11.12.2020 Views

ELLE POP UP! 2. SAYI

E-dergimizin ikinci sayısının kapak kızı Alina Boz...

E-dergimizin ikinci sayısının kapak kızı Alina Boz...

SHOW MORE
SHOW LESS

Create successful ePaper yourself

Turn your PDF publications into a flip-book with our unique Google optimized e-Paper software.

02/ Haziran 2020

ALİNA BOZ

FILTRESIZ, ÇABASIZ

VE MUHTEŞEM

YAZ OYUNLARI

100 SAYFADA SEZONU EN GÜZEL YAŞATACAK HAYALLER,

STIL ÖNERILERI, RÖPORTAJLAR


EDİTO

NO

BAD

DAYS

KOLAJ: GÜLGÜN ÖZEK

Öyle zamanlardan geçiyoruz ki, sanırım her birimizi

mutlu eden şeyler birbirinden çok farklı değil.

Sağlıklı olmak, yakınlarımızın sağlıklı olması, güvende

olmak, havanın güzel olması, güneşin batışını ya da

doğuşunu yakalamak, dostlarımızla, ailemizle birlikte vakit

geçirebilmek, birilerine yardım edebiliyor olmak gibi... Tam

bu satırları yazarken tüm dünya George Floyd’un haksız bir

şekilde polis tarafından öldürülmesinin ardından yas tutuyor,

isyan ediyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde protestolar

ve polisle yaşanan çatışma ciddi boyutlarda. Yüzyılın

en zarar veren salgınlarından birini henüz atlatamamışken,

şimdi George Floyd’un gözümüzün önünde öldürülmesinin

üzüntüsünü yaşıyoruz. Sanırım bu sebeple, hayattan beklentimiz,

bizi mutlu eden şeyler çok farklı. Hele bir de yaz

gelince, Akdeniz ruhumuz mutlu olacak, kıpırdanacak, kutlayacak

şeyi ille buluyor. İkinci pop-up dergimizi kendimizi

ve sizi eğlendirecek, umut verecek, elbette modadan ve sezondan

haberdar edecek, duygusal içeriklerle donattık. Bu

arada, her konu içinde bulunduğumuz durumun ruh haliyle

hazırlandığı için bir yandan “yeni normal” ile ilgili araştırmalarımız

ve tespitlerimiz devam ediyor.

Kapaktan başlıyorum. Netflix dizisi Aşk 101’le popülerliği

daha da artan Alina Boz. Ben onunla bu çekimde tanıştım.

Donanımlı, ayağı yere basan, hiçbir celebrity talebinde

bulunmayan, modern ve pırıl pırıl bir genç kadın. Çekimimiz

yine ayrı bir maceraydı. Sokağa çıkma yasağının bittiği

ilk gün. İnsan öyle kolay açılamıyor ki… Mücbir Sebepler’de

de dendiği gibi “eski normali yeni normal gibi kakalayamazsınız”

dedik ve yine 3.5 kişilik bir çekime imza attık. Alina

Boz, fotoğrafçı Onur Dağ, ben ve styling için aramıza FaceTime’dan

katılan Oğuz Erel. Dedim ya duygusalız diye;

moda çekimlerinin en duygusal, en doğal olduğu 90’larıdan

ilham aldık bu kez. Alina’ya da bize de, zamansız, huzurlu,

iç açan kareler ve bir anı kalsın istedik. Yıllardır moodboard’lardan

eksik olmayan 90’lardaki Mario Sorrenti, Bruce

Weber, Herb Ritts kareleri bize ışık tuttu. Ayrıca Kilyos

plajları benden sorulduğu için hava kararmadan arkamıza

dolunayı almasını, doğru gözlem kulesine tırmanmasını da,

elle.com.tr • instagram @ElleTurkiye • facebook @ElleTurkey • twitter @ElleTurkey


E

E ❤

L

L

E

L

L

E

E ❤

E

L

L

E


LOKAL

TASARIMCILARIMIZ

SIZI SEVIYOR

DESTEKLIYORUZ

E

L

L

E ❤

E ❤

L

L

E

L

E ❤

L

L

E

E ❤

L

FOTOĞRAF: ONUR DAĞ

Görsel yönetmenimiz Bülent’in layout’tan çıkarmama

dayanamadığı Alina Boz’un bu karesi, edito’da huzurlarınızda.

açıkçası bildik :) Sayfa 58.

Bu süreçte çekim yapmak bana birleştirici, yaratıcı, her

şarta ayak uydurabilen işimi ne kadar sevdiğimi hatırlattığı

için bir an önce medeni şartlarda gerçek prodüksiyonlarımıza

da kavuşmayı diledim.

Dedim ya bu sayıda eğlendik diye; en sevdiğim konuyla

başlayım: ELLE editörlerinin hasretle beklediği tatil hayallerini

anlattığı “Çıkamadığımız Tatiller Rehberi”. Önce en

çok gitmek istediğimiz yerleri anlattık, sonra oraya uygun

ürünleri size gösterdik. Ama esas “nereye, kiminle gitmek

isterdiniz?” sorusuna dikkatinizi çekerim çünkü fotoğraf

editörümüz Gülgün Özek “taleplerimizi” kolajlarla gerçek

kıldı. Mesela ben Utah’a Bradley Cooper, Brad Pitt, Susan

Sarandon ve Geena Davis’le gitmiş bulundum. Sonuçta hayaller

vardır ve neden size de ilham olmasınlar ki! Sayfa 18.

Bir diğer göz ziyafeti konu sürekli eski seyahatlerimizden

TBT yaptığımız bugünlerde geçmişin en ilham veren

ikonik tatil karelerini derledik. Beatles üyelerinin havuz

keyfinden Charlotte Rampling’in köprü pozuna müthiş görüntüler

var. Sayfa 46.

Gelelim pandemi sonucu aldığımız ilk derslerden birine.

Hepimizin birbirine her zamankinden çok ihtiyacımız

olduğu bugünlerde Türk modası da güçlerini birleştirecek.

Bu bağlamda Temmuz/Ağustos sayısından itibaren bizim

de ciddi projelerimizi ve desteklerimizi göreceksiniz. Ama

pop-up dergilerimizde de size her zamankinden daha fazla

Türk yetenek göstereceğiz. Bu anlamda küçük moda tasarımcıları

ile ilgili bir duyuru sayfamız var ve bir de şahane

çanta konusu yaptık. Türkiye çıkışlı, birçoğu global başarı

kazanan ve daha da kazanacağına emin olduğumuz markaları

ve ikonik parçalarını tanıttık. Sayfa 6.

1 Haziran itibariyle yeni bir düzenin ilk safhasını yaşamaya

başladık. Peki gündelik hayatımızın değişen kodları

ne olacak? Aykun Taşdöner’in geçen sayıda başlattığı “Ya

Sonra” araştırma dizisinin 2. bölümünü okumanızı öneririm.

İletişimci Levent Erden’den İstanbul’da “ofis” alışkanlıklarını

değiştiren ilk girişimlerden olan Kolektif House’un

sahibine, iklim aktivisti Melike Akkuş’tan Lucca ve Cantinery’nin

sahibi Cem Mirap ve d.ream grubunun CEO’su

Umut Özkanca’ya, turizmcilerden sağlık sektörüne birçok

otoriteden görüşleri bir arada okumanız için bir fırsat…

Sayfa 24.

Bu arada! Moda ve trendleri atladık sanmayın, demirbaşlarımız

pop-up dergimizin en başı ve sonunda. Yazın öne

çıkan ayakkabı ve çantalarını; yanı sıra romantik yaz koleksiyonlarını

bulabilirsiniz. Sayfa 10 ve 74.

Ufak ufak uçuşların başladığını öğrendiğimize göre,

biraz tatil önerisi de yapalım dedik ve pandemiyi es geçen

adalarda inanılmaz oteller ve mekanlar bulduk. Tatil programınızı

Şebnem Denktaş’ın yazısını okuduktan sonra yapın.

Sayfa 92.

Bir dahaki edito’mu palmiyeler altından yazmayı umut

ediyorum. O zamana kadar sağlıklı, bol hayal kurmalı ve

yüksek moralli günler diliyorum.

ZEYNEP ÜNER


ELLETREND

FOTOĞRAF: GETTY IMAGES TÜRKİYE

4 ELLE


E

ŞİMDİ

LOKAL

ZAMANI

ALTERNATİF ÜRETİM MODELLERİNDEKİ ARAYIŞLAR, YAŞADIĞIMIZ TOPRAKLARDAKİ ZANAATİ

YAŞATMAK İÇİN ATILACAK ADIMLAR. KONU ALIŞVERİŞ OLUNCA TÜM TRENDLER LOKAL

OLANIN YÜKSELİŞE GEÇECEĞİNİ GÖSTERİYOR. ELLE TÜRKİYE OLARAK MARKALAŞMA

YOLUNDA GİDEN YERLİ MODA TASARIMCILARINI VE KÜÇÜK MODA MARKALARINI

DESTEKLİYORUZ.

YAZI: AYKUN TAŞDÖNER

E ❤

L

L

E

L

L

E

E ❤

E ❤

E

L

L

E


LOKAL

TASARIMCILARIMIZ

SIZI SEVIYOR

DESTEKLIYORUZ

L

L

E

E ❤

E

L

L

L

L

E

E ❤

E ❤

L

L

Şu anda dijital ortamda sayfalarını çevirdiğiniz ELLE

Pop Up küçük üreticileri, lokal tasarımcıları ve Türkiyeli

tasarımcıları desteklemek adına bir seri başlatıyor.

Genç ve özgün Türkiyeli tasarımcılar yerel motifleri,

kendi özgün kimlikleriyle birleştirerek yollarında emin

adımlarla ilerlerken birçoğunun şanı çoktan Atlantik’in öte

yakasına doğru ilerlemeye de başladı. Aralarında sürdürülebilir

adımlar atanlar da var, Anadolu’da yaşayan kadınların

el emeğini değerlendirerek işgücü yaratanlar da. ELLE

Türkiye olarak her yeni sayıda yerel markaların ürünlerinden

alışveriş sepetleri oluşturacağız, röportajlar yapacağız.

LOKAL ALIŞVERİŞ, SÜRDÜRÜLEBİLİR ADIM

Tedarik zincirinden üretime kadar, hatta online ya da offline

satış kanallarına ulaşana kadar birçok markanın lokal

olması sadece yerel ekonomiye katkı değil aynı zamanda

sürdürülebilirlik ve karbon salınımı azaltmak konusunda

fayda da sağlıyor.

WGSN (dünya çapında bir online araştırma ve trend

analizi firması) tarafından paylaşılan trend raporuna göre

2021 ve sonrasında küçük komüniteler ve lokalizm hareketi

daha sık karşımıza çıkacak. American Express tarafından

yapılan bir araştırma küçük işletmelerde harcanan her bir

dolar içindeki 67 cent’in lokal komünite içinde kaldığını

gösteriyor. Yine WGSN’in raporuna göre, yapılan tüketici

röportajlarında verilen yanıtlar da şu yönde: “Küçük işletmelerde

ödediğiniz ücretin nereye gittiğini biliyorsunuz ve

süreç daha şeffaf.”

SOSYAL MEDYA DESTEĞİ

Markaların kişiye özel yaptıkları iletişim çalışmaları, özellikle

Z jenerasyonun gözünden kaçmıyor. Bunu da bugünlerde

en iyi lokal ve küçük markalar başarıyor. Tüketici

böylece markayla bir bağ kuruyor ve alışveriş alışkanlığını

bu yönde değiştiriyor. Instagram da geçtiğimiz haftalarda

bu konuda bir girişime imza attı. Instagram’ın moda işbirliklerinden

sorumlu direktörü Eva Chen; “Platform her

zaman insanların hayatlarına dokunmayı ve toplulukları

bir araya getirmeyi amaçlamıştır” diyor bir röportajında.

“Ama görevi bugünlerde her zamankinden biraz daha yüce.

İnsanlara, küçük kuruluşlara yardım etmeyi de hedefliyor.’’

Facebook ve Instagram’ın en yeni özelliklerinden biri

kilometre sınırlaması getirerek alışveriş sırasında size en

yakın ve yerel markaları öne çıkarması. #SupportSmallBusines

etiketiyle de bu markalara destek oluyor. Facebook

ileriki günlerde faaliyet gösterdiği 30’dan fazla ülkede küçük

işletmelere yardım etmek amacıyla 100 milyon dolarlık

bir fonu açacak.

ELLE 5


ELLETREND

LOKAL İKONLAR

RADARIMIZDA BU KEZ “BIZIM” MARKALAR VAR. İSTANBUL BAŞTA OLMAK ÜZERE TÜRKİYE

ÇIKIŞLI BU 11 MARKA KONU ÇANTA OLUNCA EL İŞÇİLİĞİNE VURGU YAPARAK SERİ

ÜRETİME KARŞI OLDUKLARININ ALTINI ÇİZİYORLAR.

HAZIRLAYAN: NESLİHAN DENİZER YAZI: AYKUN TAŞDÖNER

324 NEW YORK

Marka New York ve İstanbul arasında bir köprü. Ancak en

büyük özelliği anne-kız ikili Bike ve Arzun Bayer tarafından

kurulmuş olması. Tüm çantalar, 324 New York’un İstanbul

atölyesinde, Türk derileri ve kumaşları kullanılarak,

tamamen elde üretiliyor. Çantaların metal aksesuarları,

markaya özel olarak tasarlanıp, hazırlanıyor. @324ny

SEEN PIECES

2017 yılında kurulan marka başta sadece vintage

aksesuarlar satıyordu. Ardından geçmişten ilham alan

kemerler de tasarlamaya ve üretmeye koyuldular. 2019

yaz sezonundan itibaren çantalar da Seen Pieces

koleksiyonunda karşımıza çıkmaya başladı. @seenpieces

NATURAE SACRA

Gizem Pirinççiler ve Kerem Erhan tarafından kurulan

marka ismini Latince’de gizemli ve ruhani anlamına gelen

Naturae Sacra’dan alıyor. Çantaların kulpları reçineden.

Bu da her birinin farklı bir tasarıma sahip olduğu

anlamına geliyor. Marka böylece karşı olduğu seri üretime

yanıtını bu şekilde vermiş oluyor. @naturaesacra

6 ELLE


ROE

Merve ve Beyza Karaca imzalı

marka Roe’nin çıkış noktası

kendilerini stilleri vasıtasıyla

anlatmak isteyenler. Bu çantalarda

canlı dokuları tamamlayan feminen

siluetler. Roe’nın vurguladığı,

kadınların zamansız stilinin

çağdaş dünyayla birleşimi.

@roeofficial_

MAEYJA

2019 yılında Canan Delettre tarafından

kurulan markanın tasarım dili sade ve sakinlik

üzerine kurulu. İlhamı ise tasarım, mimari,

sanat ve müziğin zarif noktaları. Çantaların

tümü İstanbullu zanaat ustaları tarafından elde

üretiliyor. @maeyja_official

MEHRY MU

Bu çantalar tasarımcısı Güneş Mutlu Mavituncalılar’ın

bir gün İstanbul Kapalıçarşı’nın gizli sokaklarında

gezerken gördüğü hepsi birbirinden güzel ikat

kumaşlarına olan tutkusundan doğdu. Fas’tan İstanbul’a

kadar uzanan çiniler, kümbetler, saraylar, halılar ve

mücevherler Mehry Mu’nun egzotik dünyasının daimi

ilham kaynağı. @mehrymu

ELLE 7


ELLETREND

MANU ATELIER

Küresel bir marka olma yolunda emin adımlarla ilerleyen,

Şubat 2014’te Beste ve Merve Manastır’ın babalarının

zanaatlar geçmişlerine vurgu yapmak amacıyla kurdukları

MANU Atelier el yapımı deri çantalarıyla tanınıyor.

Çocukluklarında babaların kullandığı deri parçaların

fazlalıklarından ürettikleri minyatür çantalarla tasarımcılığa

adım atan iki kardeş işe bu yüzden “Aslında markamızın

fikri biz küçükken ortaya çıktı ancak 2014’te kuruldu”

şeklinde anlatıyorlar. MANU Atelier’nin ilham kaynakları

arasında, babalarının mesleğe başladığı yer olan Beyoğlu

da yer alıyor. @manu_atelier

BERA DESIGN

Kültürel miras Bera’nın çıkış noktası. Türkiye’nin çok kültürlü

coğrafyasından ve sunduğu zenginliklerden besleniyor ve

sanat ile tarihi modada birleştiriyor. Girişimci üç yakın arkadaş

olan Büşra Sezgin, Özge Ergül ve Beyza Yaşar’ın güçlerini

birleştirerek kurdukları marka yine yerelliğe ve el işçiliğine vurgu

yapıyor. @beradesignofficial

8 ELLE


SERENA UZİYEL

Serena Uziyel kendisiyle aynı adı taşıyan markası

için “Unutulmuş zanaatkarlığı modernlik unsurlarıyla

birleştirip, yeniden canlandırma arzusundan doğdu”

yorumunu yapıyor. Uziyel, New York’ta Parsons Tasarım

Okulu mezunu. Eğitimi sırasında Moschino, Calvin Klein

ve Donna Karan gibi lüks markalarda ve kendi çanta

ve ayakkabı koleksiyonunu yaratmadan önce Zara

International’da çalıştı. Çantaların alametifarikası ise

geleneklere getirilen çağdaş bakış açısı. @serenauziyel

LOVE CAN BAG

Love Can Bag, Bodrum’da doğan bir

marka. Doğal olarak, Ege ve Akdeniz

dokularını taşıyor. Yaratıcısı Nihan

Gider de ilham aldığı Bodrum’da

yaşıyor. Bu yüzden tasarlarken her köşe

başında açan begonvillerden, beldenin

olmazsa olmaz çivit mavisinden,

kum bejinden ve zeytin ağaçlarının

doğallığından ve tabii ki Bodrum

Kalesi’nden etkileniyor. @lovecanbag

BAÂ

Sürdürülebilir yaklaşımı odağına alan

BAÂ, Nisan 2016 yılında İstanbul’da kuruldu.

Yaşadığımız dünyaya karşı sorumlu olduğunu

düşünen marka sezon kavramını ortadan

kaldırarak zamansız parçalar üretiyor. Her

fırsatta matbaaya gönderme yapan BAÂ

çantalarının isimleri kadın yazarlardan

esinlenerek konuluyor. @baaofficial_

ELLE 9


ELLETREND

MONOKROM TAVIR

SEZONUN EN IDDIALI DOKUNUŞU MINIMAL DURUŞLARIYLA AYAKKABILARA AIT. ABARTIDAN UZAK

SADE FORMLARIYLA RADARIMIZDALAR.

