31.08.2021 Views

MediaCat Eylül 2021

Create successful ePaper yourself

Turn your PDF publications into a flip-book with our unique Google optimized e-Paper software.

2 <strong>MediaCat</strong>


İşin Özü Dijitalleşme<br />

Podcast’i<br />

M. Serdar Kuzuloğlu’ndan değişen ve<br />

dijitalleşen iş dünyası.<br />

Birlikte mümkün


İÇİNDEKİLER<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> Öne Çıkanlar<br />

42<br />

KAPAK<br />

CİDDİ BİR SORUNUMUZ VAR<br />

Sosyolojik perspektiften bakıldığında; bir sorunun adını koyup<br />

onu yüksek sesle söylemek o sorunun gerçekliğini kabul etmek<br />

demektir. Tam da bu nedenle, alenen ortada olduğu halde<br />

adı koyulmayan, bahsi geçirilmeyen sorunların gerçekliğinin<br />

reddedildiğini varsayarız. Bugün, sorunumuzun adı iklim<br />

krizi ve hepimiz bu iki kelimeyi haykırmak mecburiyetindeyiz.<br />

Geleceğimiz, sesimizin ne kadar gür çıkacağına bağlı.<br />

İŞ DÜNYASI<br />

- Önceliğimiz ilgi alanları<br />

Tuna Canatar<br />

LEGO Group Türkiye, İsrail Ve<br />

Yunanistan Pazarlama Direktörü<br />

LEGO Group’u ürün inovasyon<br />

şirketi olarak tanımladıklarını<br />

söyleyen Tuna Canatar,<br />

stratejilerindeki en önemli<br />

değişimin hedef kitleyi tekrardan<br />

tanımlamak olduğunu söylüyor.<br />

KÜLTÜR<br />

Değişim dayatmayla<br />

olmaz<br />

Prof. Dr. Jonah Berger<br />

Tüketici Davranışları Ve Sosyal Etki<br />

Uzmanı<br />

Değişimi Tetiklemek adlı kitabı<br />

<strong>MediaCat</strong> Kitapları etiketiyle<br />

raflarda yerini alan Prof. Dr.<br />

Jonah Berger'den düşünceleri<br />

değiştirmenin inceliklerini dinledik.<br />

TASARIM<br />

Sakin kal, tasarıya<br />

odaklan<br />

Utku Lomlu<br />

Tasarımcı, Lom Creative Studio<br />

Ortaya iyi bir iş koymak için<br />

önemli olanın güvensizlik ve<br />

huzursuzluğa düşmeden tasarıya<br />

odaklanmak olduğunu söyleyen<br />

Tasarımcı Utku Lomlu’ya göre,<br />

önyargıları kırmanın yolu cesaret<br />

ve inançtan olduğu kadar zaman<br />

ve sabırdan da geçiyor.<br />

YARATICILIK<br />

Sanatın sordurduğu<br />

sorular<br />

Amy Whitaker<br />

NYU Görsel Sanatlar Yönetimi<br />

Profesörü ve Yazar<br />

Art thinking, yeni ekonomi araçları<br />

ve NFT patlamasıyla anlam<br />

tazeledi. “Business” ve “art”<br />

kavramlarını yakınlaştıran bu<br />

perspektif, pandeminin getirdiği<br />

belirsizlik ortamının yönetimi için<br />

yeniden gündeme geldi.


BEĞEN BUTONU<br />

10 Yolun sonu görünüyor<br />

Pelin Özkan<br />

12 Kitap<br />

GÜNCEL<br />

14 Türkiye’den Haberler<br />

15 Global Haberler<br />

16 Spotlight<br />

Gamze Tunç<br />

18 Trend<br />

Retail media<br />

20 <strong>2021</strong> model Felis<br />

Felis bu yıl 17 ana bölümde, 14 jüri<br />

başkanıyla yola çıkıyor. Elbette son<br />

bir yılda hayatımızda değişen ve<br />

dönüşen her şeye ayak uydurarak…<br />

Bu yıl da her yıl olduğu gibi incelikli<br />

güncellemelerle, dünyayı ve trendleri<br />

yakalayan Felis’in <strong>2021</strong> versiyonuna<br />

yakından bakalım.<br />

22 Curious Felis'le tanıştınız mı?<br />

23 Sıradışı bir vaka yarışması<br />

Berkant Avcı<br />

24 Daha güncel daha esnek<br />

İŞ DÜNYASI<br />

28 Karbon nötr doğa pozitif<br />

Yaşanabilir bir gelecek için küresel<br />

sıcaklık artışını sınırlandırmak ile<br />

biyolojik çeşitliliği korumak birbirini<br />

destekleyen hedefler durumunda.<br />

Bu hedeflere giden yolda uygulanan<br />

öncelikli strateji karbon nötr planları.<br />

Karbon nötr bir geleceğe ulaşmanın<br />

temelinde ise doğal iklim çözümleri<br />

yatıyor.<br />

34 Beyaz yakalıyı anlama kılavuzu<br />

Beyaz yaka pandemiyle birlikte<br />

yaşadığı sınır deneyiminde<br />

neleri sorguladı? Çalıştığı<br />

kuruma olan aidiyeti ne yönde<br />

değişti? En önemlisi de bundan<br />

sonrası için beklentileri neler?<br />

Habitus Research’ün 30 kişiyle<br />

derinlemesine görüşmeler yaparak<br />

gerçekleştirdiği araştırmaya ek<br />

olarak FikriMühim işbirliğinde<br />

uygulanan anket çalışması, beyaz<br />

yakalının haletiruhiyesini ortaya<br />

koymakla kalmıyor, geleceğe daha<br />

iyi hazırlanmak isteyen iş dünyasına<br />

da bir yol haritası sunuyor.<br />

MEDYA<br />

56 Bir Bakışta<br />

Bir garip hisler silsilesi<br />

NEWTECH<br />

62 Güçlendirilmiş gelecek<br />

Teknolojik gelişmelerin geleceğin<br />

inşasındaki rolünde, şimdiye<br />

kadar kötümser senaryolardan<br />

bahsettik. Geçtiğimiz yıl ise<br />

insanlığın teknolojiye belki de en<br />

çok ihtiyaç duyduğu bir dönemi<br />

geride bıraktık. Hükümetler teknoloji<br />

ve inovasyona olan yatırımlarını<br />

artırmışken, kurumlar da inovasyon<br />

yaklaşımlarında değişikliğe<br />

gitti. Artık güçlendirilmiş gelecek<br />

anlatısında inovasyonu yeniden<br />

düşünmenin zamanı.<br />

72 E-cüzdanın yükselen cazibesi<br />

Bankacılığın yeni normali, tüketicileri<br />

e-cüzdan kullanımına teşvik<br />

ediyor. <strong>MediaCat</strong> ve Twentify<br />

işbirliğinde gerçekleştirilen e-cüzdan<br />

araştırması, sektörün konumuna<br />

ve tüketicilerin beklentilerine dair<br />

değerli veriler sunuyor.


İÇİNDEKİLER<br />

MARKETING<br />

76 Neden Önemli: Gönüllülük<br />

Afetlerle birlikte daha sık anmaya<br />

başladığımız “gönüllülük”, Türkiye’de<br />

emekleyerek ilerliyor. Nedenlerini ve<br />

iyileştirme yollarını Prof. Dr. Emre<br />

Erdoğan ve SosyalBen Vakfı Kurucusu<br />

Ece Çiftçi ile tartışıyoruz.<br />

78 Disruption Story<br />

Müşterileri marka elçilerine<br />

çevirebilmek<br />

80 Bir başka okula dönüş<br />

DİJİTAL<br />

84 Pardon, amacınız nedir?<br />

Kayhan Dural<br />

86 Bizi Etkileyen Her Şey *5<br />

Doğa bayrak kaldırıyor<br />

Son bir ayda yaşananlar gösterdi<br />

ki biz dijital dünyalardan, startup’lardan,<br />

teknolojiden, popüler<br />

kültürden bahsederken aslında<br />

dünyanın en eski mirasını yerle bir<br />

etmişiz. Bizi Etkileyen Her Şey’in<br />

odağında bu ay Tema Vakfı var.<br />

90 Trendyol’un başarı öyküsünden<br />

dersler<br />

TASARIM<br />

94 Futbolda tasarım kültürü<br />

Ozan Karakoç<br />

98 Kreatifin Keşfi<br />

Çarman Çifter<br />

YARATICILIK<br />

REKLAM VE ADVERTORIAL İNDEKSİ<br />

104 BWI <strong>2021</strong><br />

21’inci yüzyıl nasıl gidiyor?<br />

106 Tüketicilerin gözünü yeşile<br />

boyamayın<br />

Madhavi Venkatesan<br />

108 Bir arayüz olarak insan vücudu<br />

Misha Sra<br />

110 Bay K.’nın hayatı nasıl değişti?<br />

Sait Aytemur<br />

112 Ad*Watch<br />

114 Felis Kampanyalar<br />

116 #ofotoğrafınhikâyesi<br />

Kenan Ünsal<br />

Akbank 13<br />

Logitech<br />

Arka kapak<br />

Uğur Okulları 82-83<br />

Bosch 30-31<br />

Damat 7<br />

Demirdöküm 66<br />

Monster Notebook 87<br />

Red Bull 9<br />

Reklamania 58-59<br />

Vaillant 32-33<br />

Vakıfbank 55<br />

Vestel 100-101<br />

Denizbank 25<br />

Royal Canin 92-93<br />

Vodafone<br />

Ön kapak içi ve karşısı<br />

DPİD<br />

Arka kapakiçi<br />

Sahibinden 17<br />

Zer 57<br />

Format C 40<br />

iyzico 74-75<br />

Lezita 19<br />

Siemens 70-71<br />

Tasarist 65<br />

Turkcell 53


EDİTÖRDEN<br />

Sayı: 317 • <strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong><br />

Halimiz<br />

duman<br />

ISSN: 1301 - 7675<br />

Yayın Türü<br />

Süreli yaygın yayın (aylık)<br />

Sahibi<br />

Kapital Medya Hizmetleri AŞ<br />

REKLAM SATIŞ<br />

Reklam ve Etkinlik Satış Direktörü<br />

Aysun Zeren Kangı<br />

aysunzeren@kapital.com.tr<br />

Kıdemli Reklam ve Etkinlik Satış<br />

Müdürü<br />

Cansu Ersöz<br />

cansuersoz@kapital.com.tr<br />

İmtiyaz Sahibi<br />

Pelin Özkan<br />

Genel Yayın Yönetmeni<br />

Pelin Özkan<br />

pelinozkan@kapital.com.tr<br />

Genel Müdür Yardımcısı<br />

Birce Güler<br />

birceguler@kapital.com.tr<br />

Reklam ve Etkinlik Satış Müdürleri<br />

Gamze Oktay<br />

gamzeoktay@kapital.com.tr<br />

Buket Alpboğan<br />

buketalpbogan@kapital.com.tr<br />

KAPİTAL MEDYA LONDRA<br />

Londra Temsilcisi<br />

Ozan Mert<br />

ozanmert@kapital.com.tr<br />

eçtiğimiz haftalarda ülkemizde<br />

G<br />

yaşanan yangın ve sel felaketleri<br />

her ne kadar küresel ısınmayı<br />

gündemimize taşısa da iklim<br />

krizi uzun bir süredir Dünya’nın gündeminde.<br />

Varoluşumuzu mümkün kılan kadim<br />

bir sistemi bencilce bozuyor, kendi türümüz<br />

dahil olmak üzere pek çok canlının<br />

geleceğini tehlikeye atıp yok ediyoruz.<br />

Yaşanan gelişmeler ışığında, derginizin<br />

bu sayısını iklim krizine ayırarak tarihe<br />

naçizane bir not düşmek istedik. Kapak<br />

dosyamızda Prof. Dr. Levent Kurnaz ve<br />

Kıvılcım Kocabıyık ile yaptığımız kapsamlı<br />

söyleşinin yanı sıra süreçte markalara<br />

düşen rolleri irdeleyen, krizin psikolojimiz<br />

üzerindeki etkilerine ışık tutan ve<br />

sorumluluk dağılımını anlamaya çalışan<br />

birbirinden kıymetli uzman görüşleri bulacaksınız.<br />

Deeper’ın Tema Vakfı odağında<br />

gerçekleştirdiği araştırma ve karbon nötr<br />

geleceğe giden yolda izlenen stratejiler de<br />

siz sevgili okurlarımız tarafından keşfedilmeyi<br />

bekliyor.<br />

Elbette bu ay ele aldığımız tek konu iklim<br />

değil. Beyaz yakalının pandemiyle değişen<br />

anlam dünyasından paranın geleceğine;<br />

okula dönüşten Brand Week Istanbul, Felis<br />

<strong>MediaCat</strong><br />

mediacatonline<br />

<strong>MediaCat</strong><br />

ve çiçeği burnunda Curious Felis’e geniş bir<br />

konu yelpazesi elinizin altında.<br />

MEDIACAT KİTAPLARI STORYTEL’DE<br />

<strong>MediaCat</strong> Kitapları bu ay da kitaplığınızın<br />

en havadar köşesine talip. Kasım’da Brand<br />

Week Istanbul’da ağırlayacağımız Jonah<br />

Berger’in insanları ve kurumları değişime<br />

götüren yolların haritasını çizdiği Değişimi<br />

Tetiklemek kitabı raflarda.<br />

Bu ay okurlarıyla buluşmayı bekleyen<br />

bir diğer kitabımızsa Ken Auletta imzalı<br />

Düşman Kardeşler. Auletta’nın reklam<br />

dünyasının önemli oyuncularının odalarına<br />

girerek eski toprakların yanı sıra yükselişteki<br />

oyuncular ve güç simsarlarıyla<br />

buluştuğu Düşman Kardeşler, reklam ve<br />

pazarlama alanına ilgi duyanlara keyifli bir<br />

okuma vaat ediyor.<br />

Kitapları okumak yerine dinlemeyi tercih<br />

edenlere müjde: <strong>MediaCat</strong> Kitapları,<br />

Malcolm Gladwell’in çoksatan kitabı Outliers<br />

(Çizginin Dışındakiler) ile Storytel’de.<br />

Sesli kitap severler gelecek dönemde yeni<br />

kitaplar için takipte olsunlar.<br />

Sizi derginizle başbaşa bırakmadan<br />

önce ufak bir şarkı önerisi… Bu ay Editörden’de<br />

bana The Kings of Frog Island'dan<br />

Welcome to the Void eşlik ediyor. Yeni sayılarda,<br />

kitaplarda ve her gün mediacat.com<br />

adresinde buluşmak dileğiyle. ■<br />

<strong>MediaCat</strong><br />

ARZU NİLAY KOCASU<br />

/company/<strong>MediaCat</strong><br />

Sorumlu Yazı İşleri Müdürü<br />

Arzu Nilay Kocasu<br />

arzunilaykocasu@kapital.com.tr<br />

Editör<br />

Tuğba Özöğretmen<br />

tugbadulger@kapital.com.tr<br />

Muhabir<br />

Gönül Hadımlı<br />

gonulhadimli@kapital.com.tr<br />

Ek Yayınlar Editörü<br />

Sultan Öncü Arslanoğlu<br />

sultanoncu@kapital.com.tr<br />

İnternet Editörü<br />

Sencer Uçar<br />

sencerucar@kapital.com.tr<br />

Yardımcı İnternet Editörü<br />

Simge Şenses<br />

simgesenses@kapital.com.tr<br />

Görsel Yönetmenler<br />

İlker Kurt<br />

ilkerkurt@kapital.com.tr<br />

Levent Kal<br />

leventkal@kapital.com.tr<br />

Kapak<br />

Mustafa Alcan - Muhabbet<br />

Sosyal Medya Uzmanı<br />

Oğulcan Palabıyık<br />

ogulcanpalabiyik@kapital.com.tr<br />

İçerik Direktörü<br />

Alev Kaynak<br />

alevkaynak@kapital.com.tr<br />

İçerik Müdürü<br />

Doğan Terzi<br />

doganterzi@kapital.com.tr<br />

Katkıda Bulunanlar<br />

Çisil Sohodol, Ekin Özaksoy<br />

Almbaidheen, Ezgi Hünerli,<br />

Işıl Karaaslan, İhsan Özçıtak,<br />

Kayhan Dural, Ozan Karakoç,<br />

Sait Aytemur<br />

Global Editör<br />

Nazlı Selin Özkan<br />

selinozkan@kapital.com.tr<br />

PAZARLAMA<br />

Etkinlik Yöneticileri<br />

Cankız Akkaya<br />

cankizakkaya@kapital.com.tr<br />

Zeynep Özfırıncı<br />

zeynepozfirinci@kapital.com.tr<br />

Satın Alma ve İdari İşler Direktörü<br />

Serdal Tiftik<br />

serdaltiftik@kapital.com.tr<br />

Etkinlik Satış Müdürü<br />

Savaş Seçkinler<br />

savasseckinler@kapital.com.tr<br />

MEDIACAT KİTAPLARI<br />

Kitap Editörü<br />

Barış Cezar<br />

bariscezar@kapital.com.tr<br />

Kitap Satış ve Dağıtım Sorumlusu<br />

Salih Şahin<br />

salihsahin@kapital.com.tr<br />

T: (212) 282 26 40<br />

www.mediacat.com<br />

Yönetim Yeri<br />

Nispetiye Caddesi, Akmerkez<br />

E Blok Kat: 6 Etiler 34349 İstanbul<br />

T: 212 282 26 40<br />

F: 212 282 26 32<br />

Baskı<br />

Promat Basım Sanayi ve Ticaret Aş.<br />

Orhangazi Mahallesi 1673.Sokak<br />

No:34 Esenyurt 34348 İstanbul<br />

T: 212 622 63 63<br />

F: 212 605 07 98<br />

info@promat.com.tr<br />

Dağıtım<br />

Dünya Dağıtım<br />

T: 212 440 29 85<br />

© <strong>MediaCat</strong> Kapital Medya AŞ tarafından<br />

TC yasalarına uygun olarak yayımlanmaktadır.<br />

<strong>MediaCat</strong>’in isim ve yayın hakkı Kapital Medya<br />

AŞ’ye aittir. <strong>MediaCat</strong>’te yayımlanan yazı,<br />

fotoğraf, karikatür ve illüstrasyonların her hakkı<br />

saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.<br />

İmzalı yazılardaki görüşler yazarlarına aittir.<br />

8 <strong>MediaCat</strong>


BEĞEN BUTONU<br />

Yolun sonu<br />

görünüyor<br />

PELİN ÖZKAN<br />

pelinozkan@kapital.com.tr<br />

Kâbus gibi<br />

iki ayı geride<br />

bıraktık. Özellikle<br />

Ağustos ayında<br />

yaşadıklarımız<br />

distopik pek<br />

çok romanı<br />

doldurabilirdi. Bu<br />

kadar çok şeyi üst<br />

üste yaşadıkça<br />

kanıksıyor,<br />

kısa sürede de<br />

unutuyoruz. Bu<br />

yüzden de yazmak,<br />

kayıt altına almak<br />

istedim ki en azından<br />

zaman zaman dönüp<br />

geriye baktığımızda<br />

hafızalarımızı<br />

tazeleyelim.<br />

ki yıldır mücadele ettiğimiz<br />

pandeminin üzerine<br />

İ<br />

Akdeniz ve Ege kıyılarımızdaki<br />

orman yangınları,<br />

arkasından Karadeniz’de sellerle gelen<br />

felaketler… Doğu ve Güneydoğu illerimizdeki<br />

yangınlar -ki onlar gündem<br />

bile olmadı. <strong>2021</strong> Ağustos ayındaki<br />

yangınlar belki de tarihimizdeki en büyük<br />

yangınlardı. Antalya’nın Manavgat<br />

ilçesindeki ormanların neredeyse tamamı<br />

yandı. Marmaris yangını 14'üncü<br />

gününde kontrol altına alınabildi. Milas<br />

yangını 11 gün sürdü. Yangınlar ve<br />

seller insanlarımızın, doğamızın, hayvanlarımızın<br />

yanı sıra insanlığımızı da<br />

büyük oranda yuttu.<br />

Yıllardır bilim insanlarının iklim<br />

krizi konusundaki uyarılarına kulak<br />

tıkayan hükümetler, siyasetçiler, karar<br />

vericiler ve sanayicilerin hırsı insanlığın<br />

çılgınca tüketimiyle birleşince<br />

yolun sonuna daha çok yaklaştık, yaklaştıkça<br />

doğanın çağrısı daha şiddetli<br />

gelmeye başladı.<br />

Söz konusu doğal felaketler sadece<br />

Türkiye’de değil, dünyanın birçok ülkesinde<br />

yaşanıyor. Türkiye’deki durumu<br />

ağırlaştıran, dünyadaki örneklerinden<br />

farklı kılan şuursuz bir rant hırsı, yağma<br />

ve talan kültürü. Yıllardır bir avuç<br />

insan sivil toplum örgütleriyle birlikte<br />

memleketin ormanlarını, dağlarını,<br />

kıyılarını savunmaktan yoruldu. Yaşadığımız<br />

son felaketlerde de bu bir avuç<br />

insan her tarafa koşturdu.<br />

SINIFTA KALDIK<br />

Büyük bir sınavdı özellikle Ağustos’ta<br />

yaşadıklarımız. Performansımız ise<br />

berbattı. Bir kez daha gördük ki ülkedeki<br />

siyasi kutuplaşma her şeyin önünde,<br />

felaketlerde bile. Artık afetler bile bizi<br />

birleştiremiyor. Haliyle faturası da çok<br />

ağır oldu. Örneğin, erken müdahalelerle<br />

kısa sürede söndürülebilecek yangınlar<br />

bu kutuplaşma yüzünden çok büyük<br />

alanlara yayıldı.<br />

Tüm bu süreçte yüreğimize su<br />

serpen tek şey insanımızın dayanışma<br />

gücüydü. Gönüllüler sivil toplum<br />

kuruluşlarıyla birlikte günlerce hatta<br />

haftalarca yangın ve sel bölgelerinde<br />

mücadele ettiler. Sonrasında evleri,<br />

köyleri yanan insanların ihtiyaçları<br />

için seferber oldular. Şehirlerden yar-<br />

dım malzemeleri yağdı. Bu yardımlaşma<br />

ve dayanışma sürecindeki en dikkat<br />

çeken nokta insanların devlet kurumlarından<br />

çok yardımı doğrudan ulaştıracak<br />

organizasyonlara, platformlara<br />

yönelmesiydi. Kamu kurumlarına olan<br />

bu güvensizliğin nedenini araştırmak<br />

ise oraları yönetenlerin işi.<br />

MEDYANIN AFETLERLE SINAVI<br />

Ülkenin dört bir yanında insanlar doğal<br />

felaketlerle boğuşurken medyamız<br />

eğlence programlarına devam etti.<br />

Haber kanallarında her zamanki gibi<br />

aynı üç-beş kişi saatlerce incir çekirdeğini<br />

doldurmayacak meseleleri tartıştı.<br />

Televizyon kanalları, gazetelerin çoğu<br />

toplumdan felaketleri gizlediler ya da<br />

hafifleterek verdiler.<br />

Medyanın büyük bölümündeki<br />

bu tavır yetmezmiş gibi Radyo ve Televizyon<br />

Üst Kurulu (RTÜK) yangın<br />

haberlerini gündemine taşıyan, halkı<br />

bilgilendiren çok az sayıdaki televizyon<br />

kanalına cezalar yağdırdı.<br />

İnsanlar afetlerle ilgili haberleri<br />

büyük oranda sosyal medyadan takip<br />

etti. Yardım talepleri buradan duyurul-<br />

İklim krizini, birbirinden<br />

çarpıcı tasarımlara<br />

dönüştüren Kenan Ünsal<br />

ve ekibine çok teşekkür<br />

ediyorum.<br />

MEHMET İNANIR / MUHABBET<br />

MEHMET AKARSU / MUHABBET<br />

10 <strong>MediaCat</strong>


du. Ancak yangınlar yayıldıkça yabancı<br />

ülkelerden yangın söndürme uçakları,<br />

yardım talep etmek ve dünyanın dikkatini<br />

çekmek amacıyla başlatılan “Help<br />

Turkey” kampanyasına destek veren<br />

insanların bazılarına soruşturma açıldı.<br />

İNSANLIĞIN GELECEĞİ<br />

TEHLİKEDE<br />

Tüm bu felaketler sürerken Birleşmiş<br />

Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği<br />

Paneli (IPCC) Altıncı Değerlendirme<br />

Raporu yayımlandı. Rapordaki<br />

uyarılar çok ciddi. Dünyanın önemli<br />

iklim bilimcilerinden Michael E.<br />

Mann, IPCC raporundan yola çıkarak<br />

artık yolun sonunun göründüğünü belirtiyor.<br />

İklim krizi konusunda insanlık<br />

hemen harekete geçmezse daha büyük<br />

orman yangınları, daha şiddetli kasırgalar,<br />

daha yakıcı sıcak hava dalgaları,<br />

daha fazla su baskınları olacağını söyleyen<br />

Mann, “Kirletenlerin gecikmesi<br />

yüzünden hepimiz bedel ödemeye başladık”<br />

diyor.<br />

Peki tüm bu felaketlerde bizler ne<br />

yapabiliriz? Bilim insanlarına göre tek<br />

tek bireyler olarak ne kadar mücadele<br />

etsek de bu sorunun üstesinden gelmemiz<br />

mümkün değil. Her birimiz<br />

seçilmiş siyasileri, hükümetleri, iş<br />

dünyasını, karar vericileri harekete<br />

geçiremezsek ne yazık ki her geçen yıl<br />

sona biraz daha yaklaşacağız.<br />

2009 yılında Bob Geldof Cannes<br />

Lions’ta bir konuşma yapmıştı. Kendisi<br />

ve sanatçı arkadaşlarının tüm çabalarına<br />

karşın küresel ısınma konusunda<br />

dünyadaki hükümetleri, karar vericileri<br />

ikna edemediklerini, yaratıcıların bu<br />

zorlu görevde rol almaları gerektiğini<br />

söylemişti. Salonda bulunan insanlar<br />

bu konuşmadan çok etkilenmişlerdi.<br />

Ancak korkarım ki konuşulanlar o salonda<br />

kaldı.<br />

İki soruyla başlayabiliriz: Çalıştığımız,<br />

hizmet verdiğimiz şirketler<br />

karbon emisyonu konusunda ne durumda?<br />

Bunu nasıl azaltabiliriz? Pek<br />

çoğumuz son zamanlarda dilimizden<br />

düşürmediğimiz “purpose” projelerine<br />

odaklanmışken iletişim için harcadığımız<br />

çabayı üretim süreçlerinin temizlenmesi<br />

için de harcayabiliriz. ■<br />

ÖNERİLERİM<br />

#Roman<br />

VAROLMANIN<br />

DAYANILMAZ<br />

HAFIFLIĞI<br />

Milan Kundera’nın 1984’te<br />

yayımlanan Varolmanın<br />

Dayanılmaz Hafifliği<br />

romanı bir kitap olmanın<br />

ötesinde düşünsel bir<br />

sorgulamadır. Özellikle bu<br />

çağda kendimize sormamız<br />

gereken önemli bir<br />

soruyu temel alır: İnsan<br />

doğanın hâkimi, efendisi<br />

midir? Kundera kibir<br />

getiren bilimsel ve teknik<br />

buluşlara rağmen insanın<br />

aslında hiçbir şeye sahip<br />

olmadığını, ne doğanın ne<br />

tarihin ne de kendisinin<br />

efendisi ya da sahibi olmadığını<br />

sorgular roman<br />

boyunca.<br />

Kitapta beni en çok<br />

etkileyen bölümlerden<br />

birini paylaşmak isterim:<br />

Nietzsche bir gün<br />

bir arabacının atını<br />

kırbaçladığını görür. Atın<br />

yanına gider, kollarını<br />

hayvanın boynuna dolar<br />

ve gözyaşlarına boğulur.<br />

Milan Kundera’ya göre<br />

Nietzsche attan Descartes<br />

adına özür diliyordur.<br />

Nietzsche’nin deliliğinin<br />

(yani insanlıktan son ve<br />

kesin kopuşunun) at için<br />

gözyaşlarına boğulduğu<br />

o an başladığına inanır<br />

Kundera ve devam eder:<br />

“İnsan soyunun gerçek<br />

ahlaki sınavı, temel sınavı<br />

onun, merhametine bırakılmışlara<br />

davranışında<br />

gizlidir: Hayvanlara. Ve<br />

işte bu açıdan insan soyu<br />

temel bir yenilgi yaşamıştır,<br />

o kadar temel bir<br />

yenilgi ki bütün öteki yenilgiler<br />

kaynağını bundan<br />

almaktadır.”<br />

Yaşayan son varoluşçu<br />

olarak kabul edilen<br />

Kundera’nın romanı 1988<br />

yılında Philip Kaufman<br />

tarafından sinemaya<br />

uyarlandı. Filmi izlerken<br />

de tıpkı romanı okurken olduğu<br />

gibi sürekli “ben”in<br />

nerede başlayıp, nerede<br />

bittiğini sorgularız.<br />

Ruhun dipsiz bucaksızlığı<br />

karşısında hiçbir şaşkınlık<br />

yaşamazken, “ben”in ve<br />

kimliğin belirsizliği karşısındaki<br />

şaşkınlığımıza<br />

şaşarız.<br />

Başrollerinde<br />

Juliette Binoche, Lena<br />

Olin, Daniel Day-Lewis’in<br />

yer aldığı film aynı<br />

zamanda tarihin önemli<br />

bir dönemine de tanıklık<br />

etmemizi sağlar.<br />

#Film<br />

SOPHIE'NİN SEÇİMİ<br />

Bugün size sinema tarihinin klasiklerinden birini önermek<br />

istiyorum: Sophie’s Choice ya da Türkçe çevirisiyle<br />

Sophie’nin Seçimi. Amerikalı ünlü yazar William<br />

Styron’un aynı isimli romanından 1982’de sinemaya<br />

uyarlanan Sophie’nin Seçimi zamansız bir filmdir.<br />

Edebi dili ve yazım tekniğiyle Ernest Hemingway’in<br />

varislerinden biri olarak gösterilen Styron’un 1972’de<br />

yayımladığı roman Polonyalı göçmen Sophie ile sevgilisi<br />

Nathan’ın fırtınalı ilişkisini hikâyeleştirmiş olsa da<br />

aslında ele aldığı, insanın/insanlığın içindeki sınırsız<br />

kötülüktür. Sophie’nin gizemli geçmişinin izini sürdükçe<br />

bu kötülüğün girdiği her yeri saran ölümcül bir habise<br />

dönüştüğüne tanık oluruz.<br />

Epik bir roman olan Sophie’nin Seçimi İkinci Dünya<br />

Savaşı’nın hemen sonrasında geçer. Anlatıcısı Güneyli<br />

bir genç, Stingo’dur. Büyük bir yazar olmak hayaliyle<br />

New York’a gelen Stingo, Brooklyn’de Yahudilerin<br />

yaşadığı bir pansiyona yerleşir. Aynı pansiyonda kalan<br />

sıradışı bir çiftle tanışır: Auschwitz’ten kurtulmuş koyu<br />

Katolik Sophie Zawistowski ve yetenekli Yahudi sevgilisi<br />

Nathan Landau.<br />

Filmin başrolünde müthiş performansıyla Merly<br />

Streep vardır. Bu rol Streep’in sinema kariyerindeki en<br />

önemli kilometre taşlarından biridir.<br />

Filme ve kitaba ismini veren bölüm Sophie’nin kızıyla<br />

oğlu arasında yapmak zorunda kaldığı “seçim”dir. Bu,<br />

romanda sadece yedi sayfalık bir bölüm, filmde ise<br />

dört dakikalık bir sahnedir. Ancak o kadar etkileyicidir ki<br />

732 sayfalık kitabın kalan bölümleri ya da filmin diğer<br />

tüm sahneleri bu “seçimin” okurda/izleyicide yarattığı<br />

ağır yükü dengelemeye çalışır.<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 11


BEĞEN BUTONU<br />

Kitap<br />

DEĞİŞİMİ<br />

TETİKLEMEK<br />

DÜŞÜNCELERI<br />

DEĞIŞTIRMENIN<br />

BILIMI<br />

JONAH BERGER<br />

<strong>MediaCat</strong> Kitapları<br />

Yazar Jonah Berger insanların düşüncelerini değiştirmeye<br />

devrim niteliğinde bir yaklaşımla karışımızda.<br />

Hepimizin değiştirmek istediği bir şeyler var. Pazarlamacılar<br />

müşterilerin düşüncesini, liderler kurumları,<br />

kimileri tüm dünyayı değiştirmek ister. Ama<br />

değişim zordur. İkna, baskı, dayatma, her yolu deneriz<br />

ama hiçbir şey yerinden kımıldamaz. Peki, insanlarda<br />

ve kurumlarda değişimi tetiklemenin daha iyi bir yolu<br />

olabilir mi?<br />

Bu kitapta farklı bir yaklaşım var. Berger’e göre işin<br />

sırrı “Birinin fikrini nasıl değiştirebilirim?” yerine<br />

“Neden bugüne kadar değişmediler? Onları durduran<br />

nedir?” diye sormakta. Değişimin önündeki başlıca engelleri<br />

tespit edip onların nasıl ortadan kaldırılabileceğine<br />

kafa yormakta.<br />

İşte tüm bunları nasıl yapabileceğinizi öğrenmek<br />

istiyorsanız, ihtiyacınız olan her şey bu kitabın sayfaları<br />

arasında. Amacınız ister bir insanı ve bir kurumu<br />

ister bir sektörü veya tüm dünyayı değiştirmek olsun,<br />

olağanüstü sonuçlar elde etmenizi sağlayacak etkili bir<br />

düşünme biçimi ve bir dizi teknik elinizin altında.<br />

VERİ<br />

STRATEJİSİ<br />

BÜYÜK VERI VE<br />

NESNELERIN<br />

İNTERNETI NASIL<br />

KÂR GETIRIR?<br />

BERNARD MARR<br />

<strong>MediaCat</strong> Kitapları<br />

Artık büyük veri çağındayız. Ama o veri denizinde boğulmak<br />

işten değil. Öte yandan bu durum sağlam bir<br />

veri stratejisi oluşturan şirketler için inanılmaz fırsatlar<br />

sunuyor. Veri sayesinde kurumlar, müşterilerini her<br />

zamankinden daha iyi anlıyor ve onlara daha iyi hizmet<br />

sunuyorlar. Veri, şirketlerin, verimliliği artırmalarına,<br />

maliyeti düşürmelerine ve daha iyi ürünler yaratmalarına<br />

yardımcı oluyor.<br />

Bernard Marr kitabında veriyi en iyi şekilde kullanmak<br />

için geliştirilecek stratejileri ele alıyor. Zira<br />

verinin iş yaşamını devrimci bir şekilde dönüştürdüğü<br />

koşullarda, sadece veriyi stratejik bir varlık olarak gören<br />

şirketler yaşamını sürdürebilecek.<br />

Stratejik veri ihtiyaçlarınızı nasıl tanımlayacağınızı,<br />

topladığınız veriyi karar alma süreçlerinde nasıl<br />

kullanacağınızı, nesnelerin interneti dünyasında nasıl<br />

kazanç sağlayabileceğinizi gerçek yaşamdan alınma<br />

vaka çalışmalarıyla anlatan Veri Stratejisi, iş değerlerini<br />

tazelemek ve rekabette avantaj sağlamak isteyenler<br />

için!<br />

Pınar Birim<br />

Grafik Tasarımcı ve<br />

Ressam<br />

ABRAHAM HICKS<br />

İçsel gelişimin en ilham veren konuşmacılarından olan<br />

Abraham Hicks’in YouTube’daki soru cevap seminerleri<br />

güne başlarken, yürüyüşteyken ya da bulaşık yıkarken bile<br />

dinlenebilecek en iyi söyleşilerden. Sıkı bir TED takipçisi<br />

olmama rağmen son zamanlarda ilgimi çeken çok nadir<br />

konuşmaya denk geliyorum ve Abraham Hicks’i keşfettiğim<br />

için çok şanslı hissediyorum. İnsanın hayatıyla, arzularıyla,<br />

ilişkileriyle ilgili her türlü sorunun cevabı bu anlatımlarda<br />

mutlaka mevcut. Yeter ki dinlerken doğru şeye odaklanın.<br />

D&R’DA EN ÇOK SATAN<br />

10 PAZARLAMA VE SATIŞ KİTABI<br />

1 ZENGIN BABA YOKSUL BABA<br />

Robert T. Kiyosaki, Alfa Yayıncılık<br />

2 OUTLIERS (ÇIZGININ<br />

DIŞINDAKILER)<br />

Malcolm Gladwell, <strong>MediaCat</strong><br />

Yayıncılık<br />

DAUCHSY<br />

MEDITATIONS<br />

Gece uykuya dalarken<br />

ninni gibi gelen güzel<br />

olumlamalar. Gündüz<br />

uyanınca zihne ve<br />

bilince alınacak en<br />

güzel sözlerle dolu bu<br />

videolardan kulaklığınızı<br />

takıp, günün her saati<br />

faydalanabilirsiniz.<br />

THE MASTERY OF LOVE<br />

Don Miguel Ruiz<br />

Dört Anlaşma adlı kitabını<br />

okumadıysanız önce onunla<br />

başlayarak bu yazarla<br />

tanışmanızı tavsiye ederim.<br />

Ama okuduysanız, bence<br />

sahilde okunacak en keyifli,<br />

aşk ve ilişkiler üzerine en<br />

tarafsız yazılmış kitaplardan<br />

biri.<br />

MASTERSTEP.ORG<br />

İçinde benim sanatsal<br />

eğitimlerimin de<br />

bulunduğu yeni bir<br />

online kişisel gelişim<br />

platformu. Farklı<br />

uzmanlar ve modüler<br />

eğitim modelleriyle, ilgi<br />

alanlarınıza ait<br />

eğitimleri bir tıkla<br />

izleyebiliyorsunuz.<br />

NOWSHOPFUN.COM<br />

Özgün tasarım ürünler ve<br />

sanat eserleri satan yeni<br />

online alışveriş sitesi.<br />

3 TONGUE FU-SÖZLÜ DÖVÜŞ<br />

SANATI<br />

Sam Horn, Boyner Yayınları<br />

4 BÜYÜK EKONOMISTLER<br />

Linda Yueh, Salon Yayınları<br />

5 AKILLI YATIRIMCI<br />

Benjamin Graham, Epsilon<br />

Yayınevi<br />

6 BIR BORSA SPEKÜLATÖRÜNÜN<br />

ANILARI<br />

Edvin Lefevre, Scala Yayıncılık<br />

7 BABIL’IN EN ZENGIN ADAMI<br />

George S. Clason, Butik<br />

8 EKONOMI 101<br />

Alfred Mill, Say Yayınları<br />

9 PÜR DIKKAT<br />

Cal Newport, Metropolis<br />

10 FIKIRLERINIZI SATMAK<br />

Jeroen Van Geel, Orenda<br />

Yayıncılık<br />

12 <strong>MediaCat</strong>


Akbank FAV’la<br />

yüksel fırsatlara<br />

Ücretsiz bankacılık işlemlerinden çeşitli markaların<br />

kampanyalarına sana özel onlarca avantaj Akbank FAV’da.<br />

Sen de hemen Akbank Mobil’den Akbank FAV’lı ol,<br />

herkesin yükseldiği hayatı yaşa.<br />

Programa; 18-26 yaş aralığındaki, öğrenci Akbank müşterileri, Akbank Mobil’den “Hemen Katıl” tuşu ile ücretsiz olarak üye olabilirler. Akbank FAV’a katılan üyelere Akbank<br />

kanallarından yapacakları 10 adet havale, 10 adet EFT, yurt içi ortak ATM’lerden yapılacak toplam 5 adet para çekme, para yatırma ve bakiye görüntüleme işlemleri, 5 adet<br />

yurt dışı ATM kullanımı ve Akbank ATM’lerinden kartsız para çekme işlemleri ücretsizdir. Üye hesabına 3. kişilerce Akbank’tan yapılacak tüm para transferleri (havale) ücretsizdir.<br />

Akbank FAV üyelerine sunulan Akbank Banka ve/veya Kredi Kartı kampanyalarından kendi kartlarıyla yararlanabilecektir. Tarife sahibinin; Akbank’ın başka bir müşteri programına<br />

dahil olması veya Akbank FAV için belirlenen yaş aralığının dışına çıkmasını takip eden dönem sonunda, Akbank FAV’a üyeliği sonlandırılır ve SMS ile bilgilendirilir. Akbank T.A.Ş.<br />

önceden haber vermek şartı ile Akbank FAV ve tarifesinin koşul ve şartlarında, aynı zamanda tarife ile sunulacağını bildirdiği faydalarda değişiklik yapma ve iptal etme hakkını<br />

saklı tutar. Detaylı bilgi akbank.com’da.


GÜNCEL<br />

Türkiye’den Haberler<br />

TRENDYOL, TÜRKIYE’NIN ILK<br />

DECACORN’U OLDU<br />

Trendyol, aldığı 1,5 milyar dolarlık yeni yatırımla<br />

değerlemesini 16,5 milyar dolara çıkararak “decacorn”<br />

unvanına sahip ilk Türk teknoloji şirketi<br />

oldu. General Atlantic ve Japonya merkezli Soft-<br />

Bank Vision Fund 2 liderliğinde gerçekleşen yatırım<br />

turuna Berlin merkezli Princeville Capital,<br />

ADQ (BAE) ve Katar Yatırım Otoritesi (QIA) de<br />

katıldı. Aldığı yeni yatırımlarla Trendyol’un hissedarlık<br />

yapısı Asya, Avrupa, Amerika, Orta Doğu<br />

ve Türkiye olarak genişledi.<br />

GETIR’DEN YENI<br />

SPONSORLUK ANLAŞMALARI<br />

Getir, Ağustos ayı içerisinde iki futbol<br />

takımıyla yeni sponsorluk anlaşmalarına<br />

imza attı. Üç seneliğine Premier Lig<br />

kulüplerinden Tottenham Hotspur’un<br />

global sponsorluğunu üstlenen marka,<br />

kısa bir süre sonra da Galatasaray Futbol<br />

Takımı’nın forma kol sponsoru oldu. Getir<br />

Yönetim Kurulu Başkanı ve Kurucu<br />

Ortağı Tuncay Tütek, Getir’in hizmet<br />

verdiği ülkelerde<br />

farklı spor kulüpleriyle<br />

işbirliği<br />

yapmayı planladıklarının<br />

da sinyallerini<br />

verdi.<br />

YENİ MÜŞTERİ<br />

GRICREATIVE PORTFÖYÜNÜ<br />

GENİŞLETTİ<br />

Eureko Sigorta iletişim ajansını<br />

seçti. Yeni dönemde markanın<br />

kreatif ve sosyal medya<br />

iletişimini yürütecek ajans<br />

Gricreative oldu.<br />

DARDANEL YENI REKLAM<br />

AJANSINI SEÇTI<br />

Dardanel’in yeni reklam<br />

ajansı belli oldu. Marka, yeni<br />

dönem reklam çalışmalarının<br />

sorumluluğunu Genna İstanbul’a<br />

emanet etti.<br />

BEYAZ KAĞIT’A YENI<br />

ILETIŞIM AJANSI<br />

Beyaz Kağıt yeni dönem iletişim<br />

çalışmaları için FM İletişim ile<br />

anlaştı. FM İletişim, Beyaz Kağıt<br />

bünyesindeki Peros ve Asperox<br />

ile Fest, Sev ve Clix temizlik<br />

markalarına hizmet verecek.<br />

YEMEKSEPETI MARKETYO’YU<br />

SATIN ALDI<br />

Hızlı ticaret platformu Yemeksepeti, önümüzdeki<br />

günlerde hizmete sunacağı Yemeksepeti<br />

Mahalle için ilk adımı attı. 60 ilde<br />

tüketicilere online market alışverişi hizmeti<br />

veren ve yerel zincirlere teknik altyapı ve<br />

yazılım desteği sağlayan Marketyo’yu satın<br />

alan Yemeksepeti, Yemeksepeti Mahalle ile<br />

yerel esnafı dijitalleştirmeyi, yerel market<br />

zincirlerinin büyümelerini desteklemeyi ve<br />

pazar yerinde çeşitliliği artırmayı hedefliyor.<br />

MIKROMOBILITE PAZARINA<br />

TAZE KAN<br />

Abu Dhabi merkezli mikromobilite şirketi<br />

Fenix, pazarın Türkiye’deki oyuncularından<br />

Palm’ı satın aldı. Bu satınalma, Palm’ın bin<br />

500 elektrikli scooter’lık filosunu Fenix’e<br />

devrederek, şirketin toplam araç sayısını 10<br />

bine çıkardı. Ayrıca Fenix’e 15,5 milyonluk<br />

popülasyona sahip İstanbul pazarında yeni<br />

fırsatların da kapısını aralamış oldu.<br />

TAV’IN REKLAM KONKURU<br />

SONUÇLANDI<br />

TAV İşletme Hizmetleri’nin<br />

yeni reklam ajansını seçmek<br />

için açtığı konkur sonuçlandı.<br />

Konkurdan galibiyetle ayrılan<br />

ajans, bu yıl 10’uncu yaşını<br />

kutlayan STANDBY CREATIVE<br />

GROUP oldu.<br />

LOBBY PR’A YENI MÜŞTERI<br />

Çevrimiçi şans oyunları<br />

platformu Nesine.com, yeni<br />

dönem iletişim çalışmaları<br />

için Lobby İletişim ve Etkinlik<br />

Danışmanlığı ile anlaştı. Ajans,<br />

Nesine.com’un tüm projelerinin<br />

iletişim alanlarındaki<br />

danışmanlığını üstlenecek.<br />

14 <strong>MediaCat</strong>


Global Haberler<br />

ACCENTURE INTERACTIVE’İN<br />

YENİ CEO’SU DAVID DROGA<br />

David Droga, Accenture Interactive CEO’su<br />

Brian Whipple’ın emekliye ayrılmasının ardından<br />

şirketin yeni CEO’su olacak. Whipple<br />

Mayıs 2022’ye kadar Accenture’da kalacak<br />

ama değişiklikler 1 <strong>Eylül</strong> itibarıyla geçerli<br />

olacak. Droga5’ı 2019 yılında 475 milyon<br />

dolardan fazla bir rakama Accenture’a satan<br />

Droga, bundan önce Accenture’daki görevine<br />

kreatif başkan olarak devam ediyordu.<br />

FACEBOOK’TAN UZAKTAN<br />

ÇALIŞMAYA YORUM<br />

Facebook, sanal gerçeklik gözlüğü Oculus<br />

Quest için ürettiği yeni sanal ofis<br />

uygulaması Horizon Workrooms’un tanıtımını<br />

yaptı. Workrooms, 16 kişinin<br />

sanal gerçeklik gözlükleri ve avatarlarıyla,<br />

34 kişinin de video arama ile dijital<br />

toplantıları takip etmesine olanak<br />

sağlıyor. Quest’in el ve kol hareketlerini<br />

takip edebilmesi ve konumsal ses özelliği<br />

Workrooms’u gerçekçi kılıyor. Facebook’un<br />

açıklamalarına göre, henüz beta<br />

sürümünde olan Workrooms’u şirket,<br />

geçtiğimiz altı aydır şirket içi toplantılar<br />

için kullanıyor.<br />

THE APRICOT GELİYOR<br />

Google ve Facebook, Japonya’yı Güneydoğu<br />

Asya’ya bağlayacak yeni denizaltı<br />

kablo projesi The Apricot’ı duyurdu.<br />

Bu bölgelerdeki internet altyapısını<br />

geliştirecek olan The Apricot, 12 bin kilometreyi<br />

kapsayacak ve Japonya, Tayvan,<br />

Filipinler, Guam, Endonezya ve<br />

Singapur’u birbirine bağlayacak. Projenin<br />

2024’te bitirilmesi bekleniyor ve<br />

ABD’yi Singapur üzerinden Endonezya’ya<br />

bağlayacak olan Echo ve Bifrost<br />

altyapı projelerinin devamı sayılıyor.<br />

Uluslararası internet trafiğinin yüzde<br />

98’inin denizaltı kablolar vasıtasıyla<br />

taşındığını ekleyelim.<br />

SALESFORCE+’A GERİ SAYIM<br />

Salesforce, iş dünyasına hitap eden içerikler bulunduracak<br />

yeni on-demand video servisini kullanıma<br />

açmaya hazırlanıyor. Salesforce+ olarak adlandırılan<br />

yeni servis ücretsiz ve reklam içermiyor. Servisin dört<br />

kanalı bulunuyor: haber ağırlıklı içerik üreten Primetime,<br />

eğitim amaçlı içeriklerden oluşan Trailblazer, başarı<br />

hikâyelerinin aktarıldığı Customer 360 ve endüstri<br />

spesifik içerikler için Industry Channels.<br />

DISNEY BÜYÜME HIZINDA NETFLIX’İ GERİDE<br />

BIRAKTI<br />

Yılın üçüncü çeyreğinde 12 milyon yeni abone kazanarak abone sayısını<br />

bir yılda ikiye katlamayı başaran Disney, büyüme hızında Netflix’i<br />

geride bıraktı. Financial Times’ın haberine göre Netflix aynı zaman<br />

diliminde 1,5 milyon abone kazanırken, ABD ve Kanada’da yaklaşık 430<br />

bin abonesini de kaybetti.<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 15


