16.11.2021 Views

ELLENostalji

You also want an ePaper? Increase the reach of your titles

YUMPU automatically turns print PDFs into web optimized ePapers that Google loves.

KASIM 2021

ÖZEL SAYISI

GÖKÇE BAHADIR,

BARIŞ ARDUÇ, ASUDE KALEBEK,

SALİH BADEMCİ, METİN AKDÜLGER

KULÜP DİZİSİNİN

5 OYUNCUSU BİR ARADA!

50’Lİ VE 60’LI YILLARIN MODASI, POPÜLER KÜLTÜRÜ, MÜZİĞİ, DEKORASYONU VE İSTANBUL’U


NOSTALJİ

Kapakta

22 KULÜBE

HOŞGELDINIZ

Çok konuşulan dizinin

oyuncularıyla buluştuk!

İçindekiler

4 DEĞİŞİM

RÜZGARLARI

50’lerin popüler kültürüne

yolculuk

10 SON SES 50’LER

Eğlence kültürünün kurallarının

baştan yazıldığı dönem

14 TAŞI, TOPRAĞI

ALTIN İSTANBUL

Geçmişe ışınlanıyoruz

52 MODANIN

MUHTEŞEM ÇAĞI

En ilham verici yılları

detaylarıyla anlattık

70 YIL 1947, MODADA

DEVRİM!

Christian Dior’un ikonik

koleksiyonu “New Look”

72 1950LERIN STIL

IKONLARINDAN

ILHAM ALIN!

Dönemin yıldızlarının stilleri

mercek altında

78 İKİNCİ ELE EVET!

Modada nostaljinin faydaları

82 SAHNE

ONLARIN!

Vintage takıların şimdi

tam zamanı

86 VINTAGE

YENIDEN!

Hızlı tüketim karşısında

etik bir seçim

90 KOZMETİĞE

RETRO

DOKUNUŞ

Arşivlerden çıkmış gibi

(ama yeni!)

94 MID-CENTURY

MODERN

1945’te popüler olup

70’lerin sonuna kadar

devam eden tasarımlar

evlerimizde

102 HEYKELSİ

KIVRIMLAR

Brezilyalı mimar Oscar

Niemeyer’ı kaleme aldık

104 OTEL

SEKTÖRÜNDE

YÜZYIL ORTASI

NOSTALJİSİ

50’lerin mimarisi günümüz

otellere de ilham oldu

110 NOSTALJİK GECE

Kulüp dizisinin

galasındayız

Nostalji,

ÇÜNKÜ...

Yapılan araştırmalar insanların

nostalji kelimesini genellikle pozitif

duygularla bağdaştırdıklarını gösteriyor

(Holbrook&Schindler, 2003). Özellikle pandemi

gibi kayıplarla dolu belirsiz süreçlerde geçmişe

referanslar ve eski olan her şey bize daha anlamlı

geliyor, güvende ve konforlu hissettiriyor, sonunu

bildiğimiz bir filmin içinde olma keyfini veriyor.

Tanıdık imgeler ya da karakterler yalnızlık hissini

azaltıyor (yeniden çekilmeye başlanan ünlü

dizileri bir düşünsenize!). Dijital pazarlama

uzmanı M. Wilkinson, daha mutlu olduğumuz

günlerle kurduğumuz duygusal bağın farkında olan

markaların nostalji/newstalji stratejisini reklam

kampanyalarına çoktan yerleştirdiklerini söylüyor.

Pizza Hut’un Pac-Man’li ilanları ya da Pokémon

kartlarının uçan değeri başka nasıl açıklanabilir?

Hollywood’un siyah-beyaz çekilmiş üç yeni

sinema filmini vizyona sokmaya hazırlandığını

da hatırlatalım. Peki ya moda? Orada da durum

farklı değil. Vitrinler, ‘eski’ koleksiyonlardan ilham

alan ‘yeni’ koleksiyonlarla dolu. Retro ve vintage

yükselişte. Mekan tasarımlarındaki ‘midcentury’

akımıyla paralel olarak, retro formların etkisi

yüksek.

Kısacası, ELLE Nostalji sayısı kaçınılmazdı ve

kapağımız için hikayesi, karakterleri, ışığı, dekoru

ve kostümleriyle bizi 1955 yılının Pera’sına götüren

Kulüp dizisinin 5 yetenekli oyuncusunu bir araya

getirme şansı doğunca, Netflix ile birlikte kolları

sıvadık. Keyifle okuyacağınızı umuyorum!

Melda Narmanlı Çimen

YAYIN DİREKTÖRÜ


ELLENOSTALJİ DÖNEM

1950’LER:

Değişim RÜZGARLARI

1950’Lİ YILLAR SANKİ YENİ BİR DÖNEMİN BAŞLANGICI GİBİYDİ.

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NIN ARDINDAN KENDİNİ TOPARLAMAYA

BAŞLAYAN CESUR YENİ DÜNYA TAZE BİR ENERJİNİN İVMESİNİ ARDINA

ALMIŞTI. BİRLEŞİK DEVLETLER ROCK’N’ROLL’UN YÜKSEK VOLÜMÜNE

KENDİNİ KAPTIRMIŞKEN, AVRUPA DA FRANSIZ YENİ DALGASIYLA

AYAKLARI YERE BASAN HİKAYELERİN PEŞİNDEYDİ.

YAZI: AYKUN TAŞDÖNER FOTOĞRAFLAR: GETTY IMAGES TÜRKİYE, SHUTTERSTOCK

4 ELLE


1950’ler tüm dünyada farklı

şekilde yaşanıyor tabii. Birleşik

Devletler popüler kültür yardımıyla

bir rüyayı satmaya çalışırken

dünyanın geri kalanı savaşın

etkilerini yaşamaya devam

ediyordu. Televizyonun gücüyle

de insanlara empoze edilmeye

çalışılan tek şey ‘daha fazla tüket’

mantığıydı.

‘tarih tekerrür eder’

sözünün tam bir yansıması

gibi. Birinci Dünya Savaşı’nın

ardından gelen 20’li yıllar na-

1950’li yıllar

sıl ki değişen eğlence kültürü ve özgürleşen insanlarla

hatırlanıyorsa 50’leri tanımlayan başlıklar da Büyük

Buhran ve İkinci Dünya Savaşı’nın ardından gelen atılımlar,

keşiflerle anılıyor. Teknolojik yenilikler, moda, sanat

ve dekorasyonda yeni eğilimler 100 yıllık bir devrin

orta yerinde dönüm noktası oldu ve geleceğin popüler

kültürünü de baştan aşağıya değiştirdi. Bugün sıklıkla

eleştirdiğimiz Babyboomer jenerasyonu o zamanların

kanı kaynayan gençleri olarak popüler kültürde devrim

yaratıyorlardı. O günlerin popüler kültürünü belirleyen

şey gelişen teknolojinin paralelinde hızlı sanayileşme ve

kapitalist yaklaşımdı.

Dönemi tek tek anlatmak mümkün değil, ileriki sayfalar

ve genel anlamda bu derginin tamamı konuyu farklı

açılardan ele alıyor zaten. İlham kaynaklarıyla günümüze

taşıyor. Ancak 1950’li yıllar deyince hemen aklımıza

gelen birkaç isim, hatta marka var. Elvis Presley, Marilyn

Monroe, ’57 Chevy gibi. James Dean, Sophia Loren ve

Marlon Brando gibi. Grace Kelly’nin aşkları ve modayla

olan ilişkisi gibi. İlham Gencer, Müzeyyen Senar gibi...

Yakından bakalım.

HOLLYWOOD KÜLTÜRÜ VE

DÖNEMİN YILDIZLARI

Amerika Birleşik Devletleri’nde tabii ki 1950’li yıllar o

dönemin deyimiyle ‘sarışın bombalar’ın etkisi altındaydı.

Karanlık dramalar, gerilim filmleri insanları gişeye

çekme sebepleriydi. Tek bir isme indirgemek elbette

mümkün değil ama Alfred Hitchcock sineması özellikle

de Arka Pencere ve Vetigo bugünden geriye baktığımızda

dönemin ruhunu en iyi özetleyen yapımlardan. Marlon

Brando, Marilyn Monroe ve Elizabeth Taylor bugün

sinema yıldızı dediğimiz kavramı bize ezberleten isim-

ELLE 5


ELLENOSTALJİ DÖNEM

O sırada

Avrupa’da da

Brigitte Bardot

(yukarıda, Come

Dance With

Me filminde) ve

Sophia Loren yıldız

mertebesindeydi.

Agnes Varda

ise sinemanın

gidişatını

değiştiriyordu.

1950’li yıllar deyince

akla bazı popüler

filmler geliyor direkt.

A Streetcar Named

Desire’da Marlon

Brando’nun “Stella”

diye haykırışı aradan

yıllar geçse de herkesin

favori sahnelerinden.

Breathless, The Snows

of Kilimanjaro ve Ben-

Hur diğer favorilerden.

lerdi. Bugün Zendaya’nın, Elle Fanning’in insanın ağzını

açıkta bırakan kırmızı halı görünümlerinin ustaları

Grace Kelly ve Audrey Hepburn’dü. Mesela dönemin en

ünlü kostüm tasarımcısı ve ünlüleri giydiren Edith Head,

Kelly için o zaman şöyle demişti. “Yüzlerce ünlü, oyuncu

ve hayvanı giydirdim ama kişisel favorim hep Grace Kelly

olarak kalacak.”

Kelly de Hepburn gibi bir moda ikonuydu.

Kristen Stewart’ın Chanel’in, Jared Leto’nun Gucci’nin

yüzü olması gibi birliktelikler o yıllarda da

vardı. Tasarımcı, marka ve Hollywood yıldızı ekseninde

Hepburn Givenchy’nn adını daima liste

başında tutmayı başarıyordu. 1950’lerin sonunda

Grace Kelly’nin Monaco’da daha sonradan ‘Kelly

bag’ olarak adlandırılacak çantayla fotoğraflanması

üzerinden 10 yıllar geçse de konu işbirlikleri

olunca hep bir referans kaynağı olmaya devam

ediyor. Bu isimler bugün bile kırmızı halıda oyuncular

tarafından yeniden anılıyorlar, referans alınıyorlar.

Jennifer Lawrence’ın, Penelope Cruz ve

Lady GaGa’nın kıyafetleri, Kate Winslet’ın saçları

hep bu yılların kırmızı halı görünümlerinden ilhamını

alıyor. Humphrey Bogart ve Lauren Bacall

özellikle 50’lerin tam ortalarında Hollywood

dünyasının en saygın ve gözde çiftlerindendi. Kırmızı

halıda döneminin Brangelina’sıydılar.

Bir garip not. M harfi o günlerde çok popüler.

Yani aslında bu Hollywood kulislerinde dönen komik

bir dedikodudan ibaret. Adınızda iki tane M harfi varsa

tüm kapıların size açılacağını söylüyordu fısıltılar. Bakınız;

Mickey Mantle, Marilyn Monroe ve Mickey Mouse.

Bir diğer dedikodu da Elizabeth Taylor hakkında. Oyuncu,

çekim mekanları evine uzakta olduğunda “Senaryoyu

beğenmedim” diyerek teklifleri reddediyormuş.

VE DÜNYA SİNEMASI!

1953’te Mehmet Muhtar ilk korku filmimiz Drakula

İstanbul’dayı çeker, dönemin yıldızları ise Atıf Yılmaz,

Metin Erksan ve Lütfi Akad’dı. 1954’te arka arkaya Şimal

Yıldızı, Cingöz Recai - Beyaz Cehennem ve Vahşi

Bir Kız Sevdim filmlerini çekerler, o sırada Avrupa’da da

Fransız yeni dalgasını konuşur.

Yeni Dalga akımını benimseyen film yapımcıları kendilerinden

emin bir biçimde klasik film formunu reddetmeleri

ve tabuları yıkma cesaretleriyle bilinirler.

Hatta 1954 yılında François Truffaut bir manifesto

kaleme almıştır. Agnes Varda, 1955’te La Pointe

Courte’yi çektiğinde sinemada da yeni bir dil hatta

devrimsel bir dil benimsenmeye başlar. Sonrasında

Truffaut’nun 400 Blows ve Goddard’ın Breathless’ı

dönemin popüler kültürünün yapı taşlarını oluşturdular.

1950’yle 70’ler arası Japon Sineması’nın altın

çağı kabul ediliyor. Yasujiro Ozu, Akira Kurosawa

dönemin en büyük film yönetmenleri ve yaptıkları

6 ELLE


filmler Batı ülkeleri için Uzakdoğu’nun bilinmeyen dünyasına

bir pencere gibi açılıyordu. 1957 yılında Sessue

Hayakawa da Akademi Ödülleri’ne adaylık kazanan ilk

Japon oyuncu oluyor.

SARAYDA NELER OLUYOR?

Cannes’dayız. Festival bunca yıldır sadece sinema yıldızlarının,

genç yeteneklerin şöhrete kavuşmalarını,

endüstri içinde hatırı sayılır bir noktaya ulaşmalarını

sağlamakla kalmıyor, kelimenin tam anlamıyla hayatları

baştan yaratıyor. 1955 yılında Grace Kelly “To Catch A

Thief” filminin tanıtım turu kapsamında Cannes’a gider.

