Hursad 60S-15-03-2019-v5

t.hursad98572

İÇİNDEKİLER

4

Diyaeddin ŞAHİN - BAŞLARKEN...

Mehmet UZUNER- Dünden Bugüne HURSAD

HURSAD Akademi

Ayşe ARMAN - Eşsiz Umre

Demet SABANCI - Anlatmakla Değil, Yaşamakla Anlaşılır

Kâbe’yi Gördüm

Erdem BAYAZIT - Savaş Risalesi

UHUD

Peygamber Efendimizin Uhud Savaşında Okuduğu Dua

Yükseltiṅ Sesiṅiżi ̇“Lebbeyk” Diye

Medine Hurmasının Serüveni: Acve Hurması

Ravza-İ Mutahhara’daki 8 Sütûnun Hikmeti

Ebu Lubabe (r.a.)

Hadislerde Hac ve Umre

Bünyamin BAKİ - Hacı Murat Efsanesi

Özel Röportaj: Ampute Milli takımı - Azmin Sonu Zafer

Engin UZUN - Sri Lanka: Büyük Cennet

Osman HAZIR - Filistin’de Halil İbrahim Sofrası “El Halil”

Dr. Neslihan ÖZSOY - Kutsal Topraklarda

Dikkat Edilmesi Gerekenler

Kitap Köşesi

Güncel Haberler

Manşetlerin Dilinden

Bulmaca Sayfası

2

4

8

10

12

14

18

20

24

25

26

28

31

32

34

38

46

50

54

57

58

59

60

Mehmet UZUNER

Dünden Bugüne HURSAD

10

Ayşe ARMAN

Eşsiz Umre

12

Demet SABANCI

Anlatmakla Değil, Yaşamakla Anlaşılır

38

ÖZEL RÖPORTAJ

Ampute Milli takımı: “Azmin Sonu Zafer”

46

Engin UZUN

Siri Lanka: BÜYÜK CENNET

HURSAD DERGİ

KÜLTÜR, SANAT VE SEYAHAT DERGİSİ

KÜNYE

SAYI: 1

Mart 2019

İMTİYAZ SAHİBİ: Hac, Umre ve

Seyahat Acenteleri Derneği

Yayın Türü: Süreli / 3 Aylık

COPYRIGHT @ 2019

Bu yayının tüm hakları Hac, Umre ve

Seyahat Acenteleri Derneği’ne aittir.

Dergi içeriği izin alınmadan elektronik

veya basılı şekilde kullanılamaz,

çoğaltılamaz. Kaynak göstermek

suretiyle alıntı yapılabilir. Yazıların

sorumluluğu yazarlarına aittir.

GENEL YAYIN YÖNETMENİ

Diyaeddin Şahin

YAYIN KOORDİNATÖRÜ

Nurcan Özökten

YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ

Murat Kundak

EDİTÖR:

Bünyamin Baki

FİNANS

Nevzat Altıner

YAYIN KURULU

Muharrem Güldemir

Yasin Öztürk

Harun Yurdakul

Selami Çaylı

Mehmet Ali Menteşe

Murat Kundak

YAYIN KURULU DANIŞMANI

Mehmet Uzuner

GÖRSEL YÖNETMEN

Melih Cem Kılıç

İLETİŞİM

0 212 525 33 33

iletisim@hursad.org

ADRES

Akşemsettin Mahallesi Ocaklı

Sokak Adalet Apt. No: 9/4

FATİH / İSTANBUL

BASIM YERİ

Altın Tepsi Mahallesi Kazım

Karabekir Cd. No 70

Bayrampaşa / İSTANBUL

0533 483 61 17


2

Başlarken...

Yeltendiğimiz tüm başlangıçların selamete

ermesini umarak Bismillah.

Bir işi bitiririr

bitirmez giriştiğimiz

diğer işlerimizin

selametini niyaz ederek Bismillah.

Bismillah her hayrın

başıdır.

Tüm uğraşlarımızla hayra vesile olma

umudunu taşıyarak Bismillah…

Fertler olarak bizlerden başlayarak,

toplumumuzun, milletimizin, ümmetimizin

yeni başlangıçlara ihtiyacı var.

Her şeyden evvel insanlığımızı yeniden

inşa etmeliyiz. Yeniden inşaya tam da

buradan başlarsak, bir yetimin gözyaşını

silerken buluruz kendimizi. Komşusu

açken tok yatamaz olur, yitirilen canlarla

beraber, insanlığımızın da her geçen gün

nasıl da yittiğini fark ederiz. Ve sonra her

şeye ama her şeye yeniden başlamalıyız.

Aşka, sevgiye…

Duymaya, görmeye, hissetmeye,

hislenmeye yeniden başlamak…

Eskiyen, körelen, bozulan sistemlerin

değişmesine ihtiyacımız var. Artık

köhneleşmiş bakış açılarıyla daha ileri

gitme şansımız olmadığı için yeniden

inşaya başlamalıyız.

Kültürden sanata, eğitimden mimariye,

şehircilikten tarıma, güvenlikten özgürlük

anlayışına kadar her şeye yeniden...

Hem de birçok işe belki de aynı anda

girişmeliyiz.

Onararak değil yeniden inşa ederek,

makyajla şeklini değiştirerek değil bizatihi

kendisini değiştirerek…

Güçlendirerek değil, güçlü bir şekilde

yeniden yaparak.

Toplum olarak yeniden bir inşa sürecine

girmeliyiz.

Her fert, her aile, her mahalle, her

semt, her kent; görünen görünmeyen

şantiyelere dönüşmeli, harıl harıl inşa

faaliyeti olmalı ki değişsin makus kaderi

insanlığımızın. Ki gören gözler, işiten

kulaklar, hislenebilen kalplerimiz olsun.

HURSAD, işte böyle bir hassasiyet, kaygı

hatta ihtiyaçtan zuhur etti.

Bir tek kişinin, zümrenin veya kliğin

uhdesinde, keyfi uygulamaların ayyuka

çıkardığı adaletsiz düzene isyandık

önceleri.

Sonra değişim talep eden çığlığa dönüşüp

çığ gibi büyüdük.

Korku dağlarını yerle bir eden büyük bir

dayanışma örneği gösterdik.

Birlikte göğüs gererek itibarlı, yetkin

ve samimi bir topluluk olmanın verdiği


3

güvenle Allah’ın misafirlerine

hizmet anlayışını yeniden inşa etme

çabasındayız.

Şimdi hizmette kaliteyi rekabetin

merkezine koyan yepyeni bir sektörel

anlayışa bürünme hedefindeyiz.

Bu itibarla tüm çabalarımızın

merkezine, hacıların hak ettikleri

hizmeti alma ülküsünü yerleştirdik.

Gücümüzün üstünde bir çabayla,

piyasadaki haksız rekabete mâni

olmaya, damping sebebiyle hizmet

kalitesinin yerle bir olmasına engel

olmaya gayret ettik.

Ancak bunların hiçbiri yeterli değil

elbette.

Her şeye yeniden başlamak, sektörün

istenen, arzulanan kalite ve düzeye

erişmesini sağlamak adına devrim

niteliğinde atılımların yapılmasına

öncülük etmemiz lazım.

Yeni bir başlangıç da ancak kendi

birliğimizin yasal statüye sahip

olmasıyla tam anlamıyla mümkün

olabilecektir.

Kızıl Elma’mıza ulaşmak için hiç

durmadan ve yılmadan mücadele

etmeye devam edeceğiz.

Tüm bu süreçte, yanımızda göründüğü

halde hiçbir etkinliğimize iştirak

etmeyen veya yanımızda görünüp

kuruluş ilke ve felsefemize aykırı

tavır takınanların da farkındayız. Bir

taraftan Birliğimiz içinde görünüp

bize zarar vermek için uğraşanlar da

dikkatimizden kaçmamıştır.

İnşallah ciddi bir arınma sürecine

girerek, kuruluş sürecimizi de yeniden

başlatacağız.

Yasa değişikliği...

1618 Sayılı yasada yapılması düşünülen

değişikliklerle ilgili çalışmaları yakından

takip etmekteyiz.

Bu değişikliklerin sektörümüze

muhtemel etkilerini göz önünde

bulundurarak çalışmalara katkı

sağlayacağız.

İlgili yasadaki değişikliklerin, yeni

haksızlıklara ve tekelleşmelere sebep

olmaması için kamuoyunu harekete

geçirmek hususunda da kararlıyız.

Yeniden başlama için bir fırsat olarak

gördüğümüz yasa değişikliği ile

ilgili sektörümüzün bilgilendirilmesi

konusunda girişimlerimiz olacaktır.

HURSAD AKADEMİ ile başladığımız

eğitim atağına, yakın zamanda

bilgilendirici animasyon filmleri ile

devam edeceğiz.

Gençlerin ve çocukların kutsal

topraklara yönelik ilgisini ve bu

husustaki bilgilerini arttırmak gayesi

ile düzenli aralıklarla çalışmalar

yürüteceğiz.

Ve nihayet elinizde olan bu dergimiz,

yeni başlangıçlarımızdan bir başlangıç

olarak üç ayda bir yayınlanacaktır.

Kültür-sanat hayatımıza bir katkı

sağlamanın yanı sıra Birliğimizin hür bir

sedası olarak sesimiz olacak inşallah.

Hiçbir kimseye, gruba veya oluşuma

angaje olmadık, olmayacağız.

Sektörümüze tehdit olarak gördüğümüz

tüm girişimlere en sert ve gür seda bu

sayfalardan yükselecek inşallah.

Saygı ve hürmetlerimle…

Diyaeddin ŞAHİN

HURSAD BAŞKANI


4

DÜNDEN

BUGÜNE

HURSAD

16 Seyahat acentamızın

1988/1989 hac

döneminde yetki alarak

hac organizasyonuna

başlamasının ardından

30 yıl geçti.

Mehmet UZUNER

30 yıl içerisinde hac ve umre

yetkisi alan acenta sayımız

250’ye ulaştı.

Hac ve umre, seyahat

acentaları faaliyetleri

arasında önemli bir konuma

da gelmiştir.

Yılda 400 bine yaklaşan

umre ve 30 bin civarındaki

hac yolcu sayısı ile sektör

600 milyon dolarlık bir

seviyeye ulaşmıştır.

Sürekli değişen ve gelişen

sektör dinamikleri ile

hac ve umre konularının

diğer seyahat acentalığı

faaliyetlerinden farklı

olarak, 1618 sayılı seyahat

acentaları kanunu ve

633 sayılı Diyanet İşleri

Başkanlığı Kanunu’na

uyulmasını gerektiriyor.

Aynı zamanda, TÜRSAB ve

Diyanet İşleri Başkanlığı

ilgili yönetmelikleri, Diyanet

İşleri Başkanlığı hac ve umre

talimatnamesi, Suudi

Arabistan Hac Bakanlığı

kararları ve iki ülke

arasında imzalanan

mahdar anlaşmasına uyma

zorunluluğu da vardır.

Dolayısı ile işi sadece

hac ve umre olan bir

STK oluşumuna ihtiyaç

duyulmuştur.

Geçen yıllar süresince

gerek TÜRSAB çatısı

altında gerekse bireysel

mücadele ile uzun bir

zaman geçilmesine rağmen

münferiden ve dönemin

TÜRSAB idari anlayışı ile bir

kazanım elde edilemeyeceği

ve sektöre bir katkı

sağlanamayacağının

anlaşılması üzerine bir grup

arkadaşımız ile zor ve uzun

bir yola adım atarak HURSAD

çatısı altında toplandık.

Son 20 yıl içerisinde

TÜRSAB yönetimleri, Hac

ve Umre acentalarının

desteğini kaybetmemek

için sektörel değil siyasi bir

tavır sergilemiş, sektörün

sorunlarını çözmektense

günü geçirmeyi tercih ederek

ileriye dönük sektöre en

büyük zararı vermiştir.

Nitekim bu anlayış

neticesinde suçun cezasız

kaldığını gören bazı

kişiler, işleri vatandaşı

dolandırmaya kadar

götürmüştür. Fatura ise tüm

acentalara kesilmiştir.

HURSAD, hac ve umre

seyahat acentalarına destek

ve kutsal yolculuğa çıkacak

vatandaşlarımıza hizmet

amacı ile kurulmuştur.

Zaman içerisinde dönemin

TÜRSAB yönetimine de

yapıcı ikazlarda bulunmuştur.

Bu ikazlara sürekli kayıtsız

kalınması ve aynı hatalarının

tekrar tekrar yapılması

üzerine sektörün önündeki

en büyük problemin zamanın


Dünden Bugüne HURSAD

5

TÜRSAB yönetimi olduğu

inancıyla bu yönetimle

yollarını ayırma kararı

almıştır.

Bu yol ayrımı kolay olmadığı

gibi HURSAD’a yönelik

baskı ve zorlamaların

da başlayacağı dönem

olmuştu.

Üyelerimizin merkez

ve şubelerine sürekli

denetimler yapılıyor,

Arabistan’da özellikle

üyelerimiz denetlenirken

her türlü sahtekârlık

yapanlara göz yumularak

HURSAD dışında kalan

acentalar elde tutulmaya

çalışılıyordu.

Yola çıktığımız arkadaşlar

gerek dönemin TÜRSAB

Başkanı gerekse hac ve

umreden sorumlu yönetim

kurulu üyesi tarafından

aranılarak seçimle geldikleri

TÜRSAB yönetimlerinden

istifaya zorlanıyordu.

Bu görevde kalmanın

tek şartının HURSAD’tan

istifa etmeleri olduğu

söyleniyordu.

Bakanlıklararası hac ve

umre kurulu kararlarında

“bir ücret ödenmeksizin

tüm seyahat acentalarına

ve yolcularına hizmet etme

şartı” konulan TÜRSAB,

Suudi Arabistan’da en

üst seviye profesyonel

kadro tarafından

“Başkan talimatı”

ile HURSAD üyelerine

ve onların hacılarına

hizmet vermeyeceklerini

belirtiyordu.

Yola çıkanların, her türlü

sonucu göze aldığı zor ve

uzun bir süreç yaşanıyordu.

Manevi baskı bir yana,

acentalarımız kullanılarak

vatandaşlarımızı da gelir

kapısı haline getiren

bu idari anlayışa “dur”

denilmesi gerekiyordu.

Dönemin TÜRSAB yönetimi

hiçbir seyahat faaliyetinde

diğer acentalardan bir ücret

almıyordu.

Ne bilet satanlar bilet

başına, ne diğerleri

yolcu başına 1 sent bile

ödemiyordu.

Oysa bu branşlar için her

türlü etkinlikler yapılıyor,

istihdam sağlanıyor,

yurtiçi ve yurtdışı fuar ve

etkinliklerde bulunuluyordu.

Buna karşılık hiçbir destek

sağlanmayan sadece hacda

göstermelik hizmet verilen

hac, umre sektöründe

durum çok farklıydı. Umre

yolcuları için kişi başı 10

USD (X 350.000 kişi), hac

yolcuları için kişi başı 25

USD alınıyordu. (X 30 veya

40.000 kişi).

Diğer taraftan hacılara

verilmesi zorunlu olan

hac malzemeleri zamanın

TÜRSAB yönetimi

tarafından organize

ediliyor, bunlardan da gelir

sağlanıyordu.

Çin malı malzemeler

acentalara 95 EURO

karşılığı satılıyordu. (Aynı

malzemeler Desa çanta ve

Bahariye dokuma kumaş

olmak kaydı ile HURSAD

tarafından o dönemde 40

USD ye yaptırılmıştır)

Suudi Arabistan’da

yolcularımızın değişik

dönemlerde yemeklerine de

el atan dönemin TÜRSAB

yönetimi 27-28 Riyale

alınan yemekleri, 40

Riyale satmaya teşebbüs

etmiş, önceki yıllarda da


6

acentalarımızın 18-19

Riyale satın aldığı yemekler

yine dönemin yönetimi

tarafında mönü aynı olmak

kaydı ile hatta sağlayıcı

firma aynı olması kaydı ile

26 riyale satılmıştır.

Gelir öyle büyük olmalı ki,

dönemin TÜRSAB yönetimi

içindeki nemalanma

çabası kendi içlerinde

parçalanmalara da sebep

olmuştur.