GÜNCEL<br />

Spotlight<br />

Gamze Tunç<br />

“Kendini keşfetmek için 1 cesur<br />

soru, 1 cesur yanıt ve 1 cesur adım<br />

gerekiyormuş meğer. Benim süper<br />

kahramanlarım bu üç soruya verdiğim<br />

cevaplardır” diyor Gamze Tunç.<br />

u TUĞBA ÖZÖĞRETMEN<br />

Bundan 11 sene önce başlıyor Gamze Tunç’un kendini<br />

bulma hikâyesi. Üniversiteyi bitirip “büyümek bunu<br />

gerektirir” diyerek atıldığı kurumsal hayatla ilişiğini<br />

aynı dönemde kesiyor ve bebek tasarımları yapmaya<br />

başlıyor. “Odamda oturmuş, ben gerçekten ne yapmak<br />

istiyorum diye düşünüyordum. Bu soruyu sorabilmiş<br />

olmak bile benim için cesaret gerektiriyordu oysa.<br />

Sonrası ise muhteşemdi” diyor. Çocukluğundan beri<br />

alternatif sanat kültürleriyle beslendiğini söyleyen<br />

Tunç, bebeklerini “korku-komedi” türünden yola çıkarak<br />

şekillendiriyor.<br />

MUTLU ZOMBİLER,<br />

EĞLENCELİ APOKALİPTİK DÜNYALAR<br />

Tanıdığımız ve tanımadığımız insanlardan ve hayalî<br />

karakterlerden yola çıkarak tasarladığı bebeklerini,<br />

2011’de “Little Fabien” altında birleştiriyor: “Bebeklerin<br />

vücutlarını, hammaddesi yüzde 100 pamuk<br />

olan kimyasal işlem görmemiş dokuma kumaşlardan<br />

yapmaya çalışıyorum ama yaptığım işin püf noktası<br />

işçilik. Bebekleri tasarlarken mevcuttaki ya da hayalimdeki<br />

görselin tüm detaylarını vurgulamaya çalışıyorum.<br />

Bebekler üzerinde çalışırken belirli bir kompozisyonla<br />

ilerlediğim için birçok malzeme ve teknikten<br />

aynı anda faydalanıyorum. Polimer kil, grafik tasarım,<br />

teknik dikiş, keçeleme, paper mache, örgü bunlardan<br />

birkaçı. Sipariş süreçlerinde bir çekirdek üretim ekibim<br />

var. Daha yoğun dönemlerde ise ekstra kadın ekip<br />

arkadaşları arıyorum.”<br />

Tunç’un bugüne kadar özel tasarım bebeklerini<br />

yaptığı isimler arasında Elijah Wood’dan Baba Zula’ya,<br />

dünyaca ünlü şeflerden Slowdive, Goldfrapp ve Fenriz<br />

gibi ünlü müzisyenlere dek pek çok isim yer alıyor.<br />

Bebeklerini dünyanın birçok farklı yerine ulaştıran<br />

Tunç’un hikâyesini özetleyen sihir kelimelerse şöyle:<br />

Mutlu etmek. ■<br />

C<br />

M<br />

Y<br />

CM<br />

MY<br />

CY<br />

CMY<br />

K<br />

@little_fabien<br />

16 <strong>MediaCat</strong>


TREND<br />

Retail media<br />

NEDİR?<br />

Retail media (RM), perakende platformları ve uygulamaları<br />

içinde yapılan reklamları ifade eder.<br />

Alışveriş alışkanlıklarının bu denli<br />

online’a kayması, retail media<br />

kavramının popülaritesindeki artışı da<br />

kaçınılmaz hale getirdi.<br />

NELER OLUYOR?<br />

• Pazarlama yöneticilerinin yüzde<br />

94’ü, RM yatırımlarını iyileştirme<br />

ihtiyacı içinde.<br />

Kaynak: Consumer Product Brands: It Is Time<br />

To Take Control Of Your Retail Media Destiny,<br />

Ağustos 2020<br />

• Amazon dünyada başı çekerken,<br />

Walmart The Trade Desk ile<br />

RM partnerliğini kurdu.<br />

Arama reklam gelirlerinden<br />

pay (ABD);<br />

Amazon için <strong>2021</strong> öngörüsü yüzde 57.<br />

Bu, Microsoft’un üç katı demek.<br />

Kaynak: eMarketer<br />

• Publicis Groupe Temmuz’da RM<br />

platformu Hook’u ve CitrusAd’i<br />

satın aldı.<br />

YÜKSELIŞIN 3 TEMEL SEBEBI<br />

√ Online alışveriş ve e-ticaret patlaması<br />

√ Birinci parti datasının ve kişiselleştirilmiş reklamların<br />

öneminin atması<br />

√ RM’in medya harcamaları ve satışlar arasında direkt bağ<br />

kurması<br />

Kaynak: WTF is Retail Media?, Temmuz 2020<br />

PERAKENDE PLATFORMLARININ AVANTAJLARI<br />

Özellikli<br />

keyword<br />

aramaları<br />

Birinci parti<br />

alışverişçi<br />

datası<br />

Yüksek<br />

hedefleme<br />

kabiliyeti<br />

• Migros Haziran ayında, Mimeda<br />

isimli bir medya şirketi kuracağını<br />

açıkladı.<br />

18 <strong>MediaCat</strong>


GÜNCEL<br />

<strong>2021</strong> model Felis<br />

Felis bu yıl 17 ana<br />

bölümde, 14 jüri<br />

başkanıyla yola<br />

çıkıyor. Elbette<br />

son bir yılda<br />

hayatımızda değişen<br />

ve dönüşen her şeye<br />

ayak uydurarak…<br />

Bu yıl da her yıl<br />

olduğu gibi incelikli<br />

güncellemelerle<br />

dünyayı ve trendleri<br />

yakalayan Felis’in<br />

<strong>2021</strong> versiyonuna<br />

yakından bakalım.<br />

ektörde faaliyet gösteren<br />

S<br />

hemen her alanda<br />

yaratıcılık, etki ve kaliteyi<br />

ödüllendirmeyi amaçlayan<br />

Felis, bu sene 17 ana bölümde<br />

başvuruları bekliyor. Ancak her yıl<br />

olduğu gibi bu yıl da yarışma, güncel<br />

trendler ve gelen geribildirimler<br />

ışığında güncellendi. Başvuruları 16<br />

<strong>Eylül</strong>'e kadar devam eden Felis’te bu yıl<br />

öne çıkan yeniliklere beraber bakalım:<br />

• Bu sene Felis’e iki yeni bölüm<br />

eklendi.<br />

- Yenilikçi fikir ve uygulamalar<br />

ile yaratıcı içerik üreten<br />

sosyal medya çalışmalarının<br />

değerlendirileceği Sosyal<br />

Medya Bölümü,<br />

- Çevrimiçi alışverişi yaratıcı bir<br />

kanal olarak kurgulayabilen<br />

çalışmaların yarışacağı<br />

E-Ticaret Bölümü.<br />

• Dijital Bölüm ve Mobil Bölümü,<br />

Dijital ve Mobil Bölümü adı altında<br />

birleşti ve bu yenilenmiş bölüme<br />

“Craft” kategorileri eklendi.<br />

• Her bölüme; Türkiye’deki<br />

ajanslar, şirketler ve<br />

ekipler tarafından başka<br />

coğrafyalarda yayınlanması<br />

için üretilen veya Türkiye’de<br />

başlayıp diğer ülkelerde<br />

kullanılan yaratıcı çalışmaların,<br />

kampanyaların, stratejilerin<br />

ve projelerin yarışacağı “Felis<br />

Global” kategorisi eklendi.<br />

• Out of Home, Basın ve Yayın,<br />

Radyo ve Audio bölümleri<br />

güncellendi ve “Pandemiye<br />

Özel Yenilikçi Fikirler”<br />

kategorisi eklendi.<br />

• Basın ve Yayın Bölümü’nde,<br />

daha önce gazete ve dergiler<br />

20 <strong>MediaCat</strong>


için kurgulanmış ilanlar<br />

değerlendirilirken; şimdi gazete,<br />

dergi, katalog, broşür, el<br />

ilanları vb. içindeki reklamlar<br />

ve iletişim çalışmalarının hem<br />

basılı hem de dijital versiyonları<br />

değerlendirilecek ve sadece<br />

belli bir amaç için kurgulanmış<br />

gazete, dergi, katalog,<br />

broşür, el ilanları da başvuru<br />

yapabilecek.<br />

• Basın ve Yayın Bölümü’ne<br />

“Yayın Kategorileri” alt<br />

bölümü ve altına “Amaç Odaklı<br />

Basın ve Yayın” kategorisi<br />

eklendi.<br />

• Dönüştüren Pazarlama Etkisi<br />

Bölümü’ne üç yeni kategori<br />

eklendi: Ufuk Açan Projeler/<br />

Fikirler, En İyi Marka Hikâyesi,<br />

Zamana Meydan Okuyan<br />

Çalışmalar.<br />

• Daha önce Dijital Bölüm altında<br />

yer alan “İnternet Filmleri” artık<br />

Film Bölümü’nde yarışacak.<br />

• PR Bölümü’ndeki “Kanaat<br />

Önderleri ve Etki Sahipleri<br />

Aracılığıyla İletişim” kategorisi<br />

kanaat önderlerini ve<br />

influencer’ları ayrı tutmak<br />

adına ikiye ayrıldı. Felis’teki<br />

ilgili güncel kategoriler şöyle:<br />

Kanaat Önderleri Aracılığıyla<br />

İletişim ve Influencer Aracılığıyla<br />

İletişim.<br />

• Sağlık İletişimi Bölümü’ne<br />

“Sağlık ve Wellness (İyi Yaşam)<br />

Teknolojileri”, “Hayvan Sağlığı”<br />

ve “Sponsorluk” kategorileri<br />

eklendi.<br />

• Sosyal Sorumluluk ve<br />

Sürdürülebilirlik Bölümü’nde;<br />

kurum, kuruluş ve markalara<br />

ait sosyal sorumluluk projeleri<br />

ile sivil toplum kuruluşlarına ait<br />

projeler yine birbirinden ayrı<br />

yarışacak. Her ikisi de dört ana<br />

başlık altında değerlendirilecek;<br />

İnsan, Gezegen, Refah ve<br />

Barış. Aynı zamanda bu bölüme<br />

“Hedefler için Ortaklıklar”<br />

kategorisi de eklendi.<br />

• Üretimde Ustalık ve Tasarım<br />

Bölümü’ne “Animasyon Karakter<br />

Tasarımı” kategorisi eklendi.<br />

• Veri Kullanımı Bölümü de yeni<br />

bir kategoriye sahip: Verinin<br />

İçgörüye Dönüştürülmesi.<br />

• Veri Kullanımı ve Sosyal<br />

Sorumluluk ve Sürdürülebilirlik<br />

bölümlerinin değerlendirme<br />

kriterleri güncellendi.<br />

• Tüm bölümler, ajansların<br />

yanı sıra reklamverenlerin de<br />

başvurusuna açık.<br />

• Son olarak ajandalara not: Felis<br />

bu yıl 11-12 Kasım tarihlerinde<br />

sahiplerine kavuşacak!<br />

Felis <strong>2021</strong> Jüri Başkanları<br />

Dijital ve Mobil Kayhan Dural 4129Grey Chief Digital<br />

Officer<br />

Dönüştüren Pazarlama<br />

Etkisi<br />

E-Ticaret<br />

Film ve Entegre<br />

Kampanyalar<br />

Marka Deneyimi ve<br />

Aktivasyon<br />

Markalı İçerik ve<br />

Eğlence<br />

Tarık Bayar<br />

Levent Erden<br />

Yaşar Akbaş<br />

Çağanur Atay<br />

Uçtu<br />

Kerem Kanık<br />

Reckitt Hijyen İş Birimi<br />

Pazarlama Direktörü &<br />

Yönetim Kurulu Üyesi<br />

Happy People Project<br />

Kurucu Ortak & Ajans<br />

Başkanı<br />

MediaMarkt Türkiye<br />

Pazarlama, Kurumsal<br />

İletişim ve<br />

E-Ticaret Direktörü<br />

Titrifikir Kurucu Ortak<br />

Medya Banun Erkıran PC İletişim Grubu CEO<br />

Out of Home, Basın ve<br />

Yayın, Radyo ve Audio<br />

PR<br />

Ayşe Aydın<br />

Berna Sağlam<br />

Naipoğlu<br />

Publicis Groupe CCO<br />

Bernaylafem İletişim ve<br />

Marka Danışmanlığı<br />

Ajans Başkanı<br />

Sağlık İletişimi Pınar Saltat Bayer Tüketici Sağlığı<br />

Pazarlama Direktörü<br />

Sosyal Medya<br />

Sosyal Sorumluluk ve<br />

Sürdürülebilirlik<br />

Üretimde Ustalık ve<br />

Tasarım<br />

Görkem Yeğin<br />

Mert<br />

Ayşenur Aydın<br />

Haluk Erkmen<br />

Facebook Creative Shop<br />

Creative Strategist<br />

OPET Kurumsal İletişim<br />

Müdürü<br />

Puck Global Ajans Başkanı<br />

& Yönetici Kreatif Direktör<br />

Veri Kullanımı Işıl Heves Google Türkiye Pazarlama<br />

Lideri<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 21


GÜNCEL<br />

Curious Felis’le<br />

tanıştınız mı?<br />

Etkisini kanıtlamış kampanyaların<br />

ardındaki stratejileri ve stratejistleri<br />

ödüllendirmek için hayata geçirilen<br />

Curious Felis’e merhaba deyin.<br />

N<br />

e sadece anlatılar ne de rakamlar<br />

yeter, kalplere dokunabilen<br />

kampanyaların<br />

gücünü ifade etmeye. Ancak<br />

her ikisi de, temeli sağlam bir inşaya imkân<br />

sağlayan içgörülere ve stratejilere<br />

çok şey borçludur. Artık, çoğu zaman<br />

göz önünde olmayan ilham verici stratejileri<br />

ve stratejistleri takdir etmek ve<br />

ödüllendirmek için yeni bir yarışma var:<br />

Curious Felis.<br />

MERAK UYANDIRAN STRATEJİLER<br />

Curious Felis’te yer alan kategoriler<br />

beş temel alana odaklanıyor: Davranış<br />

Değiştiren ve Yeni Kalpler Kazandıranlar,<br />

Kategoride Ezber Bozanlar,<br />

Markanın Konumlandırmasını Değiştirenler,<br />

Marka Amacı ile Harekete<br />

Geçirenler ve Markayı Sıfırdan<br />

Yazanlar. Değerlendirme kriterleri<br />

ise problem çözme (yüzde 50), uygulama<br />

(yüzde 30) ve iş sonucu (yüzde<br />

20) olmak üzere başarılı bir stratejiyi<br />

tamamlayan üç ayağa dayıyor sırtını.<br />

BAŞVURULAR HAKKINDA<br />

Curious Felis’e 01 Ocak 2020 – 01 Ekim<br />

<strong>2021</strong> tarihleri arasında uygulamaya<br />

konan ve uygulama döneminin en az<br />

yarısı bu tarih aralığına denk düşen<br />

çalışmalarla başvurmak mümkün.<br />

Yarışma, reklamveren firmalar adına<br />

pazarlama iletişimi odaklı stratejik<br />

planlama faaliyetlerinde bulunan her<br />

tür ajans, danışmanlık şirketi ve bağımsız<br />

danışmanın başvurusuna açık.<br />

Başvuruları 1 Ekim <strong>2021</strong> tarihine<br />

kadar devam eden Curious Felis, bu<br />

yıl ilk kez 11 Kasım’da sahipleriyle buluşacak.<br />

Altın, Gümüş ve Bronz olmak<br />

üzere üç kategoride verilecek ödüller<br />

bunlarla sınırlı değil. Kazanan vakalar<br />

aynı zamanda, dünyanın en saygın<br />

reklam araştırma kuruluşlarından<br />

WARC’ta listelenecek. ■<br />

CURIOUS FELIS <strong>2021</strong> JÜRİ ÜYELERİ<br />

Berkant Avcı - Jüri Başkanı<br />

Medina Turgul DDB, Executive Strategy Director<br />

Birçim Öztaşkın<br />

Publicis Groupe Turkey, Board Member<br />

Pamir Gündüz<br />

Senfonico, Head of Strategy<br />

Alper Eroğlu<br />

Unilever Türkiye, Orta Asya, Kafkasya ve İran, Güzellik<br />

ve Kişisel Bakım Kategorisinden Sorumlu Pazarlama<br />

Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi<br />

Alper Özcan<br />

Kantar Insights, Brand Strategy Lead<br />

Aslıhan Anarat<br />

The&Partnership & m/SIX, Managing Director<br />

Berra Katlav<br />

Alametifarika, Head of Strategy<br />

Bilge Çiftçi<br />

Eczacıbaşı Tüketim Ürünleri, CMO<br />

Ceren Sağlam<br />

Curious Brand Strategy Consultancy, Kurucu<br />

Ceren Şehitoğlu<br />

Tribal Worldwide İstanbul, Head of Strategic Planning<br />

Damla Bal<br />

SesliHarfler Isobar, Yaratıcı Strateji Direktörü<br />

İsmail Seval<br />

Newton.ddc, Kurucu Ortak<br />

Leslie Krespin<br />

4129Grey / AKQA, Müşteri İlişkileri ve Stratejik<br />

Planlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı<br />

Özgü Özbek<br />

Kariyer.net, Ürün Pazarlama Yöneticisi<br />

Pelin Aydın<br />

Ogilvy Istanbul, Head of Strategy<br />

Pelin Aydoğdu<br />

Danone Su Türkiye, CMO<br />

Viktor Kuzu<br />

Deeper & BLAB Kurucu<br />

Volkan Dalkılıç<br />

Havas, ECD<br />

Yusuf Muslubaş<br />

MullenLowe, VP, Strategy<br />

Zeynep Bortaçina Yener<br />

Publicis, Head Of Strategy<br />

22 <strong>MediaCat</strong>


GÜNCEL<br />

Söyleşi<br />

Sıradışı<br />

bir vaka<br />

yarışması<br />

Berkant Avcı<br />

MEDINA TURGUL DDB,<br />

YÖNETICI STRATEJI DIREKTÖRÜ<br />

Curious Felis’in jüri başkanlığını üstlenen<br />

Medina Turgul DDB Yönetici Strateji<br />

Direktörü Berkant Avcı, yarışma tasarımını<br />

ve bu yeni rekabetin olmazsa olmazlarını<br />

anlatıyor.<br />

Curious Felis sektörde nasıl bir<br />

yenilik anlamına geliyor?<br />

Bu soruya en doğru cevabı verebilmek<br />

için müsaadenizle biraz konunun başına<br />

dönmek istiyorum. Strateji, her zaman<br />

iletişimin bel kemiğini oluştursa<br />

da reklamcılığın stratejiyi bir disiplin<br />

olarak kabul etmesi 70’ler sonu, 80’ler<br />

başına denk geliyor. Strateji departmanının<br />

reklam ajanslarında yaygınlaşması<br />

ise 90’ları buluyor. Türk reklamcılığında<br />

stratejinin gelişiminden<br />

bahsetmek için bu tarihlere bir 10 yıl<br />

daha eklemek lazım. Kısacası strateji,<br />

geçmişi çok eskilere dayanan bir disiplin<br />

-hatta bir sanat- olsa da reklamcılık<br />

için henüz çok yeni. Belki de bu yüzden<br />

genellikle iletişim denince ilk olarak<br />

aklımıza pazarlama iletişimi, reklamcılık<br />

denince de metin yazarlığı ve sanat<br />

yönetmenliği geliyor. Yani strateji jargonuyla<br />

açıklamam gerekirse strateji,<br />

sektörün “top of mind”ında değil. İşte<br />

Curious Felis’le çözmek istediğimiz<br />

problem tam da bu. O yüzden yarışma-<br />

nın misyonunu “Etki bırakan yaratıcı<br />

stratejileri ve stratejistleri daha görünür<br />

kılarak strateji disiplininin saygınlığını<br />

artırmak ve böylece pazarlama<br />

iletişiminde stratejinin ve stratejistlerin<br />

konumunu güçlendirmek” olarak<br />

belirledik. Bu yönüyle Curious Felis,<br />

bildiğimiz yaratıcılık yarışmalarından<br />

farklılaşıyor.<br />

Öte yandan Curious Felis bir vaka<br />

yarışması. Ancak diğer vaka yarışmalarından<br />

birçok noktada ayrışıyor. Curious<br />

Felis fikrinin arkasında, sektörün<br />

önde gelen stratejistlerinden oluşan bir<br />

takım var. Haliyle bu kadar stratejist<br />

bir araya gelince, var olan vaka yarışmalarını<br />

en ince detayına kadar inceledik<br />

ve değerlendirmelerimizi, yarışma<br />

tasarımına yansıtmaya çalıştık. Örneğin<br />

her geçen gün dikkat süresi daha da<br />

azalan katılımcılardan sayfalar dolusu<br />

vaka açıklaması beklemenin, zamanın<br />

ruhuna uygun olmayacağını düşündük<br />

ve başvuru formunu bir sayfayla sınırlandırdık.<br />

Az ve öz olma halini yarışmanın<br />

her noktasına taşımak istiyoruz. Öyle<br />

ki kazanan vakalar, başka bir yenilik<br />

olarak, dünyanın en saygın iletişim<br />

kaynaklarından WARC’un arşivinde<br />

listelenecek. Ancak alıştığımız WARC<br />

makalelerinden farklı olarak yine her<br />

şey bir sayfada özetlenecek. İlerleyen<br />

tarihlerde Curious Felis’in sektöre getirdiği<br />

yenilikleri daha detaylı değerlendirme<br />

fırsatımız olacak. Birazını da<br />

oraya saklayalım.<br />

Kategori yapısı nasıl oluşturuldu,<br />

neler dikkate alındı?<br />

Değerlendirme kriterlerinden jüri<br />

dağılımına kadar her noktada strateji<br />

disiplinini merkeze koyduk. Kategorileri<br />

belirlerken de yine disiplin-odaklı<br />

hareket ettik. Yani bir stratejist, pazarlama<br />

iletişimine hangi noktalarda katkıda<br />

bulunuyorsa, o noktaları kategorilere<br />

yansıtmaya çalıştık. Örneğin bir<br />

stratejist kimi zaman bir markayı sıfırdan<br />

tasarlar kimi zaman var olan bir<br />

markaya yeni anlamlar kazandırarak<br />

onun hem tüketicinin zihnindeki hem<br />

de pazardaki konumunu değiştirir.<br />

İşte bu iki örneğin de Curious Felis’te<br />

kategori olarak karşılığı var. Bir önceki<br />

soruda bahsettiğim az ve öz olma hedefimizi<br />

kategorileri oluştururken de<br />

aklımızda tuttuk ve bu yıl için toplam<br />

altı kategori belirledik. Bizden sonraki<br />

komitelerin de kategorileri az ve öz tutmaya<br />

çalışacağını düşünüyorum.<br />

Kazanmak isteyenler nelere<br />

dikkat etmeli?<br />

Biraz beylik bir söz olacak ama sanırım<br />

samimiyete dikkat etmeliler derim.<br />

Jürimiz ağırlıklı stratejistlerden<br />

ve strateji sürecinin farklı noktalarına<br />

dokunan deneyimli profesyonellerden<br />

oluşuyor. Yani biz bizeyiz. Ve hepimiz<br />

bir brief’in, bazen iki toplantı<br />

arasında, marka yöneticisiyle müşteri<br />

temsilcisinin kahve sohbetinde ortaya<br />

çıkabileceğini biliyoruz. Sırf daha “ciddi”<br />

görünmek adına katılımcılarımızın<br />

bazı noktalarda, kendilerini “mış” gibi<br />

yapmak zorunda hissetmelerini istemiyoruz.<br />

Daha teknik konulara girecek olursak<br />

katılımcılarımıza, öncelikle problemi<br />

doğru tanımlamalarını öneririm.<br />

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.<br />

Hiçbir strateji nedensiz oluşturulmaz.<br />

O nedeni jürinin anlayabilmesi kritik.<br />

Stratejik yaklaşımın tazeliği, vakanın<br />

kaderini belirleyecek bir diğer önemli<br />

kriter. Bu yıl jüri başkanı olarak sektörde<br />

akım yaratabilen, sadece kendisine<br />

değil, başka markalara da yeni kapılar<br />

açabilen ve etkisi sınırları aşan stratejileri<br />

gün yüzüne çıkarmaya çalışacağımızı<br />

söyleyebilirim. Son olarak stratejinin<br />

teoride kalmadığını, uygulamaya<br />

çok iyi bir şekilde yansıtıldığını görebilmemiz<br />

elzem. ■<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 23


GÜNCEL<br />

Daha güncel<br />

daha esnek<br />

Yoluna yeni online<br />

yapısıyla devam<br />

eden Marka Okulu,<br />

pazarlama iletişimi<br />

ekosisteminin tüm<br />

paydaşlarına temas<br />

eden eğitimleriyle<br />

katılımcılarını<br />

bekliyor.<br />

M<br />

ediaCat tarafından düzenlenen<br />

ve sektörel eğitimlerle<br />

profesyonel dünyada<br />

yeni alanlar açan Marka<br />

Okulu, yeni online yapısıyla karşılıyor<br />

katılımcılarını. Disiplin fark etmeksizin,<br />

markalaşmayı hedef alan sektörleri<br />

ve akademiyi bir araya getiren eğitim<br />

programı, çalışma hayatının ritmine<br />

uyumlu ve esnek bir yapıyla hazırlandı.<br />

YENİ MARKA OKULU YAPISI<br />

Marka Okulu hem bireysel hem de kurumsal<br />

açık katılımlı eğitimlere sahip.<br />

Ve daha önceden de olduğu gibi, her<br />

eğitim incelikli olarak, ilgili sektörün<br />

ve akademinin önde gelen isimleriyle<br />

işbirliği içerisinde hazırlanıyor. Eğitimler<br />

bu yeni esnek online düzende,<br />

hafta içi 19:00-21:30 saatleri arasında<br />

katılımcılarla buluşuyor. Bu eğitimleri<br />

tek tek ya da paket halinde takip etmek<br />

mümkün. Her eğitimin ardından<br />

ise yüzde 80 katılımla başarı sağlayan<br />

katılımcılar, eğitmen ve <strong>MediaCat</strong> tarafından<br />

imzalanan katılım belgelerini<br />

almaya hak kazanıyorlar. ■<br />

O<br />

Marka Okulu<br />

eğitimleri, ilgili<br />

sektörün ve<br />

akademinin önde<br />

gelen isimleriyle<br />

işbirliği<br />

içerisinde<br />

hazırlanıyor.<br />

NEDEN KATILMALIYIM?<br />

Bulunduğu sektörde<br />

kendisini geliştirmek ve<br />

profesyonelleşmek isteyen<br />

herkes Marka Okulu<br />

eğitimlerinden faydalanabilir.<br />

Kısacası Marka Okulu’nun<br />

kapıları,<br />

• İşletme ve iletişim<br />

alanlarından mezun olup<br />

alanlarında spesifik bir<br />

konuda uzmanlaşmak<br />

isteyen,<br />

• Çalışanlarını alandaki<br />

gelişmelere, doğru<br />

yaklaşımla entegre etmek<br />

isteyen yöneticiler ve<br />

• Çalışma hayatına yeni<br />

bir yön vermek ve pratikle<br />

teoriyi dengelemek isteyen<br />

sektör çalışanları için açık.<br />

Marka Okulu’nun Ekim ayı<br />

programı ise belli oldu.<br />

Eğitimlerin odaklandığı başlıklar<br />

Pazarlama ve Yaratıcılık, Marka<br />

Büyüten Stratejiler, Dijital<br />

Dönüşüm ve Sosyal Medya<br />

Yönetimi, Kullanıcı Deneyimi<br />

Tasarımı (UX) ve Evrimci<br />

Pazarlama şeklinde çeşitleniyor.<br />

Tüm detaylara markaokulu.ist<br />

üzerinden ulaşılabilir.<br />

24 <strong>MediaCat</strong>


İŞ DÜNYASI<br />

Söyleşi<br />

Önceliğimiz<br />

ilgi alanları<br />

LEGO Group’u bir ürün inovasyon<br />

şirketi olarak tanımladıklarını<br />

söyleyen Tuna Canatar,<br />

pazarlama stratejilerindeki en<br />

önemli değişimin hedef kitleyi<br />

tekrardan tanımlamak üzerine<br />

olduğunu söylüyor ve ekliyor:<br />

“Çocuk, ebeveyn ve yetişkin<br />

hedef kitlede artık hedef kitlemiz<br />

kişilerden daha çok onların ilgi<br />

alanları haline geldi.”<br />

LEGO Group’un faaliyet gösterdiği<br />

pazarlar arasında sorumlu<br />

olduğunuz pazarların payı nedir?<br />

Bu sıralamada Türkiye hangi<br />

yönleriyle ayrışıyor?<br />

İstanbul ofisimizden Yunanistan, Türkiye<br />

ve İsrail pazarlarını yönetiyoruz.<br />

Bu ülkeler çok kırılgan ve farklı zorluklar<br />

barındırıyor fakat diğer taraftan<br />

birçok fırsat da barındırıyor. Türkiye bu<br />

ülkeler arasında ciro ve pazarlama yatırımı<br />

olarak birinci sırada geliyor.<br />

Bu üç ülkedeki alışverişçi davranışları,<br />

pazar dinamikleri, perakende yapıları<br />

ve okazyonlar birbirinden oldukça<br />

farklı. Örnek vermek gerekirse; Nisan<br />

ayında Türkiye’de 23 Nisan bizler için<br />

çok önemli bir dönem iken, aynı dönemde<br />

Yunanistan’da Paskalya dönemi<br />

sebebiyle kampanyalar geliştiriyoruz.<br />

Diğer taraftan, satış kanalları yapısında<br />

çok büyük farklılıklar mevcut. Türkiye<br />

pazarında e-ticaret ve LEGO Store kau<br />

SULTAN ÖNCÜ ARSLANOĞLU<br />

TUNA CANATAR<br />

LEGO GROUP TÜRKİYE,<br />

İSRAİL VE YUNANİSTAN<br />

PAZARLAMA DİREKTÖRÜ<br />

26 <strong>MediaCat</strong>


YAKIN BAKIŞ<br />

Bugünlerde sıklıkla<br />

kullandığım iş kavramı<br />

✓ Yeşil Marka olabilmek<br />

ve bu vizyonu<br />

taşıyabilmek… Şu<br />

anda en önemsediğim<br />

kavramlardan biri.<br />

Son dönemde beni en çok<br />

etkileyen teknolojik buluş<br />

✓ Özellikle 3D yazıcı<br />

konusundaki gelişmeler<br />

çok ilgimi çekiyor. Son<br />

yıllarda 3D yazıcıları<br />

daha da hızlandırmak<br />

için farklı teknolojiler<br />

bulunuyor. Bunun<br />

ileride hayatımıza çok<br />

farklı konularda pozitif<br />

etki sağlayacağını<br />

düşünüyorum.<br />

✓ Diğer önemli bulduğum<br />

teknolojik buluşlar ise<br />

yeşil enerji odaklı.<br />

Bu sıralar en çok<br />

dinlediğim podcast<br />

✓ Özellikle teknoloji ve<br />

girişimcilik alanında<br />

beni besleyen Aykut<br />

Balcı – Dünya Trendleri<br />

podcast’i.<br />

Son dönemde en çok<br />

vakit geçirdiğim mobil<br />

uygulama<br />

✓ Uzun zamandır günlük<br />

ve profesyonel hayatımı<br />

planlarken kullandığım<br />

Evernote isimli uygulama.<br />

nallarımız büyük bir hızla büyürken ve<br />

önemli bir paya sahipken, Yunanistan<br />

pazarında geleneksel kanal halen büyümesini<br />

ve payını koruyor.<br />

Diğer taraftan bu üç ülkede bulunan<br />

partnerlerimiz ve çalışanlarımızla birlikte<br />

çok güzel bir mozaik olduğumuzu<br />

düşünüyorum. Bu sebeple çeşitlilik<br />

ve kapsayıcılık bizim için şu anda en<br />

önemli konulardan biri durumunda.<br />

Sorumluluğumuz<br />

dahilindeki<br />

Yunanistan,<br />

Türkiye ve İsrail’de<br />

yetişkin grubumuz<br />

2020’yi üç haneli<br />

büyüme ile kapadı.<br />

Yönettiğimiz<br />

bölgede yetişkin<br />

kategorisinde en<br />

hızlı büyüyen ülke<br />

Türkiye.<br />

Çocuktan yetişkine uzanan<br />

hedef kitlenize ulaşmak için pazarlamada<br />

önceliklendirdiğiniz<br />

kanallarda son dönemde neler<br />

değişti?<br />

Pazarlama stratejilerimizdeki en önemli<br />

değişim hedef kitleyi tekrar tanımlamak<br />

üzerine oldu. Çocuk, ebeveyn ve<br />

yetişkin hedef kitlede artık hedef kitlemiz<br />

kişilerden daha çok onların ilgi<br />

alanları haline geldi. Yaptığımız araştırmalara<br />

göre belirlediğimiz ilgi alanları<br />

dahilinde ürün geliştirmeleri yapıp pazarlama<br />

stratejimizi yine bu ilgi alanlarına<br />

göre şekillendiriyoruz.<br />

Pazarlama iletişiminde ise televizyon,<br />

dijital, etkinlik ya da basılı yayın<br />

vb. kırılımlarla başlamak yerine belirlediğimiz<br />

ilgi alanlarını hedefleyecek şekilde<br />

iletişim karmasını oluşturuyoruz.<br />

Dolayısıyla bizim hayatımızda geleneksel,<br />

yeni medya gibi kavramlar yok. Bunun<br />

yerine doğru iletişim kanalını kullanmak<br />

var. Bu kapsamda son iki yıldır<br />

iletişim için harcadığımız bütçe geri dönüşlerinde<br />

yüzde 20’ye yakın artış sağladık.<br />

Televizyon halen birinci sıradaki<br />

yerini korusa da artık hayatımızda güçlü<br />

bir dijital kanal var ve konumunu hızla<br />

yükselten perakende iletişim kanalları<br />

iletişim karmamızda yeni oyuncumuz.<br />

Sorumlu olduğunuz pazarlarda<br />

yetişkinler kategorisine ilgi ne<br />

düzeyde? Türkiye’deki tüketicilerinizin<br />

yaş grubunda nasıl bir<br />

dağılım var?<br />

Üç sene öncesine kadar yetişkin kategorimiz<br />

stratejilerimizde daha geri plandaydı<br />

ve bu alandaki yatırımlarımız oldukça kısıtlıydı.<br />

Önceliğimiz, okul öncesi ve 5-12<br />

yaş arasındaki çocuk kategorisiydi. Özellikle<br />

bu kategorilerde belli bir noktaya<br />

gelmemiz sebebiyle ve ortaya koyduğumuz<br />

“Aile Markası” olma vizyonu doğrultusunda,<br />

yetişkin kategorisine olan<br />

odağımızı ve yatırımlarımızı artırdık.<br />

Ürün geliştirme ve bunun doğrultusunda<br />

farklı ilgi alanlarına sahip yetişkinler<br />

için oluşturduğumuz pazarlama<br />

planımızla birlikte son iki senedir oldukça<br />

hızlı büyüyoruz. Sorumluluğumuz<br />

dahilindeki Yunanistan, Türkiye ve<br />

İsrail’de 2020’de yetişkin grubumuzu üç<br />

haneli büyüme ile kapadık. <strong>2021</strong>’de de<br />

aynı hızda büyüyoruz. Artık yetişkin kategorisi<br />

ürün sayısı, pazarlama yatırımı<br />

ve ciro payı olarak portföyde en önemli<br />

oyuncu olmaya aday.<br />

Türkiye’ye burada ayrı bir yer açmak<br />

lazım. Bizim beklentilerimiz Yunanistan<br />

ve İsrail’de daha yüksek ivmelere<br />

çıkmaktı. Fakat yönettiğimiz bölgede<br />

yetişkin kategorisinde en hızlı büyüyen<br />

ülke Türkiye haline geldi.<br />

Ebeveynler, çocuklarının oyun<br />

deneyimlerinde yenilikler görmeye<br />

ne kadar açık?<br />

Şu bir gerçek ki çocuklar ve yetişkinler<br />

her geçen gün zamanlarını teknoloji ve<br />

dijital ile harcama yoluna daha fazla gidiyor.<br />

Fakat özellikle çocuklar için hepimizin<br />

bildiği gibi, bazı güvenlik unsurları<br />

önem arz ediyor. Bu sebeple LEGO’ya<br />

olan ilgi ebeveyn tarafında da artıyor.<br />

Buradaki en önemli konu, bir yandan<br />

geleneksel oyun ihtiyacına karşılık<br />

verebilmek iken diğer taraftan da teknoloji<br />

ile harmanlanmış yeni ürünler<br />

geliştirebilmek. Bu anne-baba tarafında<br />

karşılık bulan bir şey ve onların çocuklarıyla<br />

birlikte seçim yaparken daha rahat<br />

etmesini sağlıyor. Ayrıca, çocukların güvenle<br />

vakit geçirebilmeleri için oluşturduğumuz<br />

LEGO Life isimli platform ile<br />

çocuklar dijital alanda güvenle birbirleriyle<br />

sosyalleşebiliyor.<br />

Ürün geliştirme stratejilerinizde<br />

hangi trendler yönlendirici etkiye<br />

sahip?<br />

Biz bir ürün inovasyon şirketiyiz demek<br />

sanırım yanlış olmaz. Birçok farklı hedef<br />

kitleye farklı ilgi alanları dahilinde<br />

yenilikçi ürünlerimizle ulaşıyoruz. Bu<br />

kapsamda her yıl ürün portföyümüzün<br />

yarısından fazlası yeni ürünlerle güncelleniyor.<br />

Yeni ürün geliştirirken birçok<br />

farklı unsur göz önünde bulunduruluyor.<br />

Fakat en önemli iki unsur; teknoloji<br />

alanındaki gelişmeler ve hedef kitlemizin<br />

ilgi alanları dahilindeki trendler.<br />

Özellikle son üç yıldır çocuk hedef<br />

kitlemiz için AR odaklı iki farklı markamızın<br />

lansmanını yaptık. LEGO yapım<br />

parçalarının teknolojiyle buluştuğu<br />

daha farklı ürünleri de ileride göreceğiz.<br />

Buna ek olarak yetişkin hedef kitlemiz<br />

için sanat, mimari, araçlar, dekorasyon<br />

gibi farklı alanlarda partnerliklerle süslediğimiz<br />

yenilikçi ürünlerimiz devam<br />

edecek. ■<br />

LEGO Group’un Türkiye, İsrail ve<br />

Yunanistan pazarları arasında<br />

Türkiye, ciro ve pazarlama<br />

yatırımı olarak birinci sırada.<br />

Çeşitlilik ve kapsayıcılık en<br />

önemli konu başlıkları.<br />

Son iki yıldır iletişim için<br />

harcanılan bütçe geri<br />

dönüşlerinde yüzde 20’ye<br />

yakın artış.<br />

Televizyon halen birinci sıradaki<br />

yerini korusa da konumunu hızla<br />

yükselten perakende, iletişim<br />

kanalları iletişim karmasında<br />

yeni oyuncumuz.<br />

Yunanistan, Türkiye ve İsrail’de<br />

yetişkin grubu 2020’yi üç haneli<br />

büyüme ile kapadı. Türkiye, üç<br />

pazar arasında bu kategoride<br />

en hızlı büyüyen ülke.<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 27


İŞ DÜNYASI<br />

Karbon nötr<br />

doğa pozitif<br />

Yaşanabilir bir<br />

gelecek için küresel<br />

sıcaklık artışını<br />

sınırlandırmak ile<br />

biyolojik çeşitliliği<br />

korumak birbirini<br />

destekleyen hedefler<br />

durumunda. Bu<br />

hedeflere giden<br />

yolda uygulanan<br />

öncelikli strateji<br />

karbon nötr planları.<br />

Karbon nötr bir<br />

geleceğe ulaşmanın<br />

temelinde ise doğal<br />

iklim çözümleri<br />

yatıyor.<br />

u SULTAN ÖNCÜ ARSLANOĞLU<br />

28 <strong>MediaCat</strong><br />

ünya, deyim yerindeyse<br />

D<br />

güç birliği etmiş çevresel<br />

krizlerle karşı karşıya. İklim<br />

değişikliğiyle mücadele<br />

etme stratejilerinin tepesindeyse<br />

karbon nötr gelecek planları var. Birçok<br />

şirketin net sıfır emisyona ulaşma<br />

hedefleri benimsemesi bazısının da<br />

doğayı iyileştirmeye yönelik taahhütlerde<br />

bulunması, özel sektörün eylem<br />

planına dair sinyaller veriyor. Doğal<br />

iklim çözümleri ise karbon nötr bir<br />

geleceğe ulaşmanın esası haline gelmiş<br />

durumda.<br />

Paris İklim Anlaşması, iklim kriziyle<br />

mücadeleye dair kesin bir bilgi paylaşıyor.<br />

İklim değişikliğinin risklerini<br />

ve etkilerini önemli ölçüde azaltmak<br />

istiyorsak, küresel ortalama sıcaklık<br />

artışını 1,5-2 santigrat dereceyle sınırlandırmalıyız.<br />

Uzmanlara göre 2030<br />

yılına kadar bunu başarabilmek için<br />

gerekli olan yüzde 50 net emisyon azaltımında<br />

doğa, tek başına bu hedefin 3’te<br />

1’ini sağlayabilecek konumda.<br />

t<br />

‘Ülkemizde<br />

karbonun bir fiyatı<br />

olabilmesi için<br />

öncelikle ülkemizin<br />

bir karbon bütçesi<br />

ve buna bağlı<br />

olarak da net sıfır<br />

karbon salacağı<br />

seneyi belirlemesi<br />

gerekiyor.’<br />

EN GÜÇLÜ ÜÇ ÇÖZÜMDEN BİRİ<br />

Doğal iklim çözümlerini; karbon depolamayı<br />

artıran ve sera gazı emisyonlarını<br />

önleyen, restorasyon ve iyileştirilmiş<br />

arazi yönetimi eylemleri olarak<br />

tanımlayabiliriz. Bu çözümlerden düşük<br />

maliyetli bir karbon azaltma kaynağı<br />

olarak da bahsedilebilir. O nedenle<br />

karbon emisyonunu azaltmaya yönelik<br />

başvurulan en güçlü üç çözümden biri<br />

ormansızlaşmanın önlenmesi. Bir ormanı<br />

korumak yalnızca ekosisteme<br />

etki etmiyor, yerel toplulukların geçim<br />

kaynaklarına da fayda sağlıyor. Örneğin,<br />

PT Rimba Makmur Utama tarafından<br />

yönetilen ve Endonezya’daki kâr<br />

amaçlı ormanlarda karbon depolamayı<br />

artırmaya yönelik başlatılan proje,<br />

yalnızca ormansızlaşmayı azaltmakla<br />

ve yerel topluluklar için sürdürülebilir<br />

kalkınma fırsatlarını desteklemekle<br />

kalmıyor, yılda 7,5 milyon ton karbondioksiti<br />

de nötrlüyor.<br />

WWF tarafından yayımlanan Enerji<br />

Raporu’na göre insan kaynaklı sera<br />

gazı emisyonlarının yüzde 17’si, başta<br />

ormansızlaşma olmak üzere arazi kullanımındaki<br />

değişimden kaynaklanıyor.<br />

Ormanların kaybını ve azalmasını<br />

durdurmak ve tersine hareket ettirmek,<br />

olumlu iklim enerji senaryolarının<br />

başlıca unsurlarından biri. Ancak


KARBON KREDİSİNE TALEP<br />

ARTACAK<br />

Giderek daha çok şirketin net sıfır ikrapor,<br />

toprak kullanımı emisyonlarını<br />

durdurmaya yönelik etkili eylemlerde<br />

bulunulmadığı sürece, iklim çözümlerinin<br />

yüzde 90’ı aşan başarı olasılığının<br />

yüzde 35 seviyesine düşme ihtimalinin<br />

söz konusu olduğunu ortaya koyuyor.<br />

YEŞİL TOPARLANMA<br />

Yılda 11 milyar tonluk ek karbon azaltımı<br />

sağlama ve karbon kredilerini<br />

ekonomik hale getirme konusundaki<br />

olağanüstü potansiyellerine rağmen<br />

doğal iklim çözümleri, pandemi öncesi<br />

zamanlarda mevcut iklim finansmanından<br />

yalnızca yüzde 2-3’lük pay alabildi.<br />

Dünya Ekonomik Forumu’nun<br />

hazırladığı Nature and Net Zero raporuna<br />

göre Covid-19’un birçok alanda<br />

yarattığı tahribatın ardından “yeşil bir<br />

toparlanma” sağlamak için doğal iklim<br />

çözümleri, ekonomik stratejilerin ayrılmaz<br />

bir bileşeni olmalı. Ancak değerinin<br />

henüz yeteri kadar bilinmediğinin<br />

altı çiziliyor. Uzmanlara göre, başta<br />

kurumsal karbon azaltma iddialarının<br />

nasıl ele alınacağının bilinmemesi ve<br />

doğal iklim çözümlerinin oynayabileceği<br />

rol konusunda fikir birliğinin olmaması<br />

olmak üzere çeşitli kavramsal<br />

ve teknik engeller nedeniyle bu potansiyelden<br />

uzağız. Standartlar ve belgelendirme<br />

konusunda uluslararası geçerliliği<br />

olan bir anlaşmaya ihtiyaç var.<br />

Burada çözüme kavuşturulması gereken<br />

başlıca problem ise güven eksikliği.<br />

Gönüllü Karbon Piyasalarını Ölçeklendirme<br />

Görev Gücü’nün (TS-<br />

VCM) yakın tarihli raporunda belirtildiği<br />

gibi, doğal iklim çözümleri üreten,<br />

ticarete konu kredilerin büyümesini<br />

desteklemek için piyasa mimarisinin,<br />

altyapısının ve finansmanının geliştirilmesi<br />

gerekiyor. Sonuç olarak bir yandan<br />

kamu bilincini artırmaya ihtiyaç<br />

duyulurken, diğer yandan kavramsal<br />

farklılıkları ele almak için çok paydaşlı<br />

güven toplulukları oluşturmak kritik<br />

önem arz ediyor. Ayrıca güven ortamı<br />

oluşturabilmek, yıllardır süren karbon<br />

kredisi arz fazlası ve düşük fiyatların<br />

üstesinden gelebilmede de önemli bir<br />

adım.<br />

DOĞAL İKLİM<br />

ÇÖZÜMLERİNİN<br />

YARATACAĞI<br />

FIRSATLAR<br />

1 milyar<br />

insan<br />

yoksulluktan kurtulabilir.<br />

80 milyon<br />

iş olanağı<br />

yaratabilir.<br />

2,3 trilyon<br />

dolar<br />

Küresel ekonomiye ek<br />

büyüme getirebilir.<br />

3,7 trilyon<br />

dolar<br />

iklim değişikliğinin<br />

yaratacağı zararı<br />

önleyebilir.<br />

Kaynak: Nature4climate<br />

nın sıfırlanması gerekiyor. Bu noktada<br />

karbon fiyatlandırma projeleri öne çıkıyor.<br />

İklim Ekonomisi Enstitüsü’nün<br />

(I4CE) yayımladığı Küresel Karbon<br />

Hesabı 2020 analizine göre karbon fiyatlarının,<br />

2020 yılında ton başına 40<br />

ile 80 dolar, 2030 yılında ise 50 ile 100<br />

dolar arasında olması gerekiyor. Ancak<br />

bu rakamlara henüz ulaşılmış değil.<br />

University College London ve Trove<br />

Research tarafından hazırlanan<br />

Temmuz <strong>2021</strong> tarihli bir rapora göre,<br />

anlamlı bir iklim eylemi için kurumsal<br />

karbon dengeleme maliyetlerinin 10<br />

kat artması gerekiyor. Şirketler tarafından<br />

emisyonlarını dengelemek için<br />

kullanılan karbon kredilerinin fiyatları,<br />

son birkaç yıl içinde oluşan arz fazlalığı<br />

ve karbon kredisi ödemelerinin<br />

gerçekten karbon emisyonlarını azaltıp<br />

azaltmadığını anlamadaki zorluk<br />

sebebiyle oldukça düşük. Rapora göre<br />

bu fazlalıklar olmadan bugün 3-5 dolar/<br />

ton karbondioksit olan fiyatlar, karbondioksit<br />

ton başına 15 dolara yükselecek.<br />

2030 yılına kadar karbon kredisi<br />

fiyatlarının 20-50 dolar/ton karbondioksit<br />

seviyelerine ulaşacağını öngören<br />

rapora karşılık, İklim Ekonomisi Enstitüsü’nün<br />

Küresel Karbon Hesabı 2020<br />

analizine göre beklentiler 100 dolara<br />

kadar yükseliyor.<br />

%<br />

40<br />

KARBON DENGELEME<br />

Küresel sıcaklık artışını 1,5-2 santigrat<br />

dereceyle sınırlandırma hedefine<br />

ulaşmak için net emisyon miktarlarılim<br />

taahhütlerini benimsemesi karbon<br />

kredisi talebinin önümüzdeki 10 yılda<br />

5-10 kat artabileceğine işaret ediyor.<br />

Ancak bu senaryoda hükümetlere büyük<br />

görev düşüyor. Hükümetler, yerel<br />

politikalar yoluyla emisyonları başarılı<br />

bir şekilde azaltırsa, gönüllü piyasa yoluyla<br />

işletmelere daha az karbon kredisi<br />

verilecek. Bu, karbon kredisi fiyatlarını<br />

daha da artıracak ve potansiyel<br />

olarak 100 dolar/ton karbondioksite<br />

ulaşılacak.<br />

Uzmanlar, karbon dengeleme konusunda<br />

görüş ayrılığında. Kimilerine<br />

göre karbon dengeleme, gelişmekte<br />

olan ülkelere iklim finansmanı olarak<br />

dönebilecekken kimilerine göre emisyon<br />

dengelenmesi, küresel ısınmayı yavaşlatmak<br />

için gereken ciddi emisyon<br />

kesintileri için teşvikleri azaltmakta.<br />

Globalde karbon dengelemenin faydaları<br />

tartışıladursun Türkiye’de henüz<br />

karbon fiyatı belirlenmiş değil. Prof.<br />

Dr. Levent Kurnaz’ın İklim Gazetesi’nde<br />

yayımlanan “Türkiye’de karbon<br />

kredileri nasıl çalışabilir?” başlıklı yazısında<br />

kaleme aldığı üzere “Ülkemizde<br />

karbonun bir fiyatı olabilmesi için öncelikle<br />

ülkemizin bir karbon bütçesi ve<br />

buna bağlı olarak da net sıfır karbon salacağı<br />

seneyi belirlemesi gerekiyor. Bu<br />

iki nokta kanun hükmünde yürürlüğe<br />

girmeden de karbon piyasası vicdanınızı<br />

rahatlatmanın ötesinde bir fayda<br />

sağlamaz.” ■<br />

Karbon kredilerinde<br />

doğal iklim çözümlerinin payı<br />

Bu, 2010’da yalnızca %5’ti.<br />

Kaynak: McKinsey, Nature and Net Zero, Mayıs <strong>2021</strong><br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 29


ADVERTORIAL<br />

Bosch Ev<br />

Aletleri<br />

mühendis<br />

adaylarıyla<br />

buluşuyor<br />

Bosch Ev Aletleri’nin<br />

ana sponsorluğunda,<br />

IAB Akademi<br />

tarafından<br />

düzenlenen Dijital<br />

Öğrenci İşleri Eğitim<br />

Kampı UniChallenge<br />

Tech, mühendis<br />

adaylarına teknoloji<br />

odaklı “dijital<br />

pazarlama iletişimi”<br />

dünyasının kapılarını<br />

aralıyor.<br />

Etkinlikle<br />

ilgili<br />

ayrıntılı<br />

bilgi için<br />

ühendislik öğrencilerine<br />

M<br />

teknoloji ve pazarlamayı<br />

bir arada kullanmayı öğretmeyi<br />

hedefleyen Dijital<br />

Öğrenci İşleri Eğitim Kampı UniChallenge<br />

Tech, bu yıl 13–24 <strong>Eylül</strong> tarihleri<br />

arasında üçüncü kez düzenleniyor.<br />

“Yaşam için Teknoloji” sloganıyla çalışmalarını<br />

sürdüren Bosch Ev Aletleri’nin<br />

ana sponsorluğunda online<br />

olarak yapılacak organizasyon, dijital<br />

dönüşümde rol alacak mühendis<br />

adaylarının daha donanımlı bir şekilde<br />

mezun olmalarına katkı sunuyor.<br />

Yaşam ve doğa dostu teknolojileriyle<br />

geleceğin dünyasına yatırım yapan<br />

Bosch Ev Aletleri’nin katkılarıyla düzenlenen<br />

etkinlik, yarının dünyasını<br />

kurgulayacak mühendislik adaylarına<br />

yeni bir ufuk kazandırmayı amaçlıyor.<br />

Teknoloji ve pazarlamayı aynı potada<br />

eriten program, mühendislik öğrencilerinin<br />

kariyer planlarını farklı<br />

bir bakış açısıyla değerlendirmelerini<br />

ve sektörün bu alandaki insan kaynakları<br />

açığını gidermeyi amaçlıyor. İki<br />

hafta sürmesi planlanan ve katılımın<br />

50 kişiyle sınırlı olduğu programda<br />

öğrenciler dijital odaklı eğitimler alma<br />

imkânı bulurken hem teknoloji hem de<br />

pazarlama alanındaki son gelişmeleri<br />

öğrenme fırsatı yakalıyor.<br />

BOSCH EV ALETLERİ’NDEN<br />

DİJİTAL DÖNÜŞÜME DESTEK<br />

Dijital dönüşüm konusunda pek çok çalışmaya<br />

imza atan ve Türkiye’de, farklı<br />

grupların dijital yetenekler kazanması<br />

amacıyla birçok proje yürüten Bosch<br />

Ev Aletleri’nin ana sponsorluğundaki<br />

etkinliğe üniversitelerin üçüncü ve<br />

dördüncü sınıflarında okuyan öğrenciler<br />

ile yeni mezunlar katılabiliyor.<br />

Katılımcıların dijital dünyadaki kariyer<br />

fırsatları hakkında bilgi edinebilecekleri<br />

program aynı zamanda sektör<br />

temsilcilerinin tecrübelerini yeni nesle<br />

aktarmasını da sağlıyor. UniChallenge<br />

Tech süresince dijital dünyayı daha yakından<br />

tanıyacak olan mühendis adayları<br />

başarılı şirketlerin öykülerini ajans<br />

temsilcilerinden ve reklamverenlerden<br />

dinleme şansı da buluyor. Teknoloji ve<br />

pazarlama alanındaki global gelişmelerin<br />

de değerlendirileceği programda,<br />

gençlerin değişen ve gelişen dünyaya iş<br />

dünyası bakış açısıyla entegre edilmeleri<br />

de sağlanıyor.<br />

MÜHENDİS ADAYLARI İÇİN<br />

STAJ ŞANSI<br />

İki haftalık programa katılacak olan<br />

mühendis adaylarının belirlenecek<br />

proje çalışması kapsamında sunumlar<br />

hazırlayacakları UniChallenge Tech’te<br />

en iyi üç sunumu hazırlayan ekipler,<br />

IAB TR üyesi firmalarda bir aylık staj<br />

yapma şansı da bulacak.<br />

Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve<br />

İdari Bilimler Fakültesi’nde, ilk kez<br />

2019 yılında fiziksel olarak yapılan<br />

UniChallenge Tech, geçtiğimiz yıldan<br />

beri online olarak düzenleniyor. Uni-<br />

Challenge Tech’e mühendislik bölümü<br />

dışında yönetim bilişim sistemleri bölümünden<br />

de başvurular kabul ediliyor.<br />

İlk iki yılda 110 katılımcıyla teknoloji<br />

ve pazarlama dünyasını buluşturan<br />

programın bu yıl da gençlere pek çok<br />

dijital yetenek kazandırması planlanıyor.<br />

■<br />

30 <strong>MediaCat</strong>


ADVERTORIAL<br />

Vaillant<br />

yaşanabilir<br />

bir dünyaya<br />

yatırım<br />

yapıyor<br />

Kaynaklarının büyük bölümünü<br />

sürdürülebilirliğe ayıran Vaillant,<br />

daha iyi bir iklim oluşturma<br />

hedefiyle yenilenebilir enerjiye<br />

yatırıma odaklanıyor; müşterisine<br />

enerji verimli ve çevre dostu<br />

ürünler sunuyor.<br />

32 <strong>MediaCat</strong><br />

47 yıldır iklimlendirme<br />

1<br />

sektörüne yatırıma odaklanan<br />

Vaillant Group, o<br />

günden bugüne sürdürülebilirlik<br />

kavramı üzerine kafa yoruyor,<br />

ürettiği cihazların bu konuya en<br />

üst düzeyde uyumlu olması için çaba<br />

sarf ediyor. Sürdürülebilirlik stratejisi,<br />

Vaillant Group’un sürdürülebilirlik<br />

faaliyetlerinin temelini oluşturuyor.<br />

Vaillant Group Türkiye de bu vizyonla<br />

ilerliyor, grubun vizyonu doğrultusunda<br />

aynı ilkeleri benimsiyor. Evdeki<br />

iklimin ayrılmaz bir şekilde küresel<br />

iklimle bağlantılı olduğunu vurgulayan<br />

Vaillant Türkiye Pazarlama Direktörü<br />

Hazım Bumin, bu bakış açısıyla kaynaklarının<br />

büyük bölümünü sürdürülebilirliğe<br />

ayırdıklarını söyledi.<br />

Vaillant’ın evimizde, çevremizde<br />

daha iyi bir iklim oluşturmayı hedef<br />

olarak benimsediğini vurgulayan Bumin<br />

sözlerine şöyle devam etti: “Çevreye<br />

karşı olan sorumluluklarımız her<br />

geçen gün daha fazla gündemimizde<br />

oluyor. Bu alandaki farkındalık ve dönüşüm<br />

için çok doğru bir zaman. Karbon<br />

salımının kontrol altına alınması<br />

da bu anlamda birinci derecede önemli.<br />

Bu konuda elimizdeki bir araştırma<br />

ısıtma cihazlarının hane halkı karbon<br />

üretiminde çok büyük paya sahip olduğunu<br />

ortaya koyuyor. Biz de Vaillant<br />

olarak yaptığımız her işte, enerji verimliliğini<br />

ana amaçlardan biri olarak<br />

görüyoruz. Yenilenebilir enerjiye yatırım<br />

yapıyoruz. Her geçen gün daha<br />

verimli ürünleri piyasaya sunuyoruz.<br />

Özellikle yenilenebilir enerjiye sahip<br />

ısı pompasında, çevreci ürünlerle ürün<br />

gamımızı zenginleştiriyoruz. Hem<br />

enerji verimliliği hem de çevre dostu<br />

teknolojiler açısından sektöre öncülük<br />

ediyoruz.”<br />

‘2030 YILINA KADAR İKLİM-NÖTR<br />

OLMAYI AMAÇLIYORUZ’<br />

Sürdürülebilirlik yolunda ölçülebilir<br />

hedefler koyduklarına dikkat çeken<br />

Bumin, Vaillant Group tarafından<br />

hayata geçirilen SEEDS projesine değindi.<br />

Bumin, “Vaillant Group olarak<br />

CO2 emisyonlarını azaltmak adına<br />

2011 yılında SEEDS projesini hayata<br />

geçirdik. Sürdürülebilirlikten gelen<br />

SEEDS kapsamında 2030 yılına kadar<br />

Vaillant Group olarak iklim-nötr<br />

olmayı, enerji tüketimini yüzde 40 ve


CO2 emisyonunu yüzde 50 azaltmayı<br />

amaçlıyoruz” ifadelerini kullandı.<br />

‘TÜKETİCİLER ARTIK<br />

SÜRDÜRÜLEBİLİR ÜRÜNLER TALEP<br />

EDİYOR’<br />

“En önemli gündemimiz Covid-19<br />

pandemisi gibi görünse de son aylarda<br />

dünyada ve ülkemizde yaşanan olayların<br />

ışığında, dünyanın asıl gündeminin<br />

küresel ısınma olacağı ortada”<br />

diyen Bumin, son dönemde küresel<br />

ısınma ile gelen sıkıntıların kendini<br />

fazlasıyla hissettirmeye başladığını<br />

vurguladı. Vaillant’ın, müşterilerinin<br />

ısıtma ve soğutma ihtiyaçlarını<br />

doğaya en az zarar verecek, en çevreci<br />

ürünlerle karşılamayı hedeflediğini<br />

dile getiren Bumin, “Ürün geliştirme<br />

sürecinde sürdürülebilir bir yol izlemek<br />

adına tasarlanmış sistematik bir<br />

yaklaşım olan “6 Yeşil Kural”ı uyguluyoruz.<br />

Bu kriterler tüketicilerin artık<br />

sürdürülebilir ürünler talep etmesi<br />

adına büyük önem taşıyor. Bu kuralları;<br />

Enerji verimliliği, Dayanıklılık, So-<br />

m<br />

‘SEEDS projesi<br />

kapsamında<br />

2030 yılına kadar<br />

Vaillant Group<br />

olarak iklim-nötr<br />

olmayı, enerji<br />

tüketimini yüzde<br />

40 ve CO 2<br />

emisyonunu yüzde<br />

50 azaltmayı<br />

amaçlıyoruz.’<br />

rumluluk, Hizmet, Kullanım, Yaşam<br />

döngüsü şeklinde altı başlık altında<br />

grupladık. Sürdürülebilir ve enerji<br />

verimli ürünlerimiz ile inovasyona<br />

yatırım yaparken kaynak korumayı<br />

ve düşük emisyonlu teknolojileri destekliyoruz”<br />

diye konuştu.<br />

‘YENİLENEBİLİR ÜRÜNLER ÖN<br />

PLANA ÇIKACAK’<br />

Geleceğin iklimlendirme sektöründe<br />

yenilenebilir ürünlerin başrolde olacağını<br />

kaydeden Bumin, “Isı pompaları ve<br />

hidrojen ile çalışan cihazlar öne çıkacak.<br />

Biz de ısı pompası ve hidrojen kategorisinde<br />

müşterilerimize en iyi ürünleri<br />

sunmak için çalışıyoruz. Ar-Ge’ye ciddi<br />

yatırımlar yapıyoruz” dedi. Yeni ürün<br />

geliştirme çalışmalarında tüm yaşam<br />

döngüleri boyunca enerji verimli ve<br />

çevre dostu olan ürünlere öncelik veren<br />

Vaillant’ın, bu doğrultuda son olarak<br />

geliştirdiği, küresel ısınma potansiyeli<br />

açısından benzerlerine göre 700<br />

kat daha çevreci ve verimli ısı pompası<br />

aroTHERM plus, A+++ verimlilik sunuyor.<br />

aroTHERM plus, hem ısıtma, hem<br />

soğutma hem de sıcak su kullanımını tek<br />

bir cihazda sunuyor. Ürün, İngiltere'nin<br />

önde gelen ev dekorasyon dergisi Homebuilding<br />

& Renovating Magazine’in<br />

düzenlediği Green Home Awards’da da<br />

ödüle layık görüldü. aroTHERM plus,<br />

gezegenimizi koruma hedefiyle yeşil<br />

çözümlerde öncülük eden üreticileri<br />

takdir eden Green Home Awards’da<br />

oyunun kurallarını değiştiren teknolojisiyle<br />

“En İyi Isı Pompası” kategorisinin<br />

kazananı oldu.<br />

Vaillant’ın daha yeşil bir dünyaya<br />

katkı sağlamak amacıyla hayata geçirdiği<br />

Green iQ konseptli ürünlerinde<br />

teknolojinin avantajları en üst düzeyde<br />

sunuluyor. Ürünler, kullanıcılara<br />

üst düzey konfor sağlarken daha verimli<br />

enerji kullanımı ile dünyamızın<br />

korunmasına da katkıda bulunuyor.<br />

Vaillant’ın, Green iQ etiketli ecoTEC<br />

Exclusive yoğuşmalı kombisi; multi<br />

yoğuşma sağlayan teknolojisi ile standart<br />

kombilere kıyasla yüzde 8’e varan<br />

ek tasarruf ve düşük maliyetli enerji<br />

kullanımı vaat ediyor. Ürün, cep telefonuyla<br />

kontrol ve uzaktan erişim gibi<br />

üstün özelliklere sahip. Vaillant’ın<br />

ecoTEC Plus kombisi de 21 kW’tan 37,7<br />

HAZIM BUMIN<br />

Vaillant Türkiye<br />

Pazarlama Direktörü<br />

kW’a kadar geniş ısıtma ve 26 kW’tan<br />

39,7 kW’ya kadar sıcak su kapasite<br />

seçenekleriyle bol miktarda sıcak su<br />

konforu sağlıyor. Ürün, ısıtma ve sıcak<br />

suda yüksek enerji verimliliği ve yüzde<br />

10 olan düşük modülasyon oranı ile<br />

maksimum tasarruf sunuyor. Vaillant<br />

Flexotherm ise hem toprak, hem su<br />

hem de hava bazlı çalışabilme özelliği<br />

ile ısı pompası ailesinde benzersiz bir<br />

ürün olarak gösteriliyor. ■<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 33