Burada Prens Rainier III ile tanışır. Bir yıl boyunca

birlikte olduktan sonra o güne kadar popüler kültür tarihinin

görüp görebileceği en büyük düğünle evlenirler.

2000’den fazla gazeteci oradadır, MGM ise Avrupa’da

töreni canlı olarak yayınlar. (Bu arada gelinliği görmek

isteyenler Philedelphia Museum of Art’ı ziyaret edebilirler.)

Ancak dönemin belki de en görkemli saray hikayesi,

biraz daha kuzeyden yani Birleşik Krallık’tan gelir. Kraliçe

II. Elizabeth’in, babasının taç giyinme törenini izledikten

16 yıl sonra 2 Haziran 1953’te Westminister Abbey’de

27 milyon izleyicinin karşısında görevi resmiyet

kazanır. Ve saga bugün bile devam ediyor.

BİRAZ DA SANAT

20. yüzyılın ortalarına kadar Paris, dünya sanat sanhesinin

merkeziyken 50’li yıllarda bu değişmeye

başladı. 50’li yılların sanat akımları doğudaki

sosyalizm, batıdaki kapitalizm ve savaş

döneminin sonrasında gelen karamsarlıkla

şekilleniyordu. Dönemin en belirgin sanat

akımlarından olan ‘Abstract Expressionism’,

ilk Amerikan sanat akımı olarak kabul edilip,

sanat dünyasının merkezinin Paris’ten New York’a

kaymasında etkili olmuş. Dönemin popüler sanatçıları

da Avrupa’dan Nazi rejiminden kaçanlar. Akımın temsilcileri

de Jackson Pollock ve Willem de Kooning’dir.

Ancak en önemli akım bu değil! 1950 sonrası ilk olarak

Londra sanat okullarında daha sonra New York’ta

yeni bir sanat akımı olarak dikkat çekmeye başlamıştır.

Evet pop art’tan bahsediyorum. Richard Hamilton,

Andy Warhol, Roy Lithenstein, Tom Wesselman, Claes

Oldenburg, David Hockney ve Jasper Johnes gibi sanatçıların

başı çektiği pop art gündemdeydi. Bugünkü NFT

jenerasyonun ve genel olarak hayata yaklaşımın biriciklik

ekseninde döndüğünü düşünecek olursak pop art bu

fikre tamamıyla zıttı aslında. Bu akımda geçmişten alınan

unsurlar, eklektik bir şekilde renklerle kullanılmaya

başlanmıştı. Ve zaten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

TEDDY BOYLAR

Dönem kültürünü belirleyen en büyük alt kültürdü.

Ayrıca New York ya da Los Angeles’da değil, Londra’da

doğup gelişen bir akımdı. Esasında daha fazla modayı etkisi

altına almıştı. Daha çok üst sınıf gençlerin rock’n’roll

ruhuyla harmanlayarak ortaya çıkardıkları bir alt kültür.

Gençler, hükümetin savaş sonrası politikalarına tepki

olarak bu trendi yayar ve zamanla bir sınıfa ait olmaktan

çok bütün adayı sarar. Blackboard Jungle filmi vizyona

girdikten sonra gençler ayaklanma çıkarmaya başlarlar.

Zaman içinde maalesef sadece kendilerine değil azınlık-

Brigitte Bardot, onu tanıdığımız sarı saçlarından uzakta

bugün Bottega yeşili diyebileceğimiz renkteki bir ceketle

ELLE Fransa kapağında. Türkiye’de ise Ses, Hayat gibi

haftalık dergiler yaşam, popüler kültür ve ünlülerin

dünyasına açılan bir kapıydı.

ELLE 7


ELLENOSTALJİ DÖNEM

lara karşı da saldırılar gerçekleştirmeye başlarlar. Yüksek

belli, geniş omuzlu, geniş paçalı ve geniş yakalı kıyafetler

giterler. Oxford ayakkabılarla da görünümlerini tamamlarlardı.

İşte bu yüzden en çok modayı etkilemiştir.

TELEVİZYONUN ALTIN ÇAĞI

Auter yönetmenlerin ve sinema yıldızlarının küçük ekranı

etkileri altına almalarıyla televizyon geçtiğimiz 10

yıl içerisinde ikinci altın çağını yaşasa da asıl görkemli

yılları 1950’li yıllara tekabül ediyor. Esasında bu yeni

teknoloji neredeyse bir 30 yıl önce bulunmuştu. Ancak

sadece 20 yıl boyunca kısıtlı bir tabakanın elinin altında

yer alıyordu. Televizyon radyo ve gazeteleri alt ederek

dönemin en önemli haberleşme aracı oldu. Bugün bizim

için garip olanı ise o zamanlarda televizyonda akan her

şeyin fazlasıyla doğal oluşuydu. Zira o günlerde neredeyse

tüm yayınlar canlı olduğundan izleyici de tüm aksaklık

ve hataları görebiliyordu. Konu televizyon olunca

popüler kültürün hemen diğer her alanında olduğu gibi

dünyayı domine eden içerikler Birleşik Devletler’den

geliyordu. Lucille Ball’un programı ‘I Love Lucy’ televizyondaki

en popüler yapımdı.

GELIŞEN EV TEKNOLOJILERI

Dönem yapımlarında da sıklıkla karşımıza çıkan bir motif

vardır. Kadınlar genelde bellerinden aşağıya bir çan

gibi açılan etekleriyle mutfakta vakit geçirirler. Zaman

kurtaran küçük ev aletleri dönemin en gözde araç-gereçleri.

Reklamlar zaten tamamıyla bunların üzerinden

dönüyor. Blender, tost makineler, ekmek kesme aletleri

favoriler arasında yer alıyor. 1950’lere geldiğimizde

birçok kadın çamaşırlarını elde yıkamaya devam etseler

de Miele, 10 yılın sonuna doğru bir atağa geçerek ilk

elektrikli kurutma makinesini hayata geçiriyor. Birleşik

Devletleri, Kanada ve Birleşik Krallık’ın kurduğu sistem

sayesinde Atlantik’in her iki yakasında telefon görüşmeleri

yapılabiliyordu. Bu neredeyse 1950’li yılların sonuna

denk geliyor ve inanılmaz pahalı olduklarını da hatırlatmaya

gerek yok tabii.

DÖNEM TÜRKİYESİ

1950’ler yeni bir dünyanın kurulduğu, Türkiye’nin de

orada yerini almaya çalıştığı yıllar olarak geçiyor kayıtlara.

1946, Türkiye’de tek partili dönemin sona erdiği

bir yıl olarak işaretlenmişti takvimlerde, sonrası politik

olarak yine gerginlikler. Ama popüler kültürde İstanbul

bir arzu nesnesi olarak gösterilip şehre doğru göçün artmasına

sebep olmuş. Bu da tabii şehir ve köy yaşamı, göç

sebebiyle de halklar arasında fiziksel olmasa da çatışmalara

ve ayrımlara neden olmuştur. (Ülkenin popüler kültürünü

ele alan başlıklar ileriki sayfalarda.)

UZAY ÇAĞI

Bugün Elon Musk ve Jeff Bezos uzayda yaşamanın ha-

Chevrolet Bel Air

(en yukarıda),

hayatımızda

1956 yılında

girdi. Dönemi en

iyi fotoğraflayan

kişi Slim

Aarons’dan

başkası değil.

(Yukarıda)

Hemen

yanda, moda

dünyasının görüp

görebileceği en

cool süpermodel

Twiggy, Londra

sokaklarında poz

verirken.

8 ELLE


yallerini kurarken bundan 50 yıl önce, Ingiltere Kralı

da televizyon karşısında hayallerini nasıl gerçekleştiremediği

konusunda umutsuzca hava araçlarının siyah

sonsuzluğa doğru olan yolculuğunu izliyordu. 50’li yıllar

uzay araştırmaları konusunda rekabet içinde geçti. Birleşik

Devletler ve Sovyet Rusyası arasında devam eden

soğuk savaş dönemi burada da kendisini hissettiriyordu.

Sputnik 1’in uzaya gönderilmesi süper güçler arasında

yeni bir rekabet olan Uzay Yarışı’nı başlattı. Bu resmi

olmayan uzay yarışı neredeyse 20 yıl boyunca devam

etti. Bugün milyarderlerin kovaladığı o büyük hayali ilk

gerçekleştirenlerden biri de Layka’ydı. Dünya yörüngesine

çıkan ilk hayvandı Sovyet uzay köpeği. Moskova

sokaklarından toplanan melez bir köpek olan Layka, 3

Kasım 1957 tarihinde fırlatılan Sputnik 2 uzay aracının

yolcusu olarak seçildi. (Ve maalesef birkaç saat içinde

yaşamını yitirdi.)

Zaman tünelinde

10 ÖNEMLI OLAY





4 MAYIS 1950

İlk organ nakli (böbrek) gerçekleşti.

27 HAZİRAN 1951

CBS ilk renkli yayını gerçekleştirdi.

13 NİSAN 1953

Ian Fleming, James Bond serisinin ilk kitabı

Casino Royale’i yayınladı.

4 MAYIS 1953

DNA keşfedildi.

PEKİ, NE YİYORDUK?

Bugünkü sağlıklı, vegan ya da glütensiz seçeneklerinden

çok uzakta bir gastronomi anlayışı hakimdi. The New

York Public Library’nin arşiv bölümünde menülerin saklandığını

biliyor muydunuz? Yine bu arşivlere göre özellikle

New York’ta büyün görkemli davetlerde Chicken à

la King servis ediliyormuş. Bon Appétit dergisi, özellikle

malzemelerin kutulanıp marketlerde daha kolay bir

şekilde satılmaya başlanmasıyla hamur işi ve tatlıların

dünya çapında çok fazla rağbet görmeye başladığını yazıyor.

Genel olarak kek ve turtalar herkesin favorisiyken

ananaslı keklerin yıldız olduğunu belirtiyor yayın. İlk

olarak 30’lu yıllarda mutfakta kendine yer edinse de jöleyle

yapılan tatlıların altın çağının 1950’ler olduğu var

sayılıyor.

Dönemi

YAKINDAN

TANIMAK İÇİN

Okuyun; Larger Than Life:

Movie Stars of the 1950s

(Star Decades: American

Culture/American Cinema)

Türkiye’nin 1950’li Yılları,

Mete Kaan Kaynar, İletişim

Yayınları

İzleyin; Hollywood’un

en görkemli yapımlarıyla

dönemi yeniden keşfedin:

Funny Face, Gentleman

Prefer Blonde, Rear

Window, Vertigo







Siemag’ın Meisterin isimli

daktilosu o dönemde bugünün

iMac’leri gibi fazlasıyla popüler.

Dönem teknolojilerinin ötesinde

bir iletişim aracıydı. Saniyede

10 vuruşu kaldırabilecek en hızlı

makine olarak biliniyordu.

2 HAZİRAN 1953

Kraliçe Elizabeth’in taç giyme töreni düzenlendi.

17 TEMMUZ 1955

Disneyland açıldı.

1 KASIM 1955

Vietnam Savaşı başladı.

5 MAYIS 1957

Rus uydusu Sputnik uzaya gönderildi.

23 EKİM 1958

Boris Pasternak Nobel Edebiyat Ödülü’ne

layık görüldü. Ancak Rus hükümeti bunu reddetmesini

istedi.

1 OCAK 1959

Fidel Kastro Küba’nın başına geçti.

ELLE 9


ELLENOSTALJİ KÜLTÜR

50’ler

SON SES

BİR YANDA TÜRKÇE SÖZLÜ HAFİF BATI MÜZİĞİ, DİĞER TARAFTA ROCK’N’ROLL VE

CAZ’IN KAPIŞMASI. KABARELER, MÜZİKALLER VE GAZİNO KÜLTÜRÜ DERKEN SANKİ

EĞLENCE KÜLTÜRÜNÜN KURALLARININ BAŞTAN YAZILDIĞI BİR 10 SENEDEYİZ.

YAZI: AYKUN TAŞDÖNER FOTOĞRAFLAR: GETTY IMAGES TÜRKİYE, DOĞAN BURDA ARŞİVİ

1950’lerden itibaren dünya çalkalanmaya başlıyor.

Tek bir konuda değil, yaşamın her alanına, kültür

–sanatın tüm disiplinlerine yayılan bir başkaldırıdan

bahsediyoruz. Belki de 1960’larda adlandırılan

o “Youthquake”in ilk tohumları bu zamanda atılmaya

başlanıyor. Bugün için sıradan ama o güne göre toplumun

genel ahlak kurallarını bozan, gelenekleri bir bir yıkan

yeni anlayışlar giriyor insanların hayatlarına. Bu yıllarda

yasaklara tepki ve politik bir başkaldırı olarak da

rock’n’roll doğuyor. Rock’n’roll sözlüklere göre 1950’lerin

Amerika’sında ortaya çıkmış; gospel, caz, boogie woogie

ve R&B’den etkilenmiş bir müzik türüdür. Yazar,

araştırmacı ve radyo programcısı Gökhan Akçura bir yazısında

şöyle anlatıyor kültürü, özellikle de ülkemizdeki

yansımasını. “Gençlik ve kadın dernekleri bildiriler yayınladılar,

toplantılar yaptılar, cezalar konmasını istediler.