2018 yılında yapılan TÜRSAB

genel kurulu öncesi muhalefete

desteğini açıklayan ilk STK,

HURSAD olmuş ve ülke genelinde

çalışmalar gerçekleştirmiştir.

Firari FETÖ sanığı sigorta

genel müdürünün deyimi

ile kendilerine “maliyeti

mürekkep ve kâğıt”

olan sigorta gelirlerinden

sağlanan milyonlarca

liranın ise net rakamını

bilemiyoruz.

HURSAD bir yandan

vatandaşların maliyetlerini

düşürmek diğer yanda

özgür ve hür iradesi ile tüm

seyahat acentaları gibi işini

yapmak isterken, karşısında

gelirleri bırakmak

istemeyen idareciler,

kanunla kurulmuş ve

seyahat acentaları adına

tek söz sahibi devasa

birliğin yönetimi ile

de uğraşmak zorunda

kalmıştır.

Hukuki yollardan da açılan

davalar neticesinde rekabet

kurumu da yapılanlara karşı

haklılığımızı onaylamıştır.

Bir elin parmakları kadar

arkadaş, kimi zaman

umutsuzluğa kapılsak da

geceli gündüzlü çalıştık.

Tehditler, zorlamalar

ve baskılar bir tek

arkadaşımızı bile yolundan

döndüremedi.

Geçen zaman içerisinde,

Türkiye’nin tüm

bölgelerinden HURSAD’a

katılımlar geliyor, kimi

zaman korkularını

aşamayan arkadaşlarımız

üye olmaksızın desteklerini

vererek HURSAD ile beraber

hareket ediyordu.

2018 yılında yapılan

TÜRSAB genel kurulu

öncesi muhalefete

desteğini açıklayan ilk

STK, HURSAD olmuş ve

ülke genelinde çalışmalar

gerçekleştirmiştir.

HURSAD bugün 250’nin

üzerinde üye seyahat

acentası (incelemede

olanlar hariç) ve bu

acentaların, bayi seyahat

acentaları ile ülke

genelinde 800’lere ulaşan

bir yapıya kavuşmuştur.

Birlikte hareket edebilme

kabiliyetine sahip bu yapı

inanıyoruz ki, yapacağı

çalışmalar ile çok daha

büyük başarılara imza

atacaktır.

HURSAD, acenta ve

vatandaşlarımızın

maliyetlerini düşürerek

sektöre destek sağlamış,

alınan haraçlara son

vermiştir. İlgili kurumlarda

her geçen gün daha fazla

dikkate alınan önemli bir

STK olmuştur.

Sosyal sorumluluklarını

da unutmayan HURSAD,

Ampute Milli Takımımızı

umreye, derece almış

bayan hafızlarımızı Kudüs’e

götürerek ödüllendirmiş,

nakdi yardımlarla Halep,

yurtdışı camilerin imarı

ve iftar sofralarına kadar

acentaların verdiği güçle

Diyanet Vakfı ve Kızılay

eliyle yapılan yardımlara da

destek olmuştur.

Bir devrin kapanması

ile sonuçlanan TÜRSAB

genel kurulu sonrası,

yeni TÜRSAB Başkanı,

acentalarımızın dolayısı ile

vatandaşlarımızın cebinden

TÜRSAB’ın elini çekmiştir.

Her ne kadar yönetim

içerisindeki bazı kişiler hac

ve umre acentalarımızdan

yani vatandaşlarımızdan

haraç alınmasına devam

edilmesini talep etse de

TÜRSAB Genel Başkanı

tarafından bu görüş


Dünden Bugüne HURSAD

7

benimsenmemiştir.

Elbette acentalarımız

ekstra talepleri olması

ve taleplerin ödenen

aidatların üzerine çıkması

halinde birliğimize maddi

ve manevi desteği de

kendi rızaları ile verecek

anlayıştadır.

TÜRSAB genel seçimi ve

zorluklarla geçen beş yıl

sonrasında yorgunluğun

ilk görüldüğü yerlerden

biri de şüphesiz HURSAD

Başkanlık makamı oldu.

HURSAD için de yeni

bir dönemin başlaması

gerekiyordu.

Başkanlık görevini ve

bayrağı daha genç,

dinamik ve başarılı

olacağına inandığım genç

kardeşlerimin alma zamanı

gelmişti. Kendimizce bir

şeyler başarmış olsak

da tamamlayamadığımız

projeler de olmuştu.

Bunlardan en önemlisi hacı

ve umrecilerimizin eğitimi

konusunda adına HURSAD

AKADEMİ dediğimiz, genç

arkadaşlarıma da yarım

bırakılan bir projemiz

vardı.

Üniversite ve değerli

akademisyenlerden

faydalanılarak hazırlanan

ve ücret karşılığı

ulaşılabilen bir proje satın

alınarak hac ve umreye

gidecek veya öğrenme

amacındakilere hac,

umre ve kutsal beldeler

hakkında bilgilere tek

bir yerden ulaşabilme

imkânı sağlayan eğitim

programı satın alınarak

yeni yönetimimiz

tarafından çok kısa bir

sürede ücretsiz olarak

vatandaşlarımızın

kullanımına açıldı.

Yine bu hac döneminde

HURSAD AKADEMİ hac,

umre, ziyaret yerleri,

gerekli bilgi ve dualardan

oluşan akıllı telefon

uygulaması da IOS ve

ANDROID marketlerde

ücretsiz yer alacak.

Kısa bir sürede yaptıkları

özellikle eğitim çalışmaları

için HURSAD Başkanımız

ve tüm yönetimine ne

kadar teşekkür etsek azdır.

HURSAD bundan sonra

da hac, umre ve inanç

turları konularında

vatandaşlarımızın

bilgilendirilmesi ve eğitimi

için çok daha büyük

çalışmalara imza atacaktır.

Desteği ile sebep

olduklarımız için

Rabbimize sonsuz

hamd ederek, yapmak

istediklerimiz için

yardımını diliyoruz.

İlk yola çıkarken

söylediğimiz gibi,

inanıyoruz ki,

Hizmetimiz kadar,

mükâfatımız olacaktır.

Mehmet UZUNER

HURSAD Onursal

Başkanı


8

Bu çalışmadaki amacımız, hacca veya umreye giden tüm

kardeşlerimizin, ibadetlerini ve yolculuklarını daha bilinçli

bir şekilde yapmalarını sağlamak. Medine’yi, Mekke’yi ve

buralardaki kutsal mekanları bilmenin; yapılan ibadetleri

daha şuurlu yapmanın, ruhuna vakıf olmanın gereği

olarak görmekteyiz. Kutsal topraklara giden bütün

kardeşlerimizin daha bilgili olmaları, ibadetlerinin kalitesi

ve feyzini arttıracaktır.

Bu çalışma, Hac Umre Seyahat Acentaları Derneği’nin

bütün Müslümanlara hediyesidir.

ÇİFTE MİNARELİ MEDRESE / ERZURUM


9

Neden Hürsad

Akademi?

Kutsal topraklara ibadet

maksadıyla giden

insanımızın, bilgi ve eğitim

eksikliğini gidermek,

ibadet aşkının artmasını

sağlamak, ziyaret edilen

kutsal mekanların tarihini

ve tüm bunların temsil

ettiği ruhu anlamalarına

katkıda bulunmak çok

zamandır dillendirdiğimiz

bir ihtiyaçtı.

Bu sebeple daha önce

detaylı çalışmalar

sonucu ortaya çıkan ve

acentalarımızın parayla

satın alıp kullandıkları

bir yazılımı satın alarak

Allah’ın misafirlerinin

kullanımına ücretsiz olarak

sunduk.

Neden İhtiyaç Duyduk?

Uzun bekleme ve hazırlık

süresine rağmen bazı

hacı adaylarımızın Hac

ile ilgili yeterli bilgiye

sahip olmadan kutsal

topraklara gittiğini üzüntü

ile gözlemliyoruz.

Bu durumun başlıca

sebepleri arasında,

merkeze uzak beldelerde

yaşayan hacı adaylarının

hac toplantılarına

katılamaması, ülkemizde

yeterli çoklukta hac

eğitimi verilmemesi, hacı

adayının bu eğitimlere

ilgi göstermemesi gibi

durumlar sıralanabilir.

Teknolojik imkanların

geliştiği, her türlü

bilgi ve belgeye hızlıca

erişilebildiği günümüzde,

HURSAD olarak hac

eğitimini hacı adayının

ayağına götürme amacıyla

yola çıktık.

Nasıl Kullanılır?

akademi.hursad.org

adresinden ad, soyadı,

telefon numarası ve bir

e-mail adresi girilerek

veya “Facebook ile Üye Ol”

butonuna tıklanarak üye

olunabilir.

Üye olduktan sonra mail

adresi ve oluşturulan

şifre ile giriş yapılır ve

kolaylıkla video izlemeye

başlanılabilir.

Seçenekler arasında

daha önce izlediğiniz

videoları görebilir,

daha sonra izlemek

üzere işaretleyebilir

veya videoları sosyal

medya hesaplarınızda

paylaşabilirsiniz. Konu

testleri bölümünde fıkıh

ve siyer, Umre ve Hac

bölümünde yer alan

soruları cevaplayarak

kendi seviyenizi

ölçebilirsiniz.

HURSAD Akademi

Nedir?

HURSAD Akademi, yöntem

olarak açık öğretim ve

uzaktan eğitim sistemlerinde

kullanılan video ders

anlatım, konu testleri ve ders

notları metodlarını kullanarak

hazıladığımız bir hac, umre

hazırlık programıdır.

Bu doğrultuda

akademisyenlerden oluşan

uzman bir kadro oluşturduk.

Hac ve umre ibadetini, bu

ibadetler sırasında dikkat

edilmesi gereken hususları,

Mekke ve Medine’nin

tarihini, bu bölgelerdeki

kutsal ziyaretlerinin tarihi

ve önemini anlatan videolar

hazırladık.

Bu videoları;

akademi.hursad.org

adresinde yayına sunduk.

Bir sosyal platforma dönüşen

web sitemizde artık hacca

veya umreye gitmek isteyen

tüm hacı adaylarımız ücretsiz

bir şekilde bu platforma

üye olup ihtiyacı olan tüm

bilgilere ulaşabilecekler.

Bu bilgiler hem video şeklinde

hem de yazılı bir şekilde web

sitemizde bulunmaktadır.

Ayrıca her konudan sonra

hazırlanmış küçük testlerle

hacı adaylarımız kendilerini

sınama imkanı da elde

edebilecek...


10

EŞSİZ

UMRE

Ayşe ARMAN

Hayatımın en “eşsiz”

deneyimlerinden biriydi.

Tarif edecek başka bir sıfat

bulamadım.

“Eşsiz...”

Budur!

Yemin ederim Umre’den dönmek

istemedim.

Ama ben, gazeteci gibi gitmedim.

Ayrım şu…

Herhangi bir yere, gazeteci

olarak gittiğinde başka bir şeye

dönüşüyorsun.

İçinden yaratık çıkıyor, böcek çıkıyor.

Gözlerini hırs bürüyor.

İşin gücün haberi bulmak, çekip

almak, süslemek, kotarmak oluyor.

Kendini bırakmıyorsun,

bırakamıyorsun, direksiyonda

oluyorsun ve “Fotoğrafları çekelim,

hikayeleri dinleyelim, bilgi alalım,

insanlarla konuşalım…”

Normal gazetecilik faaliyetleri yani.

O zaman da beynin sürekli kontrol

ediyor, her şeye hakim olmaya

çalışıyor.

“Şeklen” yaşıyorsun birtakım şeyleri,

“kalben” değil.

Duygularına teslim olamıyorsun.

Oysa, ben Umre’ye öyle gitmedim.

Aklımdan çok kalbim devredeydi,

düşüncelerimden çok duygularım.

Bıraktım kendimi.

İstedim, çok istedim, bir tura

katıldım ve gittim.

Milyonlarca insan gibi.

Ve teslim oldum!

Akışa, o kalabalığa, o enerjiye ve

Allah’a…

Ben orada, normal hayatla

bağlantımı kestim.

Zaman durdu.

Her şeyi geride bıraktım.

Sevgilimi ve kızımı bile.

Sanki onlar başka bir hayattaydı,

ben başka bir hayatta.

Onlarla telefonla konuşurken bile,

istiyordum ki hemen kapatalım

ben tekrar bu dünyama döneyim,

seccademi kapayım, namaza

gideyim…

Bir iç yolculuğa çıktım.

Biliyorum tuhaf geliyor bunlar,

inanın bana da öyle geliyor, ama

n’apim, olan bu, yukarıda Allah

var, ben içimde başka bir ben

keşfettim…

Medine’de ayrı, Mekke’de ayrı şeyler

hissettim.

Ve çok şaşırdım.

Sizden çok, ben kendime şaşırdım.

Hatta, hayret ettim.

“Bu, ben miyim?” dedim.

Medine’deki Ravza Cami’nin ve

Mekke’deki Kâbe’nin önünde

binlerce insan namaz kılarken

kendimden geçtim.

Öyle oluyorsun.

Öyle bir kalabalığın, aynı anda, aynı

eylemi yapmasından, büyük bir

güce yakarmasından etkileniyorsun,

elinde değil…

Orada, birlikte olduğun insanların

enerjisi sana yansıyor.

Hepsi iyi niyetlerle gelmiş,

temizlenmeye, arınmaya gelmiş…

Oradan bir müthiş bir enerji

yayılıyor, olumlu bir enerji. Aksi

olsa, oradaki o kadar insan aklından

kötülük, haset geçirse nefes alamaz

hale gelirsin, öyle bir karanlık basar

içine.

İşte kutsal topraklarda tam tersine

ben aydınlığı, ışığı hissettim.

Herkesle “bir” oldum. Kâbe’ye

çekildim, mıktanıs gibi…

Etrafında tavaf ederken sanki uçan

bir halının üzerinde gibiydim.

Kesik, kesik anlatıyorum, kusura

bakmayın.


Eşsiz Umre

11

Önce bir dökeyim içimi, sonra gün

be gün anlatırım.

Ama sizi uyarıyorum, ben

böyle biriyim, duygularımı uçta

yaşıyorum, belki de hislerimi

abartıyorum, belki başkaları benim

gibi hissetmeyebilir…

Ama ben, benim gibi hisseden bir

grupla gittim.

Kuantumcu mu istersiniz,

şaman mı, cerrah mı, mücevher

tasarımcısı mı, iş adamı mı, avukat

mı, mimar mı strateji uzmanı mı…

Birbirinden renkli, birbirinden

değişik insanlar!

Hepimizin enerjisi tuttu. Aramızda

bir “çıkıntı” yoktu. Müthiş

uyumluyduk.

Ve başımızda iki muazzam hoca

vardı. Biri Hafız Selman Okumuş,

diğeri İlahiyatçı Recep Can.

Kutsal Topraklar’a onlarla gitmek

de bir şanstı.

Düz, duygusuz, sadece bilgi

verici açıklamalar yerine, katman

katman din tarihi ve kültürü

dinledik.

Ben 45 yaşındayım ve şimdiye

kadar hiç namaz kılmadım.

Orada 4 gün boyunca, 5 vakit

kıldım. Tanla ve ben, grubun

çocuğu gibiydik, onlar da bizim

abimiz, ablamız gibiydi.

Bize gösterdiler, duaları öğrettiler.

Tarifi olmayan bir mutluluk

içindeydik.

Namaz kılmanın insanı müthiş

rahatlatan bir yanı varmış.

Hele secde etmek, inanılmaz bir

teslimiyetmiş.

Milyonlarca insanın arasında “hiç

kimse” olmak, teslim olmak,

kendini oradaki enerjiye bırakmak,

bütün hayatımı gözden geçirmeme

sebep oldu…

O 4 günü, ben 40 günmüş gibi

yaşadım!

Bir de çeneme vurdu, herkese

Umre anlatıyorum.

“Mutlaka gidin” diyorum.

Reklama ihtiyacı yok ama Allah’ın

evinin reklamını yapıyorum!

“Perşembe-Pazar da olabilir. Önce

Medine, sonra Mekke” diye yol

yordam anlatıyorum, “Mutlaka

bizimki gibi bilgili, hoşgörülü

hocalarla gidin” diye bir de akıl

veriyorum…

Sevindirik oldum.