İŞ DÜNYASI<br />

Araştırma<br />

Beyaz yakalıyı<br />

anlama kılavuzu<br />

İllüstrasyon:<br />

Erhan Özden, Happy<br />

People Project<br />

Art Direktör<br />

34 <strong>MediaCat</strong>


Beyaz yaka pandemiyle birlikte yaşadığı sınır deneyiminde<br />

neleri sorguladı? Çalıştığı kuruma olan aidiyeti ne yönde<br />

değişti? En önemlisi de bundan sonrası için beklentileri neler?<br />

Habitus Research’ün 30 beyaz yakalıyla yaptığı görüşmelere<br />

ek olarak, FikriMühim’in 400 beyaz yakalıyla gerçekleştirdiği<br />

anket çalışması pandeminin ardından beyaz yakalının<br />

haletiruhiyesini ortaya koymakla kalmıyor, iş dünyasına da yol<br />

haritası sunuyor.<br />

u EZGİ HÜNERLİ<br />

andemi hayatlarımıza dair<br />

P<br />

irili ufaklı hemen her şeyi<br />

belli ölçülerde etkiledi.<br />

Bu etkinin gücü, kapsamı<br />

ve geleceği en çok konuştuğumuz<br />

gündem maddelerinden biri uzun zamandır.<br />

Bu büyük denklemde beyaz<br />

yakanın nerede durduğunu, bu süreci<br />

nasıl yaşadığını ve bu sürece dair beklentilerini<br />

anlamak üzere bir araştırma<br />

gerçekleştirdik: Habitus Research’ün<br />

farklı ölçeklerdeki firmalarda çalışan<br />

30 beyaz yakalıyla yaptığı etnografik<br />

derinlemesine görüşmelere ek olarak,<br />

FikriMühim’in 400 beyaz yakalıyla<br />

gerçekleştirdiği anket çalışmasının<br />

bulgularını sizlerle paylaşıyoruz.<br />

YENİ BİR TÜR SORGULAMA<br />

Pandemi hayatlarımızda büyük bir belirsizlik<br />

ve korku olarak yerini aldı. Kimsenin<br />

ne olduğuna ve ne yapacağına dair<br />

fikrinin olmadığı, ilk kez karşılaşılan bir<br />

durum karşısında herkesin kendince öncelikli<br />

bulduğunu yapmaya çalıştığı bir<br />

süreç geçirdik ve hâlâ da geçiriyoruz. Firmalar<br />

da çalışanlarına yönelik aldığı kararlar<br />

bağlamında bu sürecin bir parçası<br />

oldu. İşverenin bu dönemde attığı adımlar<br />

beyaz yakanın işyerlerini daha önce<br />

olmadığı şekilde gözlemlemesine, bunun<br />

sonucunda işverenine yönelik yeni tip bir<br />

sorgulama içine girmesine sebep oldu.<br />

Pandemiden önce, beyaz yakanın<br />

çalıştığı kuruma dair algısı, alışık olduğu<br />

değerler sistemi üzerinden oluşuyordu.<br />

Kurumun çalışanına sağladığı<br />

haklar, ücret ve izin politikası, çalışanına<br />

toleransı gibi konular üzerinden<br />

kurumun ne derece çalışan odaklı ve<br />

BAŞKA FIRMALARLA<br />

KARŞILAŞTIRDIĞINIZDA<br />

IŞYERINIZIN<br />

ÇALIŞANLARINA<br />

SUNDUĞU<br />

OLANAKLARI NASIL<br />

DEĞERLENDIRIRSINIZ?<br />

İyi/Çok iyi %49,5<br />

Ne iyi ne değil %32,2<br />

İyi değil/Hiç iyi değil %18,2<br />

n<br />

Bugün alışık<br />

olduğumuz düzenin<br />

dışında, daha önce<br />

karşılaşılmamış<br />

bir kriz, bir<br />

sınır deneyim<br />

içerisindeyiz. Bu<br />

sınır deneyimde<br />

kurumların<br />

yaptıkları tercihler<br />

ve onları uygulama<br />

biçimleri, o kurumun<br />

ahlaki değerlerine<br />

dair daha önce<br />

yapılmamış türden<br />

bir sorgulamaya<br />

sebep oluyor.<br />

insani koşullara sahip olup olmadığı<br />

değerlendirilirdi.<br />

Bugün ise alışık olduğumuz düzenin<br />

dışında, daha önce karşılaşılmamış<br />

bir kriz, bir sınır deneyim içerisindeyiz.<br />

Bu sınır deneyimde kurumların<br />

yaptıkları tercihler ve onları uygulama<br />

biçimleri, o kurumun ahlaki değerlerine<br />

dair daha önce yapılmamış türden<br />

bir sorgulamaya sebep oluyor.<br />

Önceleri kurumların bireysel düzlemde<br />

gerçekleşen meselelere yaklaşımı<br />

o kurumun imajına dair bir perspektif<br />

sunardı. Bugün ise o kurumlar tüm<br />

çalışanlarını ilgilendiren topyekûn<br />

bir mücadele içerisindeler. Kurumun<br />

böyle bir mücadeledeki tutumu, o kurumu<br />

ahlaki olarak belli bir taraf olan,<br />

canlandıran bir yapıya büründürdü.<br />

Pandemiyle birlikte kurumlar çok daha<br />

somut ve yoğun bir biçimde ahlaki değerleri,<br />

vicdani muhakemesi ve belli bir<br />

kişiliği olan canlı bir yapı olarak görüldü.<br />

İşverenin kriz ortamında yapmayı<br />

seçtikleri, kurumun “gerçek yüzü”nü<br />

tüm çalışanlar nazarında ortaya çıkaran<br />

unsurlar oldu. Dolayısıyla, bugün<br />

büyüklü küçüklü her firmanın aldığı<br />

karar, yapılanlar ve yapılmayanlar beyaz<br />

yakanın çalıştığı kurumla ilişkisini,<br />

kuruma olan aidiyetini ve bunun neticesinde<br />

yaşam biçimini yeniden gözden<br />

geçirmesine neden oldu.<br />

Bahsi geçen gözden geçirme halini<br />

her beyaz yakanın aynı yoğunlukta<br />

yaşadığını söylemek mümkün değil.<br />

Beyaz yaka arasında, kariyerini ona sunulan<br />

imkânlar ve haklar çerçevesinde<br />

değerlendiren, halihazırda çalışma koşulları<br />

üzerine kafa yoran ve koşullarını<br />

sürekli iyileştirmeye çalışan kitle, bu<br />

konuya dair daha yoğun bir sorgulama<br />

içinde. Beyaz yaka, bu sorgulama içerisindeyken<br />

kurumların pandemiye<br />

yönelik aldığı kararlar ve tedbirlerini<br />

birbiriyle kıyasladı. Herkes kendi<br />

kurumunu derecelendirirken, başka<br />

kurumların ne tür önlemler aldığını,<br />

oralarda çalışanlara sunulan hakların<br />

niteliği ve niceliğini, işyeri mekânlarında<br />

ne tür düzenlemeler yapıldığını<br />

kendi kurumunda sunulanlarla kıyas<br />

yaparak bir sonuca ulaştı.<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 35


İŞ DÜNYASI<br />

ALINAN TEDBİRLER, KORUNAN/<br />

SUNULAN HAKLAR<br />

Beyaz yaka için şirket değerlerini tartışmaya<br />

açan en temel konu, kurumların<br />

uzaktan çalışma meselesine yaklaşımları<br />

oldu.<br />

Bu süreçte, beyaz yaka işvereninden<br />

evden çalışma konusunda hızlı bir<br />

biçimde çalışanın sağlığını önceliklendiren<br />

kararlar almasını bekledi. Ancak<br />

her kurum bu beklentiyi karşılayamamış.<br />

Evden çalışma kararının hızlıca<br />

alınmaması, kurumun evden çalışma<br />

kararına direniş göstermesi ya da işlerin<br />

uzaktan halledilebiliyor olmasına<br />

rağmen çalışanların işyerine çağrılması<br />

gibi durumlar beyaz yakayı rahatsız<br />

etmiş. Kurumsal olarak evden çalışmaya<br />

yönelik karar çıksa da, yöneticinin<br />

çalışanı işyerine getirtmesi alınan kararların<br />

ciddiyetini sorgulatmış.<br />

Beyaz yaka bu süreçte çalışan odaklı,<br />

keyfî kararlara müsaade etmeyen, alınan<br />

kararlarda belirsizliğe mahal vermeyecek<br />

bir yaklaşım bekledi. Ancak net<br />

kararların olmadığı, keyfî alanlara açık<br />

yaklaşımlar sebebiyle kurumun değerleri,<br />

yetkinliği, konuya hâkimiyeti bağlamında<br />

soru işaretleri gündeme geldi.<br />

İşverenin tutumu yalnızca uzaktan<br />

çalışma, işyerinde sosyal mesafe oluş-<br />

PANDEMI SÜRECINDE<br />

IŞYERININ ALDIĞI<br />

KARARLAR KIMIN<br />

ÇIKARLARINI<br />

KORUYORDU? (%)<br />

Daha ziyade şirketin çıkarlarına<br />

yönelikti.<br />

İki tarafın da çıkarlarını<br />

gözetiyordu.<br />

Daha ziyade çalışanların<br />

çıkarlarına yönelikti.<br />

47<br />

44<br />

9<br />

T<br />

İşyerinde<br />

oluşturulan<br />

ergonomik<br />

ortamın evde<br />

oluşturulabilmesi,<br />

eşyaların şirketler<br />

tarafından temin<br />

edilmesi, o şirketin<br />

çalışanın gözünde<br />

memnuniyetini<br />

artıracak hamleler<br />

olarak görülse<br />

de, araştırma<br />

dahilinde bu<br />

kapsamda aksiyon<br />

alan bir firma ile<br />

karşılaşılmadı.<br />

PANDEMI SÜRECINDE<br />

IŞYERINIZIN ALDIĞI<br />

KARARLARDAN NE KADAR<br />

MEMNUNSUNUZ?<br />

H<br />

Memnunum/Çok memnunum<br />

%48,5<br />

Ne memnunum ne değilim %35<br />

Memnun değilim/Hiç memnun<br />

değilim %16,5<br />

turmak ve hijyen konularında yapılan<br />

düzenlemeler üzerinden değerlendirilmiyor<br />

elbette. Sağlıkla alakalı tedbirlerin<br />

yanı sıra işyerinde halihazırda var<br />

olan hakları korumak ve yeni koşullara<br />

uygun yeni haklar sunulması da bir<br />

gündem olarak beliriyor.<br />

Ofisten evde çalışmaya geçiş sürecinde<br />

beyaz yakanın normalde sahip<br />

olduğu çok temel birtakım haklardan<br />

mahrum kalma ihtimali ve kimi zaman<br />

da gerçeği, kurumla çalışan arasında<br />

çekişme yaratan konulardan biri. Ofiste<br />

çalışmanın getirilerinden olan yemek<br />

giderinin veya yemeğin genellikle<br />

kurum tarafından karşılanıyor olması<br />

ve çalışmak için gerekli fiziksel koşulların<br />

ofis ortamında sağlanıyor olması,<br />

evden çalışma modeline geçilince birer<br />

soru işaretine dönüştü. Yeni çalışma<br />

düzenine ayak uydururken, başta mutfak/yemek<br />

masrafları olmak üzere,<br />

çalışma saatleri içerisinde harcanan<br />

doğalgaz, elektrik, internet giderlerine<br />

destek veren şirketler, vermeyenlere<br />

göre yine çalışanına değer veren ve çalışan<br />

odaklı olarak değerlendiriliyor. Bu<br />

tür desteklere yanaşmayan kurumların<br />

ise krizi yalnızca kendi lehine fırsata<br />

çevirdikleri, kurumsal harcamaları<br />

EVDEN ÇALIŞTIĞINIZ<br />

SÜREÇTE ÇALIŞMA<br />

TEMPONUZ NASILDI?<br />

%54 %27<br />

Ofiste<br />

çalıştığımdan<br />

daha çok<br />

çalıştım.<br />

EVDEN ÇALIŞMANIN<br />

YORUCULUĞU SİZİN<br />

İÇİN NASILDI?<br />

Pandemi iş<br />

değiştirmenin<br />

tek sebebi<br />

olmasa da<br />

hızlandırıcısı<br />

olarak<br />

görülüyor.<br />

Ofiste<br />

ne kadar<br />

çalışıyorsam<br />

evde de<br />

o kadar<br />

çalıştım.<br />

%19<br />

Ofiste<br />

çalıştığımdan<br />

daha az<br />

çalıştım.<br />

Genel olarak daha<br />

yorucuydu. %46<br />

Genel olarak daha az<br />

yorucuydu. %36<br />

Ofiste çalışmakla aynı<br />

yoruculuktaydı. %19<br />

36 <strong>MediaCat</strong>


kısarken çalışanın giderlerini önemsemedikleri<br />

yönünde bir yaklaşım öne<br />

çıkıyor.<br />

Çalışma ortamına dair talep edilen<br />

bir diğer ihtiyaç ise işyerinde oluşturulan<br />

ergonomik ortamın evde oluşturulabilmesi.<br />

Çalışma masası ve sandalyesi,<br />

bilgisayar üstünden yapılan toplantılar<br />

için kulaklık gibi eşyaların şirketler<br />

tarafından temin edilmesi, o şirketin<br />

çalışanın gözünde memnuniyetini artıracak<br />

hamleler olarak görülse de, araştırma<br />

dahilinde bu kapsamda aksiyon<br />

alan bir firma ile karşılaşılmadı.<br />

Beyaz yaka çalıştığı kurumun bu<br />

süreçteki yönetim başarısını, pandemi<br />

öncesinde kuruma dair sahip olduğu<br />

algının bir uzantısı olarak değerlendiriyor.<br />

Pandemi, çalışanın kurumla arasında<br />

var olan ilişkiye bir boyut daha<br />

getiriyor. İşverenin bu süreçteki başarısı<br />

ya da başarısızlığı konuşulurken<br />

“şaşırtmadı”, “hayal kırıklığı yarattı”,<br />

“beklediğimden iyi yönetti” şeklinde<br />

ifadelerle karşılaşıldı. Bu süreçte kuruma<br />

yönelik imaj ya pekişti ya da şaşırttı...<br />

İşverenine karşı hayal kırıklığı<br />

duyanlar için iş değişimi seçeneği bir<br />

gündem. Pandemi iş değiştirmenin tek<br />

t<br />

Hibrit çalışma<br />

modelinden<br />

vazgeçmek<br />

istemediğini<br />

her fırsatta dile<br />

getiren beyaz yaka<br />

için bu modelin<br />

sürdürülebilirliği,<br />

işverenin çalışanın<br />

hakkını ve özel<br />

hayatını gözeterek<br />

düzenleme yapması<br />

ile mümkün olabilir.<br />

EVDEN ÇALIŞMANIN YORUCULUĞU SIZIN IÇIN NASILDI?<br />

Çocuksuz<br />

Çocuklu<br />

EVDEN ÇALIŞMAK BENIM IÇIN DAHA VERIMLI OLDU.<br />

Büyük<br />

işletmeler<br />

KOBİ<br />

EVDEN ÇALIŞIRKEN ÖZEL HAYATIMLA IŞ HAYATIM<br />

BIRBIRINE KARIŞTI.<br />

Çocuksuz<br />

Çocuklu<br />

%13,6<br />

%33,3<br />

%19,9<br />

%17<br />

%29,7<br />

%23,4<br />

%54<br />

%30,6<br />

%46,1<br />

%28,1<br />

%56,4<br />

%64,3<br />

%20,6<br />

%17,9<br />

Daha yorucuydu Daha az yorucuydu Aynı yoruculuktaydı<br />

%63,1<br />

%49,5<br />

Verimsiz oldu Aynıydı Verimli oldu<br />

%13,9<br />

%18,7<br />

Karışmadı Karıştı Ne karıştı ne karışmadı<br />

PANDEMIYLE<br />

BIRLIKTE IŞYERLERINI<br />

DEĞERLENDIRME<br />

KRITERLERIM DEĞIŞTI.<br />

Katılıyorum/kesinlikle<br />

katılıyorum. %71<br />

Ne katılıyorum<br />

ne katılmıyorum. % 20<br />

Katılmıyorum/kesinlikle<br />

katılmıyorum. %9<br />

EVDEN ÇALIŞIRKEN<br />

IŞLERIN IŞLEYIŞINDE BIR<br />

AKSAMA OLDU MU?<br />

Bir değişiklik olmadı, aynı şekilde<br />

devam etti. %53<br />

Aksamalar oldu . %26<br />

Daha verimli sonuçlar alındı. %21<br />

sebebi olmasa da hızlandırıcısı olarak<br />

görülüyor.<br />

GLOBAL ŞİRKETLER SINAVI GEÇTİ<br />

Şirketlerin tutumu değerlendirilirken<br />

global şirketlerin bu süreci daha iyi<br />

yönettiğine dair ortak bir görüş var.<br />

Özellikle uzaktan çalışmaya izin verilmesi,<br />

ofise gidilmesi gereken durumlarda<br />

sağlıktan tasarruf yapılmayacak<br />

şekilde önlemler alınması, hijyen ve<br />

mesafe kurallarına itibar edilmesi gibi<br />

konularda global şirketler sınıfı daha<br />

iyi notlarla geçmiş durumda.<br />

Öte yandan KOBİ’lere ve patron<br />

şirketlerine dair aynı genellemeyi yapmak<br />

mümkün görünmüyor. Şirketin<br />

alacağı aksiyonların yalnızca patrona<br />

bağlı olması alınan kararların meşruluğunu<br />

sorgulatıyor. Böyle bir düzlemde<br />

kaçınılmaz olarak beyaz yaka kurumun<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 37


İŞ DÜNYASI<br />

şirket kültürünü, o kuruma aitliğini ve<br />

nasıl bir yerde çalışmak istediğini de<br />

her zamankinden fazla sorguluyor.<br />

ESNEK ÇALIŞMA MI MESAİLİ<br />

ÇALIŞMA MI?<br />

Pandemi öncesinde beyaz yakanın esnek<br />

çalışma, uzaktan çalışma gibi talepleri<br />

iş-özel hayat dengesini sağlamak<br />

üzere oluşturulan, çalışanın lehine bir<br />

politika olarak gündeme gelirdi. Bu imkân<br />

pandemiyle süreklilik kazanınca<br />

tam zamanlı ofiste çalışmanın gerekliliği<br />

bundan sonrası için beyaz yaka tarafından<br />

daha çok sorgulanır oldu. Artık<br />

her gün işe gitme ve trafikte zaman<br />

kaybetme fikri “gereksiz” bulunduğu<br />

gibi, beyaz yakanın da tam zamanlı ofise<br />

dönmeye niyeti ve motivasyonu yok.<br />

Bu dönemde trafikte geçirilen saatlerin<br />

uyku olarak dönmesi, evde istenilen<br />

kıyafetle çalışabilmek, toplantıya tam<br />

vaktinde bağlanabilmek gibi imkânlar<br />

iş ile kurulan ilişkiyi daha konforlu bir<br />

alana taşıyor. Ancak mevcut evden çalışma<br />

sistemi belli konularda rahatlık<br />

a<br />

Artık her gün işe<br />

gitme ve trafikte<br />

zaman kaybetme<br />

fikri “gereksiz”<br />

bulunduğu gibi,<br />

beyaz yakanın da<br />

tam zamanlı ofise<br />

dönmeye niyeti ve<br />

motivasyonu yok.<br />

PANDEMI GÜNDEMI ORTADAN KALKARSA<br />

(YA DA OFISTEN ÇALIŞMA RISKI KABUL EDILIR SEVIYELERE<br />

DÜŞERSE) ÇALIŞTIĞINIZ IŞYERI SIZCE HANGI ÇALIŞMA<br />

DÜZENINI UYGULAR?<br />

Eski ofis düzenine geri döneceğimizi düşünüyorum/biliyorum. %68<br />

Hem ofisten hem de uzaktan çalışabileceğimiz bir modele geçeceğimizi<br />

düşünüyorum/biliyorum. %29<br />

Uzaktan çalışmaya geçeceğimizi düşünüyorum/biliyorum. %3<br />

getirse de, bu durumun işveren tarafından<br />

çoğu zaman suistimal edildiği<br />

iddia ediliyor.<br />

Özellikle sokağa çıkma yasaklarının<br />

olduğu dönemde evde geçirilen sürenin<br />

artmasıyla mesai saatleri dışında<br />

çalışılmamasına yeterince uyulmadığı<br />

dile getirildi. Çalışma saatlerine yönelik<br />

belli kurumsal kararlar olsa dahi<br />

yöneticinin inisiyatifine bağlı olarak o<br />

kurallar esnetiliyor. Akşam saatlerine<br />

ve hafta sonlarına toplantı konulması<br />

olağanüstü hal iken evde olunması sebebiyle<br />

beyaz yakanın normali haline<br />

dönüyor. Bazı yöneticilerin durumu<br />

“zaten evdeyiz” yaklaşımıyla ele alması<br />

ve evden çalışmanın bizzat kendisinin<br />

lütuf olarak değerlendirilmesi beyaz<br />

yaka için evden çalışmayı dezavantaja<br />

dönüştürüyor. Kuralların esnekliğinin<br />

bu derece kanıksanması ile birlikte,<br />

işyerleri çalışanının özel/ev hayatına<br />

izinsiz dahil oluyor. Dolayısıyla evden<br />

çalışmak bu şekliyle beyaz yakaya pandemi<br />

öncesinde talep ettiği türden bir<br />

esneklik getirmiyor.<br />

SEÇME ŞANSINIZ OLSA<br />

AŞAĞIDAKI ÇALIŞMA<br />

DÜZENLERINDEN<br />

HANGISINI SEÇERDINIZ?<br />

İstediğim zamanlar evden,<br />

istediğim zamanlar ofisten<br />

çalışmak isterim. %51<br />

Belirli bir düzen içinde bazen<br />

ofisten bazen de evden çalışmak<br />

isterim. %27<br />

Hep evden çalışmak isterim. %13<br />

Hep ofisten çalışmak isterim. %9<br />

38 <strong>MediaCat</strong><br />

EVDEN ÇALIŞMANIN ETKILERI<br />

Pandemi sürecindeki kararları sebebiyle işyerimle olan ilişkimi<br />

yeniden değerlendirmek durumunda kaldım. %33<br />

Pandemi sürecini kişisel gelişimim için verimli şekilde kullandım. %51<br />

Pandemi sebebiyle geleceğe dair umutlarım azaldı. %55<br />

Evden çalışmak benim için daha verimli oldu. %57<br />

Evden çalışırken özel hayatımla iş hayatım birbirine karıştı. %61<br />

Evden çalışınca da işler aynı şekilde yürüdü. %68<br />

Pandemi “daha iyi yaşam” algımı değiştirdi. %70<br />

Pandemiden sonra işletmeler çalışanlarına olan davranışlarını<br />

gözden geçirmek zorunda kalacaklar. %71<br />

Pandemiyle birlikte işyerlerini değerlendirme kriterlerim değişti. %71<br />

Pandemi sonrası dünyada işveren ve çalışanlar arasındaki ilişkinin<br />

muhakkak değişeceğini düşünüyorum. %75<br />

Pandemi herkese evden çalışmanın mümkün olduğunu gösterdi. %75<br />

Pandemi sonrası dünyada çalışma düzeninin muhakkak değişeceğini<br />

düşünüyorum. %79<br />

İLERLEYEN ZAMANLARDA<br />

EVDEN ÇALIŞMA DÜZENI<br />

IÇIN BEKLENTINIZ<br />

NEDIR? (%)<br />

İsteyenler için devam etmesini<br />

isterim.<br />

Herkes için devam etmesini<br />

isterim.<br />

75,2<br />

15,5<br />

9,2<br />

Herkes için sonlanmasını isterim.


Evden çalışma meselesi işlerin<br />

uzaktan yürütülebilme olanağı üzerinden<br />

tartışılsa da işleri yürütenlerin<br />

hayat evreleri ve düzeni açısından da<br />

ele alınması gereken bir konu. Bugün<br />

çalışma saatleri eskisine göre çok daha<br />

artmış olan ve çocuğu olan çalışanlar<br />

için mevcut evden çalışma şeklini kabullenmek<br />

çok daha zor. Çiftler ve çocuğu<br />

olanlar için bu şekilde yaşayabilmenin<br />

imkânı, eşlerin işleri ortaklaşa<br />

yapabilme kapasitelerine bağlı. Eşler<br />

arasında karşılıklı anlayış ne kadar fazlaysa<br />

iş bölümü paylaşımı o kadar sorun<br />

olmaktan çıkıyor. Aynı ev içerisinde<br />

kişisel ilişkilerin yoğunlaşmasının<br />

getirdiği gerginliği azaltabilmek için ev,<br />

fiziksel olarak eşler tarafından paylaşılıyor<br />

ve çalışma alanları ayrılıyor.<br />

Beyaz yakanın dışarıda sürdürdüğü<br />

sosyal hayatı aynı şekilde sürdürmemesi<br />

de evdeki sıkışmışlık halini<br />

EVDEN ÇALIŞMAK<br />

HAYATINIZI NASIL<br />

ETKILEDI? (%)<br />

Dezavantajları olsa da genel<br />

olarak avantajlı oldu.<br />

Avantajları olsa da genel olarak<br />

dezavantajlı oldu.<br />

Çok avantajlı oldu.<br />

Çok dezavantajlı oldu.<br />

Araştırma Habitus Research<br />

tarafından gerçekleştirilmiştir.<br />

Araştırmaya ek olarak<br />

FikriMühim’den anket desteği<br />

alınmıştır.<br />

55<br />

26<br />

15<br />

4<br />

artıran faktörlerden biri. Bu durum<br />

olumlu anlamıyla beyaz yakanın daha<br />

fazla para biriktirmesine ve online alışverişe<br />

daha fazla yönelmesine sebep olmuş<br />

gibi görünüyor. Benzer şekilde bu<br />

sürecin kişisel gelişim için kullanılma<br />

gayretine tanıklık ediyoruz.<br />

MESAFEYLE BİRLİKTE<br />

ARTAN DENETİM<br />

Uzaktan çalışmanın işveren ve çalışan<br />

arasındaki mesafeyi artırmasıyla birlikte<br />

işveren çalışan üzerindeki denetimini<br />

de artırmış. Sabah 09:00 toplantıları,<br />

sık ve uzun süren toplantılar ve<br />

online olma zorunluluğu, işin içeriğinden<br />

bağımsız olarak çalışanlar tarafından<br />

denetimin yollarından biri olarak<br />

görülüyorken, yöneticiler için böyle bir<br />

takip sistemi uzaktan çalışabilmenin<br />

tek yolu. Uzaktan çalışma imkânının<br />

belli kurumlar için ancak şehir içinde<br />

olanaklı olması da denetimi pekiştiren<br />

bir diğer unsur.<br />

Pandemi ortamında şehirdışında<br />

çalışmak mümkün iken yöneticinin<br />

inisiyatifine bağlı olarak şehirdışına<br />

çıkmaya izin verilmemesi, uzaktan çalışmanın<br />

uzatılma kararının son anda<br />

açıklanarak uzatılma ihtimali olan şehirdışı<br />

seyahatlerinin önüne geçilmesi<br />

gibi durumlar, işverenle çalışan arasındaki<br />

mesafeyi artıran bir strateji oyununa<br />

dönüyor. Uzaktan çalışma gerekçesiyle<br />

daha fazla denetlendiğini, daha<br />

fazla çalıştırıldığını, zorunlu olarak<br />

şehir içinde tutulduğunu ve iş-özel hayat<br />

dengesinin es geçildiğini hisseden<br />

beyaz yaka, bu nedenle, bulunduğu konumu,<br />

çalışma ve yaşam biçimini daha<br />

çok sorguluyor.<br />

Evden çalışmak pahasına çalışanın<br />

özel hayatının bu derece ihlale açık olması<br />

ve bir iş-özel hayat dengesi oluşturulamaması<br />

beyaz yakanın uzun vadede<br />

kabul edeceği bir düzen olmayacak.<br />

Hibrit çalışma modelinden vazgeçmek<br />

istemediğini her fırsatta dile getiren<br />

beyaz yaka için bu modelin sürdürülebilirliği<br />

işverenin çalışanın hakkını<br />

ve özel hayatını gözeterek düzenleme<br />

yapması ile mümkün olabilir. ■<br />

Pandemi döneminde;<br />

kurumların yaptıkları tercihler ve<br />

uygulama biçimleri çalışanları,<br />

kurumlarının ahlaki değerlerine<br />

dair yeni bir tür sorgulamaya itti.<br />

Yeni yaklaşım<br />

Çalışan odaklı, keyfî kararlara<br />

müsaade etmeyen, alınan<br />

kararlarda belirsizliğe mahal<br />

vermeyecek bir yaklaşım.<br />

Değişen beklentiler<br />

İşyerinde halihazırda var olan<br />

hakları korumak ve yeni koşullara<br />

uygun yeni haklar sunulması.<br />

Hayal kırıklığı<br />

İşverenine karşı hayal kırıklığı<br />

duyanlar için iş değişimi seçeneği<br />

gündemde.<br />

Global şirketlerin bu süreci daha<br />

iyi yönettiğine dair ortak bir görüş<br />

hâkim.<br />

Esneklik sorunsalı<br />

Kuralların esnekliğinin bu derece<br />

kanıksandığı bir evden çalışma<br />

hali, beyaz yakaya pandemi<br />

öncesinde talep ettiği türden bir<br />

esneklik getirmiyor.<br />

Sıkışmışlık hali<br />

Beyaz yakanın dışarıda<br />

sürdürdüğü sosyal hayatı aynı<br />

şekilde sürdürmemesi evdeki<br />

sıkışmışlık halini artırıyor.<br />

Uzaktan çalışma, işverenle çalışan<br />

arasındaki mesafeyi artıran bir<br />

strateji oyununa dönüyor.<br />

BUNDAN SONRA<br />

NE OLACAK?<br />

1<br />

YENI KOŞULLARA UYGUN<br />

ÖLÇÜMLEME SISTEMI<br />

Evden çalışma bugün için bir tarafıyla<br />

çalışanların memnun oldukları<br />

ama tam manasıyla çözüm olarak<br />

görmedikleri bir mesele. Hibrit çalışma<br />

modeli oluştururken, çalışanın ihtiyaç<br />

ve isteklerinin hesaba katılarak<br />

düzenlenmesi, firmaların performans<br />

ölçümü ve denetimlerini yeni düzlemde<br />

yapılandırmaları ilerisi için önem arz<br />

ediyor.<br />

2<br />

ÖRGÜTSEL YAPILARIN KURULMASI<br />

Daha da önemli konu, pandemiyle<br />

başlayan, işverenini sorgulama halinin<br />

gelecekte daha geniş bir perspektifle<br />

ele alınacak olması. Şirketler nitelikli<br />

elemanlarla çalışmak için çalışanların<br />

artan hassasiyetlerini gözeterek<br />

örgütsel yapılarını kurmak durumunda<br />

kalacaklar. Nitelikli çalışanlar<br />

firmalardan daha fazla hak odaklı<br />

taleplerde bulunacakken, bunları<br />

yerine getirmeyen firmalar kaçınılmaz<br />

olarak daha az nitelikli elemanlarla<br />

çalışacak.<br />

Bu anlamıyla büyük bir dönüşüm<br />

bizleri bekliyor. Daha iyisi olmak<br />

adına birbirleriyle yarışan firmalar<br />

önümüzdeki dönemde iyi olmak<br />

istiyorlarsa, öncelikle çalışanlarına<br />

daha çok kulak kabartmak zorundalar.<br />

Piyasanın ve zamanın gerisinde<br />

kalmamak için bazı değerlerini<br />

ve önceliklerini gözden geçirmek<br />

durumundalar.<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 39


ADVERTORIAL<br />

Kadına<br />

şiddete hayır<br />

diyen forma<br />

Samsunspor kulübü, günden güne<br />

artan kadına şiddet olaylarına<br />

dikkat çekmek için herkesi harekete<br />

geçmeye davet eden “Dünyanın En<br />

Ağır Forması” ile bu sezon sahalara<br />

çıkmaya hazırlanıyor.<br />

Mart <strong>2021</strong>. Ülke genelinde<br />

6<br />

artışa geçen kadına şiddet<br />

olaylarından bir tanesi,<br />

Samsun’da yaşandı. Beş yaşındaki<br />

çocuğunun önünde eşini öldüresiye<br />

döven adamın görüntüsü sosyal<br />

medyayı ayağa kaldırdı.<br />

Samsunspor kulübü, kendi şehrinde<br />

yaşanan bu üzücü olayın ardından<br />

sosyal medya kanallarından olayı kınasa<br />

da, şiddet olaylarının önüne geçmek<br />

için daha büyük bir adım atmaya karar<br />

verdi.<br />

Samsunspor’un ve reklam ajansı<br />

Format C’nin birlikte yürüteceği<br />

bu proje için Macron Türkiye, tasarımı<br />

Samsunspor tarafından yapılan<br />

dikkat çekici bir yeni sezon forması<br />

üretti. Üzerinde 15 dilde “Kadına<br />

Şiddete Hayır” yazan bu mor forma,<br />

Samsunspor’un sezon boyu giyeceği<br />

dört formadan biri olarak lanse edildi.<br />

“Dünyanın En Ağır Forması” ismiyle<br />

çıkarılan bu forma, kadına şiddete<br />

dikkat çeken ve Samsunspor medya<br />

ekibinin prodüksiyonunu üstlendiği<br />

bir filmle taraftarlara duyuruldu. Samsunspor<br />

taraftarı olsun olmasın, on<br />

binlerce sosyal medya kullanıcısından<br />

40 <strong>MediaCat</strong><br />

takdir alıp destek gören bu formanın<br />

satışından elde edilecek gelirin kadın<br />

derneklerine bağışlanması için de gerekli<br />

tüm adımlar atıldı.<br />

UZUN YILLAR SÜRECEK<br />

BİR PROJE<br />

Samsunspor, dünyanın köklü kulüpleriyle<br />

de iletişime geçerek projeye onları<br />

da dahil etmek için çalışmalarını sürdürüyor.<br />

Yurtiçindeki birçok halı saha tesisine,<br />

üzerinde aynı mesajların yer aldığı<br />

mor yelekler dağıtacak olan Samsunspor<br />

ve Format C, mesajını vermeyi<br />

hedeflediği kitlenin olduğu farklı mecralarda<br />

da çalışmalar yapmayı hedefliyor.<br />

Kadına şiddet olaylarının önlenmesi<br />

adına, yine farklı kadın dernekleriyle<br />

ortak projeler yürütmek için adımlar<br />

atan Samsunspor, bu projeyi uzun yıllar<br />

devam ettirerek kamuoyunun dikkatini<br />

bu sorunun üzerinde tutmayı<br />

önceliklerinden biri olarak görüyor.<br />

Format C kreatif direktörlerinden<br />

Mert Bitmez projeyi, “Kulüplerin o<br />

sezon giyecekleri forma, taraftar tarafından<br />

her yıl büyük bir heyecanla bek-<br />

lenir. Samsunspor, bir formasını böyle<br />

önemli bir konuya dikkat çekmek için<br />

kullanarak, sadece kendi taraftarının<br />

değil, diğer futbolseverlerin de gözden<br />

kaçırmalarının mümkün olmadığı cesur<br />

bir adım attı” sözleriyle anlatıyor. ■


KAPAK<br />

Ciddi bir sorunumuz var<br />

İllüstrasyon: Mustafa Günaydın / Muhabbet<br />

42 <strong>MediaCat</strong>


Sosyolojik perspektiften bakıldığında; bir sorunun adını koyup<br />

onu yüksek sesle söylemek o sorunun gerçekliğini kabul etmek<br />

demektir. Tam da bu nedenle, alenen ortada olduğu halde<br />

adı koyulmayan, bahsi geçirilmeyen sorunların gerçekliğinin<br />

reddedildiğini varsayarız. Bugün, sorunumuzun adı iklim<br />

krizi ve hepimiz bu iki kelimeyi haykırmak mecburiyetindeyiz.<br />

Geleceğimiz, sesimizin ne kadar gür çıkacağına bağlı.<br />

u ARZU NİLAY KOCASU<br />

içbir araştırmaya,<br />

H<br />

rapora, istatistiğe<br />

veya uzman görüşüne<br />

başvurmadan,<br />

sadece kendi<br />

hatıralarımızda<br />

ufak bir yolculuğa çıkarak başlayalım.<br />

Bugünden 20 yıl öncesine gidelim<br />

birlikte. Bir yaz akşamında, Marmara<br />

Ereğlisi’ndeki bir evin kamelyasında<br />

dostlarımızla oturup sohbet ettiğimizi<br />

hayal edelim. Bize yıldızlı Temmuz<br />

karanlığında hafif ürpertiyle dolaptan<br />

ince bir hırka çıkartan o limoni<br />

havayı hatırlayalım… Ya da bir ilkbahar<br />

sabahı okul yolunda güneşimize<br />

eşlik eden hafif esintiyi. Sonra şunu<br />

düşünelim: En son ne zaman gerçek<br />

bir ilkbahar yaşadık? Nice melankolilere<br />

ilham kaynağı olan sonbahar<br />

nerede?<br />

İklim değişikliğini “bilmek”<br />

olmasa da “sezmek” için gündelik<br />

hayatımızın yıllar içinde uğradığı<br />

değişiklikleri şöyle bir gözden geçirmek<br />

yeterli. Ancak bu değişikliklerin<br />

uzun yıllara yayılması, beynimizin<br />

durumu sorun olarak algılamasının<br />

önüne geçiyor. Havaların bir önceki<br />

seneye kıyasla hep bir nebze ısınması,<br />

mevsim geçişlerinin bir anda<br />

değil yıllar içinde keskinleşmesi iklim<br />

değişimini zihnimizde olağan<br />

bir hava olayı gibi kodlamamıza sebep<br />

oluyor. Koca yerkürede minik<br />

bir nokta olduğumuz için ona büyük<br />

bir zarar veremeyeceğimiz yanılgısındayız.<br />

İstanbul’da yazın ölçülen<br />

30 derece ve üzeri<br />

sıcaklıklar (ortalama)<br />

1961-1970<br />

yıllarında<br />

26 gün<br />

Toplam artış oranı<br />

%36<br />

2005-2014<br />

yıllarında<br />

36 gün<br />

Kaynak: Prof. Dr. Levent Kurnaz, Son<br />

Buzul Erimeden: İklim Değişikliği<br />

Hakkında Öğrenmek İstediğiniz Her Şey<br />

(İstanbul: Doğan Kitap, 2019)<br />

İHTİYACIMIZ OLAN TEMEL<br />

BİLGİLER<br />

Bilhassa bir süredir Akdeniz’de görülen<br />

balon balığı istilasının yanı sıra<br />

yakın dönemde yaşadığımız yangın<br />

ve sel felaketleri gibi aşırı doğa olayları<br />

nedeniyle, bugün hepimiz iklim<br />

meselesinin aciliyetle ele alınması<br />

gereken bir konu olduğunun farkındayız.<br />

Geçtiğimiz yıl neredeyse bir<br />

kıtayı yok eden Avustralya yangınlarının<br />

ardından yakın tarihli Kaliforniya<br />

yangınlarının yanı sıra Çin ve<br />

Hindistan’daki sel felaketleri de iklim<br />

krizinin tabiatı itibarıyla küresel<br />

bir sorun olduğunun ispatı.<br />

Sorunun bu denli yakınımızda aksetmesi<br />

bizi ortalama vatandaş olarak<br />

bugüne kadar bildiklerimizden daha<br />

fazlasını öğrenmeye itti şüphesiz.<br />

Her sene biraz daha sıcak geçen yazları<br />

konu alan “havadan sudan” sohbetlerimiz<br />

yerini, son IPCC raporundaki<br />

grafikleri anlamaya çalıştığımız<br />

bol terminolojili tartışmalara bıraktı.<br />

Öyleyse başa dönelim ve iklim krizi<br />

etrafındaki tartışmaları daha iyi<br />

anlayabilmek için, Prof. Dr. Levent<br />

Kurnaz’ın Son Buzul Erimeden adlı<br />

kitabının da yardımıyla, iklim sistemine<br />

dair bilgilerimizi tazeleyelim.<br />

Yeryüzünün herhangi bir noktasında<br />

uzun yıllar içerisinde gözlemlenen<br />

hava koşullarının ortalama<br />

özelliklerine ve bu olayların yaşanma<br />

sıklıklarının, zamansal dağılımlarının,<br />

uç değerlerinin, şiddetli olayların<br />

ve tüm değişkenlik çeşitlerinin<br />

birleşimine iklim adını veriyoruz.<br />

Atmosfer, okyanuslar, buzullar, yüzeydeki<br />

kayalar ve canlılardan oluşan<br />

iklim sistemizi rayından çıkaracak üç<br />

faktör var: Güneş’ten Dünya’ya gelen<br />

enerji miktarı, yeryüzündeki kara ve<br />

denizlerin dağılımı ve atmosferin yapısı<br />

yani atmosferdeki gazlar.<br />

Dünya’nın ortalama sıcaklığının<br />

değişmemesi için gelen enerjinin<br />

çıkan enerjiye eşit olması gerekiyor<br />

ancak biz, atmosfere saldığımız ve sıcaklığı<br />

tutma kapasitesi hayli yüksek<br />

olan sera gazları nedeniyle bu alışverişin<br />

dengesini bozarak Dünya’nın<br />

daha çok ısınmasına neden oluyoruz.<br />

Yani kömür, petrol ve doğalgaz yakarak<br />

atmosferin yapısını değiştiriyoruz.<br />

1970 yılında atmosfere 27 milyar<br />

ton karbondioksit eşdeğeri sera gazı<br />

salan insanlık, 40 yıl gibi kısa bir sürede,<br />

bu faaliyeti neredeyse iki kat<br />

artırarak 49 milyar ton karbondioksit<br />

eşdeğeri sera gazı salımına ulaştırdı.<br />

İnsanlığın bu konudaki azim ve<br />

ısrarını “Atmosferdeki karbondioksit<br />

gazının toplam ağırlığı bize çok yüksek<br />

gibi görünebilecek 3 trilyon ya da<br />

3 bin milyar tondur. İnsanlık her sene<br />

atmosfere yaklaşık 40 milyar ton karbondioksit<br />

salmaktadır. Bu, 10 yılda<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 43


