22.12.2013 Views

Hillsider 69 dergi F1 - Hillside Beach Club

Hillsider 69 dergi F1 - Hillside Beach Club

Hillsider 69 dergi F1 - Hillside Beach Club

SHOW MORE
SHOW LESS

You also want an ePaper? Increase the reach of your titles

YUMPU automatically turns print PDFs into web optimized ePapers that Google loves.

Fotoğraflar<br />

<strong>69</strong>. say›ya katk›da bulunanlar<br />

17/20<br />

le tour du monde<br />

Dünyadan en son haberler,<br />

tasar›mdaki en son yenilikler.<br />

22/26<br />

istanbul’da film olsam...<br />

Ben “Hayat Var” olurdum.<br />

28/32<br />

PiPa’nın usta elleri<br />

Yeni jenerasyon ‹talyan,<br />

PiPa şefleri.<br />

34/36<br />

disco forever<br />

Disco kültürünün hikayesi.<br />

38/42<br />

2013’ün tatil gözdeleri<br />

En trend seyahat duraklar›.<br />

44/48<br />

hillsider likes<br />

En favori yılbaş› hediyeleri.<br />

50/52<br />

harley davidson<br />

110 y›ll›k bir motosiklet<br />

efsanesi.<br />

54/78<br />

look<br />

56/60<br />

y›llar geçer, şark›lar kal›r!<br />

2012’nin en iyi<br />

albümleri.<br />

62/65<br />

2013 moda trendleri<br />

‹lkbahar - Yaz ’13 koleksiyonu<br />

şimdiden belli.<br />

66/70<br />

likya yolu<br />

Bir “<strong><strong>Hillside</strong>r</strong> Challenge”<br />

hikayesi.<br />

72/74<br />

moleskine<br />

Modern gezginlerin<br />

klasik yoldaş›.<br />

®<br />

76<br />

good for men<br />

Bir erkeğin bilmesi<br />

gerekenler.<br />

80/83<br />

yeni y›l lezzetleri<br />

Hindi’ye alternatif<br />

bu y›l Ördek.<br />

84/86<br />

art blog<br />

30. Sao Paulo Bienali’ni<br />

sizin için gezdik.<br />

87<br />

re/mix<br />

Yılın son modası:<br />

kamuflaj.<br />

88/90<br />

open 24/7<br />

91<br />

en beğenilen ilanlar<br />

92<br />

teşekkürlerimizle<br />

2012 yılında<br />

hillsider magazine’i seçen<br />

tüm markalara.<br />

93/102<br />

summary<br />

Yay›mc›<br />

Attaş Alarko Turistik Tesisler A.Ş.<br />

Tel: 0212 362 30 00<br />

Nispetiye Cad. Ahular Sok. No: 6<br />

Etiler 34337 ‹stanbul / Türkiye<br />

Attaş Alarko Turistik Tesisler Ad›na Sahibi ‹shak Alaton<br />

Genel Yay›n Koordinatörü<br />

Edip ‹lkbahar<br />

Sorumlu Yaz› ‹şleri Müdürü ve<br />

Reklam Sorumlusu<br />

Yaz› ‹şleri<br />

Çeviri<br />

Tasar›m<br />

Bas›mc› ve Bas›ld›ğ› Yer<br />

Özlem Gökbel (ozlemgokbel@gmail.com)<br />

Çağan Şimşek<br />

Serkan Mekikoğlu<br />

‹pek Kigan<br />

Ayşem Özbaşaran<br />

Republica<br />

A4 Ofset Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. . Şti.<br />

Tel: 0212 281 6448<br />

Oto Sanayi Sitesi, Yeşilce Mah.<br />

Donanma Sk. No:16 Kağ›thane/‹stanbul<br />

Bas›ld›ğ› Tarih Aralık 2012<br />

Yay›n Türü<br />

Yerel Süreli Yay›n (Dergi)<br />

Berna Gençalp<br />

Çağla Cabaoğlu<br />

Elmira Gürses<br />

Evren Aş›k<br />

Galia Hasid<br />

Kenan Akoğlu<br />

Merve Erçuk<br />

Özlem Avc›oğlu<br />

Pelin Çakar<br />

Selin Sönmez<br />

Zeynep Tosun<br />

sadibey.com<br />

Serhat Kapki<br />

Uğur Bektaş<br />

Şenol Altun<br />

Yasin Baran<br />

Say› <strong>69</strong> (Aral›k 2012 - Ocak, Şubat 2013)<br />

Üç ayda bir yay›mlan›r.<br />

“<strong><strong>Hillside</strong>r</strong> Magazin’de yay›mlanan yaz› ve fotoğraflar›n tüm haklar›, <strong><strong>Hillside</strong>r</strong> logosu ve<br />

isim hakk› Attaş AlarkoTuristik Tesisler A.Ş.’ye aittir.<br />

Kaynak gösterilecek de olsa Attaş Alarko Turistik Tesisler A.Ş.’nin<br />

yaz›l› izni olmadan hiçbir şekilde yaz› ve fotoğraflardan al›nt› yap›lamaz.”<br />

<strong>Hillside</strong> Leisure<br />

Nispetiye Cad. Ahular Sok. No: 6<br />

Etiler 34337 ‹stanbul / Türkiye<br />

T.(90) 212 362 30 00<br />

F.(90) 212 362 30 04<br />

www.hillside.com.tr<br />

hillsider@hillside.com.tr


DÜNYADAN HABERLER<br />

LE TOUR DU MONDE<br />

“Pudsey<br />

Ayıcığ› Yard›ma<br />

Koşuyor!<br />

BBC’nin UK Bağ›ş Derneği bu y›l Children in Need<br />

(Muhtaç Çocuklar Derneği) için kendi maskotu<br />

olan Pudsey Ay›c›ğ›’n› tasarlamak üzere moda<br />

dünyas›n›n en ünlü 30 ismiyle anlaşt›.<br />

Hepsi ortalama 70 santim olan ay›c›klar<br />

15 Kas›m’da Christie’s’de sat›şa sunuldu.<br />

Bütün kazanc›n çocuk derneğine bağ›şland›ğ›<br />

organizasyon öncesi koleksiyon 24 Ekim-14Kas›m<br />

tarihleri aras›nda London & Manchester<br />

Selfridges’de sergilenmişti.<br />

Derneğin ikonik ay›c›ğ› süetten deriye, ipekten<br />

Swarovski kristallerine her çeşit malzeme ve kumaş<br />

kullan›larak ve her bir moda otoritesinin bireysel<br />

yaklaş›m›n› yans›tacak şekilde yeniden tasarland›.<br />

Belki de en ilginç olanlar›; Burberry’nin klasik trençkot<br />

ve şemsiyesiyle ‹ngiliz Centilmeni Pudsey’i, Gucci’nin<br />

Binici Pudsey’i, Prada’n›n en göze çarpan ürünlerinden<br />

olan bir çift brogues ile Liseli Pudsey ve Tom Ford’un<br />

beyaz tak›m elbise, papyon kravat, Aviator tarz› güneş<br />

gözlükleri ve fötr şapkas›yla Bay Çekici Pudsey’i.<br />

Bu büyük bağ›ş organizasyonu için kollar› s›vayan moda<br />

devlerinin aras›nda Louis Vuitton, Donatella Versace,<br />

Missoni, Gucci, Kate Spade NY ve Mulberry gibi isimler<br />

de var. Projede yer alan dünyaca ünlü tasar›mc›lardan<br />

Paul Smith ve Selfridges ayn› zamanda sadece 25 cm<br />

büyüklüğünde olan ve s›n›rl› say›da üretilen Tasar›mc›<br />

Pudsey’leri de yaratt›lar. Selfridges’in kreatif direktörü<br />

Alannah Weston “Tüm hay›r projeleri içerisinde bu kadar<br />

değerli olan bir tanesinde, böylesine büyük yeteneklerin<br />

bir araya geldiğini görmek muhteşem bir şey” dedi.


DÜNYADAN HABERLER<br />

“Louis Vuitton<br />

Şehir Rehberleri<br />

2013<br />

1998’den beri Louis Vuitton, uzaktan bile<br />

tan›yabileceğiniz çarp›c› bavullar yapmakla kalm›yor,<br />

ayn› zamanda gezmeye ve<br />

şehir hayat›na duyduğu aşk›, y›ll›k Louis Vuitton<br />

Şehir Rehberleri ile paylaş›yor.<br />

Şehri en iyi şekilde keşfetmenize yard›mc› olmak<br />

üzere özenle haz›rlanan rehber, her y›l olduğu gibi<br />

bu y›l da 15 Ekim tarihinde sat›şa sunuldu.<br />

Baz› ilginç yeni şehirlerin de dahil olmas›yla<br />

40 şehir ve toplam 10.000 adres içeren rehber,<br />

hem geleneksel, hem modern lüks mekanlar›n<br />

içinde olduğu bir kaynak niteliğinde.<br />

Louis Vuitton Şehir Rehberi dünyaca ünlü<br />

mekanlardan, gizlice keşfedilen ücra noktalara;<br />

gurme restoranlar, yerel caféler, sokak pazarlar›,<br />

lüks şarap mağazalar›, antikac›lar ve müzelerle,<br />

lüks oteller, moda butikleri ve sevimli misafir<br />

evlerine kadar akl›n›za gelebilecek her şeyi kaps›yor.<br />

Rehberlerin yay›nlanmas›yla simultane olarak Louis<br />

Vuitton, Şehir Rehberlerine özel bir seri benzersiz<br />

k›sa filmi de internette paylaş›yor. Her video<br />

tamamen orijinal bir tema üzerinden<br />

bir şehri keşfetmenizi sağl›yor.<br />

“Suntory’den<br />

Rolling Stones’a<br />

Özel Viski!<br />

Japon Suntory Liquors markas› dünyaca ünlü<br />

Rock’n Roll grubu Rolling Stones’un 50. y›ldönümüne<br />

özel, s›n›rl› say›da üretilen bir viski yaratt›. Sadece<br />

150 şişe olarak üretilen viski toplam alt› viskinin<br />

kar›şt›r›lmas›yla yarat›ld› ve Rolling Stones’un ikonik<br />

amblemi olan dudak ve dil tasar›m›yla yap›lm›ş<br />

şişelere kondu. Kar›ş›mda kullan›lan alt› viskinin<br />

her biri efsanevi rock grubu için önemi olan bir y›ldan<br />

seçiliyor. 1962 Yamazaki Viski grubun doğuşunu,<br />

1971 tarihli viski dudak ve dil logosunun ortaya ç›k›ş›n›,<br />

1972 Yamazaki Malt, “Exile on Main St.” albümünün<br />

ç›k›ş›n› temsil ederken diğer viskiler -Hakushu Malt<br />

ve Chita Grain- grubun ilk Japonya’ya gittiği tarih olan<br />

1990 tarihini temsil etmek için seçildiler. Bu s›n›rl›<br />

say›da üretilen şişeler ay›n sonunda şişesi 6,300 $<br />

olmak üzere sat›şa sunulacak.


“Gradiva’n›n<br />

Yeni Y›ld›z›:<br />

Zelda Zonk<br />

DÜNYADAN HABERLER<br />

Karaköy’de yeni aç›lan butik otel Gradiva Hotel’in<br />

en üst kat›ndaki 360° camla kapl› teras›ndan<br />

‹stanbul manzaras›na bakan Zelda Zonk’un ismi,<br />

Marilyn Monroe’nun oteller ve restoranlarda<br />

yer ay›rt›rken bas›ndan kaçmak için kulland›ğ›<br />

takma ad›ndan geliyor. Mekânda fotoğraf sanatç›s›<br />

ve yazar Levent Özçelik’in parmağ› var.<br />

Uluslararas› seçmelerden oluşan mutfağ›, bar›,<br />

muhteşem panoramik manzaras› ve DJ<br />

performanslar›yla sabah›n erken saatlerine kadar<br />

hizmet veren Zelda Zonk, şehrin yeni dedikodusu.<br />

K›sa zamanda modac›, tasar›mc› ve fotoğrafç›lar›n<br />

buluşma noktas› haline gelen restoran<br />

TV y›ld›zlar›n› da s›kl›kla görebileceğiniz bir mekân.<br />

“Supreme<br />

New York’tan<br />

Kaykay Sanatı<br />

1994’te kurulduğu tarihten beri New York<br />

kaykay kültürünün ayr›lmaz parçalar›ndan biri<br />

haline gelen Supreme New York, y›llard›r<br />

NY’un cesur kaykayc›lar›n›n vücutlar›n› sard›ğ›<br />

kadar ayaklar›n› da yerden kesiyor.<br />

Supreme NY ekibi profesyonel kaykay ustalar›,<br />

artistler ve markan›n kendi müşterilerinden<br />

oluşuyor. Supreme New York kaykayc›lar›,<br />

punk rock ve hip hop düşkünlerini, yerinde<br />

duramayan dinamik genç nüfusu ve asla<br />

yaşlanmayanlar› kendine çekiyor. Markan›n<br />

2012 Sonbahar / K›ş kaykay koleksiyonu s›ra d›ş›<br />

tasar›mlar, artistik renkler ve şaş›rt›c› imajlarla<br />

süslü. Her kaykay tahtas›n› bir tuvale çeviren<br />

Supreme NY artistleri şehir hayat›n›n dokusunu<br />

gerçeküstü bir tablo gibi tahtan›n üstüne işliyorlar.


DÜNYADAN HABERLER<br />

“Kate Moss’un<br />

Kitab› Kapaklar›yla<br />

Şimdiden<br />

Olay Oldu<br />

Geçen ay yay›lan haberlere göre, Kate Moss’un<br />

eski sevgililerinden Jefferson Hack ve tan›nm›ş<br />

casting direktörü Jess Hallett, guru Fabien Baron’la<br />

iş birliği yapt› ve Süper Modelin hayat›n› ve kariyer<br />

biyografisini anlatan, kahve masalar›n› süsleyecek<br />

bir kitap üretmek için kafa kafaya verdiler.<br />

Kitab›n kapağ› olarak sekiz tasar›mda karar kılan<br />

dahi üçlü, geçtiğimiz günlerde tasar›mlar› dünyayla<br />

paylaşt›lar. Corinne Day’in Kate Moss daha bir genç<br />

k›zken çektiği resimlerinden, Mert & Marcus ile<br />

Craig McDean taraf›ndan yeni çekilen resimlerine<br />

kadar kronolojik bir hikaye anlatan tüm resimler,<br />

adeta Kate Moss’un masum genç bir k›zdan<br />

erkeklerin rüyalar›n› süsleyen seksi bir kad›n<br />

figürüne dönüşmesinin portresini çiziyor.


‹stanbul’da<br />

22/23/24/26<br />

F‹LM OLSAM...<br />

... Ben “Hayat Var” olurdum.<br />

Ona sonra geleceğiz.<br />

Önce şehir, sinema, ‹stanbul,<br />

bizimkiler, Bond’lar ve<br />

diğerleri…<br />

Sanayi Devrimi; nüfusun şehirlere kaymas›,<br />

sineman›n doğuşu ve irili ufakl› salonlarda<br />

bir şehir eğlencesi olarak yay›lmas› ile ayn›<br />

zamanlara rastlar. Filmlerin şehri, şehirlileri ve<br />

şehre tutunmaya çal›şanlar› s›kl›kla konu etmesi,<br />

o nedenle doğal. Yine de kimi film yönetmenlerinin<br />

şehirlerle aras›nda daha özel bir bağ var.<br />

Bir Wim Wenders, bir Woody Allen, bir Martin<br />

Scorsese hangi filmi, kimin hikayesini çekerse<br />

çeksin baş rollerden biri mutlaka ‘o’ şehrin olur.<br />

Baz› şehirler de baz› özellikleri ile filmlerde<br />

seyirciye görünür. Paris illa aşk şehridir örneğin.<br />

Peki ya ‹stanbul?<br />

Yaz›: Berna Gençalp<br />

bernagencalp@gmail.com<br />

Fotoğraflar: sadibey.com


‹stanbul Bahane Sinema Şahane<br />

Baz› film için sinema bahane ‹stanbul şahane,<br />

baz› film için ise ‹stanbul bahane film şahane.<br />

Mümkünse ikisi de şahane olsun,<br />

ama her zaman olmuyor.<br />

‹stanbul’un sinema tarihinde varl›k göstermesi<br />

asl›nda çok eskiye dayan›yor. Sinema okulunda<br />

çekim tekniklerinden bahsedilirken pan hareketinin<br />

ilk defa ‹stanbul’da bir kay›kta yap›lan çekimde<br />

gerçekleştiğini söylemişlerdi bize. Eh, ‹stanbul’un<br />

herkese ikram edeceği bir ilham var, diyelim.<br />

O günden bugüne, ‹stanbul’un arz›-› endam ettiği film<br />

çok... Baz›s› onu teğet geçiyor, baz›s› ise şehri adeta<br />

içine çekiyor. Filmin turistik görüntülerle dolup<br />

taşmas›n› kastetmiyorum, kimi zaman tek bir an bile<br />

bir şehrin duygusunu vermeye yeter.<br />

Son derece ticari bir filmde de o ana rastlayabiliriz,<br />

küçük bütçeli bir filmde de. Örneğin, Nuri Bilge<br />

Ceylan’›n Uzak filmi, filmlerde kolay kolay denk<br />

gelmediğimiz, karlar alt›nda bir ‹stanbul’da geçer.<br />

Kar sessizliği ve görüntüler nefistir. 11’e 10 Kala<br />

filminde ise bir amca, evini ‹stanbul ve kendi kişisel<br />

tarihinin an›lar› ile t›ka basa doldurmuştur. ‹stanbul<br />

ile tan›şmas›na arac› olduğu kap›c›s› için ise ‹stanbul<br />

çözülmesi gereken büyük bir bilmece gibidir.<br />

Şehrin olanaklar›n› iyi belleyip ‘y›rtmas›’ gerekir.<br />

Arabesk müziğin yükselme döneminde ‹stanbul,<br />

taşradan gelen erkeklerin alt etmek istedikleri bir<br />

canavar, düşürmek istedikleri bir kaledir adeta.<br />

Takva’da ‹stanbul bir Müslüman şehridir.<br />

Pandora’n›n Kutusu’nda ‹stanbul terk edilmek<br />

istenen yerdir. ‹stanbul Kanatlar›m›n Alt›nda’daki<br />

‹stanbul art›k olmayan, neredeyse hiç var olmam›ş<br />

gibi gelen bir masal şehridir. Organize ‹şler’deki<br />

şehir ise suçlular› bile lokum gibi olan, çok fotojenik,<br />

devasa bir şehirdir. Anlatt›ğ› hikayenin naifliğine<br />

tezat oluşturan gösterişli ‹stanbul planlar› filmi<br />

istila etmiş durumdad›r. Tabutta Röveşata’da<br />

‹stanbul, Boğaz, Hisar filmin organik parçalar›d›r.<br />

Ferzan Özpetek’in Hamam’›nda ‹stanbul buğular<br />

içinde bir aşk şehridir. Şehrin ruhunu yakalayan<br />

filmlerden bir diğeri de bana göre Asl› Özge’nin<br />

Köprüdekiler filmi.<br />

Pek çok Yeşilçam filminde, bu kadar deforme<br />

olmadan önceki ‹stanbul’u görmek içimizi titretir.<br />

Lütfü Akad’›n kültleşmiş ‹stanbul filmi Vesikal›<br />

Yarim izleyene şehrin ruhunu üfler. Şoför Nebahat,<br />

Küçük Han›mefendi gibi Yeşilçam filmleri<br />

izleyende, başka duygular›n yan› s›ra ‹stanbul’da<br />

sal›nma isteği uyand›r›r. Anlat ‹stanbul ve<br />

Teyzem gibi filmlerde imzas› bulunan Ümit Ünal’a<br />

göre şehrin ruhunu en güzel yans›tan filmlerden biri<br />

de 1963 yap›m› L’immortelle.