Önlemler alındı, yönetmelikler çıkarıldı. Ama hiçbiri

etkili olmadı.” 1957’de Rock’n’roll ve striptize önce İzmir

Kadınlar Birliği tepki göstermiş. İşte o gün de yenilikten,

geleneklere tepki verilmesinden korkuyorlardı.

Gönül Yazar

Zeki Müren ve

Bülent Ersoy’un

yakın ilişkileri

çok uzun yıllar

boyunca devam

etti. Beraber

sahne aldılar, gizli

gizli şarkılar da

kaydettiler. Müren,

Ersoy’a ‘Japon

Orkidesi’ dermiş.

Müzeyyen Senar

ve Safiye Ayla

Yukarıda, Brigitte Bardot

ve Dario Moreno 1959

yapımı La Femme et le Pantin

setinde.

Zeki Müren ve

Bülent Ersoy

10 ELLE


Dönemin meşhur

danslarından twist

Göksel Arsoy

50’lerin en büyük sinema

yıldızlarından biri olan

Göksel Arsoy, daha sonra

beyazperdeden uzaklaşıp

şarkıcılık yapmaya başlar.

Kulüp dizisinin müzikleri

Netflix’te geçtiğimiz haftalarda gösterime giren

Kulüp kullandığı müziklerle dönem hakkında çok

fazla ipucu veriyor. İşte bazı ilginç bilgiler.

◆ Dizide duyduğumuz parçalar arasında Yasmin Levy’den

Adio, Fazıl Say ve Serenad Bağcan’dan Dört Mevsim

parçaları da var.

◆ Söz ve müzikleri Kenan Doğulu ve Sezen Aksu’ya ait bu

diziye özel yapılmış şarkılar da dinliyoruz. Masal (1. bölüm)

ve Yıldızlara (3. bölüm) gibi.

◆ 6. bölümdeki Resim isimli şarkının söz, müzik ve bestesi

Gökhan Mert Koral’a ait.

◆ Salih Bademci, söylediği tüm şarkıları kendi seslendirmiş.

Bunun için 20’ye yakın özel şan dersleri almış.

◆ Dizide çalışan müzisyenler ise Ender Akay, Cem Ergünoğlu

ve Mert Koral. Scoringleri Ercan Tanrıverdi yapmış.

◆ Dönemin müzik kültürü hakkında araştırmalar yapıp kitaplar

kaleme alan Gökhan Akçura, Kulüp’ün danışmanlığını da

yapmış.

◆ Duyduğumuz Ladino parçaların bulunması konusunda İzzet

Bana yardımcı olmuş.

◆ Esra Karbek dizideki tüm sahne show’larının koreografisini

üstlenmiş. Dans sahnelerinin tamamı profesyonel isimlerle

gerçekleştirilmiş ve Salih Bademci ile özel dersler yapmış.

Ayten Alpman

Ayten Alpman, 60’lı

yılların sonunda Sensiz

Olamam isimli şarkısıyla

büyük çıkışını yapsa da

taş plak olarak yayınladığı

ilk kaydını 1959 yılında

piyasaya sürmüştü.

Rolling Stone dergisi, Rock’n’roll’u anlatırken şöyle

diyor: “Türü incelediğinizde şunu fark ediyorsunuz, bu

janr müzikte bir inovasyon yapmamıştı, içerik olarak da

çok önemli değildi. Ancak genç jenerasyona hitap eden,

o kültürü etkisi altına alan tek popüler müzik formuydu.

Aynı zamanda daha önce marjinal olarak adlandırılan

grupların, mesela fakir halk, getto’larda yaşayan siyah

gençlerin görünürlüğe kavuşmalarını sağlamıştı. Elvis

Presley kamyon şoförlüğünden milyonlara hitap eden

bir idol olma statüsüne bir yıl içinde kavuşmuştu.”

50’ler elbette bununla sınırlı değil. Evet Türkiye her

zaman, her konuda olduğu gibi müzikte de o dönemler

küçük bir Amerika olmanın hayaliyle üretimler yapıyor

ya da tüketiyordu. Ama; Fransız Şanson müziğinden pop,

soul, caz ve kalipso’ya 1950’lerin popüler müzik kültürünün

skalası bir hayli genişti. Tango bile vardı!

DİVALAR! VE

TÜRKİYE’DEN YÜKSELEN SESLER

Safiye Ayla, Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses...

İstanbul müzik sahnesinin en büyük isimleri o yıllarda.

Hepsi de 1930’lu yılların başında gazinolarda

sahne almaya başladılar. Ve onların müzikleri, sahneleri

sayesinde bir anda gazinoların manzaraları,

kitleleri değiştti. Bu dönemde görkemli sahne şovları

yok ancak fasıllar var mesela.

50’ler ise büyük değişimin yaşandığı dönemler.

Gösteriler, danslar, büyük şovlar o zamanlar başlıyor.

1950’lerde özellikle İstanbul’da gece yaşamının

yeni bir ivme kazandığını görüyoruz. 1964 yılında

ELLE 11


ELLENOSTALJİ KÜLTÜR

Dalida

Tevfik Dölen Sıraselviler’de Kulüp

12’nin üst katına Türkiye’nin ilk diskoteğini

açıyor.

Yine yabancı dilde şarkılar söylemek

ve yabancı şarkılara yeni ve

Türkçe sözler yazmak bu dönemde

başlıyor. En önemli örnekleri 60’larda

görsek de bunun zemini 50’li yıllarda

atılmaya başlanıyor. Sezen Cumhur

Önal, aranjmanlar ile Türkçe Pop

müziğine farklı bir yol verirken hemen

hemen aynı yıllarda Adamo’nun, Petula

Clark’ın da Türkçe şarkılar seslendirdiğini görürüz.

Ajda Pekkan’dan Hümeyra’ya, Zeki Müren’den

Ayten Alpman’a kadar herkesin Türkçe

aranjmanlarını söylediğini görüyoruz. 1950’ler

ve 1960’larda Fransa’da şarkıcı ve oyuncu olarak

ün kazan Dario Moreno romantik sesiyle

herkesi mest ediyor. Disko kraliçesi Dalida,

cazdan Türkçe sözlü pop müziğini başlatan İlham

Gencer o günlerin en popüler isimleriydi

Avrupa’da, Türkiye’de.

Kültürü yakından

tanıyabileceğiniz

BAZI KITAPLAR

Şimdiki Zaman Beledir – Derya

Bengi

Karışık Kaset – Uygar Şirin

İstanbul Twist – Gökhan Akçura

İstanbul Şarkıları – Gökhan Akçura

Barış Manço

Müzeyyen Senar,

Hamiyet Yüceses,

Safiye Ayla

“GAZINOCULAR KRALI”

Mesela yine tam bu dönemde 59 yılında gazinocular

kralı Fahrettin Aslan’la tanışıyoruz.

Maksim’e önce ortak oluyor, sonra tek sahibi

olup her şeyi en ince ayrıntısına kadar baştan

organize ediyor. Sırasıyla önce Taksim’deki

Maksim ‘Büyük Maksim’ oluyor, ondan sonra

da adeta zincir gazino haline dönüşerek Caddebostan,

Bebek ve Taşlık’ta yeni şubeleri açılıyor. Üstelik tüm bu

işlere giriştiğinde henüz sadece 25 yaşındaydı. Müzeyyen

Senar’dan sonra Behiye Aksoy’u, assolistlik kavramını

yücelten kişi olarak eğlence dünyasına adını yazdırmıştır.

BİR YILDIZ DOĞIYOR

Ve bu isim Zeki Müren’den bir başkası değil. Klasik

Türk Müziği’nin en büyük sanatçılarından olan

‘Sanat Güneşi’ tam da bu dönemde 1950 yılında

TRT İstanbul Radyo’sunun açtığı yarışmaya katılır

ve birinci olarak tamamlar, böylece müzikle olan

yolculuğu da resmi bir şekilde başlar. Hemen bir

sene sonra verdiği radyo konserinden sonra Hamiyet

Yüceses’in onu tebrik edişiyle müziğin yeni

divasının kim olduğu da belli olur. Aynı yıl kaydettiği

Muhabbet Kuşu şarkısıyla ünü Anadolu’ya da

yayılır. 1955’te sahnedeki ilk konserini verir. Kıyafetlerini

kendi tasarlıyordu Müren. Aynı zamanda

saz heyetine tek tip kıyafet giydirmek ve T podyum

kullanmak gibi çeşitli yenilikler getir. Maksim Gazinosu’nun

sahnelerinde 11 yıl boyunca aralıksız

Behiye Aksoy ile dönüşümlü konserler verir.

Frank

Sinatra

Nina Simone

Edith Piaf ve

Marc Bonel

12 ELLE


Elvis Presley

Gönül Yazar

gazinoda

Zeki Müren,

Müzeyyen Senar

Miles Davis

Judy Garland

The Beatles

Monica Vitti

BEAT KUŞAĞI VE CAZ ETKİSİ

1950’li yıllarda konformist bir hayatı yücelten

ABD toplumunun değerlerine karşı

olan bir takım New Yorklu yazar bu dönemi

özetliyor. Allen Ginsberg Howl’u, Jack

Kerouac On The Road’u 50’lerin ikinci

yarısında yazmıştı. Sonu gelmez bir yolda

olma isteğiydi onlarınki. Üretimler esasen

daha fazla edebiyat alanında gerçekleşse

de cazla da yakından ilişkileri vardır. Zira

özellikle de Billie Holiday gibi caz müzisyenlerinin

anlattıkları hikayeler onlara

çok fazla ilham olmuştur ve bir kuşağın

oluşumuna caz katkı sağlar.

MÜZİĞİN BİRLEŞTİRİCİ GÜCÜ

Türkiye için asıl yarış 1975 yılında başlayıp heyecan

2003’te tavan yapsa da yarışmanın geçmişi 1956’ya dayanıyor.

Avrupa’nın en zengin ülkeleri Belçika, Fransa,

Almanya, İtalya, Lüksemburg, Hollanda ve İsveç bir

araya gelerek müzik endüstrisinin olimpiyatları, draması

yüksek Eurovision Şarkı Yarışması’nı başlatır. Bugün

Madonna gibi dünya starlarının bile bir parçası olmayı

kabul ettikleri yarışma o yıllarda Avrupa Yayın

Birliği’nin tüm kıtayı bir araya getirme ve

yayıncılık kalitelerini kontrol etme isteğiyle

yola çıktı. (Gerçi artık Avustralya yarışıyor

ve program Çin ve Amerika Birleşik Devletler’inde

de canlı yayınlanıyor.) 56’daki ilk

programın video kayıtları maalesef bulunmuyor,

üstelik o yıllarda kıtada televizyonya

sahip hane sayısının az olması nedeniyle

program radyoda da yayınlanmış. Yarışma

sayesinde bambaşka bir janrın ve kültürün

doğduğunu kimse inkar edemez ama.

SPOTIFY’DA en çok dinlenen

50’Lİ YILLARA AİT ŞARKILAR

Brenda Lee – Rockin’ Around The Christmas Tree, 141.703.775 kez

Johnny Cash – I Walk The Line, 116.146.240

Elvis Presley – Jailhouse Rock, 114.744.472

Bobby Helms –Jingle Bell Rock, 110.723.616

Elvis Presley – Blue Christmas, 103.817356

Chuck Berry – Johny B. Goode, 108. 177.695

Johnny Cash – Folsom Prison Blues, 100.000.632

Ray Charles – I’ve Got A Woman, 86.503.558

Dave Brubeck Quartet – Take Five, 77.425.312

Louis Armstrong & Ella Fitzgerald – Dream A Little Dream – 74.673.416

PEKİ YA SONRA?

Ve, tam o eşik yılları. 60’ları ve sonrasında

gelecek 50 yılı etkileyecek büyük yıldızların

sahneye çıktıkları o an. Barış Manço, tam da

1957’de atılır müziğe. Önceleri tabii amatör

bir şekilde ilgilenmeye başlar. Ertesi yıl ilk

grubu olan Kafadarlar’ı kurar. İlk bestesti Dream

Girl’ü yapar ve grupla beraber popüler rock’n’roll

şarkılarını cover’larlar. İlk 45’liğini ise birkaç yıl

sonra 1962’de yayınlar. Bir diğer tarafta ise Britanya’da

The Beatles çılgınlığı yine tam bu günlerde

start alır. Takvimler tam da 1960’ı gösterdiğinde

Liverpool’da The Beatles kurulur. İlk albümlerini

iki yıl sonra Abbey Road’da kaydetmeye başlarlar

ve sonrasında müzik tarihinde hiçbir şey eskisi gibi

olmaz zaten.

