09.10.2019 Views

The Rotaract_1.Çeyrek Sayısı

Create successful ePaper yourself

Turn your PDF publications into a flip-book with our unique Google optimized e-Paper software.

UR 2420. BÖLGE ROTARACT TEMSİLCİLİĞİ DERGİSİ<br />

2019-2020 DÖNEMİ İLK ÇEYREK SAYISI


Değerli <strong>Rotaract</strong> Dostlarım,<br />

Rtc. Burak Küçük<br />

2019-20 Dönemi<br />

Bölge <strong>Rotaract</strong> Temsilcisi<br />

Dünya'yı Birleştireceğimiz dönemimizdeki dergimizin ilk sayısı hayırlı olsun. Sizlerin gönderdiği içerikler<br />

çerçevesinde elimizden geldiğince bilgilendirici ve dolu dolu bir sayı hazırlamaya çalıştık.<br />

Dönemimize Atamız'ın huzurunda Anıtkabir'de 106 <strong>Rotaract</strong> dostumuzla beraber omuz omuza başladık. Yolculuk<br />

sırasında kah güldük kah eğlendik. Hep birlikte uykusuz kaldık ve yorulduk. Ama geriye dönüp baktığımız zaman<br />

Anıtkabir'e çıktığımız an bütün yorgunluğumuz geçti.<br />

Bu zamana kadar 3 kez komitelerimiz bir araya geldi. Bu bir araya gelişlerimizde Temmuz ayında 156, Ağustos<br />

ayında 158 ve Eylül ayında 162 adet komite üyesi ya da komite başkanı bulundu. İstikrarlı sayılar neticesinde<br />

gerçekleşen bu toplantılar sonucunda henüz yoğunluğumuz başlamamışken güzelce ısınma turları gerçekleştirdik.<br />

Toplantı katılımcıları için iletmek istediğimiz notlar ise birinci olarak katıldıkları toplantılarda konuşulanları kulüplerine<br />

iletmeleri, ikinci olarak ise değerlendirme anketini doldurarak bizlere geri bildirimde bulunmalarıdır. Umuyoruz ki<br />

katılımlar da artarak devam edecektir.<br />

22 Eylül tarihinde Bostancı&Maslak <strong>Rotaract</strong> Kulüpleri ev sahipliğinde çok keyifli ve bir o kadar eğlenceli olan<br />

Uzunya Beach'te gerçekleştirdiğimiz Kaynaşma Günü 2019'u geride bıraktık. Rotary, <strong>Rotaract</strong> ve Interact'lar olarak<br />

beraber katılarak etkileşimi artırma çabasında olduğumuz bu etkinliğimizde umuyorum ki kulüplerimiz de kendi<br />

kasalarına istedikleri projeleri fonlayabilecek kadar bütçe sağlayabilmişlerdir. Ev sahibi kulüplerimize bir kez daha<br />

teşekkür ediyoruz.<br />

Kaynaşma Günü'nde açıkladığımız bölge organizasyonlarının ev sahipliğini almaya hak kazanan kulüplerimize bir<br />

kez daha hayırlı olsun diyoruz. 6 Ekim'e kadar Yarıyıl Değerlendirme Toplantısı ve <strong>Rotaract</strong> Sahnesi<br />

organizasyonlarımıza başvurularımız açık olacaktır.<br />

13 Ekim Pazar günü gerçekleştireceğimiz Ataşehir <strong>Rotaract</strong> Kulübü ev sahipliğindeki 1.Başkanlar ve Bölge<br />

Görevlileri Toplantısı'nda kulüplerimizdeki yönetim kurullarımızla bir araya geleceğiz. Bizlerin onları, onların da bizleri<br />

dinleyeceği bu toplantıya katılımın ne kadar önemli olduğundan bahsetmeye gerek duymuyoruz.<br />

Hepinize keyifli okumalar diliyorum, bir sonraki sayıda görüşmek dileğiyle.<br />

<strong>Rotaract</strong> Sevgi ve Saygılarımla


Değerli <strong>Rotaract</strong> Dostlarım,<br />

Rtc. Begüm Budur Demir<br />

2019-20 Dönemi Yayınlar Komitesinden<br />

Sorumlu BRT Yardımcısı<br />

Rotary Dünyayı Birleştirir mottosuyla başladığımız yeni dönemimizden hepinize merhaba!.<br />

Bildiğiniz gibi 2019-20 döneminde <strong>The</strong> <strong>Rotaract</strong> dergisini 3 aylık periyotlarla ve yenilenmiş yüzüyle yayınlayacağız.<br />

İlgi alanlarınızı bulabileceğiniz ve deneyimlerinizi paylaşıp tavsiyeler verebileceğiniz konu başlıkları oluşturduk.<br />

Sizlerin de desteğiyle bu alanları ve dergimizi geliştirmek istiyoruz.<br />

İlk sayımızı oluştururken Anıtkabir Ziyaretimiz ve Kaynaşma Günü ile döneme ne kadar da heyecanlı bir başlangıç<br />

yaptığımızı yeniden hissetmiş oldum.<br />

Kaynaşma Günü’ne katılan herkese ve ev sahipliği yapan kulüplerimize bir kez daha teşekkür ederiz.<br />

Görevimi teslim alırken verdiği motivasyon için 2018-19 Dönemi Halkla İlişkiler Ana Komitesi Görsel Kimlikten<br />

Sorumlu BRT Yardımcısı Rtc. Ege Anbar’a, yazıların redakte edilmesi ve düzenlenmesinde görev alan Beyoğlu<br />

<strong>Rotaract</strong> Kulübü Halkla İlişkiler Sorumlusu Burak Tut’a ve Maslak <strong>Rotaract</strong> Kulübü Halkla İlişkiler Komite Başkanı<br />

Deniz Gürsey’e, logo tasarımı ve üretkenliği için Halkla İlişkiler Komitesinden Sorumlu BRT Yardımcısı Rtc. İdil<br />

Saraçoğlu’na, desteğini hiçbir konuda esirgemeyen Bölge Komiteler Sekreteri Rtc. Nimet Ezgi Günal’a ve içerik<br />

gönderen herkese en içten dileklerimle teşekkür ederim.<br />

Bir sonraki sayıda görüşmek dileğiyle , keyifli okumalar..<br />

<strong>Rotaract</strong> Sevgi ve Saygılarımla


Değerli <strong>Rotaract</strong> Dostlarım,<br />

Rtc. Nimet Ezgi Günal<br />

2019-20 Dönemi<br />

Bölge Komiteler Sekreteri<br />

<strong>Rotaract</strong>’ın sahip olduğu en güzel adetlerden birinin her zaman döneme başlarken Ata’nın huzuruna çıkmak<br />

olduğunu düşünmüşümdür. Sanki bu ziyareti yaparak görevlerimizi onun izniyle ve tabi ki onun izinde yapacağımızın<br />

sözünü tam anlamıyla veriyoruz. Aldığımız görevlere başlarken bu ziyaret beni her seferinde daha güçlü ve döneme<br />

daha hazır hissettiyor. O’nun huzuruna çıkıp, onun iznini aldığımız için bundan sonra her sorunun altından<br />

kalkabilirmişiz gibi...<br />

Yine bu dönem bu görevimizi yerine getirmek için 6 Temmuz gününün ilk saatlerinde yola koyulduk. Öncesinde<br />

organizasyonun ev sahibi Fatih Rotary Kulübü ile programlarımızı ve servis düzenini ayarlamıştık. Sabahın ilk<br />

saatlerinde otobüsle Ankara yolundaydık. Gidiş yolculuğunu çoğumuz uyuyarak geçirdik. Yorucu bir seyahat<br />

olmasına rağmen Anıtkabir’e vardığımızda bütün yorgunluğumuzu unutmuştuk. Büyük bir gururla 3 Bölge olarak<br />

Ata’mızın huzurunda yerimizi aldık ve törene katıldık. Sonrasında Anıtkabir Müzesi’ni gezerek, bir kez daha hayran<br />

kaldık. Çoğumuzun henüz görme fırsatı bulmamış olduğu Aziz Sancar’ın Nobel Ödülü’nü ziyaret ettik. Hepimiz için<br />

oldukça gurur verici ve hayranlık uyandırıcıydı.<br />

Anıtkabir’den ayrılıp 2420. Bölge olarak planlanan yemeğimizden sonra tekrar dönüş yoluna geçtik. Bir yandan<br />

oldukça eğlenceli ve keyifli, bir yandan da yorucu bir günün sonunda eve döndüğümüzde hepimizin içinde döneme<br />

başlamanın heyecanı ve bunu Anıtkabir’de yapmış olmanın huzuru vardı.<br />

Bu organizasyonda bizimle olan Rotary ve Interact ailemize ve 106 <strong>Rotaract</strong> dostumuza çok teşekkür ediyorum.<br />

Umarım önümüzdeki yıllarda da görev alan tüm bölge ekibi ve başkanlar, kulüpleri ile birlikte görevlerine bu güç ve<br />

mutlulukla başlarlar.<br />

<strong>Rotaract</strong> Sevgi ve Saygılarımla


Değerli Rotary, <strong>Rotaract</strong>, Interact Ailem,<br />

Rtc. Orçun Güleç<br />

2019-20 Dönemi Bölge<br />

Organizasyonlarından Sorumlu BRT<br />

Yardımcısı<br />

22 Eylül Pazar günü bölgemizi bir araya getiren ilk organizasyon olan Kaynaşma Günü’nü Sarıyer Uzunya Beach’te<br />

gerçekleştirdik. Manzarasıyla, havasıyla harika dolu dolu bir gün geçirdik. Birçok kulübümüz dönem boyunca<br />

yapacakları projelere stantlarındaki satışlarıyla büyük katkı sağladılar. Şimdiden tüm külüplerimize dönem boyunca<br />

yapacakları proje ve etkinliklerde kolaylıklar diliyorum.<br />

Organizasyon boyunca Bölge Ekibi adına bana güvenerek her zaman yanımda olan Bölge <strong>Rotaract</strong> Temsilcim Burak<br />

Küçük’e, Bölge Ekibi dostlarımdan Saymanımız Mert Karasoy’a ve BOS Sayman Yardımcım Oktay Cindioğlu’na<br />

desteklerini esirgemedikleri için tesekkür ederim. İki buçuk ay boyunca gece gündüz bu organizasyon için çabalayan<br />

ev sahibi kulüplerimiz Maslak ve Bostancı <strong>Rotaract</strong> Kulüpleri’nin tüm üye, aday üye ve misafirlerine tüm emekleri için<br />

minnettarım. Ve son olarak Kaynaşma Günü 2019’a katılım göstererek bir arada olduğumuz tüm Rotaryen<br />

büyüklerime, Interact kardeşlerime ve her şeyden daha önemlisi tüm <strong>Rotaract</strong> dostlarıma sonsuz teşekkür ederim.<br />

Dönem boyu gerçekleştireceğimiz diğer organizasyonlarımızda görüşmek üzere...<br />

<strong>Rotaract</strong> Sevgi ve Saygılarımla


KAYNAŞMA GÜNÜ


Değerli BRT’m,<br />

Değerli Bölge Görevlilerim, Rotaryen Büyüklerim,<br />

Sevgili <strong>Rotaract</strong> ve Interact Dostlarım,<br />

Rtc. Fikret Ozan Günal<br />

Maslak <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

2019- 20 Dönem Başkanı<br />

22 Eylül tarihinde düzenlemiş olduğumuz “Kaynaşma Günü 2019” etkinliğine göstermiş olduğunuz değerli<br />

katılımlarınız için teşekkür ederim. Bu organizasyonun ev sahipliğinde bizlere eşlik eden Bostancı <strong>Rotaract</strong><br />

Kulübü’ne ve organizasyonun en iyi şekilde gerçekleşmesi için canla başla çalışan Maslak <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

üyelerine teşekkür ederim.<br />

Kaynaşma günü ev sahiplikleri açıklanır açıklanmaz diğer ev sahibi kulübümüzle birlikte çalışmalara ivedilikle<br />

başladık. Yaklaşık iki buçuk ay boyunca yoğun çalışma tempomuzdan ödün vermeden bu organizasyon için her<br />

türlü özveriyi gösterdik. Bu süreçte organizasyonumuza sponsor arayışlarımızın yanı sıra kaynaşmayı ön plana<br />

çıkaracak etkinliklerin ve oyunların da üzerinde fazlasıyla durduk. Yapmış olduğumuz workshoplar ve gösteriler<br />

sayesinde ortamın renklendirilmesini ve eğlence faktörünün de göz önünde bulundurulmasını sağladık. Tabi ki<br />

bunların yanı sıra Rotary, <strong>Rotaract</strong> ve Interact kulüplerimizin stantlarıyla geleneksel kaynaşma günü ruhunu canlı<br />

tutmaya çalıştık. Organizasyon öncesindeki hummalı çalışmamız organizasyon esnasında da siz değerli<br />

misafirlerimizin memnuniyetini sürdürmek adına aynı şekilde devam etti. Başından beri sahilde olmasını<br />

kurguladığımız Kaynaşma Günü’nde güzel hava da bizlere eşlik etti.<br />

Siz değerli misafirlerimize Kaynaşma Günü’nün renklenmesine katkıda bulunduğunuz için tekrar teşekkür<br />

ediyorum. Etkinliğe katılan herkesin memnun kaldığını umuyor, güzel bir Kaynaşma Günü’nü geride bıraktığımıza<br />

inanıyorum.<br />

<strong>Rotaract</strong> Sevgi ve Saygılarımla


Sarıyer <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Minik Kalpler Projesi<br />

Minik Kalpler paylaşım evinin kıymetli “bekçisi” ve altmıştan fazla çocuğun koruyucu<br />

meleği Rıza Bey’in dünyaları birleştirme hikayesinde biz de yerimizi aldık.<br />

Mahallenin ihtiyaç sahibi tüm çocuklarının kıyafet, kırtasiye gibi gereksinimlerini<br />

topladığı bağışlarla karşılayan Rıza Bey, Balat’ın tarihi sokaklarının arasında hiç<br />

bitmeyen sıcak çorbası ve bol bol çocuk kahkahasıyla dolu sıra dışı bir yuvaya ev<br />

sahipliği yapıyor. Çocukların temel ihtiyaçlarının karşılandığı bu ev 3 kattan<br />

oluşuyor. İstediğiniz zaman rahatça evi gezebiliyor, Rıza Bey ve mahallenin<br />

çocuklarına misafir olabiliyorsunuz. İkinci katı yine bağışlanan kitaplardan oluşan<br />

ufak bir kütüphane ve aynı zamanda çocukların oyun alanı. Üçüncü katta ise<br />

misafirler ağırlanıyor. Bu katta çocuklar için her gün sıcak yemek çıkaran Mariyana<br />

Hanım’a bir gün önceden haber vererek kahvaltı yapabiliyorsunuz. Minik Kalpler’in<br />

bir işletme olmadığını vurgulayan Rıza Bey’e borcunuzu sorduğunda alacağınız<br />

cevap ise “Gönlünüzden ne koparsa.” olacaktır. Çocukların yalnızca temel<br />

ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayan Rıza Bey, çocuklarla kitap okuyor, resim çiziyor,<br />

oyunlar oynuyor ve en önemlisi bilinçli bir toplumun temellerini atabilme amacıyla<br />

eğitimlerine destek oluyor. Sevgi ve ilgiye muhtaç çocukların kendilerine zarar<br />

verecek herhangi bir alışkanlığa sahip olmamaları için Rıza Bey durmak bilmeyen<br />

bir mesai yapıyor. Her akşam iş çıkışı tek tek mahallelinin evlerine konuk olup<br />

ihtiyaç sahibi çocukları tespit ediyor, Minik Kalpler’de hayatına dokunduğu<br />

çocukların evlerinde de iyi durumda olup olmadığını kontrol ediyor. Bunların yanı<br />

sıra bu paylaşım evinin en büyük amaçlarından birinin çocuklara paylaşmayı<br />

öğretmek olduğunu söylüyor. Minik Kalpler’in tam girişinde ”paylaş, kurtul” isimli bir<br />

sandık var.<br />

Mahalle sakinleri başta olmak üzere vatandaşlar oradan ihtiyacı olan kıyafetleri<br />

alabiliyor. Biz, Sarıyer <strong>Rotaract</strong> ailesi olarak Temmuz ve Ağustos aylarında<br />

topladığımız eşyaları bağışlamak ve ev sakinleriyle vakit geçirmek için<br />

ziyaretlerimizi gerçekleştirdik. Çocuklara kıyafet yardımının haricinde beraber resim<br />

yapabilmeleri için kağıt ve boya kalemleri götürdük ve küçük bir köşe hazırladık.<br />

Rıza Bey’in ilham veren hikayesini dinlerken gelecek dönemlerde de devam<br />

edeceğimiz ziyaretlerimizde ne tür projeler yapabileceğimizi konuştuk.<br />

Biz Balat’ın en sıcak evinden Rıza Bey’in selamını getirdik.


Yeniköy <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

KAÇUV İşbirliği<br />

24 Ağustos günü, Kanserli Çocuklara Umut Vakfı (KAÇUV) ile olan işbirliğimizin ilk<br />

adımı olarak vakıftan Elanur Bektaş olağan kulüp toplantımızı ziyaret etti. Bu<br />

ziyarette Elanur Bektaş, vakıf tarihi ve özellikle şehir dışından gelen ihtiyaç sahibi<br />

kanserli çocuklar ve aileleri için vakfın inşa ettiği “Aile Evi”, “Umut Kafe” ve “Umutlu<br />

Kutular” isimli bazı projelerini tanıttı. Çocuk kanseri ile ilgili kapsamlı bir sunum<br />

yapıp katılımcılara farkındalık rozetleri dağıttı ve Yeniköy <strong>Rotaract</strong> Kulübü olarak<br />

nasıl yardımlarda bulunabileceğimiz konusunda bizi bilgilendirdi. Onun<br />

yönlendirmesi üzerine, “Umutlu Kutular” projesini beraber gerçekleştirme kararı<br />

aldık.<br />

Peki “Umutlu Kutular” nedir? “Umutlu Kutular” İstanbul’da 7 farklı hastanede<br />

bulunan toplam 9 pediatrik hematoloji ve onkoloji servislerine gıda ve temizlik<br />

paketleri, ailelere kişisel bakım ürünleri ve çocuklar için de etkinlik setlerinden<br />

oluşan paketlerin aylık temin edilip dağıtımının yapıldığı bir proje. Yeniköy <strong>Rotaract</strong><br />

Kulübü olarak bizler de Okmeydanı Eğitim Araştırma Hastanesi’nin 11 yataklı<br />

hematoloji servisinin bir aylık gıda, temizlik ve etkinlik paketi ihtiyacını üstlendik. Bu<br />

noktada, sağlık ve hijyen hassasiyetlerini de göz önünde bulundurarak hastane<br />

ziyareti yerine, Eylül ayı için İstanbul’daki tüm servislere dağıtılacak 150 kolilik<br />

ihtiyaç levazımını gerçekleştirdik. Asıl amaç ihtiyaç sahiplerine gerekli malzemeleri<br />

kulüp eliyle doğrudan ulaştırmaktı ancak kanser hastası çocukların enfeksiyon riski<br />

ve diğer bazı olanaksızlıklardan ötürü bu şekilde gerçekleştirilmesi uygun görüldü.<br />

Sağlık ve temizlik ürünleri barındıran bu koliler kanser hastası çocukların ve<br />

ailelerinin Eylül ayı boyunca ihtiyaçlarını karşılamak üzere KAÇUV gönüllüleri<br />

aracılığıyla dağıtılacak, böylelikle yaşadıkları şanssız durumun yükümlülükleri<br />

KAÇUV ile gerçekleştirdiğimiz bu ortak proje sayesinde biraz da olsa azaltılabilecek.<br />

Bu proje çocuk kanserine bir çözüm olmasa da, zaten yeterince zor olan ve bireysel<br />

motivasyona doğrudan bağlı kanseri yenme süreci için sınırlı olanaklarla<br />

yapılabilecek belki de en iyi destek olma, “iyileşmenizi isteyen birçok gönüllü var”<br />

mesajını iletme projesiydi. İhtiyaç sahibi aileler ve çocuklar umarız ki iyi niyetimizin,<br />

desteğimizin farkındalığıyla ve bunun sağladığı teşvikle içinde bulundukları zorlu<br />

süreci olumlu sonuçlarla atlatacaklar; uzun, mutlu, başarılı hayatlar yaşayacaklar ve<br />

biz de buna kısmen de olsa bir dokunuşta bulunmuş olacağız.


Tarabya <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

16. İstanbul Bienali Gezisi<br />

14 Eylül itibariyle Bienal kapılarını meraklı bekleyenlerine açtı. Tarabya <strong>Rotaract</strong><br />

Kulübü olarak İstanbul’un 3 noktasında sergilenen Bienal’in Pera Müzesi’nde<br />

sergilenen kısmını gezdik.<br />

Pera Müzesi’nin 3., 4. ve 5. katında bulunan sergide 14 sanatçının eserleri<br />

bulunmakta. Bu 14 sanatçının her bir eserinde, alternatif bir dünya var. Özellikle de<br />

birkaç eser var ki, tamamen yepyeni bir dünya yaratılmış, hatta yaratılan insanların<br />

kendi batıl inançları dahi bu eserlerde yer alıyor. Hayali balık pazarları ve hatta<br />

hayali balıklar bir vücut bulmuş durumda.<br />

Bienal’in bir amacı var, yaşanılan dünyadan farklı bir dünyanın varlığını, içinde<br />

bulunduğumuz medeniyeti bize sorgulatmak. Sahi yaşadığımız bu gezegende bir<br />

kıta gibi kabul edilebilecek plastik atık ürettiysek, başka yaşam formları neden<br />

oluşmasın? Zira Bienal bu sene “Yedinci Kıta” ismini okyanuslarda geniş bir yer<br />

kaplayan plastik atıklardan oluşmuş bir yüzergezer adadan alıyor. Bienal’in tek bir<br />

amacı var, gezenlerine sorular sordurtmak.<br />

İşte çağının ilerisindeki sanatçıları toplayan Bienal, bünyesinde bu alternatif<br />

dünyaları barındırıyor. Her bir eserde ayrı bir algıyı görüyorsunuz, yaratmış olmak<br />

için değil, gerçekten esinlenmiş bir dünya yatıyor. Gerçek dünyamızın içinde<br />

bulunduğu durumu alıp, başka dünyalar nasıl olurdu sorusu ile karşılaşıyorsunuz.<br />

Bu anlamda Bienal kapsamında çok önemli bir sanatçıdan ayrıca söz etmek gerekir:<br />

Evru. Alberto Porta y Munoz 1946 doğumlu Katalan bir sanatçı. Kendisini 1968<br />

yılından beri Zush, 2001 yılından itibaren ise Evru olarak tanıtıyor. Evru’nun<br />

eserlerinde yepyeni bir dünya var, bu dünyanın “asura” olarak adlandırılan bir<br />

alfabesi, büyükelçileri, pasaportları dahi mevcut. Evru bu dünyayı yaratırken,<br />

aslında insanları incelediğini görüyoruz. “Evrugo Mental State” dünyasını yarattığı<br />

dönemde sanatçı her insanın aslında yaratma potansiyeli olduğunu fark etmiş. Her<br />

insanın sanatçı olabileceği gerçeğini aktaran bu eserlerde bir başka soruyor<br />

doğuyor böylelikle: Madem yaratma gücü olan bir varlık bu insan, o zaman yaşadığı<br />

bu dünyada nasıl oluyor da kirlilikten bir kıta yaratıyor?


