EFEMEMED 1.SAYI

onuruk

EFEMEMED 1.SAYI

BÜLTEN

OCAK 2015 SAYI 1

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Mezunları ve Mensupları

Derneği


BAŞKAN’dan

Sevgili Dostlar

Derneğimizin gayesi, ülkemizin medeniyet

inşasına katkıda bulunmak,topluma önder ve

örnek olacak, mesuliyetinin idrakinde, kökü

mazide olan atideki gençliğin yetişmesine katkıda bulunmak olarak özetleyebiliriz.

Çalışmalarımızı daha geniş kitlelere duyurmak için “EFEMEMED BÜLTEN”ini çıkarttık.

Bunun ilk sayı olması hasebiyle bir takım kusurlarımız olacaktır.

Her başlangıçta bir takım acemiliklerin olması ve gözden kaçırılan hususların olması

tabiidir. Siz okurlarımızdan bu gibi hata ve eksiklikler için affınızı ve engin müsamahanızı

bekliyor ve daha doyurucu bir “BÜLTEN” haline getirmede sizlerin katkılarını bekliyoruz.

Bültenin çıkarılmasında emeği geçen arkadaşlarımıza teşekkür eder;

Bültenin, Derneğimize ve yayın hayatına hayırlı olmasını dilerim.

EYÜP TAVUKÇUOĞLU

EFEMEMED BAŞKANI


İÇİNDEKİLER

EFEMEMED BÜLTENİ

SAYI 1 / OCAK 2015

BAŞKANIN MESAJI 1

EDİTÖR 2

EFEMEMED NEDİR? 3

BAŞKANLARIMIZ 4

EDEBİYAT FAKÜLTESİ 6

PROF.DR.MUSTAFA KAFALI 8

MERAL AKŞENER SÖYLEŞİ 11

MEVLİD 13

EFEMEMED BAŞKANI

EYÜP TAVUKÇUOĞLU

EDİTÖR

HÜSEYİN ATAKLI

YAYIN KURULU

MUSTAFA ÇAĞLAR

ORHAN URTAÇ

OSMAN AZMAN

ETKİNLİKLER 18

ÜYELERİMİZİN YAYINLARI 25


EDİTÖRDEN

Bültenimizin ilk sayısında sizlere buradan “merhaba” demekten

büyük bir mutluluk duyuyoruz.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; büyük bir heyecanla yayınladığımız bu ilk sayı,

ekibimizin ilk tecrübesidir. İlk tecrübemizde hatamız olduysa hoşgörünüze sığınırken, bize bu

yolda güç ve cesaret veren Yönetim Kurulumuza ve Hocalarımıza şükranlarımızı sunuyoruz.

Takdir edersiniz ki, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi’nin yapı taşları olan, ülkemizin

kültür ve fikir hayatının nüvesini teşkil eden, üniversite kuran fakülte diye teşmil

edebileceğimiz, Edebiyat Fakültesi Mezunları Mensupları ve Hocalarımıza layık-ı veçhile hitap

edebilecek bir yayın, dünyanın en zor işi olsa gerek.

İlk sayıdaki amacımız, konu başlıklarını çeşitlendirmeden, Derneğimizi tanıtmak,

kuruluşundan bugüne kadar yapılan faaliyetleri ufuk turu şeklinde anlatmak olarak belirledik.

Bundan sonraki sayılarımızda, Türk kültürüne, Türk sanatına, Türk edebiyatına, Türk

tarihine yön veren üyelerimizin yazılarını, röportajlarını, şiirlerini, değerlendirmelerini

göreceksiniz.

Çok kıymetli üyelerimizin takdir, tenkit ve önerilerinin bizlere güç vereceği inancı ve

azmi ile bu uzun soluklu çalışmamızın ilk adımında sizlerin desteklerinizi bekliyoruz.

HÜSEYİN ATAKLI


EFEMEMED

“İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Mezunları ve Mensupları Derneği”

Derneğimiz 2006 yılında İstanbul’da kuruldu.