Frans›z Yeni Dalga ak›m›n›n önemli isimlerinden<br />

Alain Robbe-Grillet taraf›ndan çekilmiş filmin<br />

oyuncu kadrosunda Sezer Sezin, Ulvi Uraz,<br />

Belk›s Mutlu yer al›yor. Lütfü Akad’›n ise<br />

yönetmen yard›mc›s› olarak filme emeği geçmiş.<br />

Ümit Ünal kendi biyografisinde bu filme duyduğu<br />

hayranl›ğ› şöyle dile getiriyor; “Türk<br />

yönetmenlerde ‹stanbul konusunda bir utangaçl›k,<br />

‘‹stanbul görüntülerini kullan›rsak turistik oluruz’<br />

gibi bir inan›ş vard›r. Halbuki Alain Robbe-Grillet,<br />

Ölümsüz’de ‹stanbul’u o kadar güzel kullan›r ki,<br />

olabilecek en ‘kartpostal’ görüntüler, Hisar’dan<br />

Yerebatan’a kadar en klişe mekanlar, inan›lmaz bir<br />

esrar›n içinde uyumla yerlerini al›r.”<br />

Bu sözlerdeki ‘uyumla yerlerini al›r’ k›sm›na ben de<br />

özel bir vurgu yapmak istiyorum.<br />

Zor iş çünkü bu.<br />

Hayat Var’a gelirsek...<br />

O zoru başarm›ş bir film.<br />

Yönetmen Reha Erdem, buluğ çağ›ndaki genç k›z<br />

‘Hayat’ karakterini buluğ çağ›n›n, yaşam›n ve<br />

‹stanbul’un bütün canavarl›ğ›na rağmen var ediyor,<br />

ya... Bay›l›yorum. Ana karakter, hikaye ve<br />

‹stanbul şehri film boyunca sarmaş dolaşt›r.<br />

Üstelik boğucu bir karabasana dönüşebilecekken<br />

nas›l olmuşsa püfür püfür bir film ç›km›şt›r ortaya.<br />

‹stanbul’da film olsam ben ‘Hayat Var’ olurdum.<br />

Bond’lar›n ve Bond Olmayanlar›n Durumu<br />

‹stanbul’un yabanc› filmlerde arz-› endam ettiğini<br />

görmek insanda değişik hisler uyand›r›yor.<br />

Belki böylece daha az yaln›z ve daha güzel<br />

hissediyoruz şehrimizi, ülkemizi... Hassasiyetlerimiz<br />

o kadar yüksek ki, hemen; ‘bizi nas›l göstermiş, yuh!’<br />

da diyebiliriz, yaşad›ğ›m›z günlük telaşlar içinde<br />

güzelliğinden zevk almay› unuttuğumuz şehrimizle<br />

gurur da duyabiliriz. Biraz daha serinkanl› olanlar<br />

kollar›n› kavuşturup filmi yapanlar›n ‘Bat›’ ve ‘Doğu’<br />

tariflerini pis pis süzebilir. Büyük Hollywood<br />

prodüksiyonlar›nda ‹stanbul’un görünmesi mi<br />

turistleri ‹stanbul’a çekiyor yoksa zaten ‹stanbul’un<br />

giderek daha popüler bir turist destinasyonu olmas›<br />

m› film yap›mc›lar›n› şehrimize sürüklüyor, bilinmez.<br />

Ama her iki durum da birbirini besliyor. 1964 yap›m›<br />

Topkap› filmi turistlerin dikkatini ‹stanbul’a çeken<br />

bir film olarak hat›rlan›r. Midnight Express’i ise<br />

kimse hat›rlamak istemez.<br />

Bond’lara gelince; Rusya’dan Sevgilerle, Dünya<br />

Yetmez ve Skyfall filmlerinde ‹stanbul var m›, var…<br />

Ama hiçbir Bond filmi hiçbir şehrin ruhunu<br />

yakalamakla filan fazla uğraşamaz. Bond filmleri<br />

şehirlerin klişelerini kullanmaktan hatta tekrar<br />

tekrar kullanmaktan kaç›nmazlar. Gelmiş geçmiş<br />

en ‘en’ Bond Sean Connery’i ‹stanbul’un turistik<br />

bölgelerinde gezinirken ya da kovalamaca<br />

oynarken izleyebilirsiniz.<br />

Sonraki Bond’lar da aşağ› yukar› ayn› çevrelerde<br />

ayn› faaliyetleri gösterirler. Takip ‹stanbul,<br />

Uluslararas› ve Köstebek’te de ‹stanbul’a yaklaş›m<br />

Bond’larla ayn› kategoride say›labilir.<br />

Bond filmlerinin dönüp dönüp kulland›ğ› çekim<br />

lokasyonlar› olan tarihi yar›madadaki mekanlar,<br />

Karaköy, Kapal›çarş›, M›s›r Çarş›s› bu filmlerde de<br />

yer al›r.<br />

1974 yap›m›, Agatha Christie uyarlamas› Doğu<br />

Ekspresi’nde Cinayet’te de ‹stanbul hikaye gereği<br />

varl›k gösterir. Şehir çoğu yabanc› filmde olduğu<br />

gibi Doğu’ya aç›lan, başka bir deyişle, bilinmeze,<br />

kaosa aç›lan kap›d›r. Ama neyse ki Poirot vard›r.<br />

Türkiye’de hat›r› say›l›r bir hayran kitlesi bulunan<br />

Jackie Chan de 2001 y›l›nda Alt›n Yumruk<br />

‹stanbul’da filmini ‹stanbul’da çeker. O da kötü<br />

adamlar› Kapal›çarş›’da dövmekten kendini alamaz.<br />

‹ranl› yönetmen Bahman Ghobadi’nin Monica<br />

Bellucci’li ve Y›lmaz Erdoğan’l› Gergedan<br />

Mevsimi’nde ise ‹stanbul ac› çekenlere kucak açan<br />

bir şehirdir. Cevap arayana cevab›n› verir.<br />

Ama huzur vermez.<br />

Fatih Ak›n’›n Duvara Karş› filmindeki ‹stanbul<br />

bölümü şiddet ve şefkat içerir. ‹stanbul’un arka<br />

sokaklar› geceleri yaln›z dolaşan kad›n için<br />

tekin değildir.


Canlanan ‹stanbul<br />

Bağ›ms›z canland›rma sinemas›nda da ‹stanbul’u<br />

konu eden k›sa filmlere rastlan›yor. ‹dil Ar’›n ödüllü<br />

filmi ‹stanbul, bir şehir güzellemesi. Nurbanu<br />

Asena’n›n mizah duygusu taş›yan ‹stanbul’da<br />

S›radan Bir Gün’ü bizi şehirde taksiyle dolaşt›r›rken<br />

Dilara Polat’›n ‹stanbul Mart›s› isimli ödüllü filminde<br />

bir mart›y› takip ediyoruz. Jordana Maurer’in filmi<br />

Geçiş, Boğaz’daki trafik s›k›ş›kl›ğ›n› anlat›yor.<br />

Melis Bilgin’in ödüllü filmi Tetrist ise tarihi<br />

yar›madan›n mimari özelliğini nas›l ad›m ad›m<br />

kaybettiğini maharetle anlat›yor.<br />

Ucu Olmayan Şehir ve ‹stanbul Hat›ras›<br />

Suç şehri, aşk şehri, h›rslar›n şehri, intikam şehri,<br />

Müslüman şehri, tarihi şehir, kozmopolit şehir...<br />

Eski Yeşilçam filmlerindeki ‹stanbul’a nas›l özlemle<br />

bak›l›yorsa, bugünkü ‹stanbul’da geçen filmlere de<br />

öyle bak›lacak bir süre sonra. Şehrimiz çok<br />

fotojenik evet, ama her şey o kadar h›zl› değişiyor<br />

ki; filmler ister istemez şehrin belli bir döneminin<br />

belgesi olarak da zamanla önem kazan›yor.<br />

Oysa başl› baş›na ‹stanbul’u konu eden müthiş<br />

belgeseller de var.<br />

Makyajs›z bir ‹stanbul için, Ekümenopolis – Ucu<br />

Olmayan Şehir izlenmeye değer. ‹mre Azem’in filmi<br />

şu soruyu soruyor;<br />

“‹stanbul’daki ekolojik eşikleri aşt›n›z. Nüfus<br />

eşiklerini aşt›n›z. Ekonomik eşikleri aşt›n›z.<br />

Peki nereye gidecek bunun sonu?”<br />

Gönlünüzü hoş tutmak için ise Fatih Ak›n’›n<br />

özellikle yabanc› sinemac›lar›n gözünü ve kulağ›n›<br />

biraz daha ‹stanbul’a çevirmelerini sağlayan 2005<br />

yap›m›, güzeller güzeli filmi ‹stanbul Hat›ras›…<br />

‹yi seyirler...<br />

Merakl›s›na Notlar<br />

‹zlemek için<br />

http://www.berlinaletalentcampus.de/campus/<br />

program/telelecture/560<br />

Okumak için<br />

-Vesikal› Şehir, Feride Çiçekoğlu, Metis Yay›nlar›<br />

-Iş›k Gölge Oyunlar›, Ümit Ünal, Haz›rlayan<br />

Gül Yaşartürk, Yap› Kredi Yay›nlar›<br />

Çizgi Roman Severler için<br />

-Çiztanbul, Studio Rodeo<br />

Film Listesi<br />

Rusya’dan Sevgilerle, Dünya Yetmez, Skyfall,<br />

Gergedan Mevsimi, Köstebek, Uluslararas›,<br />

Takip ‹stanbul, Ekümenopolis, ‹stanbul Hat›ras›,<br />

Duvara Karş›, Hamam, Alt›n Yumruk ‹stanbul'da<br />

Geceyar›s› Ekspresi, Murder on the Orient Express,<br />

L’immortelle, Topkap›, Uzak, Anlat ‹stanbul,<br />

‹stanbul Kanatlar›m›n Alt›nda, Organize ‹şler,<br />

11'e 10 Kala, Köprüdekiler, Pandora’n›n Kutusu,<br />

Hayat Var, ‹stanbul, Tetrist, ‹stanbul Mart›s›, Geçiş,<br />

‹stanbul’da S›radan Bir Gün.<br />

* Sadi Çilingir'e katk›lar›ndan dolay›<br />

çok teşekkürler.


P‹PA’NIN<br />

USTA ELLER‹<br />

28/29/30/31/32<br />

Gerçek Napolitan...<br />

Yeni jenerasyon ‹talyan...<br />

Bu konseptleri ‹stanbullular’a tan›tan ve<br />

yaşatan PiPa... K›sa sürede ‹talyan mutfağ›<br />

denince ilk akla gelen isimlerden biri haline gelen<br />

PiPa’n›n s›rr› italyan lezzetlerini gerçek haliyle<br />

‹stanbul’a taş›mas›. Nas›l m›? Türkiye’de ilk kez<br />

Napolili ustalar taraf›ndan inşa edilen el yap›m›<br />

Napolitan odun pizza f›r›n› ile... ‹talya’ dan<br />

getirilen organik ürünlerle... Zeytinyağ› ile,<br />

buffalo mozzarella (hakiki manda sütü ile<br />

üretilmiş peynir) ile... Hepsi gerçek ‹talyan...<br />

Nişantaş›’ndan sonra şimdi Ataşehir <strong>Hillside</strong><br />

-Trio’da aç›lan ve k›sa sürede Anadolu Yakas›’n›n<br />

buluşma noktas› haline gelen PiPa’n›n menüsünü<br />

Napoli doğumlu, ödüllü şef Enzo Carbone ve<br />

PiPa’n›n Executive Şefi Marco Russo haz›rl›yor.<br />

PiPa’n›n “Gerçek Napolitan”lar› Enzo ve Marco’yu<br />

yak›ndan tan›mak istedik.<br />

Dünyan›n birçok farkl› şehrinde farkl›<br />

restoranlar›n menülerini haz›rl›yor ve şefliğini<br />

yap›yorsunuz. ‹stanbul’a yolunuz nas›l düştü?<br />

Enzo Carbone: Uzakdoğu’da yaşad›ğ›m zamanlarda<br />

bir otelin yöneticiliğini yapan Alp Talat Özkan ile<br />

tan›ş›p arkadaş olduk. Bana PiPa’n›n konseptinden<br />

biraz bahsetti ve bu oluşumun içinde olmak isteyip<br />

istemeyeceğimi sordu. Bu sayede ‹stanbul’a<br />

geldim ve PiPa’n›n menüsünü Marco Russo ile<br />

beraber oluşturduk.<br />

PiPa Nişantaş› ve PiPa Trio, ‹stanbullular’›n<br />

favori mekanlar› aras›nda k›sa sürede yerini ald›.<br />

PiPa’n›n menüsünü beraber yaratt›n›z.<br />

Menüyü haz›rlarken size neler ilham verdi?<br />

Yaratt›ğ›n›z bu menüyü nas›l tan›mlars›n›z?<br />

Marco Russo: Öncelikle müşteri olarak gerçek<br />

bir ‹talyan yemeği yemek için ‹talyan restoran›na<br />

gidiyorsam klasik bir yemek yerine değişik tatlar<br />

denemek isterim. Bir şef olarak menü çal›şmas›na<br />

giriyorsam öncelikle bu noktalardan ilham al›yorum.<br />

PiPa’n›n başrol oyuncusu el yap›m› pizza f›r›n›.<br />

Napolitan f›r›n yap›mc›s› Michele Strazzullo<br />

taraf›ndan tasarlanm›ş ve inşa edilmiş. Bu<br />

f›r›n›n özelliklerini bize anlat›r m›s›n›z?<br />

Enzo Carbone: ‹yi bir Napoli pizzas› ancak<br />

Napoli usulü yap›lan f›r›nda piştiği takdirde<br />

mükemmel olabilir. 2 ton ağ›rl›ğ›nda f›r›n<br />

malzemesi Napoli’den Türkiye’ye geldi. Napoli<br />

pizzas›n›n gerçek Napoli f›r›n›nda yap›lmas›n›n<br />

mümkün olabilmesi için gerçek Napoli f›r›n ustas›<br />

taraf›ndan inşa edilmesi felsefesinden yola ç›kt›k.<br />

4 nesildir babadan oğula geçerek sanat›n› icra<br />

eden ve birçok ünlü ‹talyan restoran›n›n f›r›n›n›<br />

inşa eden ünlü usta Michele Strazzullo, PiPa f›r›n›n›<br />

kendi elleriyle yaparak Türkiye’nin ilk ve tek Napoli<br />

f›r›n›n› PiPa için inşa etti. Pizza f›r›n› ortalama 450°<br />

C ve üzerinde bir s›cakl›ğa sahip. Bir pizzan›n<br />

ortalama 57 saniyede pişmesini sağlayan da budur.<br />

‹talyan mutfağ› Dünyada en yayg›n ve sevilen<br />

mutfaklar›n baş›nda geliyor. Sizce bunun sebebi<br />

nedir?<br />

Marco Russo: ‹talyan mutfağ› bölgesel olarak<br />

tan›nm›ş; kuzeyden güneye değişen ve ürünler<br />

bak›m›ndan çeşitlilik gösteren bir mutfakt›r.<br />

Bizim için şeflerden önce her zaman üreticiler ön<br />

plandad›r; yani çiftçiler ve kasaplar. ‹talyan<br />

mutfağ›n›n kalitesi, pişirme tekniklerinden<br />

önce en taze, en iyi ve yöresel lezzetlerin seçilip<br />

kullan›lmas›ndan geçer.<br />

Yüzy›llardan beri ‹talyan şefler ve üreticiler,<br />

geleneksel ‹talyan lezzetlerine bağl› kalm›ş, bunun<br />

sonucu olarak da yöresel ürünlerimiz ve lezzetlerimiz<br />

bütün dünya çap›nda tan›nm›ş. Mozzarella peyniri,<br />

Porcini mantar›<br />

ve San Marzano domatesleri gibi...<br />

Çok değerli bir şefin dediği gibi;<br />

en iyi ürün + mükemmel pişirme tekniği = harika<br />

lezzet.<br />

Röportaj: Merve Erçuk<br />

Fotoğraflar : Uğur Bektaş


Akdeniz ülkesi olmalar›ndan dolay› Türk ve<br />

‹talyan mutfaklar› aras›nda birçok benzerlik<br />

var. Bunun yan›nda farkl›l›klar da var. Bu iki<br />

mutfağ› ay›ran en önemli özellik size göre<br />

nedir?<br />

Marco Russo: Bence neredeyse ayn› ürünleri<br />

tüketiyoruz. Farkl›l›ğ› yaratan sadece pişirme<br />

şeklimiz. Ayr›ca mutfağ›m›z›n ünlü olmas›n›n<br />

başka bir sebebi de kültürel değişikliklerimizin<br />

neden olduğu, yöresel Türk mutfağ›nda<br />

bulunmayan şarküteri ürünlerimiz.<br />

Türkiye’de s›k s›k vakit geçiriyorsunuz.<br />

Mutlaka Türk mutfağ›n› da denemiş ve<br />

değerlendirmişsinizdir. Türkiye’de<br />

bulunduğunuz sürede Türk mutfağ› sizde ne<br />

gibi etkiler b›rakt›? Türk halk›n›n damak zevki<br />

hakk›nda ne düşünüyorsunuz?<br />

Marco Russo: Mezelerinizi çok seviyorum.<br />

Bence bu şekilde yemek yemenin filozofisi<br />

beraber olmak ve bir şeyler paylaşmak. Büyük<br />

sofralar› haz›rlarken yap›lan mükemmel<br />

yemekleri, al›ş›k olmad›ğ›m›z at›şt›rmal›klar›<br />

büyük bir tutku ile haz›rlaman›z ve ayn› şekilde<br />

içindekileri ayn› tutku ile anlatman›z beni çok<br />

etkiliyor.


Siz dünyadaki en zengin mutfağ›n hangisi<br />

olduğunu düşünüyorsunuz?<br />

Marco Russo: Yöresel lezzetlerini ve<br />

malzemelerini en farkl› şekillerde değerlendiren<br />

ve ön plana ç›karan mutfaklar.<br />

Enzo, Senin Napoli’de doğduğunu ve aile<br />

restoran› sayesinde mutfak ve<br />

yemek pişirme ile iç içe geçmiş bir çocukluğun<br />

olduğunu biliyoruz. Çocukluğunuzu ve<br />

bu sürecin sizi şef olmaya nas›l<br />

götürdüğünü anlat›r m›s›n›z?<br />

Enzo Carbone: Çocukluğumdan beri her zaman<br />

mutfağa merakl› olmuşumdur. Annem ve ablam<br />

Giovanna’n›n yapt›ğ› yemeklere beni her zaman<br />

dahil etmesi nedeniyle böyle oldum san›r›m.<br />

Şef olma sebeplerimden bir tanesi insanlara<br />

bir gülüş verebilmem. Haz›rlad›ğ›m bir yemeğin<br />

bir insan› mutlu edebildiğini görmek benim şef<br />

olma nedenlerimin en baş›nda geliyor.<br />

Çocukluktan sonra bugüne kadar mutfak<br />

hep hayat›n›zda olmuş. Bugüne kadar geçen<br />

mutfak maceran›z› anlat›r m›s›n›z?<br />

Eğitimleriniz ve başar›lar›n›z...<br />

Enzo Carbone: Gençliğimden beri en büyük<br />

şans›m, hem ‹talya’da hem yurt d›ş›nda birçok iyi<br />

şef ile çal›şma imkan›m›n olmas›. Her zaman çok<br />

çal›şt›m, çabalad›m. Çünkü başar›l› olmak için<br />

istek ve süreklilik gerekir. ‹talya’da ve ‹talya<br />

d›ş›nda yaşad›ğ›m bütün deneyimler kendi<br />

mutfağ›m ve vizyonum için bir macera oldu.<br />

Kalite, süreklilik ve tak›m çal›şmas›.<br />

Yeni tarifler oluştururken nelerden<br />

etkilenirsiniz? Nelerden ilham al›rs›n›z?<br />

Marco Russo: Bir şef için en çok ilham verici şey<br />

mevsimlik ve taze ürünlerdir. Bal›k veya<br />

et almak için markete gittiğinizde, taze ve<br />

mevsimlik ürünleri bulduğunuzda,<br />

bunu sağlayan tedarikçilerin önemini ve<br />

bir şefin taze ve sağl›kl› ürünlere ne kadar<br />

dikkat ettiğini anl›yorsunuz.<br />

Mutfakta olmazsa olmaz dediğiniz birşey var m›?<br />

Neler olmazsa yemek yapmak zorlaş›r sizin için?<br />

Marco Russo: Bence tutku, birazc›k fantezi ve<br />

iyi bir zeytinyağ› ile harika yemekler haz›rlanabilir.<br />

Tabii ki ekipman da çok önemli fakat iyi bir şef<br />

başar›s›n› tak›m› ile paylaşmal›d›r. Bu konuda<br />

çok şansl› olduğumu düşünüyorum.<br />

Bir şef olarak en çok kime yemek yapmak<br />

isterdiniz?<br />

Marco Russo: En çok, deneyip ortaya<br />

ç›kartt›ğ›m farkl› lezzetleri, farkl› sunumlar›<br />

ay›rt etmeden, her şeyin tad›na bakan bir kişiye<br />

yemek yapmak isterdim.<br />

Biraz da mutfak d›ş›nda sizi tan›yal›m. Yemekten<br />

başka hangi tutkular›n›z var? Hobileriniz neler?<br />

Enzo Carbone: Birçok hobim var fakat iş<br />

yoğunluğundan dolay› çok fazla vakit<br />

ay›ram›yorum. Golf oynamak, spor yapmak, bal›k<br />

tutmak, kitap okumak, yeni kültürleri araşt›rmak ve<br />

gezmek en çok sevdiğim şeyler.<br />

Marco Russo: Benim en büyük tutkular›mdan biri de<br />

müzik. Özellikle reggae ve soul tarzlar›nda hem<br />

çalmay›, hem de dinlemeyi çok seviyorum ama<br />

maalesef iyi bir şark›c› değilim.<br />

Peki şef olmasayd›n›z ne olurdunuz?<br />

Enzo Carbone: Bu iyi bir soru. Ben de kendime<br />

birçok kez sordum. Bilemiyorum fakat kesinlikle<br />

herkese bir gülümseme sebebi yaratacak bir iş<br />

yapard›m.<br />

Marco Russo: Babam, henüz 11 yaş›ndayken benim<br />

bir şef olmam için beni yönlendirmeye başlam›şt›.<br />

Ancak benim her zaman resim yapma tutkum da<br />

vard›. Resim yaparak dünyay› gezmeyi hayal<br />

ederdim. Şansl›y›m ki şef olarak da çok s›k seyahat<br />

edip dünyay› gezme şans›m oldu.<br />

Hayat “motto”nuz nedir? Birkaç cümleyle ifade<br />

eder misiniz?<br />

Marco Russo: Yemek yemek için yaşam›yoruz fakat<br />

yaşamak için yemek yiyoruz. O yüzden hiçbir şeyi<br />

ziyan etmeyin.


