hayatimfutbol-172sayi

alpos

hayatimfutbol-172sayi

10NİSAN2015-SAYI172


Yayın Koordinatörü

İlker Yılmaz

Yazarlar

Bahadır Bozkurt

Emre Çelik

Fırat Topal

Sercan Ergün

Sercan Soykan

Serkan Akkoyun

Varol Döken

Trabzonspor - Fenerbahçe

Geçtiğimiz hafta Türk futbolu belki de bir faciaya tanıklık edecekti.

Fenerbahçe’nin Rize deplasmanı dönüşünde Trabzon’da otobüsünün

kurşunlanmasına kadar ileriye giden rekabet bizi geçmişe sürükledi.

Arşivlere bakarken geçmişten birçok benzer olaya tanıklık ediyorduk

ama en başına gittiğimizde bir sürpriz vardı. Fenerbahçe Trabzon’a ilk

gittiğinde kentte heyecanla karşılanmıştı. Yaşanan son olay kimine

göre normal bile geliyor. Bizim için ise acı! Futbol her ne kadar sadece

‘spor’ olarak sınıflandıramayacağımız bir endüstri haline dönüşse de

nihayetinde bu işin gerçek aktörleri birer sporcu ve sahada sözün büyüğü

her zaman onların. Sporcuların emeğine sahip çıkalım.

Hayatım Futbol’un 172’nci sayısında ayrıca; Bu hafta sonu Finlandiya’da

santrası yapılacak olan Veikkausliiga’yı ve ligin ‘hala’ yeni yıldız Adayı

Freddy Adu’yu, Neymar’ın milli takımdaki yeni partneri Firmino’yu, İran

İslam Cumhuriyeti’nin Hristiyan kaptanı Teymourian’ı ve Al Ain’in karanlık

sahiplerini bulabilirsiniz.

Keyifli okumalar,

İlker Yılmaz

iletisim@hayatimfutbol.com

team@mobilike.com


#172 BU SAYIDA

Trabzonspor-Fenerbahçe Rekabeti

Rekabet alkışla başladı, silahla devam ediyor!

Toplantı Masası

David Moyes ve Sociedad yazalım dedik, kararsız kaldık

Maç Bahane

Gözümüz maçta, ağzımız uykulukta

Firmino

Neymar partnerini buldu

Çöldeki Belalı Vaha

Al Ain, Manchester City, New York City, Melbourne City… Burada bir iş var

Ando Teymourian

İslam Cumhuriyeti’nin Hristiyan kaptanı

Veikkausliiga 2015

Finlandiya santraya hazır

Freddy Adu

Onun yeteneklerine Pele bile inanmıştı


Toplantı Masası

HF172

TOPLANTI MASASI

DAVID MOYES

Hayatım Futbol’un şu an okuduğunuz yeni sayısı için içerik toplantısı yaparken,

ortaya Real Sociedad ve David Moyes üzerine bir yazı yazma fikri atıldı. Bazıları beyin

fırtınasını sessiz gözlerle izlerken; sazı önce ‘Ada’daki oyuna hakim isimlerden Fırat

Topal aldı sonra İspanya futbolunun içinden Emre Çelik. İkili toplantı masasında

konuştu, tartıştı. Peki kazanan kim oldu? Biz karar veremedik, belki siz verirsiniz...

Fırat Topal: Bu hafta David Moyes ve Real

Sociedad yazılabilir. Moyes geldiğinde 15.’ydi

Sociedad, iki galibiyeti vardı. Takımı dokuzuncu

sıraya getirdi (17 maçta 7 galibiyet, 6 beraberlik, 4

mağlubiyet). Seneye de takımın başında kalacak.

Emre Çelik: Moyes’ten ekmek çıkmaz. Eleman

kötü. O takım çok daha iyi yerlerde olmalı.

Fırat Topal: İyi de adam takımı iki galibiyetle

aldı. Daha kötülerdi. Sociedad bu kadroyla neye

gelebilir ki?

Emre Çelik: Arrasate çok kötü olunca Moyes

istatistiksel olarak dikkat çekiyor. İlk deplasman

galibiyetini daha iki hafta önce alabildi. Bu takım

ilk altıya girmeli.

Fırat Topal: Valencia ve Sevilla önüne geçebilir mi

sence? Bence geçemez. Zaten alacağı en iyi yer

altıncılıktan başlar.

Emre Çelik: En kötü ucundan kaçırmalı.

Fırat Topal: Adam da dokuzuncu zaten?


Emre Çelik: Abi dokuzuncu ama arada uçurum

var. Sevilla ile kapışabilirdi. Emery çok istikrarsız

ligde. Hakeza Malaga falan da kalite olarak çok

alt seviyede. O uçurum olmamalı işte. Ki Moyes

takımın başına geçtiğinde biraz daha iyi olsaydı

bu kadar fark olmazdı.

Fırat Topal: Bence Moyes çok kötü bir hoca

değil, kötü hoca olduğu da tartışılabilir. (Roberto)

Martinez’i de göreceğiz, 13. sırada. Geçen sene

Everton beşinciydi. Bir Şampiyonlar Ligi vizesi

alacaklar mı bakalım. United kariyeri Moyes’i 6

ayda bitirdi gibi duruyor da bu adam Everton’da

saygı duyulan bir hocaydı. Nefis top oynadıkları

bir dolu maç hatırlarım.

Emre Çelik: Kötü hoca demiyorum ama bu sezon

öyle methiyeler düzülecek kadar bir performans

kesinlikle sergilemedi. Sociedad projedir. Ama

Moyes’in projesi değil. Daha önce yazdık, bunların

bir sportif direktörü var. 2009’dan beri takımın

başında. Griezmann’ı, Inigo Martinez’i, Pardo’yu

çıkaran hep Lorenzo Juarros Garcia (Loren).Takımı

ikinci ligden aldı zaten. Arrasate’yi denedi, çok

ısrar etti ama şimdi daha doğru ismi buldu. Ki

Griezmann’ı çıkar, aynı bu takım Arrasate’nin

hemen öncesi dördüncü oldu ligde.

Fırat Topal: Methiyeler düzülmeyebilir de 9

ay içinde sosyal medya ibişi olan bir adamın

bilmediği bir ülkede tutunabilmesi öyle ya da

böyle bence takdir edilmeli.

Emre Çelik: Moyes yazılacak şunu yapıyor,

sezonluk düşünmüyor. Rulli’yi koydu kaleye,

Pardo’yu monte etmeye çalışıyor, Yuri’yi

oynatıyor bol bol. Bu saydıklarımın hepsi büyük

potansiyel. Ama bu sezonki performansı

yazılmaz, şuradan aldı buraya getirdi diye.

Çünkü Arrasate dışında kim olsa üç aşağı beş

yukarı buralara gelecekti takim.

İlker Yılmaz: Sociedad projesi doğru yolda mı

Emre? Bence mesele bu daha çok. Moyes doğru

isim diyorsun?

Emre Çelik: Doğru hoca kesinlikle Moyes.

Real transferi öncesi Illarramendi yazmıştık

hatırlarsın, orada bahsetmiştim bu direktör

Loren’den.

İlker Yılmaz: Tamam, bu direktör ne düşünüyor?

Emre Çelik: Moyes’i Loren getirdi. Beklentiler

altyapıyı kullanarak 3-4 yılda yine Şampiyonlar

Ligi’ni zorlamak. Sociedad, İspanya’da ekonomik

durumu kötü olmayan nadir kulüplerden biri, tok

satıcı. Altyapıları da çok iyi. İsteseler parayı basıp

adam getirirler ama o işe girmemeye çalışıyorlar.

Hem Altyapı çalışsın, kendi oyuncumuzu

yaratalım, hem de başarılı olalım diyorlar. Bu

sezon başında Arrasate, Granero ile Canales’i

falan aldı da kadronun %60’ı, belki de daha

fazlası altyapıdan yetişmiştir. Moyes de doğru

hoca o açıdan.


İlker Yılmaz: Fırat’la çok da çelişmiyorsun bence.

Ben de Fırat gibi düşünüyorum burada. Adalı biri

İspanya’da bir projeye geliyor. Daha ilk senesinde

takır takır futbol oynayamaz ki? Takımla sezon

öncesi kampı geçirmedi mesela. Sociedad seneye

ilk 6 görür havası var mı sende?

Emre Çelik: Çok ekstrem bir durum olmazsa en

kötü kıl payı kaçırırlar. Sevilla, Villarreal, Sociedad

kapışır. Ama şu an iyi oynamıyorlar cidden,

potansiyelin %60-65’ini anca gösteriyor takım.

Moyes geleli 6 ay olacak neredeyse, Avrupa’nın

5 büyük liginde en geç deplasman galibiyeti alan

takım Sociedad :/

İlker Yılmaz: Ama sonuçlardan bağımsız

sana umut vermiş. Seneye ilk 6 demek zaten

Şampiyonlar Ligi zorlamak demek bir bakıma.

Emre Çelik: Bana Moyes değil takım umut

veriyor. Şu da var; Moyes’ın şu an üzerinde hiç

baskı yok. Hiç iddiası yok, kafasına göre çok

acayip şeyler deneyebiliyor ama seneye ne

yapacak? Şunu biliyorum ama; Moyes seneye

de gençlerin üzerinden gidecek, transfer

yapsa da gidip 30 yaşındaki adamı kolay kolay

aldırmayacak yönetim. Çok ekstrem durumlar

dışında yapacağını da düşünmediğim için doğru

hoca diyorum.

Emre Çelik: Bu arada Moyes baya komik

adammış. Maçtan atıldı, tribüne çıkıp

taraftarlarla cips yedi, İspanyolca konuşmaya

çalışıyor ama oyuncuların neredeyse tamamını

yanlış söyleyip kendi de gülüyor. Real’i

trolledi, Illarramendi dünyanın en iyi orta saha

oyuncularından biri diye. O yönü yazılabilir

ayrıdan mesela.


A’dan Z’ye

HF172

A’dan Z’ye

ALEX

Aziz Yıldırım

Çok şey yazıldı, çok şey konuşuldu. Alex’i

Fenerbahçe’ye getiren, ıslıklanırken ayakta

alkışlayan ve onu takımdan gönderen aynı isimdi.

‘Bir Alex değil’

Rıdvan Dilmen’in literatüre giren sözü. Dizilerde

replik olarak kullanıldı, tişörtlere basıldı.

Coritiba

Hem doğduğu şehir hem de futbola başladığı

ve bıraktığı takım. Onun sayesinde birçok

Fenerbahçeli Coritiba taraftarı oldu.

Duran toplar

Kornerleri yıllarca ‘3 korner 1 penaltı’ şeklinde kullandı.

Cepheden atılan serbest vuruşları penaltı gibi

kullandı. Penaltıları da zaten söylemeye gerek yok.

