tematik bölüm dönüşen ve büyüyen kent - İzmir Ticaret Odası

izto.org.tr

tematik bölüm dönüşen ve büyüyen kent - İzmir Ticaret Odası

TEMATİK BÖLÜM

DÖNÜŞEN VE BÜYÜYEN KENT: İZMİR

1. İzmir’in Ekonomi Haritası

Hızla küreselleşen ve zorlu bir rekabetin yaşandığı günümüzde, kentler

ekonomideki ve sosyal alanlardaki başarıları ile bulunduğu ülkelerden daha çok ön

plana çıkmaktadır. Dünya kenti olarak adlandırılan bu kentler küresel ekonomide

önemli birer merkez haline gelmişlerdir.

Tokyo, New York, Paris, Londra gibi küresel kentler 400 milyar dolar’ın üzerinde

milli gelirleri ile dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer almaktadır.

Bu kentlerin en önemli özelliği, dünyanın sermaye akışının (yatırımın) en yoğun

olduğu yerler olmalarının yanı sıra ticaret ve finansın merkez üssü olmalarıdır.

Mega şehirler bir yana küçük popülasyona sahip İbiza, Portofino, Bali, Santorini,

Mikonos, Monte Carlo, Dubrovnik sınırlarının çok ötesinde bir ekonomik değere

erişmişlerdir.

İzmir sınırları içerisinde bulunan Çeşme-Alaçatı, Şirince, Birgi gibi geleneksel

mimariyi ve dokuyu günümüze en güzel biçimde taşıyan yerleşimlerimizin

değerlerinin katlanarak artması, İzmir ekonomisini daha da büyütecektir.

Dünya kenti olmak için kentlerin potansiyelinin ortaya çıkarılması, kentin ekonomik

profili ve yatırım olanaklarının ortaya konması, buna göre stratejik planların

hazırlanması ve gelecek projeksiyonun yapılması önem taşımaktadır.

İzmir, ekonomik büyüklük bakımından değerlendirildiğinde Türkiye’nin üçüncü

büyük kenti durumundadır. Bir liman kenti olma özelliği ile tarihin her döneminde

önemli bir ticaret merkezi olarak ön plana çıktığı görülmektedir. Doğal

kaynaklarının verimliliği, uygun iklim koşulları, sahip olduğu gelişmiş liman ve

lojistik altyapısı, dış ticaret odaklı iş ortamı ile İzmir, gerek ülke gerek bölge

ekonomisinde önemli bir rol oynamaktadır.

Korunaklı bir körfezin etrafında gelişen İzmir, verimli topraklara sahip olması,

nitelikli işgücü yapısı, hammadde ve ara mamul kaynakları, iç ve dış pazarlara olan

yakınlığı, kişi başına düşen gelirin Türkiye ortalamasına göre yüksek olması gibi

olumlu özelliklere sahiptir ve günümüzde birçok ekonomik aktivitenin merkezi

durumundadır.

İzmir’in 30 ilçesi bulunmaktadır. Kentin merkez ilçelerinde ticaret, sanayi ve turizm

yoğunlukta iken, civar ilçelerinde tarım ve hayvancılık daha yaygın olarak

görülmektedir.

61


İzmir 3.965.232 kişilik nüfusu ile Türkiye’nin nüfus açısından en büyük üçüncü

kentidir. Aynı zamanda ülkenin en fazla genç nüfusa sahip kentlerinden birisidir.

Okur-yazarlık oranı % 97,68’dir.

2008 yılı Gayri Safi Katma Değer (GSKD) bakımından İzmir 55,9 milyar TL ile ülke

sıralamasında dördüncüdür. Kişi başına gayri safi katma değer ise 14.817 TL’dir.

İzmir’in ürettiği GSKD içerisinde hizmetlerin payı % 68,4, sanayinin payı % 26,7 ve

tarımın payı % 4,8’dir.

İzmir’de istihdam edilen 1.410.000 kişinin % 56,7’si hizmetler, % 30,7’si sanayi ve %

12,6’sı tarım alanında istihdam edilmektedir.

İzmir’in en belirgin özelliği liman ve ticaret kenti olmasıdır. İzmir, doğal limanları ile

tüm Ege Bölgesi ticaretinin tamamına yakın bir kısmını, ülke ticaretinin de önemli bir

kısmını gerçekleştirmektedir.

İzmir sürekli artan ihracatı ile ülke ihracatına en fazla katkı sağlayan kentler

arasındadır. 2012 yılı Eylül ayı itibariyle gümrüklere göre İzmir’in ihracatı 15,5

milyar dolar, ithalatı ise 16,9 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.

Bu durumda, ihracatın ithalatı karşılama oranı % 91’in üzerine çıkmıştır. Bu rakam

Türkiye ortalamasının oldukça üzerinde seyretmektedir. İzmir’in ülke ihracatındaki

payı ise % 13,8’dir.

İzmir Alsancak Limanı’ndan kent ticaretinin büyük bir kısmı yüklenmektedir. Ancak

liman artık yeterli gelmediği için kapasitesinin arttırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

İzmir daha büyük ve modern bir limana bir an önce kavuşturulmalıdır. Nitekim

“Küresel Güç Türkiye Hedef 2023” hedefi doğrultusunda İzmir, Türkiye’nin 2023

yılında 500 milyar dolarlık ihracat hedefinin 100 milyar dolarını gerçekleştirmeyi

hedeflemektedir. Liman yatırımlarının tamamlanması ile birlikte bu hedefini

gerçekleştirebilecektir. İzmir Alsancak Limanı rehabilitasyon projesi ve Çandarlı

Limanı’nın faaliyete geçmesiyle birlikte yüksek tonajlı gemilerin İzmir’e geleceği ve

daha fazla hacme hizmet edileceği için İzmir’in ekonomik ve lojistik anlamda büyük

yol kat edeceği öngörülmektedir.

İzmir’de ticaretin yanı sıra sanayi de oldukça gelişmiştir. Türkiye’de planlı

sanayileşmenin başladığı yıllardan itibaren, İzmir de sanayi alanında hızlı bir gelişim

göstermiş ve belli bölgelerde sanayi faaliyetleri hızla artmıştır.

Aliağa, Bornova, Kemalpaşa, Çiğli ve Torbalı ilçeleri sanayileşmenin yoğun olduğu

ilçelerdir. Kentin önemli Organize Sanayi Bölgeleri (OSB) ile küçük sanayi siteleri bu

ilçelerde kurulmuştur.

62


İzmir’de 1923 yılında 60 civarında fabrika mevcut iken, günümüzde yaklaşık 300.000

esnaf, 70.000 ticari kuruluş ve 6.500 sanayi tesisi bulunmaktadır. 2010 yılında

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu listesinde İzmir’den 29 firma yer almıştır.

İzmir’de mevcut 13 organize sanayi bölgesi, 2 serbest bölge ve 1’i faaliyet

aşamasında, 4’ü kuruluş aşamasında toplam 5 teknoloji geliştirme bölgesi

bulunmaktadır. Aliağa, Atatürk, Bergama, Buca Ege Giyim, İTOB, Kemalpaşa, Kınık

ve Tire faaliyette olan OSB’lerdir. Bu bölgelerdeki faal tesis sayısı 1.024, istihdam ise

57.129’dur. Kemalpaşa-Bağyurdu, Menemen-Plastik, Ödemiş, Pancar, Torbalı

OSB’lerin altyapı inşaatları devam etmektedir.

İzmir’in iki önemli serbest bölgesi Ege Serbest Bölgesi ile İzmir Serbest Bölgesinin

2012 yılı ilk 7 ayında toplam ticaret hacmi 3,4 milyar dolara ulaşmıştır. İzmir

Teknoloji Geliştirme Bölgesi’nde ise 85 firma faaliyetlerini sürdürmektedir.

OSB’ler ve serbest bölgeler özellikle yabancı yatırımcılar için birer cazibe merkezidir.

2012 yılı ilk 8 ayında İzmir’de yatırım yapan uluslararası sermayeli şirketlerin sayısı

1.762’ye ulaşmıştır.

İzmir ülke genelinde vergi tahsilâtında ikinci sıradadır. 2012 yılının ilk 9 ayında

ödediği vergi 23,7 milyar TL’dir. Bu durumda İzmir ülkede toplam tahsilâtın %

11,5’ini karşılamıştır.

İzmir, üniversite sayısı bakımından değerlendirildiğinde ise Türkiye’de üçüncü

sırada yer almaktadır. İzmir, 4’ü devlet, 5’i vakıf üniversitesi olmak üzere toplam 9

üniversite ile Türkiye’deki üniversitelerin % 5,45’ine sahiptir.

İzmir’de Ar-Ge ve inovasyon kapasitesinin geliştirilmesine yönelik önemli bir

potansiyel bulunmasına rağmen, İzmirli firmaların Ar-Ge ve yeniliğe verdiği önem

diğer bölgelere göre daha düşük kalmaktadır. Bu nedenle sanayi-üniversite

işbirliğinin arttırılarak, Ar-Ge merkezlerinin kurulmasına öncelik verilmesi,

firmaların teşvik edilmesi önem taşımaktadır.

İzmir’in finans alanında da önemli bir konumu bulunmaktadır. Türev piyasalar için

önem taşıyan kurumlardan biri olan Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası (VOB) 2005

yılında İzmir’de kurulmuştur.

Kurulduğu tarihten beri hızla büyüyerek faaliyetlerini devam ettiren VOB’un işlem

hacmi yaklaşık 440 milyar TL’ye ulaşmıştır.

Bankacılık sektörünün de yoğun olarak faaliyette bulunduğu İzmir’de, 2012 yılının

ilk 6 ayında toplam banka mevduatları 39 milyar TL, kullandırılan krediler 42,2

milyar TL’ye ulaşmıştır.

63


Ticaret ve sanayide öncü kent İzmir, tarım alanında da önemli bir potansiyele

sahiptir. Verimli ovalarda pamuk, üzüm, zeytin, incir, tütün, sebze-meyve, balık ve

hayvansal yan ürünler üretimi yapılmaktadır. Organik tarım ürünlerinin üretimi

konusunda da çeşitli çalışmalar yapılmaktadır.

Her yıl 1 milyonun üzerinde ziyaretçi çeken İzmir, yat turizmden kültür turizmine,

inanç turizminden kruvaziyer turizmine kadar hemen hemen her çeşit turizm

olanağına sahiptir.

İzmir kruvaziyer turizmde yakaladığı başarı ile adını dünyada duyurmuştur. Artık

dünyanın en büyük kruvaziyer gemileri İzmir’e sefer koymaktadır ve her yıl bu

rakam gittikçe artmaktadır. Kruvaziyer gemiler, İzmir için önemli bir gelir kaynağı

haline gelmiştir.

Dünyanın en bereketli jeotermal kaynaklarına ve kaplıcalarına sahip olması İzmir’i

sağlık turizminde bir adım öne çıkarmaktadır. Bu nedenle, İzmir’in EXPO 2020

adaylığı için “Daha İyi Bir Dünya için Yeni Yollar / Herkes İçin Sağlık” teması

işlenmektedir.

İzmir’de tarım, hayvancılık ve balıkçılık sektörü ile turizm, lojistik ve enerji

sektörlerine yatırım yapılması öne çıkan sektörler açısından oldukça avantajlı

görünmektedir.

Tablo 14 : İzmir Makroekonomik Verileri

2007 2008 2009 2010 2011 2012

İşsizlik Oranı

(%)

10,5 11,8 16,2 15,1 14,7 -

İşsiz Sayısı

(Bin Kişi)

142 156 227 231 243 -

İstihdam

Düzeyi (Bin 1.202 1.171 1.170 1.303 1.410 -

Kişi)

İstihdam

Oranı (%)

41,5 39,9 39,0 42,5 45,5 -

Kamu

Yatırımları 428,9 464,4 492,9 457 609 705

(Milyon TL)

Yatırım

Teşvik Belgesi 168 161 129 181 199 133**

Sayısı 1

İhracat

(Milyar $) 2 17,7 21,6 14,3 16,8 20,1 15,5*

İthalat

(Milyar $) 2 21,1 26,1 16,1 22,2 22,3 16,9*

64


Dış Ticaret

Dengesi

(Milyar $)

İhracatın

İthalatı

Karşılama

Oranı (%)

Açılan Firma

Sayısı (Adet)

Kapanan

Firma Sayısı

(Adet)

Yabancı

Turist Sayısı

Vergi

Gelirleri

(Milyar TL)

Banka

Mevduatları

(Milyar TL)

Banka

Toplam

Nakdi

Kredileri

(Milyar TL)

Banka Şube

Sayısı

Uluslararası

Sermayeli

Şirket Sayısı

(1954- 2012

Ağustos ayı

itibariyle)

2007 2008 2009 2010 2011 2012

-3,4 -4,5 -1,9 -5,4 -2,2 -1,4*

83,8 82,7 88,2 75,7 90,1 91,7*

5.396 4.813 4.432 5.103 5.532 3.868*

1.909 2.941 3.002 1.773 2.371 1.487*

987.303 1.040.217 1.060.273 1.155.820 1.388.271 1.148.673*

15,4 17,7 17,5 22,7 27,5 23,7*

21,6 26,8 29,7 33,7 37,9 39***

14,7 19,9 21,5 29,4 38,8 42,2***

600 667 697 718 748 756***

1.762

1 Teşvik Belgesi kapsamında; Genel Teşvik Sistemi, Bölgesel Yatırımlar, Büyük

Ölçekli Yatırımlara yönelik belgeler yer almaktadır.

2 Gümrüklere Göre Dış Ticaret

*Eylül 2012 tarihi itibariyle

**2012 Ocak-Ağustos dönemi

***2012 Yılı Ocak-Haziran dönemi

Görüldüğü gibi, İzmir çok yönlü ekonomisi ile oldukça dinamik bir görünüm

sergilemektedir. Son dönemde altyapı yatırımlarının hız kazanması ile

potansiyelinden daha fazla yararlanabilecektir.

65


EXPO 2020 adaylığı için de gerekli olan bu projelerin hızla hayata geçirilmesi,

İzmir’in EXPO sürecine de hız ve güç katacaktır.

Bununla birlikte, İzmir’in en büyük hedefi, dünya kenti olmaktır. Brookings

Enstitüsü’nün 18 Ocak 2012 tarihinde yayınladığı “2011 Yılı Küresel Metropol İzleme

Raporu”nda dünyanın en büyük 200 metropol ekonomileri, 2010-2011 dönemi için

gelir ve istihdam büyüme oranlarındaki değişim baz alınarak sıralanmıştır.

Kişi başına düşen gelirin yıllık büyüme oranı ve istihdamdaki yıllık büyüme oranına

göre yapılan bu değerlendirmede, Türkiye’den üç metropol ilk 10 kent arasına

girmeyi başarmıştır.

Dünyanın en hızlı büyüyen metropolleri listesinde ilk 10 kent sıralamasında; İzmir

listenin 4. sırasında yer almıştır. Rapora göre, İzmir’in gelişiminde en fazla katkıyı

ticaret ve turizm sektörü yapmıştır.

Potansiyelini tam olarak ortaya koyduğu zaman İzmir, dünyanın zengin ve en hızlı

gelişen kentleri arasındaki yerini daha da pekiştirecektir.

2. Sektör Analizleri

2.1. Tarım

Küresel iklim değişikliği, gıda fiyatlarındaki yükseliş, dünya nüfusundaki hızlı artış

gibi gelişmelerin etkisiyle tarım sektörünün sosyal ve ekonomik bakımdan ülkemizin

geleceği için kilit sektörlerin başında geldiği bir kez daha anlaşılmaktadır.

Yaklaşık 4 bini endemik olmak üzere 12

binden fazla bitki türünün yetiştiği şanslı

bir coğrafyada yer alan ülkemiz, tarım

ekonomisi açısından Avrupa’da birinci,

dünyada 7. sırada bulunmaktadır.

Küresel kriz ve çevresel olumsuzlukların

ortaya çıkışına rağmen 2011 yılı verilerine

göre, ülkemizin Tarımsal Gayri Safi

Yurtiçi Hasılası 61,8 milyar dolar olurken,

büyüme oranı %5,6’ya ulaşmıştır.

Tarım sektörünün 2010 yılında toplam istihdam içindeki oranı% 25,2 iken bu rakam

2011 yılında 460.000 kişi artarak 6.000.143'e ve oranı ise % 25,5’e yükselmiştir. Tarıma

verilen destek miktarı ise 7 milyar TL civarındadır.

TÜİK verilerine göre tarım, hayvancılık, balıkçılık ve gıda ürünleri ihracatımız 2010

yılında 11,78 milyar Dolar iken 2011 yılında 14,22 milyar Dolara yükselmiştir. 2012

yılı ilk 9 ay rakamlarına göre 10,53 milyar Dolar olarak gerçekleşmiştir.

66


Geçmişte küçük ölçekli yatırımcıların düşük bütçeli yatırımların yapıldığı tarım

sektörü günümüzde orta ve büyük ölçekli yatırımların gözdesidir.

2011 yılında tarım sektöründe teşvik edilen yatırım sayısı, toplam teşvikli

yatırımların % 5,61’ine denk gelmektedir. Son 5 yılda tarım alanında 1.123 adet

yatırım desteklenmiştir.

Türkiye’nin tarıma elverişli alanlarının %11’inin Ege Bölgesi’nde bulunması, Ayrıca

Türkiye toplam tarım üretiminin %5’inin İzmir tarafından karşılanması tarımın Ege

Bölgesi ve İzmir için önemini ortaya koymaktadır.

Tarıma elverişli alanları, farklı iklim ve toprak özellikleri, ürün deseni, bilgi ve bilinç

düzeyi gelişmiş üreticileriyle Ege Bölgesi yüksek bir tarım potansiyeline sahiptir.

Bölgemiz, tarım ticaretinde önemli bir merkez konumundadır.

Ege’nin, Türkiye bitkisel üretim değerindeki payı yaklaşık % 19 düzeyindedir.

Özellikle son yıllarda, bitkisel üretimde, sebze başta olmak üzere sebze-meyve

üretiminde önemli gelişmeler kaydetmiştir.

Bölgemizin toplam ihracatının içinde tarımın payı ve önemi giderek artmaktadır.

2011 yılı TÜİK verilerine göre Bölgemiz yıllık ihracat rakamı 1,1 milyar dolara

ulaşmıştır. Ege Bölgesi’nin tarım ürünleri ihracatı geçen yıla göre % 10 artmıştır.

Bölgemiz tarımı içerisinde İzmir tarımı son derece önemli bir yere sahiptir.

Hayvancılık başta olmak üzere tarımın birçok alanında öncü olan kentimizde, 113 tür

bitkisel ürün ve 13 tür hayvan yetiştiriciliği yapılmaktadır.

İzmir, birçok üründe verim ve kalite

açısından Türkiye ortalamasının

üzerinde değerlere sahiptir. Ülkemiz

toplam tarım üretiminin % 5’ini

kentimiz karşılamaktadır.

İzmir ekonomisinde ağırlık sanayi ve

hizmetler sektöründe olmasına

rağmen tarım alanında da faaliyetler

yoğun olarak yapılmaktadır. Kent

nüfusunun % 15’i, aile olarak ifade

edildiğinde ise 151 bin aile geçimini

tarım sektöründen sağlamaktadır.

Tarım sektörü daha çok kent

merkezinden uzak olan ilçelerde

yoğun iken merkeze yakın ilçelerde

hem sanayi hem tarım sektörleri

yaygındır.

67


Halihazırda kentimizin sahip olduğu 341.118 hektarlık tarım alanının % 41,3’ünü

tarla alanları, % 28,2’sini zeytin alanları, % 12,1’ini sebze alanları, % 8,3’ünü meyve

alanları ve % 3,6’sını bağ alanları oluşturmaktadır.

Kentimizin toplam tarım alanın % 53’ü olan 179 bin 146 hektarlık alan

sulanmaktadır. İlde sulama imkânının bulunması; bitkisel ürün çeşitliliğini de

beraberinde getirmektedir.

2010 yılı TÜİK verilerine göre; ülkemiz 80 milyar TL bitkisel üretim değerinin 3,4

milyar TL’si, 46,9 milyar TL canlı hayvan değerinin 1,8 milyar TL’si, 38,1 milyar TL

hayvansal ürünler değerinin ise 2 milyar TL’si kentimizce gerçekleştirilmektedir.

Ege Bölgesinde, hayvan varlığı bakımından 2. sırada, süt verimliliği açısından ise 1.

sırada yer alan kentimizde; 2011 yılında 433.029 büyükbaş hayvan, 577.221 küçükbaş

hayvan kayıt altına alınmıştır.

Buna göre İzmir, Türkiye’deki büyükbaş hayvan sayısının % 3,4, küçükbaş hayvan

sayısının ise % 1,9’unu oluşturmaktadır. Sağmal hayvan varlığı açısından

bakıldığında 225.135 koyun, 186.935 sığır ve 80.984 keçi bulunmaktadır. İzmir’de,

2010 itibariyle 24.861,3 ton kırmızı et, 159.098 ton beyaz et üretilmektedir.

174 adet süt ve süt ürünleri işleyen tesis

bulunan kentimiz, Türkiye süt üretiminin

%8,5’unu karşılamaktadır. 2010 yılı

verilerine göre kentimizde 581 bin ton

inek sütü, 30 bin ton manda sütü ve 12,8

bin ton keçi sütü üretilmiştir. Buna göre,

Türkiye’de üretilen sığır sütünün %9’u,

koyun sütünün %4’ü ve keçi sütünün

%4’ü ilimizde üretilmektedir.

İzmir, su ürünleri açısından önemli bir

potansiyele sahiptir. Son verilere göre

ildeki toplam 51 adet balık çiftliğinden

elde edilen 4.850 ton balık ve 2.021 ton

orkinos ihraç edilmiştir.

İhraç edilen avcılık balıkları, kabuklular ve yumuşakçalar da dahil edildiğinde

kentimiz toplam su ürünleri ihracatının 125 milyon Dolara ulaştığı görülmektedir.

2010 yılında 9.369 ton avcılık, 23.300 ton yetiştiricilik olmak üzere 32.669 ton su

ürünleri üretimi yapılmış ve toplam 301,1 milyon TL üretim değeri elde edilmiştir.

İzmir; organik tarımın beşiği konumunda olup özellikle son yıllarda organik tarım

konusunda gelişmeler kaydedilmiştir. İlk organik üretim çekirdeksiz kuru üzüm ile

1980'li yılların ortalarında İzmir'de başlamıştır.

68


Organik olarak üretilen 212 üründen 119 çeşidi İzmir'de üretilmektedir. Ege İhracatçı

Birliklerinin verilerine göre, 15 milyon 880 bin TL’lik organik ürün ihracatının

yaklaşık yüzde 80’ni organik tarımın başkenti İzmir gerçekleştirmektedir.

Yapılan değerlendirmelerden de anlaşıldığı üzere İzmir, tarım potansiyeli açısından

oldukça şanslıdır. Çünkü coğrafi yapısı ve iklim özellikleri birçok bitki türünün

yetişmesine uygun bir ortam sağlamaktadır.

Ancak ülkemiz tarımının karşı karşıya olduğu sorunların etkileri şüphesiz kentimiz

tarımına da etki etmektedir.

Bu kapsamda, sektörün gelişimine yönelik olarak sözkonusu sorunlar ve bu

sorunlara ilişkin görüş ve önerilerimiz aşağıda sıralanmaktadır.

Ülkemizde araziler miras yoluyla her geçen gün küçülmekte, parsel sayıları gittikçe

artmakta ve ekonomik parsel büyüklüğünün altında arazi bölünmesine neden

olmaktadır. Bugün itibariyle parsel sayısı 20 milyona ulaşmış olup tarımsal

verimliliğin önündeki en büyük engellerden biri tarım arazilerinin bölünmesidir.

Tarımın daha verimli hale getirilmesi için tarım yapılan toprakların miras yoluyla

bölünmesinin ve tarımsal işletmelerin çok parçalılığının önlenmesi amacıyla Türk

Medeni Kanunu ile 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda

değişiklik yapılmasına ilişkin çalışmalar sonuçlandırılmalıdır.

Havza bazında ürün deseni planlaması yapılmasına karar verilerek Türkiye 31

havzaya bölünmüştür. Fakat henüz arazi kullanım planlamasının alt yapısı hazır

değildir. Tarımsal üretime yön verilebilmesi ve kontrol edilebilmesi için toprak

yapısını parseller düzeyinde yani detaylı olarak bilinebilmesine yönelik sözkonusu

çalışmalar tamamlanmalıdır.

Tarım sektörünün gelişimi açısından sektörün desteklenmesi son derece önem

taşımaktadır. 5488 sayılı Tarım Kanununda tarımsal destekler için ayrılacak

kaynağın gayrisafi millî hasılanın yüzde birinden az olamayacağı ifade edilmiştir. Bu

kapsamda, girdi ve ürün desteklerine özel önem verilmeli; pamuk, süt vb. ürünlerin

desteklenmesine devam edilmeli; desteklemelerde özellikle kaliteli üretimin teşviki

ve verimlilik göz önünde bulundurulmalı; sözkonusu destekler arttırılmalı ve

ödemelerin zamanında yapılması sağlanmalıdır. Bununla birlikte, Kırsal Kalkınma

Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında tarıma dayalı ekonomik

yatırımların desteklenmesi yönünde gerçekleştirilecek hibe yardımlarının

sürdürülmesi, işlemlerin kolaylaştırılması, yardımın daha hızlı ve kolay verilmesi ve

yardımların kapsamının arttırılmasına yönelik çalışmalara da özel önem verilmelidir.

69


Tarımda yaşanan temel sorunlardan biri de girdi fiyatlarındaki yüksekliktir. Gübre,

tohum, ilaç ve damızlık gibi önemli girdilerde dışa bağımlılığımız girdi fiyatlarının

kontrolünü güçleştirmektedir. Bu durum rekabetin gittikçe arttığı günümüzde tarım

sektöründe faaliyet gösteren firmaların rekabet şansını gittikçe azaltmaktadır.

Uygulanmakta olan gübre, mazot ve yem bitkileri destekleri artırılmalı ve girdilerde

uygulanan vergi (KDV, ÖTV) oranları düşürülmelidir.

2012 yılı 9 aylık ihracat verilerine göre ülkemiz ihracatının%9,3’ünü oluşturan tarım,

hayvancılık, balıkçılık ve gıda ürünleri ihracatımızı arttırabilmek için dış pazarın

talep ettiği çeşit ve kalitede, katma değeri yüksek üretim yapılmasına yönelik

çalışmalar yapılmalıdır.

Üreticilere yönelik olarak üretim yöntemleri, zirai mücadele, teknoloji kullanımı ile

ilaç ve gübrenin bilinçli kullanımı vb. konularda eğitim çalışmalarının

yoğunlaştırılması sağlanmalıdır.

Yakın gelecekte kaynakların gittikçe azalacağı düşünüldüğünde su tasarrufu

sağlayan sulama tekniklerinin daha da önem kazanacağı anlaşılmaktadır. Suyun

etkin ve akılcı kullanımına imkan veren damlama ve yağmurlama teknolojilerinin

yaygınlaştırılması ve çiftçilerin bu konuda bilinçlendirilmesi için çalışmalar

yürütülmelidir.

Ülkemiz sahip olduğu ekolojik özellikler ile organik tarımsal üretim açısından

önemli üstünlüklere sahiptir. Son 10 yıllık dönemde özellikle sağlıklı yaşam

kaygısının ön plana çıkmasıyla organik ürünlere olan talep artmış ve sektör önemli

gelişmeler kaydetmiştir. Organik tarım sektörünün gelişimine yönelik olarak

özellikle üretim ve yurtiçi tüketimin arttırılması için çalışmalar yürütülmelidir.

Ülkemizde bulunan yaklaşık 3 milyon tarımsal işletmeye ilişkin güvenilir bilgilerin

elde edilmesi, geleceğe dönük istikrarlı ve sürdürülebilir tarım politikalarının

oluşturulması açısından son derece önemlidir. Güvenilir tarımsal istatistiklerin

oluşturulması; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile TÜİK işbirliğinde kurulan

Tarımsal İşletme Kayıt Sistemi ile tarım bilgi sisteminin kurulması ve mevcut

sistemlerin bu yapı ile entegrasyonu devam etmekte olup sözkonusu çalışmalar

sonuçlandırılmalıdır.

AB müktesebatına uyum gerekleri de gözetilerek koruma-kontrol hizmetleri

etkinleştirilmeli, sürdürülebilir balıkçılığın sağlanması ve pazar şartlarına uygun,

kaliteli üretim yapılması yönündeki çalışmalar sürdürülmelidir. Bu kapsamda,

Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğünün kurulması, idari yapılanma

bakımından önemli bir adımdır. Revize Su Ürünleri Kanunu henüz kabul edilmemiş

olup devam etmekte olan mevzuat çalışmaları biran önce tamamlanmalıdır.

70


Hayvansal proteinler sağlıklı beslenmede son derece önemli olup, ne yazık ki

ülkemizde kişi başı et tüketimi gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında oldukça düşüktür.

ABD’de kişi başı et tüketimi 124,8 kg. ve Avrupa Birliği’nde 74,3 kg.a ulaşırken

ülkemizde sadece 19,3 kg.dır. Sağlıklı nesiller için kişi başına hayvansal protein

tüketimini arttırmaya yönelik çalışmalar yürütülmelidir.

Verimli tarım arazilerinin tarım dışı kullanımı engellenmeli ve AB standartlarında

kayıt ve kadastro sistemine geçilmelidir.

2012 yılı yatırım teşvikleri Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Teşvikler, genel, bölgesel, büyük ölçekli yatırımlar ve stratejik yatırımlar başlıkları

altında verilmektedir. Sözkonusu yatırım teşvikleri ile İzmir’e yakın mesafede yer

alan iller indirim ve kapasite avantajları ile tarımsal yatırımlar için cazip hale

gelirken tarım kenti olan İzmir, birinci bölgede yer alması nedeniyle yatırım

teşviklerinden yeteri kadar yararlanamamaktadır. Sözkonusu teşviklerden İzmir’in

de yeterince yararlanabilmesi için çalışmalar yapılmalıdır.

Dünya’nın en kaliteli pamuklarının yetiştirildiği bölgemizde 2000’li yılların başında

300 bin ton seviyelerinde olan pamuk üretimimiz 2009-2010 sezonunda 75 bin ton

seviyelerine kadar gerilemiştir. Bir yandan da tüketimimize yetecek kadar üretim

yapamadığımız için pamuk ithalatımız devam etmektedir. Bu nedenle, stratejik

ürünümüz pamukta bir üretim stratejisi geliştirilmeli, üretim maliyetlerini düşürmek

amacıyla girdiler üzerindeki vergi yükü düşürülmeli, desteklemeler en az enflasyon

oranı kadar arttırılmalı, yerli pamuk kullanan sanayiciye destek verilmeli, lisanslı

depoculuk sistemi desteklenmeli ve yaygınlaştırılmalıdır.

Bölgemiz ile özdeşleşen zeytinyağının uluslararası pazarlarda bilinirliğinin

arttırılmasına yönelik çalışmalar sürdürülmelidir. Ayrıca, son derece sağlıklı bir ürün

olan zeytinyağının halkımız tarafından da tüketilmesi için etkin tanıtım

kampanyaları düzenlenmelidir.

Yıllık ortalama 250 bin ton üretim ile kuru meyve ihracatında çok önemli bir yere

sahip olan kuru üzüm, ülkemiz için stratejik bir üründür. Ülkemizin daha yüksek bir

ihracat geliri elde edebilmesi için kuru üzümü işleyerek katma değerini arttırarak

ihraç edilmesi için çalışmalar yapılmalı, ürün kalitesini yükseltecek, işletme

altyapısını modernize edecek ve sektörde inovasyon yaratacak çalışmalar

planlanmalıdır.

24,5 milyon hektarlık tarım alanıyla Dünya’nın 7. büyük tarım coğrafyası

konumunda olan ülkemizin sahip olduğu potansiyelini yeterince

değerlendirebilmesi için tüm bu sorunların çözümüne yönelik çalışmaların yapılması

önem arz etmektedir.

71


Ülkemiz toplam tarım üretiminin % 5’ini üreten; bölgesinde bitkisel üretim

değerinde 1., hayvansal üretim değerinde 3., tüm tarımsal üretim değeri açısından

ise 2. sırada yer alan kentimiz tarımı ve tarıma dayalı sanayisinin geliştirilmesine

yönelik projeler ivedilikle hayata geçirilmelidir.

2.2. Sanayi

2011 yılında % 8,5 olarak gerçekleşen büyümeyi, % 8,9 oranında artan sanayi üretimi

tetiklerken yıllık 77 milyar dolar ve GSMH’nın % 10’una ulaşan cari açığın

finansmanının giderek zorlaşması ekonomide frene basılmasına neden olmuştur.

Cari açık 2012’nin ilk 9 ayında 39,3 milyar dolara gerilese de, Ekonomi Yönetimi

tedbiri elden bırakmak istemiyor.

Alınan kararların da etkisiyle yılın ilk altı ayında % 3,1’e gerileyen büyüme hızının

yıllık yüzde 3’lerde gerçekleşmesi ve yıllık % 4 olarak belirlenen hedefin de altında

kalması beklenmektedir. Bu durum, ekonomik büyümeyle güçlü bir bağı olan ve en

büyük katkıyı yapan sanayi üretiminin yavaşlaması anlamına gelmektedir. 2013-2015

Orta Vadeli Program da bu öngörüleri teyit etmekte ve sadece bu yıl değil 2013, 2014

ve 2015 yıllarında da % 4-5 aralığını aşmayacak kontrollü ve düşük büyümeyi

öngörmektedir.

ABD ve Avrupa ekonomileri kaynaklı belirsizliklerin yanı sıra siyasette de

belirsizliklerin arttığı bir ortama girilmesi sanayi üretimini de olumsuz

etkilemektedir. Bunun en temel göstergelerinden birini, İSO Sanayi Gelişim Endeksi

oluşturmaktadır. Üretim, iç satış, ihracat ve istihdam endeksleri toplamının aritmetik

ortalaması alınarak hesaplanan endeks Mart 2011’de 131,8 ile yılın en yüksek

değerine ulaştıktan sonra izleyen aylarda inişli çıkışı bir eğilim sergilemiş, 2011 yılını

90 değeri ile 100 endeks değerinin altında kapatmıştır.

2012 yılının ilk iki ayında da gerilemeye devam eden endeks, Mart 2012’de önemli

bir sıçrayışla 121,8’e yükselmiş, Nisan 2012’deki düşüşün ardından Mayıs 2012’de

tekrar 120,9’a çıkmıştır. Takip eden aylarda düşüş eğilimi gösteren endeks, Ağustos

2012 ayında bir önceki aya göre 7,6 puan azalarak 80,9’a kadar gerilemiştir.

Sanayi üretiminde Avrupa ekonomilerinde sıfıra yaklaşan büyüme ve iç talepte dibe

vuran satın alım gücü 2012 üretim değerlerini de düşürmüştür. Aylık sanayi üretim

endeksi sonuçlarına göre, Ağustos 2012 ayında bir önceki yılın aynı ayına göre

sanayi üretimi % 1,5, imalat sanayi üretimi % 2,6 oranında azalış göstermiştir.

Sanayi üretimi Ocak’ta yüzde 1,5, Şubat’ta yüzde 4,4, Mart’ta yüzde 2,6, Nisan’da

yüzde 1,5, Mayıs’ta yüzde 5,9, Haziran’da yüzde 2,7, Temmuz’da yüzde 3,4 artış

gösterdikten sonra Ağustos ayında yüzde 1,5 azalış göstermiştir.

72


Ağustos ayındaki olumsuz göstergeye rağmen Ocak-Ağustos 2012 döneminde ise

sanayi üretimi % 2,6, imalat sanayi üretimi % 1,9 oranında artış göstermiştir.

Bu oranlar, geçen yıl aynı dönemdeki artış oranlarının oldukça altında

seyretmektedir. Özellikle 30 ay aradan sonra Ağustos 2012’de yaşanan düşüş,

ekonomideki iniş eğilimini işaret etmesi açısından oldukça önemlidir.

Geçen yılın ilk altı ayında yüzde 11 büyüyen sanayi üretimi, Temmuz ve Ağustos

aylarında hız keserek sırasıyla % 6,9 ve % 3,7’lik performans göstermiştir. Bu yılın ilk

altı ayında, sanayi üretiminin, bir önceki yıla göre sadece % 3,1 oranında artış

göstermesi üretimdeki yavaşlamayı daha net olarak göstermektedir.

Bunda iç ve dış faktörler önemli rol oynamıştır. Gerek iç talepte ve gerekse dış

talepte düşüşler yaşanmaktadır. Talep daralması, yılbaşından bugüne % 10’u

bulmuştur.

Bu yıl ilk 6 ayda hane halkı tüketim harcamaları % 0,2 oranında gerilemiştir.

Devletin tüketim harcamalarında % 4,9 (büyümenin üzerinde) artış vardır. Bunun

başlıca nedeni, yılın ilk yarısında maaş ve ücret harcamaları ile mal ve hizmet alım

harcamalarının artması olmuştur.

Aynı dönemde toplam yatırım harcamalarında da belirgin bir düşüş gözlenmiştir.

2011 yılında üçer aylık dönemlerde % 35,7 ve % 29 olan toplam yatırım harcamaları

bu yılın ilk yarısında yüzde 3,2’ye gerilemiştir.

Özel sektör yatırımlarındaki gerileme % 3,5’lik orana ulaşırken makine ve teçhizat

yatırımlarındaki gerileme % 5,9 gibi daha yüksek oranlı düşüş göstermiştir.

İç ve dış talep artışının üretimden yatırıma kadar sanayi cephesinde bir tedirginlik

yarattığı görülmektedir. Talep artışı, küresel ekonominin düzelmesine ve

komşularımızla ilişkilerin durumuna bağlıdır. Üstelik Avrupa'da büyüme oranları

genelde sıfıra yakın seyrederken 27 ülkenin üye olduğu Euro bölgesi ekonomileri,

2012 yılı ikinci çeyreğinde % 0,2 oranında küçülmüş bulunmaktadır. Kamu

borçluluğu yüksek ülkeler başta olmak üzere pek çok ülkede sıkı maliye politikaları

uygulanmaktadır.

Türkiye ekonomisinde durum Avrupa'ya oranla daha iyi olsa da, kısa dönemde iç

talebin canlanmaması iç talebe yönelik sıkıntıları daha da arttıracaktır. İhracat miktar

olarak artarken, birim değer olarak azalmakta; sanayinin karlılık oranları

düşmektedir. İhracatçı sanayici pazarlarını korumak ve üretimini sürdürmek adına

karından fedakârlık yapmak zorunda kalmaktadır. Bu durumun kaynak yaratmakta

zaten çok zorlanan sanayimizi daha da zora sokacağı tahmin edilebilmektedir.

73


Çözüm olarak sanayimizin kaynak yaratma kapasitesini artıracak yapısal adımlar

atılmalıdır. Kurumsallaşmanın, halka arzın teşviki bu adımlar arasında önemli bir

yer tutmaktadır. Halka arzın getireceği kaynak, özellikle orta ve uzun vadede

KOBİ'lerimize nefes alma, genişleme imkânı sağlayacaktır.

Ülke olarak tasarrufları, en etkin, en verimli şekilde kaynak olarak sanayimize

aktarmayı başaramadığımız takdirde, ilave yatırım, katma değer, ilave istihdam

yaratmak daha güç hale gelecektir. Uygun koşullarda ve uzun vadeli finansman

imkânına sahip bir sanayi, daha zengin bir Türkiye'nin yolunu açacaktır.

Firmaların iç ve dış pazarlardaki rekabet ortamına ayak uydurabilmeleri için;

Sanayimizin en temel sorunlarından biri vasıflı iş gücü teminidir. Eğitim ve

istihdam köprüsü vasıfsız işçiliğin mesleki eğitime yönlendirilmesi

gerektiğine işaret etmektedir.

Ar-Ge’ye dayalı katma değeri yüksek ürün üretimi teşvik edilmelidir.

Sektörel bazda özgün tasarım ile firmaların marka ürünlere yönelmesi

sağlanmalıdır.

Maliyetleri azaltmak, verimliliği, ürün kalitesini artırmak sanayinin rekabet

gücü açısından olmazsa olmazları oluşturmaktadır. Rekabette üstünlüğe

giden yol, bilgi ve özel beceriye, Ar-Ge, teknoloji ve inovasyona dayanan,

daha yüksek katma değerli bir üretim ve ihracat yapısına gitmekten

geçmektedir.

Dış girdi bağımlılığı yüksek olan sektörlerde geri dönüşüm sağlayacak

yatırımlara önem verilmelidir.

Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerin bilgi ve iletişim teknolojik altyapılarının

geliştirilmesi teşvik edilmelidir.

İrili-ufaklı sanayi işletmelerinin finansman sıkıntılarını çözümleyecek

stratejiler geliştirilmelidir.

İzmir, İstanbul’un ardından ülkemizin ikincil önemli sanayi merkezidir. İç ve dış

pazarlarla yoğun ticari bağlantıları, tarihsel ve entelektüel birikimi, deniz ve

havayolu bağlantıları, ilimizde sanayinin gelişimi için müteşebbislere önemli

avantajlar sağlamaktadır.

Ülke çapında faaliyet gösteren 500 büyük sanayi kuruluşu içinde ciro, katma değer,

ihracat ve istihdam değerlerinde bölgemiz firmalarının aldığı pay yüzde 15-20

aralığında seyretmektedir.

2010 yılında 64, 2011 yılında 62 Egeli firmanın ilk 500 büyük firma arasına girdiği

sıralamada, Ege’nin en büyüğü listeye 12. sıradan giren PETKİM olurken onu bakır

ve demir çelik firmaları izlemiştir.

İlk 100 içinde İzmirli 17 firmanın yer aldığı değerlendirmede, 2011 yılında bu

firmaların yaptığı toplam ihracat bir önceki yılın % 30 üzerine çıkmıştır.

74


İzmir’de faaliyet gösteren 100 büyük firmanın üretimden satışları % 22, ciroları % 24,

kar payları % 17, Ar-Ge giderleri % 17, istihdamları % 7, borçları % 14, zararları % 62,

ihracatları % 31, ithalatları ise % 34 oranında artmıştır.

İlk 10'da yer alan firmalar, 100 büyük firmanın üretimden satışlarının % 61'ini,

istihdamın ise % 39'unu karşıladığı görülmektedir.

Son 2 yılda satışlarda yaşanan düşüş eğiliminin, 2011 yılı ile birlikte yerini artışa

bıraktığı, 2011 yılında güçlü toparlanma sinyallerinin verildiği, bunun da üretimden

satışlar ve ciroya olumlu yansıdığı görülmektedir.

“İlk 100 İzmirli Firma” değerlendirmesinde Türkiye genelinde olduğu gibi ithalatçı

yapının İzmirli firmalarda da korunduğu dikkati çeken diğer nokta olmuştur.

İzmirli firmalar her 100 dolarlık üretim için 65 dolarlık mal ithal etmektedir.

Dikkat çeken diğer nokta ise firmaların Ar-Ge yatırımlarına önem vermeleri ve Ar-

Ge yatırımlarının bir önceki yıla göre yüzde 17 oranında artmasıdır.

Ar-Ge yatırım harcamalarındaki artış, kaliteli ve nitelikli üretime doğru geçişin

göstergelerinden biri olmaktadır.

Bu tablo, İzmir ve Ege menşeli firmaların küresel ekonomiye eklemlenmesi ve

uluslar arası rekabete hazırlıklı olmaları anlamında önemli aşamalar kaydettiğini

göstermektedir.

2.3. Ticaret

2.3.1. Dış Ticaret

Türkiye’nin Ocak-Eylül 2012 dönemindeki ihracatı, geçen yılın aynı dönemine göre

% 13,7 artarak, 113 milyar 23 milyon dolara ulaşırken, ithalatı geçen yılın aynı

dönemine göre % 2,9 düşerek 176 milyar 500 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

İl Merkezinde kayıtlı firmaların ihracat rakamlarına göre İzmir ihracat rakamı Ocak-

Eylül 2012 döneminde 6 milyar 439 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu rakam

2011 yılının aynı döneminde 5 milyar 974 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

İzmir’de Ocak-Eylül 2012 döneminde ihracatçı firma sayısı 3.943’e ulaşmıştır. Bu

rakam 2011 yılının aynı döneminde 3.770’dir.

İlimizden, Ocak-Eylül 2012 döneminde gerçekleştirilen ihracat rakamlarına göre ilk

10 fasıl sıralaması aşağıdaki gibi şekillenmiştir.

75


Tablo 15: İzmir'in İhracatında Başlıca Ürünler (Ocak-Eylül 2012)

Fasıl Adı

İhracat (Dolar)

1 Demir ve çelik 590.123.793

2 Örme giyim eşyası ve aksesuarı 515.688.785

3 Kazanlar, makinalar, mekanik cihazlar ve aletler, 475.233.210

nükleer reaktörler; bunların aksam ve parçaları

4 Plastikler ve mamulleri 456.009.518

5 Mineral yakıtlar, mineral yağlar ve bunların 438.458.768

damıtılmasından elde edilen ürünler; bitümenli

maddeler; mineral mumlar

6 Motorlu kara taşıtları, traktörler, bisikletler, 420.345.248

motosikletler ve diğer kara taşıtları; bunların aksam,

parça, aksesuarı

7 Tütün ve tütün yerine geçen işlenmiş maddeler 400.109.206

8 Yenilen meyveler ve yenilen sert kabuklu meyveler; 379.054.583

turunçgillerin ve kavunların ve karpuzların kabukları

9 Örülmemiş giyim eşyası ve aksesuarı 307.841.103

10 Organik kimyasal ürünler 299.337.499

Kaynak: TÜİK, 2012.

İzmir, 2012 yılı Ocak-Eylül döneminde en fazla ihracat yapılan iller sıralamasında

İstanbul, Kocaeli ve Bursa’dan sonra dördüncü sırada yer almıştır. İzmir’den 2012

yılı Ocak-Eylül döneminde ihracat yapılan ilk 10 ülke sıralaması aşağıdaki gibi

şekillenmiştir:

Tablo 16: İzmir’in İhracatında Başlıca Ülkeler (Ocak-Eylül 2012)

Ülke adı

İhracat (Dolar)

1. Almanya 686.517.479

2. İngiltere 403.905.695

3. A.B.D. 345.029.179

4. İspanya 296.376.044

5. Hollanda 296.044.467

6. İtalya 287.371.642

7. Fransa 250.061.873

8. Suudi Arabistan 227.755.215

9. Güney Kore 204.237.341

10. Rusya Federasyonu 178.251.236

Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu, 2012.

76


İl Merkezinde kayıtlı firmaların ithalat rakamlarına göre Ocak-Eylül 2012 döneminde

İzmir’de gerçekleşen ithalat ise 7 milyar 955 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

Geçtiğimiz yılın aynı döneminde İzmir’de gerçekleştirilen ithalat ise 8 milyar 19

milyon dolardı. İzmir’de Ocak- Eylül 2012 döneminde ithalatçı firma sayısı 4326 iken,

bu rakam 2011 yılının aynı döneminde 4.384 şeklindeydi.

İlimizde, Ocak-Eylül 2012 döneminde gerçekleştirilen ithalat rakamlarına göre ilk 10

fasıl sıralaması aşağıdaki şu şekilde oluşmuştur:

Tablo 17: İzmir'in İthalatında Başlıca Ürünler (Ocak-Eylül 2012)

Fasıl Adı

1 Mineral yakıtlar, mineral yağlar ve bunların

damıtılmasından elde edilen ürünler; bitümenli

maddeler; mineral mumlar

İthalat (Dolar)

1.267.924.361

2 Demir ve çelik 789.480.830

3 Motorlu kara taşıtları, traktörler, bisikletler, motosikletler

ve diğer kara taşıtları; bunların aksam, parça, aksesuarı

4 Kazanlar, makinalar, mekanik cihazlar ve aletler, nükleer

reaktörler; bunların aksam ve parçaları

679.403.453

597.712.331

5 Plastikler ve mamulleri 586.619.520

6 Organik kimyasal ürünler 362.739.771

7 Elektrikli makina ve cihazlar, ses kaydetme-verme,

televizyon görüntü-ses kaydetme-verme cihazları; aksamparça-aksesuarı

310.208.914

8 Kağıt ve karton; kağıt hamurundan, kağıttan veya

kartondan eşya

269.550.887

9 Tütün ve tütün yerine geçen işlenmiş maddeler 257.215.448

10 Hayvansal ve bitkisel katı ve sıvı yağlar; yemeklik katı

yağlar; hayvansal ve bitkisel mumlar

Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu, 2012.

251.631.217

2012 yılı Ocak-Eylül döneminde en fazla ithalat yapan iller sıralamasında İstanbul ve

Kocaeli’den sonra İzmir üçüncü sırada yer almaktadır. İzmir’de 2012 yılı Ocak-Eylül

döneminde ithalat yapılan ilk 10 ülke sıralaması aşağıdaki gibi şekillenmiştir:

77


Tablo 18: İzmir’in İthalatında Başlıca Ülkeler (Ocak-Eylül 2012)

Ülke Adı

İthalat (Dolar)

1 Rusya Federasyonu 907.317.252

2 Almanya 806.382.258

3 Çin 673.593.815

4 A.B.D. 421.232.992

5 İtalya 413.459.397

6 İspanya 285.484.137

7 Fransa 235.285.848

8 Bulgaristan 224.532.490

9 Hollanda 215.133.975

10 Güney Kore 186.753.646

Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu, 2012

Türkiye ihracat artışının ilimiz ihracatına yansımadığı ve ülkemiz ihracatında

ilimizin payının yıllar itibariyle azaldığı görülmektedir. Bunda kayıtları Ege dışında

tutulan bazı sektörlerin oluşu da etkili olmaktadır. Bu kapsamda özellikle kimya

sektöründe Ege Bölgesi’nde tesisleri bulunan, üretim ve ihracat yapan birçok

firmanın ihracat kayıtlarının İstanbul, Bursa, Ankara ve değişik illerde kurulu

ihracatçı birliklerinde tutulması Ege Bölgesinin önemli sorunlarından birisi olup

sorunun çözülmesi amacıyla girişimler yürütülmektedir.

Ege Kimyevi Maddeler İhracatçı Birlikleri’nin kurulması hem dış ticaret

rakamlarımıza olumlu yansımada bulunacak hem de bölgedeki firmalarımıza

yerinde destek verebilecektir.

