bir_çift_mavi_kanat_pdf

bcek19

BĠR ÇĠFT MAVĠ KANAT

Çocuk Romanı

Mahmut Tunaboylu

Meram Evleri 6.sk. No:18

19100 ÇORUM

tel: (364) 224 81 65

1


BĠRĠNCĠ BÖLÜM

FĠ TARĠHĠNDE BĠR YERDE...

BELKĠ ÇOK UZAK,

BELKĠ DE ÇOK YAKIN BĠR ORMANDA,

BĠR KAPLUMBAĞA AĠLESĠ YAġARDI...

BĠR GÜN,

BAY KAPLUMBAĞA,

BAġLATMAK IÇIN ÇATIġMAYI,

ÖNEMLĠ BĠR KARAR ALDI...

BĠR AY ÖNCE

Bay Kaplumbağa, insanoğlu için küçük, kendisi için büyük bir

tümseğe çıkıp oturdu...

YorulmuĢtu...Alnındaki terleri silerken:

"Ay, of!..Çok yoruldum. YarıĢ yerine gidinceye kadar hiç halim

kalmayacak," dedi.

TavĢanla yarıĢı vardı...

Bilirsiniz hani...

TavĢanla bir kez yarıĢmıĢ ve kazanmıĢtı. ġimdi o yarıĢın rövanĢı

vardı...Doğrusunu isterseniz, kazanacağını hiç ummuyordu. Tümseğe

çıkıncaya kadar canı çıkmıĢtı. Bu haliyle nasıl koĢabilirdi, nasıl yarıĢabilirdi

ki? Hem de hız konusunda rüzgara bile kafa tutan bir tavĢanla?

Birden,

"HiĢt...HiĢt !." diye bir ses duydu...

O da kimdi ?

Sağa sola bakındı, kimseyi göremedi.

"Benim...Yukarı bak!" dedi ses..."Bilge BaykuĢ'um ben."

BaĢını kaldırdı, yukarı baktı...

"Evet, gördüm seni," dedi Bay Kaplumbağa.

Bilge BaykuĢ, yüksekçe bir ağacın dalına tünemiĢti...

"Görüyorum ki, tavĢanla yarıĢmaya gidiyorsun," dedi gözlerini fıldır

fıldır döndürerek ve küçümseyerek.

Bay Kaplumbağa, yutkundu:

"Evet."

"BoĢuna yorulma. Nasıl olsa kazanamazsın."

"Neden? Bir kez kazanmıĢtım...ġimdi neden olmasın?"

2


Bilge BaykuĢ, kafasını salladı iki yana...

"Doğru, kazanmıĢtın. Ama o çok eskilerde kaldı. ġimdi engeller

çoğaldı. Hem yalnız sen değil, hepimiz mavi kanatlar takmazsak, hiçbir

yarıĢı kazanamayız, " dedi...Ve uçup gitti.

Bay Kaplumbağa, Bilge baykuĢ, gökyüzünde, bulutların arasında

kayboluncaya kadar arkasından baktı...

Söylediğinden hiçbir Ģey anlamamıĢtı...

BĠR AY SONRA

Bay ve Bayan Kaplumbağaların yatak odası...

Sabah...

Saatin tik-takları...

Ġkisi de uyuyordu...

Görünürde her Ģey normaldi...

Ama biraz sonra, yani saat çalınca müthiĢ bir macera baĢlayacaktı...

Tik-tak...Tik-tak...Tik-tak...

Ve saat çaldı...

Tam yedi kırk dörttü.

Bay Kaplumbağa, yataktan fırlayıp kalktı.

Aceleyle gömleğini giyindi...Terliklerini aramaya baĢladı.

Yatağın altına girip çıktı...

Terliklerini bulmuĢtu...

"Bayan Kaplumbağa...Bayan Kaplumbağa...Kalk. Saat 7.44," dedi.

Karısı hiç aldırmadı. Uykusu ağırdı.

Bay Kaplumbağa, aceleyle pencereyi açtı...Çok heyecanlıydı.

"Uyansana canım...Hadi," dedi yeniden.

Bayan Kaplumbağa, kafasını yastığın altına soktu.

"Ne var?" dedi homurdanarak.

"Hadi kalk. Kaçıracaksın yoksa manzarayı."

"Öf, uykum var. Rahat bırak beni lütfen."

Bay Kaplumbağa yalvardı:

"Sonra yine uyursun. Hadi güzel karıcığım. Bak, saat 7.44...ĠĢitiyor

musun beni?

Bayan Kaplumbağa, yine homurdandı, yanakları ĢiĢip indi.

Bay Kaplumbağa ısrarlıydı, onu dürtükledi:

"Hadi, kalkıver."

Bayan Kaplumbağa, birden kafasını yastığın altından çıkarıp doğruldu:

3


"Bana ne 7.44'se? Sabah sabah derdin ne senin? Hem bugün pazar. Ne

diye erkenden kalktın? Her gün yaptığın saçmalıktan bugün bari vazgeçsen

olmaz mı?"

Bay Kaplumbağa, karısının hiddeti karĢısında sindi...

"Tamam, tamam. Uyu öyleyse...Öyle heyecanlıyım ki. KeĢke bu

heyecanı benimle paylaĢsan."

Bayan Kaplumbağa, yeniden baĢını yastığa gömdü.

Bay Kaplumbağa, pencereye gitti. Havayı soludu:

"Oh!. Sabah havası gibi yok. Biraz isli, puslu, kumlu ama olsun. ġu

bulutların güzelliğine, göğün eĢsiz maviliğine hiçbir Ģeyi değiĢmem dünyada.

Ah, ne güzel Ģeydir kim bilir gökyüzünün yükseklerine, geceleri yıldızların

parladığı yerlere ulaĢmak!"

Saatine baktı...

Beklediği an gelmiĢti...

"ĠĢte geliyor!" diye bağırdı.

Gelen bir uçaktı ve yaklaĢıp uzaklaĢırken zavallı ev fena halde sarsıldı,

odadaki eĢyalar salandı, sanki her Ģey korkudan tir tir titredi.

Her sabah aynı saatte, yani tam 7.45'te evin üstünden geçerdi. Çünkü;

o 7.45 uçağıydı ve asla rötar yapmazdı.

Bay Kaplumbağa, uçak gürültüyle pencerenin önünden geçerken

sevinçle göbek attı...

Bayan Kaplumbağa, yastığa gömdüğü kafasını kaldırıp onu

seyretmeye baĢlayınca da, utancından kıpkırmızı oldu.

"Kapat Ģu pencereyi!" dedi sertçe Bayan Kaplumbağa...

"Ġyice üĢüttün sen...Yani, üĢüteceksin."

Bay Kaplumbağa, hâlâ rüyada gibiydi...

"Kalkmadın. Göremedin. Ah, öyle güzel süzülüĢü vardı ki," dedi

ağzının suyu akarak.

Bayan Kaplumbağa, aynı düĢüncede değildi:

"Nerden yerleĢtik bu eve sanki?" dedi homurdanarak. Sonra da kalkıp

giyinmeye baĢladı...

"BaĢka oturacak yer yokmuĢ gibi, gelip havaalanının burnunun dibine

yerleĢtik. Belki bin kezdi aynı görüntüyü seyrediyor, aynı gürültüyü

dinliyorsun. Hâlâ bıkmadın. Kusura bakma ama bu yaptığına delilik denir."

"Ne yapayım karıcığım? Elimde değil. Uçmayı seviyorum. KuĢ

olmalıymıĢım ben. Ama kaplumbağa olmuĢum iĢte."

"Hâlâ kapatmayacak mısın Ģu pencereyi? Soğuk geliyor."

"Tamam, tamam."

Gidip pencereyi kapattı Bay Kaplumbağa ve özür diledi:

4


"Biliyorum, yaptığımı delice buluyorsun ama yine de bana

katlanıyorsun. Bak, eğer seni kızdırıyorsam lütfen söyle..."

"Yok canım...Niye kızayım? Biraz sinirlerim bozuluyor o kadar.

Sabahın köründe gürültüyle uyanmanın ne kötülüğü olabilir ki!.."

Birden bağırmaya, dövünmeye baĢladı...

"Delireceğim!..Anlıyor musun? De-li-re-ce-ğim!.."

Bay Kaplumbağa, onun gönlünü almak için dil dökmeye baĢladı:

"Canım kaplumbağacığım...Delice tutkun olduğum iki Ģey var Ģu

dünyada: Sen ve uçmak."

"Uçmak ve sen desen daha doğru olurdu."

"Haksızlık ediyorsun ama...Her zaman önce seni düĢündüğümü

biliyorsun. "

"Yalancı sen de..."

"Ġnan doğru söylüyorum...Yalanım varsa sırtüstü devrileyim de,

kalkamayayım!"

"Bir gün o da olacak, merak etme."

Birlikte mutfağa geçtiler...

Bayan Kaplumbağa, çaydanlığa su koyarken televizyonu da açtı.

Kanalın birinde çılgın bir müzik programı vardı...VJ, bas bas

bağırıyordu:

"Bugün Pazar!. Orman TV tüm orman sakinlerine mutlu sabahlar diler.

Ne sıkıcı bir gün değil mi sevgili seyirciler? Biri çıkıp bir çılgınlık yapsa, ne

iyi olur. Hadi onu birazcık kıĢkırtalım vee Çılgın Çekirgeler Topluluğu'ndan

neĢeli, canlı, fıkır fıkır ve Ģıkır Ģıkır bir clip seyredelim...Bayan Minik Cırıltı

söylüyor; cır-cır da cır-cır..."

Bay Kaplumbağa, oynayarak tuvalete gitti ve bir süre sonra karısı

kahvaltı masasını donatırken içerden sesi duyuldu:

"Karıcığım...Bil bakalım, ne yapıyorum?"

"Tuvalette ne yapılır?"

"Öyle değil canım...Yani düĢünüyorum."

"Neyi?"

"Uçmanın ne kadar güzel bir Ģey olduğunu...Biliyor musun, karar

verdim..."

"Neye?"

Bay Kaplumbağa, yıkadığı ellerini kurulayarak geldi...Çok önemli bir

karar vermiĢ gibi gururla dikildi.

"Kanat bırakacağım!.."

Bayan Kaplumbağa bu sözün üstünde durmadı...Kahvaltı masasını

donatmayı sürdürdü...Ne de olsa titiz biriydi. Çatallar, bıçaklar, kaĢıklar yerli

yerinde durmalıydı...

5


"Kaç kere bıraktın. YakıĢmıyor iĢte," dedi.

Bay Kaplumbağa ĢaĢırdı.

"Ne yakıĢmıyor?"

"Sakal."

"Sakal demedim, kanat dedim. Kanat...Ka-nat!..Demin tuvaletteyken

enine boyuna düĢündüm bunu..."

"Rica ederim baĢlama yine. Sabah sabah hiç havamda değilim."

"Ama ben çok ciddiyim."

"Peki nasıl yapacaksın bunu?"

"Henüz bilmiyorum. Ama baĢaracağıma eminim. MüthiĢ bir Ģey

olacak bu. Göklerde yükselmek, ağaçların üstünde kanat açmak, kuĢların

ardına düĢüp uzaklara, temiz havası, suyu olan ülkelere göç etmek bir

kaplumbağa için ne demektir, bilir misin?"

"Ġyi bir Ģey olalı herhalde."

"Ġyi de söz mü? Olağanüstü bir Ģey bu. Artık uçmanın zamanı geldi."

"Ġyi de, nasıl uçacaksın? Amatör kuĢ kurslarına mı katılacaksın?"

"Yoo...Kendim yapacağım."

Bayan Kaplumbağa ĢaĢırdı. Zaten bu sabah ĢaĢırmaktan yapa Ģansı

epey açıktı.

"Anlamadım?" dedi patlak gözlerle. Bir an kocasının delirdiğini sandı.

Bay Kaplumbağa onun ne düĢündüğünü anladı.

"Çok ciddiyim!."

Bayan Kaplumbağa kekeledi:

"Peki, peki, bıraktın diyelim...Uzaklara uçabilecek misin bakalım?"

"Hem de nasıl. Artık bu ormanın yaĢanacak hali kalmadı. Uzaklara

gitmek gerek. Nefes bile alamıyorum buralarda. Bu iĢi iyice öğrendikten

sonra seni de götüreceğim tabi. Birlikte gideceğiz o yeĢil ülkeye. Hem, bir

amaç uğruna yaĢamalı demez miydin hep? Gelgeç hevesler artık mutlu

etmiyor beni."

"Bırak böyle düĢünceleri canım. Fazla taktın kafana. Ġlle de bir hobi

edinmek istiyorsan kuru yaprak biriktir. Eski sümüklüböcek kabuğu

koleksiyonu yap...Ne bileyim? Onun gibi uğraĢlar bul."

Bay Kaplumbağa kızdı.

"Of!..Anlamıyorsun ki beni."

"Anlıyorum, anlıyorum...Bak bu evden taĢınırsak her Ģey

kendiliğinden düzelecek. ġöyle daha az gürültülü bir yere taĢınırız mesela...

"Daha az gürültülü mü? Öyle bir yer kaldı mı ki? Hem öyle bir yer

bulduk diyelim, kirası ne kadar tutar haberin var mı?"

"Canım bütçemize uygun bir yer buluruz belki."

6


Bay Kaplumbağa, aniden salondaki boy aynasının önüne gidip

gömleğini çıkardı.

Bayan Kaplumbağa ĢaĢkınlıkla peĢinden gitti.

"Seyret Ģimdi..." dedi Bay Kaplumbağa ve bir taburenin üstüne çıktı.

(Bunu nasıl baĢardığını sormayın, bilmiyorum)

Bayan Kaplumbağa, ĢaĢkın ĢaĢkın ona bakarken, o omuzlarını

inceliyordu.

"Bak, bak, bak!..Görüyor musun?"

"Neyi?"

"Kürek kemiğimin üstündeki kemiği?"

"E, ne olmuĢ?"

"ġimdi onu iyice sündüreceğim."

Bay Kaplumbağa, dediğini yaptı ve omuzlarını bir süre

mıncıkladı...Sonra da eĢine gösterip, fikrini sordu:

"Nasıl oldu?"

"Ġyice kızarttın."

"Onu demiyorum...Bak...ġimdilik bir sineğin kanatları kadar. Ne de

olsa henüz ilk çalıĢmam. Bıkmadan, usanmadan bunu tekrarlamam

gerekiyor. BaĢarı öyle kolay elde edilmez değil mi? Ġki mıncıklamayla deri

sünseydii...Bak Ģimdi bir deneme uçuĢu yapacağım. Ġyi bak...Hooop!.." dedi

ve tabureden atlayıverdi...

Sonra mı?

Bir kaplumbağa tabureden atlayınca ne olursa o oldu iĢte. Yüzükoyun

düĢtü.

Bayan Kaplumbağa, çığlık atarak yanına koĢu. Ama Bay Kaplumbağa

hiç bozuntuya vermedi. Hiçbir Ģey olmamıĢ gibi kalktı...

"Dedim ya? Sadece küçük bir denemeydi. "

Fakat birden acı ile bağırdı:

"Of!..Ay!..Bütün kemiklerim kırıldı galiba."

"Oh olsun!..Kırılır tabii," dedi Bayan Kaplumbağa. "Yalnızken bunu

sakın bir daha deneme. Sırtüstü düĢersen, bir daha kalkamazsın...Çattık! Deli

misin, nesin?"

"Delilikle ne ilgisi var bunun? Kanatlarımın taĢıma alanı daha pek

küçük, hepsi bu. Ne sanıyorsun? Kanat çıkarmak kolay mı? Öyle ha deyince

kanat çıksa...Ohooo...Herkes çıkarır."

Birlikte kahvaltı masasına doğru yürüdüler...

Bayan Kaplumbağa, zor günlerin baĢladığını hissetmiĢti.

Çok, ama pek çok zor gün bekliyordu kendisini...

KANAT ÇIKARMA ÇALIġMALARI BAġLIYOR

7


AkĢama doğru kapı zili çaldığında Bayan Kaplumbağa ütü yapıyordu.

Gidip kapıyı açtı ve sırtında koca bir torbayla kapının önünde duran

kocasının kendisine gülümsediğini gördü.

"Ġyi akĢamlar hayatımın anlamı, yaĢama sevincimin kaynağı, Ģirinlik

anıtım," dedi ve abartılı bir selam vererek içeri girdi Bay Kaplumbağa.

Bayan Kaplumbağa, böyle övgülerden hoĢlanmıyordu.

"Ee, uzattın ama," demiĢti Bay Kaplumbağa konuĢurken.

Bay Kaplumbağa, sırtındaki torbayı mutfağa götürdü.

Karısı arkasından giderken onu izliyordu.

"Ne bu?" diye sordu.

Bay Kaplumbağa, torbayı mutfağın orta yerine bıraktı...Kan-ter içinde

kalmıĢtı. Belli ki torba epey ağırdı ve onu taĢımak yorucu olmuĢtu.

"Kanat bırakmama yarayacak ilaçlar aldım, dedi Bay Kaplumbağa.

"Yiyecek almadın mı?" diye sordu Bayan Kaplumbağa.

Öteki bir sandalyeye otururken baĢını salladı iki yana.

"Hayır. Fil diĢi, kurbağa bacağı, gergedan boynuzu...Onun gibi Ģeyler

aldım iĢte."

"Ġyi...AkĢam yemeğinde onları yeriz öyleyse."

"Yemeği düĢünen kim karıcığım? Bunlar kanatlarımı çıkarmam için

yardımcı olacak Ģeyler...ġimdi bana kocaman bir tencere ver bakalım."

Bayan Kaplumbağa, söylenerek kap-kacak dolabını açtı ve büyükçe bir

tencere seçip Bay Kaplumbağa'nın önüne adeta fırlatır gibi koydu.

Bay Kaplumbağa, torbadan çıkardıklarını tencerenin içine

doldurdu...Bayan Kaplumbağa, biraz ĢaĢkın, biraz kızgın onu seyrediyordu.

Bay Kaplumbağa, tencereyi karıĢtırmaya baĢladı...KarıĢtırdı,

karıĢtırdı...

"I-ıh...Olmayacak," dedi umutsuzca..."BaĢka tencere yok mu? ġöyle

daha büyük bir Ģey?"

"Ne yapmak istediğini bilmiyorum ki...Yani tam olarak. Gerçekten

inanıyor musun sen bu kanat çıkarma iĢine?" diye sordu Bayan Kaplumbağa.

"Elbette," dedi Bay Kaplumbağa. Kendinden emin görünüyordu. Bu da

Bayan Kaplumbağa'yı korkutuyordu...

"YaĢlı bir baykuĢtan öğrenmiĢtim bunu. Ormanın en bilge

baykuĢuydu. Bütün bu malzemeleri karıĢtırıp, omuzlarıma süreceğim. Her

gün azar azar."

Bayan Kaplumbağa, biraz meraklandı...

"E, sonra? Dedi.

Bay Kaplumbağa, kollarını iki yana açıp salladı:

"Sonra...Sonra kocaman kanatlarım olacak iĢte."

8


"ġey...DüĢünüyorum da...Bir kaplumbağanın uçan bir kocası olması

nasıl olur acaba...Ġyi olur mu?" diye alay etti Bayan Kaplumbağa.

Bay Kaplumbağa, ona aldırmadı. Yaptığı iĢin bilincindeydi.

"Ah karıcığım!..Ġyi olur mu da ne demek? Harika olacak. Tüm bayan

kaplumbağalar seni kıskanacak, " dedi ve tencereyi alıp banyoya gitti.

Bayan Kaplumbağa da ütü yapmak için ütü masasının baĢına.

Bir süre sessizlik oldu ama sonra korkunç bir çatırtı duyuldu banyoda.

"Heey, ne yapıyorsun orda?" diye seslendi Bayan Kaplumbağa.

Banyodan cevap gelmedi.

Sonra Bay Kaplumbağa göründü...

"ġey...ÇamaĢır makinesi hayatım...Biraz parçalandı da..." dedi süklüm

püklüm.

Tenceredekileri makinenin içine atıp öğütmek istemiĢti.

Bayan Kaplumbağa, çığlığı basıp banyoya koĢtu...Demek güzelim

çamaĢır makinesi mahvolmuĢtu?

Zavallı...KoĢmasın da ne yapsındı?

PARLAK, MAVĠ IġIK

Ertesi sabah, bardaktan boĢanırcasına bir yağmur baĢladı.

Bay Kaplumbağa, iĢyerinde pencereden yağmuru seyrediyordu...

ÇalıĢma arkadaĢlarından Kirpi, masasında oturmuĢ onu gözlüyordu.

"Hey, Bay Kaplumbağa!." diye seslendi.

"Evet?" diye cevapladı Bay Kaplumbağa...Dönmedi, kollarını

kavuĢturmuĢ bir durumda yağmuru seyretmeyi sürdürdü.

"Sabahtan beri pencereden bakıp duruyorsun, neyin var?" diye sordu

Kirpi.

Bay Kaplumbağa, sakin bir sesle:

"Hiiç," dedi. "Yağmur yağıyor da,"

"E, ne var bunda?"

"Bugün deneme yapamayacağım demektir bu."

"Ha, Ģu iĢ...Sahi ne oldu senin kanat çıkarma iĢi?"

"Devam ediyor. Her geçen gün biraz daha büyüyorlar."

Lafa Köstebek de karıĢtı. Kirpi ile Kaplumbağa konuĢurken o da

dinliyordu. Kirpiye göz kırptı. Aklına bir Ģey gelmiĢti...

"Göstersene Ģunları, çok merak ediyoruz," dedi hınzırca.

Kirpi de destekledi bu fikri.

"Hadi göster, göster," dedi tempo tutarak.

Bay Kaplumbağa, dolduruĢa gelmek istemiyordu.

"Biraz sabırlı olun, nasıl olsa yakında uçacağım."

9


Köstebek, küsmüĢ gibi yaptı:

"Ġyi, iyi...Göstermezsen gösterme," diye mızmızlandı.

"Nesini göstereyim?" dedi Bay Kaplumbağa..."Daha küçükler."

Köstebek, Kirpinin kulağına eğildi, fısıldayarak:

"Vah vaah. Gerçekten kafayı bozmuĢ bu. Tüh!" dedi acıyarak.

Tam bu sırada Bay Timsah girdi büroya...

Kirpi ile Köstebek aceleyle iĢlerinin baĢına döndüler ve çalıĢıyormuĢ

gibi yaptılar.

Bay Timsah müdürleriydi ve mesai saatinde dalga geçilmesinden

hoĢlanmazdı.