Eşi

Daianne de Souza çocukluk aşkıydı. Brezilya’da

başlayan hikâyeleri en güzel çağlarında da

İstanbul’da devam etti. Alex’in her golünden sonra

onu ayakta alkışlayan sağdık destekçisiydi.

Çocukları

Maria, Antonia ve Felipe… Alex’in vazgeçilmezleri,

birbirinden değerli çocukları. Özellikle İstanbul’da

doğan Felipe’nin Türkiye’de ciddi bir hayran kitlesi

var.


Fenerbahçe

Ayrılırken söylediği sözler aslında her şeyi

özetliyordu. Fenerbahçe bir futbolcu kaybetti ama

çok iyi bir taraftar kazandı.

Gözlük

Sahada milimetrik paslar atan Alex, saha dışında

ise gözlük kullanıyordu.

Hürriyer Gücer

Alex’in sahadaki en sert rakibiydi. Bacaklarında

hala onun izlerini taşıyor.

Instagram

Türkiye’de sosyal medyayı en etkili kullanan

futbolculardandı. Hatta instagram’ın

öncülerindendi.

İstanbulspor

Türkiye’deki ilk golünü sarı-siyahlı takıma atmıştı.

Öyle bir goldü ki herkes hayran kalmıştı.

Jübile

Türkiye’de jübilesini yapamadı. Yapabilecek gibi

de gözükmüyor. Brezilya’daki jübilesi ise efsaneye

yakışır güzellikteydi.

Kaptan

Sadece büyük oyuncu değil, aynı zamanda büyük

kaptandı.

Lefter Küçükandonyadis

Fenerbahçe’nin ordinaryüsü Alex’i çok severdi.

Alex Lefter’i adada ziyaret etti. Lefter de Alex’i

çubuklu formasıyla alnından öperek bir anlamda

taraftara halefini göstermiş oldu.

Milli takım

Büyük yeteneğine rağmen Rivaldo, Ronaldinho,

Kaka gibi yıldızlarla aynı dönemde futbol

oynamanın talihsizliğini yaşadı.

Nobre

Onun Cruzeiro’dan takım arkadaşı ve

Fenerbahçe’ye kazandıran Alex’ti. Nobre’nin 10

yılı aşkın süredir Türkiye’de kalmasının en önemli

sebeplerinden.

On numara

Klasik on numaralar neredeyse tarih oldu. Alex

ise bu neslin son ve en büyük temsilcilerinden

birisiydi.

Örnek

Futbolda örnek aldığı kişi annesiydi. Annesi de

bir futbolcu olan Alex, onun maçlarını izleyerek

futbola merak saldı.


Parma

Alex’in başarı serüveninin en zayıf halkası

Prandelli’nin Parma’sıydı. Fenerbahçe’ye ilk

transfer edildiğinde bu tecrübesi nedeniyle riskli

olarak görünmüştü.

Röveşata

Röveşata futbolun üstün beceri gerektiren

vuruşlarından. Hem üstün beceriye sahip olmak

hem de tutkuyla çalışmak gerek. Samsunspor’a

sağ ayakla attığı röveşata golünün sırrı da bu.

Samet Güzel

Alex’in Türkiye’de uzun yıllar tercümanlığını yaptı.

Zaman içerisinde arkadaş, hatta kardeş gibi

oldular.

Uyku Hapı

Palmeiras’taki lakabıydı. Bazen herkesi uyuttu

ama kendisi hiçbir zaman uyumadı.

Üç binici gol

Fenerbahçe’nin 3000’nci golünü attı. Golü attığı

forma ve kramponlar Fenerbahçe Müzesi’nde

sergilenmekte.

Van Hooijdonk

Fenerbahçe’deki ilk maçında Alex’e ilk pası veren

Van Hooijdonk’tu. İkili genç fenerbahçe’nin usta

isimleri olarak Fenerbahçe tarihine isimlerini

yazdırdılar.

Şükrü Saracoğlu

Attığı gollerle milyonlarca Fenerbahçeliyi mutlu

etti. Gollerden sonra koştuğu, ailesinin de yer

aldığı locanın altındaki tribün artık Alex tribünü

olarak anılıyor.

Twitter

Bir arkadaşına twitter’dan yazdıkları sonrasında

ortalık karışmıştı. Yaşanan malum süreçte Aziz

Yıldırım, Alex’le yaptıkları görüşmeyi ‘karşımda

bacak bacak üstüne atmış, elinde tivit’ sözleriyle

anlatmıştı.

Yoğurtçu Parkı

Fenerbahçeliler Alex’i çok sevdi. Taraftarlar, maç

öncesi uğrak yerleri olan Yoğurtçu Parkı’na da

Alex’in heykelini diktiler.

Zico

Alex’in hayattaki en büyük futbol figürü ve en

önemli idolü.


İlker Yılmaz

Ezeli Rekabet

HF172

ALKIŞLA BAŞLADI SİLAHLA SÜRÜYOR!

TRABZONSPOR-FENERBAHÇE REKABETİ

40 yılı bulan Trabzonspor-Fenerbahçe rekabetinde tansiyon hiçbir zaman düşmüyor.

Gün geliyor taş atılıyor, gün geliyor silah çekiliyor!

Liderin 2 puan gerisinde bulunan Fenerbahçe

Çaykur Rizespor’u yenerek ligde maç fazlasıyla

zirveye yerleşmişti. Takım otobüsünde zorlu

deplasmandan alınan 3 puanla beraber rakibe

atılan beş golün de morali vardı. Caner Erkin

kızının yolladığı sesli mesajları dinliyor,

Mehmet Topuz da Fenerbahçe Televizyonu’nun

kendisine uzattığı mikrofona “Mehmet

Can (oğlu) şu an uyumaz, bekliyordur beni.

Kamplardayken iki gün beni göremeyince

küsüyor” diyordu. Günün kahramanlarından

Mehmet Topuz’un golü otobüsün içinde

maçın en güzel golü seçiliyor, Topuz da golünü

annesine armağan ediyordu.


Fenerbahçe otobüsün içerisindeki mutluluk havası

ise kısa süre sonra bozulacaktı. Rize’den Trabzon

Havalimanı’na yaklaşık 120 km hızla giden otobüs

Sürmene yakınlarındaki viyadükten geçerken

birden silah sesleri duyuldu. Şoför mahallindeki

sol cam patladı, otobüsün kontrolünü yanındaki

Fenerbahçe kulübünün koruması zar zor sağladı.

Koruma, otobüsü durduramasa Fenerbahçe

kafilesi şarampole yuvarlanabilirdi. Kısacası

ölümden dönülmüştü.

***

“Hava açık, güneşli, ısı 8 derece… Saha toprak,

fakat son derece düzgün ve futbola elverişli…

Fenerbahçe’nin tarihinde ilk kez Trabzon’a gelmesi

nedeni ile seyirci ve hasılat rekoru kırıldı. Maçı 15

binden fazla seyirci izledi, 180.000 lira civarında

hasılat elde edildi…”

Bu sözler Rahmetli İlker Ateş’in 14

Şubat 1974 yılında Milliyet Gazetesine

yazdığı maç haberinden alıntı.

Karşılaşma golsüz bitmiş, o dönem

ikinci ligde bulunan Trabzonspor,

Türkiye Kupası mücadelesinde

Fenerbahçe’yi sahasında ilk kez

ağırlamıştı. Bugünlerde nasıl sarılacivertliler

Tokat’a, Bayburt’a

gittiğinde şehirde bir heyecan, bir

hareketlilik yaşanıyorsa o gün de aynı

heyecan ve hareketlilik Trabzon’da

yaşanmıştı. Stadyum hınca hınç

dolmuş, taraftarlar müthiş bir futbol

ziyafeti yaşamıştı. Gol atamamıştı

ama ikinci lig ekibi Trabzonspor

Fenerbahçe’ye kök söktürmüştü.

Bordo-mavililer gelecekte lige vuracağı

damganın işaretlerini vermişti.

Yaklaşık 7 ay sonra, 8 Eylül 1974’te ise Trabzonspor

ilk kez çıktığı 1. Lig’deki ilk sınavını evinde

Fenerbahçe’ye karşı verecekti. Yine tribünler

hınca hınç dolmuş ve yeni bir rekor elde edilmişti:

12 bine yakın seyirci 350 bin lira ödemişti. Buna

karşın ilk taş da atılmıştı: “Sinirli bir havada geçen

karşılaşmada Niyazi bir seyircinin attığı şişe ile

başından yaralandı” (Milliyet Gazetesi). Maçın

kritiğini yapan Kenan Şengül son cümlelerini ise

şöyle kaleme almıştı:

“Seyirciye de bir çift sözümüz olacak:

Kesin olarak inanıyoruz ki, kendini bilmez bir-iki

seyircinin dünkü davranışları gerçek Trabzonlu ve

Trabzonsporluları çok üzmüş olmalıdır…

Bu çok az sayıdaki spor alanlarında yeri olmaması

gereken kişileri centilmen Trabzon seyircisi yola

getirecektir…”

Trabzonspor 1. Lig’de ikinci sezonunu geçiriyordu.

Muhteşemdiler. Lakin o zamana kadar profesyonel

lig kurulduktan sonra İstanbul kulüpleri dışında

Türkiye şampiyonu olabilen yoktu. Eskişehirspor,

Göztepe ve Altay bu başarıya yaklaşmış ama

lig sonunda ipi göğüsleyememişti. Dönemin

gazeteleri bir yandan Trabzonspor’u

övüyordu ama diğer yandan da bu

örnekleri vermekten geri kalmıyordu.

Bitime sekiz hafta kalmıştı, Fenerbahçe

31 puanla liderdi. Trabzonspor ise 30

puanla ikinci. O dönemde galibiyete

iki puan verildiğini de hatırlatalım. O

zamanki adıyla Trabzon Şehir Stadı’nda

ilk düdük çaldı ve şampiyonluğun

en kritik mücadelesi başladı. Bordomavililer

Hüseyin Tok’un tek golüyle

sarı-lacivertlileri devirdi. Milliyet’teki

alıntıyla devam edelim:

“Maça ilgi çok büyüktü. Öyle ki, bilet

almak için maçtan tam 18 saat önce

kuyruğa girildi. Trabzonspor taraftarları

bilet almak için geceyi stadın önünde

geçirdiler. Tribünler de sabahın erken

saatlerinde doldu ve kapılar kapatıldı. Bu arada

maçı, civardaki evlerin balkonlarından ve tepelerden

de izleyen binlerce seyirci vardı. Bir Trabzonsporlu

bu manzara karşısında şöyle seviniyordu; “Bu

kadar senedir Trabzon’dayım daha böyle bir gün

yaşamadım.”


Trabzonspor 1975/76 sezonunu bitime bir hafta

kala şampiyon tamamladı. Ahmet Suat Özyazıcı

ve futbolcuları İstanbul hükümranlığını yıkmıştı.

Bir şeyler değişiyordu artık Türk futbolunda.

