02.08.2017 Views

Sağlık Dergisi 7. sayı

Sağlıklı bir yasam için Platform Sağlık. Yeni bir sayı ile sizlere merhaba demenin mutluluğunu yaşıyoruz. Yedinci sayımızı yine yoğun bir çaba ile dopdolu bir şekilde sizlere ulaştırmayı hedefledik. Umarız elinizde tuttuğunu bu yeni sayı da sağlıklı yaşam için bir nebze olsun sizlere katkı sunar. Kısaca göz atacak olursak bu sayımızın ana konusu yaz sağlığı.Yaz sağlığı derken de tatil günlerinde yaşanacak olası sağlık risklerine dikkat çekiyoruz. Ne demişler, önce sağlık… Bu sayımızda ele aldığımız ilk başlık „Unutkanlık“ hasatlığı. Lokmanhekim Hastaneleri’nden doktorumuz Savali Eryılmaz gençlerin unutkanlık halinin ciddiye alınmasını öneriyor. Hatta bu tür şikayeti gençlerin ciddi bir nörolojik değerlendirme ile gerekirse bir takım testlerden geçirilmeleri gerektiğini belirtiyor. Estetik önemli başlıklarımızdan biri olmaya devam ediyor. Bu ayda estetik bölümümüzün konusu hemen her inansın merak ettiği, ilgi duyduğu hatta uygulatmayı düşündüğü karın germe estetiği. Konuyla ilgili

Sağlıklı bir yasam için Platform Sağlık.

Yeni bir sayı ile sizlere merhaba demenin mutluluğunu yaşıyoruz.
Yedinci sayımızı yine yoğun bir çaba ile dopdolu bir şekilde sizlere ulaştırmayı hedefledik. Umarız elinizde tuttuğunu bu yeni sayı da sağlıklı yaşam için bir nebze olsun sizlere katkı sunar.

Kısaca göz atacak olursak bu sayımızın ana konusu yaz sağlığı.Yaz sağlığı derken de tatil günlerinde yaşanacak olası sağlık risklerine dikkat çekiyoruz. Ne demişler, önce sağlık…

Bu sayımızda ele aldığımız ilk başlık „Unutkanlık“ hasatlığı. Lokmanhekim Hastaneleri’nden doktorumuz Savali Eryılmaz
gençlerin unutkanlık halinin ciddiye alınmasını öneriyor. Hatta bu tür şikayeti gençlerin ciddi bir nörolojik değerlendirme ile gerekirse bir takım testlerden geçirilmeleri gerektiğini belirtiyor.

Estetik önemli başlıklarımızdan biri olmaya devam ediyor. Bu ayda estetik bölümümüzün konusu hemen her inansın merak ettiği, ilgi duyduğu hatta uygulatmayı düşündüğü karın germe estetiği. Konuyla ilgili

SHOW MORE
SHOW LESS

You also want an ePaper? Increase the reach of your titles

YUMPU automatically turns print PDFs into web optimized ePapers that Google loves.

Türkçe <strong>Sağlık</strong> <strong>Dergisi</strong> | Türkisches Gesundheitsmagazin Sayı 7 | 2017<br />

TATİLDE<br />

KEYFİNİZ<br />

KAÇMASIN<br />

Tatil keyfiniz hastalıkla<br />

son bulmasın<br />

Çocuğunuzla sağlıklı<br />

tatilin püf noktaları<br />

Bronzlaşmak için ne<br />

yemelisiniz?<br />

Cildinizde yılların izlerini<br />

dolgu ile silmek mümkün<br />

Epilepsi ile ilgili bilmeniz<br />

gereken 10 gerçek


Değerli okurlar,<br />

Platform- <strong>Sağlık</strong> <strong>Dergisi</strong><br />

Editörden<br />

Yeni bir <strong>sayı</strong> ile sizlere merhaba emeninin mutluluğunu yaşıyoruz.<br />

Altıncı <strong>sayı</strong>mızı yine yoğun bir çaba ile dopdolu bir şekilde sizlere<br />

ulaştırmayı hedefledik. Umarız elinizde tuttuğunu bu yeni <strong>sayı</strong> da<br />

sağlıklı yaşam için bir nebze olsun sizlere katkı sunar.<br />

Kısaca göz atacak olursak bu <strong>sayı</strong>mızın ana konusu yaz sağlığı.<br />

Yaz sağlığı derken de tatil günlerinde yaşanacak olası sağlık<br />

risklerine dikkat çekiyoruz. Ne demişler, önce sağlık…<br />

Bu <strong>sayı</strong>mızda ele aldığımız ilk başlık „Unutkanlık“ hasatlığı.<br />

Lokmanhekim Hastaneleri’nden doktorumuz Savali Eryılmaz<br />

gençlerin unutkanlık halinin ciddiye alınmasını öneriyor. Hatta<br />

bu tür şikayeti gençlerin ciddi bir nörolojik değerlendirme ile<br />

gerekirse bir takım testlerden geçirilmeleri gerektiğini belirtiyor.<br />

Künye / Impressium<br />

Werrastr. 36<br />

12059 Berlin<br />

+49 30 589 106 98<br />

www.platform-saglik.com<br />

info@platform-saglik.com<br />

Estetik önemli başlıklarımızdan biri olmaya devam ediyor.<br />

Bu ayda estetik bölümümüzün konusu hemen her inansın<br />

merak ettiği, ilgi duyduğu hatta uygulatmayı düşündüğü karın<br />

germe estetiği. Konuyla ilgili Op. Dr. Orhan Erbaş’ın yazısını 9.<br />

sayfamızda okuyabilirsiniz.<br />

Redaktion:<br />

Hakan Yazanel<br />

Erdem Nedim<br />

Ayşe Altuğ<br />

<strong>Sağlık</strong> deyip de aşırı kilo hatta obeziteye değinmemek neredeyse<br />

imkansız hale geldi. Obezite artık bir sorun değil hastalık olarak<br />

görülüyor. Çünkü kendi başına birçok hastalığı tetikliyor. Obezite<br />

sizi değil, siz obeziteyi yenmelisiniz. Konuyu doktorumuz<br />

Gülsemin Ertürk Çelik ele aldı. keyifle okuyun.<br />

foto Impressium<br />

Ve tatil… Tatil denince sağlık ikinci panda kalır. Akla genelde<br />

dinlence ve eğlence gelir. Öte yandan unutmamak gerekir ki<br />

ancak sağlıklı bir beden dinlenmenin ve eğlenmenin hakkını<br />

verebilir. Lokman Hekim Hastaneler grubundan bir aile hekimimiz<br />

tatil keyfini hastalığa terk etmemeniz için bir yazı kaleme aldı. Biz<br />

konuya ayrıca bir de çocuklar açısından yaklaşan yazı hazırladık.<br />

Yine tatilde beslenme ve sağlıklı bronzlaşma da bu <strong>sayı</strong>mızın<br />

diğer önemli başlıkları.<br />

Memorial Ankara Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nden Prof. Dr.<br />

Aygül Demirol bebek sahibi olmak isteyen çiftlerin en önemli<br />

sorunlarından biri olan tüp bebek tedavi yöntemlerine değinen<br />

bir makale yazdı. Doktorumuz modern yöntemlerle nasıl çocuk<br />

sahibi olunacağı sorusunun cevabını veriyor.<br />

Sadece bunlar değil, dergimizin sayfalarını çevirdikçe birçok<br />

sağlık, estetik ve spor konusunda ilginç yazılar, soru cevaplar,<br />

öneriler sizleri bekliyor. <strong>Sağlık</strong>lı bir yaşam için hayatımızda<br />

yapacağımız küçük değişikliklerin, doğru bilgi ve davranışların ne<br />

kadar önemli olduğunu unutmayalım.<br />

Gelecek <strong>sayı</strong>mızda buluşmak bileğiyle sağlık ve mutluluk<br />

diliyoruz.<br />

Kapak Shutterstock.com, NataSnow | sayfa 4, pixabay.com | sayfa 6, Shutterstock.com,<br />

Billion Photos | sayfa 8 Shutterstock.com, Sergey Nivens | sayfa<br />

9 Shutterstock.com, Andrei_R | sayfa 10 Shutterstock.com, Lucky Business |<br />

sayfa 12 Shutterstock.com, Syda Productions | sayfa 13 üst, Shutterstock.com,<br />

schankz | sayfa 13 alt, Shutterstock.com, Oksana Kuzmina | sayfa 14 Shutterstock.com,<br />

David Tadevosian | sayfa 16 Shutterstock.com, Yuganov Konstantin<br />

| sayfa 18-19, Shutterstock.com, Marko Poplasen | sayfa 20, Shutterstock.<br />

com, Teresa Kasprzycka | sayfa 21, Shutterstock.com, wavebreakmedia |<br />

sayfa 22 Shutterstock.com, Maridav | sayfa 23 üst, Schutterstock.com, LElik83<br />

| sayfa 23 alt, Shutterstock.com, AstroStar | sayfa 24 Shutterstock.com,<br />

Marcie Fowler - Shining Hope Images | sayfa 25 Shutterstock.com, cunaplus<br />

| sayfa 26- 27 Shutterstock.com, Irina Bg | sayfa 30 Shutterstock.com, Soyka|<br />

sayfa 31 Shutterstock.com, Gökhan Aydogdu| sayfa 32 Shutterstock.com,<br />

Nikuwka| sayfa 33 Shutterstock.com, Africa Studio | sayfa 34 Shutterstock.<br />

com, Sergey Nivens| sayfa 35 Shutterstock.com, ESB Professiona |sayfa<br />

35 Shutterstock.com, Sergey Nivens | sayfa 35 Shutterstock.com, goodluz<br />

| sayfa 38 Shutterstock.com, Green Apple |Hakan Yazanel | pixabay.com<br />

Reklam:<br />

Hakan Yazanel<br />

reklam@platform-saglik.com<br />

Danışman:<br />

Dr. Mehmet Altuğ,<br />

Lokman Hekim Hastaneleri,<br />

Memorial <strong>Sağlık</strong> Grubu,<br />

Tasarım ve düzenleme:<br />

Ajans B, Berlin<br />

Baskı:<br />

Concept Medienhaus GmbH<br />

Bülowstraße 56 - 57<br />

10783 Berlin<br />

www.conceptmedienhaus.de<br />

Platform- <strong>Sağlık</strong> <strong>Dergisi</strong> Berlin‘de<br />

10.000 Adet basılmıştır. Platform-<br />

<strong>Dergisi</strong> bir Ajans B yayın<br />

organıdır.<br />

Dergide çıkan yazıların ve içerikleri,<br />

sorumluluğu ve doğruluğu yazara<br />

aittir.<br />

Gelecek Sayıda<br />

Gebelik Sırasında<br />

Babalara Düşen<br />

Görevler<br />

Geçmeyen Mide<br />

Ağrısı Ve Hazımsızlığa<br />

Dikkat<br />

Hepatit B Karaciğer<br />

Sirozuna Dönüşebilir<br />

Yetişkinlerde Görülen<br />

Çocuk Hastalıkalrına<br />

Dikkat!<br />

Burun Estetiği<br />

Çocuklar ve<br />

Çikolata


İÇİNDEKİLER<br />

6Yaşlılık değil Hastalık<br />

belirtisi unutkanlık<br />

22<br />

20<br />

18<br />

Tatilde ipin ucu kaçmasın<br />

Tatil keyfiniz hastalıkla<br />

son bulmasın<br />

Çocuğunuzla sağlıklı tatilin<br />

püf noktaları<br />

Beyin Yorgunluğunu<br />

Önlemenin Yolları<br />

8<br />

10<br />

Göbek eritmek için<br />

tavsiyeler<br />

Epilepsi ile ilgili<br />

bilmeniz gereken 10<br />

gerçek<br />

14<br />

16<br />

Obeziteye yenilmeyin<br />

harekete geçin<br />

Dişlerin sağlıklı<br />

olması beyaz<br />

olmasından daha<br />

önemlidir<br />

12<br />

24<br />

Bronzlaşmak için ne<br />

yemelisiniz?<br />

26<br />

Cildinizde yılların<br />

izlerini dolgu ile<br />

silmek mümkün<br />

Oyunun<br />

Unutulmuş Gücü<br />

28<br />

Bal ile gelen<br />

mucİze; apiterapi<br />

30<br />

Modern yöntemlerle<br />

Bebek sahibi<br />

olabilirsiniz<br />

32


QURBAN - TEILE SEGEN<br />

KURBANLA MERHAMETİ<br />

PAYLAŞIN<br />

GRUP<br />

Gruppe<br />

60 €<br />

A<br />

Tanzanya, Moğolistan,<br />

Zimbabve, Ruanda, Çad,<br />

Burkina Faso, Togo<br />

Tansania, Mongolei,<br />

Zimbabwe, Ruanda, Tschad,<br />

Burkina Faso, Togo<br />

Online-Spende<br />

ONLİNE BAĞIŞ<br />

www.wefa.org<br />

GRUP<br />

Gruppe<br />

B<br />

Somali, Nepal, Kenya, Sudan-Darfur,<br />

Sri Lanka<br />

Somalia, Nepal, Kenia,<br />

Sudan-Darfur, Sri Lanka<br />

80 €<br />

GRUP<br />

Gruppe<br />

C<br />

Mali, Keşmir, Hindistan,<br />

Pakistan<br />

Mali, Kaschmir, Indien,<br />

Pakistan<br />

100 €<br />

Telefon-Spende<br />

TELE BAĞIŞ<br />

+ 49 (0) 221 880 64 80<br />

+ 49 (0) 178 325 62 07<br />

GRUP<br />

Gruppe<br />

D<br />

Kamboçya, Arakan,<br />

Avusturya<br />

Kambodscha, Arakan,<br />

Österreich<br />

120 €<br />

SMS-Spende<br />

SMS BAĞIŞ<br />

SMS ile BAYRAM yaz, 81190‘a<br />

gönder,10 € ile bir yetimin<br />

bayram harçlığını karşıla!<br />

GRUP<br />

Gruppe<br />

E<br />

Makedonya, Bosna,<br />

Lübnan<br />

Mazedonien, Bosnien,<br />

Libanon<br />

160 €<br />

GRUP<br />

Gruppe<br />

Türkiye<br />

Türkei<br />

F<br />

250 €<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 5<br />

Überweisung<br />

HAVALE<br />

IBAN: DE30 3716 0087 0252 5250 25<br />

BIC: GENODED1CGN


UNUTKANLIK<br />

YAŞLILIK DEĞIL<br />

HASTALIK BELIRTISI<br />

Gençlerin unutkanlık halinin ciddiye alınması ve ciddi bir nörolojik<br />

değerlendirme ile gerekirse bir takım testlerden geçirilmeleri gerekiyor<br />

Dr. Savili ERYILMAZ<br />

Lokmanhekım Hastanelerı / Nöroloji<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 6<br />