"Hava amma da berbat ha," dedi Timsah, ıslak yağmurluğunu

çıkartırken..."Nasıl gidiyor iĢler çocuklar? Yeni bir Ģey var mı?" diye sordu.

Aslında bu, her sabah sorduğu bir soruydu.

Kirpi, aceleyle yanıtladı:

"Yok efendim."

"Güzel, güzel," dedi Timsah, 'e'leri uzatarak. Sonra, pencerenin önünde

durmuĢ dıĢarıyı seyreden Bay Kaplumbağa iliĢti gözüne:

"Nasılsın bakalım Bay Kaplumbağa?" diye sordu yüksek sesle.

Bay Kaplumbağa, yavaĢça döndü, saygılı bir tavırla:

"TeĢekkür ederim, iyiyim müdür bey. Siz nasılsınız?" dedi.

"Görüyorsun iĢte. Sudan çıkmıĢ Ģey gibiyim...ġey gibi..."

Ama 'ne gibi' olduğu bir türlü aklına gelmedi...

"Hani ne derler? ġeyy..."

Bay Kaplumbağa, ona yardımcı oldu:

"Timsah!"

Kirpi ile Köstebek gülmemek için kendilerini zor tuttular. Timsah da

bozuldu ama belli etmedi.

"Öyle mi deniyor ona?" dedi, ĢaĢırmıĢ gibi yaparak...Sonra da kendi

bürosuna doğru yürüdü...Yürürken de:

"Seni biraz zayıflamıĢ gördüm...Öyle değil mi çocuklar? Bay

Kaplumbağa biraz kilo vermiĢ," dedi.

Bay Kaplumbağa, onu doğruladı:

"Haklısınız efendim. Kanat çıkarıyorum da..."

Timsah, önce onun ne demek istediğini anlayamadı. Sonra aniden

olduğu yerde durup Bay Kaplumbağa'ya baktı.

Tam bu sırada gürültüyle bir ĢimĢek çaktı ve Bay Kaplumbağa, parlak,

mavi bir ıĢık selinin içinde kalıverdi.

Görüntüsünde tuhaf bir ürkütücülük vardı!

Sanki...

Sanki...

10


Her neyse. Nasıl olsa bunu ilerde öğreneceksiniz...

Yalnız Ģu kadarcığını söyleyeyim, bu tuhaf durum Bay

Kaplumbağa'nın epey baĢını ağrıtacaktı.

DERĠ SÜNDÜRME ÇALIġMALARI

Aynı akĢam...

Bay Kaplumbağa'nın evi...

Bay Kaplumbağa, tavana makaralar asmıĢ, bu makaralardan sarkan

iplerin ucuna da çamaĢır mandalları takmıĢtı.

Bayan Kaplumbağa, her zamanki gibi tedirgin gözlerle onu

seyrediyordu.

"Ne yapıyorsun öyle?"

"Artık iĢin sonuna yaklaĢıyoruz karıcığım. Benim en büyük yardımcım

sen olacaksın. Zaten sen olmazsan böyle bir Ģeyi asla baĢaramam."

Bay Kaplumbağa, gömleğini çıkarıp çamaĢır mandallarını omuzlarına

tutturdu.

"Ayy, acıyor mu?" diye sordu Bayan Kaplumbağa, içi bir tuhaf

olmuĢtu.

"Eh, biraz...Önemli değil. Katlanacağım."

"Böyle derini...Yani kanatlarını sündürecek misin hep?"

"Evet."

"Geceleri de böyle uyuyacaksın, öyle mi?"

"Evet minik kabbuĢum. Sadece bu kadarla yetinmeyeceğim tabi. Ġlerde

kendime ağırlıklar da takacağım. Böylece kanatlarım günden güne

güçlenmiĢ, uçmaya hazır duruma gelmiĢ olacak."

Bir tüpten eline bir miktar krem sıktı, omuzlarına sürdü.

"Balina çubuğu özü...Kanatlara esneklik kazandırmak için," dedi.

DOKTOR

Bayan Kaplumbağa, kocası iĢe gider gitmez soluğu doktorda almıĢtı.

Pos bıyıklı doktor, duyduklarına inanamayıp uzun uzun miyavladı.

"Demek kocanız uçma meraklısı?" dedi hayretle...

"Evet doktor."

"Güzeel!...Güzeel!"

"Ġlk günler öyle fazla üstünde durmadım bu merakının, her zamanki

tuhaf Ģakalarından sanıyordum. Ama dün geceki davranıĢları beni size

gelmeye zorladı."

"Harika!..Harika!.."

11


"Kocamın durumu kötü mü doktor?"

"Ġlginç!..Ġlginç!.."

"Onu ben de biliyorum. Yani ne olacak kocamın durumu?"

"Uygun bir Ģey yaparız canım, merak etmeyin...Tuhaf!..Ayrıca

ilginç...Hatta ĢaĢırtıcı da diyebilirim. Kendisini uçak sanan bir sürü hastaya

rastladım ama böyle kendisi uçmak isteyen bir kaplumbağaya ilk kez

rastlıyorum. Harika bir Ģey bu!.."

"Demek durumu çok kötü? Ne yapacağım Ģimdi ben? "

"TelaĢlanmayın lütfen...Önce neden böyle bir istek duyduğunu

araĢtıracağız. Yani olayın kökenine ineceğiz. Onunla ilgili her Ģeyi

bilmeliyiz. Doğumu nasıl olmuĢ mesela? Ebe ile arasında neler geçmiĢ? Ġlk

ciyaklaması, ciyaklarken sesinin tınısı, tonu nasılmıĢ? Annesi sever miymiĢ?

Çocukluğu mutlu mu, mutsuz mu geçmiĢ? Bütün bunları bilmem gerek. Tabi

bu da zaman ister, para ister..."

"Siz parayı düĢünmeyin. Yeter ki eĢim sağlığına kavuĢsun."

"Öyleyse anlaĢtık...ġimdi gelelim size...Onu kızdıracak, incitecek en

küçük bir davranıĢta bulunmanızı istemiyorum. Yaptıklarını normal

karĢılayın. Bırakın yapsın...Ne çıkaracaksa çıkarsın. Aksi bir davranıĢ onu

Ģoke edebilir. En önemlisi de, onun bana gelmesini sağlayın. Böyle yemek

tarifi verir gibi tedavi olmaz, değil mi?"

"Haklısınız...Haklısınız da, bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum. Ona,

hadi doktora gidelim demek çok zor."

"Niye zor olsun? Ciğerlerini üĢütünce nasıl doktora gidiyorsa, kafayı

üĢütünce de doktora gidilebilir. Unutmayın, bu çok önemli. Her gün

yaptıkları hakkında düzenli olarak not tutun ve bana bildirin. Bir fırsatını

bulur bulmaz da kanadından tuttuğunuz gibi -yani kolundan demek istedimhemen

bana getirin."

"Peki. Dediğinizi yapacağım."

"Korkmayın. Be neler gördüm, neler. Bu bıyıkları sıcak Ģömine

karĢısında uyuklayarak ağartmadık. Merak etmeyin, eĢinizi iyileĢtireceğiz!.."

Doktor kalktı...Bayan Kaplumbağa'yı kapıya kadar geçirdi.

"Ha aklıma geldi...Geçirdiği çocukluk günleri çok önemli. Çocuklukta

yaĢananlar bütün bir hayatı etkiler," dedi kapı önünde.

Bayan Kaplumbağa, çıkarken elini uzattı:

"Anladım, hoĢça kalın," dedi ve Doktor elini sıkarken patisinin ne

kadar yumuĢak olduğunun farkına vardı...

Ama bu aldatıcı bir durumdu tabi...Bütün kediler gibi doktorun da

patileri yumuĢacıktı. Ancak, içinde sivri ve müthiĢ keskin tırnaklar gizliydi!

"Güle güle" dedi Doktor, en Ģefkatli mırıldanmasıyla...

12


Ve Bayan Kaplumbağa çıkar çıkmaz kapıyı sıkıca kapatıp masasının

altından üç tekerlekli bir bisiklet çıkardı.

Sonra da üstüne binip:

"Vort...vort...ınn...ın...düüüt..." diye bağırarak odanın içinde

gezinmeye baĢladı!..

Zavallı doktor!

Bu ĢaĢırtıcı durumu onun gibi değerlendirirsek, acaba çocukluğunu

doğru dürüst yaĢayamamıĢ mıydı? Üç tekerlekli bir bisikleti bile olmamıĢ

mıydı?

KANAT ÇIKARMAK ZOR ĠġTĠR...ÜSTELĠK KĠMSE SĠZE

ĠNANMAZ

Bay Kaplumbağa'nın kanat çıkardığını duymayan kalmamıĢtı

iĢyerinde...

Sadece biri dıĢında; Müdür Timsah. Henüz o bundan habersizdi.

Kirpi ile Köstebek bu durum eğlence haline gelmiĢti.

Her gün, "Nasıl gidiyor kanat çıkarma iĢi?" diye alay ediyorlardı.

Bay Kaplumbağa da her zaman:

"Ġyi gidiyor. Az kaldı, diye cevap veriyordu onlara.

Bu sabah da öyle olmuĢtu iĢte.

Köstebek, uçup uçmadığını öğrenmek istiyordu onun.

"Henüz değil," dedi Bay Kaplumbağa.

Müdür Timsah gelmeseydi, alaylarını sürdüreceklerdi bir süre daha.

"Günaydın," dedi Timsah, gülümseyerek ve testere gibi diĢlerini

göstererek...

Bay Kaplumbağa, saygıyla selamladı onu:

"Hayırlı sabahlar, hoĢ geldiniz," dedi.

"HoĢ bulduk. Bayan Kaplumbağa nasıl bakalım, ha?"

"TeĢekkür ederim efendim. Karım çok iyi. Çoktandır evinizi ziyaret

edemiyoruz. Bayan Timsah kusurumuza bakmaz umarım?"

"Yok canım, ne kusuru? Nasıl olsa bir gün gelirsiniz."

"ġey efendim...Bir süredir...Yani epey bir süredir evden çıkamaz

olduk. ġu kanat çıkarma yüzünden. Tabi benim yüzümden karım da eve

kapanıp kaldı mecburen..."

Timsah'ın kulağına bazı Ģeyler gelmiĢti ama üstünde durmamıĢtı

bunun.

ġimdi böyle açıkça Bay Kaplumbağa tarafından dillendirilince, iyice

meraklandı. Neyin nesiydi bu kanat çıkarma iĢi?

13


"Ya? Anlıyorum, anlıyorum," dedi düĢünceli bir tavır takınarak ve

ekledi: " Seninle Ģu kanat çıkarma iĢini bir konuĢsak diyorum...Hani ne

derler? Ġnsanlar konuĢa konuĢa da, hayvanlar Ģey ede ede...?"

"KoklaĢa koklaĢa..."

"Evet...ĠĢini bitirince odama gel."

"Emredersiniz."

Timsah, odasına geçer geçmez telefon çaldı. Arayan Bayan

Kaplumbağa'ydı.

"Ġyi günler Bay Timsah. Ben Bayan kaplumbağa. KonuĢmamızdan

eĢimin haberi olmasın lütfen," diyordu.

"Anladım," dedi Timsah..."Bir Ģey mi vardı?

"Son günlerde kocam tuhaf Ģeyler yapıyor Bay Timsah. Beli siz de

farkındasınız bunun. Çok korkuyorum. Lütfen bunu kendisine hissettirmeyin.

Bunu doktoru istiyor. Durumu büsbütün kötüleĢebilirmiĢ."

"Yaa?"

"Yaa...Sizi rahatsız ettim. ġirkete gelme isterdim ama kocam

kuĢkulanır iye korktum."

"Anlıyorum, anlıyorum. Merak etmeyin siz."

"Bayan Timsah'a saygılar."

"Ġletirim. Güle güle..."

Timsah telefonu kapattığında kapıda Bay Kaplumbağa göründü.

"Önemli bir Ģey mi efendim?"

Timsah ĢaĢkınlığını belli etmemeye çalıĢıyordu.

"Yok canım. Öyle, sıradan, adi, zavallı bir telefon iĢte. Ne yaptığını

bilmiyor...Hem, telefon da telefon olsa...Öhö!..Neyse, biz iĢimize bakalım.

Ne istemiĢtiniz?"

"Aman efendim, beni çağıran sizdiniz."

"Ya, öyle mi? Evet...Neyse...Sonra konuĢuruz."

Bay Kaplumbağa, saygıyla eğilerek geri döndü ve odadan çıktı.

Müdürünün kafasının ne kadar karıĢık olduğunu düĢünüyordu...Ee, müdür

olmak kolay değildi tabii...

Timsah ise oldukça tedirgindi. O da Bay Kaplumbağa'nın hastalığının -

belki de bu sanıldığından da ciddi bir hastalıktı- bulaĢıcı olup olmadığını

düĢünüyordu.

Zaten titiz, devamlı kendini dinleyen, hastalık hastası birisiydi...ġimdi

bir de bu çıkmıĢtı!

"Ooof...Of" tu!.

Bay Kaplumbağa'nın odaya girmesiyle çıkması bir olmuĢ, bu da

Köstebek ile Kirpi'nin dikkatini çekmiĢti.

"Aa, ne çabuk konuĢtunuz?" diye hayret etti Kirpi.

14


"Ne yazık ki konuĢmadık. Doğrusunu isterseniz ne konuĢacağımız

konusunda da en ufak bir fikrim yoktu. Niye böyle davrandığını anlamıĢ

değilim yani..."

"Canım anlasana...Bizim gibi o da merak ediyor senin uçma iĢini."

Köstebek de karıĢtı lafa:

"Onunla konuĢmadınız, bari bize anlat Ģunu. Ne zaman baĢladın? Bu

istek ne zaman uyandı sende?"

"Uzun hikaye."

"Televizyon dizileri gibi mi? Ġki yüz elli bölüm sürmez herhalde? "

"O kadar da değil."

"Anlat öyleyse. Nasıl olsa zamanımız bol."

Bay Kaplumbağa, bu kadar ısrar karĢısında dayanamayıp pes etti...

"Peki..Peki," dedi ve anlatmaya baĢladı..."Bir gün bizim zıp-zıp

tavĢanla bahse tutuĢtuk..."

"Yine mi?"

"Hayır. Bu baĢka yarıĢtı. Kazanamadım.

"Olur Ģey değil."

"Evet, kazanamadım. Ama önemli olan bu değil."

"Nasıl değil? Bu hayvanlar aleminin en ünlü yarıĢıydı. Yani ilk yarıĢ.

Nice hikayelere, Ģiirlere, çizgi filmlere konu olmuĢtu. Okullarda sık sık

öğretmenler tarafından anlatılırdı..."

"Dedim ya? Bu ikinci yarıĢtı ve kazanamadım. Madem anlatmamı

istiyorsunuz, dinleyin. ĠĢte o gün yarıĢ için sözleĢmiĢtik. TavĢanı bilirsiniz.

Rüzgar gibi koĢar. Bense sırtımdaki bu kabukla oflaya puflaya yürürüm. Kan

ter içinde kalırım. YarıĢ yerine gitmek için evden çıktığımda, bir de ne

göreyim?

"Ne gördün?"

"Yollar çeĢitli engellerle dolu."

"Demek engelli yarıĢ bu?"

"Hayır. Engeller yarıĢ için konulmamıĢ. Kendiliğinden olmuĢ. Yani

öyle olmalı. Her yan pislik içinde...Çukurlar, çöpler...berbat bir hava. Bütün

bunlar yürümemi bile zorlaĢtıran engellerdi. Bir süre burnumu tutarak

yürüdüm. Sonra da azıcık dinlenmek için bir ağacın altındaki tümseğe çıkıp

oturdum. Tam terimi kuruluyordum ki, bir ses duydum ağaçtan. Baktım,

yaĢlı bir BaykuĢ. Ağaca tünemiĢ bana bakıyor."

"Ne dedi sana? YarıĢ için baĢarı mı diledi?"

"Hayır. Önce derinden bir 'uuu' çekti. Arkasından, 'BoĢuna kendini

yorma kaplumbağa. Hepimiz birer mavi kanat takmazsak hiçbir yarıĢı

kazanamayız,' dedi."

"E, sonra?"

15


"Hepsi bu."

"Gerçekten uzun bir hikayeymiĢ," diye alay etti Kirpi.

"Evet. Bir dakikada bitti," dedi gülerek Köstebek.

"Sizin için zaman kısa olabilir ama bir kaplumbağa için zaman geçmek

bilmez." Diye konuĢtu Kaplumbağa, ciddi bir tonlamayla.

"Uzun yaĢıyorsunuz iĢte, fena mı?" diye atıldı Köstebek.

Geçekten de kaplumbağalar en uzun yaĢayan canlılar sınıfına

girmekteydi...

"Evet, uzun yaĢamasına uzun yaĢıyoruz," dedi Bay Kaplumbağa iç

çekerek..." Tabi buna yaĢamak denirse!"

Belli ki, uzun ve çileli hayatını düĢünüyordu.

Köstebek araya girdi:

"Neyse, neyse...Konuyu dağıtmayalım. Sen de o gün yarıĢı

kaybettikten sonra mavi bir kanat akmaya karar verdin öyle mi?"

"Öyle de denebilir."

"Ġyi hoĢ da, sen bir kaplumbağasın...Hiçbir zaman uçamazsın. Yani bir

kuĢ gibi demek istiyorum. Gerçekten bunu baĢarabileceğine inanıyor

musun?" diye sordu Kirpi.

Bay Kaplumbağa kızdı.

"Size kaç kere söyledim, baĢaracağım!..Göreceksiniz!.."

Kirpi ile Köstebek telaĢlandı.

"Ne kızıyorsun canım? Biz arkadaĢız seninle..." dedi Köstebek. " BoĢ

hayallere kapılıp üzülmeni istemeyiz değil mi?"

"Bu boĢ bir hayal değil. Bunu size önümüzdeki günlerde

kanıtlayacağım. Bakalım o zaman ne diyeceksiniz!.." dedi Bay Kaplumbağa

ve hırsla masasına geçip oturdu.

Kirpi ile Köstebek birbirlerine baktılar...

BEKLENEN GÜN

Sabah...

7.45 uçağı yaklaĢtı ve geçti.

Yine her Ģey sarsılıp, sallandı.

Bay Kaplumbağa, pencere önündeki yerini erkenden almıĢtı.

Bayan Kaplumbağa ise her zamanki gibi uyuyordu.

"Geliyorum peĢinden insan yapısı...Geliyorum. hem de bir kuĢ gibi

takılacağım arkana. Kolla kendini!." diye bağırdı pencereden Bay

Kaplumbağa...Sesi uçağın gürültüsüne karıĢmıĢtı.

Sonra da telefonunun tuĢlarını tıklattı...Ġlk deneme uçuĢunu

gerçekleĢtirmeden önce hava durumunu öğrenmekti niyeti.

16


"Alo?"

"Alo, buyurun?"

"Meteoroloji mi?"

"Hayır. Uzay üssü Alfa. Nereyi arıyorsunuz kardeĢim?"

"Özür dilerim. Ben hava durumunu öğrenmek istiyordum. Uçacağım

da..."

"Telsiziniz, elektronik donanımınız yok mu? Niye telefonla

soruyorsunuz?"

"Elektronik donanıma ihtiyacım yok ki benim."

"Peki nasıl uçacaksınız öyleyse?"

"Canım orası beni ilgilendirir. Sizden sadece hava durumunu

öğrenmek istemiĢtim. Biliyorsanız söyleyin!"

"Ne kızıyorsunuz canım? Pencereden gördüğüm kadarıyla hava gayet

güzel. Bol güneĢli ve güneĢ gözlüklü günler dilerim...Ayrıca bir sipariĢiniz

varsa, hemen alabilirim."

"Ne sipariĢi?"

"Ne sipariĢi olacak? Markette ne olursa iĢte. Burası Öz Gıda

Market...Bendeniz de kasiyer Ardıç KuĢu..."

Bay Kaplumbağa, kızgınlıkla telefonu kapadı ama fazla da üstünde

durmadı bunun. Hava güzel görünüyordu. UçuĢ da iyi geçecekti demek ki.

Bayan Kaplumbağa uyanmıĢtı...

"Ne mırıldanıyorsun? Biriyle mi konuĢuyorsun?"

"Hava durumunu öğrenmek için aramıĢtım, market çıktı. Bugün ilk

deneme uçuĢumu gerçekleĢtireceğim de."

Bayan Kaplumbağa, birden yatakta fırlayıp oturdu.

"Nee?"

Bay Kaplumbağa, kasılarak olmayan kanatlarını çırptı:

"Bak...Çıktılar iĢte. Gördün mü? Artık bir çift mavi kanadım var.

Biliyorum, senin için sürpriz oldu. O yüzden ĢaĢkınsın böyle. Hadi kalk da

bana yol için yiyecek hazırla."

"Yani...ġimdi...Geçekten çıktı mı kanatların?"

"Elbette...Bak."

Ortada kanat diye bir Ģey görünmüyordu ama Bay kaplumbağa kanat

diye kollarını aĢağı yukarı sallayıp duruyordu.

"Yeter salladığın, nezle olacağım. Cereyan yapıyor," dedi Bayan

Kaplumbağa...Besbelli endiĢeliydi. "ġey...Bugün uçmasan olmaz mı?"

"Olmaz. Tam sırası."

"Yani, bu kanatlar yeterli olur mu uçmak için?"

17


"Tabi...Süpürge otu mu sandın bunları? Kanat bunlar, ka-nat! Hem bir

Ģeye karar verdi mi yapmalı. Caymak olmaz. Ancak, yine de küçük bir pürüz

var..."

"Pürüz mü?"

"Evet. Kanatları katlamam sorun olabilir. Bu halimle sokağa da

çıkamam. Dikkat çekerim. Pardösümü getirir misin?"

"Ne yapacaksın pardösüyü bu sıcakta?"

"Söyledim ya? Giyeceğim. Kanatlarım görünmesin diye. Hadi."

Bayan Kaplumbağa, gardıroptan pardösüyü alırken kocasının artık

iyice tozuttuğuna bir kez daha inandı.

Kocası ise oturma odasında Ģarkı söylüyordu Ģimdi:

"Kanadımda gül oya...Uçmadım doya doya...Lay lay lom..."

Pardösü ve sandviçler hazırdı.

Bay Kaplumbağa, çabucak giyinip, sandviç paketini cebine koydu.

Sonra da göğsünü yumrukladı.

"ĠĢte sonunda tarihi an geldi. Ben hazırım!"

"Hemen mi gidiyorsun?"

"Hemen."

"Yani ciddi ciddi gidiyorsun öyle mi?"