İstanbul dışından bir takım, parası olmasa da,

altyapıdan yetiştirdiği oyuncularla şampiyon

olunabileceğini kanıtlamıştı. Ligin hemen

ardından, ara verilmeden oynanan Başbakanlık

Kupası’nda da Fenerbahçe’yi devirdiler. Üç gün

sonra da Cumhurbaşkanlığı Kupası Galatasaray’la

oynanacaktı. Ahmet Suat Özyazıcı “İstanbul’un

prestijini Fenerbahçe kurtaramadı. Bakalım

Galatasaray kurtarabilecek mi? Hiç sanmıyorum…”

diyerek meydan okuyordu ki bunu da başardı.

Trabzonspor İstanbul büyüklerini eze eze yenerek

sezonu üç kupa ile tamamlamıştı. İstanbul

takımları artık Trabzonlular için şehre gelen büyük

takım değildi. Rekabet çok başka bir boyuta

gidiyordu. Trabzon, amiyane tabirle İstanbul’a kafa

tutuyordu.

***

Fenerbahçe 1974’te büyük takım olarak geldiği

Trabzon’da belki rakibini çok da ciddiye almadı. O

günden sonra oynanan birçok maçta da almamış

olabilir. Bordo-mavililerin şampiyon olduğu sezona

kadar oynanan maçlarda Fenerbahçe içeride

dışarıda kötü oynuyordu ama ya kazanıyordu

ya da berabere kalıyordu. Trabzonspor’a ilk

yenildiklerinde şampiyonluğu kaybettiler. İkinci kez

yenildiklerinde Başbakanlık Kupası’nı kaybettiler.

Üç, dört, beş derken sarı-lacivertliler 20 maçtır

Trabzonspor’u yenemez oldu. Bordo-mavililer

1975’ten 1984’e kadar olan dokuz sezonluk

süreçte altı kez şampiyonluğu elde etti. Bu

dönemde, kaybettiği iki şampiyonlukta zafere

Fenerbahçe ulaşırken, sarı-lacivertliler de dört kez

Trabzonspor’un ardından ikinci olabildi. İki takım

arasında sahada kıyasıya süren rekabet 90 dakika

ile sınırlı kalmıyordu.

1977/78’de Trabzonspor’un önünde ligi şampiyon

bitiren Fenerbahçe, ertesi sezonun dördüncü

haftasında rakibine konuk olmuştu. Sezona fırtına

gibi giren sarı-lacivertliler ilk üç maçını kazanmıştı.

Trabzonspor mücadelesinde de 80. dakikada attığı

golle eşitliği bozmayı başarmıştı. Golden sonra ise

olaylar patladı. Sahaya taşlar atıldı, elinde silahlıyla

bir taraftar sahaya girdi. Hakem iki kere oyunu

durdurdu, anons istedi.


Altı yıl sonra daha kötüsü oldu. Ligin bitimine

yedi hafta kalmıştı, Trabzonspor, lider Beşiktaş’ın

4, Fenerbahçe ise 2 puan gerisindeydi. Kaybeden

yarıştan kopabilirdi. Bu gerginlikte başlayan

mücadeleyi bordo-mavililer tek farklı önce

götürürken 88. dakikada İlyas Tüfekçi’den gelen

beraberlik golüyle artık alıştığımız görüntüler

sahnelenmeye başladı: Taş yağmuru! Öyle

veya böyle maç bitti, sarı-lacivertli kafile stant

otele dönüyordu ki bu kez silah sesleri duyuldu.

Fenerbahçe otobüsü yolda taşlanmakla kalmamış

silahların da hedefi halin gelmişti. Şükür yaralanan

olmadı. İki yıl sonra, 8 Şubat 1987’de oynanan

mücadelede de sahadaki futbolcular taşlardan

nasibini almıştı.

***

Trabzonspor - Fenerbahçe rekabetinde gerginlik

hep vardı, dönem dönem de kırmızı çizgi sık

sık geçildi. 1996 ilkbaharında ise rekabetin en

çetin mücadelesi oynanacaktı. Fenerbahçe 6,

Trabzonspor 11 yıldır şampiyon olamamıştı.

Bordo-mavililer 70’li yıllara ambargo koyan

kadroya yakın bir jenerasyon yakalamış, önceki

sezonu da Beşiktaş’ın ardından ikinci bitirmişti.

Olaylar daha maç başlamadan vuku bulmuştu.

Fenerbahçe kafilesi uçaktan inerken Trabzonsporlu

yöneticiler kendilerini çiçekle karşılaşa da kamp

için otobüsle Rize’ye giden kafileye taraftarlar

taş ve yumurta atarak merhaba demişti. İddiaya

göre Aygün Taşkıran’ın kafası yarılmış ve sargıya

alınmıştı. Yıllar sonra Tarık Daşgün bunun bir

düzmece olduğunu itiraf edecekti. Böylesine

bir gerginlikle başlayan maçı sarı-lacivertliler

unutulmaz bir zaferle 2-1 kazanmıştı. Tarık maç

sonrasını şöyle anlatıyor: “Maç bittikten sonra 3

saat sahada ve soyunma odasında mahsur kaldık.

Polis panzerleriyle havalimanına gittik ve askeri

bir tesiste uyuyarak sabah uçağıyla İstanbul’a

döndük.”


Şota Arveladze ise o günkü Trabzon’un havasını

her zamanki esprili tavrından farklı olarak anlattı:

“Fenerbahçe maçından sonra şehre çıkmaya

mecbur kaldım. Milli takıma çağırılmıştım ve

bilet almam gerekiyordu. Meydanda Türk Hava

Yolları’nın ofisi vardı, mecbur gittim. İnanın bana

şehir durmuş gibiydi. Sessiz, hareketsiz, ruhsuz,

renksiz… Bu şehri böyle hiç hatırlamıyorum. Ben

savaşı gördüm geldim, Gürcistan bile böyle değildi.

Trabzon’da ise Fenerbahçe maçından sonra hayat

yoktu.”

İki yıl sonra oynanan Türkiye Kupası

mücadelesinde bu kez taşlardan nasibini

Fenerbahçe Teknik Direktörü Otto Bariç almıştı.

Hırvat hoca maç sırasında beline taşla yere

yığılmış ve bir daha da ayaktan kalkmamıştı.

Başkan Ali Şen takımı sahadan çekti. Federasyon

3-0 Trabzonspor lehine mücadeleyi tescillerken

Fenerbahçe de 2 yıl Türkiye Kupası’na katılamama

cezası aldı.

3 Temmuz süreci ve Emre ile Zokora arasında

yaşanan ırkçılık polemiği yeniden alevli bir

Trabzonspor-Fenerbahçe dönemi başlattı.

Neticesinde büyük bir felakete dönüşecek kadar

ciddi bir boyuta ulaştı. Sorumlular veya suçlular

kim olursa olsun, çözüm için neler yapılırsa yapılsın

40 yıllık rekabetin Hüseyin Avni Aker Stadı’nda

tansiyonu pek değişmiyor. Belki de bu havayı yine

en güzel Şota Arveladze anlatıyor:

“İlk yarı 4-0 öndeydik, ikinci yarı 4-3 oldu. O

maçta seyirciyi durduramadık. Kaç tane ayakkabı

varsa herkes sahaya attı. Soyunma odası ölmüş

vaziyetteydi. 4-3 yendik daha ne yapacağız yani.

Sonra Lemi kalktı dedi ki ‘Beyler kalkın ya ne oldu,

niye mutsuz herkes? Fenerbahçe’yi yendik üç puan

değil mi? Üç puan işte, bu kadar’. İlk yarıda maç

oynanırken seyirci bizi tribüne çağırıyordu. Çağırılan

gidiyor tribüne. 2 numarayı çağırdı seyirci, geçti

bütün sahayı, gitti tribünü selamladı. Şenol Hoca

çıldırdı, ‘durun pozisyonunuzu koruyun’ diyordu.”


Serkan Akkoyun

Asya Futbolu

HF172

MÜSLÜMAN TAKIMIN

HRİSTİYAN KAPTANI!

‘Bu nasıl başlık şimdi?’ demeden önce yazıyı okumalısınız. Çünkü olay İran’da

geçiyor ve ben de dâhil yanlış bildiğimiz birçok şeye ışık tutan sözler içeriyor…

Nisan ayının ilk haftasında İran, Amerika Birleşik

Devletleri’nin başını çektiği P5+1 ülkeleri ile nükleer

çalışmalar konusunda tarihe geçecek

bir uzlaşmaya vardı. Kimsenin

tahmin bile edemeyeceği bir şekilde

uzlaşma hakkında açıklamalarda

ABD Başkanı Barack Obama’nın

konuşmasını canlı yayınla aktaran

İran Devlet Televizyonu, böylece

değişimin ne boyutta olacağına

dair sinyalleri de verdi. Evet,

İran’da değişim var. Ahmedinejad

sonrası İslam Cumhuriyeti’ne

başkan olan Hasan Ruhani, bundan 3-4 sene

önce baş müzakereci olarak yürüttüğü nükleer

görüşmelerini, Cumhurbaşkanı olarak bambaşka

bir boyuta taşıdı ve uzun vadede İran’ın dünyanın

en büyük ekonomisi olmasının

yolunu açtı. Bunu zaman gösterecek.

Ancak günümüze bakarsan İran’daki

değişimden payını futbolun aldığını

da görüyoruz. Nasıl mı? Yazıyı

okumaya devam edin…

İran futbolu, İran toprakları gibi eski

bir geçmişe sahip. 1920’de federe

hale gelen futbol, 45’te FIFA’nın

üyesi oldu. 1954’te Asya Futbol

Konfederasyonunun kurulmasının ardından 58’de

de buraya katıldı.


Zaman içerisinde özellikle 70’lerde aktif bir dönem

geçirdi. Arjantin’de düzenlenen 1978 Dünya

Kupası’na katılan İran, 1979’daki devrimden sonra

futbolda geri kaldı. Tüm toplum dinamikleri

bozulan İran’da futbol da tabii ki bundan etkilendi.

80’lerde Irak savaşı nedeniyle 4 yıl ambargo yiyen

İran, 1998 Dünya Kupası ile yeniden sahneye çıktı.

Hatta o turnuvada ezeli rakibi (!) Amerika Birleşik

Devletleri ile aynı gruba düştü ve maçı 2-1 kazandı.