Genellikle yaşın ilerlemesiyle<br />

birlikte gündeme gelen unutkanlık,<br />

sadece yaşlılarda değil, gençlerde<br />

de rastlanan bir olgu haline<br />

dönüşmeye başladı. Gençlerde,<br />

vitamin eksiklikleri, hormon bozuklukları<br />

ya da depresyon gibi<br />

zihinsel yeteneklerde<br />

bozulma ile seyreden<br />

pek<br />

çok ciddi<br />

hastalığın<br />

ilk ya<br />

da en<br />

önemli<br />

belirtisi<br />

unutkanlıktır.<br />

Unutkanlık şikâyetinin<br />

ciddiye alınması<br />

ve fark edildiğinde tıbbi yardıma<br />

başvurulması gerekir.<br />

Genç ve orta yaşlarda ortaya<br />

çıkan unutkanlığın nedenleri<br />

ileri yaştaki unutkanlıklara göre<br />

farklılıklar gösterir.<br />

GENÇ UNUTKANLIĞI<br />

Gençlerde unutkanlık<br />

genellikle kişinin kendisi<br />

ya da çevresi


tarafından iş yükü yoğunluğu ve<br />

stresle ilişkilendiriliyor. Bu kısmen<br />

doğru olmakla birlikte her<br />

zaman doğru olmayabilir. Bazen<br />

asıl neden; iç salgı bezlerinde<br />

fonksiyon bozukluğu, kansızlık,<br />

vitamin eksiklikleri veya bedensel<br />

kaynaklı olabiliyor. Bu durumda<br />

ayırt edici nokta, kişinin<br />

unutkanlığına eşlik eden, altta<br />

yatan asıl nedene bağlı başka<br />

şikâyetler olup olmadığıdır. Bu<br />

nedenle, gençlerde unutkanlık<br />

halinin ciddiye alınması ve ciddi<br />

bir nörolojik değerlendirme ile<br />

gerekirse bir takım testlerden<br />

geçirilmesi gerekiyor. Özellikle<br />

genç ve orta yaşlarda görülen, iş<br />

stresi, yoğunluk ve uyku sorunlarıyla<br />

ilişkilendirilen unutkanlık<br />

geçici olabiliyor. Yaşlılarda ise<br />

ilerleyiciliği gözlenmeyen unutkanlıklarda<br />

kaygılanmaya gerek<br />

olmasa da düzenli izlemin ihmal<br />

edilmemesi gerekiyor.<br />

YOL BULAMIYORSANIZ DİKKAT!<br />

Giderek artan unutkanlık dışında<br />

yol bulamama, aritmetik yapamama,<br />

içe kapanma, canlı hayaller<br />

görme gibi ek bulguları olan,<br />

ailesinde Alzheimer hastası bulunan,<br />

felç ve ciddi kazalar geçiren<br />

kişilerde unutkanlığın ihmal<br />

edilmemesi gerekiyor. Bilinen<br />

bir nörolojik hastalığı olan (Beyin<br />

damar hastalığı, MS, epilepsi<br />

gibi) veya farklı tıbbi hastalıklara<br />

sahip (Şeker hastalığı, kalp krizi,<br />

kanser vb) kişilerdeki unutkanlığın<br />

altında farklı hastalıklar<br />

yatabildiği için daha titiz bir inceleme<br />

ve izlem gerekiyor.<br />

ARA SIRA OLUYORSA ENDİŞE<br />

ETMEYİN<br />

Ara sıra unutkanlık sorunu yaşanıyorsa<br />

endişelenmeye gerek<br />

bulunmuyor. Bu durumda kişinin<br />

günlük yaşantısının, uyku düzeninin,<br />

beslenme tarzının gözden<br />

geçirilmesi ve gerekli düzenlemelerin<br />

yapılması gerekiyor. Yeni<br />

bilgi edinme ve hatırlamada zorluk<br />

çekenler, yemek yapma, ev düzenini<br />

sürdürme, araba kullanma,<br />

karar verme, bütçelerini planlama<br />

gibi önceden yaptıkları işleri<br />

yapmakta zorlananlar, bulunduğu<br />

yeri veya yolu şaşıranlar, eskisine<br />

oranla daha durgun olanlar ya da<br />

kontrolsüz davranışlar gösterenler<br />

ile konuşmasında tutukluk ve<br />

kelime bulmada güçlük yaşayanların<br />

zaman geçirmeden hafıza<br />

bozuklukları ünitelerine müracaat<br />

etmeleri öneriliyor.<br />

HAFIZAYI CANLI TUTMAK İÇİN 10<br />

ÖNERİ<br />

<strong>Sağlık</strong>lı bir beyne sahip olmak<br />

ve unutkanlığı önleyebilmek için<br />

uyku ve beslenme, egzersiz ve<br />

spor gibi aktiviteler büyük önem<br />

taşıyor. Alkol, sigara, aşırı çay<br />

ve kahve gibi besinler ile aşırı<br />

gerginlik genel sağlığımız gibi<br />

düşünce sağlığımızı da etkiliyor.<br />

Bunun dışında beyin işlevlerini<br />

canlı tutmak için okumak, bulmaca<br />

çözmek gibi zihin aktiviteleri<br />

çok olumlu sonuç veriyor. Hafızayı<br />

canlı tutmak için şu 10 öneriyi<br />

dikkate almanızda yarar var<br />

1. Hesap makinesi kullanmayın,<br />

hesaplarınızı elle yapın.<br />

2. Şiir veya şarkı sözü ezberleyin.<br />

3. Telefon numaralarını ezberlemeye<br />

çalışın.<br />

4. Kâğıt oyunlarını deneyin.<br />

5. Benzer olmayan nesneler arasında<br />

bağlantılar kurmaya çalışın.<br />

6. Çapraz bulmaca çözün. <strong>7.</strong> Cep<br />

telefonu konuşmalarınızı azaltın.<br />

8. Yağlı yemeklerden uzak durun.<br />

9. Aşırı alkol tüketmeyin.<br />

10. Sigara içmeyin ve düzenli<br />

spor yapın.<br />

BU BESİNLERE DİKKAT!<br />

• Demirden zengin<br />

yiyecekler olan; et,<br />

yumurta, kuru baklagiller,<br />

pekmez, yeşil<br />

yapraklı sebzeler ve<br />

kuru meyveler tüketin.<br />

( Demir eksikliği, kişide<br />

dikkat dağınıklığı<br />

ve konsantrasyon<br />

eksikliğine neden<br />

oluyor.)<br />

• B12 vitamininin eksik<br />

alınması unutkanlığa<br />

yol açtığı için; dana eti,<br />

süt ve süt ürünleri gibi<br />

besinleri yiyin.<br />

• E vitamininin, beynin<br />

hassas ve yağlı dokularını<br />

koruduğunu<br />

unutmayın.<br />

• Beyin fonksiyonlarını<br />

koruyan; kayısı,<br />

kırmızıbiber, ıspanak<br />

ve portakal gibi besinlere<br />

beslenmenizde<br />

daha çok yer verin.<br />

• Yaban mersini gibi<br />

meyvelerin bol miktarda,<br />

‘Polifenol’ içerip<br />

beyin hücrelerini serbest<br />

radikallere karşı<br />

korudu- ğunu unutmayın.<br />

• Elma, böğürtlen, kiraz,<br />

kırmızı erik, ahududu<br />

ve çileğin en iyi antioksidan<br />

kaynakları olduğunu<br />

hatırlayın.<br />

• Güçlü antioksidanlar<br />

olarak; kayısı, kırmızı<br />

ve yeşil üzüm, portakal,<br />

kırmızı greyfurt,<br />

şeftali, armut ve mandalina<br />

da tüketin.<br />

• Ceviz, Omega 3 yağ<br />

asidi açısından en zengin<br />

kaynaklar oldukları<br />

için beslenmenizde<br />

mutlaka yer verin.


Beyin Yorgunluğunu<br />

Önlemenin Yolları<br />

Dikkat eksikliği, algılama bozukluğu, unutkanlık gibi belirtilerle ortaya çıkan<br />

beyin yorgunluğu, iş ve sosyal yaşamı olumsuz etkiliyor. Beyin yorgunluğunu<br />

atmak ve beyin sağlığını korumak için günlük yaşam içinde uygulanabilecek<br />

birkaç basit öneriyi dikkate almak önem taşıyor.<br />

Uzm. Dr. Abdullah ÖZKARDEŞ<br />

Nöroloji Memorial Şişli Hastanesi<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 8<br />

Beyin yorgunluğunun<br />

belirtileri<br />

genellikle<br />

Alzheimer<br />

hastalığı ile<br />

karıştırılmaktadır.<br />

Ancak Alzheimer<br />

hastalığı<br />

genetik faktörlere<br />

dayanmıyorsa genellikle<br />

65 yaş sonrası ortaya<br />

çıkmaktadır. Beyin yorgunluğu<br />

ise özellikle yoğun iş yaşamı olan<br />

herkesin karşılaşabileceği bir<br />

durumdur.<br />

Beyin yorgunluğuna neden<br />

olabilecek birçok faktör<br />

bulunmaktadır. Rahatsızlığın<br />

giderilebilmesi için beyin<br />

yorgunluğuna neden olan faktör<br />

ya da faktörlerin belirlenebilmesi<br />

gerekmektedir.<br />

• Fazla stres yükü<br />

• Çalışma alanın konforsuz<br />

olması<br />

• Uyku kalitesi ve süresinin az<br />

olması<br />

• Elektronik cihazlar<br />

• Kişinin kendisine ve<br />

ailesine yeteri kadar zaman<br />

ayıramaması<br />

• Yanlış beslenme alışkanlıkları<br />

• Bazı metabolizma hastalıkları<br />

ve çeşitli<br />

rahatsızlıklar<br />

Sevdiğiniz kişiler ve<br />

işlerle vakit geçirin<br />

Beyin yorgunluğundan<br />

kurtulmanın ve zihni<br />

temizlemenin en iyi yolu kişinin<br />

kendisine zaman ayırmasıdır.<br />

Troitin yeterince çalışmaması<br />

gibi beyin yorgunluğuna sebep<br />

olan başka bir rahatsızlık varsa<br />

bu hastalığın da belirlenip<br />

tedavi edilmesi gerekir. Mesai<br />

saatlerinin dışında işle ilgili<br />

düşüncelerden uzak durmak<br />

ve hobilerle uğraşmak beyin<br />

yorgunluğunun tedavisinde<br />

önemli bir yer tutmaktadır.<br />

Günün yorucu ve stresli<br />

kısmından uzaklaşıp<br />

insanların kendisine<br />

zaman ayırması<br />

gerekmektedir.<br />

Bu zamanlarda<br />

özellikle<br />

toprakla zaman<br />

geçirmek<br />

ve çıplak<br />

ayakla toprağa<br />

basmak vücuttaki<br />

elektro manyetik<br />

yükün boşalmasını<br />

sağlamaktadır.<br />

B,C ve E vitamini alın<br />

Beyin yorgunluğu yaşamamak<br />

için düzenli beslenmek<br />

ve öğünleri atlamamak<br />

gerekmektedir. Zihin yorgunluğu<br />

yaşayan kişilerde unutkanlık<br />

görüldüğü unutulmamalıdır.<br />

Bununla başa çıkabilmek<br />

için ceviz, fındık, damarlı<br />

yeşil sebzeler ve zeytinyağlı<br />

yiyecekleri tüketmek<br />

önemlidir. Bunların yanında<br />

B,C ve E vitaminleri desteği<br />

ya da bu vitaminleri içeren<br />

belinlerin tüketilmesi ihmal<br />

edilmemelidir. Sporun da<br />

beyin yorgunluğuna iyi geldiği<br />

bilinen bir gerçektir. Günlük<br />

yapılan egzersizler özellikle<br />

unutkanlık yaşanmasının önüne<br />

geçebilmektedir.


ESTETİK:<br />

KARIN GERME<br />

Karın, vücudun görünümünü direkt olarak etkileyen önemli bir estetik ünitedir.<br />

Hamilelik süreci ve doğum kadınlarda karın derisi ve kaslarının gevşemesine,<br />

sarkmasına ve deride hızlı oluşan gerilme sonucu çatlakların oluşumuna<br />

neden olur.<br />

Op. Dr. Orhan Erbaş<br />

Lokmanhekim Hastaneleri Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi<br />

Bunun yanı<br />

sıra yine<br />

genellikle<br />

kadınlarda<br />

daha sık<br />

olmak üzere<br />

erkeklerde de<br />

aşırı kilo alma<br />

sonucunda<br />

karın derisi<br />

ve kaslarında<br />

oluşan<br />

deformasyona<br />

bağlı olarak<br />

karın deri<br />

ve kaslarda<br />

sarkma ve<br />

gevşeme<br />

olmaktadır.<br />

Karın ön duvarını yapan ve iç<br />

organları içeride tutarak karnın<br />

düz görünmesini sağlayan<br />

kasların arasında bulunan<br />

dokuların yırtılması ile kaslar<br />

birbirinden ayrılır ve içeriden<br />

organların itmesi ile karın dışarı<br />

fırlak ve sarkık görünür.<br />

Karnınız sadece yağlanmakla<br />

kalmamış, ayrıca kasların<br />

araları açılmış ve sarkmıştır. Bu<br />

deformite kişide kıyafetlerinin<br />

tam olmaması, yazın rahat<br />

bikini, mayo giyememesi gibi<br />

sıkıntıların yanı sıra, fazla<br />

kilolardan ve sarkıklıktan dolayı<br />

bel ve sırt ağrıları gibi genel<br />

sağlık problemlerine de neden<br />

olabilmektedir.<br />

Bu problemden karın germe<br />

(abdominoplasti) ameliyatı ile<br />

kurtulmanız mümkündür.<br />

Abdominoplasti, karın<br />

bölgesindeki fazla deri ve<br />

yağ dokusunun alınmasını,<br />

karın duvarı kaslarının eski<br />

gerginliğine ulaşmasını sağlayıcı<br />

bir ameliyattır. Çoğu zaman bel<br />

inceltme amaçlı liposuction (yağ<br />

çekme) ameliyatı ile kombine<br />

edilmesi daha iyi sonuçlar verir.<br />

Sonuç olarak bu ameliyat hem<br />

karnınızdaki çatlak derileri yok<br />

eder, hem fazla yağlarınızı yok<br />

eder hem de karın duvarınızı<br />

tekrar eski gerginliğine<br />

kavuşturur.<br />

Karın germe ameliyatı sadece<br />

kilosu fazla olan insanlara<br />

uygulanan<br />

bir yöntem<br />

değildir.<br />

Zayıf ama<br />

karın derisi<br />

sarkmış<br />

ve çatlak<br />

oluşmuş<br />

kişiler için<br />

de son<br />

derece fayda<br />

sağlar.<br />

Eğer aşırı<br />

kilo ile<br />

birlikte<br />

karında<br />

da sarkma<br />

varsa karın<br />

germe<br />

operasyonu liposuction ile<br />

birlikte yapılır. Karında sarkma<br />

yoksa sadece liposuction<br />

yeterlidir.<br />

Karın germe işlemi sırasında<br />

eski sezeryan izinin düzeltilmesi,<br />

göbek fıtığı gibi bazı<br />

rahatsızlıkların da tedavisi<br />

mümkündür. Karın düzleşir,<br />

bel incelir, karın içi hacmi<br />

azaldığından ameliyat sonrası<br />

insanlar daha az bir yiyecek ile<br />

doyma duygusuna erişirler. Bu<br />

da zayıflamayı kolaylaştıran ve<br />

şişmanlığı azaltan bir etkidir.<br />

Zayıflamayı planlayan hastalar<br />

ameliyatı ertelemelidir ve bu<br />

ameliyattan önce mümkün olan<br />

tüm kilolar verilmelidir.<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 9


GÖBEK ERİTMEK<br />

İÇİN TAVSİYELER<br />

Karın bölgesindeki yağlar hayati organlarımızı çevreler ve kas yapısının<br />

altında bulunur. Göbek yağlarını eritmek için, fiziksel aktiviteleri arttırmak,<br />

karın kaslarını güçlendirmek, ve alkol, sigara gibi kötü alışkanlıklardan uzak<br />

duracağınız bir beslenme programı uygulamak şarttır.<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 10<br />

Karın yağlarını azaltabilmek<br />

için, yediğiniz yemek miktarının<br />

ve aldığınız kalorilerin farkında<br />

olmalısınız.<br />

Meyve, sebze, tam tahıllılar ve<br />

natürel sızma zeytinyağı gibi<br />

doğal besinleri tüketin. Yağsız<br />

etler, özellikle tavuk, derisiz<br />

hindi ve balık tavsiye edilir.<br />

Beyaz ekmek, rafine makarna,<br />

gazlı içecekler, ısıl işlem görmüş<br />

ürünler, tatlılar ve doymuş yağlar<br />

gibi karbonhidrat bakımından<br />

zengin besinlerden uzak durun.<br />

Diyetinize, kuşkonmaz gibi idrar<br />

sökücü özelliği olan sebzeleri<br />

dahil edin. Bu vücutta su<br />

tutulmasını önleyerek, karın<br />

şişmesi ve iltihaplanma gibi<br />

durumların<br />

önüne geçer.<br />

Salatalık<br />

vücuda su<br />

attırdığı gibi,<br />

tokluk hissi<br />

de vererek<br />

aşırı yemenize<br />

engel olur.<br />

Kara lahana<br />

kan şekerini<br />

düzenleyerek<br />

sıklıkla<br />

yeme isteği<br />

duymanızı<br />

ve gereksiz<br />

kalori almanızı<br />

engeller.<br />

Yemeklerinizi<br />

haşlayarak, buğulayarak, fırında,<br />

buharda veya ızgarada pişirmeye<br />

özen gösterin. Kızartma ve yağlı<br />

soslardan kaçının.<br />

Bol miktarda su içerek (günde en<br />

az 2 litre) cildinizi ve vücudunuzu<br />

nemli tutun. Böylece vücutta<br />

biriken toksin miktarı azalıp,<br />

sindirim sisteminiz düzene<br />

girerken, sağlıklı kilonuzu da<br />

korumuş olacaksınız.<br />

Günde 500 kalori eksik tüketin.<br />

Bu şekilde haftada yaklaşır 1 kilo<br />

vermiş olacaksınız.<br />

Önerilen Egzersizler<br />

Diyet ile birlikte, bir takım<br />

güçlendirici egzersizler ve<br />

aerobik antrenmanlar da<br />

yapmalısınız. Bunlar yağ yakımını<br />

hızlandıracaktır.<br />

Aerobik ve Güç Arttırıcı<br />

Antrenmanlar<br />

Yürüyüş ve koşu gibi aktiviteler<br />

yaparak kardiyo seanslarınızı<br />

mümkün olduğu kadar büyütün.<br />

Normal bir hızda sabit bisiklet<br />

ile başlayın. Bu şekilde birkaç<br />

dakika ısındıktan sonra,<br />

ağırlığı arttırarak antrenmanı<br />

yoğunlaştırın. Bu egzersizi en az<br />

30 dakika boyunca uygulayın.<br />

Güç antrenmanlarını iyi bir karın<br />

kası programı ile birleştirin.<br />

Karın hareketleri bittikten sonra,<br />

koşu, ip atlama gibi yoğun<br />

kardiyo hareketlerine girin. Karın<br />

egzersizlerini ve yoğun kardiyo<br />

programını en az 30 dakika<br />

boyunca bir arada sürdürün.<br />

Karın<br />

Egzersizleri<br />

Bu karın<br />

bölgesine<br />

yoğunlaşan<br />

egzersizler,<br />

sadece yağları<br />

yakarak değil,<br />

aynı zamanda<br />

kasları da<br />

güçlendirerek<br />

göbeğinizin<br />

küçülmesini<br />

sağlar. Bu<br />

sayede çok<br />

daha fazla kilo<br />

verebilirsiniz.


Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 11


DİŞLERİN SAĞLIKLI OLMASI<br />

BEYAZ OLMASINDAN DAHA<br />

ÖNEMLİDİR<br />

Gönül rahatlığı ile gülümsemek, kahkaha atmak için bembeyaz, sağlıklı dişler<br />

gerekir. Düzenli olarak diş fırçalamak, diş sağlığı için önemli olsa da yeterli<br />

değil. Ağız ve diş hijyenini sağlamak için dişlerin doğru fırçalanmasını,<br />

fırçalama periyodunu ve hangi yan ürünleri kullanmak gerektiğini de bilmek<br />

gerekiyor.<br />

Ayşe DİNLEMEZ<br />

Lokman Hekim Hastaneleri / Diş Hastalıkları ve Tedavisi<br />

Dişler, sadece besinleri<br />

parçalamaya ya da koparmaya<br />

yardım etmez, aynı zamanda<br />

sesimizin doğru çıkmasını<br />

da sağlar. Kendini çevreleyen<br />

dokuları korur ve bu dokuların<br />

gelişmelerine de yardımcı olur.<br />

Ama en önemlisi estetik açıdan<br />

verdiği özgüvendir.<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 12<br />

Yüzümüzde ön planda olan<br />

dişlerimizin sağlıklı ve parlak<br />

olması elimizde. Doğru bakımla,<br />

ağız hijyenine dikkat ederek<br />

ışıl ışıl gülüşlere, sağlıklı diş<br />

etlerine sahip olmanız mümkün.<br />

‘Her beyaz diş sağlıklıdır’<br />

düşüncesi yaygın olsa da<br />

yanlıştır. Çünkü her insanın ten<br />

rengine göre diş rengi vardır.<br />

Dişin rengi sarıya yakın olsa<br />

da çürüksüz ve hastalıksız ise<br />

sağlıklı sayarız.<br />

Toplumda en sık görülen yanlış<br />

ise dişlerimizde ağrı ya da<br />

hastalık hissetmeden doktora<br />

gitmemektir. Diş kontrollerini<br />

her 6 ayda bir düzenli olarak<br />

yaptırmak gerekiyor. Böylece<br />

dişteki çürükler başlangıç<br />

aşamasında fark edilebilir, daha<br />

kolay ve ağrısız tedavi edilebilir.<br />

Unutmamak gerekiyor ki diş<br />

tedavileri ne kadar ertelenirse<br />

diş kaybetme riski de o kadar<br />

artıyor.<br />

Doğru diş fırçalama tekniği<br />

Günde 3 kere diş fırçalamanın<br />

gerekliliğini bilmeyen yok.<br />

Ancak çok az kişi dişlerini<br />

doğru teknikle fırçalıyor. Diş ve<br />

diş eti sağlığı için sadece diş<br />

fırçalamak da yetmiyor, temizliği<br />

destekleyecek diş ipi, ara yüz<br />

fırçası gibi malzemeleri de<br />

düzenli kullanmak gerekiyor.<br />

Dengeli beslenmek, öğün<br />

aralarında atıştırmaları azaltmak<br />

ve florür içeren diş temizlik<br />

ürünlerini kullanmak ağız<br />

hijyenimizi sağlamak açısından<br />

büyük önem taşıyor.


Dişinizi yemeklerden hemen<br />

sonra fırçalamayın<br />

Diş etlerinin pembe olduğu,<br />

kanama ve şişlik olmayan<br />

ağızlar sağlıklı olarak kabul<br />

edilir. Bunun yanı sıra ağızda<br />

kötü koku da olmaması gerekir.<br />

Dişlerimizi koruyabilmek için<br />

ise şekerli ve asitli gıdalardan<br />

kaçınmalıyız. Bilinenin aksine<br />

dişlerimizi yemeklerden ya da<br />

asitli içeceklerden hemen sonra<br />

değil en az yarım saat sonra<br />

fırçalamalıyız. Çünkü asitli ve<br />

şekerli yiyecekler diş yüzeylerini<br />

aşınmaya uygun hale getirir.<br />

Dişler, bu hassasiyete sahipken<br />

fırça darbeleriyle diş yüzeyinde<br />

aşınmayı artırmamalıyız.<br />

Yemeklerden hemen sonra<br />

ağzımızı sadece suyla çalkalamak,<br />

yaklaşık yarım saat sonra da<br />

fırçalamak en doğrusudur. Öte<br />

yandan çay, kahve ve sigaradan da<br />

hem genel sağlığımız hem de diş<br />

sağlığımız için kaçınmalıyız.<br />

Diş fırçasını üç ayda bir değiştirin<br />

Diş fırçalamanın ilk ve en<br />

önemli adımı doğru fırça<br />

seçimidir. Naylon, orta sertlikteki<br />

diş fırçalarını tercih edin. Uç<br />

kısmındaki kıl <strong>sayı</strong>sı fazla olan ve<br />

ağız içinde rahat hareket ettirmek<br />

için ucu kısa olan fırçalar kullanın.<br />

Kullanılan diş fırçasını 3 ayda bir<br />

değiştirmek de çok önemli. Çünkü<br />

kılları yıpranan fırçalar dişlerden<br />

plak çıkarmada etkili olmuyor.<br />

Gevşek kıllar da dişlerdeki köşe<br />

kısımlara ulaşmayı güçleştiriyor.<br />

Diş fırçalarının kılları arasında<br />

zamanla mantar ve bakteri<br />

üreme ihtimali olması da diş<br />

fırçanızı değiştirmeniz için yeterli<br />

bir sebep.<br />

Dişleri doğru fırçalamanın<br />

ipuçları:<br />

• Dişlerinizi günde en az 2 defa<br />

florür içeren bir macun ile<br />

fırçalayın.<br />

• Diş fırçanızı dişinize 45<br />

derece eğimle tutun.<br />

• Diş macununu nohut<br />

büyüklüğünde sürün.<br />

• Dişleri yukardan aşağı oval<br />

bir süpürme hareketiyle<br />

fırçalayın.<br />

• Her yüzeye en az 4-6 fırça<br />

darbesi gelecek şekilde<br />

fırçalayın.<br />

• Arka dişleri fırçanın ileri geri<br />

hareketiyle temizleyin.<br />

• Dil yüzeyini fırçalamayı<br />

unutmayın.<br />

• Diş fırçasının<br />

temizleyemediği diş araları<br />

için diş ipleri veya ara yüz<br />

fırçaları kullanın.<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 13


EPİLEPSİ İLE İLGİLİ<br />

10 GERÇEK<br />

Halk arasında “sara” olarak bilinen epilepsi hastalığı erken tanı, doğru tedavi ve düzenli takipler sayesinde<br />

kontrol altında tutulabiliyor. Epilepsiyle ilgili doğru bilinen yanlışlar ise hastaların tedavi sürecini ve<br />

tüm yaşamını olumsuz etkileyebiliyor.<br />

Uzm. Dr. Abdullah ÖZKARDEŞ<br />

Memorial Şişli Hastanesi Nöroloji<br />

1-Bilinç kaybı olmadan nöbet<br />

geçirilebilir<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 14<br />

Epilepsi beyinde yaşanan<br />

anormal elektriksel faaliyet<br />

sonucu ortaya çıkan bir tür kriz<br />

türüdür. Epilepsi denilince ani<br />

çığlıkla birlikte şuuruna kaybedip,<br />

yere düşen, sert kasılmalarla<br />

ağızdan salyalar akan nöbetler<br />

akla gelmektedir. “Grand<br />

mal” denilen klasik epilepsi<br />

nöbetlerinin yanı sıra şuur kaybı<br />

yaşanmayan, hastanın kolunda<br />

hafif bir atma ya da titreme<br />

gibi lokal epilepsi nöbetleri de<br />

olabilmektedir. Bazen nöbet<br />

çeşitleri arasında farklılıklar<br />

ve kaymalar yaşanabilse de<br />

genelde hasta aynı tip nöbetleri<br />

geçirmektedir.<br />

2-Sadece çocuklarda değil her<br />

yaşta görülebilir<br />

Epilepsi hastalığında ailesel<br />

yatkınlık önemli olsa da<br />

nedeni belli olmayan hastalık<br />

grubundadır. Epilepsi hastalığının<br />

çocukluk çağı hastalığı olduğu<br />

yanılgısı toplumda yaygındır.<br />

Her yaş grubunun değişik<br />

epilepsileri vardır. Genellikle<br />

çocukluk epilepsileri çoğu erişkin<br />

çağa geçerken düzelmektedir.<br />

İdiopatik epilepsi denilen nedeni<br />

belli olmayan epilepsiler ise her<br />

yaşta yaşanabilmektedir. Azınlık<br />

bir grupta olsa da kafa travması,<br />

beyin kanaması, anevrizma gibi<br />

hastalıklar da epilepsiye neden<br />

olabilmektedir. Yaşam süresinin<br />

uzamasıyla birlikte epilepsi<br />

artık ileri yaşlarda daha fazla<br />

görülebilmektedir.<br />

3-Her travma ve yüksek ateş<br />

epilepsiye neden olmaz<br />

Yataktan düşen, kafa travması<br />

yaşayan ya da yüksek ateşli<br />

hastalık geçiren çocukların<br />

epilepsi hastası olacağı gibi<br />

bir inanış bulunmaktadır.<br />

Kafatasında kırık, beyin<br />

kanaması gibi hasarlara neden<br />

olmayan travmaların ileride<br />

bir sorun çıkartacağı görüşü<br />

yanlıştır. Önemli olan travmanın<br />

şiddeti değil beyinde bıraktığı<br />

hasardır. Bununla birlikte ateşli<br />

hastalıklar uzun sürmezse,<br />

çocuğun bedeninin bir tarafından<br />

güçsüzlük yapmıyorsa, aşırı ve<br />

uzun ateşlenmeler yaşanmıyorsa<br />

epilepsi yaşanma ihtimali<br />

bulunmamaktadır.


4-Kilitlenen çeneyi açmaya<br />

çalışmak yerine nöbetin<br />

geçmesini bekleyin<br />

Epilepsi nöbetleri sırasında<br />

kasılan ve çenesi kilitlenen<br />

hastanın dilini ısırmasını<br />

engellemek için çene sert bir<br />

cisimle açılmaya çalışılmaktadır.<br />

Nöbet geçiren hastanın ağzına<br />

sert bir cisim koymak ya<br />

da çeneyi açmaya çalışmak<br />

dişlerin kırılmasına ve ağızda<br />

yaralar oluşmasına neden<br />

olabilmektedir. Ağza yerleştirilen<br />

cismin boğaza kaçarak<br />

nefes almayı engellemesi,<br />

çok daha ciddi sorunlara<br />

yol açabilmektedir. Epilepsi<br />

nöbetinin kendi kendine geçtiği<br />

ve sınırlı olduğu unutulmayarak,<br />

hastayı koruyacak unsurlara<br />

başvurmak gerekmektedir.<br />

Titreme yaşayan hastanın<br />

başını sert zemine vurması<br />

engellenmeli, ağızda oluşan<br />

köpük ve salyaların boğaza<br />

kaçmasının engellenmesi için<br />

hasta yan yatırılmalıdır. Hastanın<br />

çevresinde kendisine zarar<br />

verecek eşyalar uzaklaştırılması<br />

ve varsa gözlükleri çıkartılmalıdır.<br />

Gerekli önlemler alındıktan<br />

sonra genellikle 1-1,5 dakika<br />

süren epilepsi nöbetinin geçmesi<br />

beklenmelidir. Daha uzun süren<br />

nöbetlerde hasta ambulansla bir<br />

sağlık merkezine ulaştırılmalıdır.<br />

5-Soğan koklatmak hastayı<br />

ayıltmaz<br />

Nöbet geçiren hastaya soğan<br />

koklatmak en çok yapılan<br />

yanlışlar arasındadır. Epilepsi<br />

nöbetleri geçici koma durumudur.<br />

Epilepsi nöbeti geçiren hastaya<br />

ne koklatılırsa koklatılsın hiçbir<br />

faydası olmayacaktır.<br />

6- Epilepsi hastaları spor yapıp,<br />

otomobil kullanabilir<br />

Halk arasındaki yaygın inanışın<br />

aksine epilepsi hastalarının<br />

spor yapmaları ya da otomobil<br />

kullanmalarında bir sakınca<br />

bulunmamaktadır. Ancak<br />

vücudun direncini düşüren<br />

belirli durumların, nöbetlerin<br />

ortaya çıkmasında etkin olduğu<br />

unutulmamalıdır. Aşırı yorgunluk,<br />

enfeksiyon, stres, uykusuzluk<br />

ve açlık nöbet seviyesini<br />

düşürmektedir. Grup halinde<br />

yapılan, risk içeren ve vücudu<br />

yorgun düşürebilecek futbol,<br />

basketbol, maraton, dağcılık<br />

gibi sporlardan hastaların uzak<br />

durması gerekmektedir. Yaşanan<br />

nöbetler kontrol altına alınmışsa<br />

ve hasta ilaçlarını aksatmıyorsa<br />

otomobil kullanımında bir<br />

sakınca yoktur.<br />

Epilepsi hastalarına öneriler<br />

• Düzenli takipler ve ilaç<br />

alımı aksatılmamalıdır.<br />

• Uyku ve beslenme<br />

düzenine dikkat<br />

edilmelidir.<br />

• Yorgunluk, stres,<br />

depresyon nöbetleri<br />

tetikleyebilir.<br />

• Televizyon ve bilgisayar<br />

başında uzun zaman<br />

geçirilmemelidir. Işığa<br />

duyarlı fotoepilepsi<br />

hastalarında parlayan<br />

ışıklar nöbetleri harekete<br />

geçirebilir.<br />

• Ateşli hastalıklar uygun<br />

şekilde uzman hekim<br />

tarafından tedavi<br />

edilmelidir<br />

• Alkol kullanımı<br />

hastalığın seyrini<br />

olumsuz etkileyebileceği<br />

için uzak durulmalıdır.<br />

7- Düzenli takiple anne olabilirler<br />

Epilepsi hastalarının anne<br />

olamayacağı gibi, gerçekle<br />

ilgisi olmayan inanışlar halk<br />

arasında oldukça yaygındır.<br />

Epilepsi yani sara hastası<br />

kadınların anne olmasında<br />

bir sakınca bulunmamaktadır.<br />

Ancak, gebelik planlayan epilepsi<br />

hastaları en az 6 ay öncesinden<br />

doktoruyla konuşmalı ve asla<br />

ilaçlarını bırakmamalıdır. Epilepsi<br />

tedavisinde kullanılan bazı<br />

ilaçların anne karnındaki bebekte<br />

doğumsal bozukluklara neden<br />

olabileceği unutulmamalıdır.<br />

Gebelik sırasında birden bırakılan<br />

ilaçlar şiddetli nöbetlere ve<br />

nöbetlerin neticesinde düşüklere<br />

neden olabilmektedir.<br />

8- Epilepsi hastası kendisine<br />

uygun meslek seçmelidir<br />

Epilepsi hastalarının<br />

çalışmasında doğru meslek<br />

seçimi yapıldığı sürece bir<br />

sakınca bulunmamaktadır. Asker,<br />

pilot, güvenlik görevlisi, avcı ya<br />

da balıkçı olmak yerine daha<br />

sakin ve tehlike içermeyen<br />

meslekler seçilmelidir.<br />

9- Epilepsi zihinsel bir bozukluk<br />

değildir<br />

Halk arasında epilepsinin zihinsel<br />

bir bozukluktan kaynaklandığı<br />

veya hastalık ortaya çıktıktan<br />

sonra zihinsel kapasite kaybına<br />

yol açtığını düşünülmektedir.<br />

Ancak epilepsinin zihinsel<br />

bozukluklarla ilgisi yoktur. Ancak<br />

bazı istisnai durumlarda zeka<br />

gerilemesine yol açabilmektedir.<br />

10- Epilepsi tedavi edilebilir bir<br />

hastalıktır<br />

Epilepsinin yaşam boyu<br />

sürdüğü ve tedavisinin<br />

olmadığı zannedilse de<br />

tedavisi mümkündür. İlaç<br />

tedavisiyle epilepsi hastalarının<br />

büyük bir çoğunluğunda<br />

yaşanan nöbetlerin önüne<br />

geçilebilmektedir. 2 yıl nöbet<br />

geçirmemek kaydıyla ilaçlar<br />

yavaş yavaş kesilebilmektedir.<br />

Bazı hastalarda ilaç kesildiğinde<br />

nöbetlerin tekrar başlaması<br />

mümkündür. Bu tür hastalar ömür<br />

boyu ilaç kullanarak epilepsi<br />

nöbetlerinden korunabilmektedir.<br />

İlaçlara dirençli epilepsi<br />

hastalarında ise cerrahi ile tedavi<br />

yolları bulunmaktadır.<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 15


OBEZİTEYE YENİLMEYİN<br />

HAREKETE GEÇİN<br />

Obezite günümüzde en önemli sağlık sorunlarının başında gelirken birçok hastalığın da kaynağı olarak<br />

gösteriliyor. “Yüzyılın Hastalığı” kabul edilen obezite ile çok yönlü mücadeleyi esas alan Lokman Hekim<br />

Hastaneleri de Obezite (Zayıflama) Merkezi ile dünya standartlarında hizmet vermek üzere yola çıktı<br />

Dr. Gülsemin ERTÜRK ÇELİK<br />

Lokmanhekim Hastaneler Grubu / Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon<br />

Dünyada giderek yaygınlaşan<br />

ve dünyanın en önemli sağlık<br />

sorunlarından biri haline gelen<br />

obezite, önlenebilir bir sağlık<br />

problemidir. Obezite, yani aşırı<br />

şişmanlık, yaşam kalitesini<br />

ve süresini anlamlı derecede<br />

etkilemektedir.<br />

Dünya <strong>Sağlık</strong> Örgütü obeziteyi<br />

sağlığı bozacak ölçüde vücutta<br />

anormal veya aşırı miktarda yağ<br />

birikmesi olarak tanımlamıştır.<br />

Obezite sadece kozmetik bir<br />

sorun değil, kompleks bir hastalık<br />

olup, ciddi sosyal ve psikolojik<br />

etkileri bulunmaktadır. Her<br />

sosyoekonomik düzeyden, her yaş<br />

grubundan insanı etkilemektedir.