"Hayatım boyunca hiç olmadığım kadar ciddiyim ve bütün

ciddiyetimle ciddi ciddi gidiyorum... Sevgili bayan, siz hâlâ Ģaka yaptığımı

mı sanıyorsunuz? Birazdan ormanın en yüksek ağacına çıkıp kendimi

gökyüzünün geniĢ maviliklerine bırakacağım. Sonra da, ver elini yeĢil ülke,

Samanyolu, Kuyruklu ve kuyruksuz yıldızlar!.."

"Eyvah!..ġey...Bilirsin, yükseklerde hava soğuk olur. ÜĢütmezsin değil

mi? Sonra, göktaĢlarına da dikkat etmelisin. Çarpıverirsin filan...Daha ilk

uçuĢunda sakatlanmak istemezsin değil mi?"

"Ederim, merak etme. VedalaĢma zamanı geldi. Hadi hoĢça kal.

KabbuĢum, minik kaplumbağam benim. ġans dile bana. Ġhtiyacım olacak

yukarda."

VedalaĢma sahnesi gerçekten hüzün vericiydi. Birbirlerinden zor

ayrıldılar. Sonra Bay Kaplumbağa, pencereden pır diye uçacağı yerde,

kapıdan çıkıp gitti. Hem de kanatlarını çırparak!

Bayan Kaplumbağa, bir süre öyle kıpırtısız kocasının arkasından baka

kaldı.

Doktoru aramayı akıl etmese, belki de çok uzun bir zaman öyle heykel

gibi duracaktı.

"Alo? Alo?"

"Miyavvv...Yani buyurun"

"Doktor...Doktor, kocam uçmaya gitti!"

18


"Ne? Fareler ortalığı talan mı etti?"

"Hayır canım...Ben...ben Ģu kocası uçma meraklısı olan

kaplumbağayım. Hani size gelmiĢtim de..."

"Ha, evet. Ne oldu?"

"Kocam uçmak için gitti."

"Ġlginç...Güzeeel...Anlamadım? Nasıl yani?"

"Gitti iĢte...Basbayağı gitti."

"Harika!..Harika!.."

"Söyleyin, ne yapacağım Ģimdi?"

"E...Ģey...Peki, nereye gitti? Nerde uçacakmıĢ?"

"Ormanın en yüksek ağacı nerdeyse, orda."

"Harika!..Harika!..Bakkala gofret almaya gider gibi uçmaya giden bir

kaplumbağa...Bravo doğrusu. Ben cesaret diye buna derim. Böyle cesur

öncüler sayesinde bugünlere geldik. Helal olsun!..Ha, bayan? Bu aĢamada

benim bir Ģey yapmam söz konusu değil. Siz önce itfaiyeyi arasanız daha

yararlı olursunuz kocanıza. Ben Ģimdi ormanın en yüksek ağacının

bulunduğu yere gidiyorum...Kaçırır mıyım hiç böyle müthiĢ bir olayı...HoĢça

kalın bayan...Kocanız için dua edin...Miyaav!."

Telefon kapandı.

Bayan Kaplumbağa, baĢka bir numara tuĢladı...Aradığı müdür

Timsah'tı.

"Aloo?"

"Alo, buyurun?"

"Müdür bey, ben Bayan kaplumbağa..."

"Günaydın Sayın bayan. Eminizdeyim"

"ġey...Kocam Ģey oldu..."

"Ne oldu? Hastalandı mı? ĠĢe gelemeyecek mi?"

"ġey...Kanat çıkardı ve uçmaya gitti."

"Ne çıkardı?"

"Kanat...Yani çıkardığını sanıyor. Uçmaya gitti."

"Yok canıım...Ġyi çocuktur bizim kaplumbağa. Öyle bir Ģey

yapmaz...Nee? Uçmaya mı gitti? Nereye?"

"Ormanın en yüksek yerine çıkıp aĢağı atlayacakmıĢ."

"Vay baĢıma gelenleeer...Deli mi bu kaplumbağa? Büroda onca iĢ

dururken, sen kalk uçmaya git. Olacak Ģey değil!..ĠĢ ahlâkı da kalmadı. Pes

doğrusu!."

"Yardıma geleceksiniz değil mi? Belki onu caydırabiliriz."

"Tabi, tabi...Hemen yola çıkıyorum. Nehirden yüzerek gidersem daha

çabuk varırım oraya. Ne de olsa o bir kaplumbağa. Anca gider. Umarım

nehirde Tarzan'a rastlamam. Benimle boğuĢmayı çok sever de..."

19


Telefon kapandı...

Bayan Kaplumbağa, daha sonra itfaiyeyi, polisi, cankurtaranı, Bay

Kaplumbağa'yı tanıyan herkesi tek tek arayıp yardım istedi.

ġimdi ormanın en yüksek ağacına doğru bir hareket baĢlamıĢtı...

BĠR KAPLUMBAĞA BEDENĠYLE MĠ, YOKSA RUHUYLA MI

UÇMALI?

Bay Kaplumbağa, yorulmuĢtu.

Bir kütüğün üstüne oturmuĢ dinleniyordu ki, bir ses duydu...

"Hop...Hop!.."

Etkileyici, davudi bir sesti bu...Derinden geliyordu ve Bay

Kaplumbağa'yı korkutmuĢtu.

"Hii...O da kim?"

"Ġçindeki ses..."

"Nerdesin? Göremiyorum seni..."

"Göremezsin tabi. Ses görülmez, duyulur. Söyle bakalım, ruhunla mı

uçacaksın, bedeninle mi?"

"Bedenimle tabi..."

"Cık...cık...cık. Beceremezsin!"

"O zaman ben de ruhumla uçarım."

"O da olmaz."

"O olmaz, bu olmaz. Peki nasıl olur?"

"Hem bedenin, hem ruhunla, hem de mavi kanatlar açarak uçacaksın."

"ĠĢte açtım mavi kanatlarımı?"

"Ay, bunlar mı mavi kanat? Güleyim bari. Kah...kih..."

Bay Kaplumbağa kızdı:

"Bana bak...Ġçimdeki ses misin, dıĢımdaki ses mi, ileri gidiyorsun.

Beni yolumdan döndüreceğini sanıyorsan yanılıyorsun. Hiç boĢuna çeneni

yorma."

"Aferin, aferin. ĠĢte ben de bunu bekliyordum. Böyle kararlı olman bu

iĢi gerçekten baĢaracağını gösteriyor. Hadi bakalım, yolun açık olsun.

Selametle...(Ses yankılanarak eridi) Selametle...metle...le..."

Bay Kaplumbağa, kendisiyle bir iç çatıĢmaya girmiĢ, kararlılığı

artmıĢtı.

Kalkıp yoluna devam etti.

Uzaklardan itfaiye sirenleri duyuluyordu...

Kalabalık bir grup, ormandaki yüksek ağaca doğru gidiyordu.

Karadan, havadan, nehirden her yol ormandaki o en yüksek ağaca

çıkıyordu bugün.

20


MI?

UÇTU UÇTU KAPLUMBAĞA UÇTU...KAPLUMBAĞA UÇAR

Evet...

Herkes...herkes ordaydı.

Medya, itfaiyeciler, güvenlik güçleri...olayı kim duymuĢsa iĢte...

Herkes ormandaki en yüksek ağacın altındaydı.

"ĠĢte orda!" diye bağırdı ve ağacın tepesindeki eĢini gösterdi Bayan

Kaplumbağa...(Oraya nasıl çıktığını bilmiyorum. Daha doğrusu, biliyorum da

Ģimdilik söylemiyorum. Biraz meraklanın bakalım)

Timsah, üstü baĢı paramparça gelmiĢti olay yerine.

Belli ki, nehirde baĢına tuhaf Ģeyler gelmiĢti.

Durumuna açıklık getirmek için:

"Ah Tarzan!..Yaktın beni. Sırası mıydı nehirde güreĢ tutmanın?

Giysilerim berbat oldu. Ah, of!.."

Herkes meraklı bir bekleyiĢ içindeydi.

Ama, ağacın tepesindeki Bay Kaplumbağa, aĢağıdaki bu kalabalığa bir

anlam veremiyordu.

Bir ara aĢağıya baktı ve:

"Neler oluyor böyle? Yangın mı var acaba?" diye mırıldandı.

Bayan Kaplumbağa, o aĢağı bakarken el sallayıp bağırdı:

"Canım...Lütfen vazgeç!"

"Seni duyamıyorum, bağır biraz," dedi Bay Kaplumbağa. Bulunduğu

yer oldukça yüksekti ve hafif bir rüzgar vardı.

"Lütfen in o kütükten," diye yalvardı Bayan Kaplumbağa...

Bay Kaplumbağa, kararlılığını sürdürüyordu...

"BaĢaracağım tatlım. Göreceksin kabbuĢum..." (Kanat çırptı)

Köstebek burun kıvırdı:

"Hani ormanın en yüksek ağacına çıkacağını söylemiĢtiniz? Çıka çıka

bu kütüğün üstüne mi çıkmıĢ? Hıh!"

Kirpi, itiraz etti:

"Bir kaplumbağa için epey yüksek sayılır yine de," dedi ve seslendi

"Heey Bay Kaplumbağa!..Ġn aĢağıya!.."

Doktor Kedi, miyavlayıp duruyordu:

"Harika...harika.."

Çekirgelerden oluĢan itfaiye, gerekli önlemi almıĢ, bir atlamaya karĢı

branda bezini hazır tutuyordu.

"Çabuk olun, atlamadan yakalayalım," dedi Ģefleri.

21


Ġtfaiyecilerden bazıları Bay Kaplumbağaya doğru yavaĢça ilerledi. Bay

Kaplumbağa, sertçe durdurdu onları:

"Durun!..Sakın yaklaĢmayın!"

Herkes 'zınk' diye durdu.

Bay Kaplumbağa, derin bir nefes aldı ve gülümsedi.

"Baylar, bayanlar...Ben hazırım," dedi ve pardösüsünü çıkarıp, kendini

'hoop' diye boĢluğa bırakıverdi.

"Uçuyor, uçuyor!" diye bağırdı kalabalık.

"Gözlerime inanamıyorum biri beni çimdiklesin," dedi Timsah.

"Beni de, beni de," dedi Kirpi.

Kedi:

"Harika, harika!" diye miyavladı, diliyle bıyıklarını yalayarak.

TV'ler olay yerinden canlı yayın yapıyordu.

Sunucu:

"Vay canına sayın seyirciler...ĢaĢılacak Ģey! Ġnanılmaz ama gerçek. Bir

kaplumbağa göklerde uçuyor...Tıpkı bir kuĢ gibi. Evet, evet. Kaplumbağalar

tarihinde henüz böyle bir Ģeye tanık olunmadı. Yüzlerce, binlerce ĢaĢkın göz,

uçan kaplumbağayı izliyor...ĠĢte!..Ağacın çevresinde dönüyor. ġimdi de bir

ok gibi güvercin sürüsünün arasına dalıyor. Derken bir daire, bir üçgen,

altıgen çizerek pike yapıyor. Bir pike daha!...Pike üstüne pike sayın

seyirciler. Her pikede aĢağıda onu izleyenler korkudan yerlere yatıyor!" diye

bağırıyordu ekrandan.

Sonra küçük bir reklam arası erdiler.

Reklamlar da hayli ilginçti...

Mesela biri Ģöyleydi:

"Fıs fıs spor ayakkabılarıyla siz de zıp zıp zıplayabilir, hatta

uçabilirsiniz. Zıp-zıp! Spor ayakkabısında bir numara. TavĢan gibi koĢar,

kaplumbağa gibi uçar!"

Reklamlardan sonra canlı yayın devam etti...

Sunucunun dediği gibi, yüzlerce, binlerce meraklı göz Bay

Kaplumbağa'yı seyrediyordu.

Bay Kaplumbağa ise durmadan pike yapıyor, aĢağıdakilerin yüreğini

ağzına getiriyor, sonra yine aniden yükseliĢe geçerek, bulutlarla sarmaĢ dolaĢ

oluyordu...Ġnanılmaz bir manzaraydı!

Ancak, yine de tuhaf bir durum vardı...

AnlaĢılmayan, açıklanması zor, tuhaf bir durum...

Az önce...

Yani Bay Kaplumbağa, ormanın en yüksek ağacının üzerinden

uçmadan (kütükten aĢağı atlamadan) önce...

Hani, çekirgelerden oluĢan itfaiye erleri üzerine doğru gelirken?

22


ĠĢte o an çok tuhaf bir Ģey olmuĢ, Bay Kaplumbağa'nın baĢının üstünde

rengarenk ıĢıklar yanıp sönmüĢtü.

Doğrusunu isterseniz, biraz da baĢ ağrısına neden olmuĢtu bu durum...

Her neyse iĢte...

ġimdilik bunun üstünde durmaya gerek yok...

O Ģimdi gökyüzünde kuĢlarla yarıĢıyordu ya, önemli olan bu.

Sunucu avazı çıktığı kadar bağırıyordu beyaz camdan:

"Eyvah...DüĢüyor galiba...Hayır Hayır. Yeni bir dalıĢ denemesiydi bu.

Yine yükseliyor iĢte. Birkaç karmaĢık ve inanılmaz takladan sonra tek bir

kanat vuruĢuĢuyla uzayın bilinmeyen karanlıklarına doğru gidiyor...Helal

olsun! Olağanüstü! ġaĢılacak Ģey!"

UÇAN BĠR KAPLUMBAĞA OLMAK KOLAY DEĞĠL...

HER AN BAġINIZ DERDE GĠREBĠLĠR!

Bayan Kaplumbağa, evindeki koltuğunda oturmuĢ, olanları

düĢünüyordu...

Hâlâ Ģoktaydı.

Bütün bunlar inanılacak Ģey miydi?

"Gözlerime inanamadım. Doğru söyleyin lütfen. Gerçekten oldu mu

bu? Siz de gördünüz mü uçtuğunu?" dedi hayretle açılmıĢ gözlerle.

Konukları da onun gibi Ģoktaydı.

Müdür Timsah, Kirpi, Köstebek, olaydan sonra Bayan Kaplumbağa'yı

yalnız bırakmamıĢ, birlikte eve gelmiĢlerdi.

"Elbette gördük...Yalnız biz mi? Herkes gördü. TV'ler, radyolar naklen

yayınladı," dedi Kirpi.

"Gördük görmesine de, böyle bir Ģey nasıl olur anlamıyorum," diye

hayret etti Köstebek.

Timsah, Bay Kaplumbağa'ya hayrandı ve olaya değiĢik bir açıdan

yaklaĢıyordu:

"Hayvanlar alemi daha neler görecek beyefendi...Neler...Henüz

beynimizi bile tam anlamıyla kullanamıyoruz. Kim bilir ne yeteneklerimiz

var da farkında değiliz."

"ġimdi aya filan gitmesin?" diye sordu Kirpi.

"Benim bildiğim Bay Kaplumbağa, Mars'a bile gider," diye kesin

konuĢtu Köstebek. ArkadaĢıyla gurur duyuyordu. "ArkadaĢ dediğin böyle

olur!"

"Peki, Ģimdi ne olacak? Be ne yapacağım yalnız? Ya geri dönmezse?"

diye duyduğu endiĢeyi dile getirdi Bayan Kaplumbağa.

Timsah, onu teselli etti:

23


"Döner, döner...Merak etmeyin. Ben bir keresinde Asya'ya gitmiĢtim

de..."

Kirpi atıldı:

"Asya'nın sözü mü olur efendim? Aya gitti, aya!"

Köstebek, olaya değiĢik bir yorum getirdi:

"Ne reklam olacak ama!..Ünlü oldu artık. ġimdi TV'ciler, filmciler,

gazeteciler, hepsi bizim kaplumbağanın peĢine düĢecek. Çizgi filmlerde bile

oynar artık. Vallahi iĢiniz kötü Bayan Kaplumbağa. Eve zor sığar artık

kocanız. Yüzünü bile göremezsiniz. Çünkü o artık kamuoyuna maloldu. Özel

hayatı biti. O paparazziler yok muu! Bir dakika rahat vermezler artık."

Doktor araya girdi:

"Baylar, baylar! Böyle sıkıntı verici cümleler kurmayın lütfen.

Aaa!..Görüyorsunuz Sayın Bayan çok üzgün. Açılın da hava alsın canım."

Timsah kalktı:

"Haklısınız. En iyisi evlerimize gitmek. Bırakalım da Bayan

Kaplumbağa kendini toparlasın. HoĢça kalın bayan."

Ötekiler de kalkıp vedalaĢtılar...Kapıdan çıkarken:

"Bize de öğretir mi acaba uçmasını?" dedi Kirpi.

"Belki öğretir. ArkadaĢ değil miyiz? Ama ben bir köstebek olarak

yerin altını, yerin üstüne yeğlerim doğrusu. Fakat yine de ara sıra uçmak

ilginç olabilir," dedi Köstebek.

Konuklar çıktıktan sonra Bayan Kaplumbağa kapıyı kilitledi.

Ġçine fenalıklar gelmiĢti ve baĢka konuk istemiyordu artık.

BeĢ dakika sonra pencerenin arkasından "Cik, cik," diye bir ses

duyuldu.

Bayan Kaplumbağa, sesin sahibini bir serçe sandı önce...

Ama dikkatlice bakınca yanıldığını anladı. Gelen kocasıydı ve

pencerenin dıĢında 'cik'leyip duruyordu.

"Hii!.. Sen miydin?" dedi küçük bir çığlık atarak...Sonra da koĢarak

gidip pencereyi açtı.

"Elbette...ĠĢte sapasağlam karĢındayım minik kabbuĢum. Sevindin mi

beni gördüğüne?" dedi Bay Kaplumbağa içeri girerken.

"Sevinmez olur muyum hiç?"

"Gel seni bir kanatlayayım..."

KucaklaĢtılar.

"Bütün bunlar gerçek miydi?"

"Gözler asla yalan söylemez sevgili bayan."

"Haklısın...Anlat bakalım, uçmak nasıl bir duygu?"

Oturdular...

"MuhteĢem!..Hiç bu kadar mutlu olmamıĢtım."

24


"Belli oluyor. Gözlerin pırıl pırıl...Tam iki saattir yoktun."

"Tam tamına iki saat, kırk beĢ dakika, elli iki saniye...Ġlk uçuĢ için hiç

de fena sayılmaz. Ayrıca, kendimi kıyaslayabileceğim ikinci bir uçan

kaplumbağa da yok. Türümün tek örneğiyim ben. Kendi rekorumu ancak

kendim kırabilirim."

Birden, bir Ģey hatırladı:

"Eyvah!"

"Ne oldu?"

"Pardösümü ağaçta unuttum. ġimdi bir uçuĢ alı gelirim."

"Ne önemi var canım? Artık saklayacak bir Ģeyi yok ki. kanat

olduğunu herkes öğrendi...Hem, daha doğru dürüst konuĢamadık bile. Karnın

da açtır. Otur, yemini ye...ġey, özür dilerim, bir an kuĢ sandım seni."

Bay Kaplumbağa hapĢırdı:

" HapĢuuu!..ġey...Yukarısı biraz serin de," dedi.

Bayan Kaplumbağa, ona kağıt mendil verdi.

"Biliyor musun canım, artık ünlü biri oldun. Herkes peĢindedir Ģimdi.

Gazeteciler, televizyoncular...Bu çok korkutuyor beni."

"Uçmamdan onlara ne ki? Ben sadece özel bir amaç için uçtum. Tek

isteğim mavi kanatlar takmaktı. Onu da gerçekleĢtirdim. Ben baĢkalarının ne

yaptığına karıĢıyor muyum? Onların da bana karıĢmaya hakkı yok."

"Umarım karıĢmazlar. Ama hiç sanmıyorum. Sanki çok kötü Ģeyler

olacakmıĢ gibi bir duygu var içimde."

"Ne gibi?"

"Ne bileyim? Sanki her an birileri çıkıp gelecekmiĢ de, tuhaf Ģeyler

olacakmıĢ gibi."

Tam bu sırada kapı zili çaldı.

"Demedim mi?"

Bay Kaplumbağa telaĢlandı:

"Bana bak, eğer gazeteci filansa sav gitsin. Evde yokum!"

"Peki."

Bayan Kaplumbağa, kapıyı açmak için giderken, Bay Kaplumbağa da

içerdeki odalardan birine gidip saklandı.

Gelenler üniformalı iki kaplumbağaydı.

Uzun boylu olan biraz otoriter ve sertçe bir sesle:

"Bay Kaplumbağa burda mı oturuyor?" diye sordu.

"Evet. Ben eĢiyim. Ne istemiĢtiniz?"

Kısa boylu olan uzunun aksine kibarca:

"BağıĢlayın bayan, biz kocanızı görmek istiyoruz," dedi nazikçe

eğilerek.

"Gazeteci misiniz?"

25


"Gazeteci mi? Yo, hayır..."

Bay Kaplumbağa, gelenlerin gazeteci olmadığını öğrenince rahatlayıp,

saklandığı odadan çıktı.

"Buyurun, buyurun..."

"Bay Kaplumbağa siz misiniz?" diye sordu dik dik uzun olanı.

"Evet?"

"Hani Ģu uçan kaplumbağa?"

"Evet. O benim iĢte. Bir Ģey mi istemiĢtiniz?"

"Hava taĢıtı ehliyetiniz var mı?"

Bay Kaplumbağa'nın baĢından aĢağı kaynar sular döküldü birden.

"Anlamadım? Ne var mı?"

"Anlamazlıktan gelmeyin lütfen. ArkadaĢım gayet anlaĢılır bir dille

hava taĢıtı ehliyetiniz olup olmadığını sordu," dedi kısa olan.

"Hava taĢıtı kullanmıyorum ki ben?"

Bayan Kaplumbağa, havayı yumuĢatmak için üniformalı konuklara bir

Ģey içip, içmeyeceklerini sordu.

Konuklar görev baĢındaydı ve yiyip içmeleri kurallara aykırıydı.

Yani pek de ciddi Ģeylerdi...

Bay Kaplumbağa, yutkundu:

"Doğrusu bunun için ehliyet gerekli olduğunu bilmiyordum. Kurallara

uyulmasından yana bir yurttaĢım ben. Yalnızca Ģöyle bir uçup geldim, hepsi

bu. Eğlenmek için yani. Benim gibi masa baĢında pinekleyen küçük bir

muhasebecinin, böyle küçük, günahsız bir özlemini çok görmezsiniz

umarım."

Kısa boylu olan gülümsedi:

"Günahsız özlem mi?"

"Evet. AnlayıĢlı olun lütfen."

"Biz buraya sizi anlamaya gelmedik bayım."

"Neye geldiniz peki?"