DISCO<br />

FOREVER<br />

34/35/36<br />

Disco kültürü 1970’lerden<br />

itibaren sürekli reenkarne olup<br />

güçlenerek bugüne dek<br />

canl›l›ğ›n› korudu. 1977’de<br />

New York’ta aç›lan Stüdyo 54,<br />

disco kültüründe nas›l gerçek bir<br />

efsaneyse, Ceylan Çapl›’n›n<br />

90’larda ‹stanbul’da açt›ğ›<br />

kulüpler de önemli birer<br />

fenomendir.<br />

1970’ler tüm dünya için sert, tuhaf ve kara y›llar...<br />

Amerika Watergate Skandal›, Vietnam’›n kötü<br />

an›lar› ve ekonomik s›k›nt›larla huzursuz.<br />

Avrupa’n›n doğusunda Sovyet tanklar› cirit at›yor.<br />

Ortadoğu yine kar›ş›k ve dünyada petrol krizi<br />

had safhada. Türkiye ideolojik çat›şmalar,<br />

K›br›s harekat› ve darbe teşebbüsleriyle meşgul.<br />

Edebiyat›m›z Oğuz Atay'›n 'Tutunamayanlar'›n›n,<br />

sinemam›z Y›lmaz Güney’in etkisi alt›nda.<br />

Tek kanall› siyah-beyaz televizyonlar›m›zla<br />

uyuşmaya haz›rlan›yoruz. Tüm dünyada 68 kuşağ›<br />

yorgun. Hippiler bir ütopya kültürüyle h›zla<br />

kendilerini çoğalt›yor; giysilerimizi, müziğimizi,<br />

alg›lar›m›z› değiştiriyor.<br />

Ve sadece üç-beş y›l sonra 1977’de Elvis<br />

Presley’in de banyoda ölü bulunmas› ve üstüne<br />

Lynyrd Skynyrd’in üç üyesinin birden bir uçak<br />

kazas›nda hayatlar›n› kaybetmeleriyle bir devir<br />

bütünüyle kapan›yor. Disco kültürü böyle bir<br />

y›k›m›n ve umutsuzluğun ortas›nda ve “haz”<br />

üzerine inşa oluyor. Bu kültürün efsanevi<br />

ibadethanesi Studio54, böyle bir ruhsal iklimde<br />

kap›lar›n› aral›yor.<br />

Arka plandaki bütün bu “üzücü” fona rağmen<br />

disco, gerçekte “beyaz” erkeklerin iktidar alan›na<br />

dönüşen rock kültürüne bir tepki olarak doğdu.<br />

Rock’›n as›k suratl›, öfkeye ve testosterona<br />

bulanm›ş s›k›c› dünyas›ndan bir ka盺t›. Geylerin,<br />

travestilerin, siyahlar›n ve Latinlerin arka<br />

sokaklardan ç›k›p, New York'un gece kulüplerini<br />

ele geçirmesiyle disco, as›l kişiliğini bulmaya<br />

başlad›. Öfkenin yerini haz, beyaz›n yerini siyah,<br />

erkek iktidar›n›n yerini muğlak bir cinsellik ald›...<br />

Ve tüm ihtişam›yla DANS BAŞLADI!<br />

...Ve müzik dünyas› darbe üstüne darbe al›yor.<br />

70’lerin daha en baş›nda Rolling Stones’dan Brian<br />

Jones ve hemen ard›ndan Janis Joplin, Jimi Hendrix,<br />

Jim Morrison sözleşmişcesine ölüyor. Yaşarken<br />

efsaneye dönüşen Beatles dağ›l›yor.<br />

Yaz›: Evren Aş›k


Dans pistinde Stüdyo 54!<br />

Steve Rubell ve Ian Schrager, Stüdyo 54’ü<br />

1977’de New York- Manhattan’da açt›lar.<br />

Ve k›sa sürüde herkes Manhattan’a ak›n etmeye, bu<br />

özgürlük ve haz dolu dünyan›n kap›s›nda kuyruklar<br />

oluşturmaya başlad›. Andy Warhol, Michael Jackson,<br />

Cher, Blondie, Mick Jagger ve Woody Allen gibi<br />

ünlüler h›zla bu kulübün<br />

çekim alan›na girip birer müdavime dönüştü.<br />

Seksi fotomodeller, modac›lar, tarz sahibi olmak<br />

koşuluyla alt ya da üst s›n›ftan tüm marjinaller<br />

Stüdyo 54’te kendilerine rahatça bir yer buldu.<br />

Kulübün önünde büyük kalabal›klar oluşsa da<br />

girişte çok titiz bir eleme gerçekleşiyor ve sadece<br />

küçük bir az›nl›k o kap›dan içeri girmeyi başar›yordu.<br />

Ayn› y›l 1977’de John Travolta’l› “Saturday<br />

Night Fever”, disco kültürüne ilişkin gerçekçi ve<br />

cesur vurgular yapamasa bile dünyan›n dikkatini bu<br />

müziğe ve dansa çekmeyi başard›.<br />

Bee Gees ve Kool and The Gang gibi önemli<br />

gruplar›n ses verdiği filmin “soundtrack” çal›şmas›,<br />

30 milyondan fazla satarak gerçek bir rekora imza<br />

att›. Art›k disco, bir popüler kültür fenomeni olarak<br />

da rüştünü ispatl›yordu.<br />

Disco’nun yaz›, disco’nun yas› oluyor...<br />

Stüdyo 54’ün en parlak günlerinde kendini gösterip,<br />

bir kulüp uyar›c›s› olarak bugüne dek gündemden<br />

düşmeyen Ecstasy, pistlere daha çok renk,<br />

hareket ve aşk getirdi. Ama ayn› oranda büyük bir<br />

bedel ödetmeyi de bildi. Çeşitli uyar›c›lar ve artan<br />

şöhreti yüzünden Stüdyo 54, polisin de dikkatini<br />

çekmeye başlad›. Ve aç›l›ş›ndan 4 y›l sonra<br />

1981’de kapanmak zorunda kald›; disco’nun yaz›,<br />

disco’nun yas›na dönüştü.<br />

Boney M, Abba, Bee Gees ve Donna Summer...<br />

Stüdyo 54’ün kapanmas› büyük bir üzüntü<br />

yaratt›. Ve yavaş yavaş disco bir alt kültür<br />

olmaktan bütünüyle ç›kt›. 80’lerin,<br />

her şeyi h›zla tüketen, bolluk ve refah dolu<br />

iklimi bu kültürü de merkeze al›p, sindirmeye<br />

başlad›. Disco dönemin ana ak›mlar›ndan birine<br />

dönüştü. Apartman topuklar, hippie elbiseleri,<br />

favorilerle birleşen uzun saçlar, bol paça pantolonlar<br />

ve mini etek yerini alan uzun etekler...<br />

Disco, art›k herkesi saran bir modayd›!<br />

1974’te Almanya’dan kendini gösteren Boney M,<br />

Eurovision’da “Waterloo” ile birincilik elde eden<br />

Abba ve 70’lerde Disco Kraliçesi unvan›n› kazan›p bu<br />

y›l akciğer kanserinden kaybettiğimiz<br />

Donna Summer bu kültürün y›ld›zlar›na dönüştü.<br />

Efsanevi disco üçlüsü Bee Gees, yedi kez<br />

Grammy kazand›; plak sat›şlar› 225 milyonu<br />

geçerek büyük bir rekora imza att›.<br />

Frans›z disco prodüktörü Jacques Morali'nin<br />

Amerikal› gey stereotiplerden yaratt›ğ›<br />

Village People, bu kültüre büyük bir renk katt›.<br />

Rock’›n ve androjenliğin simgesi David Bowie,<br />

tüm bu isimlerin üstünde daha “olgun” bir tavr›<br />

simgelese de “cool” imaj›yla disco’nun esin<br />

kaynaklar›ndan oldu. Sister Sledge,<br />

Grace Jones, Diana Ross ve Michael Jackson<br />

en önemli figürler aras›ndayd›.<br />

Disco şekil değiştiriyor...<br />

80’lerin ikinci yar›s›ndan itibaren disco yepyeni<br />

müzik teknolojileri ve elektronik müzik ak›mlar›n›n<br />

etkisinde şekil değiştirdi. New-Wave ve techno rave<br />

kültürlerinin etkisinde reenkarne olup ikinci hayat›na<br />

başlad›.Ritimler sertleşti, nab›zlar h›zland›.<br />

House’tan Trance’e yepyeni ak›mlar yeni bir dans<br />

ve club kültürüne hayat verdi. Dünya müziğinde<br />

Orbital, Underworld ve Chemical Brothers bu<br />

yeni dönüşümde büyük rol oynad›.<br />

DJ kabininde Paul Oakenfold, Sasha ve John<br />

Digweed yeni club kültürü ikonlar›na dönüştü.<br />

... Ve 90’lar›n ‹stanbul’unda “rave” kültürü...<br />

90’larda Ceylan Çapl›’n›n Maslak’ta bir araba<br />

mezarl›ğ›ndan dönüştürerek hayata geçirdiği<br />

2019 isimli kulüp, bu kültürün ‹stanbul’da<br />

en önemli tezahürü oldu. 2019, kültürel anlamda<br />

New York’un efsanevi Stüdyo 54’ünün son<br />

derece başar›l› bir kopyas›yd›. Tüm farkl›l›klar›<br />

cesurca buluşturan, müziği, kişiliği ve kitlesiyle<br />

Türkiye’de “küçük” bir devrim yaratan bu kulüp,<br />

TBMM kürsülerinde bile ad› geçecek kadar büyük<br />

tart›şmalara sebep oldu. Taksim’de aç›lan 19, 20<br />

ve 14 isimli Ceylan Çapl› kulüpleri, 2000’lerin<br />

baş›na dek varl›klar›n› sürdürdü ve ‹stanbul’a son<br />

derece yenilikçi ve cesur bir gece hayat› yaşatt›.<br />

Peki bu kültürün dünyada geldiği nokta ne?<br />

Dünyada disco kültürü, elektronik müziğin yeni<br />

varyasyonlar› ve yeni deneylerle yaşamaya<br />

devam ediyor. Geçmişle bağ kurma çabalar›<br />

t›pk› Madonna’n›n 2005 tarihli<br />

“Confession on a Dance Floor” albümünde olduğu<br />

gibi hala umut verici şekilde hayatlar›m›za giriyor.<br />

Zaten; tüm yarg›lar ve yasaklardan uzakta,<br />

sabahlara kadar dans etmeye<br />

kim hay›r diyebilir ki..?


2013’ÜN<br />

TAT‹L GÖZDELER‹<br />

38/39/40/41/42<br />

Cape Town<br />

Cape Town kaderini doğan›n eline b›rakmay›<br />

seven bir şehir. Yüzünü okyanusa dönmüş şehrin<br />

arkas›nda bulunan ve t›pk› bir masay› and›ran<br />

Table Mountain adeta bir koruyucu melek gibi...<br />

Bu dağ›n tepesinde oluşan bulutlar sadece<br />

her saat baş› değişen havan›n değil ayn› zamanda<br />

yaşayanlar›n ruh halinin de habercisi.<br />

Kağ›t paralar›n›n üstünde bile hayvan resimleri<br />

basacak kadar doğa ile bütünleşmiş<br />

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin en güzel,<br />

en kozmopolit, en sevimli şehri Cape Town.<br />

Şehrin hemen k›y›s›nda başlayan plajlar›nda her<br />

türlü su sporunu yapabileceğiniz bir yer olan<br />

Cape Town’da seçenekler bununla da s›n›rl› değil.<br />

Teleferikle Table Mountain’a ç›k›p gün bat›m›n›<br />

seyretmek, Ümit Burnu’na kadar araba ile<br />

yolculuk, şehrin en renkli yap›lar›n›n yer ald›ğ›<br />

Bo-Kaap bölgesinde gezinti ve tabii ki Güney<br />

Afrika’n›n en iyi şaraplar›n› tadacağ›n›z şarapevi<br />

ziyaretleri mutlaka listenizde olmal›.<br />

Biraz turistik olsa da Victoria and Albert liman›<br />

şehrin gece gündüz en canl› bölgesi. Birçok<br />

dükkan, lokanta, al›şveriş merkezi bulunan bu<br />

bölgede sokakta dans eden yerliler, çalg›c›lar<br />

eşliğinde gece geç saatlere kadar<br />

eğlenebileceğiniz barlar da var. Deniz kenar›nda<br />

koloniyel çok katl› bir yap›n›n içindeki Africa<br />

Trading sadece Güney Afrika’da değil tüm k›tada<br />

yap›lan ürünlerin sat›ld›ğ› tak›dan mobilyaya her<br />

şeyi bulabileceğiniz harika bir yer.<br />

Liman›n hemen karş›s›nda şehrin iki önemli oteli<br />

yer al›yor. Cape Grace (West Quay Road Victoria<br />

& Alfred Waterfront) klasik tasar›m› ve zarif<br />

ambiyans› ile nostaljik bir atmosfer sunuyor.<br />

Yüzlerce çeşit viski koleksiyonuna sahip Bascule<br />

Bar‘› akşamüstleri vakit geçirilecek hoş<br />

yerlerden.<br />

One and Only grubunun bu sene aç›lan ilk<br />

şehir oteli ise biraz ilerisinde Cape Grace’in.<br />

Odalar›n›n çoğunun suni göl k›y›s›nda bulunduğu<br />

Table Mountain manzaral› bu otelde<br />

Japon restoran› Nobu’nun bir şubesi ile deniz<br />

ürünlerinin öne ç›kt›ğ› menüsü ve kaliteli şarap<br />

listesi ile Gordon Ramsey’in Maze’i yer al›yor.<br />

Yaz›: Özlem Avc›oğlu<br />

Fotoğraflar: Özlem Avc›oğlu & Arşiv


Şehrin bir başka oteli de City Center da yer alan<br />

efsanevi Mount Nelson Hotel (76 Orange Street<br />

Cape Town 8001). Table Mountain’›n eteklerindeki,<br />

Cape Town'un en görkemli oteli Mount Nelson tarihi<br />

şehir merkezinde, günün her saati hareketli olan<br />

Kloof Sokağ›'na k›sa bir yürüyüş mesafesinde<br />

bulunuyor. Burada kalmasan›z bile bahçeye aç›lan<br />

Planet Champagne Bar'a veya akşam üzeri<br />

beş çay› için mutlaka uğramal›s›n›z.<br />

Şehrin yeni hip mahallesi Woodstock Cape Town’un<br />

yeni sanat merkezi olmaya aday. Burada bulunan<br />

Michael Stevenson Gallery’de (Hill House, De Smith<br />

Street) Pieter Hugo, David Goldblatt gibi Afrika’n›n<br />

çeşitli ülkelerinden sanatç›lar›n işlerini veya Afrika<br />

ile ilgili video, fotoğraf, resim, enstalasyon<br />

görülebilir.<br />

Galerinin sergi odalar› ile de yetinmeyip,<br />

birçok eserin bulunduğu arkadaki depoyu da<br />

gezmenizi öneririm. Şehrin en cool insanlar›n›<br />

görebileceğiniz Superette gene bu bölgedeki en<br />

güzel cafe. Nefis kahvalt› ve brunch seçenekleri<br />

sunuyor. Brunch ve öğle yemeği için başka bir<br />

alternatif ise salata çeşitleri ile ünlü<br />

Manna Epicure (151 Kloof Street).<br />

Kloof Street boyunca irili ufakl› birçok butik yer<br />

al›yor ve al›şveriş sevenler için burada gezmek çok<br />

zevkli. Gene hip mahallelerden Waterkant’ta yer<br />

alan African Nova, (72 Waterkant Street) Güney<br />

Afrikal› sanatç›lar›n resim, seramik ve dekoratif<br />

ürünlerini bulabileceğiniz çok hoş bir mekan.<br />

Cumartesi günleri ise, kurulan aç›k yiyecek pazar›<br />

ve antikac›lar› ile Old Biscuit Mill’i ziyaret etmenin<br />

tam zaman›.<br />

Cape Town’a gitmişken, birbirinden güzel plajlar›<br />

ziyaret etmeden geri dönmek olmaz... Clifton<br />

<strong>Beach</strong>, Cape Town’a olan yak›nl›ğ›, modern<br />

tasar›ml› evleri, k›y› boyunca s›ralanan café, bar ve<br />

lokantalar› ile en güzel sahil bölgesi. Önünüzde<br />

boylu boyunca uzanan kumsal hemen denize<br />

atlamak hissini uyand›rsa da hava ne kadar s›cak<br />

olursa olsun, güney kutbundan gelen ak›nt›<br />

yüzünden deniz suyunun 16 derece civar›nda<br />

olduğunu hat›rlatmak isterim.<br />

False Bay sahilinde bulunan Muizenburg ve Fish<br />

Hoek plajlar› ise sörf yapmaya en uygun olanlar.


Hong Kong<br />

Hong Kong; Hong Kong Adas›, Kowloon, Lantau<br />

Adas› ve New Territories’den oluşan bir şehir ve<br />

ayn› zamanda Çin’in dünyaya aç›lan finans başkenti.<br />

Ayn› zamanda en kozmopolit ve en zengin şehri.<br />

Asya’n›n en büyük serbest pazar› ve liman› Hong<br />

Kong’da yapacak çok şey var. Çok turistik de olsa<br />

şehri anlamak için gidilmesi gereken bir yer<br />

Victoria Peak... Kowloon ve Hong Kong’u meydana<br />

getiren adalar› buradan görmek çok büyüleyici.<br />

Sanat ve antika merak›n›z varsa Hong Kong’un<br />

Soho’su say›lan Hollywood Road’u baştan başa<br />

yürümeniz laz›m. Galeriler, antikac›lar, aradaki<br />

yollarda ufak pazarlar, şehrin en iyi cafeleri bu yol<br />

ve çevre sokaklar›n›n üzerinde. Geçen sene<br />

hizmete aç›lan ve Kowloon bölgesinin en yüksek<br />

binas›n›n 102 ve 118. katlar›nda yer alan Ritz Carlton<br />

Hong Kong sadece konumu değil, iç dekorasyonu<br />

ile de göz kamaşt›r›yor.<br />

118. katta bulunan havuzu ve 119. kattaki Ozone<br />

Bar›’n›n yan›nda Hong Kong adas› ve Victoria<br />

Liman› manzaral› birçok restoran› var. Akşam<br />

yemek sonras› Hong Kong un en ş›k ve enteresan<br />

tiplerine Ozone’da rastlamak mümkün. Hemen<br />

yan›baş›nda yer alan W hotel de adeta Ritz<br />

Carlton ile yar›şmak istercesine bir ş›kl›k içinde.<br />

Sadece şehrin değil dünyan›n efsane otellerinden<br />

biri Peninsula da Kowloon bölgesinde yer al›yor.<br />

En tepesinde yer alan Philip Starck ‘›n tasarlad›ğ›<br />

Felix restorana ziyaret şart...<br />

Hong Kong dünyan›n gurme destinasyonlar›ndan<br />

biri. Uluslararas› zincir restoranlar›n çoğu<br />

otellerin içinde yer al›yor. Hong Kong’un en ş›k<br />

oteli Upper House’un en üst kat›nda yer alan Café<br />

Gray son zamanlarda hem öğle, hem de akşam<br />

yemeklerinde şehrin en ş›k ve gözde ahalisini<br />

ağ›rl›yor.<br />

Dim Sum sevenler için Hong Kong tam bir cennet.<br />

Tarihi bir mekanda Dim Sum yemek isteyenler<br />

şehrin en civcivli yerlerinden Stanley Street’teki<br />

Luk Yu Tea House’a gidebilir. Kowloon bölgesindeki<br />

Kuzey Çin mutfağ›ndan örnekler sunan Hutong her<br />

akşam saat 8 ile 9 aras›nda gerçekleştirdiği ›ş›k<br />

gösterisini de seyredebileceğiniz bir restoran.<br />

Ama Çin mutfağ› denince gerek dekorasyonu<br />

gerek yemekleri ile China <strong>Club</strong>’›n üstüne yok...<br />

Bu özel ve lüks kulübün en büyük spesyalitesi<br />

ördek.<br />

Hong Kong ,Asya’n›n al›şveriş cenneti. Dünyan›n<br />

ünlü tüm markalar›n› burada bulmak mümkün,<br />

üstelik Hong Kong için yap›lan özel üretimlerle.<br />

Genelde markalar ve büyük butikler al›şveriş<br />

merkezlerinin içinde. Bunlar›n en iyileri Centraldeki<br />

Pacific Place, The Landmark, IFC Mall ve Kowloon<br />

da bulunan Elements.


Dubrovnik<br />

Dubrovnik, H›rvatistan'›n Adriyatik k›y›s›ndaki<br />

en önemli turizm merkezi. Şehrin içinden bile<br />

girilebilen masmavi bir denize sahip olmas›n›n<br />

yan›nda en önemli özelliği tarihi bir kent oluşu...<br />

Merkezde yer alan Old Town yani eski şehrin tarihi 7.<br />

yy’a kadar dayan›yor. 1979 y›l›ndan beri UNESCO<br />

Dünya miras listesinde bulunan Dubrovnik Old Town,<br />

2005 y›l›nda UNESCO’nun başlatt›ğ› çal›şmalar ile<br />

bugünkü görünümüne kavuşmuş. Darac›k sokaklar›,<br />

sokak aralar›ndaki kahveleri ve dükkanlar› ile<br />

her daim canl› olan Old Town’un en büyülü zaman›<br />

geceleri. Çok iyi ›ş›kland›r›lan bu bölgede gece<br />

dolaş›rken insan birkaç yüzy›l önceye gitmiş hissine<br />

kap›l›yor. Dubrovnik en fazla 2 günde gezilip,<br />

H›rvatistan’›n başka şehirlerine geçilecek oyuncak<br />

bir şehir adeta...<br />

Şehrin en güzel oteli Excelsior. 1930’lardan<br />

kalma tarihi bir binada bulunan Excelsior<br />

eski şehre yürüyerek sadece 5 dakika.<br />

Ve her odas› hem Adriyatik’in masmavi sular›na,<br />

hem de eski şehre bak›yor. Gündüzleri denize girilen<br />

plaj› gece deniz mahsullerinin sunulduğu dev bir<br />

lokantaya dönüşüyor. Old Town’a 20 dakika yürüyüş<br />

mesafesinde Miramare Koyu’nda bulunan Hotel<br />

Bellevue şehre yak›n ama kalabal›ğa da uzak olmak<br />

istiyenler için bir alternatif.<br />

Şehrin en ünlü lokantas› hemen şehir surlar›n›n<br />

k›y›s›nda bulunan Nautika. Yemekleri kadar<br />

manzaras› da dünyada nam salm›ş Nautika’n›n.<br />

Şehrin en iyi deniz mahsulü restoran› ise hemen<br />

limanda bulunan Konoba.Yemekten sonra biraz<br />

eğlenmek ve canlı müzik dinlemek isteyenler için<br />

en iyi adres kayalıklar arasında merdivenlerden<br />

inilerek ulaşılan Buza Bar.