Gelişmiş ülkeler başta olmak<br />

üzere tüm dünyada obezite sıklığı<br />

gittik- çe artmaktadır.<br />

OBEZİTENİN SEBEP OLDUĞU<br />

HASTALIKLAR<br />

• Diyabet ve insülin direnci,<br />

• Kalp damar hastalıkları ve<br />

tansiyon,<br />

• Solunum hastalıkları (uyku<br />

apnesi),<br />

• Bazı kanserler (meme,<br />

bağırsak, prostat kanserleri<br />

v.s),<br />

• Safra kesesi hastalıkları,<br />

• Bel ve diz ağrıları, kireçleme<br />

gibi kas iskelet sistemi<br />

hastalıkları,<br />

• Psikolojik problemler,<br />

• Yaşam kalitesinde azalma,<br />

• Erken ölüm.<br />

OBEZİTENİN NEDENLERİ<br />

NELERDİR?<br />

• Kötü beslenme<br />

• Aktivite yetersizliği<br />

• Genetik nedenler<br />

KİMLERE OBEZ DENİR?<br />

İnsanların sağlıklı ağırlıklarının<br />

ne olduğunu belirlemek için<br />

Vücut Kitle İndeksi (VKİ)<br />

kullanılmaktadır. Vücut kitle<br />

indeksi, yetişkin bir insanın<br />

kilosunun boyuna göre normal<br />

olup olmadığını gösteren bir<br />

değerdir. Vücut kitle indeksi vücut<br />

ağırlığınızın boy uzunluğunuzun<br />

karesine bölünmesi ile elde edilir.<br />

Örnek: 80 kg ağırlığında ve 1.60<br />

m boyunda olan kişinin vücut<br />

kitle indeksinin hesaplanması:<br />

VKİ = 80 / 1.60x1.60 = 31.2<br />

kg/ m2 Vücut Kitle İndeksi bu<br />

kişinin 31’dir ve bu kişi obez<br />

sınıfına girmektedir. VKİ 30’un<br />

üzerinde olan bir kişi obez, 25’in<br />

üzerinde olan ise vücut ağırlığı<br />

fazla olarak tanımlanmaktadır.<br />

Yağ dağılımını ölçmenin bir<br />

yolu da bel çevresi ölçümüdür.<br />

Eğer bel çevresi kadınlarda 88<br />

cm’in, erkeklerde 102 cm’in<br />

üzerinde ise, VKİ değerleri normal<br />

değerlerde olsa bile, bu kişilerin<br />

sağlık problemleri açısından<br />

yüksek risk grubunda olmalarına<br />

neden olan fazla karın içi yağları<br />

olduğunu göstermektedir.<br />

OBEZİTE TEDAVİSİ<br />

Obezite ile mücadelede ilk<br />

akla gelen hep diyet tedavileri<br />

olmuştur. Sosyal Güvenlik<br />

Kurumu, obezite tedavisini fizik<br />

tedavi ve rehabilitasyon içinde<br />

ödeme kapsamına almıştır.<br />

Böylece obezite hastalarına,<br />

OBEZİTE TEDAVİ<br />

PROGRAMININ<br />

FAYDALARI<br />

• Kas kütlesini<br />

koruyarak yağ<br />

dokusunu azaltır,<br />

• Diyet tedavisini<br />

destekleyerek sağlıklı<br />

zayıflamaya yardımcı<br />

olur,<br />

• Tekrar eski kiloya<br />

dönmeyi engeller,<br />

• Kan şekeri kontrolünü<br />

sağlar,<br />

• Kolesterolü düzenler,<br />

• Kan basıncını düşürür<br />

• Kardiyovasküler<br />

hastalık ve inme<br />

kaynaklı ölüm riskini<br />

azaltır,<br />

• Kalın bağırsak ve<br />

meme kanseri riskini<br />

azaltır,<br />

• Kemik, kas ve<br />

eklemlerinizin sağlıklı<br />

gelişimini sağlar,<br />

• Özgüveni artırır.<br />

zayıflamak ve obezitenin<br />

neden olduğu hastalıklardan<br />

korunmak için farklı bir seçenek<br />

sunulmuştur. Fizik tedavi ve<br />

rehabilitasyon uzman hekiminin<br />

gözetimi altında egzersiz<br />

terapistleri tarafından hastalara<br />

30 seanslık terapi programları<br />

uygulanmaktadır. Bu tedavi<br />

programında, fizik tedavi ve<br />

rehabilitasyon uygulamaları yer<br />

almakla birlikte diyet, davranış<br />

tedavisi, ilaç tedavisi gibi diğer<br />

tedavilerle de desteklenmektedir.<br />

OBEZİTE TEDAVİ PROGRAMINDA<br />

UYGULAMA ADIMLARI<br />

Obezite; ortaya çıkış nedenleri<br />

açısından birçok branşın<br />

ortak çalışması ile üstesinden<br />

gelinebilecek bir hastalıktır.<br />

Bu nedenle Obezite tedavi<br />

programı, fizik tedavi ve<br />

rehabilitasyon uzman hekim<br />

öncülüğünde, dahiliye uzmanı,<br />

kardiyoloji uzmanı ve diyetisyen<br />

iş birliği ile yürütülmektedir.<br />

Vücut Kitle İndeksi ve bel<br />

çevresi ölçümlerine göre bu<br />

tedavi programına alınacak<br />

hastalar belirlenir. Hastaların<br />

gerekli inceleme ve tedavileri<br />

uzman hekimler tarafından<br />

yapılmaktadır. Hastalara uygun<br />

diyet tedavisi diyetisyenler<br />

tarafından verilmekte ve kilo<br />

kontrolleri takip edilmektedir.<br />

Aynı zamanda sağlıklı ve<br />

dengeli beslenme alışkanlıkları<br />

kazandırılarak davranış tedavisi<br />

de uygulanmaktadır. Fizik<br />

tedavi ve rehabilitasyon uzman<br />

hekimi tarafından tüm bu<br />

değerlendirmelerin sonucunda<br />

obezite tedavi programı<br />

başlatılır. Bu program kişiye özel<br />

olarak planlanan egzersizleri<br />

kapsamaktadır ve hekim<br />

gözetiminde uygulayıcı personel<br />

tarafından yapılmaktadır. Obezite<br />

rehabilitasyonu konusunda<br />

hizmet verecek fizik tedavi ve<br />

rehabilitasyon kliniklerinin, bu<br />

hastaların tedavisini yürütecek<br />

donanımda ekipman ve insan<br />

kaynağını bulundurmaları gerekir.<br />

Lokman Hekim Sincan Hastanesi<br />

Obezite Merkezi, 1.11.2013<br />

tarihinde hizmete girmiştir. Bu<br />

hastaların toplam 30 seanslık<br />

rehabilitasyon uygulaması, Sosyal<br />

Güvenlik Kurumu tarafından<br />

karşılanmaktadır.<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 17


ÇOCUĞUNUZLA SAĞLIKLI TATİLİN<br />

PÜF NOKTALARI<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 18


Birçok anne baba için küçük bir çocukla evde kalmak bile yeterince yorucu olabilirken, tatile<br />

birlikte çıkmak hayal bile edilemeyebilir. Dinlenmek, yılın yorgunluğu atmak için çıkılan tatil bir<br />

anda yorucu ve stresli bir hal alabilir. Ancak bazı önemli noktalara dikkat ederek tatilin keyfini<br />

çıkarmak mümkün.<br />

Siz nasıl giyiniyorsanız çocuğunuzu<br />

da öyle giydirin. Güneşten koruyan<br />

bir şapka ve ince pamuklu<br />

giysiler yazın çocuklar için<br />

idealdir. Soğuk eller ve ayaklar<br />

çocukların üşüdüğünü göstermez<br />

fakat ter onların sıcakladığının<br />

en önemli göstergesidir. Klima<br />

ve vantilatörler çocukların<br />

rahatlamasını sağlayacaktır fakat<br />

uzun süre doğrudan üzerine hava<br />

gelmesine izin verilmemelidir.<br />

Bebeklerdeki; kuru cilt, ateş, ishal,<br />

sinirlilik veya uykuya eğilim,<br />

havale gibi belirti ve bulgular<br />

onun aşırı derecede ısındığını ifade<br />

eder. Bu durumda en yakın sağlık<br />

kuruluşuna başvurulmalıdır.<br />

Koruyucu krem güneşe çıkmadan<br />

sürülmelidir<br />

Güneş ışınları 10:00-16:00 saatleri<br />

arasında çok etkilidir. Güneş<br />

şemsiyeleri veya ağaçlar güneşin<br />

etkilerinden korunmak için yeterli<br />

değildir. 0-12 aylık çocukların<br />

ciltleri özellikle ince olduğundan<br />

güneş ışınlarına karşı çok hassastır.<br />

Bu dönem içinde gelişen önemli<br />

bir güneş yanığı, çocuğunuzun<br />

ileriki yaşamında ölümcül cilt<br />

kanseri riskini ikiye katlamaktadır.<br />

Açık tenli ve açık göz renkli<br />

çocuklar daha çok risk altındadır.<br />

Yaşamın ilk 6 ayında bebeklerin<br />

doğrudan güneş ışığına maruz<br />

kalmamalarına dikkat edilmelidir.<br />

Doktora danışılmadan güneş<br />

kremi sürülmemelidir. Çocuklar<br />

için bariyer tarzı yani titanyum ve<br />

çinko içeren, koruyucu faktörü 30<br />

olan, UVA ve UVB koruma sağlayan,<br />

mümkünse waterproof (suya<br />

dayanıklı) olan ve ciltte beyaz<br />

katman bırakan güneş kremleri<br />

tercih edilmelidir.<br />

9 yaşından küçük çocuklar tek<br />

başlarına suya girmemelidir<br />

Yaz tatilinin büyük bir bölümü<br />

havuz ya da deniz kenarında<br />

geçmektedir. Ancak masum<br />

görünen bu eğlenceli ortam<br />

bazen üzücü sonuçlara yol<br />

açabilmektedir. Suyun bulunduğu<br />

her ortamda çocuklara dikkat<br />

edilmeli, ebeveynler su yakınında<br />

veya suya giren küçük çocuktan<br />

en fazla bir kol mesafesi<br />

kadar uzak olmalıdır. Çok sığ<br />

olan bebek havuzlarında dahi<br />

çocukların yalnız oynamalarına<br />

izin verilmemelidir. Ayrıca girilen<br />

suyun temizliği de çok önemlidir.<br />

Çok veya az klor çocuklara zarar<br />

vereceğinden havuzların temiz<br />

ve bakımlı olmalarına dikkat<br />

edilmelidir. Havuzlar çocukların<br />

kendi başlarına giremeyecekleri<br />

şekilde parmaklıklarla çevrili<br />

olmalıdır ve yaz mevsimi dışında<br />

kullanılmadıkları süre içinde<br />

çocukların suya düşmelerini<br />

engellemek amacıyla brandalarla<br />

kapatılmalıdır.<br />

Böcek ısırmaları ve sokmaları da<br />

unutulmamalı<br />

Yaz aylarında sinek sokmalarına<br />

çok sık rastlanır. Kapalı alanda<br />

sprey şeklinde böcek öldürücü<br />

kimyasalların kullanılması küçük<br />

bebekler için zararlı olabilir.<br />

Bebeklerin kollarını ve bacaklarını<br />

koruyan giysiler seçilmelidir.<br />

Pencereler ince tül storlarla<br />

kaplanarak, çocuk beşikleri cibinlik<br />

denilen tüllerle korunmalıdır. Arı<br />

sokmalarında ise arının iğnesi,<br />

iğnenin girdiği yönün zıttına<br />

doğru, iğne ucunu dışarı ittirerek<br />

çıkarılmalıdır. İğneyi tırnak veya<br />

cımbızla yakalamaya çalışmak<br />

kalan zehrin de yaranın içine<br />

sızmasına neden olabilmektedir.<br />

Kene sokmasında ise iğne özellikle<br />

ilk 9-12 saat içinde çıkarılması<br />

gerekir. Arı ve kene sokmalarında<br />

vakit kaybetmeden tıbbi yardım<br />

alınmalıdır.<br />

Sıcak Havalar Keyfinizi Kaçırmasın<br />

• Sıcak havalarda sıvı tüketimine<br />

özen gösterilmelidir.<br />

• Çok sıcak ve nem oranı yüksek<br />

havalarda çocukların koruyucu<br />

krem sürülse bile 20 dakikadan<br />

fazla güneşte kalmasına izin<br />

verilmemelidir.<br />

• Çocuklar yalnız olarak arabada<br />

bırakılmamalıdır. Camları<br />

yarı açık bir aracın iç ısısı 15<br />

dakikada 35 dereceden 40<br />

dereceye çıkmaktadır. Camlar<br />

kapalı ise bu ısı 65 derecedir.<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 19


TATİL KEYFİNİZ<br />

HASTALIKLA<br />

SON BULMASIN<br />

Bütün yıl heyecanla beklenen yaz tatili ortam değişikliği, hijyen ve dikkat eksikliği gibi nedenlerle<br />

hastalıklara davetiye çıkarabiliyor. Ortak kullanılan eşyalar, kuma serilen havlu ya da kalabalık havuzlar<br />

tatilin erken sonlanmasına neden olabiliyor.<br />

Aile Hekimi<br />

Lokman Hekim Hastaneler Grubu<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 20<br />

