Views
7 months ago

genç kalemler

KANATSIZ GÜVERCİNLER

KANATSIZ GÜVERCİNLER Saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri kovalıyordu. Mazlumların çığlık ve gözyaşları yeri göğü inletiyordu. Gökyüzü taştan bozma kalplerin rengine bürünmüştü, kanla dolmuştu. Mühürlü kalpler merhametten zerre barındırmıyordu. Kulaklar tıkanmış, acı çığlıklar umursanmıyordu. Gözler kin ve nefretten başka duygu barındırmıyordu. Güneş mühürlenmiş kalplerin arkasına saklanmış, aydınlığından yoksun bırakmıştı insanları. Ruhlarını kuşatan kasvetli hava, dünyayı korkunç bir hale bürüyordu. Neden savaşlar vardı ki? Neden hep mazlumların kanı dökülüyordu ki? Kanatları kırık, savaşa mahkûm edilen çocuklar neden bu yaşta hayatın acı gerçeklerini öğreniyorlar ki? En önemlisi de “NEDEN DÜNYA SUSUYOR?” Bir tarafta acı gerçeklerle yüzleşen, hayatları zindan olmuş insanlar, diğer tarafta refah içinde yaşayan insanlar. Adalet mi bu? Ne çocuklar var, ailesini kaybetmiş, bu hayatta bir başına, kimsesiz, aç, yorgun. Kalbi kıyıya vurmuş. Ne Aylanlar var bilinmeyen, çığlıklarını duyamadığımız, çaresiz Aylanlar. Bizler ise sessiz kalmak yerine mazlumlarla olup, barışı sağlamaya çalışmalıyız. Bir çocuğun dahi olsa yüzünde güller açtırmalı, mühürlenmiş kalpli insanların yaptıklarına dur demeliyiz. Barış toplumun gereksinimidir, huzuru sağlamak için bir ihtiyaçtır. Acımasız kalplerin arkasına saklanmış güneşi çıkarmak için kullanılan anahtardır. Bu dünyada bir adınız ve adımınız olsun. Ama bunlar kötü değil, hep iyi olsun. Hoş görülsün ve barış nitelikli olsun. Erva KURT Fethiye İmam Hatip Ortaokulu 8/C Sınıfı 88

EL ELE BARIŞ Barış, insanların huzurlu ve mutlu bir ortamda daha sağlıklı bir nefes alıp yaşamaları için geleceğe güvenle bakabilmeleri demektir. Barış dolu bir dünyada kimse zarar görmez, barışın olduğu her yerde dostluk ve kardeşlik vardır. Fakat barışın olmadığı yerlerde de mesela, hem Türkiye’de hem de dünyada insanlar en ufak bir anlaşmazlıkta birbirine zarar veriyor, savaş açıyor. Bu yüzden de küçüğü büyüğü zarar görüyor, savaşlar ortaya çıkıyor. Barışın sağlanabilmesi için ulu önder Atatürk de büyük katkılarda bulunmuştur. Atatürk sadece Türk dünyası için değil bütün insanlık için dünya barışını savunmuş ve koruyucu olarak tanınmıştır. Atatürk, barışın olduğu yerde özgürlüğün, bağımsızlığın ve insan haklarının olduğunu dile getirmiştir. Atatürk bütün dünyada toplumun daha düzenli, daha huzuru ve daha barış içinde yaşamalarını isteyerek bunu her zaman savunmuştur ve bunun için “Yurtta barış, cihanda barış“ ilkesini her yerde söylemiştir. Tüm dünyada insanlar bir arada olursa, el ele verirse dünyada barış daha çok ses getirir ve böylece barışın olduğu yerler daha çok artar. Eğer bir toplumda insanlar el ele vermeyip birbirlerine zarar veriyorlarsa bu toplumda barış ortamı diye bir şey kalmaz. Buna örnek olarak Atatürk şöyle diyor: “Dünyada milletler bir apartman sakinleri gibi kabul edilir. Eğer bir apartman, apartman sakinleri tarafından ateşe verilirse diğerlerinin yangından kurtulmasına imkân yoktur. “ Bu sözüyle Atatürk, insan kendi bulunduğu yere zarar verirse diğer insanların kurtulması da imkânsızdır, der ve verdiği zararla toplumun da hasar görerek yok olduğunu söyler. Barışın olduğu toplumda, ülkede, dünyada insanlar daha fazla refah ve mutlulukla yaşar ve daha sağlıklı insanlar yetişir. Bunun için de dünyada barışın daha çok olabilmesi için el ele vermeliyiz. Kadir DUR Fethiye Kaymakam Mustafa Karslıoğlu Ortaokulu 7/A Sınıfı 89

Bültenin PDF kopyasına erişmek için tıklayınız - koç özel lisesi ...
Ülkemizde Dev-Genç'liler Var! - Yürüyüş
Beyin Takımı E-Dergi
şubat 2012 - Martı Dergisi
yeni türküler söyle - Bizim Kulliye Dergisi
Dr. DİLÂVER CEBECİ
AFS Program - Notre Dame de Sion Fransız Lisesi
Umran - koç özel lisesi mezunlar derneği
AYLİK ÜLKÜ DERGİSİ
Pdf indir - Beşiktaş Belediyesi
Bağımsızlık ve Cumhuriyet Ateşi Hiç Sönmez! - Beşiktaş Belediyesi
SAY| ı 33 - MUSTAFA AKBABA ve NEVZUHUR
Büyükşehir Ailesi Sayı 31 - İstanbul Büyükşehir Belediyesi
2012 Temmuz - Polis Akademisi
Motoseyyah Dergi Sayı 1
I • Hakan İlhan KURT
SEÇİMDEN ÖNEMLİ KONU YOK MÜDÜR?
martı_temmuz_sayi_42
martı_temmuz_sayi_42_2014