Derneğimizin kuruluş gayesi, mezunları arasındaki mesleki, iktisadi, sosyal ve kültürel

dayanışmayı sağlamak, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencilerinin ve

mezunlarının bilimsel ve kültürel yönden en iyi şekilde yetişmelerini temin etmek, bu gaye ile

sosyal bilimler alanında çalışmalar yapmak ve fakültemiz ile benzer eğitim veren fakülte,

enstitü ve benzeri kuruluşlarla yurt içi ve yurt dışı kurumlarla işbirliği ve dayanışmayı

gerçekleştirmektir.

Ayrıca ülkelerin kalkınmasında medeniyetlerin inşasında ve gelişmesinde, pratik hayata

uygulanabilen ilmi bilginin ve bu bilgiyi üretecek münevverlerin misyonunu göz önüne alarak

Türk Milleti’ne ve O’nun değerlerine yabancı olmayan aksine vatansever, üzerinde

yaşadığımız vatanın bütünlüğünü tartışılmaz değer olarak kabul eden araştırıcı ve sorgulayıcı

kafaya sahip ilim adamlarının, münevverlerinin yetişmesine katkıda bulunmak maksadıyla

kurulmuştur.

Derneğimizin kuruluş gayesini benimseyen Fakültemiz mezunları ve mensuplarını

üyemiz olarak aramızda görmek ve hayallerimizi birlikte gerçekleştirmek için bekliyoruz.


BAŞKANLARIMIZ

2009-2011 EFEMEMED BAŞKANI

EFEMEMED

KURUCU BAŞKANI

DR. HAYRULLAH CENGİZ

AYASOFYA MÜZESİ MÜDÜRÜ

DR.HAYRULLAH CENGİZ

TURAN HASDEDEOĞLU

2007-2009 EFEMEMED BAŞKANI

10 OCAK 1957 KAYSERİ DOĞUMLUYUM. İLK

VE ORTA TAHSİLİMİ KAYSERİ DE

TAMAMLADIM.1977 DE İSTANBUL

ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ UMUMİ

TÜRK TARİHİ BÖLÜMÜNDE EĞİTİME

BAŞLADIM. ŞUBAT 1983 YILINDA MEZUN

OLDUM.1986 YILINDA FAKÜLTEMİZ

MEZUNLARINDAN NURCİHAN TEMUR İLE

EVLENDİM. ALPGİRAY VE KUBİLAY ADINDA

İKİ OĞLUM OLDU. BİR SÜRE TİCARETLE

UĞRAŞTIKTAN SONRA 1994 YILINDAN

İTİBAREN ÖĞRETMENLİĞE BAŞLADIM.

HALEN BAHÇELİEVLER KEMAL HASOĞLU

ANADOLU LİSESİNDE TARİH ÖĞRETMENİ

OLARAK GÖREV YAPMAKTAYIM.

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT

FAKÜLTESİ TARİH BÖLÜMÜ MEZUNU

EĞİTİMCİ - YAZAR

OSMAN AZMAN


DOÇ. DR. ABDULKADİR EMEKSİZ

İ. Ü. Öğrenci Kültür Merkezi Müdürü

üniversite bünyesinde çeşitli bölümlerin yanında Tarih,

Coğrafya ve Felsefe Tarihi gibi derslerin okutulması

kararlaştırılmıştır.

1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile

açılması düşünülen Darülfünun, 20 Şubat 1870’te

Darülfünûn-ı Osmanî adıyla resmen faaliyete

başlamıştır. Darülfünûn-ı Osmanî programında üç

bölümden birisi Hikmet ve Edebiyat Bölümü olmuştur.

Ancak bu bölüm faaliyete geçmeden 1873’te

kapatılmıştır. Bir yıl sonra 1874’te açılan

Darülfünûn-ı Sultanî’nin üç bölümünden birisi de

Edebiyat-ı Aliye Mektebi’dir. Edebiyat-ı Aliye

Mektebi, günümüzdeki Edebiyat Fakültesi’nin

çekirdeğini oluşturmuştur.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat

Fakültesi

İstanbul Üniversitesi’nin tarihi, Fatih Sultan

Mehmet’in 1453 yılında İstanbul’u fethetmesinden

hemen sonra Medaris-i Semaniye (Sahn-ı Semân)

adıyla kurduğu eğitim kurumlarına kadar varmaktadır.

