pdf indir

arsiv.ydicagri.net

pdf indir

içindekiler - editördenEditörden...Değerli Okuyucu,Geçen sayımızın kimi bölgelereulaştırılması gecikmiştir, bundandolayı okurlarımızdan özür dileriz.Ancak buradan tekrar tüm okurlarımızaseslenerek, dergimizin zamanındaçıkabilmesi ve tüm bölgelere zamanındaulaştırılması için Çağrı'yı maddi olarakdesteklemeye çağırıyoruz.Şunu tekrar hatırlatmak istiyoruz ki,dergimizin az sayıdaki okurlarımızınfedakarca katkıları dışında başka birgelir kaynağı yoktur. O nedenle, herokurumuz bir yandan kendi imkanlarınızorlamalı, diğer yandan da Çağrı'ya dahafazla okur, daha fazla abone kazanmakiçin uğraşmalıdır. Arkakapağımızıniç sayfasında okurlarımızı bağışkampanyasına çağıran bir yazıyıyayınlıyoruz. Tüm okurlarımızın bukampanyaya tüm imkanlarıyla aktif birşekilde katılmasını bekliyoruz.***Yan taraftaki kupürden degörülebileceği gibi artık yenimekanımızın açılışını yapmışbulunuyoruz. En kısa zamandabaşlatacağımız düzenli etkinliklerimizetüm okurlarımızın katılımını bekliyoruz.***Bu sayımızın kapak konusuİspanya'dan... İspanya'da Afrikalıgöçmenlere karşı uygulanan ırkçılık birkez daha emperyalist barbarlığı gözlerönüne seriyor...Baş yazımızda 3 Ekim'deki ABmüzakerelerini ele aldık, bu konudayürüyen tartışmaları işçi sınıfı veemekçilerin bakış açısından irdeledik...Son dönemde yabancı sermayeninAKP hükümeti aracılığıyla Türkiye'yeakması ve bu konuda ortaya atılan'sermaye ırkçılığı' kavramını, "Sermaye,sen nerelisin?" başlıklı makalemizde elealdık.***Yeni İşçi Dünyası, Yeni Kadın Dünyasıve Panorama sayfalarımız yine dolu dolu.Halkların Kardeşliği İçin köşemizdeErmeni Konferansı bağlamında tekrargündeme gelen Türk ırkçılığını irdeledik.Birkaç sayıdan beri başlattığımızSosyalizm ve KlasiklerimizdenÖğrenelim köşelerimize bu sayımızdada devam ediyoruz. Geride bıraktığımızEkim ayı Büyük Sosyalist EkimDevrimi'nin 88. yıldönümü idi. "YeniEkimler için ileri!" başlıklı yazımızda,çağımızın en büyük devrimindençıkardığımız dersleri sizlerlepaylaşıyoruz.Lenin'in bundan 90 yıl önce kalemealdığı "Avrupa Birleşik Devletleri ŞiarıÜzerine" yazısından aktardığımız bölümise emperyalist Avrupa konusundabugüne ışık tutmaya devam ediyor.Önümüzdeki sayıda buluşmak üzere...Yeni Dünya İçin ÇAĞRI, 26 Ekim 2005İçindekilerGÜNDEMAB TARTIŞMALARI... 3 EKİM’DE OLAN NE ? . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 3YENİ İŞÇİ DÜNYASISermaye, sen nerelisin?. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 5MİGROS’DA patron dayatmasına karşı tek çıkış yolu: GREV! . . . . . . . . . . . 7Mersin Özelleştirme Karşıtı Platformu basın açıklaması yaptı. . . . . . . . . . . 8Serna/Seral işçileri grevlerini kararlılıkla sürdürüyorlar . . . . . . . . . . . . . . 9YENİ KADIN DÜNYASIİşçi kadınlar arasındaki faaliyette temel görevimiz nedir? . . . . . . . . . . . .10Kadın işçiler ve sendikal mücadele. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .112005 DÜNYA KADIN YÜRÜYÜŞÜ: Kadınlar değiştirmek için yürüdüler…. . . . .12PANORAMAIRAK-GÜNEY KÜRDİSTAN:Anayasa referandumu oyunu oynandı…. . . . . . . . . . . . . . . . . . . .13AB-İSPANYAOnlar yoksulluğa değil, yoksullara karşı önlem alıyor!. . . . . . . . . . . . . .14MISIR“Mübarek” seçimi ya da seçim oyunu…. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 16KIBRISKuzey Ekonomisi Nasıl Büyüyor?* . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 17HALKLARIN KARDEŞLİĞİ İÇİN“Ermeni konferansı” ve Türk şovenizmi… . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 18Yeni Ekimler için ileri!. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 20KLASİKLERİMİZDEN ÖĞRENELİMAB üzerine güncel bir yorum!*V. İ. LENİN. . . . . . . . . . . . . . . . . . . .22OKUYUCU MEKTUPLARIBİR İŞKENCE ÖYKÜSÜ ÜZERİNE - III. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .23İBRETLİK . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .25BULMACA . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 27GELECEKYEN‹ EK‹MLERDE!YEN‹ EK‹MLERGELECEK!Yeni Büromuzun Açılışı Başarıyla Gerçekleştirildi...Yeni Dünya İçin ÇAĞRI Dergisinin Okmeydanı’ndaki yeni mekanının açılışı başarıylagerçekleşti. Okmeydanı’ndaki yıkımlara değinilen açılış konuşmasında, yıkımlarınemperyalist kapitalist sistemin tabiatında var olduğu, eğer emperyalist barbarlığa durdenilmezse tüm insanlığın doğayla birlikte yok oluşa gittiği, çözümün ise Ekim Devrimiile gösterilmiş olduğu anlatıldı. Konuşmalarda Çağrı ve Güney dergileri hakkında bilgiverildi.Açılış etkinliğine Güney Kültür Merkezi, Güneşin Sofrası ve Mehmet Esatoğlu destekverdi. Güney Kültür Merkezi Özgürlük Korosu ve Tiyatro Güney’in sunumlarıyla engeniş desteği verdi. Güneşin Sofrası’nın dost bir kurumun yeni bir mekan açmasınasevindiğini belirten bir mesajı okundu ve Mehmet Esatoğlu başarılar dileyen birkonuşma yaptı.Etkinlik sonunda yemek ve içecek eşliğinde sohbet edildi.Faşist devletin devrimcileri hücrelerde tecridinekarşı çık,hesap sor!


gündem4hareket edilmesinin önemi yoktur.Farkı yaratanlar, yaratmak isteyenlerkemalist iktidar sahipleridir ve onlaryarattıkları fark üzerinden kendilerinetaban yaratmak istemektedirler.İşçiler AB üyeliği için veya AB üyeliğinekarşı mücadele edecek yerde,kapitalizme karşı mücadele etmelidir.Kendi mücadelelerini vermeli, egemenleriniktidar mücadelesinin birdayanağı olarak onların kuyruğundabir mücadeleyi reddetmelidir.MÜCADELE NASIL YÜRÜYOR?AKP sessiz sedasız dönüştürmek içinçatışmadan kaçınıyor, AB üyeliği konusundaTürkiye'nin önüne çıkarılacakengelleri aşabilmek için çaba sarfediyor.Buna karşı devlet, en başta ordu veyargı provokatif girişimlerle AB’dekiTürkiye’nin üyeliğine karşı güçlerinTürkiye'ye daha fazla dayatma yapabileceğimalzemeleri yaratıyor…Son dönemlerde bunun öne çıkankimi örneklerini şöyle sıralamakmümkün:Bir yandan savaş yükseltiliyor.Terörizme karşı mücadele adına…Diğer yandan örneğin yargı ErmeniKonferansı’nın yapılamaycağı kararınıalıyor…Savcılık Orhan Pamuk hakkında 3yıla kadar hapis cezası istemiyle davaaçıyor.Hrant Dink “Türklüğe hakaret”tenhüküm giyiyor.8 Mart’ta sopa yiyen devrimci erkekve kadınların resimleri bütün dünyamedyasını kaplıyor vb. vb.AKP bunları çatışarak değil, hile ileaşmayı deniyor. Ermeni Konferansı’ndaolduğu gibi konferansın yapılmasına –ama düzenlenmek istenen üniversitededeğil, başka bir üniversitede– yeşil ışıkyakıyor.AKP hükümeti iktidarı ele geçirmekiçin zamana oynuyor. Onların planıcumhurbaşkanlığı seçimlerine kadarhükümette kalmak, mümkünse cumhurbaşkanlığıseçimleri ertesinde yapılacakgenel seçimlerde yine tek başlarınahükümet olabilmek. Bu aradaAKP hükümeti AB üyeliği yolundayapılacak değişikliklerin kendi iktidaryürüyüşlerine katkıda bulunacağınıbiliyor, AB için bastırdıkça bastırıyor.ler sonrası Alman emperyalizmi, ABiçinde etkinliği sürdürmek, kendi önderliğindeAB’yi diğer emperyalist güçlerekarşı bir araç olarak kullanmak veyürüyen dünyanın yeniden paylaşımdalaşında AB üzerinden daha genişalanlara açılmak istiyor. Bunun için büyükkoalisyonlu bir hükümete ihtiyacıvardı, bu koalisyon kuruluyor.Tüm bu toz duman içinde Türkiye’ninAB üyeliği de AB üyesi ülkelerde –ayrıcaABD yönetimi açısından– tartışılansorunlardan birisi oldu.Neydi hesaplar?Avrupalı emperyalist burjuvazinintümü aslında Türkiyeyi bir türlüABD’den koparabildiği ölçüde koparıpkendilerine bağlama yanlısı. Fakat bubağlama işinde tam üyelik konusundaiki farklı eğilim var. Birinci kesim tamüyeliğe karşı, bunun kendilerindençok Türkiye burjuvazisine yarayacağınıve AB’yi de şu andaki biçimiyledağıtacağını düşünüyor; diğer kesimise Türkiye’nin tam üyelik dışında birbirlik biçimiyle ABD’den koparılmasınınmümkün olmadığı, Ortadoğu’daegemenlik açısından da Türkiye’ninönemli olduğu görüşünde. Bu yüzdenbütün zorluklara rağmen uzun ve çetingörüşmeler ertesi 15-20 yıl sonra üyealınabileceğini görünürde savunuyor.Anda birinci akım egemen ve bu egemenlikdurumu giderek kesinleşiyor…Türkiye ile AB arasında müzakerelerinbaşlama tarihi olan 3 Ekim öncesinekadar Avrupalı ülkeler açısındanTürkiye-AB ilişkileri tartışma konusuAB İÇİNDE TÜRKİYETARTIŞMALARITürkiye’de iktidar için AB üyeliğitartışmaları yürürken bir başka iktidardalaşı AB içinde yürüdü, yürüyor.Danimarka ve Fransa’daki ABAnayasası referandumlarda hayır oyuçıkması AB’nin geleceğinin nasıl olacağıtartışmalarını gündeme getirmişti.Yine Almanya’da yapılan seçimyapıldı;3 Ekim’e kadar belirsizlik durumuyaşandı.Son ana kadar AB içinde pazarlıklarsürdü.Türkiye’nin AB’ye üyeliğine karşıolan ve tam üyelik dışında “üyelik dışıalternatif” arayan, “imtiyazlı ortaklık”şeklinde formüle edilen tavrın sahipleri–ki bunlar daha çok Avrupa HristiyanDemokrat politik yelpazedeki siyasiakımlardı– Avusturya’yı öne sürerekgörüşmelerin başlamasını engellemeyeçalıştılar. Avusturya’yı koçbaşıolarak kullanan bu kesime karşı özellikledönem başkanı İngiltere’nin –vebu arada dışarıdan ABD’nin– baskısısonucu 2 Ekim gecesi durum Türkiyeiçin Müzakere Çerçevesi Belgesi’ninimzalanmasına yeşil ışık yakılacağı durumagetirildi. Bu tartışmaların, politikmanevraların gösterdiği şey ilişkilerinpamuk ipliğine bağlı olduğudur.Bu arada Türk hükümeti “üyelik dışıalternatif” arayışlarına karşı çıkarak,“imtiyazlı ortaklık” şeklinde formüleedilen bir üyeliğe yaklaşmayacağınıaçıklayarak, “üyelik” amacı dışındabir başka amaç ilanlı bir açıklama halindegörüşmelere gitmeyebiliriz tavrıtakındı. Görüşmeler için kendi istekleridoğrultusunda bir net tavır çıkmayanakadar da görüşmelere katılmak içinyola çıkılmadı. Bu arada kemalist kesiminsözcüleri Avrupa başkentlerindeyürüyen tartışmalarla da bağ içindegörüşmelere başlamak için “gidilmesin,gidilirse bu teslimiyet olur” tavrını sürdürdü.Sonuçta 2 Ekim’de Avrupa’da –İngiltere ve ABD’nin baskısıyla– sularduruldu. İngiltere’nin, “2 Ekim gecesiTürkiye kararı ya verilecek ya da ABolarak hep birlikte daha büyük bir sorununiçerisine sürükleneceğiz” netyönlü tavrıyla Türkiye için MüzakereÇerçevesi Belgesi imzalandı.Belgenin imzalanması ile Türkiye içinen az 10-15 yıl sürecek bir AB üyeliğisüreci başlamış oldu. Bundan sonra ABile tam üyelik müzakereleri başlayacak.35 bölümden oluşan müzakereler çerçevesindehukuk, özgürlükler, siyasetinçerçevesi/çehresi, ekonomi ve para politikasıgibi konular başta olmak üzeredeğişik alanlarda Türkiye masaya yatırılacak,AB standartları çerçevesindedeğişikliklere gidilecek.Belgenin imzalanması Türk hakim sınıflarınınmedyası tarafından “Viyanadüştü”, “Tarihi Zafer”, “AB ile yeni hayat”gibi başlıklarla, bir bayram havasındaverildi.Alınan karar, gerçekte 17 Eylül kararınıntekrarıdır. Yeni bir unsur yoktur,değişen bir şey yoktur.İşçiler, emekçiler açısından da özdedeğişen birşey yoktur… AB üyeliğininTürkiyeli işçilere, emekçilere getireceğişey, yukarıda da belirttiğimiz gibi demokratikhaklar açısından belli olumludüzenlemeler dışında, devletin sınırlısosyal etkinliğini sıfırlamaya yönelik siyasetlerinegemen kılınmasıyla ve özelleştirmelerlevb. işsizliğin, yoksulluğunartmasıdır; sömürünün AB şemsiyesialtında sürdürülmesidir.İşçilere, emekçilere düşen görev; gerçektedaha fazla sömürü için çırpınanbüyük burjuvazinin borusunu öttüren,ancak geniş işçi ve emekçi yığınlara ABile herşeyin değişeceği, halkın refahakavuşacağı yalanını söyleyen, yoksullarınbilincine ham hayaller sokanlarakarşı mücadeledir.İşçilere, emekçilere düşen görev; hangisiolursa olsun emperyalist güçlere,onların yerli işbirlikçilerine karşı mücadeledir.Kapitalizme karşı mücadeledir!İşçilere, emekçilere düşen görev; ABüyeliğini kendi iktidarları için tehlikeolarak gören, bunu engellemek için ABüyeliği çabalarını “vatanın satılması”,“teslimiyet” vs. olarak gösteren, AB’yeüyelik çalışmalarını sekteye uğratmakisteyen, bunun için işçileri, emekçilerikendi saflarında “vatan koruyuculuğuna”çağıran sözde antiemperyalistlerekarşı mücadeledir.Türkiyeli işçilere ve emekçilere çağrımız;sömürü sistemine, kapitalizmekarşı mücadele çağrısıdır. Çağrımız,sömürünün ortadan kalktığı, gerçekhak ve özgürlüklerin yaşandığı bir sistemiçin işçilerin, emekçilerin devrimmücadelesine katılması çağrısıdır!23 Ekim 2005 ✓


yeni işçi dünyasıSermaye, sen nerelisin?Önce Galataport tartışması yaşandı.Musevi işadamı SamiOfer Galataport ihalesini 3,5milyar euroluk teklifiyle kazanmıştı…Bir İsrailli işadamının İstanbul’un göbeğineyatırım yapması kabul edilebilirbir şey değildi muhalefete ve özelleştirmekarşıtlarına göre…Eleştirdiler…Ardından İstanbul’a 5 milyar dolarlıkgayrimenkul yatırımı yapacakolan Dubai Prensi Şeyh MuhammedBin Raşid El Maktum geldi… Bu zatımuhteremin İstanbul’un göbeğindegayrimenkul alması da kabul edilebilirbir şey değildi muhalefete ve özelleştirmekarşıtlarına göre…Bunu da eleştirdiler…Tüm bu eleştirilere yanıt sermayeninhas hükümetinin başı Recep TayyipErdoğan’dan geldi… 11 Ekim tarihindeAKP’nin Meclis Grubunda yaptığı konuşmadaErdoğan, İsrailli Ofer Grubuile Dubai Prensi Şeyh Muhammed BinRaşid El Maktum’un yatırımlarına yönelikeleştiriler nedeniyle muhalefeteyüklenerek şunları söyledi:“Önümüzdeki müzakere süreci,Türkiye’yi her anlamda güçlendirecek,büyütecek yatırımlarını katlayacak birsüreç olacaktır. Artık ‘onlar ortak, bizise pazar’ psikolojisiyle savunmada kalanbir ülke olmadığımızı, bugün tümdünya izliyor ve yakından görüyor.Ancak ülkede güneşi balçıkla sıvamakgibi nafile bir uğraşı inatla kendisineamaç edinmiş çevreler de eksik olmuyor.Şimdi de kalkmış, yabancı sermayedüşmanlığı yapıyorlar. Kimileri ‘eskikomünist kafa’ dese de ben onlara ‘sermayeırkçısı’ diyorum.” (Hürriyet, 12Ekim 2005)Hürriyet gazetesinin 12 Ekim tarihlinüshasında manşete çıkardığıBaşbakan R. Tayyip Erdoğan’ın“Sermaye ırkçılığı var” sözleri hakimsınıflar arasında sıkça tartışılmayabaşlandı.Muhalefet partileri ve özelleştirmekarşıtları gerek Galataport ihalesi, gerekseDubai Şeyhinin yatırımları dolayısıylahükümete yüklenmeye, hükümeti“vatanı satmakla”, “Yahudilere,Araplara peşkeş çekmekle” vs. suçladılar,suçluyorlar.Diğer taraftan büyük sermaye sahiplerininsözcüleri, özelleştirme yanlılarıhükümetten yana tavır takındılar,yabancı sermayenin Türkiye’ye girmesindebir sakınca olmadığını, tamtersine ülkenin kalkınmasına hizmetettiğini belirttiler. Örneğin TÜSİADBaşkanı Sabancı da sermayenin milliyetinegösterilen tepkiye “Bir şirketözelleştirilirken bu yabancı sermayede olur, yerli sermaye de olur. Önemliolan Türk Hazinesi’ne girecek olanpara ve bu şirketi alan firmanın bu şirketleilgili ne gibi stratejileri, istihdam,ihracat hedefleri var, ona bakarız. Bizyerli sermaye, yabancı sermaye ayrımıyapmıyoruz.” dedi. Yabancı SermayeDerneği Genel Sekreteri Mustafa Alpertartışmaların yabancı sermaye üzerindesıkıntı oluşturacağını söyledi.Düne kadar Yahudi sermayesine karşıolduklarını yineleyen ve Yahudi düşmanlığındaepey mesafe kaydetmiş olanMÜSİAD sözcülerinden Dış İlişkilerKomisyon Başkanı Gazi Mısırlı “YokYahudi yatırım yapmış, yok Arap yatırımyapmış… Bunlar doğru değil. …Dünyada en korkak şey sermaye. Eğerbiz sermaye ırkçılığı yaparsak bu yatırımlarçok rahat başka ülkelere gider.”tespitini yaptı vs. vb.Bu arada medyada bu konuda bölündü. Kimi kemalistkesimin medyadaki sözcüleri “vatanınsatılmasından”, “ülkenin peşkeşçekilmesinden” dem vururken, büyüksermayenin medyadaki kimi sözcüleriRecep Tayyip Erdoğan’ın “sermaye ırkçılığı”söylemini savunmaya çalıştılar,çalışıyorlar.Hürriyet gazetesinin Genel YayınYönetmeni Ertuğrul Özkök de bunlardanbirisi…Kapitalistlerin çıkarlarının has savunucularındanErtuğrul Özkök 14Ekim tarihli yazısında yabancı sermayeninTürkiye’de yatırım yapmasınakarşı çıkanları “kötü ruhlar” olaraktanımlıyor, bu “kötü ruhlar”ın sicilleriniaçıklamaya soyunarak yabancısermayenin girişini alkışlıyor. Özkökyazısında Türkiye’nin içinde bulunduğukötü duruma örnekler vererekçözümü gösteriyor:“Şu tabloyu hiçbir zaman gözünüzünönünden uzaklaştırmayınız.Ülkemiz her yıl 1 milyon yeni genç insanaiş sahası yaratmak zorundadır.Bu, yabancı sermaye demektir.Bu, hür teşebbüs demektir.Bu, teşvik demektir.Bu, kapıları açmak, imkânları seferberetmek, başkalarını burada yatırımyapmaya davet etmek demektir.”(Hürriyet, 14 Ekim 2005)Türkiye’de sorunların çözümününyabancı sermayenin girişinde olduğundan,hür teşebbüs ve teşvikten;yani kapitalistler için ne kadar olumluşey varsa bunlardan geçtiğini söyleyenErtuğrul Özkök devam ediyor:“Bugün Arap sermayesi, Yahudi sermayesi,Amerikan, Rus, Fransız sermayesidüşmanlığı yapan, ruhların hayatgailesi yoktur.” (aynı yerde)SİYASET JARGONUNA KATKI…Savunulsun ya da karşı çıkılsın bugün“sermaye ırkçılığı” terimi Türk siyasetjargonunda yerini almıştır.Aslında bu terimin ifade ettiği gerçeklikTürkiye tarihinin hemen herdöneminde şu veya bu biçimde yaşanmıştır.Emperyalizme bağımlı bir kapitalizminhüküm sürdüğü Türkiye’deyabancı sermaye özel bir öneme sahiptir.Daha Cumhuriyetin kurulduğudönemlerde yabancı sermayenin Türksanayi, ticaret ve mali yaşamındaegemenliği vardır. 1930’lardan İkinciDünya Savaşı’nın sonlarına kadar yabancısermayenin egemenliği belirliölçülerde geriletilse de 1950’li yıllardanitibaren yeniden yabancı sermayeninTürkiye’ye akışına olanak tanıyanyeni düzenlemelere gidildi. Ancak yapılanlaryeterli değildi. Bu yetersizlik24 Ocak 1980’de “24 Ocak Ekonomikİstikrar Tedbirleri” adı altında alınanyeni önlemlerle yasal düzlemde aşıldı.Bunun ertesinde yabancı sermayeningirişi sıçramalı olarak yükselmiştir.90’lı yıllarda bu gelişme sürmüştür.Son beş yıllık süreçte de bu gelişme,özellikle AKP hükümetinin özel çabasıyla,sermayenin çıkarlarının hassavunuculuğu görevine sıkı sıkıyabağlılığı, Türkiye’deki siyasal yapınıngiderek “istikrarlı” olması ve yabancısermayeye güven vermesi, IMF reçetelerinindüzenli uygulanması vb. sayesindeartmıştır.Gelişme kısaca böyledir…Türkiye kapitalizmi bağımlı bir kapitalizmdirve hemen her dönemdeTürkiye’ye yabancı sermaye şu ya dabu oranda girmiştir.Düne kadar önemli olan, tartışmakonusu yapılan Türkiye’ye sermayeningirişi değil, hangi sermayenin girişiidi. Hakim sınıfların kimi sözcüleriAvrupa sermayesinin girmesinden rahatsızdı,kimileri Arap sermayesinekarşıydı… Kimileri, ki bunlar daha çoksiyasal İslamın politik arenadaki temsilcileriydi,Yahudi sermayesinden rahatsızdı,dünyayı Yahudi sermayedarlarınınyönettiğine inanırdı; olacaksa–ki olmalıydı!– Müslüman sermayesiolmalıydı! Bazıları ise yabancı sermayeninmilliyeti konusunda ayrım yapmaz,kiminle olursa olsun “iş yapmak-5