Allah affetsin, biraz da görgüsüz

oldum.

Çünkü ben o kadar insanla “hiç”

olmaya aşık oldum!

Ben orada, o kadar insanla “hiç”

olurken, “bir” oldum.

Ben orada kaybolmayı sevdim.

Kimliklerden, sıfatlardan,

süslerden, püslerden sıyrılmayı,

arınmayı sevdim.

En çok da şunu fark ettiğime

sevindim: Orası hepimizinmiş.

Kimsenin tekelinde değilmiş.

Ne Arapların, ne Suudilerin, ne

sofuların, ne koyu dindarların ne

de dininin bütün vecibelerini yerine

getirenlerin…

Benim gibi getirmeyenlerin de

yeriymiş.

Giderken biraz mahcuptum,

sanki orada yerim yokmuş gibi

hissediyordum, dua ederken

ellerimi çekingen bir şekilde

kaldırıyordum, Allah-ü Ekber

derken sesimi yükseltmekten

utanıyordum…

Sanki bir parmak uzanacakmış,

“Senin burada ne işin var!”

diyecekmiş gibi…

Gittim, gördüm. Ve artık biliyorum.

Öyle bir şey yok. Orası herkesin,

hepimizin.

Kalbinizden geçiriyorsanız, gidin

arkadaşlar!

Teslim olmaya gidin. Allah’la

buluşmaya gidin.

Haa bundan sonra hayatım

değişecek mi? Bence her deneyim,

bizi değiştiriyor, zenginleştiriyor.

Ama hayat tarzım, hayata bakışım

tabii ki değişmeyecek.

Kapanmayacağım da merak

etmeyin!

Fakat ezan yükseldiğinde bir

minareden bir an uzaklara

dalıyorum, hep etkilenirdim

o sesten, şimdi daha çok

etkileniyorum.

İşin içine siyaset karıştırmadan

ibadetini gerçekleştiren herkese

artık sonsuz saygı duyuyorum.

Bekle beni kutsal topraklar, sana

yine geleceğim!


12

Anlatmakla Değil Yaşamakla Anlaşılır

“Anlatmakla

Değil,

Yaşamakla

Anlaşılır”

Demet SABANCI

Şüphesiz, hayatımda Rabbimin yaşattığı

muazzam günlerden bir demetti, Umre

seyahatim...

Gerçekten hep söylendiği gibi

“Anlatmakla değil, yaşamakla anlaşılır”

diye...

Oraya gittiğinizde hiçbir şey aklınıza

gelmiyor, her şeyi unutuyorsunuz.

Hayatla bağlantınızın kesildiği, zamanın

durduğu...

Akıldan çok kalbin, düşüncelerden çok

duyguların devreye girdiği, herkesin bir

olduğu ve Allah-u Teala’ya teslim olunan

çok özel bir yer...

Manevi anlamda, tüm duyguları aynı

anda yaşarken annemle yaşadığımız bir

olayı asla unutamadım.

Dizlerindeki rahatsızlık sebebiyle

annem benimle birlikte ama tekerlekli

sandalyede tavaf ediyorduk.

Tam o an bir böceğin annemin omzuna

konduğunu fark ettim. Böcek, hiç

kıpırdamadan bizimle birlikte tavafı

tamamladı. Sanki bize eşlik ediyordu.

Sanki varlığı ile bizim tavafımızı

paylaşıyordu. Bu böcek bir Yusufçuktu…

Annemin sol omzuna konuşunu tanık

olmuştum. Ancak, annem fark etmemişti

bile. Yusufçuk, annemin omzunda

koruyucu bir melek gibi bize eşlik etti.

Bu olaydan çok derin etkilendim.

Herkese nasip olacak bir şey değil diye

düşündüm. Tıpkı annemin tesadüfü bir

olayla Kâbe’nin içine girebilmesi gibi…

Allah-u Teala tüm Müslümanlara hac ve

Umre yapmayı nasip etsin...


14

KÂBE’Yİ GÖRDÜM


Kâbe’yi Gördüm

15

“Hacı Olma Vasıflarını

Hayat Boyu

Taşıyabilmek…”

Hacca gitmek, benim manevi

yolculuğumda kabulüne belki de en

çok sevindiğim duamdır diyebilirim.

Daha önce birkaç kez

Umre’ye gitmiştim.

O muhteşem havayı solumuştum.

Bunun yanında uzun zamandır farzımızı

da tamamına erdirmek istiyordum.

Altı yıl boyunca gönlümüzü

Kâbe’nin kapısına koyup heyecanla

sıramızın gelmesini bekledik.

Nihayet altı yılın sonunda sıramız

geldi ve bize de nasip oldu.

Bir farzımızı daha icra etmek

üzere ailemle birlikte Kâbe-i

Şerif’in huzuruna çıktık.

Bir hacı adayı olarak Kâbe’yi

gördüğümde ettiğim ilk dua “Hacı olma

vasıflarını hayat boyu taşıyabilmek

ve lâyıkıyla sürdürebilmek” oldu.

Rabbimiz içten dua eden

herkese Beytullah’a yüz sürmeyi

nasip etsin inşallah…

Galip ATAR

(2017 Ferrari 458 Challenge

Avrupa Şampiyonu/Dünya Üçüncüsü)

Kâbe’yi ilk

gördüğümde

Dünyanın birçok ülkesine gitmeme

rağmen kendimi ait olarak

hissettiğim tek yer Kâbe…

Aslında nasıl bir cahillikle gittiğimi

bilseniz gülersiniz bana…

Lakin şimdilerde hayatımın her

dakikasını hatta hayatımdan

geriye kalan kısmını geçirmek

istediğim tek yer orası.

Öyle ki sanki orada doğup büyümüş,

hayat tecrübelerimi orda kazanmış

gibiyim. Mesleğimle alakalı olarak

dünyayı geziyorum. Asya kıtası

neredeyse bitmek üzere…

Gerçekten dünya çok farklı ama

farkın zirvesi bana göre Kâbe.

Rabbim gören görmeyen,

isteyen herkese nasip etsin.

2017 haccım da şöyle bir dua

etmiştim: “Allah’ım beni buraya

memur kıl” Rabbim de beni bu

kutsal topraklara, mesleğimle

memur kıldı, Elhamdülillah…

Bunun hikayesini inşallah diğer

sayılarda anlatacağım…

Engin Uzun

Fotoğraf Sanatçısı


16

“Kabe-i Muazzama’ya

girerken heyecandan

her şeyi unutmuşum”

İlk Hac ziyaretim, 1989 yılında Salih

Özcan ağabeyin aracılığıyla Kral Fahd

tarafından gelen davet üzerine oldu.

O kafilede 120 kişiydik. Aramızda ünlü boksör

Muhammed Ali Clay gibi tanınan simalar da vardı.

Çok güzel hatıralar yaşadık...

Kâbe-i Muazzama’ya girerken

heyecandan her şeyi unutmuşum.

Neyse ki yanımda Şam Emeviyye Camii’nin

imamı vardı. Kâbe’ye girdim ve hemen

Tahiyyetü’l Mescid namazı kılmak istedim.

O imam birden benim elimden tutarak:

“Hata ediyorsun, zira Kâbe-i Muazzama’yı ilk ziyaret

eden insanın yapması gereken kudüm tavafıdır.” dedi.

Birçok kez fıkıh kitaplarını okumuş ve ders

olarak okutmuş birisiyim, o büyük heyecandan

dolayı böyle bir hale büründüm. Allah

herkese bu heyecanı nasip etsin inşallah.

Bundan bir sene sonra ise yine Kral Fahd’ın davetlisi

olarak hacca gittiğimizde ise Elhamdülillah çok az

hacıya nasip olacak bir bahtiyarlığa mazhar oldum.

Kâbe-i Muazzama’nın içinde sekiz rekat namaz

kıldım. Hala hiçbir ayrıntısı aklımdan çıkmaz...*

Prof. Dr. Ahmet Akgündüz

Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü

“Kudret neymiş ben

o zaman anladım”

İlk gidişim 1999 yılında çok sevdiğim bir

kardeşim vesilesiyle gerçekleşti.

Muhabbet esnasında “Haydi gidin

bir umre yapın” dedi.

Ve ekledi “Ben ayarlayacağım, siz karışmayın.”

Allah razı olsun biz o zaman Diyanet İşleri

Başkanlığımızın davetlisi olarak gittik.

İnsanın içindeki heyecan daha haber

ulaşır ulaşmaz başlıyor.

Kutsal topraklara indiğimizde benim nabız fırladı.

Ellerim buz gibi ve ter içindeydim. Bayılacağımı

hissediyorum ama öyle bir şey olsun da

istemiyorum. O anı idrak etmek istiyorum.

Sütunların kenarından Beytullah’ın köşesini

gördüm. Hiç planda yokken Kelime-i Şahadet

getirdim ve “Vallahi alemlerin Rabbi olan

Allah sensin, Sen’in evin budur.” dedim.

Kudret neymiş ben o zaman anladım.

Kâbe’nin kudreti beni adamakıllı sallamıştı. Tüm

taşların bir maneviyatı var. Taşın içinde bir şey var

sanki. Beytullah ile selamlaşıyorsun gibi. Hacerü’l

Esved de aynı şekilde canlı gibi geliyor bana.

İlk gittiğimde baya kalabalıktı. Etrafı

bir sürü insan doluydu.

“Niye böyle yapıyoruz ki biz?” dedim.

Çünkü orada sürekli bir itiş kakış vardı.

Kendi kendime sanki Hacerü’l Esved’le

konuşuyormuş gibi dedim ki:

“Bak ben şimdi büyük sünneti yerine getirmek

istiyorum, seni şöyle bir koklasam, bir öpsem diyorum

ama bu itiş kakışın içinde istemiyorum” dedim.

Bir de baktım ki o karmaşanın içerisinde bir

asker gözünü dikmiş bana bakıyor. Eliyle işaret

ederek beni çağırdı. Yanına gittim. Etrafımdaki

insanları açtı. Benim durduğum yeri ferahlattı

ve ben Hacerü’l Esved’in yanına gitmeyi

başardım. Allah o askerden razı olsun...*

M. Engin Noyan

(Tiyatro Yönetmeni | Yazar)


Kâbe’yi Gördüm

17

“Dizlerimin bağı

çözüldü”

1999 yılındaki ilk umrem o günlere denk geldi

ve böyle bir şey yaşadım. Cenab-ı Hakk’ın ne

zaman, neyi, nasıl nasip edeceği belli olmuyor.

İlk ziyaretimde önce Medine’ye gitmiştim.

Orayı görünce öyle sevdim ki, sanki

eskiden terk edip şimdi yeniden gördüğüm

memleketim gibi gelmişti bana Medine.

Çok ağladım. Ciddi bir korkuya kapıldım

ve “Eyvah! Ya ben Mekke’yi gördüğümde

böyle sevemezsem?” diye çok ürktüm.

Hadislerde Kabe’yi ilk gördüğünüzde edilen duaların

kabul olduğu söylenir. Önceden hazırlandım.

Dualar ezberledim, ceplerime yazıp koydum.

İlk edeceğim dua çok önemliydi.

Ama orada pek çok insan gibi dizlerimin

bağı çözüldü. O esnada yürüyemiyorsunuz,

dizinizin üstüne düşüyorsunuz ve

bütün hesaplarınız altüst oluyor.

Hazırladığım bütün duaları unutarak Cenab-ı

Allah’a çok teşekkür etmeye başladım.

Çünkü bizi kapısından içeri evine buyur ediyor.

Bunun için çok hamd ettim. “Mü’minlere,

müslümanlara şeref ver, bizi bu zilletten kurtar

ya Rabbi” diye bir dua çıktı ağzımdan.

Sürekli bunu söylüyordum, bu da benim hiç

planlamadığım bir dua idi. Başka söylemek

istediğim bir sürü duam vardı ama ben

Kabe’de hep bu dua ile döndüm dolaştım.

Allah herkese bu duyguyu nasip etsin. *

Sibel Eraslan

Gazeteci | Yazar

“Ayağım yere

basmıyor, adım

atamıyordum”

İlk ziyaretimi 1996 yılında hac olarak

gerçekleştirdim. Tabii insan hac veya umreyi

hep sona bırakıyor. Bizim statümüzde yaşayan

insanlarda, mali bir külfet de getirdiği için

sürekli üç beş kuruşu bir kenara koyup

bekliyoruz. Memur olduğum için dedim ki:

“Rahat olsun hem böyle bir birikim temin

edilsin hem de emekli ikramiyemi eşim ve

kendim için hacca gitmek için harcayayım.”

O dönem Almanya’da yaşıyordum ve o

zamanki şartlarda Türkiye’den gelip gitmek

zordu. Daha rahat daha kolay ve daha iç

dünyamızın daha hazır hale gelebileceği

bir zaman diliminde madden ve mânen

hazırlıklı olabileceğim emeklilik ikramiyesi

üzerine kurulmuştu ve öyle de oldu.

Cidde’den Mekke’ye doğru yola çıktığımızda

sanki Çanakkale cephesine sipere giden askerler

gibi kimseden çıt çıkmıyordu. Öyle bir sessizlik

anı vardı ki otobüsün gürültüsü ve arada bir

Arap şoförün anlamadığımız sözleri dışında

bir ses yoktu. Kabe’yi ilk gördüğüm anda

İmam-ı Azam’ın o meşhur duasını yaptık...

Hacerü’l Esved’i öpmeye teşebbüs etmedik

ama Kabe duvarına elimiz değsin gibi bir

duygu içindeydik hep. Tavaf ederken sanki

ben yürümüyordum, vücuduma bir motor

takmışlar ve ben enerji harcamıyordum.

Ayağım yere basmıyor, adım atamıyordum.

Yerden bir karış yükseklikte o aletin

tesiriyle ben böyle uçarak geçiyorum gibi

manevi bir cezbe haline kapıldım.

Her şeyin ilk heyecan derinliği bakımından

müthiştir ama orada yaşananlar

gerçekten anlatılamaz, tam kelimelere

dökülemez bir heyecandı. *

Vehbi Vakkasoğlu

Yazar

* Kaynak: Kâbe’yi İlk Gördüğümde / İsmail TONGAR


18

SAVAŞ RİSALESİ

ERDEM BAYAZIT

“Bir depremle

Sarsılıyordu arz.

Gerilmisti

altlarımızda

atlarımız “

(Ben sıcak savaslara

girmedim daha

Kılıçların çeliğine

Su katmadı gözyaşlarım

Ama

Savaş için geldim

Bu bilinçle bilendim

Bildim bileli kendimi

Hep düşlerimde yasadim Bedir’i)

Kardeşin biri bir safta

Öbür safta diğeri

Bir yanda

Baba.

Oğul

Bir yanda.

Ve toprak gibi güçlü bir ana

Yedi erkek doğuran

Yedisini birlikte

Bedr’e yollayan

Ey Afra kadın!

Kalacak adın

Bu dünyada

Kadınlar er kişiler doğurdukça.

Mutlaka bir sınav olacaktı

Çünkü Sünnetullahti.

Uhud’ta savas vardı

Bu savas bir imtihandi

Gerçi her savaş bir imtihandı

Tüm yaşam bir imtihandı

Ama

Uhud

İmtihan içinde bir imtihandı.

O demişti: Savunmak da

Savaşlardan

Bir savaştir.

Savaşçilar demişti: Bu

gün o gündür

Düsmanı cepheden vurmak

Nasipse eğer

Cennet kapılarına varmak

Kevserle kanmak

İsteriz

O dedi: Mübarek olsun savaşınız

Sabrederseniz eğer

Sizindir zafer


Savaş Risalesi

19

Savaşçılar uçmağa varmış gibi

Şehitlik umuduyla sarhoş gibi.

Muaz dedi: Eyvahlar

olsun siz ne yaptınız?

Hudayr dedi: O’nun reyine

karşı reyde mi bulundunuz?

Savaşçıların içinde

bir tel titremişti

Başlarını önlerine eğdiler

O’nun kapısına dayandılar

O zırhını kuşanmıştı

Hikmetlerden bir hikmet daha

Noktalanmıştı.

Öyleyse ey ümmet

Ey kurtulmuş millet

Kutku olsun şuranız

Kutlu olsun savaşınız.

-Feda olsun sana

Anam

Babam

At ya Sa’d!