Plajlar da deniz ve özellikle de<br />

havuz gibi ortak kullanım alanı<br />

olduklarından temiz ortamlar<br />

değildir. Kuma serilen havlu<br />

ile kurulanmak enfeksiyon<br />

etkenleri ile temas riskini artırır.<br />

Bu nedenle kurulanmak için<br />

kullanılan havlu ile şezlong<br />

üzerine ya da kuma serilen<br />

havlunun ayrı olmasına dikkat<br />

edilmelidir.<br />

Havlunuzu sermeden şezlonga<br />

oturmayın<br />

Tatilde enfeksiyon kapmamak için<br />

havuz çevresi, duşlar, soyunma<br />

kabinleri ve şezlongların<br />

temizliğine dikkat edilmelidir.<br />

Günde en az bir kez bu alanların<br />

temizliği yapılmalıdır. Şezlonglar<br />

da ortak kullanım alanında<br />

olduğu için direkt temastan<br />

kaçınılmalıdır. Mutlaka üzerine<br />

örtü veya havlu serilmeli, şezlong<br />

için kullanılan havlularla yüz ve<br />

vücut kurulanmamalıdır.<br />

Durgun ve köpüklü deniz hasta<br />

edebilir<br />

İyi temizlenmeyen ve<br />

sirkülasyonu fazla olmayan<br />

durgun havuzlarda birçok<br />

hastalık tehlikesi vardır. Genital<br />

mantar enfeksiyonları, ishal,<br />

idrar yolu enfeksiyonu, hepatit A,<br />

göz, kulak ve cilt enfeksiyonları<br />

havuz suyunun neden olduğu<br />

hastalıklardır. Deniz suyu tuzlu<br />

olduğu için hastalık yapıcı<br />

mikroorganizmaların yaşaması<br />

daha zordur. Ancak durgun, kirli<br />

ve yüzeyi köpüklü denizler de<br />

aynı havuzlar gibi enfeksiyon<br />

riski taşır.<br />

Havuz kalabalıksa kenarda<br />

oturmayı tercih edin<br />

Hepatit A, birçok ishal ve bağırsak<br />

paraziti etkeni ağız yolu ile<br />

bulaşır. Kirlenmiş havuz ve deniz<br />

suyunun yutulması ile mikroplar<br />

sindirim sistemine ulaşmakta ve<br />

hastalıklar oluşmaktadır. Özellikle<br />

kapasitesini aşan havuzlarda ve<br />

çocuk havuzlarında bu risk çok<br />

fazladır. Tatilden son birkaç gün<br />

içinde ishal olanların ve özellikle<br />

de çocukların havuza girmemesi<br />

gerekir.<br />

Her suya girip çıktığınızda<br />

mayonuzu değiştirin<br />

Genital mantarların en önemli<br />

nedeni nem ve ıslaklıktır. İyi<br />

temizlenmeyen ortak kullanım


alanlarında bu hastalıklar çok<br />

daha kolay bulaşır. Islak mayo ile<br />

beklememek, havuzdan çıktıktan<br />

sonra duş alıp iyi kurulanmak<br />

ve mayoyu değiştirmek olası<br />

enfeksiyon riskini azaltacaktır.<br />

Açık büfe yiyeceklerin cazibesine<br />

kapılmayın<br />

Tam pansiyon ya da her şey dahil<br />

otellerde açık büfelerde sunulan<br />

yiyeceklere dikkat edilmelidir.<br />

Uzun süre açıkta kalan özellikle<br />

sütlü, kremalı, mayonezli, etli<br />

yiyeceklerde sıcağın etkisiyle<br />

çoğalan bakteriler gıda<br />

zehirlenmesi ve ishale sebep<br />

olabilir. Su tüketimine de özen<br />

gösterilmelidir. Kapalı kapaklı<br />

su şişeleri kullanılmalıdır.<br />

İçeceklere konulan buzların da<br />

temiz sulardan hazırlandığından<br />

emin olunmalıdır. Havuzlarda<br />

bulaşabilecek hastalıkların<br />

yanı sıra; sauna, hamam gibi<br />

ortamların da temizliği ve bakımı<br />

uygun koşullarda yapılmadığında;<br />

mantar gibi enfeksiyonlara<br />

zemin hazırlar. Bunun için havlu<br />

ve terlik gibi kişisel malzeme<br />

kullanımına dikkat etmek gerekir.<br />

Grip tehlikesi yazın da devam<br />

etmektedir. Farklı iklim, kalabalık,<br />

plajlar, klimaların da etkisi ile<br />

özellikle çocuklar, yaşlılar ve<br />

gebeler daha fazla risk altındadır.<br />

Buna sebep olan virüsler kışın<br />

görülen grip virüslerinden farklı<br />

değildir. Bu durumda bol sıvı<br />

tüketimi ve yatak istirahatı çok<br />

önemlidir.<br />

Leben mit<br />

Vertrauen!<br />

Für alle Bezirke Berlins<br />

Bir telefon kadar yakınız!<br />

İ. Mısırlıoğlu<br />

Geschäftsführung<br />

Evde Bakım Hizmetlerinde<br />

Güvenilir Kuruluş !<br />

Evde Bakım Servisi<br />

Persönliche Beratung<br />

Zur Beratung kommen<br />

wir gerne auch zu<br />

Ihnen nach Hause.<br />

Pflegedienst Mitte<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 21<br />

Bergfriedstr. 20<br />

10969 Berlin<br />

Tel.: 030 - 695 694 64<br />

Fax: 030 - 695 694 65<br />

info@pdmitte.de<br />

www.pdmitte.de


TATİLDE İPİN UCU<br />

KAÇMASIN<br />

Yaz mevsiminin gelmesi ile birlikte tatil planları yapılıyor. Özellikle daha<br />

rahat tatil yapabilmek için seçilen “her şey dahil” konseptler ise kilo alma<br />

kabusu ile karşı karşıya bırakabiliyor. Bazı kurallara dikkat ederek hem<br />

güzel bir tatil yapabilir hem de tatilden kilo almadan dönebilirsiniz.<br />

Dyt. Pınar Yetimoğlu<br />

Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü<br />

havalara ve gün içerisindeki<br />

yemek seçimlerine uyumunu<br />

kolaylaştıracaktır.<br />

Aktivitelere dalıp ara öğünleri<br />

atlamayın<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 22<br />

Son yıllarda büyük şehirlerde<br />

yaşayan ve dinlenmeye az<br />

zaman ayırabilen çalışan<br />

insanların tatil anlayışı „her şey<br />

dahil“ hizmetlerin yer aldığı bir<br />

kavrama dönüştü. Ancak sınırlı da<br />

olsa bu tatil günleri bazen kilo<br />

konusunda sıkıntılara hatta sağlık<br />

sorunlarına neden olabilmektedir.<br />

Burada dikkat edilmesi gereken<br />

en önemli nokta 1-2 dakikada<br />

yenilen kalorili bir yiyeceğin<br />

yakılması için 2 saatten<br />

uzun süre egzersiz yapılması<br />

gerektiğidir. Bu nedenle tatil<br />

döneminde nasıl olsa yüzüyorum<br />

diyerek besin alımını artırmak<br />

doğru bir davranış değildir.<br />

Kahvaltıya yetişmeye çalışın<br />

Kahvaltı, yaz tatillerinde en çok<br />

atlanan öğündür. Özellikle gece<br />

geç saatlerde yatıp, sabah uykuyu<br />

bölmemek adına yapılmayan<br />

kahvaltılar, yaz aylarında güne<br />

yanlış başlanmasına sebep<br />

olmaktadır. Özellikle peynir,<br />

bol yeşillik, zeytin vb. Akdeniz<br />

tipi bir kahvaltı sağlıklı bir<br />

başlangıç olup, bedeninizin sıcak<br />

Tatilde sık yapılan hatalardan biri<br />

de günü 2 öğünle geçiştirmektir.<br />

Öğün <strong>sayı</strong>sı azaldıkça, her<br />

öğünde yenilen miktarların<br />

artmaktadır. Tatilde özellikle<br />

öğleden sonra deniz-havuz<br />

etkinlikleriyle yorulup akşama<br />

kadar ara öğün yapmadan<br />

beklemek, akşam yemeğinde<br />

gereğinden fazla yemeye<br />

hatta daha fazla karbonhidrat<br />

tüketmeye sebep olabilir.<br />

Öğle yemeğinden sonra hafif<br />

atıştırmalıklarla ara öğün<br />

yapılabilir. Yaz meyveleri, 2<br />

top dondurma veya şekersiz<br />

limonata gibi tatile uygun ara<br />

öğünler planlamak günü doğru<br />

programlamanıza yardımcı<br />

olacaktır.<br />

Mayonezli meze ve salatalara<br />

dikkat!<br />

Özellikle öğle ve akşam<br />

yemeklerinde çok çeşitli<br />

yemekler sunulmakta ve bunların


içerisinde hazırlanma ve pişirme<br />

yöntemleri sebebiyle potansiyel<br />

tehlikeye dönüşebilecek ürünler<br />

yer almaktadır. Özellikle mayonez<br />

tüketimi, sıcak havalarda sindirim<br />

sistemi rahatsızlıklarına sebep<br />

olabilir. Bu nedenle, mayonezle<br />

hazırlanmış özellikle salatameze<br />

gibi alternatiflerden uzak<br />

durulmalıdır.<br />

Yazın zehirlenme riski fazla<br />

Yaz tatillerinde, sadece kilo alma<br />

değil çeşitli sağlık problemleri de<br />

kendini gösterebilir.<br />

Özellikle sıcak havanın etkisiyle<br />

zehirlenme riskinin en yüksek<br />

olduğu dönem yaz aylarıdır.<br />

Sindirim sisteminin rahat<br />

çalışabilmesi, tatil boyunca<br />

konforunuzun bozulmaması için<br />

önemli bir kriterdir. Bu nedenle<br />

tatilde de bedeni yormayacak<br />

şekilde, dengeli ve planlı<br />

beslenmeye özen göstermek<br />

önemlidir.<br />

kilogram başına 40 cc olarak<br />

tüketilmelidir.<br />

Tatil konseptlerinin en cezbedici<br />

kısımlarından biri de sınırsız<br />

alkol seçeneğinin olmasıdır.<br />

Özellikle alkol oranı yüksek<br />

içeceklerin sınırlandırılması<br />

bu dönemde son derece<br />

konseptine girilmesi, tatili alkol<br />

kaynaklı ciddi kilo alımlarıyla<br />

sonuçlandırabilir.<br />

Baharatlar iştah açıyor<br />

Yemeklerle beraber en<br />

çok tüketilen besin ekmek<br />

olduğundan tatildeyken<br />

masada ekmek bulundurmamak<br />

veya 1-2 dilim tahıllı ekmeği<br />

tabağa almak yeterli olacaktır.<br />

Yemeklere konulan baharatlar<br />

tat değiştirerek iştah artışına<br />

neden olabilmektedir. Özellikle<br />

bol baharatlı ve acılı besinlerin<br />

tüketiminden kaçınılmalıdır.<br />

Günde en az 2- 3 litre su için<br />

Böbrek ve kalp sağlığınız için bol<br />

su için<br />

Sıcak havalarda günlük sıvı<br />

alımı son derece önemlidir.<br />

Sıvı alımındaki eksiklik, böbrek<br />

fonksiyonlarında sorunlara neden<br />

olabilir. Sıvı tüketimi çay, kahve,<br />

soğuk içecekleri de kapsasa da<br />

en önemli unsur su tüketimidir.<br />

Yaz aylarında özellikle terleme<br />

yoluyla daha da fazla vücuttan<br />

su kaybı olacağı için, kilogram<br />

başına 30 cc olarak planladığımız<br />

normal su tüketimi, yaz aylarında<br />

önemlidir. Tansiyon, kalp,<br />

böbrek rahatsızlıkları gibi<br />

sağlık problemleri olan kişilerin<br />

havanın en sıcak olduğu gündüz<br />

saatlerinde alkol tüketmesi<br />

tehlikeli sonuçlara sebep olabilir.<br />

Fazla alkol tüketimi, vücuttan<br />

fazla su atımına neden olup<br />

kan basıncını artırabilir. Bu<br />

da özellikle öğle saatlerinde<br />

sağlık açısından ciddi bir risk<br />

oluşturabilmektedir. Tatil<br />

öncesinde alkol tüketimi sınırlı<br />

ölçülerde ya da yokken tatil<br />

süresince her gün limitsiz alkol<br />

Vücut suyunu dengede<br />

tutabilmek için günde en az 2-3<br />

litre su içilmelidir. Her yemekten<br />

önce 1 bardak su tüketmeyi<br />

alışkanlık haline getirmek<br />

önemlidir. Yaz günlerinde<br />

serinletici alternatifler olan<br />

meyveli sodalar ve karışımlar<br />

serinlemeye yardımcı olacaktır.<br />

Egzersize ara verilmemeli<br />

“Tatil dinlenmek demektir”<br />

düşüncesi ile fiziksel<br />

aktivitelerden kaçınmamak<br />

önemlidir. Yazın yüzme, hafif<br />

yürüyüşler ve bisiklet binme gibi<br />

aktiviteler tatilde de formunuzu<br />

korumaya yarımcı olacaktır.<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 23


Bronzlaşmak için ne<br />

yemelisiniz?<br />

Bronzlaşmanızın yediğiniz yiyeceklerle herhangi bir alakası var mı? Bazı<br />

insanlar yediklerinizin ve beslenme düzeninizin bronzlaşmanızla hiçbir alakası<br />

olmadığını söylüyor. Aralarında uzmanların da bulunduğu başkaları ise,<br />

yediğiniz veya yemediğiniz yiyeceklerin bronzlaşmanıza yardımcı olduğunu<br />

söylüyorlar.<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 24<br />

Doktorlar güneşte kısa süre<br />

kalmanızı önerdiğinden<br />

dolayı, bronzlaşma şansınızı<br />

belirli yiyecekleri yiyerek<br />

arttırabilirsiniz. Hatta, bir<br />

sonraki öğününüzde yanlış<br />

bir şey yiyerek bronzlaşmanızı<br />

engelleyebilirsiniz bile! Peki<br />

o zaman, bronzlaşmak için ne<br />

yemek lazım?<br />

Mango ve diğer meyveler<br />

Mango, güneş ışınlarını<br />

cildinize çekerek<br />

bronzlaşmanızı sağlayacak<br />

ve cildinize sağlıklı bir parıltı<br />

verecek A vitamini açısından<br />

zengindir. Şeftali ve kavun<br />

da A vitamini içerir. Karpuz<br />

pek fazla vitamin içermese<br />

de, çok fazla su içerirve bu da<br />

bedeninizi ve cildinizi güneşe<br />

maruz bıraktığınızda sizin<br />

için çok yararlı olacaktır. Su,<br />

cildinizi güneşin ısısına karşı<br />

nemlendirir. Ayrıca karpuzun<br />

içindeki B vitaminleri ve B6<br />

vitamini, cildinizin bronzlaşma<br />

kapasitesini arttırır.<br />

Havuç ve diğer sebzeler<br />

Yüksek karoten içeriğinden<br />

dolayı, çiğ havuç bronzlaşmak<br />

için birebirdir. Havucun<br />

içindeki beta karoten tüm<br />

vücut tarafından A vitaminine<br />

çevrilir ve bu da cildinizi<br />

güneş yanıklarına karşı korur<br />

ve cildinizin güçlenmesi için<br />

gereken besini sağlar. Ayrıca<br />

karoten, cildin güneş tarafından<br />

kararmasını sağlayan melanini de<br />

destekler. Ayrıca suni bronzlaşma<br />

ürünlerinde de kullanılır.<br />

Biber, kabak ve domates gibi<br />

Bronzlaştırıcı etkiye sahip A vitamini,<br />

karoten, kalsiyum ve<br />

tirozin içeren besinleri Şeber<br />

şöyle sıralıyor:<br />

Karpuz: Ferahlatıcı bir yaz meyvesi<br />

olan karpuz aynı zamanda C vitamini<br />

de içeriyor.<br />

Kavun: Tatlı tadı ile yaz meyvelerinin<br />

en sevilenlerinden biri olan<br />

kavun, yüksek karoten içeriği ile<br />

bronzlaştıran besinlerin başında geliyor.<br />

Kayısı: Aynı zamanda kabızlığı önleyici<br />

etkisi var ve yüksek potasyum<br />

içeriği ile kas kramplarını engelleyici<br />

etkiye de sahip.<br />

Şeftali: Bronzlaştırmanın yanında,<br />

yaz ishallerine karşı koruyucu etkisi<br />

var.<br />

Havuç: Yüksek karoten içeriği sebebiyle<br />

bronzlaştırıcı besinler listesinin<br />

en başında yer alıyor.<br />

Peynir: İyi bir kalsiyum kaynağı<br />

olan peynirin bronzlaştırmayı hızlandırıcı<br />

etkisi olduğu biliniyor.<br />

Ispanak: Aynı zamanda iyi bir folik<br />

asit kaynağı.<br />

diğer sebzeler de cildinizi<br />

bronzlaşmaya hazırlar.<br />

Yumurta<br />

Yumurta cildin ve bedenin<br />

dinçleşmesi ve yenilenmesi<br />

için gerekli olan A, B, D ve E<br />

vitaminleri açısından zengindir.<br />

Yumurta sarısı cildi dinçleştiren<br />

ve bronzlaşmak için hazırlayan<br />

B6 vitamini, Omega-3 ve<br />

Omega-6 gibi yağ asitleri<br />

içerir. Yumurtanın içine biraz<br />

peynir, özellikle de beyaz peynir<br />

ekleyerek, kalsiyum açısından<br />

da zenginleştirip bronzlaşma<br />

ihtimalinizi arttırabilirsiniz.<br />

Kalsiyum açısından zengin<br />

besinler daha çabuk<br />

bronzlaşmanızı sağlar.<br />

Izgaralar<br />

Izgarada pişirilen yiyecekler,<br />

düzgün hazırlandıkları sürece<br />

bronzlaşmanıza katkıda<br />

bulunabilirler. Daha çok<br />

bronzlaşmak için et veya<br />

balığın üzerine zeytinyağı,<br />

soya sosu veya balzamik sirke<br />

sürebilirsiniz. Izgarada pişirmek<br />

etin yağsız olmasını sağlar,<br />

cilde sürüldüğünde cildin<br />

dinçleşmesini ve yenilenmesini<br />

sağlayan zeytinyağı ve diğer tekli<br />

doymamış yağlar da, cildinizi<br />

nemlendirip sağlıklılaştırarak<br />

içten yardımcı olur. Izgara<br />

yaparken limon, maydanoz ve<br />

rokadan uzak durun çünkü bunlar<br />

bronzlaşmanızı önleyebilir.