"Ehliyetinizi görmeye, numarasını almaya, ruhsatınıza bakmaya..."

"Çattık!..Söyledim ya? Ehliyet, mehliyet yok!"

"TaĢıt verginizi de ödememiĢsinizdir tabi?"

"Ne vergisi?"

"TaĢıt vergisi...Bakın bayım, uluslararası anlaĢmalara göre, hava

taĢıtlarını izinsiz kullanmak suçtur! Eminim Uluslar arası Havayolları

AnlaĢması Ceza Hükümlerinin 8-B fıkrasından haberiniz de yoktur sizin."

Uzun boylu olanı cebinden bir kağıt çıkarıp uzattı:

"ĠĢte mahkemeye çağrı kağıdı. Eğer gününde mahkemede olmazsanız,

tutuklanıp götürülürsünüz!"

"ġaka yapıyorsunuz değil mi? Gizli kameralarınız nerde?"

26


"Bizde Ģaka yapacak göz var mı?"

"Yok mu?"

Üniformalı kaplumbağalar, ciddi pozlar takınarak baktılar...

Bay Kaplumbağa, bunun Ģaka olmadığını nihayet anladı. ġaĢkınlıktan

kekelemeye baĢlamıĢtı...Sinirlerini kontrol edemediğinde hep böyle olurdu.

Önce kızarır, sonra da kekelerdi...Ne yapsın? Elinde değildi ki.

"Bakın, ben...ben araç filan kullanmadım...Doğru...UçuĢ iznim yok.

Sadece Ģöyle bir eğlenmek istedim..."

Kısa boylu olan ayağa kalktı:

"Eğlence anlayıĢınıza saygı duyuyoruz tabi ama bu bizi ilgilendirmez.

Biz hava trafiği Ģubesinden geliyoruz ve görevimizi yapıyoruz. Yönetmelik

hükümleri gayet açıkken ıĢıksız uçtunuz. DönüĢlerde de iĢaret vermediniz."

"Ne ıĢığı? IĢık donanımım yok ki?"

Uzun boylu olan da kalktı:

"Daha kötü ya!.Demek ki taĢıt yetersiz donatılmıĢ. Bu yüzden de

trafiğe çıkamaz. Böyle bir taĢıtı kullananlar, diğer taĢıtlardaki can ve mal

kaybından sorumlu tutulurlar...Sigortanız da yoktur sizin, değil mi?"

"Ne sigortası?"

"TaĢıt sigortası tabi..."

"Ha, o mu? Henüz yaptırmaya fırsat olmadı."

"Bakın bayım, yaptığınız olağanüstü bir Ģey. Bunu inkar etmiyoruz,

ama yasa yasadır."

"Yasalara karĢı boynum ince. Bir kaplumbağa uçmasını bilse de öteki

kaplumbağalarla yasalar önünde eĢit olmalı."

"Tamam. Çok doğru. Aynen öyle. Biz de bunu anlatmak istiyoruz

zaten."

Uzun boylu olanı, cebinden baĢka bir kağıt çıkardı. Aceleyle bir Ģeyler

yazıp , Bay Kaplumbağa'nın önüne koydu.

"ġu tutanağı imzalayın lütfen."

"Peki"

Bay Kaplumbağa, kağıdı imzalayıp geri verdi.

"Bitti mi?"

"Daha bu bir Ģey değil," dedi uzun boylu olan üniformalı kaplumbağa

ve kağıdı alıp cebine koydu.

"Dahası da mı var?"

"Elbette...Sizi ses duvarını aĢmakla suçlayabilirler."

"ġaka yapıyorsunuz...Sahi sizde o göz yoktu...BaĢka?"

"BaĢka...BaĢka bir ormanın hava sahasını ihlal edip etmediğinizi

bilmiyoruz. Hayvanlararası siyasi bir krize neden olabilirsiniz. Sizin

yüzünüzden kaplumbağalar ile kuĢlar arasında bir savaĢ bile çıkabilir."

27


"Yok daha neler..."

"Yasalar bayım, yasalar...Hiçbir hayvan öyle 'ha' deyince uçamaz. Tabi

kanatlılar dıĢında. Onlar, yani kuĢlar, kanatlı böcekler ve yarasalar zaten bu

hakka doğuĢtan sahipler. Bunu bilmeniz gerekir. ġimdi gitmemiz gerek.

Yığınla iĢ bizi bekliyor. Bilirsiniz, leyleklerin göç zamanı...her an bir hava

kazası olabilir. Bu iĢi karadan biz yönetiyoruz da..."

Kısa boylu olanı elini uzattı Bay Kaplumbağaya ve hayranlıkla sıktı.

"Sizi kutluyorum bayım. Biz kaplumbağalar yaptıklarınızla gurur

duyuyoruz. Olağanüstü, ĢaĢılacak bir Ģey gerçekleĢtirdiniz. Adınız

kaplumbağa tarihine altın harflerle yazılacak."

Ġki görevli de saygıyla selam verip çıktılar.

Bay ve Bayan Kaplumbağa bir süre sessiz oturdular. Sessizliği bozan

Bayan Kaplumbağa oldu...

"Görüyor musun baĢımıza gelenleri? Ne yapmayı düĢünüyorsun

Ģimdi?"

Bay Kaplumbağa, baĢını iki elinin arasına aldı. Oldukça çaresiz

görünüyordu.

"Bilmiyorum...Bilmiyorum."

"Artık bu evde kalamazsın. Yani en azından bir süre için. Olanlar

unutuluncaya kadar."

"Nereye gidebilirim ki?"

"Annemlere gidelim. Yok...Orayı da bulurlar. Öyle bir yere

gizlenmelisin ki kimse bulamasın. "

"Korkunç bir Ģey bu. Artık uçmak hayal oldu. Yasalara karĢı gelmek

istemem. ġu iĢe bakın...Yere bile tükürmedim bugüne kadar. ġimdi bir sürü

acayip suçtan mahkemelik oldum...Of, of!."

"Üzülme bu kadar. Nasıl olsa unutulup gider. Birkaç gün ortalıkta

görünmezsin, olur biter."

"Bu öyle unutuluverecek bir Ģey değil. Hapı yuttum ben. Ben yaptığım

iĢin bilinmesini, alkıĢlanmasını istemedim ki. Sadece mavi kanatlar açıp

gökyüzünün maviliklerinde dolaĢmak, engelleri kaldırma istedim, o kadar.

Bir hayvana böyle küçük bir romantizmi bile çok görüyorlar...Ne yazık ki biz

kaplumbağalara uçma yetkisi tanımamıĢ minik kabbuĢum. Elveda..."

Bay Kaplumbağa, üzüntüyle elini uzattı...Bayan Kaplumbağa, uzatılan

eli sıkıca tutup salladı...

"Güle güle. Her gün telefon et. Meraktan öldürme kabbuĢunu," dedi

ağlayarak.

HER YERDE BĠR KURNAZ TĠLKĠ VARDIR

28


Kocaman takma bir burun...

Pala bıyık...

Büyük çerçeveli bir güneĢ gözlüğü...

Ve yakaları kalkık bir pardösü...

Kılık değiĢtirmek için buların yeterli olabileceğini düĢündü Bay

Kaplumbağa.

Artık onu kimse tanıyamazdı.

ġimdi kalabalık bir sokakta yürüyor ve çevresine tedirgin gözlerle

bakıyordu.

Gözlüğü ve takma burnu az önce bir oyuncakçıdan almıĢtı.

Oyuncakçının yanında bir gazete bayii vardı ve gazetelere Ģöyle bir

göz atmak için durmuĢtu. ĠĢte o zaman görmüĢtü fotoğraflarını. Gazeteler

ağız birliği etmiĢ, ondan söz ediyordu...

Sadece bu kadarla kalsa iyi, otuz kupona dev boyutlu bir posterini

vereceklerini duyuruyorlardı.

Ne kadar dostu, tanıdığı olduğuna ĢaĢıp kalmıĢtı...Gazetelerde,

televizyonlarda hiç tanımadığı kiĢiler çıkıyor, kendisi ile geçirdikleri anıları

anlatıyorlardı.

Piyangodan büyük ikramiyeyi kazansa bu kadar olmazdı...

Kızgınlıktan kıpkırmızı olmuĢtu.

En çok da kızdığı Ģey de artık uçamayacak olmasıydı.

Çünkü taĢıt yetersiz donatılmıĢtı.

IĢık donanımı yoktu.

BaĢka bir ormanın hava sahasını ihlal etmiĢ olabilir, bu yüzden de

savaĢ çıkabilirdi.

Öte yandan, kuĢlar da kendisine diĢ (yani gaga) biliyor, ateĢ

püskürüyordu.

Öf ki, öftü!..Bütün bunlar ne kadar saçmaydı!

Sabahtan beri bunları düĢünüp duruyordu. Karnı iyice acıkmıĢtı. Daha

fazla dayanamayıp yol üstündeki ilk lokantaya daldı.

Gidip en kuytu köĢedeki bir masaya geçip oturdu...ġöyle ağız tadıyla

bir salata yemek istiyordu. Bir kase de sıcak çorba.

Garson koĢarak geldi "Buyuruun," diyerek...

"Hangi çorbalarınız var?"

"Size lokantamızın özel çorbasından verelim efendim. Harikadır."

"Nedir o?"

"Kaplumbağa çorbası. Dumanı üstünde."

Bay Kaplumbağa, kıpkırmızı oldu ama belli etmedi. Tanınmaması

gerektiğini hatırladı.

29


"Ben sebze çorbası istiyorum. Vejetaryenim. Yani et yemem.

Anlıyorsunuz ya?"

Garson burun kıvırdı ve bir kaĢını kaldırarak:

"Hıh!..Ağzının tadını bilmeyene ben ne yapayım? Madem sebze

çorbası istiyorsunuz, öyle olsun..."

Garson uzaklaĢırken arkasından seslendi Bay Kaplumbağa:

"Salata da istiyorum ha!.."

Sonra da çevresine bakındı. AnlaĢılan burası bir Çin lokantasıydı.

Çin mutfağının en ünlü yemeklerinden biri de kaplumbağa çorbasıydı

tabi.

Garson surat asarak sebze çorbası getirdi ama ne getiriĢ...

Sanki tabağı masaya fırlatmıĢtı.

Giderken de aynı suratsız tavırla:

"Afiyet filan olmasın...Hıh!.." dedi.

Bay Kaplumbağa, kızsın mıydı, gülsün müydü? Karar veremedi. En

iyisi sabretmek diye düĢündü. Öyle de yaptı. Artık sabırlı olmayı

öğrenmeliydi. Çünkü buna her zaman ihtiyacı olacaktı. Gerçi kaplumbağalar

oldum olası sabırlı hayvanlardı. Kimseye kızıp, olay çıkarmazlardı...

Bunları düĢünüp, çorbasını yudumlarken, siyah gözlük takmıĢ,

kocaman bir Ģapka giymiĢ, acayip görünüĢlü bir tilki oturdu masaya.

YılıĢık yılıĢık güldü ve "Tavuk çorbası mı? Bayılırım," dedi.

Bay Kaplumbağa, itiraz etti: Hayır efendim, ne kaplumbağa çorbası,

ne de tavuk çorbası. Halis sebze çorbası bu."

"Sebze mi? Hıh! Ağzıma sürmem," dedi beriki.

"Ġzin verirseniz ben süreceğim! Aman, yiyeceğim."

Tilki iyice yılıĢtı:

"Efkarlı mıyız abisi?"

"Anlamadım? Ne miyiz?"

"Efkarlısın diyorum... Efkar...Yani çok fikir...Bir sürü düĢünce. Bu da

sizi sinirli yapmıĢ...Üzüntü...Dert...Yaa...Haline bakan hemen anlar bunu."

"Çatık..."

"Çatma kaĢlarını abisi...Oturabilir miyim?"

"Hoppalaa!..Çoktan oturdun ya?"

"Kızma. Soralım dedik. Bu iĢler izinsiz olmaz değil mi ya? Birinin

yanına oturmadan önce izin almak gerekir."

"Haklısınız. Oturmadan önce yapmalı bunu. On dakika oturduktan

sonra değil."

"Geç olsun da, güç olmasın. Yaa? Ee? Ne var, ne yok bakalım?

Enflasyon, menflasyon? Aran iyi mi?"

"Kiminle?"

30


"Muhasebecinle. Bizimki hesabı ĢaĢırıyor da. Bütçeyi bir türlü

denkleĢtiremiyoruz. Harcamalar fazla çıkıyor hep...Neyse, sevdim seni.

Rahatına bak. Ġç çorbanı. Oh, afiyet olsun."

"Git baĢımdan. Bela mısın, nesin? Canımı sıkıyorsun."

"Haa, anladııım. Kendimizi tanıtmadık. O yüzden kızıyorsun. O

yüzden durum parçalı bulutlu, görüntü karlı...Öyleyse, hemen kanal

değiĢtirelim abi...Bendeniz Ģeyim abi..."

Eliyle 'çalma' iĢareti yaptı...Ama Bay kaplumbağa anlamadı bunu.

"Elektrikçi misin? Ampul mü takıyorsun böyle?"

"Cık!"

"Kasap mısın?"

"I-ıh.."

"Ay deli olacağım!.Neysen doğru dürüst söylesene."

Tilki, sağa sola baktı. Gizli bir Ģey söyleyecekmiĢ gibi:

"Profesyonel," diye fısıldadı.

Bay Kaplumbağa, anladığını sandı.

"Desene Ģunu...Futbolcusun yani."

"Hayır," diye itiraz etti Tilki ve pis pis güldü. "Anladın da

anlamazlıktan geliyorsun değil mi? Beni deniyorsun. Çok uyanıksın. ġıp diye

anladın. Tabi senin gibi kimsenin beceremediği bir Ģeyi baĢarmıĢ biri için

bunu bilmek çok kolay. Çok temiz iĢ yaparım ben abi...Sessiz...temiz..."

"Aferin. Kutlarım seni. Demek temizlikçisin. Kuru temizleme mi?"

"Çok Ģakacısın. Ben de seni kutlarım. DehĢet bir kaplumbağasın.

Süperkap'sın...Süperkap!.Hemen tanıdım seni...Bana sorarsan baĢına çorap

ördün abi sen."

"Ne demek istiyorsun?"

"Ne bileyim? Bi çok tatsızlıkla karĢılaĢabilirsin. Birkaç yıl hapis bile

yersin.

Bay Kaplumbağa, iyice meraklanmıĢtı.

"Niye?"

"Bilirsin seen. Ġnan bana, hapishane otel değildir. Nasıl olsa gireceksin

içeri. Bari doğru dürüst bir suç iĢle de öyle gir. ġurda, ormanın kıyısında

harika bir tavuk çiftliği var. Ben tavuk çiftliklerine bayılırım. Ziyaret etmek

istiyorum ama çevresi sık ve yüksek çitlerle çevrili."

"E, sen de kapıdan gir."

"Kapıdan mı? Dalga mı geçiyorsun? Kapıda iri bir köpek nöbet

tutuyor."

"Peki benden ne istiyorsun?"

"Çok basit bir Ģey...Nasıl olsa uçuyorsun eğil mi? Çiti kolayca

geçebilirsin yani. Sonra da yakaladığın tavukları bana getirirsin."

31


"Sonra?"

"Sonrasını tahmin edersin. Zengin oluruz, zengin. Tavuk hırsızlığında

üstüme yoktur."

Bay Kaplumbağa, hızla yerinden fırladı. Daha fazla dayanamamıĢtı bu

konuĢmaya. Sabrın da bir sonu vardı.

"Defol!...Çabuk defol yanımdan!" diye bağırdı. "Beni de mi hırsız

yapacaksın?"

Tilki pıstı...Sonra da yalvarmaya baĢladı:

"Aman aman, gözünü seveyim bağırma abi. Yerin kulağı vardır."

"Bak hâlâ duruyor. Çabuk kaybol!.."

"Tamam, tamam gidiyoruz. Ama Ģunu bil ki bundan sonra yüksek

çitlerin arkasında ne kaybolsa senden bileceklerdir!"

Tilki, çarçabuk lokantadan kaybolmuĢtu ama bu son söz Bay

Kaplumbağa'yı epey tedirgin etmiĢ, adeta oturduğu yere çivilemiĢti!

EH, ÜNLÜ OLMAK KOLAY DEĞĠL

Bay Kaplumbağa'nın evi ana-baba günüydü...

Kalabalık bir medya ordusu evi doldurmuĢtu...

Aslında buna düpedüz istila da denebilirdi.

Bayan Kaplumbağa, ortada, kendine doğru uzatılmıĢ mikrofonların

arasında çaresiz, ĢaĢkındı.

Zavallı Bayan kaplumbağa!

Ünlü birinin eĢi olmak ne zordu.

ĠĢte Ģimdi bu beklenmeyen bedeli ödüyordu.

Her kafadan bir ses çıkıyordu salonda.

Sorular...itiĢ-kakıĢ...

- Kocanız nerde Bayan kaplumbağa?

- Ne zaman dönecek?

- Uçmak için özel bir formülü var mı?

- Neleri karıĢtırıyor?

- Ayakkabı numarası kaç?

- Lütfen ayağınızı kuyruğumun üstünden çeker misiniz? Aaa!..

- Siz de mikrofonu burnuma soktunuz ama?

- Lütfen kocanıza sorar mısınız, uçmak nasıl bir Ģey?

- Yükseklik korkusu olanlar için ne öneriyor?

- Lütfen teybinizi dan-dun boynuzlarıma çarpmayın!

- Hangi takımı tutuyor?

- En sevdiği yemek?

- Çizgi filmde oynamak için teklif almıĢ, bu doğru mu?

32


- Yıldızlarla arası nasıldı? Astrolojiye merakı var mıydı?

- Geçen gün onu kırda görmüĢler, aslı var mı?

- Kanat çıkarmaya ne zaman karar verdi?

- TavĢanla yarıĢtığı zaman o yarıĢta kaybettiği için uçmaya karar

verdiği doğru mu?

- KuĢlarla akrabalığı olmuĢ mu? Yani genetik bir karıĢıklık mı söz

konusu?

- Niye kanatları lacivert değil de mavi?

- Sesi nasıl? Terbiyeli mi? Terbiyesiz mi? Sahneye çıksa 'gak' diyebilir

mi?

- Nota biliyor mu? Yoksa ciğerden mi okuyor?

- Kanatlı bir muhasebeci olarak, maliyecileri atlatmakta güçlük

çekmiyordur. Vergi kaçıranlara, fiĢ alıp vermeyenlere ne gibi önerileri var?

- Biri ona 'Hepimiz mavi kanatlar açmazsak, engelleri aĢamayız' demiĢ

mi, dememiĢ mi?

- DemiĢse kim demiĢ?

- DememiĢse kim dememiĢ?

- Hayır, hiç de aptalca bir soru değil.

- (...)

Bayan Kaplumbağa bu soru bombardımanına daha fazla dayanamayıp,

çığlığı bastı!

"Yeter artık!..Lütfen yeter...Bıktım!..Bıktım bu budalaca sorulardan."

Ama ona aldırıĢ eden yoktu...

"Budalaca mı?"

"Bir kaplumbağanın uçması çok mu normal sanki bayan?"

ĠĢte bu hengame içinde telefon çaldı.

Salondaki medya ordusu aniden çok sayıda cepheye bölündü ve

telefonu kapmak için aralarında küçük bir savaĢ yaĢandı.

Cırıl cırıl öten zavallı telefon, sert darbelere maruz kalarak elden ele

geziyordu.

"Lütfen yapmayın. Verin bana Ģunu. Buna hakkınız yok. Burası benim

evim. Telefon da bana ait!.." diye bağırdı Bayan Kaplumbağa ama kimse onu

dinlemedi.

Medya savaĢı bir süre daha devam etti.

Derken, sonunda nasıl olduysa oldu -belki bir Ģans- telefon Bayan

Kaplumbağa'nın eline geçti.

"Aloo?"

"Benim canım," dedi öteki uçtan Bay Kaplumbağa. Bir telefon

kulübesinden aramıĢtı. "Nasılsın, iyi misin?"

"Ġyim, iyiyim. Para durumun nasıl? Bir sıkının var mı?"

33


"Yok. Ġdare ediyorum. "

" Sık diĢini biraz. Her Ģey düzelecek...ġey...Arayan soran var mı

beni?"

"ġaka mı yapıyorsun? Arayıp sormayan yok asıl. ġu anda minik

evimiz tıklım tıklım. Her gün akın akın yüzlerce kiĢi geliyor. Zavallı postacı,

sana mektup getirmekten bel fıtığı olmuĢ. ġimdi hastanede fizik tedavi

görüyormuĢ."

"Vah, vaah!..Bunları hiç hesaba katmamıĢtık...Peki ne yazıyor o

mektuplarda?"

"Bazıları seni sahtekarlıkla suçluyor. Senin gerçekten uçmayıp, uçuyor

gibi yaptığını iddia ediyorlar. Bazıları da seni bilim adına incelemek

istiyormuĢ."

"Neyimi inceleyeceklermiĢ?"

"Kanatlarını tabi ki..."

"Hayır. Buna asla izin vermem!..Of, of!"

"Üzülme hayatım. Az önce dediğin gibi ikimiz de diĢimizi sıkacağız

ve zamanla her Ģey yoluna girecek."

"Az önce öyle düĢünüyordum ama olanları duyunca...Artık sabrım

kalmadı. Uçup gideceğim uzaklara...Ama seni bırakamam ki..."

"Moralini bozma lütfen...Sık sık ara beni."

"Ararım. HoĢça kal."

"Güle güle..."

Bayan Kaplumbağa, telefonu kapattı.

Tabi ev yine gürültüye boğuldu.

Sorular...sorular...

- Bayan, kocanız kanatlarıyla hayvanlararası bir sorun

yaratabileceğinin bilincinde mi acaba?

- ġimdi nerdeymiĢ tam olarak?

- Ne zaman yeniden uçmayı düĢünüyor?

- Uçan kuĢa borcumuz var deyimi hakkında ne üĢünüyor? KuĢlara

neden borçluyuz?

- Kocanız yıldız savaĢlarında kullanılmak üzere geliĢtirilmiĢ bir

biyonik kaplumbağa mı?

- Nükleer baĢlık takıyor mu?

Bayan Kaplumbağa, "Yeter artık!.." diye bağırarak olduğu yere

yığıldı...

MEDYATĠK KAPLUMBAĞA

34


Bir tv sunucusu sokak röportajı yapıyor, önüne gelene mikrofon

uzatıyordu...

Tahmin edebileceğiniz gibi, günün konusu her zaman olduğu gibi yine

Süper Kaplumbağa'ydı...