Tarabya <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

16. İstanbul Bienali Gezisi<br />

İşte sorduğu sorulardan sadece bir tanesi bu olan 16. İstanbul Bienal’i, İstanbul’un<br />

üç farklı noktasında birçok sanatçısıyla değerli “meraklılarını” bekliyor. Özellikle<br />

rehberli bir tur Bienal’i anlamak adına çok daha iyi olacaktır.<br />

Bienal sürprizi: Bienal’i gezerken bir anda kameralar beliriyor. Takım elbiseli birinin<br />

yürüdüğünü görüyoruz. İşte tam karşımızda Ekrem İmamoğlu! Ekrem Başkan’la<br />

tanışma şansı yakalıyor, onunla konuşma fırsatı buluyoruz. Bienal sadece sorular<br />

değil aynı zamanda karşımıza çok hoş bir sürpriz çıkarmış oluyor. Kendisinden<br />

toplantımıza katılma sözü alıyoruz.<br />

Meraklısına ayrıca Pera Müzesi: Pera Müzesi’nin 1. ve 2. katında da birçok eser<br />

bulunmakta. Özellikle Osman Hamdi Bey’in ünlü eseri Kaplumbağa Terbiyecisi’ni ve<br />

daha fazlasına görmek isteyenler mutlaka Müze’ye uğramalı.


Geleceğimiz İçin Empati<br />

Duran Göçer<br />

Maslak <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Öncelikle terminolojik anlamdan yola çıkmak gerekirse; Empati veya eşduyum, bir başkasının duygularını, içinde bulunduğu durum ya da<br />

davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir. Kendi duygularını başka nesnelere yansıtmak anlamında da kullanılır. Aslında<br />

empati, kendi hayatlarımızı değiştirme ve toplumsal dönüşüm yaratma gücü taşıyan bir idealdir.<br />

Terminolojik anlamın dışında ise en güzel tanım Henry David Thoreau tarafından yapılmıştır. Dediği gibi; "Hayata, bir an için birbirimizin gözünden<br />

bakabilmek kadar büyük bir mucize olabilir mi?". Empati yeteneğine doğuştan sahip olabiliyoruz fakat ne yazık ki empati devrelerimizi nasıl<br />

canlandıracağımız konusunda zayıf kalıyoruz. İnsanların birbirini anlamasının temel yolu kendisini başkasının yerine koyabilmektir. Bizler de<br />

<strong>Rotaract</strong>lar olarak bunu bir nebze de olsa sağlamak için mücadele etmeliyiz. Dünya'da yaşanılan acılara baktığımız zaman temel sorunun insanların<br />

birbirini anlayamaması yani empati eksikliğidir. Günden güne de empati eksikliği kavramı empati yitimine doğru ilerlemektedir.<br />

Dünyanın başlıca sorunlarından biri, insanların veya toplulukların dünyaya başka insanların veya grupların bakış açısından bakamamalarıdır, başka bir<br />

deyişle kendilerini "öteki"nin yerine koyamamalarıdır. Birebir insanların duygularını paylaşmak, acılarını hissetmek vs. anlamında bir empati değil.<br />

Sadece "öteki"nin perspektifinden kavrama ve anlama becerisidir bu. Empatik hayal gücümüzü tam olarak ifade etmemizi engelleyen dört temel sosyal<br />

ve siyasi engel vardır. Bunlar; önyargı, otorite, mesafe ve inkar.<br />

Projelerimizi gerçekleştirirken ihtiyaç duyduğumuz en önemli nokta yaygınlaştırma hareketi. Proje öncelikle katılımcılara farkındalık kazandırma amacı<br />

üzerinden ilerlemelidir fakat devamında yukarıda da bahsedildiği üzere en büyük ihtiyaç yaygınlaştırma hareketi. Bu noktada 2 yol izlenmelidir. Bunlar:<br />

1. Yapılan çalışmalar sosyal medya kanalıyla duyurulmalı ve yapılan çalışmalar dosya halinde STK'lar ile paylaşılmalıdır.<br />

2. Proje sonrası mini atölyeler ile söz konusu çalışmanın etki ve değerlendirmesi yapılmalıdır.


Gün geçtikçe önüne geçilemeksizin empati yitimi ve buna bağlı olarak artmakta olan şiddet olaylarına ve azalmakta olan sevgi, saygı ve hoşgörüye<br />

dikkat çekmek projelerimizin öncelikli amacı olmalıdır. Yalnızca Türkiye ile sınırlı kalmayan empati yitimi Avrupa'nın ve Dünya'nın diğer ülkelerinde de<br />

mevcuttur. John Gray'in de "Erkekler Mars'tan, Kadınlar Venüs'ten" adlı kitabında söylediği gibi; "Hakiki ilişkiler kurmak istiyorsak dünyayı başkalarının<br />

gözünden de görebilmeliyiz." Projelerimizin ana mottosu ve çıkış kaynağının aslını bu söz oluşturmalıdır. Amacımıza ulaşırken özellikle empati üzerine<br />

çalışmalar yapan Roman Krznaric'in teknikleri kullanılmalıdır. Empati Kütüphanesi, Empati Menüsü, Empati Sohbetleri bu tekniklerden bazılarıdır.<br />

Londra'da bulunan "<strong>The</strong> School of Life-Hayat Okulu" nun kurucularından ve dünyada ilk "Empati Kütüphanesi"ni kuran kişi olan Roman Krznaric'in<br />

çalışmaları ve kullandığı teknikler Oxfam ve Birleşmiş Milletler'de dahil pek çok organizasyonda kullanılıyor ve konferanslar ile bilgilendirme yapılıyor.<br />

Çalışmaları takip etmenizi öneririm.<br />

Sivil Toplum Gönüllüsü olarak her adımımızda, her projemizde “Empati” kavramını ilk sıraya koyabilmemiz dileğiyle..


Adını Duyamadığımız Kadınların Hikayesi<br />

Cansu Bektaşlı<br />

Beyoğlu <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

…Ne hoş bir güzelliği vardır;<br />

Hafif adımlarla,<br />

dünyadan gülümseyerek geçenlerin.<br />

Kimseye bir kötülüğü<br />

dokunmadan yaşayanların.<br />

Onurlu bir yaşamı seçenlerin..."<br />

Yukarıdaki alıntı Virginia WOOLF’a aittir. Virginia WOOLF’un hayatını kısaca anlatmadan önce, kitabından bir alıntı yapmak istedim. Çünkü onu<br />

dünyaca ünlü bir yazar yapan, kendisine ait bir oda ve boş zaman yaratıp, erkekler ne der diye düşünmeden yazması.’’ Peki kimdir Virginia WOOLF?<br />

Onu tanımak için İngilitere’nin o dönemine ve kitaplarına bir yolculuk yapalım.<br />

Virginia Woolf, 1882’de beş çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Victoria döneminin tanınmış yazarlarından Sir Leslie<br />

Stephen’ın kızı olan Woolf, o dönemde kadınların ikinci plana atılması sebebiyle, çok istiyor olmasına rağmen okula gönderilmez. Babasının<br />

kütüphanesindeki kitapları okuyarak kendisine bir dünya yaratan Woolf, eserlerinde genel olarak sınıfsal farklılık, aşk, özgürlük ve kadın hakları<br />

konularını işlemiştir. İlk hikayelerini 1895’de bir gazetede yayınlatır. Woolf, özgür düşünceleri ve feminist fikirleri yüzünden erkek egemen dünyada<br />

kendisine verilen tepkilere ve yapılan eleştirilere karşı mücadele vermiştir.<br />

Belki de bundandır şu sözü: İsterseniz kütüphanelerin kapısına kilit vurun. Yine de zihnimin üstünü kapatabileceğiniz bir kilit ya da kapı bulamazsınız…<br />

İlk kısa hikayelerini yayımlattığı dönemde annesini kaybeden Woolf, bu acıyı ‘olabilecek en büyük felaket’’ sözleriyle anlatmıştır. 1904’te babasını<br />

kaybeden ve kardeşlerinin Bloomsbury’ye taşınmasının hayatındaki dönüm noktası olması ile birlikte kendisinde sinir hastalığı ortaya çıkmıştır. Virginia<br />

Woolf 1912 yılında Leonard Woolf ile evlenmiştir. Leonard Woolf’un basımevi kurması Virginia Woolf’un yazdığı kitapları yayımlatması açısından bir<br />

fırsat olmuş olsa da, Woolf, düşüncelerini ifade ettiği, kadınlara biçilen ‘’anne ve eş’’ rolünden ziyade kadınların birer birey olduğunu ifade ettiği için<br />

çeşitli eleştirilere maruz kalmıştır.<br />

"Kadınları korumaktan vazgeçmeniz lazım, onları farklı işler ve farklı uğraşlarla baş başa bırakın; izin verin ki asker olsunlar, denizci olsunlar, otomobil<br />

sürsünler, liman işçisi olsunlar... Kadınlık korunmaya muhtaç bir varoluş olmaktan çıkınca her şey olabilir."


Hikayelerinde kadınların fırsat eşitliği verildiğinde neler yapabileceğinden söz eden Woolf, 1500’lü yıllarda elbette bir Shakespeare çıkabileceğini, ama<br />

Shakespeare ‘in kız kardeşi olsaydı, aynı yeteneklere sahip olsa bile Shakespeare gibi adını tarihe yazdıramayacağını, çünkü kadınlara reva görülen<br />

hayatın buna izin vermediği üzerinde durmuştur. 1900’lere gelene kadar kadınların imzasını taşıyan kitaplar yer almazken, kadınlar edebiyat<br />

dünyasında boy göstermeye başladığında ya çeşitli eleştirilere maruz kalmışlardır ya da erkek egemen bir düzenin gölgesi altında mücadele<br />

vermişlerdir.<br />

‘’ On altıncı yüzyılda büyük yetenekle doğan herhangi bir kadın mutlaka delirmiş, kendini vurmuş ya da hayatını kasabanın dışındaki bir<br />

kulübede, korkulan ve dalga geçilen bir yarı cadı, yarı büyücü olarak sona erdirmiştir.<br />

Belki de her şeyden önce, hayalleri olan bir insan olduğu için, içine düştüğü ağır bunalım ve yeteneğini kaybetmiş olma düşüncesi Virginia Woolf’un<br />

hayatının sonunu getirmekteydi. Bugün ‘’ ölmek istemiyorum’’ diyen birçok kadın gibi çığlıklarını hikayelerinde duyurmaya çalıştı. 28 Mart 1941’de<br />

içinde bulunduğu duruma daha fazla dayanamayıp evlerinin yakınlarında bulunan Ouse nehrine ceplerine taşlar doldurarak atlayıp intihar etmiştir.<br />

Ardında ise biri eşi Leonard Woolf’a diğeri kardeşi Vanessa Bell’e bıraktığı iki intihar mektubu ve bulaşıkları yıkayıp çocukları yatırdıkları için adını<br />

duyamadığımız birçok kadın adına hikayeler bırakıp yaşama veda etmiştir.


Büyülü Ada’nın Sesi<br />

Seyhan Yaser Kervan<br />

Adalar <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

İskeleye yanaştı yine kocaman bir vapur Mesela Eski dar sokaklarından birinde oturan<br />

Şehrin yoğun sesine<br />

Ayşe teyze<br />

Sessiz bir çığlık eklendi<br />

gelsin şöyle balkon kenarına<br />

Nalların yürek yakan tıkırtısına takıldı<br />

huzurla seyretsin yeşilini<br />

Sarışın mavi gözlü ihtişamlı adanın gözleri Gözlerini kapatsın<br />

Öylesine istedi ki sadece bisiklet tekerleklerinin kapılsın büyüsüne<br />

şarkı söylemesini<br />

her gelen gibi<br />

Ama dur diyemedi<br />

Gün batsın<br />

Hem nasıl desin ki<br />

Yakamoz vursun denize<br />

Ki söylese bile kim dinler ki?<br />

Yasemin kokulu ağaçlar Sarsın<br />

Yokuştan aşağıya eski bir kasa içinde hesapsızca küçük evlerin bahçesini<br />

kayan çocuklar olsun istedi sadece<br />

Yavaş yavaş süzülürken son vapur<br />

Akşam saat sekiz olduğunda anne ne olur sadece Yıldızlar göz kırpsın Geceye<br />

5 dakika daha diyebilen çocuklar<br />

Büyülü Büyük Ada<br />

Bir de Pazar günleri çalan kilise çanlarına sessizce uykuya dalsın<br />

Eşlik eden minicik kahkahalar<br />

Her kalan gibi...<br />

Çok şey istemedi ki aslında


Spor Anonsörlüğü<br />

Rubi Can İçliyürek<br />

Bakırköy <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Spor anonsörleri tıpkı diğer meslekler gibi zorlukları ve avantajları olan bir kariyer içerisindedirler. Etkinliğin içinde veya çok yakınında<br />

oldukları için müsabakalardan/etkinliklerden en çok keyfi alan insanlardan biri olmaları en büyük avantajlarıdır. Bununla birlikte, anonsörlerin<br />

işleri gereği seyahat etmeleri veya evlerine uzak salonlarda/etkinlik alanlarında çalışmaları gerekebilir.<br />

Görev yaptıkları spor dalına, etkinliklere göre anonsörlerin yaptığı işin içeriği değişiklik gösterir. Basketbol anonsörlerini ele alıcak olursak,<br />

maç öncesinde seremoniyi yaparlar (hakem, oyuncu tanıtımları), maç sırasında ise faul, hucüm değişiklikleri, periyot bitimleri gibi basketbola<br />

dair olaylarda mevcut seyirciyi bilgilendirirler. Basket atan oyuncuları söylerler (tarafsız bir maç değilse ev sahibi oyuncularını daha yüksek<br />

sesle). Opsiyonel olarak maçın gidişatına göre atmosferi ayarlamak/değiştirmek, taraftarı maçın içine daha fazla dahil etmek için cümleler,<br />

kelimeler de sarfedebilirler. Bazı kesimlerce spor spikerleri, yorumcularla karıştırılırlar. Spor spikerleri oyuncularla röportaj yapar, yorumcular<br />

televizyon başındaki seyircilere maçı anlatır ve yorumlar, anonsörlerin ise yaptığı iş bu iki meslek grubu mensuplarına göre bir hayli farklıdır.<br />

Basketbol anonsörleri genellikle bir sözleşme üstünden belli bir kulübe bağlı olup takımla birlikte seyahat etmezler. Basketbol anonsörleri ses<br />

tonlarına, diksiyonlarına, artükülasyon gibi faktörlere bağlı olarak kendi içlerinde ayrışılırlar, tecrübelerine ve kalitelerine göre maaşları<br />

değişkenlik gösterir. Spor dalı bilgisi ve dikkat özelliği bu meslek için olmazsa olmaz iki temel unsundur.


Kişisel Veriler ve Korunması<br />

Av. Iyaz Çimen<br />

Fındıklı <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Bilgiyi çağımızın en önemli gücü olarak tanımlayabiliriz. Veri ise bilginin henüz işlenmemiş, analiz edilmemiş, kullanıma hazır olmayan ham halidir. Son<br />

zamanlarda gerek kamusal alanda gerekse özel sektörde sıkça karşılaştığımız kişisel veri kavramı ile birlikte bunların işlenmesi, işlenme gerekliliği ve<br />

aynı zamanda korunması kavramları hakkında çoğu kez şüpheye düşülmektedir. Bazı durumlarda bu kavramlarım tedirginlik yarattığı hususu da<br />

yadsınamaz bir gerçektir.<br />

Günümüzde teknolojinin de bu denli hızlı bir şekilde gelişmesi ile birlikte bilginin aktarım hızı dolayısı ile; elde edilmesi, toplanması ve kaydedilmesi<br />

oldukça kolaylaşmıştır. Özellikte devlet kurumları ve özel kuruluşlarca vatandaşlar hakkında hayati önem taşıyabilen birçok veri toplanmakta,<br />

işlenmekte ve günü geldiğinde kullanılabilmesi amacıyla kaydedilmektedir. Dolayısı ile bu durum bireylerin korunması ihtiyacını doğurmuştur.<br />

Mevzuatımızda çeşitli kanunlarla kısıtlı alanlar hakkında kişisel verilerin korunması yönünde düzenlemeler bulunsa da net bir şekilde buna özel bir<br />

düzenleme getiren 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu 24.03.2016 TBMM’de kabul edilerek kanunlaşmıştır. Bu durum her şeyden önce<br />

temel bir insan hakkı olan özel hayatın gizliliği kapsamında da bir gerekliliktir.<br />

Kanunun amacı isminden de anlaşıldığı gibi olmakla birlikte, kapsamı 2. Maddede “…kişisel verileri işlenen gerçek kişiler ile bu verileri tamamen veya<br />

kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işleyen gerçek ve tüzel kişiler<br />

hakkında…” şeklinde tanımlanarak gerçek kişilerin verileri bakımından kamu ve özel sektör ayrımı yapmadan korumacı bir düzenleme getirdiği<br />

görülmektedir. Bununla birlikte kanun kişisel veriyi, kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişilere ait her türlü bilgi olarak tanımlamıştır. Bunlar kişilerin<br />

adı, soyadı, doğum yeri etnik kökeni, ırkı, felsefi inançları, dini, mezhebi veya diğer inançları, dernek veya sendika üyelikleri ya da ceza mahkûmiyeti,<br />

cinsel hayatıyla ilgili veriler ya da genetik verileri vb. olarak sayılmıştır. İşte bu verilerin kaydedilmesi, depolanması, saklanması, değiştirilmesi,<br />

sınıflandırılması gibi kişisel veriye ilişkin her türlü faaliyet kişisel verilerin işlenmesi olarak adlandırılmaktadır. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile<br />

birlikte bireylerin verilerinin işlenmesi ile ilgili olarak bir takım şartlar öngörülmüştür. Birkaç istisnai durum haricinde öngörülen en önemli şart veri<br />

sahibinin yani kanunun değimi ile ilgili kişinin açık rızasıdır.


Açık rızanın alt unsurlarına bakıldığında; hangi konuyla alakalı olarak beyan edildiği, ilgili tarafından bu konuya ilişkin olarak yeterince bilgilendirildiği ve<br />

rızanın açıklanmasında herhangi bir dış faktörden bağımsız olarak özgür irade ile açıklanmış olması gibi kıstaslar aranmaktadır.<br />

Günümüz e-dünyası bakımından bu rızanın özellikle yazılı olarak alınmasına gerek yoktur. Halihazırda artık herhangi bir online platforma, derneğe<br />

veya vakıfa üye olduğumuzda ya da özel/kamu hukuk tüzel kişileri ile ortak çalışma veya müşteri olma durumlarında ya da kamusal bağlamda<br />

bilgileriniz talep edildiğinde, bu rızayı verdiğinize dair onam formları veya kutucukları ile karşılaşmaktayız. Her ne kadar şeklen kanuna uygun olarak<br />

rızanın alınması prosedürleri artık pratikte uygulanmakta ise de bu durum verilerimizin ne kadar güvende olduğu konusunu henüz tam manası ile<br />

aydınlatmamaktadır. Zira ülkemizde ve dünya genelinde hala data satışlarının olduğu, ticari pazar oluşturmada sınıflandırmaların yapıldığı ve buna<br />

göre reklam faaliyetlerinin yürütüldüğü bilinen bir gerçektir.<br />

Her ne kadar günlük yaşantımızda çok fazla karşılaşmasak da Kişisel Verilerin Korunması Kanunu tarafından getirilen önemli iki yeni kavram daha<br />

bulunmaktadır. Bunlar kanunda veri sorumlusu ve veri işleyen olarak isimlendirilip tanımlanmıştır. Veri sorumlusu, bireylerin kişisel verilerini ne amaçla<br />

ve hangi araçlarla işleyeceğini belirleyen, aynı zamanda bu işlemler için veri kayıt sisteminin kurulmasından sorumlu gerçek veya tüzel kişiyi ifade<br />

etmektedir. Örneklendirmek gerekirse işveren konumunda bulunan bir şirket veri sorumlusudur denilebilir. Veri işleyen ise veri sorumlusu tarafından<br />

görevlendirilen ve teknik manada veriyi işleyen gerçek veya tüzel kişiyi ifade etmektedir. Şirket örneği ile devam edecek olursak şirket çalışanlarının<br />

bilgilerini kayıt altına alan insan kaynakları personelini veri işleyen olarak adlandırabiliriz.<br />

Gerek Kişisel Verilerin Korunması Kanununda gerekse 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda kişisel verilerin işlenmesi için öngörülen prosedürlere karşı<br />

ortaya çıkabilecek durumlar hakkında bazı yaptırımlar öngörülmüştür. Meydana gelen aykırılığın suç veya kabahat olmasına göre yaptırımlar<br />

farklılaşmaktadır. Suç olması durumunda bu suçu işleyen kişinin niteliğine ve suçun işleniş biçimine göre değişmekle birlikte 1 yıldan 6 yıla kadar hapis<br />

cezası öngörülmüştür. Aykırılığın suç olarak tanımlanmadığı yani kabahat olarak öngörüldüğü durumlarda ise 5000 TL’den 1.000.000 TL’ye kadar idari<br />

para cezasına hükmedilir. Buna karar veren ise Ankara’da bulunan Kişisel Verileri Koruma Kurumu’dur. Kişisel Verileri Koruma Kurumu idari ve mali<br />

özerkliğe sahip bir kamu tüzel kişisi olarak kurulmuştur. Kurumun karar organı ise kuruldur. Kurul bir başkan ve sekiz üye olmak üzere toplam dokuz<br />

kişiden oluşur. Üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar alır. Hâlihazırda kurul biri profesör olmak üzere iki hukukçu, iki elektrik elektronik mühendisi,<br />

bir üniversite mezunu idareci, bir ilahiyatçı, iki siyasal bilgiler mezunu ve bir tıp doktorundan oluşmaktadır. Kurul üyelerinin görev süresi ise dört yıldır.<br />

KAYNAKÇA :<br />

https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6698.pdf<br />

https://www.kvkk.gov.tr/<br />

http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5237.pdf


Taşınabilir Müziğin Serüveni<br />

Hüseyin Emre Almaz<br />

Beyoğlu <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Müziğin Walkman ile Başlayan Serüveni<br />

Müzik dünyası bundan kırk sene önce belki de bu kadar büyüyeceği tahmin edilmeyen bir değişikliğe uyandı. Dünyanın ilk kullanıcılara yönelik<br />

taşınabilir müzik çaları Walkman, kırk yıl önce hayatımıza girdi ve hepimizin müziğe karşı olan bakış açısını tamamen değiştirdi. Japonya merkezli<br />

teknoloji devi Sony’nin 1 Temmuz 1979 tarihinde piyasaya sürdüğü bu taşınabilir cihaz, pazarda yer bulduğu ilk andan itibaren hatırı sayılır büyüklükte<br />

bir etki yaratmayı başardı.<br />

Walkman Neydi, N’oldu?<br />

“Dünyanın ilk kullanıcıya yönelik taşınabilir müzik çaları” diyoruz çünkü birçoğu Walkman’i dünyanın ilk taşınabilir müzik çaları olarak bilse de bu<br />

maalesef yanlış bir bilgi. Sony ilk taşınabilir müzik çaları değil, normal bir bütçeye uygun olarak piyasaya sürülen ilk taşınabilir müzik çaları üretmişti. İlk<br />

önce şirketin merkezi olan Japonya’da çıkışını gerçekleştiren Walkman’in ABD’ye gelmesi ise bir yılı bulmuştu. Kısa süre içerisinde dünya genelinde bir<br />

fenomene dönüşen Walkman’lerin fiyat etiketi ise 150 dolardı.<br />

ve Apple Çıkagelir…<br />

Sony uzun yıllar boyunca sektörü domine etti, marketin tekeli ve devrilmez sahibi olarak görülüyordu. Kasetlerin eskimesi ve yetersiz kalmasıyla<br />

taşınabilir bir CD oynatıcıyı piyasaya süren Sony, bir süre de bu CD çalarla liderliğini sürdürdü. Fakat, 2001 yılında Walkman’i ve taşınabilir CD çaları<br />

tamamen unutturacak hatta neredeyse piyasadan silecek bir rakip çıkageldi. 23 Ekim 2001’de yeni nesil bir müzik çalar olan iPod, Apple tarafından<br />

piyasaya sürüldü. iPod’un pazara girmesiyle Walkman ve onun daha yeni sayılabilecek kardeşi Discman’in satışları hızla düşmeye başladı. Dilediği<br />

müziği dijital olarak indirme fırsatı varken, kimse kasetler ya da CD’lerle uğraşmak istemiyordu.