İzmir ihracatının arttırılmasına yönelik Odamız girişimleri sürmektedir. Yurtdışı

kurumlarla yürüttüğümüz işbirlikleri yanında dış ticarete yönelik eğitim, bilgi ve

danışmanlık hizmetleri verilerek yeni ihracatçılar kazanılmasına çalışılmaktadır.

Odamız KOSGEB ile yürüttüğü işbirliği ile üyelerimizin yurt dışı gezilerine

katılımını arttırmak üzere çalışmakta, üyelerimizin bu konuda sağlanan devlet

desteğinden faydalanmaları için gayret göstermektedir.

2.3.2. İç Ticaret

2012 yılı ikinci çeyrek döneminde Türkiye ekonomisinde büyüme yavaşlamış ve

beklentilerin de altında kalmıştır. Geçen yılın aynı dönemine göre ilk üç ayda

büyüme 3,3'e, ikinci üç ayda yüzde 2,9'a gerilemiştir.

ABD ve Avrupa ekonomilerindeki daralmanın yanı sıra iç tüketimin gerilemesine

bağlı olarak düşen iç talebin hissedildiği alanlardan birini de ticaret sektörü

oluşturmaktadır.

78


Yılın ilk beş ayında karşılıksız çeklerin yüzde 56,4, protestolu senetlerin de yüzde

13,5 artış gösterdiği bir ortamda toptan ve perakende ticarette yavaşlama da

belirginleşmiştir.

Geçtiğimiz yıl ilk çeyrekte yüzde 14,9, ikinci çeyrekte yüzde 9,1 artış gösteren ticaret

sektörü büyüme oranı yılın ilk yarısında dibe vurarak 2012 ilk çeyrekte yüzde 0,7,

ikinci çeyrekte ise yüzde 1,2 olarak gerçekleşmiştir.

Bu sonuçta ticari performansı birebir etkileyen tüketim harcamalarının tabana inmesi

önemli rol oynamıştır.

Hanehalkı tüketim harcamaları geçen yıl ilk çeyrekte yüzde 11,9, ikinci çeyrekte

yüzde 8,2 artarken 2012 ilk çeyrekte bu artış yüzde 0,2 gibi son derece düşük bir

değere inmiş, ikinci çeyrekte ise yüzde -0,5’lik negatif değere düşmüştür.

Ekonomideki yavaşlama ve sıkı para politikasının tüketim harcamaları üzerindeki

sınırlayıcı etkisi ikinci çeyrek sonrasında daha fazla artmıştır.

Tüketici güven endeksi ile harcama eğilimleri de yılın ikinci çeyrek döneminde

hissedilir şekilde geriledikten sonra üçüncü çeyrek dönemi ilk ayında sınırlı bir artış

göstermiştir.

Tüketicilerin satın alma eğilimlerinde ikinci çeyrek döneminde yaşanan düşüş,

tüketim harcamalarının fiilen gerilemesine yol açmıştır.

2012 Eylül ayında genel endeks rakamı tüketici güveninin bir önceki aya göre 2,3

puanlık düşüş göstererek “88,8” değeri ile kötümser kategorisinde yer almaya

devam ettiğini işaret etmektedir. Tüketicideki talep noksanlığı ticaret kesiminde arz

daralmasını da beraberinde getirmiştir.

Ticaret-Hizmet sektörü ciro endeksi; 2012 yılının ikinci çeyreğinde, bir önceki yılın

aynı çeyrek dönemine göre yüzde 3,7 oranında artmasına rağmen maliyet artışlarının

fazla olması karlılığı düşürmüştür.

2012 yılı ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı çeyrek dönemine göre ticaret ve hizmet

sektörü ciro endeksinde, iktisadi faaliyet kolları itibariyle toptan ve perakende

ticaret, motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin onarımında yüzde 2,6, bilimsel ve

teknik faaliyetlerde yüzde 2,0 oranlarında artış; bilgi ve iletişim faaliyetlerinde ise

yüzde 1,8 oranında azalış olmuştur.

Özellikle mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetlerde 2012 yılı birinci çeyrek

dönemindeki yıllık artış oranının yüzde 34,3’ten, 2012 yılının ikinci çeyrek

döneminde yüzde 2,0’a kadar ciddi orandaki gerilemesi dikkat çekmektedir.

79


İstihdam endeksinde ise artış görülmektedir. Ticaret-hizmet sektörü istihdam

endeksi 2012 yılının ikinci çeyreğinde, bir önceki yılın aynı çeyrek dönemine göre

yüzde 5,1 oranında, bir önceki çeyrek döneme göre yüzde 3,8 oranında artış

göstermiştir.

Ticaret-Hizmet sektörü istihdam endeksinin, 2012 yılının ikinci çeyrek döneminde,

2011 yılının aynı çeyrek dönemine göre iktisadi faaliyet kolları itibariyle; toptan ve

perakende ticaret, motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin onarımında yüzde 7,6,

ulaştırma ve depolamada yüzde 6,5, konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetlerinde

yüzde 9,6 artış; bilgi ve iletişim faaliyetlerinde yüzde 1,8, mesleki bilimsel ve teknik

faaliyetlerde yüzde 5,0, idari ve destek hizmet faaliyetlerinde yüzde 13,2 oranlarında

azalış olmuştur.

Ticaretin barometresi niteliğindeki önemli göstergelerdeki olumsuzluk, sektördeki

faaliyetlerde de frene basılmasına neden olmaktadır.

Perakende ticaret sektöründe ağırlıklı ticareti, organize perakende kuruluş

faaliyetleri oluşturmaktadır. 2011 itibariyle 14 bin 705 hiper ve süpermarket ile Türk

perakende pazarı, Avrupa’da yedinci, dünyada onuncu sırada yer almaktadır.

2011′de 302 milyar dolar olan perakende sektörü büyüklüğünün 2015′de 421 milyar

dolara ulaşması öngörülmektedir. Halen 600 bin kişinin çalıştığı sektörde 2012 yılının

tamamında 75 bin kişilik istihdam artışı olması beklenmektedir.

Organize perakende sektörü istihdamında 2012’nin ilk 6 ayında yüzde 4, yıllık bazda

ise yüzde 8 artış sağlanmıştır. Alışveriş merkezi sayısının artmaya devam etmesi

istihdamı tetikleyen en önemli faktör olarak öne çıkmaktadır. Ancak gençlerin

perakendeyi meslek olarak görmemesi, istihdamda başlıca sorun olmaya devam

etmektedir.

Önemli ticari aktivite merkezi konumundaki Alışveriş Merkezi(AVM) yatırımlarının

hız kestiği, 2012 ilk çeyrek döneminde 5, ikinci çeyrek döneminde 6 AVM açıldıktan

sonra üçüncü çeyrek dönemde sadece 1 yeni AVM açılması yatırımların yavaşladığı

ve adeta bekle-gör dönemine geçildiğini göstermektedir.

Türkiye’de faaliyet gösteren 313 AVM bulunmakta olup, markaların ve yeni açılacak

AVM’lerin 2015 sonuna kadar 450’yi bulması beklenmektedir. Aynı dönemde

perakende istihdamında ise 900 bin kişiye ulaşılacağı tahmin edilmektedir.

Sektörde faaliyetlerin daralması, yeni açılan-kapanan şirket istatistiklerine de

olumsuz yansımaktadır. 2012 Eylül ayında kurulan şirket sayısında bir önceki aya

göre yüzde 12,53 artış olurken yılın ilk dokuz ayında kurulan şirket sayısı 2011

yılının aynı dönemine göre yüzde 28,4 oranında azalış olmuştur. Aynı dönemde

kapanan şirket sayısında da geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7,75 artış olmuştur.

80


2012 yılı Eylül ayında, 2011 yılı Eylül ayına göre kurulan şirket sayısında yüzde 27,5

ve kurulan kooperatif sayısında yüzde 2'lik azalış olurken gerçek kişi ticari işletme

sayısında yüzde 25,8’lik artış gerçekleşmiştir.

2012 yılı Eylül ayında kapanan şirket sayısı, 2011 yılının aynı ayına göre yüzde 7,8 ve

kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 1 artarken, kapanan kooperatif sayısı

yüzde 27,4 azalmıştır.

2012 yılının ilk dokuz ayında geçen yılın aynı dönemine göre kurulan şirket sayısı

yüzde 28,4 ve kooperatif sayısı yüzde 16,6 oranında azalırken, gerçek kişi ticari

işletmesi sayısı yüzde 13,9 artmıştır.

Aynı dönem içinde kapanan şirket sayısı yüzde 1,3 ve kooperatif sayısı yüzde 2,6

artarken, kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 29,2 azalmıştır.

Tablo 19: Kurulan ve Kapanan Firmaların Genel Görünümü

ŞİRKET

EYLÜL

2012

AĞUSTOS

2012

Bir Önceki

Aya Göre

Değişim

(%)

81

EYLÜL

2011

Bir Önceki

Yılın Aynı

Ayına

Göre

Değişim

(%)

OCAK- EYLÜL

(9 AYLIK)

2011 2012 Değişim

(%)

Kurulan Şirket 2.632 2.339 12,53 3.630 -27,49 41.129 29.452 -28,39

Kooperatif 48 54 -11,11 49 -2,04 830 692 -16,63

Ger.Kişi 5.025 4.753 5,72 3.994 25,81 46.103 52.528 13,94

Tic.İşl.

Tasfiye Şirket 401 1.112 -63,94 1.370 -70,73 15.879 15.089 -4,98

Kooperatif 33 171 -80,70 135 -75,56 2.319 2.038 -12,12

Kapanan Şirket 834 905 -7,85 774 7,75 9.685 9.813 1,32

Kooperatif 98 129 -24,03 135 -27,41 1.351 1.386 2,59

Ger.Kişi

Tic.İşl.

Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu

1.839 1.678 9,59 1.821 0,99 33.838 23.966 -29,17

2012 Eylül ayında Artvin, Bitlis, Kars, Bayburt, Bartın, Ardahan, Karabük ve Kilis

illerinde şirket kuruluşu gerçekleşmemiştir.

2012 yılı Eylül ayında kurulan toplam 2.680 şirket ve kooperatifin; yüzde 84,85’i

limited şirket, yüzde 13,28’i anonim şirket, yüzde 1,79’u ise kooperatiftir.

Şirket ve kooperatiflerin yüzde 42,05’i İstanbul, yüzde 12,20’si Ankara, yüzde 5,60’ı

İzmir’de kurulmuştur.

2012 Eylül ayında kurulan şirketlerin sermayelerinin toplamı bir önceki aya göre

yüzde 28,2 oranında azalmıştır.

2012 yılı ilk dokuz ayında toplam 30.144 şirket ve kooperatif kurulmuştur. Bu

dönemde kurulan toplam 26.893 limited şirket, toplam sermayenin yüzde 61,7’sini,

2.502 anonim şirket ise yüzde 38,3’ünü oluşturmaktadır.


Eylül ayında kurulan şirketlerin sermayelerinin toplamı, Ağustos ayına göre yüzde

28,2 oranında azalmıştır.

2012 yılı ilk dokuz ayında; kurulan yabancı ortak sermayeli şirket sayısı 2.872’dir. Bu

şirketlerin 651’i İran, 252’si Alman, 126’şar adet şirket de Rus ve Azerbaycan

ortaklıdır.

Kurulan 2.872 yabancı ortak sermayeli şirketin 335’si anonim, 2.537’si limited

şirkettir. Bu şirketlerin 1.109’u ticaret, 411’i imalat ve 292’si inşaat sektöründe

kurulmuştur.

Kurulan yabancı ortak sermayeli şirketlerin toplam sermayelerinin yüzde 76,3’ünü

yabancı sermayeli ortak payı oluşturmaktadır.

Ülkemizdeki ticari faaliyetlerinin yüzde 7-8’inin gerçekleştirildiği İzmir’de ticari

işletmeler ekonomik büyümede frene basılması nedeniyle ticari aktivite

hareketliliğinde ihtiyatlı olmayı tercih etmektedirler.

Bu tablo, bu yıl ve geçen yılki açılan-kapanan-tasfiye olan firma istatistiklerine de

yansımaktadır.

2012 ilk 9 aylık (Ocak-Eylül) döneminde İzmir’de;

‣ 1.685 şirket, 32 kooperatif ve 2.151 ticari işletme olmak üzere toplam 3.868

firma kurulmuştur.

‣ Aynı dönemde tasfiye olan şirket sayısı 990, kooperatif 113 olup toplamı 1.103

olmuştur.

‣ Kapanan firma sayısı ise 1.487 olup bunun 778’i şirket, 78’i kooperatif ve 631’i

de gerçek kişi ticari işletme sayısı olmuştur.

İzmir’de ticari yoğunluğun kümelendiği alanlar muhtelif yerlerdeki organize sanayi

bölgeleri, sanayi siteleri, serbest bölgeler, AVM’ler, Kemeraltı ve Yenişehir Gıda

Çarşıları ile Balçova, Bornova, Karşıyaka gibi merkezlerden oluşmaktadır.

Kruvaziyer turizmdeki canlılık ve turist sayısındaki artışa rağmen Suriye ve Irak’ta

yaşanan sorunlara ek olarak ekonominin soğutulma çabaları paralelinde

harcamaların ve dolayısıyla hane halkının talebinin kısılması, İzmir’de de ticareti

durağanlaştırmıştır. Firma hareketliliğinden de görüleceği üzere İzmir’deki firmalar

iç ticaretteki daralmayı ve durağanlığı fazlasıyla hissetmektedir.

Bu durgunluğu bir ölçüde de olsa aşmak amacıyla Odamız ile birlikte İzmir

Büyükşehir Belediyesi, Konak Belediyesi, Karşıyaka Belediyesi ve İzmir Esnaf ve

Sanatkâr Odaları Birliği desteğiyle Kemeraltı ve Karşıyaka Çarşılarına yönelik “İzmir

Alışveriş Festivali” yapılmıştır.

82


31 Ağustos- 9 Eylül 2012 tarihleri arasında Karşıyaka ve Kemeraltı çarşılarında 10.00-

23.00 saatleri arasında gerçekleştirilen kalite ve ucuzluğun birleştiği festival,

İzmirlilere gece geç saatlere kadar indirimli alışveriş yapma imkânı sağlamıştır.

2.4. Turizm

Dünyada turizm eğilimleri her geçen gün

farklı arayışlar içine yönelmektedir. 2012

yılı Mayıs ayında yayınlanan Birleşmiş

Milletlere bağlı Dünya Turizm Örgütü'nün

(UNWTO) “2030'a Doğru Turizm

Raporu”na göre, önümüzdeki yıllarda

dünyada günde 5 milyon turist seyahat

edeceği saptanmıştır.

Dünya turistinin gittiği her yerde farklı bir deneyim yaşamak istediği günlerde, butik

turizm anlayışı ile birlikte özel konseptler çerçevesinde, ülkelerin birleştiği farklı

destinasyonların bir arada olduğu renkler, turizmde uzun süre yenilikçi anlayışları

ile kalıcı olmaktadırlar.

Dünya Turizm Örgütü’nün günümüzün küreselleşen dünyasında yükselen yıldızı

Asya Pasifik ülkeleri olarak belirlemesi dikkat çekicidir. Asya Pasifik bölgesinin

önümüzdeki yıllarda turizmin lokomotifi haline geleceğine işaret eden rapor,

önümüzdeki yıllarda Asya-Pasifik bölgesinin yılda ortalama yüzde 5'lik büyümelerle

mevcut potansiyeline her yıl 17 milyon dünya turistini katacağını ifade etmektedir.

2012 yılının Ekim ayında açıklanan Dünya Turizm Örgütü ve IPK International'ın

öngörüsüne göre küresel ekonomideki yavaşlamaya rağmen uluslararası turizm 2013

yılında da yüzde 2-4 aralığında büyümeye devam edecektir. Her iki açıdan

bakıldığında gelişmekte olan ekonomilere sahip ülkelerin de turizmde büyüme

kaydedeceği, 2030 yılında ise şu anda turizmde %2 civarında büyüyen gelişmekte

olan ülkelerin toplam dünya turizmi pastasındaki paylarının yüzde 58'e ulaşacağı

öngörülmektedir.

Dünya Turizm Örgütü raporları, Türkiye'de

turizmden gelir kazanan turizmle ilgili tüm

kurum ve kuruluşların konuyu anlama ve

yorumlamaları açısından önem arz

etmektedir.

Her şeyden önce artık günümüzde dünya

turizm pastasına el uzatan ülke sayısının

sürekli arttığı ortadadır.

83


Bu noktada ürün çeşitliliğine gidip, kendilerini farklılaştıracak yeni yöntemler

geliştiren kentler, ülkeler ve grup destinasyonlar, dünya turizm hareketlerine daha

aktif bir şekilde katılacaktır.

Ancak bunun için elinde önemli malzemesi olan destinasyonların tanıtım

stratejilerinin doğru ve planlı ölçekte gelişimi şarttır.

Türkiye sahip olduğu turizm arzını yılın her ayına yayabilecek, elde ettiği gelirden

daha fazlasını kazanabilecek kapasitede bir ülke olarak turizm sektörünü daha fazla

önemsemeli ve sektöre bu anlamda bir pozitif ayrımcılık tanımalıdır.

Nitekim turizm sektörü ülkemiz için dış ticaret dengesinin tutturulmasında artı

değer sağlayan bir emniyet subapı olma işlevini uzun yıllardır başarıyla

sürdürmekle birlikte turizm sektörü sayesinde ülkemize gelen ve yine bu amaçla

yurt dışına çıkan sektör temsilcilerimiz de ülkemize yeni bakış açıları, yeni vizyonlar

kazandırarak hem turizmi geliştirmekte hem de ekonomik ve sosyal anlamda

turizmden etkilenen tüm sektörlerin gelişiminde çarpan etkisi yaratmaktadırlar. Bu

anlamda ülkemizin bir numaralı ekonomik sorunu olan cari açığın reçetesindeki

ilacın turizm sektörü olduğu düşünülmektedir. Doğru hedef kitlelerine uygun

tanıtım, pazarlama ve çeşitlendirme faaliyetleri ile ülkemiz turizm sektöründen daha

yüksek miktarlarda gelir sağlanacağı, dolayısıyla orta ve uzun vadede turizm

sektörünün cari açığın kapatılmasında daha etkili rol oynayacağı düşünülmektedir.

Tablo 20: Yıllar İtibariyle Türkiye Turizm Geliri, Ziyaretçi Sayısı ve Ortalama

Harcama Miktarı

YILLAR

TURİZM GELİRİ

( 1000 $ )

ZİYARETÇİ

SAYISI

ORTALAMA

HARCAMA ($)

2001 10 067 155 13 450 121 748

2002 11 900 925 15 214 516 782

2003 13 203 144 16 302 050 810

2004 15 887 699 20 262 640 784

2005 18 153 504 24 124 501 752

2006 16 850 947 23 148 669 728

2007 18 487 008 27 214 988 679

2008 21 950 807 30 979 979 709

2009 21 249 334 32 006 149 664

2010 20 806 708 33 027 943 630

2011 23 020 392 36 151 328 637

2012 (*) 17 333 284 29 094 741 596

Kaynak: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2012

*İlk 9 ay/(Yabancı Ziyaretçiler ve Yurtdışı İkametli Vatandaşlar)

Turizm geliri 2009 yılında 21 milyar 249 bin dolar, 2010’da 20 milyar 806 bin dolar,

2011’de 23 milyar 20 bin dolar olarak gerçekleşirken gelen turist sayısı aynı yıllar

itibariyle 32, 33 ve 36 milyon kişi olmuştur.

84


2012 yılının ilk dokuz aylık dönemi itibariyle ise ülkemize 29 milyon 94 bin turist

gelmiş,17 milyar 333 bin dolar gelir bırakmıştır.

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği verilerine göre 2012 yılının ilk 6 aylık döneminde

ülkemize gelen turist sayısı 12 milyon 726 kişidir. 2012 yılının ilk 6 aylık döneminde

sağlanan gelir ise 3 milyar 2 milyon dolardır.

Bu noktada, tablodan da görüleceği gibi tüm yıllar itibariyle yabancı ziyaretçiler ve

yurtdışı ikametli vatandaşlarımızın ortalama harcaması kişi başına 1000 Doları

bulamamıştır. Bu durum ülkemize gelen turistlerin hala orta ve alt gelir grubundan

olduğunu ve uzun süreli konaklamalarda bulunmadıklarını göstermektedir.

Ülkemizde turizm gelirlerinin toplam ihracat miktarı içerisindeki oranı %20-25

civarındadır. Turizm giderlerinin ithalat giderlerine oranına bakıldığında ise bu

oranların 2005-2010 yılları arası dönemde çok fazla değişmediği, değişimin %2 ile %3

arasında kaldığı, turizmin dış ticaret dengesinin sağlanmasında son derece etkili

olduğu gözlenmektedir.

Otel işletmeleri, tur operatörleri, havayolları, tüm turizm tedarikçileri 2012 yılından

gelen sezonun kazanç ve kayıpları ile 2013 yılına daha dikkatli bakmalıdırlar.

Türk işletmecilerin bakması gereken nokta, Akdeniz çanağında bulunan ve

Türkiye’ye rakip konumda bulunan ülkelerin turizmde 2012 yılının ikinci

çeyreğinden sonra yaptıkları atılım ve izledikleri stratejilerin getirilerinin 2013

yılında giderek artacak olmasıdır. Ancak bu elbette bölgesel anlamda turizmde

rekabetin giderek artacağını da ortaya koymaktadır.

Geçtiğimiz yıla nazaran Yunanistan, İspanya, Mısır, Tunus ve Fas gibi ülkelerdeki

belirsizliklerin yerini olumlu beklentilere bırakması ve özellikle Kuzey Afrika

ülkelerindeki Arap Baharı hareketlerinin tamamlanmış ve hükümetlerin oluşmuş

olması gibi gelişmelerin Türkiye için bir avantaj haline geleceği düşünülmektedir.

Bir diğer avantaj ise Asya ülkelerinden gelmektedir. 2012 yılı Türkiye’de Çin Yılı

olmuştur. 2013 yılı ise Çin’de Türkiye yılı olacaktır. Asya’nın yükselen ülkesi Çin’de

Asyalı tarzda deniz-güneş-kum turizmi ile kültür turizmi ve değişen turizm

alternatiflerini tanıtmak da ülkemiz ve İzmir’i pazarda tanıtmak için önemli bir fırsat

haline gelebilecektir.

Türkiye dünya turizminde belli bir başarıyı yakalamış durumdadır. Ancak, Türkiye

içinde bulunduğu durum itibariyle 'tek ve vazgeçilmez' destinasyon değildir, bu

nedenle rehavete kapılmak yanlış olacaktır.

Dünya turizm gelirlerinin 1,2 trilyon dolara ulaştığı 2011 yılında Türkiye, yakalanan

başarıyı daha ileri seviyelere ulaştırıp, gelinen noktayı kalıcı hale getirmek için

dünya turizmindeki gelişmeleri doğru okumak zorundadır.

85


Günümüz pazarlama stratejilerinde destinasyon planlama konusu artık sadece

kentler bazında değildir. Bölgesel ve çevresel istikrar bir kentin, bir ülkenin

turizmden alacağı en yüksek kültürel, sosyal ve ekonomik getirinin öncüsü olacaktır.

Turizmin geliştirilmesi ve mevcut düzeyin üstünde ülkemiz ve kentimiz

penceresinden getirilerin sağlanması için sektör temsilcileri ile birlikte sivil toplum

örgütlerine de önemli görevler düşmektedir.

Türk turizmi 1970’lerde dünya turizm pazarlarına açılarak 2000’lerde küresel

piyasadan payını alma notasına gelmiş; 500 bin yatak seviyesini aşarak oluşan ulusal

piyasada, gelişimi dizginlemek ve yönetmek üzere hazırlanan 2023 Turizm Stratejisi

de 2007 başında resmen devreye girmiştir.

Bugün erişilen konumda, mevcut gelişen destinasyonlarda oluşan yönetsel

karmaşalar, yeni destinasyonların gelişim kararları ve düzenlerinde ortaya çıkan

önemli tıkanıklıklar nedeni ile turizmin ana fonksiyonları olan yatırım-işletmepazarlama

unsurları arasında gerekli piyasa uyum ve düzeninin sağlanması amacı,

turizmde başarı için turizmin en önemli prensibi olan hizmetler zincirinin her

halkasının sağlam ve uyumlu bir düzende işlemesi gerekliliğinden hareketle kurulan

“Yerel ve Ulusal Konsey Modeli”nin 2013 yılı itibariyle birçok önemli hamleye imza

atacağı öngörülmektedir.

Bu şekilde oluşan bir mesleki STK örgütlenmesi ile mevcutta oluşan yapısal sorunlar

ile doğrudan Türk turizminin ticari verim ve hizmet kalitesine olumsuz etki

yaratacak durumların ortadan kaldırılacağına inanılmaktadır.

Özellikle Türk turizminde 2013 yılından itibaren etkilerini göreceğimiz, oluşan iç ve

dış rekabet ortamında ve hızlı değişim koşullarına uyum sağlanması zorunludur. Bu

nedenle her yörede kurulacak çok yönlü hizmet ve uyumlu dayanışma düzenini

sağlayan yerel ve ulusal konseyler ile turizm gibi çok sektörlü ve karmaşık bir

mekanizmanın ‘merkezi yönetim’ prensipleri ile yönetilmesi, hem mevcut

destinasyonların organizasyonu, hem de yenilerinin sağlıklı gelişimi için stratejide

yeni örgütleme düzeni olarak geliştirilmesinde önemli faydalar sağlayacaktır.

2023 Turizm Stratejisinde konseylerin teşkilat şeması prensipleri verilerek,

konseylerin noktasal-il-ulusal ölçeklerde oluşturulması öngörülmüştür. Böylece tüm

turistik belde ve ilçelerde, tüm yerel paydaşların aynı amaçla masada buluşup

sürekli olarak turizmi geliştirici kararlar almaları ve yönetmeleri söz konusudur.

Tüm noktasal konseylerde “İl Turizm Konseyleri”ni oluşturmaktadır. Böylece kamuözel

diyalogu ve yönetişim prensipleri ile, çağdaş ve özgün bir demokratik yerel STK

devreye girmektedir.

86


Turizmde erişilen boyutlar ve beklenen

gelişmeler itibariyle henüz ülkesel gelişim

sıçramasının başlarında olduğumuzun

bilincinde olan Odamız, İzmir’de turizm

olanaklarının geliştirilmesi için başta

kruvaziyer ve kongre turizmi olmak üzere,

sağlık, termal, üçüncü yaş turizmi, spor

turizmi, gastronomi turizmi ile kültür-sanattarih

turizmi üzerinde araştırmalarını

sürdürmekte ve destek vermektedir.

İzmir, ülkemizde birçok ilke imza attığı gibi ülkemizde ilk turizm hareketinin

başladığı il olma unvanını da gururla taşımaktadır.

Çağdaş ve konuksever yapısı ile İzmir, 1960’lı yıllarda başlattığı turizm hamleleri ile

birçok ile örnek olmuş ve önemli başarılar elde etmiş ancak özellikle 1980 yılından

sonra uygulanan ve Antalya ili ağırlıklı teşvik politikaları ile yakın bir zamana kadar

kan kaybetmeye başlamıştır.

Odamızın önderliğinde sektöre yönelik

olarak, sektör temsilcileri ve yetkililerin

de katıldığı çok sayıda toplantılar ile

arama konferansları düzenlenmiş ve

İzmir turizminin sorunları bu

toplantılarda teşhis edilmiştir.

Kıyı turizmine dönük, deniz-güneşkum

ağırlıklı kitle turizmi politikaları,

“sürdürülebilir turizm”e hizmet

etmekten uzaklaşmaya başladıkça,

turizmde çeşitlendirme çalışmaları

hızlanmış, belli başlı turizm türleri

seçilerek maddi ve manevi alanda

büyük fedakarlıklar gösterilmiştir.

İzmir ve hinterlandındaki turizm arzı da dikkate alınarak kayak turizmine hizmet

etmek üzere Bozdağ Kayak Merkezi; tarih kültür turizmine hizmet etmek üzere

Kadifekale, Agora, Symrna gündeme gelmiş; alışveriş turizmini hareketlendirmek

üzere Tarihi Kemeraltı Çarşısı canlandırılmış; İzmir’e özgü hediyelik eşyalar

geliştirilmiş; İzmir ulusal ve uluslararası fuarlarda profesyonel bir şekilde

pazarlanmaya başlanmıştır.

Bu noktada, İzmir’e gelen turist sayısı, Eylül ayında 2009 yılında 132.829, 2010’da

154.633, 2011’de 181.590, 2012 yılında ise 193.232 kişi olarak gerçekleşmiştir.

87


2012 yılı Eylül ayında havayolu girişlerinde bir önceki yıla göre %5,21, denizyolu

girişlerinde ise %8,28 oranında artış sağlanmıştır. (Toplam 193.232 turistin 116.103’ü

hava, 77.129’u ise denizyolu ile İzmir’e gelmiştir.)

İlk 9 aylık dönem itibariyle İzmir’e gelen turist sayıları ise sırasıyla;

2010 yılında 961.409,

2011 yılında 1.153.295

2012 yılında ise 1.148.673 kişidir.

Sonuç olarak; yukarıda belirtilen İzmir’e ait rakamların arttırılması için, İzmir’e taze

kan pompalayacak yeni turizm projelerine ihtiyaç vardır.

İzmir turizmini geliştirmeye yönelik çabalar kapsamında başrol kurvaziyer

turizminin olmuştur.

Odamızın da yoğun çabaları ve ayakbastı ücretlerinin üstlenilmesi ile birlikte,

kruvaziyer turizminde sıfır noktasından başlayıp dünyadaki önemli kruvaziyer

limanları arasında yıldızlaşmış, ülkemiz genelinde kruvaziyer turizmindeki payımız,

Dikili ve Çeşme limanları da dahil olmak üzere, 2003 yılında %3,4’ten 2012 yılının ilk

8 ayında %27,99’a yükselmiştir.

Özellikle son yıllarda İzmir turistinin profili değişmiş, İzmir’e (aslında İzmir

çevresine) deniz-güneş-kum turizmi için gelip havaalanından İzmir merkeze hiç

uğramadan sahili olan ilçelere yönelen turist profiline, kruvaziyer gemiler ile gelen,

alışveriş için gelen, kongre ve toplantılar için gelen, sağlık hizmeti almak için gelen

turistler eklenmiş ve uzun bir süre kan kaybeden İzmir; 2008 yılında ilk kez 1 milyon

turisti görmüştür.

Mevcut durumda 40.000 civarında olan yatak kapasitesinin 100.000’e çıkarıldığı ve

kruvaziyer turizmi örneğinde olduğu gibi alternatif alanlarda turizm faaliyetleri

yaratıldığı takdirde, İzmir’de turizmin büyük sıçrama yapacağı ve turist sayısının

kısa sürede birkaç milyona çıkacağı düşünülmektedir.

Sonuç olarak, sürdürülebilir turizm kavramına uygun olarak ülkemiz turizmi

yanında İzmir’in daha fazla turizm geliri elde edilebilmesi için;

İzmir turizminin çeşitlendirilerek 12 aya yayılmasının sadece kruvaziyer

turizmi için değil, diğer turizm çeşitlerinde de oluşturulması,

İzmir turizmini sosyal medya ilişkisi ile ele alarak yeni dünyada yeni

trendlerin neler olduğu, klasik turist-destinasyon ilişkisinin kırılması ile İzmir

için dinamik tanıtım faaliyetlerinin oluşturulması,

Kitle turizmi (Deniz-Güneş-Kum) için gelen orta halli turistlere ek olarak

yüksek gelir gruplu turistlerin getirilmesine yönelik projelerin hazırlanması ve

hayata geçirilmesi,

88


İzmir için butik turizm türleri (kongre, sağlık, üçüncü yaş, engelli, kruvaziyer,

gastronomi, spor ve kış turizmi) konularında çalışmalar yapılması,

“Her şey Dahil” sistemi ile gelen turistlerin otellere kapatılmaması,

Turizm arzının doğru hedef ülkelerde pazarlanmasına ağırlık verilmesi,

İzmir’de Kültür ve Turizm Bakanlığınca yapılan turizm amaçlı tahsislerin

arttırılması,

Kültür, sanat, eğlence ve gösteri mekanları; akvaryum, su sporları, su ve ışık

oyunları, butik otel, kafeterya, rekreasyon ve seyir alanları, marina, yat fuarı

vb. fonksiyonlarını bünyesinde barındıracak Pasaport Limanı Dalgakıran

Projesi’nin hayata geçirilmesi,

Türk Dili ve Yunan Dilinin Ege’nin iki yakasında yaygınlaştırılmasına ilişkin

çalışmalar yapılması,

Türkiye ve Yunanistan arasındaki kültürel hareketliliğin arttırılması için Türk

ve Yunan turizm firmalarınca Midilli, Sakız, Samos, Rodos-Ayvalık, Bodrum,

Kuşadası, Marmaris ve Çeşme gibi destinasyon merkezlerini kapsayan ortak

turizm paketleri ve/veya turlar düzenlenmesi,

İzmir’e daha fazla uluslararası etkinliğin, büyük fuar ve kongre

organizasyonlarının getirilmesi,

Kentimize uluslararası nitelikte bir kongre merkezi ve mega müze

kazandırılması,

Kruvaziyer gemilere en iyi şekilde hizmet vermek üzere İzmir Alsancak

Kruvaziyer Limanı’nın en kısa sürede ihale edilmesi,

İzmir’de turizmin yeniden yapılandırılması için Turizm Master Planı

hazırlanması ve yürürlüğe konulması,

gerekmektedir.

2.5. Enerji

Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi ile enerji tüketimi doğru orantılıdır. Günümüzde

insanlığın tüketmekte olduğu enerji kaynaklarının büyük bir kısmı fosil

kaynaklardan, geri kalan kısmı ise nükleer ve yenilenebilir enerji kaynaklarından

oluşmaktadır. Bilindiği üzere fosil kaynakların gerek çevreye gerekse de insan

sağlığına oldukça olumsuz etkileri bulunmaktadır.

Sanayileşme süreci ile birlikte bu kaynakların kullanımı hızla artmış olsa da bugün

gelinen noktada bu kaynakların çok önemli zararlar verdiği ve bunun önüne

geçilmesi gerçeğini bir kez daha ortaya koymuştur. Bunun yerine artık yenilenebilir

enerji kaynaklarının kullanımının arttırılmasının gerekli olduğu düşünülmektedir.

Günümüzde hava, su, toprak kirliliği, bitki örtüsü ve hayvanların yok olması vb. çok

ciddi boyutlara ulaşan çevre sorunları ve buna bağlı olarak bu sorunlardan etkilenen

insanların gelecek kaygısı ile birlikte çevrenin korunmasına yönelik hassasiyetler

giderek artmaktadır.

89


Ayrıca fosil kaynakların yol açtığı

dışa bağımlılık, yüksek ithalat

giderleri ve buna bağlı olarak oluşan

yüksek cari açıklar, sınırlı fosil yakıt

rezervleri gibi sorunlar dünya

üzerinde enerji kaynak tercihinde

yenilenebilir enerji kaynaklarına

yönelmeyi beraberinde getirmiştir.

Fosil yakıtlar yoluyla enerji

üretiminin neden olduğu ulusal ve

uluslararası çevre sorunları ve

bunların bertaraf edilmesi amacıyla

alınması muhtemel önlemlerin

maliyetlerinin de oldukça yüksek

olması, enerjide kullanım verimliliği

ve yenilenebilir enerji üretimi

arayışlarına da zemin hazırlamıştır.

Dünya genelindeki yenilenebilir enerji kaynaklarının dünya enerji tüketiminin

tamamını karşılayacak büyüklükte olduğu belirtilmektedir. Ancak günümüzde bu

potansiyelin %10 gibi oldukça küçük bir kısmı kullanılmaktadır.

Önümüzdeki süreçte dünyanın önde gelen ülkelerinin enerji ihtiyaçlarının büyük bir

bölümünü yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılaması hedeflenmektedir.

Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmenin temel nedenlerine bakılacak olursa, ilk

olarak çevre ve insan sağlığı akla gelmekle birlikte yenilenebilir enerji kaynaklarının

arz güvenliği boyutu ve sosyal ve ekonomik etkileri de önem taşımaktadır.

Yenilenebilir enerji kaynakları, yerli kaynaklara dayalı üretimi arttırmaktadır. Fosil

kaynakların kullanımı nedeniyle çevreye ve insan sağlığına verilen zararlara bağlı

olarak ortaya çıkan toplumsal maliyetlerin enerji maliyetlerine yansıtılması ülkelere

ciddi bir yük getirmektedir.

Enerjide dışa bağımlılığın azalması da yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının

arttırılması yoluyla mümkündür.

Ayrıca söz konusu kaynakların istihdam yaratmasının da ekonomiye olumlu

yansımaları olacaktır. Bu anlamda yenilenebilir enerji kaynaklarının sosyal

etkilerinden de bahsedilebilir.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının, ekonomik ve sosyal açıdan gelişmemiş, sanayinin

geri kaldığı coğrafi bölgelerde de uygulanma potansiyeline sahip olması nedeniyle

bölgesel kalkınmada önemli bir rolü bulunaktadır.

90


Tüm bu nedenlerle Türkiye’nin enerji kaynakları tercihinde de önemli değişiklikler

meydana gelmiştir. Özellikle petrol ve doğalgazda dışa bağımlı olunması, enerjide

dışa bağımlılıktan kaynaklanan yüksek cari açığın ekonominin kanayan yarası haline

gelmesi, Türkiye’nin enerji politikalarında yenilenebilir enerji kaynaklarına geniş yer

verilmesi sonucunu beraberinde getirmiştir. Halihazırda Türkiye, yenilenebilir enerji

kaynakları açısından önemli bir potansiyele sahiptir.

İzmir ise yenilenebilir enerji kaynakları bakımından öne çıkmaktadır. Güneş enerjisi,

rüzgar ve jeotermal enerji kaynakları bölgede yüksek kullanım potansiyeline

sahiptir.

Jeotermal kaynağın bulunduğu bu bölgelere yapılacak olan turistik tesisler yoluyla

bu kaynakların turizm yoluyla değerlendirilmesi söz konusu olacaktır. Yine sağlık

turizmi açısından birçok ilçede önemli potansiyeller bulunmaktadır. Rüzgar enerjisi

konusunda da İzmir, Türkiye’nin rüzgar akımının en fazla olduğu ve kullanılmaya

en elverişli bölgesidir. İzmir’de çok sayıda rüzgar çiftliği kurulması mümkün

görülmektedir.

Çevre iller arasındaki ve Türkiye içindeki konumuna bakıldığında, İzmir’in bir

yenilenebilir enerji merkezi olma konusundaki potansiyelinin değerlendirilmesi

önem taşımaktadır.

Türkiye Rüzgar Enerjisi Potansiyeli Atlası’na göre rüzgar enerjisini kullanarak

elektrik üretebilecek yerler içinde İzmir, potansiyeli en yüksek olan illerden biridir.

REPA'ya göre en şiddetli yıllık rüzgar hızı ortalamaları Türkiye'nin batı kıyıları,

Marmara Denizi çevresi ve Antakya civarında görülmektedir.

Bu doğrultuda Ege Bölgesi, Türkiye’nin rüzgar enerjisi potansiyelinin önemli bir

bölümünü elinde tutmaktadır. İzmir, rüzgar enerjisi potansiyeli açısından Türkiye

sıralamasında üçüncü sırada yer almaktadır.

Güneş enerjisinin durumuna bakıldığında; İzmir iline gelen güneş enerjisinin

Türkiye ortalamasının üzerinde olduğunu söylemek mümkündür.

İzmir iline yıllık toplam 1.680 kWh/m²yıl 2.816 saat güneş enerjisi gelmektedir. Bu

rakamlar günde ortalama 4,6 kWh/m²yıl ve 7,7 saat güneşlenme süresine karşılık

gelmektedir.

İzmir ili için, güneş enerjisinin kullanımıyla ilgili çalışmalar sadece proje bazında

yapılmış olup genel bir potansiyel çalışma bulunmamaktadır.

İzmir ilinde güneş ışınları şiddetinin saatlik ortalama değerinin yıllık ortalaması 0,37

(cal/cm 2 /dk), günlük kalori toplamının yıllık ortalaması 289,78 (cal/cm 2 /gün), en

yüksek yıllık ortalama değeri 1,31 (cal/cm 2 /dk)'dır. Ayrıca İzmir ili yılda ortalama

300 gün güneş almaktadır.

91


İzmir’de jeotermal saha olan ilçelerin tümünde sağlık turizmi için önemli bir

potansiyel varken mevcut kullanım özellikle Balçova, Çeşme ve Dikili ilçelerinde

yoğunlaşmıştır. Birden çok kullanım alanına imkan sağlayan sıcaklıklarda kaynağa

sahip olan Seferihisar ve Dikili gibi ilçelerde kaynağın entegre kullanımına yönelik

projelerin geliştirilmesi oldukça önem taşımaktadır.

Konut ısıtma için yaklaşık olarak 212.000 konut eşdeğeri potansiyel varken sahip

olduğu konut potansiyelinin yalnızca %11’inin kullanıldığı, 19.000 dönümlük sera

ısıtması potansiyelinin ise yalnızca % 3'ünün kullanıldığı bilinmektedir.

Bölgede bulunan jeotermal kaynak

sıcaklıklarındaki çeşitlilik, kullanım

alanının genişlemesine olanak

vermektedir. Seferihisar (35 MWe), Dikili

(30 MWe) ve Balçova'da (5 MWe), elektrik

üretimine olanak veren sıcaklıklarda

potansiyel bulunmaktadır. Konut ısıtması

için potansiyeli yüksek olan ilçeler ve

yatırım alanları olarak Balçova, Narlıdere,

Seferihisar, Aliağa, Bergama, Çeşme ve

Dikili gösterilmektedir.

Balçova’da 306,9 MWt kurulu kapasite olup 34.100 konut eşdeğeridir. Yine

Bergama’da 4,05 MWt kurulu kapasite olup 450 konut eşdeğeridir. Dikili’de ise 22,50

MWt kurulu güç olup 2.500 konut eşdeğeridir. Sera ısıtması için potansiyeli yüksek

olan ilçeler ise; Seferihisar, Bayındır ve Dikili’dir. Sera ısıtması için Dikili-İzmir’de

880 dekar alan üzerinde 117,60 MWt tahmini gücünde, Balçova-İzmir’de ise 17 dekar

alan üzerinde 3,33 MW tahmini gücünde potansiyel olduğu belirtilmektedir.

İzmir’de TÜBİTAK – MAM tarafından İzmir Büyükşehir Belediyesi ortaklığı ile

kurulan küçük ve büyükbaş hayvan atıkları ile park ve bahçe atıklarından üretim

yapan 330 kW’lık biyogaz tesisi 2011 yılı itibariyle hizmete alınmıştır.

İzmir’in topraklarının % 28,5'ini tarım alanları oluşturmaktadır. Aynı zamanda Ege

Bölgesi’nde yapılan toplam tarım içindeki payı % 13’tür.

Hayvancılık faaliyetleri kapsamında değerlendirildiğinde, İzmir’de hayvancılık

faaliyetlerinden biokütle enerjisi üretilmesine yönelik toplam ısıl kapasitesi 3.656.825

GJ/yıl’dır.

Deniz kökenli enerjinin durumuna bakıldığında; Ege Denizi ve Akdeniz üzerindeki

rüzgar potansiyeli 4-17 kW/m’lik yıllık ortalama dalga gücünde bir yoğunlaşmaya

neden olmaktadır. Bu doğrultuda; dalga enerjisinden yararlanmak için en uygun yer,

İzmir-Antalya arasına denk gelen denizlerdir.

92


Genel bir değerlendirme yapıldığında İzmir, Türkiye’nin yenilenebilir enerji

pastasında oldukça büyük bir paya sahip olup öncü ve üstün konumdadır. Rüzgar

enerjisi açısından başta Çeşme olmak üzere, Aliağa, Urla, Karaburun ilçelerinde,

jeotermal açısından Seferihisar, Balçova, Dikili ilçelerinde, biokütle açısından Ödemiş

ilçesi başta olmak üzere önemli oranda yatırım imkanları bulunmaktadır.

Ancak hem Türkiye’nin hem İzmir’in yenilenebilir enerji potansiyelinin etkin bir

şekilde kullanılamadığı görülmektedir. Bu doğrultuda; yenilenebilir enerji

sektörünün İzmir’de gelişmesi için çalışmalar yapılmalı, yenilenebilir enerji

sektöründe yapılan yatırımlar arttırılmalıdır. Ayrıca gerekli altyapının sağlanması ve

sektöre yönelik teşviklerin arttırılması da önem taşımaktadır.

Türkiye’nin enerji arzı güvenliğini sağlamak, dışa bağımlılığını azaltmak ve çevre ile

uyumlu, sürdürülebilir kalkınma ekseninde dönüşümünü sağlamak hedefleri

doğrultusunda; gelecekteki enerji gereksinimini karşılayabilmek ve enerji

krizlerinden korunabilmek için enerji sektöründe rasyonel politikaları uygulamaya

gereksinimi vardır.

Yenilenebilir enerji kaynakları sınırsız ve bedava olmakla birlikte; söz konusu

kaynakları elektrik, ısıtma vb. teknolojisine dönüştürecek ekipmanlar oldukça

yüksek maliyetli olup Türkiye’de bu ekipmanların üretilmesine yönelik teknoloji ve

Ar-Ge çalışmaları henüz istenilen boyuta ulaşamamıştır. Yüksek maliyetlere bağlı

olarak büyük yatırımlar gerektirmesi nedeniyle yenilenebilir enerji sektörünün

nabzının büyük şirketler tarafından tutulduğu görülmektedir. Bir ülkede büyük

yatırımcılar kadar KOBİ’lerin de gelişmesi ekonomik kalkınma açısından önemlidir.

Bu doğrultuda, yenilenebilir enerji yatırımları yapmayı planlayan KOBİ’lere yönelik

finansman desteği ve teşvik mekanizmalarının arttırılması gerekmektedir.

Yanı sıra KOBİ’lerin birleşmesi hususu daha güçlü bir mali yapıya sahip olmak,

ölçek verimliliğini sağlamak, rekabet ortamına uyum kapasitelerini güçlendirmek,

istihdam düzeyini arttırmak açısından önem taşımaktadır. Bu doğrultuda

yenilenebilir enerji sektöründe yatırım yapmayı düşünen KOBİ’lerin birleşme

işlemlerinin çeşitli vergi muafiyet ve teşvikleri ile desteklenmesi hükümet tarafından

dikkate alınmalıdır.

ABD’nin önde gelen finansman kuruluşlarından olan “Federal National Mortgage

Association” ya da kısaltılmış ismiyle Fannie Mae (FNMA) ve “Federal Home Loan

Mortgage Corporation” ya da kısaltılmış ismiyle Freddie Mac başta olmak üzere

ABD’de U.S. Department of Agriculture, U.S. Department of Energy, U.S.

Department of Housing and Urban Development, U.S. Department of Veterans

Affair, U.S. Environmental Protection Agency, U.S. Small Business Administration

gibi kuruluşlar özellikle güneş enerjisi alanında ABD’nin dünyanın ilk 10 ülkesi

arasında yer almasına da bağlı olarak önemli finans desteği vermektedirler.

93


Fannie Mae ve Freddie Mac, ABD hükümetinin küresel krizden çıkış yolları aradığı

bir ortamda ortaya koyduğu “kurtarma paketi” kapsamında yer alan yenilenebilir

enerji yatırımlarının teşvik edilmesi politikası ile de uyumlu bir şekilde küresel

krizden çıkış sürecinde kendilerine önemli bir misyon edinmişlerdir.

Fannie Mae tarafından verilen finans

desteğine bakılacak olursa enerji verimliliğini

arttırma, güneş, su ve yerden ısıtma sistemleri,

fotovoltaik sistemler için 15.000 dolara kadar,

10 yıl süreye kadar uzayabilen, genelde piyasa

ortalamasının altında bir faiz oranı ile finansal

destek verilmektedir.

Freddie Mac tarafından verilen finans

desteğine bakılacak olursa yine fotovoltaik

sistemler, güneş sistemleri ve enerji

verimliliğini %10’un üzerinde arttırma

kapsamında; 240.000 dolara kadar 10, 20 ya da

30 yıllık süreler için sabit faizli mortgage

kredileri sağlanmaktadır.

Her iki kuruluş tarafından verilen kredilerin en önemli ortak özelliği ise yenilenebilir

enerji yatırımlarına tekil bazda finansman desteği verilmesidir.

Ayrıca U.S. Small Business Administration tarafından küçük işletmelere yönelik

olarak verilen finansman desteğinin KOBİ’ler açısından oldukça önemli olduğunu

söylemek mümkündür. Söz konusu destek kapsamında enerji verimliliğini arttırma,

fotovoltaik, güneş enerjisi ve diğer yenilenebilir enerji sistemlerine yönelik olarak

100.000 dolara kadar olan yatırımların %80’ini karşılamayı, 100.000 doların

üzerindeki yatırımlarda da çeşitli destekler sunmayı içermektedir.

Yenilenebilir enerji yatırımlarının ilk kurulumu yüksek maliyetlere ulaşmaktadır. Bu

doğrultuda yenilenebilir enerji sektöründe gerçekleşen yatırımların yüksek

maliyetlere bağlı olarak büyük firmaların tekelinde olduğu görülmektedir.

Yenilenebilir enerji yatırımlarının KOBİ’ler tarafından da rahatlıkla yapılmasının

sağlanması, bu doğrultuda KOBİ’lerin desteklenmesi ekonomik kalkınmanın

başarıya ulaşması açısından önem taşımaktadır.

Türkiye’deki duruma bakıldığında; Fannie Mae ve Freddie Mac gibi ipotek

finansman kuruluşlarının finans desteği verebileceğine yönelik düzenleme Sermaye

Piyasası Kanunu’nun 39. maddesinde yer almaktadır.

Bu doğrultuda, İzmir’in potansiyelinin oldukça yüksek olduğu rüzgar, güneş ve

jeotermal enerji kaynakları dikkate alınarak yenilenebilir enerjinin kullanımının

ipotek finansman kuruluşları aracılığıyla desteklenerek önünün açılması da bölgesel

kalkınmada önemli bir rol oynayacaktır.

94


Ayrıca Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı

(KOSGEB) tarafından da KOBİ’lere yönelik olarak yenilenebilir enerji yatırımlarının

teşvik edilmesi ihtiyacı bulunmaktadır.