Sao Paulo<br />

2014 y›l› Dünya Kupası futbol karş›laşmalar›n›n ve<br />

2016 Olimpiyatlar›’n›n yap›lacağ› Brezilya ve<br />

Rio de Janeiro bir anda tüm dünyan›n gözbebeği<br />

oldu. Ancak güney yar›mkürenin en büyük şehri<br />

Sao Paulo dünyan›n 4. büyük metropolü ve<br />

Brezilya’n›n sanayi, ticaret, finans ve kültür merkezi<br />

olmas›yla Rio’dan rol çal›yor.<br />

Sao Paulo çok büyük bir şehir olmas›na rağmen<br />

iş ‘iyi ‘ konaklamaya gelince az say›da otel var.<br />

Bunlar›n baş›nda Oscar Freire’nin hemen üzerinde<br />

yer alan şehrin en eski lüks oteli Emiliano ile<br />

Ibirapuera Park’›n hemen k›y›s›nda bulunan<br />

Unique yer al›yor. Mimari olarak değişik bir<br />

tasar›ma sahip Unique Otel’in en üst kat›ndaki<br />

Skye Bar geceleri muhteşem şehir manzaras› ile<br />

Sao Paulolu gençlerin gözde yerlerinden.<br />

Fasano ise sadece şehrin değil dünyan›n<br />

en çekici ve iyi otellerinden biri. Sao Paulo’nun<br />

en güzel bölgesi Paulista’da yer alan Fasano<br />

iki mimar›n elinden ç›km›ş. Isay Weinfeld ve<br />

Marcio Kogan 1930 ve 40’lar›n zarafetini koruyarak<br />

‹ngiliz tuğlas›, Brezilya ağac› ve ‹talyan traverteni<br />

gibi malzemelerle Fasano’yu günümüzün<br />

çağdaş oteline dönüştürmüşler.<br />

Otelin bar› Baretta her daim şehrin en güzel<br />

insanlar› ile dolu. Ünlü ‹talyan restoran<br />

Fasano ise ferah, ş›k ve ihtişaml› havas› ve<br />

yemekleri ile en iyi lokantalardan biri<br />

kabul ediliyor dünyada.<br />

Lobideki ihtişam ve klasik zarafet otelin<br />

odalar›nda da devam ediyor.Normal odas› bile<br />

standart otel odalar›n›n üç kat› ve 1950 ve 60’lar›n<br />

klasik mobilyalar› ile döşenmiş. Binan›n en üstünde<br />

yer alan ve Sao Paulo şehir manzaral› spa ve havuz<br />

ise dinginliği ve ş›kl›ğ› ile şehrin kaosu aras›nda bir<br />

tezat oluşturuyor.<br />

Rua Oscar Freire sadece Sao Paulo’nun değil,<br />

dünyan›n en ünlü al›şveriş caddelerinden.<br />

Şehrin en güzel ve ünlü dükkanlar› ya bu caddede<br />

ya da caddeye paralel sokaklarda yer al›yor.<br />

Al›şveriş burada bambaşka bir boyuta taş›nm›ş<br />

durumda, zira sat›lan mallardan çok buras›<br />

dünyan›n en sofistike, en ş›k ve en iyi tasarlanm›ş<br />

al›şveriş mekanlar›na sahip. Campana Brothers,<br />

Zaha Hadid, Vivienne Westwood gibi<br />

tasar›mc›larla da çal›şan ünlü Brezilyal› plastik<br />

ayakkab› markas› Melissa, cephesi ve içi her ay<br />

değişik tasar›mc›lar taraf›ndan değişen bir sanat<br />

mekan› olan Galleria Melissa’da sergiliyor ve<br />

sat›yor ayakkab›lar›n›. Ünlü Brezilyal› mimar Isay<br />

Weinfeld taraf›ndan tasarlanan gerçek Brezilyal›<br />

Havaianas mağazas› halka aç›k bir pazar<br />

niteliğinde. Ayn› zamanda kendi Havaianas’›n›z› da<br />

tasarlayabileceğiniz mağaza çok keyifli bir<br />

al›şveriş deneyimi sunuyor.<br />

Brezilya’n›n dünyaca ünlü giyim markas› Osklen ile<br />

gene Isay Weinfeld taraf›ndan tasarlanan<br />

muhteşem kitapç› Livraria da Vila da bu bölgede.<br />

Oscar Freire’de yürümek al›şveriş yapmasan›z bile<br />

çok zevkli zira her biri harika iç mekanlara sahip<br />

dükkanlar›n yan› s›ra tüm cadde birbirinden ş›k<br />

galeri, cafe ve restoranlara da ev sahipliği yap›yor.<br />

Sao Paulo ayn› zamanda dünyan›n gastronomi<br />

merkezlerinden biri. Şehrin etnik çeşitliliği yiyecek<br />

içeçeğe de yans›m›ş. Üstelik lokantalar da sadece<br />

yemekleriyle değil ayn› perakendede olduğu gibi<br />

d›ş ve iç tasar›mlar›yla da göz dolduruyor. Bu sene<br />

en iyi lokantalar s›ralamas›nda dünya dördüncüsü<br />

D.O.M da bu şehirde. Şef Alex Atala yerel ve yal›n<br />

mutfağ› ile burada harikalar yarat›yor. Sadece<br />

Brezilya’da yetişen ürünlerle haz›rlad›ğ› menüsü<br />

çok lezzetli. Gene Alex Atala’n›n geçtiğimiz<br />

senelerde açt›ğ› ikinci bir restoran› var ki;<br />

her gün öğle ve akşam yemeklerini yiyebileceğiniz<br />

bir yer. Dalva e Dito anneannesinden kalma<br />

et ağ›rl›kl› Brezilya mutfağ›n› harika neşeli ve zevkli<br />

bir ortamda sunuyor. Bahçesi, bar›, alt kat› ve<br />

girişte yer alan küçük dükkan› ile 10 numara bir yer.<br />

Yemekte ‹talyan etkisinin görüldüğü Sao Paulo’nun<br />

en iyi ‹talyan› ise hiç kuşkusuz önünde ufak bir<br />

bahçesi olan Gero. D›ş› kadar iç mekan› ve<br />

yemekleri de çok etkileyici.<br />

Buraya kadar geldim, iyi bir et yemeği yemeden<br />

dönmem diyorsan›z size Rodeio’ya uğraman›z›<br />

öneririm.


HILLSIDER<br />

LIKES<br />

44/45/46/47/48<br />

En favori yılbaş› hediyeleri<br />

Yüzük<br />

Mawi, Harvey Nichols


Ayakkabı<br />

Bridget Red KG Kurt Geiger, Harvey Nichols<br />

Frankie Küpeler<br />

KG Kurt Geiger, Harvey Nichols<br />

Ayakkabı<br />

Giuseppe Zanotti, Harvey Nichols


Deri Eldiven<br />

Kate Spade, Harvey Nichols


Ayakkabı<br />

Balenciaga, Harvey Nichols<br />

Gömlek, Papyon<br />

Eton Red Ribbon - 18, Harvey Nichols


Consensus, ‹ncirli Şaraphane<br />

Vinkara, ‹ncirli Şaraphane


110 Yıllık Bir Motosiklet Efsanesi...<br />

HARLEY<br />

50/51/52<br />

DAVIDSON...<br />

Harley-Davidson, 2013 y›l› boyunca,<br />

doğduğu yer olan Milwaukee’den Roma’ya<br />

dünyan›n her yerinde, onlarca şehirde<br />

klasik motosikletlerin ve<br />

güzel an›larla dolu klasik<br />

110 y›l›n tüm ihtişam›n› kutlayacak.<br />

Yaz›: Kenan Akoğlu


Eğer amans›z motosiklet piyasas›n›n içindeyseniz,<br />

her yeni y›l sizin için büyük bir y›ld›r. Ancak bu y›l<br />

Harley-Davidson için her zamankinden daha büyük.<br />

Amerika’n›n en eski motosiklet üreticisi olan marka<br />

110. y›l dönümünü, y›l boyu sürecek olan uluslararas›<br />

bir parti ile kutluyor. 29 Ağustos’taki starttan beri<br />

sonu gelmeyen ralliler, yar›şseverlerin baş›n›<br />

döndürdü ve sadece 110. y›la özel üretilen<br />

motosikletler binlerce motosiklet düşkününün<br />

daha şimdiden nefesini kesti.<br />

Uluslararas› y›ldönümü kutlamalar›, yaz sonbahara<br />

dönerken Milwaukee’de başlad›. Harley-Davidson’›n<br />

110. doğum günü ilan› y›ll›k Milwaukee Rallisi’ni<br />

başlatan düdük oldu. Y›l boyunca sergilenecek olan ve<br />

365 günden geriye sayan saati kuran yeni emekli<br />

olmuş Willie Davidson’u izlemek için binlerce araç<br />

Harley-Davidson Müzesi’ne akt›.<br />

110. y›l kutlamalar›n›n resmi olarak sona ereceği<br />

1 Ekim 2013’te Milwaukee’deki müzede devasa<br />

bir doğum günü kutlamas› yap›lacak. Önümüzdeki yaz<br />

bu parti havas› Harley-Davidson hayranlar›n› sarhoş<br />

etmeden, bir seri uluslararas› etkinlik ile<br />

Harley-Davidson kültürü tekrar kendini hissettirecek.<br />

Ocak 2013’ten başlayarak özel 110. y›l dönümü<br />

Rallileri Hindistan, Yeni Zelanda, Avustralya,<br />

Güney Afrika, Çin, Meksika ve Brezilya’y›<br />

kas›p kavuracak.<br />

Ama y›l›n en göze çarpan olay› haziran ay›nda<br />

gerçekleşecek olan Büyük Roma Rallisi.<br />

Pek çok şehri ziyaret eden motorcular,<br />

Vatikan Şehri’nde ilk defa k›r›ş›ks›z k›rm›z›<br />

cüppeleri içerisindeki kardinaller ve derilere<br />

bürünmüş motosikletçileri bir arada görecekler.<br />

Motor şovlar›n, demo sürüşlerin, motosiklet<br />

sergilerinin, konserlerin ve sonsuz gibi görünen<br />

motosiklet geçidinin yan› s›ra, Papa Benedict’in<br />

1400 motosiklet aras›ndan çekilişle seçilen bir<br />

tanesini kutsayacak olmas› da heyecanla<br />

beklenen bir olay.<br />

Rallilerden ayr› olarak, seçilmiş birkaç motorcu<br />

“Freedom Jacket”› (Özgürlük Ceketini) paylaşma<br />

şans›n› yakalayacak. Özgürlük ceketinin hikâyesi<br />

ise oldukça ilginç. Bu y›l›n başlar›nda Çin’den<br />

geçmekte olan bir medya arac›, Tibet’te deneme<br />

sürüşü yapmakta olan Harley-Davidson<br />

temsilcileri ve muhabirlerle karş›laşt›. Verdikleri<br />

bir molada Harleycilerden biri yoldan geçmekte<br />

olan bir adamdan motorculardan birinin ceketini<br />

imzalamas›n› rica etti. Yabanc› s›ğ›r derisi ceketin<br />

üzerine k›rm›z› boya ile Çince “Özgürlük”<br />

sembolünü yazd›. ‹şte bu ceket<br />

Harley-Davidson’›n 110. y›l›n›n kutland›ğ› bir y›l<br />

boyunca uluslararas› turlara ç›kacak ve seçilmiş<br />

birkaç motorcu onu gururla üstünde taş›ma<br />

onuruna ya da kendi imzalar› ile<br />

dekore etme f›rsat›na sahip olacaklar.


Harley-Davidson bir yandan da hayranlara<br />

yönelik reklam kampanyalar› ve<br />

#sterotypicalharley ismiyle başlatt›ğ› Twitter<br />

trendi ile dünyan›n her yerinden motorcular›<br />

kutlama partisine dahil etmeyi planl›yor.<br />

Harley-Davidson motor tutkunlar›n›n farkl›l›ğ›na<br />

odaklanmak isteyen özel bir TV spotu ile<br />

yürütülecek olan Twitter kampanyas›,<br />

motorcular› kendi Harley-Davidson hikâyesini<br />

anlatmaya teşvik edecek. Her biri bir ‘Harley<br />

al›c›s›’ olarak kimliklerini anlatacaklar ve<br />

Harley-Davidson’›n 110 y›ll›k hikâyesini oluşturan<br />

sayfalardan biri olacaklar.<br />

Markan›n 110. y›l dönümü için en ateşli hayranlar›<br />

kadar heyecanl› olan Harley-Davidson ekibi bu y›l<br />

için planlanan kutlamalar›n daha önce görülmemiş<br />

büyüklükte olduğunu belirtiyorlar. Harley-Davidson<br />

Pazarlama Müdürü Mark-Hans Richer,<br />

“110. y›l kutlamas› tarihimizdeki en büyük<br />

kutlama olacak. Tam bir y›l boyunca gezegendeki<br />

neredeyse her k›tadaki hayranlarla beraber<br />

kutlanacak bir y›l dönümü bu. Sadece bir y›l dönümü<br />

kutlamas›ndan da çok daha fazlas›. Bu hepimizi<br />

birbirimize bağlayan özgürlük duygusunun<br />

epik bir onurland›r›l›ş› ve dünyadan herkesi bunun<br />

bir parças› olmaya çağ›r›yoruz” dedi.<br />

Tabii ki Harley böylesine önemli bir y›l dönümünü<br />

hayranlar›n› yeni motosiklet modelleri ile<br />

tan›şt›rmadan yapmaz. 2013 için yola ç›kmaya<br />

haz›r yepyeni bir Street Bob bulunuyor.<br />

Ayn› zamanda halihaz›rda bulunan popüler<br />

modelleri Super Glide Custom, Fat Boy Lo,<br />

Road King, Electra Glide Ultra Limited,<br />

Heritage Softail Classic ve 1200 Custom gibi<br />

modeller için s›n›rl› say›da üretilen özel<br />

110. y›l tasar›mlar› da sunuyor. Toplamda on<br />

Harley-Davidson motosikleti 110. y›l için yeniden<br />

yarat›l›yor. Motosikletlerin her biri, kendine ait<br />

benzersiz seri numaras›na sahip plakas›,<br />

Vintage Bronz ve Vintage Siyah boya işi,<br />

saf bronzdan yap›lma yak›t deposu ve<br />

y›l dönümü amblemli kabartmalar› ile<br />

gerçekten eşsiz bir teknoloji<br />

ve estetik abidesi.


1<br />

TULA PALTO<br />

ALLSAINTS<br />

ASHBY JEAN<br />

ALLSAINTS<br />

JUMPER<br />

ALLSAINTS<br />

AYAKKABI<br />

MANOLO BLAHNIK


YILLAR GEÇER,<br />

ŞARKILAR KALIR!<br />

2012 y›l›nda da müzik dünyas› devrimci ç›k›şlar yaşamad› ama<br />

kişisel aray›şlar›n en samimi ve ilgiye değer hallerine sahne oldu.<br />

Evet, art›k müziğin ikonlar› dünyay› değiştirmeye çal›şm›yor; sadece katlan›l›r k›lmaya çal›ş›yor.<br />

Daha içe dönük ve kişisel hikayelerden söz aç›yor, kendi dünyalar›na kap› aral›yor.<br />

‹şte bu dönüşüm içinde y›l›n en ak›lda kal›c› ve en “olmazsa olmaz” albümleri...<br />

Y›l içinde kaç›rd›ysan›z, keşfetmeniz için.<br />

56/57/58/60<br />

1- The Maccabees / Given To The Wild<br />

Dört y›l gibi k›sa bir süre içinde ‹ngiltere’nin<br />

en prestijli indie rock gruplar› aras›na girmeyi<br />

başaran The Maccabees, “Given to the Wild”<br />

isimli bu üçüncü albümleriyle büyük bir olgunluğa<br />

ulaşarak hem y›l›n hem de kendi k›sa tarihinin en<br />

iyi işine imza att›. Müzik dünyas›n›n en prestijli<br />

ödüllerinden Mercury Prize’a da aday olan,<br />

her şark›s›yla incelikli bu albüm için akl›ma gelen<br />

ilk sözcükler; derin, zamans›z, yenilikçi, samimi ve<br />

k›r›lgan... Özellikle albümün en değerli parçalar›<br />

“Feel To Follow”, “Heave”, “Unknown” ve<br />

“Slowly One”a dikkat!<br />

2- Crystal Castles / III<br />

Electro, punk, gotik, hepsi, hiçbiri ve fazlas›...<br />

Şüphesiz Crystal Castles son y›llar›n en ufuk<br />

aç›c› ve önemli gruplar›ndan biri. Karanl›ğ› ve<br />

enerjisi sabit kalmak üzere son derece melodik ve<br />

basit yap›lar üzerine kurulu dans müziğinden,<br />

sinir krizinin eşiğindeki punk hayk›r›şlara s›çrayan<br />

şizofrenik tavr›yla müziğin yeni alamet-i farikas›<br />

belki de... Şüphesiz grup, kariyerinin bu üçüncü<br />

albümünde daha öfkeli ve dalgal› sulara sürüklüyor<br />

bizi. Bu şiddetli çalkant›ya rağmen daha temiz, olgun<br />

ve etkileyici bir atmosfer yaratmay› da biliyor.<br />

Crystal Castles III, y›l›n sadece en iyi albümlerinden<br />

biri değil, en ilginçlerinden biri de. Nefesinizi tutun<br />

ve kendinizi sars›nt›n›n ortas›na b›rak›n!<br />

3- WhoMadeWho / Brighter<br />

House, punk, indie rock ve disco sular›nda son<br />

derece melankolik ve ayn› anda tüm ironisiyle<br />

güler yüzlü bir müzik icra eden Danimarkal› trio<br />

WhoMadeWho, dördüncü albümleri “Brighter” ile<br />

y›l›n en iyi “dans” albümüne imza att›. ‹çinde<br />

neredeyse tek “boş” şark› bar›nd›rmayan bu albüm,<br />

“The Sun”, “Running Man”, “Head on My Pillow” ve<br />

“Below The Cherry Moon” gibi şahane eserleriyle<br />

şimdiden unutulmazlar aras›nda yer al›yor.<br />

Otururken, dans ederken ya da düşünürken;<br />

tüm derdine rağmen gülümsemeyi başaran<br />

“Brighter” belki de y›l›n en “çok amaçl›” albümü.<br />

Yaz›: Evren Aş›k


4- The Twilight Sad / No One Can Ever Know<br />

Geçtiğimiz aylarda Babylon’da canl› izleme<br />

f›rsat›n› da yakalad›ğ›m›z ‹skoç grup The Twilight<br />

Sad, “debut” albümleri “No One Can Ever Know”la<br />

2012’nin en özel ç›k›şlar›ndan birini gerçekleştirdi.<br />

Solist James Graham’›n tuhaf ve arkaik<br />

“‹skoç” aksan›, güçlü bariton sesi ve şark›lar›n<br />

karanl›k klavye tonlar›, bazen Ian Curtis’li Joy<br />

Division’u an›msatsa bile grubun kendine has<br />

soğuk ve çekici dünyas›n› tüyler ürpertici bir sis<br />

bulutu gibi üstümüze üfledi. “Sick” ve “Nil” gibi<br />

an›nda klasikleşen büyük eserlere sahip bu albüm<br />

“krautrock”, “shoegaze”, “pop” ve “indie” sular›nda<br />

ayn› anda dolaşan bir başyap›t!<br />

5- Chromatics / Kill For Love<br />

Biraz Italo-disco, biraz dub, biraz new-wave,<br />

biraz ambient ve bolca hayalet gölgesi...<br />

90 dakikal›k uzunluğuyla y›l›n en epik ve en ç›k›şs›z<br />

“gece” albümü olan “Kill For Love”, en az ad› kadar<br />

efkarl› ve “damardan” bir çal›şma olmay› başar›yor.<br />

Disco dokunuşlar› nedeniyle dans edilebilirmiş hissi<br />

veren, yumuşak vokaliyle hemen baştan ç›karan,<br />

fakat açt›ğ› kap›y› ard›m›zdan h›zla kapat›p bizi<br />

kendi tekinsiz dünyas›na hapseden “esrik” bir albüm<br />

bu. Şüphesiz onu y›l›n en değerli yap›mlar›ndan<br />

yapan şeyler de bu hafif dumanl› David Lynch<br />

atmosferi ve özgüveni! “These Streets Will Never<br />

Look The Same” , “Candy” ve “There's a Light Out On<br />

the Horizon”a özellikle dikkat!<br />

6- Halls / Ark<br />

Henüz 21 yaş›ndaki Sam Howard’›n projesi Halls,<br />

“Ark” isimli bu ilk albümüyle y›l›n en ruhani<br />

eserlerinden biri olmay› başar›yor. Aç›l›ş›n› büyük bir<br />

kilise orgundan yay›lan melodilerin yapt›ğ› ve bir<br />

bölümü kilisede kaydedilen Ark, tüm bu kesişmelere<br />

rağmen dini bir inan›şla bağ kurmaktan da kaç›n›yor.<br />

Tam tersi ayk›r› bir ruhun yaln›zl›ğ›n› ve<br />

umutsuzluğunu gözler önüne sererek aidiyetsiz bir<br />

iklimi keşfe ç›k›yor. Thom Yorke’umsu vokalleriyle<br />

Radiohead ve Amerikal› electro-indie grubu Home<br />

Video çağr›ş›ml› Halls müziği, elektronik, ambient,<br />

dubstep sular›nda son derece minimalist ve taze<br />

dünyalardan yank›lan›yor. “Funeral” ve “Reverie”ye<br />

özel ilgi gösteriniz.


7- Trust / TRST<br />

“Sulk”› ilk dinlediğimde bu elektro gotik “dans”<br />

şark›s›n›n, uzun zamand›r duymaktan en keyif<br />

ald›ğ›m şey olduğunu düşündüm. 80’lerin<br />

new-wave’ini ve 90’lar›n rave günlerini ayn› anda<br />

yaşatan bu şark›y› da bar›nd›ran bu “ilk” albümle<br />

kurabildiğim en yak›n akrabal›k Crystal Castles’›n<br />

ilk dönemi oldu. Robert Alfons ve Austra<br />

grubundan Maya Postepski’nin ortak projesi olan<br />

Kanadal› Trust’› dinlerken, Berlin’in karanl›k yeralt›<br />

kulüplerinde başlayan “gotik” bir yolculuğa ç›kt›m<br />

ve baz› şark›lar›n beni hala dans ettirebildiğine ikna<br />

oldum. Bu ayk›r› dansa haz›r olun!<br />

8- Efterklang / Piramida<br />

Danimarkal› Efterklang, dördüncü albümü<br />

“Piramida” y› Norveç ve Kuzey Kutbu aras›nda<br />

kalan Piramiden adl› terk edilmiş kentte kaydetmiş.<br />

Kuru bir yapraktan dev bir petrol tankerine bu<br />

“hayalet” kentte onlar› etkileyen ne varsa hepsi<br />

bir sese dönüşüp albümdeki yerini alm›ş.<br />

Bu yüzden de “Piramida” hayaletleri ve gri bulutlar›<br />

bol, gücünü kişiselliğinden alan bir albüme<br />

dönüşmüş. Belki de son dönemin en etkileyici<br />

piyanistlerinden Nils Frahm’›n da içinde yer ald›ğ›<br />

bir orkestra şark›lara eşlik etmiş. Grubun solisti<br />

Casper Clausen’in falsettolar›n› ve albümün<br />

üç mükemmel yap›t›n› da unutmamak gerek:<br />

“Hollow Man”, “Apples” ve “Sedna”.<br />

Tart›şmas›z y›l›n en iyilerinden.<br />

9- Liars / WIXIW<br />

Her albümünde yeni bir deneye girişmekten<br />

çekinmeyen Los Angeles’l› grup Liars, “wish you”<br />

olarak telaffuz edebileceğimiz 2012 albümü<br />

“WIXIW”la elektronik müzikte gidebileceği yerleri<br />

s›nad› ve ortaya Radiohead’in “Kid A” dünyas›n›<br />

çağr›şt›ran, kendi içinde bile değişken, ayk›r› bir<br />

yap› orta ç›kt›. Olgunluk ve büyüklük kayg›s›<br />

taş›mayan, baş›bozuk bir Radiohead albümü gibi<br />

t›nlayan bu albüm ilk dinleyişte oldukça soğuk ve<br />

dağ›n›k gelebilir. Ama kendinizi b›rakt›ğ›n›zda<br />

yeni, taze ve cesur seslerin, çekici melodilerin<br />

içinde kendinizi kaybedeceksiniz. “WIXIW” tüm<br />

derinliği ve cesaretiyle gerçek bir sanat yap›t›!