KAPAK<br />

BİRSU TANERİ / MUHABBET<br />

400 milyar, böyle gidersek 100 yılda da<br />

4 bin milyar ton eder. Yani atmosferdeki<br />

karbondioksit miktarını 100 yıl içerisinde<br />

iki kattan daha fazla artırabilme<br />

kapasitesine ve ihtirasına sahibiz”<br />

sözleriyle izah eden Kurnaz, küresel<br />

ısınmanın nedenini şöyle özetliyor:<br />

“Uzayda bir (hatta pek çok) uydumuz<br />

var ve bu uydu bir yandan Güneş’ten<br />

Dünya’ya gelen enerji miktarını<br />

diğer yandan da Dünya’dan<br />

uzaya saçılan enerji miktarını ölçüyor.<br />

1971’den bugüne kadar yapılan ölçümler,<br />

Dünya’ya gelen enerjinin giden<br />

enerjiden daha fazla olduğunu gösteriyor.<br />

Bu fazlalık enerji de atmosferin<br />

ısınmasına neden oluyor.”<br />

Özetle, insanlık olarak gerçekleştirdiğimiz<br />

faaliyetlerle, Dünya’yı kendi<br />

haline bıraktığımızda ve yanardağ<br />

ya da göktaşı gibi felaketlerin yaşanmadığını<br />

varsaydığımızda, yerkürede<br />

gerçekleşmesi beklenen iklim değişikliklerinin<br />

6 bin kat kadar hızlı yaşanmasına<br />

neden oluyoruz. Atmosferin<br />

yapısını ve ısı tutma özelliğini değiştiren<br />

müdahalelerimiz bir göktaşı çarpmasına<br />

eşdeğer hızda.<br />

ASLINDA SORUNUN FARKINDAYIZ<br />

Her ne kadar Dünya’ya gereken özeni<br />

göstermesek de tehlikeden tamamen<br />

bihaber olduğumuz varsayımı pek de<br />

isabetli değil. Ülkemiz özelinde konuyla<br />

ilgili en güncel çıktılardan bazılarını<br />

İklim Haber ve Konda işbirliğinde gerçekleştirilen<br />

Türkiye’de İklim Değişikliği<br />

ve Çevre Sorunları Algısı 2020<br />

araştırmasında bulmamız mümkün.<br />

Kronolojisi itibarıyla ülkemizdeki son<br />

j<br />

İklim sorununun bu<br />

denli yakınımızda<br />

aksetmesi bizi<br />

bugüne kadar<br />

bildiklerimizden<br />

daha fazlasını<br />

öğrenmeye itti<br />

şüphesiz. Her<br />

sene biraz daha<br />

sıcak geçen<br />

yazları konu alan<br />

“havadan sudan”<br />

sohbetlerimiz<br />

yerini son IPCC<br />

raporundaki<br />

grafikleri anlamaya<br />

çalıştığımız bol<br />

terminolojili<br />

tartışmalara bıraktı.<br />

BİRSU TANERİ / MUHABBET<br />

yangınlardan öncesine denk gelse de<br />

pandeminin bağrında hayat bulan bu<br />

araştırma, bize, Türkiye olarak iklim<br />

krizinin bilincinde olduğumuzu gösteriyor.<br />

Türkiye’nin 32 ilinin merkez dahil<br />

105 ilçesine bağlı 190 mahalle ve köyünde,<br />

3 bin 431 kişiyle hanelerinde<br />

yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilen<br />

araştırmaya göre katılımcıların yüzde<br />

51,5 gibi geniş bir bölümü, özellikle<br />

pandemi döneminde gündemden düşen<br />

iklim meselesinin COVID-19’dan<br />

daha büyük bir kriz olduğunda hemfikir.<br />

Yine katılımcıların yüzde 71,4 gibi<br />

keskin bir çoğunluğu iklim değişikliğinin<br />

insan faaliyetlerinin sonucu olduğuna<br />

inanıyor. ABD Eski Başkanı Donald<br />

Trump gibi etkili bir figürün iklim<br />

krizinin varlığını reddettiği bir dünyada,<br />

bu, hayli umut verici bir oran.<br />

Yine de bu farkındalık seviyesi<br />

bizi şaşırtmamalı zira tüm devletler<br />

nezdinde kabul gören sıfatına sahip olması<br />

nedeniyle görece iyimser olarak<br />

tabir edebileceğimiz IPCC (Intergovernmental<br />

Panel on Climate Change<br />

– Hükümetlerarası İklim Değişikliği<br />

Paneli) de yayımlanan son raporunda<br />

insanlığın iklim değişikliğindeki rolünün<br />

“su götürmez” olduğunu ve sera<br />

gazları konusunda önlem alınmaması<br />

halinde en iyi senaryoda dahi küresel<br />

ısınmanın 2°C’nin üzerine çıkacağını<br />

söylüyor.<br />

ÇOK KATMANLI BİR KRİZ<br />

İklim krizinin geleceğimizi yalnızca<br />

hava koşulları sınırlarında değil eko-<br />

YANGININ<br />

BİLANÇOSU<br />

Türkiye Ormancılar Derneği’nin<br />

Haziran <strong>2021</strong> tarihli verilerine<br />

göre, ülkemizde 2011-2020<br />

döneminde ortalama 3,5 hektar<br />

olarak tespit edilen yangın başına<br />

yanan alan miktarı, yalnızca 2020<br />

yılında 6,2 hektara ulaştı.<br />

Türkiye’de bu yıl 28 Temmuz<br />

itibarıyla Manavgat’ta başlayıp<br />

ülkenin farklı illerinde çıkan<br />

yüzlerce yangında toplamda 126<br />

bin hektarı aşkın alan yandı. AP<br />

verilerine göre, Türkiye’nin 43<br />

farklı yerinde 260 adet orman<br />

yangını meydana gelirken,<br />

özellikle Akdeniz ve Ege’deki<br />

orman yangınların söndürülmesi<br />

günler aldı. Yalnızca Manavgat’ta<br />

yanan alan ise 60 bin hektarı<br />

buldu. Onbinlerce canlı öldü,<br />

onlarca mahalle kısmen ya da<br />

tamamen yandı.<br />

Eskiden temmuz-ağustos<br />

aylarında yaşanması beklenen<br />

yangın açısından riskli sezon,<br />

iklim değişikliğinin etkisiyle<br />

<strong>Eylül</strong> ve Ekim aylarını da<br />

kapsayacak şekilde genişlemiş<br />

durumda. İstanbul Üniversitesi<br />

– Cerrahpaşa Orman Fakültesi<br />

Öğretim Üyesi Doğanay Tolunay,<br />

orman yangınlarına neden olan<br />

“yangın üçgeni”nde yanıcı madde<br />

ve oksijenden sonra gelen kıvılcım<br />

faktörünün, yangınların çıkışında<br />

kritik olduğunu ve müsebbibinin<br />

insanlar olduğunu söylüyor.<br />

Bireylerin yanı sıra Tarım ve<br />

Orman Bakanlığı gibi kurumların<br />

da sorumluluğuna muhtaç olan<br />

bu konuda, kişisel ve kurumsal<br />

çerçevede tedbirlerin yanı sıra<br />

alınabilecek en kapsamlı önlem<br />

ise elbette küresel ısınmayı en<br />

azından yavaşlatarak yangın<br />

açısından riskli sezonun süresini<br />

kısaltabilmek.<br />

44 <strong>MediaCat</strong>


nomik olarak da etkileyeceğini aklımızda<br />

tutmakta fayda var. Kadir Has<br />

Üniversitesi’nden Prof. Dr. A. Erinç<br />

Yeldan, ILO (International Labour<br />

Organization – Uluslararası Çalışma<br />

Örgütü) tarafından yapılan çalışmaların<br />

1995’te 35 milyon kişi olarak kaydedilen<br />

ısı stresine bağlı işgücü kayıplarının,<br />

2030’da en iyimser ihtimalle<br />

80 milyon kişiye ulaşacağına işaret<br />

ettiğini söylüyor. Küresel toplam işgücü<br />

arzının 3,6 milyar kişi olduğu bilgisinden<br />

hareketle, sadece ısı stresine<br />

bağlı istihdam kayıplarının küresel<br />

işsizlik oranında yüzde 1’e yakın bir<br />

artışın sorumlusu olduğunun altını<br />

çizen Yeldan, bu kaybın 2020’de küresel<br />

ekonomiye olan 280 milyar dolarlık<br />

maliyetinin ise 2030’da 2,4 trilyon<br />

dolara ulaşmasının öngörüldüğünü<br />

belirtiyor.<br />

Karar vericilerin bu konudaki inisiyatifleriyse<br />

irdelemeye değer. G20<br />

özelinde yapılan hesaplara göre 2020<br />

başından itibaren enerji arz – talebiyle<br />

ilgili alanlara aktarılan ve büyüklükleri<br />

parasal olarak ifade edilmiş kaynakların<br />

403 milyar dolar seviyesine<br />

ulaştığını söyleyen Sürdürülebilir Ekonomi<br />

ve Finans Araştırmaları Derneği<br />

Kurucu Direktörü Bengisu Özenç, bu<br />

tutarın yüzde 54'ünün fosil yakıt kaynaklı<br />

faaliyetleri desteklediğini ve fosil<br />

yakıtlı faaliyetlere verilen teşviklerin<br />

yüzde 88’inin emisyon azaltımı gibi<br />

herhangi bir önkoşul taşımadığının altını<br />

çiziyor.<br />

NE YAPMALI?<br />

İlerleyen sayfalarda iklim krizini marka,<br />

kurum ve devletler nezdinde daha<br />

detaylı ele almadan evvel, bu uzun girizgâhın<br />

bir özeti olarak aklımızda tutmamız<br />

gereken birkaç önemli nokta<br />

var:<br />

• İklim değişikliği insan kaynaklı<br />

bir kriz ve üstesinden gelmek için<br />

öncelikle sera gazı salımını ciddi<br />

oranda düşürmemiz gerekiyor.<br />

• Krizin canlı hayatın yok oluşu gibi<br />

bizlere belki de uzak gelen sonuçları<br />

bir yana, özellikle Türkiye gibi<br />

ülkeler için yakın ve orta vadede<br />

hayli yıkıcı ekonomik sonuçları olduğunu<br />

unutmamalı ve tedbirlerimizi<br />

ona göre almalıyız.<br />

• Bireyler olarak gündelik hayattaki<br />

alışkanlıklarımızı iklim krizi gerçekliği<br />

çerçevesinde yeniden düzenlemeliyiz.<br />

• Hükümet ve markaların bu alanlardaki<br />

çalışmaları kıymetli ancak<br />

hükümetleri ve markaları seçmenin<br />

yine bizlerin inisiyatifinde olduğunu<br />

aklımızdan çıkarmamalıyız.<br />

Sosyolojik perspektiften bakıldığında;<br />

bir sorunun adını koyup onu<br />

yüksek sesle söylemek o sorunun gerçekliğini<br />

kabul etmek demektir. Tam<br />

da bu nedenle, alenen ortada olduğu<br />

halde adı konulmayan, bahsi geçirilmeyen<br />

sorunların gerçekliğinin reddedildiğini<br />

varsayarız. Bugün, sorunumuzun<br />

adı iklim krizi ve hepimiz bu<br />

iki kelimeyi yüksek sesle haykırmak<br />

mecburiyetindeyiz. Geleceğimiz, sesimizin<br />

ne kadar gür çıkacağına bağlı. ■<br />

‘Atmosferin<br />

yapısını ve ısı<br />

tutma özelliğini<br />

değişti ren<br />

müdahalelerimiz<br />

bir göktaşı<br />

çarpmasına<br />

eşdeğer hızda.’<br />

İNSANLIĞIN 1 YILDA ATMOSFERE<br />

SALDIĞI KARBONDIOKSIT MIKTARI<br />

7,8<br />

milyar<br />

ton<br />

Kömür, petrol,<br />

doğalgaz yakımı<br />

ve çimento<br />

üretiminden<br />

kaynaklanıyor.<br />

96<br />

milyon<br />

ton<br />

Doğalgazın<br />

çıkarılması<br />

ve taşınması<br />

sırasında<br />

gerçekleşiyor.<br />

36<br />

milyon<br />

ton<br />

Pirinç tarımı<br />

nedeniyle<br />

gerçekleşiyor.<br />

1,1<br />

milyar<br />

ton<br />

Orman yangınları,<br />

genel olarak<br />

bitki örtüsü<br />

değişiminden<br />

kaynaklanıyor.<br />

İNSANLIĞIN 1 YILDA ATMOSFERE<br />

SIZDIRDIĞI METAN GAZI MIKTARI<br />

89<br />

milyon<br />

ton<br />

Endüstriyel<br />

hayvancılık<br />

nedeniyle<br />

gerçekleşiyor.<br />

35<br />

milyon<br />

ton<br />

Biyokütlelerin*<br />

yakılması<br />

sırasında<br />

gerçekleşiyor.<br />

75<br />

milyon<br />

ton<br />

Çöp alanları<br />

nedeniyle<br />

gerçekleşiyor.<br />

*Yakıt olarak kullanılan<br />

tezek, tarım arazisi açmak<br />

için yakılan ormanlar ve<br />

sulak alanlar<br />

Kaynak: Prof. Dr. Levent<br />

Kurnaz, Son Buzul Erimeden:<br />

İklim Değişikliği<br />

Hakkında Öğrenmek İstediğiniz<br />

Her Şey (İstanbul:<br />

Doğan Kitap, 2019)<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 45


KAPAK<br />

Söyleşi<br />

Bireysel<br />

değişim<br />

kolektif<br />

değişimi<br />

tetikler<br />

Dünya genelinde<br />

olduğu gibi<br />

Türkiye’de de<br />

özellikle son<br />

dönemde yaşanan<br />

aşırı iklim olayları,<br />

yerkürenin insan<br />

müdahalesiyle karşı<br />

karşıya kaldığı<br />

krizin büyüklüğünü<br />

tartışmasız bir<br />

biçimde gözler önüne<br />

seriyor. Prof. Dr.<br />

Levent Kurnaz ve<br />

Kıvılcım Kocabıyık’a<br />

göre sorun büyük,<br />

önlem almak ise artık<br />

bir zorunluluk.<br />

u ARZU NİLAY KOCASU<br />

46 <strong>MediaCat</strong><br />

PROF. DR. LEVENT KURNAZ<br />

Yuvam Dünya Bilim Kurulu<br />

Başkanı, Boğaziçi Üniversitesi<br />

İklim Araştırma Merkezi Başkanı<br />

Çok temel bir soruyla başlamak<br />

istiyorum… Bunları neden<br />

yaşıyoruz, tüm bu olaylar başımıza<br />

neden geliyor? İklim krizinde<br />

-teorik olarak değil pratik<br />

olarak- geri dönüşü olmayan<br />

noktayı geçtik mi?<br />

LEVENT KURNAZ: Neredeyse 200<br />

yıldır enerji ihtiyacımızı gidermek<br />

için çoğunlukla petrol, kömür ve doğalgaz<br />

yakıyoruz. Bunun sonucunda da<br />

atmosfere doğanın emebileceğinden<br />

epey fazla karbondioksit salıyoruz. Atmosferde<br />

biriken bu karbondioksit de<br />

Dünya’dan çıkan ısıyı uzaya bırakmayıp<br />

ısınmaya yol açıyor. Ana sorunumuz<br />

bu. Biz kömür, petrol ve doğalgaz<br />

yaktıkça da bu sorun artarak devam<br />

edecek.<br />

Son yayımlanan IPCC raporu, açık<br />

bir biçimde artık iklimin eskisi gibi<br />

olmasının yüzlerce hatta binlerce yıl<br />

sürebileceğini söylüyor. Ancak bu geri<br />

dönüşü olmayan bir nokta şeklinde algılanmamalı<br />

çünkü, evet, her gün iklim<br />

daha kötüye gidiyor fakat biz kömür,<br />

petrol ve doğalgaz yakmayı hızlıca bırakacak<br />

olursak bu kötüleşme de duracak.<br />

Eskiye dönmek imkânsız olsa<br />

da her noktada, en azından daha kötü<br />

olmamayı sağlamamız mümkün.<br />

Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı<br />

2020'ye göre geniş bir kitle<br />

iklim krizini ciddi ama o kadar<br />

da aciliyeti olmayan bir mesele<br />

olarak görüyor. Çoğunluğa<br />

göre iklim değişikliğinin en<br />

büyük sebebiyse ormanların<br />

yok olması. Belki sera gazının<br />

kronik etkilerini yangının akut<br />

etkileri gibi göremediğimizden<br />

belki de çocukken okullarda ormanların<br />

Dünya’nın akciğerleri<br />

olduğu söylendiğinden, sıralamada<br />

hata yapmaya meyilliyiz.<br />

İklim meselesi çocuklara,<br />

halklara en doğru şekilde nasıl<br />

anlatılır?<br />

KIVILCIM KOCABIYIK: İklim krizi<br />

çok farklı sebeplerle ortaya çıkmış, tek<br />

bir çözümü olmayan ve iletişimi de tek<br />

bir mesaj altında yapılamayacak bir<br />

konu. Yuvam Dünya yolculuğu tam da<br />

KIVILCIM KOCABIYIK<br />

Yuvam Dünya<br />

Yönetim Kurulu Başkanı<br />

bu nedenden başladı. İklim ve kriz kelimelerinin<br />

bir araya gelmesi, aslında<br />

insanlık olarak bu hikâyeyi anlatmak<br />

ve harekete geçmek için hızlı davranmamız<br />

gerektiğini gösteriyor.<br />

Bahsettiğiniz araştırma sonuçları,<br />

sizin de değindiğiniz gibi eğitim sistemimizde<br />

bize verilenlerle paralel; farkındalığımızın<br />

daha iyi olduğu tarafta<br />

toplanıyor. Okullarımızda “Orman ne<br />

güzel!” şarkısını öğrenerek büyüdük,<br />

ormanları Dünya’mızın akciğerleri olarak<br />

zihnimize not ettik.<br />

Bugün orman yangınları ve seller<br />

ardından iklim krizi kavramına daha<br />

duyarlıyız. Bahsettiğiniz araştırma sonuçlarının<br />

da gösterdiği üzere hikâyeyi<br />

anlamak ve çözüme dair yapılması gerekenleri<br />

hep birlikte öğrenmek, atmamız<br />

gereken en önemli adım.<br />

Geçen aylarda iklim aktivisti Greta<br />

Thunberg’in de çağrısı şu şekildeydi:<br />

“Şu anda en çok ihtiyacımız olan şey,<br />

elbette iklim eylemi. Ancak bunu başarmak<br />

için farkındalığa ihtiyacımız<br />

var –insanların bu tür küresel mekanizmaları<br />

ve şu anda gezegende neler


olduğunu ve belki de olmadığını anlamalarına.<br />

İşte bu, benim harekete geçirici<br />

mesajım. Sizden tek bir şey isteme<br />

hakkım olsaydı, elinizden geldiğince<br />

çok şey öğrenmeye çalışmak için kendinizi<br />

eğitmenizi isterdim. Elimizin<br />

altında sınırsız miktarda bilgi var ve bu<br />

bilgiyi, bu bilinci başkalarına da yayın.”<br />

Dernek bu bağlamda kendisine<br />

nasıl bir hedef belirliyor?<br />

KK: Biz Yuvam Dünya olarak bu krizi<br />

anlatırken kullanılan dili değiştirmeyi<br />

hedefliyoruz. Bilim insanlarının üstünü<br />

çizdikleri konuları daha sadeleştirip<br />

basitleştirerek, farklı hikâye anlatma<br />

yöntemleriyle çocuklara, gençlere ve<br />

yetişkinlere aktarıyoruz.<br />

Özellikle MEB ile beraber çalıştığımız<br />

iklim değişikliğiyle mücadele<br />

bilinci oluşturma öğretim programları<br />

projemizde Türk eğitim sisteminde<br />

tüm çocukların daha ilkokul sıralarından<br />

iklim krizini anlamalarını sağlamayı<br />

amaçlıyoruz. Çocuklara bu krizi<br />

tam anlamıyla anlatarak sebep – sonuç<br />

ilişkilerini aktarmak, bu krizle mücadelede<br />

onları güçlendirmek, çocukların<br />

bu krize karşı bilinçlenmelerini, edindikleri<br />

farkındalıkla daha iyi bir dünya<br />

için harekete geçmeyi istemelerini<br />

sağlayabilmek en önemli hedefimiz.<br />

Eğer iklim krizine karşı dayanıklılık<br />

geliştiren, çözümler üreten, çevreye ve<br />

insanlığa fayda sağlayan bireyler yetiştirebilirsek,<br />

çocukları geleceğe güvenle<br />

hazırlamış olacağız.<br />

E<br />

LEVENT KURNAZ:<br />

Ülkemize<br />

önümüzdeki 20-<br />

30 yıllık sürede en<br />

az 30 milyon iklim<br />

mültecisi geleceğini<br />

düşünüyorum.<br />

Eğer bu çerçevede<br />

küresel planlama<br />

yapılmazsa,<br />

böylesi büyük bir<br />

akımın yaratacağı<br />

sorunları düşünmek<br />

bile istemem.<br />

İklim Dostu Yaşam Rehberi, bu<br />

krizle mücadele etmek için bireysel<br />

karbon ayak izimizi azaltmak adına<br />

yapabileceklerimizi özetleyen bir yol<br />

haritası. Aslında bu yol haritası uzun<br />

zamandır bildiğimiz kadim bilgileri<br />

içeriyor, birleştiriyor. Artık her gün<br />

farklı bir şey giymenin değil, sahip olduğumuz<br />

bir parçayı defalarca kullanabilmenin<br />

kıymetli olduğunu özümsememiz<br />

gerekli.<br />

Bugüne kadarki gözlemleriniz<br />

ışığında, Türkiye insanının iklim<br />

krizine ne kadar duyarlı olduğunu<br />

düşünüyorsunuz? Yapmamız<br />

gerekenlerin ne kadarını<br />

yapıyoruz?<br />

KK: Türkiye insanının iklim krizine<br />

karşı ne kadar duyarlı olduğunu son<br />

yangınlarla ve sellerle birlikte daha net<br />

gördüğümüzü düşünüyorum. Yuvam<br />

Dünya’yla iletişime geçen, iklim krizini<br />

öğrenmek ve çözüm süreçlerine dahil<br />

olmak için bizlerle gönüllü çalışmak<br />

isteyen yüzlerce insan oldu, paylaşımlarımızı<br />

takip ederek yolculuğumuza<br />

katıldılar. Türkiye’de durum çok umut<br />

verici. Biz zaten toprağımızı, suyumuzu<br />

korumakla mükellef hisseden bir<br />

toplumuz. İklim krizinin farkındayız<br />

fakat “Bu krizle nasıl mücadele edebiliriz;<br />

nasıl emisyonları düşürürüz ya da<br />

nasıl bu krizin etkilerine karşı uyum<br />

geliştirebiliriz?” konularında farkındalığımızı<br />

geliştirmeliyiz.<br />

12 MADDEDE IPCC<br />

6. DEĞERLENDİRME RAPORU<br />

1 İklim değişikliği var, tüm sistemlerde<br />

etkisi gözlemleniyor ve<br />

nedeni insanlık.<br />

2 Son yıllarda iklim sistemindeki<br />

değişikliklerin benzeri, insanlık<br />

Taş Devri’nden çıktığından beri<br />

görülmedi.<br />

3 Sıcak hava dalgası veya yoğun<br />

yağış gibi olaylar son senelerde<br />

iyice arttı. Bu artış ve şiddetlenmenin<br />

nedeni iklim değişikliği.<br />

4 İnsanlık böyle devam ederse en<br />

geç 50 sene içinde Dünya bir yüzyıl<br />

öncesine kıyasla 3°C ısınmış<br />

olacak.<br />

5 Birkaç yılda çok önemli adımlar<br />

atmazsak, en iyi senaryoda bile,<br />

küresel ısınma 2°C’yi aşacak.<br />

6 Atmosferin her 1°C ısınması, atmosferdeki<br />

su buharını %7 artırır.<br />

Bu da yağış rejimlerini değiştirir.<br />

Yani bir yandan kuraklıklar şiddetlenirken<br />

diğer yandan şiddetli<br />

yağışlar artacak.<br />

7 Dünya’nın belirli bir CO2 emebilme<br />

kapasitesi var. Bu kapasite<br />

artan sıcaklıkla azalır. Ağaçlar<br />

atmosfere oksijen yerine karbondioksit<br />

salar, okyanusların CO2<br />

emebilme kapasitesi azalır.<br />

8 Gidişat durdurulabilir ama eski<br />

güzel günlere hemen dönemeyiz.<br />

Yeryüzünün kendini toplaması<br />

binlerce yıl sürebilir.<br />

Yuvam Dünya’nın yayımladığı<br />

İklim Dostu Yaşam Rehberi de<br />

ortalama insanın süreci iyileştirebilmek<br />

için alacağı inisiyatiflerin<br />

bir haritasını çiziyor.<br />

KK: Yuvam Dünya, iklimi bir meselenin<br />

ötesine taşımış; ülkenin önde<br />

gelen şirketlerinin yeni nesil liderleri,<br />

bu krizi anlatmak ve çözümün parçası<br />

olmak için emek veren aktivistler, sivil<br />

toplum gönüllüleri, bilim insanları ve<br />

hikâyeleri daha anlaşılabilir dille topluma<br />

aktarabilen sanatçılar ve güçlü<br />

iletişimcilerden oluşan yeni nesil bir<br />

dernek. Tek odağımız iklim krizi.<br />

Bir konunun sahiplenilmesi için o<br />

konunun iyi anlaşılması ve sonuçları<br />

konusunda herkesin farkındalık sahibi<br />

olması şart. Biz de bu ihtiyaçtan yola çıkarak,<br />

iklim krizi meselesinin daha çok<br />

anlaşılması ve çözümüne yönelik aksiyonların<br />

artması üzerinden yola çıktık.<br />

SIZCE IKLIM<br />

DEĞIŞIKLIĞININ<br />

SEBEPLERI NELERDIR? (%)<br />

Ormanların ve yeşil alanların yok<br />

olması<br />

Petrol kullanımı<br />

65,7<br />

41,6<br />

32,6<br />

Kömür madenciliği ve kömürden<br />

elektrik üretimi<br />

Kaynak: Konda & İklim Haber – Türkiye’de<br />

İklim Değişikliği ve Çevre Sorunları Algısı<br />

2020<br />

9 Dünya ısınıyor ama bu ısınma her<br />

sene düzgün biçimde artmayabilir.<br />

Planlamanızı ısınmanın ortalama<br />

değerine göre yaparken,<br />

aşırı sıcak ve daha serin senelerin<br />

ya da dönemlerin olabileceğini<br />

unutmayın.<br />

10 Şu anda ısınma 1,2°C seviyesinde.<br />

Bu sıcaklığın artması bekleniyor.<br />

Sıcaklıkla birlikte iklim felaketleri,<br />

felaketlerin şiddeti ve etkilediği<br />

alan artacak.<br />

11 En kısa sürede CO2 salımlarını<br />

azaltmalıyız. Son dönemde<br />

önemli bir artış eğrisi çizen CH4<br />

salımları da azaltılmalı.<br />

12 Bu hızla sera gazı üretmeye<br />

devam edersek, yaptığımızın ne<br />

kadar yanlış olduğunu 20 yıl sonra<br />

kendi gözlerimizle göreceğiz.<br />

Kaynak: Levent Kurnaz, Oksijen<br />

13-19 Ağustos <strong>2021</strong><br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 47