Müşriklerin çarpılmış suratları

Altlarında talihsiz atları

Çarparak çeliğin ışıklı yalımına

Paralandılar

Parçalandılar.

Uhut’tan

Koşup gelen

Birkaç müslüman:

Eyvahlar olsun, eyvahlar olsun

Yeryüzü efendisini kaybetti

eyvahlar olsun

Sümeyra kadın ekmek yapıyordu

Elleri sakindi

Gözleri dalıp gidiyordu

Sanki maverayı seyrediyordu

İçinde bir mahşer kaynıyordu

Yüreğinde uhut dalgalanıyordu.

-Resulullah nerede?

Dediler:

-Ey Sümeyra kadın başın sağ olsun

Bilmiyoruz Resulullah nerede

Ama

Bu gömdüğümüz kardeşindir,

Allah katında

Şehittir.

Sümeyra dedi:

-Allah rahimdir

O’na bu rütbe

Mübarek olsun.

Ama ben Resulullah’ı soruyorum.

Sümeyra seyirtti

Gitti gitti

Yeniden bir topluluk gördü

Durmayıp sordu:

-Resulullah nerede?

Dedi mü’minler:

-Bilmiyoruz. Ama

gömdüğümüz erkeğindir

Muradına erendir

Elbisesiyle gömülendir.

Ey ok atan

Ey hayat coşkunluk katan

Kutlu olsun savaşın

Konuşan O’ydu:

-Bu kılıcın hakkını kim verir

-Nedir o kılıcın hakkı

ya Resulullah

-Düşmanın yüzünde

parçalanmaktır

-Öyleyse o iş bana haktır

dedi savaşçı

Kılıcı eline aldı

Koltukları kabardı

Ve yürüdü meydana

Salına salına.

-Bu yürüyüşü sevmez Allah

dedi Resulullah

Ama bu hal müstesna

O gün içinceye dek

şehitlik şerbetini

Savaşçı

Döne döne

Savaştı.

Apansız sıçradı

Çocukları göz nuru gençlerin

yürek aydınlığı

İhtiyarların dilde duası

gönülde umudu

Evrenin efendisine ne olmuştu

O’na bir halmi olmuştu.

Sıçradı kalktı Sümeyra kadın

Başörtüsü havada dalgalanıyordu

Unlar toprağa saçıldı,

küller hamura karıştı

Medine sokakları hızla kayıyordu

evler bir bir tükeniyordu

Sümeyra kadın bendinden

boşanmıştı

bağrını döğüyordu.

Sonra uhut göründü

Sonra mü’minlerden bir

kalabalık gördü

Koştu yanlarına erişti

Dedi Sümeyra:

-Hamd olsun, ona şehitlik kutlu olsun

Ama bir haber verin

Resulullah nerede?

Sonra gördü O’nu

-Hamd olsun

Dostlarını gördü

-Hamd olsun

Buluştular

Görüştüler

Biliştiler mü’minler

-Hamd olsun.

Yaratana hamd olsun

Yaratıp imtihan edene

İmtihandan geçirip zafere erdirene

Bilinçleri bileyip sabırlar verene

Rahman olana

Rahim olana

Muin olana

Hamd olsun.

Erdem Bayazıt

(Ankara 1979)


20

uhud

Dursun Ali Erzincanlı’nın şiiriyle

adeta gözümüzde canlandırdığı

Uhud Savaşı, İslam tarihinin en

önemli olaylarının başında gelir.

UHUD

Dursun Alİ ERZİNCANLI

Günlerden cuma...

Uhud’a gelenler var.

Medine yolu toz duman...

Uhud’a gelenler var.

Bir dağılsa da şu hava,

Görsek Medine-i Münevvere’den Uhud’a gelenleri.

Bir görsek Allah Rasulü’nü

Ve eroğlu erleri...

Bakın göründüler işte;

Atının üzerinde Evrenin Efendisi!

Cihanın gözbebeği!

Uhud’un sevgilisi!

Sağında ve solunda Ashab-ı Güzin

Önündeyse iki üveyk yürüyor;

Biri Sad bin Muaz,

Diğeri Sad bin Übade.

Allah’ım bu ne edep

Atlarının bile başı yerde...

Uhud; bir yenilgiden alınacak

dersler,

Uhud; bir nefis mücadelesi,

Uhud; bir endişe,

Uhud; bir sevinç,

Uhud; bir strateji dehası,

Uhud; bir zafer,

Uhud; ümmete sarsıcı bir derstir.

“Hani sen sabah erkenden

savaşmak için müminleri

mevzilere yerleştirmek üzere

ailenden ayrılmıştın. Allah

her şeyi hakkıyla işitendir,

bilendir.”

Al-i İmran Sûresi, 121. ayet

Diyanet İşleri Başkanlığı Meâli

Kur’an-ı Kerim’de bu ayetlerle

anlatılmaya başlanılan savaşın

yaşandığı Medine’deki Uhud Dağı

biz Müslümanlar için sayısız öğütler

vermekte.

23 Mart 625’te Müslümanlar

ile Mekkeli müşrikler arasında

gerçekleşen savaşın günümüze

uzanan dersleri insanın içini titretir.

Peygamber Efendimiz’in

görevlendirdiği okçuların yerini terk

etmesiyle birlikte iki ateş arasında

kalan Müslümanlardan Hz. Hamza

ile birlikte 70 sahabe şehit oldu.

Peygamber Efendimiz ciddi şekilde

yaralandı.

Yaşanan şiddetli savaşın adeta

canlı hatıralarıyla dolu Uhud Dağı

ve çevresi günümüzde de Umre


Uhud

21

Ensâr’dan Selimeoğulları’nın reisi

Amr bin Cemûh, topal bir kimse

idi. Kendisinin dört oğlu olup

Allâh Resûlü ile birlikte savaşlara

katılırlardı. Resûl-i Ekrem

Efendimiz Uhud Gazvesi’ne

çıkacağı sırada Amr da sefere

katılmak istedi. Oğulları:

“–Sen cihâd ile mükellef değilsin.

Allâh Teâlâ seni özür sâhibi

olarak kabûl etti. Biz senin yerine

gidiyoruz.” dediler. Amr:

“–Siz Bedir günü benim cennete

girmeme mânî oldunuz. Vallâhi

ben bugün sağ kalsam dahî,

muhakkak bir gün şehîd olup

cennete gireceğim!” dedi. Sonra

hanımına da:

SAHABENİN ŞEHADET AŞKI

“–Herkes şehîd olup cennete

giderken ben sizin yanınızda

oturup duracak mıyım?” diyerek

çıkıştı. Hemen kalkanını aldı ve:

“–Allâh’ım! Beni âileme geri

çevirme!” diye duâ ettikten

sonra Resûlullâh’ın yanına gitti.

Peygamber Efendimiz’e:

“–Oğullarım beni Medîne’de

bırakmak istiyorlar. Beni, Sen’inle

birlikte savaşa çıkmaktan

menediyorlar. Vallâhi, ben şu

topal hâlimle cennete ayak

basmayı arzuluyorum.” dedi.

Allâh Resûlü:

“–Allâh Teâlâ seni mâzur

görmüştür. Sana cihâd farz

değildir.” buyurdu. Amr:

“–Yâ Resûlallâh! Sen benim

Allâh yolunda ölünceye kadar

savaşarak şehîd olup şu topal

ayağımla cennette yürümemi

uygun görmez misin?” dedi.

Nebiyy-i zî-şân Efendimiz:

“–Evet, uygun görürüm.”

buyurdu. Amr’ın oğullarına da:

“–Artık babanızı savaştan

menetmeyiniz. Umulur ki,

Allâh ona şehâdet nasîb eder.”

buyurdu. Amr kıbleye döndü ve:

“Allâh’ım! Bana şehîdlik nasîb et!

Beni mahrum ve me’yûs olarak

ev halkımın yanına döndürme!”

diyerek duâ etti ve cihâda katıldı.

ziyaretçilerinin uğrak noktası.

İki cihan nuru Peygamber Efendimiz’in

(S.A.V.) yaralandığı, sahabe

efendilerimizin şehit edildiği, meşhur

okçuların nöbet tuttuğu yerler halen

o günü bize yaşatırcasına hatıraların

tazeliğini koruyor.

Suud yönetiminin “şirk tehlikesi”

gerekçesiyle her ne kadar Peygamber

Efendimiz’in (S.A.V.) tedavi edildiği

mağarayı betonla kaplaması gibi yanlış

uygulamalar bulunsa da her bir santimi

bizler için çok anlamlı olan bu coğrafya

ümmete bir olmanın, iri olmanın, diri

olmanın önemini anlatıyor.

“Hani sen sabah erkenden savaşmak için

müminleri mevzilere yerleştirmek üzere

ailenden ayrılmıştın. Allah her şeyi hakkıyla

işitendir, bilendir.

O zaman sizden iki bölük, Allah onların velîsi

olduğu halde bozulup çekilmeye yüz tutmuştu;

müminler yalnız Allah’a güvensinler.”

Al-i İmran Sûresi, 121 ve 122. ayetler | Diyanet İşleri Başkanlığı Meâli

Uhud Dağı, Okçular Tepesi, İslam

ordusunun ordugâhı, Mekkeli

Müşriklerin ordugahı, sahabelerin

mezar yerleriyle adeta bizler için

yaşayan bir mekân... Uhud; stratejİk,

tarihi, ilmi, dini birçok konuda bizlere

ışık tutmakta.


22

ŞEHİTLERİN EFENDİSİ

HZ. HAMZA

Savaşın en şiddetli olduğu anlardan biri…

Toz bulutu içinde bir o yana bir bu yana koşup duran

İslâm’ın yiğit cengâveri Hazreti Hamza…

Vahşî’nin attığı bir mızrakla şehit oldu.

Uhud’a giden kutlu yolcular Hz. Hamza’nın kabrini de

ziyaret ederek bu büyük cengâvere son görevlerini

yerine getirirler.

Bu sırada yine hüzünlenir, yine mahzunlaşırlar.

Çok bilinmez ama hanım sahabelerden Ümmü Umâre

da Uhud Savaşı’na katılarak oku ve yayı ile düşmanla

çarpışanlardan biridir. Savaştan sonra Medîne’ye dönen

Allâh Resûlü:

“−Harp esnâsında sağıma soluma döndükçe hep Ümmü

Umâre’nin yanıbaşımda çarpıştığını görüyordum.”

demiştir.

(İbn-i Hacer, el-İsâbe, IV, 479)

UHUD ŞEHİTLERİ

Müşrikler Uhud’u tamamen terk ettikten sonra Allah

Resulü, harp sahasına inerek şehitleri defnettiler. Tam

yetmiş şehit verilmişti. Bunların arasında Hazret-i Hamza

gibi cengâverler ve Mus’ab bin Umeyr gibi yiğitler de

vardı.

“BİZ UHUD’U SEVERİZ, UHUD DA BİZİ SEVER!”

Uhud’un, Rasûlullâh’ın gönlünde müstesnâ bir yeri vardı.

Fahr-i Kâinât -aleyhi ekmelü’t-tahiyyât- Efendimiz,

ömrü boyunca Uhud’u ve Uhud şehîdlerini sık sık ziyâret

etmişlerdir. Zaman zaman da:

“Biz Uhud’u severiz, Uhud da bizi sever!” buyururlardı.

(Buhârî, Cihâd, 71; Müslim, Hacc, 504)

Bu nebevî iltifât ile tekrîm edilen şehîdler meşhedi Uhud,

Allâh Rasûlü’nün muhabbetiyle sırılsıklam ıslanmış bir

mekân olarak, kıyâmete kadar gelecek ümmete azîz

hâtıralarla dolu bir ziyâretgâh olmuştur.


23

ALLAH’IN ASLANI

HZ. HAMZA’NIN KABRİ

- uHUD


24

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN UHUD

SAVAŞI’NDA OKUDUĞU DUA

İşte müşrikler, kalplerine

düşen bu korkunun da

tesiriyle, müslümanlara

karşı sağladıkları geçici

galebeye rağmen

tamâmen müdâfaasız olan

Medîne’yi istîlâya teşebbüs

edemediler.

Üstelik yanlarında bir tek

müslüman esir bile olmadığı

hâlde geri dönüyorlardı.

Şüphesiz ki bu, Allâh’ın,

Peygamberi’ne ve

mü’minlere olan bir lütfu

idi. Uhud’da müşrikler

dönüp giderken, Allâh

Resûlü:

“–Saf olunuz, Rabbime duâ

ve senâda bulunayım!”

buyurdu. Ashâb-ı kirâm

Allâh Rasûlü’nün arkasında

saf oldular. Peygamber

Efendimiz şöyle duâ etti:

“Allâh’ım! Bütün hamd

ü senâlar Sana âittir!

Allâh’ım! Sen’in yayıp

bollaştırdığını daraltacak

yok, Sen’in daralttığını da

açıp yayacak yok! Sen’in

saptırdığını doğrultacak

yok, Sen’in hidâyet

verdiğini de saptıracak

yok! Sen’in vermediğini

verecek yok, Sen’in

verdiğini de engelleyecek

yok! Sen’in uzaklaştırdığını

yaklaştıracak yok,

Sen’in yaklaştırdığını da

uzaklaştıracak yok!

Allâh’ım! Rahmet ve

bereketini, fazl-u keremini

üzerimize saç! Allâh’ım!

Sen’den aslâ değişmeyecek

ve hiçbir zaman zâil

olmayacak ebedî nîmetler

isterim. Allâh’ım! Sen’den

yoksulluk gününde nîmet,

korkulu günde emniyet

dilerim! Allâh’ım! Hem

verdiklerinin hem de

vermediklerinin şerrinden

Sana sığınırım!

Allâh’ım! Îmânı bize sevdir,

gönüllerimizi onunla

zînetlendir!

Bizi küfür, azgınlık ve

isyandan nefret ettir! Bizleri

din ve dünya için faydalı

olan şeyleri bilenlerden,

doğru yola erenlerden eyle!

Allâh’ım! Bizi müslüman

olarak öldür, müslüman

olarak yaşat! Şeref ve

haysiyetimizi yitirmeden,

fitnelere mâruz kalmadan,

sâlihler zümresine ilhâk

eyle!

Allâh’ım! Sen’in

peygamberlerini yalanlayan,

insanları Sen’in yolundan

alıkoyan kâfirler gürûhunu

kahreyle! Onların üzerine

musîbetini ve azâbını indir.

Allâh’ım! Kendilerine kitap

verilen kâfirleri de kahreyle!

Ey hak ve gerçek olan İlâh!

Âmîn!”


25

Mekke’nin kavrulmuş

sıcağında, kuş uçmaz

kervan geçmez

kayalıklarla kaplı

dağlarında, kurbanlık

oğlundan başka kimsesi

olmayan Halil’in

sesini kim duyacak, o

sese kim “Lebbeyk”

diyecekti?

Kimsesizlerin Kimsesi,

seslendi ona…

YÜKSELTİN SESİNİZİ

“LEBBEYK”

DİYE...

“Sen seslen Ey

İbrahim” diye

buyurdu…

“Hz. İbrahim, bu emir

üzerine bir an duraklamış

ve “Ya Rabbi, şu ıssız,

sessiz, kimsesiz, ot

bitmez, kervan geçmez

çölde beni kim duyar, kim

benim davetime icabet

eder?” deyivermişti.

“Bana hiçbir şeyi eş

tutma, tavaf edenler,

ayakta ibadet edenler,

rükû ve secdeye varanlar

için evimi temiz tut.”

“İnsanlar arasında haccı

ilan et ki; gerek yaya

olarak, gerekse nice uzak

yoldan gelen yorgun

develer üzerinde sana

gelsinler.” diye buyuruldu

İbrahim’e…

Bu, Allah’ın evine

davetiydi, hiç mümkün mü

ki; akıl sahibi bir insan bu

davete icabet etmesin…

Hiç mümkün mü ki;

akıl sahibi bir insan bu

davete icabet etmekte

tereddüt etsin…Ve bugün

Hz. İbrahim’in davetine

milyonlarca insan cevap

verdi.

Cenab-ı Hakk, Hz.

İbrahim’in davetini yerle

gök arasına duyurdu.

Bugün de bu çağrıya

uyan, hasret ve hicranla

yollara dökülen müminler,

“Lebbeyk...” diyorlar...