Eğer kaset dönemine yetişebildiyseniz bir kasete müzik kaydetmek için “kasete yazma” özelliği bulunan bir radyoya sahip olmanız ve kaseti radyoya<br />

takıp müziğin kaydolması için saatlerce beklemeniz gerekiyordu. CD’lere müzik yükleyebilmeniz içinde bilgisayarınız ile radyodakine benzer bir süreç<br />

yaşıyordunuz. iPod ve cihazla gelen yeni bir yazılım olan iTunes ile bu süreç tamamen yok oldu. Birden kullanıcının tek yapması gereken, 99 cent<br />

ödeyip iTunes üzerinden favori şarkısını iPod’una indirmekten ibaret olmuştu. Sony, iPod’un çıkışından bir süre sonra mp3’leri çalabilen yeni nesil bir<br />

Walkman piyasaya sürmüş olsa da bu konuda biraz geç kalmıştı. Geçtiğimiz yıllarda markanın akıllı telefon modeli olan iPhone’la Blackberry’yi deviren<br />

Apple, daha milenyum çağında başka bir teknoloji devini de müzik çalar pazarından neredeyse silmişti.<br />

Şu an Neler Oluyor?<br />

iPod’un piyasaya sürülüşünden beri taşınabilir müzik çalarlar ve müzik servislerinin dominant markası Apple. Şuan için hepimizin cebinde bulunan akıllı<br />

telefonlar müzik çalarların yerini alsa da iTunes, müzik servis sektörünün en büyük pay sahibi. Playlist düzenleyebileceğiniz, hemen hemen her şarkıya<br />

ulaşabileceğiniz neredeyse sınırsız bir kütüphaneye sahip olan iTunes; özellikle düzenli Apple kullanıcılarının vazgeçilmezlerinden. Walkman’in yerine<br />

gelen Discman, Discman’in yerine gelen iPod ve hepsini ortadan kaldıran iTunes… Acaba bir sonraki ne olacak?


Kürek Sporunun Hikayesi<br />

Fatih Ünsal<br />

Bostancı <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Bir ucunda yuvarlak sapı, öbür ucunda yassı palası bulunan küreği hayatına sokan birisi o andan itibaren acı ve zorluklarla yaşamayı öğrenmek<br />

zorundadır.<br />

Böyle sıkı çalışma gerektiren “çok ihtişamlı olmasa da” her yüzyılda popüler olmuş bu spor dalında, sıradan insanların göremediği ancak sıra dışı<br />

kişilerin farkında olduğu bir güzellik mevcut.<br />

On dört gibi erken bir yaştan beri kürek çeken ve o zamanlardan beri kürekçiliğe ilgi duyan biri olarak; kürekçiliğin görünmez değeri, toplumsal, ahlaki<br />

ve ruhsal değerini genç bir adamın ruhuna hiçbir didaktik öğreti bu derecede yerleştiremez. Kişinin bunları, kendi gözlemi ve dersleriyle edinmesi<br />

gerekir.<br />

Her iyi antrenörün kendi tarzında akıl, kalp ve vücuttan en fazla verimi elde etmek için ihtiyaç duyulan öz disiplini kazandırır. İşte bu yüzden,<br />

pek çok eski kürekçi size yarış teknesinde, sınıftakinden çok daha önemli dersler öğrendiklerini söylerler.<br />

Teknelerimiz bizim sevgilimiz gibidir. Ona dokunmaya kıyamayacaksın, gözün gibi bakacaksın çünkü hassas ve narindir. Aldığı en ufak darbe, sana<br />

yarışta yenilgi olarak döner.<br />

Teknenin istediğiniz hızda gitmesini sağlamak zordur. Düşmanınız, elbette ki suyun direncidir, çünkü teknedeki adamların ve ekipmanın ağırlığına eşit<br />

miktarda suyu yerinden oynatmanız gerekir, ancak bu su aynı zamanda sizi destekleyen unsurdur ve bu düşman aslında sizin dostunuzdur. Hayat da<br />

böyledir, üstesinden gelmeniz gereken sorunlar aynı zamanda sizi destekler ve onların üstesinden gelmeniz sizi daha güçlü kılar.<br />

Kürek belki de sporların en zorudur yarış başlayınca mola ya da oyuncu değişikliği yoktur. İnsan dayanıklılığının sınırlarını zorlar. Antrenör, bu nedenle<br />

zihin, kalp ve bedenden gelen özel bir dayanıklılığın sırrını vermelidir. Bir kürek yarışı, çılgınca bir kapışma değil, bir sanattır. Kürekler kol gücünün yanı<br />

sıra akıl gücüyle de çekilmelidir. İlk kürekten itibaren takım diğer düşünceleri dışarıda bırakmalıdır. Düşünceleriniz kendinize ve teknenize yönlenmeli;<br />

asla negatif değil, pozitif olmalıdır. İyi bir teknenin takımın temposuna uyum sağlayabilmesi için canlı ve esnek olması gerekir.


İyi kürek antrenörünün ilk öğütlerinden biri temel eğitimler sona erdikten sonra, “kendi ağırlığını çek” olmalıdır ve genç kürekçi bu olduğunda teknenin<br />

daha hızlı gittiğini fark ederse bunu yapacaktır. Burada toplumsal bir etki söz konusudur.<br />

Kürekçi zihni üniversitede eğitildiğinde ve vücudu fit bir hale geldiğinde bir şey hisseder... Kürekçiler neden bahsedildiğini anlar. Bir tür aşka<br />

düşerler.<br />

Usta bir binici nasıl atının bir parçası oluyorsa, usta bir kürekçi de teknesinin bir parçası olmalıdır.<br />

Teknede ritmi yakaladığınızda, onun içinde olmak tam bir keyiftir. Ritim oluştuğunda aynı salıncakta gibi hissedersiniz. Teknede salıncak durumu<br />

geldiğinde zevkten bağıran insanlar vardır. Yaşadıkları sürece unutulmayacak bir an.<br />

Bir şampiyon kalibresinde olmak için, takımın birbirine tamamıyla güvenmesi, kendini sakınmadan kürek çekmesi, ve hiç kimsenin hamlanın bütün<br />

ağırlığını tek başına kaldırmayacağına inanması gerekir. Başarılı ekiplerin sırrı orada yatar, RİTİM yani küreğin dördüncü boyutu. Bunun değeri,<br />

yalnızca daha önce, teknenin ileri itişinin tam bir zevk olduğu ritme girmiş bir takımda kürek çekmiş bir kürekçi tarafından bilinir.<br />

İyi düşünmenin iyi kürek çekmekle çok fazla ilgisi vardır. Bir takımın kaslarının uyum içinde çalışması yetmez: kalplerinin ve akılların da bir ve tek<br />

olması gerekir.<br />

Galip gelen bir ekibi eylem halindeyken görmek, her şeyin doğru yapıldığı kusursuz bir ahenge şahit olmaktır. Fiziksel gücün yanı sıra kalp ve akılla<br />

kürek çekmek dayanıklılık ve başarının formülüdür.<br />

Kürekçiler gibi fit adamlar kuvvetleri tükense bile, çok daha büyük gizemli bir güç deposundan kullanmaya başlar. O güçle yıldızlara bile ulaşabilirler.<br />

Şampiyonlar işte böyle ortaya çıkar.


Amerika Açık 2019’un Ardından<br />

Erem Akyurt<br />

Fenerbahçe <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Tenis dünyası için büyük bir öneme sahip olan Amerika Açık<br />

(US Open), 1881 yılından itibaren düzenlenen prestijli bir<br />

turnuva olmakla beraber en fazla para ödülü verilen<br />

organizasyon olarak ön plana çıkıyor. Tenis için en büyük 4<br />

organizasyondan biri ve sezonun son grand slam turnuvası<br />

olan Amerika Açık, Amerika’nın New York kentinde, 26<br />

Ağustos-8 Eylül 2019 tarihleri arasında düzenlendi. Ana<br />

tabloda 128 kişinin mücadele ettiği fikstürde erkeklerde 2018<br />

Amerika Açık şampiyonu Novak Djokovic 1 numaralı seri<br />

başı, Rafael Nadal 2 numaralı seri başı ve Roger Federer 3<br />

numaralı seri başı oldu. Kadınlar ana tabloda ise 128 kişinin<br />

mücadele ettiği fikstürde 1 numaralı seri başı 2018 Amerika<br />

Açık şampiyonu Naomi Osaka, 2 numaralı seri başı Ashleigh<br />

Barty, 8 numaralı seri başı ise Serena Williams oldu. Sloane<br />

Stephens, Angelique Kerber ilk turda beklenmedik bir şekilde<br />

elenen isimler arasında yer aldılar.


2018 yılında “İlk Tur Kuralı” kararını alan Grand Slam organizasyonu bu kuralı Timea Babos karşısında 47 dakikada 6-2 kaybettikten sonra maçtan<br />

çekilen Carla Suarez Navarro’ya uyguladı. Bu kuralın amacı bu turnuvalarda ilk turda sakatlık nedeniyle maçtan çekilmeleri önlemek ve para cezasıyla<br />

caydırıcılık yaratma amacını taşıyor. Navarro’ya maçtan iki gün sonra 40.000 dolar ceza verildi. Navarro bu karara itiraz edeceğini, gerçekten sakat<br />

olduğunu belirtmiş olsa da turnuva yönetimi “doktor raporuna göre oynayabilecek durumda olan Navarro’nun ilk tur kuralını ihlal ettiğini ve en iyi<br />

performansı göstermekten kaçındığını” öne sürerek cezayı uygulamıştır.<br />

Erkeklerde turnuvanın 1 numaralı seri başı olan Djokovic dördüncü turda Stan Wawrinka karşısında 6-4, 7-5 ve 2-1 gerideyken sol omuz sakatlığı<br />

nedeni ile maçtan çekildi. 2 numaralı seri başı Rafael Nadal finalde 5 numaralı seri başı olan Rus Daniil Medvedev ile karşılaştı. Yaklaşık 5 saat süren<br />

tarihi maçı 7-5, 6-3, 5-7, 4-6 ve 6-4’lük setlerle 3-2 kazanan 33 yaşındaki Rafael Nadal, 4. Amerika Açık olmak üzere kariyerinin 19. Grand Slam<br />

zaferini elde etti. 23 yaşındaki Medvedev ise kariyerinde ilk kez grand slam finali oynayarak önemli bir başarıya imza attı. Daniil Medvedev, uzun yıllar<br />

sonra bir grand slam finalinde maçı 2-0’dan 2-2’ye getiren nadir tenisçilerden ve 2000 yılında ABD Açık’ı kazanan Rus tenisçi Marat Safin’in ardından<br />

bu turnuvada finale ulaşan bir diğer Rus sporcu olarak tarihe geçti. Kadınlarda ise 8 numaralı seri başı Amerikalı Serena Williams finalde 15 numaralı<br />

seri başı olan Bianca Andreescu ile karşılaştı. 19 yaşındaki Andreescu 6-3, 5-1 öndeyken, Williams skoru 5-5 yaptı. Maç sonucunda 6-3, 7-5’lik<br />

skorlarla şampiyonluğa ulaşan isim Andreescu oldu. 19 yaşındaki tenisçi kariyerinde ilk kez bir Grand Slam'de finale yükselme başarısı gösterirken<br />

Kanada adına kadınlarda bunu başaran ilk isim de oldu. 37 yaşındaki Serena Williams ise bu sonuçla son çıktığı 4 Grand Slam finalini de kaybetti ve<br />

24'üncü Grand Slam şampiyonluğundan oldu. Amerika Açık’ta tek erkekler ve tek kadınlarda birincilik ödülü tarihin en yüksek rakamına ulaştı ve 3<br />

milyon 850 bin Euro olarak belirlendi. Bu yıl şampiyonları Rafael Nadal ve Bianca Andreescu 3 milyon 850 bin Euro kazanırken turnuvayı ikinci<br />

bitiren Daniil Medvedev ve Serena Williams ise 1 milyon 900 bin Euro kazandı.


Saç Ekimi Operasyonu Sonrası Yaşanabilecek<br />

Komplikasyonlara Karşı Hukuki Yollar<br />

Stj. Av. Pelin Topçuoğlu<br />

Fenerbahçe <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Uzmanlar; saç ekimi operasyonunun ardından ilk birkaç ay boyunca saç derisinde yaşanan travma sebebiyle ekilen saçlarda kayıp görülmesinin<br />

normal olmasının yanı sıra, daha sonradan saç kaybına uğrayanların başarısız/hatalı yapılmış saç ekimleri ve yanlış uygulama yüzünden saç köklerinin<br />

zarar gördüğü ve bu sebeple de bu dökülmelerin meydana geldiğini belirtmektedir.<br />

Operasyon sonrası meydana gelen saç kaybının dışında, çok büyük greftler, saç çizgisi problemleri, gerçekçi durmayan görüntü, bombeleme, deride<br />

kalıcı yara izleri gibi birçok sağlık problemiyle karşılaşmak mümkündür. Üstelik bu problemlerden bazılarının telafisinin çok güç veya imkansız olduğu<br />

bir gerçektir.<br />

Son zamanlarda özellikle yurt dışında illegal yollarla saç ekimi yapımıyla ilgili çok sayıda ciddi şikayet bulunması sebebiyle saç ekimi yaptırmak isteyen<br />

kişileri bu konuda dikkatli olmaları gerekmektedir.<br />

Saç ektiren kişilerin ileride zarara uğramasına sebep olabilecek ve saç ekimini gerçekleştiren hekim/hastanenin sorumluluğunu doğurabilecek<br />

işlemlerin temeli olarak aşağıdaki sebepler belirtilmektedir:<br />

∙ Sterilizasyon koşullarına dikkat edilmeyerek aynı aletle 5-6 Ekim yapma<br />

∙ Operasyonu yapacak kişinin kendini bu vasfa sahip olmamasına rağmen kendisini plastik cerrah olarak tanıtması ve/veya hekimin yanında<br />

yardımcı olarak operasyona giren kişilerin hemşire/sağlık personeli olmaması<br />

∙ Saça anlaşılan miktarda greft ekilmemesi<br />

∙ Gerçekleştirilen operasyonun ameliyata elverişsiz koşullarda gerçekleştirilmesi<br />

∙ Sterilizasyon koşullarına dikkat edilmemesi<br />

∙ Yardımcı personel olarak operasyona giren kişilerin hemşire/sağlık memuru olmaması.


Meydana gelen komplikasyonlar için ne yapılabilir?<br />

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470 vd. maddeleri uyarınca doktorun insan vücudunda bir eser meydana getirmesini amaçlayan tıbbi uygulamalar<br />

hukuki açıdan “eser sözleşmesi” olarak nitelendirilir. Yukarıda saydığımız sebepler başta olmak üzere herhangi bir diğer komplikasyonla karşılaşılması<br />

halinde, saç ekimini yapan hastanenin ve hekimin sorumluluğu gündeme gelecektir. Saç ekimi operasyonunun gereği gibi yapılmamış olması, işlem<br />

öncesinde yeterli bilgilendirmenin yapılmadığının ispat edilmesi veya hekimin mesleğinin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlüğünü yerine getirmemiş<br />

olması sonucunda normal olmayan bir sonuçla karşılaşıldığı takdirde hukuki sorumluluğunun doğması söz konusudur.<br />

Bu sorumluluklar; hekim için, yanlış uygulamalar sonucu saç derisinde kalıcı yara oluşması gibi bir durum meydana geldiğinde Türk Ceza Kanunu’nun<br />

89. maddesi uyarınca taksirle yaralamadan doğabileceği gibi, Türk Borçlar Kanunu Madde 49/1 uyarınca da sebep olduğu zararı giderilmesi de<br />

olabilir. Bu durumda ortada bir “malpraktis” denilen doktor hatası gündeme gelecek ve yaşanmış olan zarara ilişkin maddi ve manevi tazminat talep<br />

etme hakkı doğacaktır. “Malpraktis” kavramı, Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 13. maddesinde “Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da<br />

ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi hekimliğin ‘kötü uygulaması’” şeklinde tanımlanmıştır.<br />

Türk Borçlar Kanunu’nun 470. Maddesi kapsamında doktorun insan vücudunda bir eser meydana getirmesini amaçlayan tıbbi uygulamalar, hukuki<br />

açıdan “eser sözleşmesi” olarak nitelendirilir. Aynı şekilde bu durum Yargıtay’ın yerleşik içtihadında da açıkça “Estetik ameliyatlarda, ameliyatı yapan<br />

doktor, estetik görünüm konusunda belli bir teminat vermişse, taraflar arasındaki bu sözleşme, eser sözleşmesidir” şeklinde belirtilmiştir.<br />

Yapılmış olan estetik ameliyatlara ilişkin bir dava açılması halinde, eser sözleşmesi hükümleri uygulanacağından; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu<br />

Madde 147/6 uyarınca özel hastane veya saç ekimini gerçekleştiren hekime karşı tüketici mahkemesinde açılacak davalar için zamanaşımı süresi 5<br />

yıldır.<br />

6098 Türk Borçlar Kanunu Madde 72 uyarınca, özel hastane veya doktorlara “haksız fiil” sebebiyle açılacak olan davalarında, zarar görenin zararı ve<br />

tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına<br />

uğrayacaktır. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilin varlığı halinde, bu zamanaşımı süresi<br />

uygulanacaktır.


Girişimcilik ve Zaman Yönetiminin Önemi<br />

Erhan Bacaksız<br />

Fenerbahçe <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Vakit nakittir cümlesinin bize verdiği yetki ile hareket etmek istiyoruz. Hemen hepimiz bu yolda zamanın büyük oranda önemini biliyoruz. Fakat önemini<br />

bilmek bir yere kadar yetiyor. Bazen gününüzün iş için ayırdığınız kısmı işlerinize yetmiyor olabilir. Planlarınız aksayabilir ve günden güne işleriniz<br />

aksayabilir. Bu yolda ilerlemenin de getirdiği zorluklardan biri bu zaten. Kontrol elinizde fakat vakit ne yazık ki dur demekle durmuyor. İşte bunun<br />

bilincinde hareket ettiğinizde gidişatta olumlu değişiklikler görebilirsiniz.<br />

1. Zamanınızı iyi yönetmek için öncelikle güne enerjik başlamalısınız. Bunun konumuzla ne alakası var demeyin. Hatta mümkünse sabah kahvaltı<br />

yapmadan işlerinize başlamayın. Motivasyon için vücudunuzun da kendini hazırlaması önemli. Ne demişler sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.<br />

2. İş yerinizde çalışırken odanızda dikkatinizi meşgul eden şeyleri tespit edin. Duvardaki tabloya bakarak hayallere dalmak gibi bir lüksünüz yok.<br />

Onun da zamanı var tabi ama çalışma odasında dikkat dağıtıcı objelerin bulunması konsantre olamama sorununu beraberinde getirerek<br />

zamanınızın verimini düşürür. 1 saatte tamamlayabileceğiniz işi 2 saatte tamamlamanız gibi...<br />

3. Bulunmanız gereken her ortamda saat olmasına dikkat edin. Kol saatiniz de muhakkak olsun. Artık telefon ve bilgisayarlar var saati oradan takip<br />

ediyoruz deseniz de kendiniz ile başbaşa kalmanızı gerektirecek işler olabilir. Zamanı kaçırmamak için tedbir her zaman iyidir.<br />

4. Görevlerinizi önem sırasına göre ayırın. Yarına asla kalmaması gereken işlerinize öncelik verin. Acil bir iş veya toplantı olduğunda bunlara<br />

ayırdığınız sürenin dışına çıkmamaya çalışın. Görev düzenleyicinizde hep ekstralara vaktiniz olsun ki gün içerisinde hesabınızda olmayan işler<br />

devreye girdiğinde strese girmeyin. Bu tip durumlar başınıza gelmeden önce zamanınızın kontrollü olması çok işe yarayacaktır.<br />

5. Molaları unutmayın. Biraz dinlenmek herkesin hakkı. 15 dakika bile olsa kısa süren kahve ve çay keyfi ekibinizin de motivasyonunu artırır. Zamanı<br />

verimli kullanmak hep iş için zaman ayırıp kendinizi unutmak demek değildir. Kendinize bir iyilik yapmak istiyorsanız bu sizi mutlu eden bir yoldan<br />

geçmeli unutmayın!


Geleceğin İletişimcisi Bostancı <strong>Rotaract</strong><br />

Kulübü’nde…<br />

Akcan Gündem<br />

Bostancı <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Bostancı <strong>Rotaract</strong> Kulübü aday üyesi Akcan Gündem, senaryosunu yazıp yönetmenliğini<br />

yaptığı kısa filmi ile ödüle layık görüldü.<br />

Bu yıl 5'incisi düzenlenen TRT Geleceğin İletişimcileri Yarışması'nda Bostancı <strong>Rotaract</strong><br />

Kulübü aday üyesi Akcan Gündem, Kısa Film Kategorisi’nde "Vaziyet" adlı filmi ile<br />

üçüncülük ödülünün sahibi oldu. Türkiye'nin yanı sıra Orta Asya ve Kuzey Kıbrıs Türk<br />

Cumhuriyeti'nden öğrencilerin katıldığı yarışmaya 52 üniversiteden 1021 öğrenci, toplam<br />

738 eserle başvurdu.<br />

Dereceye girenlere ödülleri 3 Temmuz 2019 günü, TRT'nin İstanbul Tepebaşı<br />

Stüdyoları’nda düzenlenen törenle verildi ve TRT Türk kanalından canlı olarak yayınlandı.<br />

Aday üyemiz Akcan Gündem, kazandığı ödülü annesi Seda Gündem ve babası Osman<br />

Gündem'e armağan etti.<br />

Yönetmenimiz filminde, modern zamanların yozlaştırdığı hayatı mizahi bir dille elle alıyor.<br />

Günümüz dünyasında kültürel kapitalin öneminin giderek azaldığını, kitaplara, sanata,<br />

kültüre gereken önemin verilmediğini bunun yerine ekonomik kapitalin her şeyin ölçütü<br />

olarak görüldüğü modern yaşamı eleştiriyor.