KAPAK<br />

Türkiye, Paris Anlaşması’nı<br />

imzalamış olmasına rağmen<br />

anlaşma beş yıldır meclisten<br />

geçmeyi başaramadı ve anlaşmayı<br />

uygulamayan tek G20<br />

ülkesi unvanına sahip olmayı<br />

sürdürüyoruz. Paris Anlaşması’nı<br />

imzalayarak attığımız ilk<br />

adımın devamını neden getiremiyoruz?<br />

Bu yola koyulmamızı<br />

engelleyen sebepler neler?<br />

LK: Öncelikle Paris Anlaşması’nın<br />

öyle önemli bir şey olmadığını söylemeliyim.<br />

Ayrıca, meclisten geçirmeyi<br />

başaramadık dediğimizde bu konuda<br />

bir çaba göstermiş olduğumuz düşünülüyor,<br />

ortada geçirmek için bir çaba da<br />

yok.<br />

Türkiye 2015 yılında iklim değişikliğini<br />

engellemek için yapacaklarını<br />

yazılı olarak Birleşmiş Milletler’e<br />

verdi. BM de bunları Paris Anlaşması<br />

çerçevesinde kabul etti. Ülkemiz de o<br />

verdiği sözleri şimdiye kadar yerine getirdi.<br />

Yani burada anlaşılması gereken<br />

şey, Paris Anlaşması’nın zayıflığı. Biz<br />

özel bir çaba sarf etmeden anlaşmanın<br />

şartlarını yerine getirebiliyorsak, bu,<br />

o anlaşmanın ne derece yetersiz bir<br />

anlaşma olduğunun göstergesidir. Şu<br />

andaki durumda biz, anlaşmanın şartlarını<br />

yerine getirmesine rağmen anlaşmayı<br />

onaylamayan tek ülkeyiz.<br />

F<br />

KIVILCIM KOCABIYIK:<br />

Karşımızdaki sorun<br />

çok büyük. Bu<br />

nedenle çözümleri<br />

sadece bireysel<br />

veya kurumsal<br />

seviyede değil,<br />

birleştirici ve<br />

bütünleyici bir<br />

anlayışla hayata<br />

geçirmemiz<br />

gerekiyor.<br />

KIMILERI IKLIM<br />

DEĞIŞIKLIĞININ<br />

COVID-19’UN<br />

YARATTIĞINDAN DA<br />

BÜYÜK KRIZE YOL<br />

AÇACAĞINI SÖYLÜYOR.<br />

Y<br />

Evet, iklim krizi virüsten daha<br />

büyük bir krizdir. %51,5<br />

İklim krizi de ciddi ama o kadar<br />

acil bir mesele değil. %42<br />

İklim krizi diye bir şey yoktur.<br />

%6,5<br />

Kaynak: Konda & İklim Haber – Türkiye’de<br />

İklim Değişikliği ve Çevre Sorunları Algısı<br />

2020<br />

İklim krizi bağlamında Dünya’nın<br />

geleceği hayli karanlık.<br />

Kötünün iyisini söylemeye meyilli<br />

IPCC raporları bile yüreklere<br />

su serpmeyi başaramıyor.<br />

Harekete geçilmesi mecburi<br />

olan bu konuda alınacak önlemleri<br />

konuşurken ise önceliği<br />

bireysel olarak edinmemiz<br />

gereken duyarlılığa veriyor<br />

gibiyiz. İklim krizinin çözüme<br />

kavuşturulmasında en büyük<br />

sorumluluk kime düşüyor? Bireylere<br />

mi devletlere mi yoksa<br />

şirketlere mi?<br />

LK: Dünya’nın önemli çoğunluğu demokrasiyle<br />

yönetiliyor. Demokrasi insanların<br />

akıllı oldukları ve tam bilgiyle<br />

hareket ettikleri önkabulüne dayanır.<br />

Eğer bu yanlışsa, o zaman demokrasi de<br />

yanlıştır. Bunu söylemeyi istemeyeceğimizi<br />

kabul ederek insanların akıllı oldukları<br />

ve kararlarını bilgili bir biçimde<br />

verdiklerini düşünmemiz gerekiyor.<br />

Bunu kabul ettiğimiz zaman da hangi<br />

partinin bizi yöneteceğinden evde ne<br />

kadar et yiyeceğimize kadar aldığımız<br />

tüm kararlarda da akıllıca davrandığımızı<br />

benimsemek zorundayız. Durum<br />

böyle olunca da aslında bir çobana gerek<br />

kalmıyor.<br />

Yani, iklim sorununda belirleyici<br />

ve önemli olan benim et tüketmem<br />

mi yoksa devletin tüm<br />

elektrik enerjisi stratejisini fosil<br />

yakıt tüketen, filtresiz termik<br />

santrallere bağlamış olması ya<br />

da elektrikli araçların fosil yakıtlı<br />

muadillerine göre herhangi<br />

bir vergi avantajına sahip<br />

olmayıp üstüne daha da pahalı<br />

olması mı?<br />

LK: Biz, vatandaşlar olarak doğru kararları<br />

kendi başımıza da verebiliriz.<br />

Yanlış yapan firmaların ürünlerini<br />

satın almayız, elektrikli araçları fosil<br />

yakıtlı eşdeğerlerinden pahalı vergilendiren<br />

hükümetleri bir daha iş başına<br />

getirmeyiz. Bunları tercihlerimizde ön<br />

plana koymuyorsak, biz hata yapıyoruz<br />

demektir.<br />

KK: Karşımızdaki sorun çok büyük.<br />

Bu nedenle çözümleri sadece bireysel<br />

veya kurumsal seviyede değil, birleştirici<br />

ve bütünleyici bir anlayışla hayata<br />

geçirmemiz gerekiyor. Tüm bireylerin,<br />

kurumların ve devletlerin iklim kriziyle<br />

mücadele sonucu elde edilecek<br />

olumlu durumlardan fayda sağlayacağı<br />

tartışılmaz bir gerçek. En nihayetinde<br />

tüm bu unsurların merkezi “insan”.<br />

Bireylerin bir araya gelerek yaratacakları<br />

kültür değişimi ve bu değişimle<br />

beraber talepleri şirketler üzerinde de<br />

devlet üzerinde de etkili olacaktır. Bireysel<br />

değişim kolektif değişimi tetikler.<br />

Özellikle Türkiye gibi ekonomik<br />

sorunların diğer sorunlardan<br />

rol çaldığı ülkelerde, çevreye<br />

duyarlılık ve sürdürülebilirlik<br />

gibi konularda farkındalık sağlamanın<br />

en etkili çözümü sizce<br />

nasıl olabilir? Çözüm sürecinin<br />

öncülüğünü kimler üstlenmeli?<br />

KK: 21’inci yüzyılda lider olmak için<br />

artık daha az zarar vermek yeterli değil,<br />

işletmelerin kendi operasyonel ayak izlerini<br />

azaltmanın çok ötesine bakmasına<br />

ve daha geniş dünyada daha büyük<br />

emisyon azaltımı elde etmeyi taahhüt<br />

etmesine ihtiyacımız var. Lider işletmeler<br />

çevrelerindeki daha geniş dünyayı<br />

şekillendirmeye yardımcı olabilir.<br />

Topluluklar, müşteriler, çalışanlar ve<br />

toplumun geri kalanıyla birlikte çalışarak<br />

iklim krizinin üstesinden gelmek<br />

için yeni araçlar geliştirebilir.<br />

Artık doğrusal çizgiden uzaklaşıp<br />

döngüsel tarafa geçmenin zamanı. Doğrusal<br />

ekonominin savunduğu “Yeryüzü<br />

tükenmez bir kaynaktır, dolayısıyla istediğinizi<br />

alın” anlayışının yerini “Yeryüzü<br />

yaşam verir, dolayısıyla sınırlarına<br />

saygılı olun” anlayışına bırakma<br />

zamanı geldi.<br />

48 <strong>MediaCat</strong>


Aynı zamanda toplumsal farkındalık<br />

ve toplumsal taleplerin yaratılmasıyla<br />

şirketler de bu konuda çok daha<br />

hızlı aksiyon alacaklardır. Almayanlar<br />

uzun ömürlü olamayacak. Şirketlerin<br />

değerini toplumsal, çevresel misyonları<br />

ve aksiyonları belirleyecek. Gün<br />

geçtikçe “sürdürülebilirlik ve iklim<br />

krizi” konusunu odağına alan şirket<br />

sayısı artıyor. Yakın gelecekte artık<br />

“Daha fazlası değil, daha farklısı ile iyi<br />

yaşayabiliriz” diyen bir kültürel dönüşüme<br />

iyi yanıt veren şirketler öne<br />

çıkacaktır.<br />

Levent Bey, Son Buzul Erimeden<br />

adlı kitabınızın farklı pasajlarında<br />

meseleyi ülke politikaları<br />

açısından ele alıyorsunuz. Kyoto<br />

Protokolü’nün yeterli başarıya<br />

ulaşamamasını üretimin<br />

sorumluluk almamış ülkelere<br />

kaydırılmasına bağlıyor, ülkemizdeki<br />

karar alıcılar açısından<br />

durumun ABD’de olandan farklı<br />

olduğunu belirtiyorsunuz. Genel<br />

itibarıyla ülkelerin iklim krizindeki<br />

rollerinin ve özel olarak<br />

Türkiye’nin rolünün ana hatlarını<br />

nasıl çizersiniz?<br />

LK: Kitap yazıldığı sırada bildiğiniz<br />

gibi ABD yönetiminde iklim krizinin<br />

varlığına inanmayan Trump vardı.<br />

Bundan dolayı da ABD politikalarında<br />

sanki iklim krizi yokmuş gibi bir yaklaşım<br />

vardı. Ülkemizde ise hem iktidar<br />

t<br />

LEVENT KURNAZ:<br />

Türkiye, BM'ye<br />

verdiği sözleri<br />

şimdiye kadar<br />

yerine getirdi. Yani<br />

burada anlaşılması<br />

gereken şey, Paris<br />

Anlaşması'nın<br />

zayıflığı.<br />

hem de muhalefet iklim krizinin varlığını<br />

kabullenmiş durumda. Bundan<br />

dolayı da politika yapıcıların probleme<br />

yaklaşımları son derece farklı.<br />

Bunun da ötesinde, özellikle Avrupa<br />

Birliği ülkeleri ile aramızda çok<br />

önemli bir etkilenebilirlik farkı var.<br />

Bunu şöyle anlatabilirim: Diyelim ki<br />

her ülkenin iklim krizini engellemek<br />

için elinde 100 birim para var. Eğer siz<br />

Norveç’seniz ve iklim krizinin sizi gelecekte<br />

çok kötü etkilemeyeceğini biliyorsanız,<br />

bu 100 birimin 90 birimini<br />

karbondioksit salımlarını azaltmaya,<br />

10 birimini de krize uyum sağlamaya<br />

harcayabilirsiniz. Ama eğer Bangladeş’seniz<br />

iklim krizi diye bir şey yoktur.<br />

Bu 100 birimin ancak 10 birimini<br />

karbondioksit salımlarını azaltmaya<br />

harcarken 90 birimini kendinizi krizin<br />

etkilerinden korumaya harcamak zorundasınız.<br />

Bu bağlamda, ülkemiz bu krizden<br />

en fazla etkilenecek ülkelerden biri<br />

olduğundan, politikamızın krizin getireceği<br />

belalara uyum sağlayabilmek yönünde<br />

olması gerektiğini düşünmemiz<br />

gerekiyor.<br />

İklim krizi gibi bir meselenin<br />

sadece tek bir ülkeyi değil tüm<br />

yerküreyi etkileyeceğini biliyoruz,<br />

yine de sormak istiyorum…<br />

Eğer gereken önlemler alınmazsa,<br />

ekonomik ve kültürel perspektiflerini<br />

de hesaba katacak<br />

olursak, iklim krizinin Türkiye<br />

özelindeki sonuçları arasından<br />

sizce en yıkıcıları neler olacak?<br />

LK: Ülkemize önümüzdeki 20-30 yıllık<br />

sürede en az 30 milyon iklim mültecisi<br />

geleceğini düşünüyorum. Eğer<br />

bu mülteci akımı çerçevesinde küresel<br />

planlama yapılmayacak olursa, böylesi<br />

büyük bir akımın yaratacağı sorunları<br />

düşünmek bile istemem. Bunun ötesinde,<br />

yanlış bir tarım politikasıyla<br />

devam edecek olursak, iklim krizinin<br />

getirdiği kuraklıkla birleştiğinde bugünkü<br />

nüfusumuzu beslemek bile bir<br />

problem olacak. Gelecekte ise gıda tedariği<br />

çok daha kritik hale gelecek. Bu<br />

iki ana sorunun başarıyla üstesinden<br />

gelebilirsek diğer problemlere çok daha<br />

kolay uyum sağlayabiliriz. ■<br />

KISA KISA<br />

• İklim meselesi biz kömür,<br />

petrol ve doğalgaz<br />

yaktığımız müddetçe artarak<br />

sürecek.<br />

• İklim kriziyle mücadelede<br />

biz vatandaşlar olarak<br />

doğru kararları kendi<br />

başımıza da verebiliriz.<br />

Tercihlerimizi bu gözle<br />

yapmıyorsak, hata bizde<br />

demektir.<br />

• İşletmelerin kendi operasyonel<br />

ayak izlerini azaltmanın<br />

çok ötesine bakmasına ve<br />

daha geniş dünyada daha<br />

büyük emisyon azaltımı elde<br />

etmeyi taahhüt etmesine<br />

ihtiyacımız var. Şirketlerin<br />

değerini toplumsal, çevresel<br />

misyonları ve aksiyonları<br />

belirleyecek.<br />

• Ülkemiz bu krizden en fazla<br />

etkilenecek ülkelerden biri<br />

olduğundan, politikamızın<br />

krizin getireceği belalara<br />

uyum sağlayabilmek<br />

yönünde olması gerektiğini<br />

düşünmemiz gerekiyor.<br />

• Ülkemize önümüzdeki 20-<br />

30 yıllık sürede en az 30<br />

milyon iklim mültecisi<br />

gelecek. Küresel bir planlama<br />

yapılmazsa sonuçları yıkıcı<br />

olur.<br />

• Yanlış tarım politikasıyla<br />

devam edersek, ileride<br />

bugünkü nüfusumuzu<br />

beslemek bile problem<br />

olacak.<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 49


KAPAK<br />

Yorum<br />

İklim değişiyor!<br />

Ama Akdeniz<br />

olmuyor<br />

PROF. DR. ÇISIL SOHODOL<br />

Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi<br />

klim krizi! Gezegenimizin<br />

İ<br />

yaşanabilir bir geleceği<br />

olup olamayacağını belirleyecek<br />

bu iki kelimenin<br />

arkasında tarihin en kritik mücadelelerinden<br />

biri giderek içinden çıkılamaz<br />

hale geliyor. Sıcak hava dalgalarıyla<br />

kavrulup ormanlarımızın alevlere teslim<br />

oluşunu izlerken sel baskınlarına<br />

şahitlik ediyoruz. Su kaynakları ve biyoçeşitlilik<br />

alarm verip eko-anksiyete<br />

yaratırken, iklim değişikliğinin yarattığı<br />

sorunlar ile intihar vakaları arasındaki<br />

ilişkiyi ortaya koyan araştırmalar<br />

yayımlanıyor. Kapkara bir tablo değil<br />

mi?<br />

Ancak bu tablonun kurbanları sadece<br />

doğa ya da bireysel olarak biz insanlar<br />

değiliz. İklim değişikliği, markaları<br />

ve kurumları da etkiliyor ve bu etki<br />

katlanarak devam edecek. Dünyanın<br />

en büyük 500 şirketinden 215’i, iklim<br />

değişikliği kaynaklı tahminî finansal<br />

risklerini 2,1 trilyon dolar olarak bildirdi.<br />

Zaten Annenberg School for Communication’ın<br />

aktivizm raporunun<br />

ve Deloitte’un <strong>2021</strong> tarihli iş liderleri<br />

araştırmasının sonuçlarında da iklim<br />

değişikliği, kurumların üstesinden gelmesi<br />

gereken krizlerden biri olarak başı<br />

çekiyor.<br />

MESELENİN ÖZÜ SORUMLULUK<br />

Bu sonuçlar marka ve kurumların iyi<br />

birer kurumsal vatandaş olup dünyanın<br />

sürdürülebilir geleceği için çaba<br />

harcamalarının gerekliliği kadar, kendi<br />

gelecekleri için de iklim kriziyle mücadeleyi<br />

ana gündem haline getirmelerinin<br />

önemini göstermiyor mu? Bu<br />

Y<br />

Toplum iklim<br />

değişimini<br />

durdurmaya<br />

odaklı, şeffaf,<br />

zarar vermeme<br />

ve iyileştirme<br />

prensiplerine uygun<br />

davranıp bilim<br />

temelli hedefler<br />

koyarak bunları<br />

gerçekleştiren<br />

ve iletişimini<br />

doğru yöneten<br />

aktivist markaları<br />

kucaklamaya hazır.<br />

Ancak bunun hak<br />

edilmesi gerekiyor.<br />

yüzden, gezegenimizi iklim krizinden<br />

kurtarabilmek, kurumların kendi varlıkları<br />

için de iyi bir iştir. Ama finansal<br />

endişelerin ötesinde; marka/kurumları<br />

var eden doğaya ve insanlara değer<br />

vermenin önemini, sorumluğunu<br />

hissetmek ve mevcut gücü krizi durdurmak<br />

için kullanmak meselenin asıl<br />

özüdür.<br />

Paydaşlar da marka/kurumların<br />

öne çıkmasını bekliyorlar. Havas’ın<br />

<strong>2021</strong> Meaningful Brands, W. Thompson’ın<br />

<strong>2021</strong> Regeneration Rising araştırmaları,<br />

tüketicilerin kurumlardan,<br />

gezegenin iyiliği ve iklim konularında<br />

çözümün bir parçası olmalarını beklediklerini;<br />

<strong>2021</strong> Edelman Trust Barometer’ın<br />

sonuçları da, toplumun kurumlardan<br />

çevre de dahil olmak üzere<br />

yaşam koşulları üzerinde olumlu bir<br />

etki yaratmasını talep ettiğini, CEO’ların<br />

iklim değişikliğini durdurabilmek<br />

için değişime öncülük etmelerini istediklerini<br />

gösterdi.<br />

KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ<br />

Yapılması gereken ilk şey, kurumların<br />

varlık nedenlerini tanımlayan kurumsal<br />

amaçlarını, iklim kriziyle mücadeleyi<br />

kapsayıp sürdürülebilir bir gele-<br />

50 <strong>MediaCat</strong>


cek yaratmaya hizmet edecek şekilde<br />

yeniden tanımlamaları. İnternet sitelerindeki<br />

vizyon ve misyon cümleleri<br />

ya da sürdürülebilirlik sekmelerinin<br />

ötesinde; bu duyarlılığı marka ve kurumun<br />

DNA’sına yerleştirecek ve “söylemek<br />

– yapmak” arasındaki boşluğu<br />

ortadan kaldıracak bir amaca tutkuyla<br />

bağlanmadan iklim eylemini hayata<br />

geçirmek, “greenwashing” yaftasından<br />

kurtulmak ve paydaşlar nezdinde bir<br />

inandırıcılık sağlamak mümkün değil.<br />

Sadece konuşmalara değil, regülasyonların<br />

ötesine geçerek, gerekenlerin yapılmasına;<br />

gerçek marka/kurum aktivizmine<br />

ihtiyacımız var.<br />

İklim konusunda marka/kurum<br />

aktivizmine giden yol zor ve dikenlidir.<br />

Şeffaf olunmasına ihtiyaç duyar. Hiç<br />

kimse mükemmel değildir ve hiçbir<br />

marka/kurum da mükemmel değildir.<br />

Bu nedenle, yolculukta nerede olduğunuz<br />

ve nereye gittiğiniz konusunda<br />

şeffaf olmak, otantik aktivizmin temel<br />

direklerindendir ama beraberinde sorgulanmaya<br />

ve tepkilere hazır olmayı<br />

gerektirir. Çünkü, toplumun ilginlik ve<br />

bilgi düzeyi arttıkça sorgulama seviyesi<br />

de yükseliyor.<br />

Örneğin, iklim krizini durdurmanın<br />

temel gerekliliği olan karbon emisyonlarını<br />

düşürme vaatleri birkaç yıl<br />

önce alkışlanırken; kurumların, tedarik<br />

zinciri ile satış sonrası kullanımlardan<br />

kaynaklı Kapsam-3 kategorisindeki<br />

emisyonları eylem planlarına dahil<br />

etmedikleri ve bu konuda net hedefler<br />

koymadıklarına ilişkin bilgiler nedeniyle,<br />

alkışlar yerini eleştirilere bırakmış<br />

durumda.<br />

İnsanlar, “Bizi yanıltma; önce zarar<br />

vermeyi bırak sonra da iyileştirmeye<br />

odaklan, sana ancak o zaman inanırım.<br />

Aksi halde gözümde aktivist değil, çevresel<br />

çatışma gündeminden kendi lehine<br />

faydalanmaya çalışan bir marka/<br />

kurum haline gelirsin” diyor. Araştırmalar<br />

da tüketicilerin bu tür durumları<br />

cezalandırmaya başladığını gösteriyor.<br />

İyi haber ise, GreenPrint’in <strong>2021</strong> Business<br />

of Sustainability Index, Deloitte’un<br />

#GetOutInFront, Brodie ve Public<br />

First’ün Sustainability Sentiment<br />

Tracker raporlarında, iklim konusunda<br />

duyarlı markalara yöneldiklerini ve<br />

bunlara belirli bir miktar fazla ödemeyi<br />

göze aldıklarını söyleyen tüketici sayısının<br />

da artıyor olması.<br />

Riskleri proaktif olarak önlemek,<br />

vurduklarında onların üstesinden<br />

gelmekten daha mantıklı, daha az maliyetli<br />

ve daha kolaydır; hele ki iklim<br />

konusunda bu, hepimizin iyiliği için<br />

yapılacak en doğru hamledir. Aksi durumda,<br />

o ünlü 1,5°C sıcaklık hepimizi<br />

yakacak; daha fazla vakit kaybetmeyi<br />

göze alabilir miyiz? ■<br />

O<br />

Gezegenimizi<br />

iklim krizinden<br />

kurtarabilmek,<br />

kurumların kendi<br />

varlıkları için de<br />

iyi bir iştir. Ama<br />

finansal endişelerin<br />

ötesinde; doğaya<br />

ve insanlara<br />

değer vermenin<br />

önemini hissetmek<br />

ve mevcut gücü,<br />

krizi durdurmak<br />

için kullanmak<br />

meselenin asıl<br />

özüdür.<br />

MARKALAR İÇİN İKLİM<br />

AKTİVİZMİ REHBERİ<br />

Toplum, iklim değişimini<br />

durdurmaya odaklı, şeffaf,<br />

zarar vermeme ve iyileştirme<br />

prensiplerine uygun davranıp<br />

bilim temelli hedefler koyarak<br />

bunları gerçekleştiren ve<br />

iletişimini doğru yöneten aktivist<br />

markaları kucaklamaya hazır.<br />

Ancak bunun hak edilmesi<br />

gerekiyor.<br />

HAK ETMENIN REÇETESINI MI<br />

MERAK ETTINIZ?<br />

• Marka/kurumunuzu statükoyu<br />

koruyan modellerin ötesinde;<br />

sadece iş dünyasını değil,<br />

doğayı ve toplumu daha<br />

iyi, daha dayanıklı hale<br />

getirmeye, iyileştirme ve<br />

yenilemeye odaklanan<br />

rejeneratif anlayışla yeniden<br />

tasarlayın.<br />

• Net-sıfır karbon hedefine<br />

yönelik bir sürdürülebilirlik<br />

planı oluşturun, iklim<br />

değişikliği önceliklerini<br />

stratejik planınıza entegre<br />

edin ve söylemek ile yapmak<br />

arasındaki boşluğu ESG<br />

prensiplerini uygulayarak<br />

kapatın. Karbon nötr bir<br />

tedarik ağı geliştirmeyi ve<br />

yenilenebilir enerjiyi odağınıza<br />

alın.<br />

• Pledge to Zero, Race to Zero,<br />

Science Based Target Initiative<br />

gibi oluşumlara dahil olarak<br />

ve CDP gibi organizasyonlara<br />

gönüllü raporlama yaparak<br />

kendinizi zorlayın ve<br />

paydaşlarınıza tutkunuzu<br />

gösterin.<br />

• Sürdürülebilir ürünleri<br />

tüketicilerin ulaşabilecekleri<br />

fiyatlarda sunabilmek için<br />

yenilikçi çözümler arayın.<br />

• Tüketicilerinizi, Dünya’yı<br />

iyileştirecek bu yolcuğa sizinle<br />

birlikte çıkaracak, onların<br />

farkındalıklarını artıracak iklim<br />

konuşmalarının bir parçası<br />

haline getirin. Farklı kuşakların<br />

bilgileri de beklentileri de<br />

farklı; onları eğitmek, kafa<br />

karışıklıklarını gidermek ve yol<br />

gösterici olmak zorundasınız.<br />

Bunu yaparken, araştırmanın<br />

ve iletişimin gücünden doğru<br />

şekilde yararlanın.<br />

• Çalışanlarınızı iklim<br />

savunucuları ve sizin<br />

çabanızın gönüllü birer<br />

parçası olmaları için iç<br />

iletişimin gücüyle, bilgiyle<br />

donatıp yüreklendirin.<br />

• Rekabet güzeldir ama<br />

bazen ortaklaşa rekabet<br />

daha güzeldir. Çözüm için,<br />

rakiplerinizle birlikte hareket<br />

etmekten korkmayın.<br />

• Yasa koyuculara baskı<br />

yapmak, iklim eylemiyle ilgili<br />

olumlu lobi faaliyetlerini<br />

desteklemek aktivizmin<br />

kalbidir, unutmayın.<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 51


KAPAK<br />

Yorum<br />

İklim krizi<br />

İHSAN ÖZÇITAK<br />

Deeper / Yönetici Ortak<br />

Bugünlerde bazı<br />

kamusal figürler,<br />

“Müsilajdan<br />

yangına ve sele<br />

krizin sorumlusu<br />

sensin” diyerek<br />

toplumsal<br />

farkındalık<br />

yaratmaya<br />

çalışıyorlar.<br />

Etik olarak<br />

hatalı bulmanın<br />

ötesinde doğru<br />

da olmadığını<br />

düşünüyorum.<br />

Öncelikle<br />

payları bireyler<br />

bazında değil,<br />

organizasyonlar<br />

bazında dağıtmak<br />

gerekir.<br />

ABD’li Jeokimyager<br />

Clair C. Patterson<br />

Fotoğraf: Kaliforniya<br />

Teknoloji Enstitüsü<br />

dijital arşivleri<br />

D<br />

oğru ismi, doğru tanımlamayı<br />

bulmak çoğunlukla<br />

sonrasında yapacağınız her<br />

şeyden daha önemli olabiliyor.<br />

İsim deyip geçmemek gerektiğini<br />

en iyi bizim sektörümüz bilir sanırım.<br />

Yale Üniversitesi’nin “iklim değişimi”<br />

ve “küresel ısınma” tanımlamalarının<br />

toplumda nasıl algılandığı üzerine<br />

yaptığı bir çalışma bu konuda çok net<br />

sonuçlar ortaya koyuyor: Araştırmacılar<br />

“küresel ısınma” teriminin “iklim<br />

değişikliği” teriminden daha fazla toplumsal<br />

farkındalık, duygusal katılım ve<br />

kişisel ve kamusal eylem için destekle<br />

ilişkili olduğunu buluyorlar. Küresel<br />

ısınma dendiğinde aklınıza yanan<br />

ormanlar, eriyen buzullar, aç kalmış<br />

kutup ayıları ve dahası gelirken iklim<br />

değişikliği çok daha nötr, çok daha<br />

kabul edilebilir ve belki de en önemlisi,<br />

çok daha kendiliğinden bir anlam<br />

dünyası çağrıştırıyor. Aynı araştırmaya<br />

göre -ki Google verilerinden yola çıkıldığı<br />

için siz de trend raporlarından<br />

bakabilirsiniz- küresel ısınma tepe<br />

noktasına 2007 yılında ulaşmış. Sonrasında<br />

“iklim değişikliği” arayı kapatıyor<br />

ve öne geçiyor.<br />

Madem ki küresel ısınma iklim değişikliğinden<br />

çok daha etkili bir tanımlama,<br />

neden gelişim tam ters yönde<br />

olmuş acaba?<br />

CLAIR C. PATTERSON’IN<br />

HİKÂYESİ<br />

Ünlü bilim insanı Carl Sagan’ın anısına<br />

yıllar sonra Neil deGrasse Tyson sunuculuğunda<br />

tekrar izleyicileriyle buluşan<br />

efsane belgesel dizisi Cosmos’un birinci<br />

sezon yedinci bölümünde, Dünya’nın<br />

yaşını hesaplamak için yıllarca çalışan ve<br />

başaran ama bu süreçte dünyanın hızla<br />

kurşun zehirlenmesine sürüklendiğini<br />

gören Clair Cameron Patterson’ın hikâyesi<br />

anlatılır. Patterson’ın çalışmalarıyla<br />

başlayan mücadele 20 yıldan fazla sürer.<br />

Bugün bakıldığında çok açık ve net olan<br />

bu zehirlenme toplumda ve karar organlarında<br />

hızlı bir karşılık görmez. Petrokimya<br />

endüstrisinin çıkarlarına aykırı<br />

olduğu için bilim insanları, reklamcılar,<br />

lobi ve halkla ilişkiler şirketleri tarafından<br />

bulanıklaştırılır, karşı çıkılır ve süreç<br />

mümkün olduğu kadar uzatılır.<br />

Benzer bir süreç de küresel ısınma<br />

konusunda yaşandı, yaşanıyor. Küresel<br />

ısınma verilerine 1960’lardan beri<br />

sahip olan endüstri, küresel çapta milyarlarca<br />

doları aynı kurşun konusunda<br />

olduğu gibi bulanıklaştırma, şüphe<br />

yaratma, gözden düşürme çabalarına<br />

harcadı. İklim değişikliği tanımlaması<br />

küresel ısınmaya karşı, işte tam Yale<br />

araştırmasında anlatılan nedenlerle<br />

tercih edildi. Özellikle son 2-3 yılda<br />

Greta Thunberg gibi aktivistler ve Guardian<br />

gibi medya kuruluşları sayesinde<br />

isimlendirme yarışında yeni bir safhaya<br />

geçildi: “iklim krizi”.<br />

Çok daha uyarıcı, alarm verici ve<br />

acele ettirici. Evet bu bir kriz ve geçtiğimiz<br />

20-30 yılda yapmadıklarımız, yaptırmadıklarımız<br />

sebebiyle bu krizdeyiz.<br />

ÇÖZÜM İÇİN TARAFLARA DÜŞEN PAY<br />

Bugünlerde bazı kamusal figürler,<br />

“Müsilajdan yangına ve sele krizin sorumlusu<br />

sensin” diyerek toplumsal<br />

farkındalık yaratmaya çalışıyorlar.<br />

Etik olarak hatalı bulmanın ötesinde<br />

doğru da olmadığını düşünüyorum.<br />

Öncelikle payları bireyler bazında değil<br />

organizasyonlar bazında dağıtmak<br />

gerekir. Bunu yaptığınızda sokaktaki<br />

sıradan insana düşen pay ile mesela<br />

bizim sektöre düşen pay arasında ciddi<br />

bir fark olduğunu görürsünüz. Bugün<br />

hem kendimizi hem de hizmet verdiğimiz<br />

sektörleri daha fazla çaba göstermeye<br />

zorlamak, bu manada bizler için<br />

bir borçtur diye düşünüyorum.<br />

Yukarıda bahsettiğim Cosmos bölümünde<br />

Neil deGrasse Tyson, kurşunu<br />

yoğun kullanan Roma İmparatorluğu’nun,<br />

zehirli olduğunu bilmesine<br />

rağmen kullanım kolaylığı, kısa vadeli<br />

etkilerin sadece köleler tarafından yaşanması,<br />

kurşundan vazgeçmenin büyük<br />

konfor problemleri yaratacağı gibi<br />

sebeplerle kurşun kullanımına devam<br />

ettiğini ve imparatorluğun çöküş nedenlerinden<br />

birinin, belki de en önemlisinin<br />

bu olduğunu anlatır. Benzer bir<br />

sona sahip olmamak için şu âna kadar<br />

yaptıklarımızın ötesinde çaba göstermemiz<br />

şart. ■<br />

52 <strong>MediaCat</strong>


KAPAK<br />

Yorum<br />

İklim<br />

değişiyor<br />

peki ya biz?<br />

UZM. PSK. EKİN ÖZAKSOY<br />

ALMBAIDHEEN<br />

nümüzde somut kanıtlarıyla<br />

duran bir gerçek var;<br />

Ö<br />

iklim değişikliği. Yakın zamana<br />

kadar birçoğumuz<br />

için küresel yüzey sıcaklığının artışı<br />

yalnızca rakamlardan ibaretti; şimdi<br />

ise iklim değişikliğinin sonuçları<br />

görmezden gelinemeyecek boyutlara<br />

ulaştı. Peki iklim değişikliği bireyleri<br />

nasıl etkiliyor? Bu sorunun ekonomik<br />

ve kültürel açıdan ve sağlık açısından<br />

birçok yanıtı var.<br />

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BİZDE<br />

NEYİ DEĞİŞTİRİYOR?<br />

Yapılan birçok araştırma bize iklim değişikliğinin<br />

insanın psikolojik sağlığını<br />

doğrudan ve dolaylı yollarla bozduğunu<br />

söylüyor. İklim değişikliği nedeniyle<br />

tetiklenen doğal afetler hem ölüm<br />

veya yaralanmalarla hem de ev, iş ve<br />

yaşam alanlarının kaybıyla sonuçlanabilir.<br />

Doğal afetler sonrasında; akut<br />

stres bozukluğu, travma sonrası stres<br />

bozukluğu, majör depresyon, somatik<br />

bozukluklar, alkol ve madde kötüye<br />

kullanımı gibi birçok psikolojik sorun<br />

gözlemleniyor.<br />

İklimdeki değişiklik küresel boyutta<br />

bir tehdit. Bu tehdidin insanlarda<br />

yoğun endişeye neden olabildiğini biliyoruz.<br />

İklim değişikliğinin gözle görülür<br />

etkilerini deneyimleyen kişinin<br />

kendisi, çocukları ve gelecek nesiller<br />

için duyduğu yoğun endişe; küresel<br />

ısınmayı durduramayacağı düşüncesinin<br />

yol açtığı hayal kırıklığı ve buna<br />

eşlik eden yoğun çaresizlik duygularıyla<br />

tanımlanan bu endişeye “eko-anksiyete”<br />

adı veriliyor. Çevresel değişimler<br />

t<br />

Yapılan birçok<br />

araştırma bize<br />

iklim değişikliğinin<br />

insanın psikolojik<br />

sağlığını bozduğunu<br />

söylüyor. İklim<br />

değişikliğine<br />

karşı savaşmayı<br />

önceliklerimiz<br />

arasına almalı,<br />

umutsuzluğu bir<br />

kenara kaldırıp<br />

alışkanlıklarımızı<br />

değiştirmeliyiz.<br />

sonucu yaşanan psikolojik sıkıntı ise<br />

“solastalji” olarak kavramsallaştırılıyor.<br />

Solastalji yaşayanların depresyon<br />

ve intihar gibi ciddi psikolojik sıkıntılar<br />

yaşadığı görülmekte.<br />

İklim değişikliğinin sonucunda oluşan<br />

etkilerden biri sıcaklık artışı. Artan<br />

sıcaklıkların insanlarda stres düzeyinin<br />

artmasına, dikkatin azalmasına,<br />

olumsuz ve düşmanca düşüncelerin<br />

artmasına, iş yerindeki verimin düşmesi<br />

nedeniyle iş kayıplarına, hasta ve<br />

yaşlılar için sosyal izolasyona neden<br />

olabileceği biliniyor.<br />

İklim değişikliğinin etkilerinden<br />

düşük gelirli ve dezavantajlı grupların<br />

daha çok etkilendiğini de gözden kaçırmamak<br />

gerekli. Buna ek olarak sıcaklık<br />

artışı, kuraklık ya da sel gibi durumlar<br />

karşısında insanların bir kısmı göç etmek<br />

durumunda kalabiliyor. Göçün<br />

başlı başına bir stres kaynağı olduğu,<br />

psikolojik iyi oluş halini olumsuz etkilediği<br />

biliniyor. Ayrıca sel, kuraklık,<br />

sıcaklık artışı salgın hastalıkların yayılmasına<br />

zemin hazırlarken, dolaylı yoldan<br />

psikolojik sağlığı da etkiliyor.<br />

BİZ İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ<br />

KONUSUNDA NEDEN<br />

DEĞİŞMİYORUZ?<br />

Birçoğumuz insan türü olarak iklimi olması<br />

gerekenden daha hızlı bir şekilde<br />

değiştirdiğimizin farkındayız. Ancak<br />

durumun farkında olmak ve sonuçlarını<br />

yaşamak, karbon salımına katkı<br />

sağlamayı sürdürmemizin önüne geçmiyor.<br />

Peki neden?<br />

Öncelikle, evrimsel olarak, kısıtlı<br />

kaynakları kendimize ayırmaya eğilimliyiz.<br />

Ulaşılabilir ve kısıtlı bir kaynak<br />

var ise bunu ya biz ya da “bizden<br />

olanlar” tüketelim istiyoruz. İkinci<br />

olarak, bu durumun hemen bir felakete<br />

yol açmayacağını, sonuçların uzun vadede<br />

ortaya çıkacağını düşündüğümüz<br />

ve tehlikeyi küçümsediğimiz için önceliklerimiz<br />

arasına almıyoruz.<br />

Bir diğer sebep, iklim değişikliğinin<br />

küresel bir sorun olması nedeniyle, birçok<br />

insanın iklim üzerinde tek başına<br />

etkisi olduğunu düşünmemesi. Yani<br />

“sadece benim yaptığım ne işe yarayacak,<br />

ben yapsam da başkası yapmayacak”<br />

gibi düşünceler harekete geçmeyi<br />

engelliyor. Burada güvensizlik devreye<br />

giriyor. Hem dünyayı beraber paylaştığımız<br />

insanlara hem de yöneticilere<br />

güvenmiyoruz. İklim politikalarının<br />

yetersiz olduğunu, bireysel olarak yapacağımız<br />

her şeyin boşa gideceğini<br />

düşünüyoruz. Tabii harekete geçmeyi<br />

engelleyen başka sebepler de var. Bunlardan<br />

bazıları; içinde yaşadığımız tüketimi<br />

dayatan kapitalist sistem, dünya<br />

görüşü, siyasi ideolojiler, dinî inançlar,<br />

kadercilik, mali yatırımlar, alışkanlıklar,<br />

birbiriyle çelişen istekler…<br />

Sonuç olarak, toplum davranışının,<br />

tek tek bireylerin davranışlarından<br />

oluştuğunu unutuyoruz. İklim değişikliğine<br />

karşı savaşmayı önceliklerimiz<br />

arasında almalı, umutsuzluğu bir<br />

kenara kaldırıp alışkanlıklarımızı değiştirmeliyiz.<br />

Dünyamız için, hepimiz<br />

için… ■<br />

54 <strong>MediaCat</strong>


MEDYA<br />

Bir Bakışta<br />

Bir garip<br />

hisler silsilesi<br />

Ajans Press’in<br />

<strong>MediaCat</strong> için<br />

basında gündem olan<br />

haber başlıklarını<br />

raporladığı 22 Haziran<br />

– 20 Ağustos tarihli Bir<br />

Bakışta araştırması,<br />

ülkece aşırı doğa<br />

olaylarıyla üzülüp<br />

sportif başarılarla<br />

gururlandığımız bir<br />

garip hisler silsilesini<br />

belgeliyor.<br />

1<br />

Erdoğan, yerli koronavirüs aşısının<br />

adının Turkovac olduğunu<br />

açıkladı.<br />

2<br />

Kurucusu olduğu Çiftlik Bank<br />

üzerinden binlerce kişiyi dolandırdıktan<br />

sonra yurtdışına kaçan ve<br />

kırmızı bültenle aranan “Tosuncuk” lakaplı<br />

Mehmet Aydın, Brezilya’da Türkiye’nin<br />

São Paulo Başkonsolosluğu’na<br />

teslim oldu.<br />

3<br />

Türkiye’nin 43 farklı yerinde 260<br />

adet orman yangını meydana gelirken,<br />

özellikle Akdeniz ve Ege’deki<br />

orman yangınların söndürülmesi günler<br />

aldı.<br />

4<br />

Yoğun yağış sebebiyle Batı Karadeniz’de<br />

sel ve heyelan meydana<br />

gelirken, Kastamonu’da 70, Sinop’ta<br />

10, Bartın’da ise bir kişinin hayatını<br />

kaybettiği; bulunamayan 30 kişinin<br />

ise arama çalışmalarına devam edildiği<br />

saptandı.<br />

5<br />

15 yaş üstündeki gençler ve kronik<br />

hastalığı bulunan 12 yaş üstündeki<br />

çocuklara COVID-19 aşı hakkı tanımlandı.<br />

6<br />

Barcelona yönetiminin “Maliyetini<br />

karşılayamayacağız” diyerek<br />

yolları ayırma kararı aldığı Lionel Messi<br />

gözyaşları içinde Katalan kulübüne<br />

veda ederken, PSG ile anlaşma sağladı.<br />

7<br />

Mete Gazoz okçulukta Türkiye’ye<br />

tarihindeki ilk Olimpiyat Altın<br />

Madalyası’nı kazandırdı. Busenaz Sürmeneli<br />

ise boksta Altın Madalya’ya<br />

sahip olurken, Türkiye 2020 Tokyo<br />

Olimpiyat Oyunları’nda topladığı 13<br />

madalyayla tarihinin en çok madalya<br />

kazandığı olimpiyatı yaşadı.<br />

8<br />

Melih Bulu, Boğaziçi Üniversitesi’ne<br />

rektör olarak atanmasından<br />

altı ay sonra Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi<br />

ile görevden alındı.<br />

9<br />

Uzun zamandır gündemde olan<br />

Hayvanları Koruma Kanunu kabul<br />

edilerek yasalaştı.<br />

10<br />

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk<br />

istifa etti, Selçuk’un yerine göreve<br />

Mahmut Özer geldi.<br />

11<br />

Taliban, başkent Kabil dahil Afganistan’ın<br />

neredeyse tamamını<br />

kontrol altına aldı. Afganistan’dan çeşitli<br />

ülkelere büyük göç hareketi başladı. ■<br />

Tarih aralığı:<br />

22 Haziran – 20 Ağustos<br />

56 <strong>MediaCat</strong>


ADVERTORIAL<br />

İlklere<br />

imza atan<br />

kampanya!<br />

EZGİ ÖZYILDIRIM<br />

DİMES<br />

Dijital İletişim Müdürü<br />

YALKIN YEL<br />

Reklamania Creative<br />

Ajans Başkanı<br />

SİMGE HEKİMGİL<br />

Reklamania Creative<br />

Müşteri Direktö rü<br />

Reklamania<br />

Creative ve Cats &<br />

Dogs imzalı DİMES<br />

kampanyası,<br />

lansmanlarıyla ses<br />

getiren iki ürünü<br />

kapıştırıyor; bir<br />

ilke imza atarak<br />

Aleyna Tilki’yi TikTok<br />

fenomenleriyle<br />

buluşturuyor.<br />

İMES’in Milkshake ve Smoothie<br />

ürünlerini “kapışma”<br />

D<br />

konseptiyle bir arada kullanan<br />

yeni kampanyası, Türkiye’de<br />

bir ilke imza atarak müzik sektörünün<br />

yıldız ismi Aleyna Tilki’yi TikTok<br />

fenomenleriyle buluşturdu.<br />

Reklamania Creative imzası taşıyan<br />

kampanyada Aleyna Tilki, toplam<br />

takipçi sayısı 30 milyona ulaşan Tik-<br />

Tok fenomenleriyle yer aldı. “Smoothie<br />

ile Enerji Kat” ve “Milkshake ile<br />

Ortamı Salla” takımlarının kapıştığı<br />

kampanya için bir de video klip hazırlayan<br />

Aleyna Tilki, bu klipte de yine<br />

Türkiye’de bir ilk olarak TikToker’larla<br />

rol aldı. Aleyna Tilki'nin hazırladığı<br />

reklam müziği, ürünlerin enerjik ve<br />

eğlenceli özelliklerini ve kapışma konseptini<br />

vurguluyor.<br />

Konseptinden mecra stratejisine,<br />

kreatif dilinden cast tercihlerine yenilikçi<br />

yaklaşımıyla dikkat çeken kampanyanın<br />

detaylarını, DİMES Milkshake<br />

ve Smoothie lansmanlarına da<br />

imza atan Reklamania Creative Ajans<br />

Başkanı Yalkın Yel, Müşteri Direktörü<br />

Simge Hekimgil ve DİMES Dijital<br />

İletişim Müdürü Ezgi Özyıldırım ile<br />

konuştuk.<br />

İki ürünün “kapıştığı” bir kreatif<br />

fikir nasıl oluştu?<br />

YALKIN YEL: Milkshake ve Smoothie<br />

gençlere hitap eden, genç ruhlu iki<br />

ürün. Kampanyamız ürünlerin eğlenceli<br />

ve enerjik özelliklerini öne çıkarıyor.<br />

Yakın zamanda lansmanı yapılmış<br />

ve büyük başarı elde etmiş iki yenilikçi<br />

ürünü yenilikçi bir dille anlatmak için<br />

dünyada güçlenen bir trend olan “kapışmayı”<br />

seçtik.<br />

Kampanyada hangi ilklere<br />

imza atıldı?<br />

YY: Bu yıl bir ilke imza atan DİMES,<br />

58 <strong>MediaCat</strong>


yıldız isim Aleyna Tilki’yi TikTok<br />

fenomenleriyle buluşturdu. Kampanyanın<br />

imza attığı bir diğer ilk ise<br />

DİMES’in hashtag challenge’ında iki<br />

ürünü arasında dijital rekabet yaratan<br />

ilk marka olması oldu.<br />

#dimeskapışması<br />

akımına katılan<br />

TikTok kullanıcıları<br />

16<br />

bine yakın<br />

video paylaşım<br />

gerçekleştirdi.<br />

TikTok’ta başarının sırrı ne?<br />

YY: Başarının en önemli faktörü “gerçeklik”.<br />

TikTok, insanlara kendi oldukları<br />

yerde, kendi istedikleri biçimde<br />

iletişim kurma olanağı sağlayan, kim<br />

olduğu ne kadar takipçisi olduğu fark<br />

etmeksizin herkesin görünebilir olabildiği<br />

bir platform. Biz de buradan<br />

yola çıktık. Dijital sosyalleşme günümüzün<br />

gerçeği ve TikTok, gençlere bu<br />

olanağı sağlıyor.<br />

Ancak TikTok’u ana mecra olarak<br />

kullanmak, sadece video çekmek ya da<br />

reklamı orada da yayınlamakla olacak<br />

bir şey değil. TikTok’un mecra dinamiklerini<br />

iyi analiz etmek; görsel dili,<br />

kamera açıları, ara yüzleri, efektleri,<br />

trendleri anlamak; reklam filmlerinden<br />

ziyade TikTok klipleri oluşturabilmek<br />

gerekiyor.<br />

DİMES kampanyalarımızda bunları<br />

göz önünde tutup, Z Kuşağı’nın hareketliliği<br />

ve eğlenceyi paylaşma, gerçekçilik<br />

ve samimiyet anlayışına sesleniyoruz,<br />

başarılarının en önemli faktörü bu.<br />

Öte yandan dijital ve konvansiyonel<br />

mecraları birlikte kullanan DİMES, sadece<br />

TikTok’u ana mecra olarak kullanan<br />

değil, aynı zamanda TikTok’u tüm<br />

özellikleriyle TV’ye taşıyan da ilk marka.<br />

TikToker’ların TV’de görünmeleri,<br />

takipçileri üzerinde müthiş bir etki<br />

yarattı ve onların ürettikleri içerikler<br />

TV ile TikTok arasında organik bir<br />

geçişkenlik sağladı. Farklı disiplinleri<br />

birbirinin içerisinde kullanmanın da<br />

ötesinde yeni bir disiplin yaratmayı<br />

amaçladık ve başardık. Bu kampanyamız<br />

da hashtag challenge’la, farklı kapışma<br />

yayınlarıyla; YouTube, Instagram,<br />

TikTok paylaşımlarıyla ve farklı<br />

sürprizlerle yıl sonuna dek sürecek.<br />

Kampanyalarımız, köklü bir marka<br />

olan DİMES’in, ürünleriyle olduğu kadar<br />

iletişim çalışmalarıyla da gençlere<br />

hitap etmeyi, onlarla konuşup, duygusal<br />

bağ kurmayı gerçekten başarabilen<br />

nadir markalardan biri olarak öne çıkmasını<br />

sağladı. Bu başarıda DİMES’in<br />

yenilikçilik kültürü ve cesur fikirlere<br />

açık olması da önemli rol oynadı. “Dijital<br />

sosyalleşme nerede, biz oradayız” diyerek<br />

çıktığımız yolda, DİMES’in genç<br />

ve liyakat sahibi pazarlama ekibiyle dijital<br />

dünyanın en aktif ve başarılı markalarından<br />

biri olmayı başardık.<br />

Sonuçlar nasıl?<br />

EZGİ ÖZYILDIRIM: Önce ana mecra<br />

olarak belirlenen TikTok’ta, sonra<br />

da farklı dijital platformlarda ve TV’de<br />

yayına giren reklam filmimiz, video<br />

klibimiz ve paylaştığımız kamera arkası<br />

videolarımız kampanya başlangıcından<br />

bu yana dijital platformlarda<br />

yaklaşık 51 milyon organik izlenme<br />

aldı. Ayrıca #dimeskapışması hashtag<br />

challenge’ımız tüketicilerin en fazla<br />

video çektikleri marka akımlarından<br />

biri oldu. Akıma katılan TikTok kullanıcıları<br />

16 bine yakın video paylaşım<br />

gerçekleştirdi.<br />

Altı günde 18 milyon tekil erişim<br />

elde eden #dimeskapışması hashtag<br />

challenge, yılın en fazla kişiye erişen<br />

kampanyalarından biri oldu. Kampanya<br />

paylaşımlarına yapılan tüketici yorumlarının<br />

yüzde 83’ü pozitif nitelikte.<br />

Aleyna Tilki ve TikTok fenomenleriyle<br />

çalışmak nasıldı?<br />

SİMGE HEKİMGİL: TikTok markaların<br />

olduğu kadar yıldızların da radarında.<br />

Dünya starları TikTok’u aktif<br />

olarak kullanıyor. Dünyada şarkı ve<br />

klip lansmanları için TikTok’un etkili<br />

ve güçlü bir mecra olduğunu biliyoruz.<br />

Yaptığı tüm işlerde başarılı olan Aleyna<br />

Tilki yeniliklere çok açık bir isim.<br />

Enerjisi ve tarzıyla projeye kendi ruhunu<br />

yansıttı.<br />

Fenomenlerimiz de geniş kitlelere<br />

hitap eden, her gün onlarca içerik üreten,<br />

kameraya alışık, mecraya hâkim,<br />

hedef kitlesini tanıyan ve kendi yolunu<br />

açarak ünlenen kişiler. Çekimlerde<br />

müthiş bir sinerji oluştu ve ne kadar<br />

doğru bir karar verdiğimizi gördük. ■<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 59


KÜLTÜR<br />

Söyleşi<br />

Değişim<br />

dayatmayla<br />

olmaz<br />

Prof. Dr. Jonah<br />

Berger<br />

TÜKETİCİ DAVRANIŞLARI<br />

VE SOSYAL ETKİ UZMANI<br />

Prof. Dr. Jonah Berger bu ay<br />

<strong>MediaCat</strong> Yayınları tarafından<br />

çıkan Değişimi Tetiklemek adlı<br />

kitabıyla raflarda yerini aldı.<br />

Berger, “Değişim gerçekten<br />

zordur. İteriz, zorlarız, kontrol<br />

etmeye çalışırız ve hiçbir şey<br />

olmaz. Dolayısıyla aslında<br />

sorulması gereken soru, ‘Bunun<br />

daha iyi bir yolu var mı?’ olmalı.<br />

İşte bu soruyu cevaplamak için<br />

bu kitabı yazdım” diyor.<br />

u BARIŞ CEZAR<br />

60 <strong>MediaCat</strong>


Neden bu kitabı yazma ihtiyacı<br />

hissettiniz? İnsanları değiştirmek<br />

neden bu kadar zor?<br />

Herkesin değiştirmek istediği bir şeyler<br />

vardır. Pazarlamacılar ve satıcılar müşterileri<br />

ikna etmek ister, çalışanlar patronlarını<br />

ikna etmek ister, liderler kurumları<br />

dönüştürmek ister, start-up’lar koca<br />

sektörleri değiştirmek ister, sivil toplum<br />

kuruluşları dünyayı değiştirmek ister…<br />

Değişim gerçekten zordur. İteriz,<br />

zorlarız, kontrol etmeye çalışırız ve hiçbir<br />

şey olmaz. Dolayısıyla aslında sorulması<br />

gereken soru, “Bunun daha iyi bir<br />

yolu var mı?” olmalı. İşte düşünceleri<br />

değiştirmenin, harekete geçirmenin,<br />

iterek zorlayarak değil de başka bir yolu<br />

olabilir mi sorusunu cevaplamak için bu<br />

kitabı yazdım. Birlikte çalıştığım o kadar<br />

insanın, o kadar kurumun hepsinin<br />

de değiştirmek istedikleri şeyler vardı.<br />

Ama o değişimi yaratmakta çok zorlanıyorlardı.<br />

Ben de arzuladıkları sonuçlara<br />

ulaşmalarını sağlamanın başka bir yolu<br />

olabilir mi diye merak ettim.<br />

Kitabınızdaki kilit kavram “katalizör”.<br />

İnsanları veya kurumları<br />

değiştirirken bir “katalizör”<br />

olmak neden önemli?<br />

Değişim sağlamak zordur çünkü güç<br />

uygulamak işe yaramaz. İnsanlara neyi<br />

değiştirmek istiyorsunuz, onu değiştirmek<br />

için neyi denediniz diye sorarsanız,<br />

yüzde 99’u güç uygulamanın, dayatmanın<br />

başka şekillerini sayar. Değişim için<br />

çeşitli nedenleri, rakamları ve gerçekleri<br />

dayatmak… Bir PowerPoint sunumu<br />

daha yaparsam, bir telefon daha edersem,<br />

insanlara bir e-posta daha gönderebilirsem,<br />

onları azıcık daha zorlayabilirsem<br />

ikna olurlar. Ama zorlamak işe<br />

yaramaz. İnsanları zorladığımızda ayak<br />

direrler, direnirler, geri iterler. “Katalizör”<br />

olmak değişim yaratmanın çok<br />

daha etkili ve işe yarama olasılığı çok<br />

daha yüksek bir yöntemi.<br />

Kimya alanından çok güzel bir benzetme<br />

yapabiliriz. Kimyada değişimi<br />

tetiklemek geçekten zordur. Karbonun<br />

baskı altında elmaslara dönüşmesini,<br />

bitki ve hayvan kalıntılarının petrole<br />

dönüşmesini düşünün. Kimyagerler de<br />

laboratuvarda çalışırken değişimi tetiklemek<br />

için maddelere sıcaklık ve basınç<br />

eklerler; ama değişimin daha hızlı ve kolay<br />

olmasını sağlayan, daha fazla sıcaklığa<br />

veya basınca ihtiyaç bırakmayan özel<br />

birtakım maddeler vardır. Bunlar daha<br />

az enerjiyle daha çok değişim olmasını<br />

v<br />

İnsanlar<br />

bilgilerin mevcut<br />

inançlarına uyup<br />

uymadığına<br />

bakarlar,<br />

doğrulama eğilimi<br />

dediğimiz bir<br />

şeye sahiptirler.<br />

Ve inandıklarına<br />

ters düştüğünde<br />

o bilgiyi göz ardı<br />

ederler.<br />

sağlarlar. Bu maddelere “katalizör” adı<br />

verilir. İşleme şekilleri şöyledir: Değişimin<br />

karşısındaki engelleri belirlerler ve<br />

onları azaltırlar. Aynı şey sosyal hayat<br />

için de geçerli. Birini değiştirmek için<br />

neler yapabileceğimi sormak yerine,<br />

o insanın neden bugüne kadar değişmediğini<br />

sormak. Değişimin önündeki<br />

bariyerler ve engellerin ne olduğunu<br />

sormak. Ve o bariyer ve engelleri bertaraf<br />

ederek, ne olduklarını anlayarak ve<br />

onların etkisini azaltarak değişimi daha<br />

olası kılıp kılamayacağımızı sormak.<br />

Toplumu kutuplaştıran ekonomi,<br />

iklim değişikliği, hatta bu<br />

aralar aşılanma gibi son derece<br />

önemli ve güncel meselelerde<br />

gerçeklerin ve rakamların kendiliklerinden<br />

bariz olduklarını ve<br />

“makul” insanları ikna edeceklerini<br />

düşünürüz. “Gerçekler”<br />

neden insanları ikna etmeye<br />

yetmiyor?<br />

Bunun nedenlerinden biri insanların<br />

gerçeklerle pek ilgilenmemeleridir.<br />

İnsanlar kendi düşünceleriyle uyumlu<br />

bilgilere ilgi gösterirler. Kitabımda bahsettiğim<br />

düşüncelerden biri de “mesafe”<br />

kavramı. Bu, şu demek: Bir bilgi insanların<br />

o anda düşünsel olarak bulundukları<br />

yerden çok uzaksa, ona kulak asmazlar.<br />

Dahası, birisinin kendilerini ikna etmeye<br />

çalıştığını hissederlerse, geri iter ve<br />

karşı koyarlar. Çoğu zaman o insanın<br />

yapmalarını istediği şeyin tam tersini<br />

yaparlar. Biz de gerçeklerin ve rakamların<br />

galip geleceğini düşünmek yerine,<br />

değişimin önündeki engelleri belirlemeli<br />

ve onları azaltmalıyız. Çoğu zaman<br />

sorunun sadece bilgi olduğunu düşünüyoruz.<br />

“Aslında şu insan doğru bilgilere<br />

sahip olsa fikri değişirdi” diyoruz. Ama<br />

bilgi sadece bilgi değildir. İnsanlar bilgilerin<br />

mevcut inançlarına uyup uymadığına<br />

bakarlar, doğrulama eğilimi dediğimiz<br />

bir şeye sahiptirler. İnançlarını<br />

doğrulayan bilgiler ararlar. Ve inandıklarına<br />

ters düştüğünde o bilgiyi göz ardı<br />

ederler. Dolayısıyla soru sormak, insanları<br />

kendilerini ikna etmeye teşvik etmek<br />

ve daha fazla özerkliğe alan açmak<br />

gibi yollar çoğu kez çok daha etkilidir.<br />

İster bir kurumda liderlik konumundayken<br />

ister şahsi hayatımızda,<br />

değişimin önündeki bariyerleri<br />

nasıl küçültebiliriz?<br />

Değişimin önündeki bariyerleri küçültmenin<br />

püf noktası önce onları an-<br />

lamaktır. Tekrar tekrar karşımıza çıkan<br />

beş kilit bariyer var. İster tüketicilerin<br />

düşüncesini değiştirmek isteyen bir pazarlamacı<br />

ister bir kurumu değiştirmek<br />

isteyen bir lider olun, bunlar aynıdır:<br />

tepkisellik, bağlılık, mesafe, belirsizlik<br />

ve tamamlayıcı kanıt. Bu beş bariyeri<br />

kavradıktan sonra hemen hemen her<br />

şeyi değiştirebiliriz.<br />

Kitabınızda ortaya koyduğunuz<br />

ilkeler evrensel mi? Değişimin<br />

önündeki engelleri küçültme ve<br />

katalizör olma yolları kültürden<br />

kültüre değişir mi?<br />

Bu ilkelerin çoğu kültürler arasıdır, dolayısıyla<br />

insanların mevcut inançlarını<br />

doğrulayan bilgi arayışında olmaları<br />

ABD’de de olsanız Türkiye’de de olsanız<br />

geçerlidir. Aynı şekilde insanların<br />

halihazırda yapmakta oldukları şeylere<br />

bağlandıkları düşüncesi de. Mevcut durumda<br />

yapmakta olduğumuz şeylerin<br />

bizim için daha kolay oldukları düşüncesi<br />

de bir kültüre özgü değil. Halihazırda<br />

katılmakta olduğumuz projeler,<br />

girişimler; almakta olduğumuz ürünler<br />

ve hizmetlerle devam etmek daha kolay<br />

gelir. Nasıl olduklarını, nereden alacağımızı<br />

biliriz. Bunların hepsi kesinlikle<br />

kültürler arasıdır.<br />

Okuyanların kitabınızdan almasını<br />

istediğiniz tek bir şey olsa,<br />

ne olurdu?<br />

Bence akılda kalacak en basit şey, dayatmayı<br />

bırakmamız ve el frenlerini<br />

belirlememiz, yolu kapatan bariyerleri<br />

bulmamız gerektiğidir. Park hâlindeki<br />

aracımıza binip ilerlemesini istediğimizde<br />

anahtarımızı sokar, çevirir, gaz<br />

pedalına basarız. Eğer araba ilerlemeye<br />

başlamazsa, gaza biraz daha basmamız<br />

gerektiğini düşünürüz, değil mi? “Gaza<br />

basarsam araba gider” deriz. Ama eğer<br />

el freni çekilmişse, gaza ne kadar bastığımız<br />

fark etmez. Araba yerinden kıpırdamayacaktır.<br />

İşte kitabın başlıca<br />

mesajlarından biri de bu. O el frenlerinin<br />

ne olduğunu teşhis etme konusunda<br />

daha iyi olmalıyız. Bariyerleri, değişimin<br />

önündeki engelleri belirleyin. Onları<br />

azaltabilir, küçültebilirsek her şeyi<br />

değiştirebiliriz. Değişim zordur. Hepimizin<br />

değiştirmek istediği bir şeyler<br />

vardır. Ama insanların neden değiştiğini<br />

ve neden değişmediklerini, değişimin<br />

önündeki engelleri ve onları nasıl azaltacağımızı<br />

anlarsak, gerçekten her şeyi<br />

değiştirebiliriz. ■<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 61


NEW TECH<br />

Güçlendirilmiş<br />

gelecek<br />

Teknolojik gelişmelerin geleceğin inşasındaki<br />

rolünde, şimdiye kadar kötümser senaryolardan<br />

bahsettik. Geçtiğimiz yıl ise insanlığın<br />

teknolojiye belki de en çok ihtiyaç duyduğu bir<br />

dönemi geride bıraktık. Yeni nesil teknolojiler<br />

insanlığın en büyük destekçisi olarak en ön<br />

saflarda yerini alırken teknolojinin, günü<br />

ve geleceği kurtaran tarafına tanıklık ettik.<br />

Hükümetler teknoloji ve inovasyona olan<br />

yatırımlarını artırmışken, kurumlar da inovasyon<br />

yaklaşımlarında değişikliğe gitti. Artık<br />

güçlendirilmiş gelecek anlatısında inovasyonu<br />

yeniden düşünmenin zamanı.<br />

u SULTAN ÖNCÜ ARSLANOĞLU<br />

62 <strong>MediaCat</strong><br />

leri teknolojiler günlük hayatı<br />

İ<br />

kolaylaştırıcı araç olmakla birlikte<br />

pandemiye direnebilmede<br />

insanlığın elindeki en büyük<br />

güç oldu. İleri teknolojiler sayesinde<br />

pandeminin getirdiği pek çok zorluğu aşabildik<br />

ve tek çıkış yolumuz teknoloji oldu.<br />

Teknoloji liderliği olmadan, liderliğin elde<br />

edilemediği açık hale geldi. Günümüzde<br />

büyük değişiklikler artık teknolojiye öncelik<br />

vermeyi gerektiriyor ve bu sadece<br />

sorunları çözmekle ilgili değil, aynı zamanda<br />

gelenekleri alt üst etmek ve gelecek<br />

için yeni bir vizyon yaratmakla da ilgili.<br />

Ufukta yeni bir gelecek var ve bu, beklenilenden<br />

daha farklı olacak. Geçtiğimiz yıl<br />

zaman yönetiminden sağlığa, yaşam tarzından<br />

güvenliğe ve iş yapış biçimlerine<br />

kadar teknolojik ilerlemeyle bağlantılı<br />

pek çok değişiklik yaşandı. Hükümetler<br />

bilim, teknoloji ve inovasyona olan<br />

yatırımlarını artırmışken, kurumlar<br />

da inovasyona olan yaklaşımlarında<br />

kâr elde etmekten ziyade dayanıklı<br />

hale gelmeyi öncelik edindi.<br />

Pew’in 2020 yılında 915 iş geliştirme<br />

uzmanı, iş ve politika lideri, inovasyon<br />

lideri, araştırmacı ve aktivist<br />

ile gerçekleştirdiği araştırmadan çıkan<br />

sonuçlar, 2025’te “yeni normalin<br />

çok daha teknoloji odaklı olacağına”,<br />

bununla birlikte “daha büyük zorluklarla<br />

da baş etmemiz gerekeceğine”<br />

işaret ediyor. Pandemide ortaya çıkan<br />

değişikliklerin dünya nüfusunun<br />

önemli bir kısmı için işleri daha iyi<br />

hale getireceğine dair umutlarını dile<br />

getiren uzmanların argümanlarını ise<br />

şu değişiklikler oluşturuyor:<br />

• Mevcut ekonomik düzenlemelerde,<br />

ırksal adaleti ve sosyal eşitliği hedefleyen<br />

yeni reformlar başlatmak,<br />

• Esnek çalışma koşulları kalıcı hale<br />

geldikçe ve topluluklar buna uyum<br />

sağladıkça, birçok aile ve çalışan için<br />

yaşam kalitesini artırmak,<br />

• İnsanların daha akıllı, daha güvenli<br />

ve daha üretken yaşamalarına olanak<br />

tanıyan sanal/artırılmış gerçeklik<br />

ve yapay zekâda yeni teknolojiler<br />

üretmek; çoğu durumda sağlık, eğitim<br />

ve toplum yaşamı gibi kilit alanlarda<br />

“akıllı sistemler” tarafından<br />

yönetimi mümkün kılmak.


