakumda

bulunur ve magnet bobinlerine

termal olarak bağlanan soğutma

tüpleri ile soğutulur. Helyum

sirkülasyonu yerçekimi ile sağlanır

ve soğuk kafa (cold-head) tarafından

soğutulur. Soğuk helyum gazı

sıcak helyum gazından daha yoğun

ve daha ağırdır. Bu nedenle soğuk

gaz aşağıya doğru çöker ve süper

iletken bobin bölümü boyunca

soğutma borularına doğru hareket

eder. Bobinden ısı alırken helyum

gazı ısınır, genişler ve daha hafif

olur. Sonuç olarak, helyum gazı yukarı

yükselir ve soğutulduğu soğuk

kafa (cold-head) ile temas eder.

İşlem daha sonra kendini tekrar

eder

BlueSeal’ın gelişimi, Philips’in

MRI portföyündeki tam dijital MRI

sistemleri, sağlık bilişim sistemleri

ve müşterilerin ‘tek seferde doğru

görüntüleme’, geliştirilmiş teşhis

yetenekleri ve geliştirilmiş verimlilik

ihtiyaçlarını destekleyen entegre

çözümler için bir dizi bakım

ve yaşam döngüsü hizmetlerini de

içeren son yenilikleri arasında yer

alıyor.

Philips’in hâlihazırda kullanımda

olan Ingenia MRI sistemleri,

aşağıdaki yenilikler ile iş akışını

hızlandırmaya yardımcı olurken

klinisyenlerin hastaya daha fazla

odaklanmasına imkân sağlıyor:

• Philips Compressed SENSE, tetkik

sürelerini yüzde 50’ye kadar

azaltan gelişmiş bir hızlandırma

uygulaması [1] .

• Philips VitalEye, hastanın fizyolojisini

ve nefes hareketini algılamak

için eşsiz bir yaklaşım. VitalEye

teknolojisi ve algoritmaları, daha

az deneyimli operatörler için bile

bir dakikadan daha kısa bir sürede

rutin tetkik hazırlığına imkân

sağlayan solunum sinyallerini akıllı

bir şekilde yakalıyor [2].

• Philips Ambient Experience ve

in-bore Connect çözümü, hastaları

rahatlatmak, MR tetkikleri boyunca

onlara rehberlik etmek ve hasta

deneyimini daha da iyileştirmek

için etkileyici bir görsel-işitsel

deneyim sunuyor. Örneğin,

Danimarka’daki Herlev Gentofte

Üniversitesi Hastanesi, tekrarlayan

tetkik sayısını yüzde 70’e kadar

azaltmayı başardı [3], bu da radyologların

günde daha fazla hastaya

bakmasına imkân sunuyor. [4]

[1] Compressed SENSE teknolojisinin

kullanıldığı ve Compressed

SENSE olmayan Philips tetkiklerine

kıyasla…

[2] Kurum içi testlere dayanarak…

[3] Örnek olaylardan elde edilen

sonuçlar diğer durumlardaki

sonuçların öngörüsü değildir.

Diğer durumlarda sonuçlar değişebilir.

[4] Ambient Experience ve In-bore

Connect olmak üzere diğer beş

Philips MR tarayıcının ortalamasıyla

karşılaştırıldı. Olgu çalışmalarından

elde edilen sonuçlar

diğer çalışmalardaki sonuçların

öngörüsü değildir. Diğer durumlarda

sonuçlar değişebilir.

*Magnet içerisinde mühürlü 7L

Helyum bulunmaktadır. Magnetin

mühürlü olması dolayısıyla cihaz

kullanımı boyunca magnete herhangi

bir Helyum girişi veya çıkışı

bulunmamaktadır.

Eylül 2018 9


Article

“Biyoinformatik alanında çalışacak

bilim insanlarına ihtiyaç var”

Yeditepe Üniversitesi Genetik ve Biyomühendislik

Bölüm Başkanı Prof. Dr.

Fikrettin Şahin, genom projeleri, DNA

programcılığı, enzim teknolojileri, kişiye

özel ilaçlar ve daha birçokları ilgili

bilgi verdi. Genetik ve biyomühendisliğin

uygulama alanlarının dört bölüme

ayrıldığını ifade eden Prof. Dr. Fikrettin

Şahin, “Kırmızı Biyoteknoloji”nin sağlık;

“Yeşil Biyoteknoloji”nin tarım;

“Mavi Biyoteknoloji”nin deniz ve

su; “Beyaz Biyoteknoloji”nin ise

endüstri alanındaki uygulamaları ifade

ettiğini vurguladı.

Antibiyotik Direncine Çözüm

Mavi biyoteknoloji alanında; hızla büyüyen,

hastalıklara dayanıklı, kaliteli eti olan balıklar ve

deniz ürünleri üretilebildiğine işaret eden Prof.

Dr. Fikrettin Şahin sözlerini şöyle sürdürdü:

“Denizlerde ve aynı zamanda derin su kaynaklarında

bulunan yeni canlılar, yeni mikroorganizmalardan,

alternatif yeni antibiyotik geliştirilmesi

ile ilgili çalışmalar yapılıyor. Antibiyotik

direncinden dolayı var olan antibiyotikler kullanılamaz

olursa, elde edilen bu yeni nesil

antibiyotikler gelecekte insanoğlunun hayatına

girebilir.”

İlaçlar da Biyoteknolojik Olacak

Kırmızı biyoteknolojide rejeneratif tıp alanında,

kök hücrelerden elde edilen moleküller olduğunu

ifade eden Prof. Dr. Fikrettin Şahin, sözlerini

şöyle sürdürdü:

“Bu özel moleküllerden çeşitli hastalıkların

10

Eylül 2018


Article

tedavisinde kullanılmak üzere

yeni formülasyonlar elde ediliyor.

Bu formülasyonların bazıları,

kullanmakta olduğumuz ilaçlara

alternatif biyotek ilaçlar olarak

hayatımıza girdi ve gelecekte

daha fazlasıyla girecek.

Yeni nesil ilaçlar, insanların

genetik yapısına göre verilecek

ilacın ve dozun belirlenmesine

olanak tanıyor. Böylece yan

etkiyi azaltırken veya ortadan

kaldırırken, etkinliğini arttırabiliyoruz.

Kişiye özel ilaçlar hayatımıza

girmeye başladı. Önümüzdeki

10 yıl içinde ise ilaç teknolojisinin

neredeyse tamamı biyoteknolojik

ilaçlara doğru kayabilir.”

Aşılar Daha Hızlı Geliştirilecek

Yeni nesil biyoteknolojik ilaçların

aşı geliştirme süreçlerini kısaltacağını

ve bunu önümüzdeki 5

yıl içinde göreceğimizi ifade eden

Şahin, “Nano medicine de ilaç teknolojisindeki

en önemli gelişmelerden

biridir. Çok daha düşük

dozlarda ve özel taşıyıcı sistemlerle

organa-hücreye gönderilen

özel ilaçlar dizayn edilebiliyor”

diye konuştu.

Telefonunuz Laboratuvarınız

Olabilir

Prof. Dr. Fikrettin Şahin, biyomedikal

cihazlarda yaşanan

gelişmeler sayesinde, büyük laboratuvarlara

gerek duyulmadan,

kişisel çantalarda veya kol

saatinde büyük bir laboratuvar

taşıyabileceğimizi anlattı. Şahin,

“Telefonumuz bir gün diagnostik

(tanılama) laboratuvarımız olabilir”

dedi.

Dünyanın hızlı bir şekilde genom

projeleri üzerinde çalıştığını

ve Türkiye’nin genom üzerinde

çalışan ülkelerden biri olduğunu

anımsatan Şahin, bu çalışmalar

sonucunda bugün belki tedavisi

mümkün görünmeyen birçok

hastalığın tedavisinin geliştirilebileceğine

işaret etti.

Bilgileri Analiz Edecek Bilim

İnsanlarına İhtiyacımız Var

Biyolojik bilginin bilgisayar

yardımı ile incelenmesi ve işlenmesi

olan “Biyoinformatik” alanında

çalışacak bilim insanlarına

çok ihtiyaç duyulduğuna dikkati

çeken Prof. Dr. Fikrettin Şahin,

“Türkiye’de de şu anda elde edilen

bilgilerin analiz edilmesinde

çalışan bilim insanlarında çok

ciddi eksiklik var ve arayışlarımız

devam ediyor” dedi.

Prof. Dr. Fikrettin Şahin, Yeşil

Biyoteknoloji yani tarımsal biyoteknoloji

alanında ise genetiği

değiştirilmiş mikroorganizmalarla

üretilen ürünlerin gelecekte

insan hayatına çok daha fazla

gireceği öngörüsünü paylaştı.

Kimyasal Deterjandan

Biyodeterjana

“Dünyada, günümüzde doğal

olan mikroorganizmalardan

enzim üretimi çok az. Tamamen

GDO’lardan üretilen enzimler

kullanılıyor” ifadelerini kullanan

Prof. Dr. Şahin, bu enzimlerin

tarımda, endüstride ve deterjan

sektöründe kullanıldığını vurguladı.

Şahin şunları kaydetti:

“Artık deterjan sektörü klasik

kimyasal teknolojiden, kimyasal

deterjandan biyodeterjana

dönüşüyor. Enzimler şu anda

katkı olarak kullanılıyor gelecekte

ise bu teknoloji tamamen enzime

dönebilir. Gelecekte tekstil

sanayisinin her alanında enzimler

kullanılmaya başlayacak. Enzim

bugünün çok önemli bir alanı ama

yarın daha sonraki yıllarda çok

daha fazla ihtiyaç duyacağımız

bir alan. O nedenle biz şu anda

Türkiye’de, üniversite olarak da

enzim üretimiyle ilgili pilot ölçekli

bir üretim birimi kurduk.”

Probiyotikler Hastalıkların

Tedavisinde Kullanılacak

Tarımsal biyoteknolojinin bir

diğer alanı olan probiyotiklerin

Prof. Dr. Fikrettin Şahin

hastalıkların tedavisinde önemli

bir yeri olduğunu ifade eden

Fikrettin Şahin, Yeditepe Üniversitesi’nin

bu alanda da yatırım

yaptığını vurguladı. Endüstriyel

biyoteknolojide ise en önemli

gelişmenin enzim teknolojisi

olduğuna işaret eden Prof. Dr.

Şahin, enerji, tekstil, yem, gıda ve

ilaç sektörünün ihtiyacı olan enzimlerin

artık büyük reaktörlerde

üretilebildiğini anlattı.

Eylül 2018 11


Article

Bebekler için ölümcül olan

“Rotavirüsü”ne karşı dikkatli olunmalı!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı, Neonatoloji (Yeni doğan) Uzmanı Doç.

Dr. Aydın Erdemir, Rotavirus Enfeksiyonu ve Aşısına dikkat çekti. Dr. Erdemir,

“Aşılama, şiddetli rotavirüs hastalığı sıklığı üzerinde önemli derecede etkisi

olabilecek tek kontrol yöntemidir” dedi.

Rotavirüs mikrobunun erken

çocukluk döneminde şiddetli gastroenteritin

en sık görülen sebebi

olduğunu belirten Dr. Erdemir,

“İshal, kusma, nadiren ateş ile

seyreder. Şiddetli su kaybına yol

açarak ölüme neden olabilmektedir.

Belirtiler virüs vücuda alındıktan

1-3 gün sonra ortaya çıkar.

Genelde kış aylarında görülmektedir.

Hastalık son derece bulaşıcıdır.

Bulaşma; virüs bulaşmış eşyalara

dokunma, ardından el ağız teması,

hapşırık aksırık ile etrafa yayılan

virüsün solunum ile alınması,

virüs bulaşmış yiyecek ve içeceklerin

alınması ile gerçekleşmektedir.

Sıklıkla okul-kreş gibi

toplu yaşanan yerler salgınlara

neden olmaktadır. Böyle salgınlardan

korunmak için el yıkama

çok önemlidir. Virüs dışkıda 15

güne kadar atılabilmektedir. İshal

ortalama 6-7 gün devam eder, dışkı

sık ve çok suludur. Bu belirtileri

olan çocuklarda tanı dışkı örneğinin

laboratuvarda incelenmesi ile

12

Eylül 2018


Article

konur. Çocuk yeniden rota virüse

maruz kaldığında yeniden hastalanabilmekte

ancak bulgular daha

hafif seyretmektedir. Anneden

geçen antikorların koruyuculuğu

nedeni ile anne sütü ile beslenen

bebekler daha az hasta olmaktadır”

dedi.

Tedavide ana hedef, sıvı kaybını

önlemek için ağızdan yeterli sıvı

alınmasını sağlamanın önemine

dikkat çeken Dr. Aydemir, “antibiyotik

kullanılmamalıdır. Eczanelerde

satılan bazı sıvı elektrolit

çözeltileri kullanılabilir. Tedavide

ishal durdurucu ilaçlar kesinlikle

kullanılmamalıdır. Yoğurt, pirinçli

yoğurt çorbaları, patates ve muz

gibi ishale uygun besin maddeleri,

bebeklerde anne sütü ve eğer gerek

görülürse özel ishal mamaları

verebilir. Su kaybı olan vukusan

hastalarda hastaneye yatırılarak

damardan sıvı desteği yapılabilmektedir.

Aşılama, şiddetli rotavirüs

hastalığı sıklığı üzerinde önemli

derecede etkisi olabilecek tek kontrol

yöntemidir.

Rotavirüs aşısının 1990’lı yıllarda

yan etki olarak invajinasyon (barsak

düğümlenmesi) yaptığı, fakat

bunun daha çok 8 aydan büyük

çocuklarda görüldüğü saptanmıştır.

Aşının en etkili olduğu ve

yan etkininden az olduğu dönemin

ilk 6 ay olduğu görülmüştür.

Bu dönemde yapılan aşıların barsak

düğümlenmesine yol açmadığı

kanıtlanmıştır. Rotavirüs aşısı rutin

olarak yapılan ülkelerde hastalığa

bağlı hastaneye yatışlar ve ölümler

ciddi oranda azalmıştır. Aşıya ideal

olarak 2. veya 3. ayda başlanmalıdır.

En geç 3.5aylıkken ilk dozun

yapılması önerilmektedir. Aşı ağız

yolu ile uygulanmaktadır. Aşıdan

sonra bebek hemen beslenebilir.

Diğer aşılarla birlikte yapılabilir.

Aşı uygulandıktan sonra bebek

kusarsa aşının tekrarlanmasına

gerek yoktur. İçeride kalan miktar

koruyuculuk için yeterlidir’ diye

konuştu.

İki çeşit aşı bulunuyor

Ülkemizde Rotarix ve Rotateq diye

2 çeşit aşı bulunduğunu söyleyen

Dr. Aydemir, şunları ekledi;

Rotarix 2 doz, Rotateq 3 doz olarak

uygulanmaktadır. 1 ay veya 2 ay

aralıklarla uygulanabilmektedirler.

Nadiren aşı sonrası bulantı, kusma,

burun akıntısı, öksürük, alerji

gibi yan etkiler görülebilmektedir.

Bağışıklık sisteminde doğuştan

veya sonradan bozukluk olan,

bağışıklık sistemini zayıflatan ilaç

kullanan, ya da bağışıklık sisteminde

problem olanlarla yakın

temasta olanların aşıyı yaptırmamaları,

öncesinde doktorları ile

görüşmeleri gerekmektedir.

Eylül 2018 13


Health

İSTAHED Kalp ve hipertansiyon hastalarını

uyarıyor: Bol su tüketin!

İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Eğitim ve Bilim Komisyonu Üyesi Uzm.

Dr. S. Handan Karahan Saper, Hipertansiyon ve Kalp hastalığı olanların hekim tarafından

tam tersi önerilmediği sürece, bol su tüketmelerinin faydalı olacağını söyledi.

Uzm. Dr. Saper, sıcak havaların

herkesi etkilediğini, ancak özellikle

nemin artmasıyla hipertansiyon ve

kalp hastalığı olanlar için tehlikenin

daha büyük olduğunu söyledi.

Kilosu fazla olan daha çok su

tüketmeli!

Güneş ışınlarının dik olduğu

10.00 ile 16.00 saatleri arasında

dışarı çıkan hipertansiyon ve kalp

hastalığı olanların mutlaka koruyucu

bir şapka ve güneş gözlüğü

ile cilt rengine uygun güneş kremi

kullanmasının, açık renkli, pamuklu

kumaştan üretilmiş kıyafetler

giymesinin uygun olacağını belirten

Uzm. Dr. Saper, “Hipertansiyon ve

kalp hastalığı olanların, öncelikle

hekim tarafından tam tersi öneri

olmadığı sürece, bol su tüketmesi

hem vücut ısısının normal

aralıkta tutulması hem de yüksek

sıcaklıkta meydana gelebilecek

güneş çarpması gibi rahatsızlıkları

önlemede faydalı olacaktır. 70-80

kilogram ağırlığında bir insanın

günlük ortalama su ihtiyacı 2,5-3

litredir, dolayısıyla daha kilolu

olanların su ihtiyacı daha fazla olabileceğinden

öncelikle bir hekime

danışarak daha fazla su tüketmesi

uygun olacaktır. Çay, kahve, alkol

vücut ısısını artırarak terlemeye ve

su kaybına neden olabileceği için

yerine su, ayran, meyve suyu gibi

içecekler tüketilmesi daha sağlıklı

olacaktır.” dedi.

Tuzlu yiyecekler dikkatli

tüketilmeli

Uzm. Dr. Saper, bu hastaların

fazla tuz tüketiminden kaçınması

gerektiğini de vurgulayarak, “Bu

hastalığı olanların günlük tuz

tüketiminin 1 çay kaşığından biraz

daha az olması hem böbrekleri korumak

hem de tansiyonu dengede

tutmak için önemlidir. Peynir,

zeytin gibi tuz oranı yüksek yiyeceklerin

mümkünse tuzsuz olanları

tercih edilmelidir. Hekim tarafından

aksi öneride bulunulmadığı

sürece günlük vitamin ve mineral

kayıplarının önlenmesi için 5-7

porsiyon taze sebze ve meyve

tüketilmelidir.” diye konuştu.

Kalp veya hipertansiyon hastalığı

olanların spor yapmak için

özellikle akşam saatlerini tercih

etmesi ve çok ağır fiziksel

aktiviteden kaçınması gerektiğini

belirten Uzm. Dr. Saper,

vücut ısısının gün içerisinde aşırı

yükselmesini önlemek amacıyla

sık sık duş alınmasının önemine

değindi. Uzm. Dr. Saper ayrıca,

uzun süre güneş altında beklemiş

otomobiller, kapalı havasız alanlar

gibi aşırı sıcak ortamlardan

kaçınılması gerektiğini dile getirerek,

bu hastaların sadece sıcak

yaz günlerinde değil, diğer mevsimlerde

de hekim kontrolüyle

uygun kalp ve hipertansiyon

ilaçlarını düzenli kullanmasının

önemli olduğunu kaydetti.

14

Eylül 2018


Technology

Yeni tedavi yöntemi; DNA bazlı Nano-Robotlar

DNA bazlı nano-robotların

kanser tedavisi

için ümit vadettiğini

söyleyen Yeditepe

Üniversitesi Eczacılık

Fakültesi Dekanı Prof.

Dr. Meriç Köksal Akkoç,

gelecek yıllardaki

ilaç tasarımına dair

bilgiler verdi.

Hedefe yönelik ilaçlar, akıllı ilaçlar

derken nanoteknolojinin hayatımıza

girmesiyle birlikte önümüzdeki

yıllarda ilaç tasarımı da bambaşka

bir yöne doğru evirilecek.

DNA bazlı nano-robotlar, kanser

tedavisinde büyük ümit vadederken

yapay zekâ ve giyilebilir teknolojiler

çok yakınımızda duruyor.

İlaç tasarımında gelecek yıllarda

yaşanacak gelişmelere dair

bilgiler veren Yeditepe Üniversitesi

Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof.

Dr. Meriç Köksal Akkoç, teknolojik

gelişmelere paralel olarak

ilaç tasarımında daha güvenilir,

daha etkin ve daha yüksek kalitede

çalışmalar yapılmaya başladığını

vurguladı.

DNA Nano-robotlar

Hedefe yönelik/akıllı tedavi sistemleriyle

ilacın etkinliği arttırılırken

yan etkilerinin azaltıldığını vurgulayarak

hedefe yönelik ilaç

çalışmaları kapsamında, DNA

bazlı nano-robotların geliştirilmesinin

planlandığını anlatan Prof.

Dr. Meriç Köksal Akkoç, şunları

söyledi:

“Yeni çalışmalar ve sonuçları, DNA

bazlı nano-robotik sistemlerin

daha önce üzerinde uzlaşmaya

varılmış tedavilerden çok çok

yüksek aktivite ve seçiciliğe sahip

olduğunu gösterdi. DNA nano-robotların

özellikle hedeflendirilmiş

tümör tedavisinde başarıyla

sonuçlanabileceği biliniyor. Ayrıca

kanser immünoterapi araştırmaları

tümöre yönelik tedavilere yanıtı

arttırırken sistemik toksisiteyi

azaltabiliyor.”

Teknolojik gelişmelerin, etkin olma

potansiyeline sahip ilaç adaylarını

ortaya çıkardığını kaydeden Prof.

Dr. Akkoç, bu sayede hem akademik

hem de endüstriyel ilaç

araştırmalarında süre ve maliyet

açısından kar elde edilmesini

sağladığını kaydetti.

Kişiye Özgü-Hasta Merkezli

Tasarımlar

Genetik ve biyomedikal alandaki

çalışmalar sayesinde kişiye özgü

tasarım ve hasta merkezli tasarım

kavramlarının yeni Ar-Ge çalışmalarının

odağına yerleştiğine işaret

eden Meriç Köksal Akkoç, sözlerini

şöyle sürdürdü:

“Bu çalışmalar ‘kanser teşhis

hapı (cancer detected pill)’ gibi

biyosensörlerin koruyucu sağlık

hizmetlerinde yaygınlaşmasını

sağlarken ilaç geliştirme ve doz

rejiminde kişiye özel uygulamaların

yapılmasına olanak tanıyacak. Bu

amaçla günümüzde tıbbi alanda

kullanımı artan 3D yazıcıların ilaç

tasarımında da yaygınlaşması

söz konusu olacak. Öyle ki, bu

uygulamalardaki başarılar ile

nadir görülen hastalıklar için ilaç

araştırmalarındaki ekonomik

birçok dezavantajın da azaltılması

mümkün olacak. Teknolojik

gelişmelerin ürünü daha hassas ve

etkin vücut sensörleri sayesinde

ilaç piyasaya çıkmadan önce

yapılan klinik araştırmalarda, daha

kolay, az maliyetli ve etkin sonuçlar

elde edilebilecek.”

İlaç İçin Sosyal Medya

“Sosyal medyanın üretkenliği

arttırdığı alanlardan biri de kuşkusuz

ilaç endüstrisidir” diyen Prof.

Dr. Akkoç, “Klinik çalışmalar

için gönüllü hasta arayışlarından

ilaçların kullanıcılarda yarattığı

yan etkilerin raporlanmasına kadar

birçok konuda sosyal medyanın

rol oynadığı belirlendi. Bu alanda

sosyal medya kullanımının

önümüzdeki yıllarda daha da artacağı

öngörülebilir” diye konuştu.

Koruma Amaçlı Tedavi

Kolaylaşacak

Prof. Dr. Meriç Köksal Akkoç,

“Pharma 4.0” olarak adlandırılan

ilaç araştırmalarında yapay zekâ,

giyilebilir teknolojiler, vücut

sensörleri gibi birçok uygulamanın

hızlı, etkin ve güvenilir hasta

tedavisinde etkili olacağını vurgulayarak

teknolojik gelişmelerin

koruma amaçlı (profilaksi) tedavinin

kolaylaşmasına da hizmet

edeceğine de işaret etti.

16

Eylül 2018


News

Bıçakcılar ve HNT Medical’den

stratejik ortaklık

Bıçakcılar Tıbbi Cihazlar, ABD Minneapolis’te bulunan HNT Medical ile

stratejik ortaklık anlaşması imzalayarak Kuzey Amerika pazarına açılıyor.

İmzalanan anlaşma ile Bıçakcılar Surgiline ® Serisi ameliyat masalarının Kuzey

Amerika’daki satışı Amerika Birleşik Devletleri’nden başlayacak.

Kalorama’ya göre dünyanın en

büyük pazarı olan ABD tıbbi cihaz

pazarı 180 milyar USD değerinde.

Bıçakçılar, küreselleşme yolunda

attığı bu önemli adım ile tıbbi

cihaz ve ekipmanlarda dünyanın en

büyük pazarına açılıyor. Surgiline ®

Serisi’nin dayanıklılık, sağlamlık

ve esnekliği ABD pazarı için ilk

aşamada önemli bir katma değer

sağlarken, HNT Medical ve Bıçakcılar’ın

ortak çabası ile eklenecek

yeni çözümler sayesinde oluşturulan

değer her geçen gün artarak

devam edecek.

Bir süredir en iyisini aradıklarını

belirten HNT Medical CEO’su

Jonathan Powell, “Ameliyat masası

portföyümüzü genişletmek için

Surgiline ® Serisi’ni bulduğumuz

zaman amacımıza ulaşmış olduk.

Hekimlerimize güvenli ve konforlu

ameliyat masaları temin edebilmek

için aradığımız sağlamlık, rahatlık

ve esnekliği Surgiline ® Serisi’nde

bulduk” dedi.

Bıçakcılar CEO’su Souheil ElHakim

ortaklık ile ilgili düşüncelerini

şöyle ifade etti; “2020 stratejimizin

önemli hedeflerinden biri olan

küreselleşmek, ABD pazarına

attığımız adımla daha da hızlanacaktır

ve bunun için de çok

heyecanlı ve gururluyuz. Ameliyat

ekipmanları portföyümüzü

geliştirirken gerçek bir dünya

markası olmak için çok önemli bir

başlangıç yaptık. HNT Medical ile

ortaklığımız paha biçilemez. HNT

Medical’in pazardaki gücü ve derin

piyasa bilgisi sayesinde elbirliği ile

geleceğe doğru büyümeye devam

edeceğiz.”

1959 yılından bu yana Türkiye’nin

yanı sıra dünyanın çeşitli ülkelerinde

tıbbi cihazlar alanında pazar

lideri olan Bıçakcılar’ın, aralarında

Avrupa’nın da yer aldığı uluslararası

pazarlara açılması ve Türkiye

pazarının yüzde 50’sinden fazlasına

sahip olmasının arkasında güçlü

Ar-Ge yapısı, eşsiz teknik servisi ve

yaygın satış ağı yer alıyor. Bıçakcılar’ın

küreselleşme yolunda attığı

adımlar aynı zamanda Türkiye’nin

ihracatının önemli ölçüde gelişmesini

de sağlayacak. Küresel bir

marka haline gelmesi aynı zamanda

Türkiye’nin bu alandaki uzmanlığını

da dünyaya yansıtacak.

18

Eylül 2018


Events

“Kulaçlarımız Hemofili İçin”

Türkiye Hemofili Derneği ve Novo Nordisk’in desteğiyle Hemofili hastalığına dikkat

çekmek için Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı’ndan sonra 2018 Troya Açıksu Yüzme

Yarışı’na katılan yüzücü Müge Diren bu kez Troya’da “Kulaçlarımız Hemofili İçin” dedi.

Hemofili hastalarının iyi bir tedaviyle

hayat kalitelerinin iyileştirilebileceği

ve başta yüzme olmak üzere pek çok

spor dalıyla ilgilenebileceğine dikkat

çekmek isteyen yüzücü Müge Diren,

Boğaziçi’nden sonra, 29 Temmuz’da

Troya Açıksu Yüzme Yarışı’nda kulaç

attı. 2018 Troya Yılı kapsamında,

Türk Spor Vakfı tarafından düzenlenen

yarışa katılan yüzücü Diren

“Kulaçlarımız Hemofili İçin” dedi.