yeni işçi dünyası6tan” yana tavır takınırlardı. Kimilerisözde Türk sermayesinin çıkarlarınısavunur ama kapitalist dünyanın birgerçekliği olarak yabancı sermaye ileçıkar noktasında buluştuklarında dahayır demezlerdi.Her halükarda hepsinin ortak özelliğigenelde yabancı sermayeye karşıçıkmak değildi… Hayır, sorun hangisermayenin gireceği konusunda andaaralarındaki farklılıktı. Bu farklılıklarhükümet-muhalefet ilişkisinde sık sıkgündeme gelirdi, getirilirdi.Bugün de yaşanan bu…AKP hükümeti milliyetine bakmaksızınyabancı sermayeye kapıları açıyor.Ancak o bunu yaparken kendileriningeçmişte içinden çıkıp geldikleri partininbu konudaki yaklaşımı konusunu“es” geçiyorlar ama olsun… Ne de olsaDemirel’in deyişiyle “dün dündür, bugünde bugün!”Diğer yandan çok vatanperver görünen,gerçekte kendileri hükümetteolsa AKP hükümetinden farklı birdavranış sergilemeyecek olanlar, AKPhükümetini vatanı satmakla, ülkeyipeşkeş çekmekle suçluyor; kendileriniantiemperyalist göstermeye çalışıyorlar.Ama onlar da, örneğin bunlarıniçinde CHP, kendi hükümetleri dönemindeyabancı sermayeye karşı takındıklarıtavrı unutmuş görünüyor…Ama olsun… Dedik ya, “dün dündür,bugün de bugün!” Bugün çıkarlarıantiemperyalist, vatan-millet savunucusuolmayı emrediyorsa, o kılığa girmelidirler…SERMAYENİN MİLLİYETİVAR MI?Aslında sermayenin dini, imanı, mezhebi,milliyeti yok. Sermaye çıkarınınolduğu her yerde, her alanda boy göstermeye,her alana girmeye çalışıyor.Onun için girdiği alanda insanlarınhangi dine sahip olduğunun, hangibayrağın altında toplandığının, hangidili konuştuğunun önemi yoktur.Sermaye her şeye kâr/zarar açısındanyaklaşır. Onun tek amacı dünyadakiher şeyi para ile alınır-satılır hale getirmektir.Sermayenin dini, imanı, milliyetiyoktur ancak sermaye düzeninde rekabetvardır.Sermaye öncelikle ulus örgütlenmesiolarak ortaya çıktı. O, ortaya çıktığısüreçte örgütlenmesini ulus temelindegerçekleştirdi. Kendi egemenliğiniulus devlet üzerinden garantiye aldı,öncelikle kendi ulusundan işçileri,emekçileri sömürdü. Ancak sermayenindaha fazla kâr, en fazla kâr isteğionun uluslar ötesine taşınmasını gereklikıldı. Sömürgecilik, daha sonrayeni sömürgecilik gelişti, süreç içindesermaye ihracı dünyaya damgasınıvurdu. Bugün sermaye küreselleşmeadı altında dünyanın en ücra köşelerinedaha fazla girmekte.Sermaye dünyadaki dolaşımı içinbelirli bir gücü, kendi devletinin desteğinitalep eder. Sermayenin dünyadakidolaşımı, onun daha fazla sömürü veyayılma talebi temelinde farklı uluslardantekellerin, kartellerin birleşmelerivs. hâlâ devlete olan gereksinimleriniortadan kaldırmamıştır. Sermayenindünya üzerinde çok güçlü yayılmasınabağlı olarak ulusal devletlerin etkinliğiniyitirmesi esas gidiş yönü olmasınarağmen halihazırda henüz bu noktayagelinmemiştir. Gerek dünyada yürüyenyeniden paylaşım dalaşı, gereksesermaye dünyasında sıçramalı gelişmedinamikleri ulus devlet ihtiyacını hâlâgerekli kılmaktadır.Alman, Fransız, Amerikan, Çinemperyalizmi/emperyalist devletleriveya Türk, Portekiz, Yunan… kapitalistdevletleri bu gerçeğin ifadesindenbaşka birşey değildir.Bu anlamda evet sermayenin “milliyeti”vardır.Bugün Türkiye’de tartışılan tam dabudur.Türk sermayesinin çıkarlarını savunan,Türkiyeli işçi ve emekçilerinisadece Türk sermayesinin sömürmesiniisteyen, kendi alanlarına yönelenyabancı sermaye ve onun olası yerli işbirlikçilerini–olası diyoruz, çünkü herzaman yabancı sermaye mutlaka yerliişbirlikçiye ihtiyaç duyacak ya da yerliişbirlikçiyle iş yapacak diye bir kuralyoktur sermaye dünyasında– milliyetçilik,sözde antiemperyalistlik zırhınınardına gizlenerek etkisiz hale getirmeyeçalışır. Türkiye’de kimi ulusalcısolun yaptığı budur…Ya da hakim sınıfların çeşitli kesimlerikendi çıkarları temelinde çeşitliemperyalist güçlerle, emperyalist tekelve birliklerle ilişki içindedir. Ve onlarkendi işbirliklerini ve çıkarlarını korumak,çıkarlarına halel gelmesini önlemekiçin rakiplerinin başka emperyalistgüçlerle ilişkilerini yine milliyetçiliğikullanarak engellemeye çalışırlar.Bugün Yahudi sermayesine, Arap sermayesinekarşı çıkanların yaptığı bunabenzemektedir.“SERMAYE IRKÇILIĞI”NISÖYLETENE BAK…“Sermaye milliyetçiliği” kavramı bugünTürkiye’debaşka bir dalaşın,iktidar dalaşınınbir yönüolarak öne çıkıyor.Sözkonusukavram sadeceekonomik olarakyabancı sermayeningirmesinekarşı takınılacaktavır yanında hakimsınıfların ikitemel kliği arasınday ürüyeniktidar dalaşındataraflardan birisininkullandığıbir argüman olarakhizmet görüyor.Ama öncesöyleyene değil,söyletene bakmakgerekiyor.İktidarı elindebulunduran kemalistlerkendi iktidarlarına göz diken,hükümet olan ve ama iktidarolamayan, anda Türk büyük burjuvazisininçıkarlarını savunan AKP hükümetinialaşağı etmek istiyor. Bununiçin birçok yolu denediler, deniyorlar.Bu kesimler seçimler sonrasında genişbir kitle desteğine sahip olmadıklarınıgördüler. Bunun yaratılması için AKPhükümetinin edimlerinden medetumdular, umuyorlar. AKP hükümetiözelleştirme yapıp, devlet işletmesiniherhangi bir yabancı firmaya mısattı, verip veriştiriyorlar: “Vatan eldengidiyor!”, “Ülke peşkeş çekiliyor!”,“Devletin malı halkın malıdır, satılamaz!”gibi söylemlerle kitlelere mesajulaştırmaya çalışıyor, onları kendi saflarıaltında toplamaya çalışıyor; sankidevlet halkın devletiymiş imajını yaratmaya,kitleleri bu sömürücü devletisahiplenmeye çağırıyorlar! Onlarınşimdilerde yabancı sermayeye tepkiduymaları gerçekte onların emperyalizme,sömürüye karşı olmalarındandeğil. Çünkü onlar antiemperyalistdeğil! Ama ne gam: AKP hükümetiniyıpratacaksa gerekirse “antiemperyalist”kılığa da girilir… Gerekirse yarınkendi borazanlarını öttüren bir hükümetiktidara geldiğinde, bu hükümetinişbirliği yapmaktan kaçınmayacağı,kapıları tıpkı AKP hükümeti gibi sonunakadar açacağı yabancı sermayeyekarşıymış görüntüsü de verilebilir!Kemalist kesimlerin yaptığı budur.Bu siyaset işçiler, emekçiler arasındataraftar bulabilmektedir. Yabancı birsermaye grubunun satın aldığı bir işletmedenişsizliğin kucağına atılanbir işçi, özelleştirmenin etkisi ile AKPhükümetinin davranışı arasında bağkurabilmekte, kemalistlerin yabancısermayeye karşı çıkma, “vatanı koruma”tavrına destek sunabilmektedir.Bunun en somut örneği kimi işçisendikalarının tavrında görülebilmektedir.Petrol-İş’in yaptığı “MemleketNöbeti” bunun en çarpıcı örneklerindenbirisidir. Petrol-İş, AKP hükümetininyabancı sermayeye yaklaşımınıprotestosunu kemalistlerin yaklaşımıçerçevesinde kavramış, “memleketsavunuculuğu”na soyunmuştur. Acıdırama gerçektir.Soru şudur: Yabancı sermayeye ateşpüsküren Kemalistlerin alternatif olarakileri sürdükleri “yerli” sermayeninçıkarlarının savunulmasının işçilere,emekçilere yararı nedir? Bunun yanıtıkoca bir “hiç”tir! Yerli sermaye işçilerin,emekçilerin dostu mudur? Yerlisermaye işçileri, emekçileri sömürmemektemidir? Bu sorulara verilecek yanıt“hayır”dır.Kemalistlerin sermayenin yabancısermayenin menşeini keşfetmesi vebunun üzerinden milliyetçilik silahıile siyasi hasmı olan AKP hükümetinibelki alaşağı edebilir. Ancak kemalistlerinbu siyasi yaklaşımının uluslararasısermayenin genel çıkarları, eğilimi,gücü vs. dikkate alındığında veuzun erimli düşünüldüğünde kıymetiharbiyesi tartışmalıdır. Bunun da ötesindeişçiler, emekçiler açısından kemalistlerinne karşı çıkışlarının, ne deileri sürdükleri alternatiflerinin işçilere,emekçilere getireceği bir “yeni”likvardır. Sermaye sömürürken din, milliyetgözetmemektedir!“Sermaye ırkçılığı yapılıyor” sözünüsöyleten kemalistlerin konumu kabacaböyledir…SÖYLEYENLERİN DURUMU…Bir de kısaca söyleyenlerin durumunabakalım…Kemalistlerin iktidarına göz diken


yeni işçi dünyasıAKP hükümeti ise gerek emperyalistgüçlerin, başta da ABD emperyalistlerinindesteğini, gerekse de Türk hakimsınıflarının liberal kesiminin desteğinialarak anda dünyadaki gelişmelereuygun bir seyir izliyor; emperyalistlerinisteklerini yerine getiriyor; onlarınkendilerine biçtikleri misyona uygunolarak hareket ediyor. Kendisinden öncekihükümetten devraldığı IMF programlarıçerçevesinde verilen talimatlarıyerine getiriyor. Özelleştirmeleri tıkırtıkır yerine getiriyor. Türk büyük burjuvazisinintaleplerini istenenden dahahızlı ve daha iyi bir biçimde yerine getiriyor.AKP hükümeti, Türk burjuvazisinindünyayla daha fazla bütünleşmesi talebinin,emperyalist güçlerin Türkiyepazarına girmesi çabasının bir sonucuolarak yabancı sermaye girişini, özelleştirmelerivs. teşvik ediyor, bu yöndeher türlü kolaylığı sağlıyor. Bu yaptıklarıişçilere ve emekçilere işsizlik, yokluk,yoksulluk olarak yansıyor. Bu durumusiyasi hasımlarının kullanmalarıkarşısında kızıp köpürüyorlar. Kemalistkesimleri “sermaye ırkçısı” ilan ediyor,yabancı sermayenin ülkeye girişinihaklı çıkarmaya çalışıyorlar. Yukarıdaalıntıladığımız gibi Özkök gibi liberalburjuvazinin has kalemlerinden destekde bulabiliyorlar. Hatta Recep TayyipErdoğan’ın dediği gibi “Memleketimipazarlamak benim görevim!” gibi argümanlarlayaptıklarını haklı çıkarmayaçalışıyorlar.AKP hükümeti bu yaptıklarını işçilere,emekçilere şirin göstermeye çalışıyor.Onlara göre yabancı sermayeningirişi demek daha fazla istihdamalanı açılmak, halkın refah seviyesininyükselmesi demek. Onlara göreyabancı sermayenin girmesi “güçlübir Türkiye’nin muassır medeniyetlerarasında yerini almasını garanti altınaalacaktır. Ekonomik olarak güçlü birTürkiye’nin yolunu açacaktır. vs. vb.Bu argümanların hiçbir doğru yanıyoktur. Yabancı sermaye ve özelleştirmedemek işçiler ve emekçiler için işsizlikdemektir; daha fazla yokluk, daha fazlayoksulluk demektir. Bırakın hayat seviyesininyükselmesini, varolanın da eldengitmesi demektir. İşçi ücretlerininreel olarak düşüşü demektir. Köylüleriçin, esnaflar için, küçük üreticiler içinyıkım demektir. vs. vb.Türkiye’nin güçlü bir ekonomiye sahipolması argümanının işçiler, emekçileraçısından bir kıymeti harbiyesiyoktur. Gerçekte eğer güçlenecek olanbir kesim varsa o da Türk hakim sınıflarıdır;Türkiye’nin güçlenmesi sömürücüsınıfların güçlenmesi demektir.Kısaca ne kemalistlerin, ne AKP hükümetininargümanlarının, iktidardalaşında ileri sürdükleri gerekçelerinişçilere, emekçilere sağlayacağı bir yararvardır. Sermayenin milliyetinin şuveya bu olmasının, sömürü çarkına biretkisi yoktur. Çark dönmektedir.İşçilerin, emekçilerin bu çarkın farkınavarmaları, bu çarkın dişlileri arasındaezilmek için birşeyler yapmalarıgereklidir. Sorun, sömürenin bayrağıdeğil, sömürü sisteminin kendisidir.Yerli ya da yabancı sermayenin yanındaolup olmamak değildir sorun. Sorunbir bütün olarak kapitalist sisteme karşıçıkmak, sömürü çarkını kırmak, yerlisiyle,yabancısıyla sermayeyi ortadankaldırmak sorunudur.İşçilerin, emekçilerin hakim sınıflarınşu ya da bu kliğinin peşine takılma,onların yalanları temelinde onların iktidarlarınıgüçlendirme diye bir sorunlarıolmamalıdır.Görev bellidir: Sömürü çarkını kırmak!Görev bellidir: Bunun için örgütlenmekve mücadele etmek!Sermayenin çarkını kırmak içinbaşka bir yol yok!23 Ekim 2005 ✓MİGROS’DA PATRON DAYATMASINA KARŞI TEK ÇIKIŞ YOLU:GREV!Migros İşçisi Arkadaş,Aylardır süren toplu sözleşmeler tıkandı.Migros patronu toplu sözleşmegörüşmelerinde öne sürdüğü taleplerindenbir adım geri atmıyor, bize butaleplere boyun eğmemizi dayatıyor.Migros patronu bizleri ücretli köle olarakgörüyor ve bu mantığına uygundavranıyor. “İşyerinde patron bensem,toplu sözleşmelerde de benim emrimolacak!” diyor. Bu yüzden toplu sözleşmelerdebize dayattığı “ücret zammı”sadece son bir yıldaki enflasyon oranındankaynaklanan kayıplarımızıkarşılamaktan bile uzak. Önümüzdekidönemde de ücretlerimizin daha dadüşürülmesini istiyor.Patron bununla da yetinmiyor.Ücretlerimizin tek başına çalıştığımızsüreye göre değil, bir de patronun karbeklentisine ne kadar uyup uymadığınagöre belirlenmesini talep ediyor.Bize, “mağazanın ve çalışanın parformansınagöre ücret almayı kabul edin”diyor.Migros İşçisi Arkadaş,Bu toplu sözleşmeler bize bir kere dahaşunu gösterdi: “Patrondan işçiye dostolmaz!” Bir sermayedar olarak patronunçalışan ile ilişkisinde temel aldığıbir tek kıstas vardır. O da işçinin sermayedarane kadar kar getirdiğidir.Migros patronu da tamamen bu sömürücükıstasına göre hareket ediyor.Sömürüyü daha da artırmak, karlarınadaha büyük karlar katmak istiyor. BizMigros işçilerinin hangi zor şartlar altındaçalıştığımız ve yaşadığımız onukesinlikle ilgilendirmiyor.Hangi şartlarda çalıştığımız ve yaşadığımızama bizi ilgilendiriyor. Bizleryıllardır asgari ücrete mahkum edildiğimizi,Migros patronunun bize ödediğiücretlerle en temel ihtiyaçlarımızı,çoluğumuzun çocuğumuzun en gereklimasraflarını bile bu ücretlerle karşılayamadığımızıbiliyoruz. Yıllardır heray geçim derdi içinde sıkışıp kalmışız.İşyerlerinde bitmez tükenmez baskılar,hor görülmek, tehditlere maruz kalmaksürüp gidiyor.Patron bize “size bu bile az, dahafazla baskı ve sömürü layıktır” diyor.Migros patronu, Koç imparatorluğuTürkiye’nin en zengin sömürücülerindenbirisi. Koç imparatorluğununüyeleri şatafat ve lüks içinde yaşıyor.Ellerinde bulunan zenginliğe yeni zenginliklerkatıyorlar. Ellerindeki paraile son dönemdeki özelleştirmelerdeimparatorluklarına yeni işletmelerikatıyorlar.Ama Migros işçisine sıra geldi mi“para yok!”, “zam yok” diyorlar.Migros işçisi arkadaş, bizler patronundayatmasına boyun eğmek, yalnızcapatronun daha fazla karlar eldeetmesi için çalışmak zorunda mıyız?Hayır, tam tersine nasıl patron kendiçıkarını düşünüyor ve ona uygun davranıyorsa,biz de kendi çıkarımızı,kendimizin ve ailemizin geçim derdinidüşünmek ve ona göre davranmak zorundayız.Migros patronu taleplerimizi kabul etmediğinegöre yapılacak tek şey vardır:GREV SİLAHIMIZA SARILMAK,MÜCADELE İLE TALEPLERİMİZİKABUL ETTİRMEK!Tüm anti demokratik sınırlamalarınarağmen grev bizim anayasal hakkımız.Bu hakkımızı kullanmamız, görüşmemasasında patron taleplerimizi kabuleyanaşmadığına göre grev mücadelesineatılmamız gereklidir.Migros İşçisi Arkadaş,Grev mücadelesini bir an için bile geciktirmememiz,derhal grev mücadelesihazırlıklarına başlamamız gereklidir.Grevi ertelemek ya da greveçıkmaktan kaçınmak patrona zamankazandırmak, patronu güçlendirmekdemektir.Migros İşçisi Arkadaş,Grev mücadelesine atılmak için derhalmağazalarda çalışan arkadaşlarlaen geniş toplantılar düzenleyip engüvenilir arkadaşlardan oluşan birGREV KOMİTESİ kurmamız ve diğermağazalarda seçilmiş grev komitesiüyesi arkadaşlarla birlikte ortak birMÜCADELE KOMİTESİ oluşturmamızgereklidir.İşyerinde yetkili TEZ-KOOP-İŞSendikası çalışanların haklarına ve taleplerine,her şeyden önemlisi GREVsilahına sahip çıkmalıdır. Sendikanıngrev silahına sahip çıkmadığı yerdesendikaya karşı da baskıyı örgütlememiz,mücadelenin tüm sorumluluğunuüzerimize almamız gereklidir.MİGROS İŞÇİSİ HAKLIDIR,HAKLARINI MÜCADELE İLEKAZANACAKTIR!Öyleyse zaman kaybetmeyelim, görevlerimizesarılalım, haklı taleplerimizeve mücadelemize sahip çıkalım.7


yeni işçi dünyasıMersin Özelleştirme Karşıtı Platformu hükümetinsağlık politikasına karşı basın açıklaması yaptı3Ekim’de kuruluşunu ilan, edeniçinde YDİ ÇAĞRI’nın da yer aldığıMersin Demokrasi PlatformuMersin devlet hastanesi önünde hükümetinsağlık politikasını teşhir edenyaklaşık 150 kişinin katılımı ile bir basınaçıklaması yaptı.Platform adına açıklama yapan SESŞube Başkanı Yılmaz Bozkurt, hükümetin;“Bütün KİT’lerde özelleştirmeuygulamalarını IMF, Dünya Bankasıve Dünya Ticaret Örgütü’nün direktifleridoğrultusunda adım atmaya başladığını”,bütün KİT’lerin satılmasınınarkasından “sıranın şimdi sağlık veeğitime” geldiğini, sağlıkta 11 milyondolar gibi bir rantın olduğunu söyleyerek,hükümetin sağlığa bütçede %3 gibikomik bir pay ayırdığını, Dünya SağlıkÖrgütü’nün Türkiye gibi ülkelerde sağlığabütçeden % 10 payı ayırmak zorundaolduğunu söylediğini söyledi.Sağlıkta sorunların olduğunu bildiklerini,yıllardır siyasi iktidarların sağlığahiçbir yatırım yapmamakla sağlığıbu hale getirdiklerini, “şimdi de hastanelerimiziözel şirketlere pazarlamakiçin yasa çıkarıyorlar” diyen Bozkurt,33 örgütün oluşturduğu ÖzelleştirmeKarşıtı Platformun önümüzdeki dönemdeyapacağı eylemleri saydıktansonra Basın Açıklaması’nı okudu.Basın açık lamasının ardındanBozkurt; sorunun yalnız 33 örgütünsorunu olmadığını Fransa’da da benzerbir durumda 1 milyon insanın sokağadöküldüğünde hükümetin yasayıgeri çekmek zorunda kaldığını belirterek,Mersin halkını bu konuda duyarlıolmaya çağırdı.18 Ekim 2005Mersin’den YDİ ÇAĞRI okurları ✓Özelleştirme karşıtı platformu oluşturanKurumlar:Petrol-İş, Yol-İş, Liman-İş, Kristal-İş, Haber-İş, Genel-İş, Birleşik Metal-İş, Emekli-Sen, Eğitim-Sen, SES, BES,ESM, Tarım Orkam-Sen, Tüm Bel-Sen,İHD, Halk Evi, SDP, ÖDP, EMEP, SHP,İP, Yol Kültür Sanat Merkezi, SokakÇocukları Derneği, 78’liler Derneği,Sosyalist Kültür Merkezi, ToplumsalÖzgürlük Platformu, Yeni Dünyaİçin Çağrı gazetesi, Sosyalist EmekHareketi, Ürün, Ezilenlerin SosyalistPlatformu8BASINA VE KAMUOYUNAÜlkemizde işçi sınıfı 12 Eylül siyasal zorun yarattığı tahribatlarla uğraşırkenözelleştirme saldırısıyla karşılaştı.Türkiye’de özelleştirme neo-liberalci serbest piyasa ekonomisinin,24 Ocak kararlarının 12 Eylül’e yaslanarak, 19 yıldır kurulan hükümetlerce uygulanan,sermayenin işçi sınıfına ve halka saldırısıdır.Özelleştirme, sağlıktan eğitime insan yerine paranın, toplumda sosyal güvenlik yerinesosyal yıkımın dayatılmasıdır. İş ve çalışma yaşamının düzeltilmesi yerine iş güvencesizliğini,taşeronlaştırmayı, işten atmayı, örgütsüzleştirmeyi ve sendikasızlaştırmayı derinleştirmektedir.Tarımın çökertilmesi, toplumsal hizmetin bitirilmesi, ülkemizin zenginliklerininbir avuç işbirlikçiye peşkeş çekilerek kamusal alanın yok edilmesidir.Her hükümet gibi AKP hükümeti de IMF ve Dünya Bankasının programına uygunolarak bir avuç sermaye için özelleştirmede ısrar ediyor. Özelleştirmede ısrar örgütsüzleştirmede,işsizlikte, yoksullukta ve açlıkta ısrardır. Bu uygulamalara bizler de inatla karşıduracağız.Dünyadaki örnekler gibi Türkiye’de de ve kentimizde özelleştirme çok alanda çok yönlüolarak geliştirilmektedir. AKP hükümeti emeğin kazanımlarına yönelik saldırılarda veülkenin talanında adeta seferber olmuştur. Özelleştirmenin ideolojik politik saldırısını,toplum üzerindeki hegemonyasıyla bilinçleri bulandırarak ve yalanlara başvurarak propagandalaştırmaktadır.Özelleştirme ile “kimsenin işten çıkarılmayacağını, yeni iş olanakları yaratacağını,sermayeyi tabana yayacağını, bütçeye ve sosyal güvenliğe katkı yapacağını, arpalıklardanve kamburdan kurtulacağını, kar etmeyen işletmeleri satacağını hukuka uyacağını…” vebenzeri yalanları yaymaktadır.Özelleştirilen yerde sendika kalmadı, işçiler işten atıldı, işsizlik yükseldi, sosyal güvenlikbitirildi, karlı bütün işletmeler yok pahasına satışa çıkarıldı, kaynaklar iç ve dış borçlaraaktarıldı. Türkiye uluslar arası sermayenin pazarına ve denetimine sonuna kadar açıldı,özelleştirmeyi hukuka aykırı bulan mahkeme kararlarına uymamaktadırlar.AKP hükümeti çıkardığı yasalarla ulusal ve uluslar arası sermayenin kuruluşlarıyla açıkgizli pazarlıklarla her şeyi serbest piyasanın emrine vererek kara, deniz ve havada insanadair her şeyi metalaştırarak “babasının malını’’ satar gibi satıyor.Dün 12 Eylül faşizmini arkasına alarak özelleştirme adımlarını uygulama alanı bulanlarbugün siyasal gericilik dönemini açarak toplumu şovenizmle zehirleyip militarizmlekorkutarak özelleştirmeyi topyekün uygulamak istiyorlar.Emek ve demokrasi güçleri olarak koyu gericilik dönemi yaratılmak istenen oyunlara sahtebölünmelere şovenizmle zehirlenmeleri boşa çıkartarak özelleştirme karşıtı tüm güçlerle ekmekve demokrasi mücadelemizi kentimizde yükselteceğiz.Emek ve demokrasi güçleri olarak kentimizde işimize, aşımıza, onurumuza ve yarattığımızörgütlü değerlerimize sahip çıkacağız. Liman ve Telekom işçilerinin sağlık, eğitiminözelleştirilmesine ve sosyal yıkım yasalarına karşı ayrı ayrı dayanışma girişimlerimizi MersinÖzelleştirme Karşıtı Platformda buluşturarak enerji, birikim, deney, güç, olanakları ve mücadeleazmimizi yan yana getirerek Platformumuzla mücadele hattı açmış bulunuyoruz.Neo-liberalizmin emeğe ve halka ideolojik politik saldırısı olarak özelleştirmeye karşıduracağız. İşçi sınıfında ve toplumda yaratılmaya çalışılan özelleştirmenin yalan ve hileyedayalı bilinç bulanıklığını kıracağız. İşçi sınıfını özelleştirme tartışmalarında devlet tekelimi-özel tekel mi ikileminden çıkararak örgütlenme, sendikalaşma, iş güvencesi, sosyal güvenlikhakları üzerinde ısrar edip işçilerin, halkın iradesini ve denetimini öne çıkartacağız.Sağlıkta ve eğitimde sosyal güvenlik haklarının ve iş güvencesinin ortadan kaldırılmasınakarşı parasız eğitim, parasız sağlık, iş güvencesi ve herkese sosyal güvenlik hakkını öne çıkaracağızMersin Limanının emperyalizmin üssü haline getirilmesine karşı durarak dün Petkim,Tüpraş, Tekel, Seka, Seydişehir, Telekom ve Liman işçilerinin eylemleri ve bunlarla dayanışma, yol gösterici deneylerinden dersler çıkaracağız.Bugün kentimizde Telekom ve Liman başta olmak üzere ülkedeki her özelleştirme girişiminekarşı mücadele ve dayanışmayı sürekli kılacağız. Platformumuzun varlık nedeni debudur.Emek ve demokrasi güçleri olarak yukarıdaki amaçlarımız doğrultusunda yürüteceğimizMersin Özelleştirme Karşıtı Platformu kurduğumuzu ilan ediyor; tüm özelleştirmekarşıtlarını birlikte mücadeleye çağırıyoruz.Özelleştirmeye hayır!Söz, yetki, karar, çalışanlara!Emeğine, onuruna, geleceğine ve ülkene sahip çık!MERSİN ÖZELLEŞTİRME KARŞITI PLATFORM ADINA PETROL-İŞ ŞUBEBAŞKANI ADİL ALAYBEYOĞLU ✓