Küresel krizden çıkış yollarını yenilenebilir enerji yatırımlarının önünün açılmasında

ve bu sayede yerli kaynaklara dayalı enerji talebini karşılama hedefindeki dünyanın

en büyük ekonomisi olan ABD, günümüzde İzmir’in yenilenebilir enerji potansiyeli

göz önünde tutulduğunda önemli bir ışık tutmaktadır.

Yenilenebilir enerji kaynakları kullanımının henüz istenilen düzeye ulaşmamış

olmasının en önemli nedeni fosil yakıtlar üzerine kurulu bir piyasanın var olmasıdır.

Ayrıca yetersiz teşvikler, Ar-Ge çalışmalarının yetersiz kalması, yenilenebilir enerji

teknolojilerinin beklenen hızda gelişememesi, maliyetlerin fazla olması nedeniyle

altyapıya yeterince önem verilmemesi ve elektrik dağıtım şirketlerinin birbirinden

bağımsız çalışmasına bağlı olarak sistemin tamamını hedefleyen bir politika ortaya

konmaması gibi nedenler de etkilidir.

Elektrik dağıtım sektöründe hızla gerçekleşen özelleştirmelerin yanı sıra

üniversitelerin de sürece dahil olması önem taşımaktadır. Bütün elektrik şebekesi

teçhizatları üreten firmalarla, dağıtım şirketlerinin ve elektrik üretim firmalarının

ortaklığında örnek bir dağıtım şebekesi uygulaması yapılması, elde edilen

sonuçların tüm dağıtım şirketlerinde aynı standartta uygulanması mevcut

problemlerin çözümü açısından önem taşımaktadır.

Türkiye’de yenilenebilir enerjiye yönelik mevzuat oldukça geniş olmakla birlikte

düzenlemelerin güçlendirilmesi gerekmektedir.

2.6. Sağlık

95

Günümüz dünyasında sağlık sektörü

önemli bir gelişmişlik göstergesi

haline gelmiş olup ülkemizde olduğu

gibi bütün gelişmekte olan ülkelerde

kalkınmışlık düzeyini ölçmede

kullanılmaktadır.

Ülkemizde 2003 yılından bu yana

uygulanmakta olan Sağlıkta

Dönüşüm Programı’nın da etkisi ile

sağlık sektöründe planlama, yatırım,

yönetme ve denetleme aşamalarında

çok sayıda değişiklik meydana

gelmiştir. Değişiklikler ile kamu ve

özel sağlık hizmetlerinin daha etkin

ve verimli şekilde yürütülmesi

amaçlanmaktadır.


Kişisel bazda ortalama ömrün uzaması; kişinin sağlıklı beslenmesine, spor

yapmasına ve uygun tedavileri uygun zamanlarda almasına bağlıdır. Özellikle

Avrupa’da sosyal güvencesi olan ve kaliteli sağlık hizmeti talep eden yaşlı nüfusun

sayısının artması, hükümetlerinin dışarıdan sağlık hizmeti alarak maliyetlerini

düşürme çabaları ülkemizi yabancı hastalar için de sağlık hizmetinin alınabileceği

etkin pazarlardan birisi haline getirmiştir.

2012 yılında bütçesi 14 milyar 358 milyon dolar olarak belirlenen Sağlık Bakanlığı

ülkemizde herkesin eşit sağlık hizmetine eş zamanlarda ulaşabilmesi adına 2 Kasım

2011 tarihli ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve

Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname(KHK) ile “Bakanlık Teşkilatı ve

Bağlı Kuruluşların Yeniden Yapılandırılması” sürecini başlatmıştır.

Kamu ve özel sağlık hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesi için icracı

birimlerle, politika yapan ve düzenleyen birimler ayrıştırılmıştır. Yeni birimler

kurularak taşra teşkilatı yeniden yapılandırılmış, hastanelerin ve benzeri sağlık

kuruluşlarının maliyet ve etkinlik açısından da yönetilebilmesi için “Kamu Hastane

Birlikleri” kurulmuştur.

Ülkemiz Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi

2011 Nüfus Sayımı Sonuçlarına göre 74 milyon 274 bin 269 kişi olup nüfusun

%50,2’sini erkek, %49,8’ini ise kadınlar oluşturmaktadır.

Kişi başına milli gelirin 15.392 dolar

olduğu ülkemizde; 2011 yılı

verilerine göre kişi başına kamu ve

özel sağlık harcaması Türkiye’de

toplam 846 dolardır. Kişi başına

cepten yapılan sağlık harcaması

miktarı da ortalama 147 dolar olup

bu rakam OECD ülkelerinde 529

dolar olarak gerçekleşmektedir.

Ülkemizde yıllık nüfus artış hızı

binde 13, kaba doğum hızı binde

17,5, toplam doğurganlık hızı binde

2,1, kaba ölüm hızı binde 6,3’tür.

Doğumda beklenen yaşam süresi

kadınlarda 76,8, erkeklerde ortalama

74,3’tür.

96


Sağlık Bakanlığı’na bağlı 843, üniversitelere bağlı 62, özel 489 ve diğer kalemlerde 45

olmak üzere toplam 1.439 hastane bulunmaktadır. Hasta yatağı sayısı ise 199.950’ye

ulaşmış olup bu yataklardaki doluluk oranı ortalama %64’ler civarındadır ve yatan

hastaların hastanelerde ortalama kalış süresi 4 gündür. Aile hekimliği birimi başına

düşen nüfus sayısı ise 3.652’dir. Ülkemizde toplam 7.200 ambulans ile 17 adet de

helikopter ambulans bulunmaktadır.

Toplam hekim sayısının 123.447 olduğu ülkemizde bu hekimlerin 63.563’ü uzman

doktor, 38.818’i pratisyen doktor, 21.066’sı asistan doktordur. Ülkemizde 21.432 diş

hekimi, 26.506 eczacı, 94.443 sağlık memuru, 114.772 hemşire, 50.343 ebe görev

yapmaktadır.

Son yirmi yılda dünyada da sağlık

sistemlerinde önemli değişiklikler

meydana gelmiştir.

Kaliteli sağlık hizmeti verme ve alma

yönündeki talep değiştikçe kamu

hastanelerinde olduğu gibi özel

hastanelerde ve kamu ve özel

hastanelere mal ve hizmet sunumunda

bulunan tıbbi malzeme satışı yapan

firmalarda da birçok değişiklik

gündeme gelmiş, bu kurumların rolleri

değişmiştir.

Hastaneler, uzun süreli yatan hasta talep etmek yerine, ileri düzeyde özellik arz eden

teşhis ve tedavi hizmetlerinin verildiği kurumlar haline gelmiş; tıbbi malzeme

kurumları da dahil olmak üzere sağlık hizmeti veren kurumların kümelenmesi

gereği doğmuştur.

Değişen dünyaya ayak uydurabilmek ancak teknolojik değişime adapte olmak,

uluslararası kalite standartlarına uygun faaliyetlerde bulunmak ve kurumsallaşmak

ile mümkün olabilmektedir. Yaşamakta olduğumuz süreçte de özellikle belli

standartlardaki sağlık kuruluşlarına yalnızca yerli değil yabancı hastaların da

yöneldiği, gelir üretmek adına bu tür sağlık kuruluşlarının birleştiği veya büyük

sağlık kuruluşlarının diğer sağlık kuruluşlarını satın aldığı gözlenmektedir.

Tüm bu tespitlerin ışığında;

Sağlık sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin finansal açıdan sağlam şirketler

haline gelmeleri gerekmektedir.

Ayakta veya yataklı tedavi hizmeti veren kuruluşların (Hastane, poliklinik

vb.) dünya standartlarında inşa edilmeleri, bilişim vevenlik sistemleri

açısından tam donanımlı olmaları büyük önem taşımaktadır.

97


Sağlık sektörünün geleceğin yatırım sektörü olduğu düşüncesinden hareketle

tıp dünyasındaki en son değişiklikleri yakından takip edebilecek kaliteli

personelin yetiştirilmesine yönelik eğitim kurumları yaygınlaştırılmalı, hasta

takibi kalite standartlarına uygun olmalıdır.

2.7. Eğitim

Günümüz küresel rekabet ortamında bilgi ve bilgi

teknolojileri giderek önem kazanmaktadır. Bilgiye

ulaşmak ise eğitim ile mümkündür. Bireylerin

eğitimi, bilimsel ve teknolojik yeniliklerin hız

kazanmasında da önemli bir rol oynamaktadır.

Bu nedenle, gelişmiş ülkelerle azgelişmiş ülkeler

arasındaki en önemli farklardan birisi, her yönden

yetişmiş insan gücüdür. Nitelikli insan gücü

yetiştirilmesinin ekonomik kalkınmaya büyük

katkılarda bulunduğu bir gerçektir. Çünkü eğitim,

insan gücünün verimliliğinin artmasını sağlayacak

en önemli araçtır.

Üretime katılan bireyin sahip olduğu bilgi, beceri, deneyim ve dinamizm olarak ifade

edilen beşeri sermayenin temel bileşenlerinden olan eğitim, gelişme sürecinin en

önemli kaynaklarından biridir.

Eğitimin kalkınma sürecine olan katkısı, diğer faktörler gibi sadece ekonomik değil,

sosyal ve kültürel alanlarda da görülmektedir.

Günümüzde artık kalkınmanın sadece ekonomik büyüme olmadığı, ekonomik

büyümenin yanında en az onun kadar önemli olan ve toplumsal kalkınmayı

sağlayan, bireylerin çeşitli alanlardaki yapısal ve düşünsel değişimi olduğu

bilinmektedir.

Bireylerin bu yönde değişimini sağlayacak faktörün eğitim olduğu bilindiğinden,

ülkelerin toplumsal kalkınmasında, eğitime son yıllarda büyük bir önem verilmeye

başlanmıştır.

Ancak, eğitimin farklı türlerinin ekonomik kalkınma üzerinde farklı etkileri

bulunmaktadır. Örneğin genel eğitim, kalkınmanın başlangıç evrelerinde bir altyapı

oluştururken, sanayileşmeye başlayan toplumlarda mesleki ve teknik eğitimin önemi

artmaktadır.

Mesleki ve teknik eğitim ile genç insanların işe hazırlanması, yetişkinlerin

becerilerini geliştirmesi ve ekonominin ve işgücü piyasasının ihtiyaçlarının

karşılanması hedeflenmektedir.

98


Mesleki ve teknik öğretimin esası, bireylere belli bir mesleğin temel bilgi ve

becerilerini kazandırmak ve belirli teknolojilerin kullanımını öğretmektir.

Böylece bireyler hem daha çabuk meslek

sahibi olarak işgücü piyasasına çıkacak,

hem de işletmelerin ara eleman

gereksinimleri karşılanmış olacaktır.

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde

nitelikli işgücünün yetiştirilmesi için

mesleki ve teknik eğitime ayrı bir önem

verilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda,

Türkiye’de son yıllarda mesleki ve teknik

eğitime ağırlık verilmesi yönünde

çabaların arttığı görülmektedir.

Tablo 21: Genel ve Meslek Lisesi Öğrenci Sayılarının Toplam Ortaöğretim

İçindeki Oranları

Öğretim Yılı Mesleki(%) Genel(%)

2005/2006 %36 %64

2006/2007 %37 %63

2007/2008 %39 %61

2008/2009 %41 %59

2009/2010 %43 %57

2010/2011 %44 %56

2011/2012 %44 %56

Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu, 2012

Ancak bu çabalara rağmen, ülkemizde mesleki ve teknik eğitim gereken önemi

görmemiş, tercih edilme oranı % 45’in üzerine çıkmamıştır.

2011-2012 eğitim öğretim yılında ortaöğretim kurumlarında eğitim gören toplam

4.756.286 öğrencinin % 56’sı genel liseleri, %44’ü ise meslek liselerini tercih

etmişlerdir.

İlimizde ise genel liselerde öğrenim görmeyi tercih eden öğrenci sayısı oranı %

49’dur. Kalan %51, mesleki ve teknik eğitimi tercih etmişlerdir.

Oysa Avusturya’da mesleki eğitimi tercih eden öğrenci sayısının oranı % 70,

Almanya’da ise % 60’ın üzerindedir.

Bireyin hayatını sürdürebilmesi için seçeceği mesleğin isabetli olması, bireyin kendi

ilgi ve yetenekleri ile işin gerektirdiği nitelikleri tanıması ile mümkündür. Bu

kapsamda okullarda, bireye isabetli meslek seçimi yapabilmesi yönünde rehberlik

hizmetleri verilmelidir.

99


Ülkemizdeki mesleki yönlendirmenin bireylerin yeteneklerinden ziyade ailenin

taleplerine göre yapıldığı göz önüne alındığında, öğrencilerle birlikte ailelerine de

rehberlik hizmeti verilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Örgün ve yaygın mesleki ve teknik

eğitim kurumlarında uygulanan eğitim

programları, bu programlarla

yetiştirilen kalifiye işgücü ile işgücü

piyasasının ihtiyaçları arasında nitelik

ve nicelik yönünden bir uyumsuzluk

görülmektedir.

Bu nedenle, mesleki ve teknik eğitim

kurumlarında uygulanan programlar,

işgücü piyasasının ihtiyaçları ve

taleplerine göre yeniden

yapılandırılmalıdır.

Bu amaç doğrultusunda eğitim kurumları reel sektörü sürekli izlemeli, reel sektör de

mesleki ve teknik eğitim programlarının yapılandırılmasında aktif rol oynamalıdır.

Tüm eğitim kademelerinin iş dünyası ile bir araya gelerek; bölgesel işgücü talebinin

karşılanması doğrultusunda ihtiyaç duyulan nitelikli ve kaliteli iş gücünün

yetiştirilmesine yönelik ortak çalışma yapmaları gerekmektedir.

Yoğun rekabet ortamında işgücü

piyasasının ihtiyaç duyduğu işgücü

profili sürekli değişiklik göstermektedir.

Mesleki ve teknik eğitim kurumlarında

uygulanan programlar, yaşanan işgücü

profili değişimlerine hızla ayak

uyduracak şekilde esnek bir yapıda

olmalıdır.

Ayrıca söz konusu programlar, bölgesel

işgücü ihtiyaçlarına uygun olarak

yapılandırılmalı, istihdam olanağı sınırlı

olan alanlar için gereğinden fazla eleman

yetiştirilmemelidir.

İşgücü piyasasının işgücü talebi ekonomik ve teknolojik gelişmelere göre de

değişiklik göstermektedir. Bu nedenle işgücü piyasasının işgücü talebi sürekli ve

düzenli olarak izlenmelidir.

100


2011-2012 eğitim öğretim döneminde bir öğretmen başına ortalama 20 öğrenci

düşmektedir. Mesleki ve teknik ortaöğretimde bu rakam 19 iken, genel

ortaöğretimde 22’dir.

İlimizde genel ortaöğretim kurumlarında öğretmen başına ortalama 15 öğrenci,

mesleki ve teknik eğitim veren ortaöğretim kurumlarında ise 20’dir.

Gelişmiş ülkelerde ise bu rakam 5 ila 10 arasında

değişmektedir.

Öğretmen başına düşen öğrenci rakamlarının yüksek

olması, verilen eğitimin kalitesini olumsuz yönde

etkilemektedir. Öğretmen başına düşen öğrenci

sayısının azaltılması yönünde düzenlemeler

yapılmalıdır.

Örgün ile yaygın eğitim programlarını bütünleştirecek

arada geçişin sağlanabileceği bir sistem

geliştirilmelidir.

Mesleki ve teknik eğitim pahalı bir eğitimdir. Mesleki

ve teknik eğitim kurumlarının altyapı ve mesleki

donanım yetersizlikleri bulunmaktadır. Ayrıca,

mesleki eğitim kurumlarından teknolojinin durmak

bilmeyen ilerlemesini takip etmeleri beklenmektedir.

İşsizlik oranının yüksek olması ve eğitimli işgücünün işsiz kalması ülkemizin önemli

sorunlarındandır. Bu nedenle, günümüz işgücü piyasalarının ihtiyaçları göz önüne

alınarak öğrencilere teknik becerilerin kazandırılması gerekmektedir.

Mesleki programlardaki öğretmen ve eğiticilerin bilgilerinin güncel olması verilen

eğitimin kalitesi için son derece önemlidir. Bu sebeple, öğretmen ve eğiticilere güncel

endüstri deneyimi kazandırılmalı, hizmet içi eğitimlerle de pekiştirilmelidir.

İstihdam olanakları açısında dezavantajlı konumda bulunan işgücü piyasasındaki

gençler, kadınlar, uzun süreli işsizler, göç edenler, yaşlılar, engelliler ve eski

hükümlüler için bölgesel işgücü taleplerine uygun olarak mesleki ve teknik eğitim

almaları sağlanmalıdır.

Sürekli büyümeyi ve gelişmeyi hedefleyen ülkelerin en büyük yardımcısı eğitimdir.

Bir diğer deyişle kalkınmanın yolu eğitimden geçmektedir.

101


2.8. Bilişim

Bilişim teknolojileri günümüzde gerek sosyal

hayatımızı, gerek profesyonel hayatımızı önemli

ölçüde etkilemektedir.

Bilişim teknolojilerinin yaygın ve etkin kullanımı,

ülkemiz ekonomisi için de büyük önem

taşımaktadır.

Dünya, önce tarım toplumu daha sonra sanayi

toplumu ve yirminci yüzyılın sonlarından

başlayarak bilişim toplumu haline gelmiştir.

Gelişmiş ülkelerin GSYH’leri içerisinde giderek artan bir pay alan bilgi

teknolojilerinin, ekonomiye olumlu katkısı, istihdam yaratma potansiyeli, yenilikçi

ve katma değeri yüksek yapısı ile stratejik bir önemi vardır.

Bilgi teknolojileri kullanıldığı her sektörde verimliliğe ve rekabetçiliğe katkı

sağlamaktadır. Yirmi birinci yüzyılın çetin rekabet koşullarında, bilişim

teknolojilerine adapte olmak zorunluluk haline gelmiştir.

Bilişim Sanayicileri Derneği'nin (TÜBİSAD) açıkladığı bilişim sektörü verileri

çalışmasına göre, Türkiye'de 2011 yılında bilişim sektörünü oluşturan donanım,

yazılım ve hizmet, elektronik haberleşme, e-ticaret, savunma sanayi, çağrı merkezi,

mobil cihazlar pazarlarının büyüklüğü 66,7 milyar TL, toplam ihracatı ise 732,6

milyon TL olarak gerçekleşmiştir.

Donanım pazarı 8,9 milyar TL, yazılım ve hizmet pazarı 4,2 milyar TL, elektronik

haberleşme pazarı 27,6 milyar TL, e-ticaret 18,4 milyar TL, savunma sanayi yazılım

ve hizmet pazarı 600 milyon TL, çağrı merkezleri 1,8 milyar TL, mobil cihazlar pazarı

4,9 milyar TL olarak gerçekleşmiştir.

2011 yılı toplam istihdamı; donanım, yazılım ve hizmet, elektronik haberleşme,

e-ticaret, savunma sanayi, çağrı merkezinde 164.412 kişi olmuş, en fazla istihdam

55.000 kişi ile çağrı merkezlerinde gerçekleşmiştir.

OECD ülkeleri ekonomilerinde yapılan araştırmalara göre sektörün en önemli

pazarlarının başında gelen yazılım yatırımlarının, ülkelerin Gayri Sayfi Yurtiçi

Hasılalarında % 0,5 ile % 2,7 arasında yükselişe sebep olduğu görülmüştür.

Yazılım üretimi ve ihracatında büyük başarı sağlayan Hindistan’da, 1998 yılında

yazılım üretiminden elde edilen gelir Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın % 1,2’sini

oluştururken, 2007 yılında bu oranın % 5,2 olduğu görülmektedir.

102


Yazılım sektörünün en önemli girdisinin insanın zekâsı ve hayal gücüyle

desteklendiği yaratıcı gücü olduğunu düşünürsek, ülkemiz Avrupa ülkeleri arasında

sahip olduğu genç nüfus avantajını burada kullanabilecektir.

Sektörün yazılım tarafında en büyük sorunlardan birisi 'korsan' yazılımdır. Yazılım

ürünleri doğası gereği kolaylıkla kopyalanabilmektedir. Sektördeki korsan

yazılımların çok büyük miktarlara ulaşması kayıt dışı ekonomiyi maalesef

büyütmektedir. Bilişim suçları ile mücadeleye önem verilmesi bu noktada ağırlık

kazanmaktadır.

Bilgisayar yazılımlarını hukuka aykırı yollarla çoğaltmak, kullanmak gibi eylemler,

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre telif hakkı ihlali suçlarını oluşturmaktadır ve

yasalarımızda bu suçlar için ciddi yaptırımlar öngörülmektedir.

Bilişim sektöründe her geçen gün hızlanan ve

çeşitlenen internet bağlantıları da kullanıcılara

önemli fırsatlar sunmaktadır.

2012 yılı Nisan ayında gerçekleştirilen Hanehalkı

Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması

sonuçlarına göre Türkiye genelinde hanelerin

%47,2’sinin evden internete erişim imkânına

sahip olduğu açıklanmıştır. 2012 yılı ikinci

çeyreği itibariyle Türkiye’deki toplam internet

abone sayısı 18,3 milyonu geçmiştir.

2012 yılı ilk üç ayında interneti kullananların %72,5’i çevrimiçi haber, gazete ya da

dergi okumuş ve haber indirmiştir. %66,8’i e-posta göndermiş/almış, %61,3’ü mal ve

hizmetler hakkında bilgi aramış, %49,1’i oyun, müzik, film, görüntü indirmiş ve

oynamıştır.

2008 yılında 6 milyon genişbant internet abonesi bulunmaktayken dört yılda üç

kattan fazla artışla 2012 yılı ikinci çeyrek sonu itibariyle 18,3 milyonu geçmiştir.

Türkiye’de nüfusa göre sabit genişbant penetrasyon oranı %10,3 iken, OECD ülkeleri

penetrasyon ortalaması %25,6’dır. Ayrıca mobil genişbant penetrasyon oranı

Türkiye’de %14,3 iken OECD ortalaması %54,3’tür.

Kamu kurum/kuruluşları ile iletişimde internet kullanımı artmaktadır. 2011 Nisan-

2012 Mart döneminde kişisel amaçla kamu kurum/kuruluşları ile iletişimde interneti

kullanma oranı %45,1’dir. Bu oran önceki yılın aynı döneminde (2010 Nisan-2011

Mart) %38,9 olarak açıklanmıştır. Kullanım amaçları arasında kamu kuruluşlarına ait

web sitelerinden bilgi edinme %42,9 ile ilk sırayı almaktadır.

103


30 Haziran 2012 tarihi itibariyle 402.563 elektronik imza, 223.161 mobil imza olmak

üzere toplam sayı 625.724 olmuştur. 2012 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki döneme

göre elektronik imza sayısında %8,1, mobil imza sayısında ise %5,4 artış olmuştur.

Uluslararası rekabetin acımasızca hakim olduğu pazarlarda payını arttırabilmesi için

yapılması gerekenlerin başında maliyetlerin düşürülmesi gelmektedir. Bu da ileri

teknolojiyi yoğun olarak kullanmaktan geçmektedir. Gelişmekte olan ülke

konumundan, teknoloji yoğun gelişmiş ülkeler içerisinde yer almak hedefinde bir

strateji belirlenmesi önemlidir.

2.9. Finans

Ağırlıklı olarak bankacılık sektöründen

oluşan Türk finans sektörü küresel krizi

gelişmiş ülkelerin bankacılık sektörünün

büyük zararlar görmesine rağmen başarı

ile atlatmıştır.

Türk finans sektörü aktifleri, 2012 ikinci

çeyreğinde büyümesini sürdürmüştür.

Borsaların büyümeye etkisi negatif yönlü

olmuştur. İMKB kapitalizasyon değeri

nominal olarak % 0,3 oranında gerilemiş,

sektörde en büyük büyüme oranı % 8,6 ile

faktoring şirketlerinde gerçekleşmiştir.

Faktoring şirketlerini % 6,4 ile % 25,4 ile

tüketici finansman şirketleri izlemektedir.

Bankacılık sektöründe 2012 yılının ilk yarısında toplam aktiflerde 127,8 milyar TL’lik

artış meydana gelmiştir. Bu artışın % 93’ü kredilerdir.

Bankacılık sektörünün dönem net kârı, Haziran 2012 itibarıyla 11,5 milyar TL‘dir ve

önceki yılın aynı dönemine göre 1,2 milyar TL artış göstermiştir.

Finansal kurumların kullandığı alternatif dağıtım kanalları, teknolojik gelişmelere

paralel olarak artış göstermeye devam etmiştir. Bankacılık sektöründe hem yurt içi

hem de yurt dışı şube sayısı artmış olup 2.429 kişiye ek istihdam olanağı

yaratılmıştır.

Online bankacılık hizmetleri de finansal araçların yatırımcılara ulaşmasında kolaylık

sağlamıştır.

Yılın ikinci çeyreğinde, bankalar aracılığıyla internet üzerinden yapılan finansal

işlemlerin hacmi %2,9, mobil bankacılık finansal hizmetlerinin hacmi %29 artış

göstermiştir.

104


Yeni teşvik uygulamalarıyla Bireysel Emeklilik Sistemine katılım sayısı %5,8 artış

göstermiştir. Hisse senedi portföyünde tüzel kimliğe sahip yatırımcı sayısı %15,5

oranında artmıştır. Yılın ikinci çeyreğinde, hem yurt içi hem de yurt dışı

yatırımcılardan talep görmeye devam eden özel sektör tahvil ve bono hacmi 24,3

milyar TL’ye ulaşmıştır. Toplam yatırımlar nominal olarak % 2 artmıştır.

Sermaye Piyasası yasa tasarısında İMKB ve İstanbul

Altın Borsası’nın kapatılması öngörülmektedir.

Kapatılan borsaların yerine Borsa İstanbul Anonim

Şirketi kurulacak, sözkonusu borsa da ileride halka

açılacaktır. Türkiye’nin dünyanın 10 finans

merkezinden biri olma yolunda önemli bir adım

atılacak, kurulacak olan yeni borsanın ilk şubesinin

İzmir’de açılması bölgenin ekonomik gücüne büyük

katkı koyacaktır.

Bu durumda kentimizde faaliyette gösteren Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası’nın da

geleceği 2013 yılında gerçekleşecek radikal değişikliklerden etkilenecektir.

Yakın bir zaman içerisinde Sermaye Piyasası Kurulu ve İstanbul Menkul Kıymetler

Borsası’nın İzmir ofislerinin de açılması düşünülmektedir. Ancak şu an itibariyle

İzmir’de finans denince akla gelen ilk kuruluş, Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası’nın

kent ve ülke ekonomisine katkılarını incelemek gerekmektedir. 2011 yılında toplam

işlem hacmi yaklaşık 440 milyar TL’ye ulaşmıştır. 2011 yılında toplam adet bazında

işlem hacmi bir önceki yıla göre %16 artarak 74.287.630 adede ulaşmıştır. Aylık

bazda günlük ortalama işlem hacmi 2012 yılının Eylül ayında 1,4 milyar TL

civarındadır. 2012 Eylül sonu itibariyle hesap sayısı 79.044 adede ulaşmıştır. İzmir’de

finans kesiminde bankaların büyük bir ağırlığı bulunmaktadır.

Tablo 22: İzmir’de Bankacılık İstatistikleri

2006 2007 2008 2009 2010 2011 Haziran

2012

Banka

17,9 21,6 26,8 29,7 33,7 37,9

Mevduatları

39

(Milyar TL)

(Ocak-Haziran)

Banka Toplam 10,6 14,7 19,9 21,5 29,4 38,8

Nakdi Kredileri

42,2

(Milyar TL)

(Ocak-Haziran)

Banka Şube 525 600 667 697 718 748

Sayısı

756

(Ocak-Haziran)

Kaynak: Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Eylül 2012.

105


Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre Haziran 2012 itibariyle

İzmir’de toplam banka mevduatları 39 milyar TL, kullandırılan krediler ise

42,2 milyar TL’ye ulaşmıştır.

İzmir, Haziran 2012 itibariyle 39 milyar TL ile

ülkemizde toplanan tüm mevduatın % 5,7’ünü

karşılamaktadır.

İzmir, ülke genelinde kullanılan toplam nakdi

kredilerde 42,2 milyar TL ile yüzde 5,6’lık pay

sahibidir.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre Haziran 2012 itibariyle

İzmir’de 40,9 Milyar TL toplam nakdi kredi kullandırılmış, takipteki alacaklar

1,4 Milyar TL’ye ulaşmış ve takipteki alacakların toplam nakdi kredileri oranı % 3

olmuştur.

467,5 Milyon TL taşıt kredisi ve 5,9 Milyar TL konut kredisi kullandırılmıştır.

İzmir’de Haziran 2012 itibariyle 2,4 Milyar TL ziraat ve balıkçılık sektörüne,

2,6 milyar TL toptan ticaret ve komisyonculuk sektörüne, 1,9 milyar TL gıda,

meşrubat ve tütün sektörüne, 1,3 milyar TL metal ve işlenmiş maden sektörüne,

1,1 milyar TL inşaat sektörüne, 731,5 milyon TL tekstil ve tekstil ürünlerine,

318,5 milyon TL turizm sektörüne, 37,6 milyon TL finansal kuruluşlara kredi

kullandırılmıştır.

2012 Haziran itibariyle İzmir’de şube başına düşen nüfus 5.245, şube sayısı ise

756’dır. 2010 Haziran ayından 2011 Haziran’a kadar 18 yeni şube açılmıştır. Şube

başına düşen nüfus ise 5.350’den 5.245’ e düşmüştür. 2010 yılı itibariyle kentimizde

toplam nakdi kredinin toplam mevduata oranı % 78 iken, bu oran 2012 Haziran

itibariyle % 108’e çıkmıştır.

2.10. İnşaat

İnşaat sektörü, ülkemizin ekonomik gelişiminde önemli olmasının yanı sıra, inşaat,

müteahhitlik, mühendislik-mimarlık, teknik müşavirlik hizmetleri ile katma değeri,

döviz girdisi ve istihdamı yüksek, hizmet kalitesi gelişmiş bir sektördür.

2012'nin ikinci çeyreğinde inşaat sektöründe yüzde 0,4 oranında büyüme

gerçekleşmiş, sektörün ilk altı aylık dönemdeki büyüme oranı ise % 1,5 olmuştur.

Kamu ve özel sektör yatırımlarındaki gerileme bunda etkili olmuş ve 2012 yılının ilk

6 aylık döneminde kamu ve özel sektörün inşaat yatırımlarında düşüş devam

etmiştir.

106


Grafik 9: GSYH ve İnşaat Sektörü Gelişme Hızları (%)

30

20

10

0

-10

18,3

18,5

14,1

13,9

11,2

9,3

7,8

9,4 8,4 6,9 5,7

9,2 8,5

6,2 5,3

1,5

4,7

3,1

0,7

2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 -4,82010 2011 2012* 6

-8,1

aylık

-20

-16,1

-30

GSYH (%) İnşaat Sektörü Gelişme Hızı (%)

Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu, 2012

Bir önceki yılın aynı dönemlerine göre ilk çeyrekte aynı kalmış olan kamu yatırımları

ikinci çeyrekte yüzde 6,3 ve ilk altı ay itibariyle yüzde 3,6 gerilemiştir.

Özel sektör yatırımlarında da ilk çeyrekteki yüzde 3,1’lik artışın ardından ikinci

çeyrekte büyüme yüzde 1,9 düzeyine gerilemiş ve ilk altı ay itibariyle artış yüzde 2,5

olarak gerçekleşmiştir.

TÜİK verilerine göre yılın ikinci

çeyreğinde Yapı Ruhsatı verilen

yapıların yüzölçümü ise yüzde 37

artmış, Yapı Kullanma İzin Belgesi

verilen yapıların yüzölçümü ise yüzde

5,1 azalmıştır.

2012 yılının ilk altı ayında ise bir önceki

yılın ilk altı ayına göre belediyeler

tarafından yapı ruhsatı verilen yapıların

bina sayısında yüzde 8,4, yüzölçümünde

yüzde 37, değerinde yüzde 48,9, daire

sayısında yüzde 26,4 oranında artış

olmuştur.

2012 yılının ilk altı ayında yapı ruhsatına göre yapıların yüzölçümü 72.176.471 m 2

iken bunun 40.470.620 m 2 'si (yüzde 56.1) konut, 18.759.013 m 2 'si (yüzde 26) konut dışı

ve 12.946.838 m 2 'si (yüzde 17.9) ise ortak kullanım alanı olarak gerçekleşmiştir.

107


Tablo 23: Yapı Ruhsatı, 2012 Yılı Ocak-Haziran Ayları Toplamı

Bir Önceki Yılın İlk

Altı Ayına Göre

Değişim Oranı (%)

2012 2011 2010 2012 2011

Bina Sayısı 47.299 43.632 50.905 8,4 -14,3

Yüzölçümü 72.176.471 52.674.678 60.451.484 37,0 -12,9

(m 2 )

Değer (TL) 49.615.698.592 33.322.512.025 34.259.065.045 48,9 -2,7

Daire Sayısı 349.226 276.327 308.008 26,4 -10,3

Kaynak: TÜİK

2012 yılının ilk altı ayında bir önceki yılın ilk altı ayına göre belediyeler tarafından

Yapı Kullanma İzin Belgesi verilen yapıların bina sayısında % 9,1, yüzölçümünde %

5,1, daire sayısında % 4,8 oranında düşüş olurken, değerinde % 2,5 artış olmuştur.

2012 yılının ilk altı ayında Yapı Kullanma İzin Belgesine göre yapıların yüzölçümü

46.225.485 m 2 iken bunun 28.306.383 m 2 'si (% 61.2) konut, 11.603.223 m 2 'si (% 25.1)

konut dışı ve 6.315.879 m 2 'si (% 13.7) ise ortak kullanım alanı olarak gerçekleşmiştir.

Tablo 24: Yapı Kullanma İzin Belgesi, 2012 Yılı Ocak-Haziran Ayları Toplamı

Bir Önceki Yılın İlk

Altı Ayına Göre

Değişim Oranı (%)

2012 2011 2010 2012 2011

Bina Sayısı 40.417 44.467 37.040 -9,1 20,1

Yüzölçümü 46.225.485 48.712.555 39.063.413 -5,1 24,7

(m 2 )

Değer (TL) 30.735.607.275 29.980.020.485 21.351.305.168 2,5 40,4

Daire Sayısı 239.460 251.643 190.098 -4,8 32,4

Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu

Bina İnşaatı Maliyet Endeksi ise, Temmuz–Ağustos–Eylül aylarını kapsayan 2012 yılı

üçüncü döneminde, toplamda bir önceki döneme göre yüzde 0,10, bir önceki yılın

son dönemine göre yüzde 1,93, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 2,86 ve

dört dönem ortalamalara göre ise yüzde 8,17 artış göstermiştir.

2012 yılı üçüncü döneminde bir önceki döneme göre işçilik endeksi yüzde 0,67

artarken malzeme endeksi ise yüzde 0,06 azalmıştır. 2012 yılı üçüncü döneminde bir

önceki yılın aynı dönemine göre işçilik endeksi yüzde 5,74 ve malzeme endeksi ise

yüzde 2,04 artış göstermiştir.

2011 yılı üçüncü döneminde ise, toplamda bir önceki döneme göre yüzde 3,53, bir

önceki yılın son dönemine göre yüzde 12,76, bir önceki yılın aynı dönemine göre

yüzde 14,53 ve dört dönem ortalamalara göre ise yüzde 10,86 artış gerçekleşmiştir.

108


Tablo 25: 2012 ve 2011 Yılları Bina İnşaatı Maliyet Endeksi Üçüncü Dönem

Değişim Oranları

Bir önceki döneme

göre değişim oranı

(%)

Bir önceki yılın

son dönemine göre

değişim oranı (%)

Bir önceki yılın

aynı dönemine

göre değişim oranı

(%)

Dört dönem

ortalamalara göre

değişim oranı (%)

Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu

2012 Yılı III. Dönem 2011 Yılı III. Dönem

Toplam İşçilik Malzeme Toplam İşçilik Malzeme

0,10 0,67 -0,06 3,53 0,67 4,38

1,93 5,25 0,99 12,76 5,75 14,94

2,86 5,74 2,04 14,53 6,19 17,16

8,17 5,78 8,89 10,86 6,52 12,23

2012 yılı Temmuz döneminde istihdam edilenlerin sayısı ise geçen yılın aynı

dönemine göre 545.000 kişi artarak 25.498.000 kişiye yükselmiş, tarım sektöründe

çalışan sayısı 67.000 kişi azalırken, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 612.000 kişi

artmıştır.

Temmuz 2012 döneminde istihdam edilenlerin yüzde 26'sı tarım, yüzde 18,7'si

sanayi, yüzde 7,4'ü inşaat, yüzde 47,9'u ise hizmetler sektöründedir. Önceki yılın

aynı dönemi ile karşılaştırıldığında inşaat sektörünün payının ise 0,1 puan azaldığı

görülmektedir.

Tablo 26: Ekonomik Faaliyete Göre İstihdam Edilenler (Bin kişi, 15 +yaş)

2011 Temmuz 2012 Temmuz

Sayı % Sayı %

Ekonomik

24.953 100,0 25.498 100,0

Faaliyetler

Tarım 6.705 26,9 6.638 26,0

Sanayi 4.710 18,9 4.777 18,7

İnşaat 1.879 7,5 1.882 7,4

Hizmetler 11.659 46,7 12.201 47,9

Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu, 2012

Bununla birlikte yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinde uluslararası pazarlarda önemli

bir konum elde edilmeye devam edilmektedir.

109


Eylül 2012 sonu itibariyle Türk firmaların yurtdışı müteahhitlik hizmetleri 96 ülkeye

yayılmış durumdadır. Üstlenilen projelerin sayısı 6.663'e ve bu projelerin toplam

tutarı 226,8 milyar dolara ulaşmıştır.

Yurtdışında üstlenilen projelerin 2012 yılı Eylül ayı sonu itibariyle bölgesel dağılımı

ise BDT yüzde 43,2, Ortadoğu yüzde 27,2, Afrika yüzde 19,2, Avrupa yüzde 6,8,

Asya Pasifik Bölgesi yüzde 3,1 ve Amerika yüzde 0,5 olarak gerçekleşmiştir.

Engineering News Record Dergisi (ENR) tarafından her yıl yayınlanmakta olan

“Dünyanın En Büyük 225 Uluslararası Müteahhidi” listesinde bu yıl 33 Türk

müteahhitlik firması yer almıştır. Türkiye bu sayı ile 2009'dan bu yana hep olduğu

gibi Çin'den sonra ikinci gelmeye devam etmiştir.

Bu küresel krizin beraberinde getirdiği uluslararası rekabete, Arap Baharının Türk

müteahhitlerin ana pazarlarında yaratmış olduğu sorunlara ve Türk müteahhitlerin

en önemli iki pazarından biri olan Libya'da Şubat 2011'den itibaren tüm projelerin

durmuş olmasına rağmen kazanılmış önemli bir başarıdır.

ENR listesinde yer alan 225 firmanın toplam uluslararası müteahhitlik geliri

içerisinde Türk müteahhitlerin 2010'da yüzde 3,8 olan payı 2011'de yüzde 3,5 olarak

gerçekleşmiştir. Bu oran 15,9 milyar dolarlık bir büyüklüğü ifade etmektedir.

Türkiye’de gayrimenkul ve inşaat sektörünün gelişimi için yeni ve önemli bir unsur

olan kentsel dönüşüm süreci de başlamış ve Türkiye’nin En Büyük Restorasyon

Projesi Kentsel Dönüşüm Yasası onaylanmıştır.

Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun, 31 Mayıs 2012 tarih

ve 28309 sayılı Resmi Gazete yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

6306 sayılı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun”

çerçevesinde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yürütülen proje (Kentsel

Dönüşüm Projesi) 05 Ekim 2012 tarihinde başlamıştır.

Kanunun amacı; afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların

bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve

venli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye ve yenilemelere

dair usul ve esasları belirlemektir.

Dönüşümde esas olan yıkılan konutların adedi kadar yerlerine yeni konutların

yapılması olup herhangi bir konut stok artışı planlanmamaktadır. Öncelik

“Yerinde Dönüşüm”ü sağlamak olacaktır.

Zemin problemleri nedeni ile yerinde dönüşümün imkansız olduğu alanlar için en

yakında bulunan rezerv alanlar değerlendirilebilecektir.

110


Söz konusu 6306 sayılı Kanun sadece deprem afetine maruz alanlarla sınırlı olmayıp

yasada deprem tanımı yer almamaktadır. Yasa can ve mal kaybına yol açma riski

yüksek olan deprem, sel ve heyelana maruz kalma ihtimali olan tüm alanları

kapsamaktadır.

Türkiye’de kentsel dönüşüm 1999 yılı Marmara depremi sonrasında gündeme

gelmiştir.

Bu nedenle kentsel dönüşüm Türkiye’de uzun yıllar yaşanan çarpık yapılaşma

yerine ekonomik ve sosyal gelişmenin hızlandırılmasını ve yaşanabilir kentler

yaratılmasını sağlayacak önemli bir araçtır.

Ortalama 20 milyon adet konut stoku olan Türkiye’de, kentsel dönüşüm sürecinin 1,

2, 5, 10 ve 20 yıllık eylem planları dahilinde işleyeceği açıklanmıştır.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan ve 81 il valiliği ile belediyelere

gönderilen 19.06.2012 tarihli “Riskli Alan ve Riskli Yapı Tespiti” yazısı ile riskli alan

çalışmaları başlamıştır.

Birinci derece deprem bölgelerinde yer alan illerde ve ikinci derece deprem

bölgesinde bulunup acil risk taşıyan yerler öncelikli yerler olarak belirlenmiştir.

Zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma

tehlikesi taşıyan riskli alanlar ile ekonomik ömrünü tamamlamış, yıkılma veya ağır

hasan gören riskli yapılar kanun kapsamında belirlenecektir.

Sözkonusu tespitler, kanundaki yetki çerçevesinde İl Belediyeleri, İl Özel İdareleri,

Büyükşehir Belediyeleri, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri ile bakanlık tarafından

görevlendirilen birimlerce gerçekleştirilecektir.

Şu anda İstanbul, İzmir, Bursa, Kocaeli ve Sakarya Büyükşehir ve ilçe Belediyeleri

bakanlık tarafından yetkilendirilmiştir.

Deprem tasarımının yetersiz olduğu binalar, malzeme dayanımı yetersiz olan ve

mühendislik hizmeti almayan kaçak yapılar dahil yapı stokunun yaklaşık yüzde

40’ının (6-7 milyon konut) yenilenmesi ya da güçlendirilmesi gerektiği tahmin

edilmektedir.

Böylece 200 yakın sektörde inşaattan yalıtıma, hazır betondan iş makinelerine kadar

pek çok sektörde canlanma ve yeni iş imkanlarının oluşması hedeflenmektedir.

Türkiye’de teknik eleman, müteahhitlik, inşaat sektörü, inşaat malzemeleri ciddi

anlamda gelişmiştir. Kentsel dönüşüm sürecinde de yüzde 90 yerli inşaat

malzemelerinin kullanılması amaçlanmıştır.

111


Uygulamaya ilk etapta İstanbul gibi birinci derece deprem kuşağında bulunan

yerlerden başlanılacak olup ilk aşamada gerçekleştirilecek yıkımlar Adana, Afyon,

Ağrı, Amasya, Ankara, Aydın, Balıkesir, Bilecik, Bitlis, Bolu, Bursa, Çanakkale,

Denizli, Düzce, Edirne, Elazığ, Erzurum, Gaziantep, Hakkari, Hatay, İstanbul, İzmir,

Kahramanmaraş, Kırıkkale, Kırşehir, Kocaeli, Malatya, Nevşehir, Samsun, Sinop,

Tekirdağ, Tunceli ve Van'da olacaktır.

Ayrıca, fay hatları, sel ve heyelana maruz bölgeler gibi afet risklerinin fazla olduğu

alanlar da tespit edilecek, bu tespitler doğrultusunda uygulamalar aşama aşama ülke

çapına yayılacaktır. Bu açıdan uygulanabilir bir kentsel dönüşüm stratejisine sahip

olunması büyük önem arz etmektedir.

Bu nedenle öncelikle inşaat sektörünün Ar-Ge faaliyetlerindeki etkinliğini arttırması

gerekmektedir. 2010 yılı için TÜİK’in yayımlamış olduğu Ar-Ge istatistiklerinde,

inşaat sektöründe Ar-Ge harcamasının yaklaşık 21 milyon TL olduğu görülmektedir.

Bu Ar-Ge etkinliğinin yeterli olmadığının işaretidir.

İnşaat ve müteahhitlik sektörünün, özgün teknoloji ve hizmet üretimi ile markalaşma

sağlanarak az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler içerisinde lider ülkelerden biri

haline gelmesi hedeflenmektedir. Ayrıca, son yıllarda 23 milyar dolara ulaşan yapı

malzemeleri ihracatının on yıllık süreçte 100 milyar dolara yükseltilmesi

hedeflenmektedir.

İller itibariyle nüfus artışında kentsel dönüşüm kaynaklı konut ihtiyacı bu

dönemdeki toplam konut ihtiyacının belirlenmesinde önemlidir. Ancak Türkiye’de

iller bazında nüfus göstergeleri önemli farklılıklar göstermektedir. Mutlak nüfus artış

hızındaki yavaşlama varsayımına bağlı olarak 2011 yılında 73,95 milyon olan (yıl

sonu 74,72 milyon kişi) yıl ortası nüfusun 2023 yılında 84,05 milyon kişi (yıl sonu 84,7

milyon kişi) olacağı öngörülmektedir. 2023 yılına kadar 45 ilin nüfusunda artış

(15.000 kişi ve üzerinde) yaşanacaktır. Bu 45 il içerisinde İzmir dördüncü sırada yer

almaktadır.

Tablo 27: İller İtibariyle Nüfus Artış Hızı

İller Nüfus 2011 Nüfus 2023 Artış (Mutlak) Artış %0

İstanbul 13.624.240 15.507.202 1.882.962 13,82

Bursa 2.652.126 3.501.713 849.587 32,03

Ankara 4.890.893 5.601.445 710.552 14,53

İzmir 3.965.232 4.632.232 667.000 16,82

Antalya 2.043.482 2.664.195 620.713 30,38

Kocaeli 1.601.720 2.161.048 559.328 34,92

Tekirdağ 829.873 1.289.730 459.857 55,41

Van 1.002.532 1.404.952 382.420 37,40

Şanlıurfa 1.716.254 2.032.961 316.707 18,45

Gaziantep 1.753.596 2.061.769 308.173 17,57

Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu

112


Kentsel dönüşüm ihtiyacının artmış olması ve ilgili yasal çerçevenin oluşturulması

yeni dönemde kentsel dönüşümün hızlanacağını göstermektedir. Bu nedenle kentsel

dönüşüm kaynaklı konut ihtiyacı geçmiş dönemlere göre daha yüksek olacaktır.

2000 yılında yapılan TÜİK bina sayımı ile Türkiye’de konut stoku 16.235.830, kentsel

alanlardaki konutların oranı yüzde 83,75 ve sayısı 13.597.676 olarak tespit edilmiştir.

2000 yılında kentsel alandaki konutların yüzde 63’ünü oluşturan 8.566.428 daire yapı

ruhsatına, yüzde 33’nü oluşturan 4.524.170 daire ise yapı kullanım iznine sahiptir.

2011 yılında kentsel alanlarda yer alan konut sayısı 18.063.800 olarak

öngörülmektedir.

Tablo 28: Kentsel Alanlarda 2000-2011 Yılları Arası Konut Stoku Gelişmeleri

2000 Konut Stoku (Daire) 13.597.676

2000-2010 Alınan ve Tamamlanan Yapı Ruhsatı Sayısı (Daire) 4.431.128

Kullanımdan Çıkan Konut Sayısı (Daire) -215.000

Kaçak Yapılaşma (Daire) 250.000

2011 Konut Stoku 18.063.800

Kaynak: Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği, 2012

2011 yılında kentsel alanlarda konut stoku 18.063.800 daire, ruhsatlı konutların oranı

yüzde 71,6 ve sayısı ise 12.932.552, 2011 yılı itibari ile kentsel alanlarda ruhsatsız

konut sayısı 5.131.248 daire olarak öngörülmektedir.

Tablo 29: Türkiye’de Kentsel Konut Stoku

Göstergeler 2000 2011

Konut Sayısı (Daire) 13.957.676 18.063.800

Ruhsatlı Konut Sayısı 8.566.428 12.932.552

Ruhsatsız Konut Sayısı 5.031.248 5.131.248

Ruhsatlı Konut Oranı (%) 63.0 71.6

Kaynak: Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği.

Buna ilave olarak ruhsatlı olan ancak afet-deprem riski ile karşı karşıya olan

konut/daire stoku da bulunmaktadır. Bu dairelerin de ilave edilmesi ile birlikte 5,3

milyon adet daire kentsel dönüşüm konusu olmaktadır.

Ekonomik yapılabilirlik dikkate alındığında bu konut stokunun dönüşümü zamana

yayılacaktır.

Gaziemir’deki Aktepe ve Emrez mahallelerinde uygulanacak olan kentsel dönüşüm

çalışmaları için ise 2012 Kasım’da ilk ihaleye çıkılmıştır. Bu iki mahallede yaklaşık

122 hektarlık alanda “kentsel dönüşüm” projesi uygulanacaktır.

113


Bayındır ve Torbalı proje alanlarıyla,

Gaziemir Aktepe-Emrez bölgelerini

kapsayan 122 hektarlık dönüşüm projesi,

yaklaşık 32 hektarlık alanı ve 4 bin konutu

kapsayan Uzundere projesi, Ballıkuyu

bölgesini kapsayan Kosova Akarcalı-

Yeşildere-Kocakapı-Ballıkuyu mahalleleri

ile 18 hektarı kapsayan Örnekköy projesi

kentsel dönüşüm bölgesi planları Resmi

Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe

girmiştir.

Menemen Ahıhıdır Mahallesinde 8 hektarlık alanda uygulanacak, 515 adet yapıyı

kapsayacak, Ege Mahallesi, 7 hektarlık alanda uygulanacak ve 1000 konutu

kapsayacak ve Cennetçeşme 47,6 hektarlık alanda uygulanacak ve 3000 konutu

kapsayacak projeler ise Bakanlar Kurulundan onay beklemektedir.