mak ve gelişmek için şirketlerin, teknoloji<br />

alanındaki uzun vadeli değişimleri<br />

öngörebilmeye ihtiyacı var. Buna<br />

giden yolda ise inovasyon çalışmalarının<br />

genişletilmesi önemli rol oynuyor.<br />

Boston Consulting Group’un 15 yıldır<br />

yayınladığı En Yenilikçi Şirketler <strong>2021</strong><br />

raporu bu konuda artan bir farkındalık<br />

olduğunu ortaya koyuyor. Rapora göre,<br />

ilk üç önceliğinden biri inovasyon olan<br />

şirketlerin oranı bu yıl yüzde 75’e yükselmiş<br />

durumda. Bunun, 2005’ten bu<br />

yana ulaşılan en yüksek oran olduğunu<br />

belirtmeden geçmeyelim.<br />

DÖNGÜSEL OLMAYAN DESTEKLER<br />

ARTMALI<br />

Pandeminin inovasyon yatırımları<br />

üzerindeki etkisini ölçümlemek<br />

henüz mümkün olmasa da <strong>Eylül</strong><br />

2020’de Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü<br />

(WIPO), Cornell Üniversitesi ve IN-<br />

SEAD tarafından ortaklaşa yayınlanan<br />

Küresel İnovasyon Endeksi (GII)<br />

2020, kısa ve orta vadeye yönelik bir<br />

çıkarımda bulunabilmek adına kılavuz<br />

niteliğinde.<br />

Küresel inovasyon trendlerini<br />

analiz ederek, dünya çapında 130’dan<br />

fazla ülkenin inovasyondaki başarı<br />

sıralamasını hesaplayan endekse<br />

göre, 2009’dan bu yana dünya çapında<br />

ortalama inovasyon harcamaları<br />

GSYİH’den daha hızlı büyüyor. Tahminlere<br />

göre, 2017 ve 2018 yıllarında<br />

küresel Ar-Ge harcamaları sırasıyla<br />

yüzde 5 ve yüzde 5,2 büyüdü. Yaklaşık<br />

10 yıldan bu yana Ar-Ge harcamalarındaki<br />

büyüme, Çin ve Hindistan gibi<br />

gelişmekte olan kilit pazarların yaptığı<br />

yatırımlarla ivme kazandı. Küresel<br />

İnovasyon Endeksi Ar-Ge harcamalarının,<br />

pandemi sonrası dünyada artış<br />

oranını koruyacağını hatta artacağını<br />

bildirirken, OECD verilerine göre<br />

Mart <strong>2021</strong> itibarıyla ülkelerin Ar-Ge<br />

harcamaları 2019 yılına kıyasla yüzde<br />

3,2 arttı.<br />

İLK ÜÇ ÖNCELİKTEN BİRİ<br />

İNOVASYON<br />

Dijital ve teknolojinin hayatın her<br />

evresinde kendine yer bulduğu pandemi<br />

süreci, karmaşık dijital iletişim<br />

ağlarının hem günlük hayatta hem<br />

de çalışma hayatında ne denli değerli<br />

olduğunu kanıtladı. Artık bu zamana<br />

kadar teknolojiyle olan kaygı yüklü<br />

ilişkinin kabuk değiştirmesi gerektiğinin<br />

farkına vardık. Dijital yaşamın<br />

olumsuz taraflarından ziyade olumlu<br />

yönlerine daha fazla odaklanmanın<br />

zamanı zira önümüzdeki beş yılda,<br />

daha iyi bir yaşama ulaşma anlamında<br />

hızla gelişen dijital araçlara daha fazla<br />

güven duyulacağı öngörülüyor.<br />

Bu yeni gerçeklikte hayatta kalk<br />

Ekonominin<br />

iyileşmesi adına<br />

inovasyon için<br />

verilen döngüsel<br />

olmayan<br />

destekler, yüksek<br />

kamu borcu<br />

karşısında dahi<br />

katma değer<br />

sunabilecek<br />

güçte.<br />

KRİZLERDEN ÇIKARILAN DERSLER<br />

Pandeminin inovasyon faaliyeti<br />

üzerindeki orta vadeli etkisinin, benimsenen<br />

kamu ve kurumsal yenilik<br />

politikaları ile ekonomik toparlanmanın<br />

hızına bağlı olarak belli olması<br />

bekleniyor. Burada 2009 krizi bir<br />

yol haritası sunuyor. 2009 krizinde<br />

hükümetlerin; inovasyonla ilgili bütünsel<br />

önlemler almanın yanı sıra yenilikçi<br />

firmalar için oluşturduğu destek<br />

içeren teşvik paketleri, pandemi<br />

krizinden daha güçlü çıkmak isteyen<br />

kurumlar için kurtarıcı rol oynuyor.<br />

Bu anlamda döngüsel olmayan yenilik<br />

teşvik paketleri, Ar-Ge’yi teşvik<br />

etmek ve yenilik finansmanındaki<br />

eksikliklerin üstesinden gelmek için<br />

gerekli olduğunu kanıtlamış durumda.<br />

Bu mantık şimdi de geçerli. İnovasyon<br />

harcamalarında kriz kaynaklı<br />

düşüş, gelecekteki uzun vadeli büyüme<br />

fırsatlarını riske atıyor. Araştırmalara<br />

göre ekonominin iyileşmesi<br />

adına inovasyon için verilen döngüsel<br />

olmayan destekler, yüksek kamu borcu<br />

karşısında dahi katma değer sunabilecek<br />

güçte.<br />

DOĞRU SORULAR DOĞRU<br />

ADIMLAR<br />

Uzmanlara göre inovasyona yapılan<br />

yatırımların önemi bir yana, konuşulması<br />

gereken bir diğer konu paradigma<br />

değişimi olmalı. “Hayatın merkezinde<br />

gerçekleşen bu değişimlere karşı, şirketlerin,<br />

yeni dönemde teknoloji ve<br />

inovasyonda nasıl bir yaklaşım benimseyeceği”<br />

sorusuna verilecek yanıtlar,<br />

geleceği tahayyül edebilmek adına<br />

oldukça önemli. Bunun için ise öncesinde<br />

inovasyondan ne anladığımıza<br />

bakmakta fayda var.<br />

Pazarda sıcak rekabetin yaşandığı<br />

alanların başında geliyor yeni ürünler<br />

yaratmak. Her yeniliği inovasyon<br />

olarak değerlendirebilir miyiz? İnovasyon<br />

gerçekten ne anlama geliyor?<br />

Geçtiğimiz bir buçuk yılda değişen<br />

ihtiyaçlar, inovasyon kavramını da<br />

sorgulamaya açtı. Gerçek bir inovasyonu<br />

diğer yaratım biçimlerinden<br />

ayırt etmek için BCG, İnovasyonu Yeniden<br />

Düşünmek adlı raporunda şu üç<br />

soruyu soruyor: 1- Çözüm; insanların,<br />

sistemlerin veya kuruluşların gerçek<br />

dünyada sahip olduğu gerçek sürtüşmeleri/anlaşmazlıkları<br />

çözüyor mu?<br />

Değilse, o zaman çözüm potansiyel<br />

İLK ÜÇ ÖNCELIĞINDEN<br />

BIRI INOVASYON OLAN<br />

ŞIRKETLERIN ORANI<br />

2020<br />

<strong>2021</strong><br />

%65<br />

%75<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 63


NEW TECH<br />

64 <strong>MediaCat</strong><br />

CEO’LARIN<br />

ÖNCELİĞİ<br />

1. İŞ MODELI INOVASYONUNU<br />

SÜRDÜRMEK<br />

Değer yaratma mantığımız ne kadar<br />

sağlam ve 2020’lerde kazanmamız için iş<br />

modelimizin nasıl değişmesi gerekiyor?<br />

2. MÜŞTERI IÇGÖRÜSÜNÜ<br />

YÜKSELTMEK<br />

Derin bir müşteri içgörümüz var mı ve bunu<br />

geleceğe hazır bir inovasyon stratejisine<br />

dönüştürebiliyor muyuz?<br />

3. İNOVASYON ÇARKINI<br />

DÖNDÜRMEK<br />

Hızlı ve tekrar tekrar yenilik yapmak için<br />

gerekli yetenekleri tam olarak benimsiyor<br />

muyuz?<br />

4. DIJITAL ÖNCELIKLI OLMAK<br />

Kurum genelinde dijital ve inovatif<br />

yetenekleri ölçeklendirmede başarı<br />

şansımızı nasıl önemli ölçüde artırabiliriz?<br />

5. KURUMSAL GIRIŞIMDEN<br />

ETKI YARATMAK<br />

Girişim araçlarımız, organizasyonumuzu<br />

etkili bir şekilde tamamlıyor ve anlamlı bir<br />

büyümeye yol açıyor mu?<br />

Kaynak: Boston Consulting Group,<br />

The CEO Innovation Agenda<br />

olarak değerlidir, ancak inovasyondan<br />

ziyade yaratıcı veya sanatsal<br />

anlamdaki değeriyle öne çıkar. 2-Çözüm,<br />

bir değer zinciri boyunca içerik<br />

oluşturucular ve kullanıcılar arasında<br />

karşılıklı olarak paylaşılabilecek anlamlı<br />

bir değer yaratıyor mu? Değilse,<br />

çözüm muhtemelen bir deney veya<br />

bağımsız bir buluştur ve henüz önemli<br />

bir değer yaratan yenilik olmaya hazır<br />

değildir. 3- Çözüm yeni mi yoksa zaten<br />

var olan bir şeyin iyileştirilmesi mi?<br />

Eğer öyleyse, potansiyel olarak değerlidir,<br />

ancak daha çok optimizasyon ve<br />

etkililik açısından.<br />

BİLGE KIRAN<br />

DEMIRDÖKÜM<br />

PAZARLAMA DIREKTÖRÜ<br />

CEO’LAR NE DÜŞÜNÜYOR?<br />

BCG’nin CEO’larla yaptığı görüşmeler,<br />

CEO’ların Covid-19’u inovasyon<br />

çalışmalarının etkisini sorgulamak ve<br />

bazı durumlarda yeniden tasarlamak<br />

için bir fırsat olarak değerlendirdiğini<br />

ortaya koyuyor. Yine bu dönemde<br />

birçok lider, kendi ekiplerinin veya<br />

rakiplerinin daha önce aylar süren<br />

inovasyon başarılarını sadece haftalar<br />

içinde elde ettiğini gördüğünü söylüyor<br />

ve bu doğrultuda yeni çalışma<br />

yöntemlerini sürdürülebilir bir şekilde<br />

benimsemenin yollarını arıyor.<br />

Şirketlerin inovasyon süreçlerinde<br />

yaşanan bu değişimde öne çıkan bir<br />

diğer gelişme yaklaşıma yönelik. Öyle<br />

ki CEO’lar, kurumların artık geleneksel<br />

artımsal inovasyonu terk edip,<br />

artımsal olmayan ve hatta yeni ve genellikle<br />

dijital yetenekler oluşturmayı<br />

kapsayan kendi kendini yıkıma uğratan<br />

girişimler ortaya koymayı içeren<br />

bir inovasyon anlayışı benimsemesi<br />

gerektiğini dile getiriyor.<br />

McKinsey’nin verilerine göre<br />

yöneticilerin 4’te 3’ünden fazlası,<br />

sektörün önemli ölçüde değişmesine<br />

rağmen, pandeminin yarattığı krizin<br />

büyüme için önemli fırsatlar yaratacağı<br />

konusunda hemfikir. Ancak burada<br />

krizden çıkan fırsatları görmekle<br />

onları yakalayabilmenin aynı şeyler<br />

olmadığının altını çizmek gerekiyor.<br />

Başarılı bir inovasyon, teknolojik gelişimlerin<br />

zamanlamasını anlamak ve<br />

ekosistemlerin bu fırsatlar etrafında<br />

nasıl gelişebileceğini öngörebilmekle<br />

ilgili. Uzmanlara göre, CEO’ların artımsal<br />

inovasyonu terk etme tutumlarının<br />

ardında da yeniliklere hazırlıklı<br />

olma ihtiyacı yatıyor. Zira aynı<br />

yöneticilerin yüzde 30’undan daha<br />

azı, gelmekte olduğunu gördükleri<br />

değişiklikleri ele almaya hazır olduklarından<br />

emin. En çok zorlandıklarını<br />

hissettikleri alan ise yeni büyüme fırsatları<br />

sunmak. ■<br />

İLHAM KAYNAĞIMIZ HAYATTAN<br />

BEKLENTİLER<br />

DemirDöküm olarak 67 yıldır<br />

insanı odağımıza alıyor ve her daim<br />

paydaşlarımızın yanında oluyoruz.<br />

Bu bakış açımız teknoloji ve inovasyondaki<br />

çıkış noktamıza paralellik<br />

gösteriyor. İnsanların beklentilerini<br />

iyi anlayarak, onların hayatlarını<br />

kolaylaştırmak ve güzelleştirmek için<br />

çözümler üretiyoruz. Ürettiğimiz tüm<br />

yeni ürün ve deneyimleri tasarlarken<br />

her zaman onların hayattan beklentilerinden<br />

ilham alıyoruz. Bunu sağlamak<br />

için de yıl boyunca birçok içgörü<br />

araştırması gerçekleştiriyoruz.<br />

Türkiye’yi ısıtma sektöründeki<br />

birçok cihaz, sistem ve hizmetle tanıştıran<br />

bir marka olarak ilk sobadan ilk<br />

panele, panel radyatörden/şofbenden<br />

Türkiye’deki ilk kombiye kadar<br />

pek çok ilke ve inovasyona imza attık.<br />

Geniş ürün gamımızın, ülkemizin yanı<br />

sıra 50’yi aşkın ülkede kullanılmasından<br />

ve ısı konforu ile özdeşleşmekten<br />

dolayı da mutluluk duyuyoruz.<br />

Bundan sonraki hedefimiz maddi,<br />

manevi çok çaba gerektiren kombi<br />

alım sürecini kolaylaştırmak ve tüm<br />

sektöre öncü olacak şekilde hizmet<br />

kalite standartlarını yükseltmek<br />

olacak.<br />

%3,2<br />

OECD<br />

ülkelerinin Ar-Ge<br />

harcamalarındaki<br />

artışı<br />

Kaynak: OECD, Mart <strong>2021</strong>


NEW TECH<br />

DemirDöküm<br />

DemirDöküm’den<br />

dijital inovasyon<br />

atılımı<br />

T<br />

ürkiye’nin sanayileşme ve<br />

modernleşme sürecinde<br />

yeni bir başarı hikâyesi<br />

yazma hedefiyle yola çıkan<br />

DemirDöküm, toplumun ihtiyaçları<br />

doğrultusunda yatırımlarını<br />

en hızlı şekilde hayata geçiriyor ve<br />

bu sayede birçok ilki tüketicileriyle<br />

buluşturarak Türkiye’nin en köklü ve<br />

önde gelen markalarından biri olmaya<br />

devam ediyor. Bu felsefeden hareketle<br />

DemirDöküm, son yıllarda müşteri<br />

deneyimi ve müşteri memnuniyeti<br />

alanlarında hayata geçirdiği çalışmalarla<br />

ısıtma sektörüne öncülük ediyor.<br />

DemirDöküm kusursuz bir müşteri<br />

deneyimi yaşatmak amacıyla beş<br />

yıl önce Sabancı Edu ile birlikte iklimlendirme<br />

sektörünün ilk üniversite<br />

işbirliğini hayata geçirdi. Türkiye’nin<br />

her yerine aynı kalitede hizmet sunabilmek<br />

amacıyla ilerleyen marka,<br />

müşterileriyle yıllar boyunca kurmuş<br />

DemirDöküm,<br />

müşteri deneyimini<br />

ve memnuniyetini<br />

dijital inovasyonlarla<br />

artırarak ısıtma<br />

sektörüne öncülük<br />

ediyor.<br />

olduğu güven ve sadakat bağını daha<br />

da güçlendirmek ve günümüze adapte<br />

etmek için çalışmalarına hız kazandırdı.<br />

Bu doğrultuda iş ortakları ve<br />

çalışanları için ilk satış ve pazarlama<br />

akademisini kurdu. Her yıl akademi<br />

programını genişleten, mağaza içi deneyimi<br />

artırmak adına farklı ölçüm,<br />

gelişim ve iletişim araçları geliştiren<br />

ve sektörün ilk etkili satış rehberini<br />

hazırlayan şirket, bu alanda her yıl 1<br />

milyon TL’lik yatırımı hayata geçirdi.<br />

İklimlendirme sektöründeki ilklerine<br />

dijital dönüşüm çalışmalarıyla da<br />

yenilerini ekleyen DemirDöküm, küresel<br />

ölçekte etkisi devam eden pandeminin<br />

ilk gününden itibaren dijital<br />

inovasyon atılımıyla öncü işlerin mimarı<br />

oldu.<br />

DIJITAL ORTAMDA GÖRÜNTÜLÜ<br />

DANIŞMANLIK HIZMETI<br />

Ürünleriyle Türkiye'ye ve dünyanın<br />

50 ülkesine ısı konforu sunan<br />

DemirDöküm; kombisini değiştirmek<br />

veya yeni kombi almak isteyen müşterileri<br />

için dijital ortamda görüntülü<br />

danışmanlık hizmeti sunmaya başladı.<br />

Demirdokum.com.tr internet sitesi<br />

üzerinden hayata geçirilen ücretsiz<br />

danışmanlık hizmeti ile tüketiciler<br />

bilgisayarları veya akıllı telefonları<br />

üzerinden kombi keşfi için talep<br />

oluşturabiliyor. DemirDöküm yetkili<br />

satıcıları, 24 saat içerisinde gelen taleplere<br />

yanıt verip, video konferans<br />

üzerinden evin büyüklüğü, konumu,<br />

yalıtımı doğrultusunda danışmanlık<br />

hizmeti vererek en geç 48 saat içinde<br />

müşteri talebini ve mekâna uygun seçimleri<br />

müşteriler ile paylaşıyor.<br />

Türkiye’nin ısıtma sektöründe en<br />

iyi müşteri deneyimi yaşatan firması<br />

unvanına sahip olan DemirDöküm,<br />

satış sonrası hizmetlerde müşterilerinin<br />

ihtiyaçlarını karşılamak için 7<br />

gün 24 saat hizmet veren 0850 222 1<br />

833 numaralı Müşteri İletişim Merkezi'nin<br />

yanı sıra WhatsApp uygulaması<br />

üzerinden de son tüketicisine kesintisiz<br />

destek veriyor.<br />

Pandemiyle birlikte bulaş riskini<br />

azaltmak için müşterilerine “Evde Kal”<br />

diyerek tüm hizmetlerini tek tıkla erişilebilir<br />

hale getiren DemirDöküm, geçen<br />

yıl 3 milyon müşterisi ile iletişime<br />

geçerek 1,1 milyon müşterisinin evinde<br />

hizmet verdi. Binlerce keşif ve teknik<br />

hizmet talebini dijital ortamda gerçekleştirdi.<br />

Ürünlerinin yanı sıra müşteri<br />

deneyimi ve memnuniyetinde de referans<br />

noktası olmak için çalışmalarına<br />

devam eden marka, 2020 yılındaki çalışmalarıyla<br />

müşteri memnuniyet oranını<br />

yüzde 90’ın üzerine çıkardı. ■<br />

66 <strong>MediaCat</strong>


NEW TECH<br />

Dyson<br />

Daha çok<br />

inovasyon<br />

daha güçlü<br />

tasarım<br />

Günümüzde<br />

teknolojisi ve<br />

mühendislik harikası<br />

ürünleriyle sektörde<br />

fark yaratan<br />

Dyson, yenilikçi<br />

düşünce yapısı ve<br />

inovasyonlarıyla<br />

adından sıkça söz<br />

ettiriyor.<br />

er zaman günlük hayattaki<br />

H<br />

bir problemi çözme fikriyle<br />

yola çıkan Dyson, inovasyona<br />

ve tasarıma çok önem<br />

veren bir marka olarak dikkat çekiyor.<br />

Her yıl ciddi miktarlarda Ar-Ge yatırımı<br />

yapan marka, 9 binin üzerinde patente<br />

sahip. Sürekli yeni ürünler geliştiren<br />

markanın Ar-Ge merkezleriyse tam<br />

bir okul gibi çalışıyor.<br />

Dyson, ilk torbasız elektrikli süpürge<br />

olan DC01’in 1993 yılında piyasaya<br />

sürülmesinden bu yana; yeni teknolojiye<br />

sahip süpürgeler, saç bakımı, hava<br />

temizleme, robotik, aydınlatma ve el<br />

kurutma için problem çözen teknolojiler<br />

tasarladı. Devrim niteliğindeki<br />

ürünleri tasarlamak için 2,75 milyar<br />

sterlinlik yatırım yapan Dyson; katı<br />

pil hücrelerine, yüksek hızlı elektrik<br />

motorlarına, görüntü sistemlerine, robotiklere,<br />

makine öğrenim teknolojilerine<br />

ve yapay zekâya odaklanan küresel<br />

ekiplerle yeni teknolojiler geliştiriyor.<br />

ÇOK ULUSLU BİR AİLE ŞİRKETİ<br />

Şirket İngiltere, Malezya, Singapur,<br />

Japonya, Çin, Amerika ve Filipinler’de;<br />

mühendislik, araştırma, geliştirme<br />

ve test operasyonları yapıyor. Bugün,<br />

Birleşik Krallık’ta Malmesbury ve Hullavington’da<br />

800 dönümlük bir alana<br />

yayılan iki teknoloji kampüsü ve Singapur’da<br />

küresel bir genel merkezi bulunuyor.<br />

Bir aile şirketi olan Dyson, 6<br />

bin mühendis ve bilim insanı da dahil<br />

olmak üzere, küresel olarak doğrudan<br />

14 binden fazla kişiyi istihdam ediyor.<br />

Uluslararası alanda 83 pazarda ürün<br />

satışı yapıyor.<br />

Bugün genel merkezinin bulunduğu<br />

Singapur’da, mevcut yazılım ve<br />

elektronik mühendisliği ekiplerini<br />

ikiye katlayarak 250 mühendis daha<br />

almayı planlayan Dyson; Singapur Teknoloji<br />

Merkezi Science Park 1’i dijital,<br />

mühendislik ve küresel siber güvenlik<br />

çalışmaları için bir merkez haline getirmeyi<br />

planlıyor. Alandaki yeni Siber<br />

Füzyon Merkezi; gelecekteki teknolojileri<br />

güvence altına almaya, Operasyonel<br />

Teknolojiler (OT) ve Nesnelerin<br />

İnterneti (IoT) gibi alanlarda araştırma<br />

ve geliştirmeye odaklanacak.<br />

EĞİTİME DESTEK<br />

Dyson, gelecek nesil mühendislere ilham<br />

verme, küresel mühendislik yeteneği<br />

eksikliğinin ve yarının sorunlarının<br />

çözülmesine yardımcı olma<br />

misyonunu da üstleniyor. Şirketin İngiltere<br />

kampüslerinde bulunan Dyson<br />

Mühendislik ve Teknoloji Enstitüsü,<br />

geleneksel bir üniversitenin akademik<br />

titizliğini küresel bir teknoloji şirketinde<br />

uygulamalı ve gerçek dünya deneyimiyle<br />

birleştiren yeni bir eğitim<br />

modelidir. Aslında Dyson, kendi üniversitesi<br />

olan ilk özel şirkettir. 2002<br />

yılında kurulan James Dyson Vakfı,<br />

kampüs duvarlarının ötesinde, aday<br />

mühendisleri güçlendirmek, mühendisliği<br />

eğitimde desteklemek, tıbbi<br />

araştırmalara yatırım yapmak ve Dyson'ın<br />

faaliyet gösterdiği yerel toplulukları<br />

geliştimek için uluslararası bir<br />

hayır kurumu olarak çalışıyor. Vakfın<br />

çalışmalarının ayırt edici özelliği, tasarım<br />

ve mühendislik öğrencilerine<br />

açık olan ve yılda bir kez düzenlenen<br />

uluslararası tasarım yarışması James<br />

Dyson Ödülleri’dir. 2005’ten bu yana<br />

ödül mali olarak yaklaşık 250 icadı destekledi<br />

ve uluslararası kazananların<br />

yüzde 60’ı, start-up’ların yüzde 90’ının<br />

başarısız olduğu bir dönemde icatlarını<br />

başarıyla ticarileştirdi. ■<br />

68 <strong>MediaCat</strong>


NEW TECH<br />

Siemens<br />

Siemens<br />

Ev Aletleri<br />

ile gelecek<br />

evinizde!<br />

Siemens Ev Aletleri, 174 yıllık bilgi<br />

birikimi ve deneyimi ile günümüzde<br />

de sektöre yenilikler kazandıran ve<br />

standartları belirleyen kimliği ile<br />

faaliyetlerini sürdürüyor.<br />

70 <strong>MediaCat</strong><br />

iemens, yenilikçi ve vizyoner<br />

teknolojilerin öncü-<br />

S<br />

sü olarak, son teknolojiye<br />

sahip sade, şık, rafine ve<br />

estetik tasarımı yansıtan ürünleri ile<br />

kullanıcıların hayat kalitesini artırmaları,<br />

onları geleceğin yaşam tarzına<br />

yaklaştırmayı hedefliyor.<br />

Siemens Ev Aletleri olarak bir diğer<br />

önem verdiğimiz konu ise geleceğin teknolojilerini<br />

kullanıcılarımızla buluşturmak.<br />

Teknolojik yeniliklerin dünyası<br />

sürekli gelişiyor. Uzaktan kontrol<br />

imkânı sağlayan akıllı cihazların sayısı<br />

gün geçtikçe artıyor. Wi-Fi özellikli<br />

Home Connect ile evin içinde veya<br />

dışında, yaşamın tüm alanlarında ev<br />

aletleri ile bağlantı kurulmasını sağlayan,<br />

yaşamın dinamizmine kolayca<br />

ayak uydurmanıza yardımcı olan akıllı<br />

teknolojilerle, hayatınızın konfor standartlarını<br />

yeniden tanımlıyoruz.<br />

Home Connect uygulaması üzerinden<br />

evde değilken önceden fırına yerleştirdiğiniz<br />

yemeğinizi tam olmasını<br />

istediğiniz kıvamda ve zamanda pişirebilir,<br />

yerinizden kalkmadan kahvenizi<br />

hazırlayabilirsiniz. Hatta marketteyken<br />

buzdolabınızda hangi ürünün olup<br />

olmadığını hatırlayamıyorsanız Home<br />

Connect uygulaması ile entegre kameralar<br />

sayesinde buzdolabınızın içerisini<br />

görebilirsiniz. Hiç evden çıktığınız<br />

ve ocağınızı kapatıp kapatmadığınızdan<br />

emin olmadığınız için geri döndüğünüz<br />

oldu mu? Home Connect özelliğine<br />

sahip Siemens ocaklar ile açık/<br />

kapalı durumu, etkin pişirme bölgeleri,<br />

zamanlayıcı durumu vesaire gibi ürün<br />

ayarlarını istediğiniz yerden, istediğiniz<br />

zaman kontrol edebiliyorsunuz.<br />

Kullanıcı deneyimini en üst boyuta<br />

taşıyan Siemens Ev Aletleri’nin uzaktan<br />

kontrolü mümkün kılan Home<br />

Connect teknolojili ürünleriyle gelecek<br />

evinize geliyor.<br />

SIEMENS TOUCH İLE MAĞAZA<br />

DENEYİMİ DEĞİŞTİ<br />

Siemens Ev Aletleri sadece teknolojisi<br />

ile değil, tüketicilerine sunduğu<br />

üstün ürün deneyimi ile perakende<br />

mağazacılığına da yeni bir soluk getiriyor.<br />

Geleceğin teknolojisini bugüne<br />

taşıyan Siemens Ev Aletleri farklı ve<br />

yenilikçi uygulamalarına devam ediyor.<br />

Akmerkez, BuYaka ve Emaar Siemens<br />

mağaza girişlerinde ziyaretçileri<br />

karşılayan Siemens Touch deneyim<br />

platformu üzerinden tüm Siemens<br />

ürünlerine anında erişim sağlayabilir,<br />

ürünlerin ayırt edici özelliklerine<br />

en hızlı şekilde ulaşılabilir, detaylı<br />

inceleme yapabilir ve benzer ürünleri<br />

karşılaştırabilirsiniz.<br />

Türkiye beyaz eşya pazarında bir<br />

ilk olarak Siemens Touch deneyimi<br />

ile 3 boyutlu modellemeler üzerinden<br />

ürünü “gerçekmiş” gibi çalıştırarak dijital<br />

olarak da deneyebilirsiniz. Karar<br />

verme sürecini kolaylaştıran uygulama,<br />

aynı zamanda Siemens Ev Aletleri’nin<br />

sunduğu birbirinden değerli<br />

özelliklerin de tek bir çatı altında görülebilmesini<br />

ve deneyimlenebilmesini<br />

sağlıyor. Siemens Touch'ı benzerlerinden<br />

ayıran en önemli fark ise ürünlerin<br />

öne çıkan özelliklerini çok daha anlaşılır<br />

halde sunması. ■


Home Connect ile dilediğiniz yerden<br />

tek bir dokunuşla kontrol sizde.<br />

Home Connect uygulamasıyla uzaktan da yönetilebilen<br />

Siemens Ev Aletlerinizi istediğiniz zaman, istediğiniz yerden<br />

kontrol edebilirsiniz. siemens-home.bsh-group.com/tr<br />

Siemens Ev Aletleri ile<br />

evinizi özelleştirin.<br />

Gelecek evinizde.<br />

Siemens Ev Aletleri


NEW TECH<br />

E-cüzdanın<br />

yükselen cazibesi<br />

Bankacılığın yeni normali, tüketicileri<br />

e-cüzdan kullanımına teşvik ediyor. Veriler,<br />

her yaş kategorisinde dijital bankacılığın<br />

yükselişte olduğuna ve 2024’te e-cüzdan<br />

kullanıcılarının sayısının 4 milyara ulaşacağına<br />

ışık tutuyor. <strong>MediaCat</strong> ve Twentify işbirliğinde<br />

gerçekleştirilen e-cüzdan araştırması, sektörün<br />

konumuna ve tüketicilerin beklentilerine dair<br />

değerli veriler sunuyor.<br />

u GÖNÜL HADIMLI<br />

S<br />

on yıllarda tüm sektörlerde<br />

etkisini gösteren<br />

dijitalleşmenin itici gücü,<br />

bankacılığın da dinamiklerini<br />

değiştiriyor. Sektörün yeni<br />

normali, geleneksel bankacılık yöntemlerini<br />

geride bırakırken; temassız<br />

ödemenin artması ve özellikle sunduğu<br />

işlem kolaylıkları, tüketicileri<br />

e-cüzdan kullanımına yönlendiriyor.<br />

Dijital ödemeler ekosistemi bünyesine<br />

kattığı yeniliklerle tüketicilerin<br />

hayatlarını kolaylaştırarak büyümeye<br />

ve tüketicileri de dönüştürmeye<br />

devam ediyor.<br />

World Payments Report 2020 verileri,<br />

dijital bankacılığın her yaş kategorisinde<br />

yükselişte olduğuna ancak<br />

en fazla 18-23 ve 24-39 yaş kategorilerinin<br />

değişimine ışık tutuyor. 2019’da<br />

dünya çapında 2,3 milyar olan e-cüzdan<br />

kullanıcılarının sayısının 2024’te<br />

neredeyse yüzde 50 artış göstererek, 4<br />

milyara ulaşması bekleniyor.<br />

Pandeminin bu ivmelenmedeki<br />

itici gücü göz ardı edilemez. Öyle<br />

ki, Fransız danışmanlık şirketi Capgemini’nin<br />

Ağustos 2020’de yaptığı<br />

tüketici araştırması, tüketicilerin<br />

yüzde 41’inin QR ödeme yöntemini ve<br />

temassız kartları ilk kez pandemiyle<br />

birlikte kullandığını ortaya koyuyor.<br />

<strong>MediaCat</strong> ve Twentify işbirliğinde<br />

16 Temmuz <strong>2021</strong> tarihinde, ABC1C2<br />

sosyo-ekonomik statü gruplarından,<br />

15 yaş üzeri bin 11 tüketiciyle yapılan<br />

e-cüzdan araştırması, tüketicilerin<br />

sektörden beklentilerine ve sektörün<br />

konumuna dair değerli veriler sunuyor.<br />

Y<br />

Yurtdışı para<br />

transferi<br />

tüketicilerin en az<br />

kullandıkları (%9)<br />

işlem türü olarak<br />

karşımıza çıkıyor.<br />

TÜKETİCİNİN BİLGİ EKSİKLİĞİ<br />

Her ne kadar pandeminin de etkisiyle<br />

yaş grubu fark etmeksizin tüm<br />

sektörlerdeki değişen dinamikler bireyleri<br />

dijitalleşmeye zorlasa da, oklar<br />

e-cüzdanı gösterdiğinde tüketici<br />

nezdindeki direncin en büyük nedeninin<br />

bilgi eksikliği olduğu görülüyor.<br />

E-cüzdanı tercih edenlerin en büyük<br />

nedeni işlem kolaylığı iken, tercih<br />

etmeyenler en büyük nedenlerinin<br />

yüzde 66 oranla ihtiyaç duymamaları;<br />

ikinci olarak ise yüzde 36 oranla<br />

ne olduğunu tam olarak bilmemeleri<br />

olduğunu söylüyor. Tercih edenlerin<br />

kullanım sıklığına bakıldığında ise,<br />

ayda 6-7 defa e-cüzdan uygulamalarını<br />

kullandıkları görülüyor.<br />

Katılımcıların büyük oranda e-cüzdanı<br />

doğru tanımladığı ancak göz ardı<br />

edilemeyecek yüzde 7’lik bir kesimin<br />

de aslında e-cüzdanın ne olduğundan<br />

habersiz olduğunu gösteriyor araştırma.<br />

Bu bilgi eksikliği tanımlamanın ötesinde,<br />

tüketicilerin ürünün kullanım<br />

alanıyla ya da özellikleriyle ilgili de bilgi<br />

sahibi olmadıklarının göstergesi.<br />

YURTDIŞI PARA TRANSFERİNE<br />

RAĞBET DÜŞÜK<br />

Kullanım alanları söz konusu olduğunda<br />

tüketiciler en çok günlük hayatı<br />

kolaylaştıran unsurları tercih ediyor.<br />

“E-cüzdanın kullanım alanları nelerdir?”<br />

sorusuna en çok verilen yanıt<br />

online alışverişken bunu sırasıyla;<br />

fatura/aidat ödemesi, yurtiçi para<br />

transferi ve akaryakıt ödemesi takip<br />

72 <strong>MediaCat</strong>


ediyor. E-cüzdanların sunduğu ve iletişimlerinde<br />

de sıklıkla öne çıkardıkları<br />

olanaklardan bir tanesi de aslında<br />

yurtdışına Western Union gibi alışılmış<br />

geleneksel yöntemlere kıyasla<br />

çok daha düşük komisyon oranlarıyla<br />

ve 7/24 para transferi yapabilmek olmasına<br />

rağmen, yurtdışı para transferi<br />

tüketicilerin en az kullandıkları<br />

(yüzde 9) işlem türü olarak karşımıza<br />

çıkıyor.<br />

Tüketicilere, “E-cüzdanı en sık<br />

hangi işlemlerde kullanıyorsunuz?”<br />

sorusu sorulduğunda ise gelen yanıtlar<br />

tüketicilerin kendilerine fayda<br />

sağlayacak seçenekleri de göz önünde<br />

bulundurduklarına vurgu yapıyor.<br />

Sadakat uygulamalarının sunduğu<br />

faydalardan ve markaların kampanyalarından<br />

yararlanmak için de tüketicilerin<br />

e-cüzdanları tercih ettikleri<br />

görülüyor.<br />

E-CÜZDANI EN SIK HANGI<br />

IŞLEMLERDE KULLANIYORSUNUZ?<br />

Tüm sonuçlar, e-cüzdan ve kullanım<br />

alanları konusunda tüketicilerin<br />

biraz daha teşvik edilmeye ihtiyaç<br />

duyduklarını gösteriyor. Pazarın gelişimi<br />

ve tüketici sayısının artarak bankacılıkta<br />

belki de tam anlamıyla bir<br />

dijital dönüşümün gerçek kılınabilmesi<br />

için tüketicilerin bilgi eksikliğinin<br />

giderilmesi gerektiği ve bu doğrultuda<br />

daha fazla pazarlama iletişimi faaliyetine<br />

ihtiyaç duyulduğu aşikâr. ■<br />

EN ÇOK HANGI GIRIŞ YÖNTEMINI<br />

TERCIH EDIYORSUNUZ?<br />

%64<br />

%51<br />

%38<br />

Kod/telefon numarasıyla giriş<br />

Temassız (NFC) giriş<br />

Karekod ile giriş<br />

E-CÜZDANINIZA<br />

KAÇ ADET KART TANIMLAMASI<br />

YAPIYORSUNUZ?<br />

%40<br />

Ortalama =1,88<br />

%3<br />

%3<br />

4-5 adet 6 adet ve üzeri<br />

E-CÜZDANIN<br />

TERCIH EDİLMEME<br />

NEDENLERI<br />

%54<br />

1 adet 2-3 adet<br />

Online alışveriş %78<br />

%9<br />

E-CÜZDANI NASIL<br />

TANIMLIYORSUNUZ?<br />

Sanal Cüzdan/Sanal Para/<br />

Dijital Cüzdan-Para %41<br />

Elektronik işlemler yapılan<br />

elektronik cihaz %16<br />

Fatura/aidat ödemesi %44<br />

Yurtiçi para transferi %38<br />

Dijital kampanyalardan<br />

yararlanma %37<br />

Fiziksel mağazadan alışveriş %32<br />

Sadakat kartlarını ya da<br />

üyeliklerini kullanma %23<br />

Kripto para alım/satımı %19<br />

Akaryakıt ödemesi %17<br />

Toplu taşıma ödemesi %16<br />

Yurtdışı para transferi %9<br />

NASIL GELIŞTIRMELERE<br />

IHTIYAÇ VAR? (%)<br />

24<br />

15<br />

12<br />

Kullanım alanı artmalı<br />

Bu haliyle iyi/ideal<br />

Güvenilir olmalı<br />

Kampanyalar artmalı<br />

Fikrim yok<br />

9<br />

23<br />

%34<br />

İhtiyaç duymuyorum.<br />

Tam olarak ne işe yaradığını<br />

bilemiyorum.<br />

Güvenilir bir uygulama<br />

bulamıyorum.<br />

%66<br />

Tüm ödeme yöntemlerini<br />

birleştiren sistem/uygulama %9<br />

Sanal alışveriş/online alışveriş %9<br />

Mobil bankacılık % 7<br />

Fikrim yok/bilmiyorum %7<br />

E-CÜZDANIN KULLANILDIĞI<br />

BİLİNEN İLK ÜÇ ALAN<br />

Online alışveriş %87<br />

Fatura/aidat ödemesi %62<br />

Yurtiçi para transferi %54<br />

NEDEN E-CÜZDAN<br />

KULLANIYORSUNUZ?<br />

İşlem kolaylığı %76<br />

7/24 para transferi imkânı %58<br />

Nakit/kart taşımama kolaylığı %57<br />

Cazip marka kampanyaları %51<br />

Güvenlik %44<br />

Sağlık açısından güvenli işlem<br />

yapmak %33<br />

Uygun fiyatlı yurtdışı para<br />

transferi imkânı %22<br />

Twentify Hakkında<br />

2014 yılında kurulan Twentify,<br />

geliştirdiği teknolojilerle<br />

tüketicilere kendi ortamlarında<br />

ulaşarak, markalarla olan<br />

etkileşim anlarını çözümleyen ve<br />

markalara içgörü temelli büyüme<br />

fırsatları yaratan bir tüketici<br />

araştırma şirketidir. Kitle kaynaklı<br />

mobil araştırma paneli Bounty<br />

ile dünya çapında 1,3 milyondan<br />

fazla tüketiciye saatler içerisinde<br />

erişebilmektedir.<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 73


NEW TECH<br />

iyzico<br />

Dijital cüzdan<br />

ile güvenli<br />

alışveriş<br />

deneyimi<br />

Pandemide giderek<br />

artan e-ticaret<br />

platformları<br />

üzerinden alışveriş<br />

alışkanlığı, dijital<br />

cüzdan ile daha<br />

kolay ve güvenli<br />

hale geliyor.<br />

Türkiye’nin finans<br />

teknolojileri lideri<br />

iyzico, kullanıcılarına<br />

sunduğu dijital<br />

cüzdan uygulaması<br />

ile iyzico ile Öde<br />

güvencesinde 7/24<br />

canlı destek ve iptal/<br />

iade süreçlerinde<br />

kolaylık sağlayarak<br />

bu deneyimi daha<br />

kaliteli hale getiriyor.<br />

Ödemeyi demokratikleştirmek<br />

ve herkes için ula-<br />

"<br />

şılabilir kılmak” amacıyla<br />

internetten alışveriş deneyimini<br />

hem alıcılar hem de satıcılar için<br />

kolaylaştıran iyzico, tüketicilerin en<br />

büyük önceliklerinden olan güvenliği<br />

ve kolaylığı bir arada sunduğu teknoloji<br />

ile her geçen gün daha fazla kullanıcı<br />

tarafından tercih ediliyor.<br />

DAHA GÜVENLİ VE KOLAY BİR<br />

DENEYİM<br />

Kullanıcılar, iyzico mobil uygulaması<br />

üzerinden bir dijital cüzdanın sunduğu<br />

tüm avantajlardan faydalanabiliyor.<br />

iyzico mobil uygulaması, kullanıcıların<br />

kayıtlı kartları veya oluşturacağı<br />

iyzico bakiyesiyle binlerce sitede tek<br />

tıkla ödeme yapabilmesini sağlıyor.<br />

Bunun yanı sıra iyzico dijital cüzdanını<br />

oluşturan kullanıcıların yaptığı tüm<br />

işlemler iyzico ile Öde kapsamında ve<br />

iyzico Korumalı Alışveriş güvencesiyle<br />

gerçekleşiyor. Yüz binlerce kullanıcı,<br />

alışverişlerinde 7/24 canlı telefon ve<br />

chat desteği avantajlarından yararlanırken<br />

ürünle ilgili herhangi bir sorun<br />

yaşamaları durumunda iptal/iade süreçlerini<br />

kolayca tamamlayabiliyorlar.<br />

iyzico bakiye ile ödeme yapan kullanıcıların<br />

iade tutarı, iyzico hesaplarına<br />

anında yansıyor.<br />

iyzico dijital cüzdan kullanıcıları,<br />

tüm işlemlerini tek ekranda görebilme<br />

ve yönetebilme kolaylığına da sahip<br />

oluyor. Aynı zamanda uygulama<br />

üzerinden canlı chat uygulamasıyla da<br />

destek sunuluyor.<br />

50 bin kurumsal müşteri, 650 binden<br />

fazla alt üye işyeri ve 3 milyondan<br />

fazla bireysel müşteriye sahip olan iyzico,<br />

Türkiye’nin en fazla tercih edilen<br />

alternatif ödeme yöntemi iyzico ile Öde<br />

sayesinde bir banka hesabı bulunmayan<br />

milyonlarca tüketicinin internetten<br />

alışveriş yapabilmesini mümkün<br />

kılıyor. Uygulama üzerinden iyzico bakiyesini<br />

oluşturan kullanıcılar, güvenli<br />

internet alışverişinin keyfini yaşamaya<br />

başlıyor. iyzico ile Öde kapsamındaki<br />

tüm işlemler, iyzico Korumalı Alışveriş<br />

güvencesiyle gerçekleşiyor. iyzico üye<br />

işyerlerinin satışlarını yüzde 8 oranında<br />

artmasını sağlayan iyzico Korumalı<br />

Alışveriş hem alıcı hem satıcı için alışveriş<br />

deneyimini kusursuz hale getiriyor.<br />

Bir dijital cüzdanın avantajlarından<br />

ORKUN SAİTOĞLU<br />

iyzico Genel Müdür Yardımcısı<br />

çok daha fazlasını sunan iyzico, kullanıcılarına<br />

binlerce siteden daha güvenli<br />

ve kolay bir deneyim yaşatmaya devam<br />

ediyor. ■<br />

74 <strong>MediaCat</strong>


iyzico kolaylığı<br />

alıcının da satıcının da<br />

yanında!<br />

iyzico ile internet alışverişi şimdi kolay!<br />

iyzico bakiye ile kartsız ödeme<br />

Tek tıkla ödeme kolaylığı<br />

7/24 canlı telefon desteği<br />

50.000’den fazla üye iş yerinden<br />

alışveriş kolaylığı<br />

iyzico ile işinizi büyütmek şimdi kolay!<br />

Alternatif ödeme yöntemleri<br />

Daha çok müşteriye ulaşma şansı<br />

Yeni satış kanalları<br />

iyzico güvencesi


MARKETING<br />

Neden<br />

Önemli:<br />

Gönüllülük<br />

Afetlerle birlikte<br />

daha sık anmaya<br />

başladığımız<br />

“gönüllülük”,<br />

Türkiye’de<br />

emekleyerek<br />

ilerliyor. Nedenlerini<br />

ve iyileştirme<br />

yollarını Prof. Dr.<br />

Emre Erdoğan ve<br />

SosyalBen Vakfı<br />

Kurucusu Ece Çiftçi<br />

ile tartışıyoruz.<br />

Pandeminin gönüllülüğe nasıl<br />

bir etkisi oldu?<br />

EE: Gönüllülüğün etkisinden bahsettiğimiz<br />

noktada sürdürülebilirlik esastır.<br />

Bunun iki ayağı var; aynı kurum içerisindeki<br />

sürdürülebilirlik ve gönüllülüğün<br />

kesintiye uğramaması. Türkiye’de<br />

daha çok gençlerin ve öğrencilerin gönüllülük<br />

yaptıkları düşünüldüğünde,<br />

gönüllülüğün kesintiye uğramasının<br />

sebebi de, insanların hayatlarının değişmesi<br />

olarak karşımıza çıkıyor. Yani o<br />

öğrenciler çalışmaya başladıkları zaman<br />

gönüllülüğü bırakıyorlar.<br />

Bizim gönüllülükte -şart olmasa dabeklediğimiz<br />

şey, o kişinin kendi ortamından<br />

dışarı çıkması ve farklı insanlarla<br />

temas edebilmesi. Türkiye’de anomi<br />

(hayatın nereye gideceğini öngörememe)<br />

duygusu yok yüksek olmasına karşın,<br />

gönüllülük yapan insanlarda bu duygu<br />

düşük. Pandemi bu açıdan dezavantajlı<br />

bir durum yarattı çünkü mobilite büyük<br />

oranda azaldı. Türkiye’de gönüllülük<br />

daha çok hangi konularda yapılıyor diye<br />

baktığınızda, çocuklar ve yaşlılar öne çıkıyor.<br />

Keza sokağa çıkma yasakları olduğu<br />

için bu insanlar da dışarı çıkamadılar<br />

ve çalışmalar kesintiye uğradı.<br />

E-gönüllülük tarafında talebin pek<br />

arttığını sanmıyorum çünkü sivil toplum<br />

kuruluşları açısından, gönüllülüğü<br />

işgücü görmek gibi bir hata var. Habiu<br />

TUĞBA ÖZÖĞRETMEN<br />

ECE ÇIFTÇI<br />

SOSYALBEN VAKFI KURUCUSU<br />

Türkiye’de gönüllülükten ne anlıyoruz?<br />

Algı düzeyindeki doğrular<br />

ve yanlışlarla başlayalım.<br />

Emre Erdoğan: Türkiye’de gönüllülük<br />

yapanların oranı yıllardır yüzde 10<br />

civarında kalıyor, yani gönüllülük yapılan<br />

bir ortam olmadığını söyleyebiliriz.<br />

Ancak tam da bu noktada devreye farklı<br />

gönüllülük anlayışları giriyor. Bizim<br />

bahsettiğimiz gönüllülük, bir kurum ve<br />

organizasyonla ilişkili olarak, herhangi<br />

bir ücret almadan yapılan gönüllülük.<br />

TÜSEV’in araştırmalarına baktığınız<br />

zaman, Türkiye’de insanların kurumsal<br />

olarak bağışta bulunmadıklarını, kendilerince<br />

sadaka verdiklerini görüyorsunuz.<br />

Oysaki bu ikisi farklı şeyler.<br />

Geçen sene sonuçlarını açıkladığımız<br />

gönüllülük araştırmasına baktığımızda,<br />

Danimarka’da gönüllülük yapmış<br />

olanların oranı yüzde 57, ABD’de<br />

yüzde 53, Türkiye’de yüzde 6 ve Rusya’da<br />

yüzde 5 olarak görülüyor. Kimler<br />

daha fazla gönüllülük yapıyor derseniz<br />

de, eğitimle doğrudan ilişkisi var. Eğitimsizler<br />

arasında yüzde 2 iken, üniversitede<br />

yüzde 17’ye, doktora seviyesinde<br />

yüzde 39’a varıyor. Daha çok öğrencilerin<br />

ve beyaz yakalıların gönüllülük yaptıklarını<br />

görüyoruz ki bunların da bir<br />

kısmı zorunlu gönüllülük çalışmalarından<br />

kaynaklanıyor.<br />

Gönüllülük yapılmaması, sosyal sermaye<br />

eksikliğinin bir semptomu. Sosyal<br />

sermaye dediğimiz şey, bir toplumda<br />

insanların tanımadıklarına, sigorta şirketlerine<br />

vs. ne kadar güvendikleri gibi<br />

birçok şeyi içeriyor ve en büyük göstergelerinden<br />

biri de gönüllülük oranı. Bu<br />

durum yabancıya güvenmemeyi, onunla<br />

işbirliği yapmamayı getiriyor.<br />

Ece Hanım siz “yeni nesil gönüllülük”<br />

kavramından bahsediyorsunuz.<br />

İçini nasıl dolduruyorsunuz<br />

bu kavramın?<br />

Ece Çiftçi: Özellikle Y Kuşağı’nın sonu<br />

ve Z Kuşağı’na baktığımızda, yaptıkları<br />

işte anlam arayan bir kitle görüyoruz.<br />

Biz bu gençleri, gönüllülükte kariyer<br />

yapmaları için iştahlandırabilirsek,<br />

sahada beraber çalışabileceğimiz profesyonel<br />

gönüllüler kazanmış oluruz.<br />

Dünyanın, sorumluluk ve gönüllülük<br />

anlamında yapmaya başladığı iletişim<br />

de buraya gitmeye başladı. Greta’nın ve<br />

Malala’nın yaptıkları gibi.<br />

Avrupa’daki gönüllülük demografisine<br />

baktığınızda, daha yaş almış<br />

kişilerden oluştuğunu görüyorsunuz.<br />

Onların da derdi genç aktivizmini köpürtebilmek.<br />

Bu yüzden pandemi öncesinde<br />

gündemlerinde, e-gönüllülük,<br />

dijital gönüllülük gibi kavramlar vardı.<br />

Burada gönüllülüğün bazı liselerin<br />

ders programlarına girdiğini görüyoruz<br />

ama bunlar özel liseler. O zaman da deneyim<br />

anlamında etikete doğru gidiyor<br />

mesele. Uzun vadede deneyimsel olarak<br />

eşitlikçi bir düzen oturduğunda, kariyer<br />

olarak gönüllülüğü isteyenlerin başarı<br />

hikâyeleri bir değer olduğunda ve sosyal<br />

PROF. DR. EMRE ERDOĞAN<br />

İSTANBUL BILGI ÜNIVERSITESI ÖĞRETIM ÜYESI<br />

etkisi anlatıldığında, bu bize aktif vatandaşlık<br />

profilini de oluşturuyor.<br />

76 <strong>MediaCat</strong>


tat’la beraber yaptığımız Türkiye’de<br />

Gençlerin İyi Olma Hali Araştırması’nı,<br />

pandemi öncesinde ve pandeminin ilk<br />

ve ikinci aşamasında gerçekleştirdik.<br />

Orada da gördük ki, kentlerde yaşayan<br />

18-29 yaş arası gençlerin gönüllülük<br />

yapma rakamlarında bir artış yok.<br />

EÇ: Gönüllülüğe bakış açısına dair<br />

bir dönüşüm oldu. Ötekine karşı harekete<br />

geçmedeki en büyük motivasyonlar,<br />

ya bir soruna şahit olmak ya da maruz<br />

kalmak. Pandemide hem şahit olan<br />

hem maruz kalan taraftaydık. Neden<br />

gönüllülük yapmıyorsun denildiğinde,<br />

param yok ve zamanım yok yanıtları<br />

öne çıkıyor. Oysaki pandemi, gönüllülüğün<br />

bu ikisinin çok ötesinde bir şey<br />

olduğunu gösterdi. Keza sivil toplumun<br />

dijital dönüşümü için de inanılmaz bir<br />

süreç oldu.<br />

Kısa süre önce yaşadığımız<br />

yangın felaketlerindeki yoğun<br />

gönüllülük çalışmalarından bir<br />

çıkarım yapmak mümkün mü,<br />

yoksa bunları afet dönemlerine<br />

özel olarak mı görmeliyiz?<br />

EE: Bu tür felaketler dayanışma duygusunu<br />

tetikliyor. Ama buradaki korku -ki<br />

1999 depreminden sonra da bu yaşandıfelaket<br />

geçtikten sonra insanlar ne yapıyorlar<br />

sorusuna dayanıyor. Gönüllülük<br />

yapmaya devam ediyorlar mı? İnsanlar<br />

acil soruna pansuman yapıp sonrasında<br />

geri çekilme eğiliminde olabiliyorlar,<br />

bu çok riskli bir şey. Çünkü ihtiyaç her<br />

zaman devam ediyor. İnsanlar belki<br />

vicdanlarını rahatlatmış oluyorlar ama<br />

aslında görevini yapmış olmak bu değil.<br />

Bugün hangi kurumun kapısını çalıp<br />

gönüllülük yapmak isterseniz, gel yap<br />

der. Dolayısıyla bu aciliyet duygusunun<br />

sürdürülebilir olması gerekiyor. Gönüllülük<br />

yapmanın tek sebebi vicdan<br />

rahatlatmak olmamalı çünkü gönüllülük,<br />

aktif vatandaşlığın bir parçası. Bu<br />

ülkenin ve dünyanın bir parçasıysanız,<br />

ödevlerinizden biri bu.<br />

İhtiyaç Haritası, Change.org,<br />

Oy ve Ötesi gibi yeni nesil kurumların<br />

artması gönüllülüğü<br />

nasıl etki ediyor? İkinci adımda<br />

ise küreselde gönüllüğü teşvik<br />

etmek için hayata geçen nasıl<br />

modeller var?<br />

EÇ: Bu modeller bir tık uzağımızdaki<br />

iyilik hareketleri ki hem bağışçıyı hem<br />

Z<br />

ECE ÇİFTÇİ:<br />

Şirketlerin üretim<br />

bazlı sosyal<br />

projelerinin<br />

hayatları nasıl<br />

dönüştürdüğü güzel<br />

filmlerle anlatılıyor<br />

ama ben Ayşe<br />

Teyze’nin hayatının<br />

ekonomik anlamda<br />

nasıl değiştiğini<br />

sayılarla görmek<br />

istiyorum.<br />

gönüllüyü hem de ihtiyaç sahibini motive<br />

eden bir yaklaşım bu.<br />

Ben İrlanda ve Kanada’daki modellere<br />

çok hâkimim. Eğitim sisteminde<br />

“service learning” denen bir modelle, bir<br />

etiket değil, hayatın tamamında benimsenen<br />

bir yaklaşıma dönüştürüyorlar<br />

gönüllülüğü. Bunu matematikte de kamuda<br />

da görüyorsunuz. Biz ise gönüllülüğü<br />

genelde seçmeli, nadiren de zorunlu<br />

olarak daha yeni yeni ders programlarına<br />

koyduk. Savunduğumuz şey ne? Biz zaten<br />

tarihsel olarak hayırseveriz. Ancak<br />

dünya gönüllülük 5.0’ı konuşurken, biz<br />

daha 1.0’ı inşa etmeye çalışıyoruz.<br />

EE: Gönüllülük faaliyetleri regüle<br />

edilmeyecek bir alan değil. Birincisi kurumların<br />

para toplama yetkisi var mı?<br />

İkincisi bağışçı paraları nereye gidiyor?<br />

Bir bağışçı bunu bilmek zorunda. Türkiye’de<br />

çok gelişmiş bazı sivil toplum kuruluşları<br />

da dahil olmak üzere, bağışların<br />

kaçı sahaya kaçı gitmesi gereken yere gidiyor,<br />

belirtmiyorlar. Sigortasız çalışan gönüllüler<br />

görüyoruz. Gönüllülük alanı gerçekten<br />

etik prensipleri olması gereken bir<br />

iş. Elbette platformlar ve dijitalleşme büyük<br />

fırsatlar yaratıyor ancak önemli olan<br />

bu alanların bataklığa dönüşmemesi.<br />

Kurumsal gönüllülük çalışmaları<br />

artıyor ancak aynı kurumların<br />

yaratmak istedikleri değişimi,<br />

üretim modelleri, tedarik zincirleri<br />

gibi süreçlerle de desteklemeleri<br />

gerekiyor. Ece Hanım siz<br />

nasıl bakıyorsunuz bu konuya?<br />

EÇ: Nasıl ki gönüllülük bireylerde bir<br />

etiket olmamalı diyorsak, aynı şey şirketler<br />

için de geçerli. Dünyada B Corp<br />

ağı var, en azından kurumsal tarafta<br />

buraya girebilmek hiç fena değil. İkinci<br />

adımda, sosyal etki yaratılmaya çalışılan<br />

her şeyin altının nasıl doldurulduğuna<br />

bakmak gerekiyor. Üretim bazlı yapılan<br />

sosyal projelerin hayatları nasıl dönüştürdüğü<br />

güzel filmlerle anlatılıyor ama<br />

ben ekonomik anlamda Ayşe Teyze’nin<br />

hayatının ne kadar değiştiğini de görmek<br />

istiyorum. Ayşe Teyze o marka için<br />

lif örüyorsa, onun ekonomik anlamda<br />

hayatında neyin değiştiğini sayılarla<br />

bilmek istiyorum. Diğer taraftan sosyal<br />

etki raporları yaygınlaşmaya başladı.<br />

Ancak beni en fazla heyecanlandıran<br />

şey sosyal yatırım tarafı. Türkiye’den<br />

çıkacak ya da buraya gelecek sosyal yatırımcıları<br />

heyecanla bekliyorum. ■<br />

NE/NASIL DEĞİŞİR?<br />

DOĞRU<br />

TANIMLAMA<br />

Gönüllülük, bir kurum ve<br />

organizasyonla ilişkili olarak, herhangi<br />

bir ücret almadan yapılan modeli<br />

anlatıyor.<br />

SEMPTOM<br />

Gönüllülük yapılmaması, sosyal<br />

sermaye eksikliğinin bir semptomu.<br />

Bu durum yabancıya güvenmemeyi,<br />

onunla işbirliği yapmamayı getiriyor.<br />

ETİKETLER<br />

Gönüllülük bireyler ve şirketler için,<br />

vicdan rahatlatmaya dayalı bir etiket<br />

olmamalı.<br />

SÜRDÜRÜ-<br />

LEBİLİRLİK<br />

Gönüllülüğün etkisinden bahsedildiği<br />

noktada sürdürülebilirlik esas.<br />

DÖNÜŞÜM<br />

Pandemi gönüllülüğün, para ve zaman<br />

eksikliğinin çok ötesinde olduğunu<br />

gösterdi.<br />

REGÜLAS-<br />

YONLAR<br />

Gönüllülük, etik prensiplerin olması<br />

gereken ve regüle edilmeye muhtaç<br />

bir alan.<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 77


MARKETING<br />

Disruption Story<br />

Müşterileri<br />

marka elçilerine<br />

çevirebilmek<br />

Broadwick Live Kurucusu ve Strateji<br />

Direktörü Simeon Aldred, Printworks’ün<br />

başarısının sırrını paylaşıyor.<br />

u NAZLI SELIN ÖZKAN<br />

er CMO’nun rüyası insanların<br />

âşık olacakları,<br />

H<br />

unutulmaz markalar yaratabilmektir.<br />

Bir sonraki<br />

Apple ya da Nike’ı mesela… Markalar<br />

tüketicilerinin, ürünlerine tutkuyla<br />

bağlı olmalarını isterler. Bu yüzden bir<br />

markanın pazarlama stratejisi, müşterilerini<br />

tutkulu marka elçilerine çevirebildiği<br />

ölçüde başarılıdır. Printworks<br />

işte böyle bir marka.<br />

adwick Live’ın kurucusu ve strateji<br />

direktörü Simeon Aldred, insanların<br />

aşık olduğu markalar yaratma konusunda<br />

bir uzman. “Eskiden profesyonel<br />

olarak trompet çalıyordum ama<br />

ürün, deneyim ve markalar yaratmayı<br />

seviyorum. Asıl sevdiğim ve umarım ki<br />

başkalarından daha iyi başardığım şey<br />

işin teknik kısmı” diyor Aldred.<br />

KUSURSUZ MÜŞTERİ DENEYİMİ<br />

İÇİN…<br />

Printworks’ün başarısının ardında,<br />

en ince detayına kadar düşünülmüş,<br />

müşteri deneyimini merkeze alan bir<br />

ürün yatıyor. Ses sistemlerinden konser<br />

programına, ışık şovlarından giriş<br />

sıralarına ve mimarisine, bu mekâna<br />

harcanılan zamanı ve uğraşı fark etmemek<br />

elde değil. “Bizim için dans<br />

pistindeki deneyimin görsel olarak<br />

diğer herkesten daha iyi olması önemli.<br />

Prodüksiyona, ışıklara ve sese ne<br />

kadar yatırım yaptığımızı görüyorsunuz”<br />

diyor Aldred.<br />

Müşteri deneyiminin tutarlılığını<br />

sağlayabilmenin bazı zorlukları var.<br />

Taciz ve suç önleme gibi öngörülmesi<br />

zor olan tehlikelerin müşteri deneyimini<br />

bozmasını engelleyebilmek için<br />

bazı tasarımsal çözümler kullanıyor<br />

Printworks. Aldred’in dediğine göre,<br />

mekânda risk teşkil eden bölgeler bilerek<br />

aydınlık bırakılıyor, barların tasa-<br />

SIMEON ALDRED<br />

MATBAADAN ETKİNLİK MEKÂNINA<br />

Eski bir matbaadan dönüştürülmüş<br />

Printworks, bugünlerde daha çok<br />

efsanevi elektronik müzik konserleriyle<br />

tanınan çok amaçlı bir etkinlik<br />

mekânı. 2017’de hayata geçirilen<br />

Printworks, hızla Londra’nın kültür<br />

ve gece hayatının önemli bir parçası<br />

haline geldi. Bir zamanlar The Daily<br />

Mail ve Evening Standard gibi gazetelerin<br />

evi olan bu eski matbaa, bugünlerde<br />

sayılamayacak kadar fazla ünlü<br />

ismi konuk eden, elektronik müzik<br />

dünyasının vazgeçilmez ikonlarından<br />

biri. Yakın geçmişte Dua Lipa’nın hayli<br />

başarılı canlı yayın konseri Studio<br />

2054’a da ev sahipliği yaptı.<br />

Printworks, Drumsheds ve Exhibition<br />

gibi etkinlik mekânları ve Field<br />

Day ve Festival No.6 gibi müzik festivallerini<br />

bünyesinde bulunduran Brorımı<br />

basit tutuluyor ve sıralar güvenlik<br />

ve kameralar tarafından denetleniyor.<br />

Dans pisti izleniyor ve şüpheli durumlar<br />

“yumuşakça” hallediliyor. “Benim<br />

mekânlarımda altı güvenlik görevlisinin<br />

gelip birilerini sürükleyerek<br />

götürdüğünü göremezsiniz. Güvenlik<br />

ekibimizde pek çok kadın güvenlik görevlimiz<br />

var. Diyaloğu onlar yürütüyor.<br />

Kadın güvenlik görevlilerimiz şüphelilere<br />

gidip kibarca konuşmak istediklerini<br />

söylüyorlar. İnsanların onurunu<br />

kırmamak önemli, çünkü yanlış bir<br />

suçlamadan daha kötüsü olamaz, değil<br />

mi?” diyor Aldred.<br />

Bütün bu etkenler birleşince ortaya,<br />

markaların işbirliği yapmak istediği,<br />

uzmanca tasarlanmış bir ürün<br />

çıkıyor. Her sene Defected, Glitterbox<br />

ve Anjunadeep gibi önemli müzik<br />

markaları Broadwick Live’ın etkinlik<br />

mekânlarında biletleri anında tükenen<br />

günlük etkinlikler düzenliyor. ■<br />

78 <strong>MediaCat</strong>


MARKETING<br />

Bir başka<br />

okula dönüş<br />

Yeni dönemde eğitim<br />

kurumlarını bekleyen<br />

en zorlu gerekliliklerin<br />

başında, öğrencilerine<br />

adaptasyon sürecinde<br />

nasıl bir destek<br />

sağlayacakları, bu<br />

konudaki eğitim araçları<br />

ve ruh sağlığının<br />

bütünlüğünü korumadaki<br />

rolleri olacak. Daha<br />

öncekilerden farklı bir<br />

anlam taşıyan bu okula<br />

dönüş döneminde,<br />

fiziksel eğitimin en önemli<br />

tamamlayıcıları, kaygı<br />

durumu hayli yükselmiş<br />

olan öğrencilere sunulan<br />

destekler ve bütüncül<br />

yaklaşım.<br />

u TUĞBA ÖZÖĞRETMEN<br />

80 <strong>MediaCat</strong><br />

B<br />

u yıl okula dönüşün heyecanı<br />

da sorunları da başka.<br />

Heyecanı başka çünkü bu<br />

kez üç aylık bir yaz tatilinin<br />

değil, 1,5 yıllık bir molanın ardından<br />

gelen kavuşmayı ifade ediyor. Sorunları<br />

başka çünkü öğrencilerin, öğretmenlerin<br />

ve velilerin kaygı durumları her<br />

zamankinden yüksek. Eski normalin<br />

şartlarında okula dönüş döneminde,<br />

eğitim kurumları arasındaki rekabet<br />

dinamikleri, çağın gereklilikleri üzerinden<br />

şekillenirdi. Bu kez gündemde<br />

bambaşka bir başlık var; ruh sağlığı.<br />

Geçtiğimiz ay Sağlık Bakanı Koca’nın<br />

yaptığı, "En net ve yüksek sesle ifade<br />

etmek isterim ki tüm okullarımız zamanında<br />

açılacak. Yüz yüze eğitimden<br />

vazgeçmemiz kesinlikle mümkün değildir"<br />

açıklamasıyla netleşen durumun<br />

ardından, okulların alması gereken<br />

tedbirlerin yalnızca fiziksel değil<br />

ruhsal boyutu da su yüzüne çıktı.<br />

RUHSAL BİLANÇO<br />

OECD’nin Mayıs ayında yayımladığı<br />

“Supporting young people’s mental<br />

health through the COVID-19 crisis”<br />

adlı makalede, çocukların ve gençlerin<br />

ruh sağlığı desteğinden mahrum<br />

kalmalarının en önemli sebeplerinden<br />

biri olarak okulların kapanması<br />

işaret ediliyor. 38 OECD ülkesinden<br />

35’inde pandemi sebebiyle okulların<br />

kapandığı düşünüldüğünde, bu devasa<br />

eksikliğin özellikle 15-24 yaş aralığındaki<br />

gençler için bir ruhsal kriz yarattığının<br />

altı çiziliyor. Bunda ise elbette<br />

okula devamlılığın yarattığı “sosyal etkileşim,<br />

eğitmenlerden görülen duygusal<br />

destek, belirli bir gruba ait olma<br />

hissi ve fiziksel aktiviteye erişim” gibi<br />

avantajların uğradığı erozyon etkili.<br />

Keza dezavantajlı gruplar için belirginleşen<br />

eşitsizlik durumu da ruh<br />

sağlığının yaşadığı yıkımı destekliyor.<br />

Bu dezavantajların büyüklüğünü anlamak<br />

için UNICEF verilerine bakmak<br />

yeterli. Çünkü tek bir veri bile çok şey<br />

söylüyor: Dünya genelinde pandemi<br />

sebebiyle uzaktan eğitime erişimi olmayan<br />

463 milyon çocuk var.


SAĞLIKLI OKUL İKLİMİ = GÜÇLÜ<br />

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ<br />

Peki, öğrencilerin eksikliğini yaşadıkları<br />

bu büyük boşluğu, önümüzdeki<br />

dönemde nasıl doldurmalı? Geçtiğimiz<br />

yaz döneminde Dr. Gresa (Çarkaxhiu)<br />

Bulut, Dr. Özlem Çakıcı, Dr.<br />

Yankı Yazgan ve Güzel Günler Kliniği<br />

Okul Çalışmaları Ekibi tarafından kaleme<br />

alınan Çocuk ve Genç Ruh Sağlığı<br />

Perspektifinden Okula Dönüş Araştırması’nda<br />

önemli çıktılar yer alıyor.<br />

Araştırma sonuçlarında, “Duygusal<br />

zekâ ve sosyal duygusal gelişim (duygu<br />

yönetimi, öz-denetim, empati, öz-farkındalık,<br />

kaygı ve stres yönetimi, psikolojik<br />

sağlamlık ve odaklanma, planlama<br />

vb.) becerilerini okul çapında yaymak,<br />

değişim döneminin zorlayıcı özellikleriyle<br />

başa çıkma dil ve tutumunu<br />

oluşturmak için pandemi dönemi bir<br />

zorunluluk yaratmıştır” deniyor.<br />

Öğrencilerin, öğretmenlerin ve velilerin<br />

kendilerini nasıl hissettiklerini<br />

öğrenmek amacıyla yapılan analiz sonuçlarına<br />

göre; bu süreçte öğretmenler<br />

tarafından en çok/sık belirtilen duygular<br />

“tedirgin, kaygılı, üzgün, endişeli,<br />

huzursuz ve bunalmış” şeklinde ifade<br />

ediliyor. Öğrenciler tarafında ise bu<br />

liste “sıkılmış, kaygılı, tükenmiş, öfkeli,<br />

huzursuz ve bunalmış” şeklinde sıralanıyor.<br />

Bu dönemde tüm paydaşların<br />

ihtiyaç duydukları destek, kaygı yönetimi,<br />

zor duygularla ve belirsizlikle baş<br />

etme, uzaktan eğitim sürecine uyum<br />

sağlama, odaklanma zorluklarını aşma<br />

etrafında şekilleniyor. Araştırmacıların<br />

önerileri ise, “bu ihtiyaçlara dönük<br />

sosyal duygusal gelişim programlarının,<br />

okulun özel ihtiyaçları çerçevesine<br />

uyumlanması” yönünde. Raporda,<br />

“Liderlerin okul paydaşlarını destekleyici<br />

olma becerilerini, paydaşlar arası<br />

olumlu ilişkileri ve karşılıklı güveni<br />

içeren olumlu bir okul iklimi, okulun<br />

krizlerle daha iyi baş etmesini sağlayabilecek<br />

bir bağışıklık sistemi olarak düşünülebilir”<br />

deniliyor. Görüldüğü gibi<br />

bu ihtiyaç listesinin yalnızca öğrencilere<br />

yönelik olduğunu düşünmek hata<br />

olur. Çünkü psikolojik destek ve kaygı<br />

yönetimini kolaylaştırmaya yönelik<br />

uygulamalara, öğrencilerin olduğu kadar<br />

öğretmenlerin de ihtiyacı var.<br />

T<br />

Uzmanların<br />

önerileri, sosyal<br />

duygusal gelişim<br />

programlarının,<br />

okulun özel<br />

ihtiyaçları<br />

çerçevesine<br />

uyumlanması<br />

yönünde.<br />

Bölge<br />

EĞİTİMDE ERİŞİLEBİLİRLİK<br />

PANDEMİNİN RÜZGÂRIYLA GELEN<br />

EĞİTİM TASARIMI<br />

Tüm bu gerekliliklerin ardından okula<br />

dönüş dönemini, pandeminin yarattığı<br />

değişim rüzgârının başka bir çarpanıyla<br />

daha değerlendirmek mümkün.<br />

Çünkü görülüyor ki hem kurumların<br />

hem de bireylerin hayatında fark yaratacak<br />

olan şey bütüncül bir eğitim yaklaşımı.<br />

Yukarıda bahsi geçen olmazsa<br />

olmazların da başat rol oynadığı bu<br />

yaklaşımın tasarısında herkese daha<br />

aktif roller düşüyor. Bu değişim rüzgârını<br />

anlamak için son olarak, geçtiğimiz<br />

Aralık ayında TÜSİAD ev sahipliğinde<br />

gerçekleşen “Eğitimde Dönüşüm Alanları<br />

ve Gelecek Senaryoları” isimli webinar’da<br />

söz alan TÜSİAD Eğitim Çalışma<br />

Grubu Başkanı Gamze Dinçkök<br />

Yücaoğlu’nun sözlerine kulak verelim:<br />

“İçinde bulunduğumuz değişken koşullarda<br />

tüm bireylerin 21'inci yüzyıl<br />

becerilerini kazanmasının, öğrenmeyi<br />

öğrenmesinin, yaratıcı düşünme ve<br />

adaptasyon yeteneğinin hiç olmadığı<br />

kadar önem taşıdığını biliyoruz. Bu<br />

becerilerin kazandırılmasında başta<br />

öğrenciler ve öğretmenlerin rolü dönüşüyor.<br />

Diğer taraftan, bu dönüşüm<br />

hepimize daha aktif roller tanımlıyor.<br />

Bu nedenle eğitim sistemimizi bütüncül<br />

bir bakış açısıyla gözden geçirmeye<br />

ihtiyacımız var.” ■<br />

Uzaktan eğitime erişimi<br />

olmayan çocukların<br />

asgari oranı (%)<br />

Doğu ve Güney Afrika 49 67 milyon<br />

Batı ve Orta Afrika 48 54 milyon<br />

Doğu Asya ve Pasifik 20 80 milyon<br />

Ortadoğu ve Kuzey Afrika 40 37 milyon<br />

Güney Asya 38 147 milyon<br />

Doğu Avrupa ve Orta Asya 34 25 milyon<br />

Latin Amerika ve Karayipler 9 13 milyon<br />

Dünya geneli 31 463 milyon<br />

Kaynak: UNICEF Eğitimde Erişilebilirlik Raporu, Ağustos, 2020<br />

Uzaktan eğitime<br />

erişimi olmayan<br />

asgari çocuk sayısı<br />

Pandemide;<br />

38 OECD ülkesinden 35’inde<br />

okullar kapatıldı.<br />

Ortadan kalkan fiziksel<br />

avantajlar<br />

• Sosyal etkileşim,<br />

• Öğretmenlerden görülen duygusal<br />

destek,<br />

• Belirli bir gruba ait olma hissi ve<br />

fiziksel aktiviteye erişim.<br />

ABD’de üniversite tercihlerinde ruh<br />

sağlığı popülaritesini artırdı.<br />

İlkokul ve ortaokul öğrencilerinin<br />

yüzde 46,9’u pandemi sonrası<br />

sosyal hayata karışmada kaygılı.<br />

İlkokul, ortaokul, lise ve<br />

üniversite öğrencilerinde<br />

psikolojik problemler;<br />

• Belirsizlik,<br />

• Sosyal hayata karışma,<br />

• Virüs bulaştırma kaygısı,<br />

• Sosyal hayat eksikliğinin yarattığı<br />

yalnızlığa odaklanıyor.<br />

Kaynak: Covid-19 Etki Raporu, TOÇEV,<br />

Temmuz <strong>2021</strong><br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 81


ADVERTORIAL<br />

Yeni dönemde<br />

ASDF temelli<br />

eğitim modeli<br />

Nil Çiçek<br />

UĞUR OKULLARI GENEL MÜDÜRÜ<br />

Eğitim stratejilerini,<br />

öğrencilerin 21’inci yüzyıl<br />

becerileriyle donanmaları<br />

üzerine kurguladıklarını<br />

belirten Uğur Okulları<br />

Genel Müdürü Nil Çiçek,<br />

“Öğrencilerimizin<br />

‘Akademik’ gelişimleri ile<br />

birlikte ‘Sosyal, Duygusal,<br />

Fiziksel’ gelişimlerine<br />

odaklanacağız” dedi.<br />

82 <strong>MediaCat</strong>


ilyonlarca öğrencinin heyecanla<br />

beklediği <strong>2021</strong>-<br />

M 2022 eğitim öğretim dönemi,<br />

yeni heyecanlar ve<br />

pandemiye karşı alınan bir dizi önlemle<br />

birlikte başlıyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın,<br />

okulların 6 <strong>Eylül</strong>’de açılacağını<br />

duyurmasının ardından Uğur Okulları<br />

da, yeni ders yılı için hazırlıklarını tamamladı.<br />

Öğrencilerin hijyen ve sosyal<br />

mesafe kuralları çerçevesinde öğrenimlerine<br />

devam etmeleri için çeşitli<br />

önlemler alındı. Ayrıca Uğur Okulları<br />

geçtiğimiz yıl kapsamlı bir çalışma hazırlayarak<br />

“COVID-19 Salgını Sonrası<br />

Eğitim ve Öğretimde Alınacak Tedbirler<br />

ve Uygulamalar Rehberi”ni yürürlüğe<br />

koydu. Türkiye’nin 51 ilindeki 112<br />

okul, bu rehberdeki yönergelerle yeniden<br />

kurgulandı. Rehber, okulun her<br />

alanı, okula geliş ve gidişin her aşaması<br />

için oluşturulmuş önlemleri ve uygulamaları<br />

kapsıyor.<br />

Hem yüz yüze hem de uzaktan eğitim<br />

sürecinde derslere kesintisiz devam<br />

ettiklerini söyleyen Uğur Okulları<br />

Genel Müdürü Nil Çiçek, “Pandemi<br />

eğitim sektörünü doğrudan etkiledi ve<br />

dünyayı kapsayan bir teknolojik dönüşümün<br />

kapılarını bir anda sonuna<br />

kadar açtı. Hem eğitimciler hem de öğrenciler<br />

açısından bakıldığında eğitimde<br />

son bir yılda 10 yıllık yol alındı. Okul<br />

tabanlı eğitim öğretim süreçleri dijital<br />

platformlara aktarıldı. Uğur Okulları<br />

olarak, mühendislik ekibimizin çalışmalarıyla<br />

geliştirilen kişiye özgü ve<br />

yapay zekâ tabanlı dijital öğretme platformu<br />

Metodbox’ı dört yıldır okullarımızda<br />

aktif olarak kullanıyorduk. Bu<br />

nedenle uzaktan eğitim sürecine hem<br />

eğitimciler hem de öğrenciler kolaylıkla<br />

adapte oldu. Ayrıca son bir yıldır<br />

canlı derslerimizi, yerli ve eğitim odaklı<br />

görüntülü görüşme sistemi SeeMeet<br />

üzerinden gerçekleştiriyoruz” dedi.<br />

AKADEMİK, SOSYAL, DUYGUSAL<br />

VE FİZİKSEL DESTEK<br />

Uzaktan eğitim sürecinde öğrencilerin<br />

akademik gelişimini sürdürdüğünü<br />

ancak okuldan, öğretmenlerinden ve<br />

arkadaşlarından ayrı kaldıklarını ifade<br />

eden Çiçek, öğrencilerin Akademik,<br />

Sosyal, Duygusal ve Fiziksel (ASDF)<br />

gelişimini desteklemenin önemini ve<br />

Uğur Okulları’na özgü bir eğitim modeli<br />

olan ASDF’yi şöyle anlattı:<br />

D<br />

Öğrencilerin<br />

başarı düzeylerini<br />

yükseltmek<br />

ve nitelikli<br />

bireyler olarak<br />

yetişmelerini<br />

sağlamak biz<br />

eğitimcilerin<br />

görevi.<br />

“Öğrencilerin başarı düzeylerini<br />

yükseltmek ve nitelikli bireyler olarak<br />

yetişmelerini sağlamak biz eğitimcilerin<br />

görevi. Hayat boyu başarı için,<br />

eğitim öğretime başladığımız ilk günden<br />

bu yana öğrencilerin “Akademik,<br />

Sosyal, Duygusal ve Fiziksel” gelişimini<br />

desteklemeyi önemsiyoruz. Bu kapsamda<br />

ASDF eğitim modelini uyguluyoruz.<br />

Pandemi nedeniyle 1,5 yıldır öğrencilerimizden<br />

uzak kalmış olsak da, bu yıl<br />

Türkiye genelinde aşılamanın artmış olması<br />

ve gerekli önlemlerin alınmasıyla<br />

tekrar okullarda buluşuyoruz.<br />

Bu yıl öğrencilerimizin akademik<br />

eğitimlerinin yanı sıra özellikle sosyal,<br />

duygusal ve fiziksel gelişimlerine odaklanacağız.<br />

ASDF eğitim modeli kapsamında;<br />

öğrencilerin doğal bir çevrede,<br />

kendilerini rahatça ifade edebilecekleri<br />

bir öğrenme ortamında, kültürel<br />

ve sosyal paylaşım içinde bulunarak,<br />

deneyimleyerek öğrenmelerini sağlıyoruz.<br />

Akademik olarak, öğretmen<br />

kadromuzdan yabancı dil eğitimine,<br />

kariyer planlamasından sınav başarısına<br />

kadar, öğrenciye kendi bilişsel gelişimini<br />

dikkate alarak bir eğitim veriyoruz.<br />

Öğrencilerin sosyal becerilerinin<br />

gelişmesi için akademik bilgiler ışığında<br />

planlanan kulüp ve atölye çalışmaları,<br />

kültür ve sanat projeleri, sosyal sorumluluk<br />

faaliyetleri ve kişisel gelişim<br />

odaklı etkinlikler gerçekleştiriyoruz.<br />

Duygusal açıdan baktığımızda; öğrencilere<br />

iç kontrol geliştirme, olumlu düşünme,<br />

duygularını tanıma ve uygun<br />

yollarla ifade etme, öz benlik saygısı<br />

geliştirme gibi beceriler kazandırılıyor.<br />

Son olarak dikkat ve algıyı güçlendirici,<br />

yaratıcılıklarını geliştirici etkinliklerle<br />

ve sportif aktivitelerle fiziksel gelişimlerini<br />

de destekliyoruz.”<br />

5 DİL 2 BECERİ TEMELLİ EĞİTİM<br />

Eğitim stratejilerini öğrencilerin<br />

21’inci yüzyıl becerileriyle donanmaları<br />

üzerine kurguladıklarını belirten<br />

Çiçek, Uğur Okulları’nın “5 dil ve 2<br />

beceri temelli eğitim” yaklaşımlarına<br />

dikkat çekti. Beş dil içerisinde ilk sırada<br />

Türkçe’nin yer aldığını söyleyen Çiçek<br />

sözlerini şöyle sürdürdü: “Hayat başarısının<br />

artması için anadili öğrencilerimize<br />

çok iyi öğretmeliyiz. Okumaya<br />

yapılan yatırım hayat başarısına yapılan<br />

en büyük yatırımdır diye düşünüyoruz.<br />

İkincisi bilimin dili matematik.<br />

Bilimin, evrenin, doğanın dili olarak<br />

nitelendirdiğimiz matematik disiplinini,<br />

diğer tüm disiplinlerle ilişkilendirerek,<br />

öğrencilerimizin bilimi hayatla<br />

ilişkilendirmesini sağlıyoruz. Üçüncüsü<br />

iletişimde en temel dillerden biri<br />

olan İngilizce. Dil öğretiminden çok dil<br />

edinimine odaklanıyoruz. İngilizce’yi<br />

iyi konuşan, okuyan, anlayan ve kendini<br />

yabancı dilde de iyi ifade eden bireyler<br />

yetiştirmek istiyoruz. Dördüncü dil,<br />

teknolojinin dili olan STEM, kodlama,<br />

robotik, yazılım dilidir. Beşinci dil ise<br />

insanlık dili. Yani ‘öncelikle iyi insan<br />

olmak’. Bu beş dilin yanında ise kazanmaları<br />

gereken iki beceriyi de onlara<br />

aşılıyoruz: sanat ve spor becerisi. Öğrencilerimizin<br />

yaş grubu ihtiyaçlarını<br />

gözeterek planlamalarımızı ve yatırımlarımızı<br />

yapıyoruz. Ayrıca öğretmenlerimizin<br />

ve yöneticilerimizin mesleki ve<br />

bireysel gelişimlerini destekleyen hizmet<br />

içi eğitim programları her zaman<br />

en önemli gündemlerimizden biri.” ■<br />

ASDF NEDIR?<br />

ASDF eğitim modeli kapsamında;<br />

öğrencilerin doğal bir çevrede,<br />

kendilerini rahatça ifade<br />

edebilecekleri bir öğrenme<br />

ortamında, kültürel ve sosyal<br />

paylaşım içinde bulunarak,<br />

deneyimleyerek öğrenmeleri<br />

sağlanıyor.<br />

5 DIL + 2 BECERI<br />

NEDIR?<br />

Türkçe<br />

Matematik<br />

İngilizce<br />

STEM<br />

İnsanlık dili<br />

Sanat<br />

Spor<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 83


DİJİTAL<br />

Pardon<br />

amacınız<br />

nedir?<br />

KAYHAN DURAL<br />

4129Grey, Chief Digital Officer<br />

Öncelikle bir konuda el sıkışalım.<br />

Kampanya yaparak markaya amaç<br />

kazandırılmaz. Markanın amacı<br />

işinin amacı olabilir ancak.<br />

84 <strong>MediaCat</strong><br />

Purpose.<br />

Amaç.<br />

Amaçlı markalar.<br />

Brand purpose.<br />

Purposeful brands.<br />

Amacı olan marka.<br />

Ama….<br />

Çok amaçlı” bir global ödül<br />

“<br />

sezonunu geride bırakıyoruz.<br />

Her endüstride amaçtan<br />

amaca koştuğumuz bir<br />

Cannes ve D&AD kombosu yaşadık.<br />

PR Week, Campaign gibi mecraların<br />

Cannes henüz başlamadan “Cannes’da<br />

purpose kazanacak” başlıklı haberleri<br />

bir kenarda dursun, biz Ipsos Mori’nin<br />

Veracity Index’ine, meslek grubu profesyonellerine<br />

ve güveni sorgulayan<br />

araştırmasına bakalım. Bankacılardan,<br />

emlakçılardan, gazetecilerden<br />

hatta politikacılardan daha az güvenilen<br />

bi meslek grubu var: Reklamcılar.<br />

Reklamcılığa sektör dışından biri gibi<br />

bakmayı beceremediğimiz için işimizde<br />

sıklıkla gerçek olanla bağlantıyı<br />

kaybettiğimizi düşünüyorum. Size de<br />

oluyor mu?<br />

MARKA AMACI KARŞITI DEĞİLİM<br />

Yeni tüketicinin dünyayı iyi yönde de-<br />

ğiştiren markalara yakın hissettiğini<br />

ve bu yönde adım atılması gerektiğini<br />

düşünüyorum. Fakat bu konuyu, olması<br />

gerektiği yerin çok önüne koyup<br />

zaten zor koşullardan ötürü reklama<br />

eskisi gibi bütçe ayıramayan birçok<br />

markayı birazcık fazla zorluyor olabilir<br />

miyiz? Belki… En azından marka amacını<br />

kavrayışımızda genel bir eksiklik<br />

olduğundan eminim.<br />

Öncelikle bir konuda el sıkışalım.<br />

Kampanya yaparak markaya amaç<br />

kazandırılmaz. Markanın amacı işinin<br />

amacı olabilir ancak. Bir marka<br />

gerçekten bir konuda aksiyon alıyordur,<br />

işiyle amaç edinmiş ve marka<br />

iletişime yansıtıyordur, harika. Fakat<br />

“Gazozumdan şekeri attım, şimdi<br />

hangi konuda amaç edinsem? Şeker<br />

yok artık. Obeziteye savaş mı açsak?<br />

Bir dernek mi kursak, mesela İnsülin<br />

Derneği… Yok yok, şekerin mental zararını<br />

ele alıp biz well-being, mindfulness<br />

taraflarında açılımlar yapalım.”<br />

Buraları yanlış anladık.<br />

-MIŞ GİBİ YAPANLAR<br />

Silikon Vadisi idealizmini alıp ürettiğimiz<br />

her şeyin ortasına koymamıza<br />

gerek olmayabilir. Facebook, “insanlara<br />

bir komünite olma gücü vermek<br />

ve dünyayı yakınlaştırmak” amacıyla<br />

kurulmadı. Daha ziyade üniversiteli<br />

gençlere birbirlerini tanıma ve<br />

değerlendirme fırsatı veren bir web<br />

sitesiydi. Bu konularda da fazla güzelleme<br />

yapıp inanıyormuş gibi yapıyoruz.<br />

Henüz ürününü doğru şekilde<br />

pazarlayamamış, birçok mecrada<br />

olması gerektiği şekilde yerini dahi<br />

alamamış birçok markanın “Bizim<br />

amacımız, öhöm, ehem” dediğini görüyoruz.<br />

E ama daha penetrasyonun<br />

olması gereken yerde değil, bilinmiyorsun<br />

veya her sene liderden uzaklaşan<br />

bir “challenger”sın? Performans<br />

pazarlama stratejin yok.<br />

Markaya katkı sağlayabileceğimiz<br />

yüzlerce yol var, amaç bunlardan sadece<br />

biri ve çoğunlukla göstermelik.<br />

Biz gerçek olanlardan başlayalım. (!)<br />

(Hakkıyla yapanlar baş tacı.) ■<br />

Kültür Yorumcusu ve<br />

Matematikçi Eric Weinstein<br />

“The idealism of every age is the<br />

cover story for its greatest heist.”<br />

“Her dönemin idealizmi, dönen<br />

gerçek dolabı saklayan hikâyedir."