yeni kadın dünyasıKadın işçiler ve sendikal mücadeleSendikal örgütlenme ve faaliyetkonusunda uzun erimli perspektif,sınıf sendikalarının, devrimcisendikaların inşasıdır. Bununiçin sendikal alanda yürütülecek faaliyeten başından itibaren devrimcisendikal muhalefetin örgütlenmesiçalışması olmak zorundadır. Bu, mevcutsarı sendikalara girip onlar içindeçalışmayı dışlamaz. Bilakis ele geçentüm fırsatların sarı sendikaların sınıfuzlaşmacı, ihanet çizgilerinin ve pratiklerininteşhiri için kullanılması anlamınagelir.Devrimci sınıf sendikalarının henüzvarolmadığı koşullarda sendikalalandaki faaliyetlerinde komünistkadınların temel zorluğu şu noktadadüğümlenmektedir: Onlar, bir yandansendikal örgütlenmenin ve sendikalmücadelenin gerekliliği noktasındakadın kitlelerini aydınlatmak, işçi veemekçi kadınları sendikal örgütlenmeyeve mücadeleye teşvik etmek yükümlülüğünesahiptirler. Ama aynızamanda, kadın kitlelerini sarı sendikalarıngerçek karakterleri konusundaaydınlatma göreviyle de karşı karşıyadırlar.İlk bakışta birbirini dışlar gibigörünen bu ikili görev yerine getirilmekzorundadır.Bu, komünist kadınların sendikalmücadeleye aktif katılımını ve sendikaiçinde kadınların çıkarlarınısavunma noktasında açık muhalefetçalışmasına önderlik etmelerini gerektirir.Muhalefet çalışmasında temelalınması gereken şey, sarı sendikalarınsınıf uzlaşmacı karakterlerinin erkekegemen konumlarıyla örtüşmesi olgusudur.Özellikle, sendikaların seçimleve atama yoluyla gelinen organlarındakadınların son derece az sayıda temsiledildiği bir ortamda, sendikaların erkek-egemenyapılarının teşhiri önemkazanmaktadır.Sendikaların mevcut kadın komisyonlarınagirmek, olmayan alanlardabunların oluşturulması için mücadeleetmek ve kadın komisyonlarının görevleriniyerine getirip getirmediklerinidenetlemek vazgeçilmez görevlerdir.Sendika Kadın Komisyonları,sendikalara işçi kadınların çıkarlarıdoğrultusunda müracaatlarda bulunmak,sendikalardan kadın çalışmasıiçin yönergeler talep etmek, tüm sendikakurumları için işçi kadınlar arasındanuygun adaylar bulup çıkartmak,sendika basınında kadın işçilerinsorunlarının ve bunların çözümününtartışılması için çalışmak, işçi kadınlarıaydınlatmak ve aktif sendikal mücadeleyeçekmek için toplantılar vb.düzenlemek görevlerine sahiptirler. Bumücadele görevlerinin başarı ile çözülmesitabanda sağlanacak aktif desteğebağlıdır, dolayısıyla komünist kadınlarpratikte “daha iyi sendikacılar” olduklarınıispatlamak zorundadırlar. Bunuyaparken ama bir an için olsun devrimcigörevlerini unutmamalıdırlar.Sendikalarda mücadelede komünistlerindayanacağı temel, komünist sendikafraksiyonudur. Komünist sendikafraksiyonu en başından kadınlar arasındakiçalışmayı görev kabul etmekve çalışmaya sözde değil, pratikte gerekenönemi vermek zorundadır.Komünist Enternasyonal’inörgütlenme biçimlerine ilişkinkararları bu noktada örnekteşkil etmektedir:“Her komünist sendikafraksiyonu, kadınlar arasındaçalışma için kendi içinden sorumlubir örgütçü (kadın yada erkek yoldaş) atar.Sendika örgütçüsü, sözkonususendika dalının kadın işçilerininçalıştığı tüm işyerlerininişletme hücreleri ile sıkıbağ içinde bulunur. Sendikaörgütçüsü, sözkonusu sendikadalının kadın işçilerinin çalıştığıtüm işyerlerinin işletmehücreleri ile sıkı bağ içindebulunur. Sendika fraksiyonununörgütçüsü, işletme içindekiçalışmasını, işletmedeelele çalışan işletme hücresininsendika örgütçüsününyardımıyla sürdürür.”Burada kadın işçilerin sendikal örgütlenmesive aktif sendikal mücadeleyeçekilmesinde karşılaşılan bazı zorluklarada dikkat çekmek istiyoruz:Kadınların sendikal örgütlenmeoranı oldukça düşüktür. Aktif sendikalmücadeleye katılan kadın oranı iseçok daha düşüktür. Bu bağlamda ClaraZetkin’in “Kadın Emeği ve SendikalÖrgütlenme” makalesinde, 1883’te ortayakoyduğu objektif ve subjektif etkenlerbugün de nerde ise olduğu gibivarlığını sürdürmektedir.Evet, kadın işçiler arasında erkekişçilerle karşılaştırıldığında sendikalörgütlenme bilinci daha az gelişmiştirve sarı sendikayı dahi işyerine sokabilmekiçin “gizli” bir faaliyetin örgütlenmesinigerektiren koşullarda, kadınlarısendikal örgütlenmenin gerekliliğineikna etmek çok daha zordur. Bundakadınların önemli bir kesiminin ev dışındakiçalışmalarını “geçici” ve arzuedilmeyen bir zorunluluk olarak görmeleri,ve esas olarak erkek egemen anlayışınaşıladığı “ev kadınlığı” rolünübenimsemiş olmaları rol oynamaktadır.Ancak bu sorun salt ideolojik birsorun, geri bilinçliliğin ifadesi değildir.Çalışan kadının iş-ev işi-çocukbakımı arasında yıpranması, ikili biryük altına girmesi, bunun karşılığındaçalışma koşullarının son derece ağırve aldığı ücretin düşük olması, onu “evkadınlığı”nı özler duruma düşürmektedir.Aynı faktörler, dışarıda ve evdeçalışmanın getirdiği ikili yük ve zamanyokluğu kadınların aktif sendikalmücadeleye katılımının düşüklüğündede tayin edici olmaktadır.Buradan erkek ve kadın komünistleraçısından kadınların ağır çalışma veyaşam koşullarının hafifletilmesi içinmücadele görevleri doğar. Kadın işçiler,var olan bu zorlukların yine ancakörgütlü mücadeleyle aşılabileceğine,kendi çalışma ve yaşam koşullarınıniyileştirilmesi mücadelesini kendi ellerinealarak kurtulabileceklerine iknaedilmek zorundadırlar.Bir diğer etken, erkek işçinin kadınişçiyi ciddiye almayan, küçümseyenve aşağılayan şoven tavırlarıdır. Bukendisini, kadın emeğinin büyük roloynadığı işletme ve sanayi dallarındadahi işyeri temsilciliklerindeki, sendikalarıntüm organlarındaki (en iyidurumda varlığına tahammül edilenve çoğu durumda fazla bir fonksiyonuolmayan kadın kolları/ komisyonlarıhariç) erkek hakimiyetiyle de göstermektedir.Bu olgu, kadın ve erkek komünistlerinişçiler arasında, işyerinde,sendikada erkek şovenisti tavır ve anlayışlarakarşı mücadelenin öncülüğünüyapmalarını, tüm işyeri ve sendikakurumlarında kadınların yeterlioranda temsil edilmeleri (en azı iş yerindekioranları ölçüsünde) için çabayıgerekli kılar. Genelde kadınların iştenilk kovulanlar olması olgusuna karşımücadelede de sendikalarda ve işçilerarasında hakim olan erkek egemenanlayışlar önemli ölçüde olumsuz roloynamaktadır. Bu görevin başarıylaçözülmesi Clara Zetkin’in ifadesiyle şuanlayışın yerleşmesine bağlıdır:“Erkek işçiler, ilk planda her kadın işçide,onun genç, güzel, sempatik, neşeliolup olmamasına bağlı olarak kur yapabileceklerive kendi eğitilmişliklerine yada cahilliklerine bağlı olarak karşısındakabalık ve sırnaşıklık yapabilecekleri birkadın görmeye son vermelidirler. Erkekişçiler, daha çok, kadın işçiyi ilk baştakadın proleter, çalışma ve sınıf köleliğiyoldaşı ve sınıf mücadelesinde eşit değeresahip ve vazgeçilmeyecek kavga arkadaşıolarak görmeye alışmalıdırlar.”(Clara Zetkin)Yukarda işletme hücresi tüm işletmeve sendikal faaliyetin temelidir dedik.Burada bunun tersine çevrilip işletmehücresinin olmadığı yerde sendikalfaaliyetin yürütülemeyeceği vb. anlamınagelemeyeceğini vurgulamak istiyoruz.Komünistler, varoldukları heryerde her fırsatı kullanmayı bilmekzorundadırlar. Örneğin, işverenlerinsendikal örgütlenmeyi engellemek içinher türlü çareye başvurduğu bir ortamdaişçi kadınların “en seçkinlerini”kazanma faaliyeti, işyerine sendikayısokma mücadelesiyle elele yürütülebilirve yürütülmek zorundadır.”(İşçi Kadınlar Sermaye DüzenineKarşı Örgütlenin – Yeni Kadın DünyasıDizisi’nden parça, s. 27-30) ✓11


yeni kadın dünyası2005 DÜNYA KADIN YÜRÜYÜŞÜKadınlar değiştirmek içinyürüdüler…128Mart 2005 günü Brezilya’da başlayan“Dünya Kadın Yürüyüşü”,17 Ekim’de dünyanın en yoksulülkeleri arasında yer alan BurkinoFaso’da sona erdi. Dünya kadın yürüyüşününBurkino Faso’da ve 17Ekim’de bitirilmesinin özel bir anlamıvar. 17 Ekim ‘Dünya yoksullukla mücadelegünü’.Dayanışma, adalet, barış, özgürlük,eşitlik sloganları ile dünya çapındabaşlatılan bu yürüyüş 53 tane ülkeyidolaştı. Bu yürüyüşün sembolü olan‘küresel dayanışma yorganı’ 53 noktadaduraklayarak dünyanın etrafındadolaştı. 17 Ekim 2005 tarihinde bu ülkelerdekikadınlar saat 12 ile 13 arasıaynı anda eylemler gerçekleştirdiler.Bu yürüyüşün bir ayağı ise Türkiyeidi. Türkiye’de de İstanbul, Ankara,Diyarbakır ve Urfa olmak üzere toplamdört ilde eylemler yapıldı.İstanbul’da uzun bir süreden beri biraraya gelen kadın örgütleri 17 Ekim’deKadıköy Et ve Balık Kurumu’nunönünde toplanarak polisin engellemeçabalarına rağmen Kadıköy meydanınayürüdüler. Yürüyüş sırasında‘Başka, başka, başka bir dünya; eşit,özgür kardeşçe’, ‘Yaşasın kadın dayanışması’,‘ Yaşasın halkların kardeşliği',‘Yoksulluğa, şiddete, işgalekarşı, yaşasın kadın dayanışması’,‘Değiştirmek için yürüyoruz’, ‘Bıjiaşiti, bıji bratiya gelan’, ‘Jin jiyanazadi’ gibi sloganlar atıldı.Yaklaşık 20 kurumun organize ettiği,150 civarında kadının katıldığıve ‘İstanbul Dünya Kadın Yürüyüşüİstanbul Ağı’ imzalı eylemin ortakpankartının üzerinde; “Değiştirmekiçin yürüyoruz. Eşitlik, Özgürlük,Adalet, Dayanışma Barış.” yazıyordu.Kadıköy Meydanında bir kürsü kuruldu.Kürsüden ortak metin okundu.Bu metinde kadınların dünya çapındakiyoksulluğu anlatıldı, yaşadığıbaskılardan bahsedildi. Pakistan’dayaşanan depremin yine yoksullarıvurduğunu ve bunların içinde en çokkadınlar için hayatın daha da çekilmezhale geldiğini, son dönemde geliştirilenkışkırtmalarla Kürt ulusunayönelik saldırıların hortlatıldığı, Kürthalkının demokratik taleplerinin bastırıldığıvurgulandı.Buna karşı kadınlar olarak, bu topraklarüzerinde farklılıklarla bir arada,eşit, özgür ve barış içinde yaşama isteğidile getirilerek, başka bir dünyanınmümkün olduğu ve bunun için kadınlarınörgütlü mücadelede yer almalarıgerektiği belirtildi. Basın metni sık sıkatılan sloganlarla kesildi.Bu bağlamda biz bu kapitalist- emperyalistsistem içerisinde başka birdünyanın mümkün olmadığını biliyoruz.Bu bilince çıkarılmadığı sürece, busistemin tabi bir sonucu olan, savaşlar,yoksulluk, ırkçılık, kadınlara yönelikher türlü ayrımcılık var olmaya devamedecektir. Güçlerimizi doğru kanalizeederek bu kapitalist barbarlık sisteminekarşı mücadeleyi mücadelemizinmerkezine koymalıyız.Evet. Başka bir dünya mümkün!Ancak yalnızca devrimle, sosyalizmle!Okunan metnin ardından bir kadınsanatçının sazıyla söylediği parçalar vekasetten çalınan halay parçaları ile halaylarçekildi. Sloganlar atıldı.Basın açıklaması polisin müdahalesiolmadan sona erdi.Ekim 2005 ✓


panoramaIRAK-GÜNEY KÜRDİSTAN:Anayasa referandumuoyunu oynandı…“Geçiş takvimi”ne göre Anayasataslağının 15 Ağustos’ta parlamentoyasunulup onaylanmasıplanlanmıştı. Taraflar arasındaki çelişmelerparlamentonun bu süreyi birhafta uzatmasını, taslağın 22 Ağustos’taparlamentoya sunulması kararı alınmasınıberaberinde getirdi. Normal koşullarda,gidişata ve taraflar arasındakiçelişkilere bakıldığında, anayasa taslağıüzerinde anlaşmanın 22 Ağustos’akadar da gerçekleşemeyeceği açıktı.Nitekim 22 Ağustos’ta taslak parlamentoyasunulmasına rağmen, parlamento,özellikle Sünni kesimin ikna edilmesiiçin pazarlıkların sürmesi nedeniyle buzamanı önce üç gün ardından da birgün daha uzattı.ABD emperyalizminin yetkililerinindayatmaları, Bush’un Sünnilere çağrılarıve çağrılarla birlikte tehditleri deSünnilerin Anayasa Komisyonu’ndayer alan temsilcilerinin taslağa onayvermesini sağlayamadı. Uzlaşmazlık,verilen bilgilere göre yaklaşık 20 maddedesomutlaşıyordu. Buna rağmenama esas uzlaşmazlık Irak’ın federal biryapıya sahip olmasına, Baas Partisininyasaklanmasına, Kürtlerin gelecektekendi kaderlerini tayin etmesine karşıolmak ve İslamın anayasanın tek kaynağıolmasını istemek gibi konulardayoğunlaştı.Onaylanma sürecinde hükümet yetkililerininyaptığı açıklamalarda, taraflartaslak üzerine anlaşmasa da,taslağın 15 Ekim’de referanduma götürüleceğiyönlü tehditler savuruldu…Taraflar, Sünnilere verilen tavizlererağmen anlaşamayınca 28 Ağustos’taAnayasa taslağı parlamentoda okunarakonaylandı.Gerek ABD emperyalizminin gereksede kukla yönetimin işgale karşı direnişibitirmenin bir aracı olarak Sünnileri siyasiyaşama katma amacı ve Sünnilerintaleplerinden taviz vermemesi, Anayasataslağında yeni kimi değişikliklerinyapılmasını beraberinde getirdi. Bushaçıkça Sünnilerin taleplerine esneklikgösterilmesini istedi ve başta anayasakomisyonu olmak üzere parlamento dabuna uygun davrandı.Bu temelde verilen tavizler sonucu,örneğin Kürtlerin “self determinasyon”(kendi kaderini tayin) hakkı anayasadayer almadı. Baas Partisinin yasaklanmasıformülasyonu “Saddamın BaasPartisi” biçiminde değiştirilerek BaasPartisinin yeniden kurulmasının yoluaçıldı vb. vb.Sadece anayasa maddelerinde değişiklikyapma temelinde taviz verilmediSünnilere. ABD emperyalizminin işgalcigüçleri, Sünni kesimi hoşnutedebilmek için, aralarında çoğu Sünniolan yaklaşık bin tutukluyu serbest bıraktı.Fakat bunlar da Sünnilerin birbölümünün anayasaya onay vermesinisağlayamadı. Federalizm sorunu uzlaşmazlığıntemel sorunlarından biriolmayı sürdürdü.Federalizmin Irak’ı böleceğini düşünenŞii kesiminden Mukteda el Sadr daanayasayı bu nedenle reddeden Sünnikesimin yanında yer aldı.Anayasa taslağı bu değişikliklerleparlamentoda okunup onaylandıktansonra, sıra anayasayı basıp kitlelere dağıtmayageldi. Birleşmiş Milletler bugörevi devraldı ve beş milyon adet anayasakitapçığı bastı…Sünnilerin çoğunluğu referandumdaanayasaya hayır demek için kitleleriharekete geçireceğini açıklayarak anayasayıreddetme tehditlerini yoğunlaştırdılar.Bu arada “Irak’ın bölünmesinekarşıyız” diyen yüzbin civarında insanınkatıldığı protesto yürüyüşleri degerçekleştirildi.Geçici Anayasa’da esas olarak Kürtleriçin düşünülen veto hakkı; 18 eyaletinüçünde üçte iki çoğunlukla reddedilmesidurumunda anayasanın da reddedilmesiniiçerdiğinden, bu hem Şiilerinhem de Sünnilerin etkin olduğu eyaletlerdeanayasayı reddetmesi imkânınıda içermekteydi. Sünniler de etkinoldukları üç-dört eyalette üçte iki çoğunluklaanayasaya hayır deme yolunayöneldiler.Sünnilerin etkin olduğu bölgelerdeüçte iki çoğunlukla anayasa hayır oyuçıkma olasılığının yüksek olması, anayasataslağının parlamentoda onaylanıphalka sunulması sonrasındaki referandumakadarki süreçte de pazarlıklarınsürdürülmesini beraberinde getirdi.Sünnilerin bir kesimi eğer kendi isteklerinegöre belli değişiklikler yapılırsaanayasaya evet diyebileceklerini açıklayıppazarlıkları sürdürme kapısını açıkbıraktılar.İşgalci güçlerin başı ABD emperyalizmine olursa olsun anayasaya evetoyu çıkması için çaba gösterdi. Bununbir yolu Sünnilere yeni tavizler vermekiken, diğeri de parlamentoda seçim yasasınındeğiştirilmesiydi.Sünnilere verilen taviz 15 Aralık’tayapılacak genel seçimler sonrasındamecliste bir anayasa komisyonununkurulması ve ilk dört aylık süreçtemeclisin anayasada değişiklikler yapabileceğiyönündeydi. Referandumdanüç gün önce yapılan bu değişiklik sonucundaSünnilerin bir kesimi anayasataslağına evet oyu vereceklerini açıklayıpbu yönde çağrılarda bulundular.Seçim bağlamında ise yapılan değişiklik,eğer Sünniler ikna olmazsa ihtimalinegöre yapılan bir değişiklikti.Bu değişiklik, üçte ikilik hayır oyununhesabı bağlamında, seçimlere katılıpoy verenlerin değil, kayıtlı seçmen sayısınagöre hesaplanması yönlü değişiklikti.Böylece eğer kayıtlı seçmen referandumiçin seçim sandığına gitmesede oy oranı bağlamında hesaplanmadurumundaydı. Seçime katılımın %60civarında olacağı tahmini temel alındığında,üçte iki çoğunluk için gerekliolan %66 oranının sağlanamayacağıen baştaki hesaplarla açıktı. Böyleceseçime katılmayanlar, –bunlar referandumubilinçli olarak boykot etseydibile– anayasaya evet demiş biçimindekabul edilecekti. Anayasanın reddi içinüç bölgede ve kayıtlı seçmenin üçte ikisininhayır demesi gerekirken, kabuledilmesi için salt çoğunluk yetiyordu.Bu olguları gözönüne alan muhalifkesim haklı olarak referandumun birformalite olduğunu dile getirdi. Bunarağmen “demokrasi” gösterisi yapılmasıgerekiyordu ve bu koşullarda referandumagidildi.REFERANDUM VE“ÖNLEMLERİ”…Sünnilerin önemli bir kesiminin anayasataslağına hayır çağrıları yaptığı birortamda alınan tedbirler sadece referandumdanevet sonucunu çıkarmayayönelik değildi tabii ki.İşgale karşı direnişin sürdüğü ve hemAğustos ayında hem de Eylül ayındayüzlerce insanın öldüğü, öldürüldüğüçatışmalar, saldırılar da gözönüne alınarakgüvenlik önlemleri de yoğunlaştırıldı.“Demokratik” referandumkelimenin gerçek anlamında işgal vesıkıyönetim altında gerçekleştirildi.13-16 Ekim tarihleri arasındaki süreçtatil ilan edildi ve gece sokağa çıkmayasağı kondu. Polis ve asker dışındaözel izni, ruhsatı olsa da silah taşımakyasaklandı. Uluslararası sınırlar kapatıldı,şehirler arası seyahat yasaklandı.Referandum süreci boyunca her türaracın –özel izin alanlar dışında, örneğinbasın mensupları dışında– trafiğeçıkması yasaklandı. Kuralları ihlaledenlere 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezasıveya 500 bin dinardan 500 milyondinara kadar para cezası verilecekti.Yaklaşık 15.5 milyon seçmene 6200civarında oy verme merkezi planlanmıştı.100 bin Iraklı polis ve asker olmaküzere 160 bin işgal gücüyle birliktetoplam 260 bin civarında kolluk gücüseçimin “güvenliğini” koruyacaktı…Korudu!Bu önlemler altında 15 Ekim’de referandumgerçekleştirildi. Seçime katılımyapılan açıklamalara göre %60civarında olmuştur.Daha referandumun oy sayımlarıbile bitmeden ABD Dışişleri BakanıRice “muhtemelen oy çokluğuylaanayasa”nın onaylandığı açıklamasınıyaptı. Referandumun kesin sonuçlarının24 Ekim’de açıklanacağı söylendiönce. Ama hemen ardından özellikleSünni kesimin etkin olduğu bölgelerdeanayasaya hayır oylarının çoğunluğuoluşturduğu ve seçim sahtekârlığı yapıldığıitirazları nedeniyle seçim komisyonu,kesin sonuçların açıklanacağıtarihi belirsiz bir tarihe erteledi.13