Türkiye’de toplam konut ihtiyacı 12 yıllık dönem için 7,56 milyon adet olarak

öngörülmektedir. Bu ihtiyacın 4,84 milyonu nüfus artışı ve kentleşme kaynaklı, 2,12

milyonu kentsel dönüşüm kaynaklı ve 600 bini yenileme kaynaklıdır.

Tablo 30: Konut İhtiyacının Yüksek Olacağı İller

Nüfus Artış Hızı Yüksek

Olan İller

Deprem Riski Yüksek İller

(1. ve 2. Derece)

Ruhsatsız Yapılaşmanın

Yüksek Olduğu İller

İstanbul İstanbul (1) İstanbul

Bursa Ankara (1) Adana

Ankara Aydın (1) Gaziantep

İzmir Balıkesir (1) Diyarbakır

Antalya Bingöl (1) Hatay

Çanakkale (1)

Konya

Denizli (1)

Kocaeli

Düzce (1)

Mersin

Hakkari (1)

Samsun

Hatay (1)

Kahramanmaraş

İzmir (1)

Malatya

Manisa (1)

Trabzon

Muğla (1)

Sakarya (1)

Kaynak: Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği, 2012

Türkiye’de konut talebine ilişkin belirleyici yeni ve önemli bir unsur da yabancıların

konut talebi olacaktır.

114


Mütekabiliyet düzenlemesi ile yabancıların konut alımına getirilecek kolaylığa bağlı

olarak yabancı konut talebinin ve satın almalarının artması öngörülmektedir.

Düzenleme ile birlikte Rusya, Türkî Cumhuriyetler, Azerbaycan, Irak, İran,

S.Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer Arap ülkelerinden önemli bir

talep gelmesi beklenmektedir.

Türkiye’de gerçek yabancı kişilerin sahip olduğu gayrimenkullerin illere göre

dağılımında 5.432 kişi ile İzmir 6. sırada yer almaktadır.

Bununla birlikte Türkiye BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne bir önceki

dönem taraf olurken ortaya koyduğu Ulusal Bildirimi ile 2020 yılına kadar karbon

salınımının sınırlanmasına yönelik uygulayacağı önlemleri ve hedefleri belirlemiştir.

Bu hedeflere ulaşılmasında en önemli iki sektör sanayi ve konut sektörleri olacaktır.

Her iki sektörde uygulamaya konulan önlemler gayrimenkul ve inşaat sektöründe

belirleyici olacaktır. Bunların başında Enerji Bakanlığı’nın uygulamaya koyduğu

ENVER Projesi kapsamındaki binaların enerji verimliliği düzenlemesi gelmektedir.

Bu hedeflere bağlı olarak yapıların projeleri ve kullanılan malzemeler de değişime

uğramaktadır.

Kullanılan yapı malzemeleri ise giderek çok dayanıklı, uzun ömürlü, tamamı

dönüştürülebilen, doğada çözülebilen, çevreye zarar vermeyen, hafif, kompozit,

akıllı ürünlerden oluşacak, bu malzemelerin çevre dostu koşullarda üretilmesi de

önemli olacaktır.

Sürdürebilir planlama anlayışıyla oluşturulacak kentsel dönüşüm projelerinin

mimari açıdan birbiri ile uyumlu ve kentin kültür dokusunu gözeten nitelikte olması

önemlidir.

Ayrıca, orman vasfını yitirmiş arazilerin değerlendirilmesine ilişkin yeni çıkan

düzenleme de kentsel dönüşüm uygulamaları gibi gayrimenkul sektöründeki

gelişmeleri ve öngörüleri etkileyecektir.

2B arazi büyüklüğü olarak Antalya 45.548 hektar ile ilk sırada yer almaktadır.

İzmir’deki 2B arazi büyüklüğü ise 14.772 hektardır ve 11. sırada yer almaktadır.

Türkiye’de konut arzının çok büyük bir bölümünü özel sektör gerçekleştirmektedir.

Bu nedenle özel sektörün kentsel dönüşüm projelerine katılımı arttırılmalıdır.

2011 yılı itibari ile alınan yapı ruhsatlarının dağılımına göre özel sektörün payı yüzde

89,7, kamu kesiminin yüzde 8,2 ve kooperatiflerin yüzde 2,1’dir.

Kentsel dönüşüm projeleri ile birlikte Ege Bölgesi’nde inşaat sektörü önemli bir

dönemece girmektedir.

115


Standartları yüksek kentler oluşturmayı da hedefleyen yasanın inşaat ve

gayrimenkul sektörüne hareket kazandırması kaçınılmazdır.

Yapımı süren Çandarlı Limanı, İzmir-İstanbul Otoyolu, EXPO 2020 adaylığı gibi

birçok unsur, 5 yıl içinde İzmir’in çehresini değiştirecek olup, kentsel dönüşüm ile

birlikte kentimiz ve ülkemiz ekonomisine önemli kazanımlara yol açacaktır.

İnşaat sektörü hammaddenin en fazla kullanıldığı alanlardan biridir. Ama

ayrıştırılarak ve yeniden işlenerek ekonomiye kazandırılması mümkün olan inşaat

atıkları çöp sahalarına atılmaya devam edilmektedir.

Ancak, kentsel dönüşüm projeleri, aynı zamanda geri dönüşüm ve atık yönetimi

uygulamalarının günlük yaşamda yerleşik hale gelmesi için de önemli bir fırsat

sunmaktadır.

Afet riski altındaki alanların dönüştürülmesiyle çok ciddi miktarda hafriyat atığı

ortaya çıkacaktır ve yıkımlardan çıkacak inşaat atıklarının geri kazanımını sağlamak

için geri dönüşüm tesisleri kurulacaktır.

Ayrıca yeni yapılacak binalarda, yurt dışındaki örneklerde olduğu gibi binanın atık

suyunu arıtarak yeniden kullanıma sunan sistemler, ortak alanlarındaki enerji

ihtiyacını güneşten veya rüzgardan sağlayabilen sistemler vb. teknolojiler

kullanılarak geri dönüşüme uyumlu bir kentsel dönüşüm modeli de hayata

geçirilebilecektir.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü Atık Yönetimi

Başkanlığı tarafından Türkiye’de yıllık 45 milyon ton inşaat/yıkıntı atığı miktarının

Kentsel Dönüşüm Kanunu ile birlikte ilk 3 yıl boyunca yıllık 10 milyon ton, geri

kazanılacak malzeme miktarının da yıllık 6 milyon ton olacağı hesaplanmıştır.

Bu kapsamda, Hafriyat Toprağı ve İnşaat-Yıkıntı Atıklarının Kontrolü

Yönetmeliği’nde yapılacak değişikliklerle ilgili çalışmaların sürdüğü belirtilmiştir.

Hafriyat atıkları için ilk etapta büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 100 binin

üzerindeki belediyelerin 2013 yılı sonuna kadar geri kazanım tesisleri kurması

öngörülmektedir.

Nüfusu 100 bin ile 50 bin arasındaki belediyelerin 2014, 50 bin ile 10 bin arasındaki

belediyelerin 2015, 10 bin ve altındaki belediyelerin de 2018 yılı sonuna kadar geri

kazanım tesisi kurmasının zorunlu hale getirilecektir. Ayrıca, tesisler özel sektör

tarafından da kurulabilecektir.

Türkiye’de ortaya çıkacak konut ihtiyacı ve konut talebinin önemli bir bölümünü

yine özel sektör karşılayacaktır. Kentsel dönüşüm inşaat sektörü ve beslediği 200'e

yakın alt sektöre de iş alanları açacaktır.

116


Ancak, bölgemizde ve özellikle İzmir'de konut yapımına yönelik arazilerin

yetersizliği, altyapı eksiklikleri, İhale Kanunu ve İmar Yönetmeliğinden kaynaklanan

sorunlar nedeniyle sektörün yeteri kadar büyüme gösteremediği yatırımcılar

açısından sık sık dile getirilmektedir.

Türkiye’de yaşanan arsa sıkıntısı ve yüksek arsa fiyatları yüksek maliyetler

yaratmaya devam etmektedir.

Kentsel dönüşüm ile ortaya çıkacak arsaların arsa bedelleri de yüksek kalacaktır.

Bu nedenle;

Arsa bedelleri üzerinden alınan KDV’nin yüzde 18’den yüzde 1’e indirilmesi,

İnşaat maliyetleri içinde yer alan vergi, harç, resim ve benzeri kamu

yüklerinin azaltılması,

Sadece bina inşaatı değil, altyapı ve ilişkili sosyal donatı ve diğer üst yapılar

içinde aynı kapsamda değerlendirilmesi,

Kentsel alanlardaki konut üretimlerinde talep edilen yol, kanal, katılım

bedellerinin ve ruhsat harçlarının daha makul seviyelere çekilmesi,

TOKİ’nin fiili konut ve yapı üretiminden çekilmesi,

Konut üretiminde yapı ruhsatları ve yapı izinlerinin verilmesinde azami

denetiminin sağlanması ile kayıt dışı haksız rekabetinin önlenmesi,

Konut ve yapılar için getirilen zorunlu standartların uygulanması (enerji

verimliliği vb) konusunda vergi ve benzeri araçlar ile özendirici olunması,

dikkate alınması gereken hususlarda öne çıkanlardır.

Sektörde nitelikli, eğitimli, sertifikalı ara eleman sıkıntısı yaşanmaktadır.

Mesleki Yeterlilik Belgesi sistemi ile çalışanların yeni teknolojiler doğrultusunda

eğitilerek dünya standartlarına ulaşılması rekabet gücümüzü arttıracak, sektörde

verimlilik ve kalite hedeflerinin üstüne çıkmasını sağlayacaktır.

Sürdürülebilir bir yaşam için geri dönüşüm önemlidir. Bu nedenle kentsel dönüşüm

kapsamındaki yıkımlardan çıkacak inşaat atıklarının geri kazanımını sağlamak için

kurulacak geri dönüşüm tesisleri teşvik edilmelidir. (KDV istisnası, ÖTV indirimi,

kredi, yer tahsisi vb.)

İnşaat sektöründe kamu yatırımları ile özel sektör yatırımlarının gerilemesine ve

konut talebinin hız kesmesine bağlı olarak yaşanan durgunluğun sona

erdirilmesinde önemli dinamikler olan kamu yatırımlarının artırılması, iç talebi ve

özel sektör yatırımlarını canlandıracak önlemlerin alınması ve Kentsel Dönüşüm

Projesinin sektördeki büyümeye ivme katacak etkilerinin süratle devreye sokulması

önemlidir.

117


2.11. Lojistik

Lojistik sektörü, orta ve uzun vadede

büyüme potansiyeli yüksek sektörlerin

başında gelmektedir. Hizmet

sektörlerinden biri olan lojistik sektörünün,

ülkemizde turizmden sonra en fazla

potansiyeli bünyesinde barındıran ikinci

sektör olduğu ifade edilmektedir. İhracat ve

ithalatta özellikle son yıllarda kaydedilen

büyüme lojistik sektörüne de

yansımaktadır.

Türkiye’nin 2023 yılında dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmesi ve 1,2 trilyon

dolarlık dış ticaret hedefi paralelinde düşünüldüğünde, lojistik pazarının da

büyümesi kaçınılmazdır. Bu kadar büyük bir dış ticaret hacmine ulaşılmasının

sağlanması Türk lojistik sektörünün önceliklerinden biri haline gelmiştir.

Mevcut dış ticaret hacmimizin yaklaşık 3 katına varılmasının hedeflenmesi Türk

lojistik sektörünün de dış ticaret hacmindeki genişlemeye bağlık olarak büyüyeceğini

ve lojistik pazarımızın 2023 yılında dış ticaretimizde hedeflenen büyümeye paralel

olarak yaklaşık 3 katına çıkacağını göstermektedir.

Ülkemizin ticari gelişiminde lojistik sektörünün bir köprü vazifesi gördüğü, “taşıma

olmadan ticaretten bahsedilemeyeceği” göz önünde bulundurularak sahip

olduğumuz büyük potansiyelin daha etkin kullanılması bu açıdan büyük önem

taşımaktadır.

Türkiye’nin üçüncü büyük kenti İzmir’in,

çok sektörlü bir yapıya sahip olmasının

yanında İzmir Alsancak Limanı’nın

ülkemizin en büyük ihracat limanlarından

biri olması, yabancı yatırımlar için

kentimizin cazibe merkezi olması ve

bunun gibi nedenler lojistik sektörünü

öncelikli sektörlerden biri haline

getirmiştir.

İzmir; konumu, Avrupa ve dünya

pazarlarına yakınlığı, kentteki uygun

yatırım alanları ve organize sanayi

bölgelerinin konumu, üniversiteler,

kalifiye işgücü ve Ege'deki diğer yabancı

yatırımlar ile birlikte lojistik üs olmak için

gerekli potansiyele sahiptir.

118


İzmir’in lojistik potansiyele sahip olmasında ülkemiz dış ticaretindeki rolü son

derece önemlidir. 2011 yılı gümrük verilerine göre yapılan ihracatta, İzmir’in ülke

ihracatına katkısı 20,1 milyar dolar ile % 15 seviyelerindedir. İzmir’in dış ticaretinde

limanlarının payı büyüktür. Özellikle İzmir Alsancak Limanı Türkiye’nin konteynır

ihracat limanı olarak simge haline gelmiştir. 2011 yılında TCDD tarafından işletilen

limanlarda yapılan toplam 15,3 milyon tonluk yükleme ve boşaltmanın 9,5 milyon

tonu İzmir Alsancak Limanı’ndan gerçekleştirilmiştir.

Türkiye’nin konteynır elleçlemede ilk sıradaki ihracat limanı olan İzmir Alsancak

Limanı’ndan 2011 yılında 690 bin TEU’luk konteynır yükleme-boşaltma işlemi

gerçekleşmiştir.

2023 yılında Türkiye'nin 500 milyar dolar

ihracat hedefinin 100 milyar dolarının

İzmir'den yapılması hedeflenmektedir. Bunun

için öncelikle denizyolu ile birlikte demiryolu

ve havayolu taşımacılığı gibi alternatif ulaşım

yollarının kombine bir şekilde kullanılması ve

altyapı eksikliklerinin giderilmesi

gerekmektedir.

İzmir’in liman kapasitesinin genişletilmesi ile

ticaret merkezi olma özelliği güçlenecektir.

Lojistik sektörünün dış ticaret için önemini de göz önüne alarak İzmir’in Avrupa,

Asya ve Orta Doğu ile bağlantılı karayollarına sahip olması, deniz taşımacılığında da

avantajlı bir konumda bulunması gelecek yıllarda İzmir’i lojistik sektöründe dünya

devletleriyle rekabet edebilecek konuma taşıyacaktır.

İzmir’in, dünyadaki örneklerinden yola çıkarak intermodal taşımacılık sistemlerini

kente kazandıracak, özellikle dış ticaret ile uğraşan üyelerimizin lojistik maliyetlerini

azaltacak bir lojistik merkeze ihtiyacı bulunmaktadır.

Lojistik merkez ayrıca, lojistik sektörünün tüm unsurlarının entegrasyonunu

sağlayarak yaratacağı sinerji ile iş potansiyelinin artmasını sağlayacak ve

kurumsallaşma sürecini hızlandıracaktır.

2.12. Çevre

Bir liman kenti olan İzmir; konumu, coğrafi koşulları, iklimi, art alanındaki verimli

tarım havzaları ile çevre açısından ideal özelliklere sahiptir.

Ege Denizine uzun bir kıyısı olan ve toplam 11.973 km 2 alana yayılmış olan İzmir,

yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı olan Akdeniz ikliminin etkisindedir.

İklim şartlarına bağlı olarak kentte maki bitki örtüsü geniş yer tutmaktadır. Dağlık

kesimlerin büyük bir bölümü ormanlıktır.

119


İzmir’in orman alanı toplam 492.965

hektardır. Halkın kullanımına açık orman

içi dinlenme yerleri mevcuttur.

İzmir’de ortalama sıcaklık 17-18ºC olup,

yılın en sıcak ayları Temmuz-Ağustos

aylarıdır. Kışlar genelde ılık geçer, en soğuk

ay Ocak ayıdır. Yıllık ortalama deniz suyu

sıcaklığı 18,5ºC’dir.

İzmir, Ege Denizi'nin 60 km. kadar karanın

içine sokularak oluşturduğu doğal bir

körfezin etrafında konumlanmıştır.

Uzun yıllar her türlü atığın körfeze dökülmesi ve hiçbir arıtma işleminin

yapılmaması körfezde büyük bir kirliliğe neden olmuştur. Denizin ekolojik

dengesinin bozulmasıyla sonuçlanan bu durum karşısında geç de olsa bilinçlenme

sağlanmış ve projelerin hayata geçirilmesi ile körfez daha temiz bir hale getirilmiştir.

Körfeze boşalan dereler (Melez çayı, Manda çayı ve Arap deresi) ile ilgili ıslah

çalışmaları yapılmıştır. Bununla birlikte, kentteki atıksu arıtma tesislerinin

kapasiteleri de arttırılmıştır.

İzmir’in yer altı suyu miktarı 0,494 km 3 /yıldır. Yeraltı kaynak suları bakımından

zengin olan İzmir’de halkın sağlık ve dinlenme gereksinimini karşılayan kaplıcalar

ve içmeler vardır. İzmir’in jeotermal alanları; Balçova, Seferihisar, Çeşme-Şifne,

Aliağa, Bayındır-Ergenli, Urla-Gülbahçe, Bergama-Mahmudiye-Paşaköy, Güzellik,

Dikili-Madra-Nebiler, Dikili-Karadere-Çoban Ilıcası – Kaynarca – Bademli – Kocaoba

olarak tespit edilmiştir.

Jeotermal kaynağın dışında kentte ve yakın çevresinde çok sayıda endüstriyel

hammadde ve metalik maden yatağı olduğu tespit edilmiştir. Metalik madenler

içerisinde en önemli maden altındır. Altın rezervlerin büyük bir kısmı Bergama’da

ortaya çıkmıştır. Diğer önemli metalik madenler antimuan, bakır, kurşun, çinkodur.

Ayrıca kentte tespit edilen linyit yatakları Cumaovası sahası, Tire, Torbalı, Bergama-

Çalan ve Bergama-Ürkükler’dedir.

İzmir’in içme suyu Alaçatı,

Balçova ve Tahtalı Barajlarından

temin edilirken Halkapınar,

Menemen-Çavuşköy, Pınarbaşı ve

Buca kuyuları sulama amacıyla

kullanılmaktadır. Kentteki 64 adet

sulama kooperatifi tarafından 353

adet kuyudan 86 hm 3 /yıl su

çekilerek 10.980 ha alan

sulanmaktadır.

120


Türkiye’nin ve bölgenin en verimli ovasını sulayan ve ona adını veren 400 km.

uzunluğundaki Gediz Nehri, 140 km. uzunluğundaki Küçük Menderes Nehri, 128

km uzunluğundaki Bakırçay, İzmir’den Ege Denizine dökülmektedir. Bu nehirlerin

oluşturduğu havzalar önemli tarım arazileridir. Ancak İzmir’de kirlilik sorunu ile

karşı karşıya kalan havzalar konusunda etkin bir Havza Yönetim Planı oluşturularak

kirlenmenin önüne geçilmesi için çalışmaların hızlandırılması gerekmektedir.

Havzaların temizliği için doğal kaynakların planlanması, arazi ve kaynak

kullanımlarından doğacak çelişkilerin önlenmesi, arazi kullanım önceliklerinin

belirlenmesi gereklidir.

Kuş Cennetini de barındıran Gediz Deltası “Ramsar Sözleşmesi” ile koruma altına

alınan alanlardan birisidir. Kuş Cenneti Çiğli Çamaltı Tuzlası sahasında 8.000

hektarlık bir alana sahiptir. Dünyada nesli tükenmekte olan bazı pelikan, pembe

flamingo, yalıçapkını, leylek türlerinden yaklaşık 205 kuş türünün yaşadığı bu alan

İzmir’in sahip olduğu en önemli sulak alanlarından birisidir. Aynı zamanda yıllık

600 bin ton kapasitesi ile Çamaltı Tuzlası, Türkiye’nin tuz ihtiyacının önemli bir

kısmını karşılamaktadır.

Günümüzde hızlı sanayileşme ve kentleşmenin etkisiyle, atıkların artışı önemli bir

sorun haline gelmiştir. Bertaraf alanlarının yetersiz olması nedeniyle, atıkların

çevreye gelişigüzel atılması çevre ve insan sağlığı için ciddi tehdit oluşturmaktadır.

Ülkemizde atık üretimi miktarına ilişkin veri oluşturulması, atıkların geri kazanım

ve bertaraf yöntemlerine göre dağılımının tespit edilmesi amacıyla Atık Beyan

Sistemi kurulmuştur. 2009 yılı itibariyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı sistemine

kayıtlı 20.136 atık üreten tesisten 15.664’ünün tehlikeli atık miktarı (maden atıkları

hariç) 629.030 ton olduğu belirlenmiştir.

Belediyeler, katı atık yönetiminde toplama ve taşıma konularındaki görevlerini

büyük ölçüde yerine getirmektedir. İzmir’de atıkların toplanması ve bertaraf tesisine

taşınması ilgili belediye tarafından yapılırken, atıkların bertarafı Büyükşehir

Belediyesi tarafından gerçekleştirilmektedir. Katı atıkların büyük bir kısmı kent

merkezine 25 km. uzaklıkta olan Harmandalı Düzenli Atık Depolama Tesisi’ne

taşınmakta ve burada evsel, sanayi ve tıbbi atıklar ayrı ayrı bertaraf edilmektedir.

Tablo 31: 2010 Yılı Belediye Atık İstatistikleri

Kişi başı

ortalama

belediye atık

miktarı

(kg/kişi-gün)

Atık hizmeti

verilen

nüfusun

toplam nüfus

içinde oranı

(%)

Atık hizmeti

verilen

nüfusun

belediye

nüfusu içinde

oranı (%)

Toplanan

atık

miktarı

(1000 ton)

Çöp depolama

sahalarında

bertaraf

edilen

belediye atık

miktarı

(1000 ton)

İzmir 1,26 93 100 1.686 1.686

Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu, 2012

121


Tehlikeli atık üreten tesisler ise atıklarını diğer atıklardan ayrı tutarak lisanslı

bertaraf tesisi olan İZAYDAŞ’a göndermesi gerekmektedir.

Kentteki sağlık kuruluşlardan çıkan tıbbi atıklar yine ayrı toplanıp, Harmandalı

tesisinde bertaraf edilmektedir.

İzmir’de toplanan tıbbi atık miktarının ortalama 13 ton/gün olduğu belirtilmektedir.

Ambalaj atıklarının kaynağında ayrı toplanması konusunda da çeşitli belediyeler

tarafından kampanyalar ve çalışmalar yürütülmektedir.

Bu çalışmanın İzmir geneline yaygınlaştırılması ile atıkların kaynağında

ayrıştırılması konusunda halkın duyarlılığı arttırılacaktır.

Atık üretiminin azaltılması için öncelikle üretilen çöp miktarının azaltılması

gerekmektedir.

Özellikle atıkların kaynağında ayrı toplanması konusunda halkın bilinçlendirilmesi

önemlidir.

Sürdürülebilir kalkınma hedefinde, insan sağlığının ve doğal kaynakların korunması

amacıyla kentlerin temiz, güvenli ve yaşam kalitesi yüksek yerler haline getirilmesi

temel amaçtır.

Türkiye genelinde olduğu gibi İzmir’de de çevre mevzuatlarının uygulanması ve

kurumsal kapasitenin geliştirilmesine yönelik çalışmalar devam etmektedir.

Çevre, korunması ve gelecek nesillere en iyi şekilde devredilmesi gereken bir

emanettir. Bu nedenle çevrenin korunması ve kirliliğin azaltılması için devletlere,

toplumlara ve işletmelere önemli görevler düşmektedir.

Gelecek nesillere yaşanılabilir bir çevre sunmak için sürdürülebilir çevre anlayışının

benimsenmesi ve buna göre çalışmaların ve planlamaların yapılması gerekmektedir.

3. İzmir 2023’te 100 Milyar Dolar İhracat İçin Neler Yapmalı?

Türkiye’nin, Cumhuriyetin 100. yılında 500 milyar dolarlık ihracat hedefine paralel

olarak İzmir’in 100 milyar dolarlık ihracata ulaşması kentimiz ekonomisinin

önündeki en büyük hedeflerden birisidir.

Türkiye İhracatçılar Meclisi ise 2023 yılında ihracat hedefini 545 milyar dolar olarak

geliştirmiş ve bu hedefe ulaşabilmek için 54 bin 566 olan ihracatçı firma sayımızın

100 bini aşması gerektiğini, bunun için de “marka, tasarım, Ar-Ge ve inovasyon”

kabiliyeti yüksek 50 bin yeni ihracatçı KOBİ’ye ihtiyaç olduğunu vurgulamıştır.

122


Cumhuriyetimizin 100’üncü yılına rastlayan 2023 yılı için “Ulusal Hedef” olarak

açıklanmış bulunan 500 milyar dolarlık ihracat ve bu ihracatın 100 milyar dolarının

İzmir’den gerçekleştirilmesi için temel olarak;

Vizyona inanç,

Misyona dört elle sarılma ve

Kamu ve özel kurumlar arası uyumlu işbirliğinin gerçekleştirilmesi

gerekmektedir.

Özellikle Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin bundan sonra yayınlayacağı 2023 İhracat

Strateji raporlarında, İzmir ihracatına ilişkin stratejik hedefler, İzmir ihracatı

beklentileri ile İzmir’in yapması gerekenler yer almalıdır.

2023 Türkiye ihracatından İzmir’in alacağı paya ilişkin hazırlık ve strateji

arayışlarının acil olarak başlatılması gerekmektedir.

Tablo 32: İzmir İli İhracatının Toplam Ülke İhracatı İçindeki Payı (Milyar $)

(Milyar $) İzmir Türkiye Yüzdesel Pay (%)

2006 15,6 85,5 18,2

2007 17,7 107,3 16,5

2008 21,6 132 16,4

2009 14,3 102,1 14,0

2010 16,8 113,9 14,8

2011 20,1 134,9 14,9

2012 ilk 8 ay 13,8 100,0 13,8

Kaynak: Gümrük Verilerine Göre Türkiye İstatistik Kurumu İstatistikleri

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre İzmir, Türkiye ihracatından % 6,2

oranında pay almaktadır. Oysa 2023 hedefi 100/500 milyar dolar yani % 20’dir.

Bunun nasıl olacağının iyi irdelenmesi son derece önemlidir.

O halde yapılması gereken 2023 yılı için İzmir ihracatının iyi analiz edilmesi ve varsa

performans artışı için taleplerin alınması ve bunlardan gerçekçi olanların ivedi bir

icra planına bağlanmasıdır.

Şu anda 25 milyar doların üzerinde ihracat yaptığımız ülke bulunmamaktadır. 2018

yılı itibariyle 25 milyar doların üzerinde 4 ülkeye ihracat yapılması planlanmaktadır.

TİM tarafından belirlenen 2023 yılı sektörel hedefleri;

Otomotiv sektöründe 75 milyar dolar,

Makine sektöründe 100 milyar dolar,

Hazır giyim sektöründe 52 milyar dolar,

Bitkisel ürünler sektöründe 37,5 milyar,

Demir çelik sektöründe 55 milyar,

123


Tekstil sektöründe 20 milyar,

Kimyevi maddeler sektöründe 50 milyar,

Elektrik-elektronik sektöründe 45 milyar dolar

olmak üzere toplam 545 milyar dolardır.

Tablo 33: İhracatçı Firmaların Kayıtlı Merkezleri Bazında Sektör İhracat

Performansı (1.000 $)

1 Ocak-30 Eylül 2012

TÜRKİYE TOPLAM 101.608.827

İZMİR 6.330.475

Kimyevi Maddeler ve Mamulleri 1.350.869

Hazır Giyim ve Konfeksiyon 812.402

Çelik 748.053

Taşıt Araçları ve Yan Sanayi 475.122

Tütün 409.974

Kuru Meyve ve Mamulleri 302.713

Makine ve Aksamları 281.971

Ağaç Mamulleri ve Orman Ürünleri 266.424

İklimlendirme Sanayii 232.655

Maden ve metaller 204.447

Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri 190.204

Meyve Sebze Mamulleri 172.224

Demir ve Demir Dışı Metaller 142.662

Su Ürünleri ve Hayvancılık Mamulleri 137.830

Tekstil ve Hammaddeleri 122.824

Elektrik-elektronik 118.639

Çimento Cam Seramik ve Toprak Ürünleri 110.739

Deri ve Deri Mamulleri 75.108

Yaş Meyve ve Sebze 68.843

Zeytin ve Zeytinyağı 33.072

Savunma ve Havacılık Sanayii 24.008

Halı 13.734

Gemi ve Yat 12.365

Fındık ve Mamulleri 10.281

Süs Bitkileri ve Mamulleri 6.072

Değerli Maden ve Mücevherat 4.044

Diğer Sanayi Ürünleri 3.198

Kaynak: Türkiye İhracatçılar Meclisi, 30.09.2012.

124


İzmir olarak, Türkiye toplam ihracatının % 20’sine talip olduğumuz

düşünüldüğünde, belirlenen hedeflerin beşte birini İzmir olarak gerçekleştirmemiz

gerekmektedir. İzmir’in bu hedefe ulaşabilmesi için, Türkiye genelinde ve İzmir

bazında ihracatı teşvik etmek amacıyla yeni düzenlemeler yapılması önem

taşımaktadır.

Ekonomi Bakanlığı verilerine göre, İzmir’in orta ve ileri teknolojili mal ihracatı 2010

yılı itibariyle 1,6 milyar dolardır.

İzmir’deki KOBİ’lerin ihracatçı olabilmesi, ihracat kapasitelerinin artırılması ve daha

yüksek katma değerli ihracat yapabilmesi için öncelikle üretim altyapısının

geliştirilmesi gerekmektedir. Bu aşamadan itibaren KOBİ’lerin tasarım ve

markalaşma açısından desteğe ihtiyaçları bulunmaktadır.

İhracatta katma değerin yükselmesi için yerli hammadde kullanımının artırılmasının

yanı sıra Ar-Ge ve inovasyon kültürünün geliştirilmesi gerekmektedir.

100 milyar dolarlık ihracat elbette ki İzmir için önemli bir başarı olacaktır. Ancak

özellikle bu 100 milyar doların içerisinde yüksek katma değerli ve ileri teknoloji

içeren malların üretimi ne kadar artarsa başarının değeri de o derece katlanacaktır.

Türkiye'nin dış ticaretinde AB'nin payı giderek azalmaktadır. Bu eğilim özellikle

2012 yılında iyice belirginleşmiştir. Türkiye'nin toplam ihracatı içinde AB'nin payı

2011’de % 47’den 2012 Eylül ayında % 38’e gerilemiştir.

2012 yılının Ocak–Eylül döneminde Ege İhracatçı Birlikleri’nin Avrupa Birliği’ne

ihracatı 3 milyar 964 milyon dolar olmuş, Birliğin toplam ihracatında AB’nin payı

%47’de tutunmuştur.

Avrupa Birliğine coğrafi yakınlığımız ve yüzyıllardır devam eden ticari ilişkilerimiz

nedeniyle ekonomik durgunluk süreci ve sonrasında da AB’ye ihracatımız aynı hızla

devam etmeli ve mevcut pazar payları korunarak arttırılmalıdır.

Ekonomi Bakanlığı verilerine göre; Ocak-Eylül 2012 itibariyle İzmir’de 3.943 ihracat

yapan firma (Türkiye genelinin % 7,5’i) ve 4.326 ithalatçı firma (Türkiye genelinin %

7,2’si) bulunmaktadır. İzmir’de dış ticaretle uğraşan firma sayısının arttırılması

gerekmektedir.

100 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşabilmek için, mevcut pazarlara yönelik daha

kaliteli ürün satımının hedeflenmesi ve yeni pazarlara yönelik ihracat seferberliğinin

başlatılması gerekmektedir.

İzmir iş dünyasının bakir pazar Afrika’ya yönelmesi gerekmektedir. Afrika

günümüzün fırsatlar kıtasıdır. Türkiye’nin Afrika’da bulunan dış temsilcilik sayısı ve

Afrika’ya uçuşları gün geçtikçe artmaktadır.

125


İzmir’den yurtdışına direk uçuş sayısının ve vizesiz girilen ülke sayısının artmasının

ihracat hedeflerine ulaşılmasında oldukça önemli olduğu düşünülmektedir.

Ticaret müşavirlerimizin ve ataşelerimizin sayısında son yıllarda büyük bir artış

yaşanmıştır. İzmir’den yapılacak ihracatın artmasında sözkonusu bürokratların ve

dünyası temsilcilerinin büyük rol oynayacağı görülmektedir. Özellikle yüksek dış

ticaret açığımızın olduğu çok geniş pazarlara sahip Çin ve Rusya’ya daha fazla

ihracat yapabilmenin yolları aranmalıdır.

Yüksek katma değerli ürün üreten ve ileri teknoloji kullanan Tayvan, Güney Kore,

Malezya, Japonya, Singapur, Hindistan gibi Asya-Pasifik ülkelerinin ihracatı arttırma

sırasında kullandıkları yöntemler incelenmelidir.

Uluslararası ticarette anlaşmaların birçoğu fuarlarda yapılmakta ve ihracatın

artırılmasına yönelik en etkin tanıtım yurtdışı fuar organizasyonları olmaktadır. Bu

nedenle mevcut tanıtım ve pazarlama stratejileri güçlendirilmeli ve

çeşitlendirilmelidir.

Sektörel milli katılım organizasyonlarının gerçekleştirilmesi ve uluslar arası fuarların

teşvik edilmesi, ticaret-alım heyetleri programlarının organize edilmesi, ihracat

hedefinin gerçekleşmesi için önem taşımaktadır.

Kaliteli ürünlerimizin ülkemizde satılması ve pazarlanması konusunda

eksikliklerimiz bulunmaktadır. Lojistik altyapısının güçlendirilmesi gerekmektedir.

Bu kapsamda; inşası süren Çandarlı Limanı’nın hizmete girmesi ve Alsancak

Limanı’nın rehabilitasyonu İzmir ihracatının gelişiminde büyük rol oynayacaktır.

Ülkemizin kalkınması için önemli çalışmalar ve projeler yapan kişilere daha fazla

destek verilmelidir.

Türkiye ihracat eksenli kalkınma modeliyle ithalatta bağımlı olduğu ürünleri içeride

üretip katma değerli ürünlerin ihracatı ile gelir artışına odaklanırken bu stratejiye

uygun şirketlerden özellikle gümrük ve bürokratik işlemlerin kendilerini

engellediğine yönelik eleştiriler gelmektedir.

Hayali ihracat yapanların denetimine yönelik uygulamanın maliyetini üreticiye

yüklemek doğru değildir. Bu nedenle kayıt dışı çalışan firmaların kayıt içine alınması

sağlanmalıdır. Kayıtlı olarak ihracat yapan firmalar ise teşvik edilmelidir.

Eximbank kredilerinin tanıtımı daha fazla yapılmalı, ihracat kredi sigortası

programının önemi tüm ihracatçılarla paylaşılmalıdır. Buna ek olarak finansal

araçlar arttırılmalı ve verimli kullanılması sağlanmalıdır.

Nitelikli insan sermayesi arttırılmalı, ihracata yönelik mevzuatın basitleştirilmesi,

gözden geçirilmesi ve etkinleştirilmesi sağlanmalıdır.

126


4. EXPO 2020 Yolunda İzmir

İzmir’in EXPO’ya aday olması fikri, ilk kez 1992

yılında Odamız tarafından hazırlanan 15 yıllık

İzmir Stratejik Planı”nda yer almıştır.

Hazırladığımız planda “Hedef 2000 yılında

İzmir’de EXPO düzenlemek” diyerek yola

çıkarken kentimizin ve ülkemizin kazanacağı

büyük artıları görmüştük.

Ancak ülkemiz söz konusu dönemde EXPO’ların

düzenlenme koşullarını belirleyen kuruluş olan

Uluslararası Sergiler Bürosu (BIE)’ye üye değildi.

Türkiye, 2004 yılında BIE üyeliğine başvurarak 98’inci üye ülke olmuştur.

23 Kasım 2005 tarihinde ise Bakanlar Kurulu Kararı ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti

İzmir’i; EXPO 2015’e aday göstermiştir.

EXPO için hazırlık çalışmalarına başlanırken, öncelikle, EXPO’lara ev sahipliği

yapmış ve bundan sonra da üstlenmeyi taahhüt etmiş kentlerin yasal ve yapısal

örgütlenme modelleri incelenmiştir.

Bu deneyimler ışığında EXPO 2015 İzmir İcra Komitesi oluşturulmuştur.

Komite; Odamız liderliğinde Ege İhracatçı Birlikleri, İzmir İl Genel Meclisi, Ege

Bölgesi Sanayi Odası, İzmir Ticaret Borsası, İZFAŞ, Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi,

Ege Genç İşadamları Derneği ve Ege Ekonomisini Geliştirme Vakfı’ndan oluşmuştur.

İcra Kurulu sürecinde yapılan çalışmalar sonucu, 2 Mayıs 2006 tarihinde Dışişleri

Bakanı Abdullah Gül tarafından bir basın toplantısı ile temamız “Daha iyi bir dünya

için yeni yollar ve herkes için sağlık/New routes to a better world and health for all”

olarak açıklanmıştır.

3 Mayıs 2006 tarihinde ise BİE Genel Sekreteri Vicente Gonzalez Loscertales’e

dönemin Paris Büyükelçisi Osman Korutürk’ün, başvuru mektubunu vermesi ile

İzmir EXPO 2015’e resmi adaylık başvurusunu yapan ilk kent olmuştur.

30 Kasım 2006 tarihinde İtalya’nın Milano kenti de 2015 EXPO’su için başvurarak

ikinci aday kent olarak belirlenmiştir.

1992 yılından itibaren Odamızın EXPO konusundaki fikir ve çalışmaları zamanla

önemli gelişmeler kaydetmiştir.

127


EXPO 2015’e İzmir adaylık çalışmaları kapsamında ilk EXPO Sekretaryası Odamız

bünyesinde kurulmuş ve Başkanlığını İzmir Ticaret Odası’nın yürüttüğü EXPO 2015

İzmir İcra Komitesi aracılığıyla birçok çalışma gerçekleştirilmiştir.

2005 EXPO’sunun düzenlendiği Japonya’nın Aichi Kentine bir iş ve inceleme gezisi

ve organizasyonun sorumlularıyla toplantılar düzenlenmiştir.

BIE Genel Kurul Toplantılarına katılım sağlanmış ve BIE yetkilileri İzmir’de

ağırlanmıştır. BIE Genel Sekreteri Loscertales bu ziyaret sırasında; Türkiye’nin 100

yıldır katıldığı EXPO’lardan anıların, fotoğraf ve resimlerin bulunduğu “100 Yıllık

EXPO Macerası” konulu sergiyi ve Odamız bünyesinde kurulan EXPO Ofisini

açmıştır.

EXPO 2015 İzmir, EXPO İzmir 2015, İzmir 2015 EXPO, İzmir EXPO 2015, 2015 EXPO

İzmir ve 2015 İzmir EXPO isimleri için patent başvurusunda bulunulmuş ve Türkiye

için patent hakları alınmıştır.

Ekim 2007 tarihinden itibaren Dışişleri Bakanlığı’ndan Büyükelçilerimizin

Başkanlığında 100’ün üzerinde BIE üyesi ülkelere lobi ziyaretleri düzenlenmiştir.

13-16 Şubat 2008 tarihleri arasında ise, 107 ülkeden 222 yabancı konuğun katıldığı

EXPO 2015 İzmir II. Uluslararası Sempozyumu düzenlenmiştir.

Lobi faaliyetleri Odamız da dahil olmak üzere birkaç farklı koldan yürütülmüş olup,

herkes yapabileceği katkıyı koymaya çalışmıştır.

Lobi faaliyetleri sürecinde birçok ülke ile yapılan görüşmeler sonucunda çok iyi

tecrübe edinilmiş ve ülkemizle yoğun ilişkileri bulunmayan ya da temsilciliğimizin

olmadığı devletlerin temsilcileri ile iletişim kurma şansına sahip olunmuştur.

Tüm bunlara rağmen Türkiye EXPO 2015 seçiminde 65 oy alarak İtalya’ya karşı az

farkla yarışı kaybetmiştir.

2015 adaylığı süresince elde edilen sinerji ve birikimin kullanılması kapsamında

İzmir’in tekrar EXPO’ya aday olması ve 2020 yılında ev sahipliği yapmak üzere

Uluslararası Sergiler Bürosu’na başvuruda bulunması konusunda İzmir’de tüm yerel

yönetimler, vatandaşlar, sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütleri ortak karara

varmıştır.

İzmir Ticaret Odası da, 2015 serüveninde edindiğimiz bilgi ve tecrübeler ışığında,

İzmir’in EXPO 2020’ye yeniden aday olma konusunda ısrar etmiş ve konunun

takipçisi olmuştur.

Hükümetimizin de desteği ile, EXPO 2020 Adaylığı için resmi başvuru 18 Mayıs 2011

tarihinde Paris’te Uluslararası Sergiler Bürosu’na yapılmıştır.

128


İzmir EXPO 2020 için yine sağlık teması benimsenmiş olup, belirlenen tema “Daha

İyi Bir Dünya için Yeni Yollar ve Herkes için Sağlık”tır. Sağlık temasının katılımcı

tüm ülkelerin kendilerini ifade edebilecekleri, katkıda bulunabilecekleri evrensel bir

tema olması büyük önem arz etmektedir.

İzmir’in dışında, EXPO 2020’ye toplam 4 kent daha resmi aday olmuştur; böylece

rakibimiz 4’e çıkmıştır. Bu kentler;

Tayland’ın Ayutthaya kenti,

Rusya’nın Yekaterinburg kenti,

Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai kenti ve

Brezilya’nın Sao Paolo kentidir.

İzmir sağlık teması ile çalışmalarını sürdürmekte olup, dünyaca ünlü Kolombiya

Üniversitesi Başkan Yardımcısı ve Cerrahi Profesörü, Dr. Mehmet Öz EXPO 2020

projemize destek vermektedir.

Dr. Mehmet Öz, Haziran 2012’de gerçekleştirilen BIE Genel Kurulu Toplantısı’nda

İzmir adına bir sunum yaparak büyük ilgi ve beğeni toplamıştır.

22-23 Kasım 2012 tarihlerinde yine Paris’te gerçekleştirilen 152. BIE Genel Kurulu’na

da, Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay başkanlığında İzmir’den

geniş bir heyet ile katılım sağlanmış, İzmir’in EXPO 2020 adaylığı kapsamında

başarılı bir sunum gerçekleştirilmiştir.

İzmir’in resmen EXPO 2020 adayı oluşunun ardından Odamız da dış bağlantılarını

kullanarak lobi faaliyetlerine hızla başlamıştır.

Kasım 2012 itibariyle BIE’ye 161 üye ülke bulunmaktadır.

Odamız Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş, gerek EXPO 2020 İzmir

Yönlendirme Kurulu üyesi olarak gerek ise EXPO 2020 İzmir Afrika Bölge

Koordinatörü olarak, İzmir’i ziyaret eden tüm dış heyetlerle EXPO 2020 adaylığı

konusu görüşmekte ve destek talep etmekte olup, Odamızın yurtdışı ziyaretlerinde

lobi çalışmaları sürdürülmektedir.

Mevcut üye ülkeler için yapılan lobi çalışmalarının yanında BIE’ye üye olmayan

birçok ülkenin üyelikleri konusunda Odamızca çalışmalar yapılmıştır.

İzmir’in EXPO 2020 Adaylığı kapsamında oylama Kasım 2013’te Paris’te

gerçekleşecek olup, İzmir’in yarışı kazanması durumunda 150 yıllık EXPO tarihinde

de pek çok ilkin gerçekleşmesi sağlanacaktır.

129


İzmir’e iki saatlik uzaklıkta yer alan Avrupa, Ortadoğu ve Avrasya coğrafyasındaki

büyük nüfus yoğunluğunu göz önünde bulundurulursa ziyaretçi hedefi oldukça

yüksek olacaktır.

Bu büyük ziyaretçi sayısı, hem kentimiz hem de ülkemiz turizminde çok köklü

değişimlere yol açacaktır.

Ülkemizin de böyle bir organizasyona imza atması, Türkiye ve İzmir’in dünya

ölçeğinde tanıtımını yapacak, yüksek ziyaretçi potansiyeliyle büyük bir ekonomik

dönüşüme neden olacaktır.

Expo 2020’ye ev sahipliği yapmamız halinde, İzmir’de altyapı çalışmalar hızlanacak,

otel ve yatak kapasiteleri arttırılacak, alternatif ulaşım yolları geliştirilecek, çok

sayıda kongre ve seminer salonları inşa edilecektir.

5. İzmir’de Yatırım Ortamı

Son yılların en durgun dönemini yaşayan küresel ekonomide en büyük yarış, dış

yatırım çekme konusunda yaşanmaktadır. Bu yoğun rekabet ortamında Türkiye

yatırımcılara sunduğu avantajlarla pek çok ülkeden yatırım çekmeye devam

etmektedir.

En son olarak kredi derecelendirme kuruluşu Fitch tarafından not artırımına gidilen

Türkiye’nin önümüzdeki dönemlerde daha geniş bir sermaye havuzuna ve sermaye

akışına sahip olacağı düşünülmektedir. İzmir’deki yatırım ortamı ile Türkiye

genelindeki yatırım ortamı benzerlik taşımaktadır.

5.1. Yeni Teşvik Politikası İzmir’e Neler Getiriyor?

Yeni Teşvik Kanunu, 19 Haziran 2012 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir. Kanunla

birlikte 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren yapılacak yatırımlar teşvik kapsamı altına

alınmaktadır.

130


Tablo 34: Büyük Ölçekli Yatırımlar

Asgari Sabit

Yatırım Konuları

Yatırım

Tutarları

(Milyon TL)

Rafine Edilmiş Petrol Ürünleri İmalatı 1.000

Kimyasal Madde ve Ürünlerin İmalatı 200

Liman ve Liman Hizmetleri Yatırımları 200

Motorlu Kara Taşıtlarının İmalatı Yatırımları:

a) Motorlu Kara Taşıtları Ana Sanayi Yatırımları 200

b) Motorlu Kara Taşıtları Yan Sanayi Yatırımları 50

Demiryolu ve Tramvay Lokomotifleri ve/veya Vagon

İmalatı Yatırımları

50

Transit Boru Hattıyla Taşımacılık Hizmetleri Yatırımları

Elektronik Sanayi Yatırımları

Tıbbi Alet, Hassas ve Optik Aletler İmalatı Yatırımları

İlaç Üretimi Yatırımları

Hava ve Uzay Taşıtları ve/veya Parçaları İmalatı Yatırımları

Makine (Elektrikli Makine ve Cihazlar Dahil) İmalatı

Yatırımları

Metal Üretimine Yönelik Yatırımlar:

[Maden Kanununda belirtilen IV/c grubu metalik

madenlerin cevher ve/veya konsantresinden nihai metal

üretimine yönelik yatırımlar (bu tesislere entegre

madencilik yatırımları dahil)]

Kaynak: Ekonomi Bakanlığı, Temmuz 2012.

Büyük ölçekli yatırımlar, Türkiye’nin neresinde olursa olsun desteklenecektir.

131


Tablo 35: İzmir’de Bölgesel Desteklerden Faydalanabilecek Sektörler ve Bölgeler

İtibariyle Asgari Yatırım Tutarları veya Kapasiteleri

Bölgesel Teşviklerden Yararlanacak Sektörler

Entegre Damızlık Hayvancılık Yatırımları Dahil Olmak

Üzere Entegre Hayvancılık Yatırımları

Su ürünleri Yetiştiriciliği

(Balık Yavrusu ve Yumurtası Üretimi Dahil)

Gıda Ürünleri ve İçecek İmalatı

Bavul, El Çantası, Saraciye, Ayakkabı Vb İmalatı

Ağaç ve Mantar Ürünleri İmalatı (Mobilya Hariç), Hasır

ve Buna Benzer Örülerek Yapılan Maddelerin İmalatı

Kağıt ve Kağıt Ürünleri İmalatı

Kimyasal Madde ve Ürünlerin İmalatı

Seramikten Yapılan Sıhhi Ürünler, Seramik Yalıtım

Malzemeleri, Seramik Karo ve Kaldırım Taşı İmalatı

Demir-Çelik Dışındaki Ana Metal Sanayi,

Metal Döküm Sanayi

Makine ve Teçhizat İmalatı

Büro, Muhasebe ve Bilgi İşlem Makineleri İmalatı

Elektrikli Makine ve Cihazları İmalatı

Radyo, Televizyon, Haberleşme Teçhizatı ve Cihazları

İmalatı

Tıbbi Aletler Hassas ve Optik Aletler İmalatı

Motorlu Kara Taşıtı ve Yan Sanayi

Hava Taşıtları ve Motorlarının Bakım Ve Onarımı

Motosiklet ve Bisiklet Üretimi

Mobilya İmalatı

(Sadece Metal ve Plastikten İmal Edilenler Hariç)

Oteller

Öğrenci Yurtları

Soğuk Hava Deposu Hizmetleri

Asgari Yatırım

Tutarları

1 Milyon TL

1 Milyon TL

2 Milyon TL

1 Milyon TL

4 Milyon TL

10 Milyon TL

4 Milyon TL

4 Milyon TL

4 Milyon TL

4 Milyon TL

4 Milyon TL

4 Milyon TL

4 Milyon TL

1 Milyon TL

Motorlu kara

taşıtlarında yatırım

tutarı 50 Milyon TL;

motorlu kara taşıtları

yan sanayinde yatırım

tutarı 4 Milyon TL

4 Milyon TL

4 Milyon TL

4 Milyon TL

3 yıldız ve üzeri

100 öğrenci

1.000 metrekare

132


Bölgesel Teşviklerden Yararlanacak Sektörler

Lisanslı Depoculuk

Eğitim Hizmetleri (Okul Öncesi Eğitim Hizmetleri

Dahil, Yetişkinlerin Eğitilmesi ve Diğer Eğitim

Faaliyetleri Hariç)

Hastane Yatırımı, Huzurevi

Atık Geri Kazanım veya Bertaraf Tesisleri

Seracılık

Asgari Yatırım

Tutarları

2 Milyon TL

1 Milyon TL

Hastane: 1 Milyon TL

huzurevi: 100 kişi

1 Milyon TL

40 dekar

Kaynak: Ekonomi Bakanlığı, Temmuz 2012.