"Sevgili seyirciler, uçan kaplumbağa efsanesi bütün canlılığıyla

sürüyor. Kaplumbağanın gerçekten uçup uçmadığı, kanat bırakıp

bırakmadığı günlerdir kamuoyunu meĢgul ediyor. Yoksa her Ģey bir kamera

Ģakası mı? ġimdi kameralarımızı ve mikrofonlarımızı halkın arasında

gezdiriyoruz vee ilk sorumuzu patlatıyoruz..."

Mikrofonu uzattığı bir tavuskuĢuydu.

"Evet bayan tavuskuĢu, siz bu konuda neler söyleyebilirsiniz?"

"TeĢekkür ederim. Öncelikle belirtmeliyim ki, bir kaplumbağanın bu

iĢi yapabileceğine inanmıyorum. Bana göre, bu büyük bir yalan. Madem

uçuyor, hani nerde? Ben kuĢ olduğum halde doğru dürüst uçamıyorum. O

nasıl uçacakmıĢ? Hıh!..Güleyim bari."

"TeĢekkür ederiz..." dedi sunucu ve bu kez mikrofonu bir kanaryaya

uzattı.

"Siz ne söyleyeceksiniz Bay Kanarya?"

"Efendim, Bay Kaplumbağa'nın bu davranıĢını saygıyla karĢılıyorum.

Biliyorsunuz, ben romantik bir kuĢum, sesim de güzeldir. Eğer sahneye

çıkmak isterse kendisine yardımcı olabilirim. Yalnız dikkat etsin, yaramaz

avcılar onu yakalayıp, kaplumbağa çorbası yapabilirler."

"TeĢekkürler Bay kanarya."

"Bir Ģey değil efendim."

"ġimdi de bir baĢka yurttaĢla konuĢuyoruz," dedi sunucu ama,

mikrofonu uzattığı kiĢinin kim olduğunu çıkaramadı.

KarĢısında tuhaf bir yaratık duruyordu...

"Affedersiniz, ne tür bir hayvan olduğunuzu çıkaramadım da...Bize

kendinizi tanıtır mısınız?" diye sordu.

Yaratıktan tuhaf bir ses çıktı...Bir robot gibi konuĢuyordu...

"Ben X Gezegeninden geliyorum. Bana kısaca Yaratık diyebilirsiniz."

Sunucu dehĢetle irkildi :

"Anneee!"

"Korkmayın canım. Sizi yemem," dedi Yaratık. "Bana soracak

olursanız, kaplumbağa bu iĢte çok geç bile kalmıĢ. Bizim gezegende

uçamayan kalmadı gibi. Ama siz dünyalılar bunu anlamıyorsunuz. Bir çok

Ģeyi anlamayıp, bilmediğiniz gibi. Eskiden dünyanın yuvarlak olduğunu da

bilmiyordunuz. Bizim gezegenden bakıp bakıp gülüyorduk size. Ordan

yuvarlak olduğu görünür de...Neyse, neden kaplumbağa da uçmasın

35


akalım? Ben buraya onu gezegenimize davet etmek için geldim. Ona

rastlarsanız bu isteğimi iletin lütfen."

"Peki, peki...Ġletiriz. TeĢekkürler."

"ġey, affedersiniz, bu yakınlarda Ģöyle büyük bir çöplük ya da hurdacı

var mı acaba?"

"Ne yapacaksınız?"

"Karnım acıktı da...Ben eski tenekelere, paslı demirlere, konserve

kutularına bayılırım...E, Ģey...Ġzin verirseniz Ģu mikrofonu canım çekti,

tadına bakmak istiyorum. Çok lezzetli görünüyor."

Sunucu, mikrofonu arkasına sakladı.

"Yoo, mikrofon bana lazım. Siz en iyisi hurdacıya gidin."

"Siz dünyalılar hiç de konuksever değilsiniz. Bizim gezegene gelin de

görün. Dilediğiniz kadar paslı teneke, modası geçmiĢ eski mikrofon

yiyebilirsiniz. Hem de hiçbir ücret ödemeden. Hıh!"

Yaratık surat asıp uzaklaĢtı.

"Aman ucuz kurtardık mikrofonu," dedi sunucu ve röportaj yapacak

birini aradı.

Bu kez bir tavĢanı kestirdi gözüne...

"ġimdi de bir tavĢanla birlikteyiz sayın seyirciler. Sayın tavĢanı

hepiniz tanırsınız. Kendisi yıllardır çizgi filmlerde baĢrol oynar. Ayrıca,

kaplumbağa ile yaptığı yarıĢla da tanınır...Evet, Bay TavĢan, siz ne

diyorsunuz bu konuda? Kaplumbağa size inat uçmuĢ."

"Bay Kaplumbağa, benim yüzümden uçmuĢ olamaz daha doğrusu

uçtuğuna inanamıyorum. Evet, benimle yarıĢmaya kalktı ama daha yarıĢ

baĢlamadan ben çoktan bitiĢ çizgisine varmıĢtım bile. Yalnız o gün biraz

düĢünceli görünüyordu. YarıĢa konsantre olamadığı belliydi."

"Nasıl yani?"

"Ne bileyim...EndiĢeli gibiydi. Bu kadar."

"Biraz daha anlatsaydınız..."

"BaĢka diyeceğim yok. Hepsi bu. Hem yeni bir çizgi filme baĢlıyorum,

çok geciktim. Hadi bay, bay..."

TavĢan zıp zıp zıplayarak uzaklaĢtı.

Sunucu teĢekkür etti ve karĢıdan kükreyerek gelmekte olan Aslan'a

sokuldu...

"ġimdi de ormanlar kralı aslanla birlikteyiz," dedi.

Komik bir kükreyiĢi vardı aslanın.

"Özür dilerim, diĢlerim takma da...Ancak bu kadar kükreyebiliyorum,"

diye söylendi utanarak..."Demin beni ormanlar kralı olarak tanıttınız. Bunu

için size teĢekkür ederim ama biliyorsunuz artık yalnızca adım kral.

Demokrasiye geçeli kimse krallığa aldırmaz oldu. Of, of!..Neydi o eski

36


günler? Bana sorarsanız bu kaplumbağanın uçması çok kötü oldu. KuĢlar bu

iĢe karĢı çıkacaktır. Ayrıca, bizim gibi uçamayan hayvanlara da kötü örnek

oldu Ģimdi herkes uçmaya kalkarsa ne olacak? DüĢüp bir yerlerini kıracaklar.

Bence hemen bu boĢ iĢlerden vazgeçmeli. Eğer geçmezse kanatlarını

kesmeli...Vaaavvv!"

"Efendim, anlayamadım?"

"Vaaav, yani kükrüyorum."

"Vah, vah...Yani Ģimdi bu kükreme miydi?"

"Terbiyesiz sen de! " dedi ve uzaklaĢtı Aslan.

Sunucu arkasından söylendi:

"Ne dedim Ģimdi ben? Amaan. Hâlâ kral sanıyor kendini...Evet sayın

seyirciler, canlı yayınımız devam ediyor ama hâlâ kaplumbağanın neden

uçmak istediğini öğrenemedik. Acaba ona ilham veren Bilge BaykuĢ muydu?

'Hepimiz mavi kanatlar açmazsak, hiçbir yarıĢı kazanamayız' demekle neyi

anlatmak istemiĢ olabilir?"

Bu sırada, peĢinde küçük bir gazeteci ordusuyla Akbaba göründü...

Sunucu hemen ona doğru koĢtu...

AnlaĢılan bir basın toplantısı yapacaktı Akbaba.

Evet, öyle de oldu.

Bir iki yutkunup sesini akort ettikten sonra konuĢtu:

"Sayın basın mensupları...Kanatlılar alemi olarak konuya hassasiyet

gösteriyoruz. Yani oldukça duyarlı davranıyoruz. Güvenlik güçlerimiz her

yerde Bay Kaplumbağa'yı aramakla meĢgul. En kısa sürede onu

yakalayacağız ve bu kâbus bitecek."

Bu 'kâbus ' sözcüğü en çok Bay Kaplumbağayı ürkütmüĢtü.

Çünkü o da oradaydı ve kalabalığın arasında, belli etmeden akbabayı

dinliyordu.

"Bay Akbaba, uçan kaplumbağanın hayvanlararası bir kriz

yaratabileceği söyleniyor, bu konuda ne düĢünüyorsunuz?" diye sordu bir

gazeteci...

"Yok öyle bir Ģey. Kuyruklu yıldız olsa, kuyruğu kadar yer yakar."

"Sizce bu kaplumbağa bir savaĢa neden olabilir mi?"

"Niyetinin ne olduğunu onu ele geçirdiğimiz zaman anlayacağız.

ġimdilik söyleyeceklerimiz bu kadar."

"Efendim, bir soru daha..."

"Kısa olsun."

"Çok kısa. Uçan kaplumbağa bütün hayvanlara, daha doğrusu

kanatsızlara kanat çıkarmayı öğretecekmiĢ. Siz kanatlıların buna tepkisi ne

olacak?"

37


"Buna kesinlikle izin vermeyiz. Bu doğaya aykırı bir Ģey. Eğer

kaplumbağaların kanatlı olması istenseydi, baĢtan öyle yaratılırlardı."

"Peki, Bilge BaykuĢ'un sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?"

"KimmiĢ bu Bilge BaykuĢ? Bir Bilge BaykuĢ sözüdür gidiyor. Ama

kim olduğu beli değil. Biz kanatlılar arasından böyle kafa karıĢtırıcı birisi

çıkmaz."

"Evet ama, rivayete göre, Bilge BaykuĢ kaplumbağanın aklını çelmiĢ.

Ona kanat bırakmasını o önermiĢ ve hatta, 'Hepimiz mavi kanatlar

takmazsak, hiçbir yarıĢı kazanamayız' demiĢ."

"Bunlar boĢ sözler. Anlamsız, saçma!..Ne demek mavi kanatlar

takmak? Niye ille de mavi? Niye mor ya da sarı değil?"

"Affedersiniz ama, soruyu ben sordum..."

"Ben de cevap veriyorum iĢte...Ayrıca, biz kanatlılar olarak,

kaplumbağayı gören, bilen, tanıyan, yerini söyleyenlere ödül vereceğimizi de

hemen açıklayayım. Niyetimiz onu mahkum etmek ya da cezalandırmak

değil. Neyin ne olduğunu anlamaya çalıĢıyoruz. YaĢanan kargaĢayı sona

erdirmek istiyoruz. Bu kadar!"

Akbaba, basın toplantısını tamamlar tamamlamaz uçup gitti.

Sunucu, yine orman halkının arasına daldı.

Ne raslantı!

Bu kez mikrofonu Bay Kaplumbağa'ya uzatmıĢtı.

Bay Kaplumbağa, hemen sıvıĢmak istedi ama sunucu onu ensesinden

yakalayıverdi.

"Siz bayım...Bir kaplumbağa olarak uçan kaplumbağa hakkında ne

düĢünüyorsunuz?"

Bay Kaplumbağa, eliyle yüzünü gizledi.

"ġey...ben...Ne diyeceğimi bilmiyorum. Bilsem de diyemiyorum.

Bütün bunlar bana çok saçma geliyor. Uçan kaplumbağanın bu söylenenlerle

hiçbir ilgisi yok. O kötü biri değildir," dedi kekeleyerek.

Sunucu bu yüzü hatırlar gibiydi.

"Ya? Nerden biliyorsunuz kötü biri olmadığını?" diye sordu.

"ġey, tahmin ediyorum"

"Peki, Ģimdi size birkaç soru daha soracağım ama evet veya hayır

demeyeceksiniz. Kafanızı emme basma tulumba gibi sallamayacaksınız.

Söyleyin bakalım, uçan kaplumbağa siz misiniz?"

Bay Kaplumbağa, birden boĢ bulundu:

"Evet!"

Sunucu zafer kazanmıĢ gibi zıpladı ve bağırdı:

"Ev-vett dediniz ve kaybettiniz...Herkes yakalıyor!..Yakalayın!

Yakalayın!.."

38


Bay Kaplumbağa, ne yapacağını ĢaĢırdı.

Kaçmak istedi ama baĢaramadı.

Sonra da direnmekten vazgeçti ve kendini güvenlik görevlisi kargalara

teslim etti.

Onlar da, Bay Kaplumbağa'yı karga tulumba götürdü.

-birinci bölümün sonu-

ĠKĠNCĠ BÖLÜM

BAY KAPLUMBAĞA, ĠNCELEMEYE ALINIYOR

Bay Kaplumbağa, kıskıvrak bağlanmıĢ ve bir tabureye oturtulmuĢtu.

Ġki yaĢlı kobay, onu incelemeye almıĢtı.

Ġkisi de konunun uzmanıydı.

Ne de olsa yıllarca insanlar tarafından kobay olarak kullanılmıĢlar ve

epey deneyim kazanmıĢlardı.

Bayan TavuskuĢu, kobaylara asistanlık yapıyordu.

Kobaylardan beyaz bıyıklı olanı, Bay Kaplumbağa'nın kanatlarını

inceliyordu.

"Ġlginç!..Olağanüstü...Kanatları olan bir kaplumbağa," dedi.

Öteki:

"Hım...Nefis kanatlar, etli butlar, diye mırıldandı ve Bay

kaplumbağa'ya dokundu.

Bay Kaplumbağa, bundan hiç hoĢlanmadı ve hemen tepki gösterdi:

"Bana bak, dede...Dokunma öyle," dedi.

Beyaz bıyıklı kobay gülümsedi:

"Korkma evladım, sadece küçük bir inceleme yapıyoruz."

Öteki:

"Bizden sana bir zarar gelmez."

Sonra iki kobay bakıĢtılar:

"Üstadım, kessek nasıl olur?" diye sordu beyaz bıyıklı.

"Otopsi mi yapalım yani?"

"Evet."

"Olmaz. Bize canlı incelememiz söylendi."

39


"Madem öyle, biz de canlı inceleriz mecburen."

"Tabi ya... Bu tuhaf yaratıkla ilgili ile düĢüncen nedir?"

"Valla bilemiyorum...Bunca yıllık kobayım, nice deneylerde kullandı

insalar beni, neler gördüm neler. Ama böyle bir Ģeyi ilk kez

görüyorum...Söyle bakalım evlat, nasıl becerdin bu iĢi?"

"Söylemeyeceğim iĢte."

Kobay tepindi...

"Aaa, mızıkçılık etme...Mızıkçılık etme. Hadi söyle. Eğer söylersen

sana muhallebiciden güllaç alırım."

Öteki kobay bu söze güldü:

"Oho, hangi devirde yaĢıyoruz Hocam? Ne muhallebici kaldı, ne de

güllaç."

"O zaman ben de horoz Ģekeri alırım. O da mı kalmadı?"

"Maalesef. ġimdi ne olduğu belirsiz yiyecekler satılıyor. Güzel

ambalajlar yapıp, içine bir takım maddeler koyuyorlar. Sonra da çoluk

çocuğa satıyorlar."

"Vah, vaah!. Eskiden öyle bilinmeyen Ģeyleri biz kobaylara verirlerdi

önce. Demek Ģimdi insanoğlu kendi üstünde deniyor...Söyle bakalım evlat,

kanatlarını uzatmak için ne kullandın?"

Bay Kaplumbağa kızdı:

"Bana acayip bir yaratıkmıĢım gibi davranmayın. Bu koĢullar altında

biçbir Ģey söylemem. Önce ellerimi çözün."

"Yaa...PıĢııık!..Çözelim de pırrrdanak uçuver."

Beyaz bıyıklı kobay, Bay Kaplumbağa'yı iknaya çalıĢtı:

"Bak evlat...Uçmanı göze alamayız. Binbir emekle yakalandın. Hadi

söyle, nasıl uzattın bunları?"

"Size son kez söylüyorum, bu koĢullar altında konuĢmam."

"Of...Peki Ģimdi biz ne yazacağız rapora? Rapor bekliyorlar bizden

kanatlılar."

Öteki araya girdi yine:

"Ben birĢeyler düĢündüm ama..."

"Ne gibi Ģeyler?"

"ġöyle..." Bayan TavuskuĢu'na döndü: "Yaz kızım...Elimizdeki canlı,

en iri, en güçlü kanatlı hayvanlardan olup, aynı zamanda iyi uçuculuğuyla da

tanınıyor."

Bayan TavuskuĢu, söylenenleri hızla yazdı. Kobay, Bay

Kaplumbağa'nın ağzını açtı:

"Aaa, de bakayım..."

Bay Kaplumbağa, Kobay'ın parmağını ısırdı...Canı yanan Kobay

küçük bir çığlık attı:

40


"Ayy, münasebetsiz seni!..Parmağımı yiyecektin az daha...Yaz

kızım!..Yırtıcı bir kuĢ. Otuz iki diĢi var. Pençeleri güçlü. Etobur."

Bay Kaplumbağa, bu tanıma hiç uymuyordu. Güldü. Zaten gülmekten

baĢka bir Ģey de elinden gelmezdi.

Kobay sordu:

"Nerde oturuyorsun?"

"Taburede"

"Onu sormuyorum. Yani nerde ikamet ediyorsun?"

"Evimde..."

"Eveet...Demek ki yuvanı sarp, kayalık yamaçlarda yapıyorsun...Neyle

beslenirsin?"

"Öteki kaplumbağalar neyle besleniyorsa, ben de öyle beslenirim.

Yani, ot yerim."

"Hünkarbeğendi yer misin?"

"O da ne?"

"Görüyosunuz değil mi hocam? Bunun beslenmeyle uzaktan yakından

ilgisi yok...Yaz kızım!..Genellikle et yiyor. Etobur. Özellikle de parmak

kemirmeye bayılıyor."

"Daha neler? Ağzıma koymam!"

"Sus, sus!..Evet...Küçük kuĢlar, böcekler, ne bulursa yiyor."

Bay Kaplumbağa, dik dik baktı. Kobay, raporu yazdırmayı sürdürdü:

"BakıĢları sert. Gözleri yuvarlak. Boynu kısa. Kenarları keskin olan

gagasının ucu aĢağıya doğru kıvrık. Bacakları uzun, pençeleri güçlü... Bunu

söylemiĢtik, sil kızım."

Bayan TavuskuĢu itiraz etti:

"Amaan, ikide bir yazıp silemem. Doğru dürüst yazdırın Ģunu.

Kollarım koptu not tutmaktan. Parmaklarımda nasır çıkacak."

"Vah, vah..." dedi beyaz bıyıklı Kobay ve Bay Kaplumbağa'ya döndü:

"Görüyor musun evladım, çevreye de zararın dokunuyor senin."

Öteki kobay devam etti:

"Yaz kızım...Çorap ve pantolon giyiyor...Bunu da yazma kızım, sil.

Kanatlılar pantolon giymez...Ver bakayım. Bu kadar yeter."

Bayan TavuskuĢu kağıdı uzattı. Kobay alıp imzaladı. Sonra da öteki

kobaya uzattı imzalaması için. O da imzaladı.

Rapor harika olmuĢtu!

Bundan iyisi can sağlığıydı.

Tam kanatlıların beğeneceği gibiydi.

Özellikle de akbabaların.

Ġmzalama iĢi biter bitmez, içeri bir akbaba girdi.

"Merhaba," dedi gülümseyerek.

41


Kobaylar ĢaĢırıp kaldı...Ġzinsiz laboratuvara girilmezdi.

"Siz de kimsiniz, buraya nasıl girdiniz?" diye sordu beyaz bıyıklı

kobay.

"Bana Bay Akbaba diyebilirsiniz, canımı yiyebilirsiniz...Tabi

dediklerimi yaparsanız, " dedi Akbaba. Güzel bir espiri yaptığını sanarak

sırıttı, sonra da kimliğini gösterdi. Kobaylar kimliğe dikkatle baktılar ve

okuyor gibi yaptılar.

Zavallı kobaylar!..Aslında küçük yazıları okumakta epey zorluk

çekiyorlardı. Çünkü, insanlar tarafından bir göz damlası deneyinde

kullanılmıĢlardı ve o günden sonra pek iyi göremiyorlardı.

Akbaba, raporu alıp okudu ve sinirlenip kağıdı buruĢturdu.

"Bu ne? Ne biçim rapor hazırlamıĢsınız? Kaplumbağayı kuĢ yapıp

çıkmıĢsınız."

Beyaz bıyıklı Kobay itiraz etti:

"Ama kanatları var!"

"Ne olmuĢ varsa? Yarasanın da kanatları var ama kuĢ değil. "

"Evet, haklısınız. O memeli bir hayvan."

"ġimdi yeni bir rapor yazacaksınız ve kanatlardan hiç söz

etmeyeceksiniz."

"Ama bilimsel gerçekler var..."

"Ne bilimsel gerçeği? Kendinizi ne sanıyorsunuz siz? Alt tarafı

laboratuvarda deney hayvanı olarak kullanılan birer deneksiniz, o kadar.

Belki insanlardan birĢeyler öğenmiĢsinizdir diye size bu görevi verdik.

Görüyorum da hiçbir Ģey öğrenemiĢsiniz. Dediğim gibi, yeni bir rapor

hazırlayacaksınız ve o raporda kanatlardan söz edilmeyecek."

"Yani yalan söyleyeceğiz öyle mi?"

"Pek sayılmaz. Yani bazan elimizde olmayan nedenlerden dolayı

küçük yalanlar söyleriz. Eğer bu yalanlar büyük bir çoğunluğun yararına ise

niye sakıncalı olsun?"

"Be anladım galiba ne demek istediğinizi. Siz kaplumbağanın kanat

olmasını istemiyorsunuz."

"Ha Ģunu bileydin. Evet. Istemiyoruz. Kesip atamayacağımıza

göre...Belki ilerde o da olur. Tabi kanatlı olmakta inat ederse...Biz

kanatlılarla kanatsızlar arasındaki engeyi korumaya çalıĢıyoruz. ġimdi öteki

kanatsızlar da kanat çıkarıp havalanırsa ne olacak? Hava trafiğinin halini

düĢünebiliyor musunuz? Zaten biz kuĢlar ancak sığıyoruz gökyüzüne. Bir de

yarasalar, sinekler, kanatlı böcekler...ġimdi buna bir de kaplumbağalar mı

eklensin? Geçen gün küçük bir serçe koskoca bir uçağın düĢmesine nede

oldu. Uçak ormana çakılıp alev aldı ve koskoca orman içindeki canlılarla

birlikte yanıp, kül oldu. Uçmasını beceremeyen acemi kaplumbağaların

42


havada neler yapacağını, ne gibi felaketlere sebep olabileceklerini düĢünmek

bile istemiyorum. Kaldı ki, bu kanat çıkarma iĢi hiç de iyi bir Ģey değil. Daha

amacının ne olduğunu bile bilmiyoruz. Sadece uçmak için kanat çıkarmıĢ

olamaz."