ELLE 13


ELLENOSTALJİ YAŞAM

TAŞI, TOPRAĞI

Altın istanbul

14 ELLE


LEVANTENLERİN FAVORİ SEMTİ BEYOĞLU’DAN, ŞEHRİ ÇEVRİLEYEN TATAVLA,

BOYACIKÖY VE ADALAR’A KADAR KOZMOPOLİTAN BİR İSTANBUL’DA

YOLCULUĞA ÇIKIYORUZ. ENTELEKTÜEL VE KÜLTÜREL ZENGİNLİĞİN ŞEHRİN

AZINLIK HALKLARI, GAYRİMÜSLÜMLER TARAFINDAN ÜRETİLDİĞİ YILLARDAYIZ!

ZAMANIN EN POPÜLER MEKANLARINDA MÜDAVİMLERİYLE BİRLİKTEYİZ.

DERLEYEN: AYKUN TAŞDÖNER FOTOĞRAFLAR: GETTY IMAGES TÜRKİYE, SHUTTERSTOCK

1959 yılından bir

Taksim manzarası

ELLE 15


ELLENOSTALJİ YAŞAM

Dönemin

sembollerinden

tramvay.

1924’te sinema olarak açılan,

1950’den sonra opera binası

olarak yeniden düzenlenen

Süreyya, dönemin gözde

adreslerinden.

Büyük

Maksim Gazinosu

Elit hanımefendi ve

beyefendilerinin uğrak yeri

olan İstiklal Caddesi’nin

sembol yapılarından

olan Markiz Pastanesi’ne

bir dönem şapkasız

girilemiyordu.

60’lı yıllarda

Galata Köprüsü

16 ELLE

İstiklal Caddesi’nde sinema salonları

önünde oluşan kuyruk


1959 yılından bir

Haliç manzarası

Son dönemde her konuda olduğu gibi eski İstanbul’a,

hayallerimizde şehre, anılara dair karşı konulamaz

bir nostalji besliyoruz. Bu yüzden minik

bir şehir turuna çıkıyoruz şimdi. Büyük bir değişimin

eşiğinde geçen 10 yıllık bir dönemden söz ediyoruz

1950’li yılların İstanbul’u deyince. 50’lerin tüketim

kültürüyle birlikte şehirde değişimler başlamış. Bir kere

her şeyden önce savaşın hemen sonrasındaki 40’lı yıllarda

evlere çekilen eğlence kültüründe, sosyal yaşamda

bir patlama yaşanmaya başlamış. Dönem aynı zamanda

şehre doğru olan göçleri de beraberinde getiriyor. Şehir

kabuk değiştirmeye başlıyor. Anadolu’dan şehre doğru

yaşanmaya başlayan büyük ölçekli göçler İstanbul’u saran

diğer semtlerin de daha kalabalık olmasını sağlıyor.

Ulaşım sistemiyle de kültür de yaşam da dört bir yana

yayılmaya başlamış.

1950’li yılları anlatan kaynaklarda İstanbul aşağı yukarı

hep şu cümlelerle özetleniyor. “Bu dönemde üst gelir

grubunda yazlık-kışlık ikametgâhlar söz konusuydu.

Otomobil sahipliliğinin artması ile İstanbul’a yakın dinlenme

alanları, Şile ve Erdek gibi deniz kenarı yerleşmeleri

popüler oldu. Osmanlı döneminin

önemli eğlence mekanlarından biri olan

hamamlar artık yerini plajlara bırakmıştı.

Florya, Moda, Yeşilköy, Büyükçekmece

ve Çardak Plajları dönemin en popüler

plajlarıydı.” Artan çeşitlilik elbette

bununla sınırlı kalmıyor. Gece hayatı da

kabuk değiştirmeye başlıyor.

1950’lerin başında Gondola, Tabu,

Melodi, Anjelik; 1950’lerin sonunda

Hilton ve Divan otelleri ve barları en

O DÖNEMDE

İstanbul’un

sokaklarını kendine

mesken edinen

YABANCI FİLMLER

Five Fingers, 1952

İstanbul, 1957

Tintin and the Golden Fleece, 1961

Rusya’dan Sevgilerle, 1963

Topkapı, 1964

popüler gece eğlence mekanlarına dönüşmüş. Ayrıca,

Eminönü - Bahçekapı, Galata ve Karaköy, Beyoğlu’ndaki

lokantalar; Taksim Kristal, Tepebaşı, Cumhuriyet, Taksim

Belediye, Maksim, Yenikapı, Bebek Belediye, Maçka

Küçükçiftlik Parkı gazinoları da yine dönemin önemli

eğlence mekanlarını oluşturuyordu. Sinemalar bu dönemde

de insanların gittiği en uğrak mekanlar olmuştu.

Beyoğlu’ndaki Emek, Atlas, Dünya, Fitaş sinemaları

bunlardan birkaçı.

Sayfiye: ADALAR- MODALAR

Adalar her zaman olduğu gibi o yıllarda da İstanbul’un

en gözde sayfiye yerlerindendi. Ancak en çok da sayfiye

yıllarının tam da bu dönemde keşfi başlıyor. Plajlar, plaj

kültüründeki değişim gerçekleşerek sayfiye sadece üst

sınıfın yaz aylarındaki eğlencesi olmakla kalmıyor.

1914 öncesinde İstanbul’un en saygın mekanlarından

biri haline gelen Büyükada’daki Splendid Hotel çoğunlukla

gayrimüslüm müşteriler için düzenlenen balolarla

adından söz ettiriyordu. Ama bununla sınırlı değil sadece.

Mesela 50’li yıllarda dönemin önemli

sanatçıları Ayetullah Ömer ve İbrahim

Çallı’nın sergilerine ev sahipliği yapmış

Splendid.

Büyükada’nın en büyük yapılarından

birisi Büyükada Anadolu Kulübü,

1906’da Prinkipo Yacht Club Company

Limited adıyla İngiltere Yat Kulübü’nün

şubesi olarak bir yat kulübü kurulmuş,

1923’te Büyükada Yat Kulübü Osmanlı

Anonim Şirketi adını, hemen ardın-

ELLE 17


ELLENOSTALJİ YAŞAM

Türkiye’de 1950

yıllardan sonra kendini

göstermeye başlayan

burjuvazi bir yaz tatili

mekanı olarak Adalar’ı

şehri çevreleyen sayfiye

yerlerini keşfeder.

Ancak o yıllarda

İstanbul’un dört bir

yanı halkı denizle

buluşturabiliyordu.

Moda burnu,

Caddebostan

ya da Süreyya

Plajı’nda kalabalık

serinleyebiliyordu.

Bugün malesef artık

şehrin sembollerinden biri

olamayan Bakireler Anıtı

1956 yılında

Büyükada

İskelesi’nde

çekilmiş bir aile

fotoğrafı

dan cumhuriyetin ilanı ile Cumhuriyet Yat Kulübü

Anonim Şirketi adını almış. 57 odası bulunan otelin tüm

odalar denize yönelecek şekilde düz bir hatta sıralanmış

olması buranın en ilgi çekici yanlarından biri.

Öncelerde Moda’da yaşayan İngiliz aileler tarafından

kurulan Yat Kulübü vardı. Atatürk bir İstanbul ziyareti

sırasında, daha sonra kulübün de başkanı olacak Celal

Bayar’dan Moda Deniz Kulübünü kurmasını ister. Murat

Belge, İstanbul Gezi Rehberi’nden 50’lerin Moda’sını

ve deniz kulübünü şöyle anlatıyor. “Semtin altın çağı

1950’lerdi. Bu yıllarda Moda, akşamları bütün Kadıköy

halkının aktığı bir piyasa yeriydi. Bu kalabalık Moda

Burnu’nu (Devriye Sokağı) turlar, ama en çok, ucunda

Ferit Tek’in yaptığı bina olan uzun iskele yolunu doldururdu.

Çünkü burada, Moda Deniz Kulübü’nün orkestrasını

yakından dinlemek mümkündü. Kulüp işletmesini

yaz boyunca, Ankara’dan gelen Süreyya yapıyordu. Ünlü

Rus lokantacı Baba Karpiç’in baş garsonunun Türkçe

adıdır Süreyya; Rusça adı Sergey’di, ama herkes bunu

Fransızcalaştırarak Serj derdi. Ankara’da Serj her şeyi

bilirdi; son politik kararı da, kimin kiminle yattığını da.

Kızılay meydanında, yeraltında, Ankara sosyetesinin bir

numaralı mekanı olan bir kulübü işletiyor, yazın da başgarsonu

Lefter’i, aşçılarını ve İtalyan orkestrasını toplayıp

Moda Deniz Kulübü’ne geliyordu. Gündüz kiralanıp

Moda Plajı’nın kadınlar bölümünün önünde dikize çıkan

sandallar, gece de kulübün önünde sıralanır, Moda’nın

namlı güzellerinin nasıl dans ettiği seyredilirdi. Moda

sosyal hayatında önemli bir çekim merkezi olan kulübün

tenis kortu, yazın iskele açıklarına demirlenen “raft”ı,

zengin Moda gençlerinin mekanlarıydı.”

Yükselen Semtler: GAZİNO KÜLTÜRÜ

& YEME- İÇME ALIŞKANLIKLARI

Rum ve Ermeni mutfağı Beyaz Rusların gastronomi alanına

katkısı ve Levantenlerin şekillendirmesiyle oluşan

bir mutfak kültürü söz konusu o dönemde İstanbul’da.

Tüm bunların yanında bir de miras alınmış saray mutfağı

ve gelenekleri söz konusu. Göçle beraber şehre gelenler

de Anadolu mutfağını İstanbul’a getiriyor. Böylece şeh-

18 ELLE


Büyükada Anadolu Kulübü

Boğaz kıyısında bir

restoran

1950’li yılların eğlence

sektörü, gazino adabının

oturduğu, içkili müzikli

eğlencelerin çeşitlendiği, dans

ve ses yarışmalarının şehrin

dört bir yanını sardığı yıllar

olarak hatırlanıyor.

60’lı yıllarda

Caddebostan sahili

60’lı yılların başı

Zeki Müren ve

Kadınlar Matinesi

Plajlarıyla, meyhaneleriyle,

tavernalarıyla herkesin kendi

keyfine göre İstanbul’un tadını

çıkarabildiği yıllar aslında 50’ler.

Şimdilerde bizde nostalji hissini

körükleyen bir çeşitlilik hakim o

yıllarda.

Markiz’in

iç dekorasyonu

Yeşilçam Sinemas’ında

Vesikalı Yarim filminin

gösterimi

rin farklı bölgelerinde yeni restoranlar açılmaş.

1956 ile 1960 arasında şehirde başlayan kentsel dönüşüm,

yapılan yollar İstanbul’un çehresini değiştirmeye

başlayarak da yeni keşiflere sebebiyet vermiş. (Tabii bu

dönemde yıkılan yapılar ve tarihten silinen eserler de

yok değil.) Bu dönemde yeni semtler oluşmuş, bazıları

ise yükselişe geçmiş. Bunlardan bir tanesi de Şişli. Mesela

1948 yılında Prof. Sedat Hakkı Eldem tarafından

“Taşlık Kahvesi” yapılmaya başlanmış ve 1950 yılında

kahvehane tamamlanmış. Taşlık, muhteşem Sarayburnu,

Boğaziçi manzarası ve Dolmabahçe’yle Yıldız Sarayları’na

yakın konumuyla, İstanbullular kadar Batılı

gezginlerin de şehri seyretmek için tercih ettikleri bir

manzara terasına dönüşmüş. Halk bu yeni kamusal alanı

çok sever, gençler burada buluşur, bebek arabaları burada

gezdirilirmiş. Ancak bir süre sonra Taşlık Gazinosu

ve çay bahçesi yıkılır ve Dolmabahçe Sarayı’nın hemen

arkasına, Swissotel inşaatı başlar.

Avusturya asıllı Rudolph Fischer 1931 yılında Tünel

Geçidi’nde kendi soyadını taşıyan bir restoran açar. 50’li

yıllardaysa kızı Madam Fischer Galatasaray Hamidiye

Çeşmesi’nin yanında yeni restoranı açar. Rusların yaklaşık

130 mekan işlettiği dönemde Fischer Alman ve Avusturya

mutfağını servis ediyordu.

Markiz; Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde bulunan tarihi

pastane. 1940 yılında, Paris’te bulunan Marquis de Sevigne

çikolata firmasının kalitesinde üretim planlayan

Avedis Ohanyan Çakır tarafından Markiz ismiyle açılmış.

Karşısında bulunan Lebon gibi edebiyatçıların ve

İstanbul’un yeni kentsoylularının yeğlediği bir mekan

olmuş. Bu ilgide, ortamının ve ürünlerinin kalitesi kadar

mimari düzenlemesi ve dekorasyonunun da büyük payı

vardır.

Büyük Kulüp; yönetici, diplomat ve iş insanlarından

oluşan 30 kurucu üye tarafından Cercle a’Pera adıyla

Beyoğlu’nda kurulmuş ve aynı yıl Cercle d’Orient

adı kullanılmaya başlanmış. Önceleri kulüpte kullanılan

resmi dil Fransızca’ymış ve Osmanlı tebasına ait olmayan

kişiler girebiliyormuş. 1950’lerde, günümüzde derneğin

merkezi olarak hizmet veren Çiftehavuzlar’daki

arsa kulüp tarafından yalnızca yaz aylarında kullanılması

amacıyla kiralanmış.