Filmin ana karakteri son zamanlarda artan hırsızlık olaylarından parasını korumak için<br />

parasını kitapların arasında saklar. Bir gün arkadaşı borç istemeye geldiğinde ona<br />

Dostoyevski'nin Sefiller kitabını işaret eder ve isterse ona kitabı verebileceğini söyler.<br />

Kendisiyle alay ettiğini düşünen arkadaşı, kitabı alıp evden çıktığında, apartmanın<br />

merdivenlerinden inerken kitabın içinde para olduğunu farkeder...<br />

Fikir nasıl gelişti?<br />

"Fikir kıvılcımı kendi deneyimimden ortaya çıktı. Okula giderken kitaplarımı genelde el<br />

çantamda (Ozpack) taşırım. Bazen alışveriş yapıp paramı cüzdana geri koymak yerine<br />

Ozpack'e koyarım. Kitaplarımı masanın üzerinde bırakıp gitsem bile geri döndüğümde herşey<br />

yerli yerindedir. Çünkü bu devirde kimse kitap çalmaz. Bu yüzden para saklamak için en<br />

güvenli yerlerden biridir."<br />

Günümüzde Kitaplara Verilen Önem Azaldı<br />

Gündem "günümüzde, bilgisayar ve telekomünikasyon teknolojilerinin gelişmesi ile internet<br />

hayatın merkezi konumuna geldi. İnternetin önem kazanması ile bilgiye erişim için kitap,<br />

ansiklopedi, yazılı basın gibi kaynaklar yerini e-kitap, e-dergi, internet gibi etkileşimli<br />

mecralara bıraktı. Modern dünyada bireyler hayatın her alanında interneti kullanmaya ve<br />

bilgiyi internetten edinmeye başladı. Bunun sonucunda ne yazık ki günümüzde basılı<br />

kitaplara verilen önem azaldı." diyerek basılı kitaplara verilen önemin azaldığını belirtti.


Ekonomik Kalkınma Ve İşbirliği Örgütü (OECD)<br />

Muhammet Kürşat Dayıoğlu<br />

Bostancı <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Hepimiz bir araştırma yaptığımızda, televizyonda bir ekonomi programı izlediğimizde veya haberlerde ülkelerin eğitim seviyelerini karşılaştıran<br />

PISA’yı işittiğimizde OECD kelimesi ile karşı karşıya kalıyoruz.Peki nedir bu OECD ? Hadi gelin birlikte bir göz atalım.<br />

<strong>The</strong> Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD) kendisini daha iyi yaşamlar için daha iyi politikalar amacıyla çalışan<br />

uluslararası bir organizasyon olarak tanımlamaktadır. Gelişmiş ve gelişmekte olan sermaye piyasalarına sahip 36 ülkenin katılımıyla ekonomik,<br />

sosyal ve yönetimsel sorunlarını tartıştıkları ve görüş alışverişlerinde bulundukları bir örgüttür. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa devletlerinin<br />

savaşın yaralarını sarması ve dünya ticaretine yeniden dahil olabilmesi amacıyla ABD’nin öncülüğünde gerçekleşen ekonomik yardımların,<br />

devletlere adil bir biçimde iletilmesi için 1947 yılında faal bulunan Avrupa Ekonomi İşbirliği Teşkilatı sonrasında 14 Aralık 1960 tarihinde Paris’te<br />

imzalanan Convention on the Organisation for Economic Co-operation and Development antlaşması ile kurulmuştur. Anlaşmada bireysel<br />

özgürlüklerin korunması, ekonomik güç ve refah düzeyinin yükseltilmesi ve Birleşmiş Milletler amaçları kurucu ülkelerin imzaları ile vurgulanmıştır.<br />

Ülkemiz de OECD’nin kurucu üyeleri arasında yer almaktadır.<br />

Üye ülkelerin temsilcilerinin toplantılarda görüştükleri ve görüş birliğine vardıkları konular “Soft Law” şeklinde tanımlanmaktadır. Dönemsel olarak<br />

hazırlanan raporlar ise ülkelerin durumunu objektif olarak belirtmekte ve çözümlerin bulunması sonucunda üye ülkelere raporlanmakta; ülkelerin<br />

ikili anlaşmalarında kullanılmaktadır. Bu raporlar başta ekonomi olmak üzere eğitim,kültür,doğal kaynaklar gibi tüm alanlarda hazırlanmaktadır.<br />

Toplantı sonuçlarında ortaya çıkan sonuçlar ve görüşler ne kadar tavsiye niteliğinde olsa ise de ,üye ülkeler bu görüşlerin uygulanması için ortak<br />

hareket etmektedirler. Böylelikle olumsuz şekilde ortaya konan bulguların hızlı bir biçimde çözüme kavuşturulması sağlanmaktadır. Uluslararası<br />

Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası (World Bank) ‘da bu raporları kendilerine referans olarak almaktadırlar.<br />

Sonuç olarak OECD’yi ülkelerin sosyo-ekonomik gelişmelerine katkı sunan, uluslararası ilişkilerde önemli kararların alınmasına temel teşkil eden<br />

ve raporları araştırmacılar tarafından objektif bilgi kaynağı olarak baz alınan uluslararası bir organizasyon olarak tanımlayabiliriz.<br />

*Bu çalışmada Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından yararlanılmıştır.


Drone<br />

Cihan Önalan<br />

Bostancı <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Çocukluğunuzda milenyumu kutladığınızı hatırlıyorsanız büyük ihtimalle uzaktan kumandalı araba kullanma deneyiminiz olmuştur. Aradan yaklaşık 20<br />

yıl geçti ve artık karadaki eğlence insanlığın uçma hayaliyle gökyüzüne geçiş yaptı. Şu an drone’lar da bir nevi eskinin uzaktan kumandalı arabası. Tabi<br />

biraz daha yüksek teknolojilisi ve artık bu ilgi alanını paraya dökebilenler var.<br />

Drone Nedir?<br />

İngilizcede karşımıza çıkan drone “erkek arı” anlamına gelirken artık yeni bir anlamı daha mevcut; uzaktan kontrol edilen, pilotsuz hava aracı. Tarihine<br />

baktığımızda çoğunlukla askeri amaçlı kullanılan dronelar artık hemen hemen her alanda kullanılıyor.<br />

Kullanım alanları ve tanımlara bir sonraki yazımızda değineceğimizin sözünü vererek Türkiye’de İnsansız Hava Aracı(İHA) kullanmak istiyorsak hangi<br />

hususlara dikkat etmemiz ve ne tür ehliyete sahip olmamız gerektiği ile ilgli bilgiler aktaracağım.<br />

Türkiye’de yaygın olarak drone ehliyeti olarak da anılan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü(SHGM) Onaylı Ticari İHA Pilotu sertifikası çoğunlukla İHA0 ve<br />

İHA1 olmak üzere iki ayrı kategoride karşımıza çıkmaktadır. (İHA2,İHA3 gibi sertifikalar mevcut ancak ihtiyaç duyulmuyor.)<br />

Dünyadaki İHA pazarının büyüklüğü sürekli artarken, 2018’de ülkemizde ise İHA sayısı da 28 bine dayandı. Yasal mevzuat ile birlikte İHA pilotluğu da<br />

artık tercih edilebilir mesleklerden biri haline geliyor.<br />

İHA pilotu olmak için ne yapmak gerekiyor, kimler İHA Pilotu olabilir ve nerede eğitim almak gerekiyor ?<br />

İHA 0 Ticari İHA Pilotluğu Eğitimi; 0,5 kg ile 4 kg arasındaki İHA cihazlarının kullanımı için verilen eğitimdir ve 12 yaşından büyük olan bireyler 12 saat<br />

eğitim süresini tamamlayarak sınav sonrası sertifikalarını alabilir.<br />

İHA 1 Ticari İHA Pilotluğu Eğitimi ise 4 kg – 25 kg arasındaki İHA cihazlarının kullanımı için verilen eğitimdir ve 15 yaşından büyük olan bireyler alabilir.<br />

Toplam eğitim süresi toplam 36 saattir.<br />

Dilediğinizde ücret farkını ödeyerek İHA-0’dan İHA-<br />

1’e geçir yapabilirsiniz. Geçiş imkanını tüm firmalar<br />

sunuyor ve bu hizmeti sunmak zorundadırlar.<br />

http://web.shgm.gov.tr/tr/s/5998-iha-pilotu-sayisi-rekor-buyume-ile-35-bini-gecti<br />

https://www.defenceturk.net/insansiz-hava-araci-pilotu-nasil-olunur-aranan-sartlar-neler


Kimler Ticari İHA Eğitimi ve Sertifika Almalıdır?<br />

1) Hava çekimi, klip, reklam, film, tanıtım filmi, düğün vs. çekim hizmeti sunanlar<br />

2) Haritacılık, güneş paneli vb. endüstriyel operasyon uçuşu gerçekleştirenler<br />

3) İHA ile tanıtım materyali, malzeme vb. yük taşıma hizmetleri sunanlar<br />

4) Devlet İHA’sı olarak sayılmayan tüm kurumlar (belediyeler vb.)<br />

Eğitimler için gerekli belgeler:<br />

1- Vesikalık fotoğraf ( 2 adet )<br />

2- Nüfus Cüzdan Fotokopisi<br />

3- Adli Sicil Kaydı ( E-Devlet üzerinden alınabilir. )<br />

4- İkametgah ( Yerleşim Yeri Belgesi E-Devlet üzerinden alınabilir. )<br />

5- Sürücü olur gereksinimlerini karşılayan sağlık raporu<br />

Eğitiminizi tamamladıktan ve sınavınız geçtikten sonra sağ tarafta görülen sertifikayı almaya hak kazanıyorsunuz.<br />

İHA mevzuatı gereği ticari amaçlı İHA kullanıcılarının SHGM tarafından yetkilendirilmiş eğitim kuruluşlarından, kullandıkları İHA sınıfına göre eğitim<br />

görmüş ve sertifika almaya hak kazanmış olmaları gerekmektedir.<br />

Bu sertifikayı şöyle düşünebilirsiniz; polis B Sınıfı sürücü ehliyeti alırken size hangi sürücü kursuna gittiğinizi diye hiçbir zaman sormaz, size soracağı<br />

sadece ehliyet ve ruhsat olacaktır. Kısacası eğitimi alacağınız kuruluşun itibarının önemi yok sadece size nasıl bir katkıda bulunacağı önemli oluyor.<br />

Eğer yeterince bilginiz olduğunu düşünüyorsanız saatinizi doldurup sertifikanızı almaya odaklanabilirsiniz. Eğitim süreleri ve müfredat bütün<br />

kurslarda aynıdır. Firmanın sertifikayı ucuz ve ya pahalı vermesi, sertifikatının geçerlilik derecesini değiştirmiyor. İstanbul’da eğitim veren kurumların<br />

karşılaştırmalarını aşağıdaki tablodan bakarak öğrenebilirsiniz.<br />

İNSANSIZ HAVA ARACI EĞİTİM KURULUŞ ADI ADRES TELEFON e-posta<br />

1 İSTANBUL MEDİPOL ÜNİVERSİTESİ SEM Unkapanı,Atatürk Bulvarı,No:27 Fatih +90 216 681 5123 sem@medipol.edu.tr 864 ₺ -<br />

2 ALARASTELEKOMÜNİKASYON<br />

Hasanpaşa Mah.Uzunçayır Cad.Yapı İş Merkezi +90 545 300 37 66<br />

[DRONMARKET.COM]<br />

B1 No:35/25 Kadıköy<br />

destek@dronmarket.com 1.200 ₺ 650 ₺<br />

3 FLYCAM PERDE ARKASI GÖRÜNTÜLEME Ataköy Marina içi ,Bakırköy +90 212 661 34 40 mehmet@flycam.com.tr 1.180 ₺ 590 ₺<br />

4 GEOMES MÜHENDİSLİK HİZMETLERİ YTÜ Teknoloji Geliştirme Bölgesi Esenler +90 212 483 73 03 iha@geomes.com 1.620 ₺ 810 ₺<br />

5 KENTİST HARİTA MÜHENDİSLİĞİ MİMARLIK Dikilitaş Mah. Eren Sok. Özsoy Plaza No:10/7 +90 212 258 53 68<br />

HİZMETLERİ SANAYİ VE TİC.<br />

Beşiktaş<br />

info@kentist.com.tr 900 ₺ 500 ₺<br />

6 MBI SAVUNMA VE ALANI ARAMA Reşitpaşa Mah. Katar Cad. Teknokent Arı +90 505 554 9038<br />

TEKNOLOJİLERİ ANONİM ŞTİ.<br />

No:2/5/19 Sarıyer<br />

m.helvaci@spectratrade.us 1.000 ₺ 650 ₺<br />

7 FUTURA ORGANİZASYON İLETİŞİM TİC. LTD. Maslak Mah. Söğütözü Sok. OC 20 V B102 +90 533 666 7766<br />

ŞTİ.<br />

Sarıyer<br />

tayfuncan65@gmail.com<br />

8 HUMA DANIŞMANLIK VE EĞİTİM HİZMETLERİ Esentepe Mah. Atom Sok. King Plaza No:18 İç +90 530 772 7975<br />

LTD. ŞTİ.<br />

Kapı No:8 Şişli<br />

ncansun@humatr.com<br />

9 SAPMAZ MÜHENDİSLİK Mutlukent Mah. Dicle Cad. No:59 Beysukent +90 850 532 92 82<br />

Çankaya/ ANKARA<br />

info@sapmazaviation.com 1.260 ₺ 630 ₺<br />

İHA1<br />

Bedeli<br />

Eğtim<br />

İHA0<br />

Eğitim<br />

Bedeli


Nano Nedir?<br />

Yağmur Ongar<br />

Bostancı <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Nano çoğu kez bir önektir ve bu önek kullanılan ifadeler metrik sistemde herhangi bir ölçünün milyarda birini tanımlar ve 10^-9<br />

faktörüne karşılık gelir.<br />

ÖRNEKLERLE BİR NANOMETRE…<br />

Bir nanometre yaklaşık olarak tırnağınızın saniyede uzadığı miktara eşittir.<br />

Yan yana dizilmiş üç altın atomu yaklaşık olarak bir nanometre uzunluktadır.<br />

Eğer sıradan boyutta bir oyuncağı bir nanometre olarak tanımlasaydık, gezegenimiz yaklaşık bir metreye eşit olacaktı.<br />

Nano aslında ne kadar küçük?


Nanoteknoloji nedir?<br />

En basit tanımıyla nanoteknoloji fonksiyonel sistemlerin<br />

moleküler ölçekte mühendisliğidir.<br />

Orijinal anlamında ise nanoteknoloji bugün sahip<br />

olduğumuz teknik ve araçları kullanarak moleküler<br />

düzeyden başlayarak tam ve yüksek performanslı<br />

ürünleri geliştirebilme yeteneğini ifade eder.<br />

Nanoteknoloji; bilim, mühendislik ve teknoloji baz alarak<br />

nano ölçekte genel olarak 1-100 nm aralığında çalışır.<br />

Ortaçağ vitray pencereleri, modern<br />

öncesi dönemde nanoteknolojinin nasıl<br />

kullanıldığına bir örnek olabilir.<br />

Nano ölçekte çalışan bilim insanları bugün dünyanın en büyük<br />

zorluklarından bazılarını ele almak için yeni araçlar, ürünler ve<br />

teknolojiler yaratıyor, bunlardan bazıları;<br />

Temiz, güvenli, uygun fiyatlı enerji eldesi,<br />

Temiz içme suyu sağlamak için düşük maliyetli filtrelerin üretimi,<br />

Daha güçlü, daha hafif, daha dayanıklı malzemelerin üretimi,<br />

Daha az yan etki ile hastalıkları tespit etmek ve tedavi etmek için<br />

tıbbi cihazlar ve ilaçların geliştirilmesi,<br />

Çevrede bulunan tehlikeli kimyasalları temizleme tekniklerinin<br />

geliştirilmesi,<br />

Nanoteknolojinin uygulama alanları<br />

İlaç<br />

Tekstil<br />

Enerji<br />

Elektronik<br />

Mobil Telefon<br />

Bilgisayar<br />

Askeri


Nanoteknolojiyi tohumlayan kavramlar ilk olarak 1959'da, fizikçi Richard Feynman tarafından, sentezin atomların doğrudan<br />

manipülasyonu yoluyla olma olasılığını tanımladığı ‘’<strong>The</strong>re’s Plenty of Room at the Bottom’’ adlı konuşmasında tartışıldı.<br />

Nanoteknoloji" terimi ilk kez 1974'te Norio Taniguchi tarafından kullanıldı.<br />

Feynman'ın konseptlerinden esinlenen K. Eric Drexler, nanoteknoloji terimini, 1986’da çıkardığı Engines of Creation:<br />

'Nanoteknolojinin Geleceği Dönemi’ (<strong>The</strong> Coming Era of Nanotechnology) adlı kitapta atomik kontrol altında maddenin<br />

kendisini kopyalama yeteneğiyle nano ölçekte bir çevirici rolüyle kompleks yapılar oluşturabilme teziyle kullandı.<br />

1959<br />

(<strong>The</strong>re is Plenty of<br />

Room at the Bottom)-<br />

Richard Feynman<br />

1974 (<strong>The</strong> term<br />

‘nanotechnology’)-<br />

Norio Taniguchi<br />

1986 (<strong>The</strong> coming<br />

Era of<br />

Nanotechnology)-<br />

Eric Drexler


Ödem Atmanın 5 Yolu<br />

Uzm. Dyt. Ayşenur Servet<br />

Bostancı <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Vücutta fazla su birikmesine ödem denir. Su tutulumu yani ödem, dolaşım sisteminde veya dokulardaki boşluklarda görülür. Eller, ayaklar, ayak<br />

bilekleri ve bacaklarda şişme meydana gelebilir. Ödem daha çok menapoz öncesi kadınlarda, fazla kilolu, az hareket eden, karbonhidrattan zengin<br />

beslenen,d epresif ve gergin ruh haline sahip bireylerde daha çok görülür. Ödemin gerçekleşmesinin birçok nedeni vardır. Salamura, konserve,<br />

aşırı tuzlu, baharatlı veya yağlı besinlerin tüketilmesi; özellikle yaz döneminde terleme yoluyla kaybedilen suyun geri alınmaması; ideal kilonun<br />

üstünde olan yağ ağırlığı ve ve sıcak havanın etkisi gibi birçok faktör vücutta ödem oluşumunda etkilidir. Vücuttaki fazla ödem; kilo artışına, şişlik,<br />

hareket azlığı gibi fiziksel sorunlara neden olabilir. İşte vücuttan ödem atımının sağlanması için yapmanız gerekenler:<br />

1- YETERLİ MİKTARDA SU İÇİN<br />

Yeterli su tüketimi vücutta ödem oluşumunun önlenmesinde en etkili yöntemdir. Günlük ortalama 2-2,5 litre su tüketimi vücuttan fazla suyun<br />

atılması, sindirim sistemi sorunlarının önlenmesi ve vücuttan toksin atımının sağlanmasında etkili olur. Yaz aylarında ter ile kaybedilen su miktarını<br />

yerine koymak için, içilen su miktarını normale göre arttırmakta fayda vardır. Ayrıca çay ve kahvenin içeriğindeki kafeinden dolayı su yerine<br />

geçmediğini, içtiğiniz her bir bardak çay kahve için bir bardak daha su içmeniz gerektiğini unutmayın.<br />

2- TUZU AZALTIN<br />

Tuz tüketiminin fazla olması, vücutta ödem tutan önemli etkenlerden biridir. Tuz, sodyum ve klorürden oluşur. Sodyum, vücuttaki suya bağlanır<br />

vehücrelerin içindeki ve dışındaki sıvıların korunmasına yardımcı olur. Özellikle işlenmiş gıdaların ve paketli ürünlerin içinde bulunan sodyum ve<br />

tuz, çok fazla tuz yediğimizi fark etmeden vücudumuza girer. Turşu, konserve, dondurulmuş ürünler, salamura, salça ve şarküteri ürünleri tuz içeriği<br />

yüksek besinlerdir, bu yüzden tüketilen miktara dikkat edilmelidir. Aşırı tuz tüketimi vücutta su tutulmasına neden olur ve bunun sonucu da ödem<br />

artışı görülebilir. Günlük tüketilmesi gereken tuz miktarının en fazla 5-6 gram olması gerektiği unutmayın. Bu miktarı günlük tükettiğiniz ekmek,<br />

peynir, zeytinden aldığınız için salata ve yemeklere ekstra tuz ilave etmemelisiniz.


3- BESLENMEYE DİKKAT<br />

Salatalık, ananas, karpuz, maydanoz, limon gibi bazı besinler içeriğindeki su ve lif sayesinde ödem atımına yardımcı olur ve toksin atımını<br />

destekler. Özellikle sabahları aç karnına limonlu su içmeye gayret edin. Kahvaltıdaysa maydanoz ve salatalığa limon sıkıp bol miktarda<br />

tüketebilirsiniz. Ancak karpuz ve ananas gibi meyve çeşitlerinin tüketiminde porsiyon ölçüsüne dikkat etmelisiniz. Şeker içeriği yüksek olan bu<br />

meyvelerle ödem atacağım diye kaş yaparken göz çıkarmayın, dikkat. Özellikle akşam yemeğinden sonra tok karnına meyve tüketmemelisiniz.<br />

Vücutta insülin salınımını arttıracağından karaciğer yağlanması yapabilir. Meyve tercihlerinizi ara öğünlerde yapın.<br />

4- EGZERSİZİ UNUTMAYIN<br />

Egzersiz vücuttan terleme yoluyla su atımında etkili olan bir yöntemdir. Fiziksel aktivite aynı zamanda vücut dolaşımının hızlanması ve<br />

metabolizma hızının artmasında da etkili olur. Gün içerisinde 40-50 dakika tempolu yürüyüş, egzersiz veya kardiyo yapılması alt ektremitelerdeki<br />

sıvı birikimini azaltmada etkili olacaktır.<br />

5- ÖDEM SÖKTÜRÜCÜ BİTKİ ÇAYLARI<br />

Kiraz sapı, biberiye, mısır püskülü, defne yaprağı gibi bitkilerin çaylarından yararlanılabilir. Bu bitki çaylarının gün içerisinde 1-2 fincan tüketilmesi<br />

ödem atımını destekler. Aynı zamanda yeşil çay, beyaz çay gibi hazır bitki çaylarından da yararlanabilirsiniz. Aman dikkat, ödem atmak için<br />

bilinçsizce idrar söktürücü ürünler kullanmayın. Bitkisel ürün adı altında satılan ürünlerin içeriğini mutlaka okuyun ve kullanmadan önce bir<br />

uzmana danışın. Bu tarz ürünler uzun vadede böbrek fonksiyonlarına zarar vermekte ve metabolizmayı yavaşlatmaktadır.<br />

İşte size evde rahatlıkla hazırlayabileceğiniz ödem attırıcı bitki çayı tarifi:<br />

- 1 yemek kaşığı mısır püskülü<br />

- 1 yemek kaşığı kiraz sapı<br />

- Yarım demet maydanoz sapı<br />

- 4-5 adet defne yaprağı<br />

- 1 adet çubuk tarçın<br />

- 1 adet limon dilimleri<br />

- Yarım litre su<br />

Malzemelerin hepsini iyice yıkayıp kaynamış suda 10-15dk demleyin. Gün içinde ara öğünlerinizde tüketebilirsiniz.