Bay Kaplumbağa, itiraz etti:

"Amacım filan yok. Sadece gökyüzünün maviliklerinde dolaĢmak

istedim, hepsi bu."

"Ġyi ya iĢte, dolaĢacağın kadar dolaĢtın. Kes Ģu kanatlarını, her Ģeyi

inkar et, olsun bitsin."

"Yapamam. Bunu istemeyin benden."

"Gördün mü bak? Ġstemediğine göre, gizli bir amacın olmalı. Belki de

biz kuĢlara hayat hakkı tanımayacaksın ilerde...Mesela, hızla uçan bir

kaplumbağa, bir kuĢ sürüsünün arasına dalıyor ve kuĢlar büyük bir hızla

kaplumbağanın sırtındaki kabuğa toslayıp, düĢüyor!..Ne kadar tehlikeli..."

Bay Kaplumbağa, oturduğu tabureden fırladı:

"Bıktım artık bu saçmalıklardan!.Beni öyle tutmaya hakkınız yok.

Hayvan hakları diye bir Ģey var. Evime, karıma gitmek istiyorum."

Akbaba, sinirli sinirli güldü:

"Bir de utanmadan karısına dönmek istediğini söylüyor...Hakkında

gazetelerin yazdıklarından sonra bunu nasıl düĢünebiliyorsun?"

"Ne yazmıĢ gazeteler?"

"BilmemiĢ gibi soruyor musun bir de? Nasıl bir hırsız olduğunu herkes

öğrendi artık. Yüksek çitlerin üzerinden uçup tavuk çiftliklerine

dalıyormuĢsun. Tavuk kardeĢlerimiz çok kızgın."

"Yalan!..Bütün bunlar tilkinin uydurması."

Kobaylar birbirine baktı.

Beyaz bıyıklı olan ĢaĢkındı...

"Bakı ben bunları ilk kez duyuyorum. Demek kötü bir

kaplumbağaymıĢ bu...Hırsızlık da yapıyormuĢ?" diye mırıldandı.

Öteki:

"Bakalım daha neler duyacağız hocam," dedi.

"Böyle inat ederse, yakında tek dostu kalmayacak herkes ondan yüz

çevirecek," dedi Akbaba..."Karısı Bayan Kaplumbağa

bile...Zavallı...KomĢularının yüzüne bile bakamaz olmuĢ zaten," diye de

ekledi.

Bay Kalumbağa, duyduklarına inanamıyordu.

Ne biçim bir kâbustu bu?

"Yalan!..Yalan!..Karım beni iyi tanır. Nasıl biri olduğumu bilir. Bana

güvenir!" diye bağırdı.

43


"Ama komĢuların bilmez," dedi Akbaba ve güldü. "Onlar gazetelerin ,

televizyonların ne dediğine inanırlar. Gel inat etme de Ģu kanat iĢinden

vazgeç. Kestiriver gitsin!"

Bay Kaplumbağa kararlıydı...Vazgeçmeyecekti. BaĢını dik tuttu ve :

"Pençelerinizi yalayın siz...Asla vazgeçmeyeceğim!.." dedi.

Akbaba, bu söze çok kızdı.

"Eh, madem öyle sen bilirsin. Hücreye atılınca aklın baĢına

gelir...Nöbetçiler!..Nöbetçiler!"

Ġki nöbetçi karga geldi...

"Götürün bunu hücreye!." Diye emretti Akbaba.

Kargalardan biri güneĢ gözlüğü takmıĢtı.

"Karga tulumba mı?" diye sordu.

"Evet," dedi Akbaba..."Karga tulumba."

Kargalar Bay Kaplumbağa'yı tutup, karga tulumba hücreye

götürdüler...

HÜCRE

Bay Kaplumbağa, elleri bağlı, sorguya çekiliyordu.

Yine bir taburenin üstüne oturtulmuĢtu.

Kargalardan güneĢ gözlüklü olanı tabureyi döndürdü...

"Uçtu uçtu, Bay Kaplumbağa uçtu," dedi...

Öteki:

"Kaplumbağa uçmaz, sen çık, " dedi ve o da tabureyi döndürdü.

Sonra da teker teker sormaya baĢladılar...

Her soruda tabure bir kez döndürülüyordu.

"Söyle bakalım, uçmaktaki amacın ne?"

"BaĢka kanat çıkaran kaplumbağa var mı?"

"Sana uçmanı kim söyledi?"

"Kanatlarını yolalım da gör."

"Uçtu uçtu, kim uçtu?"

"Kaplumbağa uçtu."

"Kaplumbağa uçmaz, sen çık."

GüneĢ gözlüklü olan karga, kaplumbağanın kanadından bir parça

kopardı.

Bay Kaplumbağa'nın canı yanmıĢtı.

"Tamam, tamam, söyleyeceğim...Bana Bilge BaykuĢ söyledi kanat

çıkarmamı," dedi acıyla.

"Onu biliyoruz," dedi gözlüksüz karga.

"Nerde Ģimdi bu Bilge BaykuĢ?" diye sordu öteki.

44


"Bilmiyorum. Bana, 'Hepimiz mavi kanatlar takmazsak, hiçbir yarıĢı

kazanamayız' dedi."

"Bunun anlamı ne?"

"Bilmiyorum. O kadar söyledi iĢte. Ben de kanat bırakmak için uğraĢıp

didindim. Sonunda da baĢardım."

"Yalan söylüyorsun. Böyle saçma sapan sözler için kanat çıkarılmaz."

Öteki karga sertçe döndürdü tabureyi.

"Niye mavi kanat? Siyah değil de mesela?"

"Bilmiyorum."

Tabure yine döndü...

"Kanatlarından vazgeçinceye kadar bu böyle sürüp gidecek!"

Bu böyle sürüp gitti.

Günler günleri kovaladı...

Herkes Bay Kaplumbağa'nın uçmaktaki amacının ne olduğunu

öğrenmeye çalıĢıyordu.

Her kafadan bir ses çıkıyordu.

Dedikodu öyle yaygınlaĢtı ki, insanların bile kulağına gitti.

Onlar da tartıĢmaya baĢladılar Bilge BaykuĢ'un gizemli sözlerini.

Sonunda Ģöyle bir karara varıldı:

Bay Kaplumbağa, ormanın tam ortasında, büyükçe bir meydanda,

hayvanların ve insanların sorularını cevaplayacak, onu kanat bırakmaya iten

sebepler ve bu gizemli sözlerin anlamı araĢtırılacaktı.

ORMANDAKĠ BÜYÜK MEYDAN

Hayvanlar, akın akın ormandaki büyük meydana toplanıyordu.

Sunucu, gelenleri karĢılıyor, yer gösteriyordu.

Ġlk gelenlerden biri Timsahtı.

Üstü baĢı pislik içindeydi.

Oflayıp, pufluyordu...

"Aman Bay Timsah, hoĢ geldiniz," dedi Sunucu.

Timsah itiraz etti:

"HoĢ, moĢ gelmedim!"

"Aa, neden?"

"Hiç sormayın...Kestirmeden geleyim diye nehir yoluyla geldim."

"Ve her zamanki gibi Tarzan'a rastlayıp güreĢe tutuĢtunuz?"

"Hayır...Tarzan çoktan taĢınmıĢ buralardan."

"Öyleyse bu haliniz nedir?"

Timsah oturdu, terini kurulayarak ve pisliklerini temizleyerek

anlatmaya baĢladı:

45


"Anlatıyorum ya iĢte...Derken efendim, nehir öyle bir hale gelmiĢ ki,

yüzmek mümkün değil. Ġki kulaçta bir batağa saplanıyorsunuz. Balçıktan

kurtulabilirseniz aĢk olsun. Sonra, o ne koku öyle...Ne koku? Affedersiniz,

lağım gibi kokuyor. Rengi de değiĢmiĢ. Eskiden yemyeĢil akardı. Su pırıl

pırıldı. ġimdi pas renginde. Balıklar da göç etmiĢler. ġu anda hiçbir canlı

yaĢamıyor nehirde."

Sunucu çok ĢaĢırdı bu iĢe.

"Yaa, neden acaba?"

"Valla orasını bilemem...Toplantı ne tarafta?"

"Ġlerde, ormanın tam ortasında. Buyurun, bu taraftan..."

"TeĢekkür ederim."

Timsah kalktı, yeniden oflaya puflaya ormanın ortasındaki meydana

doğru yürüdü, daha doğrusu süründü. Çünkü, ayakları olmasına rağmen o bir

sürüngendi.

O öyle ağır aksak gidedursun, Bay TavĢan, her zamanki canlılığıyla

zıp-zıp zıplayarak geldi.

Elinde acayip bir havuç vardı.

Sunucu, ona da 'HoĢ geldin' deyip, buyur etti. Sonra da elindeki tuhaf

'Ģey' dikkatini çekince sordu:

"Bu tuhaf Ģey de ne?"

"Bilmem. Havuç niyetine yiyorum ama sizin de fark ettiğiniz gibi, pek

havuca benzemiyor."

"Evet, benzemiyor. Peki bunun havuç olduğunu kim söyledi size?"

"Manav...Bu sabah alıĢveriĢe çıkmıĢtım. Manava uğradım. Havuç

isteyince bana bunu verdi. Sadece bu değil, bütün sebzeler-meyveler bir

tuhaf olmuĢ. Domatesler, lahanalar, üzümler, elmalar, patlıcanlar...Çok

ĢaĢırdığınıza göre, epeydir manavın önünden geçmiyorsunuz galiba?"

"Evet. Maalesef uğrayamıyorum. AlıĢveriĢi hanım yapıyor da. Ama

bundan sonra uğrarım."

TavĢan karĢı çıktı:

"Sakın ha!"

Sunucu ĢaĢırdı:

"Yani uğramayayım mı?"

"Eğer böyle tatsız tuzsuz, eğri büğrü bir Ģey satın almak istiyorsanız

uğrayın. Yok sağlıklı beslenmek istiyorsanız, hiç uğramayın."

"Ġyi ama sağlıklı beslenmek için bol sebze, meyve yemek gerekmez

mi?"

"Evet, öyle ama dikkat edin. Sağlıklı beslenmek için sebze-meyve

gerekli elbet. Sağlıksız beslenmek için değil...Anladınız mı?"

"I-ıh...Anlamadım."

46


"Neyse, geç kalıyorum. Sonra konuĢuruz bunları. Bir an önce eki

dostum Bay Kaplumbağa'yı görmek istiyorum. Bana sorarsanız, kanat

çıkardığına inanmıyorum. Eğer böyle bir Ģey yaptıysa, iĢim zor. Beni yarıĢta

geçebilir. Gerçi benim de eski gücüm yok ya..."

"Neden, n'oldu?"

"Bu acayip havuç ve buna benzeyen öteki Ģeyler yüzünden."

"Ama zıp-zıp zıplıyorsunuz, sağlıklı görünüyorsunuz?"

"YaratılıĢım bu. Siz bakmayın öyle zıpladığıma, görünüĢü kurtarmak

için. Huylu huyundan vazgeçer mi? Yoksa ayakta duracak halim yok."

Sunucu acıdı:

"Vah, vah!"

TavĢan içini çekti:

"Vah ki vah!..Ne olacak bu iĢin sonu bilmiyorum. Hadi hoĢça kal."

TavĢan, söylene söylene ormanın ortasındaki meydanda yerini aldı.

ġimdi karĢılanma sırası Köstebek ile Kirpi'deydi.

Ġkisi de yorgun düĢmüĢtü.

"Of, ayaklarıma kara sular indi," dedi Köstebek.

Ġki adımda bir plastik ĢiĢeye rastlamıĢlardı. Toprağın altı da üstü de

bunlarla doluydu. Kirpi bunlardan birine toslamıĢ, sivri burnu yamyassı

olmuĢtu.

"Sıkıysa yürü bakalım," diye söylendi Köstebek.

Sunucu onları karĢıladı...

"Buyurun, buyurun," dedi ve yer gösterdi: "Bugün bütün yollar

ormandaki meydana çıkıyor."

Kirpi, itiraz etti:

"Sen öyle san. Bütün yollar çöplüğe çıkıyor artık!" dedi.

Sunucu ĢaĢkın ĢaĢkın baktı ona.

Her gelen bir Ģeyden Ģikayetçiydi.

Kirpi ve Köstebek'ten sonra gelenler de benzeri Ģikayetlerde bulunarak

ormandaki yerlerini aldılar.

Ġki dakika sonra 'dan-dun' silah sesleri duyuldu.

Avcı geliyordu!

Hayvanlar silah seslerini duyunca paniğe kapılıp, kaçacak delik

aradılar.

Sunucunun da korkudan ödü patlamıĢtı.

"Amanıın, savaĢ mı çıktı?" diye bağırdı ve bir kütüğün arkasına zor

attı kendini.

Avcı da avcıydı hani...

Bir yandan ateĢ ederek, bir yandan da kükreyerek geldi.

47


"Heyt! Bana derler Avcı Dayı. Attığımı vururum, vurduğumu

deviririm. Devirdiğimi piĢirir, afiyetle yerim. Ġlle de yemek Ģart değildir

bazen. Maksat spor olsun, hayvancıklar vurulsun...Daha geçen gün bu

ormanda iki ayı yavrusunu temizledim...Heyt!.Var mı benden yiğit avcı?"

diyerek meydan okudu.

Sunucu tir tir titriyordu. Ama yine de saklandığı kütüğün arkasından

çıkıp, zoraki gülümsedi. Ne de olsa o bir medya mensubuydu ve her koĢulda

görevini yapmalıydı. Yoksa kamuoyunun hiçbir Ģeyden haberi olmazdı.

"Aman kimin haddine düĢmüĢ sizinle yarıĢmak, boy ölçüĢmek? Sizden

büyük yine siz varsınız Sayın Avcı!" dedi.

Bu övücü sözler Avcının çok hoĢuna gitmiĢti. Kasım kasım kasıldı.

"Aferin, sevdim seni. Dürüst bir medya mensubusun. Beğendiğini

gizlemiyorsun. Gerçi ben kuru övgüden, boĢ lakırdıdan hoĢlanmam ama,

biraz pofpoflanmak kimin hoĢuna gitmez ki canım? Değil mi ya? Nerde Ģu

toplantı yeri?"

Sunucu, meydanı gösterdi.

"ĠĢte Ģurası."

Meydan bomboĢtu. Ġn-cin top oynuyordu!

"Niye kimse yok?"

"Size saygılarından olacak. Kimse ayak altında dolaĢıp sizi rahatsız

etmek istemiyor herhalde. Yani, öyle olmalı. ġey...Eğer kimsenin canını

yakmayacağınıza söz verirseniz, çıkarlar.

"Can yakmak mı? Niye can yakayım? Hadi herkes çıksın ortaya. Ben

buraya avlanmaya değil, ne olup bittiğini öğrenmeye geldim. Yeni bir kanat

türü varmıĢ, bakalım avlanmaya uygun mu, onu merak ettiğim için

uğradım...Hadi çıkın, çıkın!"

TavĢan, uzaktaki bir çalılığın arkasından bağırdı:

"Önce ateĢ etmeyeceğine söz ver Avcı Dayı!."

Avcı, sesi tanımıĢtı. Bu, üzerine en çok ateĢ ettiği hayvanın sesiydi.

Keyifli bir kahkaha attı:

"Söz, söz!"

Ama tavĢan ikna olmadı.

"Söz demekle olmaz...Orman baĢıma yıkılsın ki ateĢ etmeyeceğim,

de."

"Peki, peki...Orman baĢıma yıkılsın ki kimsenin kılına, tüyüne,

teleğine zarar vermeyeceğim...Avcı sözü!"

TavĢan yine ikna olmadı.

"Olmaz!"

"Niye?"

"Avcı sözü istemiyoruz. Ġnsan sözü ver!"

48


"Ġnsan sözü mü? Eh, peki. Madem öyle istiyorsunuz, insan sözü olsun.

O da neyse?"

"Haklısın...Ġnsan sözünden, insanlıkta ne anlarsın sen!"

"Ne dedin? Anlayamadım?"

"Yok bir Ģey...ĠĢte çıkıyoruz..."

Hayvanlar korkarak çıktılar.

Avcının ağzı sulandı. Tetik çeken parmağı kaĢındı.

"Gözlerime inanamıyorum...Hepsi bir arada" dedi ve tüfeğini

doğrulttu.

Hayvanlar korkuyla kaçıĢtılar.

"Anneee!.."

Avcı güldü. Koca göbeği hop hop hopladı.

"Kaçmayın canım, Ģaka yaptım. Avcı Ģakası."

TavĢan mırıldandı:

"EĢek Ģakası diyeceğim ama, onunki seninkinin yanında çok masum

kalır."

"Canım uzun etmeyin iĢte. ġaka dedim ya. Çıkın hadi. Ne biçim

konukseverlik bu?" diye huysuzlandı Avcı.

"Tüfeğini yere bırak, ondan sonra," dedi TavĢan.

Avcı tüfeğini isteksizce yere bıraktı.

Sonra da hayvanlar tekrar meydana çıktılar. Ama bir gözleri

tüfekteydi. E, kolay değildi. Can düĢmanları orda duruyordu...

"Ee, görüĢmeyeli nasılsınız bakalım?" dedi Avcı. Sesi alaycıydı.

Hayvanlardan bir uğultu yükseldi.

Besbelli avcı ile karĢılaĢmadıkları süre içinde çok mutlu olmuĢlardı.

Ama Ģimdi keyifleri kaçmıĢtı.

"Ġyi, iyi...KonuĢmazsanız konuĢmayın. Ben de konuĢmam öyleyse,"

dedi Avcı ve küstü. "Hem benden niye o kadar korkuyorsunuz ki. Az sonra

buraya biri gelecek, asıl ondan korkun siz."

Sunucu, gelecek olanın kim olduğunu merak etti:

"KimmiĢ o?"

"Gelince görürsünüz. Bakın, iĢte geliyor!"

Avcının parmağıyla gösterdiği taraftan biri geliyordu.

Kapkara, pis bir Ģeydi bu.

Geçtiği her yeri berbat ediyordu.

Burnunu karıĢtırıyor, tükürüyor, yediği Ģeyin yarısını fırlatıp atıyor,

attığı her adımda kapkara bir iz bırakıyordu.

Dayanılmaz bir koku yayıldı her yana...

Gelen Bay Kirli'ydi!

49


"ĠĢte geldim," dedi arsız arsız gülerek...Sapsarı diĢleri vardı. Belli ki

onları hiç fırçalamamıĢtı

Sunucu, burnunu tıkadı:

"Öff, bu ne koku. Burnumun direği kırıldı," diye sızlandı.

Hayvanlar paniğe kapılmıĢtı.

"Öğğ...amanıın...pöff!" diye kaçıĢtılar.

Bay Kirli, Sunucu'nun önüne gelip durdu. Kameraya bakarak konuĢtu:

"Misle gibi kokular yayarım. Bana derler Bay kirli. Severim kirliliği.

Toprağı, suyu ve havayı kirletenler yarattı beni. Sevmez görünürsünüz ama

gizli gizli seversiniz. Yıllardır içinizde yaĢarım. Öyle alıĢkınsınız ki bana.

Küçükken fark etmediniz, Ģimdi de farkımda değilsiniz. Beni görmeniz için

ille de gözünüze mi batmam gerek? Teessüf ederim. Varsa, kaldıysa temiz

bir yer, emredin, hemen kirleteyim!. Nerde o uçan kaplumbağa? Duydum ki

zararlı düĢünceleri varmıĢ. Mavi kanat takıp havalanmıĢ. Kendini ne sanıyor?

Benimle uğraĢmak kolay mı? Bunca sevenim varken üstelik... ġimdi söyleyin

bana, nereye oturacağım?"

Sunucu yer gösterdi...

Gösterdiği çimenlik epey temizdi.

Bu, Bay Kirli'nin hoĢuna gitti. Hem oturup dinlenir, em de bir güzel

kirletirdi.

Sunucu, kameraya döndü:

"Sevgili seyirciler, bu iĢi de hallettikten sonra, son konuğumuzu da

bekleyebiliriz. Kendisi çok uzaklardan geldiği için biraz geç kaldı. Kolay

değil. Zaman tünelinden, yılların ötesinden geliyor. Toplantıyı o yönetecek.

Kendisini tanıyorsunuz...Evet, huzurlarınızda Karagöz!.."

Karagöz, kendine özgü müziğiyle gelirken müthiĢ bir alkıĢ koptu.

"Öhöö!..Üzerinize afiyet, yatsı taamında biraz fazla kaçırmıĢım kayısı

hoĢafını, cırcır olmuĢum. Karnım Köse Hamdi'nin değirmeni gibi çalıĢıyor.

Cır. Cır, cır...Abdesthaneden çıkamadım," dedi.

Sunucu, Karagöz'ün elini öptü.

"Biz de sizi bekliyorduk efendim. HoĢ geldiniz, safa getirdiniz."

"Maalesef getiremedim."

"Neyi?"

"Sopayı. Getirseydim kafana vururdum. Bre köftehor! Bu ne gürültü?

Bu ne patırtı? Sonracığıma, amanın bu ne koku? Hacivat çelebi söylemiĢti de

inanmamıĢtım. Meğer haklıymıĢ. Bana yola çıkmadan önce, 'Aman

Karagöz'üm oraya gitmesen daha iyi. Zaman eski zaman değil. Dünya eski

dünya hiç değil,' demiĢti...Ben de gelmeyecektim amma Ģu kanat

kaplumbağayı merak ettim. Hani nerde o? Getirin Ģu keratayı!"

Bay Kaplumbağa, elleri bağlı olarak iki karga tarafından getirildi.

50


Bayan TavuskuĢu, elinde bir daktilo ile arkalarından gelmiĢti.

Karagöz, yüksekçe bir tümseğe oturdu.

Bay Kaplumbağa, tam karĢısında duruyordu. Ve bağlandığı için

kızgındı.

"Niye bağlı tutuluyorum, anlamıyorum. Çözün kanatlarımı!" dedi.

Karagöz kızdı:

"Sus münasebetsiz, edepsiz, utanmaz, arlanmaz, yola gelmez, söze

gitmez, izzet ikram bilmez, cenubu Ģimali görmez, yol yordam bilmez,

hınzır, düzenbaz, alavereci, dalavereci, madrabaz, hilebaz, çenebaz,

iĢvebaz..."

Bayan TavuskuĢu, her söyleneni yazıyordu...