İzmir’deki yatırım teşviki alan belge sayısının 2012 yılında, 2011 yılını geçmesi

beklenmektedir.

Tablo 36: Yatırım Teşvik Belgesi Sayısı

2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012

Yatırım

184 168 161 129 181 199 133*

Teşvik

Belgesi

Sayısı 1

Kaynak: Ekonomi Bakanlığı, 31.08.2012.

*2012 Ocak-Ağustos

Teşvik Belgesi kapsamında; Genel Teşvik Sistemi, Bölgesel Yatırımlar, Büyük Ölçekli

Yatırımlara yönelik belgeler yer almaktadır.

Yeni Teşvik Yasası, her ne kadar İzmir teşviklerden en az yararlanacak 1. Bölgede de

olsa, kentimize önemli kazanımlar getirmektedir.

Özellikle büyük ölçekli yatırımlar, öncelikli yatırımlar ve stratejik alanda kentimizde

yatırım yapacak olan iş dünyası temsilcilerine önemli fırsatlar sunmaktadır.

Gümrük vergisi muafiyeti, KDV istisnası, Vergi indirimi, Sigorta primi işveren

hissesi desteği, Yatırım yeri tahsisi, KDV iadesi gibi bir çok teşvik unsuru

sunulmaktadır.

2012 yılı başından itibaren uygulanan yeni teşvik sistemi, 2009 krizi nedeniyle

uygulamaya konulan yatırım teşvik sisteminden;

Yatırım döneminde vergi indirimi,

Yeni altı bölgeli harita,

2011 sonu itibariyle azalan destek oran ve sürelerinin arttırılması,

133


Desteklenen yatırım konularının gözden geçirilmesi,

Stratejik ve teknolojik dönüşümü sağlayacak yatırımların desteklenmesi ve

En az gelişmiş bölgelerde, yatırımlara sağlanan destek miktarının arttırılması

gibi özellikleriyle ayrılmaktadır.

Yeni teşvik sisteminin en temel farkı, stratejik (toplam ithalat üzerindeki payı fazla

olan) sektörlerin desteklenecek olmasıdır.

Yeni teşvik sistemi, cari açığı azaltmak ve kontrol altına almak amacıyla

tasarlanmıştır.

Stratejik yatırımlar ile, uluslararası rekabet gücünü attırma potansiyeline sahip,

yüksek teknolojili ve yüksek katma değerli yatırımlar teşvik edilecektir.

Stratejik yatırımları değerlendirme kriteri şöyledir:

İthalat bağımlılığı yüksek ara malı veya ürünlerin üretime yönelik olacaktır.

Asgari yatırım tutarı 50 milyon TL olacaktır.

% 50’den fazlası ithalatla karşılanacaktır.

Asgari % 4 katma değer üretecektir.

Üretilecek ürünle ilgili toplam ithalat değeri son 1 yıl itibariyle en az 50

milyon $ olan mallar olacak ama yurt içi üretimi olmayan mallarda bu şart

aranmayacaktır.

Ayrıca yatırım yeri tahsis edilmektedir.

500 milyon TL’nin üzerindeki yatırımların bina-inşaat harcamaları için KDV iadesi

bulunmaktadır.

Yatırım tutarının % 5’ini geçememek kaydıyla en fazla 50 milyar TL’ye kadar faiz

desteği vardır.

Öncelikli alanlarda yapılacak yatırımlar eğer 2. 3. 4. ve 5. bölgede ise stratejik

yatırımlar gibi, 5.bölge desteklerinden faydalanacaktır.

Öncelikli yatırımlar; madencilik yatırımları, demiryolu ve deniz yolu, yük yolcu

taşımacılığı, test merkezleri rüzgâr tünel, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim

Bölgelerinde yapılacak turizm yapıları, özel sektör tarafından gerçekleştirilecek ilk,

orta ve lise eğitim yatırımları, yatırım tutarı 20 milyon TL’nin üzerinde olan belirli

ilaç yatırımları ve savunma sanayi yatırımlarıdır.

OSB’lerde yapılacak yatırımlar, sektörel işbirliğine dayalı yatırımlar ve TUBİTAK

tarafından desteklenen AR-GE projeleri neticesinde geliştirilen ürünün üretimine

yönelik yatırımlar, vergi indirimi ve sigorta primi işveren hissesi destekleri açısından

bir alt bölgede uygulanan desteklerden yararlanacaktır.

134


Eski teşvik sisteminin uygulayıcısı Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı iken, yeni teşvik

sisteminin uygulayıcısı Ekonomi Bakanlığı olmuştur.

Teşvik sistemi sunduğu tüm bu olumlu özelliklerin yanında önemli eksiklikleri de

barındırmaktadır.

Teşvik sisteminde yatırım yapılması gereken yatırım tutarlarının İzmir’de en aşağı 1

Milyon TL olması nedeniyle, KOBİ’lere pek hitap etmektedir. Odamın üyelerinin de

büyük bir çoğunluğunun KOBİ olduğu düşünüldüğünde, yatırım teşviklerinin

Odamızın küçük bir kesimine hitap edileceği düşünülmektedir.

Yeni teşvik sistemiyle birlikte OSB’ler’e verilen desteğin OSB’ler için yeterli

olmayacağı düşünülmektedir. İzmir’deki OSB’lerin atıl olmaması ve yatırıma tam

anlamıyla kanalize olması amacıyla tüm OSB’lere yeni teşvik sistemiyle birlikte daha

avantajlı bölgelerin teşviklerin sunulmasının daha uygun olacağı görülmektedir.

İzmir’de yenilenebilir enerji, bilişim ve organik tarım yatırımlarının yeni teşvik

sistemi kapsamına alınmadığı görülmektedir.Özellikle ileri teknoloji gerektiren ve

yüksek katma değer ortaya çıkaran yatırımların sadece büyük yatırımlar ve stratejik

yatırımlar başlığı altında değil, bölgesel yatırımlar başlığı altında da desteklenmesi

gerekmektedir.

5.2. İzmir’in Yabancı Yatırım Potansiyeli

İzmir doğrudan yabancı yatırımları çekme konusunda birçok avantaja sahiptir.

Yerli ve yabancı pazarlara 2-3 saatlik uçuş mesafesinde olması,

Eğitimli ve dinamik işgücüne erişim,

Gelişmiş altyapı,

Hammaddeye erişimin kolaylığı,

Çok sektörlü yapı,

Elverişli iklimi,

Lojistik yapısının uygunluğu

gibi özellikleriyle ön plana çıkmaktadır.

Sahip olunan lojistik yapı doğrudan yabancı yatırımlar için önemli avantajlar

sunmaktadır. İzmir Alsancak Limanı’nın modernize edilmesi, İzmir Kruvaziyer

Limanı’nın yapılması ve özellikle Kuzey Ege Çandarlı Limanı’nın da devreye

girmesiyle birlikte İzmir’in doğrudan yabancı yatırımlardan alacağı payın katlanarak

artması beklenmektedir. İzmir, Ege Serbest Bölgesi ve İzmir Serbest Bölgesi gibi iki

serbest bölgeye, İzmir Teknoloji Geliştirme Bölgesi’ne ve birçok organize sanayi

bölgesine ev sahipliği yapmaktadır.

135


Kruvaziyer gemilerinin İzmir limanına yanaşmaya başlamaları ile kentimiz, dış

dünyada daha fazla tanınmaya başlamıştır. Turizm ile başlayan gezi seyahatlerinin

kısa süre içerisinde doğrudan yabancı yatırımlara dönüşme ihtimali yüksektir.

İzmir’de doğrudan yabancı yatırımlar için potansiyel barındıran sektörler aşağıda

yer verilen matriste değerlendirilmiştir:

Grafik 10: İzmir Doğrudan Yabancı Yatırımlar için Sektörel Değerlendirme

Matrisi (2011)

Kaynak: İzmir Kalkınma Ajansı

Şekilde, yatay eksende DYY pazar genişliği ve büyümesi ile dikey eksende ortaya

çıkan DYY karşılaştırmalı avantaj durumu görülmektedir. Motorlu Taşıtlar sektörü

pazar olanakları ve İzmir’in karşılaştırmalı üstünlüğü bazında en güçlü sektör olarak

görülmektedir.

Kimya, Endüstriyel Makine, Gıda ve İçecek Üretimi ile daha düşük ölçüde Bilgi ve

İletişim Teknolojileri sektörleri İzmir’in makul bir karşılaştırmalı üstünlük durumu

bulunan güçlü pazar olanaklarına sahip sektörler olarak gözlemlenmektedir.

Otomotiv Dışı Taşıma Teçhizatları Üretimi (genel olarak Hava ve Uzay, Savunma ve

Gemi İmalatı), Yenilenebilir Enerji ve Turizm ise İzmir’in güçlü bir karşılaştırmalı

üstünlük durumu bulunan makul pazar olanaklarına sahip sektörler olarak

gözlemlenmektedir.

Bununla birlikte, 2006’dan 2012 başına kadar İzmir’deki uluslararası firma sayısı

%105 oranında artmıştır. İzmir’deki uluslararası firma sayısının ülkelere göre

dağılımına bakıldığında ise 2010 yılı sonu itibariyle %26’lık pay ile Almanya ön

plana çıkmaktadır.

136


Grafik 11: İzmir’deki Uluslararası Firma Sayılarının Ülkelere Göre Dağılımı

Kaynak: İzmir Kalkınma Ajansı

Ülkemizde bulunan 29.399 adet uluslararası sermayeli şirketin illere göre

dağılımında 16.641 adet şirket ile İstanbul birinci sırada yer almaktadır. Antalya

3.498, Ankara 1.919 adet ve İzmir 1.667 adet şirket ile İstanbul’u takip etmiştir.

Tablo 37: Uluslararası Sermayeli Şirketlerin Sayılarının İllere Göre Dağılımı

(İlk 10 İl)

İL

Şirket Sayısı

(1954-2011)

İSTANBUL 16.641

ANTALYA 3.498

ANKARA 1.919

İZMİR 1.667

MUĞLA 1.409

BURSA 576

AYDIN 514

MERSİN 496

KOCAELİ 338

ADANA 218

DİĞER İLLER 2.123

TOPLAM 29.399

Kaynak: Ekonomi Bakanlığı

1.667 adet uluslararası sermayeli şirketin faaliyette bulunduğu İzmir’de, uluslar arası

sermayeli şirketlerin en yoğun olduğu alanlar sırsıyla, toptan ve perakende ticaret,

imalat sanayi ve inşaat sektörleridir.

137


Tablo 38: İzmir’deki Uluslararası Firmalarının Sektörlere Göre Dağılımı

Sektörler Şirket Sayısı (1954-2011)

Tarım, Avcılık, Ormancılık ve Balıkçılık 60

Madencilik ve Taşocakçılığı 57

İmalat Sanayisi 397

Gıda Ürünleri, İçecek ve Tütün İmalatı 60

Tekstil Ürünleri İmalatı 25

Kimyasal Madde ve Ürünlerin İmalatı 38

B.Y.S. Makine ve Teçhizat İmalatı 37

Motorlu Kara Taşıt İmalatı 16

Diğer İmalat 221

Elektrik, Gaz ve Su 39

İnşaat 124

Toptan ve Perakende Ticaret 535

Oteller ve Lokantalar 73

Ulaştırma, Haberleşme ve Depolama 109

Mali Aracı Kuruluşların Faaliyetleri 8

Gayrimenkul Kiralama ve İş Faaliyetleri 191

Diğer Toplumsal, Sosyal ve Kişisel Hizmet Faal. 74

Toplam 1.667

Kaynak: T.C. Ekonomi Bakanlığı

İzmir’de doğrudan yabancı yatırım miktarlarının Türkiye ortalamasına göre daha

fazla artması ve otomotiv, elektronik, turizm, tıp, ilaç, yenilenebilir enerji gibi

sektörlerde büyük yatırımcıların yönlendirilmesi için kentimizde Başbakanlık

Yatırım Ajansı’nın bir temsilciliğinin açılması ve kentimiz ihracatçısının bürokratik

sorunlarını yerinde çözecek bir Dış Ticaret Merkezi’nin oluşturulmasının faydalı

olacağı düşünülmektedir.

5.3. Organize Sanayi Bölgeleri ve Serbest Bölgeler

İzmir şu anda 3.754 sanayi tesisi ile ülke genelinde toplam sanayi işletmesi içerisinde

%5’lik oran ile Türkiye’nin en büyük dördüncü sanayi kentidir. İzmir imalat

sanayinde Türkiye genelinde yaratılan katma değerin %13,5’ini karşılamaktadır.

Her türlü yatırım talebini karşılayacak sanayi alt yapısına sahip olan İzmir’de,

yatırımcılara kentin çeşitli bölgelerinde uygun yatırım ortamları sunulmaktadır. Söz

konusu yatırım alanları limanlar, havaalanı, tren yolları sayesinde Türkiye’nin dört

bir yanı ile bağlantı içerisindedir.

138


İzmir’deki sanayi tesisleri Pınarbaşı-Işıkkent-Kemalpaşa, Çiğli-Menemen ile

Karabağlar-Torbalı-Menderes aksları içerisinde bulunan Organize Sanayi Bölgeleri

ve Serbest Bölgeler içerisinde faaliyet göstermektedir. Kentte 13 OSB ve 2 serbest

bölge mevcuttur. Aliağa, Atatürk, Bergama, Buca Ege Giyim (BEGOS), İTOB

Organize Sanayi Bölgesi, Kemalpaşa-Islah, Kınık, Tire faal OSB’ler olup, Kemalpaşa-

Bağyurdu, Menemen-Plastik, Ödemiş, Pancar, Torbalı OSB’lerin alt yapı inşaatları

devam etmektedir.

Tablo 39: İzmir’de Mevcut Organize Sanayi Bölgeleri

OSB Adı

Büyüklük

(Hektar)

Toplam

Parsel

Sayısı

Tahsisli

Parsel

Sayısı

Boş

Parsel

Sayısı

Faal

Tesis

Sayısı

İnşaat

Devam

Eden

Tesis

Toplam

Tesis

Sayısı

İstihdam

(Kişi)

Kemalpaşa 1.300 927 361 ---- 322 16 338 21.000

Islah OSB

Aliağa OSB 922 373 142 231 16 22 38 512

Atatürk

700 594 594 0 566 19 585 30.000

OSB

Tire OSB 400 232 123 99 43 11 54 1.159

İTOB OSB 251 367 336 1 71 80 151 2.193

Bergama

179 96 1 95 1 1 45

OSB

Kemalpaşa 147 Kamulaştırma ve imar planı çalışmaları devam etmektedir.

(Bağyurdu)

OSB

Pancar OSB 95 72 62 10 12

Ödemiş

93 Alt yapı çalışmaları devam ediyor.

OSB

Menemen- 90 İmar planı yapımı devam etmektedir.

Plastik

İhtisas OSB

Kınık OSB 85 55 2 53 2 2 20

Torbalı

70 İmar planı yapımı devam etmektedir.

OSB

Buca (Ege

50 136 136 0 38 18 56 2.895

Giyim)

OSB

Toplam 4.382 2.852 1.747 529 1.024 155 1.167 57.129

Kaynak: İzmir Bilim Sanayi ve Teknoloji İl Müdürlüğü

İzmir’deki OSB’ler, yukarıda sayılan hedefler doğrultusunda yatırımcılara

sundukları idari, sosyal ve teknik altyapı olanakları ile hizmet vermeye devam

etmektedir. Aynı zamanda OSB’ler kentin ekonomisine ve istihdamına da katkı

sağlamaktadır.

139


İzmir’deki serbest bölgeler ise kent ekonomisine özellikle dış ticaret konusunda

büyük oranda katkı koymaktadır.

İzmir’in iki serbest bölgesinden biri olan, Ege Serbest Bölgesi tamamen ihracat odaklı

çalışan bir sanayi parkı olup Türkiye’nin başta gelen ihracat üslerinden biri

konumundadır. İzmir’in Gaziemir ilçesinde 2,2 milyon m 2 ’lik bir alan üzerinde

kurulmuştur. Bölge, Uluslararası Adnan Menderes Havalimanı’na 4 km, İzmir

Limanı’na 12 km, otoyol ağlarına ise 1 km. mesafededir.

2011 yılında bir önceki yıla göre %25,5’lik artış ile 5 milyar dolar olarak gerçekleşen

Ege Serbest Bölgesi toplam ticaret hacmi 2012 yılının ilk 8 ayında geçen yılın aynı

dönemine göre %0,14’lük artış ile toplam 3.254.723.631 dolar olarak gerçekleşmiştir.

2010 yılı sonu itibari ile 17.500 kişi olan istihdam sayısı, 2011 yılı sonunda 19.500

kişiye, 2012 yılının 8. ayı itibarı ile 20.300 kişiye ulaşmıştır.

Bölgede 2012 yılının ilk 8 ay itibari ile 76’sı yabancı olmak üzere toplam 225 firma

faaliyet göstermektedir.

İzmir Serbest Bölgesi ise, Türkiye’deki deri üreticilerinin bir araya gelerek toplam 138

ortaklı olarak 1998 yılında kurduğu dünyanın ilk deri ağırlıklı serbest bölgesidir.

Günümüzde AB ülkeleri, Rusya, Orta Doğu ülkelerinin deri pazarlarına hakim,

Türkiye'nin tek "deri" arıtma sistemine sahip, ham deri alımı ve işlemesinde lider

endüstri ve sanayi merkezidir. Deri işleme ve üretiminde en iyi hizmeti veren İzmir

Serbest Bölgesi, özellikle deri üretimi yapan firmalar ile deri yan sanayi ve tüm ağır

sanayi için alt yapısı hazır parselleri ve kullanıma hazır fabrika binalarını hizmete

sunmaktadır.

İzmir Serbest Bölgesi’nin yıllık ticaret hacmi 2010 yılında 307.913.000 dolar olarak

gerçekleşirken 2011 yılı sonunda %15,8’lik artış göstererek 356.553.000 dolara

ulaşmıştır.

5.4. İzmir Teknoloji Geliştirme Bölgeleri

Bilgiye ve ileri teknolojilere dayalı sanayi firmalarının kurulup gelişmesini teşvik

etmek üzere tasarlanmış teknoloji geliştirme bölgeleri, bölgesel ve ulusal kalkınma

açısından önemli bir rol oynamaktadır.

Türkiye’de teknoloji geliştirme bölgeleri; 4691 sayılı “Teknoloji Geliştirme Bölgeleri

Kanunu” kapsamında kurulmaktadır. Söz konusu kanuna göre kurulan teknoloji

geliştirme bölgelerine yönelik çeşitli destek ve muafiyetler bulunmaktadır. Bunlar

bölgenin kurulması için arazi temini, altyapı ve idare binası inşası gibi yönetici

şirketlerce karşılanamayan giderlere destek olunması, vergi ve harç muafiyetleri,

bölgede çalışan personelin Ar-Ge görevleri ile ilgili ücretlerine yönelik vergi

muafiyeti ve çeşitli indirimler olmak üzere birçok alanı kapsamaktadır.

140


Verilen destekler ile Türkiye’nin Avrasya’nın bir üretim üssü olması

planlanmaktadır. Bu süreçte İzmir’e de önemli bir rol düşmektedir.

İzmir’de üniversite ve sanayi işbirliğine yönelik proje üretimi ve Ar-Ge

faaliyetlerinin gerçekleştirilmesine imkan tanıyan aktif sadece bir teknoloji geliştirme

bölgesi bulunurken Ankara’da 6, İstanbul’da 5 ve Kocaeli’nde 3 tanedir. Haziran

2012 itibariyle Türkiye’de toplam 45 adet teknopark bulunmaktadır.

İzmir’in sanayi ve ticari potansiyeli göz önüne alındığında; Türkiye’nin 3. büyük

kenti durumunda olan bir kentin altyapı ihtiyacı da göz önünde tutulduğunda Ar-Ge

ve yenilik açısından mevcut potansiyelin değerlendirilmesi gerekmektedir.

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nün kampüsü içerisinde yer alan İzmir Teknoloji

Geliştirme Bölgesi 2001 yılında kurulmuş, 2004 yılında 1.093 m 2 ofis alanında 16

firmaya hizmet ile başlamıştır.

Günümüzde ise 4 binada toplamda 3.550 m 2 ofis alanında yaklaşık 70 firma ve 282

Ar-Ge personeli ile faaliyet göstermektedir. Ayrıca 14 bin m 2 inşaat yapmaya müsait

olan parsellerin yap işlet devret modeli ile değerlendirilmesine yönelik çalışmalar

sürdürülmektedir.

İzmir’in Ar-Ge ve yenilik potansiyelinin farkında olan çevreler tarafından son

dönemde teknoloji geliştirme bölgelerinin kurulmasına yönelik çalışmalar

hızlandırılmıştır.

İlk olarak Odamız, İzmir Ekonomi

Üniversitesi ve İTOB Organize Sanayi

Bölgesi öncülüğünde sürdürülebilir

tarım, sürdürülebilir enerji ve bilişim

temalarına yoğunlaşmış “İzmir Bilim

ve Teknoloji Parkı” Teknoloji

Geliştirme Bölgesi, 2012/3800

numaralı Bakanlar Kurulu kararıyla

resmiyet kazanmış ve 20.10.2012 sayılı

Resmi Gazete ile yürürlüğe girmiştir.

Dokuz Eylül Üniversitesi, Tınaztepe Kampüsünde yer alan 17 bin 400 m 2 ’lik alan ile

üniversitenin İnciraltı yerleşkesinde Üniversite Hastanesi’nin yanında bulunan 10

bin 487 m 2 ’lik alan üzerinde Ege Bölgesi’nde biyomedikal alanda sürdürülebilir

kalkınmanın unsurlarından biri olmak, tıbbi biyoteknoloji alanında nitelikli

işgücünün yetiştirilmesini sağlamak hedefleri doğrultusunda kurmayı planladığı

teknoloji geliştirme bölgesi dosyasını Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na

sunmuştur.

141


Ege Üniversitesi tarafından ise, Menemen’de 750 dönüm arazi üzerinde; Ege

Bölgesi’nde tarıma yönelik faaliyet gösteren kuruluşların bir araya gelmesiyle

oluşturulacak ihtisaslaşmış bir Gıda ve Tarım Teknoloji Geliştirme Bölgesi ile gıda,

tarım, hayvancılık sektörlerinin teknoloji gereksinimlerini ve önceliklerini

belirleyerek, yeni teknolojiler geliştirip aktarması hedefiyle çalışmalara başlanmış

olup Odamıza da ortaklık teklif edilmiş ve Odamız da kabul etmiştir.

Katip Çelebi Üniversitesi ve Atatürk Organize Sanayi Bölgesi de Atatürk OSB

içerisinde teknopark yapmak için ön protokol yapmıştır. İzmir Katip Çelebi

Üniversitesi Kampüsü içinde kalan 25 bin m 2 ile İzmir Atatürk Organize Sanayi

Bölgesi içinde kalan 25 bin m 2 ’lik alanı birleştirerek elde edilen toplam 50 bin m 2’ lik

alan ve 5 bin m 2 kapalı alanda oluşturulacak teknopark için 5-7 milyon dolarlık bir

yatırım öngörülmektedir. Söz konusu teknopark kapsamında, İzmir’in en büyük

organize sanayi bölgelerinden İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nin aynı

zamanda Ar-Ge merkezine dönüşmesi ve bu kapsamda üniversite ve sanayi

işbirliğinin etkin bir şekilde sağlanması hedeflenmektedir.

Son olarak Manisa’da bulunan Celal Bayar Üniversitesi Muradiye Yerleşkesi’nde

tahsis edilen 111 dönüm arazi üzerinde kurulacak olan Celal Bayar Üniversitesi

Teknoparkı da Resmi Gazete’de yayınlanarak onaylanmıştır. İlk etapta 4 bin m 2 ’lik

bir bina inşa edilerek hizmete başlaması planlanmaktadır. Bölgenin İzmir’e yakınlığı

göz önünde bulundurulduğunda, İzmirli firmaların Ar-Ge faaliyetleri açısından

önemli bir çekim merkezi haline geleceği düşünülmektedir.

5.5. Ticarette Yeni Yaklaşımlar

Yirmi yıl geriye gidildiğinde Türkiye’de cep telefonu, internet, sosyal medya, vb.

kavramların olmadığı görülmektedir.

Kısa zaman içerisinde iş dünyasında kullanılan araçların birçoğu kökten değişmiştir.

Günümüzde nerdeyse değişmeyen hiç bir iş alanı kalmamıştır.

Bilgi toplumuyla birlikte dijital çağa geçiş yaşanmıştır. İletişim teknolojilerinin hızlı

gelişimi hemen hemen tüm sektörleri etkilemiştir.

Bunlardan biri de bankacılık sektörü olmuştur. Gelişmiş ülkelerden, az gelişmiş

ülkelere kadar her yerde yakın zaman içerisinde yeni bir bankacılık anlayışı

olacaktır. Banka şubeleri küçülecek ve kimi yerlerde seyyar şubeler oluşacaktır. Bu

yöntemin işletme giderlerinde çok ciddi tasarruflar sağladığı için uygulanacağı

düşünülmektedir.

Geleceğin bankalarının adeta bir atıştırma (fast food) şubesi haline dönmesinin ve

işlemlerin paketler halinde sunulmasının ise şaşırtıcı olmayacağı ticaret hayatında

konuşulmaktadır.

142


Ticaret, giderek internet üzerinde ticarete, yani diğer adıyla sanal ticarete kaymaya

başlamıştır. E-ticaret sektöründe hizmet veren firmalar, artık kişiye özel servislerle

farklılaşmakta ve rekabet avantajı elde etmektedir. Kişi bazlı kampanyalar ve

uygulamalar geliştirerek müşteri odaklı bir yaklaşım izleyen e-ticaret firmalarının,

sektörü farklı bir boyuta taşıyacağı görülmektedir. Yakın gelecekte Türkiye’deki e-

ticaret sitelerinde “online alışveriş danışmanları” ile karşılaşılacağı ve e-ticarette yeni

bir dönem başlayacağı sektördeki uzmanlar tarafından dile getirilmektedir.

Sosyal medya büyük önem

kazanmaktadır. Artık iş dünyası linked-in,

facebook ve twitter üzerinde iş almayı

düşündükleri aday elemanlar ile ilgili

bilgi toplamaktadırlar. Sosyal medyayı iyi

kullanmak, şirketler için önemli bir

avantaj oluşturacaktır.

Yoğun rekabet firmaların kümelenmesini gerekli kılmaktadır. Kümelenerek güçlerini

birleştiren firmalar dünya şartlarında rekabete hazır hale gelmektedir. Rekabetin

artan önemi, ülkelerin geleneksel ticaret yaklaşımlarının değiştirilmesini beraberinde

getirmiş ve birçok ülke tarafından uygulanmış ve başarısı kanıtlanmış olan

“kümelenme yaklaşımı” günümüzün en çok ön plana çıkan yaklaşımı haline

gelmiştir.

Ülkemizde, rekabet gücü taşıyan sektörlerin geliştirilerek ulusal kümelenme

politikasına temel teşkil etmesi ve nihai olarak sürdürülebilir ihracat artışını

sağlayacak rekabetçi yapının geliştirilmesine katkı sağlaması amacıyla, 2 yıl süreli

“Ulusal Kümelenme Politikasının Geliştirilmesi Projesi” hazırlanmış ve Avrupa

Birliği (AB) Katılım Öncesi Mali Yardımları kapsamında 6 Milyon Euro kaynak

tahsis edilerek finansmanı sağlanmıştır.

6. Üniversiteler Kenti İzmir

Küresel rekabet ortamında ülkemiz gibi

gelişmekte olan ülkelerde girişimcilik,

istihdamın arttırılması, ekonomiye hareket

ve dinamizm kazandırılması, işsizliğin

önlenmesi için son derece önemlidir. Başarı

ile sonuçlanan girişim sayısının arttırılması

ise girişimci bireylerin eğitimi ile

mümkündür.

Bu kapsamda üniversiteler, sağladıkları kaliteli, yaratıcılığı destekleyici bilimsel

araştırmayı teşvik edici eğitim ile ülkemiz ekonomisine pek çok yeni girişimci

kazandırmaktadır.

143


Ülkemizde 160’ın üzerinde üniversite bulunmaktadır. İzmir’de ise dördü devlet ve

beşi vakıf olmak üzere toplam dokuz adet üniversite bulunmaktadır. Bunlar; Ege

Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Kâtip

Çelebi Üniversitesi İzmir Ekonomi Üniversitesi, Yaşar Üniversitesi, İzmir

Üniversitesi, Gediz Üniversitesi, ve Şifa Üniversitesi’dir.

Kentimizin ve Ege Bölgesi’nin ilk vakıf üniversitesi olan İzmir Ekonomi Üniversitesi,

İzmir Ticaret Odası Eğitim ve Sağlık Vakfı tarafından 14 Nisan 2001 tarihinde 2

fakülte, 5 yüksekokul, 2 enstitü olarak kurulmuştur.

Başarılarla dolu geçen 11 yılın ardından üniversitemiz, 7 fakülte 3 Yüksekokul, 2

Enstitü, 8 Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı,

katılımcı, yaratıcı ve girişimci bireyler yetiştirmeyi amaçlayan bir yükseköğretim

kurumu olarak faaliyetini sürdürmektedir.

Üniversitemizde, ABD-(SUNY) New York Eyalet Üniversitesi ile müşterek olarak çift

diploma programları da bulunmaktadır. Lisans öğretim programlarından yedisi bu

programlardandır.

Yurt dışındaki 92 üniversite ile ERASMUS programı anlaşması, 27 üniversite ile

akademik işbirliği protokolü ile uluslararası düzeyde kaliteli bir eğitim

verilmektedir.

İngilizcenin yanında ikinci yabancı dilin zorunlu olduğu üniversitemiz, dünya

öğrencisi yetiştiren bir dünya üniversitesi olma yolunda kararlı adımlarla

ilerlemektedir. Bugün üniversitemizde görev alan 434 akademik personelin 61’i

yabancı uyrukludur. Öğrenim gören 6.560 öğrencimizin ise 82’si üniversitemizin

verdiği kaliteli eğitim için ülkemize gelmiştir.

İlimizde faaliyet gösteren üniversitelerin eğitim imkânlarından faydalanmak

amacıyla yurtiçinden ve yurtdışından pek çok öğrenci kentimize akın etmekte bu

sayede üniversitelerimizde pek çok farklı kültür ve dil bir arada bulunmaktadır.

Daha birkaç sene öncesine kadar üniversite eğitimi almak isteyen İzmirli gençler

başta Ankara ve İstanbul olmak üzere diğer illerde faaliyet gösteren üniversitelere

giderken bugün artık İzmir, üniversite eğitimi için tercih edilen kent konumundadır.

Ancak İzmir’in üniversite eğitiminde tercih edilirliğinin arttırılması için kentimizin

ve sağladığı eğitim olanaklarının yurtiçinde ve yurtdışında tanıtımının yapılması

gerekmektedir.

İlimizdeki devlet ve vakıf üniversitelerinin birleşerek oluşturduğu İzmir

Üniversiteler Platformu dört yıldır bu amaç doğrultusunda projeler hazırlamakta

ortak çalışmalara imza atmaktadır.

144


Önümüzdeki dönemde de gelişmiş ve çağdaş kentimizin, iklimi, tarihsel ve kültürel

zenginliği, denizi, güneşi, doğal güzellikleri, ulaşım ve gündelik yaşam kolaylığı,

sakinliği, zeytinyağlı yemeklerden oluşan zengin ege mutfağı gibi daha birçok

özelliğinin de desteği ile İzmir, üniversite eğitimi için tercih edilen il olmaya devam

edecektir.

7. İzmir’in Sağlık Turizmdeki Potansiyeli

Sağlık Turizmini; bir ülkeden diğer ülkeye herhangi bir sebeple (bekleme süresinin

uzunluğu, tedavinin ekonomikliği veya daha kaliteli sağlık hizmeti talebi vb.) sadece

tedavi için gidilmesi olarak tanımlamamız mümkündür. Tıbbi olarak gerekliliği

raporla belirlenmiş kaplıca tedavileri için bir ülkeden diğer ülkeye gidilmesi de

sağlık turizmi tanımı altında yer almakla birlikte; daha çok termal turizmi işaret

etmektedir.

Yılda ortalama 7 milyon kişi, dünyayı sağlık turizmi için dolaşıp ortaya hacmi 100

milyar dolara ulaşan bir pazar çıkarmaktadır. Ayrıca Dünya Turizm Örgütü de 2015

yılında, sağlık amaçlı seyahat edecek kişi sayısının 20 milyon kişiye ulaşacağını

tahmin etmektedir.

Medikal Turizm (Tıp Turizmi);

Tıbbi müdahaleler, ameliyat vb. gerektiren ilaç tedavisi eşliğindeki ileri tıbbi

tedavileri turizm faaliyetleri eşliğinde içeren bir konsepttir. Göz ameliyatları, organ

nakilleri, kalp ameliyatları, tüp bebek tedavileri, doğum, göz, diş, diyaliz tedavileri,

estetik ameliyatlar, yüz nakillerini vb. medikal turizm kapsamında

değerlendirilebilmektedir.

Yaşlı ve Engelli Turizmi;

Bu tarz turizmde, bakım evlerinde veya rehabilitasyon merkezlerinde verilen

hizmetler, klinik otellerdeki rehabilitasyon hizmetleri kastedilmektedir.

Sağlık turizmi; insanların artık yalnızca gezmek amaçlı seyahat etmemeleri ve

gezilerinde;

Sağlıklı kalmayı,

Kaybettikleri sağlığı geri kazanmayı,

Sağlığı geri kazanırken yalnızca tedavi olmayı değil eğlenmeyi de talep

etmeleri sonucu doğmuş olup turistlere klasik turizm anlayışındaki dinleme

ve eğlenmenin yanı sıra sağlıklı yaşama bilinci kazandırılması da

hedeflenmektedir.

Dünyada sağlık turizmi;

İletişim ve ulaşım imkanlarının gelişmesi ile bir ülkede sağlık turizminden

olumlu yönde etkilenmiş turistlerin yeni talepler yaratması,

145


Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere birçok gelişmiş ülkede nüfusun

yaşlanması ve tatil alışkanlığı da olan bu turist kitlesinin gezerken aynı

zamanda kronik hastalıklarına da çare bulma istekleri,

Kendi ülkelerindeki sağlık maliyetlerinin daha yüksek olması, tedavi için

uzun süre beklemek zorunda olmaları,

Bağlı oldukları sosyal güvenlik kurumlarının başka bir ülkeden yapacakları

tedavi giderlerini de ödemesi neticesinde doğmuştur.

Avrupa, Orta Asya, Ortadoğu ve Afrika ülkemizden sağlık turizmi talep etmektedir.

Sağlık turizmi talebinde Avrupa ülkeleri en ağırlıklı sağlık turisti gönderen ülkeler

olduğu için aşağıda kısaca Avrupalı sağlık turistinin özelliklerine değinilmiştir. Yine

Balkanlar ve Avrupa'da yaklaşık 5 milyon Türk insanının yaşadığı coğrafyanın sağlık

turizmi için aradığı ülke istisnasız olarak Türkiye olmaktadır.

Nitekim Avrupalı turistin sağlık hizmeti beklentisi yüksek olup daha kaliteli ve

yüksek gelir grubuna hitap eden sağlık mal ve hizmetini talep etmektedirler.

Öte yandan Avrupa devletlerinde sağlık harcamaları altından kalkılamaz bir hale

gelmiştir. Özel sigorta şirketleri sağlık hizmetini sigortalamak istememektedir.

Bunun yerine bilişim, savunma teknolojisi vb. gibi daha karlı alanlara

yönelmektedirler.

Avrupa devletleri de sağlık finansmanındaki sıkıntıyı aşmak için;

Sağlık hizmetini daha ucuza satın almayı,

Bazı sağlık hizmetlerini ödeme kapsamı dışında bırakmayı çare olarak

görmektedirler.

Dolayısıyla; yurt dışından daha ucuza sağlık hizmeti satın almak Avrupalı

devletlerin sağlık sistemi için önemli bir alternatif çözümdür.

Ülkemizde;

Kaliteli sağlık hizmeti arttığında,

Sağlık sektörümüze ilişkin çok iyi tanıtım yapıldığında,

Yabancılara sağlık hizmeti bir turizm paketi içerisinde sunulduğunda,

Kamu sağlık sektörünün Avrupa ülkelerindeki özel sektör sigorta şirketleri ile

ortak çözümler üretildiğinde, daha çok sayıda sağlık turisti çekmemiz

mümkün olacaktır.

Ülkemizin 2023 yılında sağlık turizmi hedefi yıllık 1 milyon yabancı hasta, 20 milyar

dolar sağlık turizmi geliri olarak belirlenmiştir. 2009 yılı verileri itibariyle sektörde

dönen cironun yılda ortalama 100 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde 20 milyar

dolar rakamına ulaşmamız için çok çalışmamız gerektiği açıktır.

146


Tablo 40: Yıllar İtibariyle Türkiye’de Sağlık Hizmeti Alan Yabancı Hasta Dağılımı

2008 2009 2010 2011 TOPLAM

Özel 56,276 ( %94) 70,519 ( %94) 77,003 (%92) 114,329 (%91) 318,127

Kamu 17,817(%6) 21,442 (%6) 32,675(%8) 41,847(%9) 113,781

Toplam 74,093 91,961 109,678 156,176 431,908

Kaynak: Sağlık Bakanlığı Sağlık Turizmi Daire Başkanlığı, 2012

Tabloda da görüleceği gibi, 2008 yılından gelen 74.093 sağlık turistinin %94’ü özel,

%6’sı kamu hastanelerinden yararlanmış, 2009 yılında sağlık turisti sayısı 91.961’e

çıkarken oran değişmemiş, 2011 yılında ise 156.176 sağlık turistinin %91’i özel, %9’u

ise kamu hastanelerinden yararlanmıştır. Aşağıdaki grafikte ise; sağlık turizminin

branşlara göre dağılımını kamu ve özel sektör ayrımı yapmak suretiyle görmek

mümkün olmaktadır.

Grafik 12 : Sağlık Turizmi Branşlara Göre Türkiye Geneli Kamu-Özel Sektör

Dağılımı

25000

20000

Hasta Sayısı

15000

10000

5000

0

KARDİYOL

OJİ - KVC

ONKOLOJİ

BEYİN

CERRAHİ

Kaynak: Sağlık Bakanlığı Sağlık Turizmi Daire Başkanlığı.

Buna göre sağlık turistleri kardiyoloji, onkoloji, beyin cerrahi, göz, plastik cerrahi,

diş, ortopedi ve diğer tedaviler için ülkemize gelmekte olup kamunun payı yükselme

eğiliminde olmakla birlikte şu an itibariyle oldukça düşüktür.

Ülkemizde Özel Sağlık Kuruluşlarının yanı sıra Sağlık Bakanlığı Hastanelerinde de

sağlık turizmi hizmeti verilmeye başlandığını görmek sevindirici bir gelişmedir.

GÖZ

PLASTİK

CERRAHİ

DİŞ ORTOPEDİ DİĞER

ÖZEL 3603 8444 2094 8663 1643 1249 5941 20177

KAMU 291 172 131 596 30 198 449 3622

147


Türkiye’de, Sağlık Bakanlığı’nın 2011/41 No.lu Genelgesi ile Kamu Hastanelerinde

sağlık turizmi uygulamasına geçilmiş olup Ankara, İstanbul, İzmir, Muğla, Adana,

Antalya, Denizli, Bursa, Gaziantep, Mersin, Hatay, Diyarbakır, Erzurum, Nevşehir,

Edirne, Aydın, Van, Kayseri’de 40’a yakın hastane yabancı uyruklu hasta kabul

etmeye başlamış ve bunun altyapısı Sağlık Bakanlığı tarafından da oluşturulmuştur.

Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına ücretsiz hizmet veren Kara ve Hava

Ambulansı yabancı hastalara da ücretli olarak hizmet vermektedir. Buna ek olarak

444 47 28 (Uluslararası Hasta Destek Birimi) numaralı telefondan 7 gün 24 saat sağlık

turizmi ile ilgili olarak yabancılara hizmet verilmektedir.

Sağlık turizminin dünyadaki hacmi 2012 yılı itibariyle 800 milyon dolara yakındır.

2011 yılında ülkemize tedavi için gelen hasta sayısı 150.000’i aşmıştır. Klasik turizm

amaçlı gelen turistlerin acil ve ani gelişen sağlık hizmetleri tedavileri yıllık 200.000’i

aşmaktadır.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, ülkemizde sağlık amaçlı gelen turistlerin kayıtları

2011 yılında ilk kez düzenli olarak tutulmaya başlanmıştır. Ayrıntılı kayıt sistemi de

2012 Ocak ayı itibariyle devreye girmiş bulunmaktadır.

Dünyanın dört bir tarafından hastaların gelmesini ülke ve kent olarak isterken

yetersiz ya da yanlış hizmet veya sağlık istismarı durumunda bu hastaların kime ya

da nereye müracaat edeceklerinin belli olmadığı bir yapılanmanın yerine olumlu

yönde değişim göstermeye başlamıştır. 2010 yılından sonra ülkemizde sağlıkta

dönüşüm programının da etkisi ile yabancı sağlık personeli çalıştırma anlayışı hayata

geçmiştir. Sağlık serbest bölgelerinin kurulmasına ilişkin mevzuat çalışmalarında da

sona yaklaşılmıştır.

Sonuç olarak; günümüzde dünyada en fazla Panama, Brezilya, Kosta Rica,

Macaristan, Malezya, Hindistan, Ürdün, Tayland, Singapur, Kuzey Kore, Almanya

sağlık turisti çekmektedir.

Sağlık Bakanlığı bünyesinde Malezya, Hindistan, İran, Ürdün, Mısır,

Kuzey Kore,

Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde de Tayland ve Singapur’un Sağlık

Turizmi Birimleri bulunmaktadır.

Sağlık turizminde ivme kazanabilmemiz için turizm sektörünü ilgilendiren tüm

kurum ve kuruluşlar ile ilgili sağlık kuruluşlarının işbirliği yapması gerekmektedir.

Bu noktada Sağlık Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı başta

olmak üzere diğer ilgili bakanlıklar ile sağlık kurumları (Hastane, poliklinikler vb.)

seyahat acentaları, kongre sektörü, üniversiteler, termal tesisler ve diğer sağlık

merkezleri, ulaştırma şirketleri, bilgi ve iletişim sektörü, bankacılık sektörü,

konaklama ve eğlence sektörü ve inşaat sektörünün bu konuda paydaş olması ve

işbirliği yapması gerektiği düşünülmektedir.

148


Ayrıca;

Sağlık turizmi envanterinin çıkarılarak, potansiyelimizin yurt dışında etkin

tanıtımı,

Sağlık turizmi ile ilgili ülkemiz ve kentimiz İzmir’in belirleyebileceği pilot

ülke ve kentler ile aktif tanıtım kampanyası başlatılması,

Sağlık turizmi yapacak kurumlara ilişkin standartların belirlenmesi,

Sağlık ve yabancı dil bilgisi yeterli ve fakat turizm ve iletişim yeteneği de

kuvvetli olan ara elemanların yetiştirilmesi ve bunlara kolay istihdam imkanı

yaratılması,

Sağlık turizmi ile ilgili yurt içi ve yurt dışı toplantı, kongre ve

organizasyonlara katılım sağlanması,

Sağlık hizmetinin sürdürülebilirliğine katkı yapan, uluslararası standartlarda

sağlık hizmeti sunmayı hedefleyen, ekonomik getirisi yüksek ve bilgi

transferine katkı yapan bir Ulusal Sağlık Turizmi Politikasının oluşturulması,

Sağlık Turizmine ait mevzuat düzenlemelerinin hayata geçirilmesi

gerekmektedir.

Bu koşullar sağlandığı takdirde, sağlık turizminde 1 milyon turist 20 milyar dolar

gelir hedefimize ulaşmamız zor olmayacaktır.

Duruma İzmir penceresinden baktığımızda, Türkiye'ye en çok turistin Avrupa'dan

geldiğini ve İzmir için de durumun aynı olduğunu görmekteyiz. İzmir'e sağlık

turizmi için gelen ilk üç ülke Almanya, Fransa, İtalya olmakta ve giderek yaşlanan

Avrupa nüfusu ucuz sağlık hizmetlerine ihtiyaç duymaktadır.

Odamız, İzmir'in, yakın dönemde, dünyada 100 milyar dolar hacme ulaşması

beklenen sağlık turizminde ideal bir kent olacağına olan inancıyla hızla

çalışmaktadır.

Dünyanın pek çok ülkesinde kaliteli sağlık hizmetlerine ulaşmanın mümkün

olmadığı ve sağlık hizmetlerinin pahalı olduğu günümüz şartlarında İzmir uygun

iklimi, doğası, termal kaynakları ile sağlık turizmi ile ilgili güven ortamını

oluşturmakta, küreselleşme sürecinde sağlık hizmetlerinde yüksek kalite ve düşük

maliyetle tedavi olma ihtiyacı içinde olan ve yeni pazar arayışlarına itilen tüketicileri

uygun şartlar ile buluşturmaktadır. Kaldı ki İzmir kültürel ve tarihi olanakları ile

tedavi öncesi veya sonrasında kentimizde konaklayacak sağlık turizminden

yararlanmak isteyen hastaların ilgilerini çekebilecek pre-tur ve post-turların da

önemli bir merkezi niteliğindedir.

Ancak İzmir sağlık turizminde kendi gelişimini tamamlarken, kaliteli eleman

ihtiyacının karşılanması, kaliteli ve uygun fiyatta hizmet sağlayan yatırımları

tamamlaması, sağlık turizminde belli pilot konular ve pilot ülkeler dahilinde

çalışmalarını tamamlaması gerekmektedir.

149


Bu kapsamda örnek olarak Bağımsız Devletler Topluluğu’nda bulunan 400

milyonluk nüfusun sedef hastalığından muzdarip olan kısmına eşsiz termal

kaynakları ile hizmet edebilir ya da Avrupa'da 5 bin ila 7 bin Euro arasında değişen

hizmet bedeli olan ve Avrupa’da 125 milyon kişinin geriatri hizmeti alabilmek için

beklediği geriatri turizminde yapılacak çalışmalarla çok hızlı bir geri dönüş

alınabilir.

Sağlık turizmine yönelik medikal ve turizm sektörü fuarlarına etkin katılım ile

çalışmalar hızlanabilir.

Odamız da, kentimiz İzmir’de sağlık turizminin gelişmesi, altyapı olanaklarının

tamamlanması ve tanıtımı konularında var gücüyle çalışmaya devam edecektir.

8. İzmir’in Kongre Turizmdeki Potansiyeli

2000’li yıllarda siyasetten ekonomiye, kültürden sanata kadar her alana damgasını

vuran küreselleşme ile ekonomik ve siyasal sınırlar hızla silikleştirmektedir.

Sadece insanları değil kültürlerin dünya üzerinde de serbestçe dolaşımını sağlayan

turizm de, küreselleşmeden olumlu olarak en fazla etkilenen sektörlerden birisi

olarak büyük bir gelişme göstermektedir.

Dünya Turizm Örgütü (WTO) tahminlerine göre, 2020 yılında 1,6 milyar turist

uluslararası seyahate katılacak ve yıllık ortalama 2,2 trilyon dolardan daha fazla

harcama yapacaktır.

Ülkemiz turizminde turist başına turizm harcaması miktarı 700 Dolar civarında olup

1000 Doları dahi bulamamıştır.

Bu noktada, turizmi çeşitlendirme çalışmaları kapsamında önem verilmesi gereken

alternatiflerden bir tanesi de kongre turizmidir.

150


Nitekim kongre başına değişmekle birlikte bir kongre turistinin kişi başına harcaması

2500-4000 dolar civarında olup, kongrecilerin birçoğunun ulaşım ve konaklama

masrafları kendi kurumları tarafından karşılandığından harcama yapmaktan

çekinmemektedirler.

Artık milyarların katıldığı turizm olgusunda kongre turizmi hızla öne çıkmaktadır.

Kongre turizmi dünya turizm gelirlerinin yüzde 30’unu oluşturduğu gibi

düzenlendiği kent ve ülkelerde ölü sezonları hareketlendirerek turizmi klasik

anlayışından çıkartıp tüm yıla da yaymaktadır.

Ülkemiz kongre turizminin geliştirilmesi gerektiğinin bilincinde olmakla birlikte

kongre turizmi konusunda çok büyük başarı sağlandığını belirtmek mümkün

değildir.

Nitekim ülkemize gelen turistlerin yarısı gezi ve eğlence amacıyla gelmektedir.

Ziyaret, transit geçişler, sportif ilişkiler, eğitim, alışveriş, diğer etkenler vb.yi

kattığımızda ise %50 rakamı %70’lere varmaktadır.

Ülkemize toplantı, konferans amacıyla gelen turistlerin oranı toplam turistler

içerisinde %24 civarındadır.

Kongre turizmi, klasik turizm anlayışından farklı olarak değişik ekonomik, sosyal,

kültürel ve politik etkiler yaratabilecek bir turizm türüdür.

Diğer bir deyişle anı değeri yaratmakla birlikte eğlence o an bitmekte, yüzme tatil

sonu itibariyle son bulmaktadır. Ancak bir kongre belki bir konuda uzun yıllar

sonrasının perspektifini çizmekte, belki bir kongre ile tarih yazılmakta veya bir

konuya ilişkin yön haritası çizilmektedir.

Bu noktada, kongre turizmine uluslararası arenada çizilen ve verilen rol son derece

önemlidir. Kongre turizmi aynı zamanda; gelişmekte olan ülkelerde de uluslararası

ölçekte geniş istihdam olanakları yaratmaktadır. Kongre turizmi, uluslararası turizm

sektörü sermaye yatırımlarını da ülkemize çekebilecek potansiyelde bir turizm

türüdür.

Ülkemiz; Avrupa ve Asya’nın birleştiği bir noktada konumlanmış olması nedeniyle

toplantı ve kongreler için son derece uygun bir coğrafyada bulunmaktadır. Türk ve

yabancı yatırımcıların bu anlamda ülkemizdeki diğer eşsiz turizm güzelliklerini de

dikkate alıp uygun mekanlar ve kongre merkezleri kurmaları yönünde daha yüksek

cesarete sahip oldukları düşünülmektedir.