Dolayısıyla Edebiyat Fakültesi’nin de o yıllarda

kurulmuş olduğu kabul edilmektedir. Üniversite’nin

Batı tarzında yeniden örgütlenmesi ise, 1845, 1863,

1869, 1900 yıllarındaki düzenlemelerle

gerçekleştirilmiştir.

15 Ağustos 1900’de yapılan yeni düzenleme

ile Darülfünûn-ı Şahane adını alan üniversitede

Edebiyat Fakültesi de açılmıştır. Bu yıl Edebiyat

Bölümü’ne ilk defa 25 öğrenci alınmıştır. İki yıllık

olarak planlanan öğretim sonucunda 1902’de

bunlardan ancak yedisi mezun olabilmiştir.

Tanzimat’ın ilânından sonra modern

üniversitenin açılması için 21 Temmuz 1846 yılında

ilk defa girişimde bulunulmuş, ancak 13 Ocak 1863’te

bir açılış programı yapılabilmiştir. Bu girişim sadece

konferanslarla sınırlı kalmış, düzenli bir öğretim

gerçekleştirilememiştir. Açılış konferansında

1911’de yapılan düzenlemeyle üniversite,

İstanbul Darülfünunu ismini almış ve Ulum-ı Şer‘iye,

Ulum-ı Hukukiye, Ulum-ı Tıbbiye, Fünun ve Ulum-ı

Edebiye Fakülteleri açılmıştır. 1912-1913 eğitim

yılında Ulum-ı Edebiye Bölümü’ne 226 öğrenci

kaydolmuştur. 1915’te kız öğrenciler için İnas

Darülfünunu kurulmuş ve Edebiyat Bölümü

öğrencileri derslerini Edebiyat Fakültesi’nde görmeye

başlamışlardır. 1919 yılında İnas Darülfünunu

Edebiyat Bölümü’nün kız öğrencilerinin de Edebiyat

Fakültesi’nde erkeklerle beraber ders görmesi kabul

edilmiştir. Şükûfe Nihal 1919-1920 ders yılı sonunda

Coğrafya bölümünden mezun olan ilk kız öğrenci

olmuştur. II. Meşrutiyet döneminden itibaren yabancı

uyruklu öğretim üyeleri ile birlikte yabancı uyruklu

öğrenciler de İstanbul Darülfünunu’na kabul edilmeye

başlanmıştır.


1919 tarihinde İstanbul Darülfünunu ilmî

özerkliğe kavuşurken, fiilî olarak da idari özerklik

kazanmıştır. İhtisaslaşma daha düzenli hale getirilmiş

ve Edebiyat Fakültesinde bölüm diplomaları verilmeye

başlanmıştır. 1922’de Edebiyat Fakültesi öğrencileri

ile öğretim üyesi Yahya Kemal tarafından, Mustafa

Kemal Atatürk’e fahrî profesörlük payesinin verilmesi

teklif edilmiş, 13 Kasım 1922 tarihinde yapılan Fakülte

Kurulu’nda bu teklif onaylanmıştır.

31 Mayıs 1933 tarihli kanun ile İstanbul

Darülfünunu ismi İstanbul Üniversitesi olarak

değiştirilmiş, kanunun 1 Ağustos 1933’te yürürlüğe

girmesinden sonra Edebiyat Fakültesi bugünkü

şekliyle faaliyete başlamıştır. Kuruluş aşamasında

öğretim üyesi kadrosu 6 profesör, 6 aday profesör, 4

muallim, 5 yabancı profesörden oluşmuştur. Daha

sonraki yıllarda özellikle Alman öğretim üyeleriyle

birlikte, öğretim üye ve yardımcıları kadrosu giderek

artmıştır. Başlangıçta serbest ders ve konferanslar

şeklinde görülen Sanat Tarihi, Antropoloji gibi

disiplinler zamanla bölüm, Pedagoji, Psikoloji,

Sosyoloji disiplinleri ise ayrı kürsüler hâline

getirilmiştir.

Edebiyat Fakültesi kuruluşundan itibaren

Sultanahmet, Çemberlitaş, Galatasaray ve Beyazıt’ta

Zeynep Hanım Konağı’nda faaliyet göstermiştir. Kısa

bir müddetle Fındıklı’da Hatice Sultan Sarayı’ndaki

hizmetinden sonra 1951’de şimdiki Fen ve Edebiyat

fakülteleri binasına taşınmıştır. Edebiyat ve Fen

fakülteleri Mimar Emin Onat ve Sedat Hakkı Eldem

tarafından bina edilmiştir.

Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, yurt

içi ve yurt dışından gelen öğrenci ve araştırmacılara

bünyesindeki bilim dallarında hizmet vermeyi

amaçlayan İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi bu

görevini uzun yıllar tek başına sürdürmüştür. Burada

yetişen öğretim üyeleri, yeni açılan üniversitelerimizin

bölüm ve anabilim dallarında kuruculuk yapmışlardır.

Fakültemiz, yetiştirdiği bilim adamı ve öğretmenlerle

toplumda saygın bir yer edinmiştir.

6 Kasım 1981 tarihli ve 2547 sayılı Yüksek

Öğretim Kurulu kanunuyla üniversitelerin yeniden

yapılanmasından önce Edebiyat Fakültesi’nde 19

bölümde 39 kürsü ve uzmanlık alanı bulunmaktaydı.

Yeni akademik yapılanmada bu kürsüler 15 bölüm

içinde 56 anabilim dalı, 4 bilim dalı olarak 6.918

lisans, 943 yüksek lisans ve doktora öğrencisi ile

toplam 7.861 öğrenciye hizmet vermektedirler.

Günümüzde öğretim üye ve yardımcılarının sayısı

364’e ulaşmıştır. Fakültemizde ayrıca 8 araştırma

merkezi faaliyet göstermekte ve çeşitli bölümlere bağlı

21 dergi yayımlanmaktadır.

Edebiyat Fakültesi, İstanbul Üniversitesi

Senatosu’nun protokolünde 3. sırada yer almaktadır.

Akademik rengi yeşildir.


Prof.Dr. Mustafa KAFALI

Gençlik yıllarımda birtakım milliyetçi dergilerdeki yazılarından takip ettiğim Prof.

Dr. Mustafa KAFALI ile şahsen tanışıklığım, 1981 yılında onun talebesi onuruna

erişmemle başlayıp, bugüne kadar gelmiştir.

Talebelik senelerimde sadece gazete ve dergi köşelerindeki yazılarıyla,

resimlerini gördüğüm bu abide şahsiyet ile birebir karşılaştığımda, rahmetli Atsız

Hoca’nın ona boş yere “Yamtar” lakabını vermediğini anlamıştım. Bilindiği üzere

Atsız Beğ’in meşhur Bozkurtlar adlı eserindeki Yamtar adlı yiğit, gözünü budaktan

esirgemeyen, kendinden sayıca fazla kişilerle kolayca mücadele edebilen, iri-yarı

cüsseli, Kür Şad’ın kırk arkadaşından biri, devlet ve millet uğruna kendisini feda eden

bir kişidir. Tabiri caizse Mustafa Kafalı Hocamız da tıpkı onun gibi, nerdeyse 1.90

boyunda,90 kilo civarında bir yapıya sahip idi. Tabi şimdi ilerlemiş yaşından ötürü bu

cesameti pek belli olmuyorsa da, ona bakan herkes karşısında daima sanki heybetli

bir heykel görür.

Hocaların Hocası Mustafa Kafalı eşi Sevgi Hanım

ile birlikte

12 Eylül öncesinin komünist ve bölücüleri

işte bu gözü-pek iri-yarı yiğitten bu özelliğinden

dolayı hep korkmuşlar, onunla karşı karşıya

gelmekten çekinmişlerdir. O Türk milliyetçilerinin

serdengeçti delisi olmuştur.

Talebesi bulunduğum yıllarda, ondan kendi

devrinin pek çok ilim, siyasetçi ve fikir adamına

dair hatıralarını bizzat ağzından dinledim. Başta

Türklük davasına gönül veren herkesin örnek

aldığı, Türk milliyetçiliğinin kahraman savaşçısı

Alparslan Türkeş’e dair kimsenin bilmediklerini, Ülkücü Hareketin mücadelesini

birebir yaşadıklarıyla bizlere aktaran Mustafa Hoca’dır. Onun da hocası Zeki Velidi

Togan’ı, Osman Turan’ı, Fuat Köprülü’yü, İbrahim Kafesoğlu’nu, Necmeddin

Hacıeminoğlu’nu herhalde en iyi tanıyan kişi Prof. Dr. Mustafa Kafalı’dır. Tabiî ki

bütün bu saydıklarımıza dair hatıraları bire bir onun ağzından dinlemek gerekir.