“Bismillahirrahmanirrahim”

Lebbeyk Allahümme lebbeyk

Lebbeyk la şerike leke lebbeyk

İnne’l-hamde ve’inni’mete leke

Ve’l-mülk, la şerike leke.

“Allah’ım! Davetine uydum.

Emrine boyun eğdim.

Senin hiçbir ortağın yoktur.

Davetine icabet ederek

huzuruna geldim.

Hamd sana mahsustur. Nimet

ve mülk senindir.

Senin hiçbir ortağın yoktur.”

LEBBEYK...

Hac esnasında ihrama girildiği

andan itibaren bayramın birinci

günü (Zilhicce’nin 10.günü)

Cemre-i Akabe’de ilk taşın

atılmasına değin yüksek sesle

okunan, ilahi ve kudsi olan

mana yüklü davete iştirak...


26

MEDİNE

HURMASININ

SERÜVENİ:

Acve Hurması

Acve… Cennet meyvesi… Peygamber

Efendimiz (s.a.v) hastalığa karşı ve

şifayı bulmak için yenmesini istediği

hurma… Acve, içeriği itibariyle

adeta bir sağlık hazinesi.

Birçok hadiste de yer aldığı üzere,

Acve’nin özellikle insan sağlığı

üzerindeki etkisine atıfta bulunuluyor.

Vücut direncini dengeleyen bu meyve, kalp, karaciğer,

sarılık gibi birçok derde de dermandır.

Kısırlığın önüne de geçtiği birçok kaynakta mevcuttur.

Ayrıca tadı olarak her ne kadar şekerli olsa bile

kolesterole de iyi geldiği bilimektedir.

Peygember Efendimiz (s.a.v.) birçok hadisinde

Acve’ye yer vermiştir.

Sâd İbn-i Ebî Vakkas (r.a.) hasta olduğunda

Resûlûllah (s.a.v.) Efendimiz hasta ziyaretine giderler.

“Mübarek ellerini göğsüme koydu. Hatta ben mübarek elinin

soğukluğunu kalbimde hissettim. Sonra “Sen kalp hastalığına

yakalanmışsın! Sakif’in kardeşi Haris İbn-i Kelede’ye git.

Tedavi ol. O tabib birisidir. Medine’nin Acve hurmasından yedi

tane alsın, onları çekirdekleri ile beraber dövsün (öğütsün)

sonra onu süt ile yağ ile sulandırarak sana yedirsin.”

Sâd (r.a.) böylece bu hastalıktan kurtulmuştur.


27

Peygamber Efendimiz (s.a.v) de bir hadislerinde lohusalık

döneminde hurma yemenin öneminden bahsediyor:

“Kadınlarınıza lohusa döneminde hurma yediriniz.

Kim loğusalığında hurma yerse onun çocuğu

akıllı ve ağırbaşlı olur. Çünkü hurma, Hz. Meryem’in

lohusalığındaki yiyeceği idi.

Acve hurmasının mucizevi yönleri vardır.

Sağlığa olan müthiş faydalarının yanı sıra manevi özellikleri de

bulunur. Acve hurma ağaçlarını Peygamber Efendimiz (S.a.v.)

mübarek elleriyle Medine şehrinin etrafına dikmiştir. Özellikle

hamile olamayan kadınlara yemeleri tavsiye edilmiştir. Günümüzde

halen bu peygamber elleriyle dikilen ağaçlardan bulunmaktadır.

Acve Hurmasının Faydaları…

1

2

3

4

Acve Hurması, rahim kaslarını

güçlendirir.

İçerdiği fruktozdan dolayı vücut için

enerji kaynağıdır.

B grubu vitaminleri içerdiği için

karaciğere çok faydalıdır.

Sarılık hastalığına yakalanma riskini

düşürür.

5 Kısırlığın önüne geçer.

6 Bağrsakları çalıştırır ve iştah açar.

7

A vitamini muhtevasından dolayı

göz sağlığı için önemlidir.

8 Vücuttaki toksin atımını kolaylaştırır.

9 Hazmı kolaylaştırır.

10 Bol miktarda demir içerir. Kan Yapar

11

Muhtevası bakımından (fosfor,

potasyum) bebeklerin gelişiminde

çok önemlidir.

12 Damar sertliğini ortadan kaldırır.

13 Kolesterolü bitirir.

14 Vücuttaki şeker seviyesini ayarlar.

15

İç kanama geçirenlerin kanamasını

durdurur.

(Ebu Hureyre r.a.)

“Acve denen hurma Cennet’tendir

ve zehire karşı şifadır.”

(Hz. Aişe r.a.)

Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: “(Medine’nin necd

cihetinde yer alan) Aliye acvesinde şifa vardır. O

sabahın ilk vaktinde (yenirse) panzehirdir.”

(Sa’d bin ebi Vakkas r.a.)

Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdular:

“Kim sabah aç karnına

yedi tane acve hurması yerse

o gün ona ne sihir ne de zehir tesir eder.”

(Meryem Suresİ (23-26 ayetler)

“Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına

sürükledi. Dedi ki: ‘Keşke bundan önce ölseydim

de, hafızalardan silinip unutuluverseydim.’

Altından (bir ses) ona seslendi: ‘Hüzne kapılma,

Rabb’in senin altında bir su arkı kılmıştır.

“Hurma dalını kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun

hurma dökülsün. Artık, ye, iç, gözün aydın olsun.”


28

Ravza-İ

Mutahhara’dakİ

8 Sütunun Hİkmetİ

Bahçelerin en güzeli, cennet kokusunu hissettiren Ravza-i

Mutahhara yani “tertemiz bahçe anlamındaki alan kutsal

topraklara yolculuk edenlerin hayran kaldığı yerlerin başında gelir.

“Evimle

minberimin

arası Cennet

bahçelerinden

bir bahçedir

ve minberim

de Cennet

bahçelerinin

üzerindedir.”

“Evimle

minberimin

arası, Cennet

bahçelerinden

bir bahçedir

ve minberim

havzımın

üzerindedir.”

(bk. Buhârî, Fadlı

Salati Mescidi Mekke,

5; Müslim, Hac, 92;

Müsned, 2/36, 236,

450, 534; 4/41)

Mescid-i Nebevi’nin

Müslümanlar için bu

en önemli noktasında

İslamiyet’in ilk

yıllarından kalma sayısız

anı ve bu anıların

yaşandığı noktaların

başında da o yıllarda

dikilen sütunlar gelir.

Hz. Peygamber’in

(S.A.V.) mescidi ilk

inşa ettirdiği günlerde

Ravza-i Mutahhara’da

çatıyı tutmak için hurma

ağaçları bulunuyordu.

Daha sonraki yıllarda

bu hurma ağaçlarının

tam da bulunduğu

yere daha sağlam

olması için sütunlar

yerleştirildi. Lâkin

hiçbir zaman yerleri

değiştirilmedi. Şu an

hâlâ Peygamberimiz

zamanındaki hurma

ağaçlarının yerlerinde

duruyorlar.

Bu sütunlardan 8

tanesinin çok özel

bir kıymeti var. Her

biri peygamberimizin

hatıralarıyla süslenmiş

bu 8 sütunun üzerine

Osmanlı padişahı

3. Selim tarafından

isimleri yazılmıştı.

Ravza-i Tâhire,

Medine’deki Mescid-i

Nebevi’nin içinde bulunan

Peygamberimizin türbesi

ile minberi arasına verilen

isim. Bu ismi bizzat

Peygamberimiz takmış ve

sağda belirtilmiş hadis-i

şerifleri buyurmuştur:

“Minberimin

ayakları Cennet

üzerindedir.”

(Ahmed, b. Hanbel, VI

289, 292, 318; Nesaî,

Mesâcid, 8).


29

HZ.PEYGAMBER’İN

HEP YANINDA

NAMAZ KILDIĞI

SÜTUN

kokulu sütunun yanında

kılınan namazdır”

buyurmuştu.

MUHACİRLER

SÜTUNU

Hz. Peygamber’in daima

yanında namaz kıldığı

sütundur.

Peygamber Efendimiz

(S.A.V.) ‘in namaz

kıldırdığı yerde

bulunduğu için sahabeler

tarafından bu sütunun

üzerine esans sürülür,

güzel kokması sağlanırdı.

Bu yüzden “Kokulu

Sütun” ismini almıştı.

Kıble tarafından Mihrab-ı

Nebeviye bitişik olan bu

sütunun yanında namaz

kılmak için sahabeler

adeta birbirleriyle

yarışırlardı.

Maliki mezhebinin

kurucusu Malik bin

Enes: “Nafile kılınan

namazların en faziletlisi,

Mekke’den Medine’ye

hicret eden muhacirler,

genellikle burada

toplanıp sohbet ettikleri

için, sütunun bir diğer

ismi de Muhacirler

Sütunu olmuştu.

Peygamberimizin

hanımı Hz. Ayşe,

teheccüd namazlarını

bu sütunun

yanında kılardı. Hz.

Peygamber’in, farz

namazları bir süre

bu sütunun yanında

kıldırdığı rivayet edilir.

Hz. Ebu Bekir ve Hz.

Ömer de bu sütunun

yanında namaz kılmayı

alışkanlık hâline

getirmişlerdi.

Sultan 3. Murat’ın Yaptırdığı Minber


30

Ravza-i Mutahhara’daki 8 Sütunun Hikmeti

EBU LÜBABE, ALTI

GÜN SÜTUNA BAĞLI

YAŞADI

Tevbe Sütunu-Ebu

Lübâbe Sütunu

minber tarafından

dördüncü, maksure

tarafından ikinci,

kıble tarafından da

üçüncü sütundur.

Peygamberimizin

kabrinin, hatta

başının hizasındadır.

Tevbe Sûresi’ne konu

olan Ebu Lubabe,

kendini bu sütuna

bağladığı için adını bu

olaydan alır.

YABANCI

HEYETLERİN KABUL

SÜTUNU

Hz. Peygamber’in,

mescide girip çıktığı

kapının solundaki

sütundur. Hz.

Peygamber, yabancı

heyetleri burada

kabul ederdi.

ÎTİKÂF-YATAK

SÜTUNU

Minber tarafından

beşinci, maksure

tarafından birinci

sütundur.

Peygamberimiz her

Ramazan ayında,

Kadir gecesini

değerlendirmek

maksadıyla mescitte

itikâfa çekilirdi.

Yatağını buraya

serdiği için sütun, bu

ismi aldı.

MUHÂFIZLAR

SÜTUNU

HZ. ALİ SÜTUNU

Hz. Peygamber’in,

mescide girip çıktığı

kapının sağındaki

sütundur.

Peygamberimizi

koruyan ve başlarında

Hz. Ali’nin bulunduğu

muhafızlar, Hz.

Ayşe’nin evinin

kapısının önündeki

bu sütunun

yanında beklerlerdi.

Nihâyet, “Allah

seni insanlardan

korur” (Mâide-67)

ayeti inince,

Peygamberimiz

muhafızları gönderdi.

MARBAATÜL-KABR

SÜTUNU

CİBRİL SÜTUNU

Batı duvarının,

kuzeye büküldüğü

köşe ile Heyetler

Sütunu’nun

yakınındadır. Hz.

Peygamber’in kabrini

çevreleyen duvarın

iç tarafında kaldığı

için görmek mümkün

değildir. Makam-ı

Cibril de denen bu

sütun, Hz. Fatıma’nın

odasının yanındaydı.

TEHECCÜD SÜTUNU

Kıble tarafından,

Hz. Fâtımâ’nın

evinin arkasındadır.

Resûlüllah (S.A.V.),

teheccüd namazlarını

dâimâ bu sütunun

yanında kılardı.

Peygamberimizin

burada teheccüd

namazı kıldığını

farkeden ashâp

da O’na katılmaya

başladılar. Bir zaman

sonra gece namazları

bu sütunun yanında,

vakit namazları

gibi kalabalık bir

cemaatle edâ edilmeye

başlandı. Bu yüzden

Peygamberimiz (farz

olarak algılanmasın

diye) gece namazlarını

evinde kılmaya

başladı. Şu an hâlen

bu sütunlar, Sultan

3. Selim tarafından

isimleri süslü çelenk

kabartmalar içinde

yazılı haldedir.


Ebû Lübâbe (r.a.)

31

Ebû Lübâbe (r.a.)

Hz. Ebû Lübâbe

(r.a.) Ensar’dandır.

Hicret’ten önce

Müslüman olmuştu.

İkinci Akabe

Biatı’na katılan 75

sahabiden birisi

de Ebû Lübâbe idi.

İslam’ın Medine’de

yayılmasında büyük

gayret sarf etmiştir.

İslam tarihine geçen

ve Ebu Lubâbe’nin

(r.a.) tanınmasını

sağlayan olay ise

şöyle gelişti.

Hendek savaşında

önce Peygamberimiz

(s.a.v.) ile anlaşma

yapan Benî

Kurayza Yahudileri

Hendek Savaşı gibi

kritik bir devrede

ahitlerini bozdular.

Müslümanlara

yardım edecekleri

yerde müşriklere

destek oldular.

Hendek Savaşı

bittiğinde Yahudiler’e

gereken cevap

verilecekti. 20

günden fazla süren

muhasaranın

ardından Yahudiler

anlaşma yapmak

istediler. Bu

sırada kendileriyle

görüşmeye giden

Ebû Lübâbe

bir hareketiyle

Peygamberimizin

(s.a.v.) bir sırrını

açığa vurmuştu.

Bunu anladığındaysa

hata ettiğini anladı

ve pişman oldu.

Ardından kendisini

Mescid-i Nebevi‘deki

direğe bağlattı.

Tevbe Sûresi’nin ilgili

ayetleri inene kadar

da orada bağlı kaldı.

Sonunda inen ayetler

Ebû Lübâbe’nin

tövbesinin

kabul edildiğini

bildiriyordu.

“Bir başka grup iyi

işe bir de kötü iş

karıştırmış olarak

sonra günahlarını

itiraf etmişlerdir.

Umulur ki Allah

onların tövbesini

kabul eder. Şüphesiz

Allah çok esirgeyici

çok bağışlayıcıdır.”

(Tövbe, 9/102)

Ashâb, onu bağlı

bulunduğu direkten

çözüp salıvermek

için koşuştular.

Ebû Lübâbe,

“Hayır, vallahi beni

Resûlullah (s.a.v.)

eliyle salıvermedikçe

bağlandığım direkten

ayrılmam!” dedi.

Peygamberimiz

sabah namazına

giderken, yanına

uğrayıp onu

salıverdi.

İşte bu direk halen

yaşanmış bu

olayın hatırasını

yaşatmakta.


32

HADİSLERDE

HAC VE UMRE İBADETİ

1 Hz. Ömer (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Hac ve umreyi peşi peşine yapınız. Bu ikisi, körüğün; demir, altın ve gümüşün

pasını yok ettigi gibi, fakirliği ve günâhları yok eder. Mebrûr haccın sevabı ancak

cennettir”

(Tirmizî, “Hac”, 2; Nesâî, “Hac”, 6; İbn Mâce, “Menâsik”, 3)

2

Abdurrahman b. Ya’mer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:

Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Hac arafattır, Hac arafattır, Hac arafattır, Minâ günleri ise üç gündür.”

“... Kim iki gün içerisinde Minâ’dan Mekke’ye dönerse ona günah yoktur, kim de

geri kalırsa yolunu Allah ve kitapla bulduğu takdirde günaha girmemiş olur...”

(Bakara,2/ 203)

3

İbn-i Abbas’tan (r.a.) rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:

“Rasûlullah (s.a.v.) bize hitap ederek şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Hac size farz kılındı”

Bunun üzerine el-Akra’ b. Hâbis ayağa kalkarak:

“Ey Allah’ın elçisi! Hac her yıl mı (bize) farzdır? diye sordu”

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.)şöyle buyurdu:

“Yok, hayır. Bir defadır. Kim daha fazla yapacak olursa, o nâfiledir.”