HAZIRLAYAN: NESLİHAN DENİZER

GUCCI

BOTTEGA VENETA

Bantlı sandalet, a399, TWIST

Deri stiletto, 518 £, BALENCIAGA/

MATCHESFASHION.COM

Düğüm detaylı sandalet, a259, IPEKYOL

FOTOĞRAFLAR: GETTY IMAGES TÜRKİYE, NET-A-PORTER.COM, MATCHESFASHION.COM VE MARKALARA AİT

10 ELLE


Renk skalasında siyah ve beyaz en güvenilir ikili

Deri sandalet, a429, DESA

GIVENCHY

Parmak arası sandalet, a149, H&M

SADE SILUETLER

İnce bantlı sandalet, a399, IPEKYOL

Kare burunlu sandalet, a499, HOTİÇ

Toka detaylı sandalet, 253 £, BIRKENSTOCK 1774/

MATCHESFASHION.COM

Deri cut-out detaylı sandalet, a1889, LES BENJAMINS

Monokrom sandalet, a299,99, MANGO

Düz deri sandalet, 634 £, THE ROW/

MATCHESFASHION.COM

ELLE 11


ELLETREND

DEĞERLI METALLER

METALIN YAYDIĞI IŞILTI SADECE GECEYI ANIMSATMASIN. BU ÇANTALARDAN HERHANGI BIRI

GÜN BOYU STILINIZI TAMAMLAYABILIR. FARKLI BOYUTLARLA IDDIANIZI ORTAYA KOYUN.

HAZIRLAYAN: NESLİHAN DENİZER

BALENCIAGA

Çanta, a299, HOTİÇ

Bucket çanta, a747, DESA

Payetli gold çanta, 664 £,

PACO RABANNE/

MATCHESFASHION.COM

FOTOĞRAFLAR: GETTY IMAGES TÜRKİYE, NET-A-PORTER.COM, MATCHESFASHION.COM VE MARKALARA AİT

12 ELLE


Farklı bir ışıltı. Altın ve gümüş sezonun iki favorisi.

CHANEL

Çanta, a359, TWIST

Metalik çanta, a2195, FURLA

Zincir detaylı çanta, 1233 £,

CHRISTIAN LOUBOUTIN/

MATCHESFASHION.COM

Metalik clutch, 1480 £, BOTTEGA

VENETA/

MATCHESFASHION.COM

BALMAIN

Kutu clutch, a4795, ROCIO- VAKKO

Logo detaylı çanta, 1480 £,

VALENTINO/

MATCHESFASHION.COM

Metalik puffer çanta, a1279,

MAX&C0.

Metalik işlemeli çanta, 293 £,

SOPHIA WEBSTER/

MATCHESFASHION.COM

ELLE 13


ELLETREND

ARZU NESNELERİ

STILIMIZIN VAZGEÇILMEZ TAMAMLAYICILARINDAN OLAN AKSESUARLAR YAZ VE DENIZ

MEVSIMIYLE BIRLIKTE DAHA ÇOK DIKKAT ÇEKMEYE BAŞLIYOR. DIOR’UN ULTRA-MATTE

KOLEKSIYONUNDAKI IKONIKLEŞEN ÇANTA, KEMER VE GÖZLÜKLER YEPYENI VERSIYONLARIYLA

GARDIROBUMUZA GIRMEYI BEKLIYOR.

HAZIRLAYAN: SELİN MİLOŞYAN

Her stile adapte olabilme özelliklerinin yanı sıra

günceli yakalama potansiyelleriyle de öne çıkan

Dior’un sembolleri çanta, kemer ve güneş gözlükleri,

bu sezon ultra mat bitişli versiyonlarıyla yeniden

gündemde. Lady Diana’ya ithaf edilen ve son yıllarda

dünyadan farklı sanatçıların elinde bir sanat eseri gibi yaratılan

Lady Dior çanta bu seride başrolün sahibi. Onu, binicilikten

ilham alan, 1999’da doğan ve 2018 yılında Marie

Grazia Chiuri’nin tekrar moda severlerle tanıştırdığı Saddle

Bag takip ediyor. 2015 yılından beri Dior koleksiyonlarında

yer alan Diorama ve geçtiğimiz yıl radarımıza giren 30

Montaigne çantalarsa, grafik ve sofistike duruşlarıyla zamansızlar

arasındaki yerlerini aldıklarını, bu seriye dahil

olarak ispatlıyorlar.

İlk olarak sonbahar-kış 2018 sezonu için beğeniye sunulan

Ultra-Matte koleksiyonunda tüm aksesuarların yalnızca

siyah ve nude renkleri mevcutken, ilkbahar-yaz 2020

sezonu için çalışılan seride özellikle çanta ve cüzdanlarda

çok farklı renk alternatifi görülüyor.

Kusursuz beyaz, pembe, gri, yeşil ve mavinin soğuk tonlarına

bürünen çantalar, mat bitişlerine rağmen canlı ve patlak

bir görünüme sahipler. Ultra-Matte koleksiyonuna bu

sezon ilk kez dahil olan, “oversize” kare çerçevelerin kenarına

işlenen “CD” harfleri ile detaylandırılan 30 Montaigne

güneş gözlükleri ise tüm çantalarla şık bir uyum yakalıyor.

Tasarlandıkları ilk günden beri farklı materyaller ve

modern dokunuşlarla yeniden yorumlanan ve zamana meydan

okuyan bu aksesuarlar, Dior’un kültürel mirasının da en

iyi temsilcilerinden.

14 ELLE


INSTAGRAM/ELLETurkiye

ELLE kızlarının bakış açısıyla

en güzel Fotoğraflar BURADA

TAKİPTE KALIN

ELLE kızlarının

EĞLENCELİ dünyası

FACEBOOK /ELLETurkey

ELLE'İn İlham veren dünyası İçİn

YOUTUBE kanalımıza abone

olmayı unutmayın!

YOUTUBE/ELLETurkiye

GÜNCEL HABERLER TÜM DETAYLARIYLA

BU ADRESTE

MODA, TREND, STİL, GÜZELLİK

VE GÜNCEL OLAN HER ŞEYİ,

HER AY VE HER AN

ELLE’DE PAYLAŞIYORUZ...

Dünyada ve Türkiye'de ne oluyorsa,

anında İşte tam burada.

TWITTER/ELLETurkey

Tablet dergİnİz

her ay zengİnleştİrİlmİş

İçerİğİyle

Apple Store'da ve

Google Play'de!

ELLE 27


ELLEMOOD

İNTERNETTE

SÖRF YAPMAK

BU 2000’Lİ YILLARDA HAYATIMIZA GİREN BİR SÖYLEMDİ. ANCAK ASIL ANLAMINI HAKKIYLA

BUGÜNLERDE VERİYORUZ SANKİ, NE DERSİNİZ? İŞTE İNTERNETTEKİ EN İYİ ETKİNLİKLER.

HAZIRLAYAN: AYKUN TAŞDÖNER

CHROMATICA, ŞİMDİ YAYINDA

İtiraf etmeliyim ki Lady GaGa geçen aylarda pandemi nedeniyle albümünü ertelediğinde biraz hayal kırıklığına

uğramıştım, zira eğlence ve umut elde kalan birkaç değerimizin başında geliyordu. Gerçi o önce dostlarını

toparlayıp online bir konsere imza attı, ardından da “Yeni albüm mü istiyorsanız, alın size” diyerek güzel

haberi üzerimize fırlattı. 29 Mayıs’ta yayınlanan albüm ‘Joanne’den dört yıl sonra gelen altıncı stüdyo kaydı:

Albümden yayınlanan ilk single ‘Stupid Love’ kendisini ilk tanıdığımız yıllara götürmüştü bizi, ikinci single ve

video ‘Rain on Me’ de, ki kendisine Ariana Grande eşlik ediyor, yine bizi benzer ruh haline sevk ediyor. Sonuç

mu? 2010’lu yılların başında bizi dans ritimleriyle kendinden geçirip şarkılarını birer marşa çevirmeyi başaran

Lady GaGa geri döndü. Peki, sizi bir de bir soruyla baş başa bırakıyorum. Lady GaGa ve Beyoncé düeti mi

GaGa ve Grande düeti mi?

OTURDUĞUNUZ YERDEN SEYAHAT

Beykoz Kundura’nın 11 Haziran’a kadar devam eden ‘İçeriden Bir

Gezinti’ başlıklı kısa filmler festivali Cannes, Locarno ve Toronto gibi

uluslararası film festivallerinde yarışan yapımları bir araya getiriyor.

Hepsinin ortak noktası ise sizi dünyanın farklı ülkelerinde yolculuğa

çıkarması. Sao Paulo, Palm Beach ve Korsika ziyaret edebileceğiniz

yerlerden sadece birkaçı. Filmlere, beykozkundura.com adresinden

ulaşabilirsiniz.

16 ELLE


KAÇIRANLAR İÇİN BİR

KEZ DAHA

EN İYİ SERGİLER,

DİZİLER VE FİLMLER

Filmler: Dönemin en büyük sürprizi

21 Mayıs’ta düştü mail kutuma. Başlık

şöyleydi: Tüm zamanların en büyük haberi.

Eh, haksız da sayılmazlar. Mubi arşivini,

yani koleksiyonunu açmıştı. Bir hayal

gerçek oluyordu, çünkü istediğin anda

istediğin filmi izleyebilme lüksüne daha

önce hiç bu kadar yaklaşmamıştık. Üstelik

film seçmek kolay olsun diye koleksiyon,

‘Kameranın Arkasındaki Kadınlar’,

‘Uyarlamalar’, ‘Modern Klasikler’ gibi

onlarca farklı bölüme ayrılmış durumda.

Aklınıza gelen bütün yönetmenler burada

yani.

Diziler: BluTv de dizi tarihinin bütün

efsanelerini aynı anda platforma yükledi.

Bir kez daha izlemek isteyenler, daha

önce izlememiş olanlar için bambaşka

bir dünyayı aralayacak yapımların büyük

çoğunluğu ise bu disiplinin en iyilerini

üreten HBO’ya ait. Karantinanın başında

‘Girls’, ‘Game of Thrones’ ve ‘Sex and the

City’yi bizle buluşturan BluTV bu kez ‘Six

Feet Under’, ‘The Leftovers’, ‘Chernobyl’ ve

‘Sopranos’u yayına açtı. Tüm zamanların

en iyileri arasından seçim yapmak zor.

Ancak bir bölüm açtıktan sonra kendinizi

durduramayacağınız garanti.

Sergiler: Pera Müzesi sadece hali hazırda

devam edenleri değil, kuruluşundan bu

yana düzenlediği bütün sergilerden bir

seçkiyi YouTube kanalında yayınlamaya

başladı. Frida Kahlo-Diego Rivera,

Fernando Botero, Andy Warhol,

Rembrandt, Goya, Giorgio de Chirico,

Joan Miró ve Yıldız Moran yeniden

izleyebileceğiniz sergilerden bazıları.

Neticede sanat tarihinin en ikonik

isimlerinden bahsediyoruz.

YILIN İKİNCİ BÜYÜK MÜZİK OLAYI

Nisan ayının ikinci yarısında Lady GaGa’nın önayak oluşuyla organize

edilen ‘One World’ konserinin bir benzeri 6 Haziran’da YouTube’da

düzenleniyor. Bu kez amaç mezuniyet törenleri iptal edilen gençlere

moral vermek. Peki listede kimler var? ‘Dear Class of 2020’ başlıklı

konserler dizisi herhangi bir festivalde karşınıza çıkması pek de muhtemel

olmayan bütün güçlü oyuncuları sahaya sürüyor. Tamam, başlıyorum

saymaya. Beyoncé, Lady GaGa, Taylor Swift, BTS, Janelle Monáe

programın gerçek headliner’ları Michelle ve Barack Obama’ya eşlik

edecekler. Live Aid ve Live 8’ten sonra endüstrinin, zamanın ruhuna

böylesine ayak uydurması da insanı gerçekten mutlu kılıyor. En azından

uğruna gün sayacağımız bir etkinlik var!

ANTİVİRAL FİLMLER İÇİN BAŞVURU

Bulut Reyhanoğlu’nu ‘Anons’ ve ‘Çekmeceler’ filmlerinin yapımcısı ve

bunlara ek olarak da ‘Zenne’ filmindeki oyunculuğuyla tanıyor olabilirsiniz.

Kendisi aynı zamanda online kısa film izleme platformu olan Shortbyshort

sitesinin kurucusu ve sahibi. İşte yeni girişimi de bunun üzerine şekilleniyor.

İngiliz yapımcılar Darwin Shaw ve Will Hawkes, tüm dünyayı sarsan

COVID-19 salgınının yarattığı kolektif deneyimi sinemanın gücüyle

kayıt altına almak amacıyla Antiviral Film Projesi’ni başlattı! Projenin

Türkiye’deki sorumluluğunu ise Reyhanoğlu ve Shortbyshort üstleniyor. Peki

bu proje tam olarak nedir? 24 ülkeden senarist ve yönetmenlere açık olan

projede, başvurular arasından üç farklı tema üzerine kurgulanmış 19 kısa

film projesi seçilecek. Senaryo ve yapım desteği sağlanarak karantina

süreci sona erdiğinde çekimi gerçekleştirilecek 19 kısa film, ‘İzolasyon’,

‘İlişki’ ve ‘Ortaya Çıkış’ temalı üç uzun metraj filme dönüşecek. Başvurular

5 Haziran’a kadar yapabilirsiniz. Detaylar için: shortbyshort.com

ELLE 17


ELLEMOOD

ÇIKAMADIĞIMIZ

TATILLER

REHBERI

BITMEK BILMEYEN ZOOM TOPLANTILARI, BIRBIRINE KARIŞAN ZAMAN

DILIMLERI, MENTAL YORGUNLUKLARIMIZ... BIRÇOĞUMUZUN TATILE

ÇIKMAYA ÇOK IHTIYACI VAR. PEKI AMA ELLE EDİTÖRLERİNİN GIDEMEDIĞI

SEYAHAT NOKTALARINDA NERESI VAR? ATIŞ SERBEST, HAYALLER SONSUZ.

YAZI: SERLİ GAZER BOYACI KOLAJ: GÜLGÜN ÖZEK

18 ELLE


ZEYNEP

ÜNER

Road trip rotanda nereler var?

Los Angeles’tan Utah’a,

Arizona sınırına kadar “road

trip”. Zion Ulusal Parkı, Antilop

Kanyonu, Yosemite Ulusal Parkı

civarı her yeri geziyoruz…

Dünyanın hem en fotojenik hem

gerçek dışı hem de en özgür

hissettiren yeri olabilir. Kanyonlar,

şelaleler, kaktüsler, ancak filmlerde

yaşar dediğin karakterler, barlar;

ceylanlar, atlar, antiloplar. Toz

toprak içindeyiz, devamlı hareket

halindeyiz. Ya trekking’de ya

arabada.

Kiminle gidiyorsun?

En yakın arkadaş grubum: Lady

Gaga, Susan Sarandon, Geena

Davis, Brad Pitt, Leonardo Di

Caprio, Bradley Cooper...

Valizinde neler var?

Biraz kovboy, biraz Los Angeles

stili giyinirdim. (Şort ya da jean

altı Western çizme, kovboy şapka)

Thelma & Louise gibi. Birkaç parça

da Ayşe Boyner’in Faraway’inden

alırdım, feminen detaylar için.

Yolculuk sırasında ne dinliyorsun,

ne okuyorsun?

Eddie Vedder, The Cars, Arcade

Fire, Red Hot Chili Peppers, Dire

Straits. Birkaç Johnny Cash ve Bruce

Springsteen şarkısı… Kitap için vakit

kalırsa Desert Solitaire okurdum.

Seyahat etmek sende nasıl hisler

uyandırıyor? En sevdiğin ve en

sevmediğin kısımları?

İş seyahati ile tatili tamamen

ayırıyor ve tatile cevap veriyorum.

Uyandırdığı özgürlük hissi en çok

hoşuma giden. Bir de sıfırlanmak,

tazelenmek, arşive yeni bilgiler,

görüntüler eklemek kısmı güzel.

Ve her gittiğim yerde “acaba

burada yaşayabilir miydim?” oyunu

oynamak. Tamamen farklı kültürle

tanıştığımda heyecanlanıyorum.

Uzakdoğulular kadar farklı, Batı

Amerika kadar farklı. Alışkanlıkları,

bakış açıları, inançları… Bunları

gözlemlemek zevk veriyor ve

dünyada ne kadar küçük olduğumu

hatırlatıyor. Bavul yapmayı

sevmiyorum. Nedense bende

hep stres yaratıyor. Zaten uzun bir

seyahatin kombinasyonlarını önden

programlamak bana göre değil.

Ayrıca bir yanım 3 parçalı özgür

kız olmak istiyor, diğer yanım moda

çekimine gider gibi hazırlanmak.

Sonra sinirli sinirli arasını bulmaya

çalışıyorum.

BOTTEGA VENETA

PARIS GEORGIA

VAARA

Desert Solitaire,

Edward Abbey

OFF WHITE

LOEWE

JANESSA

LEONE

Into the Wild, Eddie Vedder

ELLE 19


ELLEMOOD

BEE GODDESS

ADIDAS

Born A Crime,

Trevor Noah

SUZAN

YURDACAN

Nereye ve neden gidiyorsun?

Fiji’deki Navala Village’a, burası

volkanik dağlar arasında nefis bir

köy. Sazdan yapılmış evlerinde

şehir konforunu çok arar mıyım

bilmiyorum gerçi. Fiji’de mimari

olarak geleneksel kalmış birkaç

yerleşim yerlerinden biriymiş

Navala. Evde kaldığımız dönemde

internette ilgimi çekti, düne kadar bu

köyden haberdar değildim.

Kiminle gidiyorsun?

Böyle bir yerde sıkılıp söylenecek

çok insan var. Nil ve Selen, ikiz

yeğenlerim, buraya gideceğimi

duyarsa mutlaka gelmek ister.

ELLE ekibinden heves eden olur

mu? ‘Sınır yok, büyük düşün’

dersen, Joaquin Phoenix ve

Bryan Adams derim. Navala’da

mızmızlanmayacak iki isim bence.