10- Bobby Womack / The Bravest Man<br />

In The Universe<br />

Müzik dünyas›n›n dahi çocuğu Blur’un solisti<br />

Damon Albarn’›n prodüktör koltuğunda oturduğu<br />

bu kusursuz albüm, soul ve gospel müziğin<br />

efsanevi ismi Bobby Womack’›n 18 y›l aradan sonra<br />

yay›nlad›ğ› ilk “stüdyo” albümü olma özelliğini<br />

taş›yor... Ve bu kez Womack’›n 67 y›l›n<br />

yaşanm›şl›ğ›yla şarap tad› veren sesi Albarn<br />

sayesinde bir Gorillaz veya Massive Attack<br />

albümünden f›rlama trip-hop ritimler ve elektronik<br />

seslerle buluşuyor. Albümün en büyük sürprizi ise<br />

2012’nin en gösterişli ç›k›şlar›ndan birini yapan<br />

Lana Del Dey ile Womack’›n düet yapt›ğ› “Dayglo<br />

Reflection” ... Y›l›n bu beklenmedik düzeyde baş<br />

döndürücü albümünde Fatoumata Diawara düeti<br />

“Nothin’ Can Save Ya” ve ayr›ca “If There Wasn’t<br />

Something There” özel dikkati hak ediyor.<br />

Baştan sona keyifle dinleyeceksiniz.<br />

11- The XX / Coexist<br />

The XX, 2009 y›l›nda ç›kard›ğ› ilk albümüyle<br />

hem y›l›n en iyi ç›k›ş yapan “yeni” gruplar›ndan<br />

olmay› başard›, hem de Mercury Prize’› kazanarak<br />

büyük prestij elde etti. Elbette tüm bu büyük<br />

başar›lar›n ard›ndan ikinci albümü kaydedip<br />

piyasaya sürmek çok da kolay olmad›. Bildik<br />

“ikinci albüm krizi” üç y›ll›k bir bekleyişe neden<br />

oldu ve ard›ndan gelen “Coeixist” bu bekleyişe<br />

değdiğini gösterdi. T›pk› ilki gibi melodik, sakin ve<br />

sessizlikleriyle son derece minimalist bir<br />

albüm olan “Coexist”, belki ilkinden çok da farkl›<br />

şeyler söylemiyor. Ama bir kez daha “iyi ve<br />

yoğun bir indie-pop şark›s› nas›l yaz›l›r” sorusuna<br />

mükemmel yan›tlar veriyor. Her parças›yla<br />

kayda değer bir albüm olan “Coexist”te özellikle<br />

“Angels”, “Tides” ve “Swept Away”, yan›n›zdan<br />

hiç eksik etmek istemeyeceğiniz şark›lar.<br />

12- Sigur Ros / Valtari<br />

‹zlandal› Sigur Ros’un solisti Jonsi alt›nc› albümleri<br />

“Valtari”yi şöyle tan›ml›yor: “Bir ç›ğ›n yavaşlat›lm›ş<br />

çekimi”... Kan›mca Valtari’yi en iyi anlatan cümle de<br />

bu! Çünkü Valtari, neredeyse kaydedildikten sonra<br />

ağ›r çekime al›nm›ş, ses parçac›klar›n›n tek tek<br />

görünür k›l›nd›ğ›, doğadaki en küçük titreşimi bile<br />

seyre sunan bir görüntüler ve sesler bütünü hissiyat›<br />

yarat›yor. Ve önceki Sigur Ros albümlerine göre çok<br />

daha minimal ve elektronik t›nl›yor; ambient’a bile<br />

göz k›rpacak denli soyut ve belirsiz noktalara<br />

s›çr›yor. Sonuç ise neredeyse mükemmel!<br />

Özellikle Varud ve bir müzik kutusundan yay›l›yor<br />

hissi veren çarp›c› melodisiyle Valtari albümün<br />

k›ymetini çok iyi özetliyor.<br />

Ve atlanmamas› gereken diğer en iyiler...<br />

13- Mount Eerie / Clear Moon<br />

14- Tindersticks / The Something Rain<br />

15- Andy Stott / Luxury Problems<br />

16- Soulsavers / The Light the Dead See<br />

17- Alt J / An Awesome Wave<br />

18- Gossip / A Joyful Noise<br />

19- Hot Chips / In Our Heads<br />

20- The Presets / Pacifica<br />

21- Grizzly Bear / Shields<br />

22- Archive/ With Us Until You’re Dead<br />

23- Bat For Lashes / The Haunted Man<br />

24- Regina Spektor / What We Saw From the Cheap Seats<br />

25- Antony and The Johnsons- Cut The World


2013 MODA<br />

TRENDLER‹<br />

62/63/64/65<br />

Sevgili moda merakl›lar›,<br />

Bu say›da <strong><strong>Hillside</strong>r</strong> Magazine, moda konusundaki<br />

bilgilerimi paylaşmam için beni sizlerle buluşturdu.<br />

Asl›nda moda trendler üstüne kuruluyor,<br />

fakat asla kişisel stilinizi b›rakmaman›z laz›m.<br />

Çünkü sizi as›l tan›mlayan her sezon trendlere göre<br />

giyinmek değil, beğendiğiniz trendleri kendi<br />

stilinizde iyi bir stylingle taş›yabilmektir.<br />

Taş›d›ğ›n›z her bir parça asl›nda sizin kimliğinizin<br />

bir parças›, karakteriniz hakk›nda ipucudur.<br />

O yüzden ben şimdi size bu yaz›da sadece<br />

yol gösterebilirim, çünkü her yiğidin<br />

yoğurt yiyişi farkl›d›r?<br />

Bu sezon - benim de hep koleksiyonlar›mda olan -<br />

güçlü kad›n imaj› çok ön planda, yani naif, şekli belli<br />

olmayan formlar değil, aksine şekilli, sert bir kad›n<br />

görecegiz 2013’de...<br />

Genel anlamda belirtmek gerekirse;<br />

Uzakdogu Esintileri: Özellikle Prada’da öne ç›kan<br />

bu trendi bir sürü markada gördük. Haider<br />

Ackermann, Pucci gibi markalar uzakdoğu esintili<br />

koleksiyonlar›n› sergilediler. Normalde çok daha<br />

romantik formlar kullanan Alber Elbaz(Lanvin) bile<br />

bu sezon keskin formlara ve uzakdoğu tarz›na yer verdi.<br />

F›rf›r:<br />

Asl›nda f›rf›r Lanvin’in imzas›d›r ancak bu sezon f›rf›r›n<br />

çok farkl› yorumlar›n› gördük. Her tasar›mc› bu trendi<br />

başka başka yorumlayarak yeni formlara soktu;<br />

Balenciaga’n›n edgy tarz›n› yans›tan f›rf›rlar vard›;<br />

Givenchy’de daha romantik bir şekilde sunuldu.<br />

Gucci de 60’lar tarz›n› devam ettirdi. Franceso<br />

Scognamiglio benim en sevdiğim tasar›mc›lardan biridir;<br />

o da f›rf›r› hep kullan›r. F›rf›r, bu sezon patlama yapan<br />

trendlerden biri.<br />

60’lar stili:<br />

Ben her ne kadar çok fazla sevmesem de<br />

Marc Jacobs’›n öncülüğünü yapt›ğ› Edie<br />

Sedgwick ve 60’lar modas› geri geliyor, özellikle moda<br />

çekimlerinde çok fazla görüyoruz bunu.<br />

Etkisini gösteren bir başka dönem ise 80’ler.<br />

Balmain ve Stella Mc Cartney geniş kesim ceketlerinde<br />

80’lere gönderme yap›yor.<br />

Siyah-Beyaz:<br />

Asl›nda her sezon ön planda olan iki renktir; ama bu sezon<br />

birlikte kullan›larak çok yoğun kontrast yarat›l›yor.<br />

En çok Alexander Wang’de gördük. Amerikan klasikleri<br />

Michael Kors ve Ralph Lauren’den, Frans›z aristokrat<br />

Lanvin ve Edgy Balenciaga’ya kadar birçok markan›n en<br />

keskin renk paleti siyah ve beyazdan oluşuyor.<br />

Yazı: Zeynep Tosun


Pilotto Resort


Rodarte<br />

Givenchy


Alexander Wang<br />

Marc Jacobs<br />

2013 için bana göre en çarp›c› koleksiyon ve<br />

sunum her zamanki gibi ar› işlemeleriyle<br />

Alexander McQueen’in koleksiyonu.<br />

Şahsen Preen’i de çok beğendim;<br />

tamamıyla sofistike ve rafine bir koleksiyon.<br />

Sezona damga vuracak tasarımcı ve<br />

detaylara gelirsek;<br />

- Rodarte’nin püsküllü ceketleri<br />

- Altuzarra ve Alexander Wang’in<br />

parmak aras› diz üstü çizmeleri<br />

- Balenciaga’n›n yüzükleri<br />

- Givenchy’nin pleksi huni topuklu ayakkab›lar›<br />

- Peter Pilotto’nun desenleri<br />

- Balmain’in işçiliği...<br />

Bunlar 2013 ‹lkbahar / Yaz koleksiyonunda en çok<br />

dikkat çekecek ve trend olacak objeler.


‹nand›ğ›n›z Yolda Ne Kadar Yürüyebilirsiniz?<br />

L‹KYA YOLU<br />

Bir “HILLSIDER CHALLENGE” hikayesi…<br />

66/67/68/<strong>69</strong>/70<br />

Yaz›: Galia Hasid<br />

Fotoğraflar : Senol Altun


“<strong><strong>Hillside</strong>r</strong> Challenge”;<br />

s›radan insanlar›n s›rad›ş›<br />

hikayeleri, 3 y›l önce Ağr› Dağ›<br />

Zirvesi’ne t›rmanmakla başlad›,<br />

Boğaz’dan Bozcaada’ya kürek<br />

çekmekle devam etti.<br />

Peki bu hikaye nas›l sürecekti?<br />

‹nand›ğ›n yolda sonuna kadar<br />

yürüyerek... 509 km’lik Likya<br />

Yolu’nu baştan sona geçerek...<br />

Her şey bundan 8 ay önce bir hayal ile başlad›.<br />

Tüm kulüplerden çal›şanlarla oluşan <strong>Hillside</strong> ekibi,<br />

daha kimsenin haberi yokken “<strong><strong>Hillside</strong>r</strong> Challenge”<br />

hayalleri kurdular. Hayallerinde kutuplara gittiler,<br />

dünyan›n en zorlu çöllerinde dolaşt›lar ve<br />

sonunda yurtlar›na döndüler.<br />

Hedef belirlenmişti: Dünyan›n en iyi 10 uzun<br />

mesafe yürüyüş rotas›ndan biri olan tarihi Likya<br />

Yolu’nu baştan sona 509 km yürümek...<br />

Antalya’dan Fethiye’ye uzanan bu yolculukta,<br />

<strong><strong>Hillside</strong>r</strong> Challenge ekibi <strong>Hillside</strong> Su’dan<br />

uğurlanacak, <strong>Hillside</strong> <strong>Beach</strong> <strong>Club</strong>’da karş›lanacakt›.<br />

Ekipçe s›k› bir çal›şma başlad›.<br />

Antrenman programlar›, duyurular,<br />

aç›khava yürüyüş rotalar› haz›rland›.<br />

<strong><strong>Hillside</strong>r</strong> Challenge as›l kahramanlar›n›;<br />

profesyonel sporcu olmayan üyeleri,<br />

belki de hayatlar›nda hiç uzun mesafe koşmam›ş<br />

hatta yürümemiş kişileri ar›yordu.<br />

Likya Yolu’nu tamamlamay› başaran bir<br />

Challenger’in, Ece’nin ilk hisleri: “5 Nisan’›<br />

Bekleyin! afişinin as›ld›ğ› ilk gün eşim ‹hsan,<br />

bana ‘bu nedir sence?’ dedi. Ben de bu Likya<br />

Yolu’nun haritas› dedim. Ama o esnada konuyla<br />

ilgili hiçbir bilgim yoktu. <strong>Hillside</strong> eğitmenleri de<br />

bizi merakta b›raksa da heyecanl› bir olay›n bizi<br />

beklediğinin müjdesini ald›k.<br />

Ve 5 Nisan’› gerçekten bekledik.<br />

Yap›lan ilk toplant›dan ç›kt›ğ›mda içimi<br />

Likya heyecan›n›n sard›ğ›n› söyleyebilirim.”


<strong>Hillside</strong> Etiler, Trio ve ‹stinye’de üç kulüp çap›nda<br />

düzenlenen, <strong><strong>Hillside</strong>r</strong> Challenge deneyiminin<br />

detaylar›n›n anlat›ld›ğ› toplant›yla Likya Yolu’nu<br />

yürümeye olan ilgi daha da artmışt›.<br />

Challenge ekibinden Dilek karar an›n› şöyle<br />

anlat›yor: “‹lk toplant›da daha da çok motive oldum,<br />

çünkü işin içinde haz›rl›k için herkesin kat›lacağ›<br />

antrenmanlar, organizasyonlar da vard›.<br />

Esas amaç yar›şmak değil, bir tak›m ruhu<br />

oluşturarak bu ‘challenge’› yaşamakt›.”<br />

Baz›lar› ise çok daha önceden bu yolda yürümeye<br />

karar vermişlerdi; t›pk› Vedit gibi: “Likya Yolu afişini<br />

<strong>Hillside</strong>’da gördüğüm an kat›lmaya karar verdim. En<br />

sevdiğim şeyi yapmak için; doğada spor yapmak için<br />

9 günlük bir cennet yolculuğuna haz›rd›m”<br />

Ve bu cennet yolculuğuna ön haz›rl›klar taa<br />

Nisan ay›nda başlad›. Kulüpte arazi yürüyüşüne<br />

uygun Bosu® üzerinde özel antrenmanlar,<br />

s›rt çantalar›yla yürüyüş bantlar›nda koşular,<br />

hafta sonlar› ise Likya Yolu’na örnek oluşturacak<br />

yürüyüş rotalar›nda aç›k hava antrenmanlar›<br />

düzenlendi. ‹şte bu dönem ile ilgili Ebru’nun dile<br />

getirdikleri: “Birinci dönem çal›şmalar›ndaeğitmenlerimiz<br />

dahil- bireysel ve toplu,<br />

say›s›z çal›şma yapt›k. Yaklaş›k 2 ay› geçen<br />

çal›şmalar›m›zda biz bir ‘ekip’ olmay› başard›k<br />

diye düşünüyorum. Bu çal›şmalar›n güzel taraf›,<br />

yapm›ş olduğumuz antrenmanlar›m›z kişisel<br />

disiplin ve vücut kondisyonuna bağl› iken,<br />

sonuç olarak ortaya ayn› kondisyona sahip<br />

bir tak›m ç›karm›ş olmas›.”<br />

Birinci dönemin sonunda s›ra seçmelere,<br />

‹stanbul’un en yüksek tepesi Aydos’a<br />

t›rmanmaya gelmişti. Bu t›rman›şta başar›l›<br />

olanlar›n belirlendiği seçmelerin ard›ndan<br />

Likya Yolu’nu yürüyecek 30 <strong><strong>Hillside</strong>r</strong> ikinci<br />

dönem haz›rl›klar›na başlad›.<br />

Arka planda ise Likya yolcuğu ile ilgili her türlü<br />

detay haz›rlan›yordu. <strong>Hillside</strong> Su’dan uğurlama,<br />

her gece kal›nacak Yörük çad›rlar›,<br />

özel Challenge k›yafetleri, her gece için keyifli<br />

aktiviteler, özel yemek menüleri,<br />

<strong>Hillside</strong> <strong>Beach</strong> <strong>Club</strong>’da karş›lama...


Uzun ve emekli haz›rl›klar sonunda büyük gün<br />

geldi... Ekip, 19 Ekim’de, ceplerine <strong><strong>Hillside</strong>r</strong><br />

Challenge aplikasyonu ile rotalar›n› yükleyip<br />

yola ç›kt›. 20 Ekim’den 29 Ekim’e kadar dünyan›n<br />

en iyi 10 yürüyüş rotas›ndan biri kabul edilen<br />

Likya Yolu’nda, doğa ve tarihin iç içe geçtiği<br />

say›s›z parkurda bazen güneş, bazen yağmurun<br />

alt›nda 509 km’yi aşan “Challenger”lardan<br />

Özge deneyimini şöyle anlat›yor:<br />

“Mevlana’n›n bir sözü vard›r: ‘Başar› bir seyahattir,<br />

hedef değil. Mutluluk, gidilen yolun üzerindedir,<br />

yolun sonunda değil. Yolun sonunda olsa, ona<br />

var›ld›ğ›nda yol bitmiş ve vakit de geçmiş olurdu.<br />

Mutlu olman›n zaman› ise bugündür, yar›n değil.’<br />

Bence Likya Yolu da böyle bir şey.<br />

‹lk günden ekip olarak ‘challenging’ bir amaç için bir<br />

araya geldik ve bu hedefe ulaşmak için yeri geldi<br />

zorland›k, yeri geldi eğlendik. Birlikte eğlenen,<br />

mutlu olan, motive eden ve zorluklar›n üstesinden<br />

gelen bir ekip olduğumuzu gösterdik.”<br />

‹şte yolun sonunda gelinen nokta; asl›nda ne kadar<br />

yürüdüğünüz değil ne kadar iyi hissettiğinizdir...<br />

‹yi hisseden ve hissettiren tüm <strong>Hillside</strong> Challenge<br />

ekibine tebrikler ve bir sonraki maceralar›nda<br />

başar›lar...<br />

Bizimle birlikte bu yolda yürüyen Puma, GNC ve Caribou<br />

Coffee’ye teşekkürler.