(Müslim; “Hac”, 412; Tirmizî, “Hac”, 5, Tefsir-i Sûre (5), 15. Nesâî, “Menâsik”; “ 1. İbn-i Mâce; “Menâsik”, 2;

Dârimî; “Menâsik”; 4; Ahmed b. Hanbel, I, 255, 292, 301, 321, 325; II- 508. )

4 Ebû Hüreyre (r.a.) dedi ki, ben Resûlullah (s.a.v.) ‘ın şöyle buyurduğunu işittim:

“Kötü söz söylemeden ve büyük günah işlemeden hacceden kimse, annesinden

doğduğu gündeki gibi günahsız olarak (evine) döner.”

(Buhârî, “Hac”, 4, “Muhsar”, 10)

5 Ebû Hüreyre (r.a.) ‘den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Hac ve Umre yapanlar Allah’ın misafirleridir. O’ndan birşey isterlerse, onlara

cevap verir. Af isterlerse, onları affeder.“

(İbn Mâce, “Menâsik”, 5).


34

HACI

MURAT

EFSANESİ

Türkiye’de takvimler 1971 baharını

gösterdiğinde, Bursa TOFAŞ

Otomobil fabrikasında montajlanan

bir araç, ülkemizde üretilen ilk

yabancı lisanslı otomobil olacaktı.

Araç, o dönemde FIAT 124 olarak

üretilmiş ve 1967 yılında Avrupa’da

Yılın Otomobili ödülünü almış

olan markanın Türkçe versiyonu

olarak kabul edilen Murat 124

adıyla satışa sunuldu. Dönemin

Murat 124’ü, şimdinin Mercedes’i,

BMW’si gibi ilgi görmüş, tabiri

caizse ortalığı kasıp kavurmuştu.

Galata’dan bu araçla geçmek

dönemin prestij göstergesi haline

gelmiş, siyasilerin, sanatçıların

ve futbolcuların da kullandığı bir

otomobil olmuştu. Gel zaman git

zaman, Kuş Serisi olarak bilinen

TOFAŞ marka araçların da yollara

düşmesiyle birlikte eski şaşalı

dönemlerini kaybeden Murat

124, önce orta sınıfa hitap eden

bir otomobil oldu. Akabinde ise

tüm teknoloji-sanayi ürünlerinin

kaçınılmaz sonu olan “modası

geçmiş ürün” kategorisinde yerini

almıştı bile. Ancak Murat 124’ü

diğerlerinden farklı kılan bir özellik

de literatüre kazandırılmıştı. Araca

kimse orijinal ismi olan Murat 124

olarak hitap etmiyordu. Bunun

yerine halk arasında bilnen ismi ise

“Hacı Murat” olmuştu. Peki neden?


35


36

Konu ile ilgili araştırma

yapıldığında birkaç rivayete

rastlamak mümkün. Bunlardan

en kuvvetli olanı ise 1974

yılında Türkiye’de araçla

Hacca gitmenin yasal hale

gelmesi ile başlayan süreç...

Söylenene göre Hacca araçla

gitme serbestisi geldikten

sonra birçok kişi Murat 124

lerle kutsal topraklara gitmiş.

Geri döndüklerinde ise

sahipleriyle birlikte, araçların

kendileri de ‘Hacı’ ünvanını

almış. Hacca bu araçla

gidenlerin sayısı o kadar

çokmuş ki, halk arasında bu

aracın motorunda tozlu yollar

için özel üretilmiş bir filtre

bulunduğu inancı bile yayılmış.

Diğer bir rivayet ise 84 yılında

‘Kuş Serisi’ otomobillerin

üretimine kadar geçen

süreçte dayanıklılığıyla

vitrinden düşmeyen Murat

124, Doğan, Kartal, Serçe

gibi araçların üretilmesinden

sonra artık halk gözünde

emekliye ayrılmış. 90’lı yılların

sonunda artık yaşlanmış

bir model olan bu araçlara

Hacı tabiri kullanılmaya

başlanmış ve öylece kalmış.

“Hacı Murat ismi

aslında ülkemize

Murat 124 ile

girmiş değil...“

Hala günümüzde Hacı Murat

olarak anılan bu arabanın,

kendisini hiç görmemiş

nesle bile lakabını kabul

ettirmesinin arkasında belki

de bambaşka bir sebep vardır,

kim bilir? Belki de tarihimizin

–dolayısıyla da insanımızınbu

isim kombinasyonuna

kulak aşinalığının olması,

Hacı Murat kalıbının kabul

görmesini sağlamıştır.

Konuyu burada biraz

duraklatmak isterim.

Hacı Murat ismi aslında

ülkemize Murat 124 ile

girmiş değil. Bu isim çok

daha öncesinden bilinen bir

kahramanın adıdır aslında.

Gelin 74 Türkiye’sinden 19.

Yüzyıl Rusya’sına doğru

gidelim. Ünlü Rus yazar

Lev Tolstoy’un bir romanına

konuk olalım: Hacı Murat.

Ünlü yazar Tolstoy,

ölümünden 2 yıl sonra

yayınlanan bu romanda

Şeyh Şamil tarafından

öldürülmek istendiği için

Ruslara katılan Hacı Murat


Hacı Murat Efsanesi

37

isimli kişinin “ibret dolu”

hikayesini anlatır. Romanda

Hacı Murat ilk başlarda

Şeyh Şamil’in sağ kolu iken,

sonra aralarında geçen bir

husumet nedeniyle ona

düşman olur. Daha sonra bu

ikili bir kan davası sebebiyle

birbirlerine düşman kesilirler.

Tolstoy bu hikayeyi gerçek

kaynaklara dayandırarak

anlattığını söyler. Ancak

atladığı bazı noktalar vardır

elbette. Ünlü yazar, romanını

Rus kaynaklarını kullanarak

hazırlamıştır. Bu nedenle

tam anlamıyla objektif bir

bakış açısından bahsetmemiz

mümkün değildir. Hacı

Murat, hayatı boyunca

bilfiil Şeyh Şamil’in yanında

durmuş, Kafkasya’nın

bağımsızlığı için savaşmıştır.

Şimdi sadece kulak

aşinalığımızın olduğu Hacı

Murat’ın hikayesine biraz

daha derinden bakalım.

Rus kaynaklardan değil de,

bir de kendi kaynaklarımızı

inceleyelim. Konunun aslı

Tarık Mümtaz Göztepe

tarafından kaleme alınan,

Şeyh Şamil’in küçük oğlu

Kamil Paşa tarafından

incelenen ve torunu Said

Şamil Bey tarafından tetkik

ve tashih edilen “Dağıstan

Aslanı İmam Şamil” adlı

eserde anlatılır. Tarık Mümtaz

konuyu şu şekilde ele alır;

“Gürcistan’ın Rus orduları

tarafından şiddetli surette

takviye edilmesi ve sıkı

bir kontrol altına alınması

üzerine, hariçten silah

tedariki imkansız hale

gelmişti. Şamil’in büyük ve

şaşırtıcı dehası, bu hayati

ihtiyacı düşmandan temin

ve tedarik etmekten aciz

olmadığını göstermek için

harükulade cüretli ve akıllara

hayret verici bir teşebbüse

geçti. Bu teşebbüse göre,

Hacı Murat, İmam’a isyan

edecek, Yahut Şamil

tarafından idama mahkum

edilecektir. Bunun üzerine

hayatını kurtarmak için

başını alıp kaçarak Ruslara

iltihak edecek ve onların

emniyetini kazandıktan sonra,

mükemmel Rus silahlarıyla

mücehhez bir ordu teşkil

edip güya Şamil’in üzerine

yürüyecek ve bu silahları

Şamil’e teslim edecekti.”

Olayın aslı buydu ancak

Rus kaynaklarının bunu

yazmaları mümkün değildi.

Tolstoy da kitabında bu

hikayeyi anlatıyor ancak

hakikati bildiğini de

belli eden bazı mesajlar

veriyordu. Üstüne üstlük satır

aralarında Rus kaynaklarına

güvenilmemesi gerektiğinden

bile bahsediyordu. Sonuç

olarak ortaya muallak bir

tarih çıkıyordu. Kafkaslar

için efsane olan Hacı Murat,

Ruslar için de önemli bir

kişilik oluyor, tarihi bir

muallaklığa ismi gömülüyordu

belki de. Adına yazılmış

rivayetler kendi topraklarıyla

sınırlı kalmıyor, yıllar sonra

üretilmiş bir otomobilde, kim

bilir belki tesadüfen, belki de

isminin hatırlanması, tarihte

tekerrür etmesi için Türk’lerin

diline pelesenk oluyordu.

Her ne kadar birçok kişi Hacı

Murat’ın aslında çok önemli

tarihi bir karakter olduğunu

bilmese bile, en azından

isminden haberdar oluyordu.

Bir araba lakabı

olarak değil de, bir

kahraman olarak

hatırlanması gereken

Hacı Murat ismi

kıyamete kadar var

olsun. Ruhu şad,

mekanı cennet olsun.


38

1. Bölüm

AZMİN

SONU

ZAFER…

Ampute Futbolu Türkiye’den

sorulacak dediler…

Öyle de oldu… Dünya’da

adından söz ettiren

Ampute Milli Takımımız,

HURSAD Dergimize çok özel

açıklamalarda bulundu…

Ampute futbolu nasıl

gelişti?

Dünyanın konuştuğu

başarılar nasıl geldi?

Gelecekteki hedefler neler?

Biz sorduk, ampute

futbolunun kahramanları

cevapladı…


s

40

Röportaj

Bünyamin Baki

-Türkiye’deki Ampute

futbolundan bahseder

misiniz?

Uğur Özcan

(A Milli Takımlar Teknik

Direktörü): Ampute

futbolu Türkiye’de

2003 yılında Türk Silahlı

Kuvvetleri Rehabilitasyon

Merkezi’nde gazilerin

rehablitasyonları için

kurulan bir branş idi.

“Ampute

futbolu

Türkiye’den

soruluyor”

İlk başlarda sadece 16 oyuncumuz vardı. O zamanlar

İlhan hocamla beraberdik ve sadece onunla başlamıştık.

Tabii ki bu ilerleyen yıllarda gelişti. Şimdi ise süper

ligimiz var, birinci ligimiz var ve ikinci ligimiz var.

Toplamda ise 28 takımımız var. Süper ligde 10 takım,

birinci ligde 10 takım, ikinci ligde 8 takım var.

-Dünya genelinde durum nedir? Bizim Dünya’ya ve

Avrupa’ya göre pozisyonumuz nedir?

Uğur Özcan (A Milli Takımlar Teknik Direktörü):

Tabi kuruluş olarak Dünya’da gerisinde olduğumuz

birçok ülke var. Özellikle Avrupa’da ampute futbolu

bizden çok önce kuruldu. 90’lı yıların başına denk

geliyor. Ama şu anda durum çok farklı. 2007 yılında

verdiğimiz bir söz vardı Cumhurbaşkanımıza, –tabii

o zamanlar başbakandı kendisi- “Ampute futbolu

Türkiye’den sorulacak” demiştik.

Ve bugün Türkiye’den soruluyor. Biz, ampute

futbolunda çok büyük söz sahibiyiz, Dünya’da ve

Avrupa’da.

-Bu verdiğiniz sözden sonra yükselişe geçtik

sanırım?

Uğur Özcan (A Milli Takımlar Teknik Direktörü):

Tabii, biz 2007’den sonra dört Dünya üçüncülüğü,

iki Avrupa ikinciliği, bir Dünya ikinciliği ve bir Avrupa

şampiyonluğu kazandık. Son Dünya kupasında hedef

şampiyonluktu ama penaltı atışlarında kaçan bir

penaltı yüzünden maalesef kupayı alamadık. Osman

kaptan bizi son attığı golle Avrupa şampiyonu yapmıştı.

Yine son penaltıyı atıp şampiyonluğu bekledik ama

kısmet olmadı. ‘Nasip değilmiş’ diye bakacaksın.

Sonuçta bu penaltı atışı... Belki de yüce Rabbim “Size

iki şampiyonluk fazla, siz biraz daha bekleyin” dedi…

(gülüyor) Bunu böyle yorumlamak lazım.


Azmin Sonu Zafer

41

- Nazarlık olsun diyelim. Hocam

Dünya kupalarına bakarken belli

bir sıra görmedim. Organizasyonda

bir düzensizlik mi söz konusu?

Uğur Özcan (A Milli Takımlar

Teknik Direktörü): Önceden evet,

karışıktı bu. Bir yapılıyordu sonra

beş yıl yapılmıyordu mesela. Sonra

2 yılda bir yapıldı. 3 yıl beklendi

bir daha yapıldı vs… Ama şu anda

düzene girdi. 2020’de Polonya’da

Avrupa şampiyonası olacak. Dünya

kupası da 2022 de olacak. Ev

sahibi henüz belli değil. Bu konuda

Cumhurbaşkanımız talimat verdi,

başvurumuzu yaparsak inşallah bize

verirler diye düşünmekteyiz.

-Ampute futboluna gördüğümüz

kadarıyla milli takımlar bazında

destek geliyor. Peki bu durum

kulüpler bazında nasıl?

Tahir Güven (Genç milli takımlar

antrenörü): Kulüpler bazında biz

sponspor bulmakta çok zorlanıyoruz.

Özellikle süper ligdeki takımların

yüzde 40’ı ancak destek alabiliyorlar.

Bu destekler de büyükşehir veya

ilçe belediyelerinden geliyor. Yine

de genel anlamda sponsor desteği

maalsef bulunamıyor. Sponsor

desteği geldiği takdirde ben

Türkiye’de ampute futbolunun,

koşan futboldan daha öne

geçeceğine inanıyorum. Özellikle

Avrupa şampiyonu olduğumuz

dönemde A milli futbol takımındaki

başarısızlık, ampute futbolunu

bir anda vitrine çıkardı. Ülkede

çığır açtı diyebilirim. 7’den 70‘e

herkes dualarla birlikte gece

gündüz evlatlarımızın yanındaydı.

Bu da bizim için çok büyük itici bir

güç oldu. Dolayısıyla daha etkin

sponsor desteği sağlandığı takdirde,

kulüplerimizin ve belediyelerimizin

ampute futbolunda çok daha ileriye

gideceğini, hocamızın da değindiği

gibi Avrupa ve Dünya’da lider

konuma rahatlıkla gelebileceğimize

inanıyorum.

- Ampute liginde genel manada

destek belediyelerden mi geliyor

takımlara?

Tahir Güven (Genç milli takımlar

antrenörü): Evet genelde

belediyelerden destek alıyoruz.

Zaten onlar da olmasa ayakta durma

şansımız yok.

-Hocam peki tesis durumları

nedir? Mesela sizin oynadığınız

son Dünya kupası finalini izledim,

zemin çok kötüydü.

Uğur Özcan (A Milli Takımlar

Teknik Direktörü): Patates

tarlasıydı.


42

“Birçok kulübümüz

altyapı çalışmalarını

tamamladı ve bunda

en büyük etken Spor

İl Müdürlükleri ve

belediyelerdir.”

-(Hep birlikte gülüyoruz) Türkiye’de nasıl

peki? Stat ve antrenman tesislerimizde

durum nedir?

Tahir Güven (Genç milli takımlar

antrenörü): Türkiye’de ampute futbolunda

Cumhurbaşkanımız ve Gençlik Spor

Bakanlığımızın da desteği sayesinde Gençlik ve

Spor İl Müdürlüklerimiz kendi sentetik sahalarını

bizlere tahsis etmekteler. Özellikle birçok

kulübümüz altyapı çalışmalarını tamamladı ve

bunda en büyük etken Spor İl Müdürlükleri ve

belediyelerdir. TSK rehabilitasyonun sahası, eski

Osmanlıspor’un sahası, Malatya’da Büyükşehir

Belediyesi’nin özel sahası, Antalya Gençlik

Spor İl Müdürlüğü ve Valimizin desteğiyle

açılan saha... Bunlar bizi baya rahatlattı. İzmir

Büyükşehir Belediyesi yeni bir saha yapıyor

şu anda mesela. Kayseri’de buna yönelik bir

çalışma başladı. Konya keza bu yönde çalışıyor.

Altyapı, tesis ve saha konusunda tahminimce

birkaç yıl içerisinde hiçbir sıkıntımız kalmayacak.

Sponsor da bulduğumuz takdirde ben

inanıyorum ki ampute futbolu, koşan futbolun

önüne geçecektir.

-Ampute futbolu sahası, koşan futbol

sahasından biraz daha farklı sanırım?