Onlar böyle bir teklife ne der? Bu

haberi coşkuyla karşılayacaklarına

inanmak istiyorum.

Valizinde neler var?

2-3 sürükleyici kitap, not defteri,

birkaç parça rahat ama şık kıyafet,

şapka... Navala’daki 200 eve

ilaveten bir market, bir de okul

varmış. En iyisi yanıma renkli tebeşir,

kalem/boya da alayım, gitmişken

okula uğrarım, müfredatın dışına

çıkıp çocuklarla eğlenceli bir ders

yaparız belki.

Yolculuk sırasında ne dinliyorsun,

ne okuyorsun?

Gerçek hayatlar, biyografiler

okumayı çok seviyorum. Trevor

Noah’ın Born a Crime, Lady in

Waiting: My Extraordinary Life

in the Shadow of the Crown,

Rob Lowe’un Stories I Only Tell

My Friends: An Autobiography

olabilir. Son zamanlarda (İstanbul

konserinden sonra) bıkmadan Bryan

Adams dinliyorum, buna devam

edebilirim. Ama belki Navala’da

sessizliği tercih ederim.

Seyahat etmek sende nasıl hisler

uyandırıyor? En sevdiğin ve en

sevmediğin kısımları?

Bir yerin hayalini kurmak,

sonra orada olmak, sadece

UNITED COLORS OF BENETTON

LOCCITANE

fotoğraflarda/internette karşıma

çıkan görüntülerin tam içinde olmak

beni her seferinde çok etkiler, ne

kadar şanslı olduğumu hatırlatır.

Yolda olmayı, görmeyi seviyorum.

Navala’da kahve seremonisi, günlük

turlar da yapılıyormuş. Mutfaklarını,

yerel halkın günlük hayatlarını merak

ediyorum. Neyle karşılaşacağını

bilmemek de güzel. Yolculuklarda

sevmediğim bir kısım pek yok. Olsa

olsa muhteşem bir seyahatin bittiğini

fark etmek, “gerçeklere” dönmek...

Tek hoşuma gitmeyen bu aşaması

diyebilirim.

STELLA

MCCARTNEY

20 ELLE


NESLIHAN

DENIZER

Yolculuk uzaklara gibi

görünüyor...

Furano Çiçek Tarlaları, Hokkaido,

Japonya’ya. Birkaç aydır evde

sıkışıp kaldım, doğaya ihtiyacım

var! Güzel manzaralara ve bol

bol oksijene! Furano benim için

bir sanat eseri. Doğanın müthiş

renklerinin sıralı olması, aynı

zamanda bunun biraz garip

gelmesi, buna bayılıyorum. Çiçekler

bende çok fazla duygu uyandırıyor,

her zaman onlarla sarılmak

istiyorum.

Yol arkadaşın kim?

Herkes sevdikleriyle seyahat etmeli

diye düşünüyorum. İnsanların

gerçek karakterlerinin tatilde ortaya

çıktığına inanıyorum, bu nedenle

özellikle evden çok uzakta tatsız

sürprizle karşılaşmayı kimse istemez.

Ayrıca, birlikte gittiğiniz kişinin

komik ve eğlenceli olması da

önemli, böylece hiç sıkılmazsınız!

Ryan (Gosling) gibi...

Peki ya valizinde neler var?

Her zaman gerektiğinden fazlası

olur. Yıllarca moda sektöründe

çalışmak maalesef bu konuda

etkili olamadı. Birkaç manzaraya/

duruma uygun tatlı elbise, güneş

gözlüğü, sneaker ve şapka. Aslında

biraz da Japon stiline uygun

parçalar olmalı diye düşündüm bunu

yazarken. Güneşten olabildiğince

uzak durmaya çalışıyorum, bu

yüzden bol bol koruyucu ürün de

alırım yanıma.

Müzik ve kitap listen?

Ne zaman yeni bir ülkeye seyahat

etsem, yerli yazarlardan bir

kitap okumaya çalışırım; yıllardır

yaptığım bu. Sanırım bu bir şekilde

beni oraya hem fiziksel hem de

hayal gücü ile bağlıyor. Haruki

Murakami’nin kitaplarını seviyorum,

henüz okumadığım bir tanesini alırım

yanıma. Müziğe gelince, bu sefer

Ryuichi Sakamoto dinlerim. ‘Rain’ en

sevdiğim müzik parçalarından biri.

Seyahat etmek sende nasıl hisler

uyandırıyor? En sevdiğin ve en

sevmediğin kısımları?

Gideceğim yere ulaşmak için

yapılması gerekenlerden, zorunlu

aşamalardan gerçekten nefret

ediyorum. Uçaklardan, uçmaktan

ve tanımadığım insanlarla

saatlerce yakın oturmaktan hiç

hoşlanmıyorum. Host ve hosteslerin

kıyafetlerini beğenmiyorum. Keşke

biri anında orada olabilmemiz

için bir yol icat etse! Gerçi varınca

yolculuk macerasını unutuyorum.

Seyahat etmenin ilham için en

iyi kaynaklardan biri olduğuna

inanıyorum; arabayla bir yerden

bir yere veya yeni bir yere seyahat

ederken bile.

ALEXANDER

MCQUEEN

NIKE

BARBARA STURM

PRADA

APPLES & FIGS

ALAIA

EUGENIA

KIM

Hear The Wind Sing,

Haruki Murakami

ELLE 21


ELLEMOOD

ISABEL MARANT

CASTANER

GUCCI

En Diciembre

Llegaban Las

Brisas, Marvel

Moreno

AYKUN

TAŞDÖNER

Tropik bir yere gittiğini

görüntülüyoruz.

Hazırlanın! Karayipler’e gidiyoruz.

Palmiye gölgesinde, hindistancevizi

kırmak yok ama. Bu kez çılgın

kalabalıktan uzakta değil, tam

içindeyim. Kolombiya açıklarındaki

Santa Cruz del Islote bir futbol

sahası kadar büyüklüğünde,

üzerinde 115 hane bulunuyor

ve 500 kişi yaşıyor. Bu sosyal

izolasyon döneminde toplam

gördüğünüz insan sayısı kaçtı?

Bence aldığım bu karar işte sırf bu

nedenle yerinde. Üstelik adada

elektrik yok. Yani bir süre Zoom

toplantısı ve ‘binge watching’

de. Doğaya dönüş diye buna

derim. Tatilin hakkını tam anlamıyla

veriyorum yani.

Tatil arkadaşların kimler?

Bu dönemde en yakın arkadaşlarım,

ekranın ötesindeki hayali karakterler

oldu. Florence Pugh ve Paul Mescal

tabii. Beni kırmayacaklarına eminim,

konuşacak çok şey var!

Valizinde neler var?

Hashtag #hergünebirmayo. Belki

birkaç da keten gömlek. Bir adada

pek bir şeye ihtiyacım olacağını

sanmıyorum.

Müzik ve kitap listeni alalım.

Spotify’da harika bir playlist

var! Afro-Columbian Funk. Beni

anında bu adanın mood’una

sokuyor. Adada elektrik yok,

ama en azından yolda giderken

dinlerim. Aynı zamanda Büyülü

Gerçeklik akımı nedeniyle Latin

Amerikan edebiyatına bayılıyorum.

Gideceğim yer dört tarafı suyla

çevrilmiş olsa da klasik bir ada

sayılmaz. Kendi içinde büyülü bir

gerçekliği var yani. Kolombiyalı

yazar Marvel Moreno, ülkesindeki

en etkili 100 kadından biri olarak

gösteriliyor. Yapılan yorumlar ise

(ülkedeki) gündelik hayatı en iyi

yansıtan yazarlardan biri olduğu

yönünde. Bu tatili tamamıyla hem

yeni bir yazarı hem de kültürü

tanımaya ayırıyorum.

Seyahat etmek sende nasıl hisler

THOM BROWNE

Sofrito,

Tropical

Discotheque

uyandırıyor? En sevdiğin ve en

sevmediğin kısımları?

Seyahat etmeye bayılıyorum, gerçek

anlamda yaşadığımı hissettiriyor

bana. Yeni bir yer keşfetmek,

yaşadığın yerin ötesine çıkıp, başka

hayatların başka yaşayış biçimlerinin

olduğunu görmek çok farklı bir

duygu. Seyahatin tüm o ritüel kısmını

da seviyorum. Evden çıkış anından

başlayan yolculuğun tamamını yani.

Bir adanın bana hissettirdikleri ise

bambaşka. Suyla çevrili olmak

beni rahatlatıyor. Güven veriyor.

Seyahatin en sevmediğim yanı

ise bir gece önceki heyecan

uykusuzluğu ve geri dönüş.

22 ELLE


SERLI

GAZER

Yolculuk nereye?

Miami, Bahamalar ve Havana

üçgeninin ortasında bulunan Little

Palm Island’a gidiyorum. Burası

klasik beyaz kum, uzun palmiyeler

mekanı. Yan gelip yatacağınız,

tek derdinizin ıslak mayonuzun

ne zaman kuruyacağı olduğu

yerlerden. Tam olarak dolu dolu

3 ay eve kapanmış biri olarak

duvarlar üstüme gelmeye başladı.

Dolayısıyla açıklığa ve boşluğa

ihtiyacım var. Bir de bana sürekli

Pina Colada getirecek birine.

Adada kimler var?

Adayı kapattık ve tüm sevdiklerimize

sürpriz yapıyoruz. Sıkı aile dostumuz

olan Beyonce ve Jay Z de bizimle.

Sabahları Bey’le yoga yapıyoruz,

çocukların da iyi arkadaş olması bu

dostluğu pekiştiriyor. Bu arada ben

de belki biraz divalık öğrenirim.

Peki ya valizine neler koydun?

Bolca mayo ve bikini, birkaç

kimono, bikini üstüne giyeceğim

ince keten gömlekler ve denim

şortlar. Ayakkabıya ihtiyacım

yok, giyinmenin nasıl bir şey

olduğunu da unuttum zaten. Bolca

eklektik aksesuar. Yoga taytlarım

ve bra’larım, birkaç kitap, güneş

koruyucu, nemlendirici kremler ve

Hermes Sur le Nil parfüm. Joan

Didion ve 70’lerin Cher’i valizimde

harmanlanmış gibi düşünün.

Yolculuk sırasında ne dinliyorsun,

ne okuyorsun?

Çıktığım her yolculuğa özel bir

playlist hazırlarım. Sanırım burada

en çok dinlediğim şarkı Sonate

Pacifique, L’Imperatrice. Ve Zadie

Smith’in bitiremediğim kitaplarına

dönüyorum. Belki çıkamadığım bu

tatilde Sally Rooney bir kitap daha

yazmıştır...

Seyahat etmek sende nasıl hisler

uyandırıyor? En sevdiğin ve en

sevmediğin kısımları?

Seyahat etmek hem kendinden

uzaklaşmak hem de kendini

bulmak gibi bir his yaratıyor

bende. Planlama aşamasını

ayrı, havalimanında olmayı ayrı

seviyorum. Havalimanlarındaki o

zamansızlık ve milliyetsizlik hissi,

kalp ben. Her yere ve her şeye

aitmişim gibi. Gittiğim yere de

anında ayak uydururum. Başıma

gelecekler, tanışacağım insanlar,

yiyeceğim yiyecekler beni hep

heyecanlandırıyor ve eve her

seferinde büyük motivasyonla

dönüyorum. 40 derece ateşlenerek

2 gün yattığım bir tatil bile oldu ve

asla kötüydü diyemiyorum. Seyahat

etmenin en sevmediğim kısmı eve

döndükten sonra biriken çamaşırları

yıkamak oluyor.

BALENCIAGA

THE ROW

Grand Union,

Zadie Smith

GANNI

RAG & BONE

Sonate Pacifique

ELLE 23


ELLE

FOTOĞRAF: YOKONAMI ASSEMBLY

BÖLÜM 2

YA SONRA?

1 HAZİRAN İTİBARİYLE ÜLKE YENİ BİR DÜZENİN İLK SAFHASINI YAŞAMAYA BAŞLADI. PEKİ HAYATI ELE

ALIŞ ŞEKLİMİZ BİRKAÇ AY ÖNCESİNE GÖRE NASIL DEĞİŞİYOR? DOSYANIN İKİNCİ BÖLÜMÜNDE

GÜNDELİK YAŞAMIMIZIN KODLARINI YENİDEN YAZMAMIZI GEREKTİREN MESELELERE DEĞİNDİK.

BUYRUN SOHBETE!

HAZIRLAYAN: AYKUN TAŞDÖNER

Öncelikle, nerede kalmıştık? 15 gün önce yayımlanan

ELLE Pop Up’ın ilk sayısında ‘yeni

normal’ ya da ‘yeni düzen’ olarak adlandırılan

süreci alışveriş, iletişim, seyahat, kültür-sanat

ve eğlence sektörlerinin nasıl karşıladığını sormuştuk. Çıkan

sonuçlar uzun zamandır beklediğimiz dijital sürecin artık

başladığını ve sürdürülebilir olmanın zorunlu bir hayat

biçimi olduğunu gösteriyordu... Dosyanın bu bölümünde ise

bu soruları kendimize çıkış noktası olarak yola koyulduk.

Son 15 günde gündem oluşturan başlıklar arasında robot

baristalar, sağlığın takip edilmesi için geliştirilecek app’ler,

ne kadar temiz olduğunuzu gösteren uygulamalar, fiziksel

mesafeli parklar yer alıyor. Her şey biraz daha karanlık

sanki. Peki, artık ofise dönmeye hazır mıyız? Yaklaşık 15

Mart’tan beri alıştığımız düzeni bozabilir miyiz? Alışkanlıklarımız

evirildi mi? Onları bırakmaya hazır mıyız?

24 ELLE


YAŞAM

ŞEKİLLERİ

LEVENT ERDEN

İletişimci

“KİTLESELİN ÖLDÜĞÜ BİR

DÖNEMDEYİZ. DÜNYAYI ELE ALIŞ

BİÇİMİMİZ DEĞİŞİYOR.”

DİJİTAL NE DEMEK?

Etkileşim demek, hız demek. Olayların göremediğimiz kadar

anında olması demek. Mevzunun gerçekliğini ya da ne

anlama geldiğini anlamayanlar düzeni ‘dijital dünya’ ya da

‘sanal’ olarak tanımlıyor. Bir örnek verelim: İnternetten

alışveriş yaptığınızda, evinize gelen şey elle tutulur, materyal

bir gömlekse bu sanal olmuyor. Ama bugün ‘gerçek’ kelimesi

bile çok farklı şekilde yorumlanıyor. Sanal gerçeklik,

arttırılmış gerçeklik gibi... Gerçeğin tanımı bile tartışılıyor.

Bu değişimi ve az evvel bahsettiğim hızı anlayabilen insanlar

da dönüşebiliyorlar. Daha önce 20. yüzyılın bittiğini

anlamayan insanlar hep büyüklerin, enlerin peşinde koştu.

“En çok satan”, “en çok seyredilen”, “en çok peşinden

gidilen”... en çok, en çok. Bugün de insanlar en çok takip

edilenin peşinden koşuyor, halbuki asıl önemli olan, onları

kimlerin takip ettiği. Rakamların büyük ya da küçük olması

önemli değil. Bundan sonra kitleselin öldüğü bir dönemdeyiz.

Dünyayı ele alış biçimimiz değişiyor. İnsanlar yeni

duruma adapte olabilmek ya da konfor alanlarından çıkmamak

için bunu sanal ya da dijital gibi kelimelerle etiketleyerek

başka bir forma sokuyorlar. Ama ne demek olduğunu

bilmiyorlar. Evinizde oturup bireysel bankacılıkla işlem

yapabiliyorsanız bu artık sanal değil, bir gerçeklik. Önemli

olan bunu anlamak, buna uyum sağlamak. Hayat eviriliyor.

Evirilemeyen kendi konfor alanında kalıyor ve tutuşuyor,

yeni düzene ayak uyduramıyor. Dünya çok hızlı değişiyor.

Kimsenin 22-23 yaşına kadar aldığı eğitim artık 50 yaşına

kadar yetmiyor. Önceki jenerasyon 20 sene okuyup 40 sene

onunla idare ediyordu.

HAYATTAN BEKLENTİLER NASIL

DEĞİŞİYOR?

Mekan bağımsız çalışmak, açık ofislerdeki kutucuklar arasında

kalmak uzun yıllar kabul gören şeydi. Aslında olaylar

şöyle gelişiyordu: “Bir yerden başla, orada kal ve kariyer

basamaklarını zamanla çıkarsın. İşte beş sene sonra şef, 10

sene sonra bölge müdürü, 30 sene sonra genel müdür yardımcısı

ve sonra da emekli olursun” gibi cümleler sarf ediliyordu.

Bu söylediğimin Türkçesi şu: 65 yaşından sonra elin

ayağın tutmadığında paran olsun. Yani, hayatı ıskalamak öğretildi

bize. 52 haftanın ikisinde yalandan tatil yap, gerisinde

çalış. 65 yaşından sonra, kendine bakamayacağın zamanda

da paran olsun... İnsanlara bu şekilde mutluluk pompalandı

yıllarca. Ancak bugünkü çocuklar buna inanmıyorlar. Kimse

bütün gün ofiste olup, kabul görmek için bir şeyler yapmayı

istemiyor. Haklılar. İş yapma şekli ve onay mekanizması da

değişiyor. Artık kimse omzuna yıldız takılmasının hayalini

kurmuyor. Bundan sonra çapraz işler olacak. İnsanların her

amaç ve hedefte takımlar halinde olacağı farklı takımlarla

da çalışabileceği, kimsenin bir yerden emekli olmak için işe

girmeyeceği, bireyin ve bireyin yeteneklerinin öne çıkacağı,

yetenekli olan bireyin birden çok konuda uzman ve çapraz

uzmanlıkları olan kişiler olacağı tartışılıyor. Farklı disiplinlerle

aynı anda, bir arada çalışmaları için güzel bir dünya geliyor,

ancak tek bir şeye bağımlı olanlar için zor. Şirketlerde

yönetimlerde farklı disiplinlerden insanlar bir arada olmalı.

Finans, pazarlama, iletişim gibi ayrı ayrı departmanlar olmayacak,

bunlar iç içe geçecek.

OFİS

AHMET ONUR

Kolektif House Kurucu Ortağı ve CEO’su

“ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE OFİS

ŞART OLMAKTAN ÇIKIP BİR TERCİH

HALİNE GELECEK.”

YENİ DÜZEN FREELANCE Mİ?