Ülkemizde 2011 yılı itibariyle Kültür ve Turizm Bakanlığı onaylı 130.000 kişilik

kongre kapasitesi bulunmakta olup bu rakam İzmir için 11.000’dir.

Ülkemizde İstanbul, dünya kongre turizminde öne çıkan bir kent olurken Antalya da

bu konuda çok ciddi yatırımlar yapılmakta ve sonuç alınmaktadır.

151


Efes, Bodrum ve Marmaris’te kongre turizmine ilişkin yatırımların yapıldığı turizm

bölgelerimizdendir.

Ülkemizde ve dünyada hızla gelişen kongre turizminde artık yeni ve iddialı bir

oyuncu da İzmir’dir. İzmir, kitle turizmi yerine daha butik bir turizm anlayışı ile

kentimizin liderliğe soyunduğu kruvaziyer turizmi gibi gelir düzeyi yüksek olan

kongre turizmini de hedef olarak belirlemiştir.

2000’li yılların başında kurulan ve kongre turizminin kentimizde gelişmesi için

çalışmalar yapan, Yönetim Kurulu Başkanlığı İzmir Ticaret Odası tarafından

yürütülen İzmir Kongre ve Ziyaretçi Bürosu (İzmir CVB) raporlarına göre 2011

yılında İzmir genelinde sadece kongreler bazında dikkate alınan etkinlik sayısı 34

olmaktadır. Kongre başına ortalama katılımcı sayısı 724’tür.

2011 yılı İzmir etkinliklerinde ilk sırayı % 49 pay ile fuar organizasyonları

almaktadır. Ulusal ve uluslararası kongrelerin payı ise sadece % 2’dir.

Grafik 13: Organizasyon Tipine Göre Katılımcı Yüzdeleri

Uluslararası

Kongre

0%

Fuarlar

49%

Sektör

Toplantısı

1%

Eğitim

Toplantısı

1%

Şirket Toplantısı

3%

Ulusal Kongre

2%

Genel Toplantı

38%

Sosyal Toplantı

6%

Sosyal Toplantı

Genel Toplantı

Şirket Toplantısı

Ulusal Kongre

Eğitim Toplantısı

Sektör Toplantısı

Uluslararası Kongre

Fuarlar

152


Tablo 41: 2011 Yılı Aylar İtibariyle Organizasyon Tipine Göre İzmir’de

Gerçekleşen Etkinlik Katılımcı Sayıları

Org.

Tipi/Ay

Ocak Şubat Mart Nisan Mayıs Haz. Tem. Ağustos Eylül Ekim Kasım Aralık

Fuar 9.040 19.893 55.445 46.980 12.000 9.142 143.892 50.321 140.963

Genel 31.785 32.653 46.810 34.757 38.341 50.242 11.988 11.780 28.750 24.847 59.330 5.868

Top.

Sosyal 3.580 3.118 8.196 6.352 15.615 17.926 292 523 1.652 2.519 4.043

Top.

Şirket 839 2.098 3.086 2.814 2.201 2.961 453 2.507 2.485 2.507 3.862 708

Top.

Ulusal

70 4.216 1.375 2.030 1.250 1.651 9.128 1.902 3.003

Kongre

Eğitim 1.339 1.910 1.642 630 1.120 475 1.505 912 1.370 954

Sektör

Top.

Ulus.ar.

Kongre

Genel

Toplam

347 123 1.234 1.256 1.308 1.471 1.009 837 864 132 361 119

350 620

46.930 59.865 116.413 97.355 71.960 84.247 14.992 162.695 94.732 33.277 212.516 6.695

Kongre turizminde, günümüzde toplantıların giderek kendine has özellikler

kazandığı, çevreci olmanın ve davranmanın zorunluluk haline geldiği, kurulan

ilişkilerin tüm durumların üstesinde kabul edildiği, teknolojinin mutlak surette önde

olduğu, taze ve sezonda sunulan gastronomik unsurların tercih edildiği bir

dönemden geçilmektedir.

Kongre turizminin başarısı bugün karşımıza destinasyona ulaşabilirlik, ilişki, birikim

ve paylaşım, butik sunumlar, teknoloji ile entegrasyonun uyumu olarak çıkmaktadır.

Turizmin ve fuarın Türkiye genelinde ilk olarak başladığı kent İzmir bugün için

dünyaca tercih edilecek bir kongre ve fuar merkezi olmaya yetecek potansiyelini

değerlendirmeli, şu anda Akdeniz’in önde gelen kongre ve fuar kentlerinden biri

olabilme fırsatını kaçırmamalıdır.

İzmir, doğru belirlenecek turizm politikaları ile stratejileriyle birlikte

düşünüldüğünde, tanıtımı yanı sıra ekonomik, sosyal ve kültürel aktiviteleri

bakımından önemli getirilere sahip olacaktır.

153


Kentimizde bulunan otellerin kongre merkezleri ve özel salonların varlığı ile

incentive sektörü (sektörel şirket toplantıları, bayi toplantıları vb) gittikçe ivme

kazanmaktadır. Türkiye’nin ve özellikle İzmir’in kongre turizminden aldığı payın

düşük olması, pastanın en büyük diliminin İstanbul’da bulunması, İzmir’de

halihazırda yatırım belgeli tesislerin azlığı söz konusu olsa da kongre turizminin

gelişimi için yapılan çalışmalar umut vaat etmektedir.

Ancak İzmir’in kongre turizmini ileri boyutlara taşıyabilmesi için sadece otel

yatırımlarını yaparak ve kongre merkezlerini inşa ederek etkinlik planlayıcılarının

gelmesine çalışmak yararsız bir çaba olarak kalacaktır.

İzmir’de çok değişik alanlarda kongre ve özel toplantı düzenlenebilecek kaynak

potansiyeli mevcuttur. Örneğin, ilimizde dokuz üniversitenin bulunması, bilimsel

kongre ve toplantıların ilimizde yapılmasına olanak sağlayabilmektedir.

İzmir, 8500 yıllık tarihi ile birçok kültürün ve uygarlığın limanıdır. Özellikle kültür

ve inanç turizmi kapsamında İzmir’in üzerinde odaklanabileceği birçok

organizasyon olanağı bulunmaktadır.

İzmir, kültürüyle ilişkili olarak gastronomi ve ilginç mutfak yapısı ile bu alanda

yapılabilecek uluslararası etkinliklere ev sahipliği yapabilecek iddiada şehir turizmi

kentidir.

154


İzmir, termal kaynakları, su sporları, ulaşım olanakları ile enerji sektörüne hitap eden

katılımcılara sektörün baş aktörleri İstanbul ve Antalya’nın dışında yeni bir

destinasyon olarak kendini tanıtabilecek Akdeniz’in yıldızı kenttir.

Tüm bu faktörler düşünüldüğünde önemli olan, yararsız çabalar yerine kent

üzerinde doğru politikaları belirleyerek tanıtım faaliyetlerinin hayata geçirilmesini

sağlamaktır.

Ülkemizde sadece 11-12 yıl önce varlık sağlayabilen Kongre ve Ziyaretçi

Büroları’ndan üçüncüsü kentimize aittir. Odamız tarafından da desteklenen İzmir

Kongre ve Ziyaretçi Bürosu 2013 yılında da yine Odamız ile ortak çalışmalarda yer

alacak ve kentimizde kongre turizmi önemli ataklar gerçekleştirecektir.

9. İzmir’de Yerli Otomobil Heyecanı

Ülkemizde taşıt araçları sanayisinin serüveni 1950’li yılların ortalarında başlamıştır.

Günümüzde ise ülkemiz, motorlu taşıt üretiminde dünyada 17’nci, hafif ticari araç

üretiminde Avrupa’nın en büyüğü ve otobüs üretiminde ikinci en büyük konumuna

gelmiştir.

Türkiye’de otomotiv sektörü; yarattığı

katma değer, istihdama katkısı, vergi

gelirleri ve birçok sektör için itici güç

olması nedeniyle ekonomik açıdan büyük

önem arz etmektedir.

Otomotiv yan sanayisi; otomotiv

sanayisindeki gelişmelerin sonucunda

zamanla hızla gelişmiş, yüksek kapasitesi,

geniş ürün yelpazesi ve yüksek

standartlarıyla otomotiv sanayisine parça

sağlar hale gelmiştir. Ayrıca ihracat

potansiyeli de oldukça yüksektir.

Gelinen noktada Türkiye’nin tasarımını Türk mühendisinin yaptığı, yerlilik oranının

yüksek olduğu, yerli bir otomobil üretmesi son dönemde gündemde sıkça yer alan

konulardan biridir.

19 Haziran 2012 tarih ve 28328 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren

yeni teşvik sisteminde Ar-Ge'si desteklenmiş olan projelerin yatırımı, stratejik

yatırımlar kapsamında yer almaktadır.

Bu nedenle söz konusu yatırımlar, doğrudan 5. bölge teşvikinden yararlanabilmekte;

yatırımın Organize Sanayi Bölgelerinde gerçekleştirilmesi halinde ise 6. Bölge

teşviklerinden yararlanılması söz konusu olabilmektedir.

155


Bu gelişmeler çerçevesinde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Nihat Ergün’ün

de belirttiği gibi ülkemizde bu teşviklerden yararlanılarak yerli otomobil üretimi

mümkün olabilecektir.

Bu konuda Bakanlık başta kamu kurumları olmak üzere yerli otomobil kullanımını

teşvik edecektir.

Tasarımı, Ar-Ge'si, modelin oluşturulması, bunun yatırımına karar verilmesi gibi

konular elbette zaman alacaktır. Ancak Bakanlığın yaptığı çalışmalar sayesinde bu

konuda toplumdaki beklenti ve duyarlılık, sektörün de duyarlı hale gelmesini

sağlamıştır.

Türkiye 1950’lerden beri otomotiv

sektöründe elde ettiği tecrübeleri bir adım

öteye taşıyarak yerli üretime ve

markalaşmaya yönelebilecek kapasiteye

sahiptir.

Ülkemizin yerli markasının oluşturulması

idealinin gerçekleştirilmesi, otomotiv

sektöründe hizmet veren tüm kamu ve özel

sektör paydaşlarının bir araya gelerek uyum

içinde çalışması ile mümkün olacaktır.

İzmir’de otomotiv sektöründe faaliyet gösteren Odamız üyesi 3.613 firma

bulunmaktadır. Otomotiv sektöründe faaliyet gösteren firmalar ağırlıklı olarak

Kemalpaşa OSB, Pancar OSB, Atatürk OSB’de yoğunlaşmıştır.

Yerli otomobil üretimi, özellikle dışa bağımlı olduğumuz kontrol vevenlik

sistemleri, elektronik beyin, bazı aktarma ve hareket bileşenlerinin üretimine

bağlıdır.

İzmir; üstün kalite politikasına, son teknoloji ekipmanlar ve yetişmiş insan gücüne

sahip firmaları ile yerli otomobil projesinin önemli paydaşlarından biri olmaya

adaydır.

10. Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesi Projesi

Odamız tarafından İzmir’den gerçekleştirilen ihracatın arttırılmasına yönelik çeşitli

girişimler yapılmaktadır. Bu girişimler arasında yurt dışında yerleşik kurumlarla

yürüttüğümüz işbirliklerinin yanı sıra dış ticarete yönelik olarak düzenlenen çok

sayıda eğitim, yurt dışı ziyaret organizasyonları, bilgi ve danışmanlık hizmetleri de

yer almaktadır.

156


2010 yılında T.C. Ekonomi Bakanlığı tarafından Uluslararası Rekabetçiliğin

Geliştirilmesinin Desteklenmesi Hakkında Tebliğ (2010/8) yayınlanmıştır. Söz

konusu tebliğde işbirliği kuruluşu tanımına Ticaret Odalarının da ilave edilmesi ile

birlikte Odamız bu tebliğ kapsamında gerçekleştirilecek projeler için çalışmalara

başlamıştır.

Projelerimizin öncelikli amacı, şehrimizin rekabet avantajını elinde bulundurduğu

sektörlerde Odamız üyesi firmalara, ortak hareket etme bilinci ile küresel pazardan

daha fazla pay alarak rekabet gücü kazandırılması ve uluslararası marka olabilme

potansiyeli yüksek olan sektör firmalarının markalaşma yolunda faaliyetlerine

projemiz sayesinde ivme kazandırılmasıdır.

Proje çerçevesinde firmaların üretimlerinden pazarlamalarına, satışlarından satış

sonrası hizmetlere kadar bütün süreçleri kapsayacak şekilde mevcut durumlarına ve

küresel alanda rekabetçiliklerinin arttırılmasına yönelik ihtiyaç analizlerinin

yapılması ve bu ihtiyaçlar çerçevesinde sektör için rehber niteliğinde olacak ihracat

yol haritasının çıkarılması amaçlanmaktadır.

Bu kapsamda; firmaların mevcut durumu, beklenti ve ihtiyaçları doğrultusunda,

ihracat odaklı üretim gerçekleştirmeleri ve ihracat için gerekli altyapıyı kazanmaları

amaçlı eğitim ve danışmalık faaliyetleri gerçekleştirilecektir. Projeye katılımcı

firmaların ortak hareket etme bilinci ile belirlenen yüksek büyüme potansiyeli olan

hedef pazarlarda pazar paylarını arttırmaları, uluslararası pazarda ürünlerini

karşılaştırma imkanı bulmaları, rakiplerine göre durumlarını mukayese edebilmeleri

ve potansiyel müşterileriyle bir araya gelerek yüz yüze görüşme imkanı bulmaları

amacıyla yurtdışı pazarlama ve alım heyeti faaliyetleri gerçekleştirilecektir.

Projelerimizin nihai hedefi, ihracat yapmayan firmalarımızın ihracat yapar hale

gelmesi, ihracat pazar çeşitliliğinin arttırılması ve ihracatlarına süreklilik

kazandırılmasıdır. Böylece ülke olarak 2023 yılında ihracat gelir hedefimiz olan 500

milyar dolara ulaşmak için sektörlerin ihracat rakamlarının en etkili şekilde

arttırılması sağlanacaktır.

T.C. Ekonomi Bakanlığı tebliği çerçevesinde gerçekleştirilecek her bir projenin

bütçesi 2 milyon doların üzerindedir. Bakanlığın destek oranı ise %75 olarak

belirlenmiştir.

Söz konusu tebliğ kapsamında 2012 yılında Plastik, Kuyumculuk ve Ayakkabıcılık

Sektörlerinde proje başvuruları gerçekleştirilmiştir. Plastik Sektöründe 34,

Kuyumculuk Sektöründe 18 ve Ayakkabıcılık Sektöründe 35 firmamız projemize

dahil olmuştur. T.C. Ekonomi Bakanlığı’nın onayı doğrultusunda bu sektörlerdeki

firmalar teker teker yerlerinde ziyaret edilerek ihracat potansiyellerinin arttırılması

için nelere ihtiyaç duydukları belirlenmiştir. 2013 yılında bu 3 sektördeki

firmalarımız için eğitim/ danışmanlık/ yurt dışı ziyaret organizasyonu ve alım

heyeti organizasyonları organize edilecektir.

157


Toplam 36 ay sürecek projelerin her birinde 5 adet yurt dışı ziyaret organizasyonu ve

10 adet alım heyeti organizasyonu gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.

T.C. Ekonomi Bakanlığı tarafından yayınlanan Uluslararası Rekabetçiliğin

Geliştirilmesinin Desteklenmesi Hakkında Tebliğ (2010/8) kapsamında 2012 yılında

hazırlıkları tamamlanarak uygulamaya sokulan 3 projenin yanı sıra 2013 yılında

Gelinlik/Abiye, Zeytin/Zeytinyağı, Kozmetik ve Mobilya sektörlerinde fizibilite

çalışması yapılarak uygun görülen 2 sektörde proje başvuru yapılması

planlanmaktadır.

11. İzmir’de İnovasyon Çalışmaları

21. yüzyılda inovasyon konusu şirketleri zirveye taşıyan kilit sözcük olmuş;

inovasyon yapan firmalar, 21. yüzyılda fark yaratmaya, dünyaya damgasını

vurmaya başlamışlardır.

İnovasyon, sabır isteyen uzun araştırmalar ve zaman gerektiren, özgür düşünce

ortamının olduğu ortamlar istemektedir. Hemen bir anda başarıya ulaşmak oldukça

güçtür. Tüm başarılı firmalar uzun uğraşlar, uzun Ar-Ge çalışmaları sonucunda

bugünkü konumlarına ulaşmışlardır.

Yenilik yaratmaya uygun ortamlarda çalışan, proje ortaya koyan ülkelerin ve çok

uluslu işletmelerin ulaştıkları noktalar ortadadır. Samsung, LG, Apple, Microsoft gibi

firmaların bütçeleri bugün ulusal ekonomi bütçeleriyle yarışmaktadır. Kurum veya

bireyler artık inovasyon kelimesini eskisine göre daha yakından tanımaktadırlar.

Türkiye’nin 2023 yılı hedeflerine ulaşmasında büyük rol oynayacağını

düşündüğümüz inovasyon stratejisiyle ilgili İzmir’de önceki yıllara göre daha fazla

çalışma yapıldığı görülmektedir.

İzmir’de girişimcilik ve yenilikçilik potansiyeli fazlasıyla bulunmaktadır. İzmir’in

500 milyar dolar ihracat hedefinden en az %20 pay alabilmesi için inovasyon yapan

firmaların sayısını arttırması kilit rol oynayacaktır.

İzmir geçmişten gelen dış ticaret kültürü ve geleneği, sahip olduğu dokuz üniversite,

nitelikli iş gücü, organize sanayi bölgeleri, serbest bölgeleri, İzmir Teknoloji

Geliştirme Bölgesi ile Türkiye’ye örnek olacak bir yenilikçilik potansiyeline sahiptir.

Yeni oluşturulacak teknoparkları ve Ar-Ge merkezleriyle İzmir’in, Türkiye’nin

yenilik potansiyelinden daha fazla pay alacağı kuşkusuzdur. 2023 yılında Türkiye

çapında Ar-Ge harcamalarının milli gelire oranının % 3'e çıkarılması

hedeflenmektedir.

2023'te milli gelirin 2 trilyon dolar olması hedefi dikkate alındığında, bunun içindeki

toplam Ar-Ge harcamasının ise 60 milyar dolar olacağı belirtilmektedir.

158


2023 yılında Ar-Ge harcamalarının 3'te 2'sinin, yani 40 milyar dolarının özel sektör

tarafından yapılmasını planlanmaktadır.

İzmir olarak 2023 yılındaki 100 milyar dolarlık ihracat hedefinin yanı sıra, bahsi

geçen 60 milyar dolarlık Ar-Ge harcamasından da en fazla payı almak büyük önem

taşımaktadır.

Türkiye'nin daha rekabetçi bir kimlik kazanması, üniversitelerin daha iyi

araştırmalar yapması ve reel sektörün daha yüksek katma değerli üretim yapması

için bu altyapıyı işletecek olan insan kaynağının da oluşturulması gerekmektedir.

Türkiye’de bin kişiye düşen tam zaman eş değer araştırmacı sayısı, son yıllardaki

gelişmelere rağmen halen 1 noktasındadır. Yani bin kişiye 1 araştırmacı düşmektedir.

Bu rakam ABD'de 5, Kore'de 5,4, Almanya'da ise 4’dür. Bu rakamı da iyileştirmemiz

gerekmektedir. Bu konuda çok sayıda tam zaman ve eşdeğer araştırmacı istihdam

etme potansiyeli bulunan Ar-Ge merkezlerine büyük rol düşmektedir.

Tablo 42: İllere Göre Faaliyette Olan Ar-Ge Merkezleri

İl Adı

Firma sayısı

İstanbul 35

Bursa 21

Ankara 17

Kocaeli 16

İzmir 12

Manisa 8

Tekirdağ 7

Eskişehir 3

Adana 2

Adapazarı 2

Aydın 1

Balıkesir 1

Bilecik 1

Bolu 1

Çanakkale 1

Düzce 1

Kırklareli 1

Konya 1

Malatya 1

Sivas 1

Yalova 1

TOPLAM 134

Kaynak: T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, 26.11.2012.

159


2008 yılında uygulamaya başlanan 5476 sayılı ''Araştırma ve Geliştirme

Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun'' ile teknoloji merkezlerinde

yatırımcılara büyük fırsatlar sunulmaktadır. Bu nedenle İzmir’de faaliyet gösteren

teknoloji merkezlerinin sayısını arttırmak oldukça doğru bir hareket olacaktır.

İzmir’in inovasyon potansiyelinin ortaya çıkarılabilmesi için bilişim vadileri, inovatif

kümelenme örnekleri, Ar-Ge merkezleri, teknoloji geliştirme merkezleri iyi

irdelenmelidir.

2013 yılında Odamızca üyelerimize inovasyon desteği verilmesi yönünde çalışma

yapılacaktır.

12. Odamız Tarafından Gerçekleştirilecek Projeler ve İşbirliği

Projeleri

Odamız; 8500 yıllık prestijli bir geçmişe sahip, coğrafi ve stratejik konumu ile Doğu

Akdeniz’in başkenti olarak anılan liman kenti İzmir’in vizyonunu “Ticarette,

üretimde ve turizmde rekabet gücüne sahip, yaşama kalitesi yüksek bir marka şehir”

olarak belirlemiştir. Biz, İzmir’in geleceğini bu şekilde hayal ederken şehrimizin

yöneticileri ile diğer kurum ve kuruluşlar da benzer bir hayali paylaşmaktadır.

Odamız, İzmir için belirlemiş olduğu vizyon çerçevesinde, bütçesi elverdiğince

projeler yapmakta ve yatırımlar gerçekleştirmektedir. Bu kapsamda, 2013 yılında

İzmir ve dolayısıyla üyelerimiz için gerçekleştireceğimiz projelere aşağıda yer

verilmiştir.

12.1. Avrupa’nın Lider Kruvaziyer Destinasyonu İzmir, Yeni Ufuklara

Yelken Açıyor

Günümüz kruvaziyer endüstrisi, önceden kullanılan ve Avrupa ile Yeni Kıtayı

birbirine bağlayan yolcu hatlarından tamamen farklıdır.

Kruvaziyer turizminde 1990’larda bir genişleme; 2000’li yıllarda ise bir daralma

gözlemlenmiştir. Geçtiğimiz 5 yıl içinde ise hızlı bir genişleme görülmüştür.

Ancak dünya kruvaziyer sektörü 60 yılı aşkın bir zamandır Kuzey Amerika ve

Avrupa’da varlığını sürdürmektedir. Endüstri, 25 yıldan fazla bir süredir dinamik

bir büyüme göstermektedir. Büyüme hızı bakımından sektöre en çok kaynak

sağlayan bölge %46 pay ile Amerika’dır. Amerika’dan sonra ikinci gelen bölge ise

%19’luk pay ile Akdeniz ve Avrupa’dır. Akdeniz’in payı %14 düzeyindedir.

160


Tablo 43: Kruvaziyer Firmalarının Tercih Ettiği Destinasyonlar ve Destinasyon

Bölgesine Göre Alınan Paylar

Sıralama Destinasyon Bölgesi Aldığı Pay %

1 Karayipler 43

2 Alaska 25

3 Bahamalar 25

4 Hawaii 15

5 Akdeniz&Yunan Adaları&Türkiye 14

7 Bermuda 11

8 Avrupa 9

9 Panama Kanalı 8

10 Meksika Batı Kıyıları 8

Kaynak: Ross Kingston Dowling, Cruise ship tourism, CABI, 2006 ve 2011 yılı

Florida-Caribbean Cruise Association’un 2011 Yılı raporları.

Şu anda kruvaziyer gemilerin genel yayılımı küresel bakımdan, daha öncesine

kıyasla çok daha fazladır. Karayiplerdeki piyasanın ihtiyaçları karşılandıkça

kruvaziyer hatları artık bazı gemilerini Avrupa kruvaziyer hattının hızlı bir şekilde

büyüyen bölümüne konuşlandırmaktadır ve bu durum çok yakında kitlesel piyasa

gemilerinin Çin ve Singapur gibi ülkelere konumlandırılmasıyla Asya piyasasında

da görülecektir. Halihazırda Asya’da temsilcilikler açılmaktadır.

Tablo 44: Kruvaziyer Endüstrisinde Bölgelere Göre Yolcu Talepleri ve Bölgelerin

Aldığı Paylar (Milyon Yolcu)

Bölge/Yıl 1995 2011

Kuzey Amerika 4.35 11.5

Avrupa (Rusya ve Doğu Avrupa ülkeleri dahil) 1.00

6.18

Ara Toplam 5.35 17.7

Diğer (Güney Amerika, Çin ve Asya Ülkeleri) 0.37 2.91

Genel Toplam 5.72 20.6

Kuzey Amerika’nın payı (%) % 76 % 55.8

Avrupa’nın Payı (%) % 17,48 % 30

Kaynak: European Cruise Council Report, 2008, 2011 ve 2012 raporlarından

derlenerek hazırlanmıştır.

Tabloda verildiği üzere, 1995 yılından 2011 yılına kadar olan 16 yıllık periyot içinde,

kruvaziyer seyahatiyle yolculuğa çıkmak isteyenlerin sayısı 5,72 milyondan 20,6

milyona çıkmıştır ki bu rakam sektörde 3 kat artışın olduğunu göstermektedir.

161


Avrupa’da 1996 yılında 1,2 milyon Avrupalı kruvaziyer yolcusu bulunurken, talep

giderek artmış ve Avrupalı yolcu rakamları 2004 yılında 2,8, 2005 yılında 3,1, 2006

yılında 3,4 milyona, 2007 yılında 4 milyon, 2008 yılında 4,4 milyon, 2009 yılında 5

milyon, 2010 yılının sonunda ise 5,5 milyona ulaşmıştır.

Avrupa’nın 5,5 milyonluk pazarı, %31 oranı ile İngiltere, %21 oranı ile Almanya, %16

oranı ile İtalya, %12 oranı ile İspanya, %7 oranı ile Fransa ve %13 oranı ile diğer

Avrupa ülkeleri arasında dağılmaktadır.

Kuzey Amerika’da kruvaziyer seyahatleri ile yolculuğa çıkmak isteyen kişilerin

talebi son 15 yılda iki katına çıkarken bölgenin son yıllarda talep oranında aldığı pay

düşmüş, bununla birlikte Çin ve Asya ülkelerinden de kruvaziyer seyahatine ilgi

artmış, Avrupa ve Akdeniz bölgesi ise ivme kazanmıştır.

Grafik 14: 2011 Yılı Verilerine Göre Kruvaziyer Seyahatine Çıkan Yolcuların

Ülkeler Bazında Dağılımı

% 12,1 Avrupa Ülkeleri (6.18

milyon)

% 30

Kuzey Amerika Ülkeleri

(11.5 milyon)

% 55,8

Diğer Ülkeler (Güney

Amerika, Çin ve Asya

Ülkeleri) (2.91 milyon)

Kaynak: Avrupa Kruvaziyer Konseyi, 2012

Türkiye’de kruvaziyer turizmi giderek yükselmektedir. 2004 yılında Türkiye

genelinde sadece 912 gemi seferi ile 818.000 kruvaziyer yolcusu varken, 2011 yılı

sonunda 1.633 gemi seferi ile 2,2 milyon kruvaziyer yolcusuna ulaşılmış, ülkemizin

kruvaziyer turizmindeki yolcu sayısında yaklaşık 3 kat artış görülmüştür. İzmir

yükselen performansı ile her geçen gün yurtiçi ve yurtdışında kruvaziyer sektör

liderlerinin dikkatini çekmektedir.

Odamızın İzmir Alsancak Limanı’na kruvaziyer gemilerinin gelişini sağlamaya

yönelik gayretleri neticesinde, 2003 yılında 5 sefer ile 3.271 yolcu, 2004 yılında 32

sefer ile 77.000 yolcu, 2005 yılında 26 sefer ile 58.042 yolcu, 2006 yılında 94 sefer ile

183.198 yolcu, 2007 yılında 122 sefer ile 288.017, 2008 yılında 128 sefer ile 321.279,

2009 yılında 309.603 yolcu, 2010 yılında 141 sefer ile 355.899 yolcu, 2011 yılında 272

sefer ile 504.921 yolcu İzmir’e gelmiştir.

162


2012 yılı seferleri kapsamında 4 Aralık 2012 itibari ile İzmir’e 284 sefer ile 504.217

yolcu gelmiş ve kruvaziyer yoluyla İzmir’e gelen turist sayısı 2.605.447’ye ulaşmıştır.

2012 yılı sonunda 600 bin yolcu gelmesi beklenmektedir.

T.C. Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı Liman Başkanlıkları, Özel Limanlar, Deniz

Ticaret Odalarından alınan istatistiklerden yapılan derleme sonucunda İzmir; T.C

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın 2012 yılı ilk 10 aylık

istatistiklerine göre Türkiye transit yolcu kruvaziyer trafiğinin %29,04’ünü

yönetmekte ve Kuşadası'ndan sonra 2. sırada yer almaktadır.

İstanbul, 2012 yılı 10 aylık transit yolcu rakamlara göre Türkiye kruvaziyer

turizminden %28,74, Kuşadası %32,23, Antalya %0,47, Marmaris % 3,29, Bodrum %

3,14 oranında pay almaktadır.

İzmir kenti içinde bulunan üç limanı ile gerçekten büyük bir destinasyondur ve

kruvaziyer turizmindeki başarımız bu sebeple tescillenmiştir.

İzmir, 2011 yılında "Avrupa'nın En İyi Kruvaziyer Destinasyonu" kategorisinde,

Turizm Oscarları olarak nitelendirilen Dünya Seyahat Ödülü'nü kazanmıştır.

İzmir; 2012 yılında ikinci kez Amsterdam, Atina, Cannes, Kopenhag, Dubrovnik,

Lizbon, Oslo, Reykavik, St. Petersburg ve Venedik gibi güçlü rakiplerini geride

bırakarak "Avrupa'nın En İyi Kruvaziyer Destinasyonu" kategorisinde ödüle layık

görülmüştür.

İzmir; sadece gemilerin uğradığı bir liman değil, İzmir'de başlayıp İzmir'de biten

turların gerçekleştirileceği bir liman olma yolunda ilerlemektedir. İzmir; 8.500 yıllık

tarihi, üniversiteleri, sanayi bölgeleri, çarşıları, alışveriş imkanları ve konaklama

olanakları ile kruvaziyer turizminin Akdeniz yıldızı olmaya adaydır. İzmir;

Odamızın yoğun çabaları ile artık kruvaziyer turizminde tercih edilen önemli

limanlardan birisi haline gelmiştir.

163


2011 yılında Dünya Bankası, Türkiye ve Akdeniz’de belirlediği ülkelerde tarım ve

kruvaziyer turizm konusunda kümelenme çalışması yapmıştır. Dünya Bankası

Akdeniz’de önemli gördüğü ülkeleri ve limanları İspanya-Barselona, Malta-Valletta,

Mısır-İskenderiye, Lübnan-Beyrut olarak belirlemiş, Türkiye’den ise İzmir Limanı’nı

araştırma konusu olarak seçmiştir.

14 Ekim 2011 tarihinde T.C Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Sayın Binali

Yıldırım’ın başkanlığında gerçekleştirilen “Türkiye’de Kruvaziyer Turizminin Dünü,

Bugünü ve Yarını” adlı toplantıda kruvaziyer turizmine yönelik avantajlı denizcilik

politikalarının oluşturulması ve İzmir merkezli Türkiye Kruvaziyer Limanları

Birliği’nin kurulması kararı alınmıştır.

Yapılan çalışmalar sonucunda, İzmir Ticaret Odası'nın öncülüğünde, 3 Temmuz 2012

tarihinde Türkiye'nin kruvaziyer turizminin gelişimine öncülük etmek ve kruvaziyer

turizmine ilişkin ortak stratejileri belirlemek amacıyla "Türkiye Kruvaziyer

Platformu" kurulmuştur.

Türkiye Kruvaziyer Platformu (CRUISE TÜRKİYE)’nin amaçları;

Türk limanlarının kruvaziyer turizmindeki faaliyetlerini etkinleştirmek,

destek verilerek geliştirilmesini sağlamak ve bu konuda çalışmalar yapmak,

Türkiye'yi bir kruvaziyer destinasyonu olarak tanıtmak,

Limanlar arasındaki koordinasyonu sağlamak,

Kruvaziyer turizmi faaliyetlerinin etkinleştirilmesi ve geliştirilmesi için

araştırmalar yapmak,

Ülkemiz limanlarında bulunan kruvaziyer yolcu trafiğini ve potansiyelini

artırmaya yönelik olarak girişimlerde bulunmak,

Devlet kurumları ile işbirliği içinde çalışmak, ülkemiz limanlarının ortak ilgi

ve sorunlarına karşı ortak tutum, politika veya planların oluşturulması için

karşılıklı bilgi alışverişi yapmak,

Dünyadaki organizasyonları da ülkemizin katılımını organize ve temsil

etmek,

Türk Kruvaziyer limanlarını tanıtmak ve pazarlama için ortak bir strateji

belirlemek ve aksiyon planı oluşturmak,

164


Kruvaziyer sektörünün sorunlarını çözmek

Ülkemize daha çok kruvaziyer gemisi gelmesi için çalışmalar yapmak,

Limanları, liman kentlerinin ticaret odalarını, acenteleri, operatör şirketleri,

cruise lineları, kumanyacıları ve diğer tüm tedarikçileri Platformun bünyesine

almak,

Dünyadaki kruvaziyer gemilerinin Türkiye'den kumanya alımını arttırmak

amacıyla Türkiye'yi iyi, doğru ve ucuz bir tedarikçi olarak kruvaziyer

şirketlerine tanıtmak,

Türkiye Kruvaziyer Platformu'nun çalışmalarını yürütebilmesi için ortak bir

fon oluşturarak bütün katılımcıların mali katkılarını sağlamak,

Türkiye Kruvaziyer Platformu'nun Yürütme Kurulu ve alt çalışma gruplarını

veya komitelerini oluşturmak

olarak belirlenmiştir. Konu ile ilgili niyet mektubu T.C. Ulaştırma, Denizcilik ve

Haberleşme Bakanlığı ile T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na iletilmiştir.

Platformun Tarife-Bütçe ve Çevre; Pazarlama-Tanıtım ve Kruvaziyer Gemi Tedarik

ile Eğitim Komitesi olmak üzere 3 komitesi bulunmaktadır. Platformun uzun ve orta

vadede Türkiye ve İzmir kruvaziyer turizminin geleceğinde önemli bir yer alacağı

bilinmektedir.

Odamız, 2008 yılından bu yana 22 farklı uluslararası kruvaziyer fuar ve etkinliğine

katılmış, her organizasyondan da yeni bağlantılarla dönmüştür.

İzmir şu anda transit limanlar arasında Avrupa’da 26. sıradadır ve kruvaziyerde

doğru hedefe kilitlendiği takdirde, önemli başarılara imza atabileceğini yakın

zamanda ispat edecektir.

2013 yılı, kruvaziyer turizmde İzmir’in altyapı çalışmalarının tamamlanacağı bir

hazırlık dönemine işaret etmektedir. Yeni liman ile 1 milyon turist hedefine ulaşmak

için İzmir Alsancak Limanı kruvaziyer liman ihalesinin tamamlanacağı; 2012 yılında

kurulan yeni bağlantılar ile 2013 yılında İzmir’e yeni seferler ve yeni yolcu değişimi

yapacak gemilerin geleceği öngörülmektedir.

Ancak İzmir’de kruvaziyer turizminin gelişmesi ile birlikte altyapı fonksiyonlarının

da kısa vadede tamamlanması gerekecektir.

Odamız yine 2013 yılında, öncülüğünde kurulan ve başkanlığını yürüttüğü Türkiye

Kruvaziyer platformu ile ortak çalışacak şekilde, yurtiçi ve yurtdışında, Seatrade

Miami Kruvaziyer Fuarı, Posidonia Cruise Forum, Avrupa Kruvaziyer Konseyi,

Seatrade Europe Hamburg, Kruvaziyer Turizminin Geleceği Zirvesi, Karadeniz’de

Kruvaziyer Turizmi Zirvesi, Kruvaziyer Tedarik Alım Heyetleri Toplantısı ve

Kruvaziyer Sektörü Yazarları Fam Trip çalışması olmak üzere 8 farklı kruvaziyer

fuar ve etkinliğine katılacaktır.

165


Odamız 2013 yılında kruvaziyer turizmin yanı sıra tüm genel turizm konularını ele

alacak şekilde;

İzmir başlangıç ve bitişli turların artırılması,

İzmir Adnan Menderes Havalimanı’nın kruvaziyer yolcu değişimleri için

uygun hale ve niteliğe kavuşturulması,

İzmir’den direk uçuşların frekans ve destinasyon çeşidi bakımından

artırılması,

Sadece İzmir için değil tüm ülke kruvaziyer limanları ve destinasyonlar

için etkin tanıtım kampanyası yapılması konusunda seferber olunması,

İzmir’in tedarikçi firmaları ile kurvaziyerlere mal tedariki ve genç nüfusu

ile turizmi için nitelikli eleman yetiştirme potansiyeline sahip olduğundan

hareketler, ilgili konular hakkında girişim yapılması,

İzmir’in, daha sonraki yıllarda Türkiye’de yapılabilecek ilk kruvaziyer

fuarını gerçekleştirmesi için girişimlerine başlaması

gibi konularda da çalışacaktır.

12.2. İzmir’in Tarihi ve Arkeolojik Mekanları Gün Işığına Çıkıyor

Odamız, İzmir’e gelen turistlerin kalış sürelerini uzatabilmek ve konaklama süresini

artırabilmek amacıyla İzmir’de turizm değeri taşıyan arkeolojik ve tarihi mekanların

turiste sunabilir hale getirilerek kente ve kent turizmine kazandırılması için projeler

üretmekte, kazı ve restorasyon çalışmalarına 2003 yılından bu yana sponsor

olmaktadır.

Bu kapsamda; 2003 yılından beri Agora Ören Yeri’nde, 2005-2009 yılları arasında

Bayraklı-Tepekule Smyrna Kentinde, 2009 yılı ortasından itibaren ise Kadifekale Sur

içinde yürütülen kazı ve restorasyon çalışmalarına düzenli olarak destek vermiş;

verdiği destek toplamda 2 milyon TL’yi aşmıştır.

166


Odamız, şehir turizminin önemli bir parçası olan kültür-tarih turizminin

canlandırılması amacıyla Antik Smyrna Kenti (Kadifekale, Agora Ören Yeri, Antik

Tiyatro) kazı ve restorasyon çalışmalarına 2003 yılından bu yana kesintisiz olarak

sponsorluk yapmaktadır.

Agora Ören Yeri’nde meclis binası (bouleuterion), mozaikli yapı, Roma Hamamı gibi

antik kentin kamu binaları 2009 yılından bu yana sürdürülen kazılarla ortaya

çıkarılmış olup sağlamlaştırma, konservasyon ve restorasyon çalışmaları

yapılmaktadır.

Başlangıçta 35x30 m ölçüsünde olduğu düşünülen mozaikli yapının 35x60

ölçülerinde olduğu anlaşılmıştır. Oldukça büyük ölçülerdeki mozaik tabanın

konservasyon ve restorasyonu yapılmaktadır. Ayrıca yağmurdan korumak amacıyla

etap etap üstü çatı ile kapatılmaktadır.

Roma hamam yapısı ve çevresinde temizlik çalışmalarına devam edilmiş, 2012

yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen ve Kasım ayı başında

tamamlanan çalışmalarda Hamam yapısı ile Han yapısının cephelerindeki modern

müdahaleler mekanik temizlikle kaldırılmış ve orijinal duvar dokusu ortaya

çıkarılmıştır.

Mekanik temizlik çalışmalarının Kasım 2012 itibari ile bitmiş olması nedeniyle

orijinal duvar cephelerine projektörlerle aydınlatılma yapılmıştır.

İkiçeşmelik Caddesi boyunca zeminde yapılan çimlendirme çalışmalarına ek olarak

otoparka bakan cephede de çimlendirme çalışmalarına 2012 yılı Kasım ayından

itibaren başlanmıştır.

Kazı Alanı sınırında kalan ve İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından

gerçekleştirilecek Sabetay Sevi Evi’nin restorasyonun da 2013 yılında yapılması

beklenmektedir.

167


2011 yılında gezi parkuru oluşturularak turistlerin çok daha şık ve kapsamlı bir

düzenleme ile Agora Ören Yerinde daha fazla ve keyifli vakit geçirmesi sağlanmış,

parkur içinde iyileştirmeler yapılmıştır.

Bazilika bölümünde restorasyonu ve konservasyonu tamamlanan grafitoların yer

aldığı ilk 6 panelin olduğu kısım gezi parkuruna dahil edilerek ziyarete açılmıştır.

Bazilikadaki diğer panellerin restorasyon ve konservasyonuna yoğun bir biçimde

devam edilmektedir. Panel bazında çalışmalar tamamlandıkça gezi parkuruna dahil

edilecektir.

Yürütülen çalışmalara ek olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından Agora Ören

Yeri 1. Derece arkeolojik sit sınırlarından geçmek üzere çevre duvarı projesi

hazırlanmış ve Koruma Bölge Kurulu’na sunulmuştur. Koruma Bölge Kurulunun

onayının ardından çevre duvarının 2013 yılında yapılması beklenmektedir.

Kadifekale’de ise Büyük İskender dönemine ait sur duvarları ortaya çıkarılmış;

sarnıç yapısının iç mekanı temizlenmiş; İzmir’in Türklerin eline geçmesinin ardından

yapılan ilk ibadet yapısı olması muhtemel Kale Mescidi kazısı yapılmıştır.

168


Diğer yandan Kadifekale’nin turistler açısında daha güvenli, daha konforlu ve

bilgilendirici olması açısından kale burçlarının üzerine korkuluk, sarnıcın içine iniş

merdivenleri ile yönlendirme ve bilgilendirme panoları yapılmıştır.

Ayrıca İzmir’in her yerinden görünen ve en büyük bayrağı olan Türk Bayrağımızın

düzenli olarak bakımı, değişimi ve aydınlatması yapılmış; Kadifekale sur içinde

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden kiralamış olduğumuz tuvaletlerin sürekli ve

düzenli olarak açık ve temiz kalması sağlanmış; turistlerin rahat dolaşabilmesi için

gerekli güvenlik önlemleri yıl boyunca alınmıştır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen çalışmalarda Kadifekale sur

duvarlarının yıkılan ve yıkılma tehlikesi bulunan kısımları onarılmakta,

sağlamlaştırılmakta ve konservasyonu yapılmaktadır. Bu çalışmalarla birlikte

Kadifekale surlarının uzaktan algılanabilmesi için surları çevreleyen ağaçların

taşınarak surların ortaya çıkarılması, sur cephelerinin aydınlatılması ve böylece

Kadifekale’nin gece ve gündüz estetik bir görünüme kavuşturulması için

girişimlerimiz 2013 yılında da sürdürülecektir.

Odamız, 2003 yılından bu yana kesintisiz olarak sürdürmüş olduğu Antik Smyrna

Kenti (Kadifekale, Agora Ören Yeri, Antik Tiyatro) kazı ve restorasyon çalışmaları

sponsorluğu ile Türk Bayrağının sürekli olarak dalgalanması için gerekli tedbirleri

almaya 2013 yılında da devam edecektir.

12.3. Pasaport Dalgakıran Projesi

02.05.1995 tarihinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) Türkiye Denizcilik

İşletmeleri A.Ş. (TDİ)’ye ait 289 ada 3 ve 5 parsellerin (Pasaport Limanı Dalgakıranı)

özelleştirilmesi amacıyla ihaleye çıkmıştır.

18.10.2002 tarihinde projenin Konak Pier kısmı tamamlanarak hizmete girmiş

dalgakıran kısmı ise atıl durumda bırakılmıştır.

169


Odamız 2005 yılında Pasaport Limanı Dalgakıranı’nın atıl durumdan kurtularak bir

cazibe merkezi haline gelmesi ve kente kazandırılması için proje geliştirmiş ve bunu

kamuoyu ile paylaşmıştır. 2008 yılında Pasaport Limanı Dalgakıran Projesi iki kısma

ayrılmış ve revize edilmiştir. Buna göre 1. Etap kara tarafı kıyı kesimi + iç deniz ve

Pasaport İskelesinin bulunduğu kesim; 2. Etap ise Dalgakıran olmak üzere proje

etaplanmıştır.

Projenin hedefi İzmir’in en önemli mekânların başında gelen bu yerin; tüm İzmir

halkının kullanımına sunulmasını sağlamaktır. Projenin gerçekleştirilmesi için

hukuki problemlerin çözülmesi amacıyla Maliye Bakanlığı ve ÖİB nezdinde

girişimlerde bulunmuştur. Odamızın amacı bu atıl konumdaki tesisi cazibe merkezi

yaparak yatırımcıya sunulur hale getirmektir.

Pasaport Dalgakıranının uzunluğu 1.030 metre, toplam alanı 6.500 m 2 , üzerindeki

dikdörtgen formundaki alanın büyüklüğü 2.675 m 2 'dir.

Odamız Dalgakıran’da kültür, sanat, sergi ve gösteri mekanları, su sporları,

akvaryum, su ve ışık oyunları tarih parkı, restoran kafeterya, rekreasyon ve seyir

alanları, marina, ikinci el tekne satışı, yat fuarı, vb. aktiviteler gerçekleştirerek

İzmir'in en önemli kıyı alanında bir cazibe merkezi yaratmak istemektedir.

170


Bu kapsamda 2013 yılında projenin gerçekleşmesi için imar planı ve uygulama

projelerinin hazırlanmasına devem edilecek, dalgakıranın ışık, müzik ve su oyunları

ile renklendirilmesi sağlanacak, projenin hayata geçirilmesi için ilgili kurum ve

kuruluşlarla işbirliği içerisinde çalışılacaktır.

12.4. Şehir Merkezindeki Turistik Altyapının İyileştirilmesi (Tur

Otobüsü Durakları, Bilgilendirme, Yönlendirme)

Odamız, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve diğer kurum ve kuruluşlar şehir turizminin

geliştirilmesi ve kruvaziyer turistlerin şehir merkezine yönlendirilmesi için yoğun

çaba harcamakta; bu sayede kent merkezini ziyaret eden turist sayısında belirgin bir

artış gözlenmektedir. Bu turist kitlesi içinde toplu olarak otobüs ile şehir merkezini

gezen turistlerin yanı sıra taksi ile ya da yaya olarak dolaşan turistler de

bulunmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hizmete sokulan şehir içi üstü açık tur

otobüslerinden yararlanan turistler, tur sırasında sesli anlatım sistemi ile bilgi

alabilmekte, turistlere yönlendirme yapılmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi üstü açık tur otobüslerinin Bayraklı ve Karşıyaka

güzergahında da hizmet vermesi için incelemelerine devam etmektedir.

171


Diğer yandan yine, T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkıları ile Ege Turizm

Derneği tarafından hazırlanan ve Ekim 2012’de duyurulan uygulama ile GPS

özelliğine sahip akıllı telefonlar ve tabletler üzerinden bilgi ve yönlendirme

alınabilmektedir.

Ancak bu ve benzeri teknolojik imkanları kullanmayan ve kullanamayan, şehrimizi

yürüyerek keşfetmek isteyen turistler için şehir merkezinde bilgilendirme ve

yönlendirme levhalarının kapsamlı olarak gözden geçirilmesi, mutlaka İngilizce

yönlendirmenin yapılması ihtiyacı bulunmaktadır.

Bu doğrultuda limandan itibaren Kadifekale’ye kadar olan güzergahlar üzerinde

yönlendirme levhalarının yeterliliği konusunda 2009 yılında bir çalışma hazırlanmış;

Kent merkezini yaya olarak gezecek olan turistler için Kordonboyu, Talatpaşa

Bulvarı ve Şair Eşref Bulvarı ana akslarından devam eden üç güzergah belirlenmiştir.

Her üç güzergah hazırlanan çalışma içerisinde ayrı ayrı ele alınmış, güzergahlar

boyunca mevcut levhaların fotoğraflarına ve tespit edilen eksikliklere detaylı olarak

yer verilmiş, çalışmanın sonunda genel öneriler sıralanmıştır.

Bu önerilerimiz ile birlikte, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından çeşitli

iyileştirmeler yapılmıştır.

Yanı sıra Kemeraltı’ndaki çeşitli bölgelerde alışverişin canlanması için 27. Halı,

Kilim, Duvar ve Yer Kaplamaları Meslek Komitesi’nin talebi üzerine Odamızın

girişimleri ve İZULAŞ Genel Müdürlüğünün başvurusu ile İkiçeşmelik

Caddesi’ndeki üstü açık tur otobüsü durak yeri, 928 Sokak çıkışına denk gelecek

şekilde otobüs duraklarının bulunduğu cebin içine, Fevzipaşa Bulvarı üzerindeki

durak yeri ise Hisar Meydanı girişine alınmıştır.

Ayrıca Odamız tarafından üstü açık tur otobüsünde kullanılan 5 dil frekansının

sayıca artırılması konusunda öneri getirilmiştir.

Odamız, yerli ve yabancı turistlerin İzmir’i daha güzel bir şekilde algılaması için

2013 yılında da öneriler getirmeye devam edecektir. Bu kapsamda, turist taşıyan tur

otobüslerinin bekleme yapabileceği park yerlerinin belirlenmesine yönelik bir saha

çalışması yaparak İzmir Büyükşehir Belediyesi ve UKOME nezdinde girişimde

bulunacaktır.

Ayrıca engelli turistlere yönelik hizmetlerin ve altyapının iyileştirilmesi ve

engellilere yönelik özel turların uygulanması için, TURSAB ve İzmir Büyükşehir

Belediyesi nezdinde girişimde bulunulacaktır. Engelli turistlere kaliteli hizmet

sunulmasının, ilk etapta kentin imajında olumlu bir etki yaratacağına inanılmaktadır.

172


Engelli turistlere yönelik olarak termal turizm kaynaklarının kullanılabileceği

özellikli turların, İzmir turizminin sahip olduğu büyük potansiyeli açığa çıkaracağı

ve kent turizminin gelişimine katkı sağlayacağı öngörülmektedir. Odamız tarafından

bu kapsamda bir proje geliştirilmesi için çalışma başlatılacaktır.