Tahir Güven (Genç milli takımlar antrenörü):

Tabii. Ampute futbolu genelde sentetik çimde

oynanır. Biz de öyle tercih ediyoruz aslında.

Dünya kupasında oynadığımız sahalar, tabiri

caizse patates tarlaları çimdi ama sentetik

olması daha büyük avantaj sağlıyor. Çim saha

daha çabuk bozuluyor ve kontrol daha zor.

Alt bilgi, maçları 40’a 60 sahada oynuyoruz,

kalemiz de 2.10 metreye 5 metre…

-Marka olma yolunda emin adımlarla

ilerliyoruz sanırım. Peki ligimizdeki yabancı

oyuncu durumu nedir?

İlhan Elmalı (Kaleci antrenörü): Şimdi

tabii belediye takımları ve kendi yerel

yönetimlerinden destek alan takımlar daha

profesyonel hareket edebiliyorlar. Samsun

Engelli Gücü olarak 9 yıldır Medical Park bizim

ana sponsorumuz. Bu tarz takımların üst seviye

transferleri var. Ülkemizde mevcut sporcu

çocukların haricinde dış transferlerimiz de

var tabii. Şu anda liglerimizde oynayan 50’ye

yakın yabancı oyuncu var. İmkanı olan kulüpler

bu oyuncuları alabiliyor. Bu sayıların tabii

ben artmasını isterim. Böyle firmalar büyük

şirketler destek verdiği sürece biz de bu işi daha

profesyonel yaparız.

-Ligimizde yabancı sınırı ne durumda?

İlhan Elmalı (Kaleci antrenörü): İlk etapta

2+0’dı, sonra 2+1 oldu, sonra 3 yapıldı, şu

anda ise 4+1 yabancı kontenjanı var. Ampute


Azmin Sonu Zafer

43

futbolu 6 oyuncu, 1 kaleciyle oynanıyor.

Yani toplam 7 kişi ve bir o kadar da yedekle

oynanıyor. Bu sayı bence biraz fazla.

Biz Genç Milli Takım olarak şu anda 37

sporcumuzla burada kamptayız. Tesislerde,

bir turnuva ön hazırlığını da yapıyoruz.

Ama şu anda biz genç yeteneklerin

tamamını getirebilseydik yaklaşık 60 tane

genç futbolcumuz olabilirdi. Bu arkadaşlar

ailevi, okul, sakatlık gibi sebeplerden dolayı

katılamadılar. İnanıyorum ki gençlerimiz

ampute futboluna ne kadar çok girerse,

hem aktif yaşama daha çok dahil olacak

hem de ampute futbolu daha da gelişecek.

Şu anda 4 yabancı oynatıldığı zaman, geriye

sadece 2 oyuncu kontenjanı kalıyor bizim

futbolularımıza. Yabancı oyunculara asla

karşı değilim ama odaklanmamız gereken

asıl noktanın, bizim kendi futbolcularımız

olması gerektiğini düşünüyorum... Ben,

bu yüzden ampute futbolunda yabancı

sınırının düşürülmesinden yanayım. Düşmeli

ki bizler kendi evlatlarımıza daha çok

odaklanabilelim.

İlhan Elmalı (Kaleci antrenörü): O konuda

bir altyazı geçmek istiyorum. Mesela, benim

kendi kulübümde (Medical Park Samsun

Engelli Gücü) şehir dışından bile çocuk yok.

Hep Samsun’lu çocuklar. Hedefmiz de bu.

Ayrıca sponsorlarımızla da görüşürken onlar

da bize bunu söylüyorlar. Çünkü bu aktivite

biraz da sosyal sorumluluk projesi olarak

öne geliyor. Ve bu projede şehrin çocukları

spor yapsın istiyoruz. Bu doğrultuda da

yetenekleri geliştirmeye çalışıyoruz.

Murat Bahar Hoca (Antrenör): Tabii şimdi

başarılı takımlara baktığınızda ülkemizde,

mesela Antalya’da hiç yabancı futbolcu yok.

Uğur hocam ampute futbolunun gelişiminde

en büyük pay sahibi hocadır, kendi

kulübünde hiç yabancı yok. Altını çiziyorum

yabancılara karşı değiliz, onlar da bizim

evladımız, onların da sevinmesini istiyoruz

ama ampute futbolunda istiyoruz ki genç

yetenekler daha fazla süre alsın ve biz bu

şekilde söz sahibi olalım. Yani bu sayı biraz

fazla gibi. Düzenleme getirilebilir.


44

“Türkiye’de

ligimiz çok

kaliteli,

dünyada sayılı

örnekleri var”

-Hocam hazır siz söz almışken

antrenman teknikleri olarak, koşan

futbol ile ampute futbolu arasında

ne gibi farklar var?

Murat Bahar: Farklılıklar olmakla

beraber, çok çok büyük farklar yok

aslında. Ama tabi bizim kendimize

özgü materyallerimiz var. Bunlar

üzerine de yaptığımız çalışmalar

var. Koşan futbolda oyunun şiddeti,

yüklenmesi, dakikası, yüklenme

yöntemleri ampute futbolunda

minimize edilmiş durumda. Ampute

futbolunda bilimsel çalışmalar şimdiye

kadar olmamış. İzmir Büyükşehir

Belediyesi bünyesinde yeni bir şey

deniyoruz şu anda. Benim de başında

olduğum bir ekip, Ege Üniverstesi

işbirliğinde futbolcuların tamamını

sezon başında bir teste sokarak bir

araştırma yapacak. Bu anlaşma yapıldı

ve gelecek sezon hayata geçecek. Önce

bu verileri toplayıp analiz ettikten sonra

şiddet, yükleme ve diğer antrenman

tekniklerini buna göre yeniden

düzenleyeceğiz. Bu da aslında dünyada

devrim niteliğinde bir çalışma olacak.

-Peki bizden yurt dışında

transfer olan bir futbolcu var

mıdır?

Tahir Güven (Genç milli

takımlar antrenörü): Yok. Bizim

ligden yurtdışına transfer söz

konusu değil ama yurt dışından

yaklaşık 50 civarı yabancı

oyuncu var Türkiye’de. Çünkü

bizim ligimiz çok daha kaliteli.

Ayrıca Avrupa’da ampute

futboluna bizim kadar önem

veren başka bir ülke de yok.

Yani Cumhurbaşkanlığımızdan

tüm kulüplerdeki hocalarımıza

kadar herkes büyük titizlikle

bu işin üzerinde duruyorlar.

Ciddi bir emek var. Yurt

dışında sanıyorum, Rusya’da

ve İngiltere’de lig var sadece.

Geri kalan ülkelerde varsa bile

turnuva şeklinde. Bizdeki gibi çift

maç deplasmanlı, lig usulü sistem

başka yerde yok. Gürcistan’da

mesela ampute futbolu bu sene

başladı.


Azmin Sonu Zafer

45

-Kulüpler bazında bir

şampiyonlar ligi var mıdır?

Uğur Özcan Hoca (A Milli

Takımlar Teknik Direktörü):

Evet bu sene ilk defa resmi hale

geldi. Mayıs ayında Gürcistan’da

6 takımlık bir turnuva olacak,

Şampiyonlar Ligi şeklinde... Tüm

Avrupa ülkelerinin şampiyonları

katılacak.

(DEVAM EDECEK...)

GELECEK SAYI

• AMPUTE KAHRAMANLARI NASIL

YETİŞİYOR?

• HURSAD TARAFINDAN UMRE’YE

GİTTİKLERİNDE NE HİSSETTİLER?

• GÜNLÜK HAYATLARINDA NELER

YAPIYORLAR?

• BAŞARILARIN SIRRI NE?

Biz sorduk, Ampute Futbolu Kahramanları

yanıtladı…

GELECEK

SAYI

HAZİRAN’DA


46

Sri Lanka

BÜYÜK

CENNET

5 yıldır dünyayı gezerek

mesleğimin neredeyse

zirvesini yaşıyorum, hatta

çevremden duyduğum en

çok söz; “Ne güzel işin var.”

diye… Evet hep şükrediyorum,

lakin benim dünyayı gezme

sebebim sadece yetimler...

Engin UZUN

İHH’nın yetimhanelerini gezerek, oradaki

yetimlerin fotoğraflarını, yaşadıkları yerleri

görüntülüyorum ki insanların haberi olsun.

Hatta niyetim tamamen şu; bir kişinin

merhamet duygusunu harekete geçirsem

benim için kâfi. Ve gerçekten işe yaradığını,

ben o ülkeden daha dönmeden gelen bir

sürü mesajla anlıyorum, elhamdülillah…

Yıllar içinde şöyle bir karar aldım. Rabbim

de nasip etti, gittiğim her ülkeden bir yetim

sponsorluğu alıyorum. Maşallah, bu sayede

bir sürü yetimim oldu. (Herkes sayıyı soruyor,

asla söylemem:))

Şimdi en kısa zamandaki niyetim Yemen’e

gitmek. Çok zor olduğunu söylüyorlar ama

inşallah oraya gidip tüm dünyaya olan biteni

göstereceğim.

Bazen bir kare fotoğraf tüm dünyayı

değiştirir.

İşte o karelerin çekildiği yerlerden biri Sri Lanka…


47

Sri Lanka, resmî adıyla Sri Lanka

Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti,

Güney Asya’da, Hindistan’ın 31

kilometre güneyinde ve Hint

Okyanusu’nda bulunan bir ada ülkesi.

1972 yılından önce Seylan olarak

bilinirdi. Hint Okyanusu’nun İncisi

olarak da adlandırılan ülkede yaklaşık

21 milyon kişi yaşıyor.

Hükümet güçleri ve Tamil Eelam

Özgürlük Kaplanları ya da diğer

adıyla Tamil Kaplanları arasında

gerçekleşen iç savaş 1983 yılından

beri sürmekteydi. Tamil Kaplanları’nın,

adanın kuzeyinde ve doğusunda Tamil

Eelam adında bağımsız bir devlet

kurmak için verdikleri mücadele, 2009

yılında hükümet güçlerinin zaferiyle

sonuçlandı.


48

Sri Lanka yolculuğumda enteresan gelen yerlerden biri de fil yetimhanesi idi.

Burada dişleri için insanlar tarafından hunharca öldürülen ya da bir şekilde yetim kalan yavru

fillerin bakımı yapılıyor.

1976 yılında devlet desteği ile kurulan, dünyadaki ilk ve tek fil yetimhanesi…

1976 yılında 6 fille başlayan yetimhanede şu an 93 fil bulunuyor.

Sri: Büyük, güzel, şaşaalı ve önemli.

Lanka ise; Cennet anlamına geliyor.

Bir rivayete göre Hz. Âdem’in cennetten kovulduktan sonra geldiği yerin Sri Lanka olduğu söyleniyor.

Lakin gerçekten de tüm yeşil ülkeyi görünce doğruluk payını hissedebiliyorsunuz...

Belgesel çekmek için bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum, hele ki bu kartalın nasıl

balık yakaladığını çekince…


Sri Lanka Büyük Cennet

49

Sri Lanka’da halkın tamamına yakını fakir.

Zengin sayılabilecek bir kesim var ki onlara sokaklarda rastlamak zor.

Çocukların yüzleri o kadar güzel ki hangisini çekeceğimi şaşırdığım ender yerlerden...

Düğün merasimleri de enteresan hatta damat gelin hanımdan daha süslü:)


50

FİLİSTİN’DE

HALİL İBRAHİM

SOFRASI:

EL HALİL

Ben Filistin’i hep uzaktan

sevdim. Gençliğim, Filistin

ve Mescid-i Aksa merkezli

bilinç kuşanması ile geçti.

Osman HAZIR

Düşünce ve aksiyon

dünyamın olgunlaşmasında

Beytülmakdis coğrafyasının

tartışılmaz etkisi vardır. Bu

nedenle, hasreti vuslata

dönüştürmek için, ruhi

ve zihni bir hazırlık süreci

de yaşamaya çalıştım.

Evet, Filistin ve Kudüs

bir sevdadır, aşktır. Her

sevda gibi onu sevmek

de bedel ister. Ben bu

bedele talibim. Bir şeref

madalyası gibi taşımaktan

onur duyduğum aşkımın hiç

kimse tarafından, özellikle

de işgalci İsrail tarafından

söndürülmesi mümkün

değildir.

Yollar Hz. İbrahim’e çıkar

El Halil’e gidiyorsanız;

Misafiri olmadan sofraya

oturmayan ve yemeğe

başlamayan misafirperver bir

büyüğe misafir olabilmeyi

umut ediyorsunuzdur. Hem

de gelişinizden rahatsız

olmayacağına kesin bir

şekilde emin olarak. Bu ev

sahibi öyle cömert biridir ki,

ondan ilham alınarak, sofrası

açık ve cömert herkesin

sofrası için ; “Halil İbrahim

Sofrası” denmiş. Bu ifade

artık darbı mesel olmuş,

deyimleşmiştir.

Hem sofrası hem de gönlü

açık. Aynı zamanda da size

kendinizi en özel misafir

olarak hissettiren bir ev

sahibinden bahsediyorum.

Düşünsenize; tanımadığı

gençler “Allah Misafiri”

olarak geldiklerinde dahi

danasını kesip önlerine

koyacak kadar cömert. Biz

“ücretini ödemediğimiz

yemeği yemeyiz” diye mertlik

gösteren gençlere; “Bu

yemeğin ücreti öncesinde

Allah’ı zikir, sonunda ise

Allah’a şükürdür” diyerek

mertliğin zirvesinde bir

nebevi duruş sergileyen bir

ev sahibi.

Evet böyle bir ev sahibinin

mirasının da aynı çizgi

üzere devam etmesini

beklemek akla en yatkın

olandır. Beklenti, aynı

misafirperverlik ve

cömertlikle karşılanmak ve

ağırlanmak yönündedir. Ama

heyhat ki o defter kapanalı

çok zaman oldu.

Peki ya gerçek durum nedir?

Gerçek durum; 1917’de

ümmetin iradesinin Filistin

topraklarından çekilmek

zorunda kalmasından beri,

cimriliği, kabalığı ve vahşeti

bir sembol gibi üzerinde

taşımaktan zevk alan miras


Filistin’de Halil İbrahim Sofrası: El Halil

51

yedi siyonist bir güruhtan

beklenen ne ise o.

Yani Atamız Hz İbrahim’i

ziyaret edemez miyiz?

Edersiniz elbette! Tabi eğer

İşgalci Terör Devletinin

Hz.İbrahim Camii’nin

girişine yerleştirdiği,

turnikeli kapılardan,

x-ray cihazlarından,

dedektörlerden, üst ve

çanta aramalarından

geçebilirseniz, atamız,

peygamberimiz Hz. İbrahim’i

ziyaret edebilir, camisinde

namaz kılabilirsiniz.

En azından biz böyle girdik

Halilullah’ın yanına. Hani şu,

1994 yılında Yahudi terör

devletinin organizasyonu ve

bir Yahudi’nin uygulaması

ile Ramazan ayında, sabah

namazı esnasında 60’tan

fazla Müslüman’ın şehadeti

ile sonuçlanan katliamdan

sonra %60’ı fiilen gasp

edilen Hz. İbrahim

Camii’nden bahsediyorum.

Yine, minaresi Yahudiler

tarafında kaldığı için

her ezan vakti Yahudi

askerlerince keyfi olarak

müezzinin minarede ezan

okumasını geciktirip, nerede

ise hiçbir ezanın vaktinde

okunamadığı Hz. İbrahim

Camii’nden...

Müslümanlar ibadet

ederken, gürültü yaparak

huzursuzluk çıkardıklarını

daha önceden duymuştum.

Hafızlık öğrencilerimizin,

duasını Mescid-i Aksa’da

yapmak üzere bana emanet

ettikleri hatimler vardı.

Ancak Mescid-i Aksa’da

mümkün olmayınca bu

hatim duasını Hz İbrahim

Camii’nde yapmak

istediğimde, Kur’an ve dua

sesini bastırmak için bilinçli

ve ısrarlı şekilde gürültü

yaptılar. Böylece işgalci

Yahudilerin bu ahlaksızlığına

bizzat ben de şahit oldum.