Müge Diren, konunun uzmanı

hekimlerce hemofili hastalarının

bedensel gelişimini desteklemesi ve

yaralanma risklerinin çok az olması

sebebiyle en çok tavsiye edilen sporun

yüzme olduğunu vurguladı.

Türkiye Hemofili Derneği Başkanı

Prof. Dr. Bülent Zülfikar, “Bir

pıhtılaşma bozukluğu olan hemofili,

dünyada yaklaşık 420 bin kişiyi

etkilemektedir. Türkiye’de ise bu

rakam yaklaşık 6 bindir. Hemofilinin

iyi yönetilmesi için doğru tedavi

kadar hastaların yaşam tarzı, hayat

kalitelerini iyileştirecek sonuçlar

almayı mümkün kılmaktadır.

Koruyucu tedaviler verildiği takdirde

hastaların hayatlarını, sosyal

aktivitelerini kısıtlamalarına gerek

bulunmamaktadır. Bisiklete binmek

ve yüzmek rahatlıkla yapılabilecek

faaliyetlerdir. Özellikle yüzme, hem

bedensel gelişimlerini desteklediği

ve dayanıklılıklarını arttırdığı, hem

de yaralanma riskinin çok çok az

olması sebebiyle hastalarımıza tavsiye

ettiğimiz sporların başında yer

almaktadır’’ diyerek konuya dikkat

çekti.

Nadir görülen kanama bozuklukları

için tedavi çözümleri üreterek, yeni

ürünler geliştiren Novo Nordisk’in

Türkiye Biyofarma Satış ve Pazarlama

Direktörü Aslı Kurt, “Novo

Nordisk olarak vizyonumuz hemofiliyi

değiştirmek. Hemofili hastalarının

%89’unun hastalık sebebiyle

yaşadıkları ağrının yaşamlarına

engel teşkil ettiği, %48’inin ileride

bir aile kurmakla ilgili endişelerinin

olduğu, %80’inin ise iş bulmakla

ilgili sıkıntılar yaşadığı biliniyor.

Novo Nordisk olarak, hemofili

hastalarının daha kaliteli bir yaşam

sürmesi gerektiğine inanıyor ve

bunun için çalışıyoruz, amacımız

geleceğe yön veren tedavilerimizle

insan hayatını iyileştirmektir. Sadece

ürettiğimiz tedavi çözümleri

ile değil, sağlık profesyonelleri ve

derneklerin ülkemizde toplumsal

bilinç seviyesinde hemofili

farkındalığını arttırmak için attığı

adımları desteklemekten gurur

duyuyoruz” dedi.

20

Eylül 2018


Health

Yatak yarası sıcak havalarda kapanmıyor

Sürekli yatma ve hareketsizlik sebebiyle kemik çıkıntıları üzerinde uygulanan

basıncın deride oluşturduğu hasara yatak yarası adı veriliyor. Hareket kısıtlılığı

olan yatağa ya da tekerlekli sandalyeye bağımlı kişilerde, yaşlılarda, aşırı şekilde

şişman ya da zayıf olanlarda görülme riski oldukça yüksek olan bu sağlık

sorunu, yalnızca üç günde oluşabiliyor. Tedavisi ise üç aydan fazla sürebiliyor.

Medikal Center Evde Bakım Uzmanı Dr. Tayyar Vardar

Türkiye’de yatağa bağımlı yaklaşık

300 bin hastanın yatak yarası riskiyle

karşı karşıya kaldığına değinen

Medikal Center Evde Bakım

Uzmanı Dr. Tayyar Vardar, özellikle

havaların ısındığı yaz aylarında

bu hastalıktan şikâyet edenlerin

sayısının arttığına dikkat çekti. Yaz

dönemi öncesinde alınması gereken

tedbirlerle yatak yarası oluşumunun

%70 oranında engellenebileceğini

anlatan Tayyar Vardar,

evde doğru ve profesyonel bir

bakım sayesinde yatak yaralarının

bir problem olmaktan çıkabileceğini

söyledi.

Yaranın ilacı evde doğru bakımı

sağlamak

Kişilerin yaşam kalitesini etkileyen,

sosyal hayattan koparan ve

psikolojik etkileri bulunan yatak

yarasının hastanelerde yatağa

bağımlı olarak yaşayan veya yoğun

bakımda uzun süre kalan hastalarda

daha fazla görüldüğünü anlatan

Tayyar Vardar, soruna karşı evde

uygulanacak bakım hizmetlerinin

etkili sonuçlar verdiğini söyledi.

Hastalığın üç günde oluşabildiğini

ve fark edilmesinin zor olduğunu

belirten Tayyar Vardar şöyle

konuştu: “ Evde bakım hizmeti alan

yatağa bağımlı hastalarda düzenli

olarak hekimler tarafından genel

değerlendirmeler yapılır ve her

22

Eylül 2018


Health

hastada risk faktörleri tespit edilir.

Hastanın tedavi planını denetleyen

hekim ve yara bakımı konusunda

uzmanlaşmış bir hemşire tarafından

gereken tedbirler alınır ve

uygulanır. Bu yöntemle yatak

yarasının oluşması engellenebilir.

Risk altındaki hastalara önleyici

tedbirlerin uygulanmasıyla yatak

yaralarının en az %50’den fazlasının

azaltılması sağlanabilir.”

Geçen yıllara göre hastalıkta

artış var

Yatağa bağımlı hastaların

Genellikle 65 yaş üzeri yatağa

bağımlı hastalarda daha çok

yaşanan bir sağlık sorunudur.

Ülkemizde yaşlı nüfusun artmaya

devam ettiğini düşündüğümüzde

yatak yarasının gelecekte hem

ciddi bir problem hem de önemli

bir maliyet oluşturacağını söylemek

mümkün. Bu doğrultuda

alınacak tedbirlerin öneminin iyi

bilinmesi gerekiyor,” dedi.

Dr. Tayyar Vardar, özellikle havaların

ısınmaya başladığı bu dönemlerde

yaygınlığı artan hastalığa

karşı evde şu önlemlerin alınması

uzman kişilerden destek alınmalıdır.

•Basınç altındaki bölgenin rahatlatılması

önleyici tedbirlerin

en önemlisidir ve sık sık en az iki

saatte bir çevrilmelidir.

•Pozisyon değiştirirken derinin

sürtünme kuvvetlerine maruz

kalmamasına dikkat edilmeli,

sürtünme kuvvetlerini azaltmak

için transfer destekleri kullanılmalıdır.

•Hastanın beslenmesine dikkat

edilmelidir.

•Hastanın düzenli aralıklarla

birçoğunun yatak yarası oluşumu

açısından önemli derecede

risk taşıdığını belirten Medikal

Center Evde Bakım Uzmanı Dr.

Tayyar Vardar, hastalığın ülkemizde

görülme sıklığını daha önceki

yıllara göre %10 oranında artığına

dair araştırmaların olduğunu

söyledi. Dr. Tayyar Vardar “ Yatak

yarası tüm dünyada ciddi bir sağlık

problemi olarak görülmektedir.

gerektiğini anlattı:

•Hastanın cildi temiz tutulmalı,

kuru ve aşırı nemli olmamalıdır.

•Sürtünme nedeniyle oluşabilecek

cilt hasarı, yataktan veya tekerlekli

sandalyeden hastanın sürüklenerek

değil kaldırılarak pozisyonun

değiştirilmesiyle azaltılabilir.

•Yatağa bağımlı hastalarda muhakkak

havalı yatak kullanılmalı,

havalı yatak seçiminde bu konuda

cilt bütünlüğü kontrol edilmeli

ve enfeksiyonlara karşı tedbir

alınmalıdır.

•Mevcut enfeksiyonlarla mücadele

edilmeli ve gerekli laboratuvar

tetkikleri düzenli yaptırılmalıdır.

•Hastanın genel durumu profesyonel

evde bakım uzmanları

tarafından detaylı bir şekilde

değerlendirilmelidir.

Eylül 2018 23


Health

Bedsores do not heal under

hot weather conditions

The damage caused on the skin by the pressure against bony areas due to constant

lying and inactivity is called as bedsores, or pressure ulcers. This health problems

that is more likely to be seen in persons who have immobility and confined in bed

or wheelchair or in seniors, extremely fat or thin persons may develop only in three

days. Its treatment, however, may last longer than three months. Medical Center’s

Homecare Specialist Dr. Tayyar Vardar, emphasizing that almost 300 thousand

bed-confined patients in Turkey face the risk of bedsores, drew attention to the

fact that the number of those who complain from bedsores increase particularly in

summer months during which the weather gets hotter.

Dr. Tayyar Vardar, explaining that

the bedsore development can be

reduced by 70% by means of the

measures to be taken prior to

summer period, suggested that the

bedsores can be no longer a problem

by means of an accurate and

professional care at home.

The cure to wound is the provision

of an accurate homecare

Dr. Tayyar Vardar, telling that the

bedsores affecting people’s lives

adversely, detaching them from

social life and having psychological

effects are being encountered in

the patients who are confined to

bed in hospitals or stay in extensive

care unit for prolonged periods,

suggested that the care services

to be provided at home develops

effective results towards the problem.

Tayyar Vardar, emphasizing

that the problem develops in three

days and is hard to notice, said:

“In case of bed confined patients

who receive homecare services,

24

Eylül 2018


Health

the physicians carry out general

assessments on regular basis and

the risk factors in each patient

are determined. Required measures

are taken and applied by the

physician who controls the treatment

plan of the patient and by a

nurse who is specialized in wound

care. By means of that method, the

development of bedsores can be

avoided. Bedsores may be reduced

minimum by 50% by means of the

application of preventive measures

on the patients under risk.”

The problem has increased

compared to previous years

Medical Center’s Homecare Specialist

Tayyar Vardar, noting that

most of the bed confined patients

carry a significant risk of developing

bedsores, said that there are

researches evidencing that the frequency

of encountering the problem

in our country has increased

by 10% when compared to previous

years. Dr. Tayyar Vardar said:

“Bedsores are considered to be a

serious health problem throughout

the world. It is a health issue

that is being encountered in bed

confined patients over 65.When we

take into account the fact that the

senior population in our country is

increasing, it is possible to suggest

that bedsores may become

a serious problem in the future

and give rise to significant costs.

The importance of the measures

to be taken accordingly must be

well-known.” Dr. Tayyar Vardar,

told that the following measures

must be taken at home against the

problem that increases in these

times of the years during which the

weather starts to get hot:

• Patient’s skin must be kept clean

and it must not be dry or too moist.

• The skin damage that may

occur due to friction may be

reduced by lifting the patient instead

of dragging when changing

the position in bed

• Air mattresses must necessarily

be used for bed confined

patients, whereas opinion of specialists

must be considered when

choosing the air mattress.

• Relieving the site under pressure

is the most important of the

preventive measures and the position

must be changed frequently.

The patient must be turned at

least once in every two hours.

• Attention must be paid for

avoiding the friction forces on

the skin while changing position,

whereas transfer supports must

be used in order to reduce friction

forces.

• Attention must be paid on the

patient’s diet.

• Skin integrity of the patient

must be checked in regular intervals

and necessary measures

must be taken against infections.

• Available infections must be

handled and necessary laboratory

examinations must be carried

out regularly.

• General status of the patient

must be assessed in details by

professional homecare specialists.

Further information regarding

homecare and health services

can be reached at www.istanbulmedicalcenter.com

Eylül 2018 25


Article

Chemical industry exports for eight months

11 billion 289 million dollars

According to the data of Istanbul Chemicals and Chemical Products Exporters

Association(İKMİB), in August 2018, chemical products export has reached to 1

billion 380 million dollars and industry’s export figure for eight months was 11

billion 289 million dollars. The countries to which export was made the most

in August, respectively, are as follows: Egypt with an export of 78 million 386

thousand dollars, Germany with an export of 69 million 771 thousand dollars,

Iraq with an export of 69 million 469 thousand dollars.

The top ten countries other than

Egypt in chemical product export

are; Germany, Iraq, UK, Spain,

Netherlands, China, Italy, Greece

and India.

The export of chemical industry,

one of Turkey’s leading exporting

sectors, for eight months in 2018

has been increased by 6.59% and

reached to 11 billion 289 million

dollars compared to the same

period of 2017. The countries

to which export was made in

this period are, respectively, as

follows: Germany, USwA, Egypt,

Iraq, Spain, Italy, UK, Netherlands,

Greece and China.

While Egypt, Germany, Iraq, UK,

Spain, Netherlands, China, Italy,

Greece and India, the top ten

countries of chemistry export in

August, have come into prominence,

the industry’s export

figure in August has reached to 1

billion 380 million dollars.

Egypt was the country to which

export was made the most in

August

Egypt was the country to which export

was made the most in August.

While the chemical product exports

to Egypt were 44 million 785 thousand

dollars in August 2017, this

figure has increased by 75.03% and

reached to 78 million 386 thousand

dollars in August 2018. For

eight months in 2018, the following

products were exported to Egypt:

mineral fuels, oils and products,

photographic and cinematographic

grade chemicals, inorganic chemicals,

organic chemicals, dye,

varnish, composite and its preparations,

various chemical substances,

washing preparations and

powder, explosives and derivatives.

The most exported products in

the chemical sub-sectors are

“plastics and plastic products”

Export of plastics and plastic

products made in the sub-sectors

continues to be the driving force of

chemical export. The most exported

products (plastics and products)

made in August have taken the first

place with an export of 442 million

267 thousand 667 dollars. While

exports of mineral fuels, oils and

products have taken the second

place with an export of 298 million

546 thousand 880 dollars, inorganic

chemicals exports have taken

the third with an export of 149

million 881 thousand 969 dollars.

Following the inorganic chemicals,

the top ten sectors are as follows;

“rubber, rubber products, “essential

oils, cosmetics and soap”, “organic

chemicals”, “pharmaceutical

products”, “dye, varnish, composite

and its preparations”, “various

chemical substances “ and “washing

preparations”.

Evaluating performance of the

chemical industry for August, Adil

Pelister, Chairman of Istanbul

Chemicals and Chemical Products

Exporters Association (IKMIB) said

that export figure of the chemical

26

Eylül 2018


Article

2018 yılı Ağustos ayı en fazla kimya ihracatı yapılan ülkeler

AĞUSTOS AĞUSTOS DEĞİŞİM

S. NO Ülke

2017 DEĞER 2018 DEĞER DEĞER

($)

($)

(%)

1

MISIR 44.785.090,19 78.386.825,17 % 75,03

2

ALMANYA 83.509.894,36 69.771.289,76 % - 16,45

3

IRAK 85.142.395,09 69.469.828,20 % - 18,41

%

4

İNGİLTERE 47.434.474,28 65.711.495,68 38,53

%

5

İSPANYA 41.546.036,24 60.632.750,70 45,94

6

HOLLANDA 26.830.556,15 60.088.410,44 % 123,96

ÇİN HALK

7

CUMHURİYETİ 49.741.453,75 54.593.652,72 % 9,75

8

İTALYA 45.469.754,79 41.944.403,88 % - 7,75

9

YUNANİSTAN 49.059.956,53 40.725.170,55 % - 16,99

%

10

HİNDİSTAN 10.637.344,10 39.761.327,48 273,79

2018 yılı Ağustos ayı kimya sektörü ihracatı

2017 -

2018

AĞUSTOS

2017

AĞUSTOS

2018

%

FARK

ÜRÜN GRUBU DEĞER ($) DEĞER ($)

DEĞE

R

industry, the third sector of Turkey’s most exporting,

has been decreased by 5.86% and reached to 1 billion

380 million dollars in August 2018 compared to August

2017 but still the export’s figure for eight months

in 2018 has increased by 6.59% and reached to 11 billion

289 million dollars compared to the same period

of the previous year. Stating that the exports in August

have showed a decline due to the increase in exchange

rate, festive holiday and block permissions in

the week of August 30th, Pelister said that they expect

to increase the exports with new incentives and supports

provided by the government to SME companies

as well as the recent developments in foreign trade.

Emphasizing that companies should turn towards

new markets, Pelister said, ““In the recent period,

our companies are provided so many incentives. As

İKMİB, together with TİM (our umbrella organization),

we have decided to let Eximbank use our resources

in order to reduce the possible difficulties in accessing

finance our exporters may face, to diversify and

increase the financial resources. However, as stated

by Dear Minister of commerce, Ruhsar Pekcan, Türk

Eximbank will provide financing support of 46 billion

dollars to our exporters until the end of the year. By

taking advantage of all these incentives, turning towards

different markets and investing in R&D become

more of an issue in terms of increasing our exports. In

this context, our companies have gained great benefits

from the national events such as fairs and trade

delegations that we organized as İKMİB, in terms of

finding out new products and markets.”

PLASTİKLER VE MAMÜLLERİ 480.303.478 442.267.667 -7,92

MİNERAL YAKITLAR, MİNERAL

YAĞLAR VE ÜRÜNLER

288.714.812 298.546.880 3,41

ANORGANİK KİMYASALLAR 140.269.023 149.881.969 6,85

TOPLAM 1.466.532.356 1.380.526.797 % -5,86

KAUÇUK, KAUÇUK EŞYA 110.852.563 96.616.865 -12,84

UÇUCU YAĞLAR, KOZMETİKLER ve

SABUN

114.822.055 85.133.892 -25,86

ORGANİK KİMYASALLAR 58.526.237 63.131.883 7,87

ECZACILIK ÜRÜNLERİ 82.590.097 63.048.690 -23,66

2018 aylık bazda kimya ihracatı

AY 2017 DEĞER ($) 2018 DEĞER ($)

FARK

(%)

BOYA, VERNİK, MÜREKKEP VE

MÜSTAHZARLARI

65.486.788 60.249.972 -8,00

Ocak

1.234.212.906,45 1.353.958.888,29

% 9,70

MUHTELİF KİMYASAL MADDELER 50.422.853 50.889.518 0,93

YIKAMA MÜSTAHZARLARI 40.401.522 35.210.166 -12,85

GÜBRELER 15.825.098 20.069.223 26,82

YAPIŞTIRICILAR, TUTKALLAR,

ENZİMLER

16.495.816 13.713.112 -16,87

BARUT, PATLAYICI MADDELER VE

TÜREVLERİ

587.942 893.414 51,96

FOTOĞRAFÇILIK VE SİNEMACILIKTA

KULLANILAN ÜRÜNLER

1.173.424 688.487 -41,33

GLİSERİN, BİTKİSEL MAMÜLLER,

DEGRA, YAĞLI MADDELER

33.380 169.843 408,81

İŞLENMİŞ AMYANT VE KARIŞIMLARI,

MAMÜLLERİ

27.269 15.216 -44,20

Şubat

1.348.669.776,14 1.265.727.714,18

% - 6,15

Mart

1.530.865.081,94 1.567.227.533,86

% 2,38

Nisan

1.221.501.265,52 1.353.648.079,33

% 10,82

Mayıs

1.326.799.763,89 1.467.533.832,05

% 10,61

Haziran

1.269.252.737,07 1.422.737.456,98

% 12,09

Temmuz

1.193.579.320,30 1.478.239.008,10

% 23,85

Ağustos 1.466.532.355,85 1.380.526.797,08 % - 5,86

Eylül 2018 27


Technology

SYNAPSE VINCENT’e büyük ödül

Fujifilm’in 3D görüntü analiz sistemi olan SYNAPSE VINCENT, “üstün tasarımı,

olağanüstü performansı ve mükemmel işletim özelliği”nin takdiri olarak uluslararası

tasarım ödülü olan “2018 İletişim Tasarımı Red Dot Ödülünü” kazandı.

Merkezi Almanya’nın Essen

kentinde bulunan Design Zentrum

Nordrhein Westfalen tarafından

düzenlenen “Red Dot” ürün

tasarım ödüllerinin 2018 yılı

sonuçları açıklandı. Fujifilm’in

uzmanlar tarafından da büyük

takdir kazanan 3D görüntü analiz

sistemi SYNAPSE VINCENT,

2018 İletişim Tasarımı Red Dot

Ödülü”ne layık görüldü. Dünyanın

dört bir yanındaki 45 ülkeden 8 bin

600’den fazla başvurunun yapıldığı

“Red Dot”dan büyük ödül ile çıkmayı

başaran SYNAPSE VINCENT,

tanı amaçlı görüntü ve cerrahi

simülasyon için kullanılmak üzere

tıbbi görüntüleri üç boyutlu olarak

görselleştirmektedir.

Fujifilm’den yapılan açıklamada,

“Dünyanın dört bir yanından

birçok başvurunun yapıldığı

2018 İletişim Tasarımı Red Dot

Ödülü’nü kazanmaktan onur duyulmaktadır.

Mükemmel ürünler

geliştirmek için çalışmaya devam

edilecektir” denildi.

SYNAPSE VINCENT: CT ve

MRI’dan alınan tomografik

görüntülerden derlenen yüksek

hassasiyetli üç boyutlu

görüntüleri oluşturmak ve analiz

etmek için Fujifilm’in görüntü

tanıma teknolojisini kullanan

üç boyutlu tıbbi görüntü analiz

sistemidir. Görüntü tabanlı tanı

ve cerrahi simülasyon alanında

kullanılmaktadır. Bu sisteme

yönelik talep her geçen yıl daha

da artmaktadır.

Sistem, hastalığın etkilediği alanların

gözlemlenmesinde hassasiyeti

daha da arttırmaya yardımcı

olmak amacıyla bilgisayar ortamındaki

tomografi görüntülerinden

organları ve kan damarlarını

yüksek hassasiyetle segmentlere

ayırabilmektedir. İstikrarlı bir

şekilde kaliteli analiz görüntülerini,

klinik alanındaki uygulamaların

kullanımına sunmaktadır.

Ayrıca, klinik radyologlarının iş

yükünün azaltılmasına ve hekimlerin

radyogramları yorumlama

çalışmalarının desteklenmesine

de yardımcı olmaktadır.

TASARIMA ÖZEL ÖNEM: Fujifilm,

ürün ve hizmetlerinin tümünü

geliştirirken, sadece fonksiyonelliğin

ve performansta mükemmelliğin

peşinde kalmayıp, üstün

fonksiyonellikten mümkün olan

en geniş kapsamda faydalanan

tasarım gelişimi alanında da çalışmaktadır.

Oluşturduğu tasarımlara

ilaveten Fujifilm, basit ve

konforlu çalışma ve taşınabilirlik

imkanı sunan tasarımlar geliştirerek

ürünlerine yeni bir değer

katmak amacıyla da çalışmalarını

sürdürmektedir.

RED DOT: İlki 1955’de düzenlenen

ve dünya çapında prestijli

bir uluslararası tasarım ödülü

haline gelen “Red Dot” ödülleri,

Almanya’daki “IF Tasarım Ödülü”

ve ABD’deki’ “IDEA” ile dünyanın

en prestijli üç tasarım ödülünden

biridir. İletişim Tasarımı, Ürün

Tasarımı ve Tasarım Konsepti

kategorilerinden oluşan bu ödül,

tasarımda yenilik, fonksiyonellik,

ergonomi, ekolojik uyum ve

dayanıklılık konularında mükemmeliyet

alanlarını kapsamaktadır.

28

Eylül 2018


Technology

Grand Award to Synapse Vincent

Fujifilm’in 3D görüntü analiz sistemi olan Synapse Vıncent, “üstün tasarımı,

olağanüstü performansı ve mükemmel işletim özelliği”nin takdiri olarak uluslararası

tasarım ödülü olan “2018 İletişim Tasarımı Red Dot Ödülünü” kazandı.

Merkezi Almanya’nın Essen

kentinde bulunan Design Zentrum

Nordrhein Westfalen

tarafından düzenlenen “Red

Dot” ürün tasarım ödüllerinin

2018 yılı sonuçları açıklandı.

Fujifilm’in uzmanlar tarafından

da büyük takdir kazanan 3D

görüntü analiz sistemi SYN-

APSE VINCENT, “2018 İletişim

Tasarımı Red Dot Ödülü”ne

layık görüldü. Dünyanın dört

bir yanındaki 45 ülkeden 8

bin 600’den fazla başvurunun

yapıldığı “Red Dot”dan büyük

ödül ile çıkmayı başaran SYN-

APSE VINCENT, tanı amaçlı

görüntü ve cerrahi simülasyon

için kullanılmak üzere tıbbi

görüntüleri üç boyutlu olarak

görselleştirmektedir.

Fujifilm’den yapılan açıklamada,

“Dünyanın dört bir yanından

birçok başvurunun yapıldığı

2018 İletişim Tasarımı Red Dot

Ödülü’nü kazanmaktan onur duyulmaktadır.

Mükemmel ürünler

geliştirmek için çalışmaya

devam edilecektir” denildi.

Synapse Vıncent: CT ve MRI’dan

alınan tomografik görüntülerden

derlenen yüksek hassasiyetli

üç boyutlu görüntüleri

oluşturmak ve analiz etmek

için Fujifilm’in görüntü tanıma

teknolojisini kullanan üç boyutlu

tıbbi görüntü analiz sistemidir.

Görüntü tabanlı tanı ve cerrahi

simülasyon alanında kullanılmaktadır.

Bu sisteme yönelik

talep her geçen yıl daha da

artmaktadır.

Sistem, hastalığın etkilediği

alanların gözlemlenmesinde

hassasiyeti daha da arttırmaya

yardımcı olmak amacıyla bilgisayar

ortamındaki tomografi

görüntülerinden organları ve

kan damarlarını yüksek hassasiyetle

segmentlere ayırabilmektedir.

İstikrarlı bir şekilde

kaliteli analiz görüntülerini,

klinik alanındaki uygulamaların

kullanımına sunmaktadır.

Ayrıca, klinik radyologlarının iş

yükünün azaltılmasına ve hekimlerin

radyogramları yorumlama

çalışmalarının desteklenmesine

de yardımcı olmaktadır.

Tasarıma özel önlem: Fujifilm,

ürün ve hizmetlerinin

tümünü geliştirirken, sadece

fonksiyonelliğin ve performansta

mükemmelliğin peşinde

kalmayıp, üstün fonksiyonellikten

mümkün olan en geniş

kapsamda faydalanan tasarım

gelişimi alanında da çalışmaktadır.

Oluşturduğu tasarımlara

ilaveten Fujifilm, basit ve

konforlu çalışma ve taşınabilirlik

imkanı sunan tasarımlar

geliştirerek ürünlerine yeni

bir değer katmak amacıyla da

çalışmalarını sürdürmektedir.

Eylül 2018 29


Technology

Delta Medikal

Güç Kaynağı

Dünyanın en büyük anahtarlama güç kaynakları sağlayıcısı ve güç yönetimi ve

yenilenebilir enerji çözümleri için büyük bir üretici olan Delta Electronics, yeşil

üretim süreçleri, geri dönüşüm girişimleri ve atık yönetim programları ve çevre

dostu yeşil binaları hayata geçiriyor.

1971 yılında kurulan Delta Medikal’in

Tayvan, Tayland, Çin, Meksika,

Hindistan ve Avrupa’da bulunan

üretim tesislerinin yanında dünya

çapındaki satış ofisleriyle sağlık

ve tıbbi uygulamalar için yüksek

kaliteli güç kaynakları sağlıyor.

Güç elektroniğinde küresel bir

lider olan Delta, 2017 yılı itibariyle

yedi yıl üst üste prestijli Dow Jones

Sürdürülebilirlik Endeksi (DJSI)

Dünyası için seçildi. 2010 yılından

bu yana Delta ayrıca uluslararası

alanda tanınan 49’dan fazla

teknoloji ve tasarım ödülüne layık

görüldü.