"ĠĢvebaz olmadı oğlum. Onu sil..." dedi ve tıkırtıları dinledi. Ne

olduğunu anlamaya çalıĢtı. "Bu tıkırtı ne?"

Sunucu:

"Biz bir Ģey duymuyoruz," dedi.

Karagöz, ĢaĢırdı.

"Allah Allah...Neyse, devam et oğlum. BaĢka ne kaldı

söylemediğimiz?"

Bay Kaplumbağa, aynı Karagöz gibi devam etti:

"Ayvaz mayvaz, saymaz, toplamaz, çıkarmaz, bölmez, çarpmaz,

kızmaz, süzmez, yüzmez, uçmaz, konmaz..."

Karagöz, elini kaldırıp susturmasaydı, daha da sürdürecekti bu oyunu.

"Kes!." Dedi Karagöz, sertçe. Sonra Bayan TavuskuĢu'na döndü:

"Sil oğlum bunları."

Herkes katıla katıla güldü.

Bay Kaplumbağa da gülmüĢtü.

Karagöz ona çıkıĢtı:

"Bre köftehor, Karagöz mü oynuyor burda, ne gülüyorsun? Söyle

bakalım, adın?"

"Bay Kaplumbağa."

"Pederinin adı?"

"Efendim?"

"Babanın adı, babanın adı?"

" Onun da adı Bay Kaplumbağa...Yani, kaplumbağa oğlu

kaplumbağayım ben."

"Nerde iskan-ı beyt edersin?"

"Evimde bitlenirim."

"Demek, yerin yurdun yok? Demek, hane berduĢsun? Peki, ne iĢle

iĢtigal?"

"Bir yeri iĢgal etmem."

51


Karagöz, Sunucu'ya döndü:

"Ne diyor bu be?"

"Sizi hiddetlendirmeye, yani kızdırmaya uğraĢıyor Karagöz efendi."

Karagöz, baĢını salladı.

"Hımm...Hiddetlenirsem görürsün gününü...Peke, mürekkep yaladın

mı?"

"Hayır, dondurma yaladım."

"Elif yuttun mu?"

"Hayır, bir keresinde erik yutmuĢtum, çekirdeği boğazımda kalmıĢtı."

"Tövbe...tövbe...KalemkeĢ misin evladım?"

"Hayır. BilgisayarkeĢim."

Karagöz yine anlamadı:

"Ne diyorsun sen be?"

Sunucu cevapladı:

"Bilgisayar, diyor Karagöz efendi...Bilgisayar kullanmayı bilirim,

diyor."

"Haa...Bilgi soyar öyle mii? Vay köftehoor...Demek hırsızlığın da var

senin?"

Bay Kaplumbağa:

"Daha neler?"

"Tuh tuh!..Kabahat sende değil, ebeveynindedir. Eğer ebeveynin

vaktiyle tahsiline sarfı himmet etmiĢ olsalardı böyle olmazdın..."

Sunucu, bu kez de Bay Kaplumbağa için açıklama yapma gereği

duydu.

"Yani suç sende değil, aile büyüklerindedir demek istiyor. Eğer ailen

seni okutsaymıĢ böyle olmazmıĢsın..."

Bay Kaplumbağa karĢı çıktı:

"Ailem benim için elinden geleni yaptı. Ġyi bir öğrenim gördüm.

Okumayı da severim. Öyle boĢ kaldıkça değil, hemen her fırsatta okurum."

Karagöz atıldı:

"Eh, madem öyle, dur seni bir imtihana çekeyim. Bakalım mürekkep

yalamıĢ mısın, yoksam dedikleri gibi kafadan çatlak mısın? De bakalım,

musikiĢinas mısın?"

"Eh, ara sıra mum sıkarım."

"Usul, bend bilir misin?"

"Hayır, musibet değilim."

"Düm tek...Kaplumbağaca leyli?"

"MüĢteri bekar da, arabacı evli."

"Musikiden kaldın. Otur, sıfır!..Yaz oğlum, ikmale kaldı...Pek ey,

biraz da edebiyattan imtihan edelim seni. Mani bilir misin?"

52


"Engel bilirim."

"Öyle değil köftehor. ġiir bilir misin?"

"Eh, biraz."

"Pek ey, Ģimdi sana bir mani söyleyeceğim, sen de buna hemen bir

maniyle karĢılık vereceksin. Verdin verdin, veremedin kanadının biri gitti.

Hazır mısın?"

"Hazırım."

"Ġyi dinle...BaĢta sarık büküm büküm...Sırtımda cübbemdir yüküm.

Benim aptal evladım, hele selamün-aleyküm...Hadi bakalım, ver cevabını!"

Hayvanlar dikkat kesilmiĢ, Bay Kaplumbağa'nın ne cevap vereceğini

merak ediyordu.

Bay Kaplumbağa, fazla beklemedi.

"Yeni cami direk ister. Söylemeye yürek ister. Benim aklım çoktur

ama, Karagöz amca ayıp eder."

Cevap Karagöz'ün hoĢuna gitmiĢti. Sakalını sıvazlayıp, bıyık altından

güldü.

"Aferin, aferin...Peki, bir de Ģunu dinle bakalım. Havaya attım fiĢeği,

döndü dolaĢtı köĢeyi...Kaplumbağa efendiyi sorarsanız, paçacının kör

eĢeği...Buyur bakalım!"

"Kağıttan fener yaparım. Daracık sokaklara saparım. Karagöz efendi

ayı olmuĢ, burnuna halka takarım!"

Karagöz kızdı:

"Kes!..Yaz oğlum katip. Bana hakaret etti. ĠĢte Ģimdi hapı yuttun

Kaplumbağa efendi...Kanatların gitti!" dedi ve aniden karnı burulmaya

baĢlayınca "Anmanıın!..Cırcırım geldiii!.." diyerek, koĢar adım tuvalete

yollandı.

Avcı, Karagöz tuvalete koĢarken Sunucu'ya çıkıĢtı:

"Ne biçim toplantı bu böyle? Hani Bay Kaplumbağa hesap verecekti?"

Sunucu da Karagöz'ün sorgulama tekniğini beğenmemiĢti zaten.

"Evet, tekniği biraz eski moda. Ben olsaydım Ģimdiye çoktaan..." dedi.

TavĢan onu tamamladı:

"Kanatları kesilmiĢti!"

Avcı ayağa fırladı:

"Kanat kesme de neymiĢ? Vuralım gitsin!." dedi ve tüfeğine davrandı.

O öyle yapınca da tabi yine herkes korkuyla yerlere yattı.

"Canım ne korkuyorsunuz? Lafın geliĢi öyle söyledim. Valla insanın

adı çıkacağına canı çıksın daha iyi. Ne yapsak kabahat!"

Hayvanlar birer birer doğruldu. Ama Avcı'ya epey kızmıĢlardı. Her

kafadan bir ses çıkıyordu:

- Ġkide bir silaha sarılmasa olmaz sanki!

53


- Ay ödüm koptu!

- Bu Avcı'nın sağı solu hiç belli olmuyor.

- Haklısın. Neme lazım, dikkatli olmalı.

- BaĢımıza ne geldiyse, bu kaplumbağanın yüzünden geldi.

- Valla yaĢanacak hal kalmadı.

- Kanat bırakmasaydı, bunlar olmazdı.

- Ne yiyecekler yiyeceğe...

- Ne içecekler içeceğe...

- Ne de hava havaya benzer oldu.

- Hep kaplumbağanın yüzünden.

- Keselim kanatlarını...

- Keselim ki, her Ģey yoluna girsin.

- Kesemezsek korkutalım.

- Korkutalım ki bir daha uçmasın.

- Korku topuklarına kanat takar canlının.

- Onu öyle bir korkutalım ki...

- Kanat bıraktığına da....

- Bırakacağına da piĢman olsun.

- Hatta, kanat sözünden bile iğrensin.

- Öyleyse, haydi yürüyün!

- Yürüyün!..

Hayvanlar Bay Kaplumbağa'ya doğru yürürken Karagöz geldi.

Onun geliĢini gören hayvanlar, tekrar yerlerine geçip oturdu.

"Bre köftehorlar, bu ne gürültü?" dedi Karagöz. Arkamı döner dönmez

baĢladınız vırvıra...Sakin olun bakalım."

Oturdu.

"Eveet...Nerde kalmıĢtık?"

Sunucu mani yarıĢmasını hatırlattı.

"Ha, evet," dedi Karagöz ve Bay Kaplumbağa'ya döndü: "Mani

atıĢmasında beni yendin. Amma kendi ağzınla tuzağa düĢtün tosbağa efendi.

ġimdi sana yakıĢtıracak hiçbir suç bulamazsak, bana hakaretten içeri

tıkacağız...Bana bak, aklını baĢına devĢir. Uslu bir kaplumbağa olup, vazgeç

Ģu kanatlardan. Cümle aleme de bunu duyur. Böyle aykırı davranıĢlarda

bulunmak iyi değildir. Bak neredeyse bütün hayvanat senin yüzünden savaĢa

girecek. Bir yanda senden yana olanlar, diğer yanda karĢı çıkanlar...HoĢ,

senden yana olana da rastlamadık daha ya...Hadi bakalım, vazgeçtiğini

söyle."

Bay Kaplumbağa, inadını sürdürdü:

"Yapamam."

54


"YapamazmıĢ!..öyle bir yaparsın kii...Sen Hazerfen Ahmet Çelebi'yi

tanır mısın?"

"Tanırım. Bir kitapta okumuĢtum. Yaman biriymiĢ."

"Hem de ne yaman. Ġstanbul'da, Galata Kulesi'nden uçmuĢtu amma

velakin, boyunun ölçüsünü de almıĢtı. PadiĢah Dördüncü Murat onu zindana

attırdı aklı baĢına gelsin diye. Fakat o yine de akıllanmadı. Zindandan da

uçmaya kalktı köftehor. Zaten o yüzden de sonu çok acıklı oldu."

Karagöz hüzünlenmiĢti. Hazerfen Ahmet Çelebi'yi takdir ediyor ama

baĢına gelenlere de üzülüyordu. Aynı Ģeyin kaplumbağanın baĢına gelmesini

istemiyordu.

"Sen de aynı sona uğramak istemiyorsan, ayağını denk al. Bak kuĢlar

istemiyor uçmanı," dedi ve yine tıkırtılar duyup, kulak kabarttı. "Bu tıkırtılar

da neyin nesi? Fareler mi bastı yosa meydanı?"

"Biz bir Ģey duymuyoruz Karagöz efendi," dedi yine sunucu.

Karagöz kızdı:

"Ben duyuyorum. Buralardan bir yerden geliyor tıkırtı. Lakin nerden

geldiğini tesbit edemedim. Mutlaka fare olmalı."

"Fare mare yok efendim."

"Niye? Ormanda fare olmaz mı?"

"Var tabi, var da o kadar değil. Ketlere göç etti çoğu. Çöplüklerde

yaĢıyorlar."

Bay Kirli, araya girdi:

"Doğru. Ben çok iyi tanırım fareleri. Dostlarımdır benim."

Karagöz, Bay Kirli'yi ilk kez görüyordu:

"Sen de kimsin be?"

"Bay Kirli."

"Pöff!..Belli, belli."

Karagöz, Bay Kirli'yi tepeden tırnağa Ģöyle bir süzüp suratını

buruĢturduktan sonra yeniden Sunucu'ya döndü:

"Önce Ģu tıkırtı iĢini halledelim. Madem fare yok, bu tıkırtılar nereden

geliyor öyleyse? Mutlaka bu gürültüyü çıkaran biri var." TavuskuĢu'na

"Katip efendi oğlum, bakıver sağına soluna."

Bayan TavuskuĢu, kırıtarak meydanda dolaĢtı. Karagöz merakla onu

izliyordu.

"Bir Ģey yok efendim," dedi Bayan TavuskuĢu.

"Ġyice baktın mı oğlum?" diye sordu Karagöz.

"Baktım efendim, yok."

Karagöz, Bayan TavuskuĢu'ndan kuĢkulanmıĢtı.

"YaklaĢ bakayım yanıma...YaklaĢ," dedi.

Bayan TavuskuĢu, Karagöz'e iyice yaklaĢtı.

55


"Yahu bu tüyler ne böyle? Tüy mü uzatıyorsun ? Sarığın nerde?"

"Ne sarığı?"

"Sarık sarığı köftehor!.Bir de soruyor. Yahu senin sesin de ince.

Yoksa, yoksa sen? Erkek değil misin?"

"Erkek mi? Teessüf ederim Karagöz efendi. Ben Bayan

TavuskuĢuyum."

"Nee? Amanııın!."

Karagöz, baĢını yumruklamaya baĢladı...

"Bir hatundan nasıl katip olur? Aman Yarabbi!"

Sunucu araya girdi:

"Oho...Hangi devirde yaĢıyorsunuz siz Karagöz efendi? ġimdi

bayanlar her Ģey oluyor."

"Kadı bile mi?"

"Tabi ya...Kadı da oluyorlar, yargıç da, kaymakam da , vali de."

Karagöz'ün ĢaĢkınlığı arttı. Bayan TavuskuĢu'na sordu:

"Peki, seni kim katip yaptı oğlum? ġey, aman kızım?"

"Romanın yazarı..."

"Doğru ya. O yapmıĢtır. BaĢka kim yapacak? Bize de bu romanda yer

verip, hayvanlarla konuĢturuyor baksana...Neyse, sonra ona sorarım. ġimdi

iĢimize bakalım." Daktiloyu gördü: "Bu ne peki?"

"Hangisi?"

"O iĢte. Önündeki?"

"Daktilo."

"Ne iĢe yarıyor o?"

"Yazı yazmaya."

" Demek, divit yok...Hokka yok... Enteresan...Yaz da görelim

bakalım."

"Ay, deminden beri yazıyorum ya?"

Bayan TavuskuĢu, daktiloya boĢ bir kağıt takıp, geliĢigüzel yazmaya

baĢladı...Tık...tık...tık!

Karagöz, tıkırtının nerden geldiğini anlamıĢtı:

"Tamam, Ģimdi buldum tıkırtının sebebini. Meğer bu acayip Ģeyden

çıkıyormuĢ ses. Ben de deminden beri seni, düm teka, düm tek tempo

tutuyorsun sanıyordum...Âlâ...Pek sevdim bu makineyi," dedi.

Sunucu, konuya açıklık getirdi:

"Bu ne ki Karagöz efendi. ġimdi bilgisayar devri."

"Bilge soyan devri mi?

"Hayır. Bilgisayar."

Tamam, tamam anladım. Sarımsak, soğan devri."

Karagöz'ün bu sözüne herkes güldü.

56


"Gülün bakalım, gülün. Ne yapayım, ben sizin dilinizden

anlamıyorum. Siz de benim dilimden anlamıyorsunuz. Bir bir berabereyiz,"

dedi ve TavuskuĢu'na döndü: "Söyle bakalım TavuskuĢu oğlum, aman

kızım...Musikide anlar mısın?"

"Ay tabi anlarım, sesim değil ama görüntüm güzeldir."

"Orası belli...Peki, oynamasını bilir misin?"

"Eh iĢte..."

"Sunucu oğlum, vur öyleyse bir oyuncu havası!"

Oyun havası çalındı. Karagöz ile Bayan TavuskuĢu karĢılıklı göbek

atmaya baĢladı.

Karagöz'ün bu boĢvermiĢliği, meydandakileri kızdırdı.

Tepinmeye, sinirli sinirli dolanmaya baĢladılar.

Gerçi Karagöz'dü bu...Bir yerde Karagöz olur da, oyun havası olmaz

mıydı?

Ama Ģimdi sırası mıydı?

Sunucu geldi, Karagöz'e çıkıĢtı:

"Aman Karagöz'üm, Ģu iĢi bitirelim. Herkes bize bakıyor. Rezil

olacağız. Seyirciler ne düĢünür?"

"Zaten yeterince rezil olmuĢsunuz siz...ġunun haline bakın!"

Bay Kirli'i göstermiĢti.

Bay Kirli, onun bu sözünü övgü kabul etti.

"TeĢekkür ederim," dedi sırıtarak ve ağzından salyalar saçarak.

Karagöz oturdu. Ciddi bir tavır takındı.

"Peki öyleyse. Birinci Ģahit gelsin!" diye bağırdı.

Sunucu, düzelterek seslendi:

"Birinci tanık gelsiin!"

Timsah, oturduğu yerden kalkıp, Karagöz'ün önüne geldi.

"Sen bu kaplumbağanın neyisin efendi?"

"Müdürüyüm efendim."

"Anlat bakalım. Bunun kötü iĢler yaptığını ne zaman anladın?"

"Efendim, öncelikle bana bu fırsatı tanıdığınız için zatınıza sonsuz

teĢekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca, ıĢıkçı, yönetmen, kameraman ve tüm

yayın ekibine de teĢekkür etmeyi bir borç biliyorum...Programıma

baĢlamadan önce..."

Karagöz kesti:

"Höst! Ne diyor bu be?"

Sunucu:

"Kendini tanıtıyor efendim. ġimdi böyle. Maalesef televizyona

çıkanların çoğu aynı Ģeyi yapıyor. Soruya cevap verecekleri yerde, gereksiz

bir sürü laf edip zaman harcıyorlar."

57


"Demek ki, TV mi her neyse iĢte, ona çıkınca abuk subuk konuĢmak

Ģart ki böyle yapılıyor!.." Timsah'a çıkıĢtı: "Sadede gel efendi...Sadede!"

"Geliyorum efendim. Geliyorum...ġey...Bir gün bardaktan

boĢanırcasına gökten yağmur yağıyordu..."

"Of, deli olacağım! Rahmet baĢka nerden yağar a akılsız? Teferruatı,

yani ayrıntıyı bırak da konuya gel."

"Peki efendim...Emredersiniz efendim. Zat-ı alileriniz daha iyi bilirler

efendim. Estek efendim, köstek efendim..."

"Ey Hacivat!..Kulakların çınlasın e mi?"

"Çınlasın efendim!..ĠĢte yağmur yağıyordu. O sırada yeni gelmiĢtim

Ģirkete. Her zamanki gibi hatırını sordum. Memurlarımla yakından

ilgilenirim de...Bana, kanat çıkardığını, kanat çıkarmanın zor olduğunu

söyledi. Çok ĢaĢırmıĢtım. Birden o anda çok tuhaf bir Ģey oldu...Dudağım

uçukladı!"

"Merhem sürseydin."

"Öyle demek istemedim. Yani gördüğüm Ģey karĢısında dehĢete

düĢmüĢtüm."

"Niye?"

"Önünde durduğu pencere ardına kadar açıldı ve ĢimĢekler çaktı. Bay

Kaplumbağa, birden masmavi ıĢıklar içinde kalıverdi."

Karagöz koktu.

"Amanın!..Ġyi saatte olsunlar!..Sonra?"

"Sonra bir Ģey olmadı."

"Hepsi bu kadarsa geç otur yerine. " Timsah yerine oturdu. "Sırada

kim var?"

Sunucu, bayan Kaplumbağa'yı çağırdı.

Zaten o da fazla olmamıĢtı ormandaki büyük meydana geleli...Karagöz

onun yorgun halini fark etti ve oturmasını iĢaret etti.

Bay ve Bayan Kaplumbağa uzun süre sonra ilk kez yan yanaydı Ģimdi.

Bay Kaplumbağa, eĢine sevgiyle bakıyordu ama sanki Bayan

kaplumbağa küskün gibiydi.

Tam bu sırada Karagöz yerinden fırladı ve "Amanin, cırcırım geldi!"

diyerek tuvalete koĢtu.

Belki de amacı, karı-koca kaplumbağaları yalnız bırakmaktı.

Ne de olsa tecrübeli bir insandı. Bay ve Bayan Kaplumbağanın hasret

gidermek isteyeceğini biliyordu.

Bay Kaplumbağa, yutkundu:

"Seni gördüğüme öyle sevindim ki. Bir an gelmeyeceksin diye

korktum," dedi. Sonra da Ģirinlik osun diye 'Cik-cik' cikledi.

Bayan Kaplumbağa kızdı. Sertçe:

58


"Bakıyorum da cik cik edebiliyorsun ama uçamıyorsun artık!" dedi

imalı imalı.

Bay Kaplumbağa, buz gibi oldu. Böyle tuhaf bir karĢılık

beklemiyordu.

Ama yine de alttan aldı. Bunca yıllık evlilik tecrübesi, ona alttan

alması gerektiğini hatırlatmıĢtı. Karı -koca arasında böyle tatsızlıklar,

tartıĢmalar her zaman olurdu. Önemli olan, bunu uzatmayıp, kavgaya

dönüĢtürmemekti. Bu da ancak bir tarafın alttan alması ile mümkündü.

"Doğru. Bir süredir uçamıyorum. Ama bu saçmalık bugün bitecek.

Yarın yine bulutların arasında dolaĢabileceğim. Ah! Ne güzel Ģeydir

uçmak!..Kanatlı olduğunun bilincine varmak..."

"Peki ya hırsız olmak?"

Ortalık yine buz gibi oldu. Bay Kaplumbağa, karısının dedikodulara

inanacağını sanmıyordu. Bu sadece kadınca bir sitemdi iĢte.

"Demek Tilki seni de kandırdı?" dedi, sevgiyle bakarak.

Fakat bu küçük bir sitem değildi. Bayan Kaplumbağa, adeta kükredi:

"Nasıl kanmam? Nasıl inanmam? Yazık. Çok yazık. Uçmadan önce

namusluydun. Ekmeğini taĢtan çıkarırdın. Nasıl da yanlıĢ tanımıĢım seni,"

dedi.

Bay Kaplumbağa, Akbabanın söylediklerini düĢündü...Demek doğru

söylemiĢti. Gerçekten de karısı epey zor günler yaĢamıĢ olmalıydı. Hassas bir

kaplumbağaydı o. Çabucak kırılırdı.

"Ben eski eĢimi istiyorum. Terliklerini, pijamasını bulamayan,

pencereyi açıp 7.45 uçağını bekleyen eĢimi istiyorum," dedi Bayan

Kaplumbağa.

Bu sözler Bay Kaplumbağa'yı sevindirdi. Bayan Kaplumbağa, her ne

kadar kendine kızsa da , yine bir açık kapı bırakmıĢtı.

"Çok yakında bu dediklerin olacak," dedi.

Bayan Kaplumbağa, gözyaĢlarını sildi.

"Artık hiçbir Ģeye inancım kalmadı, " dedi burnunu çekerek.

Bay Kaplumbağa, iyice yüreklendi:

"Niye? Hakkımda karalama kampanyası var diye mi?"

"Evet. Öyle bir kampanya ki, bütün ipliklerin pazara çıkıyor."