panoramaBu yazı yazılırken hâlâ kesin sonuçlaraçıklanmamıştı. Seçim sahtekârlığıyapıldığı, özellikle Sünni kesimin etkinolduğu bölgelerde çoğu yerde seçimsandıklarının açılmadığı, oy vermek isteyenlerinoy kullanacağı seçim sandığıbulamadığı vb. iddiaları doğrulayanaçıklamalar ve haberler kamuoyunayansıdı.Örneğin Sünnilerin etkin olduğuEl Anbar’da 207 oy kullanma merkezindensadece 144’ü açılmıştır. Diğermerkezlerde oy kullanma imkânı daseçmenlerin elinden alındı. Ki bu merkezleresas olarak anayasaya hayır oyuçıkacağı merkezlerdir. Ülke çapındaevet yönünde olacağını düşünebiliriz.Resmi sonuçlar açıklandığında referandumunresmi sonucunu öğreneceğiz.Ama referandumdan evet ya dahayır sonucunun çıkması da sorununözünü değiştirmiyor.En baştan bilinmesi gereken şey, buanayasa esas olarak işgalci güçlerin dayattığıbir anayasadır. Yerli güçler arasındakiçelişkiler bu anayasa onaylansada ortadan kalkmamaktadır. İşgalekarşı direniş de bu anayasanın onaylanmasıylason bulmayacaktır. İşgalcigüçlerin defedilmesi de bu anayasanınonayıyla sağlanamayacaktır.15 Aralık’ta herhalükârda seçimlerAB-İSPANYAAB’NİN SINIR DUVARLARI YÜKSELİYOR!Onlar yoksulluğa değil,yoksullara karşı önlem alıyor!14380 kadar seçim merkezinde oy sandıklarınınaçılmadığı ve bunların hemenhemen tümünün Sünnilerin etkinolduğu bölgelerde olduğu da verilenbilgiler arasındadır.Sayımın işgalci güçlerle işbirlikçilerininkontrolünde yapıldığı ve gerçektekullanılan oy sayısı ve evet ile hayıroranının onlar tarafından belirlendiğibir referandum, Birleşmiş MilletlerIrak gözlemcileri tarafından “oy vermeişleminin demokratik normlara uygunolduğu” ve “referandumun sağlıklı birşekilde yapıldığı” biçiminde değerlendirildi.Referandum yapıldı ve resmi sonuçlarıhâlâ açıklanmadı. Tartışmalarşimdi referandumun sonuçları üzerineyürüyor ve kimi açıklamalara göre enazından Sünnilerin etkin olduğu ikibölgede anayasaya hayır sonucu çıkmıştır.Kimi bölgelerde de açık seçimsahtekârlığı yapılmıştır. Diğer kimiaçıklamalar ise çoğunlukla anayasayaevet sonucunun çıktığı yönündedir.Gerçek oyların sonucu ne olursa olsun,sonuçta karar verecek olanlar oylarısayanlardır. Bu koşullarda açıklanacaksonucun büyük olasılıkla anayasayagerçekleştirilmek istenmektedir. Eğeranayasa onaylanırsa, seçimler sonucundakurulacak hükümet “kalıcı” hükümetolacak. Eğer anayasa onaylanmazsaseçimler sonucunda kurulacakhükümet “geçici” hükümet olacak veanayasa tartışmaları yenibaştan başlayacaktır.Bu bağlamda, yani anayasanınoluşturulması bağlamında olacaktek değişiklik, prosedürün yeni baştanele alınması ve pazarlıkların kalınanyerden devam etmesi, zaman olarak dabir yıl kadar gecikmesi olacaktır.Kuşkusuz ki böylesi bir yineleme sürecive pazarlıklar kendi içinde Irak’ındaha fazla kaosa sürüklenmesi tehlikesiniiçinde barındırmaktadır. Fakatbu anayasa ile de bu tehlike ortadankaldırılmış olmayacaktır. Anayasanınonaylanmasına en çok sevinen işgalciemperyalist güç ABD olacaktır.Referandum sonucunda da ortaya çıkanesas şey Irak-Güney Kürdistan’dakartların hâlâ karıldığıdır. Yerli güçlerarasındaki çelişkilerin ortadan kalkmadığıve gelecekte de çatışmaların zemininiiçinde barındırdığıdır.20 Ekim 2005 ✓EMPERYALİZM BARBARLIKTIR!Türkiye’de Avrupa Birliği’ni olumlamayönünde anlatılan kimi düşünceler, ABhakkında kitlelerin bilincini karartırken;kitlelerde Avrupa Birliği ülkelerindenbirine gitme, orada rahat bir yaşamsürdürme; ya da “Türkiye bir an önceAB’ye üye olsa da bize de demokrasi vezenginlik gelsin ve rahat bir yaşam sürdürelim”biçimindeki hayallere de yolaçmaktadır.Bu düşünce ve hayaller gerçekteAB’nin işçi ve emekçilere refah ve demokrasigetirme projesi olmadığı; buprojenin emperyalist bir proje olduğuve bunun işçi ve emekçilere karşı, onlaradüşman bir proje olduğu gerçeğinigörmeyen düşünce ve hayallerdir. İşçive emekçilerin refahının önündeki enbüyük engellerden biridir bu emperyalistAB projesi.Toplumsal zenginlik açısından bakıldığındaişçi ve emekçilerin refahınıngerçekleşmesi mümkündür.Evet, gerçekte bu dünyada hiç kimseninişsiz, yoksul, eğitimsiz, konutsuz…kalmayacağı bir toplumsal zenginlik,bu toplumsal zenginliği yaratan gelişmişüretici güçler var.Evet, herkese yetecek ürün var. Fakatbuna rağmen, dünya nüfusunun %80’iyoksulluk ve açlık sınırında yaşıyor.Hergün onbinlerce insan –BM’ninresmi verilerine göre günde 30 bininsan– açlıktan, bakımsızlıktan, ilaçsızlıktan-doktorsuzluktanvb. ölüyor.Milyonlarca insan işsiz… Milyonlarcasıaç susuz göç yollarında.Bir yanda muazzam bir zenginlik, diğeryanda alabildiğine bir yoksulluk.Emperyalizmin barbarlık olduğunugörebilmek için “derin teorilere” ihtiyaçyok aslında. Sadece, dünya üzerindeyaşananlara, olup bitenlere bakıpolanları görmek bu sonuca varmak içinyeterlidir.Afrika, dünyanın en fakir kıtası… Bufakirliğin bir kaynağı da hem geçmişteAvrupalı sömürgeci devletlerin, hem deemperyalizm çağında Avrupalı emperyalistgüçlerin kıtayı talan etmesidir.Bağımlı, geri bıraktırılmışlık ve bunaparalel kapitalist gelişmenin de frenlenmesi,aynı zamanda kıta ülkelerinde feodalyapının uzun süre korunmasına, buülkelerin genelde şu ya da bu kral, diktatörvb. adlandırmalarla bireyler tarafındanyönetilmesine ve burjuva demokrasisininde yerleşmemesine yol açmıştır.Sosyal gelişme ile ekonomik gelişmeningeriliği, kitlelerin yoksulluk veaçlık içinde yaşam mücadelesi vermekzorunda kalması ve üstüne üstlük birçokülkede iç savaşların da yaşanması;kitleleri daha iyi yaşayabilme umuduylabaşka ülkelere, kıtalara gitmeye doğru


panoramayönlendirmektedir.Böylesi bir durumda da, kendi ülkelerindendaha yoksul, iş bulma umuduolmayan ülkeler değil, zengin ve işbulma umudu olan ülkeler sözkonusuolmaktadır. Yoksul Afrikalıların umutbağladıkları ülke(ler) içinde AB ülkeleriya da Avrupa kıtası önde gelen ülkeler-kıtalararasındadır.Bu bağlamda şu olgu çok açıktır:Kendi ülkelerinden kaçmak ya da göçmekzorunluluktan kaynaklanmaktadır.Bu kaçışta önlerinde belirsiz birgelecek ve evet ölümle sonuçlanabilecekbir gelecek… vardır. Ama ölümünüzerinden atlayabilmeleri durumundabelki biraz daha iyi yaşayabilme umuduvar bunun arkasından. Ölümü gözönünealmak, yaşam koşullarının dayanılmazlığının,kötülüğünün, zorluğununbir sonucudur. Bir bakıma ölmekyaşamaktan kolay geliyor! Ama bunarağmen yaşamak için ölüm gözönünealınıyor. Ve bu, milyonlarca göçmenin,mültecinin bu sistemin tüm barbarlıklarınakarşın hayata sarılmasının da birgöstergesi…İSPANYA-FAS SINIRLARINDAYAŞAM SAVAŞI…Eylül ayı sonu Ekim ayı başlarındamedyaya yansıyan haber ve resimleryoksul Afrikalıların yaşam umuduylaölümü gözönüne alıp yerlerinden,yurtlarından kaçıp Avrupa’ya “sığınmasavaşı” içinde olduklarını yeniden gündemegetirdi.Afrika ile Avrupa kıtasının birbirineen yakın olduğu yer Fas ile İspanyaolması nedeniyle de, mülteciler ya dasığınmacılar diye tanımlananlar buyolu kullanmaya çalışmaktadırlar.İspanya’nın Fas’ta Ceuta ve Melilla gibiyerleşim alanlarına sahip olması da buyolu kullanmanın, Fas sınırlarını karadangeçerek İspanya’ya ait olan topraklaragirmeyi ve bu yollar üzerindenAvrupa’ya geçmeyi çekici kılmaktadır.Ceuta ve Melilla İspanya’nın sömürgecitarihinin Afrika’da geriye kalan,gerçekte sömürge kentler olan şehirleri.Ceuta’nın nüfusu 71 500, Melilla’nın ise66 000 olarak verilmektedir.Deniz yolunun kullanılması bir kenarabırakılırsa Ceuta ve Melilla’nınAvrupa’ya “sığınmak” için geçiş yoluolarak kullanılmasının yeni olmadığıgibi, Avrupa’nın bu yolları kapatmayayönelik önlemleri de yeni değil.Avrupa Birliği özellikle son yıllardagöçmenlerin Avrupa’ya kaçak yollardangelmelerini engellemek için transit ülkeolarak gördükleri ülkelere yönelik desiyasetlerini değiştirdiler. Kimileriyleanlaşma yaparak, o ülke üzerindengelen göçmenleri o ülkeye geri iade etmeyigaranti altına alırken böylesi biranlaşmaya varmayan ülkelere de yaptırımtehditleri savurmaktadır.Sonuç olarak Avrupa Birliği’nin emperyalistgüçleri, Avrupa Birliği üyesiülkeler dışındaki ülkelerden gelecekyoksullara karşı sınırlarını kapatmaya,kelimenin gerçek anlamında bir kaleduvarı örmeye çalışmaktadır.Bunun somut olarak Ceuta veMelilla’daki görüntüsü, her iki şehrinFas ile sınırının tel örgülerle, duvarlarla,dikenli tellerle kapatılmasıdır.Örneğin Ceuta’da tek tel örgülü-dikenlitelli duvar yeterli görülmediği için ikiduvar yapılmıştır. İki duvar arasınada beş metrelik boş alan bırakılmış vegeceleri sürekli ışıklandırılmaktadır.Duvarların yüksekliği verilen bilgileregöre dikenli teller hesaplanmadığındaüç metredir. Sınırda polis, asker gücüdışında sürekli kontrol için radar sistemide kullanılmaktadır.Bu önlemler dışında sınırı aşmakisteyenlere karşı, sınırı koruma güçlerinceplastik kurşunlarla ateş edilmesi,–ki son bir-iki hafta içinde öldürülen14 kişiye gerçek kurşunlarla ateş edildi–gözyaşartıcı bomba kullanılması, helikopterlerinsaldırısı vb. de yaşanan gerçeklikler.Tüm bu engellere rağmen yüzlerceinsan –kimi verilere göre beş yüz ya dabin kişilik gruplar– toplu halde Ceutave Melilla’ya geçmek için mücadeleetmektedir. Bu türden sınırı geçmeyeçalışmak şimdiye kadar pek görülmemişbir durum. Tüm engellere rağmensınırı geçenler, şimdilik zafer kazanmışoluyor! Ama yaşam savaşı bitmiyor…BARBARLIK, BARBARLIK,BARBARLIK!Afrika’dan Avrupa’ya sığınmaya çalışanlarınşimdi yeniden gündeme gelmesininperde arkasında Fas ile İspanyahükümeti ve Fas ile AB arasındaki pazarlıklardasığınmacıların Fas’lılar tarafındankullanılması gerçeğinin yattığıkimi medya kesimleri tarafından dilegetirildi.Sözkonusu pazarlıklar AB’nin sınırlarınınAfrika’da korunması, somutta daFas’ta Ceuta ve Melilla’nın sınırlarınınkorunması üzerine yürüyen pazarlıklar.İspanya hükümeti, Fas üzerindenAvrupa’ya –somutta İspanya’ya– gelensığınmacıların Fas tarafından geri alınmasıhakkında 1992’de Fas ile yaptığıbir anlaşmaya dayanarak, hangi ülkedengelirse gelsin tüm sığınmacılarıFas’a iade etmeye çalışmaktadır.Fas ise bu anlaşmayı bugüne kadaruygulamamıştı.Fakat, sığınmacıların geri iade edilmesipazarlıkların bir yanını oluşturmaktadır.Bu konu ile birlikte tartışılanesas mesele, Fas tarafından İspanya’yageçişlerin, kaçışların engellenmesidir.Bu bağlamda Avrupa’nın sınırlarınınAfrika’da savunulmasıdır sözkonusu olan.Avrupa’ya girişlerin engelleneceği duvarlarAfrika’da örülmek istenmektedir.AB, bu görevi yerine getirmesi içinşimdilik Fas’a 40 milyon euro vereceğiniaçıklamıştır. Fakat Fas egemengüçleri alınacak önlemler için bu miktarınyetmediğini söyleyerek daha fazlasınıalmaya çalışmaktadırlar.Bu konudaki görüşmelerin, pazarlıklarınsürdüğü bir ortamda, pazarlıkgücünü yükseltmek ve daha fazla paraalabilmek için Fas’lıların sığınmacılara“şimdi uygun zamandır” vb. biçimdepropaganda yaparak, onların Ceuta veMelilla’ya geçmesini teşvik ettikleri verilenbilgiler arasındadır.Yani Fas tarafı, pazarlıklarda dahafazla para alabilmek için Avrupa’yageçmek isteyen yoksulları kullanmaktadır.Hem de sonuçta sığınmacılarınAvrupa’ya geçişlerini engellemek içinyürüttüğü pazarlıklarda onları kullanmayaçalışmıştır. Egemenlerin kurbanlarıyine yoksullar oluyor…Barbarlık bununla bitmiyor tabii ki!Yüzlerce insanın sınırı geçmeye çalışmasınınötesinde bir de sınırı geçenleringeri gönderilmesi, sürülmesisorunu yaşanıyor.Onların aldığı önlemler somut olaraksözkonusu Ceuta ve Melilla üzerindenAvrupa’ya sığınmak isteyen insanlara,yoksullara karşı önlemlerdir.İspanya hükümetinin Ceuta veMelilla’da –ve evet AB ülkeleri yetkililerininde genelde– aldığı önlemler,sığınmacılar, ilticacılar bağlamındakendi yasalarını da, Cenevre MültecilerAnlaşması ve Avrupa İnsan HaklarıAnlaşması’nı da çiğneyen, insan haklarınıayaklar altına alan önlemlerdir.Örneğin sığınmacıların durumukendi yasalarına göre ele alınmadan,herhangi bir soruşturma, araştırmayapılmadan, sığınmacılar hangi ülkeüzerinden gelmişlerse, geldikleri yeregönderilmekte, sürgün edilmektedir.Sürgün edilenlerin gönderildikleriyerlerde nelerle karşılaşacağı onlariçin önemli değil. Melilla belediyebaşkanına göre “önemli olan onlarınİspanya’da kalmamalarıdır”. Ceuta veMelilla’da iltica hakkı ise pratik olarakortadan kaldırılmıştır.Sınırı geçenlerin sürgün edilmesiuygulamalardan biriyken, esas çabalarısınırdan geçişlerin engellenmesineyöneliktir. Bu bağlamda İspanya Ceutave Melilla sınırlarını “geçilmez” kılmakiçin 600 kadar özel askeri tim göndermekleişe başladı. Ceuta ve Melilla’yagirebilmeyi engellemek için zaten varolançifte duvara-sete, tel örgülere bir yenisini–üçüncüsünü– ekleme ve varolanduvarların yüksekliğini üç metredenaltı metreye yükseltme kararı verdi.AB ülkeleri İçişleri Bakanları özel olarakbu konuyla ilgili toplanarak, Afrikalısığınmacıların Avrupa’ya ulaşmasınıengellemek için polisiye önlemlerin artırılmasınakarar verdiler. Afrika’da toplamakampı ya da kampları oluşturmadüşüncesi de yeniden ele alındı.Bu tartışmalar ve alınan kararlar bileemperyalizmin barbarlık olduğu gerçeğiniortaya koymaya yetmektedir.Emperyalistler için yoksul insanlar ancakkendilerinin çıkarlarına uygun olduğuzaman “değerlidir”. Yoksa hiç birdeğeri yoktur.Onlar, yoksul bir tek mültecininbile Avrupa’ya gitmesini istemiyorlar.Bunun için de Fas’a şimdilik 40 milyoneuro vermeyi; yapılacak üçüncü duvara–on kilometre uzunluğundaki birduvardır bu–, var olan duvarların üçmetreden altı metreye yükseltilmesineve diğer polisiye önlemlere milyonlarcaeuro harcamayı göze almaktadırlar.Barbarlık bunlarla da sınırlı değil.Hayır! AB Fas yönetimine 40 milyoneuro dışında ne rüşvet verdiyse, Fas yönetimiİspanya’nın sürgün ettiği sığınmacıları,İspanya’dan devralıp çölleresürmektedir.Kamyon ve otobüslerle saatlerce yolaldıktan sonra çölün ortasına aç, susuz,gerçekte ölüme terkedilmektedir insanlar.Götürülüp bırakıldıklar ı kimi yerler isemayınlı alanlardır. Çöllere götürülüp terkedilenlersadece geri iade edilenler değil.Melilla veya Ceuta yakınlarındaki ormanlardagizlenen ve sınırı geçmek için olanakarayan yüzlerce insan da Fas kolluk güçleritarafından yakalanıp çöllere götürülüp bırakılmaktadır.Avrupa Birliği’nin sınırlarıAfrika’da böyle korunuyor!Somut yaşananların barbarlık olduğunugörebilmek için olayların detaylarınadeğinmeye gerek yok. Emperyalistbarbarlığın insanlığı ayaklar altına almasınınsadece bir örneğidir bu yaşananlar.Yoksullara ne kendi ülkelerinde, nede yaşam umudunu bağladıkları emperyalistmetropollerde yaşam hakkıtanınmamaktadır.Sorunun özü, yoksulların bu barbarsistemin gerçek yüzünü görüp görmeyeceği;emperyalist sisteme karşı baskının,sömürünün son bulduğu; tüminsanların toplumsal zenginliği eşitpaylaştığı bir dünyayı yaratmak içinmücadele edip etmeyeceğidir.Emperyalistler yoksullardan korkuyor.Korkuları yerindedir! “Büyük insanlık”,bu barbar sisteme son vermeyemuktedirdir… Yeterki kendi gücününbilincine varsın. Yeter ki, ırk, millet,din, cinsiyet farklılığı gözetmeden birleşsin.18 Ekim 2005 ✓15


panorama167Eylül’de Mısır’da yapılan başkanlıkseçimlerini yine HüsnüMü b a rek k a z a nd ı . S e ç i mKomisyonu’nun yaptığı açıklamayagöre Mübarek oyların %88.5’ini alarakbeşinci kez başkanlığa seçildi. BöyleceMübarek, eğer ömrü yeter veya istifaetmek zorunda kalmazsa, toplam 30 yılMısır’ı yönetmiş olacak. Tabii ki altı yılsonra yapılacak başkanlık seçimlerindeyeniden aday olup kazanmazsa…Bu s e ç i m ler i n e s a s öz el l iğ i,Mübarek’in yeniden seçilmesi değil.1981’den beri yapılan her başkanlık seçimindeparlamento tek başkan adayıolarak Mübarek’i öneriyor ve seçimlerdeseçmenlere sadece Mübarek’e evetya da hayır oyu verme seçeneği bırakılıyordu.Sıkıyönetimle yönetilen ve seçmenkartının esas olarak Mübarek yanlılarınaverildiği bir ülkede, en son başkanlıkseçimlerinin yapıldığı 1999’daseçimlere katılımın %10 civarındaolduğu –resmi açıklamalara göredaha yüksek– ve Mübarek’in oyların%93.79’unu aldığı verilen bilgiler arasındadır.Bu olgulara bakıldığında yapılanseçimlerin Mübarek’in başkanlığınıMISIR“Mübarek” seçimi ya daseçim oyunu…onaylama seçimleri olduğu ortaya çıkmaktadır.1981’den, yani Mübarek’inbaşkanlığa gelmesinden beri Mısır’daolağanüstü hal ya da sıkıyönetimin süreklivarlığı da gözönüne alındığında,halkın büyük bölümünün seçimlere katılmaması;ya da “biz Mübarek’le karşıkarşıya gelmek istemiyoruz, nasıl olsaMübarek seçilir” deyip onu seçmesi anlaşılırbir olaydır.Bu bağlamda bu seferki seçimlerinesas özelliği seçimlerin çok adaylı olmasıydı.Bu farklılığa rağmen ama buseçimler de esas olarak Mübarek’in yenidenseçilmesinin seçimleri olmuştur.Seçmen kartları için başvurularOcak ayında yapılması gerekiyordu. Budönemde seçimlerin çok adaylı olacağıbilinmiyordu. Seçmenlerin çoğu yineMübarek’in tek aday olacağından yolaçıkarak seçmen kartı almak için başvurudabile bulunmadı. Nüfusun yaklaşık%40’ının okur-yazar olmadığı gerçeğide gözönüne alındığında ve buna “banane”ci tavır da eklendiğinde Mübarekkarşıtı kitlenin seçimlere ilgi göstermemesiortaya çıkmaktadır.Seçmen kartı olmayanlar doğal olarakseçme hakkına da sahip değildi.Seçime katılımın düşük olmasına rağ-men, Seçim Komisyonu ve sayımın daseçimlerden önce belirlendiği batılımedyanın genel kanısı. Mübarek’inmuhalefeti de aynı kanıda ve eğerMübarek’in seçimleri kaybetme ihtimaliolsaydı, çok adaylı seçime izin vermezdidüşüncesi de egemen düşünce.Kimi muhalefet temsilcileri seçimlerdenönce gerek oy sayımında, gereksede oy vermede seçim sahtekarlığıyapılacağına kesin gözüyle bakıyordu.Mübarek yanlısı “Ulusal DemokratikParti” yetkilileri ve taraftarları seçimlokalinde seçmene –özellikle de okuryazarolmayan seçmene– “hilal ay”a oyvermesini telkin etmişlerdir. Seçimlerekatılımın az olacağı gözönüne alınarakseçim günü boyunca da seçmenin sandığagitmesi çağrısı yapılmış ve kimiyerlerde de seçime gitmeyenlerin paracezasına çarptırılacağı ilan edilmiştir.Seçime katılım %15 ile %30 arası tahminedilmektedir ve para cezası vermemekiçin seçim sandığına gidenlerbu oranı yükseltmiştir.Bu seçimler “Mübarek” seçimi olduve gerçekte bir seçim oyunu oynandı.Mademki seçimler Mübarek’i yenidenseçmek içindi, o zaman neden çokadaylı bir seçim gösterisi yapıldı? Busoruya yanıt, hem Mısır’daki muhalefetingiderek sesini yükseltmesi, hemde –esas olarak da– ABD emperyalizminin“demokrasi ihracı” yönündeMısır yönetimine yönelik dayatmasısonucu çok adaylı seçimlere gidildi biçimindedir.KISACA GELİŞMELERİN PERDEARKASI…Yukarıda da değindiğimiz gibi 1981’den,Mübarek’in başkanlığa gelmesindenberi Mısır sıkıyönetimle yönetilmektedir.Bu duruma atfen Mübarek’inMısır’ı “demir yumrukla” yönettiği yada “son firavun” olduğu vb. tespitler yapılmıştır,yapılmaktadır.Her seferinde “teröre karşı mücadele”adına sıkıyönetim uzatılırken, muhalefetede izin verilmedi. ParlamentodaMübarek yanlısı “Ulusal DemokratikParti” milletvekilleri dışında, az sayıdada olsa başka parti ya da grupların milletvekilleriolması durumu da, gerçekteMübarek’in yönetimine karşı olan muhalefeteizin verildiği anlamına gelmiyor.Örneğin 2000 yılında yapılanseçimlerde 444 milletvekilinin 388’i“Ulusal Demokratik Parti” milletvekiliydi.Bu durumda alınacak kararlarınzaten Mübarek yanlısı kesimin isteğinegöre olacağının açık olması da, göstermelikbir muhalefetin parlamentodaolmasına gözyummanın bir nedeni olmuştur.Muhalefete karşı tavrın ne olduğunuesas olarak sistemli ve sürekli işkenceninvarlığı, tutuklamaların yoğunluğuda göstermektedir. Tutuklanıp serbestbırakılanlar bir kenara bırakıldığında,1981’de Enver Sedat döneminde, cezaevlerindeiki bin civarında tutuklu varken,şimdi bu sayının yirmi bin civarındaolduğu bilgisi verilmektedir.Mısır’da en temel demokratik haklarsıkıyönetimle devredışı bırakılmıştır.Verilere göre ülke nüfusunun %48’i–gerçekte daha fazlası– yoksulluk sınırıaltındaki bir gelirle yaşamak zorunda…Çoğu aileler için açlık günlükyaşamın kopmaz parçası. İşkencesistemli olarak uygulanmakta. Haziran2004 ile Haziran 2005 arası dönemdeişkencede yaşamını kaybedenlerin sayısı40 olarak verilmektedir.Ticarette fazla ilişkileri olmasa daekonomik olarak esasta ABD emperyalizminebağımlı bir ülke konumundaMısır.Mısır’ın durumu hakkındaki buözete uluslararası alanda emperyalistgüçlerin, özel olarak da ABD emperyalizminin“terörizme karşı mücadele”adına Ortadoğu ülkelerine de “demokrasiihracına” kalkışması ve Mısır’ınönemli ölçüde ABD’ye bağımlı olması;gelişmelerin iç muhalefeti cesaretlendirmesivb. durumlar Mısır’da “reform”yapmayı da dayattı…2005 yılı Eylül ayında yapılacağıbelli olan başkanlık seçimlerindeMübarek’in beşinci kez aday olmasınıengellemek isteyen bir muhalefet oluşmayabaşladı. 2004 yılı Ekim ayı sonunda650 muhalif kişinin ortak imzasıylayapılan açıklamada, Mübarek’inadaylığını engelleyecek bir Anayasadeğişikliği talebinde bulunuldu. Yine5 Kasım 2004 tarihinde iki bin kadarmuhalif kesim “Yarın” adlı muhalefetpartisini kurdu.12 Aralık 2004 tarihinde ise ilk kezbir yürüyüş düzenlendi. Yürüyüşün temelsloganı “Yeter!”di ve yürüyüşe binkişi katıldı.Bu rakamlar sayı olarak ele alındığındakuşkusuz ki çok az. Ama 24 yılsıkıyönetimle yönetilen bir ülkede, muhalefetinsokağa çıkması bağlamındabu eylem ve muhalefetin sesini yükseltmesiönemlidir.Bu yürüyüşe karşı yönetimin tavrı,1981’de ortaya konan sıkıyönetmedayanarak yürüyüşleri yasaklamakoldu. “Yarın” partisinin lideri ve aynızamanda parlamentoda milletvekiliolan Aiman Nour’un dokunulmazlığı29 Ocak’ta kaldırıldı ve kimi yandaşlarıylabirlikte 9 Şubat’ta tutuklandı.Muhalefetin tepkileri sonucu da kefaletkarşılığı 12 Mart’ta serbest bırakıldı.Bu gelişmelerin paralelinde ise esasbelirleyici olan gelişmeler yaşandı.ABD emperyalizminin başkanı Bush 21