Son olarak İran’ı 2014 Dünya Kupası ve 2015

Asya Kupası’nda seyrettik. Brezilya’daki Dünya

Kupası’nda işler iyi başlasa da, Arjantin maçında

penaltısı verilmese de, 90’da Messi’den gol

yese de olumlu bir etki bırakmıştı. Ancak Asya

Kupası’nda döküldüler. Bahreyn, Katar ve Birleşik

Arap Emirlikleri gibi kendisinden güçsüz rakiplerini;

sırasıyla 2-0, 1-0 ve 1-0 yenerek gruptan çıkabilen

İran, çeyrek finalde Irak’a penaltı atışları sonucu

elendi. Bu İran futbolunun gelişimi açısından

yıkımdı, çünkü kadrosundaki Javad Nekonam,

Karim Ansari, Reza Gucci, Alireza Bakhsh ve

Sardar Azmoun gibi oyuncular formlarının

zirvesindeydiler. Ancak alınan başarısız sonuç

sonrası değişim de kendisini gösterdi. Mart ayında

oynanan Şili maçında teknik direktör Carlos

Queiroz, Vahid Amiri, Hashem Beikzadeh, Varya

Ghafoori, Habib Gordani, Masoud Hasanzadeh,

Morteza Pouraliganji, Ramin Rezaeian ve Omid

Ebrahimi gibi isimleri kadroya aldı. Bu isimlerin

kimisi ilk defa milli takıma alınıyordu. En

tecrübelisinin sekizden fazla milli olmuşluğu bile

yoktu. Portekizli değişime başlamıştı. Bu yönde

attığı adımlar sadece kadro ve futbol mantalitesi

açısından olmadı. Queiroz, milli takımdan emekli

olan Javad Nekounam’ın yerine de yeni bir kaptan

belirledi. İşte bu kaptan seçimi, İran’daki sosyokültürel

değişimin de önemli basamaklarından

birisi olmaya adaydı…


İran Milli Takımı’nın 2015 Nisan ayında belirlenen

birinci kaptanı, 6 Mart 1983 yılında İran’ın Tahran

kentinde dünyaya gelen Andranik Timotian-

Samarani olarak belirlendi, yani dünya futbolunda

bilinen adıyla Ando Teymourian. Teymourian,

İran topraklarındaki Ermeni bir ailenin çocuğu

olarak dünyaya geldi. Futbola da İran’ın Ermeni

cemaatinin futbol takımı Ararat Tahran’da başladı.

Daha sonra Esteghlal’e geçti ve Oghab’la da

profesyonel oldu. Kariyerini 2006-2010 yıllarında

İngiltere’de geçirdi. Bolton ve Fulham formaları

giydi. Ali Daei, Mehdi Mahdavikia gibi isimlerin

ardından İran futbolunun en kariyerlilerinden

birisi... Şu sıralar 32 yaşında ve İran Milli

Takımı’nın kaptanı. Tüm bu bilgiler size bir şey

ifade etmediyse İslam devrimi sonrası İran

futbolunda, milli takımın birinci kaptanı olan

ilk Hristiyan olduğunu söylememiz yeterli

gelebilir. İslam Cumhuriyeti’nin, Hristiyan

kaptanı!

“Evet, Ermeni kökenlerim var

ancak İran’da doğdum ve İran

pasaportuna sahibim. Ermenistan

benim tarihimin bir parçası.

İran’da Ermenilere yardımcı

oluyorum. Milli takımda

oynamaktan ise gurur

duyuyorum” sözlerinin

sahibi olan Teymourian,

tamamı Müslüman olan

bir takıma kaptanlık

yapmanın kendisi

açısından normal

bir şey olduğunu

söylüyor.


Ona göre kaptan olmasının ya da olmamasının bir

önemli yok. Amacı sadece işini iyi yapmak. Ancak

İslam Cumhuriyeti’nin milli takımına kaptanlık

yapacak ismin bir Hristiyan olmasının öneminin

tabii ki o da farkında: “İran’la ilgili bilinen şeylerin

çoğu yanlış. İran’da tüm dinlere saygı vardır.

Ben inançlı bir Hristiyan’ım. İncilimi okuyorum

ve Müslümanlara saygı besliyorum. Bu da çok

ilginç bir şey değil.”

Teymourian aynı zamanda İslam Devrimi sonrası

milli takıma seçilen ilk Hristiyan futbolcu olarak

da tarihte yer alıyor. Yine kendisi gibi Ermeni

cemaatinden aynı zamanda adaşı da olan

Andranik Eskandarian, 1978’de milli olmuş ancak

devrim sonrası ülkeden ayrılmak zorunda kalarak

hala yaşadığı Amerika Birleşik Devletlerine

gitmişti. Eskandarian, 1978-1984 arasını New

York Cosmos’ta geçirmiş, Almanların efsane ismi

Franz Beckenbauer’le birlikte takımın defans

hattını oluşturmuştu. O takımın kalecisi ise Yasin

Özdenak’tı. İşte Teymourian, 1978’den sonra

2005’te İran Milli Takımı’na seçilerek 27 yıl sonra

milli formayı giyen ilk Hristiyan oldu.

İran’da işler değişiyor. Hem siyaset, hem kültür,

hem de spor bundan payını alıyor. Milli takımın

kaptanı artık bir Ortodoks Hristiyan ve kadınların

erkeklerin maçlarını izlemesine kısmen de olsa izin

çıktı. Önümüzdeki günler ne getirecek bilinmez

ancak Teymourian’ın kaptanlığı sürecince vereceği

mesajlar büyük önem taşıyor. Yaşayalım görelim…

“Birlikte kardeş gibi yaşamayı

öğrenmeliyiz, yoksa birlikte aptal

gibi öleceğiz.”

Martin Luther King


Bahadır Bozkurt

Büyüteç

HF172

Neymar’ın yeni asistanı:

ROBERTO

FIRMINO

“Brezilya’nın nesi meşhurdur?” sorusunun yanıtı çok basittir; futbolcusu. Pele’yle

beraber dünyaya nam salan bu ülkenin bizlere yeni armağanı Roberto Firmino.

Bundesliga’da yaptığı işlere kayıtsız kalamayan Brezilya teknik patronu Dunga,

Neymar’a yoldaş bulmanın keyfini sürüyor

Brezilya futbolunun üstlendiği en büyük

misyonlardan bir tanesi yeni yıldızları dünya

futboluna sunmaktır. Bu misyonu gerçekleştirirken

kullandıkları pazarlama alanı ise Brezilya Milli

Takımı’dır. Turnuvalar arasında oynadıkları hazırlık

maçlarında her sene ortalama 100 oyuncuyu

milli takıma çağırdıkları bir pazarlama stratejisi

benimsemişlerdir. Bu stratejiye göre matematik

bilimine ihanet eden Brezilyalı teknik heyet,

elmalar ile armutları bir araya toplayıp futbolcu

ihracatını gerçekleştirmektedir. Rahmetli Kazım

Kanat’ın Rico Paşası (Ricardinho) dahi bu projenin

bir ürünüydü. Brezilya kulüplerinden al, Avrupa

kulüplerine ver, ekonomiye can ver politikasında

bizim büyütecimize takılan isim ise; Roberto

Firmino. Takımın içerisindeki armutları zamanla

göreceğiz, fakat Firmino’dan bahsederken

Newton’un başına düşen elma gibi bir elmadan

bahsettiğim kanısındayım.

Roberto Firmino geçen sezon Bundesliga’da yıldızı

parlayan oyunculardan bir tanesiydi.


Hoffenheim taraftarlarını 16 kez ayağa kaldıran,

takım arkadaşlarına 11 gol hediye eden süper

yetenek, Brezilya teknik direktörü Luis Felipe

Scolari’ye güçlü sinyaller gönderse de, Brezilyalı

antrenörün açıkladığı 2014 Dünya Kupası

kadrosunda kendine yer bulamadı. Scolari, Fred-

Jo gibi kullanım tarihi çoktan geçmiş isimlere

ikinci baharını yaşatmak istese de yazın sonunda

beklenen bahar, cehennem azabına dönüştü.

göstermek, insanlara yapacaklarınızı hayal ettirir.

Naim Süleymanoğlu’nun altına girdiği ağırlığı,

Usain Bolt’un 100 metreyi koştuğu zamanı, Kobe

Braynt’ın bir maçta attığı 81 sayıyı gördükten

sonra beklenti en az bir kilo, bir saniye, bir sayı

daha fazla artar. Rekoru geliştiremeseler bile artık

tek rakip tarih sayfaları değil, beklentiyi bir üst

seviyeye çeken taraftarlardır.

Firmino futbolun kaybolan mevkisi forvet

arkasında görev alan bir isim. Genç yaşta

Figueirense kulübünden transfer edilen kadife

bilek, her Brezilyalı oyuncunun hayali olan sarı

formayı yazın sırtına geçirmek için müthiş bir

gelişim gösterdi. Öldürücü son vuruşlar, mest

eden kilit paslar, matkap gibi deldiği savunmalar,

Ronaldinho’ya saygı duruşunda bulunduğu

çalımlarla Alman futbolunda en büyük etkiyi

yaratan oyuncular arasına girmeyi başardı.

Mario Götze, Marco Reus, Patrick Herrmann

gibi yeteneklerin bulunduğu ligde bu saygıyı hak

etmek hiç de kolay bir iş değildi. Takımının attığı 72

golden, 28 tanesine direkt katkıda bulunan genç

yeteneğin başarısını rakamlarla da görebiliriz.

Başarı çıtasını yükseltmek tüm spor dallarında

üzerinizdeki baskıyı arttırır. Yapabildiklerinizi


Bir önceki sezon gösterdiği performansla

Firmino, Hoffenheim’ın 2014 sezonu başlarken

en büyük beklentisi haline geldi. Genç

Brezilyalı’nın takımı geçen seneye oranla hücum

hattında vitesi bir kademe geriye çekse

de, Firmino şu ana kadar attığı 6 gol ve 8

asistle taraftarını mutlu etmeyi başardı.

Firmino, özellikle oyun içerisinde üstlendiği

liderlik rolüyle başta “Büyük Birader”

Bayern Münih’in ve Brezilya’nın yeni

teknik direktörü Dunga’nın ilgisini

çekmeyi başardı. Oynanan hazırlık

maçlarında hayal ettiği milli

formayı bu sefer kapmayı başaran

yeni yıldız adayı, gösterdiği

performansla ülkesine

yeni karnavalların, özlenen kutlamaların

habercisi olduğunu kanıtladı. Şili maçında

attığı artistlik golle Neymar’a işaret

fişeğini çakan Firmino, takımın

hücum gücüne yapacağı katkılardan

bir resital sundu.

Hoffenheim

taraftarında ise

buruk bir sevinç hakim.

Geçen sezon takımda tutmayı

başarabildikleri Firmino’yu, bu

sezon sonunda büyük bir bonservis ile

uğurlamayı planlıyorlar. Daha önce takımda

ismini duyuran Demba Ba, Luiz Gustavo, Obasi

gibi oyunculardan bu tür ayrılıklara alışkın olan kulüp

yönetimi yeni yeteneklerin peşine düşecektir.

Firmino için şu anda Liverpool, Manchester

United, Arsenal gibi dev kulüplerin isimleri transfer

dedikodularına karışmış durumda. Türkiye milli

maçıyla başlayan pazarlama stratejisinin, Fransa ve

Şili maçlarında doruk noktaya ulaştığını belirtebiliriz.