Modern Gezginlerin Klasik Yoldaş›...<br />

MOLESKINE<br />

72/73/74<br />

®<br />

‹ki as›rdan fazlad›r Vincent van<br />

Gogh, Oscar Wilde, Pablo<br />

Picasso, Ernest Hemingway ve<br />

Bruce Chatwin gibi say›s›z artist<br />

ve düşünürün, fikirlerini,<br />

ilhamlar›n›, yarat›c› ruhlar›n›<br />

içlerine döktükleri o isimsiz siyah<br />

günlükler, kendi efsanesini<br />

yaratan o nadir objelerden biri.<br />

Güvenilir ve yararl› bir yol<br />

arkadaş› olan günlükler eskiden<br />

beridir bir gün meşhur resimler<br />

ve çok sevilen kitaplar haline<br />

gelecek paha biçilemez notlar›,<br />

hikâyeleri ve hayalleri<br />

sayfalar›nda sakl›yor.<br />

Kal›n kapakl›, iç taraf›nda cebi bulunan, s›kl›kla<br />

bir lastik ya da kordonla bağlanabilen defter ve<br />

günlükler 19. ve 20. yüzy›l Avrupas›’nda çok yayg›nd›.<br />

Ufak köşe baş› dükkânlar›nda, Frans›z kitap ciltçileri<br />

taraf›ndan yap›lan o zaman›n isimsiz Moleskine<br />

defterleri, Fransa başta olmak üzere, Avrupa’n›n<br />

önde gelen şehirlerinde k›rtasiyeleri dolduruyordu.<br />

Günümüzde bile pek çok sanat galerisi ve müzede<br />

görebileceğiniz gibi, k›sa zamanda bu defterler;<br />

d›şar›da çok zaman geçiren, sokaklardan,<br />

hayat›n doğal ak›ş›ndan ve anl›k duygular,<br />

manzaralar ve fikirlerden ilham alan dönemin<br />

avangart sanatç›lar› için vazgeçilmez oldular.<br />

Sayfalar› çizimler, paha biçilmez sat›rlar,<br />

an›lar ve düşüncelerle doldu.<br />

Bugün isimlerini herkesin bildiği Oscar Wilde,<br />

Pablo Picasso, Henri Matisse gibi büyük sanatç›lar<br />

ve yazarlar Moleskine’in sayfalar›na ruhlar›ndan<br />

parçalar işlediler, bir gün geride b›rakt›klar› bu<br />

minik yadigârlar›n tüm dünyaca bilinen sanat<br />

eserlerine dönüşeceğini bilmeden...<br />

1980’li y›llara gelindiğinde neredeyse tamamen<br />

ortadan kaybolmuş bir hazine olan günlükler,<br />

Moleskine’in sade büyüsüne kendini kapt›rm›ş<br />

pek çoklar› taraf›ndan özlemle aran›yordu.<br />

Romanc› ve gezi yaz›lar›yla meşhur Bruce Chatwin,<br />

günlüklere ilk gördüğü anda âş›k olmuştu.<br />

O zamanlar ‘küçük siyah defterler’ olarak bilinen<br />

Moleskine günlüklerinin geriye kalan tek üreticisi<br />

olan Fransa’n›n Tours şehrindeki ufak aile şirketi,<br />

1986 y›l›nda Moleskine sanat›n› bilen en son kişinin<br />

ölümüyle kapan›nca, yazar Bruce Chatwin,<br />

kitab› The Songlines’a şöyle yazd›,<br />

“Le vrai moleskine n'est plus” (Gerçek Moleskine<br />

art›k yok.)<br />

Avustralya’ya gitmeden önce bulabildiği tüm<br />

günlükleri sat›n alan Chatwin, Rue de I’Ancienne<br />

Comédie’deki eski küçük dükkan›n sahibine de<br />

ayn› sözleri üzüntüyle tekrarlad› ve ard›ndan,<br />

gelecekteki y›llarda kendisini meşhur edecek<br />

olan yaz›lar›, seyahatleri boyunca sayfalar›na<br />

döktüğü Moleskine günlükleri ile yola ç›kt›.<br />

Yaz›: Elmira Gürses


1997 y›l›na kadar ortadan kaybolan efsanevi<br />

günlükleri, Milanolu bir yay›mc› tekrar hayata<br />

döndürdü. Modo & Modo SpA ismindeki ufak<br />

şirket s›ra d›ş› bir geleneği sürdürme gayesiyle<br />

günlüklere Chatwin’in vaktinde yapt›ğ› gibi,<br />

Moleskine (Bir çeşit köstebek derisi) ismini verdi.<br />

Günlükleri ayn› Chatwin’in kitab› The Songlines’da<br />

anlat›ld›ğ› gibi yapmaya inan›lmaz bir<br />

özen gösteren yay›mc›, neredeyse unutulmuş bir<br />

efsaneyi tüm güzelliğiyle yeniden yaratt›.<br />

1999 y›l›nda Modo & Modo SpA ‹talya’n›n d›ş›na,<br />

Amerika ve Avrupa’ya dağ›t›m yapmaya başlad›.<br />

2004’e gelindiğinde Moleskine defterleri<br />

Japonya’ya kadar ulaşm›şt› ve o noktadan sonra<br />

tüm Asya’ya dağ›t›l›yordu. Belki de edebiyat ve<br />

kültürel mirasa olan yak›nl›ğ›ndan dolay›,<br />

Moleskine günlükleri en çok kitapç›larda ve<br />

tasar›m mağazalar›nda yer buldu.<br />

2008 y›l›nda şirketin ismi art›k Modo & Modo SpA<br />

değil, Moleskine Srl olmuştu ve tescilli markay›<br />

üstünde taş›yan 200 y›ll›k günlükler, vaktinde<br />

ona kalplerini dökmüş tan›nm›ş, tan›nmam›ş tüm<br />

sanatç› ruhlu gezginlere gurur verircesine<br />

53 ülkede ve 14.000 noktada sat›l›yordu.<br />

Yüzlerce gezginin ad›mlar›n› izleyerek Moleskine<br />

günlükleri zaman içinde yolculuklar›na devam etti<br />

ve en sonunda günümüzün yeni ve taş›nabilir<br />

teknolojisine vazgeçilmez bir yoldaş oldular.<br />

Hayat› hareket halindeyken yakalayan, saklayan,<br />

detaylar› kaydeden ve deneyim denen mucizenin<br />

eşsiz doğas›n› asla eskimeyen bir bireysellikle<br />

kâğ›da işleyen Moleskine, fikirleri ve duygular›<br />

bar›nd›ran bir pil haline geldi. Y›llar sonra<br />

aç›ld›ğ›nda bile tüm nostaljisi ve derinliğiyle bu<br />

enerjiyi serbest b›rakmaya haz›r zamans›z bir<br />

hazine...<br />

Moleskine markas› art›k hem gerçek dünyada<br />

hem de dijital dünyada kültür, gezi, hat›ra,<br />

hayal gücü ve kişisel kimlikle eş anlaml›.<br />

Marka y›llard›r gezginlerle özdeşleşmiş<br />

pek çok objeyi kaps›yor; notebooklar, günlükler,<br />

ajandalar, çantalar, yaz› yazma araçlar›,<br />

okuma aksesuarlar›... Taş›nabilir kimliğimizi<br />

temsil eden her şey. Gittiğimiz her yere bizimle<br />

gelen ve dünyan›n her yerinde bizi tan›mlayan<br />

objeler. Hayatlar›m›z›n yarat›c› ve hayalperest<br />

yönlerinin sad›k dostlar› görevi görüyorlar ve<br />

art›k tüm dünyada çağdaş gezginlerin<br />

bir sembolü olarak kabul ediliyorlar.<br />

Bruce Chatwin’in günlüklerin yok oluşuna duyduğu<br />

üzüntü ve kitab›na yazd›ğ› kelimeler, bilmeden<br />

onlar›n y›llar sonra yeniden doğmas›na olanak<br />

sağlad›. Ve bugün Moleskine ismi, Chatwin’in<br />

The Songlines’a yazd›ğ› kelimelere itiraz<br />

edercesine, yoldaşl›k ettiği her gezginin,<br />

yazar›n, maceraperestin ve fikir adam›n›n yan›nda,<br />

varl›ğ›n› defalarca kan›tl›yor.


GOOD<br />

FOR<br />

MEN<br />

76<br />

YA⁄MURA<br />

HÜKMETMEK!<br />

Şemsiyeler sinir bozucu olabilir. Sağanak yağmur<br />

alt›nda bir kalabal›ğ›n içinde elinizde şemsiyeyle<br />

yürümek gerçekten tam bir savaşa dönüşebilir.<br />

Hele sert bir rüzgâr›n birdenbire şemsiyenizin içini<br />

d›ş›na çevirmesinden hiç bahsetmeyelim.<br />

Hafiften utand›ran bir an olmas›n›n yan› s›ra,<br />

sert ve erkeksi görünüşünüze pek de katk›s› olmaz.<br />

Ama k›ş›n gelmesiyle tarz›n›z için olmasa bile,<br />

sağl›ğ›n›z için en çok ihtiyaç duyacağ›n›z<br />

aksesuarlardan biri şemsiyeniz olacak.<br />

Eğer baş›n›z›n üzerine kald›rd›ğ›n›z şemsiyenizle<br />

bile tarz sahibi görünmek istiyorsan›z ciddi,<br />

koyu renk ve sağlam ürünler seçtiğinizden emin<br />

olun. Siyah, lacivert, koyu füme rengi olan,<br />

ince ama sağlam malzemeden yap›lm›ş bir şemsiye<br />

hem rüzgarl› havalarda sizi utand›rmaz,<br />

hem de kullanmad›ğ›n›z zamanlarda çok ş›k bir<br />

baston görevi görür. Doğru seçimi yapt›ğ›n›z sürece<br />

yağmurlu ‹ngiltere’nin yeni evli prensi William<br />

kadar asil ve stil sahibi görünebilirsiniz.<br />

PARFÜMÜNÜZÜ<br />

DE⁄iŞTiRiN!<br />

Uzun k›ş aylar›nda giydiğiniz kat kat giysilere<br />

rağmen kokunuz her daim imzan›z niteliğini taş›r.<br />

Bir odaya girdiğiniz anda, insan duyular›n›n<br />

en güçlülerinden olan koku alma duyusunu<br />

uyaran aftershave ve erkek parfümleri hem<br />

karş›n›zdaki insanlarda b›rakt›ğ›n›z izlenimi<br />

doğrudan etkiler hem de hissedilir bir<br />

özgüven ifade eder.<br />

K›ş döneminde daha ağac›ms› ve misk gibi<br />

kokular tercih etmelisiniz. Meyveli ve taze, bahar<br />

ve yaz› hat›rlatan, denizi an›msatan kokulardan<br />

uzak durun. K›ş parfümleri daha ağ›rd›r.<br />

Bu sebeple parfümünüzü kullan›rken<br />

abartmaman›z çok önemlidir zira daha uzun<br />

dayan›rlar ve çok daha yoğundurlar.<br />

Bunları göz önüne alarak seçtiğiniz<br />

parfümler sizi herkesten ay›racak ve k›ş›n<br />

bile baş döndüren bir çekiciliğe<br />

sahip olman›z› sağlayacakt›r.<br />

SiZ NEREYE,<br />

ÇANTANIZ ORAYA!<br />

Tatiller, iş gezileri, konferanslar, s›n›f toplant›lar›;<br />

neresi olursa olsun evden ç›karken yan›n›zda<br />

gard›robunuzun bir k›sm›n› da alman›z gerekir.<br />

Bir erkeğin seyahat çantas› hem pratik<br />

hem de stil sahibi bir seçimin sonucu olmal›d›r.<br />

Tüm ihtiyaçlar›n›za cevap verecek bir şey<br />

isterseniz ama gezi giysilerinize uymalar› da<br />

oldukça önemlidir. Bu özellikle s›k s›k iş gezilerine<br />

ç›kan ve seyahat çantas›n› yan›nda taş›yarak<br />

havaalan›ndan ç›kar ç›kmaz insanlarla tan›şan<br />

beyler için çok daha büyük önem taş›r. Büyük çanta<br />

her zaman en iyisi değildir. Farkl› geziler için farkl›<br />

tip çantalar gerekir. Aile gezisi çantan›z›n büyük bir<br />

hacme ve sağlam tekerleklere ihtiyac› vard›r ancak<br />

iş gezileriniz için seçeceğiniz bir çanta çok daha<br />

ince, kolayca tek omzunuzun üstüne atabileceğiniz<br />

hafiflikte ve tak›m elbisenizi katlamak zorunda<br />

kalmadan içine asabileceğiniz genişlikte olmal›d›r.<br />

Ve en önemlisi, tarz›n›z›n fark›nda olman›z ve<br />

giyiminizle aksesuarlar›n›z› kombine ederken bunu<br />

göz önüne almay› unutmaman›zd›r.


2<br />

SCARLET ELB‹SE<br />

DIANE VON FURSTENBERG<br />

AYAKKABI<br />

MANOLO BLAHNIK


YEN‹ YIL<br />

LEZZETLER‹<br />

80/81/82/83<br />

Yeni y›lda haz›rlanan özenli sofralarda Hindi ile yap›lan<br />

yemekler menülerin vazgeçilmezi oldu adeta.<br />

Ana yemek Hindi olunca mezeler de ona uyumlu olarak<br />

yap›l›r hep. Halbuki Hindiye alternatif farkl› lezzetler de<br />

düşünülebilir. Bu y›l ördek yeni y›l sofralar›nda tercih<br />

edilebilecek bir lezzet. Özellikle confit (yağ›n içerisinde<br />

düşük ›s›da ağ›r ağ›r pişirme) yöntemi ile pişirilen ördek<br />

nemli ve yumuşak bir dokuda müthiş bir ana yemek oluyor.<br />

Yeni y›lda peynir-şarküteri ile donat›lan başlang›ç<br />

tabaklar›n›n yan› s›ra küçük, paylaş›lan tabaklar,<br />

s›cak-soğuk mezeler ve sonras›nda gösterişli bir ana<br />

yemek olmazsa olmaz. Sofrada mutlaka k›rm›z› meyveleri<br />

kullan›n. Çilek, frambuaz veya nar gibi meyveleri salata,<br />

meze veya tatl› tabaklar›na eklemeyi ihmal etmeyin.<br />

Krudite sebzeler ve kuruyemiş ise gece boyunca içkiye<br />

eşlik eden yeni y›l ikramlar› olarak düşünülmeli.<br />

Hazırlayan: Pelin Çakar / Lucca<br />

Fotoğraflar: Yasin Baran


ÖRDEK CONF‹T<br />

Marinasyon içerikleri:<br />

Ördek But, 150 gr Ördek Yağ› (Duck Fat),<br />

250 gr Deniz Tuzu, 1 Defne Yaprağ›, 4-5 Adet<br />

Tane Karabiber, 2-3 Dal Taze Kekik, 2 Diş Sarm›sak,<br />

50 ml Teriyaki Sos<br />

Garnitürler:<br />

Patates Püresi, Haşlanm›ş Brokoli<br />

Yap›l›ş›:<br />

Ördeğin üzerini deniz tuzu ile kaplay›n, aroma verici<br />

diğer malzemeleri de ekleyip, 1 gece boyunca bekletin.<br />

Confit yapmadan önce ördeği marinasyondan ç›kar›p iyice<br />

tuzdan ar›nacak kadar y›kay›p, vakum paketine koyun.<br />

Vakum paketinin içerisine ördek yağ›, teriyaki sos,<br />

defne yaprağ›, tane karabiber ve kekik ekleyip vakumlay›n.<br />

‘Sous vide’ pişirme yöntemi diğer ad›yla vakumlu pişirme yöntemi<br />

ile ördeği vakumlu, mühürlü ve tam ›s› kontrollü bir şekilde su<br />

banyosu içerisinde düşük ›s›da 82° C’de 8 saat ağ›r ağ›r pişirin.<br />

Nemli ve yumuşak dokuda aromalar ile zengileştirilmiş<br />

lezzetli bir ördek budu pişme işlemi bittikten sonra servis<br />

edeceğiniz zamana kadar buzdolab›nda saklayabilirsiniz.<br />

Servis s›ras›nda f›r›n› önceden ›s›t›p, ördek budu<br />

vakum paketinden ç›kar›n, f›r›n tepsisine koyarak, f›r›nda ›s›t›n.<br />

Patates püresi ve haşlanm›ş brokoli ile servis edin.


Şarküteri tabağ›:<br />

Kuru Balkan Eti, Füme Çeşnili Et, Chorizo Picante Salam›,<br />

Cherry Domates, Kalamata Zeytin.


Frambuazl› Baby Ispanak Salatas›<br />

Baby Ispanak, Taze Frambuaz, Danish Blue Peynir, Ceviz,<br />

Balzamik Sirke, S›zma Zeytinyağ.<br />

Yap›l›ş›:<br />

Baby ›spanaklar› balzamik sirke ve s›zma zeytinyağ› ile<br />

kar›şt›r›p, servis tabağ›na al›n. Üzerine<br />

taze frambuazlar, ceviz ve danish blur peynirini<br />

ekleyip servis edin.


ART BLOG<br />

30. SAO PAULO B‹ENAL‹<br />

Bu say›da sizlere dünyadaki en köklü sanat etkinliklerinden biri ol<br />

15. Aral›k’ta 105. yaş›n› kutlayacak olan Brezilyal› Mimar Oscar Nie<br />

Bu say›da sizlere dünyadaki en köklü sanat etkinliklerinden biri olan 30. Sao Paulo Bienali ve 15.Aral›kta 105. yaş›n› kutlayacak olan B<br />

Brezilya’n›n finans ve iş merkezi Sao Paulo; y›llard›r yap›lan bienali ve sanat etkinlikleri ile Latin Amerika ve bu bölgedeki sanat günd<br />

eserlerinde bu coğrafyan›n özelliğini, kimliğini taş›yan lokal sanatç›larla uluslararas› platformdaki sanatç›lar› çok dengeli bir şekilde<br />

size yeni bir şey görme ve keşfetme özgürlüğünü veriyor.<br />

84/85/86<br />

Bienal alan›nda yer alan Niemeyer’in binalar›ndan ikisi<br />

Niemeyer’in önemli yap›tlar›ndan baz›lar›; Copan<br />

Binas› (Sao Paulo), Brezilya Ulusal Kongre Binas›,<br />

Adalet Saray› (Brezilya), Madeira Kumarhanesi<br />

(Portekiz), Ulusal Penteon (Brezilya), Niteroi<br />

Güncel Sanat Müzesi (Rio), Oscar Niemeyer<br />

Uluslararas› Kültür Merkezi (‹spanya), ‹burapuera<br />

Oditoryumu (Sao Paulo), Le Havre Kültür Merkezi<br />

(Fransa)... Niemeyer dökme betonun estetik<br />

amaçlar için farkl› kullan›lmas›na öncülük etmiş.<br />

O dönemde heykelsi an›tsal binalar yap›l›r m›<br />

tart›şmas› yaratm›şt›r. Ödülleri aras›nda; Lenin<br />

Bar›ş Ödülü, Pritzker Mimarl›k Ödülü, Venedik<br />

Bienali Alt›n Aslan Ödülü, UNESCO Ödülü, Legion<br />

De'Honneur Madalyas›, ‹ngiltere Kraliyet Alt›n<br />

Madalyas›<br />

yer almakta.<br />

Niteroi Güncel Sanat Müzesi (Rio), Mimarı Oscar Niemeyer<br />

Yaz›: Çağla Cabaoğlu<br />

Fotoğraflar: Özlem Avcıoğlu & Çağla Cabaoğlu


Eylül ay›nda düzenlenen bienalin bu seneki konusu;<br />

''The Imminence of Poetics'' idi. Bienalin küratör<br />

ekibi; Luiz Perez-Oramas, Andre Severo, Tobi<br />

Maier, Isabella Villanueva’dan oluşuyordu.<br />

an 30. Sao Paulo Bienali ve<br />

meyer’den bahsedeceğim<br />

rezilyal› Mimar Oscar Niemeyer’den bahsedeceğim.<br />

emini belirleyici özelliğe sahip. Bienal küratörleri y›llarca<br />

bir araya getirmeye dikkat etmişler. Bienalde bu kimliğin etkisi<br />

Kürator Perez-Oramas’›n manifestosunda (bienal<br />

konusu aç›klay›c› alt başl›klar›nda); çoğulluk,<br />

tekerrür, daimi değişkenlik kavramlar› yer al›yordu.<br />

Küratör yine manifestosunu anlatt›ğ› bir<br />

röportaj›nda; sanatsal yöntemlerin dilinin, eyleme<br />

dönüşmesindeki kullan›lan araçlar› ''poetics'' olarak<br />

aç›kl›yor. Tüm bu sanat eseri olma sürecinde<br />

kullan›lan dilin, bekleneni ortaya koyma, birdenbire<br />

beklenmedik şekilde yapma, kaç›n›lmazl›kla<br />

gerçekleşme eylemi ile ilgili olmas›ndan söz ediyor.<br />

Bu ''poetics'' kavram›n›n, bienal içinde çeşitliliği ve<br />

çoğulluğu ve medyalar›n bir arada olabilmesini<br />

sağlad›ğ›na değiniyor.<br />

Şehrin mimarisine imza atan mimar<br />

Oscar Niemeyer’in tasarlad›ğ›<br />

binalarda 30.000 m alana yay›lan<br />

bienal platformu şehir merkezindeki<br />

büyük ‹birapuera Park›’nda yer al›yor.<br />

Sao Paulo şehri dünyadaki en büyük<br />

“urban jungle”a (şehir orman›) sahip.<br />

Brezilya konu olduğunda Oscar Niemeyer'den<br />

bahsetmek gerekiyor çünkü 1930’larda<br />

Le Corbusier ve Niemeyer dünyada çok önemli<br />

binalar yaparak sosyolojik ve politik aç›dan çok<br />

önemli etkiler yaratm›şlard›r. Politik kimliği ile de<br />

Brezilya tarihinde sosyolojik ve kültürel anlamda<br />

rolü olan modernist bir mimard›r kendisi.<br />

Bienal alan›ndan genel görsel, Mimar› Niemeyer<br />

Bienal genel görüntü<br />

Bienalin ana sergisinde dört temel konsept; Sağkal›m, Başkalaş›m, Y›ğ›l›m, Sesler idi.<br />

Sesler konsepti bienalde sanat›n performatif yönünü ortaya ç›karm›şt›, birçok sesli eser vard›.<br />

Diğer eserlerle köprü kurarak işitsel bir deneyim sunuyordu. Mekana girdiğinizde sizi karş›layan Alman<br />

sanatç› Katja Strunz'un ''Sound of Pregeometric-age'' isimli eseri, sesleriyle kaos yaratan bir orkestrayd›.


Katja Strunz'un ''Sound of Pregeometric-age'' isimli eseri<br />

Bienalde 111 sanatç›n›n 3000 eseri yer al›yordu. Şemsiye enstelasyonlar›yla haf›zam›zda yer<br />

alan, Londra'da yaşayan Brezilyal› sanatç› Alexandre da Cunha.<br />

Brezilyal› sanatç› Alexandre da Cunha, obelisk1 isimli eseri<br />

Amerikal› sanatç› Alan Kaprow, Amerikal› sanatç›<br />

Robert Smithson ('Spiral Jetty' isimli landart projesi<br />

ile y›llarca süren, spiral şeklinde ada inşa ederek,<br />

uydu fotoğraflar›n› çekmişti), Türk sanatç›<br />

Ali Kazma'n›n alt› k›sa filminin eşzamanl›<br />

gösterildiği büyük video enstelasyonu, Kanadal›<br />

sanatç› Guy Maddin'in ana girişte çoklu ekranlarda<br />

gösterilen, Hollywood klasiklerini yorumlad›ğ›<br />

video enstalasyonu ve David Moreno'nun ''Silence''<br />

isimli tarihsel portrelerin kitap sayfalar›ndan al›nan<br />

fotograflar› üzerine kağ›ttan borular koyarak<br />

megafonik etki yaratt›ğ› esprili duvar eseri<br />

bunlardan sadece baz›lar›yd›. Ayr›ca Latin<br />

Amerika'da yat›r›m değeri h›zla yükselen sanatç›<br />

Moreno’nun 10’un üzerinde büyük kağ›t eserinin<br />

sergilendiği büyük bir bölüm ona ayr›lm›şt›.<br />

David Moreno'nun ''Silence'' isimli eseri<br />

Bunlar Bienalin en önemli, dünya sanat tarihine<br />

geçmiş olan işleriydi bana göre...<br />

Bir sonraki say›da, çağdaş sanat dünyas›ndan yeni<br />

etkinlikler, yeni haberlerle buluşmak üzere...