panoramaKIBRISŞubat 2005 tarihinde Brüksel’e yaptığıbir ziyarette Mısır’dan siyasi reformlaryapması talebinde bulundu. ABD emperyalizmininbir diğer temsilcisi Riceise 25 Şubat’ta Mısır’a yapmayı düşündüğüziyareti, “Yarın” partisinin liderinintutuklanması nedeniyle iptal etti.Bunun hemen ertesinde 27 Şubat’taMübarek, televizyonda yaptığı bir konuşmadareformlar yapılacağı açıklamasındabulundu. Yapılacak reformlarınbaşında da, Eylül ayında yapılacakbaşkanlık seçimlerinde çok adaya izinvermek geliyordu.27 Şubat’ta yapılan bu açıklamayauygun olarak Mübarek parlamentodakiyandaşlarından Anayasa’nın 76. ve 192.maddesinin değiştirilmesini talep ettive yandaşları da buna uygun davranaraksözkonusu maddeleri değiştirdi.Sözkonusu maddelerin yeni biçiminiise 10 Mayıs’ta karara bağladı.Sonuçta 7 Eylül’de çok adaylı başkanlıkseçiminin yapılması, ABD emperyalizminindayatmasıyla yapılan budeğişiklik sonucudur.Tabii ki muhalefetin giderek sesiniyükseltmesi, Mübarek’in başkanlıktanindirilmesi, sıkıyönetimin kaldırılması,özgür seçimlerin yapılması ve yeni biranayasanın oluşturulması biçimindekitalepleri temel talepler olarak ileri sürmesivb. gelişmeler de gözönüne alındığında,Mısır’da belli değişikliklerinyapılmasının gündeme geldiği, değişikliğinkendisini dayattığı ortaya çıkmaktadır.Mübarek iktidarını korumanın yollarınıaramaktadır. Başkanlık seçimleriöncesinde verdiği vaatler arasında,1981’den beri geçerli olan sıkıyönetimikaldırmak, 3500 okul yapmak, 400bin öğretmen yetiştirmek gibi vaatlervardı. Sıkıyönetimi kaldırma planının“teröre karşı mücadele” adına yeni biryasa çıkarmakla birlikte ele alındığı bilindiğinde,yapılacak değişikliğin özdebir şey değiştirmeyeceği açığa çıkmaktadır.Yapılacak değişikliklerin halkın çıkarınaolup olmayacağını esas olarakmuhalefetin gücü ve tavrı, sonuçta güçlerdengesi belirleyecektir. Mübarek’inyeniden başkanlığa seçilmesi ise, yapılacakdeğişikliklerin esas olarak halkınçıkarına olmayacağının garantisidir.Mübarek ve yandaşlarının iktidarı,ancak ve ancak zorlandıkları noktadahalkın çıkarına olan değişiklikleri gündemegetirecektir.Devrimci bir muhalefet ortaya çıkarsa,onu desteklemek de enternasyonalistgörevimizdir.19 Ekim 2005 ✓Kuzey Ekonomisi NasılBüyüyor?*Devlet Planlama Örgütü’nün(DPÖ) yaptığı yazılı açıklamayagöre Kuzey Kıbrıs’ta2003 yılında 5 bin 949 dolar olan kişibaşına düşen gelir 2004 yılında 8 bin 95dolara yükseldi. Bunun da reel olarakyüzde 15.4 oranında bir artış demek olduğuaçıklandı.Asgari Ücret Komisyonu’nun asgariücreti belirleme döneminde sendikalarınyaptığı açıklamalara göre hayatpahalılığının yüzde 12 arttığı ve ücretlerinde buna göre artması gerektiğinevurgu yapılmıştı. Hükümet çevrelerininbu oranı yüzde 11’de tutmaları hayatpahalılığına göre memurlara artışınyapılmamasını getirmişti. Yani reelolarak baktığımızda memurlarımızıngelirlerinin artmadığı açıktır. Bununyanında emeklilere de aynı şekilde davranılmıştı.2003’te kapıların açılması dolayısıylaGüney’e geçip oralarda çalışma imkânıbulanların ücretlerinde bir artış olduğuda söylenemez. Hatta bu çalışanlarınaynı işi yaptıkları Rumlardan daha azbir ücretle çalıştırıldıkları da bilinenbir gerçektir.Diğer yandan hükümetin ithalattauyguladığı gümrük uygulamalarını geriletmesidolayısıyla sermayenin cebinedaha fazla para girmesi sağlanmaklakalmamış, aynı zamanda yerleşimeuygun olup olmadığına bakılmaksızınazınlıkta olan belli bir kesime dağıtılanaraziler üzerine ucuz iş gücü ile yapılaninşaatlarda bu kesime bolca paraakması sağlanmıştır.Dolayısıyla DPÖ’nün kişi başına düşenmilli geliri 8 bin 95 dolar olarakaçıklaması ülkede zenginlerin ve işçilerinücretlerini aynı kefeye koyup ortalamasınıalmaktan kaynaklanmaktadır.Ülkedeki gelir dağılımı üzerine açıkveriler vermekten kaçınan hükümet veDPÖ Kıbrıs Türk burjuvalarının nasıldaha da zengin olduklarını kitlelerdengizlemeye çalışmaktadır. Bir ev kirasının200 sterlin olduğu Lefkoşa gibi bir yerdeiki çocuklu bir aile karı koca çalışsadahi asgari ücretin 750 YTL olduğu birdurumda nasıl geçinebilir ki? Kıbrıs’tasadece mutfak masrafının bin YTL dolayındaseyrettiği bir ortamda karı kocaasgari ücretle çalışsa dahi kendilerine veçocuklarına ancak boğaz tokluğu kadarbir şey sağlayabilir. Bu durumun yaygınbir durum olduğu gayet iyi biliniyor. 180bin kişilik bir nüfusa 15 bin civarındakişinin memur olduğu dikkate alındığındadüşük gelirlilerin sayısının çokdaha kabarık olduğu özellikle de özelsektörde çalışanların gelirlerinin kısıtlıolduğu açıkça görülüyor. Bu gazete sayfalarındaözel sektörde çalışan işçilerindurumunu sürekli olarak ele aldık.Hangi veriler doğrudur? İşçilerin kendiağızlarından bize söyledikleri ücretlermi, yoksa DPÖ’nün ortalama gelir açıklamasımı?Ancak gerçek yukarıda da belirtildiğigibi hiç de böyle değildir.Diğer taraftan Başbakan Soyer deaçıklama yaparak üniversitelerin veturizm gelirlerinin 2003’e nazaran artmasındanövgü ile sözediyor. İyi deturizm işletmelerinde çalışanlar kimlerdir?Turizm işletmelerinin sahiplerikimlerdir? Üniversite sahipleri kimlerdir?Tüm bunlar dikkate alındığındaturizm ve üniversitelerde artan gelirlerinçok az bir zümrenin elinde biriktiğiaçıkça görülüyor. Hükümet elbetteithalatın 853 milyon dolar olduğunuövünerek söylüyor. Bu ithalattan stopajve KDV vergisi alan hükümetin olduğuaçıkça gerçek. Bu durum karşısında ithaledilen ürünlerin işçi ve emekçi kesimleredağılmadığı yine aynı şekildebüyük sermaye çevreleri tarafındanbiriktirildiği açıkça görülüyor. Pekiama işçi sınıfına hiç bir şey gitmiyormu? Yaşamını sürdürmek için elbetteişçiler bu ithal edilen ürünlerin bir kısmınıalıyorlar. Ancak işçilerin bu ithalürünlerinin yüzde kaçını tükettikleriyine aynı rejim tarafından hasıraltıediliyor. Asgari ücret veya düşük ücretleçalışan işçilerin harcamaları büyükburjuva ve sermaye çevrelerininharcadıkları yanında kırıntıdan dahaazdır. Hayatından memnun olanlar iseyine burjuvalardır. AB barometresi ileortaya sürülen veriler aldatmacadanbaşka birşey değildir. İstatistik verilerintoplumu aldatmak için nasıl kullanıldığıdünyanın her yerinde görülüyor.Altın altın kaynayan kazanı örtbasetmek isteyenler bunu başaramazlar.Hükümet memurların maaşlarınıniyi olduğunu iddia ediyor. Gerçektedurum bu mu? Devlete çalışan işçi vememurların çalışma saatlerini karşılıksızolarak uzatma girişimi hükümetinişçi ve memurlara ve aynı zamandaözel sektörde çalışan işçilere atmayaçalıştığı kazıktan başka bir şey değildir.“Değişim yapıyoruz” diye aldatmacalısözlerle kitleleri yatıştırmaya çalışanBaşbakan Ferdi Sabit Soyer yaptığı değişikliklersadece ve sadece kapitalizminKıbrıs’ta yeniden düzenlenmesindenbaşka bir şey değildir. Bu anlamdabu değişim gerçek anlamda bir değişimdeğildir. Mevcut düzenin korunmasıve burjuvalardan yana güçlendirilmesiiçin bir değişimdir. Oysa işçiler veemekçiler için değişim toplumsal olanüretimin dağıtımda da toplumsallaşmasınıgerektirir. İşçiler işte bu kapitalistbireysel birikime karşı toplumsalolan üretimin toplumsal olarak paylaşılmasınıtalep ediyorlar. Bu da ancakKıbrıs’ta burjuva emperyalist kesimlerinalaşağı edilmesiyle mümkündür. ✓(*) Bu yazı Kıbrıs’ta Sosyalist Gerçekadlı gazetenin 170. sayısından alınmıştır.— Yeni Dünya İçin Çağrı17


halkların kardeşliği içinHALKLARIN KARDEŞLİĞİ İÇİN“Ermeni konferansı”veTürk şovenizmi…18Ba s ı n d a k ı s a c a “ E r m e n ik on fe r a n s ı” a d ı ve r i len,“ İ m p a r a t o r l u ğ u n Ç ö k ü şDöneminde Osmanlı Ermenileri:Bilimsel Sorumluluk ve DemokrasiSorunları” konulu konferans sonundagerçekleşti.Sözkonusu konferans daha önce 25-27 Mayıs tarihlerinde planlanmış vebaşta Adalet Bakanı Cemil Çiçek olmaküzere birçok kişi Ermenileri ilgilendirenbir gündemle planlanan böylesi birkonferansa gösterdikleri tepki sonucukonferans ertelenmişti.Adalet Bakanı’na göre “Bu konferans Tü rk m i l let i n i a rk adanhançerlemek”ti… Yine tepki gösterenkimi diğer Türk şovenisti kesimler dekonferansa “soykırım olmadı diyenkimseyi çağırmadılar” biçiminde tepkilergösterdiler. Bu arada sanki tartışmaktanyanaymışlar gibi, konferansın“tek taraflı” olduğu eleştirisini getirerekgerçekleri de çarpıttılar, kitleleri bu temeldede kışkırtmaya çalıştılar.Bu tepkiler nedeniyle konferans örgütleyicilerikonferansı belirsiz bir tariheerteleyince, sorun dünya medyasına dayansıdı. Özellikle de Türkiye’nin AB’yeüyelik için müzakerelerinin başlamasınıistemeyen kesim bu durumu kullandı.Bu sorunun 3 Ekim’de müzakerelerinbaşlatılmasının önüne konacak engellerdenbiri olma olasılığı BaşbakanErdoğan’ı harekete geçiren bir etkenoldu. Sonradan ortaya çıktığı gibiBaşbakan Erdoğan, konferansı örgütleyenBoğaziçi Üniversitesi ve SabancıÜniversitesi rektörlerinden ertelenenkonferansın 3 Ekim’den önce gerçekleştirilmesinitalep etmiştir.Başbakanın devreye girmesi konferansıörgütleyenleri cesaretlendirmişolacak ki, konferansı 23-25 Eylül tarihlerindeyapmaya karar verdiler. Bunagöre sözkonusu konferans, Boğaziçi veSabancı Üniversitesi’nin ortaklaşa düzenlediğive “İmparatorluğun ÇöküşDöneminde Osmanlı Ermenileri” bağlamında“bilimsel içerikli çalışmalarınpaylaşılacağı” bir konferanstı. Ve bukonferansta, konferansı düzenleyenlerinaçıklamalarına göre özel olarak“soykırım var mıydı yok muydu?” sorunubiçiminde bir gündem maddeside yoktu.Konferansa katılanlar ise değişikgörüşlerin temsilcileriydi ve bunlarınarasında “soykırım yapıldı” diyenler devardı. “Soykırım yoktu” diyenler de davetedilmişti. Örneğin Hürriyet gazetesinin“Zaptiye” yazarı ve Talat Paşa’nınnotlarını yayınlayan Murat Bardakçı dadavet edilenler arasındaydı, konferansakatılmadı.Gerek davet edilenlerin kimler olduğunabakıldığında, gerekse de katılanlarınsavunduğu görüşler gözönünealındığında konferansın “tek yanlı”,“Türkiye’ye düşmanlık yapanların”konferansı olduğu yönlü iddialarınesas olarak yalan olduğu, bu iddialarınkonferansa katılanlar şahsında Ermenidüşmanlığını körüklemenin bir aracıolarak kullanıldığı gerçeği açıkça ortayaçıkmaktadır.Sonuç olarak sözkonusu konferansınyapılıp yapılmayacağı sorunu,Türkiye’nin AB’ye üyeliğini isteyenlerleistemeyenler arasındaki mücadelenin;Türkiye’de liberal burjuvazi ve AKPhükümeti ile “derin devlet” arasındakiiktidar dalaşının yansıdığı bir sorunolmuştur. Ermenilere düşmanlık ise budalaşta kitleleri kışkırtmanın bir aracıolmuştur.MAHKEMENİN YÜRÜTMEYİDURDURMASI…Türk devletinin resmi tezini savunmayanve hatta “soykırım yapıldı”düşüncesini savunan kimilerinin dekatılacağı belli olan bu konferansın23-25 Eylül tarihlerinde yapılacağı kamuoyunayansıdıktan sonra (Ağustosayının sonuna doğru), yağız Türk şovenistlerihem “karşıt Ermeni konferansı”yapma, hem de sözkonusu konferansımahkeme kararıyla engelleme yollarınabaşvurdular.2005 yılının “soykırımın 90. yıldönümü”olması nedeniyle Türkiye’de, parlamentoda içinde olmak koşuluyla bir çok toplantı,panel gerçekleştirildi. Sözkonusu toplantıve panellere –bunların hemen hepsi deTürk devletinin resmi tezini savunma,hatta daha da açık Ermeni düşmanlığı yapılanbir içeriğe sahip olduğu için de– herhangibir engel çıkarılmadı.Fakat içinde “soykırım yapıldı” düşüncesinisavunanların da katılacağı bilgisininolduğu yerde, böylesi bir konferansıengellemek için kimi açık Türk şovenlerikolları sıvadılar.21 Eylül’de “Her Yönüyle ErmeniSorunu ve Tarihi Gerçekler” isimli konferansyaparak “soykırımın yapıldığı”düşüncesinin yalan olduğunu anlattılar.Katılımcıların başında ise Devlet ArşivleriGenel Müdürü Yusuf Sarınay, CHP GenelBaşkan Yardımcısı Onur Öymen gibilerivardı.Bu “karşıt konferansın” yapılmasınınamacını Emekli Tümgeneral ArmağanKuloğlu şöyle açıklamaktadır:“23 Eylül’de İstanbul’da Ermeni konferansıyapılacak. Katılımcıların kimliğineve fikrine bakıldığında toplantınınTürkiye’nin pek yararına sonuç vermeyeceğiaçık. Bu yüzden o toplantıdan öncebu toplantı düzenlendi ve orada yapılacakihanetlere, kasıtlı yanlışlara dikkatçekmek, kamuoyunu aydınlatıp uyarmakistedik.” (Zaman, 22 Eylül 2005)Konferansa katılacak olanların kimliğineve fikrine bakarak önceden kararveren sadece emekli TümgeneralKuloğlu olmadı… Başını MHP’li kimiavukatların çektiği Hukukçular BirliğiVakfı üyesi avukatların başvurusu üzerine,İstanbul 4. İdare Mahkemesi 2005-2282 Esas sayılı kararıyla, 2’ye karşı 3oyla yürütmeyi durdurma kararı verdi.Bu kararın verilmesi bir anlamda ortayailginç bir tablonun çıkmasına yolaçtı… YÖK, Mayıs ayında konferansınertelenmesini desteklerken, bu sefer yürütmeninmahkeme tarafından durdurulmasını“Türk yüksek öğretimi adınabüyük talihsizlik” ve üniversitelerin bilimselözerkliğine müdahale olarak değerlendiripkarara karşı çıktı. KuşkusuzYÖK demokrasi savunucusu ve üniversitelerinbilimsel özerkliğinin temsilcisideğil. Fakat, kendisine ait olduğu biralana müdahale edilmesine karşıdır.Sözkonusu karara karşı BaşbakanErdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül de tavırtakınıp kararı eleştirdiler. Bunlarında esas sorunu, konferansta Ermenilerhakkında özgürce konuşup tartışmayanlısı olma sorunu değildi. BaşbakanErdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül açıkçayapılanı, 3 Ekim’de başlatılması düşünülenAB’ye üyelik müzakerelerininönünü kesmeye çalışmak, provokasyonolarak değerlendirdiler. Bunların kararakarşı çıkması da AB’ye üyelik müzakerelerininbaşlatılması ve aynı zamandabuna karşı olan kesimlerle iktidar dalaşındabir adım daha ilerleyebilmektir.Bu durumda YÖK ile Başbakan veDışişleri Bakanı mahkeme kararınakarşı olmada birleştiler…Mayıs ayında “Bu konferans Türkmilletini arkadan hançerlemektir”diyenAdalet Bakanı Cemil Çiçek görüşünükoruduğunu açıklasa da konferansıdüzenleyenlere “tüyo” vermekten geridurmadı. Ne de olsa hükümet sözcüsüydü,3 Ekim’de müzakerelerin başlatılmasıhükümet için önemliydi ve oda bu konuda görevini yerine getirmesigerekiyordu. Kendi aralarındaki görüşfarklılıkları bu görevi yerine getirmeninönüne konulamazdı…Sözkonusu “tüyo”, mahkemenin aldığıyürütmeyi durdurma kararının,sözkonusu iki üniversiteyi ilgilendirdiğini,“konferans yapılamaz” diye birgenel kararın olmadığını, toplantınınbaşka yere kaydırılarak yapılabileceğinive bunun yasalara uygun olduğu yönlüaçıklamaydı.Yürüyen tartışmalarda kuşkusuz kimahkemenin aldığı kararın hukuka aykırıolduğu vb. konularda da tartışmayürütüldü.Hukuki olarak mahkemenin aldığı kararatemel oluşturan “konferansa kimlerinkatılacağı, isimlerin hangi kıstaslaragöre belirlendiği, masrafların nasıl karşılandığı”vb. soruları sorması bile üzerinedüşmeyen işe kalkışmaktır. Aslındasoruna hukuki olarak değil, siyasi olarakyaklaşıldığı ve hukukun hiç de bağımsızolmadığını gösteren bir örnektir bu.Mahkeme sözkonusu soruları sorup cevapgelene kadar yürütmeyi durdurmayakarar veriyor. Oysa, somut olayda kimlerinkonuşacağına karar vermek yargınındeğil, idarenin, somutta da üniversiterektörlüğünün yetkisi alanındadır.Sonuçta yapılanlar esas olarak –kiminne zaman ve nasıl konuşacağına, hangigörüşü açıklayıp savunacağına İdareMahkemesi tarafından karar verilmesi–düşüncesini açıklama özgürlüğüne yapılanbir müdahaledir.Yasalara göre henüz işlenmiş bir “suç”


halkların kardeşliği içinyok. Ama mahkeme olası bir “suç” işlenebileceğinigözönüne alarak “önleyici”karar alıyor! Somut olarak da“Ermenilere soykırım yaptık” tespitiniyaptırmamak, bu düşüncenin ifade edilmesiniengellemek için yürütmeyi durdurmakararı vermiştir.Konferansın yapılmasını engellemeyeçalışanlar mahkemenin yürütmeyi durdurmakararını sevinçle karşılarken,esas olarak liberal siyaset savunucularıolanlar bunun Türkiye’nin imajını zedeleyen,kötü bir resim çizen bir durumolduğunu savunup Türkiye’nin çıkarlarıiçin sözkonusu konferansın yapılmasındanyana tavır takındılar.Bu yönlü tavır takınanlardan biri deTaha Akyol’du. Milliyet gazetesindekiyazısında şunları yazmaktadır:“Konferansı engellemek, bu görüşleriyok etmeyecek. Aksine, engellemeler bukonferansa ‘sansasyon’ katmış, ilgi odağıhaline getirmiştir.Bütün dünya için, konferansta nelerinsöylendiği veya nelerin söylenmediğindendaha çok ilgi çeken bu ‘engelleme’olmuştur.Türkiye’nin üzerine, ‘suçunun ifşaedilmesinden korkan, akademisyenlerisusturan ülke’ görüntüsü düşürülmüştür.Lobiler bunu koz olarak kullanacaktır.(…)İçeriği bakımından ‚tartışmalı’ olanbu konferansın tekrar engellenmesi, ‘kesin’bir şekilde Türkiye’nin imajına gölgedüşürmüştür.” (Milliyet, 24 Eylül 2005)Taha Akyol konferansın engellenmesininTürkiye’nin milli menfaatlerineuygun olmadığını düşündüğü için engellemeyekarşıdır, demokrat olduğuiçin değil. Ermeni soykırımı üzerineözgürce tartışılmasından yana olduğuiçin değil. Ona göre “konuşmacılariçinde Taner Akçam gibi birkaç fanatiğindışında, ‘soykırım’ diyen yok; çokfarklı görüşler var. ‘Mukatele’ diyen var,‘kıtal’ diyen var, hatta ‘İttihatçılarınetnik temizliği’ diyenler var ama bunlarda ‘soykırım tarifine girmez’ diyeaçıkça belirtiyorlar.” (aynı yerden)Yani mantığı, nasıl olsa “soykırım”diyenler çok az sayıda, bunun sonucuda konferansta bu yönde ortak bir tavırçıkmaz ve karşı görüşü savunanlarda var vb. biçimde çalışıyor. Ne de olsasöylenenler kimseyi ilgilendirmiyorama engelleme Türkiye’nin imajınagölge düşürüyor ve Türkiye karşıtlarıda bunu kullanacak…Taha Akyol’un bu yaklaşımı konuhakkında tavır takınan birçoğununtavrının bir örneğidir sadece. Eğerbir genelleme yapılırsa, bu yönlü tavırAB’ye üyelikten yana ve müzakerelerinbaşlamasını isteyen kesimin tavrınıyansıtmaktadır. Kuşkusuz ki bunlararasında da farklılıklar var ama ortaknoktaları Türkiye’nin milli çıkarlarınauygun olup olmadığıdır.Sorunun özüne bakıldığında, “millimenfaatleri savunmak” gerekçesiylemahkeme kararına karşı çıkanlarınyaklaşımı ile mahkemeye başvurupkonferansı engellemek isteyenlerinyaklaşımları arasındaki farklılıklarıesas olarak yol ve yöntem konusunda,kendi siyasi tavırlarına göre neyinTürkiye’nin çıkarlarına uygun olduğukonusundadır. Fakat temel yaklaşımlarıarasında özde bir fark yoktur. İkiakım da Türk milliyetçisidir… Ermenisorunu sözkonusu olduğunda farklıdüzeylerde de olsa iki akım da Ermenidüşmanlığını yapan, soykırımın varlığınıreddeden konumdadır.Arka planında “milli menfatlerin”savunuculuğu yatsa da, tartışmalardasoruna “demokratikleşme”, yasakçılığakarşı olma yanının ağır bastığı,düşüncelerin özgürce açıklanması,tartışılması gerektiği yönlü tavırlar datakınıldı.KONFERANSIN KİMİ YANLARI…Konferans, konferans yeri değiştirilerekgerçekleştirildi. Konferansın yeri değiştirildiğindeadı da adlandırmadaki“Çöküş” yerine “Son” tanımı eklenerek“İmparatorluğun Son DönemindeO sma n l ı E r men i ler i : Bi l i m s e lSorumluluk ve Demokrasi Sorunları”olarak değiştirildi. Mahkeme kararınınhemen konferanstan önce verilmiş olmasıve yerin değiştirilmesi üç gün olarakdüşünülen konferansın iki gün yapılmasınayol açtı. Bilgi Üniversitesi’ninDolapdere Kampusünde yapılan konferansakatılım davetlilerle sınırlandı.Verilen bilgilere göre toplam davet edilenlerinsayısı 786, katılanların sayısıise 267 idi.Konferans sıkı önlemler altında, kimigazetecilerin deyimiyle “sanki olağanüstühal ilan edilmiş” bir durumdayapıldı. Protesto eylemi yapanların–bunlar esas olarak MHP ve İP’lilerdi–sayısı da 300 civarındaydı.Konferansta konuşmacılar görüşleriniaçıkladı ama herhangi bir sonuçaçıklaması, bildirisi sözkonusu olmadı.Kimin ne tartıştığı, ne savunduğu iseesas olarak medyaya yansıdığı kadarıylatakip edilebildi.Protestocuların konferansa katılanlaradomatesli, yumurtalı saldırısınınesnafın satışına katkısı ve domatesleyumurta saldırısına maruz kalanlarınolayı “menemen eylemi” biçimindedeğerlendirmesi, tartışmaları renklendirdi…Ama medyaya yansıdığı kadarıylakonferansta savunulan düşüncelerdekonu hakkında şimdiye kadarsavunulan düşüncelerin ötesinde yeniolan bir şey yoktu.Mahkeme kararını tartışmanın konferansadoğal yansıması olarak sorun,kimi konuşmacılar tarafından, AB yanlısıve “demokratikleşmek” isteyenlerle,buna karşı olanların “ciddi bir mücadeleylekapıştıkları” olarak ortaya kondu.Bu bağlamda konferansın yapılmışolması burjuva anlamda da olsa demokrasiyanlısı liberal kesimin hanesine yazılanbir artı olmuştur.Konferansın yapılması Kenan Evrengibilerine bile “iyi ki yapıldı” dedirtenve bunu Türkiye’yi dışta “demokratik”bir ülke olarak pazarlamanın bir örneğiolarak kullanılmasına olanak vermiştir.Konferansın yapılması, diyasporadakiErmenilerin “Türk devleti bu sorunutartışmaz” biçimindeki tezlerinekarşı bir koz olarak da kullanıldı, kullanılacaktır.Konferansın yapılması kendi başınaele alındığında Ermeni sorununun tartışılmasıbağlamında önemli olsa da,çokça propaganda yapıldığı gibi gerçektebir tabunun yıkılması anlamınada gelmemektedir.K o n f e r a n s t a O s m a n l ıİmparatorluğu’nun son dönemlerininErmenileri hakkında tartışması, butartışma Türkiye’de yapıldığı için ve bukonferansta soykırım yapıldığını savunanlarınve soykırım tanımını kullanmasada resmi devlet çizgisinin dışındaorta-çizgi savunanların olması durumuolduğu için önemli oluyor.Yani bu konferansın belirleyici özelliğiesas olarak resmi devlet çizgisinindışındaki görüşlerin savunulduğu birkonferans olmasıdır.Özellikle 2005 yılının şimdiye kadarkibölümünde yapılanlar gözönünealındığında “Ermeni sorunu” tartışılmıyordiye bir genel değerlendirmeyapanların yanlış bir değerlendirmeyesahip oldukları belirtilmelidir.Özgürce tartışılmayan ya da tartışılmasıancak kimi yaptırımları, cezalarıgözönüne alarak mümkün olan esas şeysoykırımın varlığını savunan düşünceninifade edilmesidir. Devletin resmiyaklaşımı bağlamında bu konuda herhangibir tabu yıkılmamıştır. Resmi görüşaçısından kırmızı çizgi hâlâ soykırımtanımının yapılıp yapılmamasıdır.Türkiye’de soykırım hakkında tartışmalarbu konferansla başlamamıştır.Özellikle son birkaç yılda soykırımhakkında onlarca kitap, yazı yayınlanmıştır.Konferansta, örneğin TahaAkyol tarafından “fanatik” olarakgösterilen Taner Akçam’ın savunduğugörüşler, esas olarak Türkiye’de ilkbaskısı 1992’de yapılan “Türk UlusalKimliği ve Ermeni Sorunu” adlı kitaptada yer almaktadır. Halil Berktay veyaMurat Belge gibileri de görüşlerini sonyıllarda daha açık biçimde kamuoyunasunmuşlardır ve bu görüşler nedeniyle“vatan hainliğiyle” de suçlanmışlardır.Ki Murat Belge “kırım”dan bahsetsede “soykırım terminolojisinden vazgeçilmesi”düşüncesinin de savunucusudur.O bu tavrıyla aslında resmidevlet yaklaşımına, kırmızı çizgisineuydurulabilecek bir siyaset savunmaktadır.Konferansa katılanların önemlibölümü de benzeri yaklaşımın savunuculuğunuyapıyorlar.Tabunun gerçekte yıkılması içinsoykırımın varlığını savunanların, bugörüşlerini özgürce dile getirip savunmalarınınortamının olması gerekir.Bu mesele aslında bir yanıyla Ermenisoykırımı meselesi iken bir yanıyla dadüşüncenin açıklanması özgürlüğümeselesidir.Bu bilinçle soruna yaklaşıldığında,tabunun yıkılmasını resmi devlet çizgisidışında görüşlerin savunulduğu birtartışmaya izin verilmesi olarak anlayıpanlatanlara karşı kavram tartışmasıyürütmeyeceğimiz de açıktır. Sorununözü tartışılan içeriğin ne olduğudur.Bilince çıkarılması gereken esas noktalardanbiri halklar arasındaki düşmanlığason vermenin ve halkları birbirineyakınlaştıran her adımın önemliolduğudur.Sonuçta soykırım gerçeği kabul edilmeden,soykırım lanetlenip Ermenihalkından özür dilenmeden ve soykırımınvarlığını kabullenmenin sonuçlarınahazır olmadan da Türk halkıylaErmeni halkının kardeşliğini gerçekleştirmekmümkün değildir.Yasakçı bir zihniyete karşı liberal tavırlardemokratik bir resim çizse de,anda çekici olsa da, sonuçta gelişmedaha kötü bir durumdan daha az kötübir duruma gitme anlamına gelse de,esas tehlikenin bu burjuva demokrasisinetakılıp kalmaktan geldiği bilinçlerekazınmak zorundadır.18 Ekim 2005 ✓19