Delta Medikal tıbbi güç kaynakları,

yüksek güvenilirlik ve performans

gerektiren birçok uygulama için

açık ve kapalı çerçeve, ATX ve AC

adaptör tiplerini içeriyor. Delta’nın

son derece güvenilir ürünleri

ve birinci sınıf müşteri desteği

sayesinde, ürün portföyünü her

geçen yıl büyüyen küresel talepleri

karşılamak için hızlı bir şekilde

genişletiyor.

Üst düzey endüstriyel

uygulamalar için çalışıyorlar

Güçlü bir Ar-Ge ağına sahip olan

Delta, tıbbi ve üst düzey endüstriyel

uygulamalar için sürekli olarak yeni

seri güç kaynağı sunuyor. Delta,

2017 yılında, hem tıbbi hem de

endüstriyel uygulamalarda kullanılmak

üzere tasarlanmış iki yeni AC /

DC güç kaynağı serisi üretti - 600W

Konveksiyonlu Soğutmalı U-kanalı

MEU-600C ve 1200W 1U Kapalı

MEB-1K2A. Her iki ürün ailesi de

85Vac’den 264Vac’e kadar evrensel

AC girişine ve 5 ”x 8” x 1,57 ” lik bir

pakette -20 ° C’den + 70 ° C’ye kadar

geniş çalışma sıcaklığına sahiptir

(tam güçte ve 50 dereceye kadar

degrade olmaz) C’. Ek özellikler

30

Eylül 2018


Technology

arasında akım paylaşımı, uyumlu

kaplama, hem analog hem de dijital

voltaj ayarı ve ürünün normal Açık

/ Kapalı ve Güç iyi sinyalini normal

veya ters mantıkta kontrol etme yeteneği

vardır. Aşağıdaki MEB-1K2A,

genel sistem ortam gürültüsünü

en aza indirmek ve yeterli soğutma

sağlamak için akıllı fan hızı kontrolü

içerir.

Ürünlerin tamamı çevre uyumlu

2018’de Delta, yeni MEA-250A24C

medikal AC-DC masaüstü tipi

adaptörünü ekledi. 24Vdc / 10.42A

çıkış adaptörü en son IEC / EN

60601-1-2 4. sürüm gereksinimlerine

uygundur. Endüstriyel, bilimsel

ve medikal (ISM) radyo frekanslı

ekipman için EN 55011 ve Bilgi

Teknolojisi Ekipmanı (ITE) radyo

frekanslı ekipman için EN 55032’ye

göre EMC standartları için onaylanmıştır.

MEA-250A24C ayrıca UL

/ cUL ve IEC 60950-1, CB sertifikası

ve CCC dâhil olmak üzere hem tıbbi

hem de ITE güvenlik onaylarına

sahiptir. Tasarımlar çevre koruma

için 2011/65 / EU RoHS Direktifi ile

tamamen uyumludur.

MEG-A, hem tıbbi hem de endüstriyel

uygulamalar için tasarlanmış

en yeni yapılandırılabilir güç

kaynağı serisidir. MEG-A serisinin

ilk sürümü 2 modelden oluşmaktadır.

MEG-1K2A4, toplam çıkış

gücü 4 kW çıkışa kadar olan ve 4

kW çıkışa kadar destekleyebilen,

toplam 2,1 kW çıkış gücüne sahip

MEG-2K1A6 ve 4 izole çıkışa sahiptir.

Çıkışlar 2Vdc ila 60Vdc arasında

ve tek slotlu tek çıkış modülü

ile 45A’ya kadar akım olarak

yapılandırılabilir. MEG-A Serisi,

85Vac’den 264Vac’e kadar evrensel

AC girişine ve -20 ° C’den + 70

° C’ye kadar geniş çalışma sıcaklığına

(50 ° C’ye kadar tam güçte)

sahiptir. Ek özellikler mevcut

paylaşım, kolay parametre ayarı

ve izleme ve akıllı fan hızı kontrolü

için PC GUI içerir. Haberleşme

adaptörleri, müşteri sistemi ihtiyacına

göre PMBus’u USB, RS232

veya RS485’e dönüştürmek için

de kullanılabilir. Bu adaptörler,

PMBus kontrolü ile tüm Delta güç

kaynakları ile uyumludur.

Çevre uyumunda sertifika

garantisi

Ürünlerin büyük sertifikaları

arasında IEC / EN / UL 60950-1

(ITE) ve IEC / EN / UL 60601-1

(Tıbbi) bulunmaktadır. Ürünler,

endüstriyel, bilimsel ve tıbbi (ISM)

radyo frekanslı ekipman için EN

55011 ve Endüstriyel Teknoloji

Ekipmanı (ITE) radyo frekanslı ekipman

için EN 55032 sertifikasına

sahiptir. Çevre koruma için RoHS

Direktifi 2011/65 / EU ile tam uyum

dâhil edilmiştir.

Eylül 2018 31


Technology

Sağlık sektörünün gözü, Sony NUCLeUS

Ameliyathane personelinin endoskopik kameralardan ve diğer cerrahi

görüntüleme kaynaklarından alınan yüksek çözünürlüklü videoların yönlendirilmesini,

kaydını ve dağıtımını kontrol etmesini sağlayan NUCleUS, Franciscus

Gasthuis & Vlietland hastanesi tarafından da tercih edildi.

Franciscus Gasthuis & Vlietland

hastanesi 18 ameliyathanesinde

cerrahi görüntüleme iş akışını

geliştirmek için Sony’nin IP üzerinden

video platformu NUCLeUS’u

seçti.

Tüm NUCLeUS sistemleri,

Hollanda’da bulunan entegrasyon

uzmanı AVEX tarafından aşamalı

olarak iki yıllık bir süre içinde

kurulacak. Ameliyathaneler,

hastanenin Rotterdam civarındaki

Gasthuis ve Vlietland’daki iki ana

tesisinde bulunuyor.

Sistemin sezgisel dokunmatik arabirimi

kullanılarak istenen kaynak

istenen hedefe anında atanabiliyor.

Dijital video, durağan görüntüler

ve diğer ilgili hasta bilgileri hastanenin

IP ağı üzerinden taşınıyor.

İçerikler, ameliyathanedeki

ekranlarda görüntülenebiliyor ve

kampüsün herhangi bir yerindeki

başka ameliyathanelere, doktor

odalarına ve amfilere aktarılabiliyor.

NUCLeUS, Franciscus Gasthuis

& Vlietland’ın EPD ve PACS hasta

bilgileri ve iletişim platformu ile

sorunsuzca entegre oluyor. Sistem,

ameliyathanede endoskopik

kameralarla yakalanan videonun

cerrah çalışırken her zaman “doğru

tarafı yukarıda” olacak şekilde

görüntülenmesini sağlayan bir ufuk

düzeltme uygulaması da içeriyor.

Franciscus Gasthuis & Vlietland

Proje Müdürü Lauren Pollinger

NUCLeUS ile ilgili şu yorumda

bulundu: “Sony NUCLeUS’u

seçmemizin temel nedeni, telestrasyon

ve ufuk düzeltme

uygulamasını içeren kapsamlı

işlevler. Ayrıca görüntü yönlendirme

sistemi ameliyathane

personelinin iş akışını iyileştirmeye

yardımcı oluyor. Örneğin, videoları

ve fotoğrafları Elektronik Hasta

Dosyasına (EPD) ekleyebiliyorlar

ve aynı zamanda sistem, kayıttan

sonra üç aya kadar herhangi

bir komplikasyon durumunda

görüntülere tam erişim sunuyor.

Franciscus Gasthuis & Vlietland’ın

sistem entegratörü olarak AVEX’i

seçmesinden çok mutluyuz. Sony

NUCLeUS gibi yüksek kaliteli

bir işitsel-görsel çözüm mutlaka

verilen hizmetin kalitesini etkileyecektir.

Bu çözüm, sağlık hizmetlerinin

dijitalleştirilmesine ve nihayetinde

daha iyi ve gelişmiş sağlık

hizmetlerine katkıda bulunacaktır.”

32

Eylül 2018


Interview

“Gönül Adamı” İnal Aydınoğlu

Sağlıklı yaşamanın anahtarının sevgi olduğunu söyleyen Gönül Adamı İnal

Aydınoğlu, 40 yıldır aktif olarak gönüllü yaşamı sürdürüyor. Sağlığın, başarının,

mutluluğun kısaca hayatın temelinin iyilik ve yardım olduğunu vurgulayan Gönül

Adamı ile gönüllülüğün sağlık üzerindeki etkileri üzerine keyifli bir sohbet

gerçekleştirdik.

Ömrünü gönüllülüğe adayan

isim İnal Aydınoğlu…

Nedir bu gönüllülük platformu?

Nereden geliyor bu işin aslı?

Küçük yaşta iş hayatına atıldım

ve askere gitmemin öncesinde

işlerim yolundaydı. Fakat

askerdeyken işlerim bozuldu.

Döndüğümde toparlayamayıp

iflas ettim. Sonrasında emlak

sektörüne girmeyi düşündüm.

Bir ofis kiralayarak işime

başladım ancak sektörde yeni

olduğum için bu işi nasıl idare

edeceğimi düşünürken arkadaşım

gönüllü bir kuruluştan

bahsetti. Bunu duyunca zengin

bir kitle hayal edip umutlanmıştım.

Gidince karşılaştığım

manzara ise benim gibi iş kurmuş

destek arayan insanlardı.

Gördüğüm tablo hayatımın sonrasında

seçeceğim yolu oluşturdu.

Artık gönüllüğü tanımıştım

ve 18 Mart 1978 tarihinden bu

yana gönüllüyüm. 7 yıl öncesine

kadar günlük mesaimin yarısını

gönüllülüğe ayırırken şimdilerde

vaktimin tamamını bu yola

adadım. Bu iş bir süre sonra

tutkuya dönüşüyor. Herhangi

bir hizmet yaptığınız zaman

karşınızdaki kişinin gözlerindeki

mutluluğun tarifi yok. Hem

hizmeti alanın mutluluğu hem

yaptığınız işten duyduğunuz haz

beni bu işe bağladı. Yapılacak

her işin öğrenilmesi gerektiğine

inanıyorum. Her işin bir tekniği

vardır bu yüzden mutlaka bilen

birisiyle başlanılması lazım.

34

Eylül 2018


Interview

Yazı yazmaya, küreğe, spora

yani neye başladıysam hocayla

başladım. Gönüllülükte ise uzun

çalışmalar ve emek sonucunda

başarıya ulaşılıyor. Bende 40 yılımı

gönüllüğü öğrenmeye ve öğretmeye

çalıştım. Çeşitli organizasyonlarla

birlikte yaklaşık on bin insana

gönüllülük eğitimi verdim. Bilgi

ve birikimlerimi aktarmak için 7

vakfın kuruluşunda yer aldım ve

hala görevlerim bulunur. Vakıflar

dışında Kadıköy’de 20 yıldır açık

“sevgi kursu” adlı bir merkezimiz

var. Yılın sekiz ayı bu kursta eğitim

veriyoruz.

Tüm tecrübelerimin kalıcılığını

sağlamak adına yazmaya başladım

ve 13 kitabım yayınlanmış durumda.

Üniversitelere de “topluma

hizmet” adıyla bir ders eklendi.

Marmara ve Maltepe üniversitelerinde

bu dersi veriyorum. Dersin

yanı sıra gençlere tavsiyem iş

odaklı maddi şeylere bağlanmayın.

Kendinizi fayda sağlamaya yönelik

yetiştirin, insan ve yaşam sevginiz

olsun diyorum.

“Sevgiyi yaşam biçimi haline

getirmek en önemli nokta”

Marmara Üniversitesi’nde

düzenlenen sempozyumda

“Kariyerinde gönüllülüğe yer

ayırmayan gençlerin hem iş hem

de sosyal yaşamlarında mutluluk

yolları zorlaşır.” demişsiniz.

Gönüllülüğün yaşam kalitesini

ne denli etkilediğini anlatabilir

misiniz?

Dünyadaki tüm problemlerin,

savaşların ve anlaşmazlıkların

çözümü gönüllülükte saklı inanın

buna. Birbirine yararlı olmak

isteyen insanlar kavga içinde olabilir

mi? Temelinde sevgi, şefkat

ve merhamet var anlayacağımız.

Yaşadığımız düzen insanı insana

kırdırma çabasında. Oysaki çözüm

çok basit; insanlığın sevgiyi öğrenmesi.

Amerika gibi kapitalimin en

yoğun yaşandığı ülkede bile işe

alınırken son zamanlarda en dikkat

edilen nokta gönüllülük çalışmalarıdır.

Çünkü başkasını sevmeyen

başkasının işini severek yapmayı

da bilmez. Aslında yapmamız gereken

en temel şey sevgiyi yaşam

biçimi haline getirmektir.

Bizlere gönüllülüğün sağlık

üzerindeki etkilerinden bahseder

misiniz?

Gönüllü huzurlu, kavgasız ve iyi

yaşar. Bunlar olduktan sonra

hastalık sizi bulabilir mi? İçinizde

sevgi varken stres altında olabilir

misiniz? Örnek isterseniz ben 76

yaşındayım ve sağlık problemim

bulunmuyor. Gönüllülük yapan insanların

doktora, ilaca ihtiyacı çok

çok az az olur. İşte gönüllük sağlık

açısından size rahat bir yaşam

vadediyor. Hayatını iyilikle, yardımla

geçiren inanların yüzündeki nur

artar. Daha bir güzel olurlar.

Gönüllülük platformu sayesinde

kanseri yenen, hastalıklarından

kurtulan birçok insan var.

Bunlardan biraz bahseder

misiniz?

Kanserin çıkış noktası dert ve

stres öyle değil mi? Gönüllü olunca

yaşam biçimimiz bize bu iki

kavramı unutturuyor. Hastalıktan

sonra bizimle tanışan kişiler sevginin

ve yardımın iyileştirici gücüyle

kurtuluyorlar. Ve sonrasında

hayatlarına gönüllülüğü benimseyerek

devam edenlerin hastalıkları

tekrar etmiyor.

Eylül 2018 35


Focus

Sınır Tanımayan Doktorlar’dan uyarı!

Libya “güvenli” bir ülke değil!

Uluslararası tıbbi insani yardım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) Trablus’ta

yoğunluğunu artıran çatışmaların ardından, son 72 saat içinde gerek

Libyalıların gerekse hâlihazırda son derece kırılgan durumda olan mülteci ve

göçmenlerin hayatının büyük tehlikeye atıldığını ifade etti.

Fotoğraf: Guiglielmo Mangliapane / SOS Mediterranee

MSF Libya’nın güvenli bir ülke

olmadığını ve Avrupa ülkelerinin

Libya’da sıkışıp kalan en kırılgan

durumdaki insanlara yardım etme

sorumluluklarını yerine getirmesi

gerektiğini bir kez daha vurguladı.

Trablus’ta 26 Ağustos Pazar günü

karşıt silahlı gruplar arasında meydana

gelen şiddetli çatışmalar ve

yerleşim bölgelerinde gerçekleşen

ağır topçu ateşi çok sayıda can

kaybına neden oldu. Çatışmalar,

ülkede mahsur kalmış bulunan ve

Trablus’un çeşitli bölgelerindeki

kapalı gözaltı merkezlerinde

keyfi olarak alıkonan yaklaşık

8 bin mülteci, sığınmacı ve

göçmenin hayatını daha da ciddi

şekilde tehdit ediyor. Pazar günü

çatışmaların başlamasının ardından

bu insanların bir bölümü,

ağır bombardıman altında tutulan

bir bölgede, gıdaya erişimleri

olmaksızın 48 saatten uzun süre

mahsur kaldı. Serbest bırakılanların

ise yakınlardaki mahallelere

kaçmaktan başka seçeneği yoktu

36

Eylül 2018


Focus

ve bu sırada iki ateş arasında kalma

riski içindeydiler.

“Libya güvenli bir ülke değil”

MSF’nin Libya Temsilcisi Ibrahim

Younis, “Yaşanan çatışmaların da

ortaya koyduğu gibi Libya göçmenler,

mülteciler ve sığınmacılar için

güvenli bir yer değil,” dedi. “Libya’da

bulunan göçmen, sığınmacı

ve mültecilerin pek çoğu savaşla

parçalanan ülkelerden kaçmış

ve/veya aylardır dehşet verici

şartlar altında yaşayan insanlar.

Üstelik bu kapalı gözaltı merkezlerine

konmadan önce insan

kaçakçılarının elinde tutulmuş bulunuyorlar.

Hâlihazırda son derece

kırılgan olan bu insanlar şimdi

kendilerini yine bir savaşın içinde

buluyor ve kaçma imkânları olmayan

kapalı yerlerde tutuluyorlar.

Güvenli bir yere ulaşmak isteyen ya

da biraz daha iyi bir hayat arayışında

olan insanlar sırf bu nedenle

hapsedilemez.

Bu kişilerin tutuldukları yerlerden

derhal tahliye edilmesi ve güvende

olacakları ülkelere götürülmesi

gerekiyor.”

Tıbbi insani yardım ihtiyacı hızla

artıyor

Gözaltı merkezlerinin içinde ve

dışında insani yardım ihtiyacı zaten

çok yoğunken çatışmalarla beraber

bu ihtiyaçlar daha da arttı. MSF

ekipleri çatışmalar başladığından

beri ilk tıbbi muayeneleri

gerçekleştiriyor ve halen gözaltı

merkezlerinde tutulan insanlara

yiyecek, su ve beslenme desteği

temin ediyor.

Ancak MSF ve diğer insani yardım

kuruluşlarının, yardıma ihtiyacı

olan başka insanlara ulaşma imkânı

sınırlı. Trablus ve çevresindeki

Libyalı topluluklar da çatışmalardan

etkilendi ve onların sağlık

hizmetine erişim imkânı da kısıtlı.

++Uluslararası hukuka uygun

şekilde koruma sağlanmalı

Birleşmiş Milletler Mülteciler

Yüksek Komiserliği’ne göre

gözaltı merkezlerinde alıkonan

insanların yaklaşık yarısı Eritre,

Etiyopya, Somali ve Sudan gibi

çatışma ve savaş yaşanan bölgelerden

gelen mülteciler.

Uluslararası hukuka göre bu

insanlar korunma altına alınma

hakkına sahipler fakat Libya

yetkilileri, güvenli ülkelerin

hükümetleri ve Birleşmiş Milletler

onların sığınma başvurularını

işleme koymak için etkin

bir mekanizma kurmayı başaramadı.

Hatta Avrupa ülkeleri,

sığınma başvurusunda bulunacak

insanların Libya’dan ayrılmasını

engelleyecek politikalar oluşturdular.

Aynı politikalar kapsamında

Avrupa’nın sponsor olduğu

Libya Sahil Güvenliği eliyle,

denizden kurtarılan insanlar

Libya sahillerine geri götürülerek

insanların Akdeniz’i aşması engelleniyor.

Bugün gözaltı merkezlerinde

alıkonan insanların çok büyük

çoğunluğu denizde yolu kesilerek

Libya’ya geri getirilen kişiler.

Sağlık ve ruh sağlığı ihtiyaçları

had safhada

Trablus’taki gözaltı merkezlerinin

hâlihazırdaki olumsuz ve

aşırı kalabalık şartları bu politikalar

sonucu daha da ağırlaştı.

Son birkaç ay içinde, temiz suya,

sanitasyon ve temizlik imkanına,

sağlık hizmetlerine erişimin

kısıtlılığı nedeniyle ortaya çıkan

fiziksel sağlık ve ruh sağlığı

sorunları dolayısıyla durum eskisinden

de kötü.

2011’den beri Libya’da faaliyet

gösteren MSF 2016’dan bu yana

Trablus’ta gözaltı merkezlerinde

çalışarak buralarda birinci

basamak sağlık hizmetleri, ruh

sağlığı desteği, su ve sanitasyon

hizmetleri veriyor. Ayrıca MSF,

şu anda gözaltı merkezlerinde

tutulan göçmen, mülteci ve sığınmacılar

için hastaneye acil sevk

imkânı sağlayabilen tek kuruluş.

MSF Hums, Zliten ve Misrata’daki

gözaltı merkezlerinde de

çalışıyor, Beni Velid’deyse ruh

sağlığı desteği sunuyor.

Sınır Tanımayan Doktorlar bir

kez daha, Avrupa ülkelerinin

hükümetlerine Libya’nın “güvenli

bir yer” olmadığını teslim etmeye

çağırıyor:

Libya sınırları içinde hapsedilen

insanların güvenli ve insanlık

onuruna yaraşır şekilde buradan

kurtarılması için gerekli adımların

acilen atılması gerekiyor.

Eylül 2018 37


Interview

Siber saldırı tehdidi

Arbor Networks’ün 10’uncu Yıllık Küresel Altyapı Güvenliği Raporu’na yönelik

bilgi veren Arbor Networks Türkiye Kıdemli Danışmanı Tuna Taktak, savunma

becerilerinde insan faktörünün öneminin korunmaya devam ettiğini belirtiyor.

Atlı, raporda güvenlik kuruluşlarında nitelikli personel alımında ve iş akdinin

devamında güçlükler yaşadığını rapor eden katılımcı sayısı %14’lük bir artışla

%59’lara ulaştığına dikkat çekiyor. Arbor Networks Türkiye Kıdemli Danışmanı

Tuna Taktak’a siber güvenlik ile ilgili sorularımızı yönelttik.

Türkiye Kıdemli Danışmanı Tuna Taktak

Siber saldırı çeşitleri ve tanımları

hakkında bilgi verir misiniz? Siber

atakların dünyadaki artış sebebi

nedir?

Günümüzde en sık yaşanan iki

önemli siber saldırı çeşidi var.

İlki en yaygın saldırı türü DDoS

saldırıları. Bu saldırı tipinde amaç

web sitelerini, uygulamaları ve tüm

online servisleri ulaşılamaz hale

getirmek. Bu ataklar sürekli olarak

gelişerek web sitelerinin, bulut

servislerinin erişilebilirliğini tehdit

etmektedir. Ayrıca bu ataklar çok

etki yaratıyor çünkü web sitesinin

çökmesi veya erişilememesi halinde

bu sorun çok kısa sürede öğreniliyor

ve yayılıyor. Bu da kurumun itibarını

etkiliyor ve de rakipleri bu kesintileri

aleyhlerinde kullanabiliyor.

Diğer saldırı çeşidi ise gelişmiş

saldırılar. Bu saldırılar, herhangi

bir organizasyonu, kurumu, şirketi

hedef alır. Hedef hakkında olabildiğince

bilgi toplanır ve hedefin

güvenlik sistemleri incelenir. Amaç

şirketin iç ağına girip fark edilmeden

orada kalmak ve içeriden

bilgi toplayabilmektir. Araştırmalara

göre bu tip ataklarda saldırganlar

iç ağlarda 200 gün fark edilmeden

kalabilmektedirler.

Saldırganlar iç ağda oldukları

zaman, erişimlerini arttırarak şirketin

gizli bilgilerini çalmaktadırlar.

Bu tip saldırganlar sabırlı ve bilinçli

atak yaparak etkili olmaktadırlar.

Türkiye’nin siber güvenlik

alanındaki açıkları nelerdir?

Türkiye’deki siber güvenlik sorunları

ile dünyadaki sorunlar aynı.

Standart güvenlik modelinde çeşitli

güvenlik seviyeleri vardır. Bu model

bulut bilişimin ortaya çıkmasından

önce efektif bir modeldi çünkü şirketler

bilgilerini dışarıya açmıyordu

ve bu yüzden koruma politikaları

belli ve çok katıydı. Fakat bulut

bilişim ile şirketlerin diğer organizasyonlarla

bilgi paylaşması, şirket

bilgilerini İnternet ortamından

erişilebilir kılması gerekiyor. Örnek

olarak; satış yazılımları, CRM bilgileri,

İK bilgilerinin paylaşımını veya

şirketlerin bazı bölümlerini outsource

etmesini söyleyebiliriz. Bu

sebeple sizin güvenliğiniz, en zayıf

noktanızın güvenliği kadardır. Bu da

saldırganlara atak yapabilecek daha

fazla nokta sağlamaktadır.

Türkiye’ye hangi ülkelerden daha

fazla atak geliyor?

Günümüzde siber ataklar küresel

niteliktedir. Ataklar bugün bir

kaynaktan yapılıyor, ertesi gün ise

farklı bir kaynaktan yapılabiliyor.

Arbor Networks ile Google Ideas’ın

iş birliği sayesinde bunu görsel bir

hale getirebiliyoruz. Arbor Networks’ün

ATLAS projesi aracılığı

ile 320 servis sağlayıcısı trafik ve

atak bilgilerini paylaşmaktadır. Bu

sayede, Arbor Networks saniyede

120 Tb’tan fazla trafiği inceleyerek,

dünyadaki atakları gözlemleyebilmekte

ve inceleyebilmektedir ki

bu sadece Arbor’a özgüdür. Google

Ideas bu bilgiyi alarak görsel bir

platforma taşıdı: Digital Attack Map

(digitalattackmap.com). Bu harita

40

Eylül 2018


Interview

bize dinamik, görsel ve anlık olarak

dünyadaki siber atakları göstermektedir.

Siber savunmanın temeli nedir?

Geçtiğimiz yılda, DDoS ataklarından

dolayı sistemleri, servisleri ve

erişimleri, müşteri bilgileri veya

fikri/sınai mülkiyet hakların çalınması

ya da hasar oluşan sistem

kesintileri gibi sayısız olaylar

nedeniyle pek çok organizasyon

zarara uğradı. Bugünkü problem

ise kurumların gizli bilgilerini

veya kritik iş uygulamalarını hedef

alan içerden ve dışarıdan ataklara

maruz kalmalarıdır. Artık tehditler

iş sürekliliğini veya şirketin gizli

bilgilerini hedef alıyor. Olay tiplerinden

bağımsız, tüm kurumlar bu tip

tehditlere karşı hazır olmalıdır ve

kurumların %60’ında olaya müdahale

ekipleri mevcuttur. Fakat kurumların

daha zayıf olduğu kısımlar

var; saldırıların işe olan etkilerini

tahmin edebilmek, saldırıyı 24 saat

içerisinde tespit edebilmek gibi.

Maalesef bu 2 konu da çok önemlidir.

Özellikle bazı regülasyonlar

saldırıların, tehditlerin belli zaman

aralıklarında tespit edilmesini istemektedir.

Siber riski nasıl tanımlarınız?

Günümüzde siber risk, iş riskidir; bu

iki tanım birbiri yerine kullanılabilir.

Başarılı siber ataklar müşteri

veya şirket bilgilerini hedef alır.

Arbor Network’un sponsorluğunda

Economist Intelligence Unit’in

yaptığı araştırmaya göre, siber

ataklara karşı sigortalanma isteği

artmaktadır. Arbor’ın WISR isimli

bu raporunda belirtildiği gibi; servis

sağlayıcı olmayan katılımcıların

%6’sı sigorta şirketleriyle bu alanda

gelişme sağlamak için sözleşme

imzalamışlardır.

Siber atakların başarı oranları ve

ataklar sonucundaki kayıplar göz

önüne alındığında, organizasyonlar

güvenlik duruşlarını güçlendireceklerdir.

Fakat bugünkü tehditlere

karşı organizasyonları korumak

sadece teknoloji ile olmaz; insan

ve süreçleri de içerir. Güvenlik analistleri

bu tehditleri analiz etmeli,

önceliklerini belirlemeli ve detaylı

araştırmalıdırlar. Bunun içinde

gerekli tehdit algılama sistemleri ve

ürünlerini de kullanmalıdırlar.

Kurumların siber tehditlere karşı

neler yapması gerekli?