Nixon ve Colette’den<br />

Camo Saat<br />

Nixon, kendine ait popüler saat modellerinden Time<br />

Teller için Parisli tasar›mc› Colette ile bir araya geldi ve<br />

Time Teller Camo’yu yaratt›. Siyah metal içine gömülü<br />

siyah yüzü olan ve sadece 100 tane üretilen bu çok özel<br />

versiyon, pamuktan yap›lma NATO kamuflaj kay›şa sahip.<br />

Globe’dan<br />

Orman Kâşifi Kaykaylar<br />

Globe son zamanlarda cruiserboards diye bilinen sportif<br />

kaykay koleksiyonlar› ile bak›şlar› kendine çeviriyor.<br />

Markan›n son tasar›m› olan Orman Kâşifi serisi ise<br />

muhteşem Camo desenleriyle göz kamaşt›r›yor.<br />

Kayarken orman› ayaklar›n›n alt›na almak isteyen kaykay<br />

düşkünlerinin vazgeçilmezi olacak gibi.<br />

KAMUFLAJ<br />

Cüretkar ve kad›ns› ya da sert ve erkeksi.<br />

Kamuflaj nas›l kulland›ğ›na göre değişen, şaş›rt›c›<br />

ve de çok yönlü bir trend.<br />

Çarp›c› tasar›m›, karmakar›ş›k düzeni ve tüm sembolizmiyle Camo (kamuflaj)<br />

trendi sevdiğiniz ve kulland›ğ›n›z her şeyde. 2012 yaz›ndan başlayarak moda,<br />

teknoloji, mimari ve hatta g›da alanlar›n›n en büyük markalar›n›n en iddial›<br />

ürünlerinde kendini gösteren Camo trendi, k›şa gelindiğinde art›k akla<br />

gelebilecek her şeye uygulan›r hale geldi. ‹şte size birkaç örnek.<br />

AAPE, Pepsi’yi<br />

Moonface Camo ile Boyadı<br />

A Bathing Ape (AAPE) Pepsi ile yeniden işbirliği yap›yor<br />

ve t-shirtler, şemsiyeler, her çeşit aksesuar ve<br />

Pepsi’ye özel tasarlanan özel Camo tenekelerinden<br />

oluşan yepyeni bir koleksiyonu piyasaya sürüyor.<br />

Tenekeler Moonface (ay yüzeyi) kamuflaj› desenlerine<br />

ve biri mavinin tonlar›, diğeri asker kamuflaj<br />

renklerinden olmak üzere iki ayr› tasar›ma sahip.<br />

Bape x Modernica Ballpen<br />

Camo Sandalyesi<br />

Muhteşem bir işbirliği örneği olan A Bathing Ape ve<br />

Modernica markalar› tekrar bir araya geldi ve bildiğimiz<br />

en klasik baz› mobilyalara kendi tarzlar›n› işlediler.<br />

Bu iki isim bize arka k›sm›nda Bape Kamuflaj deseni olan<br />

bembeyaz Ballpen Camo Sandalyesini sunuyor. Tahta<br />

bacaklar›yla çok ş›k bir görüntü sergileyen sandalye üç<br />

renkte geliyor ve her biri sadece 100 adetle s›n›rl›!<br />

Prada’dan Camo<br />

iPad K›l›f›<br />

Modan›n dünya devlerinden Prada elbette kamuflaj<br />

trendinin karş› konulmaz dalgalar›ndan habersiz değil.<br />

‹nek derisinden yap›lm›ş ve asker renklerinin en çarp›c›<br />

olanlar› ile tasarlanm›ş olan inan›lmaz çekici Camo<br />

Saffiano iPad k›l›f›, iPad’inizi ç›kart›rken bile kendinizi<br />

bir komando gibi hissetmenizi sağlayacak.


Kış Aşkına<br />

K›ş›n keyfini sokaklarda ç›karmak isteyenler, sezonun en s›cak parçalar›yla ş›kl›ğ›n›z› tamamlayabilirsiniz.<br />

Soğuk havalar›n içinizi titrettiği bu aylarda, sizi s›cac›k tutacak birkaç önerimiz var.<br />

Karl Donoghue<br />

Shearling and suede earmuffs<br />

99 EUR<br />

www.netaporter.com<br />

Diemme<br />

Roccia vet leather-trimmed boots<br />

229 EUR<br />

www.mrporter.com<br />

Haz›rlayan: Selin Sönmez<br />

Woolrich<br />

Rabbit-trimmed trapper hat<br />

110 EUR<br />

www.mrporter.com<br />

Karl Donoghue<br />

Shearling mittens<br />

183.46 EUR<br />

www.netaporter.com


Y›lbaş› Heyecan›<br />

Yepyeni bir seneye girerken, iyi dileklerinize eşlik edecek bir hediye ile y›lbaş› heyecan›n› canland›r›n.<br />

Büyük küçük fark etmez, hepimizin bir Noel Baba’ya ihtiyac› vard›r.<br />

Aqua Di Parma<br />

2012 Holiday Set<br />

260 TL<br />

www.saksfifthavenue.com<br />

Nespresso Pixie<br />

130 GBP<br />

www.amara.co.uk<br />

Smythson<br />

Notebook<br />

60 EUR<br />

www.colette.fr<br />

Diptyque<br />

84 USD<br />

www.diptyqueparis.com


Limited Edition - Nars Andy Warhol<br />

François Nars’›n en önemli ilham kaynağ› olan Andy Warhol, özel üretilen Nars Andy Warhol koleksiyonu ile karş›m›zda.<br />

Az ve s›n›rl› say›da üretilen bu Nars koleksiyonunun ikonik olmaya aday ürünlerini sizler için seçtik.<br />

www.narscosmetics.com<br />

Kiss Mini Larger<br />

Than Life® Lip Gloss Coffret<br />

55 USD<br />

Soft Touch Shadow Pencil<br />

24 USD<br />

Debbie Harry Eye And<br />

Cheek Palette<br />

65 USD<br />

Walk On The Wild Side<br />

39 USD


‹şte 68. say›m›z›n en beğenilen 3 ilan›<br />

// AUDI ŞENYILDIZ 2/3<br />

// BOYNER 4/5<br />

// MAXX ROYAL 6/7<br />

// YAPI KRED‹ 8/9<br />

// EMAAR 10/11<br />

// TAV 12/13<br />

// NEW BALANCE 15<br />

// WINGS 16<br />

// AUD‹ Q5 21<br />

// HARTFORD 25<br />

// BMW 27<br />

// TUM‹ 33<br />

// SAMSUNG TV 37<br />

// ULUDA⁄ 43<br />

// DHI 49<br />

// TEB 53<br />

// SAMSUNG CAMERA 55<br />

// TEPE ‹NŞAAT 59<br />

// BRITISH SIDE 61<br />

// SEDVENTURE 71<br />

// COCA COLA 75<br />

// TWEEN 77<br />

// FG 79<br />

// AVIVA 103<br />

// ULYSEE NARDIN 104<br />

Bu say›daki en beğendiğiniz ilan› bize e-mail'le bildirmenizi rica ederiz.<br />

hillsider@hillside.com.tr


2012 yılında<br />

<strong><strong>Hillside</strong>r</strong> Magazine’i seçen<br />

tüm markalara<br />

teşekkürlerimizle.<br />

Birlikte nice yıllara.<br />

AD‹DAS<br />

AKBANK - WINGS<br />

AMER‹KAN HAST.<br />

AUDI<br />

AUD‹ ŞENYILDIZ<br />

AV‹VA<br />

AYŞE RODOSLU<br />

BMW<br />

BOYNER<br />

BRITISH SIDE<br />

BRUNSWICK BILARDO<br />

CAUDELIE<br />

CITROEN<br />

COCA COLA<br />

DEN‹ZBANK<br />

DHI<br />

EFES PERON‹<br />

EMAAR<br />

FEND‹<br />

FG RADIO<br />

GIVENCY<br />

G‹LAN<br />

GOD‹VA<br />

HAAZ<br />

HARTFORD<br />

HSBC<br />

INFINITI<br />

‹ŞBANKASI<br />

JET SET<br />

KAFKAS<br />

KANADA E⁄‹T‹M MERKEZ‹<br />

KAYRA ŞARAP<br />

L‹MANGO<br />

MAXX ROYAL<br />

MERCEDES<br />

NEW BALANCE<br />

PANASONIC<br />

P‹PA<br />

PLAY SPORT<br />

PORSCHE<br />

SAMSUNG<br />

SEDVENTURE<br />

SETUR CRUISE<br />

SHOPIGO<br />

STONE TERROIR<br />

TAV<br />

TEB<br />

TEPE ‹NŞAAT<br />

TT MOTORS<br />

TUMI<br />

TURKCELL<br />

TWEEN<br />

TWIGY<br />

ULUDA⁄<br />

ULYSEE NARDIN<br />

VOLKSWAGEN<br />

VOX BRASSERIE<br />

YAPI KRED‹


sum<br />

mary<br />

<strong>69</strong>


22/23/24/26<br />

Article: Berna Gençalp<br />

Photos: sadibey.com<br />

If I were a Film in ‹stanbul…<br />

The Industrial<br />

Revolution coincided<br />

with the population shift<br />

to urban areas, the birth<br />

of the cinema and its<br />

spread-out as an<br />

urbanentertainment<br />

form in theaters,<br />

large or small.<br />

Therefore, it is only natural that films<br />

frequently dwell on the city, cit<br />

dwellers<br />

and those trying to survive in cities.<br />

Yet, there is a more special bond<br />

between certain film directors and<br />

cities. In any Wim Wenders or Woody<br />

Allen or Martin Scorsese film, one of<br />

the lead roles always belongs to the<br />

city regardless of the storyline or the<br />

protagonist. Some cities appear<br />

before the audience owing to their<br />

certain features. Paris is always the<br />

city of love, for instance. What about<br />

‹stanbul then?<br />

Cover: ‹stanbul; Cinema: Wonderful!<br />

‹stanbul makes an appearance in<br />

numerous films... Some just slightly<br />

touch the city, whereas some others<br />

practically absorb the town. I am not<br />

talking about a film packed with<br />

tourist-attracting scenes. Sometimes,<br />

a single moment suffices to convey the<br />

sense of a city. That moment can even<br />

come in a highly commercial film, or in<br />

a low-budget one. Let’s take Nuri Bilge<br />

Ceylan’s Distant (original title: Uzak)<br />

which is set in a snow-clad ‹stanbul<br />

that we do not get to see often in films.<br />

The silence and scenes of the snow are<br />

exquisite. During the rise of Arabesque<br />

music in Turkey, ‹stanbul is like a<br />

monster rural men seek to overcome, a<br />

castle they want to overtake. In Takva:<br />

A Man’s Fear of God (Takva), ‹stanbul<br />

is a Muslim city. In Pandora’s Box<br />

(Pandora’n›n Kutusu), ‹stanbul is a<br />

place that is desired to be left behind.<br />

In ‹stanbul Beneath My Wings (‹stanbul<br />

Kanatlar›m›n Alt›nda), ‹stanbul is a long<br />

gone fairy tale city that feels like it<br />

never existed. The city in the Magic<br />

Carpet Ride (Organize ‹şler) is a highly<br />

photogenic, huge city with the<br />

sweetest culprits in the world. The film<br />

is invaded by magnificent shots of<br />

‹stanbul that contrasts with the<br />

naivety of the story told. ‹stanbul, the<br />

Bosphorus and the Rumelian Castle<br />

are organic parts of the film in<br />

Somersault in a Coffin (Tabutta<br />

Rövaşata). In The Turkish Bath<br />

(Hamam), Ferzan Özpetek depicts a<br />

steamy love city in ‹stanbul. According<br />

to me, The Men On the Bridge<br />

(Köprüdekiler) is another film that<br />

captures the spirit of the city.<br />

The director of ‹stanbul Tales (Anlat<br />

‹stanbul) and My Aunt (Teyzem) among<br />

others, Ümit Ünal rates the 1963-film<br />

L’immortelle as one of the best that<br />

represents the spirit of the city.<br />

Written and directed by Alain<br />

Robbe-Grillet, a leading name in the<br />

movement known as the New Novel in<br />

France, the film’s cast included Sezer<br />

Sezin, Ulvi Uraz and Belk›s Mutlu. Lütfi<br />

Akad was the assistant director on this<br />

film.<br />

The Case of Bonds and non-Bonds<br />

It arouses different feelings to see<br />

‹stanbul appear in foreign films.<br />

Perhaps it makes us feel more<br />

“beautiful” and less “lonely” about our<br />

city, our country... We are so sensitive<br />

that we can instantly exclaim “how<br />

dare he make us look like that!” or we<br />

can feel proud of our city that we<br />

neglect to enjoy the beauty of due to<br />

the hustle and bustle of everyday life.<br />

It remains unknown to me: are tourists<br />

attracted to ‹stanbul because of its<br />

appearance in major Hollywood<br />

productions or are film producers<br />

dragged to our city because ‹stanbul<br />

becomes a more and more popular<br />

tourist destination of its own accord?<br />

Yet, these two situations feed one<br />

another. The 1964-film Topkapi<br />

(Topkap›) is recalled as one that drew<br />

the attention of tourists to ‹stanbul.<br />

When it comes to Bond films, yes,<br />

‹stanbul does appear in From Russia<br />

With Love, The World is not Enough<br />

and Skyfall... But no Bond film should<br />

be expected to try and capture the<br />

spirit<br />

of any city. Bond films do not and<br />

will not hesitate to use and reuse the<br />

clichés of cities.<br />

Almost the same approach to ‹stanbul<br />

can be seen in the Taken 2, The<br />

International and Tinker, Tailor,<br />

Soldier, Spy. The venues on the<br />

Historic Peninsula, Karaköy, the Grand<br />

Bazaar, the Spice (Egyptian) Bazaar<br />

that are used again and again as<br />

shooting locations in Bond films<br />

appear in these films as well.<br />

‹stanbul exists in the Murder on the<br />

Orient Express, a 1974 film based on<br />

Agatha Christie’s novel by the same<br />

title, due to the plot. The city is, as it is<br />

in many other foreign films, a gateway<br />

into the East, in other words, into the<br />

unknown and chaos. But thank God,<br />

there is Poirot.<br />

Having quite a big fan base in Turkey,<br />

Jackie Chan shot the Accidental Spy in<br />

‹stanbul in 2001. He, too, could not resist<br />

the temptation to beat up the bad guys in<br />

the Grand Bazaar.<br />

In the Iranian director Bahman<br />

Ghobadi’s Rhino Season starring<br />

Monica Belluci and Y›lmaz Erdoğan,<br />

‹stanbul is a city that receives victims<br />

with open arms.<br />

It is filled with answers for those<br />

seeking it. But peace is something the<br />

city never offers.<br />

The part of Fatih Ak›n’s Head-On set in<br />

‹stanbul is based on violence and<br />

compassion. The back streets of<br />

‹stanbul are not safe for a lonely<br />

woman rambler at night.<br />

To warm the cockles of your heart,<br />

I would recommend Fatih Ak›n’s lovely<br />

2005-film, Crossing the Bridge:<br />

The Sound of ‹stanbul, which made<br />

particularly foreign filmmakers turn<br />

their eyes and ears a bit more<br />

closely to ‹stanbul.<br />

Enjoy...<br />

Click to watch<br />

http://www.berlinale-talentcampus.de<br />

/campus/program/telelecture/560<br />

Special thanks to Sadi Çilingir<br />

for his contributions.


A true Neapolitan…<br />

New generation Italian…<br />

28/29/30/31/32<br />

Interview: Merve Erçuk<br />

Photos: Uğur Bektaş<br />

PiPa is where these concepts are<br />

introduced and offered to the<br />

‹stanbulites. Having quickly become<br />

one of the first names recalled within<br />

the context of Italian cuisine, PiPa’s<br />

secret is lies in bringing Italian tastes<br />

to ‹stanbul in their true versions. You<br />

want to know how? With the<br />

hand-made Neapolitan wood-fired<br />

pizza oven built for the first time in<br />

Turkey by Neapolitan craftsmen... With<br />

organic produce imported from Italy...<br />

With their olive oil and buffalo<br />

mozzarella (cheese made from the<br />

milk of domestic water buffalo)...<br />

All are real Italians...<br />

Recently opened at Ataşehir<br />

<strong>Hillside</strong>–Trio after its original venue in<br />

Nişantaş› and having soon become a<br />

meeting point on the Asian side, PiPa’s<br />

menu is created by the Naples-born,<br />

award-winning chef Enzo Carbone and<br />

PiPa’s Executive Chef Marco Russo.<br />

We wanted to get to know Enzo and<br />

Marco, the “True Neapolitans” of PiPa.<br />

Merve Erçuk: You are preparing the<br />

menus of different restaurants in<br />

many cities across the world and<br />

function as their chefs. What<br />

brought you to ‹stanbul?<br />

Enzo Carbone: Back when I lived in the<br />

Far East, I met and became friends<br />

with Alp Talat Özkan, who was the<br />

manager of a hotel. He told me a little<br />

about the concept of PiPa and asked<br />

me if I would like to take part in the<br />

establishment. This is how I came to<br />

‹stanbul. Marco Russo and I joined<br />

hands and created the menu for PiPa.<br />

PiPa Nişantaş› and PiPa Trio<br />

quickly took their place among the<br />

favorite venues of ‹stanbulites.<br />

You two created the menu for PiPa<br />

together. What were you inspired<br />

by? How would you describe the<br />

menu that you created?<br />

Marco Russo: First of all, if I, as a<br />

customer, go to an Italian restaurant to<br />

eat real Italian food, then I would like to<br />

try different tastes instead of a classic<br />

dish. When I am engaged in the menu<br />

development as a chef, those are my<br />

priority inspirations.<br />

Italian cuisine takes the lead among<br />

the most common and most liked<br />

cuisines in the world. What do you<br />

think is the reason for that?<br />

Marco Russo: Italian cuisine is a<br />

regionally renowned cuisine that<br />

changes as you move from the north to<br />

the south and presents variations in<br />

terms of ingredients. The quality of<br />

Italian cuisine comes first and<br />

foremost from the selection and use of<br />

the freshest, the best and locally<br />

available ingredients rather than<br />

cooking techniques. For centuries,<br />

Italian chefs and producers remained<br />

loyal to traditional Italian tastes; as a<br />

result,<br />

our local products and tastes gained<br />

worldwide recognition. For example,<br />

Mozzarella cheese, Porcini<br />

mushrooms and San Marzano<br />

toamtoes.... A certain esteemed chef<br />

put it very adeptly:<br />

the best ingredient + perfect cooking<br />

technique = exquisite taste.<br />

The kitchen has always been in your<br />

life after your childhood to this day.<br />

Could you share with us your story in<br />

the kitchen? Your training and<br />

achievements….<br />

Enzo Carbone: It has been my greatest<br />

chance to have had the opportunity to<br />

work with many good chefs in and out<br />

of Italy since I was young. I have always<br />

worked hard, tried hard, because<br />

desire and commitment are the<br />

prerequisites of success. Each<br />

experience I had in Italy and abroad has<br />

been an adventure for my cookery and<br />

my vision. Quality, commitment and<br />

teamwork.<br />

Is there anything you regard<br />

essential for a kitchen? What would<br />

make cooking difficult for you if you<br />

did not have them?<br />

Marco Russo: I think that wonderful<br />

dishes can be prepared with passion,<br />

a bit of fantasy and good olive oil.<br />

Equipment is also crucial, of course,<br />

but a good chef should share his<br />

success with the team. I believe I am<br />

very lucky in that respect.<br />

What would you be if you had not<br />

become a chef?<br />

Enzo Carbone: This is a good question<br />

that I also asked myself many times.<br />

I don’t know, but I would definitely do<br />

something that would give everybody<br />

a reason to smile.<br />

What is your motto in life? Can you<br />

describe it in a few sentences?<br />

Marco Russo: We do not live to eat but<br />

we eat to live. So, waste nothing.


Disco Forever!<br />

34/35/36<br />

Article: Evren Aş›k<br />

The 1970s were harsh,<br />

weird and dark times for<br />

the whole world…<br />

USA was restless with<br />

the Watergate scandal,<br />

bad memories of<br />

Vietnam and economic<br />

hardships.<br />

Eastern Europe was swarmed with<br />

Soviet tanks. The Middle East was in<br />

turmoil also back then and the world<br />

was hit hard by the oil crisis. Turkey<br />

was swamped with ideological<br />

conflicts, the Cyprus Operation and<br />

attempted coups. Our literature world<br />

was under the influence of<br />

Tutunamayanlar<br />

(The Disconnected) by Oğuz Atay,<br />

and our film industry of Y›lmaz Güney,<br />

director and actor. We were getting<br />

ready to be numbed by our<br />

single-channel black-and-white TVs.<br />

The generation of ’68 was wearied all<br />

over the world. The Hippies, backed by<br />

their Utopian culture, multiplied<br />

quickly and changed our clothes,<br />

our music and our perceptions.<br />

...And the music world suffered one<br />

blow after the other. At the onset of<br />

the ‘70s, Brian Jones of the Rolling<br />

Stones died, immediately followed by<br />

Janis Joplin, Jimi Hendrix and Jim<br />

Morrison<br />

as if on cue. Having become a legend<br />

while still alive, The Beatles was<br />

disbanded. Only several years later, an<br />

era came to a definitive end when<br />

Elvis Presley was found dead on the<br />

bathroom floor, and three members of<br />

Lynyrd Skynyrd died in a plane crash in<br />

1977. The disco culture was built amid<br />

such devastation and desperation,<br />

and upon “pleasure”.<br />

The legendary temple of this culture,<br />

Studio 54 opened its doors in such a<br />

mood. Despite this “sad” backdrop,<br />

disco was actually born as a reaction to<br />

the rock culture which had become the<br />

territory of “white” men. It was an<br />

escape from the sullen-faced world of<br />

Rock that was immersed in rage and<br />

testosterones. Disco started gaining<br />

its true identity when gays,<br />

transvestites, black and Latino people<br />

emerged from the back streets and<br />

conquered the nightclubs in New York.<br />

Rage was replaced by pleasure,<br />

the whites by the blacks,<br />

and the male dominance by an<br />

ambiguous gender...<br />

AND DANCING BEGAN<br />

with all its glory!<br />

Studio 54 on the dance floor!<br />

Steve Rubell and Ian Schrager opened<br />

Studio 54 in Manhattan, New York in<br />

1977. Soon after, people began rushing<br />

to Manhattan, forming queues at the<br />

gate of this world promising freedom<br />

and pleasure. Celebrities including<br />

Andy Warhol, Michael Jackson, Cher,<br />

Blondie, Mick Jagger and Woody Allen<br />

were quickly gravitated toward the<br />

club and became frequenters. Hot<br />

models, fashion designers, and all<br />

marginal people from all walks of life<br />

with a style easily found themselves a<br />

place in Studio 54. Although big<br />

crowds waited in front of the club,<br />

there was a meticulous screening at<br />

the entrance, letting very few pass<br />

through the doors.<br />

The summer of disco becomes the<br />

bummer of disco...<br />

Studio 54 began attracting the<br />

attention of the police due to various<br />

stimulants and its growing fame. The<br />

club had to close down in 1981, four<br />

years after its inauguration. The<br />

summer of disco became the bummer<br />

of disco and the closure of Studio 54<br />

caused sorrow. Slowly, disco totally<br />

lost its character as a subculture.<br />

Prosperous and opulent ‘80s that were<br />

quick to consume everything put this<br />

culture in the center, processing it.<br />

Disco became a mainstream trend of<br />

the era. Platform shoes, hippie<br />

dresses, long hair and whiskers,<br />

bell-bottoms and long skirts that<br />

replaced the minis... Disco was by then<br />

a fashion that engulfed everyone!<br />

Disco is transformed...<br />

From the second half of the 1980s,<br />

disco was transformed with the effect<br />

of totally new music technologies and<br />

electronic music trends. The rhythms<br />

got harsher as the pulses got quicker.<br />

New trends ranging from House to<br />

Trance gave birth to a new dance and<br />

club culture.<br />

The “Rave” culture in ‹stanbul<br />

in the ‘90s<br />

Converted from a car graveyard in<br />

Maslak by Ceylan Çapl› in the ‘90s, the<br />

club named 2019 was the highest<br />

manifestation of this culture in<br />

‹stanbul. Culturally, 2019 was a highly<br />

successful replica of New York’s<br />

legendary<br />

Studio 54. The <strong>Club</strong> boldly brought<br />

differences together and created a<br />

“small-scale” revolution in Turkey with<br />

its music, identity and club-goers.<br />

Other Ceylan Çapl› clubs opened in<br />

Taksim under the names 19, 20 and<br />

14 survived until early 2000s,<br />

giving ‹stanbul a highly innovative and<br />

daring nightlife.<br />

Where does this culture stand in the<br />

world now? The disco culture is still<br />

very much alive all over the world in the<br />

new variations of electronic music and<br />

new experiments. Attempts at<br />

connecting with the past introduce<br />

hope into our lives as did Madonna<br />

with her 2005 album, “Confessions on a<br />

Dance Floor”. In any case, who could<br />

say no to dancing the night away, free<br />

from all judgments and prohibitions?