12.5. İzmir Bilim ve Teknoloji Parkı

23.12.2010 tarihinde İzmir Ekonomi Üniversitesinde düzenlenen "İzmir Ticaret Odası

2009 Yılı Vergi Ödülleri Töreni"ne katılan dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın

Nihat ERGÜN yaptığı konuşmada İzmir'de tarım ve gıda ağırlıklı bir teknoparkın

kurulması gerektiğinin altını çizmiştir.

Odamız bu öneriyi dikkate alarak, İzmir Ekonomi Üniversitesi ile birlikte bir tarımgıda

teknoparkı kurma çalışmalarına başlamış ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı

nezdinde girişimde bulunmuştur. Menemen-Koyundere ve Konak-Halkapınar

Mahallesindeki arsa arayış ve teşebbüslerinden sonra İzmir Bilim ve Teknoloji

Parkının İzmir ili, Menderes ilçesi, Tekeli Beldesi’nde kurulu İTOB Organize Sanayi

Bölgesi (OSB) içerisinde olması kararlaştırılmıştır.

04.06.2012 tarihinde İzmir Ekonomi Üniversitesi, İTOB OSB, İzmir Ticaret Odası,

İzmir Ticaret Borsası ve Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) tarafından "İzmir Bilim ve

Teknoloji Parkı" Teknoloji Geliştirme Bölgesi kurucu heyet protokolü imzalanmıştır.

20.09.2012 tarihinde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Bilim ve Teknoloji Genel

Müdürlüğü'nde İzmir Bilim ve Teknoloji Parkı'nın Teknoloji Geliştirme Bölgesi

olmasına yönelik değerlendirme kurulu toplanmış ve olumlu karar alınmıştır.

Bakanlar Kurulu'nun 2012/3800 sayılı kararı 20.10.2012 tarihli Resmi Gazete’de

yayınlanmış ve İzmir Bilim ve Teknoloji Parkı Teknoloji Geliştirme Bölgesi'nin

kuruluşu resmileşmiştir.

Bölgenin faaliyet göstereceği teknolojik alanlar sürdürülebilir enerji, sürdürülebilir

tarım, bilişim alanları başta olmak üzere aşağıdaki alanlarda faaliyet gösterilecektir:

İleri Tarım Teknolojileri,

Tohum Islahı,

İleri Gıda Teknolojileri,

Sürdürülebilir Enerji Teknolojileri (Jeotermal Enerji, Rüzgâr Enerjisi, Güneş

Enerjisi, Dalga Enerjisi, Bioyakıt Teknolojileri)

Yukarıdaki sektörlere ilave yine sürdürülebilirlik çerçevesinde ülkemizde en büyük

ithalat kalemleri arasında yer alan medikal malzeme ve teçhizat sektörü ilave

edilebilecektir.

173


İzmir Bilim ve Teknoloji Parkı, İTOB OSB içerisinde toplam 22.897 m 2 alanda

kurulacaktır.

İTOB OSB içerisinde konumlanacak İzmir Bilim ve Teknoloji Parkı;

Projenin çok hızlı bir şekilde faaliyete geçebilme olanağı,

Teknoparkın kurulacağı alanda mülkiyet, imar, alt yapı problemlerinin var

olmaması,

İçinde ve yakın çevresinde 2 adet OSB, OSB'ler dışında sanayi tesislerinin

olması dolayısıyla sanayi tesisleri ile iç içe olabilmesi,

Ege Serbest Bölgesi (ESBAŞ)'a yakınlığı,

İTOB OSB'de daha çok KOBİ'lerin yer alması, KOBİ'lerin esneklik kabiliyetleri

ve AR-GE faaliyetlerine olan ilgileri,

Yakın çevresinde ve hinterlandında çok verimli tarım toprakları, sera ve

organik tarım uygulamaları yer alması, böylelikle tarım-gıda AR-GE

çalışmalarının uygulama alanlarına sahip olabilmesi,

Kent merkezine, metropol kentteki ticaret-hizmet alanlarına, üniversitelere,

serbest bölge ve havaalanına kolay ulaşma olanağı,

Yetişmiş ve nitelikli iş gücüne kolay ulaşılabilir olması,

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından Gaziemir'de Serbest Bölge yanında

kurulacak olan ve yapım ihalesine çıkılan ülkemizin en büyük fuar ve kongre

alanına yakınlığı,

Kuşadası, Gümüldür ve otoyol sayesinde Çeşme gibi turizm alanlarına kolay

ulaşılabilirliği,

174


Metropol kentlerin stres ve gürültüsünden uzakta, baraj gölü ve tarım

toprakları içinde dingin bir ortamda çalışma olanağının olması,

Tekeli ve Pancar'da bakir ve uygun yerleşim alanlarının ve imar haklarının

var olması,

Gelecekte İTOB OSB içerisinde genişleme ve büyüme olanağı olması,

İTOB OSB gibi tamamen özel sektörün kurduğu başarılı bir OSB içerisinde yer

alması,

Teknopark için gerekli olan bazı sosyal tesis, spor, rekreasyon alanları ve diğer

hizmet alanları, konaklama ve ticari alan gereksinimleri İTOB OSB

bünyesinden temin etme kolaylığı,

İtfaiye, çevre temizliği, çevre güvenliği gibi hizmetleri ücretsiz olarak İTOB

OSB'den temin edebilme kolaylığı,

İTOB OSB'nin güneyinde bir lojistik merkezinin kurulabilme ihtimali

gibi özellikleri ile potansiyel bir çekim merkezi olarak İzmir'de ön plana çıkacak bir

teknopark olacaktır.

Odamız % 10 ile ortak olma kararı aldığı İzmir Bilim ve Teknoloji Parkı A.Ş. ile

birlikte diğer kurucu kurumlarla işbirliği içerisinde çalışarak 2013 yılı içerisinde

teknoparkı faaliyete geçirme gayretinde olacaktır.

12.6. İzmir Uluslararası Sağlık Kampüsü Projesi

Küreselleşme sürecinde, sağlık hizmetlerinde yüksek kalite ve düşük maliyetle

tedavi olma ihtiyacı, tüketicileri yeni pazar arayışlarına itmektedir.

Sağlık turizmi, sağlığına kavuşmak için ikamet ettiği ülkeden başka bir ülkeye

herhangi bir sebeple tedavi amacıyla gidilmesi, genel anlamda tedavi ve tatil

unsurlarını barındıran bir kavramdır.

Sadece yurtdışından değil yurtiçinden de yüksek beklentiler ile gelen hastaların

taleplerini karşılamak, uygun ürün ve hizmeti sunmak son derece önemlidir.

Ayrıca, sağlık sektöründe sıklıkla değişen mevzuat gereği birçok sağlık tesisi mevcut

binalarında hizmet vermekte güçlük çekmektedir. İzmir'in pek çok yerinde özel

sağlık kuruluşları olmakla beraber sektör genelde Alsancak - Kahramanlar

çevresinde sıkışmış durumdadır.

Oda olarak İzmir'de sağlık sektörünün önünü açmak, sektör pazar payının

büyümesini sağlamak, sağlık turizminin altyapısını oluşturmak, sektörün aktörlerini

bir arada toplayarak sinerjiyi sağlamak ve modern yapılar içerisinde hizmet

verilmesine olanak tanımak amacıyla İzmir’de bir sağlık merkezinin kurulması

hedeflenmiştir. Bu kapsamda, 2012 yılında S.S. İzmir Uluslararası Sağlık Merkezi

Toplu İşyeri Yapı Kooperatifi kurulmuştur. Nihai hedef İzmir'e bir "Uluslararası

Sağlık Merkezi" kurmaktır.

175


Bu merkezde ayakta teşhis merkezleri, dal merkezleri, poliklinikler,

muayenehaneler, laboratuarlar, eczaneler, tıbbi malzemeciler gibi sektördeki bütün

aktörlerin yer alması düşünülmektedir. Ayrıca bu fonksiyonları tamamlayıcı nitelikte

otel, ofis, restoran, kafeterya, büfe, dükkan, otopark, rekreasyon alanları gibi

kullanışlar da proje içerisinde yer alacaktır. Proje kapsamında İzmir Ekonomi

Üniversitesi'nin de desteği alınabilecektir.

Gerek İzmir’den gerek İzmir dışından gelen vatandaşlarımızın, gerekse de yurt

dışından gelecek yabancıların bu merkezde her türlü tedavi ve tıbbi malzeme

olanağını bir arada, kaliteli ve konforlu bir şekilde bulabilmesi planlanmaktadır.

Projenin gerçekleşmesi amacıyla Odamız çalışmalarını sürdürecektir.

12.7. Kongre Turizmi

Yerel turizm faaliyetlerini tek elden koordine eden ve tüm bu faaliyetlerin

planlayıcısı ve yöneticisi konumundaki bir Destinasyon Yönetim Organizasyonu

(Destination Management Organization - DMO)'nun oluşturulması, destinasyon

temelli bir tanıtım ve pazarlama stratejisine geçmenin ilk adımı olarak

görülmektedir. Böyle bir organizasyon, hedef kitlelerin destinasyon (ülke, kent, yöre,

bölge) hakkındaki şimdiki ve geleceğe ilişkin algılamalarını oluşturma gücü sağlar.

Destinasyon Yönetimi Organizasyonu (DMO) Modeli’nde sadece noktasal

örgütlenme ile tüm belde turizminin bir şirket gibi organize edilmesi ve yönetilmesi

öngörülmektedir. Modelde, turizmin çeşitli girdilerle oluşan yerel bir ticari ürün

olduğu ve her yönden düzenli ve uyumlu bir ortak yönetim gerektirdiği; yerel

özelliklere ve değişen piyasa koşullarına uyumlu organize edilerek üretilmesi ve

verimli pazarlanmasının sağlanması gerektiği anlaşılmaktadır. Şu ana kadar bu

modelin ülkemizde uygulanmış bir örneği yoktur.

Ancak fuar ve kongre katılımcılarının ileriye dönük planlama yapan, müşteri

ilişkilerine öncelik veren ve gittikleri yerde ortalamanın üzerinde harcama yapan

kişilerden oluşması ve tanıtım, sunum, kaliteli alt ve üst yapı, iletişim ve

planlamanın diğer turizm türlerine göre çok daha önemli olması nedeniyle

bekledikleri özel hizmetler, ülkelerin kongre ve incentive altyapısına yaptıkları

yatırımlar ve bu yatırımların yoğunlaştığı kent ve bölgeleri daha iyi tanıtmak ve

pazarlamak için oluşturulan Kongre ve Ziyaretçi Büroları” aracılığı ile

sunulmaktadır.

Tüm bunların bilincinde olan Odamız, İzmir turizminin 12 aya yayılması için

gerçekleştirdiği kruvaziyer turizmi projesinin yanında kongre turizmine de

odaklanmıştır.

176


Ülkemizde sadece 11-12 yıl önce varlık sağlayabilen Kongre ve Ziyaretçi

Büroları’ndan üçüncüsü şehrimizde bulunmaktadır. Türkiye’nin 3 kongre ve

ziyaretçi bürosundan biri olan İzmir CVB; kongre turizmi başta olmak üzere,

turizmin tüm aktif konularının ele alınarak uzlaşmacı çözümler ve kararlarla

uygulamalara gidebilecek, sürekli ve disiplinli bir yapıda yürütülecek çalışmaları,

planlama prensibi ile kongre turizminin İzmir’de gelişmesi için konuyu sürekli

olarak gündeme taşıyabilecek kararlılıktadır. İzmir CVB’nin çalışma ve kararları da

mikro ve makro düzeyde Ulusal Turizm gündeminde yerini alacaktır.

2011 yılının Ekim ayından itibaren Yönetim Kurulu Başkanımız tarafından

yürütülen İzmir CVB çalışmaları, iç piyasada sürdürülecek yatay piyasa çalışmaları

ile önceliklere ve bütçeye göre süratle gerçekleştirilecektir. Artık bugün kongre

turizmde tüm destinasyonların özlemini duyduğu gelişim ve yönetim prensiplerinin

hızla yerine oturduğu görülecektir.

Ancak kentte sadece kongre ziyaretçi bürosunun çalışmaları ile kongre turizminde

gelişme kaydedilemez. Çünkü pazarlama bir olay değil bir süreçtir. Bir başlangıcı ve

ortası vardır ama asla sonu olmayan bir süreçtir. Pazarlamayı geliştirmek,

mükemmelleştirmek, değiştirmek ve hatta beklemeye almak mümkündür ancak asla

tamamıyla durdurulamaz. Kongre ve Ziyaretçi Büroları’nın pazarlama süreci,

dünyadaki gelişmelere uygun olarak öne çıkması istenen kongre ve etkinlik

mekanlarını belirleyerek yöredeki tüm katılımcılara ekonomik katkı yaratacak bir

modeli destekleyecek faaliyetlerden oluşmalıdır.

Elbette kongre ve fuar turizmini sadece uluslararası bir faaliyet olarak düşünmemek

gerekmektedir. Çok başarılı ulusal organizasyonların yapıldığı ülkemizde bu

faaliyetler şehirler ve bölgeler için yeniden yapılanma ve gelişmişlik anlamına da

gelmektedir. Bu açıdan iklim koşulları ve coğrafi konumun sağladığı avantajların iç

pazara ve komşu ülkelere yönelik olarak ilgi çekecek toplantı, kongre, konferans ve

fuar turizmi potansiyeli kullanılarak daha iyi değerlendirilmesi için bu alanda

çalışan kuruluşların desteklenmesi gerekmektedir. Kongre turizminde başarı birlik

sağlanmasından ve kuruluşların bu amaçla kurulmuş büroları desteklemesinden

geçmektedir.

Bu nedenle, 2011 yılı Kasım ayından itibaren bir yıl süre ile Odamız tarafından İzmir

CVB ortaklığında yapılan çalışmalarda kongre sektörünün desteklenmesi anlamında

bir fon ayrılmıştır.

Yapılan çalışmaların hedefi, 2014 yılıdır. Kültürpark fuar alanının kongre merkezine

dönüşmesi ve Gaziemir'de yapılacak olan yeni fuar alanı ve kongre merkezinin

hizmete girmesiyle, ayrıca Selçuk'ta TÜRSAB'ın yaptığı 5 bin kişilik Efes kongre

merkezi ile İzmir ve çevresinde müthiş bir potansiyel ortaya çıkacaktır.

177


Buna paralel olarak İzmir otellerinin sayısının hızla artacağı öngörülmektedir. Bu

nedenle İzmir CVB, “Her gün bir kongre 4+1 kampanyası” ile, İzmir'de yeni devreye

girecek fuar alanı ve kongre merkezlerine ilgiyi çekmek için 2014 yılında ücret

almadan bu tesisleri kongre organizasyonlarına tahsis etmeyi önermiş ve tanıtım

kampanyalarında kullanmıştır.

Sadece 2011 yılı Ekim ayından itibaren İzmir Ticaret Odası’nın destek ve çabaları ile

İzmir CVB, toplamda 21 ulusal ve uluslararası etkinliğe katılıp, 34.792 km yol

yapmıştır.

2023 yılı turizm stratejik hedeflerinde, kongre ve fuar turizminin geliştirilmesi

mutlak surette ifade edilen İzmir için Odamız 2013 yılından itibaren yine, İzmir CVB

ile ortak olarak yabancı kongre planlayıcılarının İzmir’de ağırlanmasını, ulusal ve

uluslararası 4 fuara katılım yapılmasını sağlayacaktır.

12.8. Lojistik Projeleri (BALO Ortaklığı)

İzmir, bulunduğu coğrafya ve konumu itibariyle antik dönemden bugüne lojistik

açısından önemli bir kent olagelmiştir. İzmir’in bulunduğu coğrafyada lojistik

merkez olmasını sağlayacak özellikleri aşağıda anahatları ile sıralanmıştır:

Türkiye’nin ve İzmir’in jeopolitik konumu (Akdeniz-Karadeniz ve Ege Denizi

üçgeninin kesişim noktasında yer alması, Anadolu üzerinden Ortadoğu’ya,

Balkanlara ve Avrupa’ya yakınlık, Akdeniz-Karadeniz geçişi üzerinde yer

alması, Süveyş Kanalı’na yakınlık)

8.500 yıldır liman ve ticaret kenti olması,

İldeki mevcut sanayi potansiyeli, tarım ürünlerinin ticaret-ihracat potansiyeli

ve hammadde ticaret-ihracat potansiyeli,

5 adet liman, havalimanı, demiryolu ve karayolu ağı,

Manisa, Denizli, Aydın, Muğla, Bursa, Uşak, Kütahya gibi tarım, sanayi

üretimi ve maden işleme kapasitesi yüksek merkezlere yakınlık,

İzmir Alsancak Limanı sayesinde tüm ülkeye hitap edebilme potansiyeli,

1.200’ü aşkın uluslararası sermayeli firmaya ev sahipliği,

Yetişmiş ve nitelikli işgücü.

İzmir bu denli yüksek lojistik merkez olma potansiyeli içermesine rağmen

Avrupa’da örnekleri görülen çoklu ve intermodal taşımacılık yapan ve tüm sektörü

içerisinde barındıran bir merkeze sahip değildir. İzmir’de lojistik sahalar Alsancak

liman arkası, Çınarlı, Bornova Işıkkent, Pınarbaşı, Torbalı, Kemalpaşa ve kısmen

Sasalı’ya dağılmış durumdadır. Kentin yük-kamyon ve tır trafiği, merkezdeki

depolama alanları, konteynır sahaları nedeniyle fiziksel olarak sıkışmaktadır. Üstelik

bu durum kentin önünde mekansal bir engel teşkil ettiği gibi sektörün gelişmesini ve

rekabetçi haline gelmesini de engellemektedir.

178


Bu nedenle İzmir’in güney ve diğer akslarından gelecek yüklerin bir merkezde

toplanarak şehre girmesi ve şehirde toplanması gereken yükün şehre olumsuz etki

yaratmadan bu noktada toplanarak tüm dünyaya gönderilmesi açısından öncelikle

İzmir’in güneyinde otoyol, karayolu ve demiryolunun kesiştiği noktada bir lojistik

merkez kurulmalıdır.

Odamız; İzmir’in güneyinde otoyol, karayolu ve demiryolunun kesiştiği uygun bir

noktada bir lojistik merkez kurmak üzere 2008 yılından bu yana önemli çalışmalar

yürütmüştür.

İzmir Lojistik Merkezi Projesinde İzmir'in güneyinde Menderes İlçesi Oğlananası ve

Görece mevkiinde araziler bulunmuş, TOBB’la görüşmeler yapılmış ancak imar

problemi ve arazi maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle proje gerçekleştirilememiş

bununla birlikte yer arayışlarına devam edilmiştir.

Diğer yandan Kemalpaşa’da lojistik köy kurulması ile ilgili Kemalpaşa Lojistik Köy

Projesi, merkezi hükümetin 35 İzmir projesi arasında yer almış ve Altyapı Yatırımları

Genel Müdürlüğü çalışmalara başlamıştır.

Yaklaşık 2.000 dönüm üzerinde, toplam kapalı alanı 173.851 m2 olan Kemalpaşa

Lojistik Köy’ün altyapı çalışmalarına paralel olarak üstyapı çalışmaları YİD

modeliyle ihale edilecektir.

Ancak sadece İzmir’in doğusunda Kemalpaşa’da yapılacak bir lojistik köy ihtiyacı

kısmen karşılayabilir. Odamıza göre, İzmir’in kuzeyinde (Aliağa veya Çandarlı) ve

güneyinde de lojistik merkezler kurulmalıdır.

500 milyar dolar ihracat hedefindeki Türkiye’nin 3. Büyük şehri İzmir’in 100 milyar

dolar ihracat hedeflendiği ve Çandarlı Limanı’nın devreye girdiği düşünüldüğünde

İzmir’de en az 3 lojistik merkezin yer alması gerekmektedir.

Bu gelişmelerle birlikte, Türkiye’deki üretimin belli merkezlerde toplanarak

demiryolu üzerinden Avrupa’ya taşınması hedefi ile TOBB öncülüğünde çeşitli

şehirlerden Oda ve Borsaların da katılımı ile BALO projesi 2004 yılında başlatılmış,

yaşanan bazı gecikmeler sonrasında BALO-Büyük Anadolu Lojistik Organizasyonlar

Anonim Şirketi 2012 yılında kurulmuştur.

Şirketin amacı demiryolu ulaşımının deniz ve karayolu taşımacılığından çok daha

uygun maliyetli olması nedeniyle karayolu ile tırla veya denizyolu ile gönderilen

konteynır yüklerinin demiryolu ile Kara Avrupası'na ulaştırmayı ve lojistik

maliyetlerini düşererek uluslararası pazarda rekabet avantajı yakalamayı

hedeflemektedir. Hedef şehirler ise Viyana, Nürnberg, Stuttgart, Köln, Lyon,

Paris'tir.

179


Projenin Türkiye ayağı başlangıç olarak Batı Anadolu'daki illerin yüklerini

kapsarken gelinen aşamada tüm Anadolu'nun yüklerini kapsar şekilde

genişletilmiştir. Anadolu’da Antep, Kayseri, Konya, Ankara, Eskişehir, Balıkesir,

Denizli, İzmir, Manisa Bandırma demiryolu hatları proje kapsamında kullanıma

hazır durumdadır. Proje ile, Anadolu’dan demiryolu ile Bandırma’ya ulaşan yükler

feri ile Tekirdağ’a geçecek, oradan yapımı yeni biten 35 km’lik Muratlı hattı ile

Kapıkule’den çıkış yaparak 4 no’lu hattan kara Avrupası’na ulaşacaktır.

Odamız İzmir’in lojistik merkez olması için yürüttüğü projelerin bir parçası olarak

BALO AŞ’ye ortak olmuştur. Yanı sıra İzmir’in güneyinde, doğusunda ve kuzeyinde

lojistik merkezler kurulması için çalışmalarımız ve girişimlerimiz 2013 yılında da

devam edecektir.

12.9. Lisanslı Depoculuk (ELİDAŞ-Ege Tarım Ürünleri Lisanslı

Depoculuk A.Ş. Ortaklığı)

Özellikle pamuk başta olmak üzere bölgemiz ekonomisinde önemli yer tutan tarım

ürünlerinin değerlendirilmesi ve finans piyasalarına açılmasına yönelik Ege Tarım

Ürünleri Lisanslı Depoculuk A.Ş., Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın kurucu

ortaklardan İzmir Ticaret Borsası’na göndermiş olduğu 24 Aralık 2010 tarih ve 6844

sayılı yazıda verilen izin ile 04 Ocak 2011 tarihinde İzmir Ticaret Sicil

Memurluğunda tescil edilmiş ve 13 Ocak 2011 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde

yayınlanmıştır. İzmir Ticaret Odası, Lisanslı Depoculuk A.Ş. şirketinde % 8 paya

sahiptir.

Şirket, kuruluşunun ardından çalışmalarına hızlı bir şekilde başlamıştır. Ülkemizin

ilk pamuk lisanslı depoculuk sistemini oluşturacak şirket, aynı zamanda ülkemiz için

bu yeni sistemin kurgulanması görevini de üstlenmiş olup bu durum inşaat, yazılım

gibi uzayan çalışmalar nedeniyle, 5300 sayılı Lisanslı Depoculuk kanununda

belirtildiği üzere, faaliyet izni alma süresini uzatma ihtiyacı ortaya çıkmıştır.

Nitekim, Gümrük ve Ticaret Bakanlığına 05.12.2011 tarihinde faaliyet izni alma

süresinin uzatılması için başvuruda bulunulmuş, Bakanlığın 16.12.2011 tarihli yazısı

ise söz konusu sürenin 1 yıl süre ile uzatıldığı bildirilmiştir.

Şirket kuruluşunun ardından öncelikli olarak lisanslı deponun inşa edileceği arsanın

satın alınması amacıyla çalışmalar gerçekleştirilmiş, bölgemizdeki pamuk üretim

bölgeleri ve lojistlik için uygun bir lokasyon olan, İzmir ili Selçuk ilçesi Belevi

beldesinde 70 bin metrekare arazi satın alınmıştır.

ELİDAŞ’ın lisans alma çalışmaları tamamlanmış olup, son aşamaya gelinmiştir.

Bakanlığın oluşturmuş olduğu Komisyon 19-26 Kasım 2012 tarihleri arasında tesiste

incelemelerde bulunarak raporlarını tamamlamıştır. Bu raporlar doğrultusunda

lisansın verilmesi beklenmektedir.

Lisansın alınmasıyla birlikte sektör aktörleri olan, pamuk üreticisi, tüccar ve sanayici

açısından yeni bir dönemin başlaması beklenmektedir.

180


Diğer yandan pamuk ürününün menkulleşmesine paralel olarak mali piyasaların

yeni ürünlere kavuşması ve mevcut işlemlerde derinlik sağlanması mümkün

olabilecektir.

12.10. İzmir’in Çarşı ve Siteleri

12.10.1. Alışverişin Ege Başkenti İzmir

Ticaret İzmir’in olmazsa olmaz ekonomik faaliyetlerinden birisidir. Geçmişte pek çok

medeniyete ev sahipliği yapmış olan İzmir, aynı zamanda ticari yolların kesişme

noktası olmuştur. Limanların varlığı, İzmir’in dünyanın farklı yerlerine bağlanmasını

sağlamıştır. Günümüzde de ticari faaliyetler ülkemizin ve dünyanın çeşitli bölgeleri

ile yoğun bir şekilde devam etmektedir.

İzmir’de ticari faaliyetlerin yoğunlaşması ile birlikte kentin belirli bölgelerinde

ticarethaneler oluşmaya başlamıştır. Bu merkezlerden bazıları uzun yıllar varlığını

sürdürmüş ve günümüzde modern çarşılar ve siteler haline dönüşmüştür.

Belirli sektörlerin bir arada faaliyette

bulundukları çarşılar ve siteler İzmir’de

alışverişin en canlı olduğu mekanlardır.

Ege Bölgesi’nin en büyük şehri ve

merkezi olmasından dolayı İzmir’de yer

alan çarşılar kent içinden ve dışından

gelen geniş bir tüketici kitlesine hitap

etmektedir. İzmirlilerin yanı sıra çevre

illerden de birçok kişi alışveriş için

İzmir’i tercih etmektedir.

Dolayısıyla İzmir için çarşı ve siteler ticaretin candamarıdır. Bu nedenle çarşıların ve

sitelerin her daim canlı tutulması ve gerekli altyapı yatırımlarının yapılması kent

ticaretinin devamlılığının sağlanması için gereklidir.

2013 yılında alışveriş festivalleri düzenlenecek, ayrıca diğer kurumların bu tür

çabalarına destek olunacaktır.

12.10.2. Yenişehir Ticaret Merkezi Çalışmaları

İzmir Yenişehir Ticaret Merkezi, Ege Bölgesi’nin ve İzmir’in en büyük ticaret

merkezidir. İçerisinde pek çok çarşı, site, iş merkezi bulundurmakla birlikte, gıda,

inşaat, hırdavat, nalburiye, elektrik-elektronik, temizlik, tıbbi malzeme, matbaa, iş

makineleri vb. sektöre ev sahipliği de yapmaktadır.

181


Yaklaşık 2.500 üyemizin faaliyet gösterdiği Yenişehir Ticaret Merkezi’ne yönelik

olarak çarşının altyapı, ulaşım, trafik, otopark, temizlik vevenlik sorunlarının

çözümü için Odamızca, “Yenişehir Ticaret Merkezi Çalışma Grubu” ile birlikte

çalışmalar 2012 yılında da sürdürülmeye devam edilmiştir.

Yenişehir Ticaret Merkezi’nin ticari ve mekânsal özelliklerinin saptanması, Yenişehir

Ticaret Merkezi’nin sorunlarına yönelik algılarının ve değerlendirmelerinin

öğrenilmesi amacıyla “Yenişehir Ticaret Merkezi Envanter Çalışması”

gerçekleştirilmiştir.

Yapılan envanter çalışmasına göre yaklaşık olarak 650 dönüme yayılan İzmir-

Yenişehir Ticaret Merkezinde, 3.319 mekansal birim bulunmakta, 10.126 kişi

istihdam edilmektedir.

İzmir Yenişehir Ticaret Merkezi Çalışma Grubumuz ile birlikte Çarşının tanıtımına

yönelik yeni fikirler oluşturarak katkımız arttırılarak sürdürelecektir.

Bununla birlikte çarşının ulaşım, güvenlik, aydınlatma ve çöp sorunu ile ilgili

geçtiğimiz yıllarda yapmış olduğumuz girişimlerimiz, gerekli görülen zamanlarda

yinelenecek; eksiklikler ve ihtiyaçlar giderilinceye kadar tüm konular yakınen takip

edilecektir.

182


12.10.3. Buca Yaş Sebze ve Meyve Hali

1996 yılında 151 dönüm üzerinde kurulan İzmir Büyükşehir Belediyesi Yaş Sebze ve

Meyve Hali'nin mekan temelli bir takım sorunları bulunmaktadır. Odamız 2006

yılında hazırladığı bir raporla (Ek:1) Halin mekan temelli sorunlarını Başkanlığınıza

aktarmıştır.

Sonrasında 2009 yılında Halin Mekansal Sorunlarının çözümü amacıyla "Hal Öneri

Yerleşim Planı" geliştirilmiş ancak bu da Tahtalı Barajı Uzun Mesafeli Koruma

Alanına girmesi nedeniyle Belediyenizce uygun görülmemiştir.

Gelinen noktada toptancı satış blokları ile kasa depoları arasındaki mesafenin çok az

olması nedeniyle trafiğin sıkışması, büyük araçların yanaşamaması, kasa depolarının

yetersizliği, soğuk hava deposu, paketleme tesisi, laboratuar ünitelerinin olmaması,

satış bloklarının yükleme rampalarında forkliftlerin çalışamaması gibi sorunlar had

safhaya ulaşmıştır.

26.03.2010 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan ve 01.01.2012 tarihinde yürürlüğe

giren 5957 sayılı "Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer

Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun"a göre 26.03.2014 tarihine kadar

halin sınıfına göre müzayede, depolama, tasnifleme ve ambalajlama tesisleri ile

laboratuar ve soğuk hava deposu gibi asgari koşulları oluşturma şartı getirilmiş,

oluşturmayanlara yüzbin Türk Lirası idari para cezası verilmiş ve bu şartları yerine

getirmeyen hallerin faaliyetleri, aykırılıkları giderilene kadar durulabilecektir.

Bu kapsamda İzmir Büyükşehir Belediyesi Yaş Sebze ve Meyve Halinin sorunlarını

gidermesi zorunlu bir hal almaktadır. Halin büyümesi, mevcut kasa depolarının

yıkılarak yolların genişletilmesi, araç trafiği ve büyük araç manevralarına uygun hale

getirilmesi, kasa depolarının büyütülerek başka bir alana taşınması, soğuk hava

deposu, paketleme tesisi, laboratuar ünitelerinin yapılması ayrıca sosyal tesislerin

elden geçirilmesi, ilk yardım merkezi, postane ve camii gibi fonksiyonların da

eklenmesi gerekmektedir.

Odamız Halin sorunlarının çözümü için 2012 yılında yeni bir öneri projesi geliştirmiş

ve bunu İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na sunmuştur. Halin mekan temelli

sorunlarının çözümü için 2013 yılında da çalışmalara devam edilecektir.

183


Odamızın Geliştirdiği Yaş Sebze ve Meyve Hali Öneri Yerleşim Planı

Odamızın Geliştirdiği Öneri Projeden Görünüş

184


12.10.4. Mimar Kemalettin Moda Merkezi

Mimar Kemalettin Moda Merkezi

İzmir’in kent merkezinde Fevzi Paşa ve

Gazi Bulvarı arasında kalan toplam

75.000 m 2 ’lik alanda kurulu bir çarşıdır.

Mimar Kemalettin adı Türkiye’nin

birinci ulusal mimarlık akımının önde

gelen isimlerinden biri olan Türk

Mimar Kemalettin’den gelmektedir.

Mimar Kemalettin Moda Merkezi,

toptan ve perakende ticaretin yoğun

olarak yapıldığı, günün belli saatlerinde

araç giriş-çıkışlarına izin verildiği,

çoğunlukla yaya trafiği için geniş

alanların ayrıldığı açık bir mekandır.

Çarşının geniş sokakları ile meydanı oturma, dinlenme alanları ve çeşitli aktivitelerin

(örneğin defile) düzenlenmesi için imkan sağlamaktadır. Bu nedenle çarşıda sosyal

canlılığın yaratılması için kafe, restoran tarzı mekanların açılmasının ve çeşitli

aktivitelerin yapılmasının yararlı olacağı düşünülmektedir.

Çarşıda yaklaşık 1.100 işyeri bulunmakta olup bu işyerlerinin büyük bir çoğunluğu

tekstil imalatı ile iştigal etmekte; bayan, erkek ve çocuk giyimin hemen hemen her

çeşidi ile kumaş ve aksesuar sektörlerinde faaliyet gösteren firmalar bulunmaktadır.

Çarşıda imalat yapan firmaların bir kısmı yurtdışına da satış yapmaktadır.

Mimar Kemalettin Moda Merkezi tarihi yapısı, çevre düzeni ile yerli ve yabancılar

için bir açık hava ve moda fuarı olma özelliğini taşımaktadır. Ülkemizin önemli

tekstil ve hazır giyim tedarik merkezlerinden biri olan Mimar Kemalettin Moda

Merkezi özellikte gelinlikte dünyanın başkenti olmayı hedeflemektedir. Ayrıca

damatlık ve abiye alanlarında ihracat gerçekleştirmektedir.

Ülkemizde tekstil sektörünün hızlı bir değişim geçirerek markaya yönelmesi,

İzmir’deki firmaların da markalaşmasını gerekli kılmaktadır. Mimar Kemalettin

çarşısında özellikle gelinlik ve abiye sektöründe atölye ve showroomları olan

firmalar yer almaktadır. Çarşıda özellikle bu sektörlerde yapılacak yatırımların,

İzmir ekonomisine daha çok katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Çarşının yol kaplaması 2012 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından

yenilenmiştir. Odamız da çarşıda gelin ve damadı temsil eden bir heykelin

yaptırılması yönündeki çalışmalarına ve eğitim çalışmalarına destek olmaya devam

edecektir.

185


12.10.5. Karşıyaka Çarşısı

Cumhuriyet dönemine tanıklık etmiş

olan Karşıyaka çarşısı, ilçede alışverişin

yoğun olduğu açık alan alışveriş

merkezidir.

Karşıyaka çarşısı özgürlüğün ve

estetiğin buluştuğu bir yaşam merkezi

olarak benimsenmiştir. Tamamen yaya

trafiğine ayrılan, araç giriş çıkışlarının

gün içerisinde belirli saatlerde

yapılabildiği, çarşıda, Karşıyakalıların

ve İzmirlilerin hemen her türlü

ihtiyacını karşılayacak ürünler

mevcuttur. Tekstilin ağırlıkta olduğu

çarşıda yaklaşık 1.500 işyeri olduğu

bilinmektedir.

Her gün 80.000 - 100.000 kişinin çarşıyı ziyaret ettiği belirtilmektedir. Ancak

geleneksel ticari hayatın merkezi konumunda olan çarşı yeni tüketim kültürü

nedeniyle önemini yitirmeye başlamıştır. Çarşının canlılığını kaybetmemesi için

özellikle marka ürünlerin, kafe ve restoranların arttırılmasının yararlı olacağı

düşünülmektedir. Ayrıca, kruvaziyer gemilerle İzmir’e gelen turistlerin çarşıya

yönlendirilmesi, ekonomik canlılığı besleyecektir. Odamız 2013 yılında çarşının

canlılığını yitirmemesi yönünde girişim ve çalışmalarını sürdürecektir.

12.10.6. Kemeraltı Çarşısı

Tarihi Kemeraltı Çarşısı, 400 yıla varan geçmişi ile İzmir’in ve dünyanın en eski

çarşılarından birisidir. 1650 ila 1670 tarihleri arasında deniz kıyısının doldurulması,

yeni yerleşim ve ticarethanelerin açılması ile oluşturulduğu bilinmektedir. Kemeraltı

çarşısının simgeleri haline gelen, Hisar Cami’nin 1592’de, Kızlarağası Hanı’nın

1744’te inşaa edildiği ifade edilmektedir.

İzmir’in en canlı alışveriş alanı olan Kemeraltı, eski hanlar ve bedestenlerden

oluşmaktaydı ve benzer ticari faaliyetler çarşıda gruplar halinde yer almaktaydı.

Günümüzde ise, çarşı eski halinden uzak bir görünüm sergilemektedir. Üstü açık ara

sokaklardan meydana gelen çarşıda dükkanlar genelde karmaşık haldedir. Ancak

çarşının eski halini yansıtan kubbe şeklindeki bazı dükkanlar mevcudiyetini

korumaktadır.

Kemeraltı tarihi kapalı çarşıları, esnaf lokantaları, muhallebiciler ve küçük

kahvehaneleriyle pek çok ziyaretçinin ilgisini çekmektedir. İzmir içinden ve kent

dışından pek çok insan alışveriş için Kemeraltı Çarşısını tercih etmektedir.

186


Özellikle turistlerin yoğun ilgi gösterdiği Türk el sanatları ile ilgili eserler, halı, kilim

vb ürünlerin satışı da Kemeraltı çarşısında yapılmaktadır.

Kemeraltı Alsancak Limanından başlayıp Konak Meydanı’na, oradan Kemeraltı,

Agora Ören Yeri ve Kadifekale’ye uzanan “Şehir Turizmi Hattı”nın ve turizm amaçlı

projelerin merkezinde yer almaktadır.

Tarihi Kemeraltı Çarşısı İzmir’in en önemli simgelerinden biri olmasına rağmen, son

yıllarda altyapı yetersizlikleri ve ilgisizlik yüzünden sıkıntılar yaşamaktadır.

Odamız Kemeraltı gerçeğinin daha iyi anlaşılabilmesi için 2009 yılında Kemeraltı

Envanteri’ni hazırlamış ve tüm kurum ve kuruluşlarla paylaşmıştır.

Kemeraltı’nın mekan, organizasyon, imaj vevenlik temelli pek çok sorunu

bulunmaktadır. Çarşıdaki esnaf, bölgede yeterli ışıklandırmanın yapılmadığı,

venliğin sağlanmadığı, müşterileri için yeterli otopark alanlarının, tuvaletlerin

bulunmadığı ve çarşı yollarının bozuk olmasından yakınmaktadır. Özellikle çarşıda

venliğin sağlanması için MOBESE sisteminin kurulması talep edilmektedir.

Bu konuda kentteki tüm kurum ve kuruluşların fikir birliği olmasına karşın, kalıcı

çözümler henüz yaratılamamıştır. Kalıcı çözüm yaratılamadığı için işporta,

çığırtkanlık ve işgaliye sorunları kangren haline dönüşmüştür.

187


Kemeraltı ve çevresi 2007 yılında 5366 sayılı yasa kapsamında Yenileme Alanı ilan

edilmiş, bu gelişme kalıcı çözümleri yaratacak mekanizmanın yasal altyapısını

sağlaması bakımında sevinçle karşılanmıştır. Odamız da Kemeraltı ve çevresinin

barındırdığı arkeolojik, tarihi ve kültürel zenginlikleri göz önünde bulundurarak

UNESCO Dünya Mirası Listesine alınmasını önermiştir. Ancak bugüne kadar her iki

anlamda da somut hiçbir adım atılmamıştır. Odamız Kemeraltı’nda kalıcı çözümlerin

yaratılması için Kemeraltına özel bir yönetim organizasyon modeli geliştirilerek

yönetilmesi görüşünde ısrarını sürdürmektedir.

Odamız, üç bin civarında üyemizin faaliyet gösterdiği ve şehir turizmi açısından

büyük önem taşıyan Tarihi Kemeraltı Çarşısı’nın sorunlarının giderilmesi ve prestijli

bir alışveriş ve turizm mekanı haline getirilmesi için 2013 yılında da çalışmalarını

gayretle sürdürecektir. Bunun dışında Kuyumcular Çarşısı giriş-çıkışları ile

İkiçeşmelik Caddesi bağlantısındaki sokakların daha estetik hale getirilmesi yönünde

çalışmalar yapılacaktır.

Çarşı esnafına yönelik müşteri ilişkileri, pazarlama, satış teknikleri gibi konularda

eğitim çalışmalarının yapılmasının işyerlerine olumlu yansıyacağı düşünülmektedir.

188


Turistik El Sanatları ve El Halıları Çarşısı

Odamızın İzmir’de turizmi 12 aya yaymak ve şehir turizmini geliştirmek amacıyla

kruvaziyer turizmden arkeolojik alan sponsorluklarına pek çok projesi

bulunmaktadır. Ancak her yıl daha fazla sayıda turist şehrimizi ziyaret ediyor olsa

da bir anı olarak yanlarında götürebilecekleri İzmir’e özgü anı-hediyelik ürünler

maalesef bulunmamaktadır. Diğer yandan yöremize özgü geleneksel el sanatları gün

geçtikçe yok olmaktadır.

Odamızın, şehir turizminin merkezi konumunda yer alan Tarihi Kemeraltı Çarşısı

içinde geleneksel el sanatlarını yaşatacak bir turistik çarşı kurmak konusunda uzun

zamandır bir niyeti bulunmaktadır. Turistik El Sanatları ve El Halıları Çarşısı

kurmak üzere uzun bir süredir araştırma ve girişimlerini sürdürmektedir.

2012 yılı içirisinde ise Agora Ören Yeri’ne komşu olan ve görüntüsü itibariyle tarihi

doku ile aykırılık taşıyan Hürriyet Anadolu Lisesi’nin, uygun görülecek başka bir

noktada Odamız tarafından tekrar inşa edilmek kaydıyla, yıkılması ve Turistik El

Sanatları ve El Halıları Çarşısı yapılmak üzere Odamıza verilmesi hususunda Milli

Eğitim Bakanlığı, Valilik ve Kültür ve Turizm Bakanlığı nezdinde girişimde

bulunulmuş, ancak olumsuz yanıt alınmıştır.

Yine 2012 yılı içerisinde işgal edilmiş

Cami altları ve duvarları ile

Kemeraltı’ndaki bazı mekanlarda

araştırmalar yapılmış ancak net bir

sonuç alınamamıştır.

Odamız, Kemeraltı’nda “Turistik El

Sanatları ve El Halıları Çarşısı”

oluşturmak için yer arayışlarına ve

Camilerin işgaline son verilmesi

yönündeki çalışmalara 2013 yılında

da devam edecektir.

12.10.7. Karabağlar: Mobilyanın Merkezi

Yarattığı katma değer ile ülkemizde stratejik bir önem taşıyan mobilya sektörü, her

yıl ürünlerini geliştirmekte ve çeşitliliğini artırmaktadır.

Yaklaşık 9 milyar dolarlık iç pazar büyüklüğü olan sektör, hızlı bir dönüşüm

geçirerek geçmiş yıllara oranla çok daha bilgi ve sermaye yoğun bir moda sektörü

olma yolunda ilerlemektedir.

Gelişmeye açık, potansiyel arz eden ve uluslararası pazarlarda rekabet edebilecek

konumda olan mobilya sektörümüz, ülkemizin belirli bölgelerinde yoğunlaşmış

durumdadır.

189


Karabağlar, ülkemizin önemli mobilya merkezleri sıralamasında ilk sıralarda yer

almaktadır.

Kentimizin mobilya üssü olan Karabağlar’da 500’ün üzerinde firma yer almakta olup

çok sayıda Odamız üyesi de burada faaliyet göstermektedir.

Karabağlar'da imar, yol, ulaşım, temizlik, güvenlik vb. bir çok sorun bulunmaktadır.

Sorunların çözümü için Meslek Komitesi ile birlikte geçmiş yıllarda uğraş veren

Odamızın gayretleri 2013 yılında da sürecektir.

12.11. İzmir İli İlçelerinin Ekonomik Profili ve Alternatif Yatırım

Olanakları

İzmir’in sahip olduğu değerlere dikkat çekmek ve kentimiz sahip olduğu

potansiyelin açığa çıkarılması ve avantajlarının değerlendirilmesi için “İzmir

İlçelerinin Ekonomik Profili ve Alternatif Yatırım Olanakları” isimli kitabı bugüne

kadar 1997, 1998, 1999, 2000, 2003 ve 2007 yıllarında olmak üzere toplam 6 kere

akademisyenlerden öğrencilere, kamu kesiminden özel sektöre, yatırımcılardan

çiftçilere kadar geniş bir kesimin bilgisine sunulmuştur.

2013’de de İzmir’in 30 ilçesi alan çalışması ve birincil kaynaklara dayanılarak

hazırlanan araştırma raporları ile;

Demografisinden coğrafyasına,

Tarihinden turizmine,

Kamu maliyesinden sosyal yaşamına,

Sektörel analizinden sorunlarına,

Beklentilerinden çözüm önerilerine

kadar geniş bir yelpazede incelenecektir.

Her bir ilçenin SWOT analizleri yapılarak ilçelerin güçlü ve

zayıf yönleri ile fırsat ve tehditleri ortaya çıkarılacaktır.

190


13. İzmir Adına Takip Ettiğimiz Projeler

13.1. Liman Projeleri ve İzmir Körfezi

13.1.1. İzmir Kruvaziyer Limanı

Odamız, 2003 yılında başladığımız ve iyi bir ivme yakaladığımız kruvaziyer

turizmine uygun bir liman yapılması amacıyla çalışma başlatmış; körfezde en uygun

yer olarak Üçkuyular Vapur İskelesinin olduğu nokta belirlenmiştir.

Ancak Üçkuyular'da sürecin uzaması ve İzmir Alsancak Limanı özelleştirilmesinin

iptali nedeniyle Alsancak Limanı genel kargo rıhtımının kruvaziyer liman haline

getirilmesi fikri ağırlık kazanmıştır. Odamızca proje ve rapor hazırlanarak Ulaştırma,

Haberleşme ve Denizcilik Bakanımız Sayın Binali Yıldırım’a sunulmuş ve kabul

görmüştür.

Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığı’nın T.C. Başbakanlık Özelleştirme

İdaresi Başkanlığı’na yapmış olduğu başvuru sonucunda limanın "Yolcu Limanı" ve

"Yük Limanı" olarak faaliyet gösterecek şekilde yeniden yapılandırılmasına ilişkin

25.10.2010 tarih ve 2010/89 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı alınmıştır.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan İzmir Kruvaziyer Limanları

2012 yılında yürürlüğe girmiştir. Planlar yürürlüğe girmeden önce Odamız, 13 Şubat

2012 tarihinde Meslek Odalarının katılımı ile bir değerlendirme toplantısı

düzenlemiştir. Toplantıyı düzenlemekteki amacımız, imar planları ile ilgili ortak bir

paydada bulaşarak imar planlarının itiraz gelmeyecek şekilde sonuçlandırılması

olmuştur.

Bu toplantıda geliştirilen öneriler Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na aktarılmış ve

bunun üzerine Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nın katılımı ile Meslek Odaları ile bir

kez daha bir araya gelinmiştir.

Ancak Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, projenin fizibilitesini esas alan imar planında

büyük bir ticari alan koymuş, bu durum sıkıntı yaratmış ve İzmir kamuoyunda çok

yoğun tepkilere maruz kalmıştır.

Kanımızca, imar planı ile getirilen yoğun inşaat alanının ticaret yerine kongre

turizmi ve turistik tesis alanı olarak belirlenmesi durumunda böylesi bir itirazla

karşılaşılmayacağı şeklindedir.

191


Sonuç olarak, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı YİD modeli ile 2012 yılında kruvaziyer

limanı özelleştirme ihalesini gerçekleştirmiştir. Odamızın da potansiyel yatırımcılar

ile kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla dosya aldığı ihalede sadece bir grup teklif

sunmuş, bu nedenle ihale 21.09.2012 tarihinde iptal edilmiştir.

Gelinen noktada, T.C. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın ihale

kapsamında limana getirilen fonksiyonları ve imar planlarını tekrar gözden

geçirmesi; çok sayıda yatırımcının katılmasını ve rekabeti sağlayacak bir ihale

dosyası hazırlamasının ardından tekrar ihaleye çıkması beklenmektedir.

Odamız, 2004 yılından bu yana kruvaziyer gemilerin İzmir’e gelmesi ve kruvaziyer

turizmin gelişmesi konusunda göstermiş olduğu gayret ve eforu İzmir Alsancak

Kruvaziyer Limanı imar planları ve ihale dosyasının yatırımcıların yoğun katılımını

sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmesi ve en kısa zamanda tekrar ihaleye

çıkılması için gerekenleri eksiksiz olarak yerine getirecek, girişimlerini 2013 yılında

da sürdürecektir.

13.1.2. İzmir Alsancak Limanı Dönüşüm Projesi

Bilindiği üzere, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun 30.12.2004 tarih ve 2004/128 sayılı

kararı ile İzmir Alsancak Limanının özelleştirmesi 03.05.2007 tarihinde yapılmış

ancak uzayan süreç ve küresel ekonomik krizin etkisi ile taliplilerin limanı almaktan

vazgeçmesi nedeniyle ihalesi 2010 yılında iptal edilmiştir.

25.10.2010 tarih ve 2010/89 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı gereği TCDD

İzmir Alsancak Limanı yolcu ve yük limanı olarak faaliyet gösterecek şekilde

yeniden yapılandırılacaktır.

192


Bunun üzerine Odamız, İzmir Alsancak Limanının eksikliklerinin giderilmesi için

konunun uzmanlarından oluşan bir ekibe kısa-orta-uzun vadeli çözüm önerileri

içeren “İzmir Alsancak Limanı Konteyner Mollerinin Yeniden Yapılandırılması

Projesi” veİzmir Alsancak Limanı’nda Yük ve Gemi Hizmet Olanaklarının

Geliştirilmesi Raporu”nu hazırlatmıştır.

Söz konusu rapor ve proje, Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanı Sayın Binali

Yıldırım’ın 20 Haziran 2010 tarihinde İzmir Alsancak Limanını ziyareti sırasında

kendisine sunulmuş; Sayın Binali Yıldırım tarafından kabul görmüş ve sıkıntıların

giderilmesi ve çözüme kavuşması için aynı gün gerekli talimatları verilmiştir.

Bu aşamadan itibaren TCDD 3. Bölge Müdürlüğü, liman için işletme planı

hazırlatarak yatırımlarına başlamıştır. Bu kapsamda;

16 adet çekici alınmıştır.

100 bin m 2 yeni alan betonlanmıştır. Gümrüklü saha çalışmaları devam

etmektedir.

Söz konmusu sahanın aydınlatması, yangın tertibatı ve drenaj işleri

gerçekleştirilmiştir.