Güneş lekesi<br />

ihmale gelmez.<br />

Hiç tartışılmaz Güneş, hayatımızın önemli<br />

değerlerindendir..Sağlığımız için D vitamini<br />

kaynağı olan güneş bizi olumlu yönde etkilerken,<br />

psikolojimiz açısından da önemli fayda<br />

sağlamaktadır.<br />

Uzm. Dr. Hacer SAVAŞ<br />

Lokmanhekim Hastaneleri<br />

Evet! bu muhteşem yaz günlerini<br />

iple çekiyor ve güneşin verdiği<br />

enerji ile doluyoruz. Peki;<br />

güneşlenmek güzel de; güneşten<br />

bilinçsiz faydalanmak doğrumu?<br />

Güneşin yararlarının yanında,<br />

birtakım zararlarının olduğunu da<br />

kabul etmemiz gerekiyor. Güneş<br />

etkisinde uzun süre kalındığında<br />

cildimizde kahverengi lekelere<br />

yol açacaktır.<br />

Açık tenli, sarışın ve yaşlı<br />

insanlarda daha sık görülen<br />

güneş lekeleri genç yaşlarda<br />

kanser öncüsü olarak<br />

nitelendirilmez, fakat; özellikle<br />

kadınlarda kozmetik bir sorun<br />

olarak karşımıza çıkar.<br />

Özellikle üç yaş ile altındaki<br />

çocuklar havuz ve deniz<br />

kenarlarında gölgede<br />

tutulmalıdır. Güneşe hassas<br />

ciltlerin mutlaka önlem alması<br />

sağlık açısından zorunludur.<br />

Güneşten korunmak için<br />

kullanılan ürünün UVA ve UVB‘<br />

ye karşı koruyucu olmasına<br />

dikkat edilmelidir. Tedavileri<br />

konusunda Laser ve Kriyoterapi<br />

gibi yöntemlerin olduğunu<br />

belirten uzmanlar, önlemin<br />

baştan alınması gerektiğini de<br />

vurguluyorlar.<br />

Sizde sağlığınıza önem veriyor ve<br />

kahverengi lekeler ile yaşamak<br />

istemiyorsanız, gereğinden fazla<br />

ve korunmasız olarak güneş<br />

ışınlarına maruz kalmayınız.<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 25


Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 26<br />

CİLDİNİZDE YILLARIN<br />

İZLERİNİ DOLGU İLE<br />

SİLMEK MÜMKÜN


Kırışıksız, genç ve sağlıklı görünen bir yüze sahip olmak birçok insanın hayali…<br />

İlerleyen yaşla birlikte, ciltte ve cilt altı yağ dokusunda oluşan erime ile incelmeler ise<br />

yüzde doku kayıplarının oluşmasına neden oluyor.<br />

Uzm. Dr. Fulya FINDIKÇIOĞLU<br />

Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi<br />

Kaybolan hacmi ve dolgunluğu<br />

yüze geri kazandırmak, kırışıkları<br />

azaltmak için kullanılan dolgu<br />

uygulamaları, cildin canlı<br />

bir görünüme kavuşmasını<br />

sağlayabiliyor.<br />

Ağrısız ve pratik bir uygulama<br />

Ameliyat gerektirmeyen, kolay<br />

uygulanan, sonuçları hemen<br />

görülen ve ciddi yan etkileri<br />

bulunmayan dolgu uygulamaları,<br />

günümüzde yüz gençleştirmede<br />

en pratik yöntemlerden biri<br />

olarak ön plana çıkmaktadır.<br />

Dolgular; geçici, yarı kalıcı ve<br />

kalıcı olmak üzere üç gruba<br />

ayrılabilir. Bunlar arasında<br />

özellikle geçici, eriyebilen,<br />

“hyaluronik asit” içerikli dolgular,<br />

sık kullanılmaktadır. Bunun<br />

sebebi, kalıcı dolguların belirgin<br />

yan etkilerinin olabilmesidir.<br />

Hyaluronik asit, vücutta çok<br />

miktarda bulunan doğal bir<br />

moleküldür. Eskiden hayvansal<br />

kaynaklı üretilirken, günümüzde<br />

yüksek teknoloji ile bakteri<br />

kaynaklı elde edildiği için alerji<br />

ve kızarıklık yapma olasılığı daha<br />

düşüktür. 1 gram hyaluronik<br />

asit, 6 litre su tutabilmektedir.<br />

Dolgular akışkan oldukları için<br />

enjektör yardımıyla kolayca<br />

uygulanabilir. Dolgu herhangi<br />

bir bölgeye uygulandığında o<br />

bölgeden geri alınması mümkün<br />

değildir.<br />

Dolgu maddeleri uygulama<br />

yapılacak bölgeye uygun olmalı<br />

Hyaluronik asidin değişik<br />

bölgelere ve değişen amaçlarla<br />

enjekte edilmek üzere farklı<br />

molekül büyüklüklerinde ve<br />

çapraz bağlantı miktarlarda<br />

olan çeşitleri vardır. Her<br />

birinin kullanım amacına göre,<br />

uygulanacağı yer ve deride<br />

enjekte edileceği derinlik<br />

farklıdır. Örneğin elmacık<br />

kemiği bölgesinde hacim elde<br />

etmek için çok çapraz bağlı ve<br />

yüksek molekül büyüklüğünde<br />

ürünler kullanılırken; göz altı<br />

morluklarını gidermek için<br />

daha az çapraz bağlı, daha akıcı,<br />

içinde vitamin olan ürünler<br />

tercih edilmektedir. Bu nedenle<br />

dolgu uygulamalarının alanında<br />

uzman ve deneyimli hekimler<br />

tarafından yapılması büyük önem<br />

taşımaktadır.<br />

Hyaluronik asit içerikli<br />

dolguların avantajları şu şekilde<br />

sıralanabilir:<br />

• Vücutta bulunan organik<br />

ve doğal bir maddedir.<br />

Hayvansal kaynaklı olmadığı<br />

için alerji yapmaz.<br />

• Ön hazırlık olmadan,<br />

hıza uygulanabilir. İşlemi<br />

uygulamak için 20-30 dakika<br />

yeterlidir.<br />

• Aynı anda farklı bölgeler için<br />

farklı ürünler kullanılarak bir<br />

seansta birden fazla sorun<br />

çözülebilir.<br />

• Çok küçük iğnelerle<br />

enjekte edilebilir. Etkisi<br />

8-12 ay devam eder. Bu<br />

süre, uygulama bölgesi<br />

ve kullanılan ürüne göre<br />

değişim gösterebilir.<br />

• Zaman içinde vücut<br />

tarafından doğal<br />

olarak parçalanıp, yok<br />

edilir. Dolayısıyla artık<br />

istenmediğinde geri dönüş,<br />

doğal yollarla mümkündür.<br />

Hacim gerektiren tüm bölgeler<br />

için kullanılabiliyor<br />

Uygulama sırasında ağrı<br />

hissedilmemesi için bazı<br />

ürünlerin içine ağrı kesici<br />

maddeler eklenmektedir. Bunun<br />

dışında uygulama öncesi ağrı<br />

kesici kremler ya da diş tedavisi<br />

sırasında olduğu gibi sinir<br />

blokları yapılarak uygulamanın<br />

ağrısız olması sağlanmaktadır.<br />

Dolgular en sık yüz bölgesinde<br />

kullanılır. Bunun dışında el,<br />

meme ya da vücutta hacim<br />

istenen pek çok bölge için<br />

kullanılması mümkündür.<br />

Işık dolguları göz çevresinde<br />

daha aydınlık bir görünüm<br />

sağlıyor<br />

Günümüzün stresli ve<br />

yoğun yaşam temposu<br />

nedeni ile henüz orta yaş<br />

döneminde bile göz etrafında<br />

morarma ve halkalanmalarla<br />

görülebilmektedir. Göz altı ışık<br />

dolguları, özellikle bu bölgeler<br />

için kullanılmaktadır. Hyaluronik<br />

asitle birlikte vitaminler ve<br />

mineraller de içerdiğinden dolgu<br />

özelliğinin yanı sıra; derinin<br />

beslenmesini ve gençleşmesini<br />

de sağlamaktadır. Tekrarlayan<br />

uygulamalar sayesinde, cilt rengi<br />

açılmaya, göz çevresindeki çukur<br />

alan dolmaya başlar, istenilen<br />

görünüm bu şekilde elde<br />

edilebilir.<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 27


OYUNUN<br />

UNUTULMUŞ GÜCÜ<br />

Dükkânların oyuncak bölümünü gezerken genelde anne ve babalar her seferinde<br />

çocuklarına “Oyun yaşını çoktan geçtin oğlum/kızım...” gibi cümleler söylerler. Eğitim<br />

sisteminin ağırlığı ile zaten çocuklar oyunu unutmuş; tamamen derslere, sınavlara ve<br />

ev ödevlerine eğilmiş durumdalar.<br />

Uz. Psk. Elit Bilge Bıyıkoğlu<br />

Çocuk ve Ergen Psikolojisi<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 28<br />

Okulda kısıtlı olan oyun oynama<br />

zamanı, evde de çalışan annebabaların<br />

yoğun hayat tarzı ile<br />

engellenebiliyor. Anne-babalar<br />

da çocuğun akademik başarısına<br />

bir hayli yoğunlaşarak oyunun<br />

gücünü ve önemini unutmuş<br />

durumdalar. Hafta sonları, bazı<br />

anne-babalar çocuğu sosyal<br />

aktivitelere göndererek bir<br />

nebze olsun çocuğa nefes<br />

aldırdıklarını düşünüyorlar.<br />

Oysa bir spor/sanat aktivitesi<br />

oyunun yerini tutmamaktadır.<br />

Örneğin; bir spor aktivitesi<br />

genellikle bir yetişkin tarafından<br />

kontrol edildiği için çocuk kendi<br />

kararlarını verme ve kendi<br />

davranışının sorumluluğunu<br />

alma gibi fırsatlardan yoksun<br />

kalmış oluyor. Buna karşın,<br />

çocuk kendi oyununu oynarken<br />

kendisi kurallar koyuyor, takım<br />

kuruyor ve kendi davranışının<br />

sorumluluğunu alıyor.<br />

Oyun çocuk için önemli!<br />

Çocuklar sosyal, duygusal,<br />

zihinsel ve fiziksel becerilerini<br />

geliştirmek için oyun oynamaya<br />

ihtiyaç duyarlar. Oyun çocukların<br />

kendi becerilerini test<br />

etmeleri için uygun bir<br />

ortam sunar. Oyun,<br />

çocuklara diğer insanlarla nasıl<br />

iletişim kuracaklarını öğretir,<br />

çocukların problemlerini<br />

çözmeye ve içsel çatışmalarını<br />

çözümlemeye yardımcı<br />

olur. Oyun, yetişkinlerin<br />

öğretemeyeceği gerçek hayatın<br />

korkulu, cüretkâr ve çekingen<br />

taleplerini öğrenme yoludur.<br />

Oyunlar sayesinde çocuk, diğer<br />

insanlarla yaşamayı ve yaratıcı<br />

düşünmeyi öğrenir. Oyun ile<br />

sağlanan bütün bunlar, çocuğun<br />

sağlam bir gelecek oluşturması<br />

için önemli temelleri oluşturur.<br />

Oyunlar sayesinde çocuklar:<br />

• Beceri geliştirme ve<br />

koordinasyon<br />

• Zihinsel gelişim ve problem<br />

çözme<br />

• Hayal gücü ve yaratıcılık<br />

• İletişim ve sosyal beceriler<br />

• Benlik gelişimi ve kendine<br />

güven kazanıyorlar.<br />

• Bunların yanında, yapılan<br />

araştırmalarda;<br />

• Babasıyla oyun oynayan<br />

çocukların, babası oyun<br />

oynamayan çocuklara oranla<br />

daha geniş bir hayal gücüne<br />

ve bilişsel beceriye sahip<br />

olduğu;<br />

• Annesiyle oyun oynayan<br />

çocukların, çocuğuyla oyun<br />

oynamaya zaman ayıramayan<br />

annelerin çocuklarına göre<br />

annesiyle daha sağlam/<br />

güvenli bir bağ kurduğu<br />

ve daha olumlu gelişme<br />

gösterdikleri;<br />

• Ailesiyle beraber oyun<br />

oynayan daha büyük<br />

çocukların, ailesi oyun<br />

oynamayan çocuklara oranla<br />

okulla daha olumlu bir bağ<br />

kurduğu, ruhsal olarak daha<br />

sağlıklı olduğu, arkadaşları<br />

ile ilişkilerinin daha güçlü<br />

olduğu ve ailevi yakınlıktan<br />

daha fazla keyif aldıkları<br />

bulunmuştur.<br />

Oyun sadece çocuklar için değil!<br />

Yaşınız ne olursa olsun, oyun<br />

oynamak için asla yaşınız ileri<br />

değildir. Oyun sadece çocuklar<br />

için değildir; yetişkinler de<br />

oyun oynayabilirler. İnsanlarda,<br />

oyun oynarken salgılanan<br />

hormonlar bireyin gevşemesine<br />

ve sakinleşmesine yardımcı<br />

olmaktadır. Oyun, yetişkinleri<br />

stresten uzaklaştırarak,<br />

kendilerini iyi hissetmelerini ve<br />

yaratıcı çözümler üretmelerini<br />

sağlar. Anne-babaların<br />

işten geldiğinde çocuğuyla<br />

oyun oynaması hem


aralarındaki bağı kuvvetlendirir,<br />

hem de yoğun bir iş gününün<br />

ardından stres atmaya birebirdir.<br />

Çocuğunuzla beraber gülmek,<br />

gevşemek, eğlenmek sizin<br />

sağlığınıza da iyi gelecektir.<br />

Aynı zamanda, önemsendiğini,<br />

ilgilenildiğini hisseden çocuğun<br />

kendine olan güveni artar. Çocuk,<br />

bu dünyada bir yeri olduğu<br />

hissini kazanır.<br />

Oyun sağlıklı aileler için<br />

önemli bir güçtür. Ailecek<br />

oynanan oyunlar, çocuklar ve<br />

anne-baba arasındaki iletişimi<br />

ve bağı kuvvetlendirir. Hep<br />

beraber oynayan ailelerin<br />

birbirlerine karşı daha işbirlikçi,<br />

destekleyici olduğu ve birbirleri<br />

ile iletişimi daha güçlü olduğu<br />

görülmektedir. Ailede yaşanan<br />

günlük problemler (kavga,<br />

tartışmalar, kabalık, tembellik,<br />

öfke nöbetleri gibi) oyunun<br />

gücüyle aşılabilir.<br />

Anne-Babalara öneriler<br />

Birçok anne-baba çocuklarıyla<br />

nasıl oyun oynayacaklarını<br />

bilememektedir. Oyun yaratıcıdır,<br />

bir kural gerektirmemektedir<br />

ve her seferinde öğretici olması<br />

gerektirmemektedir.<br />

• Çocuklarınıza serbest,<br />

yapılandırılmamış,<br />

yaratıcılığını yansıtabileceği<br />

yeterli oyun zamanları<br />

sağlayın. Bu serbest zamana<br />

siz de katılarak çocuklarınızla<br />

oyun oynayın.<br />

• Fiziksel aktiviteden,<br />

yaratıcılıktan yoksun<br />

bilgisayar ve televizyon<br />

yerine, çocuğunuzun aktif<br />

oyunlar oynamasını sağlayın.<br />

Çocuğunuzun bilgisayar ve<br />

televizyona maruz kalma<br />

zamanını kısıtlayarak ona<br />

yardımcı olabilirsiniz.<br />

• Çocuğunuzun yaşına uygun,<br />

onların hayal gücünü ve<br />

yaratıcılığını destekleyen<br />

(bloklar, bebekler gibi)<br />

oyuncaklar alın.<br />

• Okulda aktif bir rol alarak<br />

çocuğun yeterli serbest oyun<br />

zamanı aldığına emin<br />

olun.<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 29


BAL İLE GELEN MUCİZE:<br />

APİTERAPİ<br />

Bal, bal arılarının (Apis mellifera) çiçeklerden ve<br />

meyve tomurcuklarından topladıkları nektarı<br />

kimyasal değişime uğratarak peteklere<br />

yerleştirdiği bir kovan ürünüdür. B2, B3, B5<br />

gibi vitaminler; bakır, demir, magnezyum,<br />

manganez, fosfor, potasyum, çinko gibi<br />

mineraller, antioksidan kapasiteye sahip<br />

polifenolik bileşikler ve proteinlerin yapıtaşı<br />

olan aminasitler açısından zengindir.<br />

Dr. Gökhan Aydoğdu<br />

Akupunktur ve Apiterapi uzmanı<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 30<br />