İşler akıllı telefonlarla birlikte cebimize girdi. Robotik teknolojiler

ve yazılımların gelişmesi, basit işleri insanlardan

devralmaya başlaması ile birlikte ise daha yaratıcı olmamız

gereken bir döneme girdik. Değişimi tetikleyen bir diğer unsur

da kuşkusuz teknoloji çağı içinde büyüyen, çok daha özgür

ruhlu, yaratıcı yeni jenerasyonun işgücüne dahil olmaya

başlaması oldu. Bu mega trendler çalışma ve ofis kültüründe

de değişimi ve dönüşümü tetiklerken; uzaktan çalışma,

evden çalışma, paylaşımlı ofis, ortak çalışma alanı gibi kavramlar

hayatımıza girmeye başladı. İçerisinden geçtiğimiz

COVID-19 krizi ile ise bir süredir kapımızda olan değişim

daha da hızlanacak. Önümüzdeki dönemde ofis şart olmaktan

çıkıp bir tercih haline gelecek. Ancak şunun altını

çizmeliyim ki bu kavramını yitirdiği anlamına gelmiyor.

ELLE 25


ELLE

Mekânlar kurumun bedenidir, burada önemli olan nokta

mekânın günün ihtiyaçlarına cevap verebilmesi.

Salgından önce evden çalışanların yüzdesi tek haneli iken

günümüzde bu oran çift haneye ulaştı. Önümüzdeki birkaç

yıl içerisinde çalışanların üçte birinin haftada birkaç

gün evden çalışması bekleniyor. Bir başka deyişle yıllardır

konuşulan fakat uygulama konusunda şirketlerin temkinli

yaklaştığı “esnek” çalışma sistemine geçiş artık kapımızda.

Kimi çalışanlar evden çalışacak kimi çalışanlar ise belirli

zaman dilimlerinde ofislerde bulunacak. Esnek çalışmanın

kabul görmesi ve yaygınlaşması ile ise geleneksel ofis tabuları

yıkılacak. Sosyal mesafe ofislerin DNA’sının bir parçası

olurken, temassız teknolojilere ilgi giderek artacak.

ESNEK OFISLER NE DEMEK?

Öte yandan yeni normalimiz ise dağıtılmış/uydu ofisler

olacak, esnek ofis çözümleri ofis tercihlerine damga vuracak.

Yapılan araştırmalara göre son beş yılda esnek çalışma

alanı yüzde 200’ün üzerinde arttı. İlerleyen yıllarda esnek

çalışma modelini destekleyici, kısa vadede yatırım maliyetine

gerek olmaksızın değişen ihtiyaçlara karşılık verebilen

ve yatırım maliyetlerini minimuma indiren; aynı zamanda

verimliliği artıran ve şirketlere maksimum fayda sağlayan

esnek ofis çözümlerine talepte sıçrama gözlenecek. Özetlemek

gerekirse; pandeminin ardından bizleri tasarımsal

anlamda sosyal mesafe gözetilen ve motivasyonu artıran,

hijyen kurallarına hizmet eden teknolojinin öne çıktığı, maliyetleri

asgari düzeye çeken esnek ofis çözümlerinin revaçta

olduğu bir dönem bekliyor. Kolektif House olarak biz de

ideal ofis dünyasının beklentilerine yanıt veren çözümler

geliştirmeye devam ediyoruz. Azaltılmış giderler ve artan

verimlilik ile kurumsal şirketlerin büyümesine katkıda bulunan

bir “agile” ofis modeli olan Kolektif Enterprise ile istenilen

adreste kurumun ihtiyaç duyduğu büyüklükteki ofisi

bulup, kurumun tercihleri doğrultusunda tasarlayıp, tüm

operasyonel süreçlerini de verimli bir şekilde yönetiyoruz.

Kolektif Suites ile ise daire ofis modellerini tercih eden şirketlere

Kolektif’in tasarımsal dokunuşu ve hizmetleri eşliğinde

taşınmaya hazır, izole ve kuruma özel daire ofisler sunuyoruz.

Sadece ofis değil çalışmanın olduğu tüm alanlarda

yaratıcı çözümler geliştirmeye devam edeceğiz.

FOTOĞRAF: PAUL O’REILLY

26 ELLE


KOLEKTİF HOUSE VE ALDIĞI TEDBİRLER

Ofislerimiz kriz esnasında da kısıtlı olarak açıktı. Üyelerimizin

ofis ihtiyaçlarına yanıt vermek adına lokasyonlarımızı

tam olarak kapatmamakla birlikte fiziksel alanlarımız için

önlemleri sosyal mesafe, hijyen/sağlık kontrol ve teknik/

mekanik üzerine üç başlıkta hızlı bir şekilde hayata geçirdik.

Ayrıca evden çalışma ve birçok faaliyetimizi uzaktan

yapmaya başlama konusunda da çok hızlı aksiyon aldık.

Sürecin başından beri devletin ofislere geri dönme politikasını

ve Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı prosedürleri yakından

takip ediyoruz. Bu anlamda altını çizerek ve gururla

söyleyebilirim ki; Kolektif House aldığımız tüm önlemler

ile COVID-19 tedbirlerine uyumlu bir ofistir. Bu konuda

attığımız ve atacağımız adımlara ilişkin sürekli bildiriler

yayınladığımız gibi yakında bir el kitabı da çıkaracağız. Bu

kapsamda aldığımız önlemlerinden bazılarını sıralarsak:

Tüm lokasyonlarımızda 15 günde bir tam dezenfekte işlemi

yapılmaktadır. Misafir giriş sayıları her lokasyon için sınırlandırılmıştır

ve bir gün önceden gelecek personel bilgileri

resepsiyona bildirilecektir. Oyun odaları kapatılmış, girişlerinde

uyarılar yapılmıştır. Çok temas edilen yüzeyler 30

dakikada bir dezenfekte edilmektedir: asansör düğmeleri,

ortak alan masa, sehpa ve sandalyeleri, mutfak dolap kapakları

ve çekmece kulpları, giriş ve çıkış kapı kolları, kart

okutma alanları, yazıcı tuş ve kart okutma noktaları...

Z JENERASYONU &

IKLIM KRIZI

DENİZ ÇEVİKUS

İklim aktivisti, 12 yaşında

“BİRKAÇ KUŞAKTIR BÜYÜKLERİMİZ

GELECEĞİMİZİ ŞEKİLLENDİRİYOR VE

BU GELECEK ÇOK BERBAT.”

İklim krizi konusunda ses çıkartmak sana kendini nasıl

hissettiriyor?

İklim krizine karşı eylemsizliğe sessiz kalmadığım için, kendi

geleceğimi ve dünya üzerindeki diğer milyarlarca insan

ve hayvanın yaşam hakkını savunduğum için mutluyum.

Dünyanın yanlış gidişine seyirci kalmadığım ve bir şeyleri

değiştirmeye çabaladığım için gururluyum. Özellikle de sesimin

yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın farklı ülkelerinde

de duyulması beni çok mutlu ediyor.

Her şey nasıl başladı? Grevler bu dönemde nasıl evrildi?

İklim için okul grevlerini Ağustos 2018’de İsveç’te Greta

Thunberg başlattı ve 92 haftadır sürdürüyor. Ben ona Mart

2019’da katıldım ve 61 haftadır ben de her cuma günü iklim

için okul grevi yapıyorum. Mümkün olduğu kadar çok insan,

gelecekte Z kuşağını bekleyen tehlikenin farkına varsın istiyoruz.

Farkına varsınlar ki hükümetlerin üzerinde baskı

oluşsun ve iklim krizinin durdurulması için gerekenler tüm

ülkelerde yapılmaya başlansın. Her iklim aktivisti kendi

ülkesinde değişimi başlatırsa, bütün dünya değişir. Bizim

kendi ülkemizde öncelikle Paris anlaşmasını meclisten geçirerek

koşullarını yerine getirmeye başlamamız gerekiyor.

Bunun için uğraşıyoruz. Ben haftalık grevlerimi normalde

sokakta gerçekleştiriyordum ama korona salgını başlayınca,

önce izolasyon çağrısı, sonra sokağa çıkma yasağı geldi ve

grevler zorunlu olarak online ortamlara çekildi. Cuma günleri

evlerimizde pankartlı fotoğraflar çekiyor ve gereken mesajlarla

birlikte sosyal medyada paylaşıyoruz. Bu karantina

döneminde amaç, iklim krizinin gündemden düşmemesini,

insanların ilgisinin iklim krizinden uzaklaşmamasını sağlamak.

Evlerde oturduğumuz yerden dijital grev yapmak, sokakta

gerçek grev yapmaktan çok daha kolay tabii ki. Cuma

günleri okula gitmediğim için kaçırdığım dersleri sonradan

telafi etmek, greve gidip gelirken trafiğe yakalanmak, aşırı

sıcaklarda ya da soğuklarda, bazen yağmur altında saatlerce

durmak, farklı farklı insanlara iklim krizini anlatmaya çalışmak

gibi sorunlar ortadan kalktı. Grev paylaşımlarında

yaratıcı olmamız, insanların dikkatini çekebilmemiz açısından

her zaman çok önemli, ama dijital grevler için daha da

önemli. Çünkü evlerin içinde ve çevresinde olasılıklar kısıtlı

olduğu için, paylaşımlar kolaylıkla monotonlaşıp sıkıcı hale

gelebiliyor. Ben grevleri sokakta yapmayı tabii ki çok daha

fazla seviyorum. Çünkü sokakta herkesle yüz yüze konuşuyor

ve iklim krizine karşı neler yapılabileceğini canlı canlı

anlatıyordum. Bu iletişim bence çok önemli, onun için karantina

döneminde de insanların sosyal medya üzerinden

bana gönderdikleri soruları tıpkı sokakta konuşuyormuşuz

gibi cevaplamaya devam ediyorum. Pandemi krizi ortadan

kalktığı anda sokaklara dönmek ve grevlere sokakta devam

etmek en büyük dileğim.

İklim krizi de en az pandemi kadar acil bir durum. Nasıl

bir gelecek hayal ediyorsun?

Aslında birkaç kuşaktır büyüklerimiz geleceğimizi çoktan

şekillendirdiler bile ve bu gelecek çok berbat. Biz şimdi

bunu geri çevirmeye çalışıyoruz aslında. Eğer bizler amacımızı

gerçekleştirebilirsek, yani hükümetleri iklim krizine

karşı harekete geçirmeyi başarabilirsek, tüm gençlerin

dilediği mesleği yapabileceği, hobileriyle uğraşabileceği,

hakkı olan mutlu hayatı yaşayabileceği bir gelecek hayal ediyorum.

Umarım bunu başarabiliriz. Umarım emeklerimiz

ELLE 27


ELLE

FOTOĞRAF: GETTY IMAGES TÜRKİYE

boşa gitmez. Salgın iklim krizini ikinci plana attı ama aynı

zamanda ona bir faydası da oldu: İklim krizine karşı yapılmasını

istediğimiz şeylerin yapılabilir şeyler olduğunu gösterdi.

Demek ki acil durumlarda her şey değişebiliyor, her

şeyden vazgeçilebiliyor, her şeyin yokluğuna alışılabiliyor,

lüksler olmadan da yaşanabiliyor. Demek ki iklim krizinin

durdurulması için yapılması gerekenler de yapılabilir. Çünkü

iklim krizi de en az korona virüs pandemisi kadar acil bir

durum. Biz iklim grevcileri de yeni koşullara uyum sağladık

ama amacımız aynı kaldı. İklim krizine dikkat çekmenin

yeni yollarını bulduk. İklim krizini unutturmamak, hep gündemde

tutmak için artık daha da yaratıcı olmamız gerekti.

MELİSA AKKUŞ

İklim aktivisti, 15 yaşında

“DÜNYA İÇİN BİR ŞEYLER

YAPTIĞINIZIN FARKINDA OLMAK SİZİ

GÜÇLENDİRİYOR.”

PANDEMİ DÖNEMİNDE AKTİVİZM

Çocuklar, bilim, sanat, doğa kısacası yeryüzünün geleceği

için birçok kuruluşta çalışıyorum. Bu kuruluşlardan biri Fridays

for Future (Gelecek için Cumalar). Yeni koronavirüs

sebebiyle küresel iklim grevimizi dijitale taşıdık ve de Tür-

28 ELLE


kiye’nin ilk Dijital İklim Grevi’ni gerçekleştirdik. Bu süreç

çok yoğundu ve işin arkasında kocaman bir emek var. Biz

çalışmalarımıza tabii ki devam ediyoruz, bu virüs bitince

ilk iş pankartımla iklim eylemi yapmak olacak... Yaşadığım

dünyaya karşı üzerimde büyük bir sorumluluk var ve işte bu

sorumluluk duygusu insanı harekete geçiriyor. Dünyada o

kadar çok sorun var ki... Bir tarafta canlıların yaşamları tehdit

altında, bir tarafta yaşadığımız toplumda adaletsizlikler,

eşitsizlikler var. Gerçekten sığdıramayacağım kadar sorun

var ve sürekli “Ne yapabilirim, nasıl yapabilirim?” diye düşünürüm

ama neyse ki bu konuda yalnız değilim. Bulunduğum

kuruluşların içerisinde arkadaşlarımla birlikte harekete

geçiriyoruz. Aktivist olmak bir yaşam tarzı haline geliyor,

birçok sorunla mücadele ediyorsunuz ama dünya için bir

şeyler yaptığınızın farkında olmak sizi güçlendiriyor. Bireysel

sürecim için bu zamana kadar kendim uğraştım, çabaladım

ve böyle devam ediyor. Önümüzde olan sorunlar aklıma

geldikçe kendimi daha çok çalışmaya veriyorum.

Z KUŞAĞI NE İSTİYOR?

Geleceği aslında çalışarak hayal ediyor ve tasarlıyoruz. Z

kuşağı gençleri, bir şeyler için çabalıyor, uğraşıyor ve çok çalışıyor.

Gelecek güzel mi olacak? Kötü mü? Bu konuda kesin

bir şey yazamam, ama iklim krizini kontrol altına alamazsak

hiç iyi bir gelecek yaşamayacağız. Şimdinin sorunlarını çözmeden,

yaşadığımız krizleri kontrol altına almadan gelecek

hayalleri kurarsak gelecekte bizi sürdürülebilir bir dünya

beklemediği kesin. Bu yüzden geleceğin pozitif gelebilmesi

için şimdinin sorunlarını çözmek gerekiyor. Etrafımda

birçok genç arkadaşım var ve hepsi bu gelecek için bilimin

arkasında birleşerek çok çalışıyor. Yine dünya genelinde biz

gençlerin mücadelesi var ve her yere yayılıyoruz. Herkese

umut olmaya ve umutları yeşertmeye çalışıyoruz. İklim

krizi, yıllardır hayatımızda ve zamanla bu kriz için gerekli

adımlar atılmadığı için durum ağırlaştı. Bu kriz doğayı, canlıların

yaşamanı ve hepimizin yaşamlarını ciddi şekilde etkiliyor.

Yıllardır çığ gibi büyüyerek günümüze çok şiddetli

bir şekilde gelen bu durum için, biz çocuklar ve bize destek

veren insanlarla harekete geçtik. Bireysel olarak attığımız

adımlar, daha büyük adımlarımız için çok önemli. Hayatlarınızı

sürdürülebilir yapmak, tüketmeden yaşayabilmek,

haklarınızın farkına varıp aksiyon almak ve daha birçok şey

sizin elinizde. Yeryüzünün geleceği için hepimizin adımları

değerli, hepimiz birlikteliğin gücüyle çok şey yapıyoruz ve

yapabiliriz. Bunu okuyan siz! Geç kalmadan yeryüzünün

adaleti için hep birlikte çalışalım. Hepimiz bir fidanız ve

büyüyüp bir ormana dönüşüyoruz. Bu ormanı ve dünyayı

yeşertmek bizim elimizde. Siz de bu harekete destek verin,

gençliği, bilimi dinleyin ve bize katılın.

YEME – İÇME

CEM MİRAP

Lucca ve Cantinery’nin Sahibi

“LOKALLİK, ORGANİK TARIM,

GIDA GÜVENLİĞİ VE KALİTESİ

KONUSUNDA BİLİNÇ ARTTI.”

PANDEMİ SONRASI GASTRONOMİ

Herkes özellikle daha lokal içeriklerin ağırlıklı olduğu,

“comfort food” tarzı yemeklere daha çok ilgi gösterecek.

Cantinery’deki mottomuz zaten yıllardır buydu. Dünya

mutfağı evde yapılamıyor. Fast food da hijyen algısı yüksek.

Bu yüzden trendler bu yönde değişebilirler. Bu süreç özellikle

küçük üreticileri çok kötü etkiledi. Bazı tedarikçiler bu

mali yükü kaldıramayabilir, ithal ürün tedarikçileri de çok

negatif etkilendi. Bunlar olumsuz tarafları. Bir yandan da

lokal, organik tarım, gıda güvenliği ve kalitesi gibi konularda

bilinç arttı. İşte bu da pozitif tarafı. Sonuçta iyi kalitede, doğaya

saygılı ürün sağlayan her zaman değer verilen tedarikçi

olmalı. Bu süreç umarım bunu pekiştirir. Fine dining’in kendini

sorgulaması, dünyada hijyen standartlarının yükselmesi,

elektronik ödeme ve paket servisin artması gibi konular

da önümüzdeki dönemde çok sık konuşacağımız başlıklar

olacak. Ama çok büyük değişiklikler olur mu, emin değilim.

Bir şey söylemek için henüz erken.

UMUT ÖZKANCA

Aralarında Çubuklu 29, Gina, Fenix, Kilimanjaro, La Petit Maison’un

da olduğu d.ream grubu CEO’su

“ÖZELLİKLE KARANTİNA SONRASI

SOSYALLEŞME İHTİYACIMIZ ÇOK

DAHA FAZLA OLACAK.”

KARANTİNA SONRASINDA NELER

DEĞİŞECEK?

Hiçbirimizin daha önce tecrübe etmediği boyutta farklı bir

kriz ile karşı karşıyayız; dolayısı ile orta ve uzun vadedeki

etkilerini şimdiden çok net öngörebilmek mümkün değil.

Ancak tüketici alışkanlıkları açısından baktığımızda sadece

yeme-içme alışkanlarında değil tüm alışveriş ve sosyalleş-

ELLE 29


ELLE

FOTOĞRAF: GETTY IMAGES TURKIYE

me süreçlerinde değişiklikler olacağı aşikâr. Tüm sektörler

bu doğrultuda hazırlıklarını en iyi şekilde yapmaya devam

ediyorlar. Mutfak hem bir ihtiyaç hem de bir rahatlama yöntemi.