ELLE 19


ELLENOSTALJİ YAŞAM

İstanbul’un görkemli

sinema salonlarından biri

Yerleşen otel kültürü:

HİLTON VE DİVAN

OTELLERİ

O yıllarda İstanbul henüz turistler için

‘hip’ bir destinasyon olmadığı gibi, şehirde

zaten onların kendi ülkelerinde

deneyimlediği gibi görkemli oteller de

bulunmuyordu. Başlıca popüler otellerin

başında tam da 50’li yıllarda iş

hanına çevrilen Hıdivyal Palas ya da

orjinal adıyla Hotel D’Anglettere bulunuyordu. Hilton

Istanbul Bosphorus’un yapımına 20 Ekim 1952 yılında

başlanmış ve 21 Nisan 1955 tarihinde tamamlanmış.

Avrupa’da II. Dünya Savaşı sonrası tamamen yeniden

inşa edilen ilk modern otel olma özelliğine sahip. Aynı

zamanda, Amerika Birleşik Devletleri dışında, Hilton

zincirin en uzun hizmet veren üyesi. Otelin şehre gelişi

aynı zamanda dönemin jargonuna da katkıda bulunmuş.

Mesela ‘Hiltonculuk’ bunlardan biri. Hilton’dan yayılan

“Amerikan Bar” ilk diğer otellerde daha sonra da yüksek

gelirli insanların evlerine girmiş. Hilton ile hemen

hemen aynı zamanda kapılarını açan Divan İstanbul bu

yapıyla sürekli kıyas halindeydi.

Kültür – sanat hattı

SİNEMALAR & SANAT GALERİLERİ

1945 yılına gelindiğinde, içinde İpek ve Sümer sinemalarının

da bulunduğu Cercle d’Orient bloğu ile Melek

Sineması İstanbul Belediyesi tarafından satın alınır.

1950’li yıllarda Melek’te MGM, Fox ve Columbia’dan

seçilen salon filmleri gösterime girmeye başlar. Mesela

Gone With the Wind’in ilk gösterimi de yine Melek’te

yapılmış. Melek Sineması farklı türden Hollywood filmlerinin

Beyoğlu’ndaki en önemli merkezlerinden birisi

haline gelir.

Türkiye’de sinema sektörünü

1960’ların başında büyüyor. Sinema

seyircisinin yükselişiyle birlikte salon

ve koltuk kapasitesi de artmış. 1961

yılında İstanbul’da 68’i kapalı ve

145’i açık olmak üzere 213 salon

varmış.

Ama, İpekçiler’in 1954’te Yeni Melek’i açmasıyla

Melek Sineması da eski ağırlığını yitirmeye başlar. Ses

getiren meşhur filmler Yeni Melek’e kaydırılınca burası

sosyetenin yeni buluşma mekanı haline gelir. Melek ise

yavaş yavaş düşüşe geçer. Belediye tarafından 1951 ve

1956 yıllarında iki kez satışa çıkarılan Cercle d’Orient

bloğu, 1957’de Emekli Sandığı’na satılır. Bu dönemde

Emekli Sandığı Emek Film adlı şirketi kurar ve sinemanın

adını da Emek Sineması olarak değiştirir. Emekli

Sandığı, devraldığı diğer sinema olan Sümer (Rüya Sineması)

ile birlikte Emek’i onarımdan geçirir ve her iki salon

da Dünyanın En Güzel Kadını filmiyle açılış yaparlar.

İstiklal Caddesi üzerinde adını verdiği Atlas Pasajı’nda

bulunan sinema, İstanbul’un en büyük ve tarihi sinemalarından

biri.1870’deki Büyük İstanbul Yangını’ndan

sonra Sultan Abdülaziz zamanında Ermeni işadamı

Agop Köçeyan tarafından kışlık ev olarak kullanılmak

20 ELLE


DÖNEMİ anlatan KITAPLAR

Körburun – Hikmet Hükümenoğlu : 50’li yıllardan

sonra, 90’lara kadar olan bir dönemde küçük bir İstanbul

adasında yaşananlar üzerinden dönemi anlatıyor.

İstanbul Gezi Rehberi – Murat Belge : Murat Belge

bu rehber kitapta İstanbul’un eşsiz zenginliğini tarihi

“dedikodularla”, Pera’dan Polonezköy’e kadar uzanan bir

güzergahta gözler önüne seriyor.

Sofranız Şen Olsun – Takuhi

Tovmasyan: 1920’lerden 1950’lere İstanbul’un,

Trakya’nın sesini duyuyoruz. Geleneksel yemek kitabı

kalıplarının ötesine geçerek, bugün artık “geçmiş”

mertebesine erişmiş günlere götürüyor bizleri usul usul.

Galata, Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi – Brendan

Freely & John Freely: Suriçi’nden bakıldığında öteki

taraf olarak adlandırılan bölgenin hikayesi.

Bir Levantenin Beyoğlu Anıları – Giovanni

Scognamillo: Bir Levanten’in 73 yıllık renkli yaşantısını

okurken sadece Beyoğlu, Yeşilçam ve yakın çevresini

görmekle kalmıyor, 70 yıllık İstanbul’un yakın kültür

tarihinin labirentlerinde dolaşmaya çıkıyoruz.

Tutku, Değişim ve Zarafet, 1950’li Yıllarda

İstanbul – Güven Gürkan Öztan & Serdar

Korucu: Kitap bu zamanın insanlarının ve gündelik

hayatının izini sürüyor. İnsan hikâyelerini, gündeliğin

ritmini, parıltılı yaşamlardan şehre tutunamayanlara

uzanan geniş bir yelpazeyi konu alıyor.

60’lı yılların başı.

İstiklal Caddesi

üzere yaptırılmış. Taş ve

dökme demir kullanılarak

karkas özelliklerde inşa

edilen binanın bugün pasaj

olarak kullanılan zemin katının

eskiden at ahırı olarak

kullanıldığı daha sonra ise

at cambazhanesine dönüştürüldüğü

biliniyor.

Zamanla ihtiyaçlar doğrultusunda

binanın mimari

şekli değiştirilerek bugünkü

pasaj kısmına ilave yapılmış

ve konak kısmıyla birleştirilmiş. Konak daha sonra

Köçeyan tarafından Taksim Vosgeperan Ermeni Kilisesi’ne

hediye edilmiş. 1932’de geçirdiği onarımın ardından

eğlence ve sanat merkezi haline getirilmiş.19 Şubat

1948’de 1860 kişilik kapasite ve 35 loca ile Atlas Sineması

ve Kulis Bar Restoran, 1951’de ise Küçük Sahne Tiyatrosu

açılmış. (Bu arada 1985’te Hazine’ye devredilen tarihi

sinema Türker İnanoğlu ve İrfan Atasoy tarafından

işletiliyor.)

1950’li yılların başları, Türk resim sanatının yeni bir

mecraya aktığı bir döneme işaret eder; bu dönemde 1883

yılından beri sanat konusunda mutlak otorite olan Akademi’nin

tekeli kırılır. Bu döneme kadar sanatın İstanbul

ve Akademi merkezli bir sanat ortamından söz edilirken

1950’li yıllar itibariyle bu merkezin parçalandığı, kimi

dalların gövdeden ayrıldığı görülür. Bu merkezin parçalanmasında

etken olan oluşumlardan biri de, 1951-52

yılında Akademi’ye karşı çıkışları başlatan Tavanarası

Ressamları’dır. Nuri İyem’in Asmalımesçit’teki atölyesinde

çalışan bir grup genç sanatçının oluşturduğu Tavanarası

Ressamları, yeni sanatın ancak kitap ve röprodüksiyonlardan

öğrenildiğine ilişkin Akademi görüşüne

karşı çıkarlar.

1950 yılında Adalet Cimcoz tarafından açılan Maya

Sanat Galerisi Türkiye’de resim piyasanın oluşmasında

öncü bir rolü olmuş. Maya Sanat Galerisi, ticari bir beklentiden

ziyade; genç sanatçılara destek vermek ve toplumdaki

resim sanatının bilincini geliştirmek amacıyla

kurulmuş. Maya, dönemin entelektüelleri ve sanatçıları

tarafından da desteklenmiş. Maya Sanat Galerisi, 1950’li

yıllarda sanat piyasası oluşmadığı için varlığını sürdürememiş

ama. 1954 yılında ressamların hediye ettiği tablolarla

düzenlenen kurtarıcı sergi bile Maya’nın masraflarını

karşılamaya yetmemiş, galeri 1955 yılında kapanmak

zorunda kalmış. Galerideki sergilerin çoğunluğu soyut

sanat türünde yapılmış eserlerden oluşuyormuş.

Tepebaşı Dram Tiyatrosu, 1930’lu yıllardan başlayarak

İstabul’un en önemli kültür sanat duraklarından

biriymiş. Pucci’nin Tosca operası, La Traviata hep buralarda

sahnelenmiş. 1955 yılında süs bahçesi yapılmak

için yıkılmak istenir, ancak bu gerçekleşmez.

ELLE 21


‘KulüP’

1950’LERIN ISTANBUL’UNDAN

KALBE DEĞEN INSAN HIKAYELERI

VE BU HIKAYELERIN ANLATIM

BIÇIMI HERKESİ ÇOK ETKİLEDİ

BU NEDENLE YOLU O ‘KULÜP’TEN GEÇEN KARAKTERLERE

RUH VEREN YETENEKLİ OYUNCULAR Gökçe Bahadır, Barış

Arduç, Asude Kalebek, Salih Bademci, Metin Akdülger İLE

NETFLIX’İN EN ÖZEL İÇERİKLERİNDEN BİRİNİ KONUŞMAK

İÇİN BULUŞTUK. BİR YANDAN İSTİKLAL CADDESİ’NİN

SINEMATOGRAFIK ATMOSFERİNDE MATİLDA’NIN,

RAŞEL’İN, FISTIK İSMET’İN, SELİM’İN VE ORHAN’IN

DÜNYALARINA DAHİL OLURKEN, BİR YANDAN DA

YAKIN TARIHIMIZLE YÜZLEŞTİĞİMİZ BU ŞİİRSEL DİZİNİN

ÇOK KÜLTÜRLÜ TOPLUMLARIN SOSYAL SORUNLARINA

SAHICI YAKLAŞIMINA ŞAPKA ÇIKARDIK.

RÖPORTAJ: MELDA NARMANLI ÇİMEN FOTOĞRAFLAR: BURCU KARADEMİR/PPR

MODA DİREKTÖRÜ: ASLI ASİL MODA EDITÖRÜ: İBRAHIM DUMAN

22 ELLE


Barış Arduç: Siyah smokin takım elbise, 1995 TL, KIP Boğazlı kazak, 849 TL BEYMEN CLUB

Siyah loafer, 1499 TL, GEORGE HOGG / DIVARESE

Asude Kalebek: Fırfır detaylı uzun elbise, 33.500 TL, ISABEL SANCHIS / VAKKO COUTURE Beyaz kenar detaylı topuklu ayakkabı, 7595 TL, CASADEI /

VAKKO Küpe, 4290 TL, Yüzük, 4261,58, ikisi de SWAROVSKI

Metin Akdülger: Lacivert renkli kadife ceketli smokin takım, 12.990 TL, VAKKO Beyaz smokin gömlek, 1649 TL, CANALI / BEYMEN Siyah papyon, 249 TL,

BEYMEN CLUB

Salih Bademci: Siyah düğme detaylı beyaz smokin gömleği, 1290 TL, Ekru rengi ceketli siyah smokin takım, 10.990 TL, VAKKO

Gökçe Bahadır: Beyaz balon kol detaylı uzun elbise, 34.500 TL, RASARIO / VAKKO COUTURE Zincir detaylı topuklu ayakkabı, 1499 TL, BEYMEN

COLLECTION / BEYMEN Siyah kristal taşlı altın kaplama küpe, 1122 TL, RAISA VANESSA Labradorit taş detaylı altın kaplama yüzük, 795 TL, BERRİN ÖZKAN

ELLE 23


KULÜP DİZİSİNİ

YAYINLANDIĞI HAFTA

SEYREDEN PEK ÇOK

İZLEYİCİ, HİKAYEYE,

ANLATIM BİÇİMİNE

VE OYUNCULUK

PERFORMANSLARINA

SOSYAL MEDYADAN

ÖVGÜ YAĞDIRDI.