Top Travel Destinations 2013<br />

38/39/40/41/42<br />

Article & Photos: Özlem Avc›oğlu<br />

Cape Town<br />

Cape Town is a city that likes to<br />

surrender to the nature. Facing the<br />

ocean, the city rests against the<br />

Table Mountain that towers over the<br />

city like a guardian angel... The clouds<br />

forming over the mountain that looks<br />

just like a table herald not only the<br />

ever-changing weather but also the<br />

moods of the local people.<br />

Cape Town is the most beautiful,<br />

most cosmopolite and the cutest city<br />

in the Republic of South Africa, a<br />

country<br />

that has embraced the nature so<br />

deeply that they print animals on their<br />

banknotes. The beaches lying right on<br />

the edge of the city are ideal for all<br />

kinds of water sports; yet, Cape Town<br />

has much more to offer.<br />

Your must-see/must-do list must<br />

include taking the cable car to the<br />

summit of the Table Mountain to<br />

watch the sunset, driving down to the<br />

Cape of Good Hope, strolling along the<br />

Bo-Kaap region that houses the most<br />

colorful buildings in the city, and<br />

vineyard visits that will guarantee the<br />

tasting of the best wines in South<br />

Africa.<br />

Hong Kong<br />

Comprising the Hong Kong Island,<br />

Kowloon, Lantau Island and New<br />

Territories, Hong Kong is China’s<br />

financial gateway to the world. It is<br />

also the most cosmopolitan and the<br />

richest city in the country. Asia’s<br />

largest free market and harbor is full<br />

of activities to enjoy. Although it is<br />

extremely touristic, Victoria Peak is<br />

the place to go to grasp the city... It is a<br />

mesmerizing experience to see the<br />

islands that make up<br />

Kowloon and Hong Kong from up here.<br />

If you are interested in arts and<br />

antiques,<br />

then you must walk through the<br />

Hollywood Road regarded as Hong<br />

Kong’s SoHo from one end to the<br />

other. Galleries, antique shops, the<br />

city’s best cafés are scattered along<br />

this street and the surrounding roads,<br />

with small marketplaces dotting the<br />

alleys.<br />

Opened last year and occupying the<br />

floors from 102 to 108 of the tallest<br />

building in the Kowloon region,<br />

Ritz Carlton Hong Kong is dazzling not<br />

only for its location but also for its<br />

interior decoration.<br />

Dubrovnik<br />

Dubrovnik is Croatia’s key tourist<br />

attraction along the Adriatic coast.<br />

Besides the crystal clear sea that<br />

offers the rare chance to enjoy a dip<br />

even inside the city, Dubrovnik is a<br />

historic town.<br />

The Old Town situated in the city<br />

center dates back to the 7th Century.<br />

Having joined the Unesco list of World<br />

Heritage Sites in 1979, Dubrovnik Old<br />

Town gained its present look as a<br />

result of the work initiated by Unesco<br />

in 2005. Always lively with its narrow<br />

roads, coffee shops and stores in the<br />

alleys, the Old Town reaches the peak<br />

of its glamor at nights. A walk at night<br />

in this extremely well-illuminated area<br />

takes you to a night several centuries<br />

ago. Dubrovnik is like a toy town that<br />

will take no more than two days to<br />

thoroughly visit before moving on to<br />

the other cities in Croatia...<br />

Sao Paulo<br />

The hosts of 2014 World Cup and 2016<br />

Olympic Games, Brazil and Rio de<br />

Janeiro have instantly become popular<br />

all over the world. However, Sao Paulo,<br />

the largest city in the southern<br />

hemisphere, outshines Rio as the<br />

world’s fourth biggest metropolis and<br />

Brazil’s industrial, commercial,<br />

financial and cultural hub.<br />

While Sao Paulo is a huge city,<br />

it features a scarce number of hotels<br />

catering for “good accommodation”<br />

needs. Leading these few venues are<br />

the city’s oldest luxury hotel, Emiliano,<br />

situated right over Oscar Freire, and<br />

Unique, located right on the edge of<br />

Ibirapuera Park. Having an unorthodox<br />

architectural design, Hotel Unique<br />

houses Skye Bar on the roof, a hip<br />

place for the Sao Paulo youth with its<br />

stunning view of the city.<br />

Fasano, on the other hand,<br />

is one of the most charming and the<br />

best hotels not only in the city but in<br />

the world.<br />

Erected in Paulista, the best part of<br />

Sao Paulo, the hotel’s bar Baretta is<br />

always crowded by the most beautiful<br />

people in the city. The famous Italian<br />

restaurant Fasano is considered one of<br />

the world’s best restaurants with its<br />

spatious, well-lit, elegant and<br />

sumptuous atmosphere and its menu.


50/51/52<br />

Article: Kenan Akoğlu<br />

The legendary motorcycle turns 110 years old…<br />

Harley-Davidson<br />

During 2013,<br />

Harley-Davidson will<br />

glorify 110 years of<br />

classic motorcycles and<br />

good memories in<br />

dozens of cities all<br />

across the globe from its<br />

birthplace Milwaukee to<br />

Rome and many others.<br />

as well as motor shows, test drives,<br />

motorcycle exhibitions, concerts and<br />

the seemingly endless parade of<br />

motorcycles.<br />

Every year is a big one when you are in<br />

the ruthless motorcycle business.<br />

But this year is even bigger for<br />

Harley-Davidson. America’s oldest<br />

motorcycle manufacturer,<br />

the brand will celebrate its 110th<br />

anniversary with a year-long<br />

international party. The race-fans are<br />

already overwhelmed by the seemingly<br />

endless rallies that have been going on<br />

since the kick-off on August 29th,<br />

while the special edition motorcycles<br />

manufactured exclusively for the 110th<br />

anniversary took thousands of riders’<br />

breath away.<br />

The international anniversary<br />

celebrations started in Milwaukee as<br />

summer gave way to fall. The 110th<br />

birthday announcement of<br />

Harley-Davidson served as the<br />

kick-off of the annual Milwaukee Rally.<br />

Thousands of riders crowded the<br />

Harley Davidson Museum to watch<br />

the recently retired Willie Davidson<br />

start a 365-day clock that will be on<br />

display throughout the year.<br />

On October 1, 2013 that will mark<br />

the official end of the event,<br />

the museum in Milwaukee will host a<br />

massive birthday celebration. Before<br />

the incessant partying next summer<br />

carries the Harley-Davidson fans away,<br />

a series of international events will<br />

bring the Harley-Davidson culture out<br />

around the world.<br />

Starting in January 2013, special 110th<br />

Anniversary rallies will hit India,<br />

New Zealand, Australia, South Africa,<br />

China, Mexico and Brazil. But the<br />

highlight of the year looks to be the<br />

Rome Rally next June. After visiting<br />

many cities, the bikers in their leather<br />

outfits will mix with the Cardinals in<br />

their immaculately pressed red<br />

vestments in the Vatican City.<br />

Awaited with great excitement is the<br />

blessing of a bike drawn from a lot of<br />

1400 by Pope Benedict himself,


62/63/64/65<br />

Article: Zeynep Tosun<br />

2013 Spring / Summer Fashion Trends<br />

Fashion is built upon<br />

trends; however,<br />

you must never lose<br />

your personal style.<br />

What defines you is not<br />

a strict adherence to the<br />

trends every season,<br />

but it is carrying the<br />

trends you like with<br />

a good styling and in<br />

your own style. Every<br />

piece you wear is<br />

actually<br />

a part of your identity,<br />

a hint about your<br />

personality.<br />

But this season they are used in<br />

combination, creating an intense<br />

contrast. Alexander Wang is the name<br />

who used it the most.<br />

See-through:<br />

We see different forms of plays with<br />

see-through fabrics every season.<br />

Rag&Bone and Dion Lee, in particular,<br />

very efficiently handled this concept<br />

this season.<br />

Casual:<br />

Casual wear as we have seen in Prabal<br />

Gurung will be very trendy in the<br />

spring/summer 2013 season.<br />

Patterns:<br />

Moving ahead with a new design<br />

team, Roberto Cavalli introduced<br />

striking, lovely patterns especially in<br />

the Resort collection.<br />

In the 2013 season, we will be seeing<br />

shaped, tough women that highlight<br />

the strong woman image, which are<br />

always included in my collections as<br />

well, instead of naive and undefined<br />

forms.<br />

In general terms:<br />

A Whiff of Far East:<br />

Quite on the forefront especially at<br />

Prada, the trend has been shared by a<br />

lot of brands. Among other brands,<br />

Haider Ackermann and Pucci<br />

exhibited their collections with a<br />

whiff of the Far East. Sharp forms and<br />

the Far Eastern style penetrated even<br />

Alber Elbaz’s (Lanvin) designs who<br />

typically uses much more romantic<br />

forms.<br />

Frills:<br />

Frill is actually the signature of<br />

Lanvin, but this season we have seen<br />

many different renderings of frills.<br />

Every designer interpreted this trend<br />

uniquely, bringing about new forms.<br />

Balenciaga had frills that reflected<br />

the edgy style, while Givenchy<br />

presented them in a more romantic<br />

fashion.<br />

‘<br />

60s style:<br />

Although I am not a big fan, Edie<br />

Sedgwick and the ‘60s fashion are<br />

making a comeback, led by Marc<br />

Jacobs. We see that quite frequently<br />

particularly in fashion shoots.<br />

Black & White:<br />

Black and white are two colors that<br />

are in the limelight every season.


66/67/68/<strong>69</strong>/70<br />

Article: Galia Hasid<br />

Photos: Şenol Altun<br />

How Long Can You Walk along the Path You Believe in?<br />

The Lycian Way: the Story of a “<strong><strong>Hillside</strong>r</strong> Challenge”<br />

“<strong><strong>Hillside</strong>r</strong> Challenge”:<br />

extraordinary stories<br />

of ordinary people<br />

began three years ago<br />

with the ascent of<br />

Mount Ararat and went<br />

on with rowing from the<br />

Bosphorus to Bozcaada.<br />

How would this story<br />

unfold?<br />

It all started eight months ago with a<br />

dream. The target was set:<br />

Walking the whole 509 kilometers of<br />

the historical Lycian Way, designated<br />

as one of the top 10 long-distance<br />

trekking routes in the world... For this<br />

trip that extended from Antalya to<br />

Fethiye, the <strong><strong>Hillside</strong>r</strong> Challenge team<br />

would be sent off from <strong>Hillside</strong> Su<br />

and greeted at <strong>Hillside</strong> <strong>Beach</strong> <strong>Club</strong>.<br />

The whole team launched into a hard<br />

training process. Training schedules,<br />

announcements and outdoor trekking<br />

routes were developed. The <strong><strong>Hillside</strong>r</strong><br />

Challenge was looking for its real<br />

heroes: members who were not<br />

professional athletes, individuals who<br />

had never run or even walked long<br />

distance before.<br />

Meetings were held at <strong>Hillside</strong> Etiler,<br />

Trio and ‹stinye addressing the<br />

member bodies of the three clubs and<br />

detailing the <strong><strong>Hillside</strong>r</strong> Challenge<br />

experience. This resulted in an even<br />

higher interest in walking the Lycian<br />

Way. This is how Dilek from the<br />

Challenge team described the<br />

moment of her decision: “I was even<br />

more motivated after the first<br />

meeting because the process<br />

involved training sessions and events<br />

open to participation by everyone.<br />

The real purpose was to experience<br />

this challenge by creating a team<br />

spirit, rather than competing.”<br />

The preliminary preparations started<br />

as early as in April for this heavenly<br />

trip. The program included special<br />

trainings on Bosu® suitable for hiking,<br />

and running on treadmills carrying<br />

rucksacks at the club facilities,<br />

as well as outdoor practices along<br />

trekking routes comparable to the<br />

Lycian Way on weekends.<br />

in this ascent,<br />

30 <strong><strong>Hillside</strong>r</strong>s who would walk the<br />

Lycian Way started phase two of<br />

preparations. In the background,<br />

there was an immaculate preparation<br />

period going on regarding every detail<br />

of the Lycian trip. Send-off from<br />

<strong>Hillside</strong> Su,<br />

Yörük tents that the nights would be<br />

spent in, special Challenge outfits,<br />

entertaining activities for each night,<br />

special menus, and the greeting at<br />

<strong>Hillside</strong> <strong>Beach</strong> <strong>Club</strong>...<br />

At the end of the long and laborious<br />

preparations came the big day...<br />

The team set on the road on October<br />

19th. One of the challengers who<br />

covered 509 kilometers, at times<br />

under the sun and at times under the<br />

rain along the various tracks that<br />

mingle nature and history along the<br />

Lycian<br />

Way regarded among the top 10<br />

trekking routes in the world, Özge<br />

talked about this experience that<br />

lasted from October 20 to October<br />

29: “Rumi has a saying: “Success is a<br />

journey, not a destination. Happiness<br />

is to be found along the way and not<br />

at the end of the road, for then the<br />

journey is over and it's too late. The<br />

time for happiness is today not<br />

tomorrow.”<br />

I think that the Lycian Way is<br />

something like that. From day one, the<br />

whole team got together for a<br />

challenging purpose. Sometimes we<br />

were hard pressed and sometimes we<br />

had fun while working to achieve this<br />

purpose.<br />

We demonstrated that we were a<br />

team that had fun and got happy<br />

together, that we were motivated and<br />

overcame hardships as a group.”<br />

Here is the point arrived at the end of<br />

the road: it is not about how long you<br />

have travelled, but how good you<br />

felt...<br />

Congratulations to the entire <strong>Hillside</strong><br />

Challenge team that feels good and<br />

makes others feel good. Good luck for<br />

the next adventure...<br />

Our thanks to Puma, GNC and<br />

Caribou Coffee that walked along this<br />

path with us.<br />

At the end of the first phase, it was<br />

time for screening: the ascent of<br />

Aydos, the highest summit in ‹stanbul.<br />

Following the screening that<br />

identified the successful individuals


72/73/74<br />

Article: Elmira Gürses<br />

Moleskine®<br />

The Classic Companion of Modern Travelers<br />

The nameless black<br />

diaries that held the<br />

ideas, inspirations and<br />

creative spirits of<br />

numerous artists and<br />

thinkers including<br />

Vincent van Gogh,<br />

Oscar Wilde, Pablo<br />

Picasso, Ernest<br />

Hemingway and Bruce<br />

Chatwin for more than<br />

two hundred years...<br />

One of those rare<br />

objects that created its<br />

own legend...<br />

Notebooks and diaries bound in<br />

coated paper cardboard, having a<br />

pocket inside the cover and<br />

frequently an elastic band to keep the<br />

notebook closed were very common<br />

in Europe in the 19th and 20th<br />

Centuries. Made by French<br />

bookbinders in small corner shops,<br />

the then-unnamed Moleskine<br />

notebooks filled the stationery stores<br />

especially in France, as well as in the<br />

notable cities of Europe.<br />

As we can still see in many art<br />

galleries and museums today, these<br />

notebooks soon became<br />

indispensable to the avant-garde<br />

artists of the time,<br />

who enjoyed spending time outdoors,<br />

were inspired by the streets, the<br />

natural course of life, and<br />

extemporary emotions, scenes, and<br />

ideas.<br />

The pages captured invaluable<br />

sketches, notes, memoirs and ideas.<br />

Novelist and famous for his travel<br />

writings, Bruce Chatwin had instantly<br />

fallen in love with the diaries. The<br />

small family-run firm in Tours, France,<br />

the sole remaining producer of<br />

Moleskine diaries known as “little<br />

black books” back then, had closed<br />

down in 1986 after the passing of the<br />

last person who was privy to the art of<br />

Moleskine.<br />

This is how Chatwin put this in his<br />

book The Songlines:<br />

Australia; het set out with his<br />

Moleskine diaries on the pages of<br />

which he put down his writings that<br />

brought him his future fame during his<br />

trips.<br />

The legendary diaries that<br />

disappeared until 1997 were revived<br />

by a<br />

Milanese publisher. Aiming to<br />

maintain an extraordinary tradition,<br />

the small<br />

Modo & Modo SpA company named<br />

the diaries Moleskine (the skin of a<br />

kind of mole) following Chatwin.<br />

Paying utmost care to replicate the<br />

diaries as described in Chatwin’s<br />

book, The Songlines, the publisher<br />

recreated a nearly forgotten legend in<br />

all its beauty. In 1999, Modo & Modo<br />

SpA extended its distribution beyond<br />

Italy, penetrating the USA and<br />

Europe. Come 2004, Moleskine<br />

notebooks had reached Japan, and<br />

were distributed to the whole Asia<br />

from this country. Perhaps due to its<br />

close connection with literary and<br />

cultural heritage, Moleskine diaries<br />

were mostly embraced by bookstores<br />

and design shops. In 2008, the name<br />

of the company was no longer Modo &<br />

Modo SpA, but Moleskine Srl and the<br />

200-year old diaries with the<br />

registered trademark were being sold<br />

at 14,000 points across 53 cities,<br />

priding each and every artistic<br />

traveler, famed or not, who had once<br />

poured their hearts out on its pages.<br />

Today, the Moleskine brand is<br />

synonymous with culture, travelling,<br />

memoirs, imagination and personal<br />

identity both in the real and digital<br />

worlds. The brand encompasses many<br />

objects associated with the travelers:<br />

notebooks, diaries, journals, bags,<br />

writing instruments, and reading<br />

accessories... Anything that<br />

represents our mobile identity...<br />

Objects that we can carry along<br />

anywhere we go and that define us in<br />

any part of the world. They serve as<br />

the loyal friends of the creative and<br />

fantastic aspects of our lives and are<br />

now recognized globally as a symbol<br />

of the contemporary nomad.<br />

“Le vrai moleskine n'est plus”<br />

(The real Moleskine is no more.)<br />

Bruce Chatwin bought all the diaries<br />

he could find before leaving for


84/85/86<br />

Article: Çağla Cabaoğlu<br />

Photos: Özlem Avc›oğlu &<br />

Çağla Cabaoğlu<br />

Art Blog - 30th Sao Paulo Biennial<br />

Brazil’s financial and<br />

commercial hub,<br />

Sao Paulo sets the<br />

artistic agenda in Latin<br />

America and in this<br />

region with its<br />

longstanding biennial<br />

and artistic events.<br />

Customarily, the<br />

biennial’s curators are<br />

very careful to maintain<br />

a balance between local<br />

artists who represent<br />

the characteristics and<br />

identity of this<br />

geography in their<br />

works with international<br />

artists.<br />

Kaprow, American Robert Smithson,<br />

who had built a coil-shaped island and<br />

taken its aerial photos in his<br />

years-long landart project titled the<br />

'Spiral Jetty', Turkish artist Ali<br />

Kazma's big video installation<br />

simultaneously showing six short<br />

films by the artist,<br />

Canadian Guy Maddin's multi-screen<br />

video projection of archival<br />

Hollywood footage set at the main<br />

entrance, and David Moreno’s<br />

“Silence”, a humoristic wall-art<br />

whereby the artist creates a<br />

megaphonic impact by installing<br />

paper horns on the textbook pictures<br />

of historical characters are<br />

just to name but a few.<br />

To me, those were the most eminent<br />

works featured in the biennial that<br />

made themselves a place in the world<br />

art history...<br />

I will be bringing you new events and<br />

news from the contemporary art<br />

scene in the next edition...<br />

Located in the huge ‹birapuera<br />

Park in downtown, the biennial’s<br />

platform extends over a space of<br />

30,000 sqm in buildings designed by<br />

Oscar Niemeyer, the architect behind<br />

the city’s landmarks. Sao Paulo<br />

boasts the largest “urban jungle” in<br />

the world. When talking about Brazil,<br />

Oscar Niemeyer must be mentioned.<br />

In the 1930s, Le Corbusier and<br />

Niemeyer designed some major<br />

buildings across the world,<br />

creating crucial sociological and<br />

political influences. Niemeyer is a<br />

modernist architect that plays a role<br />

also in Brazil’s sociology and culture<br />

with his political identity.<br />

Held in September, this year’s<br />

biennial was themed ''The Imminence<br />

of Poetics''. The team of curators for<br />

the event consisted of Luiz Perez-<br />

Oramas, Andre Severo, Tobi Maier,<br />

and Isabella Villanueva. Chief curator<br />

Perez-Oramas’s manifest (the<br />

subtitles describing the biennial’s<br />

theme) underlined the multiplicity,<br />

recurrence and permanent mutability<br />

concepts.<br />

The biennial showcased 3000 works<br />

by 111 artists. The Brazilian-born,<br />

London-based artist Alexandre da<br />

Cunha who is recalled for his umbrella<br />

installations, American artist Alan

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!