sosyalizmYeni Ekimler içinileri!201917 Devrimi olarakBüy ü k E k i mS o s y a l i s tanılan devrim geçtiğimiz yüzyıladamgasını vuran en önemli olaydır.Eski Rus takvimine göre 25 Ekim1917, yeni takvime göre 7 Kasım 1917tarihinde gerçekleşen Büyük EkimSosyalist Devrimi’yle Rusya işçileri veemekçileri dünya tarihinde ilk kez, bilinçli,planlı ve örgütlü bir güç olarakburjuvazinin iktidarını yıkarak kendiiktidarını kurdu. Bu devrimle birliktebuz kırılıp yol açılmıştı; o güne kadarbir ütopya olarak görülen işçi sınıfınıniktidarı düşüncesi gerçekleşmiş,dünya işçi sınıfına örnek bir devrimolarak tarihteki yerini almıştır.Bugün emperyalist güçler kitlelerinbilincinden, tarihten Büyük SosyalistEkim Devrimi’ni silmek istiyor, bununiçin çok çeşitli yollar deniyor.Çoğunlukla hatırlamak, hatırlatmakistemiyor. Ekim Devrimi’ni kötülemeye,gözlerden düşürmeye, sosyalizmdüşüncesinin öldüğünden demvurmaya, en iyi halde iyi ama uygulanamazbir sistem olduğunu vaazetmeye çalışıyor. Emperyalist propagandanınaltında bulunan işçilere,emekçilere Büyük Sosyalist EkimDevrimi’nin öneminin anlatılması,kavratılması bugün her zamankindendaha çok daha önemli bir görevolarak önümüzde duruyor.Büyük Sosyalist EkimDevrimi’nin tarihsel önemi…Büyük Sosyalist Ekim Devrimi, emperyalistburjuvazinin korkulu rüyasıolan devrim düşüncesinin gerçekleşmesininadıdır. Dünya tarihinde birçokdevrim gerçekleşti; tarih kölelerinisyanından, feodallerin, kapitalistburjuvaların egemenliğini kurduğudevrimlerle dolu iken Büyük EkimSosyalist Devrimi’nin ayırıcı özelliğine? Nedir Büyük Sosyalist EkimDevrimi’ni ayırıcı kılan noktalar?Büyük Sosyalist Ekim Devrimikendinden önceki devrimlerdenilkesinde ayrı bir devrimdir.Büyük Sosyalist Ekim Devrimi –Paris Komünü deneyimi dışta tutulduğunda–kendinden önceki bütündevrimlerden ilkesinden ayrı olan birdevrimdir. Stalin şunları söyler:“Eskiden devrimler genellikle devletyönetimine bir sömürücüler kümesininyerine, bir başka sömürücülerkümesinin getirilmesiyle sonuçlanırdı.Sömürücüler değişirdi, sömürü kalırdı.(...)Ekim Devrimi, bu devrimlerden ilkesindeayrılmaktadır. O kendine amaçolarak, bir sömürü biçiminin yerinebir başka sömürü biçimini, bir sömürücülergrubunun yerine bir başka sömürücülergurubunu getirmeyi değil,insanın insan tarafından her türlü sömürülmesiniortadan kaldırmayı, kimolursa olsun bütün sömürücü gruplarıortadan kaldırmayı, proletarya diktatörlüğünükurmayı, bugüne dek varolan bütün ezilen sınıflar arasında endevrimci sınıfın iktidarını kurmayı,yeni bir toplum, sınıfsız, sosyalist toplumuörgütlemeyi almaktadır.İşte bu yüzden Ekim Devrimi’ninzaferi insanlık tarihinde köklü bir dönemeci,dünya kapitalizminin tarihselkaderinde köklü bir dönemeci, bütündünyanın sömürülen yığınlarının mücadeleyöntemlerinde ve örgütlenmebiçimlerinde, yaşama tarzı ve geleneklerinde,kültür ve ideolojisinde köklübir dönemeci kaydetmektedir.” (StalinEserler, cilt 7, İnter Yayınları, İstanbulsayfa 207-208)Bugün Rusya’da sosyalizmin yıkılmışolması, Büyük Ekim SosyalistDevrimi’nin insanlığa gerekli olandevrimlerin Ekim tipi devrimler olduğugerçeğini ortadan kaldırmıyor.Çünkü Büyük Ekim SosyalistDevrimi, sömürücü sınıfların iktidarınason veren örnek bir devrim olaraktarihte yerine almış bir devrimdir.En büyük ayrımlardan birisi, yıkılansömürücü sınıfların yerine yeni birsömürücü sınıfın değil, işçi sınıfının,yani sömürülen sınıfın iktidarınınkurulduğu bir devrim olmasıdır.Bugünün dünyasında da bu türdevrimlere ihtiyaç vardır.Sömürücünün alternatifinin sömürücüolduğu bir kapitalist sistemindünyayı ne kadar yaşanmaz halegetirdiğini, “gelenin ağam, gideninpaşam” olduğu bir sistemde sömürüçarkının sürdüğünü, işçilerin, emekçilerinher geçen gün daha çok açlığave yoksulluğa sürüklendiğini görüyoruz,yaşıyoruz. Bu sömürü çarkından,sömürücü sistemden kurtuluşun yoluEkim tipi bir devrimdir.Büyük Sosyalist Ekim Devrimiemperyalist ülkelerde proleterdevrimlerin ilk örneğidir.Ekim Devrimi Lenin’in deyimiyle“buzu kıran, yolu açan ve gösteren”devrimdir. Büyük Sosyalist EkimDevrimi ile emperyalist zincir en büyükkapitalist, emperyalist ülkelerdenbirinde, proletaryanın iktidarı ele geçirmesiile ilk kez parçalandı; emperyalizmçağının ilk proleter devrimiolarak, yeni bir çağı, ‘emperyalizm veproleter devrimleri çağı’nı başlattı.Ekim Devrimi ve onun eseri olanSovyetler Birliği’ndeki gelişmeler işçisınıfının burjuvazi olmadan, dahasıemperyalist burjuvazinin tüm saldırılarınakarşı ülkeyi yönetebileceğini,ekonomik ve siyasal bir güç olarak işçisınıfının tarih sahnesinde bağımsızsınıf tavrı takınabileceğini, devletinikurabileceğini, yaşatabileceğini, bunuilerleterek bir sistem olarak dünya çapındageliştirebileceğini göstermiştir.Denilecektir ki, “evet bunlar olduama sonunda bu devlet yıkıldı.” Evetama bu neyi değiştirir? Bu dünyanınilk sosyalist devriminin esasta revizyonistlerinmarifeti sonucu yıkılmasısözkonusu tarihsel gerçekliği değiştirirmi? İşçi sınıfının Ekim Devrimi ileproletaryanın dünyanın altıda birinikaplayan bir ülkede iktidarı ele geçirmesi,burjuvazinin devlet aygıtını parçalaması,kapitalist “demokrasi”ninkarşısına kendi sovyet demokrasisinigeçirmesi olguları, sonraki yenilgiyerağmen, olgu olmaktan çıkar mı?Bu sorulara verilecek yanıt, elbetteki “hayır” olacaktır! Büyük SosyalistEkim Devrimi, yenilgiye rağmen, kazanımlarıylatarihte yerini almış; işçisınıfının tarih sahnesine kendi devletiyleçıkması gerçekliği ortadan kalkmamıştır,kalkmayacaktır.Büyük Sosyalist Ekim Devrimi’ninilk olma özellikleri yukarıda saydıklarımızlasınırlı değildir.Örneğin Büyük Sosyalist EkimDevrimi, sözde sosyal demokrat geçinenlerinburjuva parlamentarizmiüzerinden sosyalizme barış içinde geçileceğitezlerini tuz-buz etmesiyle debir ilk olma özelliğine sahiptir. BüyükSosyalist Ekim Devrimi’nin bu ayırıcıözelliği İkinci Dünya Savaşı sonrasındadeğişen şartlar adına Kruşçevrevizyonistleri tarafından geçersizilan edilmeye çalışıldıysa da EkimDevrimi’nin çağın ilk ve en önemliproleter devrimi olarak, emperyalistülkelerde proleter devrimcilereve proletaryaya verdiği dersin doğruluğunudeğiştirmedi, devrimin bunoktadaki önemini ortadan kaldırmadı.Bugün Büyük Sosyalist EkimDevrimi’nin bu konudaki dersleride hâlâ günceldir, geçerlidir. Bugünde emperyalist ülkelerde zora dayalıproleter devrimle emperyalist burjuvazininiktidarını yıkmak, emperyalistburjuvazinin devlet aygıtını parçalamakve proletarya diktatörlüğünügerçekleştirmek, proletarya diktatörlüğüşartlarında devrimi durmaksızınsürdürmek, sosyalizmi inşa etmekproletaryanın görevidir.Büyük Sosyalist Ekim Devrimiezilen ülkelerde proletaryaönderliğinde devrimler çağınınbaşlangıcıdır.Büyük Sosyalist Ekim Devrimi öncesindesömürge ve bağımlı “geri” ülkelerdekurtuluş burjuvazinin şu veyabu kesiminin önderliğine terkedilmişti.Devrimden, ulusal kurtuluştanburjuvazinin önderliğinde gerçekleşenhareketler anlaşılıyordu. BüyükSosyalist Ekim Devrimi, çok uluslubir ülke olan Rusya’da burjuva milliyetçiliğininyerine proleter enternasyonalizmini;burjuvazinin önderliği


sosyalizmyerine proletaryanın önderliğini pratiktegeçirerek ulusal kurtuluş savaşlarındada yeni bir çağı açtı.Büyük Sosyalist Ekim Devrimi’ninbu tür ülkeler proletaryasına gösterdiği‘gerçek kurtuluşun biricik yolunun,işçi sınıfı önderliğinde, işçilerin,köylülerin antiemperyalist, antifeodaldevrimi olduğu, bu devriminişçi-köylü diktatörlüğü altında durmaksızınsürdürülerek sosyalist devrimletaçlandırılacağı’ dersi bugün degeçerliliğini koruyan önemli bir dersolarak dünya işçilerine ve emekçilerineyol göstermektedir.Büyük Sosyalist Ekim Devrimikapitalizmin bağrında ölümcülbir yara açan devrimdir.Büyük Sosyalist Ekim Devrimi, kapitalizminbir bütün olarak dünya üzerindensilecek olan devrimlerin ilkhalkası olarak kapitalizmin bağrındaölümcül yara açan ilk devrim olaraktarihte yerini almıştır. O, kapitalizme/emperyalizmevurduğu darbeile Büyük Sosyalist Ekim Devrimiöncesinde genel çizgi itibarıyla yükselenbir eğri çizen kapitalizmin genelbuhranını başlatan, eğrinin aşağıyadoğru kırılma noktasını oluşturantarihsel gerçekliktir. Büyük SosyalistEkim Devrimi kapitalist/emperyalistsistemin hiç de göründüğü kadar sağlambir sistem olmadığını göstermişilk devrim olmasıyla da önemlidir.Bugün egemen ve yıkılmaz görünen,sosyalizmin içten teslim alınmasıylakendisini çok daha güçlü hisseden/gösteren, bunu dünya işçilerine, emekçilerineçok yönlü olarak propagandaeden emperyalist/kapitalist sisteminyıkılabileceğini Rusya şahsında göstermesiyleönemli bir devrimdir.Büyük Sosyalist Ekim Devrimioportünizme karşı Leninizm’inzaferinin simgesidir.Büyük Sosyalist Ekim DevrimiMarksizm adına işçi sınıfı hareketiiçinde egemen olan ve Birinci DünyaSavaşı sırasında burjuvazinin kuyruğunatakılan tavırları ile gerçek yüzünüpratikte gösteren oportunizmekarşı Bolşevizmin, Leninizmin zaferiniilan eden devrimdir.Büyük Sosyalist Ekim DevrimiLeninizmin emperyalizm ve proleterdevrimleri çağının Marksizmiolduğunu, oportünizmin yenilgiye,Leninizmin/Bolşevizmin zafere götürdüğünü;Leninizmin, emperyalizmiyıkmanın, proletarya diktatörlüğünüinşa etmenin teori ve taktiğiolduğunu açık bir biçimde göstermiştir.Günümüzde de proletaryanınve tüm ezilenlerin kurtuluşunun yolgöstericisi olan Leninizmin örgütseltemel aracının bolşevik/komünistparti olduğu gerçeği Rusya’da gerçekleşenBüyük Sosyalist Ekim Devrimiile görülmüştür.Çok güçlü görünen oportünist partilerburjuvazinin safına geçerken enternasyonalsosyalist hareket içindeküçücük bir grup olan Bolşevikler,sabırlı ve sistemli bir çalışmayla işçisınıfının çoğunluğunu kendi etraflarındabirleştirmiş ve zafere ilerlemişlerdir.Büyük Sosyalist Ekim Devrimibu sabırlı, ilkeli çalışmanın ürünüdür.Büyük Sosyalist Ekim DevrimiLeninizm biliminin üstünlüğününürünüdür.Emperyalistlerin saldırıları…Büyük Sosyalist Ekim Devrimi’ningerçekleşmesi ve sosyalizmin kurulmasıemperyalist/kapitalist sisteminbağrında önemli bir yara açmıştı.Proletarya kendi iktidarı şartları altında,emperyalistlerin içteki karşıdevrimcilerleelele yürüttüğü tümmüdahalelere rağmen Lenin ve dahasonra Stalin’in önderliği altında iktidarınıkoruma ve güçlendirme,sosyalizmi inşa etme yönünde muazzambaşarılar elde etti. Lenin’inpartisi olan Bolşevik Parti önderliğindegerçekleşen Ekim Devrimi veonun ürünü olan Sovyet SosyalistCumhuriyetler Birliği sosyalizminbir ütopya değil, elle tutulur bir gerçeklikolduğunu göstererek bütünezilen insanlığa umut verdi, dayanakoldu. Stalin önderliğinde SosyalistSovyetler Birliği, emperyalist çağdaburjuvazinin egemenliğinin en barbarbiçimi olan faşizmin dünyayaegemen olmak için giriştiği İkinciDünya Savaşı’nda antifaşist savaşınesas yükünü taşıdı. Bu savaşta nüfusununyedide birini kurban verdi!Fakat antifaşist cephede birleşenhalklarla birlikte, faşizmin dünyaegemenliğini önledi. Emperyalizminfaşizmi doğurduğunu gören bir dizihalk, İkinci Dünya Savaşı sırası veertesinde “halk demokrasili devletler”kurarak emperyalizmden koptu.Emperyalist dünya sisteminin karşısınaartık tek başına Sovyetler Birliğideğil, onun etrafında birleşen ve sosyalizmyönünde ilerleme hedefiniönüne koyan bir dizi devlet bir blokolarak çıktı! Sosyalizmin inşasındaSovyetler Birliği’nde kazanılan muazzambaşarılar, emperyalizmden bağımsızlıkiçin mücadele eden bir dizihalka cesaret verdi. Emperyalizminsömürgecilik sistemi çöktü.Gerek ezilen bağımlı ülkelerde, gerekseemperyalist/kapitalist ülkelerdekiişçilerin, emekçilerin Rusya’dakisınıf kardeşlerinin kurduğu sosyalistdevletin/sistemin varlığı, gerek kazanımlarıyla,gerekse dünya işçilerine,emekçilerine örnek olmasıyla emperyalistleraçısından kabul edilebilir birsistem olmadı, olamazdı. Emperyalistburjuvazi açısından, Proleter DünyaDevrimi’nin ve dünyada demokrasinin,özgürlüğün, bağımsızlığın, insanlığınyarattığı tüm olumlu değerlerinsimgesi, kalesi, merkezi halinegelmiş olan Sovyetler Birliği’ni çökertmekölüm-kalım meselesi halinegelmişti.Bunun için adına “soğuk savaş” denilensavaş başlatıldı. “Komünizm”emperyalist/kapitalist dünyanın işçilerine,emekçilerine en büyük öcü olaraktanıtıldı, komünist örgütlere saldırılaryoğunlaştırıldı, Sovyetler Birliği’nekarşı ilan edilmemiş bir savaş yürütüldü.Yeni alanların komünistlerineline geçmemesi için her alanda karşıdevrimciçeteler örgütlendi, silahlandırıldı,yer yer doğrudan askeri saldırılardüzenlendi.Hepsinden önemlisi, kaleyi içtenfethetme, yıkma işine sarılındı.SBKP (Bolşevik) içinde revizyonizmgelişti. 1956’daki 20. Parti Kongresiile, emperyalizmle uzlaşma, onunlabütünleşme revizyonist çizgisi kesinegemenliğini kurdu. Lenin-Stalin’inönderliklerinde, bütün dünyada işçisınıfının ve tüm ezilen insanlığınumudu olan SBKP (B) revizyonist birpartiye; bir zamanlar sosyalizmin kalesiolan Sovyetler Birliği, sosyalemperyalistbir güce dönüştü. Kuşkusuzbu gelişmede gerçek komünistlerinhataları ve eksiklikleri de rol oynadı.Fakat belirleyici olan bunlar değil,komünizm maskesi takmış revizyonizminihaneti idi. Kale onlar aracılığıylaiçten fethedildi ve yıkıldı.Sosyalizm lafzı, emperyalist siyasetinüzerini örtmek için 1980’li yıllarınsonuna dek kullanıldı. Sonunda bumaske de kaldırılıp atılmak zorundakalındı.Sovyetler Birliği’nin yıkılması emperyalistburjuvazi açısından büyükzafer çığlıkları ile karşılandı.Emperyalist burjuvazinin ideologlarıve propagandacıları “Doğu Bloku”nun1990’lı yıllarda çöküşünden bu yana,kapitalizmin komünist sisteme üstünlüğününpratikte ispatlandığınıbüyük gürültülerle ilan ediyor.Emperyalist barbarlık, dünya nüfusunun% 80’ini açlık sınırında yaşamayamahkum ederken, kapitalist sistemin“insan doğasına uygun” biricik sistemolduğu, komünizmin öldüğü her gün,her saat, her saniye emekçi kitlelerinkafasına kazınıyor! Emperyalist burjuvaziinsanlık tarihi açısından büyüköneme sahip olan Büyük SosyalistEkim Devrimi’ni unutturmaya çalışıyor!Büyük Sosyalist Ekim Devrimionlara göre tarihin bir kazasındanbaşka bir şey değil.“İnsan doğasına uygun sistem”ve gerçekler…Gerçek durum emperyalist burjuvazininilan ettiği gibi mi? Gerçekte kapitalistsistem sosyalizme üstün olanbir sistem mi? Gerçekte emperyalist/kapitalist sistem sosyalizmin tersine“insan doğasına uygun” olan sistemmi?Tüm bu ve benzeri sorulara yanıtvermek yerine bugünün dünyasınabakmamız yeterlidir.Örneğ in açlığ ın kol gezdiğ iAfrika’ya bakalım… “İnsanın doğasınauygun sistem”de, yani kapitalist/emperyalist sistemle insanların açlıktanölmesi zorunluluk mu? Yetersizbeslenen insan sayısının dünya üzerindeiki milyar civarında olduğunuemperyalist güçlerin kurumları söylüyor.Bu “insanın doğasına uygunsistemin”, yani kapitalist/emperyalistsistemin ürünü olan; dünyanın ezilenleriniaçlığa, kuru ekmeğe muhtaçhale getirmek değildir de nedir?Dünya üzerindeki her beş insandanbirinin açlık sınırında yaşadığı, milyonlarcainsanın açlıktan, kuraklıktan,salgın hastalıktan kırıldığını, herbeş insandan birinin yaşadığı zenginemperyalist-kapitalist ülkelerde, aşırıüretilen yiyecek maddeleri yokedildiğini,bu ülkelerde insanların, her günpatlayan zehirli yiyecek, besi hayvanlarındakisalgın hastalık haberleriyle,ne yiyecek satın alacağını bilemediği,et fiyatlarını sabit tutabilmek,fiyatların düşmesini engellemek içinmilyonlarca hayvanın öldürülüp, yakıldığıbilinen gerçeklerden. Dahasıbütün bunların kapitalist kâr mantığıçerçevesinde yapıldığı da biliniyor.Bir yanda yokluk, açlık, öbür yandaürünlerin yok edilmesi… “İnsan doğasınauygun sistem” olduğu iddiaedilen kapitalist/emperyalist dünyanıngerçekliği bu.Örneğin işsizlik… Dünya çapındabugün milyonlarca insan işsizliğinkucağına atılmaktadır. Kapitalizminen gelişmiş olduğu bölgelerden birisiolan kıta Avrupa’sındaki ülkelerdeişsizlik oranının %10’lara ulaşması“insanın doğasına uygun sistemin”ürünü değil midir?Örneğin konut, sağlık, temiz su vb.insani ihtiyaçlar… Her altı kişidenancak birinin, bu birlerin içinde deçok az bir kesimin bu tür insani ihtiyaçlarıyeterli ölçüde alabildiği sistem“insan doğasına” ne kadar uygun birsistemdir acaba?Örneğin dünya üzerinde yürüyensavaşlar… “İnsan doğasına uygunsistem”in sahipleri, kapitalistler/emperyalistlerkâr amacıyla yürüttüklerigerici savaşlarda yüzbinlerle ifade edi-21