Dolayısıyla Kafalı Hoca aynı zamanda yaşayan bir tarihtir.

Bugün piyasada tarihçiyim diye gezinen, büyük tarihçi edasıyla dolaşanların

hiçbirisi Mustafa Kafalı Hoca’nın eline su dökemezler. Türk tarihini başlangıcından

Cumhuriyetimize kadar ondan daha iyi bilen yoktur. Böyle olmasına rağmen, o

maalesef taşıdığı Türk milliyetçisi kimliğinden dolayı görmezlikten gelinen bir

değerdir.

Mustafa Kafalı Hoca ile 2001 tarihinde emekli olana kadar tam 20 yıl birlikte

çalıştık. Bu birliktelik hiçbir vakit kesilmedi. Başımız sıkıştığında veya bilmediğimiz bir


şeyi öğrenmede hep ona müracaat ettik. Zaten hocalığın sadece ders vermekten

ibaret olmadığını biz ondan öğrendik.

Akademik hayatımın her devresinde bana destek olan Prof. Dr. Mustafa

Kafalı’nın üzerimdeki emeğini asla unutamam. Fakülteyi bitirdikten sonra asistan

olarak yanına girdim. Doktoramda bana danışmanlık yaptı. Bu konuyla alâkalı, bir

hatıramı da nakletmek istiyorum.1988 senesinde, Türkiye’nin değişik yerlerinden de

gelen ondan fazla arkadaş çeşitli tarih kürsülerinde doktora çalışmalarına başlamış

idik. Arkadaşlarımın aşağı-yukarı tamamı Osmanlı tarihiyle bağlantılı ya bir tahrir

defteri veya vakıflar hususunda tez aldı. Ben ise eski Türk tarihi alanında çalışma

niyetinde idim. Bu durumu rahmetli hocam Prof. Dr. Bahaeddin Ögel’e açtığımda;

“oğlum sen de bir tahrir defteri seç, transkripsiyon et, sonuna da 30-40 sayfa bir

değerlendirme ekleyip, kafan ağrımadan doktor ol. Niye çetrefilli işlere giriyorsun”

demişti. Rahmetlinin bu sözüne binaen ben de Tapu ve Kadastro Müdürlüğünün

arşivine gittim ve kendime bir defter alarak çalışmaya başladım. Ancak yaptığım iş

hiç zevk vermiyordu. Ögel Hoca’ya bunu söyleyemedim, zaten o sıralar kendisi de

rahatsızdı. Bunun üzerine Kafalı Hoca’ya, bu yaptığımdan haz almadığımı, Orta Asya

Türk tarihi çalışmak istediğimi bildirdim. Hoca da benim endişelerime ve arzuma hak

verip, “oğlum neyi seviyor ve istiyorsan o konuda çalış” demişti. Yani bugün eğer

Türk tarihinin eski çağlarıyla alâkalı bir şeyler yapmaya çalışıyor isem onun

sayesindedir. Tabi rahmetli Bahaeddin Hoca’ya konu değiştirmemi hiç anlatmadım.

Gerçi o da benim iyiliğimi istiyordu, bunu biliyorum.

Mustafa Hoca, evdeşi Sevgi Kafalı ile beraber Türk milliyetçilerinin her daim abi

ve ablası oldular. 12 Eylül öncesi ve sonrasında onların evi Türk milletinin ve

devletinin geleceğinin tartışıldığı, milliyetçilerin vatan bekası konusunda önemli

kararlar aldığı bir mekân olmuştur. Hatta rahmetli Alparslan Türkeş hapisteyken bir

aralık Milliyetçi Hareket Partisinin başına geçmesi dahi konuşulmuş idi.