Plastiğin Hikayesi<br />

Hande Öz<br />

Beyoğlu <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Yunanca Plastikos sözcüğündenn gelmekte olan C,H,O atomlarından oluşan, petrolün atık kısmıdır plastikler. Plastik mazlemeler Nafta’dan yani petrolün en değersiz kısmının %4’ünden üretilir.<br />

Farkında olmasak da hayatımızın her alanında bulunan plastikler hem hayatımıza değer katıyor hem de evimizi yani doğamızı yok ediyor. Plastikler deyince akla ambalajlar gelse de kullanım<br />

alanlarını aşağıda incelediğiniz de durumun hiç de öyle olmadığını anlayacaksınız. Plastikler yerine muadil bir malzeme bulunana kadar -ki şu an bulunması öngörülemiyor- hayatımızın her alanına<br />

dahil olacaklardır.<br />

Günümüzde sağlık alanında plastik malzemeler serum torbalarında, tek kullanımlık şırıngalarda, ilaç ambalajlarında, çocuklar için emzik ve biberon yapımında kullanılır. Üretim esnasında kullanılan<br />

malzemelerin seçimi uygulama sıcaklığına, gıda veya canlı teması olup olmadığına göre seçilmektedir.<br />

Örneğin gıda ambalaj malzemelerinde kullanılan Polietilen malzeme gıda temasına uygunken Polioksimetilen olarak adlandırılan sanayide Derlin adıyla bilinen malzeme gıda temasına uygun<br />

değildir.<br />

İnşaat sektöründe kullanılan plastik malzemeler ise ısı yalıtımına destek olarak sıcak veya soğuk hava kaybının %70 oranında azalmasına yardımcı oluyor. Bu sayede CO2 emüsyonunda %40-50<br />

oranında azalma sağlanıyor. Bu sayede hem yakıt tüketimi azalırken enerji verimliliğini de sağlıyor. Plastik malzemelerin enerjiye katkısı saymakla bitmiyor örneğin rüzgar türbinlerinde plastik<br />

malzemenin hafif olması sayesinde rüzgardan fayda sağlanabiliyor. Malzemelerin ağırlığının az olması nedeniyle uçak ve araç yapımlarında birçok parçada plastikler kullanılıyor ve hem maliyet<br />

açısından hem de yakıt tüketimini minimilize etmesi açısından ekonomiye de katkı sağlıyor.<br />

Gıda paketleme ve kaplarında, makine parçalarında, televizyon ekranlarında, buz pistlerinde, silolarda birçok mekanik ve fiziksel özelliği aynı anda barındırabildiği için aynı zamanda diğer<br />

malzemelere göre daha ucuz olması sayesinde tercih sebebi olan plastiklere neden savaş açıyoruz?<br />

Organik parçalanma yani çürüme organik malzemelerin zaman içerisinde yumuşayarak sonrasında küflenerek biyolojik parçalanmasıdır. Ancak plastik malzemelerin doğada parçalanmaları çok<br />

yavaştır aslında sanayide dayanıklı ve uzun ömürlü olmaları istense de gündelik hayatımızda kullandığımız malzemelerde bu özellik doğamızı yok etmektedir. Biyolojik parçalanmanın yanı sıra ısı,<br />

ışık ya da oksijen gibi etkenler de plastik malzemelerin yapısını değiştirir. Bu etkiler plastik malzemelerin farklı boyutlarda ve farklı bozunmuşluk düzeylerinde doğada birikmesinde etkilidir. Plastik<br />

atıkların çoğunluğunu canlılar yarattığından nüfusun yüksek olduğu yerlerde plastik atıkların oranların daha fazla olduğu bilinmektedir. Bunun yanı sıra plastik atıklar rüzgar, su yolları, gelgitler gibi<br />

etkilerle çok uzak bölgelere de taşınmaktadır. Yapılan araştırmalar sayesinde Dünya üzerinde üretilen plastiklerden % 1,5-4,5 oranının okyanuslarda bulunduğu kanıtlanmıştır. Bu oranın çok az bir<br />

kısmı sadece okyanus yüzeyinde bulunmakta olup mikro ölçekte olan plastiklerin deniz canlıları tarafından tüketilip adeta biyolojik sistemin bozulmasına sebep olduğu da üzücü bir gerçek.<br />

Bunun gibi diğer bir tehlikeli durum ise direkt bizlerle temas eden plastik malzemelerde. Günlük hayatımızda kullandığımız plastik yiyecek kaplarında bulunan bazı<br />

plastikleştirici katkıların insan metabolizmasına birçok zarar vererek kansere kadar ilerleyebilecek hastalıklara neden olmaktadır. Bebek biberonlarında, giydiğimiz<br />

ayakkabılarda kullandığımız çantalarda da yer altı üretimlerde kullanılan katkı maddeleri plastik malzemeleri zararlı hale getiriyor. Üreticilerin hatalarından<br />

kaynaklanan zararların yanı sıra biz tüketicilerin de yanlış malzeme kullanımının yarattığı sağlık sorunları da azımsanamaz. Örneğin yemek saklamak için<br />

kullandığımız plastik kapların ısı görmesi veya plastik bardaklarda çay,kahve tüketimimiz plastik malzeme içerisindeki hammaddelerin çözünmesini başlatarak<br />

polimer (karmaşık çoğul yapı diyebiliriz) haldeki malzemenin parçalanmasına neden olarak monomerlerini (yapı taşı) gıdaya bırakmasına neden olur.


Aynı şekilde bir diğer ortak suçumuz ise pet şişe, ambalaj atığı, kırık oyuncak gibi çöplere attığımız çöpteki plastiklerin geri dönüştürülmesiyle elde edilen siyah poşetlerin kullanmamızdır.<br />

Bu poşetler elde edilirken toplanan plastikler toplanıp küçük parçalara kırılır, sonrasında ekstrüder adı verdiğimiz makineden eritilerek geri dönüşüm plastiğinin eriyiğinden elde edilir. Bu<br />

poşetlerin siyah olmasının nedeni geri dönüşüm esnasında kullanılan plastik malzemelerin çeşitliliğinden şeffaflaştırma yapılamamasından kaynaklıdır. Bu poşetler kötü kokusu ve<br />

buruşturulurken sert bir davranış göstermesi sayesinde ayırt edilebilir ve içerisine koyulan gıda maddesiyle temasıyla birçok zararlı madde gıda ile vücudumuza alınabilir. Bu tip kullanım<br />

hataları yüzünden ekonomimize ve hayatımıza fayda sağlayan plastikler bizlerde hep korku uyandırmıştır.<br />

1 numara PET : Kimya sektöründe Polietilentereftalat adıyla bilinen PET su,yağ,meşrubat şişelerinin üretiminde kullanılır. İçerisinde bulunan gıda maddesine herhangi bir zararlı madde sızdırmaz<br />

ancak tek kullanımlıktır. Dondurulmamalı, bulaşık makinesinde yıkanmamalı ve mikrodalga fırına koyulmamalıdır. Sıcak ile temasında veya ikinci kez kullanımında içerisindeki zararlı maddelerin<br />

gıdaya geçmesi mümkündür. Cam gibi şeffaf görünümdedir ve şekil alabilir olan malzemenin doğada yok olma süresi oldukça uzundur.<br />

2 numara HDPE: Yüksek yoğunluklu Polietilen adıyla bilinen bu malzeme gıdayla temasında en güvenilir polimerlerden biridir. Yıkanabilen ve mikrodalga fırında kullanılabilen bu malzeme gıda<br />

saklama kaplarında, deterjan şişelerinde, yağ şişelerinde kullanılır. İkincil kullanım için dönüştürülebilir bir malzemedir. BPA içermeyen bu malzeme su ve gıda söz konusu olduğunda en çok<br />

tercih edilen polimerdir.<br />

3 numara PVC: Çocuk ve evcil hayvan oyuncakları, diş çıkarma halkaları, plastik borular ve kablolarda kullanılan bu malzeme zehirli plastik olarak bilinir. PVC güneş ışıkları ve hava koşullarına<br />

dayanıklı olduğundan dış cephe uygulamalarında ve inşaat sektöründe sıklıkla kullanılır. İçerisindeki zehirli malzemeleri gıdaya sızdırabildiğinden dolayı gıda ile temasından kaçınılmalı ve<br />

içerisinde PVC hammadde içerdiğinden dolayı folyo kullanımı bırakılmalıdır.


4 numara LDPE: Film ambalajlarında, plastik poşetlerde bulunan Düşük yoğunluklu Polietilen malzeme sıklıkla<br />

giyim ve mobilya sektöründe kullanılır. Diğer plastiklerden daha az toksik olduğu için nispeten zararsız kabul<br />

ediliyor. Suya herhangi bir kimyasal karıştırmamasına rağmen su şişesi olarak kullanımı yasaktır ancak bu<br />

gıdalara karıştırmayacağı anlamına gelmiyor. Geri dönüştürülebilen LDPE, HDPE’ ye oranla daha sert bir<br />

malzemedir ve ikincil hali kuru temizleme, çöp torbalarında yaygın bulunur.<br />

5 numara PP : Sert ve hafif bir malzemedir, aynı zamanda mükemmel ısı direncine sahiptir. Isıtıldığında diğer<br />

plastiklerin aksine erimiyor ve bu da onu muhafaza ettiği ürün için iyi bir koruyucu yapıyor. Nem, yağ ve<br />

kimyasal maddelere karşı bariyer görevi görür. Örneğin mısır gevreği kutusunu açmaya çalıştığınızda ince<br />

plastik kap Polipropilendir. Çocuk bezleri, kovalar, plastik şişe kapları, margarin ve yoğurt kaplarında<br />

bulunmaktadır. Geri dönüştürülen PP malzeme ise pil kutuları,kimyasal tankların yapımında, tepsi ve çöp<br />

kutularında bulunmaktadır.<br />

6 numara PS: Polistiren çok çeşitli kullanım alanına sahip ucuz hafif ve kolay şekillendirilebilir bir malzemedir. Tek kullanımlık strafor bardakları, paketli yiyecek kapları, yumurta kartonları, plastik<br />

piknik çatal bıçak takımı, köpük ambalajlar ve içeriğin korunması için nakliye kutularını doldurmak için kullanılan her yerde bulunan köpük cipslerin yapımında kullanılır. Polistiren ayrıca sert köpük<br />

yalıtımı yapmak için yaygın olarak kullanılır ve ev yapımında kullanılan laminat parke için altlık tabakasını oluşturur.Polistiren yapısal olarak zayıf ve ultra hafif olduğundan, kolayca parçalanır ve doğal<br />

ortam içinde kolayca dağılır. Dünyanın her yerindeki kumsallar, kıyılara sıçrayan polistiren parçalarına sahiptir ve açıklanamayan sayıda deniz türü (balıklar ve kuşlar gibi), bu plastiği sağlıkları için<br />

ölçülemeyen sonuçlarıyla birlikte tüketmişlerdir.<br />

Polistiren, olası bir insan kanserojen olan stireni gıda ürünlerine (özellikle bir mikrodalga fırında ısıtıldığında) bulaştırabilir. Polistirende bulunan kimyasallar insan sağlığı ve üreme sistemi işlev<br />

bozukluğu ile ilişkilendirilmiştir. Polistiren ürünlerinde geri dönüşüm yaygın değildir. Polistiren geri dönüşüm teknolojisi mevcut olsa da, geri dönüşüm pazarı azdır. Bununla birlikte, tüketiciler<br />

arasındaki farkındalık artmıştır. Polistirenden mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.<br />

7 numara (others): Diğer tüm plastikler bu grupta olduğundan geri dönüşüm ve yeniden kullanım protokolleri söz konusu değildir. 7 numarayı taşıyan plastiklerin yapısında BPA(bisfenol A) vardır ve<br />

bu malzeme uluslarası standartlara göre kanserojen kabul edilmektedir. Biberonlar,ağızlıklar, saklama kapları, su soğutucu şişelerde bulunur ve aynı zamanda PC yani polikarbonat malzemeden<br />

yapılmış kaplarda da görülmektedir. Gıda Standartları Enstitüsü´ne göre,altında üçgen geri dönüşüm logosu içinde 3 veya 7 rakamı olan damacanalar sağlık açısından riskli. Bu rakamlar<br />

damacananın yüksek oranda kimyasal madde içerdiğini gösteriyor. ´Bieshenol A´ adlı bu madde kalp sağlını bozuyor ve diyabet riskini artırıyor.<br />

Plastik endüstrisi, gerekli kodları tüketici ürünlerine uygulayarak düzenlemelere uymuştur ancak geri dönüşüm, kodları okuyan ve anlayan bireylere bağlıdır.<br />

Bu basit sınıflandırmaları anlayarak, başka türlü ortaya çıkabilecek sağlık sorunlarını en aza indirirken plastikleri en uygun şekilde kullanabiliriz.<br />

Yiyeceklerinize gıda ambalajlarından sızan kimyasalların girmesini önlemek için, gıdalarınızı platin silikon veya paslanmaz çelikte saklamayı deneyin ve<br />

bırakın biz plastikleri sanayide kullanmaya devam edelim ☺


no44andmore<br />

&<br />

no44 #sokak<br />

Yalova


no44andmore & no44 #sokak<br />

Yalova <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

no44andmore ve no44 #sokak ailesi özenle<br />

oluşturdukları mekanlarında günün ilk saatlerinden<br />

başlayarak kahvaltı, brunch ve akşam yemeğine<br />

uzanan uzun bir yelpazede hizmet veriyor.<br />

Menüsünde Türk ve İtalyan mutfağını harmanlayan<br />

mekan aynı zamanda her zevke uygun kahve<br />

çeşitleriyle karşımıza çıkıyor. Bir akşamüstü<br />

burada bir tatlı yanında bir kahve deneyimlemenizi<br />

özellikle mekanın meşhur tadı olan süt reçelli<br />

lokma'yı tatmanızı tavsiye ederiz.


GLAM<br />

İzmit <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Sapanca Gölü’nün hemen kıyısında,<br />

GreenBlue Park Hotel’in içinde 18:00 – 22:00 arası<br />

“sushi restaurant” olarak hizmet veren Glam’da, 22:00 den<br />

02:00 ye kadar yerli ve yabancı bir çok ünlü DJ sahne alıyor ve<br />

keyifli house müzikler eşliğinde bar olarak devam ediyor.<br />

Bizim favori kokteylimiz ise Lynchburg.Geldiğinizde içmenizi mutlaka tavsiye ederiz<br />

Kış ile birlikte İSTANBUL/CİHANGİR’de kapalı mekânda devam edecek.<br />

Glam’ın işletmecisi Bahadır Lüpçü’nün ise size bir sürprizi var.<br />

İster Sapanca’da bulunan yaz konseptindeki Glam’a isterseniz de kış konseptinde olan<br />

Cihangir’deki Glam’a gidin <strong>Rotaract</strong> kartınızı göstermeniz %20 indirim almanız için yeterli :)


Biber Burger<br />

İzmit <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Lezzetsiz fast food zincirlerinden kaçmak için<br />

gerçek bir butik burger durağı;<br />

Beşiktaş ve Bomonti Şubeleri ile Biber Burger


Vino Şarap Evi<br />

İzmit <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

8000 yıllık bir kültüre bakmaktır şarap.<br />

Gürcistan, Ermenistan ve Anadolu<br />

toprakları şarap üretimi ile ilgili en eski<br />

bulguları sunar bize. Her ne kadar<br />

Anadolu'nun özgün üzümleri son elli<br />

yıldır görülmüyorsa da, Vino gerek yerli<br />

gerekse de dünya şarapları ile bu<br />

kültürü Cunda Adası’nda yaşatmayı<br />

arzular.


NE OKUYALIM?


Aslanlı Yol – Sunay Akın<br />

Yalova <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Taksim Meydanı’nın simgesi Cumhuriyet Anıtı’nın yapımı<br />

için Roma’ya gönderilen 21 yaşında bir genç kadın<br />

Sabiha Ziya, kültür ve sanatın gelişimi için yaptıklarıyla bir<br />

döneme adını altın harflerle yazdırmış Hasan Ali Yücel’in<br />

“bir çocuk olarak” portresi, karikatürist Altan Erbulak’ın<br />

henüz çocukken Mustafa Kemal’le karşılaşma anları,<br />

Atatürk’ün kütüphanecisi Nuri Ulusu’nun çocukluğunda<br />

kendine çizdiği yol, Türkiye’nin ilk kadın tiyatrocusu Afife<br />

Jale, savaş sırasında insanlara umut veren Çalıkuşu ve<br />

çok daha fazlası Sunay Akın’ın etkileyici anlatımıyla<br />

Aslanlı Yol’da kendine yer buluyor.<br />

İşgale, adaletsizliğe, haksızlığa karşı bağımsızlığı,<br />

kardeşliği ve barışı savunan; aydınlanma tarihimizin cesur<br />

ve güzel yüreklerini, usta hikâye anlatıcısı Sunay Akın’ın<br />

kaleminden okuyacaksınız.


1984 - George Orwell<br />

İzmit <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Romanın distopik dünyasında totaliter bir merkezi<br />

tek partinin yönetiminde korku, propaganda ve beyin<br />

yıkama faaliyetleri ile halkın sürekli yönlendirilmesi ve<br />

baskı altında tutulması anlatılmaktadır. Kitap komünizm<br />

ve faşizm gibi totaliter rejimlerin sağlam bir eleştirisidir.<br />

Roman daha sonra çok ünlenecek olan "Büyük<br />

Birader" gibi kavramları da içermektedir. Sadece distopya<br />

veya felsefi roman türünün en başarılı örneklerinden biri<br />

değil, genel anlamda en başarılı roman örneklerinden de<br />

biridir...


Sineklerin Tanrısı – William Goulding<br />

İzmit <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Nobel ödüllü İngiliz edebiyatçı Golding'in romanı 2. Dünya<br />

Savaşı'nın hemen ardından bir nükleer savaş sırasında<br />

geçer. Bir adaya bırakılan çocuklar ve gençler arasındaki<br />

yaşam ve liderlik mücadelesi anlatılır. Çocukların<br />

masumiyeti ve iyilik potansiyeli yerine, "kötülük" olarak<br />

adlandırdığımız kimi davranışların insanın özüne ait<br />

olduğunu savunur...


Tutunamayanlar – Oğuz Atay<br />

İzmit <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

1971 yılında yayımlandığında olumludan çok olumsuz<br />

eleştiri alan, anlaşılmayan ve okura ulaşmayan<br />

"Tutunamayanlar", günümüzde Türk edebiyatı tarihinde<br />

"kült" bir kitap olarak kabul ediliyor. Hatta öyle ki, Oğuz<br />

Atay vakt-i zamanında "benim okurum nerede", diye<br />

sorarken, eserin şimdi neredeyse "popüler" bir hâle<br />

gelmesi söz konusu. Ancak, ne kitabın zamanında pek<br />

satmaması ne de şimdi çok satması kitap hakkında<br />

geçerli değerlendirmeler yapmak için önem<br />

taşımıyor. Oğuz Atay'ın yapıtı Türk edebiyatında<br />

modernist romanın zirvesi ve postmodernist romanın<br />

kaynağı olarak çok önemli bir yer tutuyor. Romanın<br />

müthiş dili, gözlem ve anlatı derinliği, kara mizahı<br />

kendinden sonra gelen birçok yazar ve okur üzerinde iz<br />

bıraktı. "Tutunamayanlar" hâlâ Türkiye'ye ayna tutmaya<br />

ve ilham vermeye devam ediyor...


Beyoğlu Rapsodisi – Ahmet Ümit<br />

Ece Başaran<br />

Tuzla <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Romanımız adından da anlaşılacağı üzere Beyoğlu’nda geçiyor. Olay 3 sıkı<br />

dostun, onların eşlerinin ve bir de muhteşem güzellikte tasvir edilen Rus<br />

kadın Katya’nın etrafında gerçekleşmekte.<br />

Roman 1. tekil şahıs üzerinden anlatılmış ve bu şahıs, dedektif romanı<br />

aşığı, olgun görünümlü ve ağırbaşlı Selim’den başkası değil. Selim hayali<br />

olan bölümü, mimarlığı, bitirdikten sonra merhum babasının tekstil<br />

sektöründeki yerini AZYA adlı şirketle doldurmaya çalışmış ve başarılı da<br />

olmuş bir karakter. Sevdiği insanla hayatını birleştirmiş ve onunla olan<br />

evliliğinden Burç adında Down sendromlu bir oğlu olmuş.<br />

Diğer bir ana karakter ise Kenan. Fazlasıyla çapkın, girişimci ve<br />

maceraperest bir insan. Hukuk fakültesini bitirdikten sonra babasından<br />

devraldığı acenteyi başarıyla iyi duruma getirmiş. Fakat Selim kadar işkolik<br />

ve aile babası olmak yerine bir orada bir burada olmayı, farklı serüvenlere<br />

atılmayı seçmiş.<br />

Nihat ise diğer karakterlere göre daha talihsiz, neredeyse her konuda. O da<br />

sevdiği kadınla evlenmiş fakat kadın daha sonrasında apayrı bir karaktere<br />

bürünüp Nihat’ı «pısırık» diye tabir edilen adam durumuna sokmuş. Eski bir<br />

sahaf dükkanı işletmekte. Selim kadar ağırbaşlı ve sağduyulu belki fakat<br />

etrafında Kenan gibi uçarı bir tipleme olunca bazen o da ipin ucunu<br />

kaçırıyor.