Günümüzde firmalar güvenlik

bütçelerinin çoğunu, atakların ilk ve

son safhalarına harcıyorlar. İlk safhada;

atağın olmasını engellemeye

yönelik oluyor. Ağlarını korumak

için; web uygulama firewalls, nextgen

firewalls, intrusion prevention

systems, antivirus ve bu gibi diğer

çözümleri kullanıyorlar. Son safha

ise saldırıyla ilgili tüm alarm ve

logların toplanmasıdır; saldırı

veya tehdit nasıl içeriye girmiş gibi

bilgilerdir. Burada eksik olan orta

safhada ne olduğu yani tehdit iç ağa

girince ne yapmış, nerelere ulaşmış

bilgilerine ulaşabilmek. Kurumların

kendilerini daha iyi koruyabilmeleri

için tehdidi daha hızlı algılayıp,

müdahale etmeleri gerekmektedir.

Şirketler siber ataklara karşı

kendilerini korumak için ne

yapmalılar?

Şirketler kendi ağlarını denetleyebilmelidirler.

İç ağlarındaki haberleşmelerden

haberdar olmalılardır.

Bu sayede anormal veya olağan dışı

bir olay olduğunda bunu anlayabilmelilerdir.

Bu olağan dışı olayı

fark ettiklerinde ise; detaylı olarak

analiz etmeliler, atağın nerelere

ulaştığını veya ulaşmaya çalıştığını

görmeliler ve bu atağı engellemelidirler.

Kişiler ve şirketler siber ataklara

karşı nasıl hazırlanmalıdır?

Sonuçta tüm şirketler insanlardan

oluşur. Sofistike saldırganlar

çoğunlukla şirketlerin çalışanlarını

hedef alır. Çalışanların

sosyal medya profillerini incelerler.

Çalışanların bilgisayarlarına

malware yüklemek için çalışanın

şüphelenmeyeceği bir konu hakkında

bir link hazırlar. Çalışan bu

linki tıkladığında bilgisayarlarına

malware’ı yüklemiş olurlar. Şirket

ağına bilgisayarıyla girdiği zamanda

saldırgan amacına ulaşmış olur,

kurumun iç ağına ulaşmış olur. Bu

tip saldırganlar sabırlı ve hedefe

odaklanmışlardır.

Efektif güvenlik sadece gerekli

güvenlik cihazlarını kullanmak

değildir. Çalışanlarında güvenlik

konusunda eğitilmelidir. Birçok

firmanın olay müdahale planı var

fakat bu planlar üzerinde çalışacak

vakitleri yoktur veya uygulayacak

yeterli insan kaynağı yoktur.

Atak olduğunda, atağa yapılan

müdahalenin gerektiği kadar sert

olmamasının sebebi ise yeterince bu

planlar üzerinde çalışılmamasıdır.

Efektif güvenlik bahsedilen tüm bu

önlemleri karşılamalıdır.

Eylül 2018 41


Interview

Cyber attack threat

Pointing out that the vacancy for quality personnel in cyber security was 59%,

Tuna Taktak, Turkey Senior Advisor of Arbor Networks said that the human

factor in safety talents had been continuing. The report highlights that the

number of companies suffering commitment problems of personnel to service

contracts had jumped and the number of attendees from 14% up to 59%. We

asked questions to Tuna Taktak about the details of cyber safety.

attackers can stay in the network

for 200 days without anyone noticing.

When attackers are in the internal

network, they increase their

access and steal the company’s

confidential information. These

types of attackers create impact

by executing patient and informed

attacks.

Could you give us information

about the types of cyber attacks

and their definitions? What is the

reason for the increase in cyber

attacks in the world?

Nowadays, there are two important

types of cyber attack that are most

common. The first is the most

common type, DDoS attacks. The

purpose of this type of attack is to

make websites, applications, and

all online services inaccessible.

These attacks are constantly evolving,

threatening the accessibility of

websites and cloud services. These

attacks also create a big impact

because if a website collapses

or is inaccessible, this problem

is quickly discovered and news

spread. This affects the reputation

of the organization, and their opponents

can use these disadvantages

against them. The other types of

attack are advanced attacks. These

attacks target any organization,

institution or company. As much

information as possible about the

target is gathered and security

systems of the target are examined.

The goal is to get inside the

company’s internal network and

stay there undetected and collect

information from within. Researches

show that in this type of attack,

What are the vulnerabilities

of Turkey in the field of cyber

security?

Cyber security issues in Turkey are

the same with everywhere in the

world. There are various security

levels in the standard security

model. This model was effective

before cloud computing emerged

because companies did not open

any information to outside, so

the protection policies were well

determined and very rigid. But with

cloud computing, companies need

to share information with other

organizations and to make company

information accessible via the

Internet. For example; they share

sales software, CRM information,

HR information or they outsource

some parts of the company. For

this reason, your safety is at most

the safety of your weakest point.

This provides more points for attackers

to exploit.

From which countries more

attacks come to Turkey?

Nowadays, cyber attacks are

42

Eylül 2018


Interview

global. Attacks are made from

one source today, and from a

different source the next day. With

the collaboration between Arbor

Networks and Google Ideas we can

visualize it. Through Arbor Networks’

ATLAS project, 320 service

providers share traffic and attack

information. With this information

Arbor Networks is able to observe

and examine attacks occurring

across the world by analysing

more than 120Tb traffic at the moment.

This is something only Arbor

can achieve. Google Ideas took

this information and transferred

to a visual platform: Digital Attack

Map (digitalattackmap.com). This

map shows us dynamic, visual, and

instant attacks from around the

world.

What is the basis of cyber

defense?

Over the past year, many organizations

have suffered due to numerous

events such as DDoS attacks

to systems, services and access,

theft of customer information or

intellectual/industrial property

rights or outage of damaged systems.

Today’s problem is that they

are exposed to internal and external

attacks that target confidential

information or business-critical

applications. Business continuity

or confidential company information

are now targeted with threats.

Independent of event types, all

organizations must be prepared

for these types of threats, and

there are intervention teams in

60% of organizations. But there

are areas where organizations are

weaker, such as predicting the

effects of attacks on business and

detecting attacks within 24 hours.

Unfortunately both issues are also

very important. Particularly, some

regulations require attacks and

threats being detected at certain

time intervals.

How do you define a cyber risk?

Nowadays, cyber risk is business

risk. These two definitions can be

used interchangeably. Successful

cyber attacks target customer or

company information. The Economist

Intelligence Unit’s survey

under the sponsorship of Arbor

Network shows that there is a

growing demand for insurance

against cyber attacks. As stated

in Arbor’s WISR report, 6% of

non-service provider participants

have signed contracts with insurance

companies to have improvement

in this area.

Organizations will reinforce their

safety stances when the success

rates of cyber attacks and the losses

resulting from attacks are taken

into account. But protecting organizations

against today’s threats

is not only through technology, it

involves people and processes too.

Security analysts should analyze,

prioritize, and investigate these

threats. They should also use necessary

threat detection systems

and products.

What do organizations need to do

against cyber threats?

Today, firms spend most of their

security budgets on the first and

last phases of an attack. In the

first phase it is to prevent the

attack. To protect your networks

they use web application firewalls,

next-gen firewalls, intrusion

prevention systems, antivirus and

similar solutions. The last stage

is the collection of all the alarms

and logs related to the attack,

information such as how an attack

or threat has intruded. What is

missing here is the middle phase.

We have to find what the threat

has done in the internal network,

where did it reach. Organizations

have to perceive the threat and

intervene more quickly for a better

self-protection.

What do companies have to do to

protect themselves from cyber

attacks?

Companies should be able to

inspect their own networks. They

must be aware of communications

in their internal networks.

They should be able to understand

when there is an abnormal

or unusual event. When they

realize this extraordinary event,

they must analyze in detail, see

where the attack reaches or try

to reach, and obstruct it.

How should people and companies

prepare against cyber

attacks?

After all, people constitute all

companies. Sophisticated attackers

often target employees

of companies. They review social

media profiles of employees.

They prepare a link to an issue

that an employee won’t suspect

and they install malware on

employees’ computers. When

an employee clicks this link,

the malware will be installed

on their computers. When the

employee enters the company’s

network with their computer,

attacker gets what they aim for

and reaches the organization’s

internal network. These types of

attackers are patient and focused

on their goal.

Effective security is not just

about using the necessary security

devices.

Employees should be trained

about safety. Many firms have

an event intervention plan, but

they don’t have the time to work

on these plans or they don’t

have enough human resource

to implement them. When the

attach happens, they can’t fight

back strong enough because

they didn’t work on these plans

thoroughly.

Effective security must have all

these precautions we mentioned.

Eylül 2018 43


Health

Vertigo hastalık değil!

“Vertigo hastalık değil, pek çok hastalığın bir belirtisi” diyen

Acıbadem Maslak Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı

Prof. Dr. Nazım Korkut Vertigo’yu anlattı.

Zaman zaman hastayı günlük

yaşamını idame ettiremez noktaya

düşürecek kadar sık ve şiddetli

olabilen; Gözlerde istem dışı

hareketler ile bulantı ve kusmanın

da eşlik edebildiği, etrafımdaki

her şey sürekli hareket ediyor…

Kendim de dönüyorum… Dünyam

tersine döndü… Yer sanki ayağımın

altından kayıyor… Ayağım boşluğa

gidiyor… Başım kazan gibi…

Şikâyetleri tüm yaş grupları göz

önüne alındığında her 100 kişiden

3’ünde görülen bu tablonun adı;

baş dönmesi, tıbbi adıyla, Vertigo!

Vertigo, toplumdaki yaygın inanışın

aksine hastalık değil, pek çok

hastalığın bir belirtisi. Güzel haber

ise doğru tanı ve doğru tedaviyle

sonuç alınabilmesi!

Ani tansiyon problemleri, kan

şekerinin düşmesi veya kullanılan

ilacın yan etkisi gibi çeşitli nedenlerle

baş dönmesi problemleri

yaşanabiliyor. Kimi zamansa,

örneğin hipotansiyona bağlı

gelişen bayılma hissini hastalar

baş dönmesi sanıyorlar. Oysaki bu

durum gerçek bir baş dönmesini

yansıtmıyor. Genellikle iç kulak

hastalıklarının yol açtığı ve “vertigo”

olarak adlandırılan gerçek

bir baş dönmesi tablosu var ki

hayatı alt üst edebiliyor. Vertigo

sadece birkaç saniye süren hafif bir

dengesizlikle sınırlı kalabildiği gibi,

saatlerce, hatta günlerce devam

eden ve oldukça şiddetli ataklarla

da görülebiliyor. Dengesizlik veya

baş dönmesi nedeniyle kendilerini

güvende hissedemeyen hastalar

da günlük aktivitelerden kaçınıyor,

hatta evden dışarı çıkmaya dahi

korkabiliyorlar. Genellikle iç kulaktaki

denge sisteminde yaşanan

bir problemden kaynaklansa da,

aslında pek çok etken başımızı

döndürebiliyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi Kulak

Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı

Prof. Dr. = Korkut vertigoya en sık

yol açan nedenleri anlattı, önemli

uyarılarda bulundu.

Denge merkezinde sorun

gelişince…

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof.

Dr. Nazım Korkut vertigonun her

iki iç kulaktan denge merkezine

ulaşan uyarıların eşit olmamasından

kaynaklandığını söylüyor. Bu

duruma neden olan birçok hastalık

mevcut. Beyindeki denge merkezine

bilgiler 3 önemli kaynaktan

geliyor: Gözler, iç kulaktaki yarım

daire kanalları ve derin duyu

(kaslar, tendonlar, eklemler vs.)

sisteminden.

Bu çoklu sistemin sözü edilen

bölgelerin herhangi birinde ortaya

çıkan sorun, dengeyle ilgili belirtilere

yol açıyor. Vücudun ağırlık

merkezi dayanma düzleminin

içinde tutulamıyor, etraftaki objeler

retinada sabitlenemiyor ve baş

dönmesi ile dengesizlik sorunu

ortaya çıkıyor.

Amaç altta yatan sebebi ortadan

kaldırmak

Vertigoya yol açan etken bazen

sadece hastadan alınan bir öyküyle

tespit edilirken, bazen ise radyolojik

incelemelerin de dâhil edildiği

birçok ileri tetkikle bile sonuca

ulaşmakta güçlük çekilebiliyor.

Çünkü baş dönmesine neden olan

birden fazla hastalık aynı anda

var olabiliyor. Bu durumda her bir

hastalığın teşhis edilerek ayrı ayrı

tedavi edilmesi gerekiyor. Vertigonun

tedavisi iki şekilde yapılıyor:

Birincisi akut atak tedavisi. Genellikle

acil servislere başvuran

hastaların mümkünse baş dönmesi

nedeni saptanarak, atağın şiddetini

ve süresini azaltan tedavi uygulanıyor.

İkincisi ise vertigo nedeni

olan hastalığın teşhis edilerek

atakların bir daha oluşmasının önlenmesi.

Tedavide hedef, hastalığın

sebebini ortadan kaldırmak. Eğer

bu mümkün olmuyorsa atakların

gelmesini önlemek ya da hafif

geçmesini sağlamak da tedavide

önemli bir adımı oluşturuyor.

Tedavinin şekli nedene göre

belirleniyor

Vertigo bazen kolaylıkla tedavi

edilebiliyor, bazen de süreç uzun

44

Eylül 2018


Health

oluyor, sabırlı olmak gerekiyor. Bu

durum vertigoya neden olan etkenlere

göre değişiyor. “Doğru teşhis

konularak doğru tedavi uygulanan

hastalarda sonuç alamamak söz

konusu değildir.” diyen Kulak Burun

Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Nazım

Korkut sözlerine şöyle devam

ediyor: “ Vertigoda öncelikle altta

yatan etkenin ortaya konması tedavideki

başlıca prensibi oluşturuyor.

Ardından tanıya göre uygun olarak

manevra hareketleri, ilaç veya

cerrahi tedavi gibi yöntemlere başvuruluyor.

Örneğin halk arasında

kristallerin yerinden oynaması

şeklinde ifade edilen hastalıkta

uygun manevralarla baş dönmesi

yakınmaları kolaylıkla ortadan

kalkıyor, ilaç tedavisine gerek

duyulmuyor. Vestibüler migren gibi

sık görülen bir başka baş dönmesi

nedeninde tedavi migrene yönelik

olarak gerçekleştiriliyor. Meniere

hastalığında ise tuz, kafein, sigara

ve alkol gibi kısıtlamalar dışında

ilaç tedavisi, orta kulak içine kortizon

ve/veya gentamicin ile çeşitli

cerrahi yöntemlere başvuruluyor.

Diğer baş dönmesi nedenleri de

kendi özel koşullarında değerlendirilip,

çözümlenebiliyor.”

En sık rastlanan vertigo nedenleri

•İç kulakla ilgili problemler:

BPPV olarak isimlendirilen ve

halk arasında kristallerin yerinden

oynaması olarak bilinen iç

kulaktaki yarım daire kanallarına

partiküllerin kaçması veya iç

kulak sıvılarında artış (meniere

hastalığı), nadiren doğumsal iç

kulak anomalileri.

•Migren

•Stres: Emosyonel bir stres,

nöroendokrin sistemlerin aktive

olmasına, bunun sonucunda

böbreküstü bezlerinin aşırı hormon

salgılamasına, iç kulak sıvılarında

artışa ve baş dönmesine neden

oluyor.

•İç kulak kanalı ve beyin tümörleri.

•Beyin, beyincik kanaması.

•Kulak enfeksiyonları.

•Beyinde anevrizmalar.

•Multipl skleroz.

•Travmalar.

•Kardiyolojik nedenler.

•Vertebrobaziler yetmezlik (boyun

damarlarının daralmasına bağlı

olarak beyin arka tarafının az kanlanması)

•Hormonal, metabolik nedenler,

Vitamin B12 ve Vitamin D eksikliği

gibi nedenler de vertigoya yol

açabiliyor.

Baş dönmesine karşı önlemler!

•Stresten mümkün olduğu kadar

uzak durun.

•Hareketli olun, aktif yaşam koşullarını

sağlayın.

•Yaşınıza ve bedensel özelliklerinize

uygun spor ile egzersizler

yapın, açık havada düzenli olarak

yürüyün.

•BPPV (kristallerin yerinden

oynaması) sorununuz varsa, özellikle

yukarı bakmak gibi aşırı veya

hızlı baş hareketlerinden kaçının.

•Sigara ve alkol tüketmeyin.

•Meniere hastalığınız varsa tuzu

kısıtlayın, sigara ve alkol tüketmeyin,

aşırı kafein tüketiminden

de kaçının.

•Vestibüler migreniniz varsa

mayalı yiyecek ve içeceklerden

sakının, eski peynir, çerez, çikolata

ve çilek gibi gıda maddelerini

beslenme programınızdan

çıkarın.

Eylül 2018 45


Interview

IKMIB continues its efforts for 2023 targets

Istanbul Chemical and Chemical Products Exporters’ Association (IKMIB)

strengthens its cooperation activities to help its member companies to obtain

leadership positions at global markets.

We spoke to Adil Pelister, Chairman

of IKMIB about exports and

developments in the sector.

What kinds of innovations are

expected in the sector on the

matter of export after Adil

Pelister took the chair of IKMIB?

Since its establishment in 1991,

Istanbul Chemical and Chemical

Products Exporters’ Association

(IKMIB) has been working to

diversify export products and gain

competitiveness in products in

order to protect the professional

ethics and solidarity of exporting

Turkish companies in the chemical

sector and to increase exports. As

a new management team, we also

organize a number of activities to

protect the interests of our members

who are affiliated with our

Association, to establish strong

connections in the international

arena and to help our firms enter

into new markets.

Our goal is, by effectively solving

the problems of our firms, to

provide them for the support they

need both on financial matters

and investment and new market,

to be a bridge between state and

our firms, and, by contributing to

production and branding activities,

to support them reach the highest

level in export.

In this direction, firstly, due to the

market potential, we are planning

to make the chemical sector

more effective in potential countries

such as the United States of

America, China and other Far East

countries. We aim to have Turkish

chemical sector, which is, in

Turkey, on the third seat in exporting

among the other sectors, rise

to the second rank. As a matter

of fact, our sector reached to the

46

Eylül 2018


Interview

position of the second exporting

sector in June 2018. Among the

subjects give priority are the innovative

projects such as decreasing

the limit of green passport to 100

thousand dollars, establishment of

a private visa office for our exporters,

realizing exporter’s easy

access to finance, put the national

container line project into practice,

and localization thrust.

What is the effect of increase in

exchange rate of dollar on export

figures and chemical products in

the first half of the year?

Our chemical sector depends on

imports in terms of raw material

at the rate of 70 percent, whereas

even plastic and rubber sectors

are dependent upon imports in

terms of rat material at over the

rate of 90 percent. The most used

currencies in the global trade are

the Dollar and the Euro. From this

point of view, we can say that the

fluctuations in our country especially

in the recent period in Dollar

and Euro exchange rate have had

a negative effect on the costs of

our exporter firms trading in this

foreign currency.

Did these exchange rate increases

cause a drop in production?

Even if it did not happen, what

measures did the producers take?

Although the increases in exchange

rates negatively affect the

costs for our sector that provides

the raw material from abroad in

production, it is possible to prevent

the exchange rate risk by realizing

foreign trade operations in Turkish

Lira instead of foreign currency

units.

Trading in local currencies has a

positive effect on both sides. Today,

Turkey does business with many

countries such as Russia, India,

China, South Korea, Indonesia,

Mexico, Brazilin local currencies.

When we look at export figures,

we see that there is an increase in

exports made with these countries.

“Our goal is to make a big

contribution to 2023 export

targets of Turkey with Digital

Export Platform”

You had mentioned previously the

project “Five Pieces of Gold”, at

what phase is that project?

We started to work on all our other

promises, especially the green

passport issue. We have initiated

our initiatives fast at our TIM chairman

and Administration.

In order to increase our exports

and reach our 2023 targets, we

need to orientate our SMEs to exports

more. Because many of our

firms which are already on certain

levels have already substantially

completed their institutionalization,

they know how to export

and are be able to export to many

countries in the world. Also most

of our big firms are also eligible for

obtaining green passport.

However, the vast majority of our

SME-sized companies still suffer

from difficulties in exporting and

finding new markets. Those who

have started exporting cannot attend

foreign trade fairs and similar

business trips because they have

passport and visa problems.

Our goal is, by ensuring the owners

of SMEs, which have reached 100

thousand dollar annual exporting

volume in 3 years consecutively, or

their one the manager who is authorized

signatory to get the right

of green passport, to eliminate

their travel restrictions and to help

them find new markets. Thanks to

that, we believe that we can also

ensure that they can export more.

Besides, while we declare our

“Digital Export Platform” promise,

we have foreseen that our new

governmental management system

will not remain indifferent to the

versatile digital transformation in

the world. As a matter of fact, both

the statements made by our Ministry

of Industry and Technology to

speed up the studies on this matter

and the Digital Transformation Office

established at the presidency

of the republic have justified our vision.

Our goal here is, by embracing

digitalism, which started with

Industry 4.0 and leaped into the

area of finance with digital money,

to catch up the digital transformation

in the world and accelerate

it and help our country’s exports

reach 2023 targets. In this area,

we will work more closely with our

TIM management together with our

government.

We expect a big participation in

China International Import Expo

2018

There was a high level of participation

in the Private Label fair in

Amsterdam. What level of national

participation do you expect in a big

fair like the one in China?

As for private-label products sector,

we arranged Turkey National

Participation Organization this year

as 10th time to “PLMA’s World of

Private Label” international trade

fair, which is held every year. This

year, 94 Turkish companies, 47 of

which are as national participation

and operating on cosmetics,

personal car, cleaning, plastic

household goods, packaging and

food sectors, took part in this fair,

which has been holding for over

30 years. We are delighted to have

such a high level of participation.

As İKMİB, we support our exporters

with our national participation

organizations in order to enable

our firms to get new ideas and to

make cooperation links. Overseas

Eylül 2018 47


Interview

fairs offer very important opportunities

in terms of introducing the

products of our exporters, their

brands and making new cooperation.

We anticipate that participation

in the “China International

Import Expo 2018” fair, which will

take place in Shanghai, China

between 5-10 November 2018,

will also be on high level in this

respect.

Our studies have been continuing

to promote the fair, which so

far 41 firms have applied to, to

Turkish exporters and to increase

participation. The fair in question

is extremely important not only

for our exporting firms, but also

for the promotion of Turkey. The

Chinese festival will be organized

for the first time and we regard it

as an important opportunity for our

country. The investment possibilities

and trade opportunities in

Turkey will be introduced to the

visitors on the booth with 136 m 2 ,

whereas Turkish culture will be

promoted.

Could you tell us at which level

Turkey Exporters Assembly

figures are, compared to the

figures made according to

provinces?

According to Turkey Exporters

Assembly (TIM) data, exports rose

11.8 percent in July and reached

14.11 billion dollars. In the dispersion

of the said exports, Istanbul

takes the first place with 6 billion

dollars. The top ten cities are

Istanbul, Bursa, Kocaeli, Izmir, Ankara,

Gaziantep, Sakarya, Manisa,

Denizli and Hatay.

Where are we in the world on

exports R&D studies?

Today, the way of being able to exist

in domestic and foreign trade,

where competition is intense, is

done by R & D. While R & D investments

and studies, which are

the biggest factor in the growth

of the country’s economies, have

come to the forefront in developed

countries, in developing countries,

although not at the desired level

of industry, R & D investments in

Turkey continues to grow each

year.

Researches show that R&D investments

develop innovative and

high-tech products and increase

exports. R&D expenditures of

developed countries are on average

2.5 to 3 per cent of the Gross

Domestic Product (GDP), while the

proportion of developing countries

is less than 1 per cent.

According to the latest explained

data of Turkey Statistical Institute

(TSI), Turkey’s gross domestic R

& D expenditure has risen to 24

billion 641 million TL in 2016 with

an increment of 19.5 percent by

increasing 4 billion 26 million TL,

compared to the previous year.

The ratio of gross domestic R & D

expenditure to GDP is 0.88 percent

in 2015, and rose to 0.94 percent

in 2016.

As we can see from the figures,

Turkey’s R&D allocation ratio

remains under the world average.

It is of utmost importance that

government promotion should be

given by our government through

tax reductions and low-interest investment

loans to R&D activities. It

is necessary that our firms invest

more in R&D researches by making

use of these supports, and their

work needs to be made widespread

in our country.

Could you mention about

protectionism problems that

our exporters face in the world

market?

The concept of protectionism,

which was emerged from the politics

of localization and balancing

economics of the countries, has

changed dimension in recent years

due to political relations of the

countries. Especially after the recent

US-China crisis, we are facing

the risk that this understanding of

protectionism spread in waves by

being accepted also by other countries.

Exporters may encounter

some embargoes against Turkish

products.

Protectionist policies of neighboring

countries such as Iraq, Iran,

Algeria, Egypt (import prohibitions,

additional customs tax, etc.) affect

our exports negatively.

What would you like to say

about being handled innovation

and design by exporters, and

investment in brand and R & D?

The role of exports in Turkey’s

growth and increase in the level of

welfare is huge. Innovation, design

and branding factors come to the

forefront in terms of competing

with the countries and increasing

exports by entering into new

markets. Companies that produce

innovative and high-tech products

are taking part at the forefront of

the world market. It is possible

for the market to be able to create

new designs and produce productions

with high value added only

with research and developments

activities. When we look at the

countries with the greatest economies

of the world, we see that

these countries have reached their

current positions as the result of R

& D activities.

Achieving sustainable exports and

boosting the unit kilogram value of

exports are significantly dependent

on R & D and innovation power. In

this regard, as IKMIB, we support

our exporters with both design

competitions that we organize and

activities such as R & D Project

Market. Giving importance and

48

Eylül 2018


Interview

priority to R & D will take our firms

a step forward.

After Turkey’s PIC/S

membership, what changes

are expected in Turkey’s

pharmaceutical market?

The International Pharmaceutical

Inspection Cooperation /

Scheme (PIC / S), an association

established by authorities

that administer drug registries

around the world, is known as

the most respected and valid institution

recognized on this field.

Turkey’s PIC / S membership

became effective from January

1, 2018. In this way, the technical

barriers which prevent the

drugs produced in Turkey from

globalizing were also largely

eliminated. The inspections made

by Turkey Pharmaceuticals and

Medical Devices Agency (TITCK)

are accepted worldwide and also

quality and safety of the drugs

produced in Turkey are registered.

We expect this to reflect

favorably on prices and increase

exports of pharmaceuticals.

What are the effects of

the economic and political

developments taking place at

the regional and global level on

the sector?

The economic and political

developments that have taken

place at the regional and global

level directly and indirectly affect

our sector. In particular, if that

the chemical industry is dependent

on abroad by 70 percent in

terms of raw materials is taking

into consideration, it is necessary

for our firms to increase

market diversity and invest in

R & D and branding in order to

be affected at a minimum level

through these developments in

the world. On the matter of raw

material sources, especially in

terms of plastic raw materials

used in construction plastics

and automotive industry, serious

investment is needed for establishing

petrochemical plants in

our country.

When the domestic and abroad

problems faced in international

trade and common problems of

chemical sector are taken into

account, with which solutions

are these problem can be

overcome or eliminated?

In the chemical industry, which

is dependent on abroad in the

production of raw material, our

sector will play an important role

in financing deficit of Turkey with

the supports of our State and

increase in domestic production.

Therefore, it is necessary

to create a center of attraction

in the field of petrochemicals,

to establish new companies and

to commence production. If the

planned investments in petrochemicals

start up, we anticipate

that, our chemical exports will be

over 20 billion dollars after 2019.