Fakülteyi Ankara’da okuyan Prof. Dr. Mustafa Kafalı sonra İstanbul Üniversitesi

Edebiyat Fakültesinde asistan olmuş, uzun yıllar burada görev yaptıktan sonra

rahmetli Erol Güngör ile beraber Konya Selçuk Üniversitesine gitmişler idi. Bu

süreçte yine başka bir Hakk’ın rahmetine kavuşan hocamız Prof. Dr. Mehmet Altay

Köymen onu Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesine birkaç kez çağırmış olmasına

rağmen, Kafalı Hoca Konya’da çok işlerinin olduğunu ileri sürerek bu davetlere icabet

etmemişti. Ancak 12 Eylül’den sonra Konya’daki bu çalışmaları ve yazdığı makaleleri

yüzünden zamanın sıkıyönetim komutanınca sakıncalı görülüp, il sınırları dışarısına


çıkarılmasına karar verilince, apar-topar buradan eşiyle beraber ayrılmak zorunda

kalmış; rahmetli İhsan Doğramacı ve Ankara Üniversitesinin o dönemdeki rektörü

Prof. Dr. Tarık Somer’in girişimiyle kendisine Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde

kadro bulunmuş idi. İşte bu sebepten Ankara’ya gelince, rahmetli Köymen Hoca’nın

nasıl tarih bölümü koridorunda oynadığını bize anlatmıştı.

Yıllarca kendisiyle uğraşan, kuyusunu kazıp, kötülüğünü isteyenlere bile kin

gütmedi. Sağcısı, solcusu, fakültedeki bütün meslektaşlarının meseleleriyle ilgilendi.

İşte o yüzden, bugün bazı emekli hocalar okula geldiklerinde çalacak kapı

bulamazlarken, Mustafa Kafalı Hoca’yı misafir etmek için herkes seferber olmaktadır.

Prof. Dr. Mustafa Kafalı’nın bütün hayatı mücadelelerle geçtiği bir yana

ailesinde de bazı felaketlerle karşı karşıya kaldı. Elinde baba gibi büyüttüğü hem

kayınbiraderini, hem de baldızını çok genç yaşlarda yitirdi. Onların çocuklarına hem

dedelik hem babalık yaptı. Hala bizleri zaman zaman arayıp, halimizi-hatırımızı soran

bu derviş ruhlu büyük insana Allah’tan sağlıklı, uzun ömürler diliyorum.

“Bir Millet Hizmetkârı Ya da Mustafa Kafalı”

Prof.Dr. Saadettin GÖMEÇ


Meral AKŞENER

İstanbul Milletvekili

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili

E-Posta

TBMM BAŞKANVEKİLİ

: meral.aksener@tbmm.gov.tr

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

18 Temmuz 1956'da İzmit Gündoğdu'da doğdum. Babamın adı Tahir Ömer, annemin adı

Sıddıka'dır.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünü bitirdim. Doktoramı Marmara Üniversitesi

Sosyal Bilimler Enstitüsünde tamamladım.

Yıldız, Kocaeli ve Marmara Üniversitelerinde öğretim üyesi olarak ders verdim. Kocaeli Üniversitesinde

İnkılâp Tarihi Bölüm Başkanlığı görevinde bulundum. Zübeyde Hanım Şehit Aileleri Vakfı'nın

kuruluşunu gerçekleştirdim.

20. Dönemde İstanbul, 21. Dönemde Kocaeli ve 23. Dönemde İstanbul Milletvekili seçildim. 54.

Hükümette İçişleri Bakanı olarak görev yaptım. 23. Dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanvekilliği görevinde bulundum. 24. Dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekilliği

görevine yeniden seçildim. Evli ve 1 çocuk annesiyim.


Edebiyat Fakültesi deyince ilk aklınıza gelen nedir?

Türkiye’nin fikir hayatının can damarı, Türk’ün ruhunun gıdasıdır. Fakültemizden yetişen

Hocalarımız ülkemizin dört bir tarafında Kurucu Rektör ve Öğretim Üyesi olarak Türk gençliğinin

yetişmesinde öncü rol oynamış ve sürükleyici güç olmuşlardır.

Bu özellikleri Fakültemizin alamet-i farikasıdır diyebilirim.

EFEMEMED’ e niçin üye oldunuz?