Hoffenheim’da teknik direktör Gisdol’ün ellerinde

parlayan genç yıldızı hala izlemediyseniz, filmin

sadece başını kaçırdınız demektir.


Sercan Soykan

Kuzey Ligleri

HF172

2015

Finlandiya’da sezon 12 Nisan’da başlıyor. Veikkausliiga’da bu sezonki beklentileri

enine boyuna ele aldık


Finlandiya futbolunun en üst yapısı olan

Veikkausliiga son yıllarda tekdüze hale bürünmüş

durumda. Ligde rakiplerinin çok üstünde yatırımlar

yapan Helsinki, son altı sezonu şampiyon

tamamlamayı başardı. Mavi-beyazlı ekibin 107

yıllık tarihinde 27 Veikkausliiga şampiyonluğu

bulurken ülke futbolunda bu alanda çift hanelere

ulaşan ikinci bir takım yok. Haka ve HPS,

dokuz defa şampiyon olarak Helsinki’yi takibini

sürdürüyor.

Alka Superliga, Allsvenskan ve Tippeligaen’den

sonra kuzey futbolunun dördüncü büyük ligi olan

Veikkausliiga’da 12 takım bulunuyor ve takımlar

sezon içinde birbirleriyle üç kez karşılaşıyor. 2015

sezonu 12 Nisan’da başlayacak ve 33 haftalık

mücadelenin ardından aralık ayının ilk haftasında

tamamlanacak. 2014’te Helsinki, sezonu lig

ve kupa şampiyonluğuyla tamamlayarak

Şampiyonlar Ligi’nde ön eleme oynama hakkı

kazanmıştı. Seinajoki, Lahti ve Vaasa Avrupa

Ligi’nde boy gösterecekler.

Turku şehrinin iki büyük takımından biri olan TPS

Turku ikinci kademeye yani Ykkonen’e düştü.

Bu yıl lige yükselen takım ise HIFK Helsinki oldu.

Ekonomik sorunları nedeniyle lisans alamayan

MYPA Ykkkonen’e, Honka üçüncü kademe

yani Kakkonen’e düşürüldü. Bu iki takım küme

düşürülünce yerlerine Ykkonen’de geçen sezonu

ikinci ve üçüncü sırada tamamlayan KTP ile Ilves

yükseldi. Bu yıl ligden 1 takım düşecek, 1 takım da

play-out ile Veikkausliiga’ya tutunmaya

çalışacak.

Şampiyonluk yarışı

Geçen sezon elde edilen başarıya rağmen Helsinki

adına başlangıç iyi olmamıştı. Ligde beklentilerin

altında kalan Sixten Boström’ün görevine ilk beş

haftalık süreçte son verilirken, teknik direktörlük

koltuğuna Mika Lehkosuo getirilmişti. Lehkosuo,

45 yaşında, hocalığına seviye atlatmaya başlayan,

yetenekli bir hoca. Futbol mantalitesinin içerisinde

savunma sertliği başta geliyor. Dokuz yıllık

başarılı Honka serüveninde bunu temel almıştı.

Ariel Ngueukam

Guy Moussi

Moussi, Helsinki’den aldığı transfer ücretinin tamamını

Soma’ya bağışlamıştı.


Helsinki’ye gelmesiyle birlikte takımın savunma

zaaflarını giderdi. Bu süreçten sonra Helsinki ligde

üst üste dokuz maçta gol yemedi. O dönem kaleyi

koruyan Michael Tornes de Lehkosuo sayesinde bir

rekora sahip oldu.

Helsinki bu sezona da şampiyonluk parolasıyla

giriyor. Veikkausliiga öncesinde oynanan ve

oyuncu deneme şansı buldukları Lig Kupası’nı

kazanmaları da moral oldu. Kaleye Rosenborg’tan

ayrılan Daniel Örlund getirildi. Hücum hattını

geçen sezon toplam 17 gol atan Forssell, Konan ve

Kandji üçlüsüne ayırdılar. Alho ve Demba Savage’ın

kalması ise önemliydi. Orta sahadan ayrılan

önemli isimler Anthony Annan, Vayrynen ve

Mannström oldu. Bu bölgeye Birmingham’dan Guy

Moussi getirildi. Fransız oyuncunun aldığı paranın

tamamını Soma’ya bağışlaması ise uzun süre

unutulmayacaklar arasına girdi. Forvet hattında

sıkıntı yaşamak istemeyen Helsinki, bir dönem

ülkemizde Çaykur Rizespor formasını terleten

Ousman Jallow’u bir haftalığına denemeye aldı.

Gambiyalı oyuncu başarılı performans gösterince

de bir yıllık sözleşme imzalandı. Helsinki’de

bu sezonun adamı Hollanda asıllı Japon Mike

Havenaar olabilir. Japonlarla ortaklaşa iş yapan

ve sosyal medyada Japon dilinde Twitter hesabı

açan Helsinki’nin bir diğer Japon transferi de

Atomu Tanaka. Geniş ve kaliteli bir kadroya sahip

olan Helsinki, bu yıl da şampiyonluğun en büyük

favorisi.

Seinajoki, geçen sezon yükseldiği

Veikkausliiga’da ilk sezonunda büyük bir

başarı ile ligi ikinci olarak tamamladı. Bu sezon

gümüş madalya başarısını tekrarlamak bir yana

Helsinki’nin egemenliğine de son vermek adına

uğraşacaklar. Bir dönem Helsinki formasıyla

iyi işler yapan Akseli Pelvas attığı gollerle

takımı sırtladı. Tecrübeli Toni Lehtinen ona iyi

destek oldu. Bu ikiliyi kadroda tutan Seinajoki,

Lahti’nin forveti Ariel Ngueukam’ı kadroya kattı.

Kamerunlu golcü bir dönem Denizlispor formasını

da terletmişti. Malmö ve Celtic altyapısında

çıkan Bosna asıllı Bahrudin Atajic sezonun flaş

isimleri arasına girebilir. Finlandiya Milli Takımı

formasını da giymiş olan, İtalya Serie B’ye

transfer yapmış Mehmet Hetemaj sezon içerisinde

önemli kozlardan biri haline gelebilir. Seinajoki

geçen sezona göre güç kazandığı gibi rotasyonu

genişletmiş durumda. Zirveyi zorlayacaklardır.

Sürpriz takım: Lahti

Geçen sezonu Veikkausliiga üçüncüsü olarak

tamamlamış bir takım daha fazla neyin sürprizini

yapabilir? Lahti, bu başarıda büyük payı olan

Kamerunlu golcüsü Ngueukam’ı kaybederek

önemli bir kozundan oldu. 1997 ve 2007 yıllarında

Veikkausliiga gol kralı olan, Valeri Popovitch’ten

sonra lig tarihinin en skorer ismi olan Rafael ise

artık 36 yaşına geldi. Doğanın kanunları gereği

fiziksel olarak yıpranan Brezilyalı isim bu yıl benzer

performansı gösteremeyebilir. Salhi, Hertsi,

Klinga ve Tanska gibi önemli isimlerin ayrılması ve

yerlerine doğru takviyelerin yapılmaması işlerini

zorlaştıracak diğer etkenlerden. Güç kaybeden

Lahti bu sezonu beklentilerin altında geçirebilir.

Ligin yeni yüzleri

Jani Honkavaara


HIFK Helsinki, ülke futbolunun köklü

kulüplerinden birisi. Finlandiya futbolunu geçmiş

yıllarda Avrupa arenasında temsil etme gururunu

yaşamışlardı. Tam 43 yıl sonra Veikkausliiga’ya

dönüş yapacakları için şehre farklı bir heyecan

getireceklerdir. Önce Kakkonen’de şampiyon

olarak Ykkonen’e yükseldiler. Ardından Ykkonen’de

geriden gelip şampiyon olarak zoru başardılar. Bu

başarıda en büyük pay sahibi 39 yaşındaki teknik

adam Jani Honkavaara’ya ait. Geçen sezonki

kadrodan kaybettikleri en önemli isim orta saha

Antonio İnutele oldu. Lisans alamayan MYPA’dan

ayrılan Aho, Salmviki, Sihvola ve Vesela kadroyu

genişlettiği gibi kaliteyi de arttıracaktır. Lige iyi

bir kadro ile giriyorlar ki Veikkausliiga’ya tutunma

şanslarını oldukça yüksek.

İlves, lisans problemleri yaşayan kulüplerin

yerine lige dahil edildi. Ykkonen’de dahi fark

yaratamadıkları dönemler olmuştu. Menajerliğe

İngiliz Keith Armstrong getirildi. Finlandiya’da üç

defa yılın hocası olmuş tecrübeli ismin katacağı

olumlu etkenler olacaktır. Geçen sezon fazla

kullanmadıkları Bosna asıllı Vahid Hambo’yu İnter

Turku’ya gönderdiler. Hambo’nun Lig Kupası’nda

gösterdiği performansı izledikçe ‘kadroda tutsak

iyiydi’ diye iç geçiriyorlardır. Hazırlıksız yakalanan

ve yüksek bütçesi olmayan İlves, ufak rötuşlarla

kadrosunu yenilemeye çalıştı. Lahti’den orta saha

Eero Korte ve MYPA’dan stoper Koskinen dikkat

çeken takviyeler. Ligde kalmaya çalışacak olsalar

da işleri kolay değil.

KTP, geçen sezonun sonunda büyük bir travma

yaşamıştı. Son dört haftaya 11 puan önde

girmelerine rağmen HIFK Helsinki’ye averajla

şampiyonluğu vermeleri büyük bir hayal kırıklığına

neden olmuştu. Üstelik sezonun son maçında

ligden düşmüş JIPPO’yu yenememişlerdi.

Geçen sezon 25 gol atan Jussi Aalto’nun kiralık

sözleşmesinin bitip Seinajoki’ye dönmesi işlerini

zorlaştıracaktır. Yaptıkları en iyi transfer ise ligin

usta ayakları arasında yer alan Macar orta saha

Tamas Gruborovics’i almaları oldu. Lig Kupası’nda

savunma ağırlıklı oynayan bir yapıdalardı. Ligin

en zayıf kadrolarından birine sahipler. Düşme

adaylarının başında geliyorlar.

Vahid Hambo

İnter Turku & Mariehamn & Vaasa

Turku şehrinin iki temsilcisinden biri olan İnter

Turku, Veikkausliiga mücadelesini sürdürüyor.