However, our exporters may have

difficulty in accessing financing,

we are preparing an action plan,

as the voice of our sector, to

extend the deadlines for our exporters

to reach direct financing.

We are also working with relevant

institutions and individuals

on solutions to the problems of

our sector, such as facilitating

visa procedures and limiting the

lower limit for green passports to

100 thousand dollars.

Sectoral clustering is also important

in terms of firms moving

together, taking advantage of

state support for common needs.

In this regard, we support our

firms, which operate in chemical

sector, with sectoral committee

meetings we organized, as IK-

MIB, and various R & D projects.

What happens in the second half

of 2018 on the next road map?

First of all, until the end of 2018,

among the fairs and delegations

which we will arrange national

participation organization both at

home and abroad are;

10-14 October 2018 COSMEET

Home, Cleaning and Care Sector

and Cosmetics Sector Procurement

Delegations- Istanbul /

Turkey,

21-25 October 2018 Qatar Sectoral

Trade Delegation- Doha /

Qatar

5-10 November 2018 China International

Import Expo- Shanghai

/ China,

12-15 November 2018 Medica

2018- Dusseldorf / Germany,

14-16 November 2018 Cosmoprof

Asia 2018- Hong Kong / China,

25-28 November 2018 Athens

Sectoral Trade Delegation 2018 -

Athens / Greece is located.

Along with these, we bring

together our exporters at sectoral

committees, which we have

formed, and try to find solutions

to their problems with common

sense. As the chemical sector,

we have set 2023 target as$ 50

billion. We can list the topics

standing out in the road map that

we have set for reaching the 2023

targets as follows: Updating of

the Customs Union Agreement

with the EU in favor of Turkey,

guaranteeing the supply of raw

materials with new formulas,

investment in specific special

chemicals, sectoral clustering

and the creation of scale synergies

in R & D.

We will continue to follow our

efforts without slowing down so

that our chemistry sector will

come to a better point.

Eylül 2018 49


Focus

Anadolu Sigorta tamamlayıcı sağlık sigortası

ile ulaşılabilir özel sağlık güvencesi

Her bütçeye uygun prim tutarıyla, SGK anlaşmalı hastanelerde tamamen

ücretsiz muayene ve tedavi imkânı sunan Anadolu Sigorta Tamamlayıcı Sağlık

Sigortası, doğum ve tüp bebek tedavisi gibi ek teminatlarla da ihtiyaca göre

genişletilebiliyor.

Anadolu Sigorta, Tamamlayıcı

Sağlık Sigortası, uygun prim

ödemeleri, geniş teminat ve

anlaşmalı kurum ağı ile sağlık

problemlerini, bütçe dostu ödemelerle

teminat altına alıyor. Sosyal

Güvenlik Kurumu’nun (SGK)

karşıladığı genel sağlık sigortasını

tamamlayıcı nitelikteki ürünü,

doğum ve tüp bebek tedavisi gibi

ek teminatlarla genişletmek de

mümkün.

Diğer tüm güvenceler gibi sağlık

sigortasının da çok önemli bir

yatırım olduğunu söyleyen Anadolu

Sigorta Genel Müdür Yardımcısı

Metin Oğuz, Tamamlayıcı Sağlık

Sigortası’nın herkese özel sağlık

hizmeti alma imkânı sunduğunun

altını çizdi. Oğuz ürünle ilgili şu

bilgileri verdi: “Kuşkusuz sağlık

en önemli varlığımız. Dolayısıyla

sağlık güvencesini, uygun bütçeler

ile sunduğumuz Tamamlayıcı

Sağlık Sigortası sayesinde, daha

çok insan için de ulaşılabilir

kılıyoruz.”

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’nda

Bireysel Sağlık Sigortası’ndan

farklı olarak tedavinin SGK

tarafından onaylanma ön şartı

olduğunu belirten Oğuz, “Sigorta

şirketleri belirledikleri özel şartlar

çerçevesinde, poliçede gösterilen

ödeme oranları ve limitler

dâhilinde sigortalılarının tedavi

giderlerini karşılamaktadır” dedi.

“Sigorta yaygınlığını artırıyor”

Sağlık sigortası bilincinin Türkiye’de

henüz istenen seviyede

olmadığına işaret eden Metin Oğuz,

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası gibi

ulaşılabilir ürünlerin bu bilincin

artmasına fayda sağlayacağını belirtti.

Oğuz şöyle devam etti: “Son

bir yılda prim artışı ve sigortalı

sayısının artışında sektörde dinamizm

sağlandı. Bu hareket, Tamamlayıcı

Sağlık Sigortası’nın bu

bilince katkısının en somut örneği

olarak gösterilebilir. SGK tarafından

karşılanacak tedavi masraflarının,

yasal çerçeve içerisinde

sigortalının ödemesi gereken fark

kısmının özel şartlar dâhilinde

karşılandığı Anadolu Tamamlayıcı

Sağlık Sigortası poliçesi, sigortalılara

hiçbir ücret ödemeden anlaşmalı

özel hastanelerden hizmet

alma fırsatı veriyor. Öte yandan

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’ndaki

genişletilebilen teminatlar pek

çok ihtiyacı karşılama imkânı da

sunuyor. Tüp bebek sahibi olmak

isteyen sigortalılarımız ek prim

ödeyerek poliçelerine ilgili teminatı

ekleyebilirler. Bu durumda,

poliçenin geçerli olduğu süre

içinde gerçekleşecek tüp bebek

tedavisine ilişkin giderler, SGK’nın

ödeme şartları doğrultusunda, bu

teminatın kullanılması için özel

olarak anlaşma yapılmış olan

sağlık kurumlarında karşılanır.

Doğum teminatı da TSS poliçeleri

kapsamında sigortalıların isteğine

bağlı olarak belirlenmiş olan

ek primin ödenmesiyle birlikte

poliçelere eklenebilmektedir.”

50

Eylül 2018


Interview

Tedaviniz Yaşam

Şeklinizde Gizli

Prof. Dr. Özlem Batukan Esen

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Batukan

Esen ile Nişantaşı’ndaki muayenehanesinde

bir araya gelerek kalp-damar

hastalıklarından ve kendi tedavi yönteminden

konuştuk. “Kalp-damar hastalığının bir çeşit

yaşam şekli hastalığı” olduğunu söyleyen

Esen, hayatımızı doğru yönlendirdiğimiz

takdirde hastalığı yok edebileceğimizi

ifade ediyor.

“Prof. Dr. Özlem Batukan Esen;

Kardiyolojinin gri alanları yoktur.

Bir insan ya kalp hastasıdır

veya genetik olarak adaydır ya da

değildir!”

Kendinizden bahseder misiniz?

1974 yılında İstanbul’da doğdum.

Tıp eğitimine eğilim sürecim

lisedeki uygulamalı biyoloji dersleriyle

başladı. Ders kapsamında

meraklı öğrencileri seçen

öğretmenlerimiz bizi Amerikan

Hastanesi’ne götürdü. O sırada

hastanede Türkiye’deki kolesterol

seviyesiyle ilgili çalışma

yürüten Amerikalı bir grup vardı.

Bu olayla birlikte doktor olmaya

karar verdim. Sonrasında hangi

üniversitede ve hangi dal üzerinde

çalışmalar yapacağıma çok

titiz bir şekilde karar verdim.

İstanbul üniversitesi Cerrahpaşa

tıp Fakültesi’ni üçüncülükle

bitirdim. TUS’ta kardiyoloji ana

bilim dalını seçerek araştırma

alanımı belirledim. Kardiyoloji

dalını seçerek insanların hayatlarında

radikal değişiklikler yapmayı

hedefledim. Bunun yanı sıra

bu bölüm çok nettir. Bir insan

ya kalp hastasıdır veya genetik

olarak adaydır ya da değildir.

Kardiyolojinin gri alanları yoktur.

Benim bilimden beklentim net

olması. İnsanların hayatlarına

dokunmayı doğru sağlıklı yaşam

tarzını benimsetmeyi istedim.

Radikal değişikliği biraz açar

mısınız?

Aslında bildiğiniz üzere radikal

değişimler cerrahların alanıdır.

Fakat cerrahi alanını istemediğim

için ben de yaşam tarzlarında

yol göstererek herhangi bir

operasyona gerek kalmadan

yeni başlangıç yapıyoruz. Benim

yaptığım yol sunmak. Örneğin

sigara içen bir hasta önündeki

on yıl içinde kalp krizi riskinin

%20 olduğunu bilmeli. Sigarayı

bırakması için çalışma yapıyoruz.

Deprem riski taşıyan bir evde

oturmak ister misiniz? İşte

durum bu, eğer sağlıklı kalmak

istiyorsanız hayatınızdaki bazı

şeyleri düzenlemelisiniz.

Faydalı kolesterol araştırması

ve kalp krizi hakkında bilgi

verebilir misiniz?

Hikâyenin başında söylediğim

Amerikalı grup Türkiye’deki

faydalı kolesterolün düşüklüğü

hakkında araştırma yapıyordu.

Türklerin kalp-damar hastası

olmasında en büyük etken diğer

toplumlara oranla daha az bulunan

faydalı kolesterol değeri.

Bununla birlikte yemek alışkanlıklarımızda

tetikleyici oluyor.

Şeker tüketimimiz, unlu gıdalar

ve paketlenmiş yiyecekler risk

taşır. Bu noktada doğal beslenme

devreye giriyor.

Doğal beslenme deyince her gün

bir yumurta yemek ya da yapılan

52

Eylül 2018


Interview

yemeği tereyağı ile yapmak

anlaşılmasın. Kişi yakabileceği

kadar gıda tüketmeli. Tarlada

çalışan biri her gün bir ya da

iki yumurta yiyip onu yakarken

ofiste çalışan biri her gün yediği

yumurtayı yakamayabilir. Aynı

durum yaş konusunda da geçerli;

60 yaşın üstündeki bireyler gün

aşırı yumurta tüketip yakabilirken

yirmili yaşlardakiler her

gün yumurta yiyip ona göre enerji

harcarlar. Geç endüstrileşen bir

toplumumuz yeni yeni hareketsiz

kalmaya başladı. Böyle olunca

kalp krizi kırklı hatta otuzlu

yaşlarda rastlanan bir durum

oldu. Kalp-damar hastalığı bir

çeşit yaşam şekli hastalığı. Avrupa’da

kalp damar hastalıklarının

haritalandırıldığı bir sistem

var. Bu sistemde Türkiye risk

taşıyan bir ülke konumunda.

Tüm bunların yanında ne yazık

ki bir de sigara problemimiz

var. Türkiye’de uygulanan sigara

bıraktırma programı Dünya

Sağlık Örgütü tarafından en

etkili program seçildi. Fakat

gençlerde ve kadınlarda sigara

tüketimi giderek artıyor. Bu da

yaşam tarzı dediğimiz noktaya

dayanıyor. Sigarayı kullanmadığımız

takdirde risklerden

birini yok etmiş oluyoruz. Kadın

hastalara değinecek olursak

genellikle teşhiste geç kalınıyor

ve tedaviden daha az fayda elde

ediliyor. Bu yüzden kadınlardaki

en önemli şey hasta olmamak.

Kalp romatizmasının

belirtilerinden ve tedavi

yöntemlerinden bahseder

misiniz?

Kalp romatizması dediğimiz

hastalık bir enfeksiyon aslında.

Beta streptokok mikrobuna karşı

gösterilen dirençle ilgili alerjik

bir süreç olarak da tanımlanabilir.

Bu reaksiyonun sonucunda

kalp kapakçıkları da hastalanarak

kalp romatizması gözleniyor.

Genetik olarak taşınan

bir hastalık olmamakla birlikte

vücudunuzun genetik yatkınlığına

bakılıyor. HLA dediğimiz

bağışıklık hücrelerimizin üzerine

bağlı proteinler var ve bunların

bazıları romatizma oluşturmaya

yatkın olduğu durumda risk

taşıyorsunuz. Boğaz ağrıları da

bu hastalığı tetikliyor, teşhisinde

yardımcı oluyor. Eğer hastalık

geçtikten sonra eklem ağrıları ve

halsizlik devam ediyorsa mutlaka

doktora gidilmelidir. Bağışıklık

sistemi hastalığı olduğu için

Aspirin ya da kortizon tedavilerini

uyguluyoruz.

Kalbimizi kontrol altında

tutmalıyız!

Kalp ritim bozukluğu günlük

yaşamı ne ölçüde etkiliyor?

Belirtileri ve tedavi yöntemleri

konusunda bilgi verebilir

misiniz?

Ritim bozukluğu en basit şekliyle

ikiye ayrılıyor: iyi huylu ve hayatı

tehdit eden. Hayatı tehdit eden

ritim bozukluğu çoğu zaman ani

ölüm riskiyle yüz yüze gelince

anlaşılıyor. Bu bozukluk ailenin

genetik kodları incelenerek bazen

bulunabiliyor.

İyi huylu ritim bozukluğuna

gelirsek varlığıyla kişiyi rahatsız

etse de ani ölüm riski taşımıyor.

Teşhisi yine zor olan bir durum

çünkü kişinin kendini takip etmesi,

dinlenmesi gerekiyor. Şüphesi

olan hasta doktora geldiğinde

varsa böyle bir şikâyeti ona göre

muayene edilip tedavi sürecine

başlanıyor. Konuyu toparlamak

gerekirse kalbimiz bir makine

onu iyi dinlemeli ve kontrol altında

tutmalıyız.

Eylül 2018 53


News

Stratejik Teşvik Belgesi umutlandırdı

Biyoteknoloji, ilaç endüstrisinin insan sağlığının hizmetinde ilerlemesi için kilit

öneme sahiptir. Hastalıklara karşı yeni ilaçların geliştirilmesinde biyoteknolojik

yöntemler giderek kimyasal ve bitkisel formülasyonlardan daha etkili

olmaktadır. Biyobenzer ilaçlar, hem hastaların biyoteknolojik ilaçlara erişimini

artırmakta hem de rekabet oluşturarak maliyetleri azaltmakta ve dolayısıyla

ülke ekonomisine fayda sağlamaktadır.

Devletin kanser ilaçlarından 300

milyon Türk Lirası tasarruf etmesi

mümkün

Hükümetin biyoteknolojik ilaçlarla

ilgili Stratejik Teşvik Belgesi

firmaları harekete geçirdi. Kanser

tedavilerinde yoğun kullanılan bazı

ilaçların biyobenzerleri “Bedeli

ödenecek ilaçlar listesine” ve

“Hastanelerce Temini Zorunlu

Kemoterapi İlaçları Listesi”ne

alınmasıyla kanser hastalarının tedavisini

doğrudan üstlenen SGK’nın

bütçesine doğrudan 200 milyon lira

civarında katkısı olacağı belirtiliyor.

Söz konusu biyobenzer ilaçların

sisteme alınmasıyla ilaç ihalelerindeki

fiyatların düşürülmesini

de sağlayacağına dikkat çekilerek,

ihalelerde oluşacak iskontolarla

birlikte toplam kamu tasarrufunun

yaklaşık 300 milyon lirayı bulmasının

beklendiği belirtiliyor.

TRPharm Yönetim

Kurulu Başkanı

Mehmet Göker

Tasarruf için 27 Eylül kritik gün

Sağlık Bakanlığı’nın 2019 ve 2020

yıllarındaki ilaç alımlarına yönelik

olarak önümüzdeki 27 Eylül

tarihinde yapacağı ilaç alım ihalesi

kapsamında, var olan orijinal

ilaçlar için oluşacak kamu maliyeti

622.2 milyon liraya kadar çıkacak.

Bu ilaçların biyobenzerleri geri

ödeme listesine alınma sürecinin

önümüzdeki 27 Eylül tarihine kadar

tamamlanmış olması durumunda

ise bu tutar 445.4 milyon liraya

gerileyecek.

İlaç 7 ay önce ruhsat aldı, geri

ödeme izni için bekleniyor

Lenfoma ve lösemi hastalıklarının

bazı türlerinde kullanılmak üzere

geliştirilen, hematolojik onkoloji

alanındaki ilk “biyobenzer” ürün

ruhsat alarak hastaların kullanımına

sunuldu. İlacın bir an önce

geri ödeme kapsamına alınması

bekleniyor.

Hükümetin Biyoteknolojik İlaçları

Stratejik Teşvik Belgesi kapsamına

alması üzerine, TRPharm

İlaç’ın yerlileştirme amaçlı kuracağı

fabrikanın yapımı da sürüyor.

TRPharm Yönetim Kurulu

Başkanı Mehmet Göker, kimyasal

bileşimler yerine biyolojik

yöntemlerle, organizmalardan

ve canlı sistemlerden üretilen

biyoteknolojik ürünlerin eşdeğeri

olan biyobenzer ürünün Türkiye’de

hastaların istifadesine

sunulduğunu belirterek, “Biyobenzer

ürünler yalnızca daha fazla

hastanın bu önemli tedavilere

erişmesini sağlamakla kalmayıp,

aynı zamanda kullanıldıkları tedavi

alanlarındaki sağlık maliyetlerini

düşürerek, diğer alanlarda

yeni ve yenilikçi tedavilerin yolunu

açacaktır.” dedi.

“Biyobenzer ürünler ülke

ekonomine fayda sağlar”

Göker, “Biyobenzer ilaçlar,

mevcut ürünlere kıyasla aynı

etkiye sahip olmakla birlikte daha

ekonomik, bu önemli bir avantaj.

Bunun yanı sıra biyobenzerlerin

ülkeye girmesiyle teknoloji transferi

de sağlanacak ve üretimin

Türkiye’de yapılmasıyla birlikte

ihracat potansiyeli de artacak.

Böylece ithal ürünlerden oluşan

Türkiye ilaç pazarı, ihracat yapan

noktaya gelecek.” dedi.

54

Eylül 2018


Health

Kistik Fibrozis erken tanısı

hayatı kolaylaştırıyor

Roche İlaç Türkiye, 8 Eylül Dünya Kistik Fibrozis Günü kapsamında toplumsal

farkındalığı artırmayı amaçlıyor. Roche, hayati tehlikeleri bulunan genetik hastalığa

dair bilinmesi gerekenleri paylaşırken, erken tanının önemine dikkat çekiyor.

Roche İlaç Türkiye, 8 Eylül Dünya

Kistik Fibrozis Günü kapsamında,

hastalığın tanı ve tedavisi için bilinmesi

gereken noktaları aktarıyor.

Erken teşhis konulmadığı takdirde

hayatı tehdit eden bir hastalık olan

Kistik Fibrozis’in belirtileri hakkında

fikir sahibi olmak tedavinin

önünü açıyor.

Kistik fibrozis dünyada tahmini

100.000 kişiyi etkilemektedir.1 Akciğerler

ve diğer organlarda yoğun

mukus üretimine neden olan bir

gen bozukluğunun sonucunda ortaya

çıkan hastalık, zamanla mukus

hava yollarında tıkanıklıklara ve

nefes almada güçlüğe sebebiyet

veriyor. Ayrıca kronik karaciğer

hastalıkları, diyabet, kalp yetmezliği

gibi birçok yan etki söz konusu

olabiliyor. 2

Belirtileri Tanımak Tedavi Yolunu

Açıyor

KF’li hastaların büyük çoğunluğu

için tanı, bir veya daha fazla karakteristik

klinik özellik, bir kardeşte

KF geçmişi ve pozitif yeni doğan

tarama testi sonucunda konuyor.3

Erken çocukluk döneminde

hastalığın belirtileri, çok tuzlu deri,

inatçı öksürük, sık tekrarlayan

solunumsal sıkıntılar ve enfeksiyonlar

ile yetersiz büyüme ve yetersiz

kilo alımı olarak öne çıkıyor.

Hastaların %75’inden fazlasına 2

yaşında teşhis konurken, erken

tanı hastalığın seyri hakkında

tahmin, tedavinin etkin bir şekilde

gerçekleştirilmesi ve yaşam

beklentisi adına büyük önem

taşıyor. 1

Tedavi Hastanın Çabası ile

Mümkün

Kistik Fibrozis’in medikal tedavisi

oldukça kapsamlı bir süreci

içeriyor. Bu doğrultuda hastalar ve

ailelerinin hastalık ve tedavi süreci

ile ilgili mutlaka bilgilendirilmeleri

gerekiyor. Güçlü fiziksel terapi ile

birlikte dengeli beslenme tedavi

sürecinde ciddi bir rol oynuyor.2

Avrupa kılavuzları kistik fibrozis

hastalarının yılda en az 4 kere KF

merkezlerinde değerlendirilmesini

öneriyor. 4

Hastanın Ruhsal Durumu

Belirleyici

Kistik Fibrozis hastalarında

psikolojik stresi değerlendiren

çalışmalar, hastalarda depresyon

ve anksiyetenin yüksek oranlarda

görüldüğünü raporluyor. Hastalar

ve aileleri; azalan akciğer fonksiyonları,

düşük vücut kitle indeksi,

tedaviye bağlılığın kötü olması,

yaşam kalitesinin düşük olması,

artan hastaneye yatış süresi ve

sağlık harcamaları nedeniyle

zorluk yaşayabiliyor. Bu bakımdan,

KF hastalığına sahip çocuklar ve

aileleri için psikolojik desteğin çok

önemli olduğunun altı çiziliyor. 2

1Davies et al. Recent advances

in the management of cystic

fibrosis , Arch Dis Child. 2014

Nov;99(11):1033-6

2 Nada Pop-Jordanova, Aneta

Demerdzieva. Emotional health in

children and adolescents with cystic

fibrozis, Contributions. Section

of Medical Sciences 37.1 (2016).

3 Beryl J. Rosenstein and Garry

R. Cutting for the Cystic Fibrosis

Foundation Consensus Pane,

TThe diagnosis of cystic fibrosis:

A consensus statement, J Pediatr

1998;132:589-95.

4Decullier et al. Impact of practice

recommendations on patient follow-up

and cystic fibrosis centres’

activity in France, J Eval Clin Pract.

2012 Feb;18(1):70-5.

56

Eylül 2018


Health

Vücudun gizli tehlikesi Aort Anevrizması

Einstein’ın da ölüm sebebi olan ve genellikle ileri yaştaki (60 yaş ve üzeri) insanları

etkileyen aort damarının aşırı genişlemesi ve balonlaşması anlamına gelen

“Abdominal Aort Anevrizması” diğer damar hastalıklarının aksine genellikle herhangi

bir belirti vermediği için başka nedenlerle yapılan tetkikler sonucunda ortaya çıkıyor.

Karın bölgesindeki en büyük atardamar olan Aort Anevrizması genellikle ilerleyen

yaşlarda ortaya çıktığı için detaylı tetkikler sonucunda ortaya çıkarılabiliyor.

Erkeklerde kadınlara göre daha

fazla görülen bu hastalığın toplumda

altmış yaşın üzerindekilerde

görülme sıklığı % 9 oranında

olduğunu söyleyen Acıbadem Fulya

Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi

Uzmanı Doç. Dr. Cem Arıtürk,

hastalığın gelişiminde ilerleyen yaş,

sigara kullanımı ve aile öyküsünün

yanında hipertansiyon ile kolesterol

yüksekliği gibi faktörlerin de

rol oynadığını belirtiyor. Arıtürk,

“Bununla birlikte bazı bağ doku

hastalıkları da abdominal aort

anevrizması gelişiminde rol oynamaktadır.

Bulgu verdiği durumlarda

karın ağrısı, karında nabız atışını

hissetme, kabızlık veya ishal, karında

şişkinlik gibi şikayetlere sebep

olabilen bu hastalığın kesin tanısı

için BT anjiografi (ilaçlı tomografi)

gerekmektedir. Normalde 2-3 cm

genişliğinde olan abdominal aortun,

normal-sağlıklı çapının %50’si

kadar genişlemesi abdominal aort

anevrizması olarak adlandırılırken

damar çapının 5,5 cm’yi geçtiği

durumlarda cerrahi veya girişimsel

yöntemlerle tedavisi gerekmektedir”

dedi.

Damar genişlemesinin başlangıç

safhalarında, risk faktörlerinin

ortadan kaldırılarak bazı ilaçlarla

durdurulup yavaşlatılabileceğinin

altını çizen Dr. Cem Arıtürk sözlerine

şöyle devam etti: “Ancak

çapın 5,5 cm’nin üzerinde olduğu

veya karın ağrısı, bacak ağrısı gibi

şikâyetlerin belirgin olduğu bazı

durumlarda cerrahi veya girişimsel

Acıbadem Fulya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi

Uzmanı Doç. Dr. Cem Arıtürk

tedavi gerekmektedir. Damarın 5,5

cm’den geniş olması kendiliğinden

yırtılma riskinin artmasına sebep

olur. Böyle bir duruma ise hastanın

en iyi şartlarda dahi hayatta kalma

olasılığı %50’den azdır. Günümüzde

hastalığın tedavisinde kapalı yöntemle

damarın içine stent takılması

en çok kullanılan yöntemdir. Kasık

bölgesindeki damarlar aracılığı ile

yapılan bu girişimsel tedavide vücutta

sadece 2 adet 5’er cm’lik kesi

bulunmakta ve hastanede kalış, normal

hayata dönüş ve iyileşme süresi

oldukça kısa olmaktadır. Ancak

teknik nedenlerle kapalı girişimlerin

yapılamadığı durumlarda açık

ameliyat hala tedavide vazgeçilmez

yöntem olarak yerini koruyor.”

Eylül 2018 57


Health

Erkeklerde yürümeyi durduran hastalık!

Yürürken bacakta aniden başlayan ağrı nedeniyle hareket etmeyi adeta

engelleyen ağrı, dinlendiğinde geçerken, hastalık ilerlediğinde ise birkaç adım

bile atılmasına imkân vermeyecek şekilde şiddetlenebilen ve hatta tedavide geç

kalındığında kangrene dönüşebilen bu hastalığın adı; periferik arter, bir başka

deyişle atardamar tıkanıklığı.

Atardamar tıkanıklığı, kol ve bacaklara

kan taşıyan atardamarları

tutan bir hastalık. Genelde damar

kireçlenmesi, damar sertleşmesi

sonucunda kol ve bacaklara giden

atardamarların bir veya daha

fazla bölgede daralması ve/veya

tıkanması sonucu ortaya çıkıyor.

Sinsi, yavaş ilerleyici özelliği olan

bu hastalık tedavide gecikilirse

ileri safhalarında bacak kaybı gibi

çok ciddi sonuçlara yol açabiliyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi Kalp ve

Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr.

Cem Arıtürk bu nedenle atardamar

tıkanıklığında erken tanı ve tedavinin

son derece önemli olduğuna

dikkat çekerek, “Erken tanı ve bu

sayede alınabilecek önlemler, pek

çok hasta için gerekli olabilecek

stent, balon gibi işlemler ve büyük

ameliyatların daha geç dönemde

yapılmasına imkân tanıyor. Bununla

birlikte bacaklarda yürümekle

belirginleşen ağrı gibi şikâyetlerin

ilerlemesini önleyebiliyor, hatta

tümüyle geçmesini sağlayabiliyor.

Özetle erken tanı hastalara ağrısız

ve daha uzun süre cerrahi işlemsiz

bir hayat vadediyor ” diyor.

Erkeklerde daha sık görülüyor

Diyabet, sigara, hipertansiyon ve

hiperkolesterolemi atardamar

tıkanıklığının başta gelen risk

faktörlerini oluşturuyor. Erkeklerde,

östrojen kalkanı olmaması

60

Eylül 2018


Health

gibi hormonal faktörlerin de etkisi

ve sigara tüketiminin daha fazla

olması nedeniyle kadınlara oranla

daha sık görülüyor. Kadınlardaki

östrojen hormonu koruyucu bir

faktör olarak görev yapıyor, ancak

menopoz dönemiyle birlikte bu

hormonun azalmasına paralel

olarak sıklık artabiliyor. Bununla

birlikte genetik faktörler, şişmanlık

ve stres de hastalığın ortaya

çıkmasında rol oynayan diğer

etkenler arasında yer alıyor.