sosyalizm / klasiklerimizden öğrenelim22lebilecek insan hayatını kaybediyor.Irak’ta, Filistin’de, Fildişi Sahili’ndevb. vb. yürüyen savaşlarda televizyonekranlarına yansıyan katliamlar, cesetresimleri, işkence görüntüleri “insandoğasının” bir gereği mi, yoksa“insanın doğasıyla uyumlu” olduğuiddia edilen kapitalist/emperyalistsistemin bir ürünü mü?Ya ellerindeki yalnızca atom silahlarınındünyayı birkaç kez yok edecekyıkıcı, yakıcı güce sahip olması;onların radyasyon etkisinin dünyaüzerinde onbinlerce yıl sürmesi sonucubirçok canlı türünün yaşamaimkânlarını ortadan kaldıracak potansiyelesahip olması “insan doğasınauygun” sistemin” gereği mi?Örneğin her geçen gün daha daçekilmez hale getirilen, yaşam temellerikâr uğruna dinamitlenen dünyanınekolojik durumu “insan doğasınauygun sistemin” sahiplerinin, yanikapitalist/emperyalist güçlerin marifetideğil mi? Dünyayı yaşanmaz halegetirmek “insan doğasına uygun sistemin”görevlerinden biri mi?Örneğin, yediğimiz ekmek, içtiğimizsu, teneffüs ettiğimiz hava emperyalizminaşırı kâr dürtüsü nedeniylezehirleniyor. Doğal kaynaklarınhoyratça kullanılması sonucu,gelecek kuşakların yaşam alanı daraltılıyor,evet ortadan kaldırılıyor.Bu mudur “insanın doğasına uygunsistem”?Örneğin “insan doğasına uygunsistemin” bir parçası olan Türkiye’deyaşananlar… Bir yanda her geçengün yığınlar halinde işsizliğin kucağınaitilen kitleler, diğer yanda bireli yağda, bir eli balda olan küçükbir azınlık… Bir yanda yokluk, yoksullukiçinde yaşayan milyonlarınTürkiyesi, diğer yanda zevk-ü sefasüren bir avuç azınlığın Türkiyesi…Bir yanda kendileri için “yok yok”olan küçük bir sömürücü azınlık.Diğer yanda geçinebilmek için açlıkücretine, insanlık dışı şartlarda çalışmakzorunda olan –o da iş bulabilirse–milyonlarca emekçi! İki ayrı, ikifarklı Türkiye gerçekliği “insan doğasınauygun sistemin”, kapitalizmin/emperyalizmin marifeti değil mi?Tüm bu ve benzeri örnekler dünyadave ülkemizde yaşananların kapitalist/emperyalistgüçlerin marifetiolduğunu açıkça göstermeye yeter.Açlığı, işsizliği, yokluğu, yoksulluğuortadan kaldırmış sosyalist SovyetlerBirliği’ndeki sistemi “insan doğasınaaykırı sistem” olarak ilan edenlerindüzenlerine baktığımızda hangi sistemin“insan doğasına uygun” olduğunuaçıkça görmek mümkündür.Bir yanda insanı merkeze koyansosyalist sistem; diğer yanda kârı,daha fazla kârı merkeze koyan kapitalist/emperyalistsistem…Bir yanda halkların kardeşliğini,dünya işçi sınıfının birliğini ve dayanışmasınımerkeze koyan sosyalistsistem; diğer yanda halkları, dünyaişçilerini, emekçilerini kendi çıkarlarıiçin birbirine kırdıran kapitalist/emperyalist sistem…Bir yanda ulaşım, sağlık, eğitim,konut gibi insanların en temel ihtiyaçlarınıkarşılayan sosyalist sistem;diğer yanda bu tür ihtiyaçları küçükbir azınlığın sağlayabildiği kapitalist/emperyalist sistem…Bu tür bir karşılaştırmayı genişletmekmümkün…Dünyaya yeni Ekimler gerek!Büyük Sosyalist Ekim Devrimi’ninöncesindeki emperyalist dünyanıngerçekliği ile günümüzün emperyalistbarbarlığı arasında özsel bir farkyok… Bugünün emperyalist dünyasındabarbarlık daha katmerli bir şekildesürüyor…Başka bir deyişle kapitalist/emperyalistsistemi yıkmayı amaçlayan sosyalistdevrimi gerektiren şartlarda 88yıl öncesinden özde bir farklılık yok.Tersine objektif durum sosyalizmidaha da gerekli kılıyor. Emperyalistbarbarlığın ulaştığı boyut sosyalistdevrimleri, yeni Ekimleri daha daacil hale getiriyor. Geçen yüzyılınbaşındaki durumun tersine, bu yüzyılınbaşındaki duruma gözattığımızdakapitalizmin yıkıcı etkilerininçok daha net olarak ortaya çıktığınıgörüyoruz. Bu yıkıcılık, doğal kaynaklarınkurutulması, insanın yaşayabileceğiçevresel ortamın yok edilmesinedoğru ilerliyor! Emperyalizminsanlığı barbarlık içinde çöküşe sürüklüyor!Ancak bu gidişin –emperyalizminçanak yalayıcıları ne kadar tersini söylersesöylesin– bir tek alternatifi var:Sosyalizm-Ko münizm!Bu tek ve gerçek alternatif için yeniEkimlere ihtiyaç var…Gelecek yeni Ekimlerdedir, yeniEkimler gelecektir!Olmaz değil; olur!Yeter ki burjuvazinin uyuttuğu dev,işçi sınıfı uyansın, örgütlensin!Yeter ki tüm ezilenler işçi sınıfı önderliğindebirleşebilsinler!Büyük insanlığın kaybedeceği birşey yok gerçekte!İşçilerin, emekçilerin kazanacağı vekendi kuracakları yepyeni bir dünyavar: Sömürücüsüz, sömürüsüz; farklılıklarındüşmanlık nedeni değil, birzenginlik kaynağı olduğu; özgür bireylerinözgür birliğinin dünyası!İşçileri, emekçileri böyle bir dünyayıyaratmaya çağırıyoruz!23 Ekim 2005 ✓Klasiklerimizden ÖğrenelimAB üzerine güncel“… Kapitalist koşullar altındaAvrupa Birleşik Devletleri,sömürgelerin paylaşılmasıüzerine anlaşmakla eşanlamlıdır.Fakat kapitalist koşullar altında,güç dışında başka türlü zemin,her türlü paylaşım ilkesi imkansızdır.Milyarder, kapitalist ülkenin“ulusal kazancı”nı başka birisiyleancak belli bir oranda, yani“sermaye miktarı”na göre bölüşebilir(ayrıca, en fazla sermayenin,hakkı olandan daha fazla almasıiçin bir ek yapılır). Kapitalizm,üretim araçları üzerinde özelmülkiyet ve üretim anarşisi demektir.Bu zemin üzerinde gelirin“adil” bölüşümünü vaaz etmekProudhonculuktur, küçük-burjuva-darkafalıkalınkafalılıktır.“Güce uygun olan”ın dışında başkabir bölüşüm imkansızdır. Güçlerdengesi ise ekonomik gelişmeninseyriyle değişir. 1871’den sonraAlmanya, İngiltere ve Fransa’danüç-dört kat daha hızlı güçlendi.Japonya ise Rusya’dan on kat hızlı.Kapitalist bir devletin gerçek gücünüsınamak için savaştan başkaaraç yoktur, olamaz. Savaş, özelmülkiyetin temellerine karşıtlıkiçinde değildir, bilakis bu temelleringelişiminin doğrudan ve kaçınılmazsonucudur. Kapitalizmdetek tek ekonomilerin ve tek tekdevletlerin ekonomik gelişimindeeşit büyüme imkansızdır.Kapitalizmde bozulan dengeningeçici olarak yeniden kurulmasıiçin sanayide krizden, politikadabir yorum!*V. İ. LENİN“Bugünkü ekonomikzeminde, yani kapitalistkoşullar altında AvrupaBi rle ş i k D e v le t ler i ,Amerika’nın hızlı gelişiminidurdurmak için gericiliğinörgütlenmesi anlamınagelecektir.”savaştan başka araç yoktur.Kapitalistler arasında ve devletlerarasında geçici anlaşmalar elbettemümkündür. Bu anlamda,Avrupalı kapitalistlerin bir anlaşmasıolarak Avrupa BirleşikDevletleri de mümkündür… Neüzerine anlaşma? Sadece, birleşikgüçlerle Avrupa’da sosyalizmiezme, birleşik güçlerle, yağmalanansömürgeleri Japonya veAmerika’ya karşı savunma üzerineanlaşma. Bu sonuncular,sömürgelerin bugünkü bölüşümündeson derece zararlıdır veson elli yıl içinde gerici, monarşistve bunak Avrupa ile kıyaslanmayacakölçüde hızlı biçimde güçlenmişlerdir.Birleşik Devletler ilekıyaslandığında Avrupa bir bütünolarak ekonomik bir durgunlukanlamına gelmektedir. Bugünküekonomik zeminde, yani kapitalistkoşullar altında Avrupa BirleşikDevletleri, Amerika’nın hızlı gelişiminidurdurmak için gericiliğinörgütlenmesi anlamına gelecektir.Demokrasi ve sosyalizm davasınınsadece Avrupa ile bağlantılıolduğu zamanlar, geri gelmeyecekbiçimde yitip gitmiştir. …”V. İ. Lenin,Seçme Eserler Cilt 5,“Avrupa Birleşik Devletleri ŞiarıÜzerine”, 23 Ağustos 1915,İnter Yayınları, sayfa 150-151(*) Başlık bize aittir. — Yeni Dünyaİçin Çağrı


okuyucu mektubu ✉BİR İŞKENCE ÖYKÜSÜ ÜZERİNE - IIIHazırlık soruşturmasını yürütmeklegörevli savcı tarafından31.10.2002 tarihinde1 No’lu F Tipi Cezaevi Savcılığı’nayazı yazılarak Mehmet Desde’nin,“Gözlem altında olduğunu iddia ettiğiolay sonunda ne işlem yapıldığı,varsa hakkında yapılan soruşturmaveya davanın numaraları” sorulmuşve “işkence gördüğünü iddia ederse,hangi birimde, ne zaman (gün, ay, yılve saat olarak) işkence gördüğü, kiminne şekilde, yapılan hangi eylemiyle işkencedebulunduğu, işkence yapanlarıfotoğraflarından veya şahsen görmesihalinde tanıyıp tanımayacağı, kimdenşikayetçi olduğu” konusunda ifademebaşvurulması istenildi.İşkence mağduru olarak derhal hastaneyesevk ve tıbbi muayenemin detaylıcayapılmasının sağlanması yerine,tereddütte kalınarak, sevkin yapılıpyapılamayacağı hakkında GenelMüdürlüğe yazı yazılması işkenceninönlenmesi ve etkili soruşturulması taahhütve yükümlülüğüne açıkça aykırılıktaşımaktadır.Cezaevi Savcılığına vermiş olduğum07.11.2002 tarihli ifadede, daha öncekiifadelerimde de anlattığım gibi bananerede, ne zaman, ne şekilde, kimlertarafından işkence ve kötü muameleyapılmış olduğunu tekrarladım.Ayrıca bana işkence yapanlar arasındaterörle mücadele şube müdürünün deolduğunu sesinden tanıdığımı belirterekbu kişinin eşkalini verdim vegörürsem tanıyabileceğimi de belirttim.Ancak işkence yapan görevlilerarasında en azından şube müdürünütanıyabileceğimi söylemiş olmamarağmen, görevlilerin fotoğrafları dahibana gösterilmedi.İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca6.2.2003 tarihinde Ege Üniversitesi TıpFakültesi Hastanesine sevkim sağlanarak,tıbbi muayenem yapıldı. Yapılanmuayene sonucunda, 11.03.2003 günve B.30.2.EGE.0.111.02.00/76 sayılı raportanzim edildi. İş bu raporun sonuçkısmında:“a- Mehmet Desde’nin beyanlarındabelirtilen fiziksel şiddet nedeniyleoluşmuş bulguya rastlanmadığı,ancak aradan geçen zamangöz önüne alınarak, bulgu oluşmuşolsaydı bile kaybolmuş olabileceği,batın sol ön alt kısmındaki iyileşmişyara nedbesinin yaranın özelliklerininkaybolması nedeniyle, ne ile vene zaman oluştuğunu söylemenintıbben mümkün olmadığı,“İşkence mağduru sadece ben değilim. Ben ne ilk ne deson olacağım. İşkencelere maruz kalan yüzlerce insanınsuç duyurularına takipsizlik kararı verildiğini de biliyorum.Ne yazık ki bu ülkede binlerce insan işkence tezgahlarındangeçti. Kimileri sakat kaldı, kimileri öldü. Kimilerigözaltında kaybedildi, kimileri yargısız infazlara kurbanedildi. Bu ülkede işkencenin kitapları yazıldı...”b- Şahsın psikiyatrik muayenesindesaptanan ‘major depresifbozukluk+posttravmatik stres bozukluğu”bulgularının şahsın anlattığıolay ile ilişkili olabileceğinden”bahsedilmiştir.Ege Üniversitesi Tıp FakültesiPsikiyatri Anabilim Dalı başkanlığınca19.02.2003 tarihli raporunda daşunlar söylenmektedir:“Adı geçenin yapılan psikiyatrikmuayenesi sonucunda; bilincininaçık, kooperasyon ve oryantasyonununtam olduğu tespit edilmiş olup,depresif duygudurum, anhedoni,insomni, anorexi, psikomotor retandasyon,sosyal izolasyon, hipervijilans,konsantrasyon bozukluğu.Travmatik olayın sürekli şekilderüyalarında tekrar yaşanması bulgularısaptanmıştır. Olguda “MajorDepresif Bozukluk ve PosttravmatikStres Bozukluğu” tanıları düşünülmüştür.Durumu belirtir ortak tıbbikanaat raporudur.”21 Ocak 2003 tarihinde tahliye oldum.Tahliye olduktan sonra, İzmirTabip Odası’na başvurarak yardım talebindebulundum. İzmir Tabip Odasıbaşvurumu kabul ederek, bünyesindeçalışan doktorlar tarafından tedavilerimyapılarak, 21.07.2003 tarihli 03-2104-11 sayı numaralı 15 sahifedenoluşan rapor düzenlendi. Bu raporunsonuç bölümünde:“Mehmet Desde’nin gözaltında bulunduğusüre içerisinde yaşadığı vemaruz kaldığı uygulamalara ilişkinanlatmış olduğu öykü; gözaltı süreçlerisonrasındaki fiziksel ve ruhsalyakınmalarına ilişkin vermiş olduğuanamnez, bu anamneze uygunlukgösteren psikiyatri, dahiliye, genelcerrahi konsültasyonlarındaki bulguve sonuçlar, yapılan ortopedi, nörolojikonsültasyonlar ve diğer radyolojiklaboratuvar değerlendirmeleri birbiriyleve kişinin gözaltında işkencegördüğüne ilişkin vermiş olduğuöykü ile tümüyle uyumlu bulunmuştur.Tüm veriler bir bütünlük içindeve bir arada ele alındığında kişiningözaltında bulunduğu süre içerisindeinsan eliyle oluşturulmuş fiziksel veruhsal travmaya maruz kaldığı kanaatinevarılmıştır.”Ege Üniversitesi Tip Fakültesi veİzmir Tabip Odasınca düzenlenenraporlarda bana gözaltında fiziki vepsikolojik olarak işkencenin yapıldığıhekim raporları ile belgelendi. Bendört gün boyunca ‘Terörle MücadeleŞubesi’nde ifadelerin nasıl alındığını,nasıl işkence yapıldığını gördüm veyaşadım.3. hazırlık soruşturması sonucunda,nihayet 12.08.2003 tarihindeişkence nedeniyle sanıklar MuhteşemÇavuşoğlu, Mesut Angı, Alim Erçetinve Hürriyet Gündüz hakkında TCKm.243/1 gereğince cezalandırılmalarıiçin kamu davası açıldı.Bu davanın ilk duruşması 02.10.2003tarihinde yapıldı. İşkenceci polislermazeret bildirmeksizin 1. Duruşmayakatılmadılar. Birinci duruşmada gözaltındagördüğüm işkenceleri ayrıntılıolarak mahkeme heyetine anlattım.Mahkemeye verdiğim dilekçede, banayapılan işkence ve kötü muameleninyanı sıra şunları da belirtmeyi gerekligördüm:“İşkence mağduru sadece ben değilim.Ben ne ilk ne de son olacağım.İşkencelere maruz kalan yüzlerce insanınsuç duyurularına takipsizlikkararı verildiğini de biliyorum. Neyazık ki bu ülkede binlerce insan işkencetezgahlarından geçti. Kimilerisakat kaldı, kimileri öldü. Kimilerigözaltında kaybedildi, kimileri yargısızinfazlara kurban edildi. Buülkede işkencenin kitapları yazıldı.Yazılı ve görsel medyayı izleyen herkespolisimizin kahramanlıklarınıekranlarda ve gazete sayfalarında görebilir.Hak arama mücadelesi yürüteninsanları coplayan, üzerlerine bibergazı sıkan yasadışı uygulamalaraimza atan polis değil mi? Son 10 yıldabu ülkede polisin açtığı ateş sonucuölen insan sayısı 400’ü bulmuştur. Busayıya yaralananları, işkencede ölenleri,gözaltında kaybedilenleri ve sakatkalanları da ekleyin... Nasıl ciddibir sorunla karşı karşıya olduğumuzortaya çıkar.Güya Avrupa Birliği’ne girebilmekiçin durmadan uyum yasaları çıkarılıyor.Avrupa Birliği’ne sunulanUlusal Programda şunlar söyleniyor:Hükümet, işkence ve kötü muameleolaylarını önlemeye ve sıfır hoşgörügöstermeye kararlıdır. Adaletin biran önce tecelli etmesi için yürürlüğekonmuş olan yasal ve idari önlemlertitizlikle uygulanacaktır. Hukukve Ceza alanlarındaki değişikliklerdahil, yapılması öngörülen tüm yasalve idari düzenlemelerde işkenceve kötü muameleye karşı hassasiyetgösterilecektir. Düzenlemelerin uygulanmasındaözellikle AİHM’nin3. maddesi ile Avrupa İşkencenin veİnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Cezave Muamelenin Önlenmesi Komitesitavsiyeleri dik kate alınacaktır.İzleme, denetim ve rapor etme mekanizmalarınınçalışmalarına ağırlıkverilecektir.” (Bkz. Ulusal ProgramSiyasi Kriterler başlıklı bölüm.)Bir yandan bunlar söylenirken,diğer yandan işkence tüm hızı ilesistematik olarak sürüyor. Bu ise,işkencenin bir devlet politikası olduğunuve bu politikanın bir uzantısıolarak işkencecilerin korunduğunugösteriyor. Kimi işkencecilerin yargıkarşısına çıkarılması, kimilerinincezalandırılması buzdağının sadecegörünen kısmıdır. Öyle ya, devlet vemilletin bekası için kimi işkencecilerinfeda edilmesi gerekiyor. Kimi işkencecilerindevlet ve milletin bekasıiçin feda edilmesi bu devletin ulusalprogramda yazdığı gibi işkenceyekarşı mücadele ettiği anlamına gelmiyor.İşkence bir insanlık suçudur.Türkiye’deki mevcut yasalara göre deişkence suçtur. TC anayasasının 17.Maddesine göre, “kimseye işkence yapılamaz;kimse insan onuruyla bağdaşmayanbir ceza ya da işleme tabitutulamaz.” Türk Ceza Kanununun243 ve 245. Maddeleri ile de işkenceyasaklanmıştır. İşkence ve kötü muameleyiyasaklayan uluslar arası söz-23


✉okuyucu mektubu24leşmelere Türkiye de imza atmıştır.Şimdi sormak gerekiyor: Mevcut yasalarıçiğneyen, yasadışı uygulamalarınaltına imza atan kim? Yasalarıuygulamayan, yasadışı işkence metotlarınıuygulayan polisin kendisi değilmi? Yasaları uygulamakla yükümlüolan kolluk kuvvetleri yasaları çiğniyorsa,toplum bireylerinden yasalarauymasını nasıl bekleyebilirler? Amaçyasaların uygulanması, toplumunasayişinin ve sağlığının sağlanmasımı? Yoksa insanların susturulması;ses çıkaramaz, hak arayamaz bir ruhhali içerisine sürüklenmesinin sağlanmasıve bu şekilde muhalif seslerinyok edilmesi mi? Türkiye’de yaşananlarne yazık ki bana ikinci şıkkınamaç edinildiğini düşündürtüyor.Ben Avrupa Birliği’ne üye ülkelerdenbirinin vatandaşı olmamarağmen, üstelik de TürkiyeCumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’negirmeye çalıştığı bir süreçte, kollukgüçlerinin uyguladığı işkence ve kötümuameleye maruz kaldım. Acaba işkencecilerhakkında dava açılmasınınAlman vatandaşı olmam ile birbağı olabilir mi?Şimdi sormak gerekiyor: Neden işkenceninüzerine gidilmiyor? Nedenişkenceciler bir şey olmamış gibi görevlerinisürdürüyor. Neden işkencecilerkorunuyor? Neden işkencecilerinhepsi yargı karşısına çıkarılmıyor?Neden yargı karşısına çıkartılankimi işkencecilerin davaları zamanaşımına uğratılıyor. Neden haklarındadava açılan kimi işkencecileretebligatları bir türlü ulaştırılamıyor?Neden kimi işkencecilerin ikametgahlarıtespit edilemiyor. Tüm bunlarişkencecilerin korunduğunu göstermiyormu?Kimdir bu işkenceciler? Bunlar devlettenve amirlerden bağımsız mı hareketediyorlar? Bu işkenceciler birer ailebabası mı? Bunlar nasıl çocuklarınısevebiliyorlar? Bunlar nasıl aile ortamındayer alabiliyorlar?Sayın Başkan, Sayın MahkemeÜyeleri,Daha önce savcılığa verdiğim ifadelerde,sürece ilişkin olarak yazdığımyazılarda gözaltında kaldığım 4gün boyunca bana yapılan işkenceleriayrıntılı olarak anlattım. Ben 4 günboyunca Bozyaka Terörle MücadeleŞubesinde, Şube Müdürü olanMuhteşem Çavuşoğlu yönetimindekikalabalık bir ekip tarafından işkencegördüm. Gördüğüm işkenceler sonucusağlığım bozuldu. Gelinen aşamadahekim raporları ile de işkencegördüğüm belgelenmiştir. İşkenceleriben gördüm ve yaşadım. Bundan dolayıda yargı karşısına çıkarılan buişkencecilerin ağır bir şekilde cezalandırmalarınıtalep ediyorum”. (30Eylül 2003 tarihli, İzmir 7. Ağır CezaMahkemesi’ne verilen dilekçe)2. Duruşma 31.10.2003 tarihindeyapıldı. 2. Duruşmaya işkenceci polislerdenMesut Angı, Alim Erçetin veHürriyet Gündüz katıldı.İşkenceci polisler mahkeme önündeyaptıkları savunmalarında; özet olarak,sorgulamada bulunmadıklarını,ifade vermediğim için sorgulamanınyapılamadığını, kendileri ile muhatapolmadığımı, devamlı bir şekildeŞube Müdürü ile muhatap olduğumşeklinde çelişkili ifadelerde bulundular.Devamla, Şube Müdürünün, ifadevermediğim için hakkımda tutanaktutulmasını istediğini ve bu sebeplede, tanzim edilen tutanaklara imzaatmak durumunda kaldıklarını ifadeettiler. Tabii ki bu ifadeler gerçeği yansıtmamaktadır.Hem sorguda bulunmadıklarınıve hem de sorguya yanıtvermediğimi ifade etmeleri bir çelişkidir.Sorguda bulunmayan bir kimseninsorguya yanıt verip vermediğimibilmesi herhalde mümkün olmazdı.Kapalı kapılar arkasında işkence yapanlar,maalesef, mahkeme önüneçıktıklarında masum insan rollerinde,kendilerini mağdur gösterme gayretiiçine düşmüşlerdir.3. Duruşma 24.12.2003 tarihindeyapıldı. İşkenceciler Adliye Binasındaolmalarına rağmen duruşmaya katılmadılar.3. Duruşmada “Dosyanıniçindeki raporlarla birlikte İstanbulAdli Tıp Kurumuna gönderilerek, müdahildesaptanan bulgu ve arazların işkencesonucu meydana gelip gelmediğinintespiti ile düzenlenecek raporunmahkememize gönderilmesi” kararıverildi. Ayrıca sanıklar Mesut Angı,Alim Erçetin ve Hürriyet Gündüz’ünduruşmadan vareste tutulma taleplerikabul edildi.4. Duruşma 19.01.2004 tarihlerindeyapıldı. Adli Tıptan beklenen raporgelmediğinden dolayı duruşma ilerikibir tarihe ertelendi.5. Duruşma 19 Şubat 2004 tarihindeyapıldı. 5. Duruşmada İstanbul AdliTıp Kurumu’na gönderilen dosya gelmediğindenötürü dava ertelendi.6. Duruşma 18 Mart 2004 tarihindeyapıldı. Adli Tıp Kurumu’na gönderilendosya gelmediğinden ötürü duruşmaertelendi.7. Duruşma 14 Nisan 2004 tarihindeyapıldı. 4 ay önce İstanbul AdliTıp Kurumuna gönderilen dosya hiçbir işlem yapılmadan geri gönderildi.Adli Tıp Kurumu benim dosya ilebirlikte muayene gün ve saatlerininbildirildiği zaman içerisinde gitmemyönünde talepte bulundu. Mahkemeheyeti “Müdahilin belirtilen gün ve saatteraporun aldırılması için Adli Tıp2. İhtisas Kurulu’na sevki hususundaCumhuriyet Savcılığına yazı yazılmasınave dava dosyasının dizi pusulasınarapten gönderilmesine” karar verdi.8. Duruşma 13 Mayıs 2004 tarihinde yapıldı.7. Duruşmada Adli Tıp Kurumu’nuntalebi üzerine verilen karar gereği10.05.2004 tarihinde Adli Tıp Kurumu’ndamuayenem yapıldı. 8. Duruşmada Adli TıpKurumu 2. İhtisas Kurulu raporu gelmediğindenötürü dava ertelendi.9. Duruşma 9 Haziran 2004 tarihindeyapıldı. Adli Tıp Kurumu raporu gelmediğindendolayı dava ileri bir tarihe ertelendi.10. Duruşma 8 Temmuz 2004 tarihindeyapıldı. Yine rapor gelmediğinden ötürüdava ertelendi.11. Duruşma 5 Ağustos 2004 tarihindeyapıldı. Yine beklenen rapor gelmediğindendava ileri bir tarihe bırakıldı.12. Duruşma 30 Eylül 2004 tarihindeyapıldı. Nihayet 9 ay sonra AdliTıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu raporumahkemeye gönderildi. Dosya içerisindeyer alan raporların özetini yapanAdli Tıp 2. İhtisas Kurulu, gözaltısüreci içerisinde verilen adli raporlarıtemel alarak “kişinin gözaltında fizikselbir travmaya maruz kaldığınınkesin tıbbi delillerinin bulunmadığını”belirtti. Ege Üniversitesi Adli Tıp AnaBilim Dalı Başkanlığı raporu hakkındaise, “kişinin Gözlem İhtisas Dairesi’neyatırılarak müşahade altına alınması”görüşü öne sürülüyordu.13. Duruşma 11 Ekim 2004 tarihindeİzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeyapıldı. Bu celsede Mahkeme HeyetiAdli Tıp Kurumunun “Gözlem İhtisasDairesi’ne yatırılarak müşahade altınaalınması” istemine gerek olmadığınakarar verdi. Ayrıca bu celsede aynıdönemde benimle birlikte gözaltınaalınan Mehmet Bakır’ın tanık olarakdinlenilmesi talebimizi de reddetti.14. Duruşma 8 Kasım 2004 tarihindeyapıldı. İzmir Barosu İşkenceyiÖnleme Grubuna yazılan yazının cevabıgelmediği için, davayı ileri bir tariheerteledi.15. Duruşma 29 Kasım 2004 tarihindeİzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.Duruşmaya yargılanan polislerdenHürriyet Gündüz, Mesut Angı veMuhteşem Çavuşoğlu katıldı. Sanıkpolislerin yanı sıra Terörle MücadeleŞubesi’nde görevli bir çok polis ve şimdikişube müdürü de duruşma salonundayerlerini aldılar.16. Duruşma 22 Aralık 2004 tarihindeİzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesinde yapıldı.Esas hakkındaki savunma vedeğerlendirmeler yapıldıktan sonra,savcı esas hakkındaki mütalaasınıverdi. Savcı mütalaasında sanıklarınüzerlerine atılı suçu işlediklerine vecezalandırılmaları için dosyada yeterlikanıt ve delil olmadığından dolayıberaatlerine karar verilmesini istedi!Mahkeme Heyeti savcının istemineuyarak Muhteşem Çavuşoğlu, HürriyetGündüz, Mesut Angı ve Alim Erçetinhakkında yasa yolu açık ve nedenlerigerekçeli kararda yazılmak üzere beraatlerinekarar verdi! Verilen beraat kararıtemyiz edildi. Dava şimdi Yargıtayaşamasında bulunuyor.Siyasi iktidar “işkence ve kötü muameleolaylarını önlemeye ve sıfır hoşgörügöstermeye kararlı olduğunu”açıklamaya devam ediyor. Ama yaşananpratik süreç ve uygulamalar busöylemlerin tersini ortaya koyuyor.Diğer işkence davalarında olduğu gibi,bu davada verilen beraat kararı işkencecilerinkorunduğunu gösteriyor.Bir yandan işkenceye karşı ‘sıfırhoşgörü’ tanınacağı söyleniyor. Diğeryandan işkence tüm hızı ile sürüyor.Yapılan düzenlemeler, makyajdan ötebaşka bir anlam taşımadığı için işkenceve tecavüzlerin azalması ve önlenmesiyönünde bir gelişme sağlanamıyor.İşkencenin sistematik olup olmamasınınönemli göstergelerinden biri,işkence ve tecavüzle suçlanan görevlilerekarşı etkin yaptırımların uygulanıp,uygulanmamasıdır. Bu ülkedegözaltında işkence, kötü muamele,cinsel taciz ve tecavüzün sistematikolarak uygulandığı herkesçe bilinenbir olgudur. Bu fiilleri gerçekleştirenkamu görevlilerinin yargı önüne çıkartılmasındakarşılaşılan zorluklar,yargı önüne çıkartıldığında da zamanaşımınauğratma çabaları ve ağırlıklıolarak verilen beraat kararları işkenceninsistematik olarak uygulandığınınen belirgin göstergesidir.Kimi işkencecilerin yargı karşısınaçıkartılması, kimilerinin cezalandırılmasıbuzdağının sadece görünenkısmıdır. Kimi işkencecilerin devlet vemilletin bekası için feda edilmesi budevletin işkenceye karşı mücadele ettiğianlamına gelmiyor. Avrupa İnsanHakları Mahkemesi’nde, Türkiye’ninmahkum olmasına ve trilyonlarca liratazminat cezası ödemesine neden olanolayların başında ‘işkence davaları’ geliyor.Bunun en önemli nedeni ise işkencecileraleyhine açılan davaların büyükbölümünün ‘beraatla’ sonuçlanması,yani işkencenin cezasız kalmasıdır.Bir işkence öyküsünü ve yürüttüğümhukuk mücadelesini yazmaya çalıştım.Herşeye rağmen işkenceye ve işkencecilerekarşı mücadele etmek gerekir.İşkence ve işkencecilere karşı hukukimücadelemi sonuna kadar sürdürmeyedevam edeceğim. Verilen beraat kararıile hukuki süreç henüz sona ermemiştir.Cezasızlığa karşı mücadele, işkenceyekarşı mücadelenin en önemli koşullarındanbiridir. İşkence mağdurlarıyladayanışmada bulunmak, aynızamanda işkenceyi önlemede ilk adımolduğu unutulmamalıdır.15.08.2005, MEHMET DESDE ✓