Metin Akdülger: Boğazlı logo detaylı triko, 8950 TL, Bej rengi pantolon, 7450 TL ikisi de FENDI / BEYMEN Suni kürklü palto, 59.950 TL, BOTTEGA

VENETA / BEYMEN Siyah Oxford ayakkabı, 999 TL, ALDO Altın rengi yüzük, moda editörüne ait

Salih Bademci: Hardal rengi boğazlı kazak, 4299 TL, LARDINI / BEYMEN Gri kırçıllı ceket, 24.450 TL, Pantolon, 10.750 TL, ikisi de BOTTEGA VENETA

/ BEYMEN Bordo kaşkol, 1790 TL, VAKKO Lacivert kalın tabanlı loafer, 1749 TL, LES BENJAMINS Baklava desenli çorap, moda editörüne ait

Gökçe Bahadır: Taba rengi asimetrik kesimli bluz, 4349 TL, Midi boy etek, 9250 TL, ikisi de A.W.A.K.E MODE / BEYMEN Logo detaylı topuklu ayakkabı,

8950 TL, FENDI / BEYMEN Altın rengi küpe 3290 TL, MER’S ‘Harmonia’ kelepçe bileklik, 5000 TL, SWAROVSKI Altın rengi yüzük, moda editörüne ait

Asude Kalebek: Bordo elbise, 27.450 TL, ALAIA / BEYMEN Fiyonk detaylı siyah ‘Fiocco’ makosen, SERENA UZIYEL

Barış Arduç: Kalın krem boğazlı kazak, 749 TL, W COLLECTION Taba rengi pantolon, 4499 TL, LARDINI / BEYMEN Bordo kalın tabanlı loafer, 1749 TL,

LES BENJAMINS

24 ELLE


ELLE 25


“OYUNCULUĞUN EN SEVDIĞIM TARAFI; BAŞKA BAŞKA

KADINLARLA TANIŞIP, DÜNYAYI ONLARIN GÖZÜNDEN

ANLATMAK. ÖNYARGILARI KIRIP, DÜNYAYA DAHA GENIŞ

PENCERELERDEN BAKMAMI SAĞLIYOR.”

GÖKÇE BAHADIR

“FARKLI HIKAYELERI DINLEMEYI, INSANLARI

GÖZLEMLEMEYI VE ONLARI ANLAMAYI ÇOK ESKIDEN

BU YANA ÖNEMSEYEN BIRIYIM. GERÇEKTEN

HİSSETMENİZ VE EMPATI KURMANIZ HALINDE SIZE

ÇOK ŞEY KATIYOR VE BILINÇSEL DÜZEYINIZI DE BAŞKA

BIR YERE TAŞIYOR.”

BARIŞ ARDUÇ

“HÂLÂ UYANMAKTAN KORKTUĞUM BIR MASALDA

GIBIYIM. NE KADAR ŞANSLI OLDUĞUMU BILIYORUM,

BUNU BIR SORUMLULUK OLARAK ALIYORUM.”

ASUDE KALEBEK

“MESLEĞİMDE EN BÜYÜK

MOTİVASYONUM KEYIF ALMAK, IYI BIR IŞ

YAPMAK, IYI BIR ROL ÇIKARMAK, FARKLI

ROLLER ÇIKARMAK.”

SALİH BADEMCİ

“PROJE SEÇERKEN KRITERIM DÜRÜSTLÜK DIYEBILIRIM.

ANLATICILAR VE HIKAYE BANA NE KADAR DÜRÜST OLURSA BEN

DE ONLARA O KADAR DÜRÜST OLABILIYORUM VE BU DA IŞIN

GELIŞIMINE VE MESAISINE ÇOK GÜZEL KATKI SAĞLIYOR.”

METİN AKDÜLGER

26 ELLE


Metin Akdülger: Siyah smokin takım, 9421 TL, Siyah yelek,

1719 TL, Beyaz gömlek, 1345 TL, Beyaz kravat, 427 TL,

hepsi BROOKS BROTHERS Siyah loafer, 1399 TL, BEYMEN

COLLECTION / BEYMEN

Gökçe Bahadır: Beyaz gül detaylı dantelli elbise, 4900 TL,

MIRELA CERICA Zincir detaylı topuklu ayakkabı, 1499 TL,

BEYMEN COLLECTION / BEYMEN Küpe, moda editörüne ait

Salih Bademci: Boğazlı triko, 4500 TL, Beyaz takım,14.000

TL, Beyaz trençkot, 12.000 TL, hepsi EMRE ERDEMOĞLU

Siyah smokin ayakkabısı, 419,90 TL KIP

Asude Kalebek: Dantel detaylı siyah krep elbise, 3950 TL,

MACHKA Altın toka detaylı siyah süet makosen, 4095 TL,

POLLINI / VAKKO Vintage küpe, 4000 TL, YSL / VINTAGE

AND SPIRITS

Barış Arduç: Siyah düğme detaylı beyaz smokin gömleği,

499 TL, Siyah smokin takım elbise, 1995 TL, KIP Açık

papyon, 229 TL, BEYMEN COLLECTION / BEYMEN Siyah

loafer, 1499 TL, GEORGE HOGG / DIVARESE

ELLE 27


Beyaz derin yakalı fırfır detaylı

transparan bluz, 45.250 TL,

ISABEL SANCHIS / VAKKO

COUTURE Siyah uzun çan etek,

1749,99 TL, ROMAN Beyaz

kristal taşlı altın kaplama küpe,

1122 TL, RAISA VANESSA

Sütyen, 199,95 TL, OYSHO

“GÜVERCINLER MATILDA IÇIN

ÖZGÜRLÜĞÜ TEMSIL EDIYOR ÇÜNKÜ

MATILDA AŞKINDA ÇOK ÖZGÜR

OLAMAMIŞ BIR KADIN.”

GÖKÇE BAHADIR

28 ELLE


ELLE 29


30 ELLE


Yün pantolon, 699 TL,

MASSIMO DUTTI Bordo kalın

tabanlı loafer, 1749 TL, LES

BENJAMINS Gri fötr şapka,

259,95 TL, ZARA Beyaz atlet,

Bordo pantolon askısı, ikisi de

moda editörüne ait

“İSMET KÖKSÜZ BIRI VE

KENDINI HIÇBIR YERE AIT

HISSETMEDIĞI IÇIN BU KÖKLERI

SALMAYA DA HAZIR DEĞIL. AILE

VE AILE OLMA KAVRAMI ILE ILGILI

TRAVMALARI VAR.”

BARIŞ ARDUÇ

ELLE 31


Beyaz fırfırlı siyah bağlama

detaylı gömlek, 3649 TL,

PHILOSOPHY DI LORENZO

SERAFINI / BEYMEN Beyaz

midi boy balon etek,

12.250 TL, ALEXANDER

MCQUEEN / BEYMEN Siyah

panço, 17.711,80 TL, RAISA

VANESSA Beyaz kenar detaylı

topuklu ayakkabı, 7595 TL,

CASADEI / VAKKO Külotlu

çorap, moda editörüne ait

“KEŞFETMEK ISTIYORUM, BENIM

IÇIN KOCAMAN YENI BIR DÜNYA

BURASI. ÖĞRENECEĞIM ÇOK ŞEY

VAR. ÖZGÜR OLABILDIĞIM YERLERDE

KALMAK ISTIYORUM.”

ASUDE KALEBEK

32 ELLE


ELLE 33


34 ELLE


“HAYALLERINE ÇOK

INANAN, IÇINDE

BUNUN UFAK

UFAK HIRSLARINI

DA TAŞIYAN, BIRAZ

NAIF VE KIRILGAN,

BİRAZ DA ÇILGIN

BIR INSAN PORTRESI

VARDI ÖNÜMDE.”

SALİH BADEMCİ

Kolsuz çizgili kazak, 550 TL,

HATİCE GÖKÇE Lila kadife

takım elbise, 9000 TL, EMRE

ERDEMOĞLU Kahverengi

püsküllü loafer, 1699 TL,

GEORGE HOGG / DIVARESE

Altın rengi yüzük, moda

editörüne ait

ELLE 35


Mavi çizgili gömlek, 899 TL,

Yeşil kravat, 599 TL, ikisi de

VAKKO Çizgili takım elbise,

21.450 TL, CORNELIANI /

BEYMEN Siyah loafer,

1399 TL, BEYMEN

COLLECTION / BEYMEN Altın

rengi yüzük, Çiçek desenli

cep mendili, ikisi de moda

editörüne ait

“ORHAN KULÜP SAYESINDE

HAYATA TUTUNABILEN BIRI,

ÖZGÜRLÜK ONUN IÇIN

DÜNYA’NIN EN GÜZEL

ŞOVU. BU ŞOVA GIDEN

ILK ADIM HAYAL KURMAK

ONUN IÇIN.”

METİN AKDÜLGER

36 ELLE


ELLE 37


“MATİLDA KENDINI SUÇLADIĞI IÇIN KONUŞMAKTAN,

GÜLMEKTEN UZAKLAŞMIŞ, SUÇLULUK DUYGUSUYLA

BERABER BETONLAŞMIŞ VE TAŞLAŞMIŞ; AMA ASLINDA

ÇOK KIRILGAN VE KIRGIN BIR KADIN.”

GÖKÇE BAHADIR

Gökçe Bahadır: Ekru gömlek

6165,50 TL, Mini ceket elbise,

15.413,75 TL, Bermuda tüvit şort,

8407,50 TL, hepsi RAISA VANESSA

Kristal taş işlemeli altın kaplama

‘Snowflake’ küpe, 1250 TL, THE NINON

Labradorit taş detaylı altın kaplama

yüzük, 795 TL, BERRİN ÖZKAN

Asude Kalebek: İpek gömlek, 1750 TL,

Ekru rengi crop ceket, 2250 TL Ekru pilili

etek, 2550 TL, hepsi MACHKA Beyaz

dantel külotlu çorap, moda editörüne ait

“RAŞEL’I TEK KELIMEYLE TANIMLAMAK

ZORUNDA KALSAYDIM SANIRIM

‘EVCILLLEŞTIRILMEMIŞ’ DERDIM.”

ASUDE KALEBEK

38 ELLE


Gökçe Bahadır: Altın düğme detaylı ekru gömlek 6165,50 TL Mini ceket elbise, 15.413,75 TL,

Bermuda tüvit şort, 8407,50 TL, Topuklu çizme, 6277,60 TL, hepsi RAISA VANESSA Kristal taş

işlemeli altın kaplama ‘Snowflake’ küpe, 1250 TL, THE NINON

Asude Kalebek: İpek gömlek, 1750 TL, Ekru rengi crop ceket, 2250 TL Ekru pilili etek, 2550 TL,

hepsi MACHKA Beyaz logo detaylı mini topuklu ayakkabı, 8095 TL, CASADEI / VAKKO Beyaz

dantel külotlu çorap, moda editörüne ait

ELLE 39


40 ELLE

Metin Akdülger: Kırmızı çizgili gömlek, 1090 TL, Kahverengi yün takım elbise, 15.990 TL, ikisi de VAKKO Altın rengi yüzük, moda editörüne ait

Salih Bademci: İnce mavi çizgili gömlek, 1345 TL, Kahverengi yelek, 947 TL, İnce mavi çizgili ceket, 6086 TL, Kahverengi pantolon, 3795 TL, Yeşil

çizgili papyon, 298 TL, Kaşmir şal, 1397 TL, Krem rengi cep mendili 477 TL, hepsi BROOKS BROTHERS

Barış Arduç: Takım elbise, 8381 TL, Mavi gömlek, 1345 TL, Kırmızı kravat, 1407 TL, Cep mendili 435 TL, hepsi BROOKS BROTHERS


ELLE 41


Gökçe Bahadır

Bizimle Matilda’nın hikayesini ve ruhunun en belirgin

özelliklerini paylaşır mısın?

Matilda, 1950’li yıllarda İstanbul’da yaşayan Yahudi bir kadın.

17 yıl hapis yattıktan sonra af ile beraber hapishaneden

çıkmasıyla onu yeni bir macera ve yolculuk bekliyor. Aslında

hapisten çıktıktan sonra İsrail’e gitmek üzere kurmuş olduğu

planları var. Beklemediği olayların ortaya çıkmasıyla,

daha doğrusu kızını bulması ve görmesiyle tamamen fikrini

değiştirip, kendini kızını kurtarmaya adayan bir anne oluyor.

Hayattaki tüm motivasyonu, tüm hedefi kızının kaderinin

kendininkine benzememesi ve bunun için de büyük bir

mücadele veriyor. Matilda hem varlıklı hem sevgi dolu bir

ailede büyümüş biri, ama çok genç yaşta annesini kaybediyor.

Annesini kaybettikten sonra abisi ve babasıyla kalıyor

ve evlerinde bir nevi anne görevini üstleniyor. Bu da çok erken

yaşta olgunlaşmasına sebep oluyor. Dışarıya karşı daha

sakin, daha durağan görünen, ama aslında içinde fırtınalar

kopan bir karakter. Eskiden hayatı seven biriymiş aslında,

ama hatasının bedelini çok ağır ödediği için bütün neşesini

yitirmiş. Tüm gücünü kaybettiğini düşündüğü bir zamanda

kızını görmesiyle eski gücünü yeniden kazanmaya ve kızı

için mücadele vermeye başlıyor.

Rol için fiziksel olarak da bazı değişimler gerekmiş, karakterin

görüntüsünü nasıl tasarladınız?