DİJİTAL<br />

Bizi Etkileyen Her Şey #5<br />

Doğa bayrak<br />

kaldırıyor<br />

Son bir ayda yaşananlar gösterdi<br />

ki biz dijital dünyalardan, startup’lardan,<br />

teknolojiden, popüler<br />

kültürden bahsederken aslında<br />

dünyanın en eski mirasını yerle bir<br />

etmişiz. Popüler olanı ararken eski<br />

ama değerli olanı gözden kaçırmışız.<br />

u IŞIL KARAASLAN<br />

ş hayatlarımızda kullandığımız<br />

bir terim “bayrak kal-<br />

İ<br />

dırma”. Zamanında yapılmadığında<br />

yöneticilerden<br />

uyarı alınan, asıl büyük problemin bir<br />

sorun çıkması değil, bu sorunun çözümü<br />

için aksiyon alınmaması olduğunu<br />

hatırlatan bir jargon.<br />

Son bir ayda yaşananlar gösterdi<br />

ki biz burada dijital dünyalardan,<br />

start-up’lardan, teknolojiden, popüler<br />

kültürden bahsederken aslında dünyanın<br />

en eski mirasını yerle bir etmişiz.<br />

Popüler olanı ararken eski ama değerli<br />

olanı gözden kaçırmışız.<br />

Bunu gözden kaçırmayan ve yıllardır<br />

doğa için bir şeyler yapmaya<br />

çalışan Tema Vakfı, Instagram dünyasında<br />

da son bir ay içerisinde adı en<br />

çok geçen hesaplardan birine sahip.<br />

Belki de ilk kez “yukarı kaydır”lar<br />

ihtiyacımız olmayan bir ürüne değil<br />

de dünyanın ihtiyacı olduğu bir şeye<br />

yönlendi.<br />

Bu sefer Tema Vakfı’nı inceliyoruz<br />

86 <strong>MediaCat</strong><br />

m<br />

Tema Vakfı,<br />

Instagram dünyasında<br />

son bir ay<br />

içerisinde adı<br />

en çok geçen<br />

hesaplardan birine<br />

sahip.<br />

ve etrafında buraya duyarlı segmentleri<br />

bulmayı amaçlıyoruz.<br />

TEMA VAKFI AĞ YAPILARI<br />

Deeper’ın Network Structure Analytics<br />

(NSA) teknolojisi sosyal medya<br />

üzerinde oluşan ağ yapılarını incelemek<br />

üzere geliştirildi. Sosyal medyada<br />

karşılığı olan herhangi bir başlık/<br />

hesabın gücünü ve özelliklerini sadece<br />

takipçi yapılarını inceleyerek ortaya<br />

çıkarmak mümkün. NSA’i hızla değişen<br />

trendlerin takipçi ağlarını ortaya<br />

çıkarmak için kullandığımızda, ortaya<br />

Tema Vakfı’nı takip eden kişileri anlama<br />

konusunda dikkat çekici bulguları<br />

olan bir araştırma çıktı.<br />

Aslında Tema pek çok analizde<br />

merkezde çıkan bir hesap ama son bir<br />

ay içerisinde daha fazla kişiyi ve segmenti<br />

kapsadığını görüyoruz. Artık<br />

sadece belirli segmentler değil farklı<br />

grupları da etkiliyor.<br />

Tema ağ yapıları incelendiğinde<br />

Türkiye özellikle Tema’nın çevresinde;<br />

yardım dernekleri, ünlüler, devlet<br />

ve holdingler etrafında toplanmış gibi<br />

görünüyor.<br />

HARİTANIN MERKEZİNDE<br />

YARDIMLAŞMA VAR<br />

Haritaya baktığımız zaman ilk dikkatimizi<br />

çeken, Tema’nın etrafına toplanmış<br />

yardımlaşma ağı. Özellikle son<br />

bir ay içerisinde görünüyor ki herkes<br />

Tema üzerinden bir “duyarlılık” geliştirmiş.<br />

Eski analizlere bakıldığında<br />

daha çok etrafında “sosyal hayattan<br />

kişileri” barındıran Tema, son bir iki<br />

ay içerisinde herkesin merkezi haline<br />

gelmiş.<br />

Bilim çok öne çıkıyor. Aşıyla birlikte<br />

gündeme düşmeye başlayan bilim<br />

dünyası burada da karşımıza çıkıyor.<br />

Bilim, yardım, devlet ve bunlara imkân<br />

sağlayan holdingler etrafındaki bir<br />

dünyanın arasında Tema.<br />

BİR DERDİM VAR<br />

Merkez daha önceki analizlerde daha<br />

çok moda, dekorasyon, ünlülük etrafında<br />

dönerken; konu çevre olunca daha<br />

çok “dertlenenler” üzerinden dönüyor<br />

gibi görünüyor. Derdi olan ünlüler, derdi<br />

olan mizah derken hayat biraz daha<br />

amaç uğruna yaşamaya kayıyor gibi.<br />

Burada özellikle Sarkastikler, Dertli<br />

Edebiyat, Magazin Ünlüleri ve Sanatseverler<br />

önemli segmentler.<br />

HER ŞEYİ AYNI ANDA<br />

DÜZELTME İSTEĞİ<br />

Bir taraf sıkıntılı giderken hayattaki diğer<br />

alanları da iyileştirme isteği gündeme<br />

gelmiş gibi görünüyor. Sağlıklı yaşam<br />

bunlardan bir tanesi. Sadece yeme<br />

içme değil, yerken ve içerken çevreye<br />

verdiğimiz zararı da düşündüğümüz<br />

anlar çoğalıyor. Atık, su, tarım gibi<br />

konular da tekrar gündeme geliyor ve<br />

sağlık bireysellikten uzaklaşıp dünya<br />

sağlığına evriliyor. Yaşarken Düşünenler<br />

segmenti buna en iyi örneklerden<br />

biri.■


DİJİTAL<br />

TEMA VAKFI DÜNYASINDA 10 SEGMENT<br />

Spacex<br />

İstanbul Modern<br />

KÂR AMACI GÜTMEYEN ORGANİZASYONLAR<br />

BBC News<br />

Sanat S<br />

Adından da anlayabileceğiniz gibi yardım kuruluşlarının olduğu<br />

bir dünya. Her anlamda her konuyla ilgili yardımlaşmanın<br />

merkezi burası.<br />

Discovery<br />

Salt<br />

YAŞARKEN DÜŞÜNENLER<br />

Artık dünyanın nereye gittiğini sorgulayan ve bunun için neler<br />

yapabileceğine kafa yoran bir kitle. “İyi” yaşarken dünya için<br />

“kötü” bir şeyler yaptığının farkında olanların belki de içini<br />

rahatlatma seansı burası. Sıfır Atık, Yarının Suyu gibi hesaplar<br />

merkezde.<br />

Aykut Elmas<br />

Uberkuloz<br />

Sarkastikler<br />

Popular<br />

Science<br />

Bilime Güvenin<br />

Kar<br />

DEVLET ERKANI<br />

Varböyletipler<br />

Bakanlıkların, jandarma ve polisin oldukları bir segment. Güncel<br />

konuları takip etmek isteyenlerin başvurdukları, ilk ağızdan<br />

haber veren hesaplar burada.<br />

Dertli E<br />

BİLİME GÜVENİN<br />

Gonca<br />

Vuslateri<br />

Magazin Ünlüleri<br />

T<br />

Her dediklerinin yavaş yavaş çıktığını gördüğümüz bir dünya.<br />

Aşıyla hayatımıza giren “bilim kazanacak” mottosu burada da<br />

karşımızda. Aslında hep orada bir yerde olduğunu bildiğimiz<br />

ama önemini bazen unuttuğumuz bilimin, kafamıza vura vura<br />

orada olduğunu ve ona ihtiyacımız olduğunu bize anlattığı bir<br />

dünya. Merkezde Popular Science var.<br />

Demet Akalın<br />

İrem Derici<br />

Devlet Erkanı<br />

DERTLİ EDEBİYAT<br />

Hadise<br />

Jandarma<br />

Dışavurumun yeri. Etliye sütlüye dokunmadan değil de bizi üzen,<br />

kıran her şeyin açıkça konuşulduğu bir edebiyat dünyası. Kendi<br />

gündemini değil dünyanın gündemini takip edenlerin yeri.<br />

88 <strong>MediaCat</strong><br />

T.C. İç<br />

İşleri<br />

Bakanlığı<br />

T.C. Orman<br />

Bakanlığı


Arter<br />

Kolektif House<br />

Yarının Suyu<br />

YARDIMLAŞMA AĞI<br />

everler<br />

Sıfır Atık<br />

Buğday Derneği<br />

Hepimizin aynı gemide olduğumuzu hatırladığımız şu günler<br />

için arada bir bariyer kalmadan, herkesin yardım ettiği<br />

dünyanın yardımseverleri burada. Koç Holding, Sabancı<br />

gibi kuruluşlar merkezde.<br />

Amacı Gütmeyen<br />

Org<br />

Yaşarken Düşünenler<br />

Osman<br />

Müftüoğlu<br />

MAGAZİN ÜNLÜLERİ<br />

Hergün televizyonda görmeye alıştığımız fakat bu sefer<br />

sahalarda da gördüğümüz ünlüler burada. Sadece<br />

televizyondan ibaret olmadıklarını gösterdikleri bir dünya.<br />

Unicef Türkiye<br />

Yardımlaşma Ağı<br />

debiyat<br />

TEGV<br />

Koç Holding<br />

Tohum Otizim<br />

Akut Derneği<br />

Darüşşafaka<br />

SANATSEVERLER<br />

Şehrin gezen, sanata ilgi duyan kitlesi ama bunu biraz da<br />

sosyallik için yapan, gittiği müzelerde Hikâye paylaşan<br />

bir dünya. Şehirde ne var ne yok buradan sorulur ama<br />

koleksiyoner olmak zorunda değiller. Güzel bir sergi sonrası<br />

arkadaşlarla güzel bir yemek yiyen, para harcayan, gezen<br />

bir kitle. Yeni nesil çalışan genç yetişkin dünyası da diyebiliriz<br />

buraya. Merkezdeki isimler; Arter, Salt, İstanbul Modern,<br />

Kolektif House.<br />

Sabancı Vakfı<br />

R’nin Elitleri<br />

SARKASTİKLER<br />

Gülse Birsel<br />

Cem Yılmaz<br />

Mert Fırat<br />

Ayşe Arman<br />

Genç nesil sarkastik dünyası. Ağırlıklı gençleri içine alan,<br />

efor sarfetmeden herkes ve her şeyle dalga geçenlerin<br />

dünyası. Olayların değil, o olayların nasıl anlatıldığının<br />

önemli olduğu bir dünya. Merkezde kendileri değil, dalga<br />

geçtikleri şeyler var. Merkezdeki isimler; Var Böyle<br />

Tipler, Uberkuloz, Aykut Elmas.<br />

Kafa<br />

Dergisi<br />

TR’NIN ELITLERI<br />

Şiir Sokakta<br />

Felsefe<br />

Kulübü<br />

Türkiye’nin gezen, para harcayan, büyük masalarda oturmayı<br />

seven, tatillere giden kaliteli bir kitlesi. Bu yüzden takip ettikleri<br />

kişiler de farklı alanlardaki en kaliteli isimler. Merkezdeki<br />

isimler; Gülse Birsel, Cem Yılmaz, Ayşe Arman.<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 89


DİJİTAL<br />

Trendyol’un<br />

başarı<br />

öyküsünden<br />

dersler<br />

İkincisi gerçekleştirilen Facebook<br />

Talks, Türkiye’de toplam perakende<br />

içerisindeki payı yüzde 11 olan e-ticaretin<br />

geleceğinde yıldızının parlamasını<br />

isteyen tüm paydaşlar için önemli çıktılar<br />

sunuyor. Dahası keşif ticaretine dair<br />

konuşacak çok şey var.<br />

u GÖNÜL HADIMLI<br />

rendyol’un bugün itibarıyla<br />

T<br />

10 bin aktif satıcısı ve Dolap<br />

uygulaması üzerinden<br />

de 1 milyonu aşkın bireysel<br />

satıcısı bulunuyor. Yaz sezonunun son<br />

Facebook Talks oturumunda ele alınan<br />

bu başarı öyküsünden çıkarılacak bazı<br />

esaslı dersler var elbette. Ve bu stratejinin<br />

sırtını dayadığı üç ana başlık:<br />

sürdürülebilirlik, ölçümlenebilirlik ve<br />

içerik kalitesi.<br />

Facebook E-Ticaret Sektör Lideri<br />

Gül Yüksel Akkaya, tüketicilerin markalardan<br />

beklentilerinin arttığını ve<br />

tek bir doğrunun olmadığını, hangi<br />

stratejinin hangi hedef kitleyi yakalamada<br />

daha başarılı olacağının denenerek<br />

öğrenildiğini belirtiyor. Artık tüketicilerin<br />

kendi beğenecekleri ürünleri<br />

karşılarında görmek istediklerini söyleyen<br />

Akkaya, Trendyol’un keşif ticaretini<br />

benimseyerek ve müşteri ihtiyaçlarını<br />

tahmin ederek, keşif yoluyla talep<br />

oluşturduğuna vurgu yapıyor.<br />

Trendyol CMO’su Erdem İnan ve<br />

Akkaya ikilisinin birlikte defalarca<br />

kez altını çizdikleri konu ise, ölçümlenebilirlik.<br />

Test yapmadan stratejinizin<br />

doğruluğundan emin olamayacağınızı<br />

belirten İnan, “Test yapacak<br />

kadar değil, test yapmayacak kadar<br />

paranız var mı?”sorusunu soruyor.<br />

İkili, test yapmanın stratejilerin sonuçlarını<br />

görebilmenin tek yolu olduğunu<br />

söylüyor ve bu sene gerçekleştirilen<br />

Trendyol Ramazan İndirimi kampanyasını<br />

örnek gösteriyor. ■<br />

ÖRNEK VAKA: TRENDYOL RAMAZAN KAMPANYASI<br />

NEDEN<br />

YAPILDI?<br />

NASIL<br />

YAPILDI?<br />

SONUÇ<br />

Sıklıkla büyüme odaklı performans kampanyaları<br />

yapan Trendyol’un, kampanyaların satış sonucu<br />

getirip getirmediği, marka bilinirliğini nasıl<br />

etkilediği gibi cevapsız soruları vardı. Tüm bu<br />

soruları gidermek isteyen marka, Ramazan<br />

döneminde özel olarak bir ölçümleme yaptı.<br />

Facebook’un “conversion lift” ve “brand<br />

lift” araçlarıyla ölçümleme yapılarak, sınırlı<br />

kampanya bütçesinin performans ve bilinirlik<br />

segmentlerine nasıl dağıtılması gerektiğine<br />

karar verildi.<br />

Performans ve bilinirliğin birlikte olduğu stratejilerin<br />

sadece performans stratejilerine göre 2,3 kat daha<br />

fazla kişiye ulaştığı ve daha fazla satışa dönüştüğü<br />

öğrenildi. Yalnızca Ramazan kampanyası yapıldığı<br />

için gelen satışlar (incremental sales) normal bir<br />

döneme göre 6,5 kat artış gösterdi. Bireylerin<br />

ürünleri istek listelerine eklemeleri toplamda yüzde<br />

40 artış gösterdi.<br />

Trendyol, marka bilinirliği ve performans<br />

kampanyalarını birlikte yürütmenin daha çok satış<br />

getirdiğinden ve daha çok kişiye ulaştığından<br />

verilerle emin oldu.<br />

90 <strong>MediaCat</strong>


ADVERTORIAL<br />

Hedefimiz<br />

hayvanlar<br />

için daha iyi<br />

bir dünya<br />

Royal Canin Türkiye, sorumlu<br />

hayvan sahipliği konusunda<br />

farkındalık oluşturmak ve hayvan<br />

terk edilmelerinin önüne geçmek için<br />

Bunu Bi’ Düşünün mini dizi projesini<br />

hayata geçirdi. Royal Canin Türkiye<br />

Ülke Müdürü Aslı Çelikkol ile projeyi<br />

ve markanın sosyal farkındalık<br />

felsefesini konuştuk.<br />

Öncelikle Royal Canin’i ve kurumsal<br />

felsefesini anlatabilir<br />

misiniz?<br />

Royal Canin olarak tüm çalışmalarımızın<br />

merkezinde öncelikle “kediler ve<br />

köpekler” bulunuyor. Her birinin eşsiz<br />

olduğunu biliyor, farklı doğalarına<br />

saygı gösteriyor ve farklı ihtiyaçlarına<br />

yönelik geliştirilmiş 200’ün üzerinde<br />

sağlıklı beslenme çözümleri sunuyoruz.<br />

Onlara verdiğimiz önem, hassas ve<br />

etkili beslenme çözümleri sunmamızı<br />

ve hayvan dostlarımızın en iyi hayatı<br />

yaşamasına yardımcı olmamızı sağlıyor.<br />

Bilim ve gözleme dayalı beslenme<br />

yaklaşımıyla düzenli Ar-Ge çalışmaları<br />

gerçekleştiriyor ve tüm bulgularımızı<br />

bilgi paylaşımı ilkemiz doğrultusunda<br />

veteriner hekimler ve profesyonellerle<br />

paylaşarak geliştiriyoruz. Bireyden<br />

92 <strong>MediaCat</strong><br />

önce takım ilkemiz doğrultusunda ise<br />

sahip olduğumuz ortak mirasa saygı<br />

gösteriyor; içinde bulunduğumuz toplum<br />

ve topluluklara değer katmaya<br />

odaklanıyoruz.<br />

Royal Canin’in vizyonunu nasıl<br />

tanımlarsınız?<br />

Royal Canin olarak kendimizi hayvanlar<br />

için daha iyi bir dünyayı mümkün<br />

kılmaya adadık. Hayvanların mutluluk,<br />

sağlık ve refahlarını sorumlu<br />

hayvan sahipleri uygulamalarıyla sağlamaya<br />

çalışıyoruz. Her hayvanın en<br />

temelde, açlık ve susuzluktan, sağlık<br />

sorunlarından ve korku/stres unsurlarından<br />

uzak bir yaşama erişim; uygun<br />

barınma koşulları ve kendisini olduğu<br />

gibi ifade edebilme hakkı bulunuyor.<br />

Bu hakları daha görünür kılabilmek ve<br />

sosyal farkındalığı artırabilmek adına<br />

ASLI ÇELİKKOL<br />

Royal Canin<br />

Türkiye<br />

Ülke Müdürü


hayata geçirdiğimiz çalışmaların ana<br />

çatısını “sorumlu hayvan sahipliği”<br />

kavramı oluşturuyor.<br />

Sorumlu hayvan sahipliğiyle sahiplenilen<br />

hayvanların hayatları boyunca<br />

ihtiyaçlarının karşılanarak sağlıklı,<br />

mutlu ve refah içinde yaşayan hayvanlar<br />

olabilmelerine odaklanıyoruz. Hayvan<br />

sahiplerinin daha sahiplenme<br />

aşamasında, kendilerinin ve yaşam<br />

tarzlarının bir canlıyı sahiplenmeye<br />

hazır olup olmadığını sorgulamalarını<br />

istiyoruz. Bu alandaki farkındalık ve<br />

bilgi düzeyini artırmak amacıyla çeşitli<br />

çalışmalar ortaya koyuyor ve hayvan<br />

sahiplerini her anlamda desteklemeye<br />

çalışıyoruz. Son olarak, hayvan sahipliği<br />

kavramını güçlendirme çalışmalarını<br />

Bunu Bi’ Düşünün isimli mini dizi<br />

projesiyle taçlandırdık.<br />

Bunu Bi’ Düşünün projenizden<br />

bahseder misiniz?<br />

Bunu Bi’ Düşünün isimli dizi projemiz,<br />

hayvan haklarının bir başka önemli<br />

boyutu olan hayvan refahı olgusuna ve<br />

hayvanların kendilerine özgü beslenme,<br />

sağlık, bakım, ilgi, onları oldukları<br />

gibi kabul etme, birlikte oyun oynama<br />

ve anlaşılma gibi ihtiyaçlarının da karşılanması<br />

gerektiğine vurgu yapıyor.<br />

Dizi projemizle hayvan sahiplerini<br />

hayvan sağlığı, refahı, beslenmesi ve<br />

bakımı konusunda güçlendirerek sorumlu<br />

hayvan sahipliği konusunda farkındalık<br />

oluşturmayı, ülkemizin önemli<br />

sorunlarından biri olan hayvan terk<br />

edilmelerinin önüne geçebilmeyi ve<br />

doğru bakış açısıyla hayvan sahiplenilmesini<br />

teşvik edebilmeyi hedefliyoruz.<br />

Bu kapsamda dizi projemiz ile “Bunu<br />

bi’ düşünün” diyerek hayvan sahiplerini<br />

yaşam boyu birliktelik için sorumluluklarını<br />

düşünmeye davet ediyoruz.<br />

Projenin kadrosundan ve konusundan<br />

da bahseder misiniz, ne<br />

zaman yayınlanmaya başladı?<br />

Sekiz bölümlük mini dizi projemiz<br />

Bunu Bi’ Düşünün, BluTV ile hayata<br />

geçirdiğimiz işbirliği kapsamında 20<br />

Ağustos’ta, bu online video platformunda<br />

yayına girdi. Mini dizi projemizle<br />

sorumlu hayvan sahipliği konusunda<br />

bireyselden kolektife yayılan bir<br />

farkındalık yaratmayı hedefliyoruz. Bu<br />

kapsamda hayvanseverler ve veteriner<br />

H<br />

Bunu Bi’ Düşünün<br />

projemiz hayvan<br />

refahı olgusuna<br />

ve hayvanların<br />

kendilerine özgü<br />

beslenme, sağlık,<br />

bakım, ilgi, onları<br />

oldukları gibi kabul<br />

etme, birlikte<br />

oyun oynama ve<br />

anlaşılma gibi<br />

ihtiyaçlarının<br />

da karşılanması<br />

gerektiğine vurgu<br />

yapıyor.<br />

hekimler başta olmak üzere izleyen<br />

tüm paydaşlarımızdan oldukça olumlu<br />

dönüşler aldık.<br />

Hazırlıksız Yakalanan Yağmur, Çok<br />

Meşgul Adam Cenk, Dünyayı Kurtaran<br />

Çocuk Feza, Sevmeyi Unutmayan Münevver<br />

gibi başlıklara sahip mini dizi,<br />

birbirinden tamamen farklı sekiz kişiyi<br />

ve onların hayvanlarıyla ilişkilerini<br />

konu alıyor. Mini dizide yer alan birbirinden<br />

farklı karakterlerin ortak noktası<br />

ise hayvanlarıyla kurdukları ilişki<br />

ve bu ilişkinin taşıdığı sorumluluklar.<br />

Hayalî bir uzmanın odasında geçen<br />

mini dizide, hayvan sahiplerinin hikâyeleri<br />

üzerinden, her bölümde sorumlu<br />

hayvan sahipliği konusunun farklı bir<br />

alt başlığı odağa alınıyor. İnsanların<br />

hayvanlarıyla ilişkilerindeki sorumluluk<br />

bilincinde geliştirilmesi gereken<br />

noktalar olduğu gerçeğine pozitif<br />

mesajlarla değiniliyor. Senaryosunu<br />

Erkan Tunç’un yazdığı, yönetmen koltuğunda<br />

Onur Ünlü’nün oturduğu mini<br />

dizide hayvanlarla paylaşılan yaşamı<br />

güzelleştiren anılar da işleniyor.<br />

Mini dizinin ana karakteri olan<br />

uzman rolünde ise usta oyuncu Ahmet<br />

Mümtaz Taylan var. Aslında bir şair<br />

olan ama yaşadığı bir ayrılık sonrası<br />

hayatını tamamen değiştiren Ahmet<br />

Kenan karakteri, yaşam boyu bir birlikteliği<br />

mümkün kılabilmek için hayvan<br />

sahiplerine sorumlu hayvan sahipliği<br />

ve onları eşsiz doğalarıyla oldukları gibi<br />

kabul etme konusunda yol gösteriyor<br />

ve hayatını hayvanlar için daha iyi bir<br />

dünya yaratmaya adıyor. Her bölümde<br />

farklı bir oyuncunun konuk oyuncu<br />

olarak yer aldığı mini dizide Ahmet<br />

Mümtaz Taylan’a gerçek hayatlarında<br />

sorumlu birer hayvan sahibi olmalarıyla<br />

dikkat çeken Şebnem Bozoklu,<br />

Ahmet Rıfat Şungar, Pınar Deniz, Kubilay<br />

Aka, Dilara Aksüyek, İsmail Ege<br />

Şaşmaz, Başak Daşman, Müjde Uzman,<br />

Ulaşcan Kutlu ve Ayşenil Şamlıoğlu eşlik<br />

ediyor.<br />

Neden böyle bir projeye imza<br />

atma gerekliliği duydunuz?<br />

Evcil hayvanların dünyayı daha iyi bir<br />

yer haline getirdiğine olan inancımız<br />

bize bu dizi projesini hayata geçirmek<br />

için ilham verdi. Royal Canin olarak,<br />

kedi ve köpeklerin dünyamızı daha iyi<br />

bir yer haline getirdiğine inanıyor ve<br />

sorumluluğumuzun onlara sunduğumuz<br />

kaliteli ürün ve hizmetlerimizin<br />

çok ötesine geçtiğini biliyoruz. Marka<br />

olarak bizim hayvan sahiplerine ve<br />

hayvan sahiplenmek isteyenlere anlatmak<br />

istediklerimiz var; hayvanlarla yaşam<br />

boyu birlikteliğin ancak sorumlu<br />

hayvan sahipliğiyle mümkün olabileceğine<br />

inanıyoruz. Bu kapsamda, mesajımızı<br />

iletebileceğimiz farklı ve yaratıcı<br />

içerikler oluşturmak için çalışıyoruz.<br />

Royal Canin olarak dijital bir platformda,<br />

daha önce yapılmamış yaratıcı bir<br />

proje ortaya koymuş olmaktan dolayı<br />

son derece mutluyuz.<br />

Bu ve bundan sonra hayata geçireceğimiz<br />

sorumlu hayvan sahipliği bilincini<br />

artırmaya yönelik çalışmalarla<br />

iyi bir fikrin arkasında olmayı önemsiyor,<br />

bunu savunuyoruz ve hayvanlar<br />

için daha iyi bir dünya sunma hedefimize<br />

emin adımlarla ilerlemeyi sürdürüyoruz.<br />

■<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 93


TASARIM<br />

Futbolda<br />

tasarım kültürü<br />

OZAN KARAKOÇ<br />

Marka Tasarımcısı<br />

N<br />

ielsen’in verilerine göre ülkemiz,<br />

dünyada futbola en<br />

çok ilgi duyan üçüncü ülke.<br />

En korkunç siyasi gelişmeler<br />

ya da en acı doğa olayları bile, bir<br />

derbiyle kolayca unutuluyor, kanlı bıçaklı<br />

insanlar bir milli maçla el ele tutuşuyor.<br />

Bir yanıyla tuhaf ve düşündürücü,<br />

diğer yanıyla sektörün büyüklüğü<br />

ve ekonomik hareketlilik bakımından<br />

olumlu.<br />

Pandemi öncesindeki son sezonda,<br />

dört büyük takımımız, sadece maç günlerinde<br />

tam 426,5 milyon TL gelir elde<br />

etti. Sponsorluk kazancı 535 milyon<br />

TL oldu. Her birinin maliyeti 1 milyar<br />

TL’yi geçen stadyumlar, 500 milyon<br />

dolara satılan yayın ihalesi, oyuncu<br />

transferleri, maaşlar ve dahası...<br />

Şimdi gelelim sorumuza. Elde halihazırda<br />

bu denli güçlü bir malzeme ve<br />

böylesine büyük bir potansiyel varken,<br />

bunu neden pazarlayamıyoruz?<br />

PAZARLAMA ÇIKMAZI<br />

Dünya futbolunun en önde gelen beş<br />

liginin ortak özelliklerinden biri,<br />

hepsinin profesyonel bir tasarım di-<br />

Dünya futbolunun<br />

en önde gelen<br />

beş liginin ortak<br />

özelliklerinden biri,<br />

hepsinin profesyonel<br />

bir tasarım<br />

dilinin olması. Ve<br />

unutmayalım ki,<br />

gelişmek isteyen<br />

toplumlar için<br />

tasarım kültürü<br />

bir lüks değil, bir<br />

zorunluluktur.<br />

linin olması. İngiltere'nin Premier<br />

League’i, bu konuda başı çekiyor. İngilizler,<br />

geçtiğimiz yıllarda liglerinin<br />

kurumsal kimliğini yenilediler. Profesyonel<br />

bir tasarım ajansı tutuldu,<br />

logo güncellendi, özgün ve kullanışlı<br />

bir yazı tipi tasarlandı, yayın grafikleri<br />

ve web sitesi bütünüyle yenilendi.<br />

Çağı yakalayan, İngiliz futbolseverde<br />

heyecan uyandıran, dünya futbolunu<br />

İngiltere sınırları dışında takip edenleri<br />

de kıskandıran bir kimlik üretildi.<br />

Premier League, bu müthiş imaj<br />

güçlendirme çalışmasıyla markasının<br />

değerine değer kattı.<br />

Manchester City, Nantes, Juventus<br />

gibi kulüpler, takımlarının eskiyen<br />

amblemlerini radikal bir biçimde<br />

değiştirerek fark yarattılar. Atletico<br />

Madrid ve Everton gibi kulüpler, ufak<br />

tefek dokunuşlarla çağı yakaladılar.<br />

PSV’den Lazio’ya, Roma’dan Arsenal’e,<br />

Real Madrid’den Torino’ya kadar, irili<br />

ufaklı birçok futbol kulübü, forma arkası<br />

yazıları için, kendi karakterlerine<br />

uygun, orijinal yazı tipleri tasarlattılar.<br />

VE TÜRKİYE…<br />

• Ülkemizde, futbolun patronu olan<br />

Türkiye Futbol Federasyonu'nun<br />

(TFF) web sitesi, tam 14 yıl önce ilk<br />

tasarlandığı haliyle duruyor. Dünyanın<br />

beş büyük liginin aksine, Sü-<br />

per Lig'in bir web sitesi yok.<br />

• Son yıllarda sezonlara, Türk futboluna<br />

katkı sağlamış kişilerin adları<br />

veriliyor. Bu, güzel bir uygulama.<br />

Ancak üretilen logo tasarımı, en hafif<br />

tabiriyle içler acısı...<br />

• Futbolun bir diğer önemli bileşeni<br />

Kulüpler Birliği. Toplam piyasa<br />

değeri 826 milyar Euro'yu bulan<br />

takımların patronları, bu kurumda<br />

futbolun sorunlarını tartışıyor, çözüm<br />

önerileri sunuyor. Bu birliğin<br />

görsel kimliğinde de akıl almaz bir<br />

amatörlük söz konusu.<br />

• Avrupa kulüpleri, özgün yazı tipleri<br />

tasarlatırken, TFF, Türk takımlarının<br />

formalarında, hiçbir<br />

profesyonel tasarımcının kullanmadığı<br />

Arial yazı tipinden başkasına<br />

izin vermiyor.<br />

• Başta, piyasa değeri 400 milyon<br />

TL’nin üzerinde olan Alanyaspor<br />

olmak üzere, çok sayıda Süper Lig<br />

ve alt lig kulüplerinin amblemlerinde,<br />

gözleri kanatan tasarım hataları<br />

ve amatörlükler söz konusu...<br />

Bütün bunları çözmek çok ama çok<br />

kolay. Zor olan, yöneticilere vizyon kazandırmak<br />

veya vizyonlu yöneticileri<br />

göreve getirmek... Unutmayalım ki, gelişmek<br />

isteyen toplumlar için tasarım kültürü<br />

bir lüks değil, bir zorunluluktur. ■<br />

94 <strong>MediaCat</strong>


TASARIM<br />

Söyleşi<br />

Sakin kal,<br />

tasarıya odaklan<br />

İkonik beyaz kapaklarıyla vedalaşan Can<br />

Yayınları’nın yeni kapak tasarımlarının<br />

ardındaki isim Utku Lomlu ve Lom<br />

Creative Studio. Ortaya iyi bir iş koymak<br />

için önemli olanın güvensizlik ve<br />

huzursuzluğa düşmeden sakin kalıp<br />

tasarıya odaklanmak olduğunu söyleyen<br />

Lomlu’ya göre, önyargıları kırmanın<br />

yoluysa cesaret ve inançtan olduğu<br />

kadar zaman ve sabırdan da geçiyor.<br />

u ARZU NİLAY KOCASU<br />

96 <strong>MediaCat</strong>


“Öznellik Nedir?” için yaptığı tasarım,<br />

2017 The Type Directors Club Tipografide<br />

Mükemmellik Ödülü - Kitap Kapağı Tasarımı<br />

Kategorisi ve 2017 AIGA 50 Kitap / 50 Kapak<br />

Ödülü’nü almıştı.<br />

Felsefe mezunu bir tasarımcısınız.<br />

Yaratım süreçlerinizde felsefeden<br />

besleniyor musunuz;<br />

başka bir bölümden mezun olsaydınız<br />

bugün tasarım diliniz<br />

farklı olur muydu sizce?<br />

Başka bir bölümden mezun olsaydım<br />

tasarım dilim farklı olur muydu bilemiyorum<br />

tabii ama felsefe eğitiminin tasarımla<br />

olan ilişkim içerisinde önemli<br />

bir yere sahip olduğunu düşünüyorum.<br />

Olayları ve olguları anlama, brief’i ya<br />

da problemi yorumlama ve buna uygun<br />

çözüm geliştirme aşamalarında kuşkusuz<br />

ki felsefe kökenli oluşum yaptığım<br />

işe ekstra bir değer katıyordur. Sadece<br />

işe de değil, hayata olan bakışıma ve yorumlayışıma<br />

da.<br />

Can’ın kapaklarının dönüşümü<br />

ve bu dönüşümdeki rolünüz<br />

hayli konuşuldu. Önyargılarla<br />

cebelleşeceğinizi bildiğiniz<br />

riskli bir işe girişmeden önce<br />

kendi kendinize nasıl telkinlerde<br />

bulunuyorsunuz?<br />

Gerek gündelik hayatta gerekse de zorlu<br />

bir işle uğraşırken ya da çıkmaza girdiğimi<br />

düşündüğüm anlarda en büyük<br />

desteği yine dönüp dolaşıp kendimden,<br />

bilgi ve deneyimimden alıyorum. Kendi<br />

kendime “Bu noktaya daha önce de<br />

geldin, bunu ya da bir benzerini daha<br />

önce de yaşadın ama sonunda buradan<br />

Bu serinin tasarımları Lomlu’ya 2018’de<br />

GMK En İyi Kitap Kapağı Tasarımı Ödülü,<br />

Tipografi Ödülü, Sait Maden Tipografi Özel<br />

Ödülü, GMK Tipografi Özel Ödülü; 2019’da<br />

ise Type Directors Club - Tipografide<br />

Mükemmellik Ödülü’ni getirmişti.<br />

çıktın. Biraz rahat ol, yine çözeceksin”<br />

diyorum. Bu beni cesaretlendiriyor…<br />

Bu cesaretle birlikte bakış açımı<br />

değiştirip, probleme daha farklı bir<br />

açıdan yaklaşıp daha yaratıcı çözümler<br />

geliştirebiliyorum. Önyargıları kırmak<br />

için ise sadece cesaret ya da inançlı olmak<br />

değil, zaman ve sabır da gerekiyor.<br />

nusu bir edebi eser olduğunda problem<br />

çok da tanımlı olamayabiliyor.<br />

Genel hatlarıyla söylersek kitabın<br />

yazıldığı dönem, yazarın benliği, dille<br />

ve hatta dış dünyayla olan ilişkisi, okur<br />

kitlesi, eserde yer alan karakterler,<br />

bunların kişilik ve duygu durumları,<br />

olay örgüsü, zaman, imgeler ve alt metin…<br />

Bunlar iyi bir kitap brief’inin olmazsa<br />

olmazları bence.<br />

Tabii bir de öncelikli olarak neyi ön<br />

plana çıkartacağımız; yazarı mı, kitabın<br />

ismini mi, görsel dünyasını mı sorusu<br />

da net olarak yanıtlanmış olmalı.<br />

“Kitap kapakları insan yüzleri<br />

gibidir” diyorsunuz. Bir insanın<br />

suratı söz konusu olduğunda;<br />

bazıları gözlere vurulur bazıları<br />

ufak kusurlara. Siz bir kitabı ilk<br />

kez elinize aldığınızda öncelikle<br />

neresine bakarsınız? Kitap kapağına<br />

ilk bakışta vurulmanız<br />

için orada ne görmeniz gerekir?<br />

Ben demiyorum, Öteki Renkler kitabında<br />

Orhan Pamuk diyor. Çok da katılıyorum<br />

ve her yerde de söylüyorum.<br />

Etkili ve önemli bir benzetme. Sanırım<br />

Reklam sektöründe iyi brief<br />

meselesi çok tartışılır. Kitap<br />

kapağı tasarımında da brief’in<br />

kalitesinin nihai işe katkısı şüphesiz<br />

çok büyük. İyi kitap kapağı<br />

brief’i nasıl verilir?<br />

Reklam sektörüyle kıyaslarsak bence<br />

kitap kapağı için iyi bir brief vermek,<br />

verebilmek kesinlikle daha zor. Söz koben<br />

görselle tipografinin uyumuna;<br />

bütünleşmiş, hemhal olmasına takılıyorum<br />

en çok. Kapağı parça parça görmektense<br />

tek seferde bir bütün olarak<br />

görmeyi seviyorum. Tabii bunu her<br />

kitap için mümkün kılabilmek söz konusu<br />

değil.<br />

Yakın tarihte European Design<br />

Awards’tan ödülle döndünüz.<br />

Bu, sizin ilk ödülünüz değil. Aldığınız<br />

ödüllerin “Daha iyisini<br />

yapmalıyım” diyerek kendinizi<br />

daha fazla zorlamanıza veya<br />

aşırı özgüven yüklenmenize neden<br />

olduğu seferler oldu mu?<br />

Ödüllerin motive edici yanı olduğu kadar<br />

bahsettiğiniz gibi zorlayıcı bir yanı<br />

da var. Bu durum ister istemez zamanla<br />

bir baskı unsuru haline dönüşüyor. Her<br />

zaman bir öncekinin üstüne koyarak<br />

ilerleme isteği, daha da iyisini yapma<br />

arzusu kimi zaman epey yorucu olabiliyor.<br />

Yani aşırı özgüvenden ziyade güvensizlik<br />

ve huzursuzluk daha hâkim<br />

diyebiliriz. Buna çok düşmeden sakin<br />

kalıp, tasarıya odaklanmak önemli. İyi<br />

iş de ancak bu şekilde çıkıyor. ■<br />

Lomlu’nın tasarladığı Klasik Kadınlar Serisi, geçtiğimiz aylarda Türkiye’ye<br />

European Design Awards’tan iki ödül getirdi.<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 97


TASARIM<br />

Kreatifin<br />

Keşfi<br />

Yeni aya daha pozitif başlamak<br />

isteyenleri Kreatifin Keşfi sayfamıza<br />

alalım. BLAB Creative Group Head<br />

Çarman Çifter'in son keşifleri hayata<br />

biraz mola verdiren türden.<br />

98 <strong>MediaCat</strong>


<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 99


ADVERTORIAL<br />

Vestel<br />

voleybolu<br />

kitlelerle<br />

buluşturuyor<br />

Vestel, başta voleybol<br />

olmak üzere futbol,<br />

hentbol, cimnastik,<br />

yelken ve espor<br />

yatırımlarını artırıyor.<br />

Sponsorluğu logo<br />

kullanımının ötesine<br />

taşıyan marka, spor<br />

dallarının gelişimi<br />

için çalışıyor, yeni<br />

sporcuların yetişmesi<br />

ve özellikle kadın<br />

sporunun yükselişi<br />

için sorumluluk alıyor.<br />

100 <strong>MediaCat</strong><br />

DUYGU BADEM UYLUKÇUOĞLU<br />

Vestel CMO<br />

FEZA TURUNÇOĞLU<br />

Vestel Pazarlama İletişimi & Perakende<br />

Pazarlama Grup Müdürü<br />

estel, 20 yılı aşkın süredir<br />

V<br />

Türkiye’de futbol, voleybol,<br />

cimnastik, hentbol ve<br />

yelken sporlarının destekçilerinden.<br />

Marka ayrıca Türkiye’de<br />

900 milyon dolarlık büyüklüğe ulaşan<br />

espor’un ülkemizde gelişiminin öncüsü<br />

konumunda bulunuyor. Yüksek<br />

teknolojiye sahip ürünlerini 157 ülkeye<br />

ulaştıran ve ülkemizi dünyanın dört<br />

bir yanında gururla temsil eden Vestel,<br />

sporun uluslararası ölçekte ülke itibarına<br />

sağladığı katkı ve toplumun gelişiminde<br />

oynadığı kritik rolün bilinciyle<br />

desteklerini artırıyor.<br />

Vestel’in kuruluşundan bu yana<br />

sporla iç içe olduğuna dikkat çeken Vestel<br />

CMO’su Duygu Badem Uylukçuoğlu,<br />

“Sporun, toplumun gelişiminde ne<br />

kadar etkili olduğunun farkındayız.<br />

Özellikle gençlerin, gelişmekte olan<br />

spor dallarının, kadın sporunun toplumsal<br />

hayatta büyük önem taşıdığına<br />

olan inancımızla kuruluşumuzdan bu<br />

yana sporun farklı dallarıyla iç içe olduk.<br />

Destek verdiğimiz sporun dünya<br />

standartlarında bir seviyeye gelmesi,<br />

izleyici kitlesinin artırılması ve ülkemize<br />

dünya çapında başarılar getirmesi<br />

için çalışmak en önemli amaçlarımızdan.<br />

Türk voleybolunun Vestel’in katkılarıyla<br />

dünya voleybol sporuna adını<br />

altın harflerle yazdırması, bu hedefimizin<br />

en somut örneklerinin başında<br />

geliyor” diyor.<br />

“Destekçisi olduğumuz Sultanlar<br />

Ligi’nin, bugün Avrupa’nın en değerli<br />

kadın voleybol ligi olmasından gurur<br />

duyuyoruz. Pandeminin hemen başında<br />

2016’dan beri sürdürdüğümüz<br />

Sultanlar Ligi sponsorluğuna yeni bir<br />

açılım getirdik. Türkiye Voleybol Milli<br />

Takımlarının göğsünde yer alarak, spora<br />

ve voleybola desteğimizi perçinledik.


2020 yılından itibaren, Türkiye Kadın<br />

ve Erkek Voleybol Milli Takımlarının<br />

ana sponsoruyuz. Birçok marka spor<br />

yatırımlarını iptal ederken, biz desteğimizi<br />

büyüttük. Voleybolun mabedi<br />

TVF Burhan Felek Voleybol Salonu Vestel<br />

adını taşıyor. Gençlerimiz, voleybol<br />

izleyicilerimiz ve takımlarımız orada<br />

her gün Vestel çatısı altındalar” şeklinde<br />

konuşan Uylukçuoğlu, “Kadın spor<br />

dalları sponsorluğuna özel önem veriyor,<br />

genç kızlarımızı cesaretlendirmek<br />

için çalışıyoruz. Hedefimiz daha fazla<br />

kadın oyuncunun profesyonel olmasına<br />

altyapıdan destek vermek, varlık<br />

gösterdiğimiz spor dallarının değerinin<br />

artmasına yardımcı olmak ve sporcularımızın<br />

tüm dünyada ilham alınan<br />

bireyler olmasına katkı yapmak” diyor.<br />

‘BİZ VOLEYBOL ÜLKESİYİZ’<br />

Vestel’in voleybola desteğini sponsorluğun<br />

yanı sıra her alanda hissettirdiğini<br />

belirten Vestel Pazarlama İletişimi<br />

& Perakende Pazarlama Grup Müdürü<br />

Feza Turunçoğlu, “Biz 20 bin kişilik<br />

çok büyük bir aileyiz. Önemli maçlarda,<br />

kritik dönemeçlerde desteklediğimiz<br />

sporcularımızı, takımlarımızı asla<br />

yalnız bırakmıyoruz. Manevi desteğimizi<br />

onlara her daim hissettiriyoruz.<br />

Dünyanın en büyük spor organizasyonlarında<br />

mücadele veren Filenin<br />

Sultanları’nı desteklemek, voleybolu<br />

daha fazla insana sevdirmek ve aslında<br />

gerçek bir voleybol ülkesi olduğumuzu<br />

kitlelere anlatmak amacıyla harekete<br />

geçtik” dedi.<br />

Biz Voleybol Ülkesiyiz kampanyası<br />

hakkında bilgi veren Turunçoğlu, “Biz<br />

voleybol ülkesiyiz sloganı ve özel bestelenen<br />

marşıyla Filenin Sultanları’nı<br />

destekledik ve reklam filmimizle voleybol<br />

coşkusunu üst seviyeye taşıdık.<br />

Fabrikamızı, Vestel mağazalarımızı<br />

voleybolla donattık. Havaalanı ve metrolarda<br />

çalışmalar yürüttük. İstanbul<br />

Caddebostan Sahili’nde Vestel Voleybol<br />

Sahası kurarak dileyen herkesin<br />

dilediği her an voleybol oynayabileceği<br />

bir yapı yarattık” diyor.<br />

CİMNASTİK İLE OMUZ OMUZA<br />

Sporun farklı dallarına desteğini hiçbir<br />

zaman esirgemeyen; futbol, voleybol,<br />

espor ve hentboldaki sponsorluklarıyla<br />

X<br />

Sporun farklı<br />

dallarına desteğini<br />

hiçbir zaman<br />

esirgemeyen Vestel,<br />

<strong>2021</strong> yılında Türk<br />

cimnastiğinin daha<br />

da ileri gitmesi için<br />

Türkiye Cimnastik<br />

Federasyonu ile<br />

birlikte çalışma<br />

kararı aldı.<br />

hem spor dallarının hem de sporcuların<br />

gelişimini destekleyen Vestel, <strong>2021</strong><br />

yılında Türk cimnastiğinin daha da ileri<br />

gitmesi için Türkiye Cimnastik Federasyonu<br />

ile birlikte çalışma kararı aldı.<br />

Türkiye Cimnastik Federasyonu’nun<br />

co-sponsorluğu ve Kadın Ritmik<br />

Cimnastik Grup Milli Takımı’nın<br />

ana sponsorluğunu üstlendiklerinin<br />

bilgisini veren Duygu Badem Uylukçuoğlu,<br />

“Türkiye Cimnastik Federasyonu<br />

ile imzaladığımız sponsorluk anlaşması<br />

kapsamında 2020 Avrupa Şampiyonu<br />

Kadın Ritmik Cimnastik Grup Milli<br />

Takımı’nı desteklemekten gurur duyuyoruz.<br />

Birlikte nice başarılara imza<br />

atacağımıza inancım tam. Türkiye’nin<br />

daha önce tatmadığı başarıları ülkemize<br />

kazandıran, gelecek vadeden, geleceğe<br />

dair umutlarımızı yeşerten genç<br />

sporcularımızı desteklemeye devam<br />

edeceğiz. Sporun her alanında varız.<br />

Son olarak ülkemizde halen gelişmekte<br />

olan spor dalları arasında sayılabilecek<br />

yelkeni de yatırım alanlarımıza aldık.<br />

470 Yelken Dünya Şampiyonası’nda yarışıp<br />

tarihe geçen milli sporcularımız<br />

Beste Kaynakçı ve Okyanus Arıkan’ı<br />

da olimpiyat döneminde destekledik”<br />

diyor. ■<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 101


YARATICILIK<br />

Söyleşi<br />

Sanatın<br />

sordurduğu<br />

sorular<br />

Amy Whitaker<br />

NYU GÖRSEL SANATLAR<br />

YÖNETİMİ PROFESÖRÜ VE YAZAR<br />

Ne design thinking ne de<br />

art thinking fenomenleri<br />

yeni sayılabilir. Ancak sanat<br />

odaklı düşünme olarak<br />

tarif edilebilecek olan art<br />

thinking, yeni ekonomi<br />

araçları ve NFT patlamasıyla<br />

yeni anlamlar kazandı. Tabii<br />

halihazırda “business” ve<br />

“art” kavramlarını büyük<br />

oranda yakınlaştıran bu<br />

perspektif, pandeminin<br />

getirdiği belirsizlik ortamının<br />

yönetimi için de yeniden<br />

gündeme geldi.<br />

u TUĞBA ÖZÖĞRETMEN<br />

102 <strong>MediaCat</strong>


t thinking denince akla gelen<br />

ilk isimlerden biri NYU<br />

A<br />

Görsel Sanatlar Yönetimi<br />

Bölümü profesörlerinden<br />

Amy Whitaker. Bundan beş yıl önce art<br />

thinking kavramının referans kitaplarından<br />

biri haline gelen, aynı isimli<br />

eseri yayımlanan Whitaker’ın Temmuz<br />

ayında, Economics of Visual Art isimli<br />

bir kitabı da çıktı. Whitaker’la yaptığımız<br />

söyleşiye geçmeden önce, kavrama<br />

dair yeniliklerden bahsetmekte fayda<br />

var. Özellikle de kendisinin üzerinde<br />

durduğu “belirsizlik” ve “art thinking”<br />

bağlantısı özelinde.<br />

HAYAL GÜCÜ VE ANALİTİK<br />

DÜŞÜNME<br />

Pandeminin ilk günlerinde Yale School<br />

of Management’a ufak bir demeç veren<br />

Whitaker pandemiyi, hayal gücü<br />

ve analitik düşünmenin bir araya gelmesini<br />

zorunlu kılan bir süreç olarak<br />

tarif ediyor. Kendisinin Art Thinking<br />

kitabında da üzerinde durduğu, A ve B<br />

noktaları arasındaki yolculuk üzerinden<br />

anlatıyor değişenleri. Sanat odaklı<br />

düşünmenin bir numaralı koşulunu,<br />

bu yolculukta, belirli bir şablona bağlı<br />

kalmaksızın B noktasını icat etmek olarak<br />

veriyor Whitaker. Ancak kendisine<br />

göre pandeminin değiştirdiği şey, bir<br />

başka deyişle belirsizliğin ta kendisi,<br />

bildiğimiz ve ayaklarımızın yere bastığı<br />

A noktasını da kaybetmemizle oluyor.<br />

Bu durumda yaratacağımız B noktasına,<br />

bir sanat projesi olarak bakmak<br />

gerekiyor. Çünkü ancak sanat sayesinde<br />

soracağımız ve ortaya atacağımız<br />

sorular, bu yol haritasını oluşturmada<br />

fayda sunabilir. Ve yine sanatın odağındaki<br />

bu sorular, tam da iş dünyasındaki<br />

belirsizlikleri yönetmede beklendiği<br />

gibi, hem hayal gücü hem de rasyonel<br />

analizler yapabilmeyi zorunlu kılıyor.<br />

Art thinking kavramı, design<br />

thinking’den sonra popülerlik<br />

kazanmaya başladı. Ancak<br />

bunu bir geçiş olarak değerlendirmek<br />

ne kadar doğru?<br />

Design thinking harika bir metot. Art<br />

thinking’in farklılaştığı yer ise, bir şablona<br />

sahip olmayan ancak daha ziyade<br />

rehberlik eden bir vizyon ya da amaç<br />

görevi gören, açık uçlu ve karmaşık<br />

W<br />

Art thinking, daha<br />

önce yaşamadığımız<br />

disiplinlerarası<br />

büyük problemlerde<br />

-ister pandemi<br />

ister iklim değişimi<br />

olsun- bizlere<br />

yardımcı oluyor.<br />

Whitaker’ın 2016 tarihli Art<br />

Thinking kitabında, sanatçının<br />

payının, işin zamanla<br />

değerlenmesi durumunda artması<br />

için bazı mülkiyet paylarını elinde<br />

tutması savunuluyor.<br />

yaratıcı işlere alan sağlamasında saklı.<br />

Art thinking aynı zamanda ekonomi ve<br />

finansı (burada artık business, sanatsal<br />

araçların kendisi gibidir) tıpkı tasarım<br />

araçları gibi kendisine kapsamlı şekilde<br />

çeker. Kimileri art thinking’i design<br />

thinking’e benzetebilir ancak saf sanat<br />

ve saf business arasında daha yüksek<br />

bir standart sapma ile!<br />

Paranın kavramsallaştırılması<br />

elbette sanatta yeni bir fenomen<br />

değil. Sanat ve blockchain<br />

arasındaki diyaloğa dair tartışmalar<br />

da birkaç yıldır devam<br />

ediyor. Peki, bu ilişki sanat ve<br />

yeni ekonomiler arasında ne<br />

tür yeni bağlar inşa ediyor? Ve<br />

dahası sanat eserleri ve alıcılar<br />

arasındaki etkileşimi ne şekilde<br />

değiştiriyor?<br />

Evet, sanatı uzun zamandır bir yatırım<br />

sınıfı olarak gördük ve işleyiş biçimleriyle<br />

boğuştuk. Bir yanda alternatif<br />

bir para birimi olması diğer yanda ise<br />

–nakit akışı problemi sebebiyle- değerleme<br />

yöntemleriyle modellenmesi<br />

zor bir koleksiyon ürünü olması vardı.<br />

Sanata, tarihin her noktasında değer<br />

biçilmesi zordu. Bunda kültürel, sosyal<br />

ve estetik değerlerin farklılaşması<br />

rol oynadı. Dahası sanatçıların erken<br />

yatırımları ve üretilen işin anlaşılması<br />

için üzerinden geçmesi gereken<br />

süre hesaba katıldığında, bu durum<br />

giderek daha da zor bir hal alıyor.<br />

NFT ekonomisinin bu duruma yardımı,<br />

zamanla oluşan bu ikinci değer<br />

sorunu üzerine oldu. Çünkü bu sayede<br />

sanatçılar daha kolay bir biçimde,<br />

bu kısmi eşitliğe sahip olabiliyorlar ya<br />

da işleri tekrar satıldığında fiyat yüzdesinden<br />

pay talep edebiliyorlar. Bu<br />

şekilde, yaratılmasına yardımcı oldukları<br />

değere daha fazla katkıda bulunabildiklerini<br />

söylemek mümkün.<br />

NFT patlaması art thinking<br />

perspektifinde ne anlama geliyor<br />

sizce?<br />

Art thinking tam da, yaratıcı bir işe zamanla<br />

değer biçilmesi sorununa hitap<br />

ediyor. Art thinking perspektifinde bir<br />

sanat ürünü, kendisine yer açmak için<br />

o dünyayı değiştirmek zorunda olan<br />

herhangi bir yenilik olarak ifade edilir.<br />

Hangi alanda sanat üretirseniz üretin,<br />

bilinen bir A noktasından bilinen bir B<br />

noktasına gidemezsiniz. B noktasını<br />

bizzat sizin icat etmeniz gerekir. Bu<br />

demek oluyor ki A noktasında, nasıl bir<br />

değerlemeye sahip olacağını bilmeksizin<br />

kaynak yatırımı yaparsınız. Sanatçıların<br />

bulundukları pozisyon işte<br />

tam olarak bu. Art Thinking kitabımda,<br />

sanatçının payının, işin zamanla<br />

değerlenmesi durumunda artması için<br />

bazı mülkiyet paylarını elinde tutması<br />

savunuluyor. NFT platformlarının<br />

sanatçılara sağladığı özkaynak payları<br />

ya da yeniden satış telif hakkı gibi imkânlar,<br />

daha sağlıklı ve sürdürülebilir<br />

bir ekonomik destek modeli yaratıyor.<br />

Art thinking bakış açısı, pandemi<br />

sonrası iş dünyası için ne<br />

gibi fırsatlar anlamına geliyor?<br />

Kendi adıma art thinking bakımından<br />

pandemi vesilesiyle edindiğim en büyük<br />

çıkarım, aynı anda hem yaratıcı<br />

hem de analitik olma gerekliliği. Yani<br />

bildiklerimizi ampirik olarak modellemek<br />

ancak aynı zamanda geçmişte<br />

olanların ötesinde, geleceğin neler ortaya<br />

koyabileceğini anlayabilmek… Art<br />

thinking özellikle, daha önce yaşamadığımız<br />

disiplinlerarası büyük problemlerde<br />

-bu ister (umarım) nesilde bir<br />

görülen bir pandemi ister iklim değişimi<br />

gibi, sonucu ancak, değişim için çok<br />

geç kalındığında görülebilen olaylar olsun-<br />

yardımcı oluyor.<br />

Pandeminin girişimcilik adına<br />

nasıl bir katalizör olacağını<br />

uzun süredir tartışıyoruz. Yolun<br />

başındakiler için, art thinking<br />

perspektifi nasıl bir faydalar<br />

dünyası sunuyor?<br />

Art thinking kişilere -cevaplamakta başarılı<br />

olsunlar ya da olmasınlar- onlara<br />

fayda sağlayacak sorulara yanıt vermelerinde,<br />

bu sürecin içindeki kıymeti<br />

keşfetmelerinde, potansiyellerinin ve<br />

yaratıcı işlerinin kırılganlıklarını anladıklarında<br />

kendilerini daha az yalnız<br />

hissetmelerinde yardımcı oluyor. ■<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 103