ibretlik haberlerYine “Koç” Kültür Bakan›Bir acaip adam flu Kültür Bakan›…Kabinenin en uçu¤u oldu¤unu,k›rd›¤› cevizlerin k›rk›geçti¤ini daha önce çeflitli kereleryazm›flt›k. Kültür Bakan› Koçsanki AKP hükümetinin mizahç›laraaçt›¤› bir kredi; bir k›yak gibi birfley. Ancak bazen terslik de olmuyorde¤il: “Koç” Kültür Bakan›, mizahç›lardandaha da ileri gidiyor,onlar›n elinden mizah unsurunual›yor. Adam uçmufl; mizahç›lar h›-z›na yetiflemiyorlar. Arada s›radayetifltiklerinde ve bir-iki fley karalad›klar›ndada hoop hemen mahkemekap›s›nda solu¤u al›yorlar.Adam yine rakipsiz! Bu haliyleadam tarihe zaten geçti…Ancak bu “Koç” Kültür Bakan›’nayetmemifl olacak ki, baflka yol veyöntemler deneyerek de tarihi kiflilikünvan›n› garantiye almak istiyor.Bunun andaki son örne¤i olarak“Sakal-› fierif”i aya¤›na getirtmifl…(Bu arada; gayet bilinçli olarak “andaki”sözcü¤ünü kullan›yoruz.Çünkü “Koç” Kültür Bakan›’n›n mizahh›z›na, bu alanda yapt›klar›naher gün, her saat yenilerinin eklenmesimümkün!)Eee, böyle bir durum karfl›s›nda‹slamc› kesim hemen tepki gösterdi.“Sakal-› fierif”in olup olmad›¤›,sakal k›llar›n›n Peygamber’e aitolup olmad›¤› ayr› bir tart›flma konusu…Ancak “Koç” Kültür Bakan›’n›nbunu havaalan›na getirtmesiüzerine k›yamet koptu. Bu “mukaddes”“Sakal-› fierif”in aya¤a getirtilmesine demek oluyordu? Haydibir yanl›fll›k olmufl, “Koç” KültürBakan›’n›n dedi¤ine göre “bürokrat›nbiri iflgüzarl›k yap›p getirmiflti”;iyi de “Koç” Kültür Bakan›’n›ndurumu aç›klamaya çal›fl›rken söyledi¤i“Tarihe geçtim” sözleri neoluyordu?Anlafl›l›yor san›r›z; “Koç” KültürBakan› tarihte yerini garanti alt›naalmak istiyor. Eee, ifl tarih oluncaHürriyet gazetesinin tarih yazar›Murat Yardakç› durur mu?! HemenZemzem kuyusuna ifleyenlerin detarihe geçmifl oldu¤unu yazd›!Asl›nda bize söyleyecek söz kalm›yor.“Koç” Kültür Bakan› tarihegeçmik istiyor… Bunun için uyuyor,horluyor, hünkârbe¤endi oluyor,Devlet Tiyatrolar›n› da¤›t›yor, “Sakal-›fierif”i aya¤›na getirtiyor vs.vb. Bir güzel de yan›t›n› al›yor amane gam?! Tarihe geçiyor bir çeflit…Evet, evet, gerçekten tarihe geçiyor:Türk mizah tarihine geçiyor“Koç” Kültür Bakan›!Eee, mizah tarihi de tarihin birparças› de¤il mi yani?Bizce yak›fl›r! “Koç” Kültür Bakan›’n›nmizah tarihinde baya¤› kariyeryapaca¤›na flüphemiz yoktur!Mizah tarihi içinde yeralmak“Koç” bakana yak›fl›r! ●AYIN KUPÜRÜYetmeeeez!Habere göre Marmaris’in Bozburun Beldesi’nde Atatürk’e benzemedi¤ive ölçülerinin küçük oldu¤u gerekçesiyle elefltirilen 1metre 71 santimetrelik Atatürk heykeli de¤ifltirilmifl.Bence iyi yap›lm›fl. Hatta az bile yap›lm›fl… Ancak de¤ifltirmek yetmez,sorunu kökten çözmek laz›m! Hep yazd›m. Bunu yapanlar, yaniAtatürkümüze (ulu önderimize – u.ö.) 1 metre 71 santimetrelik ölçülerilay›k gören ve kendisine heykeltrafl diyenlerin niyetleri sorgulanmal›,biraz olsun flüphe duyulanlar hakk›nda “Atatürkümüze (u.ö.) veTürklü¤e hakaretten” dava aç›lmal›d›r. Yetmez! ‹bret al›nmas› için bunlarsürüm sürüm süründürülmelidirler. Benzemeyen Atatürkümüz (u.ö.)heykelleri yapanlar bir güzel benzetilmeli; analar›ndan do¤duklar›napiflman edilmelidir. Gerçek Atatürkümüzün (u.ö.) 1 metre 71 santimetredendaha yüce oldu¤u kavrat›lmal›d›r. S›n›r koymuyorum, bundanböyle Atatürkümüz (u.ö.) heykellerinin ölçüleri en az befl on metredenbafllamal›d›r. O kadar!En Atatürkçü Yazar: S›dd›k Niyetinibozar ●25


Oruç nas›l bozulur?26Tarihe geçen sadece “Koç”Kültür Bakan› de¤il… Bumemleketin tarihe geçen birçokinsan› var. Mesela Prof.Dr. titrli zat-› “muhteremlerinden”birisi olan ZekeriyaBeyaz’da bunlardan birisi…Efendim malumunuz birRamazan ay›n› daha gerideb›rak›yoruz. Malum oruç tutuluyor,oruç aç›l›yor. Bu aradadini bilgiler tazeleniyor,bilinmeyenler ö¤reniliyor,yanl›fl bilinenler düzeltiliyorfalan filan. Bu çerçevedeorucun aç›lmas› ifli de soruhaline getiriliyor; bilenler bilmeyenlerekonuyla ilgili aç›klamalardabulunuyor.Aç›klamalarda bulunan“bilenlerden” birisi de Prof.Dr. Zekeriya Beyaz. Zat-›muhteremin dedi¤ine göreoruç cinsel iliflkiyle de aç›labilirdi.Zekeriya Beyaz yapt›¤› buaç›klamayla “gündeme”oturdu.Kimileri hocan›n akl›n›bozdu¤undan dem vurdu, kimileri“bu kadar da olmaz”dedi, kimileri hocaya “hakverir tav›rlara girdi.Kar›fl›k bir durum ç›kt› ortayavesselam.‹lahiyatç› de¤iliz; bu yüzdenderin analizler yapacakdurumumuz yok. Ancak ‹slamiyetdinini tan›d›¤›m›z kadar›ylabu dinin oruç kurallar›oldu¤unu, oruç bozma kurallar›aras›nda da “cinselbirleflmeyle oruç açma” kural›n›nolmad›¤›n› söyleyebiliriz.Hay›r, böyle bir fleylekarfl›laflmad›k bile… Bildi¤imizkadar›yla, Müslüman insanorucunu yemek yiyerekbozar…Baflka birfleyle de¤il…•••Vesselam bu oruç bozmaifli çok kar›fl›k bir ifl…Bunun kar›fl›kl›¤›n› di¤erkimi haberleri okuyunca dahaiyi kavrar olduk.Biz bir yandan Zekeriya Beyaz’›noruç bozma metoduylau¤rafl›rken Diyanet “efliniöpenin orucu bozulmaz”aç›klamas›n› yapt›.Al bafl›na belay›!Hangi hallerde bu oruç denilenfley bozulur?Ne bozar, ne bozmaz?•••Ard›ndan konuyla ilgili birSÖZ MECL‹STEN DIfiARI…baflka haber yay›nland›:Efendim Çaykur Rizespor-Malatyaspor maç›nda baz›taraftarlar kavfa ç›karm›fl.Bunun üzerine polis kavgaedenlere gaz s›karak olayamüdahale etmifl. S›k›lan gazüzerine taraftarlar kusmufllarve s›k›lan gaz›n “oruçlar›n›bozdu¤unu” söyleyip tepkigöstermifller.Bu kez de “Gaz oruç bozdu”tart›flmas› bafllam›fl.Bu arada Rize Müftü Vekiliyapt›¤› aç›klamayla gaz›noruç bozmayaca¤›n› söylemifl…Acaba öyle mi?fiimdi Zekeriya Beyaz hoca,Diyanet derken bir de bumeseleye kafa yormak durumundakald›k.Hay›r, öyle oruçla filan fazlabir derdimiz de yok amabir konu hakk›nda bu kadarçok de¤iflik görüflün ç›kmas›ilgi çekiyor.Gel ç›k iflin içinden…Ama bir fley ö¤rendik:Neyin oruç bozdu¤unu yada bozmad›¤›n› tam ç›karamasakbile oruç tart›flmalar›kafa bozuyor…Bu kesin! ●“Ülkeme yat›r›m› teminen dünyan›n tüm giriflimcileriyle görüflürüm. Bakanlar›mada her yerde görüflmelerini tavsiye ederim. Çünkü ben ülkemi adeta pazarlamaklamükellefim.”Recep Tayyip Erdo¤an— T.C. Baflbakan› —Kim bihaber?Habere göre “Türk polisinin verimlili¤ininart›r›lmas›” amac›yla (verimlilikten kastedilenart›k neyse?!!! / BN) Emniyet GenelMüdürlü¤ü ile birlikte AB Efllefltirme Projesi üzerindeçal›flan ‹spanyol uzmanlar yapt›klar› araflt›rmalar›nsonuçlar›n› bir raporla aktarm›fllar. Raporlar›nda‹spanyol uzmanlar “Türk polisinin insanhaklar›ndan habersiz oldu¤unu” belirtmifller.Bununla da kalmam›fllar; “Türk polisi toplumlabütünleflememifl” demifller.Biz bu ‹spanyol uzmanlar›n tespitleriyle sorunumuzvar. Birincisi “Türk polisinin insan haklar›ndanhabersiz oldu¤unu” söylemek için uzmanolmaya, araflt›rma yapmaya gerek yok… ‹kincisi“Türk polisinin toplumla bütünleflemedi¤i” tespitide yanl›fl bir tespit bizce… Böyle bir tespittebulunmak için gerçekten Türk polisine insan›ngarezinin olmas› gerek. Bu ‹spanyol uzmanlar›-n›n Türk polisine g›c›k olup olmad›¤›n› bilemeyizama “Türk polisinin toplumla bütünleflememifl”oldu¤unu söylemesi ak›l alacak bir fley de¤il…Neden mi? Neden olacak, Türk toplumunun birparças› olarak, al›n yan›n›za birkaç kifli, ç›k›n herhangibir meydana, bir aç›klama yap›n bakal›m.Türk polisinin toplumla kaynaflmada ne kadaryetenekli, maharetli oldu¤unu o zaman görürsünüz!Hem de öyle bir kaynaflma ki, sizi s›cak s›caksarar Türk polisi… Dengine gelirse kaynaflmakanlaflmaya dönüflür, nitekim kaynaflma bütünleflmeyedönüflür; ellerle, ayaklarla, coplarla gerekirsesilahlarla güzel bir bütünleflme sa¤lan›r!Bütünleflme alanda kalmaz, sorgu odalar›nda sürer…O kadar bütünleflme sa¤lan›r ki, art›k “yeter”bile diyebilir, bu kadar bütünleflmenin sa¤l›-¤›n›za zararl› bile oldu¤unu düflünebilirsiniz.Yani k›ssadan hisse, ‹spanyol uzmanlar›n tespitleriyanl›flt›r. Polise haks›zl›k yap›lmaktad›r. Toplumlabütünleflme konusunda elinden geleni arkas›nakoymayan polis bu haks›zl›¤› haketmemektedir.Avrupal›lar bu g›c›kl›¤› Türk polisineyapmamal›d›rlar.Bu tür tespitler karfl›s›nda Türk polisi b›rak›nTürk toplumu ile bütünleflmeyi, Avrupa ile bilebütünleflme konusunda ne kadar mahir oldu¤unugösterebilir…Bizden söylemesi! ●


ulmaca123456789101112SOLDAN SA⁄A: 1– Bir m›knat›s›nçekim kuvveti uygulad›¤› alan; 2–Tanzanya’n›n plaka imi; Pakistan’dabir kent; 3– K›br›s’ta birkent; milimetre; 4– Asya’da bir ›rmak;Eski dilde ayak; Su; 5– Tersikalay›n simgesi; Sanat; Tersi yaylaat›l›r; 6– 1902-1947 y›llar› aras›ndayaflam›fl olan Türkiyeli karikatürist.Diken, Akflam, Arkadafl, Amcabeygibi gazete ve dergilerdeçal›flt›. Amcabey, Dalkavuk, Ak’laKara, Dede ile Torun, Yeni Zenginve Salamon gibi tipleri yaratt›. Onkarikatür albümü yay›nlad›, beflsergi açt›, karikatür üzerine birçokkonferans verdi; 7– Bir göz rengi;Protaktinyumun simgesi; ‹lgili; 8–Eski dilde vuku bulmufl, olmufl;Londra’da bir semt; Lavrensiyumunsimgesi; 9– Tersi eski bir kavim;Geçerli, yürürlükte olan; Halkdilinde büyük erkek kardefl; 10–Edinme ifli, sahip olma, kazanma,iktisap; Nicelik bak›m›ndan bir fleyinulaflabilece¤i en yüksek nokta;11– Çiçeklerin üreme organ› olansar› toz; Geri çevirmek; Bofl karfl›t›;12– “Mikis …” Yunanl› besteci.1925’te do¤du. 1963’te milletvekilioldu. 1967 darbesinden sonratutuklanarak üç y›l hapis yatt›. Siyasalmücadelesini yans›tan, gelenekselçalg›larla halk ezgilerineyaklaflan besteler ve film müzikleri(Z ve Zorba gibi) yapt›.YUKARIDAN AfiA⁄IYA: 1– Geçti¤imizgünlerde yitirdi¤imiz“Anday” soyadl› flair ve yazar.1925’te do¤du. Ankara Gazi Lisesindeortaö¤renimini yapt›ktansonra sosyoloji ö¤renimi için Belçika’yagitti. Milli E¤itim Bakanl›-¤› Yay›n Müdürlü¤ü müflavirli¤indeve Ankara Kitapl›¤› memurlu-¤unda bulundu. Gazetecilik hayat›naat›ld›, sanat-edebiyat sayfalar›haz›rlad›. TRT Yönetim KuruluÜyeli¤i yapt›. Bu arada ö¤retmenlikyapt›. Orhan Veli, OktayRifat ile birlikte “Yeni fiiir”inüç öncüsünden birisi say›l›r. Garip,Rahat› Kaçan A¤aç, Telgrafhane,Yan Yana, Do¤u-Bat›, Kollar›Ba¤l› Odysseus, ‹sa’n›n Güncesi,Aylaklar, Raziye, Yeni Tanr›-lar, Teknenin Ölümü, Sosyalist BirDünya, Ölümsüzlük Ard›nda G›lgam›flkitap olarak yay›nlanm›fleserlerinden baz›lar›d›r (resim);2– K›rm›z›; Ödenti, kesinti; 3– Vücudunuyufluklu¤unu gidermekiçin organlar› hareket ettirmek;‹lânihaye; 4– Kürtçede ekmek; Birgün ismi; 5– Bir yar›fl›n belli devreleri;Bir nota; Bir ticaret senedininalacakl› taraf›ndan baflkas›naverilmesi ve arkas›na yaz›l›p imzaedilmesi; 6– Hakan, hükümdar;Eski dilde pek yüksek, pek ulu; 7–Yapma, etme; Hastal›¤› tan›mlayanyaz›; Bir nota; 8– Tersi beyaz;123456789101112‹ç; 9– Utanma, utanç duyma; Tersibaya¤›; 10– Lantan›n simgesi;Radyumun simgesi; Malezyal›lardagörülen öldürücü delilik; 11–93. SAYIDAK‹ BULMACANIN ÇÖZÜMÜKapal›, sar›l›, ba¤l›, katl›, buruflukvb. bir fleyi ay›rmak, çözmek, düzeltmekvb. ifli; Alakal›; 12– Bircins bulut.SOLDAN SA⁄A: 1– LOMONOSOV; TO; 2– AZAMET; SEMER; 3– LOR; DART; MAH; 4– EN; MA⁄ARA;MA; 5– S‹M; DO; ÇÜN; 6– EL; SEMAV‹; LP; 7– TERS; 8– RÜfiT; KURAM; 9– ‹N‹K; ALU; 10– TRAK; 11–URARTU; TAAT; 12– TURGENYEV; AL.YUKARIDAN AfiA⁄IYA: 1– LALE DEVR‹; 2– OZON; RU; 3– MAR; Afi‹KAR; 4– OM; M‹S; TK; RG; 5–NEDAMET; TE; 6– OTA⁄; ME; UN; 7– RADAR; 8– OSTROVSK‹; TE; 9– VE; TAV; 10– MM; ARARA; 11–TEAMÜL; ALATA; 12– ORHAN PAMUK.Yeni Dünya ‹çin Ça¤r›’y› destekle!Yeni Dünya ‹çin Ça¤r› siyasi birgazete. Ülkemizde siyasi gazeteçok say›da var. Özellikle sermayemedyas›n›n elinde bir çok gazete bulunmakta.Bunlar›n hepsinin ortak özelli¤i varolan sömürü ve bask› düzenini savunmakonu hofl göstermektir. Sermaye bas›n› iflçilerin,emekçi gençlerin, emekçi kad›nlar›nve emekçi köylülerin sorunlar›n›n dile getirilmesi,onlar›n ç›kar›na bir siyasi çizgininizlenmesi için de¤il, yaln›zca va yaln›zcasermayenin ç›karlar› için u¤rafl›yorlar. Sermayebas›n›n arkas›nda büyük paralar, büyüksermayedarlar var. Bu yüzden onlar›nmaddi aç›dan iflçilerin ve di¤er emekçilerindeste¤ine pek ihtiyac› yok.Yeni Dünya ‹çin Ça¤r› gazetesi sermayebas›n›n tam tersine iflçilerin ve emekçilerinhakl› mücadelesinin bir sesi, onlar›n davalar›n›nbir bayra¤›.Yeni Dünya ‹çin Ça¤r› iflyerlerindeher gün patron bask›s› alt›nda s›n›f bilincikinlenen, grev ve di¤er direnifllerdeonurlu mücadeleye at›lan, sendikalörgütlülü¤üne sahip ç›kan, sendikalmücadelenin demokratik ve devrimcibir seviyeye yükseltilmesini savunaniflçilerin sesidir.Yeni Dünya ‹çin Ça¤r› gazetesi,emperyalist barbarl›¤›n tek alternatifiolan sosyalizmi kurma ve yeni birdünya yaratma ça¤r›s›d›r!Yeni Dünya ‹çin Ça¤r› demokratikbir lise e¤itimi, demokratik, özerk vebilimsel ilkeleri temel alan bir yükseke¤itim mücadelesi veren üniversitegençli¤inin bas›ndaki temsilcisidir.Yeni Dünya ‹çin Ça¤r› yaflam temelleriniher gün daha fazla kâr dürtüsüile büyük oranda yok eden, iflçi vedi¤er emekçilerin beslenme araçlar›n›kimyasal zehir deposu haline getiren,iflçilerin ve di¤er emekçilerin sa¤l›¤›n›ancak ticaret arac› olarak gören kapitalistsömürü düzeninin reddidir.Yeni Dünya ‹çin Ça¤r› insan›n insancayaflayaca¤›, s›n›fs›z, sömürüsüzbir dünya yaratma ça¤r›s›d›r!Yeni Dünya ‹çin Ça¤r› gazetesi,iflçi ve di¤er emekçi kad›nlar üzerindeestirilen cinsiyet bask›s›na, onun afla-¤›lanmas›na karfl› mücadelenin, iflçive emekçi kad›nlar›n hayat›n heralan›nda eflit haklara sahip olmas›n›ntutarl› bir savunucusudur.Yeni Dünya ‹çin Ça¤r› her türdenmilli ve dinsel bask›n›n, imtiyazlar›ntutarl› bir düflman›d›r. O, her türdenmilliyetlere ve dine ba¤›ml› insanlar›nbirarada, kardeflçe ve eflit haklara sahipözgür bir dünyada yaflamalar›n›ntaraftar›d›r.Yeni Dünya ‹çin Ça¤r›m›z bu amaçlar›do¤rultusunda yay›n hayat›n› tümgüçlüklere, sermayenin devletininbask›lar›na ve maddi zorluklara ra¤mensürdürmektedir…Bu sesten sermayenin güçleri, sermayenindevleti, polisi, yarg› organlar›korkmaktad›r. Yeni Dünya ‹çinÇa¤r›’n›n güçlenmemesi için bu güçlerellerinden gelen her çabay› gösteriyorlar.Bu yüzden gazetemize a¤›r paracezalar› ya¤d›r›yorlar. Bizi böyley›ld›racaklar›n› san›yorlarsa yan›l›yorlar!Yeni Dünya ‹çin Ça¤r› hakl› mücadelesindekararl›d›r.Ça¤r›m›z sana iflçi arkadafl!Bu bayra¤›n, bu sesin daha da güçlendirilmesigereklidir. Yeni Dünya‹çin Ça¤r› senin gazeten, senin davan,senin mücadelendir. O’nu destekle,O’na ba¤›fl ver!Yeni Dünya ‹çin Ça¤r› gazetesi senindeste¤inle, senin ba¤›fl›n ve maddiyard›m›nla sermaye bas›n›n karfl›s›nadaha gür bir sesle ç›kacakt›r.Ba¤›fl kampanyas›na kat›l!Yay›n Türü: Yerel SüreliºÇA⁄RI Bas›n Yay›n Ltd. fiti Ad›naSahibi ve Yaz›iflleri Müdürü:Aziz ÖzerºYönetim Yeri ve Adresi:Mahmut fievket Pafla Mah.Tel.: (0212) 235 35 70Fax: (0212) 253 19 27e-mail: mail@ydicagri.comwww.ydicagri.comºBanka Hesap No:Türkiye ‹fl Bankas›Galatasaray-‹stanbulHesap No: 1022 0 738654ºYurtd›fl› Temsilcili¤i:Güney KitabeviFrohlinder Strasse 6044577 Castrop-RauxelTel.: (02305) 542846Fax: (02305) 542845ºSAYI: 94 · KASIM’2005ISSN 1301-692X94ºTürkiye: 2 YTL (KDV DAH‹L)2,50 EuroºBask›: Maya Matbaas› (501 22 99)27

More magazines by this user
Similar magazines