Evet, bazı fiziksel değişimlerim oldu. Öncelikle o dönemin

kadınlarının fiziksel özelliklerinden yola çıkıldı. Ben o dönemin

kadınlarına göre biraz daha ince yapıda olduğum için

daha etine dolgun görünmem adına kostümlerim bu yönde

tasarlandı. Ayrıca yüzümün daha yıpranmış, yorgun görünmesi

gerekiyordu, makyajsız oynadım diyebilirim ama biraz

daha yorgun görünmem için gerekli uygulamalar yapıldı.

Saçım, makyajım ve kostümlerim Matilda’nın bir bütün olması

için en ince ayrıntısına kadar tasarlandı.

Çoğu sahnede içindeki fırtınayı saklayan bir duvarla görüyoruz

seni. Deyim yerindeyse beton gibi bir dış görüntünün

ardından seyirciye pek çok duygu geçiriyorsun.

Nasıl başardın bunu?

Bu galiba benim Matilda’yı canlandırırken en zorlandığım

kısım olabilir. Çünkü ben Gökçe olarak elini kolunu çok

fazla kullanan biriyim ve hareketli bir yapım var, kontrol

etmekte zorlandığım şeylerden biri de bu oldu. Bu konuda

Zeynep Günay Tan’ın bana katkısı çoktur, beni Gökçe

kimliğimden uzaklaştırdı. Matilda için sete çıkmadan önce

2-3 ay kağıt üzerinde onun travmaları ve yaşadıkları üzerine

çalıştık. Bunları çalıştıkça üzerime daha farklı bir enerji

oturmaya başladı ve yavaş yavaş Gökçe’den uzaklaştım. Matilda’nın

acısı o kadar fazla ve ağırdı ki, benim de duygularım

değişmeye başladı. Neredeyse tüm set boyunca dokunsanız

ağlayacak durumdaydım. Kendini suçladığı için konuşmaktan,

gülmekten uzaklaşmış, suçluluk duygusuyla beraber

betonlaşmış ve taşlaşmıştı Matilda; ama aslında çok kırılgan

ve kırgın bir kadın.

Gönüllü tutsak Matilda için güvercinler neyi sembolize

ediyor?

Güvercinler Matilda için özgürlüğü temsil ediyor çünkü

Matilda aşkında çok özgür olamamış. Günümüzde bunu anlamakta

zorlanabiliriz ama o dönemin şartları oldukça zor.

Sevdiği adamla birlikte olamıyor ve o güvercinleri kendine

benzetiyor, kendini onlar gibi bir kafesin içinde sıkışmış

hissediyor. O kafesten uçup gitmek istiyor, buna cesareti de

var aslında, ama düştüğü bir yanılgı ve sevdiği adam tarafından

uğradığı ihanetle özgürlüğü tamamıyla elinden alınıyor.

Sevgisinin ve aşkının büyük kurbanı oluyor Matilda.

Dizide kızından ikinci bir şans istiyorsun. Gerçek hayatta

da ikinci şanslara inanır mısın, verir misin?

Herkesin ikinci bir şansı hak ettiğini düşünüyorum.

Matilda yaralarını çok iyi saklayan bir kadın. Sen üzüntülerini,

hayal kırıklıklarını saklar mısın, yoksa kolayca

anlatıp dışa vurur musun?

Matilda ile kadın olmamız dışında ortak bir noktamız olduğunu

pek düşünmüyordum, ama sen bu soruyu sorduğunda

fark ettim ki ben de hayal kırıklıklarımı kolayca dışa vurup,

gösterebilen biri değilim, kolay kolay anlatamam, daha çok

içimde yaşarım. Bu anlamda benziyoruz diyebilirim.

Hikayenin geçtiği 1950’li yılların İstanbul’u seni nasıl

etkiledi?

1950’li yıllar diziyi izleyen herkesin yaşamak istediği bir

dönem bence şu anda. Ben de kısa da olsa o dönemde yaşamak

isterdim. Şık ve zarif, özel ve özenli yıllar. Tabii ki yine

sorunlar var ve her zaman diliminde olduğu gibi hiçbir şey

kolay değil, ama her şey daha kıymetli, daha özenli, eğlencesi,

insanlık ilişkileri daha naif ve kıymetli geliyor bana.

Genelde iş seçerken aklınla mı, içgüdülerinle mi hareket

ediyorsun? Bu role evet demendeki etken ne oldu?

42 ELLE


Genelde işlerimi içgüdülerimle seçiyorum. Beni heyecanlandıran

hikayeler, karakterler olduğu zaman o işi kabul

ediyorum. Bu işin hikayesinden ve Matilda’dan çok etkilendim.

Ondan çok fazla şey öğreneceğime inandım. Onu

keşfetmeyi ve Zeynep Günay Tan ve Seren Yüce ile çalışma

deneyimini yaşamak istedim. Rol arkadaşlarımla beraber

saçından makyajına ve kostümüne, herkesin ne kadar özenli

çalışacağının farkındaydım. Netflix ile de daha önce bir

araya gelmemiştik, bu da benim için büyük bir etken oldu.

Bir müzik albümün ve bir de müzikal tecrüben var, devamı

gelecek mi?

Müzik benim hayatımda her zaman var zaten, kendimi rahatlattığım

bir alan. Şu sıralar oldukça yoğun bir tempodayım,

bu yüzden devamı ile ilgili bir planım yok. Müzik benim

için daha keyfi bir yerde...

Dünyanın çok zorlandığı iki yılın ardından şimdi taşlar

yerine oturuyor gibi. Hem televizyonda, hem Netflix’te

iki ayrı projen başladı. Senin için oyunculuğun en keyifli

yanı nedir?

Dünya olarak gerçekten hiç unutulmayacak çok zor bir süreçten

geçiyoruz; neredeyse 2 yıl dolmak üzere ve hâlâ da

bitmiş değil. Bir şekilde hem alıştık hem de yapacak bir şey

olmadığından normalleşmeye çalışıyoruz. İnsanlarla, hayvanlarla,

doğa ile fazlasıyla empati kurabilen biriyim, bunun

dozu artınca yorucu olabiliyor. Oyunculuk benim için

kurtarıcı oldu bu dönemde. Çünkü hayata başka kadınların

dünyasından bakmak, onları tanımak, hayatı onların gözünden

yaşamak ve bunları doğru bir yerden dışa vurup, aktarmak

beni çok rahatlattı. Empati kurma özelliğimi işimde

kullanmak bana mesleki anlamda da çok katkı sağlıyor ve

beni rehabilite ediyor. Ne zaman ki hayata başkalarının pencerelerinden

bakmaya başlıyoruz, o zaman fark ediyoruz ki,

hayat sadece kendi yaşadıklarımızdan ibaret değil. Oyunculuğun

en sevdiğim tarafı; başka başka kadınlarla tanışıp,

dünyayı onların gözünden anlatmak. Önyargıları kırıp, daha

geniş pencerelerden dünyaya bakmamı sağlıyor.

Barış Arduç

Pera’nın gözdesi Fıstık İsmet... Senin ilk dönem rolündü

değil mi? Ruh halini, travmalarını, dünyayla derdini anlatır

mısın bu genç adamın?

Evet, benim ilk dönem rolüm İsmet oldu. Şu anda televizyonda

da yine bir dönem karakterini canlandırıyorum ama

Kulüp hem daha önce çekildiği, hem de daha önce yayına

girdiği için benim için bir ilkti. İsmet’ten bahsedecek olursam;

öncelikle köksüz biri olduğunu ve kendini hiçbir yere

ait hissetmediği için bu kökleri salmaya hazır olmadığını

söyleyebilirim. Aile ve aile olma kavramı ile ilgili travmaları

var. Aslında bu durum onu erken yaşta hayata hazırlıyor.

Dünya ile derdi var tabii ama bunu daha çok kendi içinde

yaşayıp, hayatı keyifli geçiren, neşeli ve çok şahsına münhasır

bir adam.

Karakteri ilk okuduğunda nesinden etkilendin/heyecanlandın?

Hazırlık aşamasında özel bir çalışma yaptın mı?

Karakterin 1950’li yıllarda yaşayan, gerçek biri olması beni

çok etkiledi. Böylece nasıl bir adam olduğu ile ilgili daha

net bilgiler alabildim. Beni en çok heyecanlandıran taraf bu

oldu.

Dizideki en yakın rol arkadaşlarından biri de Pakize.

Kendisini tanıtabilir misin? Senin eski araba merakın var

mıdır?

Evet, gerçekten de Pakize İsmet’in en yakın arkadaşı ve sırdaşı.

İsmet’in uçarı, kök salamayan, kendisi olmaya çalıştığı

dünyanın içindeki evi Pakize. Kendisi ile birlikte tüm hayatının

şahidi… Bir yalanla karşı karşıya kalmayacağı veya art

niyetli bir durumu ona yaşatmayacak, en günahsız varlık

İsmet için. Benim de eski arabalara merakım var ama biraz

daha spesifik.

ELLE 43


Dürüstlük İsmet için en önemli şey, ama hem kendisini

başka isimle tanıtan hem de yakın arkadaşına yalan

söyleyen bir kıza tutuluyor. Bu bir tezat değil mi?

Raşel aslında İsmet’in bazı ezberlerini bozuyor ve bozulan

bu ezberler ona karşı bir tutku beslemesine zemin hazırlıyor.

İsmet kendi doğruları olan bir adam, genel yargılara ve

kalıplaşmış tabulara çok önem veren bir karakter değil, bu

nedenle tutulduğu kızın arkadaşına yalan söylemiş olması

onu çok etkilememiş olabilir, çünkü bir taraftan da İsmet’e

karşı olan ilgisinden/aşkından kaynaklandığını da biliyor.

Ancak kendisine yalan söylenmesi durumu bambaşka bir

boyuta taşıyor, çünkü yalan İsmet’in asla kabul edebileceği

bir davranış değil. Bazen aşk ve tutku bu kızgınlıklarla, benzeşememekle,

istediğini elde edememekle, inatla ortaya çıkabilir

ve bu inat zamanla bir tutkuya dönüşebilir. Çok tezat

da sayılmaz yani.

1950’li yılların İstanbul’unda bir taksi şoförünü canlandırdın.

O dünyanın içine girdiğinde, o yıllarda olup şimdi

kaybettiğimiz değerler, alışkanlıklar fark ettin mi?

Pera’ya çıkarken insanların giyimine kuşamına verdiği özen,

anın, dakikaların kıymetini bilerek yaşamak, daha doğru ve

kaliteli iletişimle daha fazla hikayeye temas etmek... Bu etkenler

de çokça anı biriktirmeyi sağlıyor bence. Biz dijital

çağın olumlu etkilerinden faydalanırken, bu değerleri de

kaybetmemeliyiz diye düşünüyorum.

İlk dijital işin... Dijital platform oyuncunun elini ve anlatımını

özgürleştiriyor mu? Nasıl bir tecrübeydi?

Dijitalde hikayeleri 50-60 dakikayı kapsayan, daha kapsül

bölümlerle anlatıyoruz, çekimlere başlamadan genellikle

tüm bölüm senaryoları hazır olduğu için hazırlık aşamasında

da; çekim takviminden mekanlara, sanata kadar tüm detaylar

netleşmiş oluyor. Televizyon dizilerinin bir amacı da

mümkün olduğunca uzun sezonlar boyunca yeni bölümlerle

yayında kalmak olduğu için süreç biraz daha farklı ilerliyor.

Her ikisinin de başka dinamikleri var.

Seni geçmiş mi, gelecek mi daha çok cezbediyor?

Geçmiş benim için hep cezbedici olmuştur; çok daha sakin,

dingin ve anlaşılabilir geliyor bana. Hayat o kadar hızlı

akıyor ki, bazen sürekli bir şeyler yetiştirmeye çabalayan

varlıklara dönüşüyoruz. İş üretmek, çalışmak tabii ki çok

önemli ama günümüzün hızlı temposunda kendi anlarımızı,

dakikalarımızı yaşayacak, hissedecek, fark edecek zamanlar

da yaratmalıyız kendimize.

Eski Yeşilçam filmlerini izlemeyi sever misin? Favori filmlerin?

Hemen hemen bütün Yeşilçam filmlerini izledim. Ertem

Eğilmez’in yazıp yönettiği “Canım Kardeşim” filmi ise favorim.

Dizide her karakterin ailesiyle, anne veya babasıyla ilgili

bir yarası var. Son zamanlarda yakın aile travmalarının

insanın hayatını ve kişiliğini ne kadar etkilediğiyle ilgili

başka diziler de izledik. Sen neler düşünüyorsun? Aile

kurumu ve değerleri önemli midir senin için? Ailenin seni

şekillendirdiğine inanıyor musun?

Aile kurumu ve değerlerine önem veren biriyim. Bir çocuğun

kendi benliğinin oluşması, nasıl bir insan olacağının

şekillenmesi kesinlikle aileyle başlıyor. Çocuklar dünyaya

gözlerini açtığı anda ilk figür olarak anne ve babalarını

görüyor ve büyüme sürecinde ailesinden gördüğü/aldığı

doneler, hayata bakış açıları, yaşam tarzları çocuğun gelişiminde

büyük rol oynuyor. Süreç içerisinde tabii ki kişinin

kendi kararları, düşünce sistemi, hayata yaklaşımıyla beraber

karakteri şekilleniyor olsa da, ailenin birincil etken olduğunu

düşünüyorum.