Siyonist rejim camiye

girişleri engelleyen kendi

değilmişçesine, cemaatin

az olduğunu bahane ederek

caminin geri kalanına

da el koymanın hesabını

yapmakta. Bu da bizim

hesabımızı zorlaştırmakta.

Gitmeli, en azından cemaat

olmalıyız. İşimiz zor.

Ancak şuna da dikkat

edilmeli; Kudüs ve Filistin

ziyaretleri atalarımızın

yaptıkları hizmetlerle gözü

kamaşıp, göğsü kabaran

bir formata mahkûm

edilmemeli.

Peki ne olmalı? En

basitinden onlar

sorumluluklarını yerine

getirdi. Bugün için bana

düşen tarihi sorumluluğum

nedir? sorusunun cevabını

arayıp alternatifler üreten

bir anlayış geliştirilmeli.

Peki, bu mümkün

mü? Bence mümkün;

zira rivayete göre Hz.

İbrahim’den (as) beri faal

olduğu kabul edilen aşevi

TİKA tarafından yeniden

restore edilip hizmete

açılmış, sabah akşam

yemek verilmekte. Demek ki

sorumluluğunu bilen birileri

var oldukça bir şeyler

olmakta.


52

Filistin’de Halil İbrahim Sofrası: El Halil

Gidin namaz kılın. Gidemezseniz

kandillerinde yakılmak üzere

Uzun vadede ne yapalım?

Hem cesareti ile Calut’u

alnının ortasından

vurabilecek, hem de

muhteşem sesi ile Aksa’nın

minarelerinde ezanları

yükseltebilecek Davud’lar

yetiştirmeliyiz/olabilmeliyiz.

Allah’ın kutsadığı beldeye

kulluğun zirvesini taşıyacak

bir mescid inşaası için;

İnsten, cinne emrine

verilen varlığın tamamını

harcayarak hedefe varan

Süleymanlar yetiştirmeliyiz/

olabilmeliyiz.

İffet abidesi

Meryem’lerimiz olursa

kundaktaki bebeklerimiz

de Beytülmakdis’in

mahremiyetine şahid

olur. İsa’ları doğuracak

Meryem’ler yetiştirmeliyiz,

ya da olabilmeliyiz.

Hz. Musa gibi gösterilen

hedefe gitme azminde

sebat edecek nesiller

olabilmeli, ama önümüze

düşen liderliğimizi yarı yolda

bırakanlar gibi olmadan

uğrunda savaşacak iradeyi

göstermeliyiz.

İşgal altında iken bile; “Gidin

namaz kılın. Gidemezseniz

kandillerinde yakılmak

zeytinyağı gönderin

üzere zeytinyağı gönderin”

diyen Nebiyy-i Muhterem’in

çizdiği “duruş” ve gösterdiği

“ufku” hedeflemeli ve

gençliğimizi de buna göre

yetiştirebilmeliyiz.

Efendiler Efendisi’nin

gösterdiği hedefe uygun bir

azimle, fethedilen Mübarek

toprakların anahtarını

teslim almaya giderken,

bineğine hizmetkârı ile

dönüşümlü olarak binecek

kadar adil ve merhametli,

ibadet özgürlüklerine halel

gelmesin diye Kilisede

namaz kılmayacak kadar

hoşgörülü ve ileri görüşlü,

kavgadan, çekişmeden uzak

bir Kudüs oluşturabilme

adına çağlar boyunca çıkış

noktası kabul edilecek bir

“Emanname” veren Hz. Ömer

gibi yöneticilerimiz olmalı.

Çocukluk ve gençlik

çağından beri ilim, irfan

ve Kudüs bilinci ile

yetişmiş, Kudüs’le yatıp

Kudüs’le kalkmış, hedefe

ulaşmak için hamasete

kurban edilmiş bir çabanın

yetmeyeceğini bilerek, İslam

birliğini ve Müslümanların

vahdetini gerçekleştirmek

için çalışıp sonunda da

Kudüs’ün fethine ulaşan

Selahaddin’leri yetiştirecek

gayretimizi büyütmeliyiz.

Son kertede pratik ve

kısa vadede uygulanabilir

bazı çözüm önerileri de

sunmak gerektiğinden yola

çıkarak bir şey söylemek

gerekmez mi? Elbette

gerekir. Telif hakkı bana ait

olmayan bununla birlikte

uygulanmasını mümkün

gördüğüm bazı hususları

bir yol haritası olarak

paylaşmak istedim;

Kudüs ve Filistin için

bir yol haritam olsun

istiyorsan;

Boykot: İsrail Mallarını

boykot et.

Bilinçlendirme: Kudüs

ve Filistin hakkında

çevrendekileri bilinçlendir.

Etkinliklere katılım: Filistin

ve Kudüs ile ilgili etkinliklere

katıl.

Kitap oku: Filistin ve Kudüs

ile alakalı okumalar yap.

Haberler: Haberleri doğru

ve güvenilir kaynaklardan

oku.

Maddi destek: Kudüs ve

Filistin için maddi destek

sağla.

Son olarak da Kudüs

ziyareti : Bu konuda

THY’nin özel ve indirimli

kampanyaları olmalı ve

gidip Aksa Ribatı (Nöbet)

anlamına gelecek çabalara

destek olmalı.

Çabamız ve gayretimiz özgür

Kudüs ve Filistin olsun diye

dua ile…

Vesselam..!

Osman HAZIR

Yazar


54

Hac ve Umrede

Sık Görülen

Solunum Yolu

Enfeksiyonları

ve Önlenmesi

Dr. Neslihan ÖZSOY

Hac, İslâm’ın beş şartından

biridir ve dünyadaki en büyük

kitlesel toplanma şeklidir.

Ani kalabalıkların artışı,

iklim şartları ve kalabalıktaki

insanların yaş ve kronik

hastalıkları enfeksiyonlara da

davetiye çıkarmaktadır.

Enfeksiyon sıklığının

nedenleri:

• Hac dönemindeki yoğun

nüfus artışı

• İklim şartları nedeniyle

klimaların kullanılması

• Hac ziyaretinde bulunanların

genelde ileri yaşı ve kronik

hastalıkları

• Yüksek fiziksel aktivite ve

korunma önlemlerindeki

eksiklik

Kitlesel olarak bir araya gelen

bireyler, sıklıkla solunum

yollarıyla bulaşan grip ya da

tıbbi ismiyle influenzaya ve

özellikle toplumda gelişen

pnömokok enfeksiyonları ve

solunum yoluyla bulaşan diğer

bulaşıcı hastalıklara maruz

kalmaktadır.

Grip (influenza) her yıl

dünyada yaklaşık 3-5 milyon

kişiyi etkileyen, 250-500 bin

kişinin ölümüne neden olan

influenza virüsünün yol açtığı bir

enfeksiyon hastalığıdır.

İnfluenza virüsünün yapısı

kolaylıkla değişebilir.

Küçük yapısal değişiklikler her

yıl hastalığa yakalanmamızın

nedenidir.

Her 10-30 yılda bir ortaya çıkan

büyük yapısal değişiklikler ise

pandemi dediğimiz, tüm dünyayı

etkileyen büyük salgınlara -kuş

gribi gibi- yol açar.

Hastalığın belirtileri:

Grip, ani başlangıçlı ateş,

öksürük, boğaz ağrısı, baş ağrısı,

burun akıntısı, kas ve eklem

ağrıları ile seyreder.

Ateş, eklem ve kas ağrılarının

olmaması nezle gibi daha hafif

seyreden diğer solunum yolu

hastalıklarını düşündürür.

Öksürük şiddetli olabilir, iki hafta

veya daha fazla sürebilir.

Ateşin uzun sürmesi, koyu renkli

balgam, göğüs yan ağrısı ve/

veya nefes darlığı yakınmaları

akciğerlere bakteriyel

enfeksiyonun eklendiğini

düşündürür.

Öne eğilmekle artan baş ağrısı,

koyu renkli burun akıntısı ve

kulak ağrısı sinüslere ve orta

kulağa bakterilerin ulaşarak

sinüzit ve otit tablolarına

neden olması da hastalığın

istenmeyen, antibiyotik

tedavisi gerektirebilecek

sonuçlarındandır.

Hastalık nasıl bulaşır?

Grip (influenza) virüsü damlacık

yoluyla bulaşır.

Öksüren hapşıran kişi, virüs

içeren çok sayıda damlacığı

etrafa yayar. Bu damlacıkların

ağız, burun ya da gözlerimize

ulaşması ile hastalık bulaşır.

Nasıl korunmalı?

Gripli bir kişi virüsü etrafa

yaymamak için öksürüp

hapşırırken ağzını bir mendille,

mendil bulamıyorsa kolun iç

yüzü ile kapatmalıdır.

Ellere hapşırmak en tehlikeli

olanıdır. Ellere bulaşan virüs

buradan dokunulan her yere

yayılır.

Gripli kişi sık sık ellerini

yıkamalıdır. Su ve sabun

bulunamadığı durumda


Kutsal Topraklarda Hac Sağlığı

55

el antiseptikleri ile eller

ovalanarak da temizlik

sağlanabilir.

Kimleri tehdit eder?

• Grip, tüm yaştaki bireyleri

etkiler

• Risk grubundaki;

• Özellikle 65 yaş

üstündekiler, 5 yaş

altındakiler

• Kronik akciğer hastalığı,

astım ve koah olanlar

• Kronik kalp hastalığı ve

kronik böbrek hastalığı,

karaciğer yetmezliği olanlar

• Kanser, şeker hastaları

veya ilaçlar nedeniyle

bağışıklık sistemi

baskılanmış hastalar

• Organ nakli yapılanlar

• Beden kitle indeksi >40

olan aşırı şişman kişiler

• Gebeler

gripten daha çok

etkilenirler.

Tedavi süreci/

yöntemi:

Grip, hastaneye yatışlara

hatta ölümlere neden

olmaktadır.Tedavide viral

yayılımdan kaçınma, bol

sıvı alımı ve dinlenme

önerilir. Ağrılar için

parasetamol ve ibuprofen

içeren ilaçlar alınabilir.

Ciddi klinik vakalarda uygun

antiviral tedavi 48 saat içinde

başlanır.

Aşılar:

Hac vazifesi öncesi aşılama

büyük öneme sahiptir ve en

etkili korunma yoludur.

Ülkemizde iki tip grip aşısı,

inaktif (cansız) virüs aşısı vardır.

Bunlar; üç ayrı influenza virüs

tipi içeren üç valan inaktive

influenza aşısı (İİV3) ve dört

ayrı influenza virüs tipi içeren

dört valan inaktive influenza

aşısı (İİV4)’dür. Bu aşılar ölü

aşılar olduğundan kesinlikle

grip hastalığına yol açmazlar.

İİV4 aşısı diğer aşıdan farklı

olarak, fazladan bir B virüsü

antijenini daha içermektedir.

Bu nedenle bu aşının

koruyuculuğunun daha fazla

olması beklenmektedir.

Risk grubundaki kişiler, gribin

en önemli komplikasyonu

ve ölümlerin büyük oranda

nedeni olan pnömoni (zatürre)

açısından da risk altındadırlar.

Pnömokok aşılaması, ileri yaş

ve kronik ek hastalıkları olan

kişilerde pnömoni görülme

sıklığını ve ölüm oranlarını

azaltmaktadır. Doktorlarından

bilgi alarak pnömokok aşısı da

olmalıdırlar.

MERS-co Virüsü

Hac ve Umre ziyaretleri MERS-

CoV (Middle East Respiratory

Syndrome- Coronavirus)

enfeksiyonu riski de

taşımaktadır.

Kuluçka dönemi ortalama

5 gün (2-14 gün) olup, ateş

yükselmesi, öksürük, nefes

darlığı, akciğer filminde

infiltrasyon, kusma ve/veya

ishal, yakınmaları ile başlar.

Akut ciddi solunum yetersizliği

ile %30 ölüm riski taşır.

Tek hörgüçlü deve konak olup,

2 yaşından küçük yavru

develerde akut enfeksiyon daha

sıktır. Bu durum Nisan ve Mayıs

aylarındaki enfeksiyon artışını

açıklayabilir.

MERS-coV enfeksiyonu

önlenmesi için Dünya Sağlık

Örgütü (WHO) şu önerileri

yapmıştır.

• Diyabet, kronik böbrek

yetersizliği, bağışıklık

sistemi baskılanmış ve

kronik akciğer hastalığı

olanların deve ile hiç temas

etmemesi

• Çiğ deve sütü veya deve

idrarı içmemesiyi pişmemiş

• deve eti yenmemesi

• Rutin bakımda ise cerrahi

maske ve damlacık

izolasyonu, aerosol

oluşacak işlemlerde

koruyucu maske(N95)

kullanılmasını

• Enfekte hastalara 1 metre

mesafeden durmayı ve

hijyen kurallarına

• dikkat edilmesini

önermektedir.

• Özetle; Hac ve Umrede

sık rastlanılan solunum

yolu enfeksiyonlarından

korunmak için grip aşısı ve

doktorunuza danışılarak

zatürre aşısı yapılması en

önemli koruyucu önlemdir.

• Kalabalık ortamlarda

özellikle Mescid-i Haram’da

maske takılması

• Su ve sabunla yapılacak el

temizliği ile hijyene dikkat

edilmesi

• Su bulunamadığında

alkolsüz el temizleme jelleri

kullanılması

• Konaklama

mekanlarındaki klimaların

direkt vücudunuza

yönlendirilmemesi

• Odaların sık sık

havalandırılması

• Günde en az 2.5- 3 litre su

tüketilmesi

• Dengeli beslenmeye dikkat

edilmesi gereklidir.


Kitap Köşesi

57

Hac

Ali ŞERİATİ

Anne Ben Terörist miyim?

Osman HAZIR

Leyla ile Mecnun

İskender PALA

Umrandan Uygarlığa

Cemil MERİÇ


58

MORO MÜSLÜMANLARI ÖZERKLİK

HAKKI KAZANDI

Filipinler’in Moro

Yarımadası’nda çoğunluğu

Müslümanların oluşturduğu

halk, yapılan referanduma

yüzde 85 oranında ‘evet’ oyu

vererek daha geniş özerklik

hakkı kazandı.

Moro Müslümanları, kendilerine

daha geniş özerklik hakkı

verilmesi için, Bansamoro

Organik Yasasıyla (BOL)

yapılan referanduma yüzde

85 çoğunlukla ‘evet’ oyu vererek

daha geniş bir özerklik hakkına

kavuştu.

MISIR, AF ÖRGÜTÜNÜN

ÇAĞRILARINI DİNLEMEDİ!

9 GENCİ İDAM ETTİ

2013 yılında binlerce kişiyi öldürerek

iktidara gelen darbeci Sisi, Körfez ve

Batı’dan aldığı cesaretle katletmeye

devam ediyor. Cuntanın kontrolündeki

Mahkeme 9 genci idam etti.

İşkenceye maruz kalarak suçu zorla kabul

etmeleri sağlanan sanıkların idamının

durdurulması için Uluslararası Af

Örgütü harekete geçmişti.

Kabul edilen kanun ile Mindanao bölgesi 3 yıllık

geçici yönetimin ardından seçimlere giderek

seçilecek milletvekilleri ile yeni bir özerk hükümet kuracak.

PAKİSTAN VE HİNDİSTAN’A HAC MÜJDESİ

Suudi Arabistan Veliaht

Prensi Muhammed Bin

Selman’ın Asya turunda

yapılan hac kotasının

artırılması talebinin

ardından Pakistan ve

Hindistan’ın hac kotası

200’er bine yükseltildi.

FİLİSTİNLİLER 16 YIL SONRA

RAHMET KAPISI’NDA NAMAZ KILDI

Filistinliler, İsrail güçleri tarafından

2003’te kapatılan Mescid-i Aksa’nın

Rahmet Kapısı’nın içinde cuma namazı

kıldı. Alanda kılınan cuma namazı

sonrası, toplanan Müslümanlar, Filistin

Bayrağı açarak, İsrail aleyhine sloganlar attı.

Filistinliler, İsrail polisince 2003’te

kapatılan Mescid-i Aksa’nın Rahmet

Kapısı’nın içinde cuma namazı kıldı.


Manşetlerin Dilinden 59

28 ŞUBAT

POST-MODERN DARBE’NİN

UTANÇ MANŞETLERİ


BULMACA

More magazines by this user
Similar magazines