Hepimiz karantina sürecine adapte olurken kendimizi

iyi hissedeceğimiz farklı aktiviteler bulmaya çalıştık; yemek

yapmak da bunlardan biri. Restoranlar açıldıktan sonra da

belirli bir süre tedirginlik yaşanması çok normal ancak hem

sosyalleşmek hem de kendi mutfaklarımızdan biraz uzaklaşmak

için yeniden dışarda yemek yemeye başlayacağız. Biz de

misafirlerimizin kendilerini rahat ve güvende hissetmeleri

için tüm çalışmalarımızı titizlikle sürdürüyoruz. Sadece tedarik

zinciri değil tüm iş yapış süreçlerimizde birtakım değişiklikler

olacak. d.ream olarak halihazırda olamazsa olmaz

standartlarımız ve kurallarımız var; sadece bunları karşılayabilen

onaylı tedarikçiler ile çalışıyoruz.

KİŞİSEL VE KURUMSAL ANLAMDA

ALINAN ÖNLEMLER HAYATIMIZIN BİR

PARÇASI OLACAK

Satın alma, mal kabul, depo, mutfak ve gıda üretimindeki

rutin denetimlerimizin sıklaştırılması, ürün sevkiyatlarında

minimum temas ve maksimum hijyen kriterlerine daha

30 ELLE


fazla dikkat edilmesi, meyve ve sebzeler için sadece bize

özel paketlenme yapılması, tedarik araçlarının ve depoların

dezenfekte işlemlerinin sıklaştırılması sayılabilecek aksiyonlar

arasında yer alıyor. Hijyen zaten tüm d.ream işletmelerinde

çok sıkı kural ve kontrolleri olan bir konu. Tabii

ki bu virüsten korunmanın gerektirdiği ek sterilizasyon işlemleri,

restoranlar içerisinde alınacak ek önlemler, personel

sağlık kontrollerinin sıklaştırılması ve pandemiye özel

eğitimler alacağımız aksiyonlar arasında yer alıyor. Hatta

içinde bulunduğumuz bu süreçte çalışanlarımız için online

olarak pek çok eğitime de başlamış durumdayız. d.ream

operasyonu bu alanda çok deneyimli ve güçlü bir altyapıya

sahip. Dolayısıyla ek önlem ve denetimleri de çok hızlı bir

şekilde hayata geçirecek ve her zaman olduğu gibi misafirlerimizi

en üst hizmet standartları ile ağırlamaya devam

edeceğiz. Bundan sonraki süreçte korunma amaçlı kişisel

ve kurumsal anlamda alınan önlemler hayatımızın bir parçası

olacak. Bununla birlikte eski rutinlerimize kademeli

olarak geçeceğimize inanıyorum. Özellikle karantina sonrası

sosyalleşme ihtiyacımız çok daha fazla olacak, biz de

işletmelerimizde misafirlerimizi en iyi şekilde ağırlamak

için her zamanki gibi hazır olacağız.

SAĞLIK – BAKIM

DR. AYŞEGÜL SALTAT

Dermatoloji uzmanı

“HİZMET SEKTÖRÜNDE HİÇBİR ŞEY

UZUN BİR SÜRE İÇİN ESKİSİ GİBİ

OLMAYACAK.”

Polikliniğiniz şu anda açık mı? Nasıl tedbirler aldınız?

Polikliniğimiz pandeminin duyurulması ardından 1,5 ay kadar

sadece kontrol hastalarımız ve acil hastalar için açıktı.

Başlangıçtaki 1,5 ayda neredeyse hiç yeni hasta bakmadık.

Hatta bekleyebilen kontrol hastalarımızdan beklemelerini

rica ettik. Eskiye göre hasta talebinin azalması yanı sıra,

bizim geniş randevu aralıkları ve küçük ekipler halinde çalışmamız

da hasta sayımızı düşürüyor. Ortalama bir Mayıs

ayına göre 1/4 yoğunluk diyebilirim. Benim öngörüm şu

yönde: Önümüzdeki aylarda kademeli olarak talep artacak,

fakat hepimiz evlerde az ya da çok sıkıldık, sanıyorum ilk fırsatta

herkes bir yerlere kaçmak isteyecek. Normale dönüş

en iyi ihtimalle sonbaharda olacaktır. Bize gelince, kliniğe

girişte hastalarımızın ateşleri ölçülüyor. Ellerine dezenfektan

sıkılıyor ve maske veriliyor. Sonra pandemi onam formundaki

güvenlik sorularını cevaplıyorlar. Bunlardan sonra

hastamızı hemen uygulama/muayene odasına almaya çalışıyoruz.

Randevulara yalnız gelinmesini rica ediyoruz ve

klinik içinde de sosyal mesafeyi koruyoruz.

Yakın temas gerektiren bir iş kolu hijyenle nasıl

baş eder?

Bu sürecin başından itibaren, ilk olarak randevu aşamasında

gerekli sorgulama yapılıyor. Tüm ekip maske, bone,

gözlük, siperlik, eldiven ve tek kullanımlık önlük kullanıyor.

Havaların ısınması ile ikişer çift medikal forma ile her gün

değişecek şekilde devam etmeyi planladık. Temizlik personelimiz

bütün gün aralıksız çamaşır suyu ile temel mekan

temizliği yapıyor. Pandemi ardından dezenfeksiyon ile ilgili

olarak önce profesyonel ekiplerden ULV sisleme yöntemi

ile gümüş nano iyon ve hipokloritli ortam dezenfeksiyonu

hizmeti aldık. Sonra bu makinalardan kliniklerimize aldık.

Personelimiz kullanmayı öğrendi. Şimdi her hasta işlemi ardından

kullanılan odayı kendimiz bu yöntemle dezenfekte

ediyoruz. Tüm odalarımızda yine işlem aralarında ameliyathanelerde

kullanılan UVC ışık dezenfeksiyonu kullanıyoruz.

Sonrasında havalandırılan odada tekrar hasta kabul

ediyoruz. Akşamları ise tüm klinik baştan aşağı bu yöntemlerle

tekrar dezenfekte ediliyor. Yakın mesafe ve uzun süre

gerektiren işlemlerin pek çoğunu kısıtladık. Bazı uygulamaları

ise temas süresini kısaltmak amacıyla seanslara bölerek

yapıyoruz. Bölgesel incelmede, sıkılaşmada ve kas hacmini

artırmada kullandığımız cihazlarımızın pek çoğu bağlanıp,

gerekli ayarlamalar ardından operatör olmadan çalışabiliyor.

Uygun endikasyondaki hastalarımızı bu cihazlarımıza

yönlendiriyoruz.

Stres sağlığımızı nasıl etkiledi?

Strese bağlı egzama ve saç dökülmesi gibi sorunları da daha

sık görmeye başladık. El dezenfektanlarını sık kullanımı nedeniyle

yüzde ve ellerde iritasyon bağlı dermatitler ve maskeye

bağlı tahriş ve yağlı ciltlerde akne sorunları da arttı.

Evde kalınan sürelerde hepimiz düşünecek, kendi iç sesimizi

dinleyecek vakitler bulduk. Nelerin/kimlerin özlemini

çekiyoruz? Olmazsa olmazlarımız, olmada da olurlarımızı

fark ettik. Anın değerini anladık. Evdeki huzurun en değerlisi

olduğunu da... Profesyonel hayatta ise birçok iş kolunun

evden de yürütülebileceği anladık. Hizmet sektöründe ise

hiçbir şey uzun bir süre için eskisi gibi olmayacak. Sağlık ve

güzellik sektöründe aldığımız ekstra önlemlerimizi kendimizi

tamamen güvende hissedene kadar sürdüreceğiz. Biz

kurum olarak yeni normale hızlıca adapte olduk. İleride bu

seneyi ekonomik olarak kaybetsek de sağlığımıza şükrettiğimiz

bir sene olarak hatırlayabilmek dileğiyle...

ELLE 31


ELLE

FOTOĞRAF: GETTY IMAGES TURKIYE

32 ELLE


ERENSU EKMEKÇİLER

Dövme sanatçısı

“DÖVMENİN HİJYENLE OLAN

İLİŞKİSİ, DOĞRUDAN KAN YOLUYLA

BULAŞMA VE ÇAPRAZ BULAŞMA

ÜZERİNEYKEN FAKTÖRLER ŞİMDİ

ÇOĞALDI.”

SÜNDÜZ EDİZ KİBAR

Four Seasons Hotels Istanbul Senior Spa Direktörü

“ONLINE UYGULAMAMIZ VE CHAT

HİZMETİMİZLE, SÜREÇ İÇİNDEKİ

TEMAS GEREKSİNİMİNİ MİNİMUMA

İNDİREREK HIZLI BİR DENEYİM

SUNMAYI AMAÇLIYORUZ.”

Teknoloji birçok iş kolunu kolaylaştırdı. Ancak bunun

mümkün olmadığı alanlar da var, mesela dövme gibi. Siz

durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Açıkçası bu süreçte, diğer meslek dallarında olduğu gibi

bizim işlerimiz de büyük ölçüde etkilendi. Sebebi, salgının

yanı sıra aynı zamanda da tedirginlik ve panik hali. Süreçteki

belirsizlikten kaynaklı olarak işlere ne zaman başlanacağı ve

tekrar aksayıp aksamayacağını net olarak dile getirmek zor.

Talep sıklığı biraz düşmüş durumda. Herkesin çevresinde,

yakınında zarar gelmesinden korkacağı sevdikleri bulunuyor.

Bu durumlardan kaynaklı olarak, anne babası yaşlı olan

veya ailesinde yaşlı insanlarla birlikte yasayanlar, randevularını

ilerleyen dönemlere ertelemek istiyorlar elbette. Ancak

hijyen takıntısı şu an başka bir alana da uzanmış durumda.

Dövmenin hijyenle olan ilişkisi, bu döneme kadar doğrudan

kan yoluyla bulaşma ve çapraz bulaşma üzerineyken, şimdi

ise dövme sanatçısının yanına giderken, yolda ve hatta daha

detaylı düşünürsek kişinin oturduğu apartmandaki asansörde

kısa zaman içinde hapşıran birisinin olup olmadığına kadar

uzanıyor. Özetle, risk daha çok toplu etkileşimin olduğu

durumlara ve kapalı alanlara yönelik.

İnsanların kafalarında soru işaretleri var. İki taraf da kuşkularından

arınma ve emin olma ihtiyacı içinde...

Bu dönemdeki fark, önceye göre sadece havadan bulaşma

ve dokunarak bulaşma üzerine. Karşılıklı etkileşim kurulan

durumlarda, riski minimuma indirmek için bazı önlemler

alınması gerek. Ancak gene de bu aşamadan öncesinin öneminin

ne kadar büyük olduğunu unutmamak gerek. Örneğin,

iki tarafın da çevresinde Covid-19 durumunun yaşanmamış

olması ve bunun karşılıklı olarak bilinmesi bence önemli.

Randevusu olan kişinin, yalnız gelmesi, sokağa çıkma sıklığı,

maske kullanımı ve mümkünse ulaşımını hususi aracıyla

yapması da önemli. Aynı zamanda karşılıklı etkileşim

halindeyken, iki tarafın da maske takması, el dezenfektanı

ve temiz eldiven kullanılması, kişiden önce ve sonra temas

edilen yüzeylerin sterilize edilmesi gibi önlemler şart. Buna

ek olarak, risk teşkil edebilecek bir diğer faktör de ayakkabı.

Benim tercihim, tek kullanımlık otel terlikleri yönünde.

Sosyal mesafeli masaj mümkün mü?

Four Seasons İstanbul Otelleri olarak 1 Haziran gününden

itibaren yeni düzenlemelerle misafirlerimize kapılarımızı

açıyoruz. The SPA, Sağlık Bakanlığı’ndan ve Four

Seasons genel merkezden gelecek yönlendirmelere bağlı

olarak belirlenecek zamanda kademeli olarak hizmet

vermeye başlayacak. İlk olarak, fitness merkezi ve havuz

misafirlerimizin kullanımına açılacak. Sauna, buhar alanları

ve bakımlar ise ilerleyen dönemde hizmete sunulacak.

Yeni normal kapsamında en önem verdiğimiz konu, her

zaman olduğu gibi hijyen ve sosyal mesafe olacak. Four

Seasons Hotels & Resorts olarak, Johns Hopkins Medicine

International ile dünya çapında önemli bir işbirliğine

imza atmış bulunuyoruz. Lead with Care programı ile,

otellerimizde var olan hijyen ve güvenlik protokolleri her

birimde en üst seviyeye taşınıyor. Spa’da, rezervasyon

aşamasından itibaren yeni hijyen ve mesafe kuralları

uygulayarak hizmet vereceğiz. En iyi hizmeti verirken

önceliğimiz her zaman olduğu gibi hem misafirlerimize hem

de çalışanlarımıza sağlıklı ve güvenli bir ortam sağlamaktır.

The SPA’da uygulanacak hijyen çalışmalarının ilk adımı

olarak tüm servis alanlarında maske ve eldiven kullanımını

zorunlu hale getiriyoruz. Fitness salonundan havuza,

soyunma alanlarından bakım odalarımıza kadar her alanda

sosyal mesafeyi koruyarak hizmet vereceğiz. Rezervasyon

aşamasında misafirlerimizi aldığımız önlemler konusunda

bilgilendirip, bakımlarını gönül rahatlığıyla almalarını

sağlayacağız. En büyük avantajımız, otelimizde oldukça

geniş bir açık alana sahip olmamız. Dolayısıyla yaz boyunca

Boğaz kıyısındaki terasımızda da hizmet vereceğiz. Bu yeni

dönemde dijitalleşme çok daha ön plana çıkıyor. Biz de FS

App uygulamamız ve chat hizmetimizle, süreç içindeki

temas gereksinimini minimuma indirerek misafirlerimize

daha konforlu ve hızlı bir deneyim sunmayı amaçlıyoruz.

Wellness’ın hayatımızdaki yeri ve öneminin her gecen

gün arttığı bir dönemde spa’nın olmadığı bir dünyayı

hayal edemiyorum. Aldığımız önlemlerle, cihazlı ve klasik

bakımlarımızı uygulamaya devam edeceğiz. Uzun bir

karantina döneminden sonra hem psikolojik hem de fiziksel

olarak rahatlamaya ihtiyacımız olan bu günlerde spa’lar en

güzel iyileşme alanları olacaktır.

ELLE 33


ELLE

BİSİKLET AŞKINA

BIR HOBI VE EĞLENCE ARACI SAYILMANIN ÖTESINDE BISIKLET, KADIN ÖZGÜRLÜĞÜNDEN

EKOLOJIK SORUNLARA SPORTIF KULLANIMINDAN BIR STIL AKSESUARI OLARAK GÖRÜNÜMÜNE

HER DAIM ÖNEMINI KORUDU. KORONA SONRASI ISE HEM SOSYAL MESAFE HEM DE DAHA

TEMIZ BIR DOĞA IÇIN VAZGEÇILMEZ OLMA YOLUNDA HIZLA ILERLIYOR.

YAZI: SELİN MİLOŞYAN

Aytül Gürbüz Tükel

FOTOĞRAFLAR: GETTY IMAGES TÜRKİYE, SPLASH

34 ELLE


Sürdürülebilirliğin giderek önem kazandığı son yıllarda,

karbon salınımı yönünden hava kalitesine

olumlu yönde etki eden ve kesinlikle doğa dostu bir

ulaşım aracı olan bisikletin fazlasıyla yaygınlaştığını

söyleyebiliriz. Ve insanların evde kaldığı korona günlerinde

havanın nasıl temizlenip doğanın nasıl yeniden doğduğunu

hatırlatmaya gerek yok. Tüm dünyada karantina sonrası

sınırlı bir özgürleşme başlarken hem sosyal mesafeyi korumak,

hem araç trafiğini azaltmak, hem de çevreye duyarlı

şehirlerde daha fazla oksijen soluyabilmek adına bisiklet

kullanımı giderek artıyor.

Kısaca sürdürülebilir ulaşım yaklaşımının önemli bir

parçası olan bisiklet şimdilerde de korona sonrası yeniden

yapılanmanın ve hayata dönüşün vazgeçilmez bir öğesi.

Özellikle bazı ülkelerde belediyeler bu yönde önemli çalışmalara

imza atıyor. Örneğin Fransa’da Çevre Bakanı Elisabeth

Borne’un bisiklet tamiri, geçici bisiklet park yerlerinin

inşası ve bisiklete binme dersleri için toplam 20 milyon

Euro’luk bir planın uygulamaya konulacağını açıklarken

geçtiğimiz 11 Mayıs itibarıyla da bisiklet tamirinde kullanılmak

üzere kişi başı 50 Euro’luk bir yardım öngörülmeye

başlandı. Ayrıca Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo şehrin

en işlek metro hatları boyunca yeni bisiklet şeritlerinin

oluşturulacağına dikkat çekti.

İtalya’da ise bir bisiklet devriminden bahsediliyor. 200

km’lik bisiklet yoluna sahip olan Milano’da belediye 35

km’lik yeni bisiklet yolları inşa etmeyi planladığını duyurdu.

Bisiklet dışında elektrikli scooter da teşvik ediliyor.

KRİZLERDE KURTARICI ULAŞIM ARACI

Bisikleti iki tekerlekli, eğlenceli bir ulaşım aracı olarak

tanımlamak ona haksızlık sayılır. O, dünden bugüne tarihi

yol ayrımlarında ve kriz sonrası önemli roller oynamış,

kullanımı hep basit bir hobiden öte anlamlar taşımış.

Öyle ki bisikletin II. Dünya Savaşı’nda Fransız direnişinin

sembolü olduğunu söylemek abartılı kaçmaz. Direnişçiler

o dönemde araba, otobüs, tren ve tramvaylardaki sıkı

kontrollerden kaçmak için bisikleti tercih etmiş, bisikletin

selesine, gidonuna veya pompasına gizledikleri mesaj ve

bilgileri bu iki tekerlekli ve az şüphe çeken ulaşım aracıyla

birbirlerine ulaştırmışlardır. İtalyan yol bisikleti yarışçısı

Gino Bartali’nin de bisikletinin selesine sakladığı gizli

belgelerle faşizme karşı savaştığını hatırlatalım.