Hocalarımı, arkadaşlarımı tekrar görebilmek, hatıralarımızı canlandırmak, bizden sonraki

mezunlarla tanışıp kaynaşmak, fikir alışverişinde bulunmak, gönül sohbetlerinde bulunmak, gündelik

hayatın ağırlığından sıyrılıp, birbirimizi menfaatsiz sevdiğimiz dostluklarımızı tekrar yâd etmek,

öğrencilerimize tecrübelerimizi aktarabilmek, daha iyi yetişmeleri için üzerimize düşeni yapabilmek

amacıyla üye oldum.


Son söz olarak eklemek istedikleriniz?

EFEMEMED ‘i hayata geçiren arkadaşlara çok teşekkür ediyorum. Bütün faaliyetlerine

katılmayı çok istememe rağmen bildiğiniz gibi görevimizden kaynaklanan işlerin yoğunluğundan dolayı

fazla müsait olamıyoruz.

Katıldığım etkinliklerde çok mutlu oluyorum.

Bizim de üzerimize düşen bir şey olduğunda, her zaman yapmaya hazırız. Ne zaman

isterseniz kapımız açık.

Arkadaşlarımıza çalışmalarında başarılar diliyorum.

Biz de EFEMEMED ailesi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanvekilimiz Meral AKŞENER Hocamıza her daim sağlık, mutluluk,

başarı aynı zamanda Hz: Allah’ın yar ve yardımcısı olmasını temenni

ediyoruz.


MEVLİD

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Mezunları ve Mensupları Derneği (EFEMEMED) olarak,

başta fakültemiz şehitlerinden Yusuf İMAMOĞLU ve Levent PAMUKÇU olmak üzere, ahirete irtihal eden

tüm HOCALARIMIZ ve arkadaşlarımız için Süleymaniye Camiinde mevlit okuttuk.

LEVENT PAMUKÇU

28 ARALIK 1979

Nevşehirliydi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi son sınıf öğrencisiydi. 21

yaşındaydı. Bakırköy’de ailesiyle birlikte kalıyordu. Cuma günü kendilerine seyyar gazete

satıcısı süsü vererek kapılarını çalan militanlar tarafından kurşunlanarak şehit edildi.


YUSUF İMAMOĞLU


MERHUM HOCALARIMIZ

PROF.DR İBRAHİM KAFESOĞLU

Türk milliyetçiliğinin, tarih ve kültürünün

inşacılarından, emsalsiz bir yorumcu, büyük bir tarih ve

kültür adamıdır. 1914 yılının Ocak ayında Burdur’da doğar.

Babası Receb Bey Cihan savaşında Erzurum cephesinde

şehit düşmüştür. Annesi Hatice Hanım oğlunu büyük

fedakârlıklarla yetiştirmiştir. Oğlu da onun bu gayretine

karşılık verir ve okulunu her yıl birincilikle bitirir.

Kafesoğlu okula dedesi Hacı Ahmed Ağa’nın yanında başlar. Tefenni İlkokulu’ndan

sonra İzmir Muallim Mektebi’ni bitirerek 1932’de Afyon’da öğretmenliğe başlar. Fakat

içerisindeki okuma ve başarma azmi bitmemiştir. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve

Tarih-Coğrafya Fakültesi’ne girer. Burada sonraki hayatını yönlendirecek çok değerli

hocalarla tanışır. Fakülteyi 1940 yılında bitirerek Macaristan’a gider. Macaristan’dan 1945

yılında doktorasını tamamlamış olarak yurda döner.


Yurda dönüşünde Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde çalışmaya baslar. Fakat aynı

yıl İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne “Orta Çağ Tarihi Kürsüsü Asistanı “ olarak

tayini yapılır.1946 yılında Müzeyyen Hanımla evlenir. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah

hakkındaki teziyle doktor, Harzemşahlar Devleti Tarihi adlı teziyle doçent olur.(1949-53)

1957 yılında açılan Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde ilk dersi o verir. 1959 yılında

profesörlüğe yükselir ve tekrar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Umumi Türk Tarihi

Kürsüsü'ne atanır. 1965 yılında Kültür Ocağı ve İstanbul Milliyetçi Öğretmenler Birliği

kuruluşlarına başkan olur. Birinci Milliyetçiler Büyük Kurultayını toplayıp başkanlığını

yapar. Milliyetçiler İlmi Semineri’ni yönetir.