Yolda yürümeyi engelliyor

Periferik arter hastalığı bulunduğu

atardamara göre bulgular veriyor.

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı

Doç. Dr. Cem Arıtürk atardamar

tıkanıklığı en sık bacak damarlarında

oluştuğu için belirtilerin de

buna paralel olarak genellikle bacaklarda

görüldüğüne işaret ederek

şu bilgileri veriyor: “Yürürken

bacaklardaki kasların kan ihtiyacı

artıyor, ancak daralmış veya tam

tıkanmış damarlar bu artan ihtiyacı

karşılamakta yetersiz kalıyor.

Bunun sonucunda kişi yürürken

birdenbire başlayan ağrı nedeniyle

adeta hareket edemez hale

geliyor. Ağrı dinlenmekle geçiyor.

Hastalık ilerledikçe yürüme

mesafesi kısalıyor ve ağrı daha

az mesafede belirmeye başlıyor.

Hatta ağrı daha da ilerlediğinde

birkaç adım atılmasına bile imkân

vermeyecek şekilde şiddetlenebiliyor.

İlerleyen safhalarda ayrıca

hasta hiç yürümese bile ‘dinlenme

ağrısı’ olarak bilinen ağrı gelişmeye

başlıyor.”

Geç kalınırsa uzuv kaybıyla

sonuçlanabiliyor

Ayaklarda soğuma, ısınamama; bacak

kıllarında dökülme atardamar

tıkanıklığının diğer tipik belirtilerini

oluşturuyor. Bacakta çok küçük

travmalarda bile çok ciddi yaralar

oluşması ve bu yaraların iyileşmemesi

de hastalığın ileri dönemlerinde

yaşanan önemli sorunlardan.

Doç. Dr. Cem Arıtürk yaraların

kimi zaman herhangi bir travma

oluşmadan da başlayabileceğini

vurgulayarak “Problem ilerlerse

kangrene dönüşebiliyor ve tedavide

geç kalınırsa uzuv kaybıyla

sonuçlanabiliyor” diyor.

Risk faktörlerinden uzak durmak

çok önemli!

Tedavide ilk basamağı, hastanın

atardamar tıkanıklığı yaşamasına

sebep olan faktörlerin ortadan

kaldırılması oluşturuyor. Kalp

Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr.

Cem Arıtürk alınması gereken

önlemleri şöyle sıralıyor.

•Kan şekeri ve yağ seviyelerinin

normal sınırlarda tutulması, tansiyonun

ideal değerlerde kalması ve

sigara içilmemesi dikkat edilmesi

gereken ilk kurallar.

•Varsa fazla kiloların verilmesi ve

düzenli egzersiz yapılması da bir o

kadar önem taşıyor.

•Tüm bu önlemlere rağmen

şikâyetleri azalmayan hastalarda

kan sulandırıcı ve damar genişletici

ilaçların kullanılması, altta yatan

diyabet hastalığı ve hiperkolesterolemi

varsa bunlara yönelik tedavilerin

düzenlenmesi gerekebiliyor.

En son seçenek cerrahi tedavi

Daha ciddi şikâyet yaratan, günlük

hayatın devamına izin vermeyecek

derecede ağrıya sebep olan ve

bacaklarda iyileşmeyen yaraların

açılmasıyla sonuçlanan atardamar

tıkanıklıklarında ise ameliyatsız

yöntemler ve cerrahi yöntemler

gerekebiliyor. Ameliyatsız yöntemler

arasında aterektomi (kireçlerin

temizlenmesi), balon anjioplasti

(ilaçlı ve/veya ilaçsız balonla damar

genişletme) ve stent anjioplasti

(stent takılması) hastalığın seviyesi

ve durumuna göre kullanılabilecek

yöntemler.

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı

Doç. Dr. Cem Arıtürk tüm bunlardan

fayda alınamadığı veya

diğer yöntemlerin uygun olmadığı

durumlarda ise cerrahi yöntemler

olan endarterektomi (damar

içindeki kireçlerin açık yöntemle

temizlenmesi) ve bypass ameliyatlarının

devreye girdiğini belirtiyor.

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı

Doç. Dr. Cem Arıtürk en son

seçenek olarak düşünülen cerrahi

yöntemlerin de hastalığın tedavisinde

önemli bir yer tuttuğunu

vurgulayarak “Başarılı bir cerrahi

tedavi bacak ağrısı ve yürüme mesafesinde

azalma gibi sorunların

hemen tamamını çözüyor. Ancak

cerrahi başarıyı, yapılan ameliyat

kadar, hastanın ameliyat sonrasındaki

hayat tarzı da etkiliyor” diyor.

Eylül 2018 61


Güney Amerika pazarının

giriş kapısı Peru olacak

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından bu yıl 14’üncü kez düzenlenen

seminerde Güney Amerika ülkelerinden Peru pazarı ele alındı. Açılışta bir

konuşma yapan TİM Başkanı İsmail Gülle, dünyada bir değişim ve dönüşümün

yaşandığını söyledi. Gülle, “Artık serbest ticaret anlaşmaları iptal ediliyor,

ticaretin önüne yeni bariyerler konuluyor, vergiler artırılarak ticari savaşlar

başlatılıyor. Biz her iki tarafın da kazandığı ticaretten yanayız. Peru bu anlamda

ekonomik açıdan ciddi bir potansiyele sahip” dedi.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM),

ihracatçı firmaları hedef pazarlar

ile buluşturmak amacıyla başlattığı

“İhracat Pusulası” etkinliğinde

bu kez rotasını Peru’ya çevirdi.

TİM’in 14-19 Ekim 2018 tarihleri

arasında Güney Amerika ülkelerinden

Peru’ya gerçekleştireceği

ticari ziyaret öncesinde düzenlenen

seminerde tüm yönleriyle

Peru pazarı ele alındı. Dış Ticaret

Kompleksi’nde düzenlenen ve 300

ün üzerinde firma temsilcisinin

katıldığı toplantının açılış sunumunu

TİM Genel Sekreteri Dr. Halil

Bader Arslan yaptı. Katılımın son

derece memnun edici olduğunu

belirten Arslan, İhracat Pusulası

etkinliklerinin hem firmalara hem

de ülke ihracatına önemli katkı

sağladığına dikkat çekti.

Ticarette her iki taraf da

kazanmalı

Açılışta bir konuşma yapan TİM

Başkanı İsmail Gülle, dünyada bir

değişim ve dönüşümün yaşandığını

söyledi. Artık serbest ticaret

anlaşmalarının ABD tarafından

iptal edildiği, ticaretin önüne yeni

bariyerler konulduğu, vergiler

artırılarak ticaret savaşların

başladığı bir dönem yaşandığını

belirten Gülle, bu tür hareketlerin

dünya ticaretine olumsuz etkilerin

olacağını dile getirdi. Gülle, Türk

ihracatçıları olarak her iki tarafın

da kazandığı bir ticaretten yana

olduklarını dile getirerek, “Biz ne

62

Eylül 2018


kadar ürün satıyorsak o kadar da

almaktan yanayız. Her iki tarafın

da kazandığı sistem olmalı” dedi.

Amaçlarının daha çok pazarlara

giderek yeni ülkeler keşfetmek,

daha çok üreterek daha çok satmak

olduğunun altını çizen Gülle,

TİM olarak hem ihracatçı sayısını

hem de ihracat yapılan ülke

sayısını artırmayı hedeflediklerini

vurguladı.

Kurdaki olumsuzluğu olumluya

çevireceğiz

Gülle, “Bu açıdan Peru proaktif

ticaret politikası izleyen bir

ülke. Ekonomik açıdan oldukça

ciddi potansiyele sahip. Yıllık 40

milyar dolarlık ihracat, 39 milyar

dolarlık ithalat yapıyor. Bizim bu

ülkeye yaptığımız ihracat sadece

100 milyon dolar. Bu ülkeden

yapılan ithalat da 75 milyon dolar.

İki ülke arasındaki ticari potansiyeli

büyütmek zorundayız” diye

konuştu. Döviz kurundaki artışla

ilgili açıklamalar da yapan Gülle,

“Türkiye kur olumsuzluğunu

olumlu bir ivmeye çevirerek bu yıl

170 milyar doların üzerinde rekor

bir ihracat gerçekleştirecek. Bu

hedeften bizi kimse saptıramaz”

diye konuştu.

Türkiye’yi Türk dizilerinden

biliyoruz

Peru Cumhuriyeti Ticaret Ateşesi

Fernando Albareda da Peru’da

kişi başına gelirin 6 bin 570

dolar, enflasyonun ise yüzde 3.2

olduğunu söyledi. Son 18 yılda

Peru’nun ortalama yüzde 5.1

büyüdüğünü belirten Albareda,

“Bu özel sektör yatırımları ile

gerçekleştirildi. 2017 yılında

ülkeye 7 milyar dolar yabancı

sermaye girişi yaşandı” ifadelerini

kullandı. Düzenlenen

toplantıların iki ülke arasındaki

ticaretin artırılması için önemli

olduğuna değinen Albareda,

“Peru olarak biz de Türkiye

pazarını tanımaya çalışıyoruz.

Perulular Türkiye’yi Türk dizilerinden

biliyor. Türk dizileri

Peru’da seviliyor. Ama bunun

haricinde uzak ülkeymiş gibi

düşünülüyor. Bu tür toplantılarla

bunun değişeceğini düşünüyorum”

dedi.

Peru’da büyük fırsatlar var

Toplantıda ayrıca Moderatörlüğünü

TİM Genel Sekreter

Yardımcısı Erkan Kaplan’ın

yaptığı seminerde Coface Yönetim

Kurulu Üyesi ve Genel

Müdürü Emre Özer, Ak-Kim

Kimya Sanayi ve Tic. A.Ş İhracat

Bölüm Yöneticisi Orçun Gören ve

Aksa Akrilik Kimya Sanayi Bölge

Satış ve Pazarlama Müdürü

Atakan Koru Peru’daki tecrübelerini

katılımcılarla paylaştı.

Emre Özer, Peru’nun ekonomik

olarak kuvvetli bir ülke olduğunu

belirterek, özellikle zengin maden

kaynaklarının bulunduğunu

kaydetti. Altyapı ve sağlık alanında

Peru’da lkede büyük bir fırsatlar

olduğunu ifade eden Özer, “Peru

Türkiye için önemli bir potansiyel

barındırıyor. Türkiye olarak özellikle,

otomotiv, bilişim, perakende

ve taşımacılık sektörlerinde Peru

ile rahatlıkla ticaret yapılabilir”

şeklinde konuştu.

Peru, the gateway to South American markets

for exporters from Turkey

Peru was the main topic in a seminar held by TIM, Turkey Exporters Assembly, for

the 14th time. Chairman of the Assembly, Ismail Gullle emphasized on the changes

and transformations in the world and mentioned about the ending of free trade

agreement, new barriers in global trade and trade wars through tariffs.

The meeting was held for the

preparations running about a

commercial activity that will be

made between 14th to 19th October

2018 to Peru under the name

of “Compass of Exports”, and

more than 300 companies were

represented in the meeting.

In his opening address, Ismail

Gulle said that recent developments

in global trade that are

dominated by the moves of the

USA who ends free trade agreement,

put new barriers before

trade and engaged a commercial

war by rising the tariffs, “As

Turkish exporters we have been

always defended a trade that have

Eylül 2018 63


Peru Cumhuriyeti Ticaret Ateşesi Fernando Albareda (Fernando Albareda

Commercial Attaché of Republic of Peru.)

mutual benefits for both sides.

We are for a balanced trade and

want to sell as much as we buy.

It should be a mutually benefited

system. Our aim is to reach out

more new markets, and to sell as

much as possible what we have

produced. We want to have more

exporters active more countries.”

He said, “Peru pursues a proactive

trade policy having serious

economic potentials. Annual

export volume is 40 billion dollars

and imports account 30 billion.

Our export volume to this market

is only 100 million dollars. We import

goods ow 75 million dollars.

We have to improve the bilateral

trade among us.”

One of the guests in the meeting

was Fernando Albareda, commercial

attache of Peru Republic

in Turkey. He mentioned that per

capita income was 6,570 dollars

and inflation is 3.2 percent in

Peru. Average annual growth

in Peru in the last 18 years was

5.1 percent, realized by mostly

private sector investments. In

2017 7 billion dollars of foreign

investments entered in the

country. He said, “As Peruvians,

we also try to understand the

market in Turkey. Peruvians know

about Turkey through Turkish

TV serials, they like them. Their

perceptions about Turkey will be

more positive thanks to this kind

of meetings.”

The meeting was moderated by

Erkan Kaplan, deputy general

secretary of the assembly, and

several representatives of the

participating companies have

exchanged their experiences

and information about Peruvian

economy and possibilities for

commercial relations.

TİM Başkanı İsmail Gülle (TIM Chairman Ismail Gulle)

64

Eylül 2018


Health

Baş ağrısından kurtulmak için 10 kural!

Nöroloji Uzmanı Dr.

Aylin Öztürk Yavuz

Aslında günlük hayatımızda

yapacağımız ufak değişikliklerle

gerilim tipi baş ağrısından korunabileceğimiz

söyleyen Liv Hospital

Nöroloji Uzmanı Dr. Aylin Öztürk

Yavuz Kimi zaman stresten, kimi

zaman uykusuzluktan kimi zaman

da az su içmek gibi yaptığımız hatalı

davranışlardan dolayı başlayan

baş ağrılarına karşı alınması gereken

önlemleri anlattı.

Soğuk /sıcak uygulaması yapın

Sıcak veya soğuk uygulaması özellikle

gerilim tipi baş ağrılarından

kurtulma da çok işe yarıyor, gergin

kasları gevşeterek baş ağrısından

kurtulmada yardımcı oluyor. Sıcak

uygulamayı ılık bir havluyla, soğuk

uygulamayı ise bir beze küçük buz

torbalarıyla yapabilirsiniz. Şakak

ya da boyun bölgesi üzerinde bir

süre tutun ardından 20 dakikada

bir olmak üzere uygulamayı 3 kere

tekrarlayın. Baş ağrısından kurtulmanızda

yardımcı olacaktır.

Ilık duş alın

Gün içinde gerilen kasları

gevşetmek için ılık bir duş

yapın. Ne çok sıcak ne de çok

soğuk olmalı. Ilık duş kasları

gevşeterek baş ağrısından korunmazında

yardımcı olacaktır.

Dinlenin

Aşırı yorgunluk da gerilim tipi

baş ağrısına neden oluyor. Bu

yüzden dinlenmek ya da istirahat

etmek ağrıyı önlemek

için çok önemli. Dinlenmeye

geçildiğinde kan dolaşımı

düzenlenmeye başlıyor, böylece

tüm organlara, özellikle de

beyne oksijen girişi artıyor.

Beyinde artan oksijen girişi

ağrıda koruyucu etki gösteriyor.

Bol bol su tüketin

Yaşam kaynağımız olan su, kan

dolaşımını kolaylaştırıyor ve

vücuda gerekli olan elektrolit ile

minerallerin dengesini sağlıyor

ve baş ağrılarında koruyucu

etki yapıyor. Bu nedenle günde

2 litre su tüketmek çok önemli.

Alkol, kafein ve şeker tüketimini

de azaltmak kan dolaşımını rahatlatıyor

ve ağrı yapıcı maddeleri

uzaklaştırıyor.

Stresten uzak durun

Günlük yaşam kalitesini bozan

depresyon ve anksiyete gibi psikiyatrik

bozukluklar baş ağrısını

tetikleyen önemli etkenlerden.

Yoğun stres altında olduğumuz

dönemlerde çok kısa süreliğine

de olsa ortamdan uzaklaşmak,

kendimize zaman ayırmak,

stresten ve baş ağrısından korunmamızı

sağlayacaktır.

Gevşeyin

Baş ağrılarını önlemek için stresten

uzak durmak ve mümkünse

gevşeyebilmek çok önemli.

Bunun için derin nefes alma, yoga,

davranış terapileri ile akupunktur

gibi gevşeme terapilerinden

faydalanabilirsiniz. Gevşemeyi

başardığınızda beyninizdeki serotonin

düzeyi artacak ve baş ağrısından

korunacaksınız.

Uyku düzeni çok önemli

Kaliteli uyku sağlığımız için en az

su içmek kadar kaliteli büyük önem

taşıyor. Özellikle uyku sırasında

salgılanan melatonin hormonu,

vücudumuz için oldukça faydalı.

İyi bir uykunun başlıca ölçüsü ise

sabah dinç uyanmak ve gün içinde

zinde hissetmek. Uyku düzeninizi

günde 6 saatten az, 10 saatten de

fazla olmamak şeklinde düzenleyin.

Duruşunuza dikkat edin

Yanış duruş kasların gerginliğini

artırarak sağlık açısından

pek çok probleme yol açabilir.

Kasların gerginliğini azalmak ve

baş ağrılarını önlemek için doğru

duruş çok önemli. Vücudunuzun dik

olmasına dikkat etmelisiniz.

Öğün atlamayın

Uzun süren açlık baş ağrısını

tetikleyebiliyor. Bu yüzden öğün

atlamamak gerekiyor. Ara öğünlerle

birlikte günde 5-6 öğün beslenmeyi

ihmal etmeyin.

Düzenli egzersiz yapın

Düzenli egzersiz demek baş

ağrılarının azalması demek. Düzenli

yapılan egzersiz mutluluk hormonunun

salınmasını sağlıyor, kan

dolaşımını düzenliyor ve kasları

gevşetiyor.

Eylül 2018 65


Health

Menüsküs yırtığı büyümeden

tedavi edilmeli!

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Ortopedi ve

Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Turhan Özler,

bilinenin aksine menüsküsün kendisinin değil,

menüsküs yırtığının bir hastalık olduğuna ve

bunun da sadece sporcularda görülmediğini,

toplumun her kesiminden ve her yaşta ortaya

çıkabileceğine dikkat çekti.

Uzmanı Doç. Dr. Turhan Özler

Menüsküsler, diz eklemini oluşturan

kemiklerin arasında, kemiklerin

kıkırdak yüzlerinin sürtünmesini

azaltmak ve ekleme gelen yükleri

dengeli bir şekilde dağıtmakla

görevli, özelleşmiş kıkırdak

destekleri ve basınç emici darbe

yumuşatıcı yapılar olarak tanımlanıyor.

Yani diz hareketinin ve

kıkırdak kalitesinin devamlılığını

sağlamada son derece büyük önem

taşıyorlar.

Bununla birlikte insan vücudunda

en sık yaralanan bölgelerin

başında diz eklemi ve en fazla

ameliyat nedeni olarak da dizdeki

menüsküs yırtıkları geliyor. Üstelik

menüsküs yırtıkları sanıldığının aksine

sadece sporcuları ya da spor

yapan kişileri ilgilendirmiyor. Her

yaşta ortaya çıkabiliyor. Kullanmaya

bağlı olarak yaşla da ilişkili

bir şekilde zamanla oluşan ve ağrı

yapmayan küçük yırtıklar ani bir

yüklenme veya ters bir hareketle

büyük yırtıklara dönüşüp ağrılı hale

gelebiliyor. Fiziksel olarak aktif ve

daha genç kişilerde ise bu yırtıklar

genellikle dize gelen ani bir darbe,

dizde ani burkulma veya düşme

sonrasında ortaya çıkabiliyor.

Menüsküs yırtığı zamanında tedavi

edilmezse dizin eklem kıkırdağında

hasar oluşabiliyor. Bunun sonucunda

erken dönemde dizde ağrı ve

hareket kısıtlılığı, geç dönemde ise

kalıcı kıkırdak hasarına bağlı genç

yaşta kireçlenme problemi gelişebiliyor.

Menüsküste oluşan küçük

66

Eylül 2018


Health

yırtıkların dahi ciddi sorunlara yol

açabileceğini vurgulayan Yeditepe

Üniversitesi Hastanesi Ortopedi

ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr.

Turhan Özler, aksi takdirde bu

yırtıkların neden olduğu aşınmaların

geri dönüşümsüz kıkırdak

hasarlarına neden olabileceğine

dikkat çekiyor. Eklem cerrahisindeki

gelişmelere paralel

olarak menüsküs yırtıkları artık

kısa sürede ve her hangi bir kalıcı

hasar bırakmadan iyileşiyorken,

sporcularda bile kısa sürede yoğun

spora dönüş mümkün olabiliyor.

Ağrı ve şişlikle kendini gösteriyor

Menüsküs yırtığı şu belirtilerle

kendini gösteriyor;

• Merdiven inip çıkma, tuvalet

kullanımı ve namaz kılma gibi diz

kırma hareketleri sırasında belirginleşen

ağrı.

• Dizde şişme veya sertlik.

• Dizi düzleştirmede zorluk.

• Hareket halinde dizde kilitlenme

takılma hissi.

• Yürüyüş sırasında diz ekleminin

iç veya dış kısmında batıcı ağrı.

İlerlemiş yırtıklarda cerrahi şart!

Menüsküs yırtıklarının tedavisi

yırtığın büyüklüğüne bağlı olarak

şekilleniyor. Düşük dereceli ara

tabaka yırtıklarının tedavisinde

dinlenme, buz uygulama ve ilaç

tedavisi gibi yöntemler ağrının

giderilmesine yardımcı oluyor.

Daha küçük yırtıklarda ise egzersizlerin

yanı sıra ilaç, ağrı kesici ve

bandajlarla diz eklemi desteklenebiliyor.

Ayrıca küçük yırtıklarda son

yıllarda güncellik kazanan PRP ve

kök hücre tedavileri de başarıyla

uygulanıyor.

Büyük menüsküs yırtıklarında

ise çözümün cerrahi olduğunu

belirten Doç. Dr. Turhan Özler,

“Günümüzde artroskopik yöntemlerle

kapalı olarak çevre dokulara

zarar vermeden, büyük kas kesileri

yapmadan, doğrudan eklem içine

kuşgözü kadar iki küçük delikten

girilerek kamera ve çok ince

aletlerin yardımıyla sadece sorunlu

dokulara müdahale ediliyor. Bu

nedenle hastaların korkularının da

yersiz olduğunu özellikle vurgulamak

isterim” diyor. Ameliyat

sonrası dönem de çok rahat ve

ağrısız olduğundan, hastalar aynı

gün ayağa kalkıp yürüyebiliyor ve

bir kaç gün içinde gündelik yaşama

dönebiliyorlar. Eğer menüsküste

parçalı bir yırtık varsa, takılan

kısımlar temizleniyor, tek büyük

bir yırtık varsa, bu durumda da yine

kapalı yöntem ile tamir edilebiliyor.

Menüsküs yırtığı ile beraber

kıkırdak sorunu da varsa aynı anda

kıkırdağa yönelik de işlemler de

kamera yardımı ile yapılabiliyor.

İlave olarak kıkırdak nakli, kök

hücre tedavisi gibi gelişmiş tedavi

metotları kullanılarak bu sorunlar

da çözüme kavuşturulabiliyor.

“Hayat hareket, hareket de

hayattır”

Ameliyat sonrası kısa süreli rehabilitasyon

ile kas güçlendirme

egzersizleri yapılarak dizin

tekrar eski gücüne ulaşması hızlandırılıyor

ve bu sayede hastalar

spor aktivitelerine birkaç hafta

içinde güvenle dönebiliyorlar.

“Hayat hareket, hareket de hayattır”

diyen Doç. Dr. Turhan Özler,

hastaların doktorlarına güvenmelerini

ancak tedavi ile ilgili gerekli

bilgilendirmeleri de doktorlarından

talep etmelerini söylüyor.

Bu sayede tedavinin her aşamasında

kendilerine verilecek egzersiz

programlarına ve doktorlarının

önerilerine uyum sağlamalarının

mümkün olabileceğini ve bunun da

her türlü tıbbi tedavinin başarısında

çok önemli olduğuna özellikle

dikkat çekiyor.

Doç. Dr. Turhan Özler, “Menüsküs

yırtığından korkmayın, tedavisiz

kaldığında doğabilecek daha büyük

ve önemli eklem problemlerinden

korkun” diyor.

Eylül 2018 67


Article

“Ölüm” endüstrisi yeni

bir oyunla sahnede!

Günümüze kadar yüzbinlerce

insanın ölümünden sorumlu

endüstri, “zararı azaltılmış” ürünle

eskisine kıyasla daha az sayıda

insanı öldüreceklerini iddia ediyor

ve bu nedenle ülkelerin kendilerine

vergi indirimi yapmasını ve hatta

bu “yeni ürün”ün tütün kontrolü

kanunlarından muaf tutulmasını

istiyorlar.

Sağlığa Evet Derneği Başkanı Prof. Dr. Elif Dağlı

Bilinçlenen insanların sigara kullanmayı bırakması

nedeniyle kazançlarının azalacağını anlayan tütün

şirketleri, aldatıcı bir ürünü piyasaya sunan yeni

bir oyunla sahneye çıktı. Endüstri bu oyunda yeni

ürünün “zararı azaltılmış” olduğunu iddia ediyor.

Sağlığa Evet Derneği Başkanı Prof.

Dr. Elif Dağlı, ısıtılan tütün ürünlerinin

zararlı olduğunu, bağımlılık

yaptığını ve tütün kullanımını

yeniden normalleştirdiğini belirtti.

Prof. Dr. Dağlı, tütün şirketlerinin,

sigara kadar zararlı olmadığını

söyleyerek zararı azaltılmış

yanmayan yeni bir ürün piyasaya

sunduklarını söyledi.

”Tütün şirketlerinden ücret alan

kişilerin araştırma sonuçlarına

güvenilmez!”

Bu yeni ürünün de sigara kadar

zararlı olduğunu, insanların

ölümüne ve sakat kalmasına

neden olacağını anlatan Prof. Dr.

Dağlı, “Yeni ürünün sağlık etkileri

konusunda yapılmış çalışmalar,

sigara endüstrisi tarafından işe

alınmış bilim insanları tarafından

gerçekleştirilmiştir. Tütün

şirketlerinden ücret alan, çıkar

çatışması bulunan kişilerin araştırma

sonuçlarına güvenilmez.

Unutulmamalıdır ki, tütün yanmasa

bile doğal haliyle de kanser yapıcı

maddeler içermektedir” ifadelerini

kullandı.

Prof. Dr. Elif Dağlı, 20. yüzyılda

100 milyon kişinin sigara kaynaklı

öldüğünü, sigara içme oranları

azalmazsa 21. yüzyılda bir milyar

kişinin bundan dolayı yaşamını yitireceğinin

öngörüldüğünü belirterek,

şöyle devam etti:

“Endüstrinin sadece 2015 yılı karı

62 milyar ABD dolarıdır. Sigaraya

bağlı yılda 6,4 milyon kişi ölmektedir.

Yani ölen her kişi karşılığında

endüstrinin kasasına 9730 ABD

doları girmektedir. Endüstri sigaranın

kanser yaptığı ispat edildiği

1952’den beri bilerek satışlarına

devam etmektedir. Endüstri halen

bilerek insanların ölümüne yol

açan, bağımlılık yapan bir maddeyi

üretmekte ve satışından para

68

Eylül 2018


Article

kazanmaktadır. Tütün şirketleri

bugüne kadar önce filtrenin

sigaranın toksinlerini süzdüğünü,

sonra ‘mild’ ve ‘light’ sigaraların

daha az katran ve nikotin içerdiğini,

mentollü sigaraların daha hafif

olduğunu iddia etmişler ve tüm bu

iddialar sayesinde kazançlarının

azalmasını önlemişlerdir. Eldeki

kanıtlar, tütün şirketlerinin bu iddialarının

bilerek aldatma olduğunu

göstermiştir.”