Dünyanın en önemli bisiklet ülkelerinden olan Hollanda’nın

I. Dünya Savaşı devam ederken Almanya’nın ablukası

altında araç ithal edemezken kendi kendine yetmeye

giderek ve milli endüstrisini yaratarak bisiklet üretimine

başladığını biliyoruz. 1973 yılındaki petrol krizinde benzin

bulamayan halkı bisiklete teşvik eden de yine Hollanda. Bugün

ülkede aile başına ortalama 3 bisiklet düşüyor.

Brüksel’de de 22 Mart 2016’daki terör saldırılarında

metroda vurulan 16 kişinin ardından halkın o yıl pedal çevirmeye

ağırlık verdiği biliniyor.

Ve şimdi de tüm dünyayı saran bir başka krizde, Covid-19’la

birlikte bisikletin sosyal mesafenin korunması ve

çevre kirliliğinin önlenmesi yolunda tekrar önem kazandığını

görüyoruz. Trafikte vakit kaybetmek ya da toplu taşıma

araçlarında her an hastalık kapma riskiyle balık istifi

modunda beklemek yerine pedal çevirin, üstelik form tutun.

KADINLAR, BİSİKLET VE ÖZGÜRLÜK

Parisli modacı Paul Poiret’nin korsesiz sade düz tasarımlar

yaparak kadınlara hareket serbestisi kazandırdığı 1890’lı

yıllarda bisikletin de yaygınlaşması ne tesadüf. Ya da belki

tesadüf değildi; kadınlar giyimde kazandıkları özgürlükle

tıpkı 20. Yüzyılda pantolonla iş ve ekonomik arenaya çıktıkları

gibi, sosyal hayata karışacak, özellikle burjuva kesim pedal

çevirerek, sokağa inerek, hareket ederek, yol alarak kendisine

çizilen sınırlardan daha ileriye gidebilecekti. Gitti de.

Erkek dünyasının buna itirazları vardı. Ama kadınlar vazgeçmediler

ve hatta ABD’de kadınlara oy hakkı tanınması

için verilen mücadelenin öncülerinden avukat Susan B. Antony

o yıllarda bisikletin kadınlar için nasıl bir ilerleme ve

yaşamlarını dönüştürme aracı olduğunu açıkça dile getirir.

Kadının özgürlüğü ve gelişimini ilgilendirdiği için rahatsız

eden her şey gibi demokratik ve cinsiyetsiz olduğu

için bisiklet de rahatsız etti. 20. Yüzyılın başında özellikle

medikal ve dini çevreler bisikleti kadının cinselliğini öldürmek,

doğurganlık organlarına zarar vermek ve hatta ona

zevk verdiği için kadını eşinden uzaklaştırmakla suçlayacak

kadar ileri gidebildiler, geri kafalılığın nerelere varacağını

gösterdiler. Bugün hala dini ve eril bir yaklaşımın damga

vurduğu bazı muhafazakar ülkelerde, cinsiyetçi normlara

karşı çıktığı, kadına beden özgürlüğü tanıdığı ve onu evden

dışarıya taşıdığı için bisiklete binmek yasak ya da bir takım

kurallara bağlı.

Suudi Arabistanlı bir kadın tarafından çekilen ilk film

olma özelliği taşıyan Wadjda’da, 9 yaşındaki kız çocuğu

Vecide’nin bir bisiklete sahip olma arzusu için sınırları

zorlaması ve mücadelesi dışında bisikletin bir cesaret ve

özgürlük simgesine dönüştüğüne de tanıklık ediyorsunuz.

Mutlaka izleyin.

ONUNLA DEFİLEDEN DEFİLEYE

Bugün Batı dünyasında kadın özgürlüğü mücadelesini çoktan

sonlandıran bisiklet şimdilerde çevre bilincinin ve iklim

değişikliğiyle savaşın en temel araçlarından. Son yıllarda

sürdürülebilirlikle daha yakın ilişkiler kurmaya uğraşan

moda dünyası da bisikleti hem ekolojik faktörler hem de bir

stil aksesuarı olarak çoktan benimsedi.

Korona öncesi moda haftalarında birçok ünlünün vakit

kazanmak ve çevreyi kirletmemek adına geniş yollu Avrupa

kentlerini iki tekerlekliler üzerinde arşınladıklarını, defileden

defileye gitmek için bisiklet kullandıklarını görüyoruz.

Elbise, pantolon, etek, Jean, şort, ister rahat ister şık bir

stil, bisiklet her türlü moda yorumunun vazgeçilmez parçasına

dönüştü. Renkli, sepetli ya da sepetsiz veya elektrikli,

en çok kadınlara yakışıyor.

ELLE 35


ELLE

İngiltere kraliçesi II. Elizabeth ve kızkardeşi Prenses Margaret 1942 yılında bisiklet gezmesinde.

Jacqueline Kennedy Onassis Central Park’ta bisikletiyle gezerken her zamanki şık stilinden de ödün vermiyor, 1970.

36 ELLE


Bir hayvan dostu olan Audrey Hepburn

bisikletiyle gezerken köpeğini de yanına almayı

ihmal etmemiş,1964.

Müzik dünyasının en ikonik çiftlerinden Linda

ve Paul McCartney,1972.

Brad Pitt bisiklet sürerken oldukça eğleniyor.

Jenny Walton geçtiğimiz Kopenhag Moda Haftası’nda.

ELLE 37


ELLE

Dustin Hoffman, Marathon Man filmi çekimleri sırasında bisikletiyle eğlenirken, 1976.

38 ELLE


Lady Gaga hayranlarından Giovanni Arnold ile Central Park’ta bisiklete biniyor, 2016.

Lauriane Melliere iki renkli elbisesiyle bisikletinin üzerinde çok şık görünüyor.

ELLE 39


ELLE

Justin Theroux, New York sokaklarında.

Nina Sandbech bisikletçi taytıyla pedal çeviriyor.

Ünlü model Coco Rocha’da renk uyumu müthiş.

Amerikalı oyuncu Kate Bosworth bir fotoğraf çekimi

için bisikletinin üzerinde.

40 ELLE


Karlie Kloss, New York, 2016.

ELLE 41


ELLE

Kendall Jenner, New York sokakları.

Orlando Bloom köpeğini taşımak için pratik bir yol bulmuş.

Kaykay da moda haftalarında rastlanan, doğa dostu ulaşım araçlarından.

42 ELLE


Leonardo DiCaprio, 2016.

Stella McCartney, Londra sokaklarında.

Reese Witherspoon Malibu sahilinde maskesiyle

gezerken, 2020.

Şarkıcı Usher, New York.

ELLE 43


ELLE

Stockholm Moda Haftası’ndan bir görüntü.

Bisiklet dostu ülkelerin başında gelen Danimarka’da her 10 kişiden 9’unda bisiklet var. Kopenhag Moda Haftası’nda

bisiklet vazgeçilmez bir stil aksesuarı.

44 ELLE


Kopenhag, ülkedeki bisiklet sayısının arabalardan fazla olduğunu açıkladı.

Kopenhag’da bisikletli bir kız.

ELLE 45


ELLE

BIR DAHA

NE ZAMAN &

NASIL TATILE

ÇIKABILECEĞIZ?

“NO BAD DAYS” VE ŞURAYA BIR PALMIYE ÇIZELIM... HAYALINI KURMAK BILE MUTLU

EDERKEN BIR DAHA NE ZAMAN VE HANGI ŞARTLARDA TATILE ÇIKACAĞIMIZI BILMEMEK

INSANIN IÇINI BURKUYOR. SIZ ESKI SEYAHAT FOTOĞRAFLARINIZI SOSYAL MEDYADA

PAYLAŞIRKEN BIZ GEÇMIŞIN EN ILHAM VEREN KARELERINI BIR ARAYA GETIRDIK. BIR GÜN

BIR PALMIYENIN ALTINDA BULUŞMAK DILEĞIYLE...

YAZI: SERLI GAZER BOYACI FOTOĞRAF EDİTÖRÜ: GÜLGÜN ÖZEK

Hiçbir pişmanlık hissetmeden tembellik yapabildiğiniz

tek yer ve zaman dilimi... Gözlerinizin içinin

güldüğü fotoğraflar... Tatil anları. Instagram’da

Aytül Gürbüz Tükel

takip ettiğiniz kişilerin yüzde 90’ın geçmiş tatil

fotoğraflarını paylaşıyor değil mi? Siz de ya paylaştınız ya

da eliniz paylaş’ın üstünde. Kişisel arşivimde gezinirken

karşıma bir kare çıkıyor. Uçaktayım, exit kapısının hemen

yanında oturuyorum. Koltukta bulunan yastığa kafamı

gömmüşüm. Bir daha ne zaman nasıl seyahat edeceğim

konusunda fikrim yok ama bir daha yüzümü asla o yastığa

değdirmeyeceğime eminim. Siz de eski fotoğraflarınıza dalıp

ne kadar mutlu ve özgür olduğunuz o anları iç geçirerek

hatırlıyorsunuz biliyorum. Ve aklınızda o büyük soru beliriyor:

Bu yaz tatil yapabilecek miyim? Sonra bir kuşku baloncuğu

çıkıyor. Sahi haftalardır evdesin, tatil yapmaktan bahsediyor

olamazsın. Instagram’ımda bir oylama yapıyorum.

Soru yok, daha çok bir tespit: “Yaklaşık 2 aydır evdeyiz ama

hayatta hiç bu kadar tatile ihtiyacımız olmamıştı.” Sol kutucukta

bir palmiye (katılmıyorum), sağ kutucukta altı palmiye

(aşşşırı katılıyorum) var. Tahmin edin oylamanın sonucu

ne oldu? Sadece bir kişi sol kutucuktaydı. Geri kalan hepimiz

evde oturmaktan yorulup o altı palmiyenin içine hayallerimizi

sığdırdık ve tekrar yola çıkmayı düşledik. Seyahat

etmeyi bırakın, hayalini kurmak bile neden bu kadar iyi hissettiriyor?

Tüm sorumluluklarımızdan uzaklaşabilip belki

de en özgür halimize dönüşebildiğimiz için mi? Zaman

kavramını unutup tam olarak anı yaşayabildiğimiz için mi?

Buz gibi içkimizi yudumlarken gün batımını selamlamak

bizi doğayla bütünlediği için olabilir mi? Bazen sonsuzluk

havuzunda, bazen de pütürlü bembeyaz boyalı duvarlarda

kendimizi nasıl buluyoruz? Turist olmak ile gezgin olabilmek

arasındaki o ince çizgiyi boş verin şimdi. Gözlerinizi

kapatın ve sadece o hissi hatırlayın. Yeni insanlarla tanışmak,

farklı yiyecekler tatmak, başınıza mutlaka enteresan

ve komik bir olayın geleceğini bilmek, dönüş yolunda hayatınızı

sorgulamak, bazen bir şeyleri değiştirmek için büyük

kararlar almak. Bir gerçek var ki çıktığımız seyahatlerden

asla aynı kişi olarak dönmüyoruz. Ve bugün bulunduğumuz

noktada büyük bir belirsizlik hakimken biraz ilham vermesi

biraz da hayallere sürüklemesi için sizi gelmiş geçmiş en

güzel tatil kareleriyle baş başa bırakıyoruz.

FOTOĞRAFLAR: SLIM AARONS, GETTY IMAGES TÜRKİYE

46 ELLE


ELLE 47


ELLE

Gönül Yazar, Zeki Müren’in fotoğrafını çekerken. 1960’lar, İstanbul.

Audrey Hepburn’ün en muzur hali diyebilir miyiz? Çünkü yaz böyle bir şeydir, içinizdeki yaramazlığı ortaya çıkarır.

48 ELLE


Salvador Dali’nin espadrilleri kalp biz.

Pablo Picasso, bizim Boğaz’da denize giriyormuşçasına...

Marilyn Monroe da elleri buruşana kadar sudan

çıkmayanlardan mıydı acaba?

Okay, Clint Eastwood en cool sensin.

ELLE 49


ELLE

Beatles “Yesterday all my troubles seemed so far away” derken korona öncesi hayatımızdan bahsediyor olabilirdi.

50 ELLE


Tippi Hedren “evcil” hayvanı aslan Neil ile şakalaşıyor. Bir aslanla şakalaşmak, şaka değil gerçek.

Charlotte Rampling, tüm o Instagram yogilerinden çok zaman önce...

ELLE 51


ELLE

Bu hayatı sen yaşadın Brigitte...

Romy Schneider ve Alen Delon’un en klişe havuz kenarı kareleri nasıl hala en cool’lardan olabiliyor?

52 ELLE


Tam bir Beverly Hills kızı Jane Fonda, Beverly Hills’te.

Sharon Tate poz vermiyormuş gibi yapanlardan.

Gerçekten benzemez kimse sana ve fıstık yeşili mayotürban

takımına Müzeyyen Senar.

White on white trendinin kraliçesi, tatil ikonu Jane

Birkin ve Serge Gainsbourg.

ELLE 53


ELLE

Beyonce’ye yazılacak bir şey yok çünkü zaten Queen B

Kate Bosworth ve tek ikonik filmi Blue Crush’tan bir sahne

Bebeksi Niki Taylor

Bir başka bebeksi, 1999’un Gisele’i.

54 ELLE


Ah bizim hep dertli, düşünceli Diana’mız.

90’ların boy band’lerinden kim kaldı? Kimse ama Blur’ü hatırlayalım çünkü umarsızca şezlong keyfi yaptıkları bir kare.

ELLE 55


ELLE

Mick Jagger ve Jerry Hall kumsal romantizmi yaparken

A Bigger Splash filminde Tilda Swinton’dan keyifli (!) bir kare.

56 ELLE


Jude Law gençliği diye bir şey var bu hayatta. The Talented Mr. Ripley’deki hallerini de özlemişiz.

Kendall Jenner ve sinir bozan proporsiyonları,

ama tabii body positivity falan....

Marisa Berenson tam bir D.I.Y. modeli bikiniyle.

ELLE 57


58 ELLE

Siyah mini elbise,

ALEXANDER WANG/ BEYMEN


S U P E R İ S İ

A L İ N A

SUMA BEACH’TEYIZ. KENDINI DALGALARIN AKIŞINA BIRAKAN ALINA BOZ’LA HAYALLERE DALIYOR,

YAZIN ÇOK YAKINDA VE HATTA YANI BAŞIMIZDA OLDUĞUNU AYRIMSIYORUZ. ŞIMDILERDE

NETFLIX’TE YAYIMLANAN AŞK 101’LE GÜNDEME GELEN BOZ, 21 YAŞINDAN BEKLENMEYECEK BIR

OLGUNLUKLA KARŞILIYOR HAYATI.

YAZI: SELİN MİLOŞYAN FOTOĞRAFLAR: ONUR DAĞ MODA EDİTÖRÜ: OĞUZ EREL

ELLE 59


60 ELLE


Çizgili triko elbise, MIU MIU

ELLE 61


62 ELLE


Kamuflaj bikini üstü, Kamuflaj bikini altı, ikisi de DIOR

ELLE 63


64 ELLE

Desenli mavi tişört, MSGM/

BEYMEN, Bej rengi pantolon, COS


ELLE 65


66 ELLE

Tişört, BALENCIAGA/

BEYMEN, Deri pantolon,

ACADEMIA - BEYMEN, Şapka,

H&M, Kolyeler, Küpe, hepsi

BERRIN OZKAN


ELLE 67


68 ELLE

Yaprak desenli elbise, a199,

Beyaz spor ayakkabı, a179,

ikisi de H&M, Güneş gözlüğü,

moda editörüne ait


Çizgili gömlek, DIOR, Bej rengi

denim pantolon, LEVI’S

ELLE 69


Denim ceket, Denim pantolon, ikisi de DIOR

Makyaj: Selda Şahin İçten

Moda asistanı: Furkan Çelik

70 ELLE


ELLE 71


A

Alina Boz’la plajda olmak, denizin kokusunu hissetmek,

onu özlediğimiz yaz kıyafetleri içinde görmek, doğanın özgürlüğünü

Alina’nın duru güzelliğiyle keşfetmek; hepsi iyi

geliyor, hepsi de tatilin, tatlı bir tembelliğin, hafifliğin habercisi

gibi. Zor günleri, karantinayı, Covid-19’u geride bırakma

umudunu ve mutluluğunu yaşatıyor bize.

“Tatil bu defa hayallerde kalacak gibi görünüyor, herhangi

bir planım yok, zaman ne gösterirse artık” diye söze

başlasa da Onur Dağ imzalı fotoğraflarına bakmak bizlere

fazlasıyla iyi geliyor, plaj çantamıza neler koyabileceğimiz

üzerinde düşündürebiliyor. Alina’nın çantasında ise genelde

“güneş kremi, kulaklık, o sırada okuduğum bir kitap” varmış.

Unutamadığı tatil? “Tam deniz tatili sayılmaz aslında

ama Paramparça dizisinin üçüncü sezonundan önce küçük

bir ekip Jakarta’ya uçmuştuk bir programa katılmaya, ardından

da 2-3 günlüğüne Bali’ye gitmiştik. Harika bir yerdi,

büyülenmiştim...”

Suma Beach’te şortlar, bikini ve mayolarla objektife

gülümseyen Alina Boz genel olarak rahat ve içinden geldiği

gibi giyinmeyi sevdiğini anlatıyor: “Zaten vaktinizin

çoğunluğu sette geçiyorsa başka bir şansınız yok. Sabah ne

bulursam onu giyiyorum. Jean-tişört ikilisi olmadan yaşayamam.”

Bu arada İspanyol giyim markası Stradivarius’un Türkiye’deki

yüzü olan Boz, rahat ve spor stiliyle (markanın)

günlük parçalarını çok iyi harmanlıyor.

ÖZGÜRLEŞMEYE HAZIR MI?

Evet, karantina dönemi geride kaldı ama yine de evde kaldığı

günleri nasıl geçirdiğini sormadan edemiyoruz. “Karantina

başlarken köpeğimin böbrek yetmezliği yaşadığını

öğrendim. İki ay boyunca hep onunla ilgilendim. Hatta evde

olduğumuz için çok mutluydum çünkü bana çok ihtiyacı

vardı. Sabah ilaçlarını vermek, günde iki defa serum takmak

derken günler umut besleyerek geçiyordu. Fakat köpeğimi

kaybedince ben de herkesin bahsettiği o karantinayı daha

iyi anladım. Duvarlar üstüme üstüme gelmeye başladı. Biraz

kafamı dinlemeye verdim diyebilirim. Çok fazla yeni şeyler

yapamadım. Üzücü bir dönemden geçtiğimi söyleyebilirim.”