Bal arıları hakkında<br />

bilmenizde<br />

fayda olacağını<br />

düşündüğümüz<br />

bilgileri sizlerle<br />

paylaşmak isterim.<br />

Bal arıları sosyal<br />

canlılardır. Ana, erkek<br />

ve işçi arılardan oluşan<br />

bal arısı ailesi, koloniler<br />

halinde yaşam sürerler.<br />

Bir bal arısı kolonisi;<br />

bir ana arı (kraliçe arı),<br />

birkaç yüz erkek arı<br />

ve <strong>sayı</strong>ları on bin ile<br />

seksen bin arasında<br />

değişen işçi arıdan<br />

oluşur. Kraliçe ve işçi<br />

arılar dişidir.<br />

Bir işçi arının<br />

ortalama ömrü<br />

52 gündür.<br />

Kraliçe arıların<br />

ömrü 3-4 yılı<br />

bulabilmektedir. Kraliçe arı diğer<br />

arılara göre, daha özel ve besin<br />

değeri daha yüksek olan arı<br />

sütüyle beslenir. Bu beslenme<br />

sayesinde kraliçe arı diğer arılara<br />

göre yetişkinlik dönemine daha<br />

kısa sürede ulaşır. Erkek arılar bal<br />

yapmaz ve enteresandır ki erkek<br />

arıların iğneleri de bulunmaz.<br />

Erkek arıların koloni içerisindeki<br />

tek görevi kraliçe ve dişi arıların<br />

döllenmesini sağlamaktır.<br />

Bir işçi arı ömrü boyunca sadece<br />

yarım çay kaşığı bal üretir. Bir<br />

kavanoz bal için 40 bin arının<br />

bilfiil çalışarak yaklaşık 6 milyon<br />

çiçekten polen toplaması gerekir.<br />

Bal arıları ile ilgili binlerce<br />

kitap yazılsaydı eğer yine de<br />

kaleme alınmayan eksik birçok<br />

şeyler kalırdı sanıyorum. Mısırlı<br />

doktorlar balı 5 bin yıl önce<br />

ilaç olarak kullanıyorlardı.<br />

Balayı aşkın gıdası olan baldan<br />

gelmektedir. Balın rengi ve<br />

kokusu bölgenin florasına<br />

göre farklılıklar<br />

gösterir. Koyu<br />

renkli<br />

ballar<br />

antioksidan aktivitesi bakımından<br />

en yüksek değere sahip olan<br />

ballardır.<br />

Yüksek besin değerlerine sahip<br />

bu muhteşem gıdayı üreten<br />

bal arıları ile ilgili kısaca bilgi<br />

vermeye çalıştık. İsterseniz şimdi<br />

gelin, balın sağlığımız için ne<br />

kadar önemli bir besin maddesi<br />

olduğunu işleyelim.<br />

Bal, yüksek enerjili ve<br />

karbonhidratlı bir madde olması,<br />

tadı, aroması ve diğer üstün<br />

özellikleri nedeniyle insanlar<br />

tarafından besin ve enerji<br />

kaynağı olarak en iyi bilinen ve<br />

tüketilen arı ürünüdür. Çeşitli<br />

bal türleri halk arasında birçok<br />

hastalığa karşı tedavi amacıyla<br />

da kullanılmaktadır. Balın<br />

kimyasal içeriği ve geleneksel<br />

tıpta kullanımı konusundaki<br />

çalışmalara giderek artan bir<br />

ilgi oluşmaktadır. Her geçen gün<br />

sonuçlanan araştırmalar balın<br />

insan sağlığı açısından faydalarını<br />

doğrulamakta ve apiterapik<br />

önemini artırmaktadır.<br />

Bal, hem gıda, hem ilaç ve<br />

hem de kozmetik sanayinde


kullanılmaktadır. Balın içeriğinde<br />

200’den fazla bileşen vardır.<br />

Ayrıca içeriğinde doğal şekerler,<br />

enzimler, vitamin ve mineraller,<br />

proteinler, aminoasitler ve diğer<br />

bilinmeyen maddeler mevcuttur.<br />

Vitaminler; A, B1, B2, B3, B5, B6, C,<br />

D, E, K, Niasin.<br />

Mineraller; Potasyum, fosfor,<br />

kalsiyum, sodyum, selenyum,<br />

krom, sülfür, magnezyum, demir,<br />

çinko, manganez, bakır..<br />

Balın doğal antibakteriyal ve<br />

antienflamatuar<br />

etkileri mevcuttur.<br />

Balın antibiyotiğe<br />

dirençli bakterilere<br />

karşı güçlü invitro<br />

aktivitesi<br />

ve antibiyotik<br />

tedavisine<br />

yanıt vermeyen<br />

kronik yara<br />

enfeksiyonlarında<br />

başarılı<br />

uygulamaları<br />

ilgiyi yeniden bala<br />

yöneltmiştir. Balın antibakteriyal<br />

etkisi, içerdiği bileşenlere ve balın<br />

botanik kökenine dayanmaktadır.<br />

Yapılan bilimsel çalışmalar, balın<br />

7 tip zararlı mikroorganizma<br />

üzerine katalaz enzimi ile birlikte<br />

etkilerinin araştırıldığı bir<br />

çalışmada balın bu bakterilerin<br />

gelişmesini yavaşlattığı ve<br />

özellikle Bacillus cereus’un<br />

üremesini tamamen durdurduğu<br />

tespit edilmiştir. Koyu ve açık<br />

renkli balların kullanıldığı bu<br />

çalışmada, koyu renkli balların<br />

açık renkli ballara göre gıda<br />

kaynaklı patojenlerin üremesini<br />

önleyici etkilerinin daha fazla<br />

olduğu da bildirilmiştir.<br />

Balın içeriğinde bulunan çok<br />

<strong>sayı</strong>da flavonoid ve fenolik asit,<br />

güçlü antioksidan etkiye sahiptir.<br />

Balın antioksidan özelliği yüksek<br />

duygusal, fiziksel ve zihinsel<br />

streste antidepresan etki<br />

göstermesini sağlamaktradır.<br />

Balın antioksidatif etkisi,<br />

yapısında bulundurduğu<br />

askorbik asit ve diğer fenolik<br />

– enzim bileşenleriyle<br />

sağlanmaktadır. Bal ayrıca<br />

flavonoid ve karotinoidleri de<br />

içermektedir. Bu bileşiklerin<br />

yüksek seviyelerde olması<br />

balın antioksidan düzeyinin de<br />

yüksek olmasını sağlamakta ve<br />

oksidasyona karşı olan etkisi bazı<br />

kronik hastalıkların önlenmesinde<br />

oldukça etkin olabilmektedir.<br />

Bunlar arasında balın özellikle<br />

kanser, kardiyovasküler<br />

hastalıklar ve diyabete karşı<br />

koruyucu olduğu bildirilmiştir.<br />

Bal dünyada geleneksel<br />

halk tıbbında yaygın olarak<br />

kullanılmasına karşın, bilimsel<br />

verilerin eksikliği nedeniyle<br />

modern tıpta sınırlı kullanım<br />

alanına sahiptir. Balın antioksidan<br />

özelliklerinin gün ışığına çıkması<br />

yakın zamanlarda olmuştur.<br />

Gerçekte antioksidanların<br />

kanser, koroner hastalıklar,<br />

inflamatuar hastalıklar, nörolojik<br />

dejenerasyon, yaşlanma gibi farklı<br />

hastalıklara karşı önleyici etkilere<br />

sahip olması, antioksidanlardan<br />

zengin besinler arasında balın<br />

araştırılmasını teşvik etmiştir.<br />

Balın ülser ve diğer mide<br />

hastalıkları, kalp yetmezlikleri,<br />

çarpıntı, kemik hastalıkları,<br />

öksürük, alerji, bronşit,<br />

kansızlık, boğaz ağrısı, sinir<br />

sistemi hastalıkları ve bazı cilt<br />

hastalıkları gibi 500’e yakın<br />

hastalığın tedavisinde olumlu<br />

etkileri olduğu ileri sürülmüştür.<br />

Ayrıca kabızlığı giderdiği,<br />

damarları genişlettiği, kan<br />

dolaşımını kolaylaştırdığı, kalbi<br />

güçlendirdiği, yağ sindirimini<br />

kolaylaştırdığı, yara ve yanıkları<br />

iyileştirdiği de bilinmektedir.<br />

Bal, içeriğinde yaklaşık %1<br />

oranında bulunan çeşitli<br />

sekonder metabolitlerin<br />

gösterdiği pek çok biyolojik<br />

aktivitelerden (antioksidan,<br />

antiradikal, antibakteriyal,<br />

antiviral, ant-inflamatuar,<br />

antitümoral vs) dolayı<br />

yaraların tedavisinden üst<br />

solunum yolu enfeksiyonlarına,<br />

yaşlanmadan kanser oluşumunun<br />

engellenmesine kadar<br />

giderek artan <strong>sayı</strong>da pek çok<br />

fitobiyolojik aktiviteden<br />

sorumlu doğal bir gıda<br />

maddesidir. Balın apiterapi<br />

yönünden kullanılması birçok<br />

hastalığın tedavisinde veya<br />

önlenmesinde, pahalı ve yan<br />

etkileri olan diğer ürünlere<br />

nazaran alternatif, etkili ve<br />

ekonomik bir yoldur.<br />

Şu ana kadar balın<br />

sağlığımız için önemine<br />

değindik. Ancak şunu<br />

unutmayalım.. Tükettiğimiz<br />

balın analizlerinin yapılmış ve<br />

gıda kodeksine uygunluğunun<br />

olması gerekmektedir. Aksi halde<br />

sağlığımızı bozabiliriz.<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 31


MODERN YÖNTEMLERLE<br />

BEBEK SAHİBİ<br />

OLABİLİRSİNİZ<br />

Bebek sahibi olmak isteyen çiftlerin en önemli sorunlarından biri de tüp bebek tedavi yöntemlerinden<br />

hangisinin uygulanması gerektiğine karar verememeleridir. Tam donanımlı bir merkezde doğru<br />

seçenekler uygulanmadan gerçekleştirilen denemeler genellikle başarısızlıkla sonuçlanmadır.<br />

Prof. Dr. Aygül Demirol<br />

Memorial Ankara Hastanesi Tüp Bebek Merkezi<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 32<br />

Gebeliğe giden yolda<br />

kendiliğinden kolaylıkla sonuca<br />

ulaşılamıyor ise tüp bebekmikroenjeksiyon<br />

teknolojileri,<br />

annenin yumurtası ve babanın<br />

spermini laboratuvar ortamında<br />

sağlıklı ve kontrollü şekilde<br />

birleştirerek çiftlere yardımcı<br />

olmaktadır. Tüp bebek ve kısırlık<br />

tedavisinde en önemli unsur,<br />

çiftlerin doğru değerlendirilmesi<br />

ve ardından nedene yönelik tedavi<br />

seçeneklerinin doğru bir şekilde<br />

sunulmasıdır. Çiftlere yeterli<br />

zaman ayrılarak tüm soruları<br />

cevaplanmalı ve tedavi yöntemi<br />

bireyselleştirilerek aileye özel<br />

olarak uygulanmalıdır.<br />

Tüp bebek tedavisinde merkez<br />

seçimi çok önemli<br />

Tüp bebek hizmetinin tam<br />

donanımlı bir hastanede<br />

sunulması, çiftlere birçok<br />

yönden avantaj sağlamaktadır.<br />

Bu avantajların başında<br />

hastaların, hastanenin tüm<br />

alt yapı imkanlarından<br />

faydalanabilmesi gelmektedir.<br />

Tüp bebek uygulamasının<br />

tam donanımlı bir hastane<br />

ortamında gerçekleştirilmesi,<br />

tedavinin kalitesini ve başarısını<br />

artırmaktadır. Bunun yanı sıra<br />

hastanedeki tüm bölümlerle<br />

işbirliği halinde çalışılması daha<br />

başarılı sonuçlar alınmasına büyük<br />

katkı sağlamaktadır.<br />

Tekrarlayan başarısızlıkların<br />

nedeni iyi araştırılmalı<br />

Tekrarlayan tüp bebek tedavisi<br />

başarısızlıklarında öncelikle bu<br />

sonuçların hangi faktörlere bağlı<br />

olabileceği detaylı iyi bir şekilde<br />

araştırılmalıdır. Ardından bu süreç<br />

çifte en doğru şekilde aktarılmalı<br />

ve yeni bir tedavi planı çizilmelidir.<br />

İlaçsız tüp bebek yöntemi(IVM):<br />

IVM, tüp bebek teknolojilerinde<br />

çığır açan önemli ve yeni bir<br />

yöntemdir. Tıbbi olarak ispat<br />

edilmiş, güvenilir bu yöntem<br />

sayesinde dünyada şuan anda<br />

doğan 1000 üzerinde bebek<br />

vardır. Bu bebeklerde herhangi<br />

bir sağlık sorunu ve genetik bir<br />

probleme de rastlanmamıştır.<br />

IVM, dünyada az <strong>sayı</strong>da saygın<br />

merkezde uygulanmaktadır. Üst<br />

düzey bir teknoloji, profesyonellik,<br />

yoğun uğraş ve sabır gerektirdiği<br />

için tüm merkezlerde henüz yoğun<br />

uygulamaya geçmemiştir. Tanım<br />

olarak; herhangi bir yumurtlama<br />

tedavisi için uygulanan


enjeksiyonlar verilmeksizin,<br />

yumurtalıklardan ufak yani<br />

olgunlaşmamış yumurtaların<br />

alınıp laboratuvar koşullarında<br />

olgunlaştırılması, (bu aşama 24-<br />

48 saat almaktadır) olgunlaşan<br />

yumurtalara mikroenjeksiyon<br />

yöntemi ile spermin enjekte<br />

edilmesi sonucu, embriyoların<br />

elde edilerek transferi anlamına<br />

gelmektedir.<br />

IVM tekniği ile elde edilen<br />

embriyolar, aynen normal tüp<br />

bebek tekniklerinde olduğu<br />

gibi, genetik tanı yani PGD<br />

ile analiz edilebilmekte, ileri<br />

evre transfer yani blastosist<br />

transferi yapılabilmektedir. Ayrıca<br />

tedaviden artan embriyolar<br />

daha sonra kullanılmak<br />

üzere saklanabilmekte yani<br />

dondurulabilmektedir.<br />

Ko-Kültür yöntemi: Ko-kültür,<br />

embriyo gelişimini destekleyen<br />

ek bir besi ortamıdır. Bu<br />

yöntemde, yumurta ve spermin<br />

döllenmesinden embriyonun<br />

gelişimine ve anne rahmine<br />

yerleştirilmesine kadar embriyo,<br />

laboratuvarda özel sıvılar<br />

içerisinde geliştirilmektedir. Bu<br />

sıvılar anne rahmi ve tüplerdeki<br />

sıvıları taklit eden niteliktedirler.<br />

Ko-kültür vasatı ek bir besi<br />

ortamı olarak embriyonun<br />

gelişimine salgıladığı<br />

büyüme faktörleri ile katkıda<br />

bulunmaktadır. Böylece daha<br />

kaliteli embriyolar elde edilerek<br />

gebelik şansı yükseltilmektedir.<br />

Gebelik aşısı: Anne rahminin<br />

gebeliği kabul edecek şekilde<br />

bağışıklık sistemi ile hazırlandığı<br />

yöntemdir. Anne adayından alınan<br />

kandan “lenfosit” denilen kan<br />

hücreleri ayrıştırılmaktadır. Bu<br />

hücreler özel kültür sıvılarında<br />

CRH hormonunun desteği ile<br />

özel işlemlere tabi tutulmaktadır.<br />

Elde edilen sıvı, embriyo rahme<br />

yerleştirilmeden 1-2 gün önce<br />

yada bazı vakalarda aynı gün<br />

rahim içine verilmektedir. Bu<br />

yöntem ile rahim içi bağışıklık<br />

sistemi üzerinden embriyoyu<br />

daha kolay kabul eder duruma<br />

gelmektedir ve böylece embriyo<br />

daha kolay gebelik oluşturacak<br />

şekilde tutunmaktadır.<br />

Embriyoya genetik analiz<br />

yapılması: Bu yöntemde,<br />

embriyolar rahme<br />

yerleştirilmeden önce genetik<br />

açıdan değerlendirilmektedir.<br />

Böylelikle sağlıklı embriyolar<br />

seçilerek transfere<br />

götürülmektedir. Genetik analiz<br />

her vaka için uygun ve gerekli<br />

değildir. Bu nedenle çiftlere iyi<br />

bir bilgilendirme ile sunulmalıdır.<br />

ERA testi: Rahim içinin embriyoyu<br />

kabul etme potansiyelinin<br />

saptanarak tedavinin<br />

planlanmasıdır.<br />

Embriyo gelişiminin takip<br />

edilerek transfer için ideal<br />

embriyonun seçilmesi yöntemi:<br />

Embriyonun gelişimi video kayıt<br />

sistemi ile sürekli izlenerek,<br />

bölünme hızı ve hücre yapısına<br />

göre değerlendirilir ve gebelik<br />

şansı en yüksek embriyo<br />

seçilir. Bu sistem embriyonun<br />

genetiği hakkında da bilgi<br />

verdiği için oldukça önemlidir.<br />

Değerlendirmeyi yapan ekibin<br />

bu konuda eğitimli ve deneyimli<br />

olması gerekmektedir.<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 33


CEP TELEFONLARINA<br />

DİKKAT!<br />

Ev ve iş yerlerimizde gün boyu kullandığımız teknolojik<br />

ürünler, hayatımızı kolaylaştırmasına rağmen, yanlış veya<br />

fazla yararlanıldığında çevre ve insan sağlığını olumsuz<br />

etkileyen elektromanyetik alanların oluşmasına yol açar.<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 34<br />