5 adet Gantry Crane’in ağır bakım ihalesi yapılmış, 3 adedinin revizyonu

tamamlanarak hizmete alınmış vinçler katalog performansına

döndürülmüştür.

Saha ve yol cizgileri cizilmiştir.

Otomasyon çalışmaları başlanmış, anten kurulumu, testleri eğitimleri devam

etmektedir. Otomasyonun gecici kabulu yapılacaktır.

3 adet MHC alımı gerçekleştirilmiş imalatı Çin de devam etmektedir. (Sunny

marka)

6 adet RTG alımı için çalışmalar sürdürülmektedir.

193


Deniz dibi taraması ve yeni terminal alanının CED çalışması sürmekte olup,

yıl sonuna çalışmanın tamamlanması beklenmektedir.

İdare binasının üst katının ve çatı katının çok amaçlı bir salon haline

getirilmesine yönelik çalışmalar sürmektedir.

Ayrıca yolcu terminali bölümünde;

• Konveyörler kaldırılmış,

• Eski rıhtım vinçleri sökülerek ıskat edilmiş,

• Saha kaplaması yapılmış,

• Sahalar cizilmiş,

• Depoların dışları resimler ile giydirilmiştir.

Viyadüklerin Limana İndirilmesi ve Trafiğin Yer Altına Alınması

Bilindiği üzere, T.C. Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanımız Sayın Binali

Yıldırım’ın talimatı sayesinde, yıllardır atıl bekleyen liman arkasındaki viyadükler

tamamlanarak bir kolu liman içine, diğer bir kolu Liman Caddesine indirilerek

hizmete açılmıştır.

Ancak Kordonboyu Otoyol Geçişinin bir parçası olan İzmir Alsancak Limanı Yolcu

Bölümü ön kısmında Kordonboyu'nun başlangıcında yer alan ve işlevsiz olan

viyadük ayak ve kirişleri halen durmaktadır.

Kentin en değerli mekanına giriş noktasında kötü bir görüntü oluşturan bu viyadük

ayak ve kirişlerinin yıkılarak kaldırılması hususunda Bakanlık ve Karayolları Genel

Müdürlüğü nezdinde girişimlerimiz 2013 yılında da sürdürülecektir.

Kent merkezi ana giriş noktası olan Alsancak Gar Meydanının mevcut trafik yükünü

kaldıramadığı görülmekte, özellikle iş saatlerinde kilitlenmeler yaşanmaktadır.

Bu konuda, Odamız’ın projelerinden biri olan Vahap Özaltay Meydanı-Alsancak Gar

Meydanı ve Arkas Holding binasına kadar uzanan hatta trafiğin yer altına alınması

projesinin hayata geçirileceği müjdesi, T.C. Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik

Bakanımız Sayın Binali Yıldırım tarafından 15 Ekim 2011 tarihinde İzmir’de

açıklanmıştır. Ancak İzmir Kruvaziyer Limanı özelleştirmesi kapsamında yeterli

başvuru gelmemesi nedeniyle 21.09.2012 tarihinde İzmir Kruvaziyer Limanı ihalesi

iptal edilmiş, böylece Alsancak Gar Meydanı trafiğinin yerin altına alınması projesi

nin gerçekleşmesi ertelenmiştir.

194


Bununla birlikte projenin hayata geçmesi ile birlikte İzmir, yayaların kullanımına

açık çok büyük meydanlara kavuşacak; tarihi elektrik fabrikasından Alsancak Eski

Tekel Sigara Fabrikasının olduğu bölüm bir kültür aksı olarak ortaya çıkacaktır.

Odamız, Alsancak Gar Meydanı’ndaki trafiğin uygun bir çözümle yeraltına alınması,

Gar meydanı ile birlikte tarihi elektrik fabrikasından Alsancak Eski Tekel Sigara

Fabrikasının olduğu bölümün Alsancak Garını da içine alacak şekilde bir kültür aksı

olarak ortaya çıkması için girişimlerine devam edecektir.

Odamızın Geliştrimiş Olduğu Gar Meydanı ve Çevresi Öneri Kültür Aksı Projesi

195


İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Çalışması (II. Kısım Konteyner Terminali

ve Yaklaşım Kanalı Taraması)

Türkiye’de bir ilk olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi ile TCDD’nin Aliağa-Menderes

arasında çalışan İZBAN banliyö hatlarının yapım ve işletmesi için başlatmış olduğu

ortaklık projesine bir yenisini eklemiştir. Kurumların yapmış olduğu işbirliği ve

ortaklık kapsamında, İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyonu Projesi için Çevre ve

Şehircilik Bakanlığı’ndan ÇED onayı gelmiş ve ÇED süreci başlatılmıştır.

Proje kapsamında;

İzmir Körfezi’nin güney aksı boyunca “yaklaşım kanalı (navigasyon) ve

manevra dairesi açılacak,

Liman tabanı derinleştirilmesi ve elde edilen malzemeyle yeni bir konteynır

depolama alanı oluşturulacak, (II. Kısım konteynır terminal alanı, 550 bin m 2 )

İzmir Körfezi’nin kuzey aksı boyunca Körfez’in kuzey aksında -8 metre

derinliğe ulaşacak kadar yaklaşık 13 kilometre uzunluğunda, 250 metre

genişliğinde (Atatürk Organize Sanayi Bölgesi Deresi açıklarından Tuzla kıyı

hattına kadar olan bölümde) bir sirkülasyon kanalı açacak,

Türkiye’nin en büyük kruvaziyer limanı yaratılacaktır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Körfez’e akan dere ağızlarının temizlenmesi, Körfez’in

kuzeyinde bir sirkülasyon kanalı açılması ve Körfez tabanındaki malzemelerin

temizlenmesi için kazıcı-emici ve destek tipi olmak üzere 14 metre derinliği

tarayabilen ve saatte 800 ton çamuru 1-2 kilometre uzaklığa aktarabilen 2 yeni gemi

almıştır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi yine proje kapsamında Çiğli’deki Atıksu Arıtma

Tesisinde, Çamur Çürütme ve Kurutma Tesisi kurmaktadır. Tesis hizmete girdiğinde

diğer arıtma tesisleriyle birlikte günlük 800 tona oluşan çamur miktarı yaklaşık 6 kat

azaltılarak 120 tona düşürülecektir.

Ayrıca % 90 oranında kurutulmuş hale getirilen çamurlar ‘toprak iyileştirici’ olarak

yeşil alanlarda, arazi rehabilitasyonunda ve tarım alanlarında veya ek yakıt olarak

çimento fabrikalarında kullanılabilecektir.

300 Milyon Dolara mal olması beklenen İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon

Projesi sayesinde, yüksek tonajlı gemilerin (350 metrelik) limana gelmesi, Körfez’e

temiz su girişinin sağlanması ve bu sayede ekolojik hayatın canlanması mümkün

olacaktır.

Projenin tamamlanmasının ardından, ana liman olarak hizmet vermeye başlayacak

olan İzmir Limanının, ana liman olması ve kapasitesinin artması ile gelirlerinin 100

milyon dolardan 300 milyon dolara çıkması beklenmektedir.

196


Amaç otomasyon, altyapı, üstyapı özellikleri ile moden bir liman meydana

getirmektir. Bu kapsamda ön plana çıkan en önemli iş kalemleri liman yaklaşım

kanalının taranması ve kapasitenin artırılmasıdır.

Ancak 2010 yılında iptal edilen ihale ile birlikte Alsancak Limanının imajı

bozulmuştur. Bu nedenle, görünen odur ki, devlet kısa-orta vadede gerçekleştireceği

yatırımların ardından limanın değerinin artması ile birlikte özelleştirme ihalesine

tekrar çıkacaktır.

Odamız, İzmir Alsancak Limanının özelleştirilmesine kadar geçen sürede yapılması

gereken yatırımların takipçisi olacak ve ihtiyaç duyulduğu takdirde her türlü

desteğini sürdürecektir.

13.1.3. Kuzey Ege Çandarlı Limanı

Ülke ekonomisinin deniz taşımacılığı pastasından hak ettiği payı almasını sağlamak

amacıyla İzmir Çandarlı Körfezi’nde Doğu Akdeniz’in ana aktarma limanı olacak

nitelikte liman yapımına ilişkin çalışmaları, Odamız 1999 yılından bu yana takip

etmektedir.

Çandarlı Limanı Projesi mendirek inşaatı Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik

Bakanlığı Altyapı Genel Müdürlüğü tarafından yaptırılmaktadır. 2011 yılı Mart ayı

sonunda gerçekleştirilmiş, Mayıs ayında yer teslimi yapılmıştır.

197


Mendirek inşaatı hızlı bir biçimde

ilerlemekte olup Kasım 2012 itibariyle %65

gerçekleşme seviyesine ulaşmıştır.

Mendirek inşaatının 2013 yılı sonuna kadar

bitirilmesi ve eş zamanlı olarak YİD

ihalesinin yapılması planlanmaktadır.

Mendirek İnşaatının Bakanlıkça

yapılmasının hemen ardından Çandarlı

Limanı’nın YİD modeli ile ihale edilmesi ve

Limanın en geç 2018 yılına kadar faaliyete

geçmesi Türkiye’nin 2023 yılı “500 Milyar

Dolar İhracat” hedefi açısından oldukça

önem arz etmektedir.

Odamız, Kuzey Ege Çandarlı Limanının mendirek inşaatı devam ederken

özelleştirmesinin de yapılması ve limanın en geç 2018 yılında devreye girmesi için

gerekli girişimlerini 2013 yılında da sürdürecek ve konunun takipçisi olacaktır.

13.1.4. Yat Limanları

İzmir, yat turizminde de kısa zamanda büyük atılımlar gerçekleştirebilecek bir

şehirdir. Merkeze uzak ilçelerden Çeşme, Alaçatı ve Seferihisar’da yat limanları

işletmeye açılmış ve kısa zamanda dolmuştur.

İç körfezde; İnciraltı Crowne Plaza önü, İnciraltı Balıkçı Barınağı, Bostanlı Balıkçı

Barınağı ve Mavişehir konutlarının bittiği alanlar yat limanı olarak düşünülebilir.

Nitekim İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Mavişehir Balıkçı Barınağının bulunduğu

alanda yat limanı inşa etmek üzere proje çalışması bulunmaktadır. Bununla birlikte

kent içinde henüz modern bir yat limanı bulunmamaktadır. Üçkuyular İskelesinin

yanında yer alan Levent Marina, her türlü zorluğa rağmen kısıtlı bir kapasite ile

hizmet vermeye çalışmaktadır.

Kent merkezinde bir yat limanı inşa edilmesi Odamızın körfezle ilgili hayallerinden

biridir. Bu yat limanında yat fuarlarının organize edilmesi durumunda, yat ve fuar

turizmi bir arada gerçekleştirilebilecektir. Odamız üst kullanım hakkını almış

olduğumuz Pasaport Dalgakıranı Projesi kapsamında yat bağlama yeri yapmak

üzere proje çalışmalarına devam etmektedir. Diğer yandan Ulaştırma, Denizcilik ve

Haberleşme Bakanlığı mevcut 6 yat limanına ek olarak 18 yeni yat limanı yapılması

için çalışma başlatmıştır.

198


Tablo 45: İzmir’deki Yat Limanlarının Bağlama Kapasiteleri

Yat Limanları

Bağlama Kapasitesi

Dikili Yat Limanı 150

Çandarlı Yat Barınağı 100

Aliağa Yat Limanı 100

Yeni Foça Yat Limanı 450

Karşıyaka (Bostanlı) Yat Barınağı 100

Pasaport Yat Limanı 400

İnciraltı Yat Limanı 550

Urlsa Çeşmealtı Yat Barınağı 250

Mordoğan Yat Limanı 400

Karaburun Yat Limanı 400

Dalyanköy Yat Yanaşma 100

Çeşme Dalyan Yat Barınağı 400

Ilıca Yat Limanı 200

Şifne Yat Limanı 800

Seferihisar Ürkmez Yat Limanı 625

Karşıyaka Yat Limanı 500

Bayraklı Yat Limanı 500

Şakran Yat Limanı 400

Toplam 6400

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü

ilk etapta İnciraltı, Çeşmealtı, Şifne, Seferihisar, Karşıyaka, Bayraklı, Şakran yat

limanları imar planı çalışmaları kapsamında etüt proje ihalelerine yönelik çalışmalar

yürütmektedir.

13.2. Otoyol ve Karayolu Projeleri

Konak Tüneli

Merkezi hükümetin 35 İzmir projesi kapsamında yer alan Konak Tüneli Projesi

kapsamında Karayolları Genel Müdürlüğü ve İzmir Büyükşehir Belediyesinin

Konak-Yeşildere Tüneli, Buca-Yeşildere Bağlantı Trompet Kavşağı, Yeşildere-Otogar

Uçan yol projeleri birleştirilmişti.

Konak Tüneli Projesi’nin temeli, 23.09.2011 tarihinde atılmış ve imar planlarının

onaylanmasının ardından tünel kazı çalışmalarına başlanmıştır. 1674 metre

uzunluğunda ikişer şeritli iki tüp tünelden oluşan projede Kasım 2012 itibari ile

Yeşildere yönünden ilk 100 metre geçilmiştir.

Proje kapsamında, Yeşildere Caddesi üzerinde 200 metre çapında 8 kollu köprülü

kavşağın yapım çalışmalarında Kasım 2012 itibariyle 28 viyadük ayağından 11

tanesinin temel betonları tamamlanmış durumdadır.

199


İzmir trafiğine çözüm getirecek ve İzmir’imize çağdaş bir görünüm getirecek olan

tünelin en kısa sürede hizmete girmesi dileğimizdir.

İzmir Körfez Geçişi (İZKARAY)

Odamızın, EXPO 2015 adaylığı sırasında hazırlamış olduğu önemli projelerden biri,

İnciraltı-Çiğli arasında, İzmir Çevre Yolunu bir halka şeklinde tamamlayacak şekilde,

bir kısmı tüp geçit bir kısmı asma köprü olmak üzere İzmir Körfez Geçişi’nin

yapılmasıydı. Proje kapsamında tünel açmak için yapılacak deniz dibi derinleştirme

çalışmasından çıkacak malzeme ile körfezin uygun yerinde bir ada oluşturularak,

adada plajlar yapılması öngörülmüştü.

Merkezi Hükümet, demiryolu ulaşımını da dahil etmek suretiyle projemizi

geliştirerek 35 İzmir projesi arasında yer vermişti.

Tünel ve köprü ile yapılacak İzmir Körfez Geçişine raylı sistemin de ilave edileceği;

raylı sistemin körfez geçişi sonrası Mavişehir’den İzmir Çevre Yoluna bağlanacak,

sırasıyla Bornova, Otogar, Buca, Balçova’yı takip ederek tekrar körfez geçiş hattına

bağlanarak bir tam tur yapacağı konusunda açıklamalar yapılmaktadır.

Şüphesiz projenin gerçekleşmesi durumunda, İzmir’in iki yakası arasındaki ulaşım

mesafesini birkaç dakikaya düşecek; zamandan ve akaryakıttan önemli boyutlarda

tasarruf edilmesi sağlanacaktır.

Odamız, İzmir Körfez Geçişi (İZKARAY) Projesinin takipçisi olacak ve en kısa

zamanda gerçekleşmesi için gerekli girişimleri 2013 yılında da sürdürecektir.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme ve Bakanlığı'nın İZKARAY Projesi

200


Yukarıdaki Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı'nın projesi Odamızın

EXPO 2015 Projeleri kapsamındaki fikir projesinin devamı niteliğindedir. Odamız

projelerinin gereçekleşme yoluna girmesi son derece sevindiricidir. Aşağıda 2007

yılında Odamızın önerdiği fikir projesi yer almaktadır.

Odamız EXPO 2015 Projeleri

13.3. Turizm Projeleri

13.3.1. Ege Medeniyetleri Müzesi

İzmir’in ve Ege Bölgesi’nin tarihi, kültürel ve arkeolojik zenginliklerinin

sergileneceği, mimarisi ile dünya çapında ses getirecek bir mega müze yapılması,

İzmir’deki tüm kesimlerin en büyük istek ve beklentilerinin başında gelmektedir.

Odamızın Kemeraltı-Agora-Kadifekale aksını koruyacak şekilde Agora Ören Yeri’ne

komşu, Agora Ören Yeri ile bütünleşerek farklı bir konsept oluşturacak ve dünyada

örneği olmayan kampüs müze niteliğine haiz olabilecek bir alan önerisi olmuştur.

Odamızın da yer aldığı 2009 yılı Ekim ayında gerçekleştirilen toplantı ve saha

incelemesinde alternatif alanlar arasında İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkililerinin

önermiş olduğu antik tiyatro ile heyelan bölgesi arasındaki alan ön plana çıkmıştır.

İlerleyen süreçte, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın antik tiyatro ile heyelan bölgesi

arasındaki alandan vazgeçtiği, bunun yerine Halkapınar Mahallesinde yer alan Eski

Sümerbank Basma Fabrikası kampüsü içinde uygun bir alanı müze alanı olarak

düşündüğü basına yansımıştır.

201


Son olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İl Özel İdaresine tahsis edilen Eski

Sümerbank Basma Fabrikası kampüsü içinde, İl Özel İdaresi ile ortaklaşa müze, otel

ve kongre merkezinden oluşan bir kompleks yapılması önerisi olmuştur.

Yeri neresi olursa olsun Ege Medeniyetleri Müzesi, şehrimizin vazgeçilmez

projelerinden biridir ve EXPO 2020 adaylığımız açısından da şehrimizin en önemli

cazibe merkezlerinden biri olacağı açıktır.

Bu nedenle müze yerinin bir an önce belirlenerek çalışmalara başlanması

gerekmektedir. Aksi halde müze projesinin EXPO 2020’ye yetişmesi mümkün

olamayacaktır.

202


Odamız, Ege Medeniyetleri Müzesinin yer tespitinin bir an önce yapılması ve

müzenin inşa edilmesi için girişimlerini 2013 yılında da sürdürecektir.

13.3.2. Efes Antik Kenti Limanının Denizle Buluşması

Roma döneminde Küçük Asya Eyaletinin başkenti olan Efes Antik Kentinin limanı,

Küçük Menderes Nehrinin taşıdığı alüvyonlar nedeniyle 10. yüzyıldan itibaren

dolmuş ve bu durum Efes Antik Kentinin sonunu getirmiştir.

Anılan yüzyılda Efes Antik Kenti yerleşimi sıtma vb sorunlar nedeniyle terk edilmiş

ve kent bugünkü yerine taşınmıştır.

Bu nedenle 100 yılı aşkın süredir kazıları devam eden Efes Antik Kenti, görkemli

yapıları korunmuş olarak günümüze ulaşmıştır.

Bununla birlikte Efes Kenti denizden birkaç kilometre uzaklaşmıştır. Efes Antik

Kentinin eski görkemini yaşatabilmek ve turizm potansiyelini artırmak amacıyla Efes

Antik Kentinin Denizle Buluşturulması projesi gündeme gelmiş; merkezi hükümetin

35 İzmir projesi arasında da yer bulmuştur.

Efes Antik Kenti Limanı’nın Denizle Buluşması Projesine, Odamız destek vermekte

olup hayata geçirilmesi durumunda da maddi ve manevi desteğini esirgemeyecektir.

13.3.3. Kültür-Tarih-İnanç Turizminin Geliştirilmesi

İnsanlar ilk çağlardan başlayarak din, savaş, fetih, ticaret, göç ve merak gibi değişik

etkenlere bağlı olarak seyahat etmişler ve bu etkenlere bağlı olarak seyahat etme

nedenlerinin başında da kültür ilk sıralarda yer almıştır.

203


Başlangıçta, özellikle 19. yüzyılda antik Mısır uygarlığının doğurduğu merak

duygusu ile birlikte, Avrupalının kültür turizmine olan ilgisi başlamıştır. Mısır,

Anadolu, Yunanistan ve İtalya, tarihi ve bu bölgelere gelen gezginleri şaşırtan

kültürel mozaiği ve inanç yapıları ile önceleri aristokrat ve burjuvaların daha sonraki

dönemlerde ise her sınıftan insanın görme ve öğrenme duygularının artmasına ve bu

amaçla seyahat etmelerine neden olmuştur.

Bir yerde turizmin başlangıcı, tatil ve dinlenme ile değil, aslında giden kişinin

bilinmeyeni bilme, görülmeyeni görme ve öğrenme isteği ile başlayan kültür

yolculuklarıdır.

İnsan ile çevrenin karşılıklı olarak birbirini etkilemeleri; olayları, en basitinden içinde

yaşanan binaları, yenilen yemekleri, giyilen kıyafetleri ve çağları değiştirmiş; mekanı

kullanma ve düzenleme esnasında, ekonomik, toplumsal ve siyasal faaliyetleri ile

etkinliğini keşfetmiştir.

Coğrafya, bir yerde kültürü, inancı ve tarihi de dinamik ve güncel bir şekilde

etkileyen önemli bir konu olarak kalmıştır. Çünkü doğal çevrenin farklılığı kültüre

yansır, kültür ise hem doğal çevreyi hem de toplumu etkiler.

Önceki yüzyıllarda yerbilimi (fiziki coğrafya) ile gelişen coğrafyanın günümüzdeki

en güçlü eli yine kültür-çevre ya da insan-çevre olmaktadır. İnsanın yaşam alanı

olarak seçtiği yerlerin farklılığı yaşama biçimine, kültürüne doğrudan yansımaktadır.

Bir yerde kültür insanın doğa karşısında doğayla birlikte yaşamını sürdürebilmesi

için ürettiği her şey demektir.

Turizmin kaynağını oluşturan doğal varlıkların yanı sıra geçmişten günümüze kadar

toplumların meydana getirdiği çeşitli uygarlık ve sanat harikalarının yeryüzünde

oluşumunu ve dağılışını sağlayan etkenler turizm, coğrafya ve kültürü

birleştirmektedir. Bu nedenle coğrafya, kültür, tarih ve turizm ilişkisi oldukça eskiye

dayanmaktadır.

Günümüz modern turizm terminolojisinde tarih, yalın anlamı ile değil kültür, inanç

ve turizm olgusu ile beraber değerlendirilmektedir.

Diğer bir deyişle; bir kentin tarih, kültür ve inanç arzı, turizm ile harmanlanarak

pazarlanmaktadır. Tarih, kültür ve inanç arzının turizm açısından ele alınıp, parasal

bir değere dönüştürülmesi ile birlikte bir ülkenin veya bir kentin tarihi dokularını,

kültürel mirasını koruma bilincine sahip insanlarının olması da büyük bir değer olup

bu değer sürdürülebilir kültür-tarih ve inanç turizmini doğurmaktadır.

Kültür-tarih ve inanç turizminin korunması noktasında öncelikle tarihi değer

üzerinde yaşayan halk bilinçlendirilmeli, doğal ve tarihi mirasın herkes tarafından

korunması sağlanmalıdır.

204


Kültür turizmi şu anda bir yükselen değerde, niş bir alandır. Bir ülkenin genelde

ekonomide, özelde turizm alanında gerçek ve kalıcı bir rekabet gücü elde etmede,

yerel ve bölgesel ekonomilere katkıda bulunmada, doğal, tarihsel ve kültürel mirası

sürdürebilir kılmada kültür turizmi tek araçtır.

Kültürlerarası diyalog geliştirilmesinde, doğal, tarihsel ve kültürel mirasın

korunarak paylaşımında, çok kültürlü bir ortama erişimde, kültür bilincinin

geliştirilip doğal ve tarihî mirasın gelecek kuşaklara taşınmasında, sürdürülebilir

ekonominin gerçekleştirilmesinde en önemli bileşken kültür turizmidir.

Nitekim doğal güzellikleri hemen hemen her tarafta görmek mümkün iken tarih,

kültür ve inanç turizmi arzına sahip olmaya sık rastlanılmaz.

Çok büyük ekonomik, siyasal, toplumsal değişimler yaşayan, dünyamızın yargısı bir

yerde dünyanın da tarihini oluşturmaktadır.

Artık yaşlı dünyamızı sadece dinlenme ve gezme potansiyeline sahip turistlerden

başka kültüre, çevreye saygılı, düşünceli tüketici, “yeşil seyahat” yanlısı gezginler de

tanımaktadır. Bu nedenle kalıplaşmış turizm anlayışlarını bir tarafa bırakarak

geleceğin görüleceği alanlara geçmek gerekmektedir.

Seçeneklerin bollaştığı, bilginin dijitalleştiği, gezilerin insanların parmak ucunda

olduğu küreselleşen bir dünyada, kültürlerin ve tarihin, beraberinde inancın

harmanlandığı bir turizm türünün yerinde görülmesi ve incelenmesi, bu esnada

kaliteli hizmet sunulması geçmişe oranla çok daha önem kazanmış durumdadır.

Gelecekte kültür, tarih ve inanç turizmi, turizmin yaratıcı sanayi ortamında, iletişimi

sağlayan en önemli belki de tek yol olacaktır.

Türkiye’nin mozaiğine bakıldığında turizmde kârlı, sürdürülebilir ve sorumlu

olabilecek en uygun yaklaşımlardan biri tarih, inanç ve kültür turizmiyle

harmanlanabilecek tipte bir turizm çeşididir.

Her şeyden önce bir turistik faaliyeti, yalnızca doğal güzellik için gerçekleştiren

turistler ile kültür ve tarih mirası görmek için gelen turistler daha yüksek

standartlara ve farkındalıklara sahiptir.

Kültür-tarih ve inanç turizmi turlarına katılan turistlerin daha eğitimli, daha meraklı,

daha özgür, acelesi olmayan, çok para harcayan, gidilen bölgenin geleneklerine

saygılı, gittiği bölgeyi gerçekten daha iyi tanıma gayreti içerisinde olan turistler

olduğu görülmektedir.

Bu açılardan bakıldığında hem ülkemiz hem de İzmir, sahip olduğu doğal

güzellikleri hem de tarihi-kültürel turizm arzı açısından çok zengindir. İzmir’de

güneş-deniz-kum turizmi ile tarih, kültür ve inanç turizmini bir arada yaşamak

imkanı bulunmaktadır.

205


Kültür, tarih ve inanç turizmi yüzyıllardan gelen güçlü kimliklere sahip olduğu için

bu alternatif türlere ilişkin turizm faaliyetlerinin genel ekonomik veya siyasi

krizlerden etkilenmesi çok az sözkonusu olabilmektedir.

Camileri, kiliseleri ve sinagoglarıyla İzmir, üç farklı dinin buluşma merkezi olarak

inanç turizmine hizmet etmektedir.

Kentin gerçekten inanç turizmi yönünden çok önemli bir yerde olmasına rağmen

bugün hat ettiği yerde bulunmadığı açıktır.

İzmir, tarih boyunca kapalı değil, dışa açık ve uluslar arası bir merkez konumunda

olmuş, farklı etnik kökeni ve inancı çatısı altında hoşgörü ile barındırmıştır. İzmir

ticari bir şehir olmanın yanında aynı zamanda bir liman şehridir.

Öte yandan kentin ticari geçmişini yansıtan tarihi hanlar da hala bu faaliyete sahne

olmaktadır. Özellikle Anadolu’da geleneksel olarak gözüken cami, kilise ve havra

üçlüsünün İzmir’de daha çok aynı karede ve yan yana görülmesi mümkündür.

Özellikle Kemeraltı’nda bu ilgiye ilişkin daha fazla veri bulunmaktadır. Hıristiyanlık

açısından İncil’de ismi geçen yedi kiliseden üçünün İzmir’de bulunduğu, Museviler

açısından Ortadoğu’nun ve Balkanlar’ın en büyük havrasının İzmir’de yer aldığı ve

İslamiyet açısından ise pek çok Selçuklu ve Osmanlı eserinin ve camiinin olduğu

bilinenler arasındadır.

Söz konusu bu harmoni aynı zamanda barışın ve kardeşliğin de net bir simgesi

olarak karşımıza çıkmaktadır. İzmir bu harmoniyi geçmişi boyunca her zaman

gerdanında onur duyarak taşımıştır ve taşımaya da devam etmektedir.

Bunların bilincinde olan Odamız İzmir’in doğal, tarihsel, kültürel mirası, kültür

politikalarını odak noktasına oturtan bir turizm anlayışını desteklemektedir.

Bu kapsamda; İzmir’de tarih, kültür ve inanç turizminin geliştirilmesi için 2013

yılında Odamız tarafından;

İzmir kent merkezi ve çevresinde bulunan ilçelerde (Birgi, Tire, Bergama,

Çeşme) kültürel mirası yansıtan çeşitli tarihi mekanların restore edilmesi

konusunda ilgili kurum ve kuruluşlar ile işbirliği içinde girişimde bulunmak,

İzmir’in tarih, kültür ve inanç turizmi üçgeninde tanıtılması içn T.C Kültür ve

Turizm Bakanlığı nezdinde girişimde bulunarak, pilot ülke ve tanıtım

bölgeleri seçilmesi, mekanların ve yerlerin öyküleri ile birlikte doğru hedef

kitlelere pazarlamak,

Tarihi Kemeraltı Çarşısı’nın mimari, altyapı, güvenlik ve müşteri

memnuniyeti odaklı hale getirmek,

Turist deneyimlerine artı değer kazandırarak, İzmir’de turistlere inanç, turizm

ve tarih konularında kaliteli hizmet verilmesi için mekanlara kolay ulaşım

konusunda öneri turları düzenlemek,

206


Kültür turizmi kapsamında İzmir’in mutfağına dair çeşitliliği aktaran

gastronomi ve şarap turizmine yönelik butik çalışmalar yapmak

şeklinde çalışmalar gerçekleştirilecektir.

13.3.4. Termal Turizmin Geliştirilmesi

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan 2023 yılı hedeflerini içeren Turizm

Stratejileri Raporunda sağlık ile ilişkilendirilmiş termal turizmin geliştirilmesi için

jeotermal kaynakların bulunduğu bölgelerin belirleneceği ve tüm kaynakların etkin

kullanımının sağlanacağı belirtilmiştir.

Raporda; termal turizmin;

12 ay turizm imkanı,

Sürekli istihdam,

Yatırım ve işletme kararlılığı (Kür uygulamalarının 14-21 gün arasında

olması),

Yüksek iç turizm talebi,

Bölgesel kalkınma aracı olması,

Yaşlanan Avrupa nüfus yapısı,

Ortadoğu Pazar payının bulunması konularında avantaj yarattığı

belirtilmiştir.

Raporda ayrıca, öncelikli olarak geliştirilmesi ve turizm master planı hazırlanması

için 4 adet turizm geliştirme bölgesi belirlenmiştir. Bu bölgeler;

Güney Marmara Termal Turizm Bölgesi: Yalova, Balıkesir, Çanakkale illerini,

Güney Ege Termal Turizm Bölgesi: İzmir, Manisa, Denizli, Aydın illerini,

Frigya Termal Turizm Bölgesi: Afyon, Kütahya, Uşak, Eskişehir, Ankara

illerini,

Orta Anadolu Termal Turizm Bölgesi: Nevşehir, Kırşehir, Yozgat, Aksaray,

Niğde illerini

kapsamaktadır.

İşletmeye açılacak termal yatak kapasiteleri ile ilgili olarak;

Kısa dönemde 2007-2012 yılları arası planlanan 50.000 yatak,

Orta dönemde 2012-2017 yılları arası planlanan 100.000 yatak,

Uzun dönemde 2017-2023 yılları arası planlanan 500.000 ilave yatak

kapasitesinin işletmeye açılması planlanmaktadır.

207


Termal turizmin, medikal turizmin yaşlı

ve engelli hastalara yönelik tedavilerinin

yanında SPA, wellness, güzellik turizmi

vb. unsurları da bünyesinde barındırdığı

bilinmektedir. Ancak sıcak su

kaynaklarımızın tamamını turizme

hizmet eder şekilde kullanmadığımız

açıktır. Sıcak su kaynaklarımızın büyük

kısmı ülkemizde hala; çermik, kaplıca

kültürü ile kullanılmaktadır.

Kaplıca üzerine turistlerin taleplerini karşılayacak düzenli, engellileri de dikkate

alarak inşa edilmiş yapıda konaklama tesislerinin sayısı 5 civarındadır. Bunların en

önemlisi, İzmir Balçova’da bulunan Balçova Termal Tesisleri’dir.

Balçova Termal Tesisleri, tarihteki adı ile Agememnon Kaplıcalarında, normal

odaların yanısıra bedensel engelliler için düzenlenmiş odalar, alerjik ve astımlı

hastalar için anti statik döşemeli odalar, ileri romatizmalı ve bedensel engelli

hastalara uygun odalar bulunmaktadır. Aerobik, step, aletli jimnastik, sauna, masaj,

ambulans ve acil sağlık hizmeti vb. bulunan tesiste sağlık turistine donanımlı bir

şekilde hizmet verilmektedir.

Standartlara uygun termal tesislerde olması gerektiği gibi bu tesiste de;

Balnoterapi, (Termal su içi egzersiz, termal küvette banyo)

Hidroterapi, (Su altı masajı, jakuzi, duş, çamur tedavisi, aromaterapi)

Elektroterapi, (Alçak, orta, yüksek frekanslı akım, ultrason vb.)

Kineziterapi, (Grup ve bireysel jimnastik salonu)

Parafin Banyosu,

Akinoterapi, (Ultraviyole, Baker, Infaruj)

Masaj ve sauna,

Teşhis ve tedavi,

Uğraşı ve Hobi üniteleri ile wellness, SPA, tenis oynama, aqua park vb.

imkanları da mevcuttur.

Balçova Termal Tesislerinin Norveç

Hükümeti ile 1992 yılında yapmış olduğu bir

anlaşma ile başlayan ve günümüze kadar

sayıları artarak gelen Norveçli turistlere,

İsveç ve Hollandalılar ile 2012 yılında

sayıları az da olsa Arap turistler eklenmiştir.

2012 yılı sonu itibariyle %98 doluluk oranı

beklenen otelde her turist 28 gün

kalmaktadır ki normalde kür süresi,

ortalama 21 gündür.

208


Termal tedavi merkezlerinde, moral motivasyon dışında termal tedavi için gelen

hastaların öncelikle tıbbi sağlık incelemeleri yapılmakta, hastalar daha sonra termal

tedaviye yönelmektedirler.

Sağlıkta Dönüşüm Programının uygulandığı ve ilaç tüketiminin azaltılmasının

hedeflendiği ülkemiz vatandaşları için de termal tedavinin önemli bir alternatif

olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu kapsamda, yerli turistlerin de termal tedavilerinin Sosyal Güvenlik Kurumu

tarafından karşılanmasına yönelik yasal düzenlemelerin bir an önce hayata geçmesi

gerekmektedir.

Nitekim termal turizm günümüzde;

Avrupa’da tedavi ve

rehabilitasyon amaçlı olarak,

rehabilitasyon merkezleri ve

otel konseptleri ile

birleştirilmektedir. Sağlık

sigortası da birçok ülkede

kaplıca ve termalleri

desteklemektedir.

Amerika’da ilaç sektörü ön planda olduğu için tedaviden çok, terapi, güzellik,

bakım olarak karşımıza çıkmaktadır.

Asya’da ise, geleneksel kaplıcalar ve terapi yöntemlerinin yanı sıra felsefik ve

psikolojik boyutu daha ön plana çıkmaktadır.

Bölgemiz termal arz açısından son derece zengin bir potansiyele sahip olup;

İnsan sağlığı, zindelik, rekreasyon, eğlence, dinlence ve spor tesisleri gibi

imkanların yer aldığı ve 12 ay boyunca hizmet veren tesislerin sayısının

arttırılması,

İzmir’deki jeotermal alan potansiyellerinin dikkate alınarak yeni yatırım

alanlarının tespit edilmesi, bu alanlarda mülkiyet araştırmasının yapılması ve

uygun yerlere yerli ve yabancı turistlerin talepleri doğrultusunda dünya

standartlarında yeni termal tesislerin kurulması,

Tedavi amacıyla gelen hastaların, termal tesislerde konaklama, beslenme, kür

ve tedavi uygulaması yanında; dinlenme ve eğlenme gereksinimlerini de

karşılayabilmesi sağlanmalıdır.

209


13.3.5. Çeşme’de Örnek Dönüşüm Projesi

Felsefenin, temel bilimlerin, astronominin yeşerdiği Ege coğrafyası aynı zamanda

düzenli kentleşme adına da ilkleri ve örnekleri barındırmaktadır.

Hemen yanı başımızda yer alan Bayraklı’daki Smyrna Antik Kenti, planlı kentleşme

adına en erken örnek olarak karşımıza çıkarken Aydın’ın Söke İlçesinde yer alan

Priene antik kenti, ana caddeleri dik kesen sokakları ve düzenli yapı adaları ile

Hippodamik planın en iyi örnekleri olarak kabul edilmektedir.

Düzenli kentleşmenin doğduğu Kıyı Ege ve Ege Adalarını içine alan coğrafyada

günümüze doğru “Ege tipi konut mimarisi” gelişmiş, sivil mimarinin bu göze hoş

gelen ve kentsel yaşamla uyumlu konut tipinin en iyi örnekleri Yunan Adalarında

korunurken, ne yazık ki Kıyı Ege’nin birçok sahil kasabası günümüzün rant baskısı

altında modern, betonarme yapılara teslim olmuştur.

Çeşme Merkez Sahili de sözkonusu rant baskısına maruz kalmakla birlikte Çeşme

Belediyesi’nin kararlılığı sayesinde mümkün olabildiğince koruna gelmiştir.

Ancak korunmakla birlikte Çeşme’de de özgün kentsel mimari ve özgün bir kentsel

siluetten söz etmek mümkün değildir.

Bugüne kadar denize kıyısı olmasına rağmen sahil kasabalarına ve liman kentlerine

karadan bakılarak günlük ihtiyaçların ve sorunların giderilmesine yönelik uzun

vadeli sonuçlara ulaşmak mümkün olmayan kentsel planlamalar yapılmıştır.

Artık farklı bakış açıları geliştirilerek denizden karaya bakılması, günlük ihtiyaçlara

çözüm bulan uygulamalardan kurtularak uzun soluklu kentsel planlama ve

tasarımlar yapılması ve yaşanılan mekanlarda estetik kaygıların da giderilmesinin

düşünülmesine ihtiyaç vardır.

210


Odamız, İzmir’de turizmin 12 aya yayılması için yapmış olduğu projeler

kapsamında; marinanın açılması ile birlikte bir ivme kazanan Çeşme İlçemizin sahip

olduğu büyük turizm potansiyelini gerçeğe dönüştürmek amacıyla Çeşme merkez

sahilinin yörenin özelliklerine, niteliklerine ve potansiyeline uygun olarak yeniden

ele alınması ve mimari bir kimlik ve bütünlük kazandırılması gerektiğini düşünerek

İzmir Valiliği, Çeşme Kaymakamlığı, Çeşme Belediyesi, Mimarlar Odası İzmir Şubesi

ve İzmir Ekonomi Üniversitesi’ne çağrıda bulunmuş; gerçekleştirilen toplantılar

sonucunda “Çeşme Merkezi Sahili Kamusal Mekanların ve Cephelerin

Düzenlenmesi Ulusal Kentsel Tasarım Fikir Projesi Yarışması” düzenlenmesine karar

verilmiştir.

Yerel yönetim, Meslek Odaları ve Üniversite işbirliğinde geleceğe bir iz bırakmak

amacıyla ortak akıl ile hayata geçirilen proje, sözkonusu kentsel tasarım fikir projesi

yarışması ve yarışma sonucunda seçilen projenin uygulanması ile birlikte,

Türkiye’de bir ilk olacaktır.

Daha sonra Çeşme Merkez Sahilinde başlatmış olduğumuz proje, ilçe merkezinin iç

kısımlarına doğru etap etap yaygınlaştırılması; daha da ötesi ilerleyen zamanda

diğer sahil kasabalarımızın bu yeni bakış açısıyla tekrar ele alınmasında örnek olması

öngörülmüştür.

İzmir İli Çeşme Merkez Sahili Kamusal Mekanların ve Cephelerin Düzenlenmesi

Ulusal Fikir Projesi Yarışması; Çeşme Belediyesi ve Mimarlar Odası İzmir Şubesi

işbirliğinde gerçekleştirilmiş; yarışmada ödül alan ve dereceye giren projeler

10.07.2012-03.08.2012 tarihleri arasında İzmir Ekonomi Üniversitesi Güzel Sanatlar ve

Tasarım Fakültesi Çok Amaçlı Salonunda sergilenmiştir.

Ayrıca serginin son günü olan 03.08.2012 Cuma günü saat 14.00’te İzmir Ekonomi

Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Çok Amaçlı Salonunda yarışmanın

kolokyumu gerçekleştirilmiş; yarışmada birincilik ödülü alan proje müellifleri ile

Çeşme Belediyesi bir araya getirilmiştir.

Çeşme Belediyesi ile proje müellifleri arasında uygulama projelerinin hazırlanmasına

yönelik sözleşme imza süreci devam etmekte olup 2013 yılında uygulamaya

geçilmesi öngörülmektedir.

13.4. Kentsel Dönüşüm Projeleri

13.4.1. İzmir’de Kentsel Dönüşüm Alanları ve Sektörel Dayanışma

Ülkemizde, 1950’li yıllardan sonra sanayileşme temelli ekonomik kalkınma İzmir,

İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerden başlamış ve dar bir alana sıkışmış, iş ve

istihdam olanakları büyük kentlerde toplanmıştır.

211


Tarımsal üretim ve tarım istihdamındaki yanlış politikalardan kaynaklı sosyal

vencelerin sağlanamamasının sonucu olarak köyden kente göç günümüze doğru

kritik boyutlara ulaşmış, bu durum çarpık ve kaçak yapılaşmanın sebep olduğu

gecekondulaşma ile şehirlerimizin plansız ve sağlıksız gelişimine sebep olmuştur.

Gelinen noktada, büyükşehirlerimizin başlıca sorunu sağlıksız, niteliksiz, depreme

dayanıksız gecekondulardan oluşan kent yerleşim alanlarıdır. Bununla birlikte,

merkezi ve yerel yönetimlerin elinde kentsel dönüşümü sağlayacak yeterli yasal

dayanaklar ile finansman gücü bulunmamaktadır.

Şüphesiz ki anılan şartlar altında güvenli, düzenli, sağlıklı ve sürdürülebilir

kentleşmeyi sağlayacak planları elde etmeyi mümkün kılacak yasal düzenlemelerin

yapılması kaçınılmaz hale gelmiştir.

Bu nedenle Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun, 31

Mayıs 2012 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş, ardından uygulama yönetmelikleri

çıkarılmıştır.

İzmir, körfez çeperinde gelişmiş ve etrafı volkanik dağlarla çevrili yıldız formunda

yayılım gösteren bir kenttir. Aşırı göç neticesinde yaşanan kontrolsüz ve plansız

gelişme sonucunda çarpık ve kaçak kentleşme ülkemizdeki her büyük kent gibi

İzmir için de kaçınılmaz olmuştur.

İzmir'de hem tarihi kentsel dokuyu neredeyse yok etmiş hem de niteliksiz ve estetik

olarak son derece kötü bir yapılaşma meydana getirmiştir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 2007 yılında yürürlüğe sokulan İzmir Kentsel

Bölge Nazım İmar Planına göre kent merkezindeki toplam 9.525 ha. konut alanının

4.310 ha. alanı gecekondu ve imar aflarının bir sonucu olarak gelişmiştir. Bu

yapılaşmanın İzmir’in deprem riskini kaldırır nitelikte olduğunu söylemek mümkün

değildir.

Bu tespit karşısında merkez kentin en önemli sorununun, belirtilen alanlarda

yaşayanların sağlıksız, güvensiz ve standartlar açısından çok yetersiz mekanlardan

sağlıklı güvenli kentsel mekanlara kavuşturulması olduğu ortaya çıkmıştır.

Odamızda inşaat sektöründe faaliyet gösteren, kentsel dönüşümü sağlayacak her

türlü birikim ve deneyime sahip 17 meslek grubuna kayıtlı 13.000 üyemiz

bulunmakta olup Odamızın toplam üye sayısının % 25’ini oluşturmaktadır. Ayrıca,

inşaat sektörü en az 50 sektörü yakından ilgilendirmektedir.

Bu kadar büyük bir oranda inşaat sektörüne kayıtlı üyenin bulunduğu bir Oda

olarak ve yaşadığımız şehre karşı sorumluluklarımız gereği kentsel dönüşüme

kayıtsız kalmamız mümkün değildir. Bu nedenle İzmir Ticaret Odası olarak, İzmir

için büyük önem taşıyan kentsel dönüşümü yakından takip etmekteyiz.

212


Projecilerden altyapıcılara, müteahhitlerden kooperatiflere, malzemecilerden

tedarikçilere kadar tüm üyelerimiz ile birlikte bu sürecin içinde aktif olarak yer

almak istiyoruz.

Ancak kentsel dönüşümde amaç sadece çok katlı yüksek binaları dikmek değildir,

olmamalıdır. Kentlinin ve kentin ihtiyaçlarına uygun ferah, nefes alan, gelişmiş ve

fonksiyonel sosyal donatı alanlarına sahip, komşuluk ilişkilerinin güçlendirildiği

çözümler ile kentsel siluete katkıda bulunacak tasarımlar geliştirilmelidir.

Kentsel dönüşüm salt gecekondu binalarının yıkılarak yeni binalar inşa edilmesi de

değildir. İzmir‘in tarihi ve kültürel birikimine uygun mekanlar yaratılmalıdır. Tarihi

mekanların ve arkeolojik alanların ortaya çıkarılması, ayağa kaldırılması ve

çevresinin binalardan ve kirlilikten arındırılması da bir kentsel dönüşümdür.

Anılan nedenlerle, Odamız ve sektörde yer alan üyelerimiz olarak, İzmir’de TOKİ

eliyle yoğun olarak konut yapılması istenmemektedir. Odamız ve sektörde yer alan

üyelerimizin isteği, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı veya Belediyeler tarafından arsa

üretilmesi, bu arsaların üzerinde Odamız üyeleri tarafından yapılacak olan inşaatlar

ile kentsel dönüşümün sağlanmasıdır.

Odamız, İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı'nda tespit edilen 12 adet kentsel

yenileme ve sağlıklaştırma program alanını da göz önünde bulundurarak uydu

görüntüleri üzerinden İzmir merkezde yer alan 9 ilçede toplam 5.903 ha alanın

kentsel dönüşüme ihtiyacı olduğunu ortaya koymuştur.

213


Odamız tarafından yapılan çalışma, 17 Mart 2012 tarihinde gerçekleştirdiğimiz İzmir

helikopter gezisinde Çevre ve Şehircilik Bakanımız Erdoğan Bayraktar, Ulaştırma,

Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Büyükşehir Belediye Başkanımız

Aziz Kocaoğlu ve Çevre Şehircilik İl Müdürü Ata Erpolat ile paylaşılmıştır.

Kentsel dönüşüme ihtiyaç olan alanlar Çevre ve Şehircilik Bakanımıza bizzat

gösterilirken kentsel dönüşüme yönelik çalışmalarımız bununla sınırla kalmamıştır.

Kanunun yayınlanmasını takiben; 27.07.2012 tarihinde Odamız heyeti ile birlikte

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Genel Müdürü

Vedat Gürgen ziyaret edilmiş; kentsel dönüşüme katkı koyma isteğimiz ve kentsel

dönüşüm sürecindeki rollerimizin belirlenmesi talebimiz dile getirilmiş; Sayın Genel

Müdür, Odamız ve inşaat sektöründeki üyelerimizi, Bakanlık, TOKİ ve Belediyelerin

ardından dördüncü aktör olarak tanımlamıştır.

Bu gelişmelerin ardından İzmir, kentsel dönüşümün uygulanacağı 5 pilot ilden biri

seçilmiş; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Genel

Müdürlüğü tarafından kentsel dönüşümün aktörlerini biraraya getiren toplantıların

ilki 07.09.2012 tarihinde İzmir’de gerçekleştirilmiştir. Sonrasında Çevre Şehircilik İl

Müdürlüğü ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Kentsel Dönüşüğm Daire Başkanlığı

nezdinde üst düzeyde bir takım toplantılar daha yapılmıştır. Amaç İzmir'de doğru

noktadan doğru bir yöntemle kentsel dönüşüme başlamaktır.

Odamız, 2013 yılında kentsel dönüşüm konusunu yakınen takip edecek ve üyelerinin

uygulamaya geçebilmesi için doğru zeminleri oluşturmaya çalışacaktır.

Kentsel dönüşüm dışında bir diğer dönüşüm ise kentteki ana aksların estetik olarak

iyileştirilmesidir. Bu kapsamda 2011 yılında başlatılan çalışmalarla ’İZMİR’İN BİR

RENGİ OLMALI’’ konseptiyle İzmir’in kentsel dokusunu ortaya çıkaran tarihi

mekân ve sokakların elden geçirilerek canlandırılması, dış cephelerin yenilenmesi,

kötü görünümlü binaların önüne cephe giydirmeleri ile çağdaş kentlerde estetiğe

uygun görünüm sağlayacak bir yapı hedeflenmiştir. Bunu destekleyecek çalışmaların

Odamız öncülüğünde, Belediyeler, Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası ile birlikte

bir komisyon oluşturulup bu komisyonun belirleyeceği ilkelerle çağdaş bir kent

oluşturulması yolunda çalışmalar yapılmıştır. Ancak konuya Mimarlar Odası dışında

net bir destek gelmemiş bu nedenle proje başlatılamamıştır. 2013 yılında projenin

gerçekleştirilmesi için uğraş verilecektir.

13.4.2. İzmir Yeni Kent Merkezi

İzmir’in bir yanda körfez diğer yanda dağlarla çevrili metropol alanı, arsa ve parsel

üretimi açısından oldukça kısıtlı bir bölgedir. Bununla birlikte, liman arkasından

başlayıp Turan'a kadar devam eden 550 hektar alanı kapsayan yeni kent merkezi

alanı, gayrimenkul yatırımı ve kentin geleceği açısından en önemli potansiyellerden

biri olmuştur. Bir çok yatırımcı grubun yer aldığı, bir çoğunun yer arayışlarının

devam ettiği bölge, gelecekte İzmir'in iş merkezi haline gelecektir.

214


Ancak 2003 yılında başlayan imar planı çalışmaları çeşitli nedenlerle uzamış olsa da

engeller aşılmış olup yatırımlar birer birer hayata geçmektedir. Odamız bu

yatırımları yakinen takip etmeye devam edecektir.

215

More magazines by this user
Similar magazines