Alina yaşadığı kayıp ya da evde olmanın rahatlığı, sürekli

bir yerlere yetişme duygusundan muaf olmanın huzuruyla

sokağa çıkmaya, özgürleşmeye hazır olmadığını anlatıyor:

“Hayır değilim. Tabii ki ailemi, arkadaşlarımı ve çalışmayı

çok özledim ama bir yandan da güzel sanki böyle korunaklı

bir bölgede yaşamaya devam etmek.” Normalleşmeye başladığımız

şu sıralar çoğumuz aynı duygu karmaşasının içinde

değil miyiz? Bir yanımız özgürlük diye bağırırken bir yanımız

evin güvenli sınırlarında kalmak istiyor.

Peki evde kaldığı bu sürede yeni bir alışkanlık edindi mi?

Ve en çok neler yaptı, nasıl vakit geçirdi? “Çok su içtim diyebilirim.

Dışarıdayken su içmeyi hep unuturdum şimdi evde

odadan odaya bile şişeyle dolaşıyorum. Annem ve en yakın

arkadaşımla sık sık ve çok konuştum. Netflix’in Hollywood

dizisini izledim, en çok koltuğumda ve tabii ki WhatsApp’ta

vakit geçirdim.”

“KİMSE YANLIŞ DEĞİLDİR SADECE

FARKLIDIR”

Alina Boz kıpır kıpır, enerji dolu bir genç kız. Utangaçlığı

kendinden çok fazla bahsetmesine engel olsa da (“kendim

hakkında konuşurken zorlanıyorum ve bu bana garip geliyor”

diyor); ben onu çekingenlikle zıpırlık arasında bir

yerlerde görüyorum. Ayrıca henüz hayatının ve kariyerinin

başında olsa da bakış açısı ve düşünceleriyle olgun ve yetişkin

insanların bile bazen fark edemediği noktalara parmak

basıyor: “Sanırım özellikle bu dönemde hayatın ne olursa

olsun devam ettiğini ve insanların yorumundan çok içinden

geleni yapmanın kıymetli olduğunu öğrendim. Evde kaldık,

hayallerimizi rafa kaldırdık, sevdiklerimizden uzaktık. Ama

hayat bir şekilde devam ediyor ve her şey çok hızlı değişebiliyor.

Anın tadını çıkarmak lazım. Bazen hayatta tek bir doğru

varmış gibi görünüyor ve siz o doğru karşısında ‘ben yanlışım’

der yıkılabilirsiniz. Hepimiz yıkılıyoruz, bir şeyler ters

gidiyor, heveslerimiz kayboluyor. Fakat bu kısacık ömürde

kimse ‘yanlış’ değildir. Herkes sadece farklıdır.”

Kendi hikayesi Rusya’da başlıyor. Rus bir anne ile Türk

bir babanın genleri en güzel, en biricik şekilde harmanlanmış

Alina’da. Kültür farkı ya da İstanbul’a yerleştiğinde kültür

şoku yaşamadığını söylüyor ancak Rusya’daki ailesini,

anneannesi, dedesi ve kuzenlerini çok özlediğini anlatıyor.

Oyunculuğa başlamasıysa onun deyimiyle tam bir şans:

“Tiyatroya hep ilgim vardı. Rusya’da dedemle bir oyun seyretmeye

gitmiştik, sahneyle ilk karşılaşmam orada oldu.

Sonra Türkiye’ye taşınınca ailem sosyalleşmem için beni tiyatro

kursuna yazdırdı. Çocuk oyunlarında oynadım. Sonra

da halamın beni bir ajansa yönlendirmesiyle serüven başladı.”

Pek ya sonra? Ardından diziler ve oyunculukla ilgili

birkaç cümle bekliyorsunuz değil mi? Ve karşınıza aniden

Alina’nın havacılık lisesinden mezun olduğu bilgisi düşüve-

72 ELLE


iyor. “Hedef koymaktansa hayatımı akışına bırakmayı seviyorum.

Bilmiyorum belki zamanla bu değişir ama şimdilik

böyle,” sözleriyle dile getiriyor tercihlerini ve duygularını.

İnsan büyüdükçe karakteri ve davranışları değişebiliyor

ama hayat Alina’nın da farkına vardığı gibi bizlerle oyun oynamaya

ve bizleri şaşırtmaya devam ediyor.

“Liseye başlayana kadar dizilerde oynamamıştım ve

oyunculuk hayalleri biraz da uzak gelmeye başlamıştı. Aslında

liseyi de tiyatro ağırlıklı okumak istiyordum ama kazandığım

okul evime çok uzaktı. Önüme havacılık lisesi çıkınca

pilot olmaya heveslendim. Sonrasında lisede okurken

3 yıl boyunca Paramparça dizisinde oynayınca bütün dengeler

değişti. Tiyatrodan kopmak istemediğimi fark ettim

ve Kadir Has Üniversitesi Tiyatro bölümü sınavlarına girip

kazandım. Ama ne yazık ki henüz okula başlayamadım. Dizi

varken okumak gerçekten zor. Sanırım bu benim hayattaki

sınavlarımdan bir tanesi, lisede de böyle olmuştu.

Ama dediğim gibi neyle karşılaşacağımızı bilemeden

yaşıyoruz. Önüme çıkan fırsatları değerlendirmeye

çalışıyorum. Üniversiteye

bir türlü başlayamadığımdan

o açığı kapatmak için Elimi Bırakma

dizisini finalinden sonra farklı planlarım

vardı ama hayat işte, onun da

kendi planları varmış. ‘Şimdilik evde

otur ve izleyebildiğin kadar film izle,

kitap oku’ diyor. Eat, Pray, Love filmini

çok severim. Kitaplar ise hep

değişir. Bazı dönemler kişisel gelişim

okurum, bazen roman, bazen tiyatro

oyunlarına dalmak kafamı çok iyi

dağıtır. Alternatif rock dinlemeyi severim.

Henüz 21 yaşındayım ve kendimi

bildim bileli setlerdeydim. Setlerden

de öğrenilen çok şey var elbette ama

bazen uzaklaşıp insan sadece kendini,

ruhunu beslemek için bir fırsat

arıyor. Henüz o fırsatı tam anlamıyla

bulamadım.”

“ŞÖHRET BAZEN

KORKUTUYOR”

Kendini keşfettiği bir dönemden geçtiğini

ve ara ara değişebilen bir yapıya

sahip olduğunu anlatıyor: “İniş ve çıkışlar

yaşayabiliyorum. Ama kimseyi

üzmeden ilerlemeye çalışıyorum bu

yolda. İnsanın kendisi hakkında yorum

yapması biraz zor, hele ki 4 aydır

evde oturuyorsa...”

LOVE 101

KLASİK BİR

GENÇLİK

DİZİSİ Mİ?

Paramparça ve Elimi Bırakma

dizilerinden sonra Alina Boz

şimdilerde Netflix’te başlayan

Love 101’deki Eda karakteriyle

dikkatleri üzerine çekiyor. Boz

dizinin bir okul, öğrenci ve yaz

dizisinden fazlası olduğunu

anlatıyor: “Love 101 bir gençlik

dizisi evet ama anlatım şekli

olsun, rejisi olsun, her şeyi ile

insanların kalbine derinden

dokunabiliyor. Her yaşa hitap

ediyor. İzleyen birçok insandan

‘kendi lise dönemimi hatırladım’

yorumunu duydum. Dijital

platformda bulunmanın etkisi de

çok farklı oluyor tabii. İnsanlara

derdini anlatabilen bir proje oldu.

Bence klasik gençlik dizisi diye

bir şey yoktur. Her projenin

kendine özel bir anlatım biçimi,

farklı bir dünyası vardır. Bizim

dünyamız da doğallığı, rahatlığı

ve hemen hemen herkesin bir

dönem kendisine sorduğu ‘Ben

kimim? İyi olmak nedir?’ soruları

ile seyircinin ilgisini çekmeyi

başardı.”

Ve sihirli kelime şöhret... Cesur Hemşire, Paramparça,

Elimi Bırakma ve ardından gelen Netflix dizisi Love 101’in

onu bir adım daha yakınlaştırdığı o ışıltılı dünya... Bu konuda

da planlı değil, hayatı geldiği gibi yaşıyor, hesapsız... “Şöhret

garip bir şey. İnsanı çok mutlu da edebiliyor, korkutabiliyor

da. Hep çok utangaç bir yapıya sahiptim, belki zamanla değişir

diye düşündüm ama henüz değişmedi. Şunu biliyorum:

Ben sadece mutlu olduğum şeyi yapmak istiyorum.”

Peki ya bir gün her şey biterse, ışıltı sönerse? “İnsanın

kontrol edebileceği bir şey bu durum ve o yüzden de çok

korkmuyorum. Hayatın o halinden de memnun olmak için

elimden geleni yaparım.”

Mutluluğu uzaklarda değil yanı başında arıyor: “Mutluluk

sevdiğiniz insanların yanınızda olmasıdır bana göre. Ne

yaptığınız işler ne de kazandığınız başarılar sevdiklerinizin

size bahşettiği mutluluğunun yerine geçemez. Yalnızken

hiçbir şeyin anlamı yok bence bu hayatta.”

Hayatı geldiği gibi, tıpkı çekimde kendini dalgaların akışına

bıraktığı gibi, en doğal haliyle plansız

programsız karşıladığı için de mutlu.

Güzelliğini de buradan alıyor. Kendiyle

barışık olması ve yumuşak karakteri dışarıya

da yansıyor: “Güzellik bana göre

insanın kendini iyi hissetmesidir. Sadece

görüntü olarak değil, ruhsal olarak da iyi

hissetmelidir. Kendisini iyi hisseden insan

özgüveniyle, gülüşüyle, duruşuyla ve

konuşmasıyla güzelliğini hissettirir. Ritüellere

gelince; benim cildimi temiz tutmak

dışında çok da güzellik ve bakım rutinim

yok açıkçası. Hele ki evde olduğumuz şu

günlerde cildime ve saçlarıma mümkün

olduğu kadar dokunmamaya çalıştım.”

Güzelliği bize de bulaşıyor, fotoğraflara

yansıyor, doğallığı deniz ve güneşin

gerçekliği gibi içimizi ısıtıyor. Çekim sona

ererken sadece denizi ve doğayı değil, Alina’nın

yaydığı saf ve naif enerjiyi, gençliğin

verdiği plansızlığı, rahatlığı ve anda

Akalmayı da özlediğimizi fark ediyoruz...

ELLE 73


ROMANTİK

DÜŞLER

HOLLANDA THORN

KASABASINDA BULUNAN

VILLE BLANCHE’DA

ROMANTIZM YENIDEN

HAYAT BULUYOR. TARIHI

DOKUNUN FONUNDA,

BELIRGIN OMUZLAR, PUF

KOLLAR, SATEN ELBISELER VE

DANTEL DETAYLAR ZARIF BIR

DURUŞ SERGILIYOR.

FOTOĞRAFLAR: BARRIE HULLEGIE

STYLING: LISA ANNE STUIJFZAND

Kareli üst, REJINA PYO,

İpek etek, NANUSHKA,

Ayakkabı, MIU MIU,

Küpe, JANE KONIG

74 ELLE


Ceket, Organze üst, ikisi de ACNE

STUDIOS, Küpe, TIFFANY & CO.

ELLE 75


76 ELLE

Kabarık kollu üst, Pantolon,

ikisi de STELLA MCCARTNEY,

Küpe, JANE KONIG


Kareli bluz, BAUM UND PFERDGARTEN, Yüksek bel

pantolon, TOMMY HILFIGER, Deri ayakkabı, TIBI, Dantel

çorap, KUNERT

ELLE 77


78 ELLE


Kareli ceket, WOOLRICH, Dantel bluz, GUESS,

Deri etek, MARC CAIN, Deri sandalet, REJINA

PYO, Küpe, JANE KONIG

ELLE 79


80 ELLE

Fiyonklu bluz, LIU JO,

Tuval üst, MIU MIU,

Pantolon, H&M STUDIO,

Hasır şapka, DEMURE

AMSTERDAM


Uzun ipek elbise, TIBI,

Küpe, TIFFANY & CO.

ELLE 81


82 ELLE

Dantel detaylı üst, CHANEL, İnci kolye, DIOR


Elbise VICTORIA BECKHAM, Çizme, LOEWE, Küpe, TIFFANY & CO.

Model: Gilone @Max Models

Saç: Daan Kneppers/ Biolage R.A.W ürünleriyle, @NCL Representation

Makyaj: Sandra Govers/ Ellis Faas Cosmetics ürünleriyle, @Angelique

Hoorn Management

Huis Broeckmeulen ve Fletcher Hotel, La Ville Blanche’a teşekkkür ederiz.

ELLE 83


ELLEGÜZELLİK

FOTOĞRAFLAR: IMAXTREE.COM

AIGNER

84 ELLE


İŞ BAŞA DÜŞTÜ

ÇOK UZUN SÜREDIR EVDEYIZ VE KONU GÜZELLIK OLUNCA BAZI

IHTIYAÇLARIMIZA ÇÖZÜM ARAMAMIZ KAÇINILMAZ OLDU. İŞ BAŞA

DÜŞTÜYSE EVDE YAPABILECEĞIMIZ KURTARICI VE ÇOK DAHA IYI

HISSEDETMEMİZİ DE SAĞLAYAN GÜZELLIK ÖNERILERINE BAKALIM.

YAZI: NILAY YALÇINKAYA

Sizin

dibiniz

kaç cm?

Boyalı saçların büyük sınav verdiği

bu süreçte dipten büyük bir hızla

1 2

çıkan “gerçekler”en zorlayıcı

unsurlardan biri oldu. Özellikle

de platin ve kızıl renklerde dipten

büyümeye başlayıp da iki ayın

sonuna doğru artık bir karışa

uzanmış koyu saçlar, durumunun

ciddiyetini her aynaya baktığımızda

hatırlatır oldu. Neyse ki evde

de çareler tükenmez. Bunun için

kuaförünüzle görüşüp boya rengi

önerisi alarak kendi boyanızı

yapabilirsiniz. Kuaförler açıldı ama

“ben henüz gitmeye hazır değilim

ve bu işin de üstesinden gelirim”

diyorsanız birçok kuaför salonunun

kişiye özel hazır karışım servisi

sunduğu aklınızda olsun. Ben boya

isine hiç girmeyim diyorsanız da

Zoom toplantılarında kurtarıcınız

saç maskaraları ya da geçici saç

spreyleri olur.

The One Illu Skin likit

Magic Retouch saç

aydınlatıcı, a84, ORIFLAME

maskarası, a42,99

L’OREAL PARIS

Sun Beam likit aydınlatıcı,

a315, BENEFIT

Highlighter’ların

gücü adına!

Küçük bir ışıltının yüzünüzde yaratacağı pozitif değişime

inanamayacaksınız. Güneşin parlaklığını teninize yansıtacak ve ışıl

ışıl bir görünüm veren bu harika ürünün bir mercimek tanesi kadar

miktarı yeterli. Sabah yüzünüzü yıkadıktan sonra avcunuzun içine

nemlendiricinizi alın ve içine likit yapıda bir aydınlatıcıdan bir

damla ekleyin. Karıştırıp tüm yüzünüze ve hatta dekolte bölgenize

sürün. Anında parlak ve enerjik bir görünüme sahip olacaksınız.

ELLE 85


ELLEGÜZELLİK

3Deterjan ve dezenfektan kullanımından kuruyan

ve çatlayan elleriniz için ekstra bakım şart. Bunun

için her yıkama sonrası el kremi sürmeyi alışkanlık

haline getirin ve gün içinde mutlaka bunu yineleyin.

Sertleşen tırnak etlerine çözüm olarak besleyici

özelliği de olan pratik el maskelerinden destek

alin. Tırnak etleriniz yeterince yumuşadıktan sonra

tırnak eti makasıyla çok derin olmamak kaydıyla

sert ve kuru etleri temizleyebilirsiniz. Bunu banyo

sonrası yapmak da iyi fikir. Sonrasında tırnak

etlerinizi rahatlatmak ve yumuşatmak için yoğun

yapıda bir el kremi ya da tırnak eti bakim yağlarını

kullanabilirsiniz. Finalde renkli ojelerle enerjinizi

yükseltebilirsiniz. Denemek isterseniz Instagram’da

çok tatlı ve yaratıcı nail art uygulamaları da var.

Neden olmasın?

Evde manikür

Kütikül Bakım

jeli, a39,90,

SEPHORA

Erguvanlı

besleyici el

kremi, a34,90,

ATELIER REBUL

El maskesi,

a29,90,

NEUTROGENA

Gül özlü

bakım

kremi, a59,

GULSHA

86 ELLE


4 5

Pembe iyi gelir

Sabah uyandığınızda modunuzun

düşük ve enerjinizin olmadığı günler

oluyordur elbet. Bunun için güne

YouTube’da bulabileceğiniz 10-15

dakikalık meditasyon videolarıyla

başlayabilir veya olumlamalarla

kendinizi motive edebilirsiniz. Ama

en kısa yol; pembe allık. Bunun

kesinlikle mutlulukla bir ilgisi var.

Uyandıktan sonra yatakta biraz

gerinin, kalkıp yüzünüzü yıkayın.

Ardından nemlendiricinizi sürün

ve elmacık kemiklerinizin üzerine

pembe allık kondurun. Ve aynaya

bakıp biraz da gülümseyin. Böyle

Cheek Heat

gününüzün çok daha güzel ve enerjik

likit allık,

geçeceğini iddia ediyoruz.

a59,95,

MAYBELLINE

AIGNER

GIVENCHY

Maskenizi

nasıl

alırdınız?

Artık maske kullanımının önemini

bilmeyen kalmadı. Ama burada

esas soru doğru olanı bulmak. Bir

yanda medikal maskeler, diğer

yandan evde yapılanlar. Buna

ilaveten, moda devlerinin logolu ve

özel tasarım modelleri ... Bu kadarı

kafa karışıklığına neden oluyor.

Hangi maske konusunun sokağa

çıkmaya başladığımız bu dönemde

daha çok önem kazanacağını (hatta

kimin maskesi daha güzel diye tatlı

bir yarışa neden olacağını) tahmin

etmek zor değil. Siz en iyisi hala

çok vaktimiz varken cilt ihtiyacınıza

uygun bir bakım maskesi yapın ve

kafanızı biraz da dağıtmak için

koruyucu maske konusunu araştırın.