Katya, alımlı bir Rus kadını. Nihat’ın eşi Melek’in düzenlediği<br />

bir organizasyonda Selim ve Kenan onunla ilk kez tanışıyorlar<br />

ve tahmin edileceği gibi Kenan kendisine vuruluyor...<br />

Bir gün Kenan, atlattığı ufak bir kaza yüzünden kafasını ciddi<br />

anlamda «ölümsüzlük» ile bozuyor. Öldükten sonra bile<br />

hatırlanmak, anılmak istiyor ve bunun sonucunda<br />

fotoğrafçılığa soyunuyor. Peşinden de Selim ve Nihat’ı<br />

sürüklüyor tabiki. Başta gayet alışılmış fotoğraflar çekip,<br />

sergiler açıyor. Beyoğlu’ndaki kiliseler gibi... Fakat aradığı<br />

şeyi burada da bulamayınca çok farklı bir şey yapmak istiyor.<br />

Emniyet Müdürlüğü’nden tanıdığı bir arkadaşı vasıtasıyla<br />

Kenan, cinayet mahallerinde çekilmiş ve dosyalara kanıt<br />

olarak işlenen fotoğrafları yeniden canlandırıp bunları çekip<br />

sergilemek istiyor. Bunun için ise Katya’dan yardım istiyor.<br />

Başta Katya da dahil olmak üzere Nihat ve Selim buna<br />

şiddetle karşı çıkmasına rağmen, Kenan’ın bu ilginç isteğine<br />

karşı ilk gardını indiren Nihat oluyor. Katya ise hoşlandığı<br />

adamı, Kenan’ı korumak adına bu işe ister istemez girişiyor.<br />

Selim ise uzun uğraşlar sonucu «anca beraber kanca<br />

beraber» ilkesini benimseyip can dostunun yanında yer alıyor.<br />

Olay bununla da kalmıyor tabiki. Çekimler başladığında,<br />

dekorlar tekrar yaratıldığında, mankenler hazırlanıp yerlerini<br />

aldığında Kenan dosyalara aslında alakasız olarak işlenmiş 2<br />

cinayetin bağlantılı olabileceğini fark ediyor. Ve bunun tam<br />

anlamıyla sanat dünyasında patlama yaratabileceğini anlayıp<br />

kolları sıyırıp işe koyuluyor. Ona göre bu 2 cinayet bağlantılı<br />

ve katiller aynı kişi...<br />

Katya, Nihat, Selim de ister istemez bu işe ortak oluyorlar.<br />

Beyoğlu sokaklarından, kurbanların evlerine, çekim için<br />

kullandıkları stüdyodan Paris’e kadar uzanan koşuşturmacalı<br />

bir süreç başlıyor.<br />

Buradan sonrasını ben anlatıp ipucu verirsem sürprizi ve<br />

bütün gizemi bozacağım. Benim bir çırpıda okuyup bitirdiğim<br />

bir kitap oldu, tıpkı yazarın diğer romanları gibi. Ve sonunda<br />

eminim diğer okuyucular kadar ben de şaşırdım. İşler tam<br />

anlamıyla kilitlenip çıkmaza vardığında cinayetler<br />

beklenmedik bir şekilde çözülüyor ve Kenan o çok aradığı<br />

ölümsüzlük aşkına kavuşuyor.


YALOVA<br />

Yalova <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Yalova, Atatürk’ün “Yalova benim kentimdir.” Sözüyle tanıttığı<br />

bir Marmara sahil şehridir. Doğa ile oldukça samimi, deniz ile<br />

de çok yakın olan bu şehir Marmara’nın en hareketli<br />

yerlerinden biridir.


YALOVA’DA NE YAPALIM?<br />

Şifalı sularıyla ünlü Termal ilçesinde bulunan<br />

kaplıcalarına gidelim.<br />

Bir doğa harikası olan Sudüşen Şelalesini görelim.<br />

Yalova'nın tek doğal gölü olan Büyük Dipsiz Göl<br />

etrafında bir tur atalım.<br />

Atamızın doğaya olan hassasiyetinin en büyük örneği<br />

Yürüyen Köşk'ü ziyaret edelim.<br />

Marmara Depremi sonucunda kaybettiğimiz yakınlarımız<br />

anısına yapılan Deprem Anıtlarını ve içerisinde yer alan<br />

fotoğraf müzesini gezelim.


YALOVA’DA NE YAPALIM?<br />

Yalova deyince akla ilk gelen, alt-üst ketçap, mayonez,<br />

turşu :) Kristal'de bir patates ekmek yiyelim.<br />

Sarıbaş Fırınından simit, poğaça alıp Balıkçılar'a gidip<br />

kendimize taze bir çay söyleyelim.<br />

Sepetçioğlu'nda meşhur Kuyu Kebabından yiyelim.<br />

Yürüyen Köşk Café'de taze kavrulmuş çekirdeklerden<br />

yapılan bir Türk Kahvesi içelim.<br />

Ve son olarak tarifi sır gibi saklı, sadece<br />

Yalova'da yapılan Yalova Sütlüsünü yemeden<br />

ayrılmayalım. :)


ŞEYTAN SOFRASI<br />

İzmit <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Şeytan Sofrası, gün batımının izlenmesi gerek yerlerden sadece bir<br />

tanesi...<br />

Ayvalık-Sarımsaklı arasında yer alan bu hakim tepenin adı;mitolojik<br />

tanrılardan kaçan şeytanın buraya uğraması ve ayak izini<br />

bırakmasından dolayı gelmektedir.


GÖBEKLİTEPE<br />

İzmit <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Göbeklitepe veya Göbekli Tepe, Şanlıurfa il merkezinin<br />

yaklaşık olarak 22 km kuzeydoğusunda, Örencik Köyü<br />

yakınlarında yer alan dünyanın bilinen en eski kült yapılar<br />

topluluğudur. Bu yapıların ortak özelliği, 'T' biçimindeki<br />

10-12 dikilitaş yuvarlak planda dizilmiş, araları taş<br />

duvarla örülmüştür.


ALBEROBELLO: İtalya’nın Masallardan<br />

Fırlamış Şehri<br />

Ecenaz Dolunay<br />

Fatih <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Güney İtalya’da bulunan Alberobello, ev sahipliği yaptığı<br />

evleriyle adeta masallardan fırlamış gibi duruyor. Trulli<br />

ismi verilen bu evler, görsel bir şölen yaratıyor. Bu değişik<br />

yapılaşmaya neden olay olaysa şehirde alınan<br />

vergilerden kaçmak.<br />

• Alberobello’da bunları yapmadan dönmemelisiniz:<br />

• Arka planı Trulli’lerden oluşan muhteşem fotoğraflar<br />

çekin.<br />

• Hayal dünyasındaymış gibi hissettiren sokaklarında<br />

kaybolun.<br />

• Evlerin tepelerine çizilen motiflerin şifresini çözün.<br />

• Turun sonunda İtalya'nın meşhur içeceği Aperol<br />

Spritz’i tadın.<br />

• Bölgede üretilen üzümlerle yapılan şarapları deneyin.<br />

• Seramik atölyelerinden küçük hediyelik eşyalar alın.<br />

• Yorgunluğu atmak için merkezdeki kafelerde pizza<br />

margarita yiyin.<br />

• Bölgedeki evlere uygun yapılan kiliseyi gezin.<br />

• Kilisenin önündeki parkta soluklanın.


Bulgaristan’ın tatil yeri: Burgas<br />

Balkı Özdinçler<br />

Erenköy <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Uçak fobiniz varsa ya da yurt dışına uçak ile yolculuk etmekten sıkıldıysanız tam size göre bir seyahat önerisi geliyor. Özellikle<br />

İstanbullular, bu seyahat önerisine bir hayli sevinecekler. Çünkü; İstanbul’dan Bulgaristan’a maksimum 4 saatte<br />

gidebiliyorsunuz. Bulgaristan’a Kırklareli’nde bulunan Dereköy sınır kapısından geçiyorsunuz. Arabayı ben kullanmadığım için<br />

çok net ne evraklar lazım bilemiyorum ama tek bildiğim evrak yeşil sigorta. Arabanızı yeşil sigortalatmalısınız. Gümrükte de<br />

yapabiliyorsunuz daha önce de yapabilirsiniz. Detaylı bilgiler internette kesin vardır. Mutlaka incelemenizi tavsiye ederim. Ayrıca<br />

başka bir not ise Türk tarafından Bulgaristan’a geçerken dezenfekte edilmiş bir sudan geçiyorsunuz bu suya da geçiş parası<br />

olarak 3 Leva ya da 5 Euro veriyorsunuz. Leva daha uygun olduğu için yanınızda bir miktar levanız olursa iyi olur zaten geri<br />

kalanını hemen Bulgaristan sınırı geçince sol taraftaki gişeden alabilirsiniz.<br />

Sınırı geçtikten sonra sizi çok güzel bir orman ve yemyeşil ağaçlar karşılıyor. Sınırdan Bulgaristan’ın tatil yeri olan Burgas 1<br />

saat sürüyor. Google maps’in çevrimdışı haritasını kullanarak otelinizi ya da gitmek isteğiniz yerleri bulabilirsiniz. Biz Burgasta<br />

Mikado Hotel’de kaldık. 3 yıldızlı bir otele ve Burgas şartlarına göre şeker bir oteldi. Kahvaltı dahildi, her gün kahvaltıda aynı<br />

şeyler olsa bile yurtdışında kahvaltılık bulmak zor olduğu için otelde yiyecek bir şeylerin olması büyük konfordu. Geçtiğimiz<br />

yıllarda kaldığım Milano oteli de önerebilirim. O da sahilin dibinde bir oteldi. Burgas koskoca bir ormanlık parktan ve uzun bir<br />

sahilden oluşan bir Karadeniz kasabası. Her yer boylu boyunca deniz ve sahil. İstediğiniz yerden denize girebiliyorsunuz.<br />

İsterseniz 3 levaya şezlong kiralayabilirsiniz isterseniz de havlunuzu sererek hiçbir para vermeden denizin tadını<br />

çıkartabilirsiniz. Bizim Çeşme’den ve Bodrum’dan alıştığımız o beach kavramı yok anlayacağınız.


Sahilde bir sürü kafe var. Yemekte yiyebilirsiniz, bir şeyler de içebilirsiniz. Ayrıca sahilde mısır ve simit satan insanlar dolaşıyor.<br />

Oradan da bir şeyler alabilirsiniz. Karadeniz, Burgas’da da bir hayli dalgalı oluyor fakat dalgalardan atlamak ve su ile oynamak<br />

da bir hayli eğlenceli. Burgas’a gitmişken 30 km uzaklıktaki Nesebar’a da gitmenizi çok tavsiye ederim. Nesebar, Unesco<br />

tarafından koruma altına alınan bir yarımada. Eski evleri, kiliseleri ve kalıntıları görebilirsiniz. Nesebar’ a gitmişken o bölgenin<br />

en popüler sahili olan Sunny Beach’e de uğramanızı tavsiye ederim. Fakat sezon zamanı aşırı kalabalık oluyor, buna dikkat<br />

edin.<br />

Bahsetmek istediğim son konu ise yemek. Biz Bulgar yemeklerine çok sans verenlerden değiliz, onun yerine Happy adındaki<br />

restauranta gidiyoruz, hatta bir başka deyiş ile oranın müptelasıyız. Happy dediğim yer aynı bizim Happy Moons gibi. Amerikan<br />

yemeklerinin bulunduğu bir mekân ve yemeklerde, içkilerde gayet uygun fiyatlı. Ayrıca şimdiye kadar yediğimiz her şeyden<br />

memnun kaldık. Lezzetleri baya güzel. Siz siz olun en azından bir kere Happy’i deneyin. Happy sadece Burgas’a özgü bir yer<br />

değil bu arada, tüm Bulgaristan’da meşhur bir restaurant.<br />

Benim Bulgaristan ve Burgas ile alakalı yazacaklarım bu kadardı. İstanbul’da ya da Trakya bölgesinde yaşayan insanlar için<br />

arabayla Bodrum’a gitmek yerine Burgas’a gitmek çok daha kolay. Umarım sizin için faydalı bir yazı olmuştur. Bir başka yazıda<br />

görüşmek dileğiyle…


mini<br />

“Antakya”<br />

rehberi


ANTAKYA<br />

Elif Cabbaraoğlu<br />

Şişli <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Türkiye’nin en güneyinde, Asi Nehri’nin iki yakasına yayılmış bir ilçe Antakya... Yıllardan beri birçok medeniyete ev sahipliği yapmış,<br />

farklı kültürleri konuk etmiş ve çeşitlilikten beslenerek kendine eşsiz bir harman oluşturmuş.<br />

Antakya hem “Medeniyetler Şehri” hem de “Gastronomi Şehri” ünvanlarına sahip. Burada farklı dinlere mensup kişiler bir arada ve<br />

barış içinde yaşıyor. Ayrıca, tarih boyunca farklı kültürlerden beslenen Antakya mutfağı, dünyanın en zengin mutfaklarından biri.<br />

Gelin, dünyanın en büyük mozaiklerinin çıktığı, dünyanın ilk aydınlatılan caddesinin yer aldığı, dünyanın ilk mağara kilisesinin,<br />

Anadolu’nun ilk camisinin ve Türkiye’nin tek Ermeni köyünün bulunduğu şehri keşfedelim.


Ne Yemeli?<br />

Yusuf Usta’ya uğrayıp meşhur<br />

Antakya künefesine doyun.<br />

Konak Restoran’ın kebaplarını ve<br />

leziz Antakya mezelerini<br />

mutlaka deneyin.<br />

c<br />

Pöç Kasabı’nda<br />

tepside et yiyin.<br />

Affan Kahvesi’nde haytalının<br />

tadına bakın.<br />

Oruk, kaytaz böreği ve biberli<br />

ekmeğin lezzetine doyun.


Nereleri Gezmeli?<br />

ST. PIERRE KİLİSESİ<br />

İsa’ya inananlara “Hıristiyan” adı ilk kez bu<br />

kilisede verilmiş ve 1963 yılında burası<br />

Hıristiyanların Hac yeri olarak kabul edilmiş.<br />

VAKIFLI ERMENİ KÖYÜ<br />

Osmanlı İmparatorluğu öncesinden bugüne<br />

yüzlerce yıl Ermenilere ev sahipliği yapmış<br />

olan köy, dünyanın tek Ermeni köyü.


Nereleri Gezmeli?<br />

HATAY ARKEOLOJİ MÜZESİ<br />

Mozaikler, süs eşyaları, mezarlar, paralar ve<br />

heykeller olmak üzere 40.000’i aşkın eserin<br />

bulunduğu Hatay Arkeoloji Müzesi, dünyanın en<br />

zengin ikinci mozaik koleksiyonu olarak<br />

değerlendiriliyor.<br />

THE MUSEUM HOTEL ANTAKYA<br />

Otel inşaatı sırasında yapılan kazılarda birçok<br />

tarihi eser ortaya çıkmasıyla müze otele dönüştürülen<br />

<strong>The</strong> Museum Hotel Antakya mutlaka<br />

ziyaret edilmeli. Otel dünyanın en büyük tek<br />

parça mozaiğine ev sahipliği yapıyor.


Nereleri Gezmeli?<br />

HARBİYE ŞELALELERİ<br />

Mitolojide Daphne’nin gözyaşları olduğuna<br />

inanılan Harbiye Şelalerine uğrayıp serinleyebilir<br />

ve muhteşem bir manzarada piknik<br />

yapabilirsiniz.<br />

TİTUS TÜNELİ<br />

Romalılar döneminde sel sularını önlemek için<br />

bin esire yaptırılan Titus Tünelini gezerek<br />

doğanın içindeki büyüleyici mirası deneyimleyin.


Doya Doya Kayseri,Bir Tutam Kapadokya<br />

Ece Yürekli<br />

Fatih <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

“Nasıl yani zorunlu stajını Kayseri’de mi yapacaksın?” “Peki ama neden?” “Umarım sayılı gün<br />

çabuk geçer.” Şeklinde sohbetler eşliğinde Temmuz ayının başında Kayseri’ye geldim. Daha<br />

önce kayak tatili için gelmiştim ama bu sefer kayak yapmam imkansızdı… Keşke kış stajı<br />

yapsaydım diye kendi kendime sitem ederken madem öyle ben de kendimi yemeğe ve<br />

olabildiğince gezmeye veriririm dedim. Bu yazı hem Kayseri mutfağı nasıl hem de Kayseri’ye<br />

gelsem kendimi nasıl eğlerim sorularına cevap şeklinde kendi halinde bir gezi yazısı olacak.<br />

Erciyes Üniversitesi bünyesinde bulunan Genom ve Kök Hücre Merkezi’nde stajıma başladım.<br />

Alabildiğine geniş bir kampüs ve türlü türlü bilimsel çalışmanın yer aldığı merkezler ben burası hakında önyargılarımdan iraz olsun uzaklaştırdı. Kayseri’nin Talas semtinde bulunan<br />

üniversite, burayı gençlerin rahatça dolaşabileceği bir yer haline getirmiş. Adım başı yaratıcı isimli kafelerle karşılaşıyorsunuz ve yaz ayı olmasına rağmen doluluk oranı yüksek. Şehrin<br />

en çok hoşuma giden ve İstanbul’u özlememi geciktiren detayı ise her yere uzanan, sık seferli tramvayı, Kayseray. Burda bu tarz şeylere isim verirken sürekli kelime oyunları yapılmış,<br />

başarı oranı tartışılır☺. Tramvay üniveristenin içinden geçiyor ve gitmek istediğiniz yere uğramıyor olması mümkün değil. Trafiği öyle hafifletmiş ki bir İstanbulluyu tatmin etmeye yeter<br />

de artar. Mayıs ayında yaptğımız Viyana gezimizde şehirde otomobiller ve tramvay uyumunun ne kadar da düzenli olduğunu konuşmuştuk arkadaşımla. Bunu iki ay sonra Kayseri için<br />

de söyleyeceğimi hiç düşünmemiştim. Türkiye’nin çoğu yerinde olduğu gibi burda da alışveriş merkezleri insanların vakitlerinin çoğunu geçirdiği yer olmuş. Forum Kayseri, KayseriPark,<br />

Mix en işlek olanları. Sırasıyla da Talas’a yani üniversiteye en yakın olanları. INDITEX grubu yok maalesef. Bu da bana demek ki sıkılıp kendimizi alışverişe vuramıyoruz o zaman<br />

yemek yiyelim fikrini veren olay biraz da. Daha önceki gelişlerimde de, burda yaşayan arkadaşımdan ve daha yeni tanıştığım buranın yerlisi arkadaşlardan duyduklarıma göre 3 ana yer<br />

var Kayseri Mutfağı için;<br />

1. Çemen’s<br />

2. Kaşıkla<br />

3. Elmacıoğlu<br />

En beğendiğimi sona saklayarak Elmacıoğlu’ndan başlıyorum. Kışın geldiğimizde lüks sayılabilecek büyük bir şubesine gitmiştik. Doluluk oranından mı<br />

kaynaklı bilmiyorum her şey çok geç gelmişti ve bu aç bir şekilde mantı bekleyen bendeniz için büyük bir eksi. Ortaya yağlama ve kağıtta pastırma söyleyip<br />

herkes kendine mantı söylemişti. Mantıya pek bayılmadığımızı hatırlıyorum ki, bu sefer daha küçük bir şubesine gittiğimde de bunu kanıtlamış oldum. Daha<br />

sonra bunu söylediğim arkadaşlarım bana Elmacıoğlu’nda et yersen daha mutlu olursun dediler ki böylece, zaten bir et lokantası olduğunu öğrenmiş<br />

oldum. Kaşıkla’ya gelirsek, daha sadece normal Kayseri mantısını tadabildim o yüzden restoran bazlı yorum yapmak pek haddime değil gibi. Hatta popüler<br />

düşünce, burda en iyi mantının Kaşıkla’da yendiği yönünde. Ben maalesef böyle düşünemedim. İyi aklıma geldi bir de yağlamasını denemek lazım oranın.<br />

Yağlama, Konya’nın etliekmeğine benzettiğim bir yemek benim. Tabiki daha yağlı ve yoğurtla yeniyor. Ben bayıldım kendisine ve benimle beraber,<br />

İstanbuldan, Ankaradan gelen arkadaşlarım da aynı şekilde. Bir porsiyon söylediğinizde 8 parça geliyor. Doyuruculuğu konusunda kefilim kesinlikle.<br />

Benim 1 numarama geldi sıra; Çemen’s. Bahsettiğim Mix’te (Alışveriş merkezinden çok yemek yerlerini bünyesinde toplamış bir yer.) bulunuyor.Çemen’<br />

Gurme ve Mutfak diye geçiyor. Yani hem sucuk pastırma alışverişinizi yapabiliyor, hem de üst katında restorantından yararlanabiliyorsunuz. Burda kışın<br />

geldiğimzdeKayseri mantısını denemiştim ve benden tam puan almıştı o dönem. Bu sefer yine ortaya yağlamamızı söyledik ve kendimize birer ‘tepsi<br />

mantısı’ söyledik. Tepsi mantısı, hamurun içinde etleri gözükecek şekilde birbirlerine yapışık dizilmesi ve üstüne yoğurt ve sosuyla süslenmesiyle oluşuyor<br />

en basit şekilde anlatmak gerekirse. Daha kavruk bir tatla karşılaşıyorsunuz ve Kayseri mantısının o sulu hali olmamış oluyor. Sulu mantı sevmeyenler için<br />

ideal. Yağlama kesinlikle bir numaraydı burda çünkü bahsettiğim 8 parça porsiyondan bir tane söyledik ve 3 kişi arasında nerdeyse savaşa sebep olacaktı.<br />

Bir Kayserili arkadaşımın yine önerisi üzerine yine aynı mekanda yağ mantısı denedim. Eminin kendi ailesi evde çok güzel yapıyordur o yüzden önermiştir<br />

ama keşke yağlama yeseydim bunun yerine dedirtti. 3 veya 4 tane milföy hamurunun içine et konulmuş ve üstleri yoğurtlu sosla süslenmiş, adına da yemek<br />

denmiş. Doyuruculuğu konusunda hiç itirazım yok tabi çünkü vücuda alınan hamur miktarı korkunç. Gerçekten buranın yerlisine nerde en iyi şunu şunu<br />

yerim diye sorduğunuzda genelde biz yaparız evde cevabını alıyorsunuz. Bunu da deneyimledim tabiki (#eceyiyor) 2017 Kasımda, burda yaşayan bir<br />

arkadaşıma ziyarete geldiğimde anacığı elleriyle mantı açmıştı benim için. Bu arada Kayseri mantısının boyutları düşünülecek olursa işin zahmeti<br />

anlaşılıyor. Ne kadar küçük, o kadar iyi diye bakıyorlar. En son bir arkadaşım Elmacıoğlu’nda iskender ye diye tutturdu sanırım bir sonraki durağımız orası<br />

olacak.


