Views
9 months ago

Erzurum sevdası Basılacak

TAŞTAN GELEN LEZZET

TAŞTAN GELEN LEZZET Erzurum mutfak kültürüne yepyeni bir lezzet kazandırıldı. Sessiz sakin bir köşede kendini saklayan bu lezzet harikası farklı lezzetler peşinde koşan damak tadı düşkünlerinin kendisini keşfetmesini bekliyor Kadim ticari yolların kesişim noktası olan Erzurum, onlarca kültürün buluştuğu bir imparatorluk şehri olarak dört yüz den fazla lezzeti barındıran bir mutfağa sahip. Bu lezzetler içerisinde en fazla çağ kebap ve kadayıf dolması meşhur. Bu lezzetlere şimdilerde ise taş kebap karışmak üzere, çağ kebaba ciddi bir rakip olacak gibi duruyor. İnanılmaz bir lezzete sahip olan taş kebap damak zevkine düşkün olanlara hitap ediyor. Taş Kebap restoran ismini yaptıkları taş kebaptan almış. Restoran, kendini Erzurum’un en merkezi noktalarının birinde tarihin içerisinde saklamış gibi. Oltu taşı işlemeli eserlerin satıldığı Taş hanın karşısında Boyahane Cami ve Hamamına çıkan arada gizli bir lezzet durağı, inanılmaz lezzetleri içinde barındırıyor. Öyle aman aman bir tabelası yok, arayan bulsun tarzında bir tabelaya sahip. İç dekorasyon açısından göze hitap eden bir dekora sahip. Temizlik içeriye ilk girdiğiniz anda size kendini hissettiriyor. Bir iş hanının ikinci katında faaliyet gösteren taş kebabın işletmecisi aynı zamanda taş kebabın da mucidi olan Naci YILDIZ. Sıcak ve samimi bir kişiliğe sahip olan Naci Beyin sohbeti de en az sunduğu lezzetler kadar doyulmaz bir tada sahip. 40 kişilik müşteri kapasitesiyle, nezih bir mekân oluşturan Naci YILDIZ, yıllarca çalıştığı inşaat sektöründen lokanta sektörüne sırf bu bulduğu lezzeti insanlara tattırmak ve tanıtmak amacıyla geçmiş. Bu lezzetin öyküsü Naci Beyin şantiye maceralarına dayanıyor. İnşaat şantiyelerinde kullanılan taşların arasında yemek yaptıklarını bu lezzeti ise tevafuk eseri bulduklarını söylüyor. Taş kebap yapımında kullanılan malzemeler özel olarak seçiliyor. Taş kebap hazırlanırken iç bonfile veya bıldırcın eti kullanılmakta. Bu seçim tamamen sizin zevkinize kalmış durumda. Taş kebap adını etin fırına verilerek pişirildiği ve sunulduğu taş kaplardan almakta. Taş deyip geçmeyin! Taş doğal bir malzeme olduğundan dolayı bakteri üretmemekte, et kendi suyu içerisinde fırında piştiğinden dolayı oldukça yumuşak ve sindirimi ise çok kolay oluyor. Muhteşem bir ziyafet çekerken, sindirim sisteminizi de yormuyorsunuz. Taş kebabın yanında lordan, tereyağına kadar birçok çeşitten oluşan mezeleri de tadabiliyorsunuz, özellikle restoranın kendi fırınında pişirdiği ekmeğin tadı da en az taş kebap kadar lezzetli. Tatlı olarak burada sütlaç yemenizi öneririz. Hayatınızda tadabileceğiniz en iyi sütlaçlardan biri taş kebapta sizlere ikram edilmek üzere bekliyor. Bu lezzetlerin yanı sıra Erzurum’un geleneksel lezzeti olan çağ kebabını da bulabilirsiniz. Taş kebaba en büyük ilgiyi iş adamları göstermekte, özellikle temsilciliklerini yaptıkları firma yöneticilerini Erzurumlu iş adamları taş kebaba getirmekteler, sadece iş adamları değil, Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet SEKMEN, başta olmak üzere şehrin ileri gelenleri de bu lezzetin müdavimi olmuş durumdalar. Hem lezzet olarak hem de mekân olarak misafirlerinizi gönül rahatlığıyla ağırlayabileceğiniz, özel günlerinizde toplanabileceğiniz bir lezzet durağı olan Taş Kebap özel konseptiyle bir şehir efsanesi olmaya aday. Çağ kebap Erzurum’da bundan sonra Taş Kebap ile rekabet etmek zorunda kalacak gibi duruyor. İhsan GÜVEN