1970 yılında Zeki Velidi Togan’ın vefatıyla Türk Tarihi Kürsüsü’ne başkan olur. 1983

yılındaki emekliliğine kadar bu görevi sürdürür. Aydınlar Ocağı’nın kurucusu ve ilk genel

başkanıdır.17 Ağustos 1984 tarihinde vefat eder. Bir kısmı yayınlanmamış sayısız eser,

makale, deneme, ansiklopedi maddesi yazmıştır. En önemli vasfı kültür tarihçiliğinin usûl ve

esaslarını belirlemesi, bu sahadaki çalışmaların ilk ve tekâmül etmiş örneklerini vermesi,

toplumun çeşitli kesimlerinden sayısız öğrenciler yetiştirmesidir.

Yayınevimiz büyük tarih ve kültür adamının üç eserini yeniden neşretmiştir.

ORD. PROF. MEHMET FUAT KÖPRÜLÜ (1890-1966)

ORD. PROF. İsmail hakkI UZUNÇARŞILI

Îmân ve akide hâline gelmiş olan kânunların zayıf zamanlarda

bile şöyle böyle tatbik edilebilmesi ve bu kânunların nesilden nesile

kudsî an'ane olarak devam etmesi, Türk milletinin kendisini her

zaman hâkim mevkide görmesi, onun en zayıf olan zamanlarında da

kendisini, yâni İslâm câmiâsını parçalanmaktan


“RUHLARI ŞAD MEKÂNLARI CENNET OLSUN”


USUF İMAMAOĞLU 8 HAZİRAN 1970Bulgaristan göçmeni bir ailenin çocuğuydu. Ailece Bursanın

İnegöl kazasında oturuyor, İstanbul Edebiyat Fakültesi Coğrafya bölümü son sınıfta okuyordu.

Fakülteye sokulmayan Ülkücü Yüksek Öğretmen Okulu öğrencilerinin karnelerini imzalatmak üzere

okuluna gittiğinde, Vural Yıldırımoğlu,Yusuf Kayabaşı, Ali Menekşe, Feridun Şakar ve Vahram Apik

isimli komünist anarşistlerin öncülüğünü yaptığı silahlı grubun yaylım ateşine maruz kalarak ağır

yaralandı. Okulun dışında gruplar halinde toplanan komünist militanlar, ambulansı içeri sokmadıkları

için hastahaneye zamanında götürülemeyerek kan kaybından şehit düştü. (8 Haziran 1970)USUF

İMAMAOĞLU 8 HAZİRAN 1970Bulgaristan göçmeni bir ailenin çocuğuydu. Ailece Bursanın İnegöl

kazasında oturuyor, İstanbul Edebiyat Fakültesi Coğrafya bölümü son sınıfta okuyordu. Fakülteye

sokulmayan Ülkücü Yüksek Öğretmen Okulu öğrencilerinin karnelerini imzalatmak üzere okuluna

gittiğinde, Vural Yıldırımoğlu,Yusuf Kayabaşı, Ali Menekşe, Feridun Şakar ve Vahram Apik isimli


komünist anarşistlerin öncülüğünü yaptığı silahlı grubun yaylım ateşine maruz kalarak ağır yaralandı.

Okulun dışında gruplar halinde toplanan komünist militanlar, ambulansı içeri sokmadıkları için

hastahaneye zamanında götürülemeyerek kan kaybından şehit düştü. (8 Haziran 1970)


İFTAR

Derneğimizin geleneksel olarak düzenlediği iftarda üyelerimizle Trabzon Öğrenci Yurdu’nda bir araya

geldik.


KAHVALTI


İstanbul’da güzel bir Pazar sabahı üyelerimizle kahvaltıda hasret giderdik.


SOHBET TOPLANTISI

Sayın Meclis Başkanvekilimiz Meral AKŞENER ve Prof.Dr.Hasan OKTAY Hocamızın ilmi ve

fikri katkılarından istifade ettik.


OLAĞAN GENEL KURUL TOPLANTISI


DAYANIŞMA GECESİ

İstanbul’un incisi Üsküdar’da üyelerimizle Boğaz’a karşı

yemekli toplantıda hasret giderdik


SÖĞÜT GEZİSİ


ÜYELERİMİZİN ESERLERİNDEN ÖRNEKLER

More magazines by this user
Similar magazines