Cep telefonu alırken<br />

SAR değeri düşük<br />

olan telefonlar tercih<br />

edilmelidir.<br />

Aynı şekilde elektronik cihazlar<br />

da yapay elektromanyetik alan<br />

yaratmaktadır. Örneğin; cep<br />

telefonu, kablosuz internet<br />

ağı, baz istasyonları, bilgisayar<br />

ekranı, televizyon vericileri,<br />

radyo, saç kurutma makinesi,<br />

buzdolabı, mikrodalga fırınlar,<br />

elektrikli ev aletleri, nükleer<br />

santraller, yüksek gerilim hatları,<br />

röntgen makineleri, trafolar,<br />

floresan ve ekonomik lambalar<br />

elektromanyetik alan oluşturan<br />

cihazlar arasındadır.<br />

ELEKTROMANYETİK TEHLİKE<br />

Cep telefonları, elektromanyetik<br />

alan yaratan radyo frekans<br />

dalgaları ile çalışır. Radyo<br />

frekans dalgaları, frekansı yüksek<br />

X-ışınları veya gama ışınları<br />

gibi iyonize edici radyasyon<br />

değildir. Yani, vücudumuzda<br />

kimyasal bir bağı çözme ya da<br />

iyonlaştırma etkisi yoktur. Ancak<br />

cep telefonunu kullandığımızda<br />

çevrede elektromanyetik<br />

alan oluşturmuş oluruz.<br />

Elektromanyetik dalgalar<br />

vücuttaki dokuları ısıtarak ya da<br />

kimyasal değişimlere uğratarak<br />

zarar verirler. Bu dalgalara maruz<br />

kalma süresi ve maruz kalınan<br />

uzaklık vücuttaki hasar oranını<br />

belirleyen en önemli faktörlerdir.<br />

Elektromanyetik radyasyonun,<br />

beynin elektriksel yapısında ve<br />

dikkat, hatırlama, tepki verme<br />

gibi algılama fonksiyonlarında<br />

kısa süreli değişimlere neden


olduğu bilinmektedir. Buna bağlı<br />

olarak, üzerimizde oluşan etkileri<br />

yorgunluk, huzursuzluk, sinirlilik,<br />

depresyon ve uyku bozuklukları,<br />

baş ağrısı, baş dönmesi, hafıza<br />

kaybı, kulak çınlaması ve eklem<br />

ağrıları olarak <strong>sayı</strong>labilir. Yapılan<br />

araştırmalarda, cep telefonuna<br />

bağlı elektromanyetik dalgaların<br />

beyine ulaşmasının yaş ile<br />

birlikte azaldığı, 5 yaşındaki bir<br />

çocukta bu dalgaların beyine<br />

yüzde 75 oranında ulaştığı,<br />

erişkinde bu oranın yüzde 25<br />

olduğu deneysel çalışmalarda<br />

gösterilmiştir. Bu nedenle 16<br />

yaş altındaki çocukların cep<br />

telefonu kullanmamaları, Dünya<br />

<strong>Sağlık</strong> Örgütü (WHO) tarafından<br />

önerilmektedir.<br />

KANSERE NEDEN OLABİLİR Mİ?<br />

İyonlaştırıcı olmayan radyo<br />

frekans dalgaları, atomlardan<br />

elektron kopararak iyonizasyon<br />

yapacak güçte değildir,<br />

dolayısıyla DNA hasarına<br />

yol açmaz ve kansere neden<br />

olduğuna dair bilimsel bir<br />

kanıt da bulunmamaktadır.<br />

Ancak yapılan çalışmalar henüz<br />

yeterli düzeyde olmadığından,<br />

‘zararsızdır’ demek doğru değildir.<br />

‘Bilimsel olarak yüzde 100<br />

sağlıklıdır’ açıklaması yapılıncaya<br />

dek elektromanyetik alanlara<br />

karşı ihtiyatlı bakılmalıdır.<br />

ELEKTRONİK TEHLİKEYE KARŞI<br />

PRATİK ÖNERİLER<br />

• Kullanmadığınız elektrikli<br />

aletleriya kapalı tutunuz ya<br />

da fişten çıkarınız.<br />

• LED, LCD veya plazma<br />

bilgisayar ekranlarını ve<br />

televizyonları kullanmaya<br />

özen gösteriniz.<br />

• Bilgisayar ekranı ile klavye<br />

arasına 1 metre mesafe<br />

koymaya çalışınız, ekran<br />

filtresi kullanınız.<br />

• Ekonomi lambalarını okuma<br />

lambası olarak kullanmamaya<br />

özen gösteriniz.<br />

• Yatak odasında TV ve<br />

bilgisayar bulundurmamalı,<br />

eğer varsa yatarken<br />

kapatmalısınız.<br />

• Bebek odaları, yatak odaları<br />

ve çocukların yakınında cep<br />

telefonu bulundurulmamalıdır.<br />

• Cep telefonlarını sohbet<br />

amaçlı kullanmayınız,<br />

kullanmadığınız sürede<br />

mümkünse kapalı tutunuz.<br />

Açıkken, kalp üzerinde,<br />

göğüste taşımamaya<br />

dikkat ediniz. Kalp pili<br />

kullanıcılarının telefonu<br />

üzerlerinde taşıması<br />

önerilmemektedir.<br />

• Cep telefonunu kesinlikle<br />

kablolu kulaklıkla kullanınız.<br />

Açık durumda iken<br />

vücudunuzdan mümkün<br />

olduğunca uzakta taşımaya<br />

özen gösteriniz. SAR değeri 1<br />

W/kg’dan az olan veya sıfıra<br />

en yakın telefonları tercih<br />

ediniz.<br />

• Hamilelerin cep telefonu<br />

kullanması önerilmemektedir.<br />

• Kablosuz telefonlar<br />

ve kablolu modem<br />

kullanılmalıdır. Kablosuz<br />

interneti kullanmadığınızda<br />

bilgisayarın Wi-Fi özelliğini<br />

kapatmayı unutmayınız.<br />

• Restoran, otel, tatil sitesi gibi<br />

yerlerde kablosuz internet<br />

erişimi olmayanları tercih<br />

ediniz.<br />

• Cep telefonlarının hareketli<br />

araçlar içinde kullanılması ve<br />

taşınması önerilmemektedir.<br />

Araç içinde metal<br />

çeperlerden içeri yansıyan<br />

elektromanyetik alan şiddeti<br />

yolculara açık havadakinden<br />

daha fazla elektromanyetik<br />

dalga maruziyeti<br />

verebilmektedir.<br />

• Uyurken cep telefonları<br />

kapatılmalı, kapatılmayacaksa<br />

başucundan en az 1 m uzağa<br />

konulması önerilmektedir.<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 35


Hamilelikte karın veya kasık ağrısı olması düşük<br />

riski göstergesi midir?<br />

Lekelenme veya kanama olmadıktan sonra sadece kasık<br />

ağrısı olması düşük riski olduğunu göstermez. Rahmin büyümesine<br />

bağlı olarak zaten çoğu gebede görülür kasık ağrısı.<br />

Lekelenme veya kanama olması düşük tehlikesi olduğunu<br />

gösterir. Böyle bir durumla karşılaştığınızda bir Kadın Doğum<br />

uzmanına görünmenizde yarar var.<br />

SORU | CEVAP<br />

Gebe kalmak için cinsel ilişkinin sıklığı ve zamanı<br />

önemli midir?<br />

Cinsel ilişki sıklığı da çiftin bebek sahibi olmasında önemli<br />

bir faktördür. Önemli olan ilişki <strong>sayı</strong>sının az ya da çokluğu<br />

değil, yeterliliğidir. Bunun için optimum <strong>sayı</strong> haftada 3<br />

ilişkidir. Cinsel ilişki sıklığının yanı sıra ilişkinin zamanlaması<br />

da önemlidir. Yumurtlamanın olduğu günlerde girilecek olan<br />

ilişki, gebelik olasılığını artıracaktır.<br />

Kan şekerim düştüğünde nasıl önlem alabilirim?<br />

Kan şekerinin çok düşmesi istenmeyen bir durumdur. Hızla<br />

emilen ve kan şekerinin hızla yükselmesini sağlayacak olan<br />

bir besin almalısınız. Örneğin; 1 çay bardağı hazır meyve<br />

suyu veya 3-4 adet kesme şeker olabilir. Çikolata gibi yağ<br />

oranı yüksek şekerli besinler kan şekerinin daha geç yükselttiği<br />

için tercih edilmesi doğru değildir.<br />

Göz sağlığı için beslenmemde ne tür değişiklikler<br />

yapmalıyım?<br />

Daha az omega-6 içeren zeytinyağını tercih edin. Bolca<br />

balık, sebze ve meyve tüketin. Doymuşyağlar ve margarinden<br />

kaçının. Kızartılmış besinlerden kaçının. Bolca yeşil yapraklı<br />

sebze, haftada iki porsiyon balık, fındık, sarı/turuncu<br />

meyve ve sebze tüketimi; vücut sağlınız için olduğu gibi göz<br />

sağlığınız için de yararlı.


Varislerimden kurtulmak için neler yapmalıyım?<br />

Varis tedavisi basit kompresyon çorabı kullanımından başlayıp,<br />

cerrahi tedaviye kadar değişmektedir. Hastanemizde tüm<br />

varis tiplerine yanıt veren tedaviler ile birlikte en başta hasta<br />

eğitimi ve hastanın iyi bilgilendirilmesi sağlanmaktadır. Hangi<br />

tedavinin uygulanacağı ise varisin tipine, hastanın şikayetlerine<br />

ve beklentilerine göre değişiklik göstermektedir.<br />

SORU | CEVAP<br />

Kısırlık erken yaşlarda teşhis edilip önlem alınabilir<br />

mi?<br />

Kız çocuklarında adet gecikmesi, aşırı tüylenme, erken yaşta<br />

ergenliğe girme, erkeklerde ise göğüs büyümesi tarzı belirtiler<br />

ilerleyen yıllarda kısırlık riskini arttırabilir. Bu belirtileri<br />

gösteren çocuklar, doktora görünmeli. Ergenlik döneminde<br />

ortaya çıkabilecek bazı problemler daha sonraki yıllarda<br />

kısırlığa yol açabilir.<br />

Zayıflamak için sürekli diyet yapıyorum. Sağlığım<br />

açısından bu bir risk oluşturur mu?<br />

Zorlayıcı diyet ve aktivitelerle hızlı şekilde kilo vermesi<br />

sağlık açısından risk oluşturuyor. Diyet; dengeli, uygun kalorisi<br />

hesaplanmış beslenme şekliyle ve uygun egzersizlerle<br />

sürekli bir yaşam biçimi haline getirilerek yapılmalıdır. Sürdürülebilir<br />

bir kiloya sahip olmak için hayat tarzı ve beslenme<br />

alışkanlıkları sürekli organize edilmelidir.<br />

Hızlı yemek mide için zararlı mıdır?<br />

Hızlı yemek yeme alışkanlığı olanlarda mide yanmaları önemli<br />

derecede artar. Ağzınıza küçük lokmalar almak midenin sindirim<br />

için gerekli salgıları daha kolay üretmesine yardımcı olur.<br />

Lokmaları uzun uzun çiğneyiniz. Bu, midenizde şişkinlik ve<br />

ağırlık hissetmemenizi sağlar. Mide yanması şikayeti durumunda<br />

bir hekime görünün.


Spor<br />

Fıtık<br />

Nedeni<br />

Kasık ve göbek bölgesindeki dokuların zayıflığından dolayı oluşan fıtıklar ağrı ve<br />

hareket güçlüğü ile kendini gösterebiliyor. Ağır kaldırma, ısınmadan mekik ya da<br />

şınav çekme gibi nedenlerle tetiklenebilen fıtıklar tedavi edilmediği takdirde diğer<br />

organlara zarar verebiliyor.<br />

Uz. Dr. İncilay Üstündağ<br />

Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 38<br />

Karın duvarı fıtıklarının % 90’ını<br />

kasık fıtıkları oluşturmaktadır.<br />

Fıtık, o bölgede bulunan<br />

dokuların zayıflığından dolayı<br />

oluşan ve o bölgeye zaman<br />

zaman girip çıkan veya sabit<br />

şekilde bulunup hissedilebilen<br />

şişlikle kendini gösteren bir<br />

rahatsızlıktır. Bu şişlikler ıkınma<br />

ile birlikte ara ara meydana<br />

gelir ve kaybolur. Kasık fıtığı<br />

erkeklerde kadınlara göre 7<br />

kat daha sık görülürken, göbek<br />

fıtığına da kadınlarda daha<br />

sık rastlanmaktadır. Karın<br />

bölgesi fıtıkları; kasık, göbek<br />

ve ameliyat olmuş hastaların<br />

ameliyat bölgesinin zayıf<br />

noktalarından bağırsak gibi<br />

karın içi organlarının dışa<br />

doğru çıkmasıyla meydana<br />

gelir. Fıtık, şişlik dışında ağrı<br />

ve o bölgede rahatsızlık hissi<br />

ile kendini belli eder. Hiçbir<br />

belirti vermeyen fıtıkların teşhis<br />

edilebilmesi için muayene ile<br />

birlikte karın bölgesine yapılan<br />

görüntüleme yöntemlerinden<br />

yararlanılmaktadır.<br />

Tedavi edilmeyen fıtıklar diğer<br />

organlara zarar verebilir<br />

Tedavi edilmeyen karın bölgesi<br />

fıtıklarında en kaçınılmaz<br />

risk, fıtığın aniden o bölgede<br />

sıkışmasıdır. Fıtığın oluştuğu<br />

bölgede bağırsaklar sıkıştığı<br />

takdirde, bu durum hasta<br />

için tehlikeli olmakta ve acil<br />

ameliyat gerektirmektedir.<br />

Ameliyat edilmeyen fıtıklar, diğer<br />

organlara zarar verebilmektedir.<br />

İçerideki organlar bu zayıf<br />

bölgelerden dışarı çıkarak<br />

sıkıştığı ve içeri giremediği için<br />

organın beslenmesi bozulur.<br />

Bu durum organların kangren<br />

olmasına neden olabilir.<br />

Normalde çok basit yöntemlerle<br />

yapılabilecek bir fıtık ameliyatı,<br />

geç kalınmış fıtıklarda zorlu hale<br />

gelebilmektedir.<br />

Fıtık bu kişilerde daha sık<br />

görülür;<br />

• Ağır iş yapanlarda<br />

• Ağır spor yapanlarda<br />

• Geçmeyen kabızlık şikayeti<br />

olanlarda<br />

• Prostatı olanlarda<br />

• Bronşit, astım gibi öksürüğe<br />

neden olan kronik hastalarda<br />

Ameliyat 1 cm’den küçük 3<br />

delikten yapılıyor<br />

Çocukluk çağında görülen<br />

göbek fıtıkları kendi kendine<br />

kapanabilmekteyken, ileri<br />

yaşlarda meydana gelen tüm<br />

fıtıklar için tek tedavi cerrahidir.<br />

Karın duvarında gerçekleşen<br />

fıtık ameliyatı, 1 cm’den küçük<br />

3 delikten kapalı yöntemle<br />

yapıldığı için hastanın ağrısı çok<br />

az olmaktadır. Tek taraflı kasık<br />

fıtıklarında ameliyat süresi 30<br />

dakika iken çift taraflı fıtıklarda<br />

da ameliyat maksimum 45 dakika<br />

sürmektedir. Hasta ertesi gün<br />

taburcu edilmekte ve günlük<br />

yaşantısına rahatlıkla geri<br />

dönebilmektedir.


Platform-<strong>Sağlık</strong> | <strong>7.</strong> Sayı 2017 | Sayfa 39

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!