"Lütfen böyle Ģeyler söyleme. Senden bunları duymak çok acı. "

"Öyleyse kurtul Ģu kanatlarından. Yeniden mutlu olalım. Ġnkar et

gitsin. Bak eğer vazgeçmezsen bir daha beni göremezsin, haberin olsun."

Bu son cümle Bay Kaplumbağa'yı yıkmıĢtı. Oturduğu taburede

omuzları çöktü. BaĢı sırtındaki kabuğun içine doğru büzüldü.

"Demek sonunda bu da olacaktı?" diye mırıldandı: " Bir zamanlar

kaplumbağanın birini çocuklar taĢlamaya baĢlamıĢlar. Zavallı kaplumbağa!

59


Ġnsanoğluyla baĢ etmesi mümkün mü? Üstelik, çocuklar onu kabuğunun

üstüne yatırmıĢlar. Tepetaklak olduğu için dönemiyormuĢ. Çırpınıp

duruyormuĢ. Çocuklar tepesinde katıla katıla gülüp, eğleniyormuĢ. Ama o ne

yapmıĢ? Yalvaracağı, af dileyeceği yerde, 'Atın, atın!..Bir taĢ daha atın,' diye

bağırmıĢ. O gururlu bir kaplumbağaymıĢ...Bu masalı bana babam anlatmıĢtı.

Belli ki benim de öyle olmamı istemiĢti. Zorluklar karĢısında pes etmemem

gerektiğini istiyordu. Ne demek istediğini, bu masalı niye anlattığını Ģimdi

çok daha iyi anlıyorum. Görüyorum...Herkes taĢlıyor beni. Bir taĢ da sen

atmıĢsın çok mu? At bakalım. Kendi kendini taĢladığını öğreninceye kadar

taĢla beni."

Bayan Kaplumbağa, acır gibi oldu.

"Aklını iyice bozmuĢsun uçmayla. Canından olacaksın bu gidiĢle.

Hayat en değerli varlığımız değil mi? " dedi yalvaran bakıĢlarla.

Bay Kaplumbağa, yeniden baĢını dik tuttu:

"Evet. Doğru. Ama senin gibilerin anlamadığı bir Ģey var. Hayat otlar

için de çok değerlidir. Ama bizlerin ottan çok farklı yanlarımız var. Hayatta

bir amacımız olmalı. Kendimiz için yaĢayamayız hep. BaĢkalarını da

düĢünmek zorundayız."

"Bak ne güzel söylüyorsun. Beni de düĢün biraz. Dostlarını,

arkadaĢlarını, kuĢları, kaplumbağaları düĢün..."

"Off!...Anlamıyorsun ki beni. "

Bay Kaplumbağa, derdini anlatmakta çaresizdi. Daha doğrusu, o

elinden geldiğince anlatıyordu bunu , ama kimse anlamak istemiyordu. Çoğu

insan gibi, hayvanların da farklı olana, farklı düĢünene tahammülü

yoktu...Oysa, hayatın kendisi zıtlıklar, farklılıklardan oluĢuyordu. Artı varsa

eksi de olacaktı. Ġyinin karĢısında kötü vardı. Sıcak-soğuk, büyük-küçük,

acı-tatlı...Her Ģey karĢıtını yaratıyordu. KarĢıtlardan oluĢuyordu...Üstelik

bütün bunlar, müthiĢ bir düzensizlik içinde bulunup, hayatın düzenliliğini

sağlıyordu. BaĢlangıçta her Ģey güzel, temiz ve iyiydi. Ama sonra güzelin

karĢısına çirkin, iyinin karĢısına kötü, temizin karĢısına kirli

çıkmıĢtı...Hayatın düzenini sağlamak için dengelerin korunması gerekiyordu.

Kötülükler, çirkinlikler artmıĢsa, tehlike var demekti. Bu yaĢamın sonu

olabilirdi. Bay Kaplumbağa, kafasından bunları geçirirken müzik eĢliğinde

oynayarak Karagöz geldi. ġarkı söylüyordu:

"Kaplumbağayı düz ovada avlarlar...

Kanadını, kanadını yolarlar..."

Sonra tümsekteki yerini aldı ve karĢısındaki Bay Kaplumbağa'ya

sordu:

" Eveet...Durum ne merkezde yaramaz evladım?" dedi.

Bay Kaplumbağa, cevap vermedi.

60


Sunucu, araya girdi:

"Vala ne merkezde olduğunu bilmiyoruz. Sizi bekliyoruz iĢte," dedi.

Akbaba, meydanın üstünde bir tur atıp kanatlarını çırparak, ortalığı

toza dumana boğarak geldi ve Karagöz'ün önünde durdu.

"Karagöz efendi, biz bir itirafname hazırladık. Eğer uygun

görürseniz...Gerçi görmezseniz de bu iĢ olacak ya!.." dedi ve bir kağıt uzattı.

" Sen de kimsin be?" diye çıkıĢtı Karagöz.

" Bay Akbaba. Kanatlıları temsil ediyorum," dedi yılıĢarak.

"Ha...! Anladım," dedi Karagöz ve kağıdı okumaya baĢladı.

"Hım...hım...Ben bu yeni yazıyı sökemedim. Sen oku kızım. Aman

oğlum...Yani kızım..."

Bayan TavuskuĢu, Karagöz'ün uzattığı itirafnameyi aldı ve okumaya

baĢladı:

"AĢağıda adım ve imzam bulunan ben, kaplumbağa oğlu kaplumbağa,

bazılarının sandığı gibi kanat filan çıkarmadım. Bütün bunlar tarihi bir göz

yanılgısı nedeniyle meydana gelmiĢ, öyle algılanmıĢtır. Ben ormana, orman

kanunlarına saygılı bir kaplumbağayım. Kanat çıkarıp uçmak gibi aykırı

düĢüncelere kökünden karĢıyım. ĠĢ bu itirafnameyi aklım baĢımda ve hiçbir

baskıya uğramadan imzalıyorum...Bay Kaplumbağa...Bu kadar."

Bay Kaplumbağa, kendisi için yazılan itirafnameyi çok komik buldu.

Acı acı gülümsedi.

Karagöz ise çok beğendi:

" Ġyi olmuĢ...Hadi evladım imzala Ģunu," dedi ve Bay Kaplumbağa'ya

kağıdı uzattı.

"Ġmzalamayacağım!" dedi Kaplumbağa.

Akbaba kızdı...Kafasından birkaç tüy kopardı hırsla:

" Aaa, yeter be!..Çabuk imzala!.." diye bağırdı.

Baya Kaplumbağa yalvardı:

"Hadi ne olur imzala," dedi yaĢlı gözlerle.

Bay Kaplumbağa, imzalamamakta kararlıydı...Ne olursa olsun, böyle

saçma bir itirafnameyi imzalamayacaktı.

Meydanda bir uğultu koptu:

- Ġmzala!..Ġmzala...

Gürültü öyle artmıĢtı ki, ağaçlardaki yapraklar dökülmeye baĢladı.

Avcı, dayanamayıp tüfeğini kaptı ve ateĢ etti.

"Gümm!.."

Hayvanlar, panik içinde sağa-sola kaçıĢtı.

"Kesin, kesin Ģu gürültüyü!..Madem siz halledemiyorsunuz, ben

yapayım Ģu iĢi...Yani avcı usulü," dedi Avcı ve gülümseyerek Bay

Kaplumbağa'ya yanaĢtı.

61


"Sen Nasrettin Hoca'nın 'Leylek' fıkrasını bilir misin Kaplumbağa

kardeĢ?"

"Hayır. "

"Bak anlatayım o zaman...Hoca bir gün, bir leyleğe

rastlamıĢ...Hayvanı bir türlü bir Ģeye benzetememiĢ...Deve dese, deve

değil...KuĢ dese, kuĢ değil. Cebinden bir makas çıkarıp..." Avcı, bir makas

çıkardı cebinden. "Aynen böyle bir makas...Ve kesivermiĢ gagası ile

bacaklarını. Kestikten sonra da, ' ĠĢte Ģimdi kuĢa benzedin' demiĢ...Nasıl,

beğendin mi?"

Bay Kaplumbağa, bir makasa, bir de tuhaf tuhaf gülümseyen Avcı'ya

bakıp korktu. Niyetini anlamıĢtı.

"Durun, yapmayın!..Yapamazsınız bunu..."

Avcı, bir kahkaha patlattı:

"Huaaaa!...Öyle bir yaparım ki...Elim alıĢkındır bu iĢe..."

Bay Kirli, koĢarak gelip Avcı'yı destekledi.

"YaĢa Avcı bey!..YaĢa!..Kes de, kurtulsun kirli denizlerim, pis

ırmaklarım, zehirli atıklarım, puslu havam...Kesmezsen hepsi temiz kalacak

ben yokolacağım!..Kes!..Kes!"

TavĢan, kulak kabarttı...Bay kirlinin ne deme istediğini anlamamıĢtı:

"Ne diyor bu be?" dedi Timsah'a.

Timsah, anlamadı:

" Kim ne diyor?"

TavĢan, Bay Kirli'yi gösterdi...

"ĠĢte Ģu pasaklı..."

"Ne diyor?"

"Kaplumbağanın kanaları kesilirse her Ģey kirli kalırmıĢ. Bu da onu

iĢine gelirmiĢ."

" Kaplumbağa'nın kesilmesiyle onun ne ilgisi varmıĢ?"

Köstebek de katıldı konuĢmaya:

"Ben de öyle anladım..." dedi ve Bay Kirli'ye sordu: " Baksana buraya,

pasaklı Ģey...Ne ilgisi var kaplumbağanın kanatlarıyla söylediklerinin?"

Bay kirli sırıttı:

"Ne ilgisi mi var? Hıh!..KuĢ kadar kafanızla bunu anlamıyorsunuz."

Akbaba'nın farkına vardı...Kırdığı potu düzeltmek istedi, "

Affedersiniz! Sizi kastetmedim." dedi ama Akbaba kızmıĢtı bir kez...

"Gösteririm ben sana kuĢ kafalıyı! Ne demek istedin, açık söyle," dedi

sertçe.

Bay Kirli, hayvanların sert ve sorgulayıcı bakıĢları karĢısında paniğe

kapıldı. Her Ģeyi bir kez daha anlatması gerektiğini anladı.

62


"Peki, peki kızmayın...Efendim, aslında Bay Kaplumbağa çok kötü

Ģeyler düĢünerek bu kanatları çıkarmıĢ. Biliyorum bunu. Geçi o bunun

farkında değil. Nasıl olsa kanatları kesileceğine göre, öğrenmese de olur."

Akbaba, bu sözlerden yine bir Ģey anlamadı.

"Hiçbir Ģey anlamadım." Kalabalığa döndü: "Siz anladınız mı?" diye

sordu.

"Bilmece gibi konuĢuyor," dedi TavĢan. "Zehirli atık da ne demek?

Denizlerin kirlenmesiyle onun ne ilgisi var?"

Karagöz, bir süreden beri hayvanların konuĢmasını sabırla dinliyordu.

Öksürdü ve ciddi bir ses tonuyla:

"Galiba ben anladım," dedi. Hayvanlar onun çevresine toplandı.

Anlatacakları çok önemli olmalıydı.

Karagöz anlatmaya baĢladı:

"Yazık. Çok yazık. Aklınız varsa kaplumbağanın kanatlarını

kestirmezsiniz. Hatta, kendiniz birer kanat takarsınız. Bir çift mavi kanat.

Yoksa mahvolacak güzelim dünya. Hadi, sahip çıkın ona. Böyle bir oyuna

alet olduğum için kendimden utanıyorum. E yazık ki, ben artık çok çok

eskilerde kaldım. Yardımcı olamam size. Hadi, koruyun kaplumbağayı.

Koruyun mavilikleri..."

Avcı araya girdi:

"Yağma yok Karagöz efendi. Yağma yok. Daha nesli tüketilecek çok

hayvan var!"

Bay Kirli aldı sözü:

"Kirletilecek temizlikler...Pisletilecek güzellikler...Ayy, ağzım

sulanıyor!"

Avcı ile Bay Kirli; kaplumbağanın üzerine yürürken, hayvanlar

ĢaĢkınlıkla birbirlerine baktılar...

Artık her Ģeyi anlamıĢlardı.

Akbaba atıldı:

"Çabuk kurtaralım kaplumbağayı!"

TavĢan fırladı:

Kanatlarını çözelim!"

Bayan Kaplumbağa, Köstebek ve Timsah, Avcı ile Bay Kirli'yi

engellemeye çalıĢtılar...

Avcı, silahını doğrulttu ve ateĢ etti!

"Durun, yoksa bu sefer üzerinize ateĢ ederim!" diye gürledi.

Bay Kirli, Avcı'dan yüz bularak:

"Ben de hepinizi kirletirim," dedi ağzından pislikler saçarak...

Hayvanlar korkup bir adım geriledi...

Avcı, elindeki makası Bay Kirli'ye uzattı.

63


"Al Ģu makası. Çabuk kes kanatları!"

"Zevkle," dedi ve birden Bay Kaplumbağa'nın üzerine atıldı Bay

Kirli...

Kocaman, keskin makas gün ıĢığında parıldadı.

Bay Kaplumbağa, dehĢetle bağırdı:

"Dur, yapma!"

Bay Kirli'nin makas tutan eli bu yakarıĢa aldırmadı. Doyumsuz bir

iĢtahla ve hızla kaplumbağanın kanatlarına uzandı...

ġak...Ģak...Ģak! diye sesler çıktı makastan.

ĠĢte tam bu sırada tüm hayvanlar, büyük bir cesaret ve hızla Bay

Kirli'nin üzerine atıldı...

Avcı, tüfeğini doğrulttu ama bu kez ateĢ etmeye fırsat bulamadı...

MüthiĢ bir boğuĢma baĢladı...

Eller, kollar, ayaklar, kanatlar...Hepsi birbirine karıĢtı.

Meydan toz içinde kalmıĢtı.

Bay Kaplumbağa, boğuĢma sırasında kafasına bir cismin çarptığını

hissetti...

Sert bir cisim olmalıydı bu...

Kaya gibi, taĢ gibi bir Ģey...

Gözleri karardı, baĢı döndü...

Her Ģey dönüyor, dönüyordu...

Sonra, hiçbir Ģey göremez, duyamaz oldu.

Sanki yaĢam bitmiĢ, kanatları kesilmiĢti.

ġimdi sadece kollarında bir hafiflik, baĢında ise dayanılmaz bir ağrı

duyuyordu...

Sonra o da kayboldu...

Masmavi ıĢıklar saçan bir tünele doğru sürüklendi...

Sessizce, fırıl fırıl dönerek, tünelin ucuna hızla uçtu...

Bu onun son uçuĢu olacaktı.

Hem de kanatları olmaksızın!

Ama yine de çok güzel bir duyguydu bu...

Anlatılamaz...muhteĢem bir duygu...

Tek kelimeyle, inanılmazdı!

Demek ki, kanasız biri de isterse uçabilirdi.

Bunun için gerekli olan bir çift kanat değil, sadece istemek, arzu

etmekti.

Fakat bu güzel duygu uzun sürmedi...

Yeniden baĢı ağrımaya baĢladı...

Tünelin ucundaki mavi ıĢık da söndü...

ġimdi her yan simsiyahtı ve kulağında müthiĢ bir uğultu duyuyordu...

64


Gözlerini açtı.

Kalabalık acıyan gözlerle ona bakıyordu...

BaĢındaki ağrı dayanılmazdı...

Kollarını kaldırdı...Salladı...

Kanatları yerinde yoktu...

DehĢete kapılıp, müthiĢ bir çığlık attı:

"Kanatlarım!..Kanatlarım!.."

GÖKYÜZÜ MAVĠ KALMALI

Bay Kaplumbağa, baĢında sargılarla yatağında yatıyordu.

BaĢucunda Bayan kaplumbağa, Kirpi, Köstebek ve Doktor Kedi vardı.

"Bırakın beni...Kıymayın kanatlarıma," diye sayıklıyordu.

Bayan kaplumbağa, onun kötü bir kabus gördüğünü sanıyordu.

Kirpi, üzüntüyle bakıyordu arkadaĢına...

Doktor, kalabalığı hastanın baĢından uzaklaĢtırmak istiyor, "Açılın,

açılın biraz," diyordu.

Bay Kaplumbağa, bir süre sonra uyandı.

Ġlk sözü:

"Nerdeyim ben?" diye sormak oldu.

Bayan Kaplumbağa'nın sevinçten gözleri yaĢardı.

"Canım...Kurtuldun...Kurtuldun," diye mırıldandı.

Bay Kaplumbağa, önce çevresine Ģöyle bir bakındı, sonra:

"Neler oluyor? Bay Kirli nerde?" diye sordu.

Odadakiler ĢaĢkınlıkla birbirlerine baktı. Bay Kirli de kimdi?

"Peki kanatlarım," dedi Bay Kaplumbağa.

Onlar da yoktu!

Doktor:

"Ne kanadı? Az daha kütüğün üstünden düĢüp ölecektin," dedi.

"Yaa...Yüreğimizi ağzımıza getirdin, " diye onayladı Kirpi.

Köstebek, gülümseyerek baktı:

"Çok korkuttun bizi canım. Hava alacak baĢka bir yer bulamadın mı?"

dedi. "Ġtfaiyeciler olmasaydı, yaralanabilirdin. Onlar kurtardı seni," dedi

Bayan Kaplumbağa.

Bay Kaplumbağa'nın kafası karıĢmıĢtı. Söylenenlerden hiçbir Ģey

anlamıyordu...

Ne olmuĢtu? Kimden kurtulmuĢtu? Niye herkes baĢına üĢüĢmüĢtü?

Uçmak için en yükse ağaca çıktığını hatırlıyordu en son...

Sonra...Sonra...

BaĢına bir sürü olay gelmiĢti...

65


Peki ya Ģimdi?

"Uçacağım, deyip evden çıktın," dedi Bayan Kaplumbağa..."Sanki

kanatların varmıĢ gibi..."

Bay Kaplumbağa ĢaĢırdı...

"Yok muydu?" diye mırıldandı korkarak...

"Yoktu tabi," dedi karısı. "Kaplumbağanın kanadı mı olurmuĢ?"

Galiba Ģimdi her Ģeyi anlıyordu...

Demek her Ģey bir rüyaydı...

Uçmak için bir kütüğe tırmanmıĢ, sonra da düĢüp, kafasını bir yere

çarparak bayılmıĢtı.

Ġnanmak zordu ama, gerçek buydu iĢte!

Ama rüyada da olsa, mavi kanatlara sahip olduğu için seviniyordu...

Bir çift mavi kanat...

Ne kadar güzeldi...

Böyle tuhaf bir rüya gördüğü için bir an utandı...

Sonra, düĢününce bunun hiç de utanılacak bir Ģey olmadığını anladı.

Aksine, bu rüyayı herkese anlatmalı, bir çift mavi kanat sahibi olmanın

ne kadar güzel bir Ģey olduğuna inandırmalıydı dostlarını.

Bunları düĢünürken, Timsah girdi odaya...

Yanında Bilge BaykuĢ vardı...

Bay Kaplumbağa, Bilge BaykuĢ'u görünce yatağında doğruldu.

Çünkü o saygı duyulacak biriydi.

"Duyar duymaz geldim.," dedi Bilge BaykuĢ.

Oldukça yaĢlıydı ve eskisi gibi uçamıyordu.

"Sizi gördüğüme sevindim," dedi Bay Kaplumbağa.

Yüzü al al olmuĢtu.

"Ben de çok sevindim," dedi Bilge BaykuĢ...

Yatağın kenarına oturdu ve Bay Kaplumbağa'nın elini tuttu.

"Anladığım kadarıyla, o günkü konuĢmamızı yanlıĢ yorumlayıp kanat

çıkarmaya uğraĢmıĢsın. Ben sana, 'hepimiz mavi kanat takmazsak, hiçbir

yarıĢı kazanamayız demekle kanat çıkarıp kendini ağacın tepesinden at

demedim," dedi gülümseyerek.

Bay Kaplumbağa, büsbütün kızardı:

"Ne demek istediğinizi az önce anladım," diye mırıldandı.

"Asıl insan oğlu anlamalı bunu," dedi Bilge BaykuĢ.

Sesinde ciddi bir ton vardı.

Ġnsanları çok iyi tanırdı...

Ġnsanları ve dünyaya yaptıklarını...

"Ġnsanoğlu mavinin, kanatlı olmanın bilincine varmalı artık. Yoksa,

dünya dünya olmaktan çıkacak, " dedi üzüntüyle.

66


Odadakiler can kulağıyla onu dinliyorlardı.

Söyledikleri çok önemliydi çünkü.

Herkesin kulağına küpe olması gereken Ģeyler...

"Biz hayvanlar olarak elimizden geleni yapıyoruz," dedi Bilge BaykuĢ.

"Asıl insanoğlu gayret etmeli. Onlar düĢünmeli bunu. Doğanın dengesi

durmadan bozuluyor. Su suya, hava havaya, toprak toprağa benzemez oldu.

Ormanları cayır cayır yakıp kül ediyorlar. Hayvanlara hiç acımıyorlar.

DüĢüncesizce talan ediyorlar her yanı. Artık bu kötü gidiĢ durmalı."

Tam bu sırada gürültüyle bir uçak geçti.

Herkes, her Ģey sarsıldı.

Bay kaplumbağa, pencereye gitti,uçağın arkasından el salladı...

"Ġnsan asıl düĢüncede kanatlı olmalı,"diye mırıldandı...

Bayan kaplumbağa, yanına yaklaĢtı...

"Ne dedin canım?"diye sordu...

"Bir Ģey demedim canım,"dedi Bay Kaplumbağa...

"Ġnsanoğlu için küçük bir öneride bulundum sadece..."

Ötekiler de pencereye yaklaĢtı...

DıĢarıda müthiĢ bir gürültü, Ġsli, sisli, puslu bir hava vardı....

Simsiyah bir renk hakimdi her yana...

Gökyüzünde kara bulutlar dolaĢıyordu...

Manzara ürkütücü, dehĢet vericiydi...

Ama bir an çok tuhaf bir Ģey oldu:

GüneĢ, kara bulutların arkasından Ģöyle bir görünüp, keskin ıĢıklarını

dünyanın üzerine gönderdiğinde, bir çift mavi kanat parıldadı gökyüzünde...

Bu umudun mavi kanatları olmalıydı...

Çünkü, her ne olursa olsun, o hep vardı ve olmaya da devam edecekti.

Yeter ki, dünyanın her hangi bir köĢesinde, küçücük bir yürek, onu

içinde duyumsasın...

BĠTTĠ

67

Similar magazines