Bu sezon da takımın başında Hollandalı menajer

Job Dragtsma olacak. 2007’nin başından bu yana

İnter Turku’yu çalıştıran Dragtsma, 1 lig ve 2 lig

kupası şampiyonluğu yaşadı. Geçen sezon orta

saha oyuncularından beklenen verimi alamayınca

kötü bir performans sergilemişlerdi. 3 yıl boyunca

forvetlerinde görev alan ve 2012’de gol kralı olan

Sirbiladze’yi Kuopion’a gönderdiler. 32 yaşına

gelen ve verimi düşmeye başlayan Gürcü forvet

ile yolları ayırmak doğru seçimdi. İlves’tan alınan

Vahid Hambo beklentilerin üstünde performans

gösterirken, eski oyuncuları Guy Gnabouyou da

hücum hattına güç katacaktır. Lierse’den gelen

Kamerun Milli Takımı’nın eski oyuncusu Eric

Matoukou ve Yunan Petros Kakakoudis de iyi

transferler. Güçlenen İnter Turku bu yıl daha iyi

işler yapabilir.

Mariehamn, Finlandiya’nın özerk bölgesi

olan Aland Adası’nın takımı. Bursaspor’un

büyük umutlarla transfer ettiği fakat gelişim

gösteremeyen Petteri Forsell’de Mariehamn

forması giymekte. Geçen sezon 14 gol atan Luis

Solignac’ı Arjantin ligine kiralık olarak gönderseler

de forvete eski oyuncuları Aleksei Kangaskolkka’yı

getirmeyi başardılar. Bu sezonda göze hoş gelen

bir futbol oynayacaklardır. Elde ofansif anlamda

iyi isimler olsa da başarıya götürecek savunma

kurgusunun olduğunu söylemek zor.


Vaasa’nın başında 2012’den bu yana Olli

Huttunen var. Futbol kariyerinde sadece Haka’da

oynamış, menajerliğinin tek şampiyonluğunu

yine Haka’da yaşamış ve milli takımda görev

almış önemli bir isim. Geçen sezonki dördüncülük

başarısının üstüne koymak hedefinde olsalar da

takımın sezon öncesi kupa maçlarında oynadığı

futbol iç açıcı değildi. Strandvall, Stewart ve

Nganbe ayrıldıktan sonra orta sahada dominant

karakterlerinden sapmalar olabilir. Yeni transferler

Abdulahi, Hertsi gibi isimlerin uyum sağlamaları

için zaman gerek. Vaasa bu yıl üst sıraların

heyecanından uzak kalabilir.

Ligin en genç takımları: Jaro ve KuPS

Jaro ligin en düşük yaş ortalamasına sahip takımı.

19 yaş altı takımından yedi oyuncuyu A takıma

çıkardılar. Bunların içinde en çok dikkat çeken isim

ise 1999 doğumlu 15 yaşındaki orta saha oyuncusu

Sergei Eremenko. Orta sahanın dinamolarından,

Almanya ve Brezilya vatandaşlığı da olan

Helmke’yi kaybeden Jaro’nun bu bölgede işi daha

zor. Kısıtlı kapasiteye sahip hücum hattının kilit

ismi Winchester’ı tutamamaları da handikaptı.

Gençleşen Jaro’nun azalan kadro kalitesiyle işi

daha zor olabilir. Geçen sezon 14 gol atan Jonas

Emet’e ayak uyduracak birileri çıkmazsa kendilerini

ateş hattında bulabilirler.

Kuopion son günlerde Finlandiya spor basınının

gündemini oluşturan kulüplerden. 25 yaşında

olmasına rağmen daha 11 yıllık kariyerinde 11 kulüp

gezen Freddy Adu’yu kadroya kattılar. Menajeri

İsveç’te kapı kapı kulüp arıyordu. Hatta Halmstad

bir süre Adu’yu denemeye alsa da Allsvenskan

için yeterli görmemiş ve yolları ayırmıştı. Adu’nun

Veikkausliiga’da Kuopion’a ne gibi katkıları olacak

zamanla göreceğiz. Ligin en genç ikinci takımı olan

Kuopion’un forvete ligin usta skoreri Sirbiladze’yi

getirmesi ise bir başka avantajı. Sarı-siyahlılar orta

sıralara aday takımlardan.

Uzak diyarlar takımı: RoPS

Rovaniemi, ligin tecrübeli ve standart

performans gösteren takımları arasında yer

alıyor. Son 10 sezonda altı defa Veikkausliiga’da

mücadele etseler de en iyi performansları lig

10.’luğu olmuştu. Rovaniemi konum olarak ülkenin

kuzeyinde yer almakta. En yakın deplasman

mesafeleri 345 km uzaklıkta. İçerde oynadıklarında

bunun avantajlarını görseler de deplasmana

giderken fiziksel yıpranmalar oluşuyor. Bu farkı en

iyi şekilde 2013 sezonunda yaşatmışlardı. Ligde

topladığı 34 puanın 23’ünü evinde alan Rovaenimi,

lige tutunmuştu. Lacivert-beyazlılar Kokko gibi

ligin seviyesine göre iyi bir golcüye sahip. Onun

da geçmişte çok kısa süren Türkiye macerası

olmuştu. Bir dönem Vaasa ve Orebro formaları

da giyen Kanadalı kaleci Tomer Chencinski ile

eldivenleri güvenilir bir isme bıraktılar. Honka’nın

Avrupa futboluna pazarladığı isimlerden olan

Mostagh Yaghoubi ve Vaasa’dan alınan Nganbe

de orta sahaya güç katacaktır. Rovaniemi’nin bu

sezon tehlikeli bölgeden uzak durabilir.


Sercan Ergün

Profil

HF172

FREDDY

ADU’NUN

TUHAF HİKAYESİ

Futbol dünyası her daim ‘veliaht’ arayışında oldu. Bunun en bilineni kuşkusuz ‘Yeni

Pele’ yakıştırmaları. Parlayan birçok Brezilyalı genç için yapılan bu atıf, bundan 12 yıl

önce 14 yaşındaki bir ABD’li için de yapılmıştı. Yeni Pele olması beklenirken kariyeri

dibe sürüklenen Freddy Adu, o parlak günlerden şimdi çok uzakta

1989 yılında Gana’nın liman kenti Tema’da doğan

Freddy Adu’nun hayatı 8 yaşındayken değişir.

Annesi Green Card lotaryasını kazanır ve ABD’ye

taşınırlar. 2003 yılında ABD vatandaşı olan Adu,

yaptığı her sporda dikkate değer bir başarı yakalar.

Henüz 10 yaşındayken ABD Olimpiyat Gelişim

Programı dahilinde oynadığı 14 yaş altı takımı ile

Lazio ve Juventus’un genç takımlarına karşı müthiş

bir performans sergiler, turnuvayı şampiyon

kapatan takımın en golcüsü ve turnuvanın en

değerli oyuncusu olur. Hatta İtalyan devi Inter’den

transfer teklifi bile alır ama reddeder.

Nike ile 1 milyon dolar değerinde bir sponsorluk

anlaşması imzaladığında henüz 14. yaşını

doldurmuştu. MLS ekiplerinden DC United ile

sözleşme imzaladığında ise ABD takım sporları

tarihinin en genç profesyonel atleti unvanını

kazanır. Ligin en çok kazanan oyuncusu -senelik

500 bin dolar-, bu anlaşmaların ardından

BBC Sports’a verdiği demeçte ‘’Annem erkek

kardeşim ve bana bakmak için aynı anda 2 veya

3 işte çalışıyordu. Bu yüzden Nike ve MLS bu

kontratları siz 14 yaşındayken sunduğunda, onlara

hayır diyemezsiniz.’’ Aynı sezon DC United ile


MLS şampiyonu olur. Alt yaş gruplarında ABD

forması ile çıktığı 59 maçta 37 gol kaydeder. Kimi

yorumculara göre henüz profesyonel düzeyde

oynamak için mental gelişime ihtiyaç duyan

genç Adu, 2006 Kasım’ında Manchester United

Akademisi ile deneme antrenmanlarına çıkar,

ancak çalışma izni alamadığı için bu transfer

gerçekleşmez. Kanada’da düzenlenen U20 Dünya

Kupası’nda -ki Aguero, Di Maria, Pato gibi isimlerin

görücüye çıktığı turnuvadır- ABD forması ile grup

maçlarında Polonya’ya karşı hat-trick yaparken,

Brezilya’yı 2-1 yendikleri maçta da Altidore’un

attığı iki golün de asistini kaydeder. Onun bu

performansına kayıtsız kalmayan takım ise 2007

yazında Benfica olmuştu, turnuvadan 8 gün sonra

Portekiz kulübü onun bonservisi için 2 milyon dolar

ödedi ve genç yıldız Yaşlı Kıta’ya adım attı.

Hayaller Benfica, gerçekler Belenenses

Ne olduysa, Freddy Adu Avrupa’ya transfer olunca

oldu. Benfica forması altında çıktığı 16 maçın

sadece birinde, o da Portekiz Lig Kupası’nda ilk

11 çıkan yıldız adayı sezonu üç golle tamamladı.

Takip eden yıl Monaco’ya kiralanması ile başlayan

süreç, Adu’nun kariyerinin yokuş aşağı gidişinin

başlangıcı oldu. Sırasıyla Monaco, Belenenses,

Aris’e kiralanan oyuncunun yolu, 2011’de ülkemize

Pele

Onun futbol

yeteneklerine Pele

bile inanmıştı.

düşmüş ve yine kiralık olarak Çaykur Rizespor

forması giymişti. Oynadığı hiçbir kulüpte kalıcı

olamayan Adu, bu kulüplerin hiç birinde bir

sezonda 13 maçtan fazla forma giyemedi. Üç

sezonda yalnızca beş gol atabilmiş, yaratması

gereken etkinin yakınından bile geçmemişti.

Artık Avrupa kariyeri sonuna gelmiş bir ABD’li

için yapılacak en doğru tercih nedir? Elbette ki

parladığı yere, MLS’e dönmek. Ağustos 2011’de

Philadelphia Union’a kiralık olarak imza attığında,

DC United ve ABD U23 Milli Takımı’nda birlikte

çalıştığı Piotr Nowak ile bir araya geldi. 11 maça

çıktığı sezonu iki golle tamamladı, takip eden

sezonda da 24 maçın 20’sinde ilk 11’e çıktı. Sonuç

mu? Hayal kırıklığı. Söylentilere göre soyunma

odasında takıma olumsuz bir etkisi vardı. BBC

Sports’a göre ise sahada kendi ağırlığını bile

çekebilecek durumda değildi.


Philadelphia onun sözleşmesini 2013 yılında

feshetti, o yılın Nisan ayında yönünü bu kez

Brezilya’ya çevirdi ve Bahia ile imzaladı; 23 yaşında

bir oyuncunun kariyerindeki 9.takım. Bu imzanın

ardından Washington Post’a konuşan oyuncu

‘’Artık daha büyük biriyim, daha olgun, daha iyi

bir profesyonel. Benim için burası büyük bir şans

ve ben bu şansı kullanmaya niyetliyim.’’ 22 dakika

süren bir kariyer için iddialı laflar, ne dersiniz?