“TÜRKİYE TÜTÜN ENDÜSTRİSİNİN

HEDEF ALDIĞI ÜÇ ÜLKEDEN

BİRİSİ”

Prof. Dr. Elif Dağlı, ısıtılmış

tütün ürününün, birey ve toplum

sağlığını göz önünde bulundurarak

değil, endüstrinin karını devam ettirmek

ve Tütün Kontrolü Çerçeve

Sözleşmesi hükümlerini etkisizleştirmek

için pazarlandığını belirtti.

Endüstrinin kendi tahminlerine

göre 2016’da 12,3 milyar dolar

hacmindeki ısıtılan tütün ürünü

pazarının, 2021’de 34 milyar dolara

ulaşacağını dile getiren Prof. Dr.

Dağlı, 2021’de de bu ürünün 35

ülkede pazarlanacağını, hatta

ısıtılan tütün ürünlerinin sigaraya

oranla en fazla satıldığı pazarların

Japonya, Türkiye ve Güney Kore

olacağını kaydetti.

Isıtılan tütün ürünlerinin zararlı

olduğunu vurgulayan Prof. Dr.

Dağlı, “Isıtılan tütün ürünleri

bağımlılık yapar, tütün kullanımını

yeniden normalleştirir. Gözlem

ve araştırmalar, ısıtılmış tütün

ürünlerinin sadece sigara içenlere

değil, başta gençler olmak

üzere içmeyen tüm topluma

pazarlandığını göstermektedir.

Daha önemlisi söz konusu ürünlerin

sigara kullanımını azaltacağına

dair kanıt yoktur. Hatta literatür

iki ürünün birlikte kullanımının

artmasına işaret etmektedir. Tütün

Sağlığa Evet Derneği Sekreteri

Prof. Dr. Füsun Yıldız

endüstrisi derhal sigara üretimine,

pazarlamasına ve satışına

son vermelidir. Nikotin içeren

ölümcül ve bağımlılık yapıcı başka

bir tütün ürünü hazırlamamalı

ve piyasaya sunmamalıdır. Hiçbir

ülkenin halk sağlığı kanunlarına

müdahale etmemeli ve sağlığı

korumaya çalışan o kanunları

eleştirmemelidir. Ürünler

arası ayrım talep etmek, zararı

azaltılmış aldatmasıyla kanunları

delmek için lobi etkinlikleri

sürdürmek kabul edilemez.” dedi.

”ISITILMIŞ TÜTÜN ÜRÜNLERİNİN

ÜLKEYE GİRİŞİNE İZİN

VERİLMEMELİ”

Sağlığa Evet Derneği Sekreteri

Prof. Dr. Füsun Yıldız da, Halk

sağlığını korumak için tütün ve

nikotinin her şekline karşı mücadele

verilmelidir diyerek, “Bu

ürünler arasında ‘az veya çok

zararlı’ tanımı yapmak bilimsel

değildir. Çünkü nikotinin güvenilir

dozu yoktur. Nikotin her

dozda ölümcül ve bağımlılık

yapan bir maddedir. Zaten Tütün

Kontrol Çerçeve Sözleşmesi de,

hükümetleri, sadece sigaraya

değil nikotin içeren tüm ürünlere

karşı toplumun sağlığını korumakla

yükümlü kılmaktadır. Oysa

endüstri geçen yarım asırda her

defasında “daha az zararlı” iddiası

ile birçok ürün pazarlamaya kalktı

ve her defasında doğru söylemedikleri

anlaşıldı. Bugün de aynı

noktadalar. O nedenle ısıtılmış

tütün ürünlerinin Türkiye’ye

girmesine izin vermemeliyiz”

dedi.

Sağlığa Evet Derneği Yönetim Kurulu

Üyesi, Prof. Dr. Osman Elbek

ise şu açıklamaları yaptı:

“Tütün şirketleri bu yeni ürün ile

öncelikle sigaranın zararlarından

kaygı duyan ve bırakmayı düşünen

insanları ‘daha az zararlı’ oldukları

iddiasıyla bırakmamaya

ikna etmeye çalışmaktadırlar.

Öte yandan bu uygulama ile ‘iyi

niyetli’ oldukları görünümüne

kavuşarak toplumsal konumlarını

Sağlığa Evet Derneği Yönetim Kurulu

Üyesi, Prof. Dr. Osman Elbek

güçlendirmeye çalışmaktadırlar.

Oysa bu firmalar bilerek bağımlılık

yapan ve insan öldüren ürün

satmaktadırlar. Bırakın iyi niyeti,

bunlar milyonlarca insanın dolaylı

da olsa katilidirler. Yapılması gereken,

insanların sigarayı bırakması

ve sigara yerine alternatif

ürün sunulmamasıdır. Yirmi birinci

yüzyılda bir milyar insanın hayatını

kurtarmak istiyorsak tütün

şirketlerinin iflas etmesini ve bu

‘ölüm endüstrisi’nin faaliyetlerine

son vermesini sağlamalıyız”.

Eylül 2018 69


Health

Sığır kalp zarından hazırlanan

kapak ile hayata tutundu!

15 yıldır kalp çarpıntısı ve nefes darlığı ile mücadele eden 85 yaşındaki Hanım

Yaş’ın kalbinde ciddi aort kapağı darlığı vardı. Gittiği hastanelerde ameliyat

olursa masada kalacağı söylenen ve hayatını ilaçlar ile sürdürmek zorunda kalan

yaşlı kadının kalp kapağı, Okan Üniversitesi Hastanesi’nde 45 dakika içerisinde,

dikiş gerektirmeyen sığır kalp zarından hazırlanan kapak ile değiştirildi.

Sığır Kalbinden Alınan Zar İle

Dikişsiz Kalp Kapağı Takıldı

85 yaşındaki kadının böbrek

yetmezliği olduğu için ameliyatın

çok kısa tutulması gerekiyordu.

Kardiyovasküler Cerrahi Uzmanı

Prof. Dr. Hızır Mete Alp

ve Dr. Öğr. Üyesi Salih Salihi

tarafından hastaya, sığır kalp

zarından alınan ve dikiş gerektirmeyen

kalp kapağı takılması

uygun görüldü. 45 dakika süren

bu işlem sonrası hasta sağlığına

kavuştu.

Prof. Dr. Hızır Mete Alp

Nefes Darlığından Kurtuldu

Ameliyattan 1 hafta sonra taburcu

olup, evine yürüyerek giden

Hanım Yaş, “Önceki halime göre

çok iyiyim. Nefes darlığım yüzde

yüz gitti. Daha da iyi olacağım.

Hızır Mete ve Salih Hoca’ya çok

teşekkür ederim. Sayelerinde

hayattayım” şeklinde konuştu.

15 yıldır kalp çarpıntısı ve nefes

darlığı şikâyeti ile mücadele eden

85 yaşındaki Hanım Yaş’ın kalbi,

3 sene önce art arda kaybettiği

oğlu ve kızının üzüntüsü nedeniyle

daha da kritik seviyeye gelmişti.

Kalbinde ciddi aort kapağı darlığı

olduğu belirlenen hastaya gittiği

hastanelerde ameliyatın riskli olacağını

söylemeleri üzerine ameliyat

olamayan Yaş, çareyi tavsiye

üzerine geldiği Okan Üniversitesi

Hastanesi’nde buldu. 3 aydır sırt

üstü yatamayan ve şiddetli kalp

çarpıntıları geçiren yaşlı kadın,

burada tedavi altına alındı.

İlk Önce Böbrek Fonksiyonları

Düzeltildi

Aynı zamanda böbrek yetmezliği

de olan Hanım Yaş’ın ameliyat

olabilmesi için böbrek fonksiyonlarının

düzeltilmesi gerekiyordu.

1 haftalık tedaviye alınan Yaş’a

böbrek yetmezliği olduğu ve

sırt üstü yatamadığı için normal

anjiyo işlemi yapılamadı. Daha

sonra son teknoloji BT anjiyografi

cihazı ile anjiyo işlemi yapılarak

kalp damarları normal olarak

saptandı. Böbrek fonksiyonları

normale dönünce hasta ameliyata

hazırdı.

Türkiye’de Bu İşlemi İlk Yapan

Cerrah: Prof. Dr. Hızır Mete Alp

Türkiye’de bu işlemlerin öncüsü

olan Prof. Dr. Hızır Mete Alp,

“Hasta buraya geldiğinde çok

kötüydü. Sırt üstü yatamıyordu.

Başka yerlerde masada kalacağını

söyleyip kaderine terk

etmişler. Hastayı, detaylı tetkik

ve tedaviler sonrasında ameliyata

aldık. Çok riskli bir ameliyattı.

Sığır kalp zarından hazırlanan,

dikiş gerektirmeyen ve klasik

ameliyattan daha kısa süren

bir aort kapağı değişimi yapıldı.

Hasta şikâyetlerinden kurtularak

sağlığına kavuştu” dedi.

70

Eylül 2018


Health

85 years old patient holds on to the life with a

valve derived from bovine pericardium!

Suffering from palpitation and shortness of breath for 15 years, 85 years old

Hanım Yaş had severe stenosis in the aortic valve. This old woman had to take

medicines to survive, as various hospitals found her inoperable, and the heart

of the female patient is replaced by suture-free valve derived from bovine

pericardium in a 45-minute operation in Okan University Hospital.

The heart of 85 years old Hanım

Yaş, who was suffering from

palpitation and shortness of breath

for 15 years, reached the critical

level due to the sorrow of losing

her son and daughter sequentially

3 years ago. Since severe aortic

stenosis was detected and she

was reported high risk in various

hospitals, she could not undergo

cardiac surgery and Mrs. Yaş found

the remedy in Okan University

Hospital, where she presented

upon an advice. Treatment is

started here for this old woman,

who could not lie on her back and

suffers from severe palpitations.

First, Kidney Functions Are

Normalized

Since Mrs. Hanım Yaş also had

renal failure, it was necessary to

normalize her kidney functions in

order to operate on the patient.

After Mrs. Yaş was maintained

on treatment for 1 week, renal

failure was persisting and

normal angiography could not be

performed, as she could not lie on

her back. Next, CT angiography is

scanned with the state-of-the-art

scanner and no pathology could

be found in coronary arteries.

After the renal functions were

normalized, the patient was ready

to undergo the operation.

Suture-free Valve Derived from

Bovine Pericardium is implanted

Since 85 years old woman had

renal failure, it was necessary

to complete the operation within

a very short time. Professor of

Cardiovascular Surgery Hızır

Mete Alp, M.D., and Lecturer Salih

Salihi, M.D., decided to implant

the suture-free heart valve that is

made from the bovine pericardium

to the patient. Following the

45-minute operation, the patient

got healthy again.

Shortness of Breath Is Left Back

“I am far better than the past.

Shortness of breath completely

disappeared. I will even be better.

I thank Professor Hızır Mete and

Doctor Salih. I survive thanks to

their efforts” said Mrs. Hanım Yaş,

who was discharged 1 week after

the operation and could walk back

to the home.

The Surgeon Carrying Out The

Procedure First Time in Turkey:

Prof. Hızır Mete Alp, M.D.

“Overall condition of the patient

was very poor when presented

to the hospital. She could not

lie on her back. Other facilities

deemed her inoperable and left the

patient to her fate. We operated

on the patient following detailed

investigations and treatments. It

was a high-risk surgery. An aortic

valve replacement is performed

that takes shorter time than the

conventional operation, and a

heart valve derived from bovine

pericardium is used that does

not require stitching. Complaints

are relieved and the patient got

healthy again” said Prof. Hızır Mete

Alp, M.D., who pioneered such

procedures in Turkey.

Eylül 2018 71


Health

İyi

Huylu Prostat

büyümesinin

tedavisi mümkün

Dünya Prostat Günü kapsamında GSK

Türkiye’nin düzenlediği etkinlikte konuşan

Türk Üroloji Derneği Başkanı Prof. Dr.

Cankon Germiyanoğlu ve Türk Üroloji

Derneği İkinci Başkanı Prof. Dr. Ateş

Kadıoğlu prostat hastalıklarına yönelik

bilgi ve deneyimlerini paylaştı. Hastaların

%70’inin ilaç ile %30’unun ise cerrahi

olarak tedavisi mümkün.

GSK Türkiye, 15 Eylül Dünya Prostat

Günü kapsamında düzenlediği

basın sohbet toplantısında, Türk

Üroloji Derneği Başkanı Prof. Dr.

Cankon Germiyanoğlu ve Türk

Üroloji Derneği İkinci Başkanı

Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu’nu ağırladı.

Toplantıda yaptığı konuşmada, iyi

huylu prostat büyümesinin belli

bir yaştan sonra testosteronun

azalmasına bağlı olarak östrojenin

göreceli olarak artması sonucu

oluştuğunu söyledi.

İyi huylu prostat büyümesinin belirtilerini

ve tıbbi tedavisini anlatan

Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, iyi huylu

prostatın 50 yaş üzerinde %50-75,

70 yaş üzerinde %80’oranlarında

görüldüğünü söyledi. Ürolojide en

sık tanı konulan hastalığın genellikle

50 yaşından büyük erkeklerde

görüldüğünü söyleyen Kadıoğlu

prostat büyümesinin idrar yolunu

kapatmasına veya sıkmasına

bağlı olarak idrar yapma ile ilgili

şikâyetlerle başlıyor” dedi. Türkiye’de

6 milyona yakın erkekte İyi

huylu prostat büyümesine bağlı

şikâyet ve belirtiler olduğunu belirten

Kadıoğlu, Amerika’da 30-79

yaş arası alt üriner sistem semptomları

(AÜSS) olan yaklaşık 15

milyon erkek olduğunu, Avrupa’da

ise 30-79 yaş arası 35 milyon

erkek bulunduğunu söyledi.

Kadıoğlu, “Obezite, şeker

hastalığı, artmış total enerji alımı,

total protein tüketimi, kırmızı et,

yağ, tahıllar, ekmek, kümes hayvanları

ve nişasta ile beslenme,

iyi huylu prostat açısından risk

oluşturuyor. Sebzeler, meyveler,

doymamış yağ asitleri, linoleik

asit ve D vitamini bitkisel kaynaklı

gıdalarla beslenme ve egzersiz,

iyi huylu prostatı koruyucu

özellik taşıyor” dedi. Prof. Dr.

Cankon Germiyanoğlu toplantıda

prostat kanseri taramasının

aile öyküsü olan erkekler de 40

yaş üstü, risk faktörü olmayan

erkeklerde 50 yaş üstü PSA

bakılmasını vurguladı. İyi huylu

prostat büyümesinin cerrahi

tedavisinden de bahseden Prof.

Dr. Cankon Germiyanoğlu, iyi

huylu prostat büyümesi takip-tedavisi

altında olan hastaların 5

yıl içerisinde % 30’unun cerrahi

uygulama gördüğünü belirterek;

“Böbrek yetmezliği, mesane taşı,

tekrarlayıcı kanamalar, medikal

tedavinin etkisizliği, çoklu sonda

uygulamaları, tekrarlayan üriner

enfeksiyonlar ve mesane divertikülü

görüldüğü durumlarda

cerrahi uygulama yapılmalıdır.

Geçmiş yıllarda sıklıkla açık prostat

ameliyatları yapılırken artık

72

Eylül 2018


Health

endoskopik (kapalı) ameliyatlar

yapılmaktadır. Kapalı ameliyatlardan

son yıllarda popülarize

olanları laser tiplerine göre olmak

üzere prostatı buharlaştıran

(KTP- greenlight laser) veya doku

olarak çıkartan (Holmium laser)

tipleri bulunmaktadır. Prostatik

stentler, prostatik üretral liftler,

minimal invazif basit prostektetomi,

transüretral mikrodalga

tedavi, transüretral prostata

iğne ablasyonu, intraprostatik

enjeksiyonlar da prostat tedavisindeki

yeni yöntemlerdir.” dedi.

Cerrahi teknik seçiminin kişiye

özel olarak yapılması gerektiğini

belirten Germiyanoğlu, 50 yaş

itibariyle prostat hastalıkları

belirtileri gösteren erkeklerin

prostat kanser taraması için Üroloji

Uzmanlarına başvurmalarının

önemini vurguladı.

Sık sorulan sorular

Prostat nedir?

Prostat meniye katkıda bulunan

bir bezdir.

İyi huylu prostat büyümesinin

belirtileri nelerdir?

Gece idrara kalkma, sık idrara

gitme, mesanenin (idrar torbası)

tam boşalmama hissi, idrar yapmadan

önce bekleme, zayıf idrar

akımı, idrar sıkıştırması, idrar

yaparken ıkınma, idrar yaparken

kesilmesi ve yeniden başlatma.

İyi huylu prostat büyümesi prostat

kanseri ile ilişkili midir?

İyi huylu prostat büyümesi prostat

kanseri demek değildir.

PSA tarama testi ne zaman

yapılmalıdır?

Aile öyküsü olan erkekler de 40

yaş üstü, risk faktörü olmayan

erkeklerde 50 yaş üstü PSA bakılması

önerilmektedir.

İyi huylu prostat büyümesi cinsel

hayatı etkiler mi?

Prostat şikâyetleri arttıkça

sertleşme oranı ve ağırlık derecesi

artar.

Prostatın büyümesi önlenebilir mi?

Prostatın büyümesi önlemek

mümkün değilse de hayat tarzı

değişikliği ve erken teşhis ile ilaç

tedavisi kullanılarak belirtiler

tedavi edilebilir.

Prostat belirtileri tedavi

edilmezse ne olur?

Mesanede divertikül, taş, idrar yolu

iltihabı oluşması, idrar yapama ve

kronik böbrek yetersizliği gibi ciddi

durumlara yol açabilir.

Hayat tarzı değişiklik önerileri

nelerdir?

Günde en az bir litre su içilmesi ve

egzersizin artırılması, gece yatmadan

sıvı alımının kısıtlanması,

alkol ve kafein alımının kısıtlanması,

dengeli beslenme, karnın alt

tarafını sıcak ve kuru tutma, denize

girdikten sonra ıslak mayonun

değiştirilmesi.

Eylül 2018 73


Events

Hedef 10 bin kadın!

Kadın kanserleri alanında çalışmalar yapan Pembe İzler Derneği’nin “Pembe

Rota” projesi kapsamında düzenlediği söyleşide yumurtalık, rahim ve rahim

ağzı kanserlerine dikkat çekilerek, uzman doktorlar tarafından bilgi ve hastalar

tarafından da deneyimler paylaşıldı. Etkinlikte Pembe İzler Derneği Başkanı Arzu

Karataş, proje kapsamında Bodrumlu 1000 kadına ücretsiz jinekolojik kanser

taraması yapılacağı müjdesini de verdi!

Kanser, giderek daha çok sayıda

insanın tanıştığı bir hastalık.

Kadınlarda görülen jinekolojik

kanserlerin görülme sıklığı da

artıyor. Ülkemizde her yıl 5 bine

yakın kadın rahim kanseri, yaklaşık

3 bin kadın yumurtalık kanseri ve

bin 500 civarında kadın da rahim

ağzı kanseri tanısı alıyor. Oysa bu

kanser türlerinde erken tanı, tedavi

başarısını yükseltiyor ve hayat

kurtarıyor! İşte bu gerçekten yola

çıkan Pembe İzler Derneği’nin, 8

Mayıs Dünya Yumurtalık Kanseri

Günü’nde İstanbul’da start verilen

Pembe Rota projesi kapsamında

düzenlenen bir söyleşi ile Bodrumlularla

buluştu. Acıbadem Bodrum

Hastanesi Konferans Salonu’nda

gerçekleşen ve Bodrum Belediyesi

ve Acıbadem Sağlık Grubu’nun

katkılarıyla düzenlenen söyleşinin

moderatörlüğünü ünlü gazeteci

Ayşe Arman yaptı. Söyleşiye;

Pembe İzler Derneği Başkanı Arzu

Karataş, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı

Prof. Dr. İlkkan Dünder, Tıbbı

Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan

Demir ve Psikolog Seren Öztoprak

da katıldı. Bodrumluların büyük ilgi

gösterdiği söyleşide kadın kanserleri

farklı yönleri ile ele alınırken

erken tanı ve tedavinin önemi üzerinde

bilgiler verildi, izleyicilerin

soruları yanıtlandı.

“Ben de ihmal etmişim!”

Söyleşinin moderatörlüğünü yapan

gazeteci Ayşe Arman, Pembe Rota

projesi kapsamında 10 bin kadına

ücretsiz tarama ve muayene

yapılması fikrinden çok etkilendiğini

ve destek vermek istediğini

belirtti. Kanserde erken teşhisin

çok önemli olduğunu ama kendisinin

de bazı tetkikleri yaptırmayı

birçok kadın gibi ihmal ettiğini ve

ertelediğini söyleyen Ayşe Arman

“Ben de ihmal ettim galiba. Ama

söz haftaya doktordan randevu

alıyorum ve gerekli bütün tetkikleri

yaptırıyorum” dedi.

Hedef; 10 bin kadına ücretsiz

jinekolojik kanser taraması

Pembe Rota projesi konusunda

dinleyenlere bilgi veren Pembe

İzler Derneği Başkanı Arzu

Karataş, 8 Mayıs Dünya Yumurtalık

Günü nedeniyle start verdikleri

projede tüm kadınlara seslenmek

istediklerini belirterek sözlerine

şöyle devam etti:

“Pembe Rota ile yumurtalık, rahim

ve rahim ağzı kanserine, özellikle

de erken tanının önemine dikkat

çekmek istiyoruz. Kadınlarımızdaki

farkındalığı arttırmayı istiyoruz.

Aynı zamanda ihtiyacı olan kadınlara

ücretsiz olarak muayene,

ultrason ve smear testi olanağı

sunan bu projemizde amacımız

10 bin kadına ulaşmak. Sevinçle

paylaşmak isterim ki, proje başlar

başlamaz çeşitli kentlerden

binlerce kadın bize başvurdu.

Muayene ettirdiğimiz kadın sayısı

bin kişiyi aştı. Bu kadınlarımızın

bazılarında kanser saptandı ve

ameliyat edildiler. Onların sağlığına

kavuştuğunu görmek hepimizi

çok mutlu ediyor” dedi…

Pembe Rota projesinin ikinci durağının

Bodrum olduğunu belirten

Arzu Karataş; gösterdikleri ilgi

nedeniyle Bodrumlulara ve katkıları

nedeniyle Bodrum Belediyesi’ne

teşekkür etti.

“Yıllık kontrollerinizi ihmal

etmeyin”

Rahim, yumurtalık ve rahim ağzı

kanserleri hakkında bilgi veren

Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof.

Dr. İlkkan Dünder, kanserde erken

teşhisin tedavi başarısını art-

76

Eylül 2018


Events

tırdığını ve bu nedenle kadınların

düzenli olarak yıllık kontrollerini

yaptırması gerektiğini belirterek

sözlerine şöyle devam etti: ”Jinekolojik

kanserlerden bir tek rahim

ağzı kanseri aşı yaptırarak büyük

oranda engellenebiliyor. Ama aşı

olmamışsanız ya da aşıdan önce

cinsel hayatınız başlamışsa rahim

ağzı kanseri riskini taşımaktasınız

demektir. Rahim kanseri ise genellikle

50 yaşından yani menopoz

döneminden sonra görülmekte ve

kendini kanama ile belli etmekte.

Yumurtalık kanseri ise sinsice

ilerleyen, genellikle çok geç evrede

belirti veren bir hastalık. Bu açıdan

jinekolojik kanserler ne kadar

erken yakalanırsa tedavi başarısı

o kadar yüksek oluyor. Erken

yakalamak içinse, yıllık jinekolojik

muayenelerin ve testlerin yapılması

gerekiyor”.

Mesleki tecrübelerini de paylaşan

Prof. Dr. İlkkan Dünder, kadınların

muayenelerini çok sık ertelediklerini

hatta bazen yıllarca jinekoloğa

gitmediklerini belirterek “Kendi

sağlığınızı önemseyin, geç kalmayın”

dedi.

Yeni tedavi yöntemleri gelişti

Jinekolojik kanserlerin sistemik

tedavisinde çok önemli

gelişmeler olduğunu belirten

Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr.

Gökhan Demir, moleküler ve genetik

şifreleri çözülen hastalık

karşısında yeni tedavi olanaklarının

ortaya çıktığını söyleyerek

sözlerine şöyle devam etti:

Jinekolojik kanserlere karşı 3

yeni silahımız var: ilki, ümminoterapi.

Bu yöntemde vücudun

kendi bağışıklık hücreleri kansere

karşı kullanılıyor. İkinci yöntem

ise BRCA ½ mutasyonu olan over

(yumurtalık) kanserli hastalarda

PARP inhibitörü denilen yeni kuşak

hedefli tedaviler ve tümörün damar

yapımını engelleyen ‘antiangogenetik

ajanlar’”.

Kansere karşı tanı ve tedavide

yeni gelişmelerin tedavi başarısını

arttırdığını vurgulayan Prof. Dr.

Gökhan Demir, ancak tedavi

başarısını arttıran en büyük etkenlerin

birinin erken teşhis olduğunu

vurguladı.

Kanserden değil, geç kalkmaktan

korkun

Kanser fobisinin (karsinofobi)

giderek yaygın bir durum haline

geldiğini belirten Klinik Psikolog

Seren Öztoprak birçok kadının

bu korku nedeniyle muayene

olmaktan kaçındıklarını söyledi.

“Araştırmalar, erken teşhis

ve gelişen tedavi seçeneklerine

rağmen kişileri en fazla korkutan

ve çaresizlik hissi oluşturan

hastalığın kanser olduğunu

gösteriyor. Hatta bu korku bir

fobiye dönüşüyor. Gerek kendilerinin

gerek yakınlarının ve

sevdiklerinin kanser olabileceği

endişesi, günlük yaşantının içine

kadar sızıyor ve düşüncelerinde

sıkıntı vermeyi sürdürüyor” dedi.

Bu duygunun da kişiyi doktora

gitmekten alıkoyduğunu belirten

Psikolog Seren Öztoprak, bu

korkularıyla nasıl baş edecekleri

konusunda uyarılarda bulundu.

77


Events

2019 Dünya Gastroenteroloji

Kongresi, İstanbul’da!

Türk Gastroenteroloji Derneği (TGD) ev sahipliğinde gerçekleşecek olan

Dünya Gastroenteroloji Kongresi, Dünya Gastroenteroloji Derneği (World

Gastroenterology Organisation-WGO) tarafından 21-24 Eylül 2019 tarihinde

İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

Türk Gastroenteroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Serhat Bor

Türk Gastroenteroloji Derneği

Başkanı Prof. Dr. Serhat Bor,

Türk Gastroenteroloji Derneği’nin

1959 yılında kurulduğunu,

ülkemizdeki tüm Gastroenteroloji

uzman ve asistanlarının üye

olduğu alanındaki ana uzmanlık

derneği olduğunu belirtti. Prof.

Dr. Bor, 2019 yılında İstanbul’da

yapılacak Dünya Gastroenteroloji

Kongresi ile ilgili şu bilgileri

paylaştı; “Dünya Gastroenteroloji

Derneği (World Gastroenterology

Organisation-WGO) 100 üye

derneğin oluşturduğu ve dünya

çapında 50.000’den fazla gastroenteroloji

uzmanını temsil eden

bir federasyondur. Türk Gastroenteroloji

Derneği, 2014 yılında

WGO’ya başvurarak 2019 Dünya

Gastroenteroloji Kongresi organizasyonunun

İstanbul’da yapılması

için girişimlerde bulunmuş ve

WGO, Dünya Kongresinin oybirliği

ile 21-24 Eylül 2019 tarihleri

arasında İstanbul’da yapılmasına

karar vermiştir. Kongrenin

Türkiye’ye alınma sürecinde, şu

an WGO’nun Başkanlığını da yapan

Prof. Dr. Cihan Yurdaydın’ın

da destekleri olmuştur. Kongre

hedef kitlesi, halen Devlet politikamızın

da önemli bir parçası

olan Türki Cumhuriyetler ile Arap

ve Afrika ülkeleri, Rusya olarak

saptanmıştır. Bu bölgeler dışında

tüm dünyadan 5.000’i aşkın

katılımcı beklenmektedir.” dedi.