Bakmayın bir sonraki durak diyorum ama, biz baktık bu yemek işi tek başına olmayacak, aralara sportif aktivteler serpiştirdik. Erciyes Dağı’nın gölgesinde kalmış<br />

ama yine de dağ ünvanını kazanmış Ali Dağ’ın zirvesine çıkılabildiğini öğrendik. Zaten burda yaşayanların sabah sporu niyetine yaptığı bir etkinlikmiş. Tırmanış<br />

yolunun başladığı yere kadar arabayla gittik. 2.000 rakımlı Ali Dağ’a, ortalama 8 km yürüyerek çıktık. Temmuz sıcağına yakalanmamak için de sabah 7 de başladık<br />

yürüyüşümüze. Fakat bu bile geç bir saatöiş çünkü biz çıkarken inen sayısı çoktu. Tepede yamaç paraşütü sporu ile karşılaşıyorsunuz. Bir dönem şampiuonaya ev<br />

sahipliği yapmış Ali Dağ. bir tanesinin hazırlanışını ve atlayışına denk geldik tepede; pilotlar gayet rahat, profesyonel oldukları her hallerinden belli, ekipmanı<br />

hazırladılar, ve pistte koşarak ilerleyip gökyüzüyle buluştular. Rüzgara göre, havada geçirilen süre değişiyormus ama yine de maksimum 15 dk geçiriliyor havada.<br />

Yolculukları, Yamaç Paraşütü İndirme Alanı diye geçen büyük çim bir arazide sonlanıyor. Burası belediye tarafından çok güzel düzenlenmiş. Akşamları gençlerin;<br />

sandalyeleriyle, örtüleriyle, termoslarıyla gelip sohbet ettikleri keyifli bir yer haline geliyor. Caddebostan Sahil’in deniz manzarasız hali diyebiliriz. Hatta ve hatta, ikli<br />

haftada bir şu an bu alanda açıkhava sineması düzenleniyor. Geçen haftalarda gittiğimizde Neşeli Günler izledik. Kalabalık çoktu ama yine de güzel bir sinema keyfi<br />

olmuştu. Gelmeyi düşünüyosanız kat kat gelmeyi unutmayın ama. Kayseri’nin akşamı, güneşin yaktığı o öğlen saatlerine hiç benzemiyor. Sinema bittiğinde<br />

tramvaya yürürken Bahçelievler semtinden geçiyorsunuz ve buranın en sevimli yerlerinden. Tatlıcılar, butikler ve lüks sayılabilecek yemek yerleri var. Dönüşte<br />

Cadının Evi adlı mekanda tatlımızı yemeden dönmedik biz, siz nasıl isterseniz. At çiftliğinde güzel bir pazar kahvaltısı, sonrasında bir sürü hayvanla içiçe bir güne<br />

hayır demedik ve bütün günümüzü Burak At Çiftliği’nde geçirdik. Açık büfe kahvaltı seçeneği de serpme kahvaltı seçeneği de var. Ata binme konusunda benim kadar<br />

tutkuluysanız ve önceden eğitim aldıysanız size atınızla başbaşa araziye çıkma olanağı sağlıyorlar. Tabi biz bu kadar cesaretli davranmayalım dedik ve yanımızda<br />

oranın hocalarından biriyle çıktık. Aslında hiç kolay bir etkinlik olmadığı için başta size bir sözleşme imzalatıyorlar sorumluluğun size ait olduğu ile ilgili. Ata<br />

sporumuz olan atlı okçuluğun en ünlü olduğu yerlerden biri Kayseri. Hocalar da hep bunun üzerine eğitilmiş ve kendileri de eğitim veriyorlar. Hatta bizim hocamız<br />

cirit atma ve akrobasi yaptığını bile söyledi bize. Arazide küçük bir aksaklık yaşadım ve attan düştüm ama bu, bu yazının konusu değil sanırım☺. Herhangi bir<br />

sakatlık yaşamadığından, en değişik tecrübelerimden biri oldu. Atım da kendi kendine çiftliğe geri döndü. Bu anlattıklarım hala adrenalin ihtiyacımızı karşılamadıysa<br />

sizi Mazakaland’a gitmeye davet ediyorum. Korku Tüneli, çarpışan arabalar, hızlı trenleri ve dahası bulunan parkta eğlenceye doyamıyorsunuz.<br />

Kayseri’ye kadar gelipte Nevşehir’e geçmemek olmaz. Araba kiralamayı tercih ettiğinizde maksimum iki saatlik bir yol bekliyor sizi. Balonların kalkış saati sabah beş<br />

olduğundan biz üçte yola çıktık ve ilk durağımız Aşıklar Tepesi oldu. 5:15’te bütün balonlar havada süzülmeye başlamıştı. Son zamanlarda sosyal medyada da sıkça<br />

görüyoruz bu masalsı yeri ama deneyimlemek gibisi yok. Balona binme konusu çok tuzlu oluyor ama dileyene bir sürü şirket mevcut. Biz termoslarımız ve<br />

sandiviçlerimizle güneşin doğuşunu ve balonların keyfini çıkarttık. 07.00 gibi ‘gösteri’ bitiyor maalesef ama sonrasında da Kapadokya’da yapılacak bir sürü şey var.<br />

Atv turları veya ata binmek gibi. Hatta kapadokya aslında ‘Güzel Alar Ülkesi’ anlamına geliyor. Biz kahvaltı mekanı olarak Millocal Restaurant Kapadokya’yı tercih<br />

ettik. Manzarası, hizmeti ve lezzeti güzel bir yer; öneririm. Turistik gezi yapılmak istenirse de; biz ‘Üç Güzeller’ i görmeye gittik. Bunlar peri bacaları ve yıllarca bir<br />

sürü efsaneye konu olmuşlar. Gitmeden hepsini okumanızı öneririm. Eski Türk dizilerinden Asmalı Konak’ın geçtiği konak ise araba ile 15 dakika mesafede kendisi<br />

müze haline getirilmiş ve girişi 5 TL. Kapadokya’da görülecek daha bir sürü yer var aslında zaman ayrılırsa. Hakkında yazılmış efsaneler de okunmaya değer. Ben 3<br />

hafta içinde bu kadarını yapabildim. Yemek içmek dışında Kayseri hakkında önyargılarımı silmek bana iyi geldi. Sizlere de yolunuz düşerse fikir alabileceğiniz bir<br />

yazı derlemek istedim. Umarım yararlı olur.


Bilinmeyen Masalların Ülkesi Fas!<br />

Suat Şimşek<br />

Adalar Rotary Kulübü<br />

Bir gezgin için Fas seyahatinin başlangıç noktası olan Casablanca, elbette her şeyden önce Humphrey Bogart ile Ingrid Bergman'ın bir sinema klasiği olarak adlandırılan filmi<br />

demekti. Atatürk Havalimanı'nda uçağı beklerken Frank Sinatra'dan "As Time Goes Bye"ı dinlemeye ve içimden söylemeye başlamıştım bile.<br />

Filmin en önemli sahnesinin geçtiği ve dillere bir zamanlar pelesenk olmuş "Bir Daha Çal Sam" repliğinin geçtiği Rick's Bara, Casablanca'ya iner inmez gittim ve aynı repliği<br />

ben de piyaniste söylediğimde aldığın yanıt "tamam abi" şeklinde olmuştu. Rick's Bar'da sahneye çıkan genç piyanistin Adanalı olduğunu da orada öğrenmiş oldum ve çok<br />

güzel bir anı oldu.<br />

Sırtını Atlas dağlarına dayamış ve Afrika Kıtasının kuzeybatı ucunda yer alan Fas, her yönü ile bir bilinmeyen masallar ülkesi olarak adlandırılabilir. Kraliyet şehirleri olarak<br />

bilinen, Casablanca, Fez, Meknes, Rabat ve Marakeş ise ülkenin en önemli şehirleridir. Zaten ben de seyahatimi işte bu şehirlere yaparak bir baştan bir başa Afrika'nın en<br />

büyük beşinci, Cezayir'den sonra Mağrip'in ikinci büyük ekonomisi olan tüm Fas'ı gezdim.<br />

Tam Arapça ismi El-Memleke El-Mağribiyye (Batı Krallığı)'dır. Genellikle El-Mağrip (Batı) ismi kullanılır. Tarihi referanslarda, ortaçağ Arap tarihçileri ve coğrafyacılar, Fas'ı, El-<br />

Mağrip el Aqşa (En Uzak Batı) olarak anmışlardır. Aynı şekilde Cezayir için El-Mağrib al Awsat (Orta Batı) ve Tunus için de El-Mağrip al Adna (Yakın Batı) denmiştir.<br />

"Morocco" kelimesi, Latince'deki "Morroch" kelimesinden gelir. Morroch, Latince'de, bugünkü İspanya ve Fas topraklarında, Orta Çağ sırasında önemli bir siyasi güç olmuş<br />

Murabıtlar ve Muhavvidler'in başkentleri olan Marakeş'e verilen isimdir. İranlılar "Marrakech" ve Türkler de antik İdrisi ve Marini başkent Fes'ten dolayı bu ülkeye Fas<br />

demişlerdir.<br />

Marakeş ismi Berberice'de "Tanrının Toprakları" anlamına gelen Mur-Akush "Kızıl Şehir" sözcüğünden gelmektedir.


Adını İspanyolca Casa ve Blanca sözcüklerinden alan ve "Beyaz Ev" anlamına gelen<br />

Casablanca ise bayağı büyük bir kent ve kent beyazdan daha çok gri bir görünüme sahip.<br />

Kentin Arapça ismi ise "Dar el Beida".Onun anlamı da "Beyaz Ev".<br />

Fas'ın resmi başkenti Rabat olmasına rağmen aslında ülkenin fiili başkenti Casablanca gibi.<br />

Tüm finans ve sanayi merkezleri burada konuşlanmış ve Afrika Kıtasının nerede ise en büyük<br />

limanı da burada konuşlanmış. Tertemiz ve muhteşem bir sahile de ev sahipliği yapan kentin<br />

sahil düzenlemeleri büyük bir özen ile inşa edilmiş ve her yer tertemiz. Yaya ve bisiklet yollarının<br />

ayrıldığı, birçok kafe ve restoranın da yan yana sıralandığı Casablanca sahilinde esen okyanus<br />

rüzgârının iyi gelmeyeceği hiç kimse sanırım yoktur!<br />

Şehrin merkezinden limana doğru giden Hasan Ali Bulvarı üzerinde ise kentin en önemli<br />

alışveriş merkezleri, turistik mağazalar tek tek sıralanmış. Uluslararası birçok kurum ve<br />

kuruluşun şehirde mutlaka birer ofisi bulunuyor. Hem ticari anlamda hem de ekonomik anlamda<br />

Fas'ın en gelişmiş şehri olan Casablanca'da yer alan iki büyük bulvar, V.Muhammed ve II.<br />

Hasan adlarını taşıyor. Fas'ın hemen hemen tüm kentlerinde en önemli iki bulvar mutlaka bu<br />

adları taşıyor.<br />

Devlet Eski Başkanı Kral II.Hasan'ın ülkede etkisi gerçekten büyük ve görülmeye değer. Kentin<br />

her yerinden görülebilen Kral Hasan Cami, denizin doldurulması ile elde edilen alan üzerinde<br />

yapılmış. Caminin mimarı ise bir Fransız: Michel Pinseau. Cami, Fas'ın ve aynı zamanda tüm<br />

İslam ülkelerinin bir gurur abidesi niteliğinde. Kral II.Hasan'a göre ise dünyanın sekizinci harikası<br />

olarak tayin edilmiş.<br />

Mekke Camisi'nden sonra dünyanın en büyük camisi olarak bilinen ve yapımına 1988 yılında<br />

başlanmış olan Caminin inşaatı 5 yıl sürmüş. İki bin beş yüz işçi ve bin tane sanatkârın<br />

inşasında rol aldığı yapının tamamı 500 milyon dolara mal olmuş. Minaresinin yüksekliği tam<br />

210 metre. Minareden yayılan 35 kilometre uzunluğundaki lazer ışını, söylediklerine göre<br />

Mekke'ye kadar uzanıyormuş. Yüz bin kişi kapasiteli caminin 3700 metre karelik tavanı<br />

açılabiliyor. Tavan kapalı olduğunda, caminin içi her biri 1200 kilogramlık 50 kristal avize ile<br />

aydınlatılıyor. Cami, Müslüman olmayan turistlere ücret karşılığı gezdiriliyor. Müslüman hanımlar<br />

ise sadece namaz vakitlerinde oldukça sıkı bir giyim kontrolünden sonra içeriye girebiliyorlar.


Osmanlıların Kuzey Afrika'da ulaşamadıkları tek ülke olan Fas'ın asıl yerlileri Berberiler, bugün toplam nüfusun %65'ini<br />

oluşturuyor. Ama Fas'ta her dilden, her dinden, her kültürden insana rastlıyorsunuz. Kozmopolit bir ülke olan Fas, özellikle<br />

Orta Afrika ülkelerinden yoğun göç almaya devam ediyor.<br />

Paul Bowles'in "Çölde Çay" adıyla bildiğimiz ünlü romanı da yazarın buraya yerleşmesi ile burada edindiği deneyimlerinden<br />

ortaya çıkan bir eser. Aynı zamanda sinemaya da uyarlanan bu eseri de Fas'a gitmeden önce izlemenizi öneririm.<br />

Ana fikri "Hayattaki mutluluğumuz bazen bize uzak gibi görünse de çok yakınımızda olabilir. Bunu geç de olsa anlamak bize<br />

hayatın tadına varmamızı sağlayacaktır." olan, Brezilyalı yazar Paulo Coelho, ünlü romanı "Simyacı"da, romanın kahramanı<br />

Çoban Santigo'nun bakış açısı ile anlatır o dönemim Mağribi'ni. Sanırım o günden bugüne bir şey değişmemiş Mağrip<br />

Ülkelerinden biri olan Fas'ta. Özellikle bazı kentlerinde zaman durmuş ve insanlar hala eski zamanları yaşıyormuş hissine<br />

kapılıyorsunuz.<br />

Yarım asra yakın Fransa'nın egemenliğinde kalmış olan Fas'ın resmi dillerinden biri de Fransızca. Ülkede Arapça ve<br />

Berberice de resmi dil olarak kullanılıyor.<br />

Deniz kıyılarından uzaklaştıkça görülen fakirlik ve sefalet ve eğitimsizlik Fas'ta da gözle görülür bir gerçek. Deniz<br />

kenarlarında Avrupa'ya daha yakın bir giyim kuşam ve modernlik söz konusu ise de içeri bölgelerde bu durum yerini daha bir<br />

tutuculuğa ve ilkelliğe bırakmış durumda. Özellikle Fez ve Meknes son derece tutucu iki şehir. Burada Faslı kadınların<br />

giyindikleri "Cellabe" adı verilen ve çarpıcı renklerden oluşan uzun elbiseleri de bol miktarda görebiliyorsunuz.<br />

Fas'ın Atlas Dağları'ndan doğup Atlantik Okyanusu'na dökülen en önemli nehri Ummür Baba, Casablanca-Marakeş<br />

arasındaki 250 kilometrelik tüm yol boyunca yolun bir sağında bir solunda akarak, unutulmaz bir yolculukta seyahate eşlik<br />

ediyor.<br />

Tüm yol boyunca dünyanın en önemli fosfat madenlerine ev sahipliği yapan Fas'ın yer altı zenginliklerine tanık olmak ve<br />

bunu bilmek insana iyi geliyor. Üniversite sınavına girdiğimde karşıma çıkan bir bilgi sorusu idi: Dünyada fosfat madenleri en<br />

çok nerede çıkarılır? sorusu...<br />

Marakeş, Fas Krallığının ilk başkenti. Bu kentte binalarından yollarına, duvarlarından toprağına kadar her yer kızıl renkte. 15<br />

kilometre uzunluğundaki 1126 yılı yapımı şehir surlarından dolayı "Kızıl Şehir" olarak adlandırılan Marakeş'in "Eski Kent"<br />

Medina bölgesi ise tam "Bin Bir Gece Masalları"na ev sahipliği yapan bir alan.


Marakeş'in en önemli meydanı olan Cemü'l Fena'yı, yabancılar "Zamanda Asılı Kalmış Yer" olarak tanımlıyorlar. Her akşam<br />

kurulan açık hava pazarında tam bir panayır havasının hâkim olduğu meydanda yılan oynatıcılarından Marakeş büyücülerine, şifalı<br />

ot satıcılarından, sirk cambazlarından, Sinbad tarzı uçan halılarla gösteri yapanlara, kaval çalarak vahşi hayvanları dans<br />

ettirenlerden, sokakta bir sandalye üzerinde dişçilik yapanlardan sokak lezzetlerini satanlara kadar, aklınıza ne geliyorsa her çeşit<br />

insan, burada bir keşmekeş içerisinde yaşıyor.<br />

"Chez Ali adlı meşhur Fas lokantası ise kesinlikle uğramadan dönülmemesi gereken bir yer. Her ne kadar artık çok turistik olsa da<br />

hiç değilse bir Fas gecesinin ne olduğunu anlamak açısından görülmeyi hak ediyor. Kapıda atlıların beklediği şatafatlı bir<br />

meydandan geçerek ulaşılarak girilen alanda kendi gösterisini yapan grup gidiyor ve yerine başka bir grup çıkıyor. Fas mutfağının<br />

vazgeçilmez yemeği olan Tajin'i ise burada deneyebilirsiniz. Fas mutfağı Batı'da dünyanın en büyük mutfaklarından biri olarak<br />

takdim edilen bir ekoldür. Fas mutfağı öylesine saygı ve ilgi görür ki bazı Fransızların yalnızca kısık ateşte uzun süre pişen nefis<br />

bir Tajin yemek için Fas'a geldiğini de orada öğrenmiş bulunuyorum.<br />

Dünyanın ilk üniversitesi olan Teoloji Medresesi de Medina'da. 1341 yılında Merinid Sultan Ebu el Hassan tarafından kurulmuş.<br />

Camül – Fena meydanının başında yer alan Sultan Yakup'un yaptırdığı 1190 yıllık Fas'ın ilk camisi Kutubiye'nin 27 metre<br />

uzunluğundaki minaresi Marakeş'in ilk girişinden itibaren görülebiliyor.<br />

Marakeş'in Medina'sında yer alan Kapalı Çarşısı, her türlü baharatçı, halı ve seramik dükkânlarıyla bizim Kapalıçarşı ve Mısır<br />

Çarşısı'nı andırıyor. Özellikle Berberilerin geleneksel el sanatlarını sergiledikleri, tuhafiye, mefruşat ve halı, kilim mağazalarının<br />

sayısı oldukça fazla. Fiyatları son derece ekonomik olarak satılan bu ürünleri alırken her şeye rağmen pazarlık yapılması ise<br />

olmazsa olmazlardan. Gerçekten söyledikleri fiyatların yarısına anılan ürünleri alabilme imkânınız olduğunu unutmayın!<br />

Marakeş'in Medina'sının iç kısımları ise tam bir kâbusa dönüşebilir gezginler için. Şöyle ki; bir sokağın başında kesilen kocaman<br />

bir devenin tüm parçalarının hemen oracıkta nasıl parçalanarak satıldığını gözlemlemek sanırım pek iç acıcı değil.<br />

Moğol ve Berberi mimarisinin tüm izlerini göreceğiniz Bahia Sarayı 'da Medina bölgesinde. Ali Baba ve Kırk Haramiler, Harem,<br />

Şehrazat gibi filmlerde film seti olarak kullanılan bu sarayı<br />

mutlaka görmelisiniz.<br />

Günümüzde Bin Bir Gece Masallarına yolculuk yapmayı arzu ediyorsanız tek seçeneğiniz var. O da Fas'ın gizem ve büyüsüne<br />

yapılacak olan yolculuktur.


NE İZLEYELİM?


A Single Man (2009)<br />

Deniz Gürsey<br />

Maslak <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Bir romandan sinemaya uyarılan bu film duayen moda tasarımcısı Tom<br />

Ford imzalı….Kendisi hem filmin senaryosunu hem de ilk deneyimi olan<br />

yönetmen koltuğunda oturuyor. Film Los Angeles’ta geçiyor ve İngiliz<br />

profesörünün uzun bir süre birliktelik yaşadığı sevgilisini kaybetmesiyle<br />

yaşadığı bir günü anlatıyor. A Single Man aynı zamanda bir dönem filmi;<br />

dolayısıyla filmin atmosferi Tom Ford’un geniş estetik zevkini hem<br />

kostümle hem aksesuarlarla hem de filmin genel rengiyle çok iyi<br />

yansıtıyor.<br />

Film aynı zamanda Colin Firth, Julianne Moore gibi güçlü oyuncu<br />

kadrosu ile de ortaya çıkıyor. Kısacası evdeyseniz, sıkılıyorsanız ve en<br />

önemlisi canınız iyi bir film izlemek istiyor ise, A Single Man’nin sizin bu<br />

ihtiyacınızı hakkıyla karşılayacağına eminim!


Roma & Mother<br />

Deniz Gürsey<br />

Maslak <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

ROMA (2018)<br />

Bir Meksika ve ABD ortak yapımı olan aile dramı türündeki bu<br />

film Meksika’da yaşayan orta sınıf bir ailenin ve onların<br />

hizmetlisinin yaşadıklarını konu alıyor. Filmin geçtiği dönem<br />

ister istemez siyasi mesajları beraberinde getirse de filmin<br />

sinematografisi ve diyalogların çarpıcılığı daha çok öne<br />

çıkıyor. Altın Küre ödüllü Roma filmi görsel ve dramatik açıdan<br />

seyirciyi tatmin eden bir film. Filmin yönetmeni ise Oscar<br />

ödüllü Alfonso Cuarón.<br />

MOTHER ! (2017)<br />

Drama, korku ve gizem… ABD yapımı olan bu film hepsini<br />

sonuna kadar seyircisine sunuyor. Konusu; başrollerinde olan<br />

Jennifer Lawrence ve Javier Bardem olan bir çiftin, bir gün<br />

ansızın evlerine beklemeyen bir misafir gelir ve her şey<br />

bundan sonra başlar. Filmin yönetmen koltuğunda ise<br />

Requiem for a Dream’den tanıdığımız Darren Aronofsky<br />

oturuyor. İzlerken daha çok keyif alabilmek için alegorili ve<br />

sembollerle dolu olan bu filmi dikkatle izlemenizi size öneririm.


Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni (1990)<br />

Deniz Gürsey<br />

Maslak <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Aşk filmleri çekmekten sıkılmış olan Yönetmen Haşmet toplumsal bir sorunu<br />

içeren bambaşka bir konulu filmi çekmek istemektedir. Fakat bu filmi<br />

çekebilmesi için hem yapımcı bulmasıyla hem de ona sunulan düşük bütçe ile<br />

çok ama çok zor olacaktır. Filmde tabiki bu zorlu sinema filmi yapma yolunda bir<br />

yönetmenin yaşadıklarını, macerasını konu alıyor. Başrolde Şener Şen’nin<br />

olduğu bu komedi filminde yönetmen ise Yavuz Turgul. İzlerken çok keyif<br />

alacağınız bu filmin sizi güldüreceğinden aynı zamanda duygulandıracağından<br />

emin olabilirsiniz.