(Bu konuda marifetli olanlar bir

adım öne çıkabilir: Kendi maskeni

yapmak herkesin harcı değil. Yaratıcı

olanlar aramızda mı?) Son not: seçim

yaparken en önemli fonksiyonunu

hatırlayın, sağlığınızı korumak!

ELLE 87


ELLEGÜZELLİK

88 ELLE


MERHABA

GÜNEŞ!

GÜNEŞIN PSIKOLOJIMIZ VE RUHUMUZ

ÜZERINDEKI POZITIF ETKILERINI KABUL

EDIYORUZ AMA CILDIMIZ ÜZERINDEKI

TAHRIBATLARINI DA GÖZ ARDI EDEMIYORUZ.

KORUNMAK IÇIN YAPMAMIZ GEREKENLERI

BIRLIKTE HATIRLAYALIM..

YAZI: NILAY YALÇINKAYA

Henüz yaz tatili planları yapamadık ama güneşi her

gördüğümüzde değerlendirmek için en azından

balkona, bahçeye ya da minik bir yürüyüşe çıkmak

isteğimiz nüksediyor. Bizim bu masum tavrımız

karşısında güneşin hiç de o kadar iyi niyetli olmadığını hatırlatarak

konuya girelim.

LEKE OLUŞUMUNUN ÖNÜNE GEÇİN

Güneşin cilt üzerindeki en büyük olumsuz etkilerden biri

lekeler. Bunun önüne geçmenin en etkili yoluysa tabii ki

güneş ürünlerini düzenli olarak kullanmak. Sadece yaz aylarında

veya tatildeyken değil, yıl boyunca. Pigmentasyon

lekeleri ciltteki melanin miktarının artmasından ve eşit olmayan

bir şekilde dağılmaya başlaması nedeniyle oluşuyor.

FOTOĞRAFLAR: THIEMO SANDER

GÜNEŞ KORUYUCU

KULLANILMADIĞINDA

NELER OLABİLİR?

Öncelikle derinin açık kısımlarında güneş yanıkları meydana

gelebilir. Bu da yanık sonrası ilerleyen günlerde deride

kuruluğa, pullanmaya ve soyulmaya neden olabilir. Takip eden

haftalarda erken deri yaşlanmasının ilk bulguları olan ince

kırışıklar özellikle yüzde ve ellerde belirmeye baslar ya da var

olanlarda artış görülebilir. Hatta ilerleyen dönemlerde deri

kanserine yatkınlığa kadar yol açabilir.

ELLE 89


ELLEGÜZELLİK

Pigment lekelerinin ne büyük nedeniyse basta çok sevdiğimiz

güneş. Bu pigment lekeleri hormonal dengesizlikler,

doğum kontrol haplarının kullanımı, hamilelik sonucu da

oluşabiliyor. Tabii bir de çiller var ki onlar da güneşle birlikte

artıyor. Güneşten gelen ultraviyole ışınları, sadece 5 dakikalık

bir sürede melanin üretimini tetikleyerek bu üretimin

tam 36 saat boyunca devam etmesine neden oluyor. Ayrıca

72 saat sonra yine ciltte artan bir pigmentasyon dalgası

oluyor. Bunu engellemek ve lekelerden korunmak için başta

güneş koruyucuları ve buna ek da leke karşıtı bakım ürünlerini

düzenli olarak kullanmak önemli.

GÜNEŞ CİLDİ YAŞLANDIRIYOR!

Uzmanlar, güneş koruyucusu kullanmadan güneşe çıkmanın

cilt kanserlerine kadar uzanan ciddi tahribatlara neden

olabileceğini söylüyorlar. Özetle, yaz başlarken etkili bir koruyucu

ürün seçmek şart. Bir detay daha: İyi bir güneş koruyucusu

aynı zamanda anti-aging etkilere de sahip olmalı.

Güneşin yaydığı zararlı UV ışınları, cilt yaşlanmasının da en

büyük sorumlusu. Neyse ki yeni nesil güneş koruyucuları,

yüksek koruma fonksiyonuna ilaveten onarıcı, yenileyici ve

kırışık karşıtı özellikleriyle de kapsamlı bir koruma sunuyor.

Réflexe Solaire

50+ koruyucu

krem, a65,90,

AVENE

Light Fluid High

Protection SPF

50 hafif dokulu

yüz kremi, a130,

NUXE

Antiaging Fluid SPF

50+, hassas ciltler

için koruyucu, a354,

MESOESTETIC

Photo Reverse

Tinted renkli güneş

koruyucu, a399,

ESTHEDERM

Solaire Peau

Parfaite SPF 50

yaşlanma karşıtı

güneş kremi,

a109.90, YVES

ROCHER

Sunissime Lait

Protecteur SPF 50

yaşlanma karşıtı

koruyucu, a369,

LIERAC

Beautifying

Suncare Oil

güneş koruyuculu

yağ SPF 30,

a210, CAUDALIE

Skin Defence SPF

50+ koruyucu

losyon, a199,90,

THE BODY SHOP

Güneşten

korunmanın

önemini Prof. Dr.

Reha Yavuzer’den

dinleyelim:

• Bulutlu ve kapalı bir havada dahi güneşten

gelen ultraviyole (UV) ışınlarının % 90‘ı yer

yüzüne ulaşmaya devam eder. Yani gölgede

bulunmanız güneş hasarını engellemez.

Dolayısıyla güneş koruyucu kullanımı çok

önemli.

• Deniz yüzeyi % 70-90 oranında yansıtması

sebebi ile UV miktarını katlayarak arttırır. Öte

yandan yansıma nedeni ile normalde direkt

ışıktan korunan çene altı, üst dudak, boyun gibi

alanlarda da güneş yanığı olabilir.

• Deniz suyu ve terleme ile derinin

üzerindeki güneş koruyucu etkisini kaybeder.

Güneş koruyucular 3-4 saatte bir tekrar

uygulanmalıdır.

• Rüzgarlı havalarda veya su sporları

yaparken o an cildimizin hasar gördüğünü

fark edemeyebiliriz. Bu da UV altında kalma

süresini uzatır. Özellikle su sporlarında

suya dayanıklı güneş koruyucular veya UV

geçirmeme özelliğine sahip ıslak kıyafetler

tercih edilmeli.

• Dudaklar, burun ve elmacık kemikleri üzeri ve

açıkta ise kulak kepçeleri kalın tabaka halinde

total sunblok ile korunmalıdır.

• Koruyucu; deriye, açık kalan alanların

tamamına gelecek şekilde, bolca ve dış ortama

çıkmadan 20-30 dakika önce uygulanmalıdır.

• UV açısından en yoğun saatler sabah 11

ile öğleden sonra 15 arasındadır. Bu zaman

diliminde direkt güneş ışığından kaçının.

• Şiddetli rüzgar, ciltte rüzgar yanığı adı

verilen ve deri kuruluğu ile karakterli başka

bir duruma neden olabilir, yani kalan yüz ve

boyun bölgelerine koruyucu dışında ekstra

yoğun bir nemlendirici uygulamakta fayda var.

90 ELLE


ELLE 91


ELLENEFES

HER ŞEYDEN UZAKTA,

DENİZLE BAŞ BAŞA…

PANDEMININ NEREDEYSE PAS GEÇTIĞI BU ADALARDA, YAŞANAN TÜM SIKINTILARI GERIDE

BIRAKARAK BAKIR DOĞANIN KUCAĞINDA IYILEŞEBILIR VE HAYATA YENI BIR BAŞLANGIÇ

YAPABILIRSINIZ. BU YAZ HERKES ROBINSON CRUSOE!

YAZI: ŞEBNEM DENKTAŞ

Six Senses

FIJI

Güney Pasifik’in

doğal mücevheri

Fiji’nin eşsiz

Mololo adasının

kumsallarında,

sadece size ait

havuzlu villanızda

her şeyden uzakta

dinlenmek…

Oldukça yeni

bir resort olan

Six Senses Fiji,

24 havuzlu villa

ve iki ila beş

odalı bir dizi

özel rezidanstan

oluşuyor. Dünyada

sadece 5 bin birey

kalan iguanaların

bir kısmının

burada yaşadığını

söylersek ne denli

bakir bir adada

tatil yapacağınızı

tahmin

edebilirsiniz. Six

Senses’a özgü

holistik terapilerin

sunulduğu spa ise

cabası...

92 ELLE


Lizard Island,

BÜYÜK SET RESIFI

Uzaklara, çok uzaklara doğru yola koyulmak isterseniz sizi Avustralya’nın UNESCO korumasındaki doğa harikası Büyük

Set Resifi’ne davet etmek istiyoruz. Resifin el değmemiş ada oluşumlarından biri olan Lizard Island, bir süreliğine de olsa

dünyada olan bitenlere dair tek kelime duyamayacağınız şekilde izole olabilmenize olanak tanıyacak. Adanın seçkin oteli

Lizard Island Resort, ultra lüks villa ve süitleri ve çok çeşitli su sporları aktiviteleriyle sizi bekliyor.

ELLE 93


ELLENEFES

Dolphin

Island,

FIJI

Fiji’nin en büyük

adası Viti Levu

açıklarındaki

Dolphin Island,

sadece sekiz kişiyi

ağırlayabilen

bir özel ada...

Geleneksel

mimariye uygun

şekilde tasarlanan

bu Pasifik

ada resort’u,

aile ya da

arkadaş grupları

tarafından

kiralanarak

herkesten uzak bir

tatil geçirilmesine

olanak tanıyor.

Dalış, su kayağı

ya da balıkçılık

gibi aktiviteler

de sunan

Dolphin Island,

önümüzdeki

dönemde özellikle

kutlamalar için

tercih edilen

destinasyonlar

arasında yer

alacak.

94 ELLE


Harbour Island,

BAHAMALAR

Bahamalar’da Hollywood ünlülerinin ilk tercihi diyebiliriz Harbour Island için.. Tropikal bir kaçış arayanları ağırlayan ada,

pembe renkli kumsallarıyla tanınıyor. Oldukça küçük bu adayı golf arabasıyla turlamak yarım saat sürmüyor. The Ocean

View Club, Harbour Island’ın tadını çıkarabileceğiniz en güzel otellerden biri. Eşsiz kokteylleri, otantik alışveriş adresleri ve

günbatımında at binebileceğiniz sahilleriyle Harbour Island, rüya gibi bir tatil vaat ediyor.

ELLE 95


ELLENEFES

Jumby Bay Island,

ANTIGUA

Karayipler’in en güzel adalarından biri olan Antigua’ya vardıktan sonra hemen sizi bekleyen lüks tekneye atlıyor ve sadece

20 dakikada size özel bir ada olarak hizmet vermeye hazır Jumby Bay Island’a ulaşıyorsunuz. Palmiye ağaçlarının

gölgesinde muhteşem plajlarla çevrili bu ada resort’u tenisten su kayağına kadar birçok farklı aktivite sunuyor. Kırk villa ve

süitten oluşan Jumby Bay’de Karayip Denizi’nin manzaralarına doyamayacaksınız.

96 ELLE


Fregate Island Private,

SEYCHELLES

Doğayı korumaya yönelik projeleriyle öne çıkan Fregate Island Private için Seyşeller’in mini Galapagos’u yorumları yapılıyor.

Kristal sulara açılan kumsallarında yürürken koruma altına alınan dev kaplumbağalarla karşılaşabilir, nesli tehlike altındaki

endemik kuş türlerinin seslerini dinleyerek güneşlenebilirsiniz. Yedi ayrı kumsala sahip, sadece 17 havuzlu villadan oluşan bu

sıradışı resort, doğaya sığınmak için harika bir seçenek…

ELLE 97


ELLENEFES

Eden Rock,

ST BARTHS

Lüks tatil deyince dünyanın en iyi 100 otelinden biri olarak karşımıza çıkıyor Eden Rock... St Barts adasında üç yıl önce

yaşanan talihsiz İrma kasırgasında tamamen yıkılan otel, kapsamlı bir renovasyonun ardından tekrar açıldı. Eden Rock’da

nereye baksanız bir ünlü görmeniz mümkün. Doğasının güzelliği bir yana, hizmet kalitesiyle de adından söz ettiren otel,

sadece 37 villa ve süitten oluşuyor. Eden Rock’da muazzam bir sanat koleksiyonu ve benzersiz bir kütüphane olduğunu da

belirtelim.

98 ELLE


Cobblers Cove,

BARBADOS

Kolonyal İngiliz mimarisinden izler taşıyan Cobblers Cove, Barbados’un bir numaralı adresi. Adanın en güzel kumsallarından

birinde yer alan otelin 40 süiti, geniş verandalarından eşsiz Barbados manzaraları sunuyor. Otelde tüm gün deniz ve

güneşin tadını çıkarabilir; ya da concierge tarafından size özel organize edilen Barbados turlarıyla adayı keşfe çıkabilirsiniz.

Deniz kaplumbağalarıyla yüzmeyi de ihmal etmeyin.

ELLE 99


PRINT / ONLINE / TABLET / MOBILE

elle.com.tr • instagram @ElleTurkiye • facebook @ElleTurkey • twitter @ElleTurkey

YAYINCI

DOĞAN BURDA DERGİ YAYINCILIK VE PAZARLAMA A.Ş.

CEM M. BAŞAR

İcra Kurulu Başkanı

ZEYNEP ÜNER

Yayın Direktörü (Sorumlu)

NESLİHAN DENİZER SUZAN YURDACAN BÜLENT BILGIN

Yönetici Moda Editörü Yazı İşleri Müdürü Görsel Yönetmen

GÜLGÜN ÖZEK ASLI ASIL SELİN MİLOŞYAN SERLİ GAZER BOYACI AYKUN TAŞDÖNER

Fotoğraf Editörü Moda Editörü Konular Editörü Moda Haberleri Editörü Konular Editörü

Sayfa Tasarım EVGİN YAKUPOĞLU

Katkıda Bulunanlar: SEDEN MESTAN, ŞEBNEM DENKTAŞ

Etkinlik ve Proje Direktörü ALİ ERMAN İLERİ

Marka Müdürü YEŞİM YAŞAR

Kurumsal İletişim Müdürü FUNDA DEMİRCİ AYAN

Ankara Temsilcisi ERDAL İPEKEŞEN Tel: 0312 207 00 71

ELLE DİJİTAL

DENİZ ÜNALDI YILDIRIM Yayın Yönetmeni

DUYGU HAKSUN Web Editörü

GÖKHUN SUNGURTEKİN Dijital Yayınlar Direktörü

YÖNETİM

Üretim Planlama Direktörü (Tüzel Kişi Temsilcisi) YAKUP KURTULMUŞ

Satış ve Dağıtım Direktörü EGEMEN ERKOROL

Finans Direktörü DİDEM KURUCU

Dijital İçerik Direktörü EREN DEMİR

REKLAM

Grup Başkanı NISA ASLI ERTEN ÇOKÇA

Reklam Grup Başkan Yardımcısı IŞIL BAYSAL TURAN, SEDA ERDOĞAN DAL

Satış Müdürleri BERIL GÜROĞLU SÖZKESEN, HÜLYA HANKENDİ

Teknik Müdür AYFER KAYGUN BUKA

Tel: 0212 336 53 61 - 62

Reklam Hedef Sayfalar Tel: 0212 336 53 70 Faks: 0212 336 53 91

Reklam Rezervasyon Tel: 0212 336 53 00-57-59 Faks: 0212 336 53 92-93

Ankara Reklam Satış Koordinatörü SEZINUR BALIKÇIOĞLU Tel: 0312 207 00 72 - 73

Ankara Reklam Satış Müdürü BELIZ BALIBEY Tel: 0312 207 00 72 - 73

Bölgeler Reklam Satış Müdürü DILEK ÜNLÜ Tel: 0212 336 53 72 Faks: 0212 336 53 91

YÖNETİM YERİ

Kuştepe Mah.Mecidiyeköy Yolu Caddesi No:12, Trump Towers, Kule:2, Kat: 21-22-23 34387, Şişli, İstanbul Tel: (0212) 410 32 00 Faks: (0212) 410 35 81

Baskı: Bilnet Matbaacılık ve Yayıncılık A.Ş. Dudullu Organize San. Bölgesi 1.Cad. No:16 Ümraniye-İSTANBUL

Tel: 0 216 444 44 03 Faks: 0 216 365 99 07-08 www.bilnet.net.tr, Sertifika No: 42716

Dağıtım: Turkuvaz Dağıtım Pazarlama A.Ş. Yayın türü: Yerel, aylık üyesidir.

DB Okur Hizmetleri Hattı Tel: (0212) 478 0 300 okurhizmetleri@doganburda.com

DB Abone Hizmetleri Hattı Tel: (0212) 478 0 300 Fax: 0212 410 35 12 -13 abone@doganburda.com www.doganburda.com Hergün saat 09.00-22.00 arasında hizmet verilmektedir.

© 1998 ELLE, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından Hachette Filipacchi Presse’in (Fransa) lisansıyla ve Lagardere Active Group’a bağlı olarak, T.C. yasalarına uygun şekilde

yayımlanmaktadır. ELLE’de yayımlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.

ELLE® is used under license from the trademark owner, Hachette Filipacchi Presse, a subsidiary of Lagardère SCA

The ELLE trademark and logo are owned in Canada by France-Canada Editions et Publications, Inc. and in the rest of the world by Hachette Filipacchi Presse (France), each LAGARDERE ACTIVE Group

companies.

ELLE is used under license from the trademark owners.

CEO – Constance BENQUÉ CEO ELLE International Licenses - François CORUZZI SVP/International Director of ELLE - Valéria BESSOLO LLOPIZ

SVP/Director of International Media Licenses & Syndication - Mickael BERRET

ELLE Brand Management – Marketing Manager, Morgane ROHÉE - Editorial Manager, Trish NAGY TRAVIESO - Graphic Design Manager, Marine LE BRIS - Senior Digital Project Manager, Moda ZERE

ELLE International Productions – Fashion Editor, Charlotte DEFFE / Beauty & Celebrity Editor, Virginie DOLATA

ELLE Syndication – Deputy Syndication Team Manager, Marion MAGIS / Syndication Coordinator,

Sophie DUARTE / Copyrights Manager – Séverine LAPORTE / Database Manager, Pascal IACONO

www.ellearoundtheworld.com

International Ad Sales House: LAGARDERE GLOBAL ADVERTISING

SVP/International Advertising – Julian DANIEL jdaniel@lagarderenews.com

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!