78

Eylül 2018


Hospital Design

Iglo Architects ile muayenehaneleriniz

kimliğe bürünüyor

Mimar Zafer Karoğlu ve Mimar Esen Akyar liderliğinde birbirinden farklı ölçeklerde

mimari ve iç mimari projelere imza atan Iglo Architects tarafından Estetik ve

Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. İlker Apaydın için tasarlanan yeni muayenehanede,

farklı renklerin akışkan formlarla bir arada kullanıldığı çağdaş tasarım standart

klinik algısını değiştiriyor.

Terrace Fulya projesi içerisinde

250 metrekarelik bir dairede

konumlanıyor. Iglo Architects’in

dokunuşuyla alışılagelmiş klinik

anlayışından bağımsızlaşırken

genel steril görünümünden de taviz

vermeyen bir tasarımla ele alınan

klinik; ziyaretçilerin göz zevkine

hitap eden, kendilerini güvende

hissedeceği, modern, şık ve özgün

iç mekânlarıyla dikkat çekiyor.

Etkili ve renkli…

Mevcut bir planlamanın kliniğe

dönüşümü yolunda, etkili ve renkli

bir dille yeniden yorumlanmasıyla

gerçekleşen Plastik Cerrah Dr.

İlker Apaydın’ın muayenehanesi,

Renk ve huzurun buluştuğu

mekânlar…

Dr. İlker Apaydın için tasarlanan

bu klinikte, sağlık birimlerinde

sıkça kullanılan açık tonlardaki

renkler yerine, ana renk olarak

duvar yüzeylerinde ve mobilyalarda

kurumsal kimliği ortaya koyan

koyu füme ve tonları kullanılmış.

Mekândaki renkler, tavan ve duvar

yüzeyleri, kalp ritminden ilham

alınarak tasarlanan akışkan formdaki

grafik anlatımlarla desteklenerek

karakterize edilmiş ve bu

grafik etki, kullanılacak olan mobilyaların

niteliğinin de belirleyicisi

82

Eylül 2018


Hospital Design

olmuş. Asma tavan gibi öğeler

kullanılmak istenmediği için, özel

geliştirilmiş barissol tavanlar

hem aydınlatmayı sağlamış, hem

de tavan tasarımlarını oluşturmuş.

Mekânda önceden mevcut olan

duvar nişleri ve banko basit dokunuşlarla

projenin konseptine

uygun olarak dönüştürülerek

kullanıldı. Mevcut hali zayıf ve

küçük olan banko büyütülerek ve

aydınlatma eklenerek mekâna

uygun hale getirildi. Bu klinikte

mevcut yapıya ufak dokunuşlarla

verimli mekânsal düzenlemeler

gerçekleştirilmiş ve mevcut şema

dâhilinde minör operasyon odası,

konsültasyon odaları, muhasebe

ve arşiv için gereken alanlar

yeniden şekillendirilmiş.

Çoğu yurtdışından gelen VIP

hastalarına yüksek kalitede

hizmet veren klinik için, Dr. İlker

Apaydın’ın kimliğini de yansıtan

çağdaş ve pratik bir atmosfer

oluşturmuş olan Iglo Architects

Kurucu Ortağı Mimar Zafer

Karoğlu tasarım kararı olarak,

“Kliniğin mevcut mekânların

minimum düzeyde yapısal müdahaleye

olanak tanıyan niteliği,

beklenenin aksine tasarım

sürecini kuvvetlendirerek akılcı ve

etkileyici çözümlerin ortaya çıkmasında

önemli bir etken” diyor.

Eylül 2018 83


Hospital Design

Contemporary Interpretation of Clinical

Design by Iglo Architects

Iglo Architects, an Istanbul based design studio, designed the new clinic of

Plastic Surgeon Dr. İlker Apaydın. The design studio changes the standard

clinical perception at the new clinic, with the use of different colors together

with fluid forms.

An affordable and impressive

design from Iglo Architects created

by rational solutions. Plastic

Surgeon Clinic of Dr. Apaydin

designed by Iglo Architects is

an effective and colourful way to

re-interpret an existing plan to the

clinic; is located in a 250 square

meter apartment in Terrace Fulya,

Istanbul. This impressive interior

space was achieved just by the colouring

on the walls, the graphical

arrangements on the carpets and

the design of several furniture and

illumination elements.

Plastic Surgeon Dr. Apaydın who

founded the clinic, requested to the

clinic has a style which reflects his

personality and the job he is doing.

The existing plan of the flat has 4

rooms and a lobby was suitable

to function as a plastic surgery

clinic without any changes on the

plan. Operation room, consultation

room, accounting and archives

were designed without changing

the plan.

The clinic which would serve clientele

who value aesthetics should

not be designed with an ordinary

approach. The clinic should have

an original, modern and smart

design to reflect the taste of its

clients and make them feel safe,

secure and confident.

First task to do was to start a war

against light blue and white which

are standard surgery colors. Saying

“Why not black?”, Iglo Architests

chose dark gray to be used as

the main color from ceiling to floor.

On the ceiling and wall crossings

they used a fluid form which

implies the heartbeat. This graphical

effect defined the style of the

furniture as well. As no structural

elements such as suspended ceilings

were desired, ceiling and illumination

details were both solved

by using specially designed stretch

ceiling lighting elements.

The only reason of the clinic’s

design being that impressive and

special is the painting on the wall,

graphic design of the carpet on the

ground and furniture and the lighting

design. Economic and impressive

design by clever solutions.

84

Eylül 2018


Hospital Design

Legrand uzmanlığı, hastaneleri planlarken de yanınızda!

Legrand, hastane ortamlarında hasta konforu, hijyenik çözümler, etkin enerji

kullanımı ve kaliteli aydınlatma çözümleri ile tüm beklenti ve ihtiyaçları

karşılayarak hasta ve hasta yakınlarının yaşamını konforlu hale getiriyor.

Ayrıca Legrand Sistem Armada

Antimikrobiyel ürünleri, Fransa

merkezli test laboratuvarı ‘Biotech

Germande’ tarafından belgeleniyor.

Sürdürülebilir bir dünyaya katkı

sağlayan LED’li emniyet aydınlatma

armatürlerini Legrand, çevresel

etkileri de düşünerek tasarlıyor.

Tamamen geri dönüştürülebilen

Legrand Emniyet Aydınlatma Armatürleri,

her türlü yapıda rahatlıkla

kullanılıyor. İnce tasarımıyla

da büyük beğeni toplayan armatürler;

hastanelerden okullara,

havalimanlarından AVM’lere kadar

tüm mekânlarda bireyleri risksiz

bölgelere yönlendiriyor.

İnsan sirkülasyonunun yoğun olduğu

hastaneleri kurgularken hasta

konforundan, hijyenik çözümlere,

etkin enerji kullanımından kaliteli

aydınlatma çözümlerine kadar her

şeyin titizlikle projelendirilmesi

gerekiyor. Bu farkındalıkla da bina,

elektrik ve dijital altyapıları için

ürün ve sistemler konusunda uzman

olan Legrand, Ar-Ge destekli

inovasyon harikası ürünleriyle,

genel mekânların gereksinimlerine

uygun, estetik ve işlevsel çözümler

sunuyor.

Yüzde 99.9 self-dezenfeksiyon

Kullanılacak aydınlatma çözümlerinde,

sisteme entegre edilmiş

akıllı aydınlatma kontrol sistemlerinin

büyük önem taşıdığının

farkındalığıyla Legrand, Antimikrobiyal

Anahtar Priz Serileri Sistem

Armada, Emniyet Aydınlatma

Armatürleri, Modüler Ürünler,

Kuru Tip Transformatör, Kesme,

Ölçme, Koruma Ürün Grupları ve

Aydınlatma Yönetim Sistemleri’ni

tüm bu ihtiyaçlara cevap verecek

şekilde tasarlıyor. Legrand

mühendisleri tarafından genel mekânlar

için geliştirilen ve markanın

amiral gemilerinden olan Sistem

Armada Antimikrobiyel Seri,

Antimikrobiyel malzeme ve Ag+

gümüş iyonlarının birleşmesiyle

sağladığı yüzde 99.9 self-dezenfeksiyonla

mikropların ve bakterilerin

çoğalıp yayılmasını engelliyor.

Sistem Armada, pürüzsüz ve

parlak yüzeyi sayesinde üzerinde

tozların barınmasına izin vermiyor.

Legrand tüm ürünlerini AB

standartlarına uygun olarak

üretiyor

Gelişmiş teknolojinin yanı sıra

tasarımlarıyla da büyük beğeni

toplayan Legrand ürünleri, genel

mekânları profesyonel çözümlerle

buluşturuyor. Yeni nesil teknolojileri

sayesinde kullanıcısını kesintisiz

kullanımla buluşturan Legrand;

akıllı ürünleri yüksek teknolojiyle

donatılmış fabrikasında AB standartlarına

uygun olarak üretiyor.

Eylül 2018

85


Hastaneler, yangında can güvenliği

riski yüksek yapılar

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk özel vakfı Vehbi Koç Vakfı’na bağlı olan Eylül 2014

yılında faaliyete geçirilen Koç Üniversitesi’nin Eğitim ve Araştırma Hastanesi,

geçtiğimiz aylarda “Organ Nakli Merkezi”ni de hizmete açtı. Böbrek, pankreas

ve karaciğer nakilleri de gerçekleştirmeye başlanan hastanenin Bakım

Onarım Elektrik Sorumlusu Serhun Güloğlu, EEC Entegre Bina Kontrol

Sistemleri tarafından kurulan Yangın Algılama ve Alarm Sistemleri hakkında

değerlendirmelerini paylaştı.

Bir sağlık yapısında yaşanabilecek yangın riski, içeride

bulunan kişilerin hasta olması sebebiyle çok daha

yüksek tehditler oluştur. Bu sebeple, sistem kurulumu

standartlara uygunluğunun yanı sıra proje koşullarına

özgün çözümler de gerektirir. Bu tehdidin farkında

olan Serhun Güloğlu çekincelerinin nasıl giderdiğini;

“EEC’yi daha önce duymuştum, fakat daha önce hiç

çalışmadığımız için yangın algılama sisteminin altyapısının

kurulumuyla ilgili soru işaretlerimiz vardı.

Bir alarm geldiğinde senaryo düzgün çalışacak mıydı?

Senaryo devreye girdiğinde senaryonun tüm elemanları

senaryoya uygun çalışacak mıydı? -3. Kattan 9. Kata

kadar her zonu teker teker test ettik. Hastane çalıştığı

için testlerimizi gece 12’den sonra yapmaya başlıyorduk.

Bu testler sırasında firmayı ve sistemi tanımamız,

sisteme hâkim olmamız mümkün oldu. Çünkü sistemi

sürekli zorladık, sürekli testler yaptık. Defalarca senaryoyu

devreye soktuk ve böylece sistemi de test etmiş

olduk” sözleriyle aktardı.

Yangın Algılama ve Alarm Sistemlerinden gördükleri

faydayı anlatırken; “Sistemi aktif olarak kullanmaya

başladığımızdan beri bize en faydalı gelen özellik

Fireworks üzerinden alarm gelen oda veya mahali

görebilmemiz. Bizim hastanemiz çok büyük. Fireworks

ekrandan blok blok, kat kat, oda bazında olsun, mahal

bazında olsun bizi uyarabiliyor. Masa başındakiler

alarm gelen noktayı gördüğünde telefonla devriyelere

tarif edebiliyor. “Şu noktaya gideceksin, yakınında şu

var, kapıdan gir,” şeklinde tarif etmek zaman kaybını

engelleyen bir sistem. Panelde zaten görebilirsiniz ama

Fireworks’te mahal olarak düşüyor. Örneğin “Alarm

Ameliyathane 1’den geldi,” gibi ekranda alarmın geldiği

mahali görmek bize müdahale anlamında özellikle

zaman açısından büyük avantaj sağlıyor” dedi.

Sistemlerin genişleyebilir olmasının avantajını

yaşadıklarını da paylaşan Güloğlu: “Sistemin devamlılığı

da önemli. Hastaneler sürekli revizyon alanıdır;

yeni bölümler açılır, yeni revizyon alanları oluşturulur.

Diyelim bir katı revize ettik, mimarisini değiştirdik.

Geliyorlar, yarım saat gibi bir sürede yeni mimariyi

Fireworks’e tanıtabiliyor. Çünkü yeni bölüm açıldığı

anda artık orası da bir risk alanı bizim için. Bunu ne kadar

çabuk sisteme tanımlayabilirsek, bizim için o kadar

avantajlı bir durum. Periyodik bakımlarımız da gittikçe

daha kısa sürede tamamlanıyor. Ayrıca teknik servise

ulaşmak için sadece bir telefon etmemiz yetiyor” diye

ekledi.

Sektörün hassasiyetine dikkat çeken Serhun Güloğlu;

“Hastaneler yangın için çok riskli alanlar, çünkü binlerce

insanın sürekli girip çıktığı yerler. Aynı zamanda

hastanelerde sürekli birçok sistem çalışıyor. Şöyle bir

durum var; bazen birçok alarm aynı anda gelebiliyor.

Böyle durumlarda kitlenen paneller gördüm. Biz bunun

da testlerini yapıyoruz. 4-5 noktadan alarm veriyoruz,

aynı anda senaryoyu devreye sokuyoruz ve panelin

tepkime süresini ölçüyoruz. Aşırı bir veri trafiği sonucunda

bile paneller düzgün çalışıyor, performansından

çok memnunuz” sözleriyle güvende hissetmelerinin

sebebini açıkladı.

86

Eylül 2018


İnsanlığa hizmet ödüllendirilecek

Merck, insanlığın geleceğine hizmet eden bilimsel çalışmalara 35 yıl boyunca

1 milyon Euro’luk bilim ödülü vereceğini açıkladı.

Dünyanın en eski bilim ve teknoloji

şirketlerinden birisi olan

Merck, 350’nci yılını kurulduğu

kent olan Darmstadt’ta organize

ettiği ‘Curious 2018 Future Insight’

isimli bilimsel merak ve gelecek

temalı konferans ile kutladı. Şirket

bu etkinlikte bilimsel çalışmaları

desteklemek için start verdiği 1

milyon Euro’luk ödül programını da

açıkladı.

Temelleri 1668’de Almanya’nın

Darmstadt kentinde atılan bilim

ve teknoloji şirketi Merck, kuruluşunun

350’nci yılını kutluyor.

Bu kapsamda firma aynı kentte

‘Curious 2018 Future Insight’ isimli

bilimsel merak ve gelecek temalı

bir konferans düzenledi.

3 gün süren konferansa 5’i Nobel

Bilim Ödülü sahibi 35 bilim insanı

katıldı. Alanında önde gelen

bilim insanlarını ağırlayan firma 1

milyon euro’luk ödül programını da

duyurdu.

35 yıl boyunca verilecek

Merck Yönetim Kurulu Başkanı ve

CEO’su Stefan Oschmann tarafından

konferansta yapılan açıklamaya

göre, Future Insight Prize isimli ödül

35 yıl boyunca bilimsel gelişmeye

hizmet veren çalışmalara verilecek.

Future Insight Prize ödülleri sağlık,

beslenme ve enerji alanlarında

yapılan araştırmalara yönelik

olacak. Sağlık alanında 2020 yılına

kadar anti bakteriyellere karşı

direnci ortadan kaldıran araştırmalar,

beslenme alanında 2021 yılına

kadar hızla artan dünya nüfusunun

gıda ihtiyacını karşılamaya yönelik

araştırmalar ve enerji kategorisinde

ise 2022 yılına kadar fotokatalitik

sistemlerle ilgili çalışmalar ödüllendirilecek.

Ödülü kazanan çalışma insanlığın

geleceğine hizmet eden inovatif

çalışmalar arasından seçilecek.

İlk ödül 2019’da sahibini bulacak

Future Insight Prize’daki ilk ödül

2019 yılında yapılacak ‘Curious 2019’

adlı programda sahibini bulacak.

Stefan Oschmann bu ödülle temel

ürün ve teknolojilerin yenilikçi

gelişimini teşvik etmeyi ve insanlığın

yararı için hayata anlamlı bakış

açıları getirmeyi amaçladıklarını

söyledi.

Merck’in 350’nci yıldönümü

kapsamında organize ettiği, 3 gün

süren ‘Curious 2018 Future Insight’

isimli konferansa katılan 5’i Nobel

Bilim Ödülü sahibi 35 bilim insanın

katıldığı oturumlar ve yaptığı

konuşmalar izleyiciler tarafından

büyük bir ilgiyle izlendi.

90

Eylül 2018


UCB Pharma’da İki Yeni Atama

Nöroloji ve İmmünoloji alanlarında sunduğu

yenilikçi çözümlerle dünyanın öncü

biyoteknoloji şirketlerinden olan UCB

Pharma’da 2 yeni atama gerçekleştirildi.

Dr. Emre Göllü; Türkiye, Ortadoğu

ve Afrika Bölgesi’nde tedarik zinciri ve

teknik operasyonlar alanındaki görevlerine

ek olarak, Yerleşik Ürünler Bölümü

Direktörlüğü görevini de üstlendi. UCB

Pharma’da Kıdemli Finansal Planlama

Müdürü olarak çalışan Emrah Arslan ise

Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Finans ve İş

Destek Hizmetleri Direktörü pozisyonuna

atandı.

Hastaların hayatında daha fazla

değer katma hedefiyle kurumsal

yapılanmasını sürdüren UCB

Pharma’da 2007 yılından bu yana

çalışan Dr. Emre Göllü Yerleşik

Ürünler Bölümü Direktörlüğü

görevine getirildi. Dr. Göllü, yeni

görevi ile yerleşik ürünler gamının

tüm ticari, teknik ve operasyonel

süreçleriyle ilgili stratejik iş

birliklerinin yönetiminden sorumlu

olacak. 2016 yılından itibaren UCB

Pharma’da Kıdemli Finansal Planlama

Müdürü olarak çalışan Emrah

Arslan ise Türkiye, Ortadoğu ve Afrika

Finans ve İş Destek Hizmetleri

Direktörü pozisyonuna atandı. Arslan

yeni görevinde Finans, İnsan

Kaynakları, Operasyonel Mükemmeliyet

ve Satınalma’dan sorumlu

olacak.

İstanbul Cerrahi Hastanesi, İSTUSAD Yönetim Kurulu’nda

İstanbul Cerrahi Hastanesi bünyesinde Genel Müdür Yardımcılığı görevini

yürüten Banu Başaran, İstanbul Uluslararası Sağlık Turizmi Derneği (İSTUSAD)

Yönetim Kurulu üyeliğine getirildi.

Sağlık turizmini geliştirme misyonu ile yola çıkan,

yerli ve yabancı hasta/hasta yakınlarının güven duyduğu

bir sivil toplum kuruluşu olma hedefiyle çalışan

İSTUSAD, kuruluş döneminden sonra kısa süre içinde

ülkemizin önemli kurumlarından biri durumuna

gelmiştir. İstanbul Cerrahi Hastanesi, Banu Başaran

önderliğinde sağlık turizmi altyapısını etkin bir şekilde

tanıtacak İSTUSAD’da temsil edilmenin gururunu

yaşıyor. Sağlık sektöründe 25. yılını dolduran ve

kariyerine onlarca başarı sığdıran İstanbul Cerrahi

Hastanesi Genel Müdür Yardımcısı Banu Başaran,

başarısını ‘’Bu alanda çalışmak için işinizi gerçekten

seviyor olmanız gerekli.’’ sözüyle açıklıyor.

Eylül 2018 91


Bilimi ileriye taşımak için AbbVie

ve Calico iş birliğine devam dedi

AbbVie ve yaşlanma araştırmalarına odaklanan Calico, araştırma ve geliştirmedeki

çığır açan ortaklığını uzattı. 2014 yılından bu yana nörodejenerasyon ve onkoloji

dahil, yaşa bağlı hastalıkları olan kişiler için yeni terapiler keşfetmek, geliştirmek

ve pazara sunmak için çalışan iki şirket, 3 yıl daha iş birliğine devam edecek.

Araştırmaya dayalı global bir biyofarma

şirketi olarak, dünyanın en

ciddi ve karmaşık bazı hastalıklarına

yönelik yenilikçi ve ileri tedaviler

geliştirmeyi taahhüt eden

AbbVie ile yaşlanma araştırmaları

ve tedavilerine odaklanan Calico,

nörodejenerasyon ve onkoloji de

dâhil, yaşa bağlı hastalıkları olan

kişiler için yeni tedaviler keşfetme,

geliştirme ve pazara sunma

amacıyla yaptıkları iş birliğine

devam etme kararı aldı.

Üç yıl daha uzatılan anlaşma

çerçevesinde Calico, 2022’ye kadar

araştırma ve erken geliştirmeden

sorumlu olacak ve 2027’ye kadar

ortak projelerini ilerletecekler.

AbbVie; Calico’ya erken Ar-Ge

çalışmalarında destek verirken,

ileri evre geliştirme ve pazarlama

aktivitelerini yönetme seçeneğine

sahip olacak. AbbVie ile Calico iş

birliği için 500’er milyon dolar daha

ek yatırım yapacak.

AbbVie Araştırma, Geliştirme

ve Bilimden Sorumlu Başkan

Yardımcısı Dr. Michael Severino

konuya ilişkin şu açıklamaları

yaptı: “Hem bilimsel hem kültürel

açıdan başarılı bir ortaklık kurduk.

Bu sayede, bilimi ilerleten

gelişmeler sağlıyoruz. Calico dünya

çapında bilim insanlarından oluşan

olağanüstü bir takıma sahip. Bu

işbirliğinin uzatılması yaşa bağlı

hastalıkları olan kişilere yönelik

tedavi seçenekleri belirlemek

üzere yaptığımız araştırmaları

geliştirmemize olanak tanıyacaktır.”

Calico CEO’su Dr. Arthur D.

Levinson ise AbbVie ile yaptıkları

iş birliğinin yüksek beklentilerini

tam olarak karşıladığının altını

çizdi. Dr. Levinson, “Kurduğumuz

bu benzersiz ortaklık, sonrasında

yaşlanmanın bilimini anlama ve

hastalar için yeni tedavi yöntemleri

geliştirme çabalarımızı daha da

hızlandıracaktır” dedi.

“25’ten fazla erken evre programı

geliştirildi”

Calico, AbbVie ile iş birliği içinde

keşif evresinde araştırmalar ve

geliştirme çalışmaları yürütmektedir.

AbbVie ise bilimsel ve klinik

geliştirmede Calico’ya destek

sağlarken gelecekteki geliştirme

ve pazarlama faaliyetlerinde

önderlik edecektir.

2014’ten bu yana iki şirket arasındaki

bilimsel iş birliği çerçevesinde

onkoloji ve sinir bilimleri genelinde

hastalık durumlarına yönelik 24’ten

fazla erken evre programı geliştirilmiş

ve yaşlanmanın biyolojisiyle

ilgili yeni iç görüler elde edilmiştir.

92

Eylül 2018


Servier Grubu’ndan

büyük atılım!

Uluslararası bağımsız bir ilaç firması olan Servier,

önceden duyurulduğu üzere, yasal düzenlemelerin

ardından Shire’ın onkoloji bölümünün alımını

gerçekleştirdi. Bu alım çerçevesinde Servier, onkoloji

alanında ONCASPAR ® ve ONIVYDE ® ürünlerinin

pazarlama faaliyetlerini ve ekibini aynı zamanda immüno-onkoloji

alanında gündemde olan iki işbirliği

işlemini de devralmış oldu.

Servier Başkanı Olivier Laureau, “Bu alım, Servier grubunun

hedeflerine ulaşmasında önemli bir adımdır.” diyerek

açıklamasına şöyle devam etti: “Bu adım, Servier’in dünyanın

en büyük ilaç pazarı olan Amerika’daki ticari faaliyetlerini

başlattığını ve onkoloji alanında ilaç portföyünü anlamlı

ölçüde güçlendirdiğini göstermektedir. Aynı zamanda bu

satınalım Servier’in stratejisinde yer alan iki amaca cevap

vermektedir: Dünyanın her yerinde yenilikçi ilaçlarla daha

fazla hastayı tedavi etmek ve onkoloji alanında bir dünya

referansı olmak.”

Grubun yeni şirketi olan Servier Pharmaceuticals LLC (Boston),

80 kişilik bir ekip ile başlayarak Servier ürünlerini ABD

de pazarlayacaktır. Bu şirket ONCASPAR ® ürününün pazarlamasına

da devam edecektir. Servier Pharmaceuticals LLC,

daha önce Shire’ın Global Genetik Hastalıkları ve Onkoloji

bölümlerinin başında olan David K. Lee tarafından yönetilecektir.

Bu firmanın amacı Servier Grubunun stratejisine uygun

olarak, Servier’in mevcut portföyüyle ABD’de güçlü bir ticari

varlık geliştirmek ve diğer yandan, pazarlanmak üzere olan

veya pazarlanan yenilikçi ürünlerle portföyün zenginleştirilmesini

sağlamak olacaktır.

Amerika Birleşik Devletleri dışında, yaklaşık 75 çalışan Servier’in

organizasyonuna entegre olmuştur. Yerel mevzuata

göre bu ekip, ONCASPAR ® ve ONIVYDE ® pazarlamaya devam

edecektir.Bu satınalma ile, Servier Grubu küresel bir biofarmasötik

şirket olma hedefinde ilerliyor.

Servier finalizes

acquisition of Shire’s

oncology branch

Paris (France), 31st August 2018

Servier, an independent international

pharmaceutical company, announced

today that it has finalized the previously

announced acquisition of Shire’s

oncology branch after obtaining regulatory

clearance. Servier acquires

Shire’s oncology business including

two marketed products, ONCASPAR ®

1 and ONIVYDE ® [2], in addition to two

collaborations currently being developed

in the immuno-oncology field.

“This acquisition is a major step in achieving

the Servier group’s ambition”, declared Olivier

Laureau, President of Servier. “It marks the

launch of Servier’s commercial activities in

the world’s largest pharmaceutical market -

the United States - and significantly strengthens

its portfolio of oncology drugs. It is part of

Servier’s twofold strategy: to continue to treat

an increasing number of patients with innovative

medications across the world and become

a world reference in oncology.” In the United

States, Servier products will be marketed by

the Group’s new subsidiary, Servier Pharmaceuticals

LLC (Boston), which is made up of

80 people, including those employees transitioning

from Shire to Servier. Servier Pharmaceuticals

will be led by David K. Lee who

previously led Shire’s Global Genetic Diseases

and Oncology franchises. The subsidiary will

continue to market ONCASPAR ® in the United

States. Servier Pharmaceuticals’ twofold

aim is to develop a strong sales presence in

the United States, based on Servier’s existing

portfolio, and to enrich the portfolio with

close-to-market or marketed innovative products,

in accordance with the Group’s strategy.

Outside the United States, approximately 75

employees from Shire are expected to integrate

into Servier’s organizational structure.

They will continue to market ONCASPAR ® and

ONIVYD E® according to local legislation.

With this acquisition, Servier takes another

step toward its strategic ambition to become a

global biopharmaceutical company.

94

Eylül 2018

More magazines by this user
Similar magazines