Böyle mi olacaktı

“Eski günlerini mumla aramak” spor medyasının

klişelerinden biridir. Genellikle kariyeri bir dönem

zirvede olan, ancak daha sonra sakatlık gibi

nedenlerle düşüşe geçişi anlatan bu deyim

bile Freddy Adu’nun 2013 sonrası kariyerini

anlatmakta yetersiz kalıyor. Bahia tarafından

aynı yılın Kasım ayında serbest bırakılan ABD’li

oyuncu, 2014 yaz aylarına kadar kulüpsüz

kaldı. Blackpool, Stabaek ve AZ Alkmaar

ile deneme antrenmanlarına çıkan Adu,

en sonunda Sırp kulübü Jagodina ile anlaştı.

Eylül ayında Sırbistan Kupası’nda forma şansı

bulan oyuncunun kontratı henüz Aralık ayında

feshedildi.

Bütün bu hengame şimdilik son buldu.

Finlandiya Ligi ekiplerinden KuPS Kuopio ile

28 Mart’ta bir yıllık

sözleşme

imzaladı.

Jenerasyonunun en büyük yıldızlarından biri

olması beklenirken, tabir-i caizse patlayan bir

oyuncu Freddy Adu. Başlangıcı parlak, şu anki

durumu karanlık bir kariyer. Yetenekli olduğu

aşikar, ancak bugüne kadar -DC United dönemi

hariç- o yetenekleri sahada göstermekten uzaktı.

26 yaşında bir oyuncu olarak kariyerini toparlamak

için hala şansı var. Yapması gereken ise kendi

sözlerinde saklı: “Bir günü bile futbol oynamadan

geçirmedim, her zaman oynuyordum.”


Fırat Topal

Orta Doğu Futbolu

HF172

ÇÖLDEKİ BELALI VAHA: AL AIN

Miroslav Stoch’un sezon sonunda yabancı sınırındaki değişiklikle Fenerbahçe’ye

döneceği konuşulurken, takımı Al Ain’in ve arkasındaki karanlık güçlerin ilgi çekici

hikayesini Hayatım Futbol için derledik.

Miroslav Stoch, 2010 yılında ülke

basınına önce Galatasaray’la anlaştığı

yönünde iddialarla gündeme gelmişti.

Ancak birkaç gün sonra Fenerbahçe’ye

transfer oldu. Hatta Fenerbahçe’ye

transfer olduğu 10 Haziran tarihinin

sabahı gazeteler Slovak futbolcunun

Galatasaray’la anlaştığını yazmış, daha

sonra rotayı sarı-lacivertlilere çevirmişti.

Fenerbahçe kariyeri boyunca ilk 11’deki yeri

konusunda hep diken üstündeydi Stoch. Özellikle

Aykut Kocaman’ın oyuncu tercihlerinde zaman

zaman yedek kulübesine hatta tribüne mahkum

olan futbolcu, Fenerbahçe’nin Avrupa Ligi’nde

Borussia Mönchengladbach ile evinde oynadığı ve

3-0 kaybettiği maçta oyundan alınırken

tepkisini dışa vurmuş ve Kocaman da

onu maç sonrası basın toplantısında

alenen eleştirmişti. Yıldızının hiçbir

zaman tam olarak barışmadığı

Kocaman’la kaderi aynı oldu Stoch’un

ve hocası 2012/13 sezonunun sonunda,

kendisi de izleyen sezon başlamadan

kulüpten ayrıldı. PAOK’ta kiralık olarak

geçirdiği bir sezonda işler fena gitmedi, hatta

Fenerbahçe ile sözleşme bile yeniledi. Ama

devam eden yabancı kuralı ona İsmail Kartal’ın

takımında da yer açmayacaktı. Stoch Birleşik

Arap Emirlikleri Ligi’ne, Al Ain takımına kiralandı.

Gelecek sezondan itibaren yürürlüğe girecek


yeni yabancı düzenlemeleriyle onun İstanbul’a

döneceğini düşünüyoruz. Stoch’un takımındaki

performansına yazının sonunda değineceğiz, ama

gelelim yazının asıl konusuna. Arap yarımadasının

kanunsuz adamlarının futbol takımına.

Al Ain, Birleşik Arap Emirlikleri’nin doğusunda,

Umman sınırının hemen yakınında, sahip olduğu

bitki örtüsü sebebiyle Bahçeler Şehri olarak

adlandırılan bir şehir. Dubai ve Abu Dabi’ye 130’ar

kilometre uzaklıkta ve bu üç şehir kendi aralarında

bir üçgen oluşturuyorlar. Denize kıyısı olmayan

ve diğer iki şehre kıyasla en fazla yerli nüfusun

bulunduğu yer olan Al Ain buna rağmen turizmde

onlardan daha geride. Bu anlamda dünyaca üne

sahip Dubai ve Abu Dabi’nin gerisinde kalan şehir,

futbol sahasında ise ülkenin lideri durumunda.

Devlet erkanının takımı

Öncelikle izleyen satırlardaki kısmı okumadan önce

kafanızı biraz boşaltmanızı öneririm. Zira karmaşık

aile ilişkilerinden bahsedeceğiz. Birleşik Arap

Emirlikleri 1971 yılında İngiltere’den bağımsızlığını

kazandı. 1946’da henüz 28 yaşında Abu Dabi’nin

doğusunun valisi olarak atanan ve Al Ain’deki

Muwaiji kalesinde ikamet eden Zayed bin Sultan

Al Nahyan, 1966’da arkasına İngiliz desteğini

de alarak emrine verilen Umman ordusunun

da yardımıyla bir yönetim darbesi yaptı. Şiddet

olayları yaşanmadan yapılan bu darbe sonucunda

emirlikten indirdiği kişi, öz kardeşi Shakhbut

bin Sultan Al Nahyan’dan başkası değildi.

Darbenin kansız yapılmasının sebeplerinden birisi

kardeşlerin annesi Sheikha Salma bin Butti’nin

oğulları arasında kavga olmaması yönündeki

vasiyetiydi. Zayed, 2004 yılındaki vefatına kadar,

halkın büyük desteğiyle devlet başkanlığı görevini

yürüttü. Ölümü ardından görevi en büyük oğlu

Khalifa bin Zayed Al Nahyan (Şeyh Halife) aldı.

Bugün dünyanın en yüksek yapısı olan Burj Khalifa

onun adını almıştı.

Al Ain’in kuruluşu ise bağımsızlıktan üç yıl önceye

rastlıyor. Arap Emirlikleri’ndeki Sudanlı azınlık ve

Bahreynli bir grup değişim öğrencisinin bir araya

gelerek oluşturduğu kulüp kısa bir süre sonra, o

yıllarda devlet başkanı babası Zayed tarafından

Savunma Bakanı olarak atanan ve bakanlığın

resmi varisi olarak ilan edilen Şeyh Halife’nin

de desteğiyle ülkenin önde gelen kulüplerinden

birisi olmaya başladı. İlk desteklerden birisi, kulüp

yöneticilerinin rahat seyahat etmesi için tahsis

edilen bir Land Rover’dı. 1974’te Şeyh Halife

kulübün onursal başkanı ilan edildi. 1976/77

sezonunda ilk şampiyonluklarına ulaştılar. Şeyh

Halife, kulübün kuruluşundan 1980’lerin ortasına

Mohammed bin Zayed Al Nahyan


Mansour bin Zayed Al Nahyan

Mohammed bin Zayed Al Nahyan’ın kardeşi Mansour bin Zayed Al

Nahyan (ortadaki) Manchester City’in sahibi. Solda ise Manchester

City’nin başkanı Khaldoon Khalifa Al Mubarak var.

kadar, tesislerin geliştirilmesi ve yeni stadyum

inşaatı için 100 milyon dolara yakın para harcadı.

Tabii pratikte işin “onursal” tarafı da kalmamış, Al

Nahyan ailesinin üyeleri doğrudan kulüp başkanlığı

koltuğuna oturmaya başlamıştı. 1975’te, Zayed’in

ikinci karısından olan oğlu, Şeyh Halife’nin kardeşi

Sultan bin Zayed bin Sultan Al Nahyan (Şeyh

Sultan), kulüp başkanlığına seçildi. 19 Ocak 1979’da

koltuğu Mohammed bin Zayed Al Nahyan aldı

ki o sırada henüz 18 yaşını doldurmasına iki ay

vardı. Mohammed, babası Zayed’in üçüncü karısı,

sonradan ülkenin gelişmesinde büyük rol oynayan

devlet adamlarını yetiştirdiği için “Şeyhlerin

Annesi” lakabını alacak olan Fatima bint

Mubarak Al Ketbi’nin en büyük oğluydu. Başkanlık

koltuğuna oturmasından iki yıl sonra Al Ain ikinci

ülke şampiyonluğunu kazandı.

1997-2004 yılları arasında Al Ain yedi sezonun

beşinde şampiyonluk elde etti. 2001-2004 yılları

arasında üç kez üst üste şampiyon olarak da lig

tarihinde bir ilki gerçekleştirdiler. 2003 yılında

kulüp, başarılarına bir yenisini daha ekledi ve

Asya Şampiyonlar Ligi finalinde, Tayland’ın Tero

Sasana takımını iki maç sonunda mağlup ederek

bu kupayı kazanan ilk BAE takımı oldu. Onlara

bu dönemde ligde üst üste şampiyonluklar

ve Asya şampiyonluğunu kazandıran hoca,

2013 Ekim ayında aramızdan ayrılan Fransız

Bruno Metsu’ydu. 2003 yılında kulüp başkanı

Mohammed bin Zayed Al Nahyan, babası Zayed

tarafından tahtın ikinci sıradaki varisi ilan edildi. Bir

yıl sonra Zayed’in ölümü üzerine abisi Şeyh Halife

devlet başkanlığı görevini üstlenirken, kendisi de

BAE Silahlı Kuvvetleri’nin kumandanlığına getirildi.

Çölün derinindeki devlet

2009 yılında Al Ain kulübü ve Al Nahyan ailesi

çok ciddi suçlamalarla karşı karşıya kaldı. Zayed’in

beşinci karısı Amna bint Salah Al Darmaki’nin

oğlu, Mohammed’in kardeşi Issa bin Zayed Al

Nahyan’ın Afgan iş adamı Mohammed Shah

Poor’a çölün ortasında yaptığı işkencenin

görüntüleri dünya kamuoyuna bomba gibi düştü.

Issa bin Zayed, Afgan iş adamının kendisini

kazıkladığını düşündüğü için onu çölün ortasına

getirmiş, polislerin de yardımıyla ellerini ve

ayaklarını bağladığı talihsiz adamın çok yakınına

ateş ederek onu korkutmak, dövmek ve cinsel

organlarına zarar verici eylemlerde bulunmak

suretiyle bir dolu dehşet verici görüntüye imza

atmıştı. Videoyu ortaya çıkaran, Al Nahyan ailesine

bir süre boyunca danışmanlık yapan Bassam

Nabulsi’ydi. 2005 yılında kaydedilen bu video

sebebiyle Birleşik Amerika Genel Sekreteri Hillary

Clinton oldukça sert açıklamalar yaptı ve Issa bin


Zayed’in bütün vizelerini iptal ettiklerini açıkladı.