YARATICILIK<br />

BRAND WEEK ISTANBUL <strong>2021</strong><br />

21’inci yüzyıl<br />

nasıl gidiyor?<br />

“İnsan”ı, dünyayı<br />

dönüştüren icatlar<br />

arasında düşünme<br />

eğiliminde değiliz.<br />

Ancak çağımıza<br />

damga vuran;<br />

gündelik hayatımızı<br />

ve dönemin ruhunu<br />

şekillendiren<br />

gelişmeler<br />

düşünüldüğünde,<br />

“insan”ın da<br />

içinde bulunduğu<br />

tüm kavramları<br />

gözden geçirmenin<br />

zamanının geldiğini<br />

hissetmiyor<br />

musunuz?<br />

P<br />

op(üler)-bilimsel gaflar<br />

listesinin üst sıralarındaki<br />

yerini koruyan “Artık yeni<br />

hiçbir şey yok. İcat edilebilecek<br />

her şey icat edildi” sözleri, aslında<br />

hiçbir zaman sarf edilmedi. Hatta sözlerin<br />

atfedildiği Amerikan Patent Dairesi<br />

Başkanı Charles H. Duell, 20’nci<br />

yüzyılın erken günlerinde derin bir iç<br />

çekişin ardından şöyle demişti: “Zannediyorum<br />

ki, şimdiye kadarki tüm<br />

ilerlemeler bu yüzyılın tanık olacağı gelişmelerle<br />

kıyaslandığında ehemmiyetsiz<br />

görünecek. Gelecekteki bu harikaları<br />

görebilmek için hayatımı yeniden<br />

yaşamayı dilerdim.”<br />

Duell, yaşadığı 1920 yılına kadar<br />

dünyayı değiştiren icatlardan ateşi,<br />

tekerleği, yazıyı, elektriği, telefonu<br />

ve arabayı “deneyim”lemişti. Ancak<br />

penisiline, televizyona, bilgisayara ya<br />

da internete tanık olamamıştı. (İyi bir<br />

fantastik edebiyat okuruysa, uzay seyahatlerini<br />

ya da akıllı makineleri düşlemiş<br />

olabilir tabii.) New York’luydu.<br />

Dolayısıyla Sivil Savaş ya da (Birinci)<br />

Dünya Savaşı’na dair haberleri yalnızca<br />

gazetelerden okumuştu, yaşadığı<br />

coğrafyada herhangi bir trajedi yaşanmamıştı.<br />

Ne Büyük Buhran’ı takip eden<br />

ekonomik çöküşü ve toplumsal depresyonu<br />

ne alkol yasaklarını takip eden<br />

hedonizmi görmüştü.<br />

GÖRDÜKLERİMİZ<br />

GÖRECEKLERİMİZİN<br />

TEMİNATI MI?<br />

20’nci yüzyılı geride bırakmış ve<br />

21’inci yüzyılın ilk çeyreğinden geleceğe<br />

bakan bizlerse “epey bir gördük,<br />

geçirdik” desek yeridir. Duell gibi,<br />

yarınların getireceği bambaşka ve radikal<br />

yenilik ihtimallerinin farkında-<br />

D<br />

Kulağa ne kadar<br />

soyut gelirse<br />

gelsin, insana<br />

dair felsefi<br />

bilanço iş<br />

dünyasının da<br />

omuzlarında.<br />

yız ancak iyimserliğimize eşlik eden<br />

endişe ve tereddütler de mevcut. Aziz<br />

Yuhanna’nın kıyametin arifesinde,<br />

cennete ulaşmadan hemen önce kutsal<br />

Patmos Adası’ndan son kez dünyaya<br />

bakışını anımsatıyor durumumuz. Yuhanna’nın<br />

gözlerinin önünde, insanın<br />

yarattığı medeniyetler ve barbarlıklar,<br />

kurulan ve yıkılan uluslar, keşfedilen<br />

ve yitirilen değerler, hem en yücelerin<br />

hem en diplerin mimarı olabilmiş bir<br />

dünya uzanıyordu.<br />

21’nci yüzyıla biz de böyle bir yorgun<br />

mirası devralarak başladık. Geleceğe<br />

dair bizim sahip olduğumuz “kıyamet”<br />

olasılıklarıysa çok daha seküler:<br />

İnsanlık, iklim krizini aşabilecek mi?<br />

Uzay seyahatleri gündelikleştiğinde,<br />

Dünya evimiz olmaktan çıkacak mı?<br />

Yapay zekâ doğal bir bilince dönüştüğünde,<br />

yeni yaratıcılık neler yaratacak?<br />

Biyoteknolojik gelişmelerin vaat ettiği<br />

hastalıksız ve sonsuz ömürler; değer,<br />

duygu ve anlam dünyasında ne tür<br />

yarıklar açacak? İşte burada, dünyayı<br />

yorumlamaktansa dünyayı değiştir-<br />

104 <strong>MediaCat</strong>


menin hedeflenmesi gerektiğini iddia<br />

eden Karl Marx’la yollarımız ayrılıyor<br />

zira 21’inci yüzyıl öyle bir tarihsel dönem<br />

ki; acil durum planlarını ya da panik<br />

eylemlerini değil, yeni ve sakin bir<br />

düşünüşü talep ediyor.<br />

İNSANLIK DURUMU<br />

BRAND WEEK ISTANBUL’DA<br />

Brand Week Istanbul’un bu yılki teması<br />

“21’inci yüzyılda insan olmak”.<br />

Bu tercihte pandeminin etkisi büyük.<br />

Çağın ironisi olsa gerek; insan bir süredir<br />

yaşamını evine sığdırmışken,<br />

ait olduğu tüm sembolik evleri teker<br />

teker yitiriyor. Savaşlar nedeniyle göç<br />

ediyor; yükselen duvarlarla yeni bir ev<br />

inşa edebilme umudunu yitiriyor ve<br />

daimi bir göçmen haline geliyor. İklim<br />

krizi nedeniyle toprağını, hasadını yitiriyor<br />

ve hiçbir coğrafyanın artık güvenli<br />

bir ev olasılığı sunamayacağını<br />

anlıyor. Pandemiyle birlikte de yeni<br />

bir tür evsizlikle karşı karşıya kalıyor:<br />

Toplumsal hayattan çekilişin, kolektif<br />

bir paylaşımın ürünü olan gerçekliğin<br />

j<br />

İnsanlık, iklim krizini<br />

aşabilecek mi?<br />

Uzay seyahatleri<br />

gündelikleştiğinde,<br />

Dünya evimiz<br />

olmaktan çıkacak<br />

mı? Yapay zekâ<br />

doğal bir bilince<br />

dönüştüğünde,<br />

yeni yaratıcılık<br />

neler yaratacak?<br />

Biyoteknolojik<br />

gelişmelerin vaat<br />

ettiği hastalıksız<br />

ve sonsuz ömürler;<br />

değer, duygu ve<br />

anlam dünyasında<br />

ne tür yarıklar<br />

açacak?<br />

çözülüşünün yarattığı dünyasızlaşma<br />

hali. Bu dünyaya sahip olmadan, insan<br />

insan olarak kalabilir mi? Gerçekliği<br />

paylaşmadan; bildiklerimize hangi<br />

norma göre çeki düzen vereceğiz, nesneleri<br />

nasıl kategorize edeceğiz, ortaklığa<br />

nasıl ulaşacağız, eylemlerinin<br />

ufkunu neye göre şekillendireceğiz,<br />

nereye evimiz nereye dünyamız diyeceğiz?<br />

Kulağa ne kadar soyut gelirse gelsin,<br />

bu felsefi bilanço iş dünyasının da<br />

omuzlarında. Dolayısıyla 21’inci yüzyılı<br />

ve bu yüzyılın insanını anlamak;<br />

gerek iktisadi gerekse varoluşsal bir<br />

pusula belirleyebilmek adına bugünün<br />

en önemli gündem maddelerinden<br />

biri. Bu yıl programda her zamankinden<br />

fazla filozof görmeye hazır olun!<br />

İyi haberse, bu sohbeti Kasım ayında<br />

saatlerce konuşarak, yüz yüze, güvenli<br />

ortamlarda, fiziksel olarak bir arada<br />

yapabilecek olmamız.<br />

ESKİ VE YENİ SORULARLA<br />

GÜNDEM<br />

Geçtiğimiz yıldan itibaren birçok soru<br />

birikti gündemde. Türkiye’nin göçmen<br />

politikaları ve kültürel diyaloğun<br />

yeni hatları, iklim kriziyle mücadelede<br />

atılan ve atılmayan adımlar, gençler<br />

ve yetenek yönetimi, artan fiyatlar<br />

ve işsizlik ortamında ülkenin orta sınıflarının<br />

geleceği ve tüketim evreni<br />

sıcak konular arasında. Uzak Asya’nın<br />

yoğunlaşan teknolojik ve ekonomik gücüne<br />

kültürel bir hegemonyanın eşlik<br />

edip etmeyeceği, uzay seyahatlerinin<br />

toplumsal anlamı ve iktisadi vaatlerinin<br />

neler olabileceği, dijital dünyada<br />

yeni kamusallık biçimleri, eğlence ve<br />

spor endüstrilerinin geleceği, zihinsel<br />

sağlık, bireysel ve toplumsalın dönüşümü<br />

ise pandeminin açtığı yeni hatlar<br />

üzerinden yeniden düşünülmesi gereken<br />

başlıklardan bazıları. E-ticaret,<br />

yapay zekâ, yaratıcılığı şekillendiren<br />

yeni trendler, çoğalan mecralar arasında<br />

güçlü hikâye tasarımları, karar vermenin<br />

anatomisinde yeni içgörüler, işinize<br />

ışık tutacak inovatif stratejiler ve<br />

provokatif araştırmalarsa her zaman<br />

olduğu gibi, bu yıla da damga vuracak.<br />

21’inci yüzyılın en yoğun hissi belirsizlik.<br />

Bu belirsizlik yeni ve kullanışlı<br />

icatlar üretecek. Bu icatlardan biri de<br />

yeni bir insan olacak… Ya da insan fikrini<br />

tümüyle geride bırakmış; çalışma,<br />

tüketme ve yaratma gibi olguların ötesinde<br />

konumlanmış yeni bir kavramsal<br />

durak olacak. Bu hikâye, bir melankoliye<br />

dönüşmek zorunda değil. Neye dönüşebileceğini<br />

ve nasıl dönüşebileceğini<br />

birlikte düşleyelim. ■<br />

Bu yıl Brand Week Istanbul’da Filozof, Yazar & Eleştirmen Santiago Zabala ve Filozof &<br />

Yazar Renata Salecl’in de aralarında olduğu çok sayıda filozof yer alacak.<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 105


YARATICILIK<br />

Söyleşi<br />

Tüketicilerin<br />

gözünü yeşile<br />

boyamayın<br />

Madhavi Venkatesan<br />

NORTHEASTERN ÜNIVERSITESI EKONOMI PROFESÖRÜ<br />

Sürdürülebilirlik kültürünü<br />

yaygınlaştırmak hedefiyle<br />

çalışmalarını yürüten<br />

Northeastern Üniversitesi<br />

Ekonomi Profesörü<br />

Madhavi Venkatesan,<br />

sürdürülebilirliğin üç temel<br />

yapıtaşının sosyal adalet,<br />

çevresel adalet ve ekonomik<br />

eşitlikten oluştuğunu<br />

söylüyor. Venkatesan bu<br />

yıl Brand Week Istanbul’da<br />

katılımcılarla buluşmaya<br />

hazırlanıyor.<br />

u GÖNÜL HADIMLI<br />

106 <strong>MediaCat</strong><br />

Ekonomi ve iklim değişikliği arasındaki<br />

bağlantıdan ve markaların iklim üzerindeki<br />

olumsuz etkilerini indirgeyebilmek adına<br />

yapabileceklerinden bahseder misiniz?<br />

GSYİH'nin 1940’larda küresel olarak benimsenmesiyle<br />

birlikte dünyanın dört bir yanındaki ülkeler ekonomik<br />

gücü pazarın üretim değeriyle birlikte değerlendirmeye<br />

başladı. Bu olumlu bir gelişme olarak gözükse de,<br />

aslında üretim hem kaynak hem enerji olarak yoğun bir<br />

güç ister. Üretim sürecinin ekosisteme etkilerinin göz<br />

önünde bulundurulmaması da günümüzde iklim krizinin<br />

bu noktaya gelmesinde büyük oranda etkili.<br />

Bugün tüketiciler sürdürülebilirlik konusunda<br />

güçlü bir bakış açısına sahip. Bu da şirketler için sürdürülebilirliği<br />

operasyonlarına entegre edebilmek<br />

adına büyük fırsatlar sunuyor. Markaların perspektifinden<br />

baktığımızda bu yalnızca iş yapış biçimlerine<br />

sürdürülebilirliği entegre etmek ya da tüketicileri<br />

tatmin etmek değil; aynı zamanda markaların kendi<br />

varlıklarını sürdürülebilir kılabilmeleri ve değişen<br />

global çevreye tam anlamıyla uyum sağlayabilmeleri<br />

adına çok önemli.<br />

Sürdürülebilir gözükmek işleri her zamanki gibi<br />

yöneterek sadece tüketicilerin gözünü yeşile boyarken,<br />

gerçekten sürdürülebilir olmak çok ciddi bir taahhüttür.<br />

Tüketiciler aradaki farkı ayırt edeceklerdir.<br />

Günün sonunda liderliği üstlenebilen ve hatta ayakta<br />

kalabilen şirketler bu taahhüdü verebilenler olacak.<br />

Markalar sosyal sorumluluktan bir pazarlama<br />

aracı olarak nasıl faydalanabilirler?<br />

İlk başlarda şirketlerin yayımladığı sosyal sorumluluk<br />

raporlarının çoğu, aslında sürekliliği olmayan, fa-<br />

aliyetlerin dönemsel olarak değerlendirildiği, geçici<br />

projeleri içeren, gerçeği raporlamaktan ziyade algıyı<br />

yönetmeye odaklanan raporlardı. Ancak günümüzde<br />

Carbon Disclosure Project ya da Global Reporting<br />

Initiative gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarıyla<br />

iddiaların ötesine geçen, şeffaf, ölçümlenebilir<br />

veriler sunulması sağlanıyor. Tedarik zinciri, atık<br />

bertarafı gibi operasyonlarının sürdürülebilirlik<br />

stratejisiyle nasıl örtüştüğü konusunda şeffaf olan<br />

markalar, sektörlerinin lider oyuncuları olarak konumlanacaklar.<br />

Sürdürülebilirliğin üç temel yapıtaşı olduğundan<br />

bahsediyorsunuz, biraz anlatır mısınız?<br />

Sosyal adalet, çevresel adalet ve ekonomik eşitlik.<br />

Bunlar birbiriyle ilişkili ve hepsi ekonomik karar<br />

alma süreçlerine ahlakın dahil edilmesiyle bağlantılı.<br />

Sosyal adalet temel olarak zenginlik ve fırsat dağılımını;<br />

çevresel adalet, gelir veya diğer ayırt edici özelliklerden<br />

bağımsız olarak tüm canlıların temiz hava,<br />

temiz su ve besleyici gıda haklarını ele alır. Ekonomik<br />

eşitlik ise bireylerin hayatta farklı başlangıç noktalarına<br />

sahip olduğunu ve bu nedenle de bazılarının<br />

toplumsal eşitliği elde edebilmek için ek kaynaklara<br />

ihtiyaç duyabileceğini savunur.<br />

Bu temel yapıtaşları, yoksulluk sadece sürdürülebilirliğe<br />

katkı sağlamanın önüne geçtiği için değil;<br />

aynı zamanda çevre kirliliği, arazi bozulmaları gibi<br />

sürdürülebilirliğe olumsuz etki eden sonuçlar da doğurduğu<br />

için aslında ihtiyaç sahiplerini hedef alır. ■


YARATICILIK<br />

Söyleşi<br />

Bir arayüz<br />

olarak insan<br />

vücudu<br />

Misha Sra<br />

UNIVERSITY OF CALIFORNIA<br />

BİLGİSAYAR BİLİMLERİ BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ<br />

İnsanlık ve teknoloji kelimeleri<br />

yan yana geldiğinde pek çok<br />

distopya senaryosu akıllarda<br />

canlansa da, teknolojinin<br />

sunduğu yeni vaatler kapımıza<br />

pek çok yenilik getiriyor.<br />

İnsan beyniyle entegre olan<br />

teknolojiler üzerine çalışan,<br />

Brand Week Istanbul’un<br />

bu yılki konuşmacılarından<br />

University of California<br />

Bilgisayar Bilimleri Bölümü<br />

Öğretim Üyesi Misha Sra şu<br />

soruyu soruyor: “Eğer insan<br />

vücudu tamamıyla bir arayüz<br />

olsaydı ne olurdu?”<br />

u GÖNÜL HADIMLI<br />

108 <strong>MediaCat</strong><br />

İnsanın beden fonksiyonlarını dünya dışı<br />

"<br />

ortamların gereksinimlerini karşılayacak<br />

şekilde değiştirmek, ona uzayda dünyadakine<br />

benzer bir ortam sağlamaktan daha<br />

mantıklı olacaktır… İnsanın bilinçsiz, otomatik kontrollerini<br />

geliştirecek yapay organizma sistemleri bir<br />

olasılıktır.” Bu olasılığı ilk kez 1960 senesinde Manfred<br />

Clynes ve Nathan S. Kline “siborg” olarak tanımlamıştı.<br />

Her ne kadar tanım 1960’lara dayanıyor olsa da,<br />

yarı insan-yarı robot olasılığının ilk kez net bir şekilde<br />

insanların akıllarında canlanmasının ve olasılığın gerçeklik<br />

payı olabileceğine dair bir algı oluşturulmasının<br />

en büyük fitillerinden birisini, belki de 1984 yılında<br />

James Cameron’ın yönetmen koltuğunda oturduğu<br />

Terminatör filmi ateşledi. Uzaydan yeryüzüne düşen<br />

bir parçadan sıyrık almadan yürüyerek çıkan Arnold<br />

Schwarzenegger, akıllarda pek çok yeni soru işaretinin<br />

doğmasına neden oldu.<br />

ALGI MÜHENDİSLİĞİ<br />

Yeni dünya, beyinle entegre olabilen, tabiri caizse siz<br />

henüz düşüncenizi kesinleştirmemişken, düşündüğünüzü<br />

icraata dökebilen yapay organizma sistemleriyle<br />

tanıştırıyor insanlığı. Günümüzde bu yapay<br />

organizma sistemleriyle ilgilenen isimlerden bir tanesi<br />

de University of California Bilgisayar Bilimleri<br />

Bölümü Öğretim Üyesi Misha Sra.<br />

İnsan beyniyle entegre olan teknolojiler üzerine<br />

çalışan Sra, şu soruyu soruyor: “Eğer insan vücudu<br />

tamamıyla bir arayüz olsaydı ne olurdu?” Kendisinin<br />

tüm çalışmalarının ortak amacı, insan vücudunun<br />

her alanına, her kullanıcının kendi eşsiz durumuna<br />

ve algısına göre otomatik olarak adapte olan bir sistem<br />

yaratmak. İşini algı mühendisliği (perceptual<br />

engineering) olarak adlandıran Sra, aynı zamanda<br />

sanal gerçeklik ve yapay zekâ kullanımıyla, bireylerin<br />

birbirleriyle etkileşimde bulunabilecekleri çeşitli<br />

sanal gerçeklik ortamları oluşturduğu projeler de<br />

yürütüyor.<br />

Tamamen teknolojinin geldiği son noktanın,<br />

insanın algısı ve benliğiyle olan bağlantısı üzerine<br />

çeşitli projeler yürüten Sra, Brand Week Istanbul<br />

kapsamında katılımcılarla buluşmaya hazırlanıyor.<br />

Teknolojinin nasıl bireylerin günlük hayatlarına sirayet<br />

edecek köklü değişimlerin kapısını araladığı,<br />

yakın geleceğin neler vaat ettiği, yapay zekâ destekli<br />

sanal gerçeklik ortamlarının insanlık için nasıl yeniliklere<br />

gebe olduğu ve çok daha fazlası Brand Week<br />

Istanbul’da Misha Sra’nın oturumunda sizleri bekliyor.<br />


Ekim AyıTakvimi<br />

Açıklandı<br />

Marka yaratmak ve yönetmekle ilgili yetkinliğinizi maksimum<br />

düzeye çıkartmak, gerçek vakaları analiz etmek, yeni stratejik<br />

ve yaratıcı yaklaşımları öğrenmek için Marka Okulu’nun online ve<br />

güncel eğitimlerini kaçırmayın.<br />

ONLINE<br />

TAKVİM<br />

11.10.<strong>2021</strong> Pazartesi 10 HAFTALIK PROGRAM<br />

12.10.<strong>2021</strong> Salı 8 HAFTALIK PROGRAM<br />

Pazarlama ve Yaratıcılık<br />

Tuğbay Bilbay<br />

WPP Türkiye, Kıdemli Danışman ve Reklamcı<br />

Marka Büyüten Stratejiler<br />

Lale Saral Develioğlu<br />

Strateji ve Marka Danışmanı &<br />

Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi<br />

13.10.<strong>2021</strong> Çarşamba 10 HAFTALIK PROGRAM<br />

14.10.<strong>2021</strong> Perşembe 10 HAFTALIK UYGULAMALI PROGRAM<br />

Dijital Dönüşüm ve<br />

Sosyal Medya Yönetimi<br />

Hakan<br />

Akben<br />

Pazarlama<br />

Danışmanı<br />

ve Eğitmen<br />

Dr. Erdem<br />

Aksakal<br />

SAP Pazarlama<br />

Direktörü ve<br />

Akademisyen<br />

Oğuzhan<br />

Saruhan<br />

Street1227<br />

Kurucusu,<br />

Eğitmen ve<br />

Yazar<br />

Kullanıcı Deneyimi<br />

Tasarımı (UX)<br />

Prof. Dr. Kerem Rızvanoğlu<br />

Akademisyen<br />

15.10.<strong>2021</strong> Cuma 8 HAFTALIK PROGRAM<br />

Evrimci Pazarlama<br />

İhsan Özçıtak<br />

Deeper, Yönetici Ortak<br />

• Her eğitimin sonunda <strong>MediaCat</strong> ve<br />

eğitmenin onayladığı katılım belgesi verilir.<br />

• Eğitim süreleri 8-10 haftadır.<br />

• Dersler Zoom üzerinden<br />

online yapılır.<br />

AYRINTILI BİLGİ İÇİN:<br />

markaokulu.ist<br />

markaokulu@kapital.com.tr


YARATICILIK<br />

Yorum<br />

Bay K.’nın hayatı<br />

nasıl değişti?<br />

SAİT AYTEMUR<br />

Reklamcı, Yazar<br />

ay K. alışveriş öncesi her zaman<br />

yaptığı gibi bankasının<br />

B<br />

ATM’sinden para çekti. Bay<br />

K. zorunlu durumlar dışında<br />

kredi kartı kullanmıyordu çünkü<br />

başka bir bankanın kredi kartıyla yurtdışında<br />

ödeme yaptığı bir otel ikinci bir<br />

odayı da hesabına yazmıştı. 48 saatlik<br />

bir kriz yönetimi sonrasında olay güç<br />

bela tatlıya bağlanmıştı.<br />

İşin trajikomik yanı Bay K. ilk ATM<br />

kurulduğundan beri bankacılık sektörü<br />

ile ilgiliydi. İki kredi kartı markasının<br />

relansmanı, telefon bankacılığı,<br />

alternatif dağıtım kanalları, yatırım<br />

hesapları, yurtdışı bankacılık, 70’inci<br />

yıl kutlamaları dahil olmak üzere pek<br />

çok etkinliğin tanıtım kampanyasını<br />

yapmıştı. Hem iletişimci hem de müşteri<br />

olarak…<br />

PEKİ, NE OLDU DA BAY K.’NIN<br />

HAYATI DEĞİŞTİ?<br />

Bay K. 28 Mart 2020 sabahı cüzdanından,<br />

üzerinde Visa yazan ATM kartını<br />

çıkarıp bankasının ATM’sinin kart yuvasına<br />

soktu. Her zaman yaptığı gibi<br />

şifresini girdi. Çekmek istediği para<br />

miktarını da yazdı. Ve ATM’den çıkan<br />

parayı cüzdanına koyup fişini aldı.<br />

Her şey her zamanki gibiydi. ATM<br />

banka şubesinin yan cephesindeydi.<br />

Sokak tenhaydı, kaldırımda oturan<br />

çöpçü dışında kimse yoktu o sakin sokakta.<br />

Bay K. kasaptan organik tavuk aldı.<br />

Şarküteriden peynir, bal ve yumurta.<br />

Poşetleri arabasının arka koltuğuna<br />

koyup emekli bir hekim olan annesinin<br />

evinin yolunu tuttu. Öğlen yemeğini<br />

yiyip sohbet ettikten sonra evine<br />

döndü.<br />

O gece 23:00 sularında cep telefonu<br />

çaldı. Bilmediği bir numaraydı. O saat-<br />

K<br />

Bay K. 28 Mart 2020<br />

sabahı cüzdanından,<br />

üzerinde Visa yazan<br />

ATM kartını çıkarıp<br />

bankasının ATM’sinin<br />

kart yuvasına soktu.<br />

Her zaman yaptığı<br />

gibi şifresini yazdı.<br />

Çekmek istediği para<br />

miktarını da yazdı.<br />

ATM’den çıkan parayı<br />

cüzdanına koyup<br />

fişini aldı. Ve hayatı<br />

değişti…<br />

te bilmediği numaraya normal koşullarda<br />

cevap vermezdi. Ve zaten yıllardır<br />

bu saatte telefonu çalmıyordu Bay<br />

K.’nın çünkü kendisini erken emekli<br />

etmişti. Hatta ulu Leviathan’ın taktir<br />

ettiği yaştan dört yıl önce. Fakat o gece<br />

içinden bir ses Bay K.’yı uyardı ve telefonu<br />

açmasını fısıldadı. Bay K. sezgilerine<br />

önem verirdi; sezginin duyguyla<br />

aklın kesiştiği şey olduğuna inanırdı.<br />

Ona özel bir ihtimam gösterir, değer<br />

verirdi.<br />

Cep telefonunun yeşil aç göstergesine<br />

dokundu Bay K.<br />

Bir ses:<br />

“İyi akşamlar. Sizi bankanızın güvenlik<br />

biriminden arıyorum. İsmim<br />

……….!”<br />

Bay K.:<br />

“İyi akşamlar.”<br />

………..:<br />

“Bu akşam 16’da havale yaptınız<br />

mı? Para çektiniz mi?”<br />

Bay K:<br />

“Hayır yapmadım!”<br />

……….:<br />

“O zaman kartınız kopyalandı ve<br />

hesabınızdan ………. TL havale yapıldı<br />

ve ……… TL çekildi.<br />

Bay K.’nın 60 yıllık deneyimleri sonucu<br />

oluşan sezgisi kulağına fısıldadı:<br />

“Bay K. artık hayatın değişti…”<br />

Bay K. soğukkanlılığını korudu.<br />

CORONA! CORONA!<br />

O günleri hatırlayalım. Leviathan’ın<br />

sağlık komiserliği kısa sürede dünyayı<br />

kasıp kavuracak ilk Covid-19 vakasının<br />

Bay K.’nın vatanında tespit edildiğini<br />

duyurmuştu. Leviathan’a paralel popüler<br />

medyatıp alimleri çeşitli görüşler<br />

ortaya atmıştı. Kelle paça yiyin diyen<br />

vardı. Bay K.’nın mensup olduğu halkın<br />

genetik olarak dirençli olabileceği ifade<br />

edilmişti bir başka medyatıp uzmanı<br />

tarafından. Bir diğeri hastalarına derhal<br />

sıtma ilacı alıp önleyici olarak kullanmalarını<br />

söylemişti. Bu öneri ABD<br />

Başkanı tarafından da seslendirilmiş;<br />

ayrıca bu yüce şahsiyet deterjanın da<br />

110 <strong>MediaCat</strong>


faydalı olduğunu vurgulamıştı. Ve bu<br />

salgının basit bir üst solunum yolları<br />

enfeksiyonu olduğunu eklemeyi ihmal<br />

etmeyerek.<br />

Bay K.’nın, cimriliği tasarruf ve çevreyi<br />

kurtarma maskesi altında ilkesel<br />

hale getirmiş bir hekim arkadaşı da<br />

market kuyruğunda çok sayıda tuvalet<br />

kâğıdı alan kadına kızarak kısa bir hezeyan<br />

geçirmişti:<br />

“Corona! Corona! Habire tuvalet<br />

kâğıdı almış kadın. Yahu bildiğimiz<br />

üst solunum yolu enfeksiyonu işte! Ne<br />

stokluyorsun bunları?”<br />

Bay K. hastane kuruculuğu ve yöneticiliği<br />

yapmış annesinin görüşlerini de<br />

göz önüne alarak sezgisinin gösterdiği<br />

yoldan yürümeye karar verdi. Maskeleri<br />

araştırdı ve kendisini koruyabilecek<br />

maskelerden satın aldı. Ve en önemlisi<br />

soyulmasını mümkün mertebe sakin<br />

karşılamaya karar verdi. Bankadaki<br />

müşteri temsilcisi ile görüştü. Müşteri<br />

temsilcisi olayın ciddiyetinin bilincinde<br />

gereken işlemleri yaptı, onayları aldı<br />

ve Bay K.’nın maddi konudaki mağduriyetini<br />

giderdi. Havale yoluyla gönderilen<br />

para Bay K.’nın hesabına iade edildi.<br />

Bay K. o meşhur sezgisinin dürtmesiyle<br />

bankasını ikaz etti. Bu olayın<br />

hukuki sonuçlarının çok karmaşık olabileceğini<br />

dolayısıyla şeffaf bir şekilde<br />

ne olduğunun anlaşılması ve takip edilmesi<br />

gerektiğini özellikle vurguladı.<br />

Bay K.’nın vatanında salgın nedeniyle<br />

sokağa çıkma yasakları devreye<br />

girdi. Böylece salgını hafife alan, önlemleri,<br />

tedavileri abartan teoriler<br />

çöktü. Bay K. böyle bir gün evinde otururken<br />

sabit telefonu çaldı.<br />

ŞÜPHELER YOĞUNLAŞIYOR<br />

Genelde bu telefon taksi durağının<br />

numarasıyla karıştırılıyordu. Bir ses<br />

“……….. adrese bir taksi gönderin” derdi<br />

Bay K’ya.<br />

Fakat bu sefer farklıydı:<br />

“Ben emniyet amirliğinden arıyorum<br />

Bay K. ile mi görüşüyorum?”<br />

Bay K.:<br />

“Sizin emniyet amirliğinden aradığınıza<br />

emin olamıyorum.”<br />

Amirlik:<br />

“Son zamanlarda kart dolandırıcılığı<br />

olayları olmuş…”<br />

Bay K.:<br />

“Olabilir…”<br />

Amirlik:<br />

“Açık konuşun. Ben polisim.”<br />

Bay K.:<br />

n<br />

Bay K. hayatının<br />

değiştiğini<br />

hissetse, sezse de<br />

umudunu yitirmek<br />

istemez. Ama Bay<br />

K. artık yeni bir<br />

hayata yelken<br />

açmıştır.<br />

“Bilemiyorum…”<br />

Karşıdaki ses sertleşir.<br />

“Niye güvenmiyorsun bana?”<br />

Bay K.:<br />

“Uyarılar var içişleri komiserliğinden…”<br />

Amirlik:<br />

“Ne duydun? Birileri polisim diye<br />

arayıp dolandırmış mı?”<br />

Bay K.:<br />

“Yakınlarımızdan, tanıdıklardan da<br />

duyuyoruz böyle şeyler.”<br />

Amirlik:<br />

“Bu adamı buraya getirin!”<br />

Yüksek sesle çevresine seslenir.<br />

O noktada Bay K.’nın şüphesi artar<br />

ve telefonu kapatır. Bir daha sabit<br />

telefona cevap vermeyecektir çünkü<br />

telefonu açanın polis olduğuna inanmamıştır.<br />

Üstelik sokağa çıkma yasağı<br />

ortamında hiçbir teması göze almak<br />

istemez.<br />

Bay K. hayatının değiştiğini hissetse,<br />

sezse de umudunu yitirmek istemez.<br />

Ama Bay K. artık yeni bir hayata<br />

yelken açmıştır.<br />

*Birinci perdenin sonu. İkinci perde<br />

gelecek sayıda. Bu olayın gerçekle<br />

hiçbir ilgisi yoktur; gerçek olay ve kişilerle<br />

benzerlikler tesadüfidir. Kafka’ya<br />

tüm insanlık adına teşekkür ederiz;<br />

kendisine minnet borçluyuz. ■<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 111


YARATICILIK<br />

Ad*Watch<br />

Başarılı reklamın<br />

reçetesi<br />

Doğru içgörüyle birlikte rasyonel ve duygusal ilgiyi yakalayan<br />

bir hikâye kurgusunda; reklam filmindeki karakterlerden çok,<br />

ana problem ve buna çözüm getiren ürünü açık, kolay anlaşılır<br />

ve samimiyetten ödün vermeden merkezine alan reklamların<br />

başarıyı yakalamaları çok olası.<br />

HATIRLANMA SKORU<br />

TRENDYOL<br />

ONLINE ALIŞVERİŞ<br />

KAMPANYA BAZINDA<br />

BEĞENİ SKORU<br />

TRENDYOL<br />

ONLINE<br />

ALIŞVERİŞ<br />

BİM<br />

İNDİRİMLER<br />

%49,1<br />

%51,2<br />

BİM<br />

İNDİRİMLER<br />

%6,5 %2,7<br />

ARAŞTIRMA ÖRNEKLEMİNİN<br />

SES DAĞILIMI<br />

AB %13<br />

C1C2 %57<br />

KAMPANYA BAZINDA<br />

WOMM SKORU<br />

D %29<br />

TRENDYOL<br />

ONLINE ALIŞVERİŞ<br />

%26,4<br />

BİM<br />

İNDİRİMLER<br />

%29,8<br />

İYİ BİR YARATICI TARZIN SIRRI<br />

Tarih aralığı:<br />

28 Haziran – 1 Ağustos <strong>2021</strong><br />

Özge Sönmez<br />

Ipsos / Research Director<br />

Özelikle perakende sektörünün<br />

Türk izleyicisinin<br />

zihnini domine<br />

ettiği mevcut dünyada,<br />

birkaç aydır izleyicinin dikkatini başka<br />

yöne döndürmeyi başaran reklamları konuşuyoruz.<br />

İlk sıralarda görmeye alıştığımız<br />

e-ticaret ve perakende reklamlarının<br />

yanında, bu ay Prima’nın reklam yüzü<br />

olarak Fahriye Evcen’i tercih ettiği “Dünyalarını<br />

Güzelleştirmek için Birlikte” reklamı<br />

Türk tüketicisinin dikkatini çekti.<br />

Dikkatli analiz edildiğinde, reklamın<br />

iyi bir yaratıcı tarzın olmazsa olmazlarını<br />

barındırdığını görmek mümkün:<br />

• Pozitif tonda, anneler için anlamlı/geçerli<br />

ve duygusal yönden hedef kitleyi<br />

yakalayabilecek bir içgörüyle daha ilk<br />

saniyelerden, gerek ana hedef kitlesini<br />

gerekse daha geniş kitleleri hikâyeye<br />

davet ederek izleyicinin dikkatini çekme<br />

potansiyeline sahip,<br />

• İlgiyi çektikten sonra acı noktasının<br />

ortaya çıkışıyla bir “twist” yaşatan,<br />

• İzleyenin de kendi hayatından parçalar<br />

bulabildiği,<br />

• Fonksiyonel beklentiyi rakiple karşılaştırma<br />

tekniği kullanarak, markanın<br />

bu beklentiye hangi özelliğiyle cevap<br />

verdiğinin görsel-işitsel aktarımıyla<br />

ürünün sağladığı faydayı net ve ikna<br />

edici bir şekilde aktaran,<br />

• Duygusal faydayla pozitif duyguları<br />

tekrar tetikleyen ve zihinlerde kalıcı<br />

bir tortu bırakan bir reklam.<br />

112 <strong>MediaCat</strong>


YARATICILIK<br />

Felis Kampanyalar<br />

HAYAL KURMA SANATI – Sevan Bıçakçı Jewellery<br />

REKLAMVEREN: Sevan Bıçakçı Mücevher Tasarım<br />

UX/UI DESIGNER: Baran Şen<br />

REKLAMVEREN YETKILILERI: Sevan Bıçakçı, Emre Dilaver, Penyamin UI DESIGNER: Zahid Karagöz<br />

Bıçakçı, Arman Bıçakçı, Herman Bıçakçı, Aslı Velioğlu<br />

AJANS BAŞKAN YARDIMCISI VE MÜŞTERI İLIŞKILERI DIREKTÖRÜ:<br />

REKLAM AJANSI: Tribal Worldwide İstanbul<br />

Alp Gürsoy<br />

AJANS BAŞKANI VE YÖNETICI KREATIF DIREKTÖR: Arda Erdik<br />

MARKA DIREKTÖRÜ: Ece Özmen Süvari<br />

AJANS BAŞKAN YARDIMCISI VE YÖNETICI KREATIF DIREKTÖR: Başar<br />

AJANS PRODÜKTÖRLERI: Gülengül Soytürk, Ümit Bak,<br />

Bellisan<br />

Nisan Turgul<br />

YÖNETICI ORTAK: Emir Medina<br />

PRODÜKSIYON ŞIRKETI: Jaguar Film<br />

REKLAM YAZARI: Merve Selamet<br />

YÖNETMEN: Barış Sarhan<br />

HEAD OF DIGITAL PRODUCTION: Cenk Hobaplı<br />

MÜZIK: Taner Yücel<br />

SEVİYORUZ İŞTE – Digiturk<br />

REKLAMVEREN: Digiturk<br />

AJANS PRODÜKTÖRÜ: Begüm Özkul<br />

REKLAM AJANSI: VMLY&R İstanbul<br />

YÖNETMEN: Can Pehlivanlı<br />

YÖNETICI KREATIF DIREKTÖR: Arkın Kahyaoğlu<br />

PRODÜKSIYON ŞIRKETI: Norr Film<br />

KREATIF DIREKTÖRLER: Erdem Güler, Renan Erdener<br />

MÜZIK: Metin Alkanlı - Seviyorum İşte Var mı Diyeceğin?<br />

YARATICI GRUP BAŞKANLARI: Cem Yolal, Aybars Gürlü<br />

TELIF DANIŞMANI: Pelikan Müzik<br />

REKLAM YAZARI: Ezgi Etçi<br />

MÜZIK DÜZENLEME: Opus Jingle<br />

SANAT YÖNETMENI: Mine Pek<br />

GRAFIK: Halit Özüdoğru<br />

MÜŞTERI İLIŞKILERI: Dilara Ergün, Nazlı Polat<br />

STRATEJIK PLANLAMA: Burak Kaçi<br />

OTOBİL’LE FARK EDER - Opet<br />

REKLAMVEREN: Opet<br />

REKLAMVEREN YETKILILERI: Mehmet Alpinanç, Ceren Saygıner,<br />

Tuğçe Sak, Gökçin Mert, Gökçe İçer, Emre Günay<br />

REKLAM AJANSI: Medina Turgul DDB<br />

YARATICI EKIP: Cem Yılmaz, Kurtcebe Turgul, Zeynep<br />

Karakaşoğlu, Hakan Bıçakçı, Çağlar Kurtaran, Tolga Özbakır,<br />

Pınar Ergün, Can Salar<br />

MÜŞTERI İLIŞKILERI: Canan Ayvacı, Müge Bozkurt, Ecem Tuncer,<br />

Asil Kaan<br />

STRATEJIK PLANLAMA: Berkant Avcı<br />

AJANS PRODÜKTÖRLERI: Gülengül Soytürk, Baran Saraç<br />

SOSYAL MEDYA EKIBI: Selin Aygün, Zülal Damla Doğan<br />

PRODÜKSIYON ŞIRKETI: PToT Film<br />

YÖNETMEN: Ozan Açıktan<br />

MÜZIK: Mert Tünay<br />

İYI KI AGESA – AgeSA Hayat ve Emeklilik<br />

REKLAMVEREN: AgeSA Hayat ve Emeklilik<br />

STRATEJI EKIBI: Eren Alphan, Tunga Şen<br />

REKLAMVEREN YETKILILERI: Yeşim Taşlıoğlu, Özgecan Okay, MÜŞTERI İLIŞKILERI: Ayşenaz Altınöz, Cansen Zoga, Levent<br />

Güliz Örnek, Gamze Kurt, Melis Kabadayı, Meltem Işık, Tüker, Ayşe Hocaoğlu<br />

Hasan Yaz<br />

PRODÜKSIYON EKIBI: Gülşah Batıbeki, Kasım Bektaş, Can<br />

REKLAM AJANSI: 4129Grey<br />

Aran, Sezgin Saka<br />

CEO: Alemşah Öztürk<br />

DIJITAL İLETIŞIM EKIBI: Emre Hacısalihoğlu, Aytaç Erdoğan,<br />

YÖNETICI KREATIF DIREKTÖR: Sami Basut<br />

Batuhan Dinlenmez, Didem Dezer, Ali Ufuk Özgül, Selin<br />

AJANS BAŞKAN YARDIMCISI: Leslie Krespin Tuncel<br />

Saka, Soner Saygılı, Sena Yaman, Sena Durmaz Ateş<br />

CDO: Kayhan Dural<br />

PRODÜKSIYON ŞIRKETI: Depo Film<br />

KREATIF DIREKTÖR: Merve Gezer Subaşı<br />

YÖNETMEN: Serdar Dönmez<br />

TASARIM DIREKTÖRÜ: Koray Doyran<br />

MÜZIK: Rahman Altın<br />

KREATIF GRUP YÖNETICISI: Tuğkan Cabbar<br />

MEDYA AJANSI: MediaCom<br />

ART DIREKTÖRLER: Özden Tokkuş, Büşra Aksu<br />

114 <strong>MediaCat</strong>


AKLINDAKİ SORU – Allianz Türkiye<br />

REKLAMVEREN: Allianz Türkiye<br />

REKLAMVEREN YETKILILERI: Onur Kırcı, Mehmet Nakkaşoğlu,<br />

Gözde Kersu<br />

REKLAM AJANSI: Concept<br />

YÖNETICI YARATICI KREATIF DIREKTÖR: Kerem Özkut<br />

KREATIF DIREKTÖRLER: Deniz Ergin, Mustafa Özmal<br />

YARATICI EKIP BAŞKANLARI: Cihan Akköse, Berat Kösemen<br />

YARATICI EKIP: Emirhan Dilege, Uğurcan Sezen<br />

GRAFIK TASARIM: Ufuk Akbaharer<br />

MÜŞTERI İLIŞKILERI DIREKTÖRÜ: Barış Alemdar<br />

MÜŞTERI İLIŞKILERI: Özlem Najdi, Kübra Yazıcı, Caner Başaran,<br />

Müge Kocadağ<br />

STRATEJIK PLANLAMA DIREKTÖRÜ: Onur Aydın<br />

STRATEJIK PLANLAMA: Su Solak<br />

AJANS PRODÜKTÖRLERI: Mert Turan, Canan Polat<br />

PRODÜKSIYON ŞIRKETI: Yapar İstanbul<br />

YÖNETMENLER: Umut Dizdar, Sedat Dündar<br />

GÖRÜNTÜ YÖNETMENI: Engin Özkaya<br />

POST PRODÜKSIYON: IPD<br />

BİZİM TARZIMIZ DA TAVRIMIZ DA GÜZEL - Boyner<br />

REKLAMVEREN: Boyner<br />

PAZARLAMA VE MARKA YÖNETIMI GENEL MÜDÜR YARDIMCISI:<br />

Nurçin Koçoğlu<br />

MARKA YÖNETIMI MÜDÜRÜ: Ebru Eğilmez<br />

MARKA YÖNETICILERI: Gizem Piroğlu, Fırat Alagözlü<br />

SOSYAL MEDYA YÖNETICISI: Hazal Altuntaş<br />

MARKA TEMSILCISI: Ilgın Özkan<br />

REKLAM AJANSI: VMLY&R İstanbul<br />

YÖNETICI KREATIF DIREKTÖR: Arkın Kahyaoğlu<br />

KREATIF DIREKTÖRLER: Renan Erdener, Erdem Güler<br />

YARATICI EKIP DIREKTÖRLERI: Cem Yolal, Aybars Gürlü<br />

REKLAM YAZARI: Ege Samur<br />

ART DIREKTÖR: Ecem Yurdagül<br />

MÜŞTERI İLIŞKILERI: Merve Çiçek Tuyun, Tuğçe Saraçoğlu<br />

GRAFIK: Erdoğan Kirpi<br />

AJANS PRODÜKTÖRLERI: Beril Talu, Can Ayanoğlu<br />

YÖNETMEN: Fora Norman<br />

PRODÜKSIYON ŞIRKETI: C-Section Prod. House<br />

MÜZIK: FFW<br />

SAÇKURTARAN – Daily Perfection<br />

REKLAMVEREN: Daily Perfection<br />

REKLAMVEREN YETKILISI: Gökhan Oturakçıibogil<br />

MARKA DANIŞMANI: Yunus Arslanoğlu<br />

REKLAM AJANSI: Serdesin<br />

YÖNETICI KREATIF DIREKTÖR: Serhat Bayram<br />

AJANS BAŞKANI: Zeynep Çamcı<br />

KREATIF DIREKTÖR: Şükran Genç<br />

YARATICI EKIP LIDERI: Nevzat Özenmiş<br />

YAZAR EKIBI: Cansu Hocaoğlu, Emre Kaptan, Salih Bozcu,<br />

Zülal Işılga<br />

TASARIM EKIBI: Emre Özbey, Gamze Kutlu, Hande Rodoplu,<br />

İlkay Kocahaliloğulları, İlknur Coşkuntuna, İsmail Kayar,<br />

Suat Demiriz, Şeyma Şimşir<br />

MARKA YÖNETIMI EKIP LIDERI: Buket Aybek<br />

MARKA YÖNETIMI EKIBI: Derya Yıldırım, Damla Kızıltan, İrem<br />

Aydoğan, Fuat Tüncer<br />

DIJITAL EKIP LIDERI: Kutay Savut<br />

DIJITAL EKIP: Baran Özen, Batuhan Emre Reis<br />

STRATEJIK PLANLAMA: Serhat Bayram<br />

PRODÜKSIYON ŞIRKETI: Autonomy<br />

YÖNETMEN: Enis Baruh<br />

YAPIMCI: Murat Pekin<br />

GÖRÜNTÜ YÖNETMENI: Florent Herry<br />

MÜZIK: OPUS - Mehmet Yaranona, Tolga Türünz<br />

ÖDÜL GİBİ Bİ’ DENEYİM – OBSESSO<br />

REKLAMVEREN: OBSESSO / DİMES Grup<br />

REKLAMVEREN YETKILILERI: Duygu Süleymanoğlu, Burcu<br />

Karadayı Gülşen, Merve Ekem, Ezgi Özyıldırım, İpek<br />

Yıkılmaz, Begüm Tuncel, Helin Oran<br />

REKLAM AJANSI: aRthuR<br />

PRODÜKSIYON ŞIRKETI: Panda Film<br />

PRODÜKTÖR: Zeki Kahveci<br />

YÖNETMEN: Burak Günaydın<br />

MÜZIK ŞIRKETI: FFW<br />

POST PRODÜKSIYON: Bando<br />

DUBLAJ: İrem Sak - İmaj Seslendirme<br />

<strong>Eylül</strong> <strong>2021</strong> 115


YARATICILIK<br />

#ofotoğrafınhikâyesi<br />

Kenan’ın arşivinden<br />

Kenan Ünsal<br />

MUHABBET, KURUCU ORTAK & ECD<br />

Anılara yolculuğun en konforlu adresi<br />

#ofotoğrafınhikâyesi sonbaharla gelen hüzünbaz<br />

havaya, Kenan Ünsal’ın hatıralarıyla neşe katmak için<br />

karşınızda. Ülke sınırlarını aşan anılar geçidinde Ünsal’ın<br />

payına cömertçe düşen başarılara, nazarlık niyetine bir<br />

de zatürre eşlik ediyor.<br />

2012<br />

2005<br />

İSTANBUL, BABYLON<br />

McCann Istanbul’un giriş katındaki bar ve arşiv<br />

odasında başlayan mütevazı Cuma Happy Hour<br />

buluşmaları zamanla, yılların eskitemediği binasının<br />

sınırlarını aşmıştı. Levent’ten Asmalımescit’e doğru<br />

kapasite artırımına gitmiştik. O zamandan sonra<br />

partilerimizin yeni ev sahibi Babylon olmuştu.<br />

SANTOS, BREZILYA<br />

Filmcilik cephesinde yan yana büyük<br />

özveriyle savaştığım sevgili yönetmen<br />

arkadaşım Bertan (Başaran) ve PTT Film<br />

ekibiyle; Türkiye’nin o sene en beğenilen<br />

reklam filmini yapmakta olduğumuzdan<br />

bihaber dünyalı müzisyenlere karşı<br />

2015<br />

pusuda, hayalimizin izinde işimizin<br />

üstündeyiz pürdikkat. Gözlerimiz keskin,<br />

kulaklarımız açık; THY – Milli Marş filminin<br />

çekimindeyiz.<br />

Yedi kişilik küçük ama işinde uzman<br />

PTT Film ekibiyle birlikte dünyayı dolaşıp<br />

tüm Türkiye’nin kalbini fethetmeye hazır<br />

olduğumuzun resmidir bu iki fotoğraf.<br />

2018<br />

İSTANBUL, DCC FILM<br />

Temmuz 2015 yazı. SGK'dan henüz Bağ-Kur’a<br />

geçiş yaptığımız, hayallerimize ev sahipliği<br />

yapacak muhabbet ofisimizi yeni aramaya<br />

başladığımız, bize inanacak ilk personellerimizin<br />

kimler olacağı konusunda kafa patlattığımız,<br />

Emrah’la (Karpuzcu) Muhabbet’i ilk kurduğumuz<br />

günler. Ofis kirası, tabela masrafı, Adobe lisansı,<br />

personel maaşı, muhtasar gibi hesapların<br />

yüzümü astığı anlardan bir tanesi sanırım. O<br />

süreçte bize ofislerini açan ve bu anlarımızı<br />

fotoğraflayan Ali ve Ömer biraderlerimize tekrar<br />

sonsuz teşekkürler.<br />

ISPARTA<br />

Setteki endişeli ve konsantre ruh hallerimizden ender<br />

kurtulduğumuz, İstanbul’a dönüşte başımıza gelecekten<br />

habersiz bir çekim arası anımız Emrah’la! Isparta’nın<br />

kuru ve sert ayazından hediyelik eşya olarak İstanbul’a<br />

getirdim zatürreyi. Uçaktan inmemizle beraber acile<br />

yatış kâğıtlarımı imzalamıştı ortağım Emrah’ım. “Aman<br />

çok güldük başımıza bi’ şey gelmese bari!” lafına<br />

inanmayanlara kılavuzluk edecek bir fotoğraf.<br />

116 <strong>MediaCat</strong>


METAMORFOZ<br />

www.dpodulleri.org