<strong>The</strong> Secret Life of Pets (1990)<br />

Deniz Gürsey<br />

Maslak <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

Animasyon severlere de bir önerim var tabiki: <strong>The</strong> Secret of Life Pets!<br />

Filmin çıkış konusuna aslında birçok çalışanlar aşina; biz insanlar sabah<br />

işe giderken arkamızda bıraktığımız evcil hayvanlarımız evde tüm gün<br />

ne yapıyorlardır acaba? İşte filmde asıl burada başlıyor, hep birlikte<br />

neler olduğunu görüyoruz!<br />

Korku severlere özel bir<br />

liste;<br />

• Mama (2013)<br />

• Verónica (2017)<br />

• <strong>The</strong> Conjuring (2013)<br />

• El Bar (2017)<br />

(Korkarken eğlenmek<br />

isteyenlere özel!)<br />

• Le Manoir (2017)<br />

(Korkarken eğlenmek<br />

isteyenlere özel!)<br />

• Don’t Breath (2016)


Aslınur Dirik<br />

Zekeriyaköy <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

o Bize kendinden bahseder misin ?<br />

Ben Balkı Özdinçler. İstanbul’un Bostancı semtinde oturuyorum. Yeditepe Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünden mezun oldum. Şu anda Halkla<br />

İlişkiler Ajansında görev alıyorum. Üniversite hayatını çok güzel buluyorum. Özellikle üniversitemin sahip olduğu kampüs hayatındaki doğal ortam<br />

ve hayvanlarla iç içe olmamız bunu daha da güzel kılıyor.<br />

o Öğrencilik hayatı sence nasıl ?<br />

Öğrencilik hayatı tabi derslerin verdiği yoğunlukla bir tık yorucu ama kampüs hayatı ve insan ilişkileri bu durumu güzel kılan faktörler.<br />

o Hobilerin neler , neler yapmaktan hoşlanırsın ?<br />

Çok fazla hobim yok ama yelkenciliğe ilgim var hatta okul hayatımda da sık sık yelkencilikle ilgilendim. Yelkencilikle de babam sayesinde<br />

tanışmıştım.<br />

o <strong>Rotaract</strong> ile nasıl tanıştın ? Bize kulübünden bahseder misin ?<br />

<strong>Rotaract</strong>’a katılmadan önce de <strong>Rotaract</strong>’a aşinaydım çünkü İzmir’deki halam da Rotaryen’di. Onun sayesinde yapılan çalışmalardan haberdar<br />

oluyordum. Daha sonra da Erenköy <strong>Rotaract</strong>’a dahil oldum ve ben de böylelikle bu kulübün bir üyesi oldum<br />

o En keyif aldığın proje neydi ?<br />

Erenköy <strong>Rotaract</strong> ile gerçekleştirdiğimiz Reçel-Bot Projesiydi. Elimizdeki reçelleri satarak elde ettiğimiz gelirle ihtiyaç sahibi kişilere bot<br />

yardımında bulunmuştuk.


Balkı Özdinçler<br />

Erenköy <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

o<br />

Bize kendinden bahseder misin? Nerede okudun? Nerede çalışıyorsun? Üniversitede kampüs hayatı nasıl?<br />

Ben Aslınur Dirik. İzmirliyim. Üniversite 1.sınıfa gidiyorum, Bahçeşehir Üniversitesinde Biomedikal Mühendisliği bölümünde okuyorum. İzmir’den İstanbul’a üniversite için<br />

geldim, şu anda yurtta kalıyorum. Üniversitemi seviyorum, Bahçeşehir’in bir kampüs hayatı olmasa da bence üniversitenin en güzel binası olan Beşiktaş kampüsünde<br />

okuyorum bu sebeple şanslı olduğumu düşünüyorum. Ders aralarında boğaz manzarasını görmek beni motive ediyor.<br />

o<br />

Öğrencilik hayatı sence nasıl?<br />

Açıkçası daha yolun başındayım, hazırlık okudum fakat lisansa yeni başladım bu yüzden üniversite hayatına dair fikirlerim yeni yeni şekilleniyor. Bölümümü severek<br />

okuyorum zaten isteyerek seçtim. Yeni arkadaşlıklar edinirken tembel ya da pesimist insanlara rastlamıyor değilim fakat genel anlamda öğrenciliği seviyorum, kim<br />

sevmez


İdil Saraçoğlu<br />

Fatih <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

o<br />

Bize kendinden biraz bahseder misin?<br />

Merhaba, ben İdil Sezersan, öğrenciyim. Edremit’te büyüdüm. Bahçeşehir Üniversitesi, Psikoloji 3. sınıfta okuyorum. Okuduğum bölümü isteyerek seçtim ve çok<br />

seviyorum. İnsanlara faydalı olmayı sevdiğim için bu bölümdeyim zaten aynı sebepten <strong>Rotaract</strong> oldum. Psikoloji, insanlara yardımcı olacak en güzel bölümlerden biri.<br />

Hayalim klinik psikoloji yüksek lisansı ile devam ederek, kariyerimi çocuk klinik psikoloji de ilerletmek. Küçüklüğümden beri hayalim çocuklara yardımcı olabilmek. Her şey<br />

lisede ailemle gittiğim Rotary projesinde başladı. Ailem Rotaryen olduğu için onların projelerine okul yokken ben de gidiyordum. O gün yapılan proje Çocuk Esirgeme<br />

Kurumuna gidip oradaki çocuklarla ilgilenmek, sohbet etmek oyunlar oynamaktı. Orada gördüğüm çocuklardan çok etkilendim. Çocukların psikolojisinin en önemli şey<br />

olduğunu gözlerimle gördüm. Onlar küçük yaştan doğru yetişirlerse geleceğimizi değiştirebilirlerdi. Bu nedenle Fen matematik bölümünden Türkçe Matematik bölümüne<br />

geçtim ve bu psikolog olma hayalimin peşinden koştum. Aynı hayal beni <strong>Rotaract</strong> olmaya itti.<br />

o<br />

<strong>Rotaract</strong> ile nasıl tanıştın?<br />

Kendimden bahsederken de söylediğim gibi ailem Rotary üyesi ve ben çocukluğumdan beri bu ailenin içerisinde ve bu kültürle yetiştim. Bu nedenle <strong>Rotaract</strong> ile ben aslında<br />

hep tanışıyordum diyebilirim. Lisedeyken aynı zamanda 4 sene boyunca Interact kulübü üyesiydim. Ardından Edremit Interact başkanlığını yapıp yaşımı doldurdum.<br />

Üniversiteyi kazandıktan sonra İstanbul’a geldim. 2 senedir Etiler <strong>Rotaract</strong> kulübündeyim. Ben Rotary’nin içinde büyüdüm ailem nedeniyle ve o nedenle çocukluğumdan bu<br />

ailenin, bu bilincin farkındayım ve çok seviyorum.<br />

o<br />

Hobilerin neler?<br />

Şarkı söylemeyi çok seviyorum. Senelerdir keyifle yaptığım şeylerden biri. Ayrıca 1 yıldızlı dalgıcım. Dalış sporuyla henüz yeni tanışmama rağmen öğrendiğimden günden<br />

beri beni çok rahatlattı ve mutlu hissetmemi sağladı. Bu nedenle en büyük ve keyif aldığım hobim oldu. Yıldızlarımı arttırarak seneler içerisinde bu hobimi ilerletmek<br />

istiyorum.<br />

o<br />

En keyif aldığın projeler nelerdir?<br />

En sevdiğim proje Onkoloji bölümü’ndeki çocuk hastaları ziyaret etme fırsatı yakaladığımız projemizdi. Bu projede çocuklarla sohbet etme ve onlara uygun hastanede<br />

oynayabilecekleri oyuncaklar götürmüştük. İki kulüp beraber bu projeyi gerçekleştirdik. Sarıyer <strong>Rotaract</strong> ile oraya gittiğimizde her kulüpten 1 kişinin içeri girebiliyordu. Kendi<br />

kulübümü temsilen ben içeri girme fırsatı yakaladım. Benim için projenin en güzel hali o an başladı. Orada çocuklarla olmak beni çok mutlu etti.<br />

oEklemek istediklerin?<br />

Bu projelerde hissetlerimizin ve başarılarımızın bize ve topluma çok faydalı olduğuna inanıyorum. Bu nedenle daha çok insanın Rotary, <strong>Rotaract</strong> bilincine<br />

ulaşmasını ve daha çok bilinmesini istiyorum. Hala arkadaşlarımız bile tam anlamıyla burada ne yaptığımızı bilmiyor veya az biliyor. Özellikle ülkemizde daha<br />

bilinir olmasını istiyorum.


Eylül Kutlay<br />

Fındıklı <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

o Bize kendinden bahseder misin? İsmin ne, hangi kulüptensin?<br />

Adım Göktürk Tutar, Fatih <strong>Rotaract</strong> üyesiyim.<br />

o Nerede okudun, kampüs hayatın nasıldı?<br />

Haliç Üniversitesinde mimarlık okuyorum. Kampüsümüz Haliç’te denize sıfır fakat kampüs diye bir şey yok.<br />

o Neler yapmaktan hoşlanıyorsun?<br />

Futboldan ve yemek yapmaktan çok keyif alıyorum.<br />

o <strong>Rotaract</strong> ile nasıl tanıştın?<br />

<strong>Rotaract</strong>’ı ilk kez ekşi sözlükte okuduğum bir yazıda gördüm, daha sonra tanıdık bir arkadaşım aracılığıyla kulübümle tanıştım. Gönüllü olarak bir<br />

şeyler yapmayı istiyordum, çok güzel bir fırsat oldu.<br />

o En keyif aldığın projeler neler?<br />

İlk katıldığım etkinlik Kelebek Festivali’ydi, o yüzden benim için yeri aydı. Bu dönem beni en çok heyecanlandıran proje ise İzmir’de yaptığımız<br />

fidan challenge.<br />

o Peki seni en çok sinirlendiren olay ne?<br />

Mimar olduğum halde bazı konularda benden daha iyi bildiğini iddia edenler ☺ Benden daha doğrusunu biliyorsan sen yap diyorum ama çok nadir<br />

yaşanıyor böyle durumlar.


Kerem Özten<br />

Şişli <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

o<br />

Bize kendinden bahseder misin?<br />

Fatih Ünsal, Malatyalım ama doğma büyüme İstanbulluyum.<br />

o<br />

Nerede Okudun?<br />

Asıl okulum Kocaeli Üniversitesi Beden Eğitimi Öğretmenliği ama milli sporcu olduğum için kulübüm İstanbul’da ve çalışmalarımın bir kısmını İstanbul’da yaptığım için<br />

devlet bana kulübüme yakın bir okul seçmemi (Marmara Üniversitesi) ve eğitimimi derslerime ve sınavlarıma orada devam edebileceğimi söyledi. Tabi 4 yılın sonunda<br />

tekrar diplomamı kendi okulumdan (KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ) almam şartıyla ☺<br />

o<br />

Nerede Çalışıyorsun?<br />

Kürekciyim, Milli takımda görev yapıyorum, Fenerbahçe spor kulübünün sporcusuyum.<br />

o<br />

Kürekçi olduğundan bahsettin. Haftada kaç gün antrenman yapıyorsun?<br />

Haftanın 7 günü antrenman yapıyorum, senenin 10 ayı yurt dışı ya da sehir dışı kamplara gidiyorum, sürekli antrenman yaptığımız için bir de yaptığım spor kürek sporu<br />

olduğundan hava koşullarına göre yer değiştiriyoruz, yazın havanın biraz daha rahat ve serin olduğu, kışın da daha sıcak olduğu ülkelere veya şehirlere gidiyoruz.<br />

o<br />

Günlük antrenman saatlerin akşam mı oluyor sabah mı?<br />

Düzenli olarak bir programımız var sabah 7’de kahvaltı 8’de antrenman oluyor. Bu antrenman 12’ye kadar sürebiliyor. Öğle yemeğinden sonra saat 4’e kadar dinlenme<br />

süreci var. 4.30’da tekrar bir antrenman bu da saat 7’ye kadar sürüyor. Aksam yemeği derken günü bitiriyoruz.<br />

o<br />

Üniversitede kampüs hayatı nasıl?<br />

Spor hayatım cok yoğun olduğundan senenin neredeyse 10 ayını yurtdışı ve yurt içi kamplarda geirdiğim için okula çok fazla zaman ayıramıyorum, sadece sınavlara<br />

gidiyorum. O yüzden çok bir okul hayatım olduğu söylenemez,


Kerem Özten<br />

Şişli <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

o Hobilerin neler? Neler yapmaktan hoşlanıyorsun?<br />

Dediğim gibi çok yoğun bir spor hayatım olduğundan çok fazla bir hobim olduğu söylenemez, spor dışında geri kalan vakitlerimi de <strong>Rotaract</strong>’a<br />

ayırdım.<br />

o <strong>Rotaract</strong> ile nasıl tanıştın? Kulübünden bahseder misin?<br />

<strong>Rotaract</strong> ile eski kız arkadaşım sayesinde tanıştım, Bostancı <strong>Rotaract</strong> Kulübü’ndeyim yaklaşık 3 senedir. Bu sene Halkla İlişkiler Komite<br />

Başkanıyım.<br />

o En keyif aldığın projeler neler? Seni <strong>Rotaract</strong>’ta tutan şey ne ?<br />

Beni <strong>Rotaract</strong>’ta tutan en büyük şey çocuklarla ilgili yaptığımız projeler. Gerçekten onlar benim için çok önemli, bir çocuğa kitap okumak, kırtasiye<br />

malzemesi vermek, onarla vakit geçirmek beni <strong>Rotaract</strong>’a bağlayan şeydir.<br />

o Eklemek istediğin?<br />

<strong>Rotaract</strong>’la ilgili eklemek istediğim; çocuklarla ilgili olarak daha cok proje yapılırsa, kendi açımdan söylüyorum, daha mutlu olurum. <strong>Rotaract</strong> iş,<br />

çevre, etkinlik, proje anlamında çok iyi ama benim için çocuklarla ilgili yaptığımız çalışmalar daha önemli.


Deniz Gürsey<br />

Maslak <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

o<br />

Bize kendinden biraz bahseder misin? İsim soy isim, nerelisin, nerede okudun, nerede çalışıyorsun, son olarak üniversite de kampüs hayatın nasıldı?<br />

Adım Zeynep Belin Gürsoy, aslında Yalova’da doğdum fakat çocukluğumdan beri İstanbul’da yaşadım. Çanakkale 18 Mart Üniversite’nin de okumayı bırakıp İstanbul’a<br />

geldim ve şu an Bilgi Üniversitesi’nde okumaktayım. Halkla İlişkiler son sınıftayım ve aynı zamanda yan dal İşletme okuyorum. Staj da yapıyorum bir iletişim ajansında bir<br />

yandan, yaklaşık 5 ay oldu. İstanbul’da okunabilecek en iyi üniversiteden birinde okuyoruz, Santral’in kampüs hayatını seviyorum çok keyifli. Yaz kış fark hiç etmiyor.<br />

o<br />

Staj nasıl geçiyor senin için?<br />

Açıkçası, meslekten mesleğe değişiyor. Ben ajans stajı yaptığım için dinamik bir iş ortamı mevcut, kendim gibi enerjik insanlarla çalışıyorum fakat daha resmi yerlerde<br />

çalışan insanlar için aynı şeyleri söyleyemeyebilirim, giydiğin kıyafetten tut çalıştığın insana kadar her şey çok önemli oralarda tabi…<br />

o<br />

Hobilerin neler?<br />

En büyük tutkum başta dans! Dans etmeyi çok seviyorum; 1 yıldır da son yıllarda popüler olan Dans Fabrika gibi yerlerde dans ediyorum. Dans etmeyi bırakmayacağım<br />

çünkü insanın kesinlikle içten gelen tutkularının arkasından gitmesini, hayattan keyif alması ile çok büyük bir alakası olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda, son dönemde<br />

biraz sanata yöneldim, İKSV’nin etkinliklerini takip ediyorum; sevdiğim tarz olan caz müziği dinlemek ve festivalleri takip etmek beni çok tatmin ediyor.<br />

o<br />

<strong>Rotaract</strong> ile nasıl tanıştın? Kulübünden biraz bahseder misin?<br />

<strong>Rotaract</strong> ile bir arkadaşım vasıtası ile tanıştım; arkadaşım Ankara’da Çankaya <strong>Rotaract</strong>’a üyeydi ve onların Asamble’sine katıldım. Oradaki üyelerin ne kadar sıcak, samimi<br />

ve dostane duyguları olduğunu gördüm. Kısacası insanların tek bir amaç uğruna bir arada bulunup bu şekilde dostluklarını da pekiştirmeleriyle projelerinin güzel bir şekilde<br />

ilerlediğini gördüm. Beni de İstanbul’da Şişli <strong>Rotaract</strong>’a yönlendirdiler. Açıkçası bu kulüpte olduğum için çok mutluyum, burada çok güzel bir aile ortamı var, her zaman her<br />

projeye seve seve gidiyorum.<br />

oEn keyif aldığın projeler nelerdir?<br />

Darülaceze etkinliği yaptık, oradaki insanlarla bir araya gelmek çok önemliydi. Bu şekilde farkındalık kazandığımı düşünüyorum. Aslında her<br />

türde projeler bir farkındalık katıyor insana; yapılan her proje hayvanların için olsun, çocuklar için olsun, benim için çok ilgi çekici olduğunu<br />

söyleyebilirim. Şu an yaptığımız Gambiya Projesi dönemimizin en önemli projesi olarak benimsedik. Gambiya’da en önemli ihtiyaçlardan biri de<br />

su, dolayısıyla bu konuda bizim de bir yardımımız olsun istedik ve orada bir su kuyusu açtırmaya karar verdik. Bunu sağlamak için bu projeye<br />

özel, özel şaraplar ürettik ve satıyoruz. Sağlanan gelirle su kuyusu açtırmak istiyoruz. Ayrıca yardım linki üstünden de bağış toplayacağız.


Begüm Budur Demir<br />

Etiler <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

o Bize kendinden bahseder misin ?<br />

Ben Erem Akyurt. İstanbul’da doğdum, aslen Trabzon’luyum. 21 yaşındayım. Milli Tenisçiyim. Marmara Üniversitesinde Beden Eğitimi<br />

Öğretmenliği ve Spor Yöneticiliği okuyorum. Şu anda okul takımında tenis oynuyorum, aynı zamanda da pilates antrenörlüğü yapıyorum.<br />

o Hobilerin neler , neler yapmaktan hoşlanırsın ?<br />

Ailemle yurt içi ve yurt dışı seyahatleri yapmaktan hoşlanıyorum.<br />

o <strong>Rotaract</strong> ile nasıl tanıştın ? Bize kulübünden bahseder misin ?<br />

Annem Fenerbahçe Rotary dönem saymanı, onun sayesinde Fenerbahçe <strong>Rotaract</strong> ile tanıştım. Şu anda kulübümde Halkla İlişkiler Komitesi<br />

Başkanı olarak görev alıyorum.<br />

o En keyif aldığın proje neydi ?<br />

Kaynaşma Günü çok keyifliydi. Müzik ve ortam çok güzeldi. Yeni insanlarla tanıştım, aynı zamanda kulübümdeki arkadaşlarımla daha da samimi<br />

olma fırsatı yakaladım. Keşke <strong>Rotaract</strong> ile daha önce tanışsaydım..


İdil Saraçoğlu<br />

Fatih <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

o<br />

Bize kendinden biraz bahseder misin?<br />

Merhaba, ben Göze Yaren Şahbaz. Bu sene üniversite sınavına girdim ve Türk Alman Üniversitesi İktisat bölümünde okumaya başladım. Şu anda hazırlıktayım.<br />

Üniversiteye yeni başladım. Farklı kulüpler ve organizasyonları keşfediyorum. Okulumda da gönüllülük kulübüne katılmayı düşünüyorum. Okul ve <strong>Rotaract</strong> hayatımda<br />

fazlasıyla sorumluluk yaratıyor. İkisinin farkındalığıyla bilinçli bir genç olarak ilerlemek beni çok mutlu ediyor. <strong>Rotaract</strong>’ın daha eski ve köklü olması sebebiyle daha çok şey<br />

öğrenebileceğimi düşünüyorum. Burada her etkinlik size farklı bir şey öğretebiliyor. İnsanlara faydanız olurken size de çok farklı şeyler katabiliyor.<br />

o<br />

Hobilerin neler?<br />

14 yaşından beri Yoga yapıyorum. Bana huzur veriyor ve çok iyi geliyor. Onun dışında gönüllülük faaliyetlerine katılmayı seviyorum. En büyük hobim ise Manga<br />

koleksiyonerliği.<br />

o Manga sence yeteri kadar biliniyor mu ?<br />

Yeteri kadar bilinmiyor. Ama bence bu bir sorun değil, çok bilinmiyor olması benim için daha özel. Bilinmiyor olması benim için daha mangayı daha cazip yapıyor.<br />

o<br />

<strong>Rotaract</strong> ile nasıl tanıştın?<br />

• Geçen Kasım’dan beri <strong>Rotaract</strong>’a geliyorum. Öncesinde de biliyordum. 15 yaşından beri yurt dışı gönüllülük faaliyetleri yapıyorum. Annem hastanede bunu anlatırken<br />

geçen dönem Bölge <strong>Rotaract</strong> Temsilcimiz Sezgi Yıldırım Erciyestepe anneme <strong>Rotaract</strong>’ı anlatıyor. Beni 2017 Eylül ayında Fatih <strong>Rotaract</strong>’ın Fatih Akademi etkinliğine<br />

davet ediyor. Katıldığım ilk etkinlik o oldu. O gün eğitime katılarak <strong>Rotaract</strong> nedir? Proje nasıl yapılır? gibi eğitimleri deneyimleme fırsatım oldu. Aynı zamanda<br />

oryantasyon oyunları oynayarak insanlarla kaynaştım. <strong>Rotaract</strong> ile ilgili birçok şeyi öğrendim. Şanslıydım böyle bir toplantıya katıldığım için ama o sene 17 yaşında<br />

olmam ve üniversite sınavına hazırlanmam önümde engeldi ve aktif olamadım. Bildiğim tek şey bir gün bir şekilde bu aileye katılacağımdı. Geçen sene bir boşluk<br />

senesi yarattım. Hem üniversiteye tekrar hazırlanmak hem de kendimi bulmak ve yaratmak için uğraştığım bir seneydi. Derslerime çalışırken <strong>Rotaract</strong>’a katılmayı<br />

geciktirmek istemedim. CV’mi hazırladım ve bölgeye mail attım. Bu şekilde kendimi Yeşilköy <strong>Rotaract</strong> ailesinin içerisinde buldum. Aday üye olarak Yeşilköy’de devam<br />

ediyorum. Üye olmayı heyecanla bekliyorum.<br />

oEn keyif aldığın projeler nelerdir?<br />

Geleceğin liderleri zirvesi bana çok şey kattı ve çok güzel insanlar tanıdım. Toplum içerisinde nasıl konuşmam gerektiğini ve nasıl sorular<br />

sormam gerektiğini öğrendim. İş dünyasıyla alakalı aklımda fikirler oluştu. Gelecekte ne yapmak istediğimi anlamamı sağladı. Burada kurumsal<br />

hayatı bol bol dinleme fırsatım oldu. O gün kurumsal hayatın bana uygun olmadığını keşfettim. Orada öğrendiklerim sayesinde farklı konular<br />

hakkında bilgi sahibi oldum. Finans, otomotiv, eczacılık FMCG gibi birçok sektör hakkında fikir edinmeme yardımcı oldu.


Haktan Erşen<br />

Gölcük <strong>Rotaract</strong> Kulübü<br />

o Bize kendinden bahseder misin ?<br />

Adım Asu soyadım Bülbül , İstanbulluyum. İstanbul Üniversitesi Sahne Sanatları öğrencisiyim. Yan dal olarak iç mimarlık okuyorum. Okul hayatım<br />

gayet hareketli.<br />

o<br />

İş hayatı nasıl?<br />

Yüksek Tempolu ☺<br />

o Hobilerin neler , neler yapmaktan hoşlanırsın ?<br />

Bale, Kitap okumak ve Tenis oynamak hobilerim arasında.<br />

o <strong>Rotaract</strong> ile nasıl tanıştın ? Bize kulübünden bahseder misin ?<br />

Geçen sene Kaynaşma Günü vasıtasıyla tanıştım, bu yıl Ortaköy <strong>Rotaract</strong> Halkla İlişkiler Komitesi başkanlığı yapıyorum.<br />

o En keyif aldığın proje neydi ?<br />

‘Bir Sana Bir Bana’ Projesi

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!