ELİFÇE OLUŞ KALEMDEN DÖKÜLENLERİN BU SAYIDA KONUĞU ABDULNASIR KIMIŞOĞLU Nesillerimizi mukaddesiyatlarımızın şuuru ile yetiştirmeliyiz. Şimdi bizlere düşen neyin ne olduğunu anlamak, zararın nereden kaynaklandığını bilmek, darbenin hangi eller aracılığıyla sıkılan kurşunlardan olduğunu fark edebilmek ve dostdüşman olanların kim olduğunu Bayrak yarışı misali elimizdeki bayrağı bir sonrakine en hızlı ve en mükemmel şekilde ulaştırmalıyız. Neden mi? Çünkü biz nesiller olarak bir önceki neslin tarihi davasını elden ele gönülden gönüle ve dilden dile ileten neferleriz. Bu düşünceyle de var olmalıyız. Nesillerimizi milli değerlerimiz ve manevi hassasiyetliğimizle yetiştirmeli ve bu “milli-manevi” gibi iki önemli temel oluş kavramıyla donatmalıyız. Bu hal ile donatılan nesiller hem ruhen hem de bedenen yetişmiş olurlar. “Fikir-ilim” gibi iki muhteşem oluş gıdaları da nesillerimizi her türlü zararlı oluşumlardan muhafaza edecektir. Şimdi bizlere düşen neyin ne olduğunu anlamak, zararın nereden kaynaklandığını bilmek, darbenin hangi eller aracılığıyla sıkılan kurşunlardan olduğunu fark edebilmek ve dost-düşman olanların kim olduğunu isimlendirebilmektir. Bunları yerli yerince anlayabildiğimiz vakit oluşumumuzu epey bi ilerletmiş olacağız. Çünkü bizler olmak zorundayız. Oluşmak mecburiyetindeyiz. Ve yine çünkü biz ümmet coğrafyasının abisi, mazlum milletlerin duasıyız. Bu halimizle bizler ruhen, bedenen, ilmen ve fikren oluşumuzu tamamlamak zorundayız. Zorundayız ki ümmet coğrafyasına ağabeylik mazlum millet dünyasına da yardım edebilelim. Biz bizi oldurduktan sonra diğer dünyalara da kavuşabilelim. Bu oluş serüvenimiz bizlerin olmak zorunluluğu olan devresidir. Bizim olmamız diğer milletlerin oluşmasına öncülük etmektedir. Bundan dolayı bizler kadrolarımızı sağlam yetiştirmeli ve en güzel halde donatmalıyız. Yükümüz ağır menzilimiz uzaktır. Nesillerimizi mukaddesatlarımızın şuuruyla yetiştirmeli bunların değerli oluşu hakkında doyurucu bilgiler vermeliyiz. Çünkü be mukaddes değerler bizlerin birlik ve beraberliğini sağlayan bağlardır. Nesillerimizi ve Milletimizi milli ruh ile yetiştiren bu mukaddes değerlerdir. Bu değerler ise “devlet, millet, bayrak ve vatan” gibi değerlerimizdir. Elifçe oluşumuzun bir bölümü olan “milli oluş” kısmını bu değerler tamamlamaktadır. Bu değerler bizleri bir dava etrafında disiplinli ve şuurlu olarak yetiştirmeyi arzulamaktadır. Bir diğer oluş kısmını ise “manevi oluş” tamamlamaktadır. Bu kısma düşen ise inancımızdır. İnancımızın dairesi içerisinde bizi oluşturan ve manevi şekillere bürüyen oluş makamımızdır. Bu oluş kısmındaki mukaddes değerlerimiz ise ezanımız, camilerimiz, cemaatlerimiz, cemiyetlerimiz, tarikatlarımız ve şeriat dairesi içerisindeki bütün değerlerimizdir. Bu değerler ise bizleri inançlı ve takvalı olarak yetiştirmeyi arzulamaktadır. İşte bu iki “milli ve manevi oluş” kısmını bir kelimede toplayan ise “elifçe oluş” tabiridir. Çünkü bu tabir millet olarak bizleri tam manasıyla tanımlayan ve tanıtan tabirdir. Çünkü milletimizin özelliklerini kendisinde cem edebilen tabir bu “elifçe” tabiridir. Hem milli oluşumuzu hem de manevi oluşumuzu yani hem yavuz ruhlu hem de yunus ruhlu oluşumuzu en güzel şekilde açıklamaktadır. Bizim milletimiz elif gibi bir millettir. Yani doğru bir millettir. Kendisi kadar çevresindekilerin iyiliğini de gönlünde dert edinen bir ruha ve şuura sahiptir. Bu özellik ve güzelliğini işte bu “elifçe oluş” sisteminden alır. Bizlere düşen kendimiz kadar nesillerimizi de bu mukaddes değerlerimizin şuuruyla “elifçe” yetiştirebilmektir. Bu oluş ruhunu verebilmektir. Bütün eğitim hayatımız ve yaşantımız boyunca bu oluş davasıyla mukaddes değerlerine canı gönülden bağlı hatta âşık diyebileceğimiz nesiller yetiştirmek bizlerin eğitim davası olmalıdır. Örgün eğitimde de yaygın eğitimde de bu “elifçe oluş davası”na gönül veren eğitmenler olmak ve bu ruhla nesiller yetiştirmek ümidiyle…

Yassıada
HECE TAŞLARI
MEDYATABLET 2018 MART