Aynı yıl BAE yetkilileri videodaki görüntülerde

açık bir insan hakları ihlali olduğunu, ancak

olayın Issa’nın kendi kişisel planı sonucunda

gerçekleştiğini ve Şeyh Halife’nin bundan haberi

olmadığını açıkladılar. Üstelik olayı ortaya çıkaran

Nabulsi elinde benzer işkencelerin yapıldığı 25

farklı kişiye ait farklı videoların olduğunu öne

sürerek durumun vehametini ortaya koymuştu.

Aralık 2009’da görülen dava sonucunda Issa

beraat ederken videoyu ortaya çıkaran Bassam

Nabulsi ve kardeşi Ghassan izinsiz olarak

kaydedilen görüntüleri şantaj yapmak için

kullanma suçundan beşer yıla mahkum oldular.

Tabii hatırlatalım, dava Birleşik Arap Emirlikleri’nde

görülmüştü. Yargıçları da elinde tutan Al Nahyan

ailesi, mahkemeden “olay sırasında uyuşturucu

etkisinde olan masum kardeş Issa’ya komplo

kurulduğu sonucu”na ulaşmıştı. Amerika

cephesinden mahkeme kararı ile ilgili eleştiri dolu

açıklamalar geldi, ancak elbette koskoca br ülkeyi

elinde tutan Al Nahyan ailesinin kanunlar önünde

diğer vatandaşlarla eşit seviyede tutulacağını

ummak hayaldi.

Kimin eli kimin cebinde

Al Ain, 2014 yılında Şeyh Muhammed’in öz

kardeşi, Ulusal Güvenlik Danışmanı Hazza bin

Zayed bin Sultan Al Nahyan’ın adını alan Hazza

Bin Zayed Stadyumu’nu hizmete açtı. Orta

Doğu’nun en modern stadyumlarından birisi

olarak gösterilen stadyum toplam 170 milyon

dolar’a mal olmuştu. Bu arada kulüp başkanı

Şeyh Muhammed de dünya politikasında giderek

sivrilen bir figür haline gelmiş dünya liderleriyle

ilişkiyi ilerletmiş bir adama dönüşmüştü. Ha

unutmadan Şeyh Muhammed’in annesi Fatima

bin Mubarak Al Ketbi’nin beşinci çocuğu Mansour

bin Zayed Al Nahyan, nam-ı diğer Şeyh Mansur…

Evet doğru tahmin ediyorsunuz, Manchester

City’nin sahibi durumunda olan Abu Dhabi

United Grubu’nun başındaki isim. Manchester

City’nin başkanı durumundaki Khaldoon Khalifa

Al Mubarak, yatırım firması Mubadala Grubu’nun

CEO’su. Bu grubun yönetim kurulu başkanı kim

peki? Şeyh Muhammed’den başkası değil. Kısacası

bütün ilişkiler birbirine bir şekilde bağlı. Şeyh

Mansur aynı zamanda New York City FC ve yine

BAE takımlarından Al Jazira’nın sahibi.

Al Ain bitimine beş hafta kalmış olan BAE Ligi’nde

en yakın rakibi, Şeyh Mansur’un takımı, Eric

Gerets’in çalıştırdığı Al Jazira’nın 4 puan önünde.

Asya Şampiyonlar Ligi’nde de üç maç sonunda

grupta lider durumdalar. Miroslav Stoch bu

sezon 8 gol ve 7 asistle oynuyor. Hırvat teknik

adam Zlatko Dalić’in en çok güvendiği isimlerden

bir tanesi. Takım yoluna devam ededursun,

hanedanın insan hakları ihlallerinin de ardı

arkası kesilmiyor. Son olarak Filistin asıllı Türkiye

vatandaşı Doktor Amer Al Shawa, İstanbul’dan

Abu Dabi’ye ayak bastığında havalimanında

göz altına alınmış, 135 gün hapishanede işkence

görmüş ve ailesiyle konuşması yasaklanmıştı.

135 günün sonunda Türkiye’ye gönderildiğinde

tutuklanma sebebi olarak hiçbir açıklama

yapılmamıştı ama iddialar Şeyh Muhammed’in bu

işte parmağı olduğunu ileri sürüyordu.

Miroslav Stoch Al Ain’i geride bırakıp Türkiye’ye

döndüğünde ne hissedecek bilmiyoruz ama

kendisinin karanlık bir coğrafyadan kurtaracağını

söylemek abartı olmaz.


Varol Döken

Maç Bahane

HF172

UYKULUK MEVSİMİ

Baharla birlikte coşan yazarımız Varol Döken, bu hafta bize Nuri Bilge

Ceylan’ın ölümsüz eseri Uykuluk Mevsimi’ni tanıtıyor

Hayır, Nuri Bilge Ceylan filmi değil, bayağı

bildiğiniz Sütlüce-Balat. Üstat oraları çok sever

ama konumuz sinema değil, yemek. Gerçi ben

sinemadan da anlarım, sinema mezunuyuz

neticede; görüyorum Twitter’da başkalarına

soruyorsunuz, bana neden sormuyorsunuz,

ben bostan korkuluğu değilim, ben büyük bir

sinemacıyım, en çok bana soracaksınız, en

çok bana! (toprağın bol olsun büyük usta Erol

Büyükburç)

Selamımızı da çaktığımıza göre konu dağılmadan

toparlayalım. Bu haftanın mekânı, Sütlüce’de bir

uykuluk mekânı; Çınaraltı. Ama mekândan önce

uykuluk nedir kısaca anlatalım:

Uykuluk, bir tür sakatat. Koyun ve dananın ciğer,

gerdan gibi belli bölgelerinden elde ediliyor; her

hayvandan az bir miktarda alındığı için de biraz

pahalı. Mevsimi Haziran denir, sanırım hayvanların

otlama sonrası gelişme mevsimi olduğu için. Daha

fazla ayrıntıya da girmeyelim, bu kadarı için bile

okuyan vegan arkadaşlardan özür dilerim.

‘‘Sütlüce yolu, uykuluk dolu’’

Uykuluğu belli başlı ocakbaşlarında (misal

Beyoğlu’nda Kenan Usta) bulabilseniz de

asıl başkenti Sütlüce hattıdır. Bu bölgedeki

onlarca uykulukçu arasında benim bugüne

kadar duyduğum en meşhuru Halıcıoğlu’ndaki

Sadrazam Mahmut’tu. Ona da bu satırları şu an

okuyan birçok arkadaşla gitmişliğimiz var. Buraya

yazmamam şanssızlık olmuş.

Ama bu sefer Halıcıoğlu’na değil Sütlüce’ye kadar

uzandım ve Çınaraltı Uykuluk’u denedim.


Nasıl gidilir?

Ayrıntılı tarif vermem zor olacak, çünkü akşam

vakti taksiyle Kasımpaşa’dan gittik mekâna.

Taksiyle de döndüm. Google Maps’te toplu

taşıma seçeneği de göstermiyor ama eminim

önünden geçen bir Eminönü-Sütlüce otobüsü

vardır. Kasımpaşa-Sütlüce dolmuşlarının da

geçtiğine eminim. Ayrıca Üsküdar-Eyüp vapur

hattı da Sütlüce’de duruyor. Fakat en emin yol

sanırım Beyoğlu’ndan bir taksi tutup Piyalepaşa

Bulvarı’ndan Sütlüce’ye ulaşmak. Çok tutacağını

sanmıyorum.

İçeride benim gördüğüm 3 tane dev ekran vardı.

Bizim gittiğimiz akşam Euroleague oynanıyordu

ama Digiturk üstünden mi NTV’de yayınlanan

maçlardan mı bilemedim. Sadece maç izlemeye

gidilecek bir yer değil zaten, maç işin bahanesi olur

olursa.

İmrahor Caddesi üstünde, deniz kenarındaki

mekânı çok zorlanmadan bulacağınızı tahmin

ediyorum.

Nasıl bir mekân?

1990’da kurulmuş Çınaraltı, sevdiğim salaş

mekânlar listesine ortasından giriveriyor. Ahşap

masalar, sade bir iç tasarım, eski garsonlar,

müdavimler, daha ne olsun? Bir yaşanmışlık

okumluyorum burada. Şaka bir yana güzel

mekân, tarihi olan mekân.

Düz ayak arkaya doğru uzanıyor. Ön salonda

12-14, arka salonda 8-10 masa kadar var. Yazın

açılan bahçesiyle toplamda 200-250 kişiye kadar

hizmet verebilir gibi geldi bana. Azı fazlası bana

günah yazsın.


Ne yenir, ne içilir?

Adı üstünde Çınaraltı Uykuluk. Fındık uykuluktan

gerdan uykuluğa, uykuluk soteden kavurmasına

uykuluğun kitabını yazmışlar. Ama bununla

bitmiyor tabii.

Öncelikle rakı mekânı burası. O yüzden her türlü

meze mevcut. Uykuluk bana gelmez diyenler için

Adana’sından tavuk şişine, ciğerinden pirzolasına,

işkembe çorbasından kuzu kokorecine bir sürü

çeşit de var. Rakı yerine bira da vurabilir, diğer içki

çeşitleri için garsonunuza danışabilirsiniz.

Ben işkembe ve fındık uykuluk denedim,

memnun kaldım. Uykuluğun daha iyisini yedim

ama burası da hiç fena değil. Ortamla birlikte

değerlendirdiğimde gayet başarılı diyebilirim.

Salatası falan taptaze, rakıyı da bırakmama

rağmen burada pek bir hoş geldi. Bu satırları şimdi

rakı tartışmasına boğmayayım ama Altınbaş,

Kara Efe, Kulüp dışında rakıya rakı demiyorum

ben artık. Şimdilik böyle bağlayalım ileride başka

bir yazıda boğarız (boğma rakıya gönderme kıps)

konuyu.

aldım sanmayın, kendi yağımızla kavrulmaya

devam ediyoruz elimizden geldiğince. Maksat

muhabbet olsun, maksat kadehler dolsun. Sizin

masada adımıza yaptığınız bir çınçın bizim için en

büyük sponsordan yeğdir. Sevgiler, saygılar bizden

olsun…

Not: Fotoğrafların bazıları Foursquare’dan

alınmıştır.

İletişim: twitter.com/dokenvarol

Çınaraltı Uykuluk: Sütlüce Mah. İmrahor Cad.

No:72, Beyoğlu 0212 210 35 14

Zemheriden sonrası bahar aylar

Daha tam anlamıyla hissedemesek de bahar

geliyor. Size baharın gelişini gönül rahatlığıyla

kutlayabileceğiniz bir mekân önermenin gönül

rahatlığındayım. Gönülception…

Uzun süre sonra yine mekân yazıları yazmak

güzel. Reklamcıyız diye bu mekânlardan reklam

More magazines by this user
Similar magazines