Oyunculuğun en sevdiğin, en mutlu eden yanları neler?

Başka insanların hayatlarını üzerine giymek senin hangi

yönlerini geliştiriyor, değiştiriyor?

Farklı hikayeleri dinlemeyi, insanları gözlemlemeyi ve onları

anlamayı çok eskiden bu yana önemseyen biriyim. Bu

oyunculuğu da besleyen durumlardan biri aynı zamanda.

Bir karakteri canlandırmak için, o karakteri/hayatını anlamak,

bilmek, bir anlamda o karaktere bürünmek çok enteresan

ve büyüleyici, çünkü her karakter başka bir hayat, başka

bir bakış açısı, başka bir zihin… Gerçekten hissetmeniz ve

empati kurmanız halinde size çok şey katıyor ve bilinçsel

düzeyinizi de başka bir yere taşıyor.

44 ELLE


Asude Kalebek

İzleyici seninle ilk kez tanışacak, biraz kendinden bahseder

misin?

Adana’da doğdum, büyüdüm. Küçükken kasetli kameramızı

bir koltuğun altında bulup onunla kardeşlerime skeçler

oynatıp çekmekle, annemle sinemaya gidişimizde kendimi

perdede hayal etmekle başlayan ama bir türlü yapma fırsatı

bulamadığım, yılların özlemi oyunculuk benim için. Boğaziçi

Üniversitesi Çeviribilim bölümünü kazanarak İstanbul’a

taşındım. Birinci sınıfta okuldaki tiyatro kulübüne katıldım.

Çok zaman alıyordu, başarı bursumu kaybettim, para

kazanmak için bir reklam ajansına kaydoldum ve orada şu

anki menajerimle tanıştık. Kamera önü için audition veriyordum,

seçilmiyordum. Madem öyle ben de önüme bakayım

dediğim bir dönemde bu işe audition verdim ve benimle

görüşmek istendi. Zeynep Günay Tan’ın önüne çıktığımda

sahneyi oynamaya çalışıyordum ama paniktim, dilim sürçüyordu.

Sorular soruyor, cevaplarıma gülüyor, o gülünce

ben de gülüyordum, ‘ben anlayacağımı anladım’ diyerek çıkıp

gitti. İşte her şey böyle başladı. Sonrasında rolü emanet

edecek kadar güvenebilmeleri için tekrar tekrar denemeler…

Hepsi aylar süren süreçler.

İlk set, ilk rol... ‘Raşel’i sen oynuyorsun’ dediklerinde ne

gibi duygular yaşadığını hatırlıyor musun?

Hâlâ uyanmaktan korktuğum bir masalda gibiyim. Ne kadar

şanslı olduğumu biliyorum, bunu bir sorumluluk olarak

alıyorum.

Nasıl hazırlandın? Yetimhanede büyüyen bir karakteri

anlamak için özel bir çalışma yaptın mı?

Zeynep Günay Tan ve Seren Yüce ile karakter üzerine tartışmalar

yaptık, bize sahneler üzerinden doğaçlamalar yap-

tırdılar. Raşel üzerine Zeynep hocayla çok konuştuk. Tansu

Biçer ile iki ay kadar çalıştık. Ben de dünyaya, getirdiği sınırlarıyla,

özgürlükleriyle Raşel’in gözünden bakmaya gayret

ettim.

Dürtüleriyle hareket eden, kuralları takmayan, hesap soran,

asi bir genç kız Raşel... Nasıl bağ kurdun? Senin o

yaştaki halinle var mı benzerlikler?

Raşel’i tek kelimeyle tanımlamak zorunda kalsaydım sanırım

evcilleştirilmemiş derdim. O düşünmeyen, ayıp nedir

bilmeyen, sosyal inşaalardan habersiz bir kız. Bu yüzden iyi

ve kötü yanlarıyla işlenmemiş, ham bir insan bence. Belki

de olması gerektiği gibi, mutlu olmayı var olmanın getirdiği

bir hak olarak görüyor. İstediğini almak üzere alışageldiği

yöntemleri kullanıyor, hırçınlığı bundan. Sonuçta o yetimhanede

kendi kendini büyüten ve kendi hakkı için hep kendi

başına savaşmak zorunda kalan çocuklardan biri. Ses çıkarmayı

hakkını aramada bir yöntem olarak geliştirmiş. Onun

bir 50’ler kızı olduğunu da unutmamak gerek; okula da gitmediği

için dış dünyayla tek bağlantısı yetimhaneden kaçıp

çevirdiği türlü oyunlar. “Ev”de ise baba figürüne en yakın

olan David (yetimhane müdürü) ona özel bir yakınlıkla

davranıyor, Raşel’in kendini ifade ediş biçimine aşina ya da

edemeyişlerinden sıkıntısını anlıyor demek daha doğru olur

belki. Yani gerçek dünyayla çok da yüzleşmemiş. Hikayenin

başladığı yere kadar biz böyle kurduk. Matilda’nın gelişiyle

kendine kurduğu o hayaller ve oyunlarla dolu dünya

bir anda yırtılıyor ve bulutlardan gerçek dünyaya çakılıyor

sanki. Sorunları büyüyor, baş etme yöntemleri işe yaramadıkça

savrulmaya başlıyor zaten. Söz de dinlemez, illa kendi

aklıyla çözecek. Onunki biraz da “coming of age” hikayesi.

Bütün olanlardan sonra güçlenmiş, toplumun dayatmaları

arasında da kendine has kişiliğine özgürlük alanı tanımayı

öğrenmiş bir Raşel görmeyi çok isterim.

Karakterinin en belirgin özellikleri nedir? Sevdiğin ve

şikayet ettiğin huyların? Raşel’in keşke bende de olsa

dediğin bir huyu var mı?

Dediğim gibi, ham bir insan Raşel. Hissiyle davranışı arasında

düşünce süreci yok. Bir sonraki adımda ne olur, bunun

sonucu ne olur diye düşünmüyor. En küçük olumsuzlukta

her şeyini kaybettiğini düşünecek kadar da naif. Bana bir

kuzenimi hatırlatıyor, benzer şartlarda büyüyen, küçükken

anneannemlerde birlikte kaldığımızda istediği yerde ben

yatıyorum diye evi terk eden kuzenim… Toplumda yaşadıkça

gelişen filtrelerimiz olmasaydı, istediğimizi hakkımız

olarak görseydik, hissettiklerimizi o an açıkça yaşasaydık,

bencilliklerimize kadar hem de, nasıl hissettirirdi yaşamak?

Bu merakı oluşturdu Raşel bende. Genelde ergenlik yaşlarındaki

insanların bu sorgulamaları ve isyanları ciddiye

alınmaz, sinir bozucu bulunur. Ben değerli buluyorum, çünkü

insan, o yaşta dünyaya hâlâ çocuk gözüyle bakabilecek

kadar yabancı, ama sorunlarını algılayabilecek kadar da

akıllı oluyor. Bence Raşel de görecek ki bireysel mutluluklar

ancak toplumsal olarak da belli düzeyde bir uyumla sağlanıyor.

Benim Raşel’in en sevdiğim özelliği oyuncu kişiliği.

ELLE 45


En çok İsmet’in yanında hemen büyümek isteyen, senin aklını

alırım bak diye düşünen hallerinde görebiliyoruz bunu.

Şikayet ettiğim değil de, çekerken yansıtmaya zorlandığım

yanları var Raşel’in. Ben, onun aksine daha sakinim, bir şeyleri

konuşarak çözerim. O tarz çekimlerden önce Zeynep

hocam yapabileceğimi hissettirmekle kalmayıp sınırlarımı

zorlamamı sağladı.

Bir kız çocuğunun yıllar sonra annesiyle karşılaşması çok

zor bir an... Neler hissettirdi, nasıl oynadın? Gerçek hayatta

böyle bir şey yaşasaydın senin tepkilerin de benzer

mi olurdu?

Açıkçası çekimlerden önce beni en çok korkutan, üzerinde

en çok düşündüğüm an, Matilda’nın Raşel’in karşısına çıkıp

“Ben senin annenim” dediği andı. Seçildikten sonra sete iki

ay vardı. Sürekli dalıp o nasıl bir his ki diye düşündüğümü

hatırlıyorum. Bir şeyin yokluğunu anlamak zor. En sonunda

“Ne hissedeceğimi bilemiyorum.” dedim, Zeynep hoca

da, “İşte bu!” dedi. Tabii o noktaya gelene kadar bir sürü

tartışma, doğaçlama…

Yağmur sahnelerin de çok etkileyici ve başarılı. Eğlendin

mi, zorlandın mı çekerken?

Barış’la olan yağmur sahnelerimizde çok eğlendim, o bana

set boyunca oyun arkadaşı oldu zaten. Bir de o kadar çok

yağmurlama sahnem vardı ki, set ekibiyle aramızda şakaya

dönüşen bir durum oldu artık bu.

Set atmosferini sevdin mi? Çok tecrübeli isimlerle oynuyorsun,

sana yardım ettiler mi?

Çok şanslıyım ki her sahnede başka öğretmenlerim oldu.

Canımın içi gibi sevdiğim, beraber anlaşılması zor duygular

atlattığımız Gökçe, ince şakaları ve sözleriyle kafamı karıştıran

Fırat, didişip durduğum big brother’ım Salih, beni

her gördüğünde destekleyen Metin, oyun arkadaşım Barış,

zamanla kız kardeşim gibi olan Merve… Sadece oyuncu arkadaşlarım

değil, tüm ekip çok yardım etti. Yeni bakış açıları

veren makyajdan Yuliya, her sahne sonrası iyi miyim diye

kontrol eden kostümden Sinem, alakasız bir yerde adını

söylesem telsizden buyrun efendim diye sesi gelen rejiden

Hazal, catering’ten bana gözü gibi bakan Erdal abim, buz

gibi kış havalarında işinin arasında sıcak su torbasının peşine

düşen kamera ekibinden Ozan, Raşel’le her seferinde

ıslanan ronin Savaş, eğlenceli hafifliğiyle sevgili görüntü yönetmenim

Ahmet... Seren hocanın beni rahatlatan sarkastik

halleri, beni benimle tanıştıran Zeynep hocam… Eğer iyi bir

iş çıkarabildiysem, bu insanlar ve daha adını saymadığım

ekipteki herkes sayesinde.

Sizin neslin modern dünyayla ilgili en önemli şikayeti ve

meselesi nedir?

Bu soruyu sorduğunuza hem çok sevindim hem de tüm nesil

adına bir şey söylemek istemediğim için çekindim. Adaletsizlik,

hukuksuzluk, işsizlik, parasızlık, fırsat eşitsizliği,

baskı, sansür… Çok şey denebilir. Benim modern dünyayla

ilgili en önemli şikayetim, var olmanın bedeli. Var olmak için

bir şeyler yapmaya zorlanmak, bireylerin istekleri doğrultusunda

hayatlarını yaşamasını engelliyor.

Salih Bademci

Eğlence sektörüne yeni bir vizyon getirme hayalleri kuran

Selim... Seyirci senden yine müthiş bir performans

izleyecek değil mi? Nasıl bir karakter yarattın?

1950’lerin değişen dünyasında ve Türkiye’sinde eğlence

sektörünün de değişmesi gerektiğini fark eden, bir şov

yaratma hayali kuran biri Selim. Hayallerine çok inanan,

içinde bunun ufak ufak hırslarını da taşıyan, biraz naif ve

kırılgan, biraz da çılgın bir insan portresi vardı önümüzde.

Saçından bakışına, gözüne ve kostümüne kadar sıfırdan

var etmeye çalıştığımız bir karakter oldu. Çok da başarılı ve

güzel olduğuna inanıyorum. Bence her oyuncunun ağzını

sulandıracak bir rol, bu nedenle kendimi çok şanslı hissediyorum.

Hayal satan bu adamın babasıyla büyük meselesi var,

ama en büyük hayali babasının kendisini takdir etmesi.

Pek çok ailede bugün bile geçerliliğini koruyan bu durumun

senin hikayendeki etkisini anlatabilir misin?

Aslında Selim’in kendisi mühendislik mezunu. Babasını

memnun etmek için o okulu okumuş, diplomasını duvarına

asmış, sonra da kendi hayallerinin peşine düşmüş biri. Özellikle

o dönemin dinamiklerine, anlayışına bakarsak insanlar

çocuklarının daha “kimlikli” işlere sahip olmalarını istiyorlarmış;

öğretmen, mühendis, doktor gibi... Aslına bakarsanız

günümüzde de değişen bir şey yok, hâlâ pek çok ailede

durum böyledir. Bu tür meslekler hâlâ insanların hayalini

kurduğu ve gelecek açısından garanti gördüğü işlerdir. Ama

Selim bunların hepsinden vazgeçip kendi yolunda yürüyor.

Hırsını daha ilk sahnesinde hissediyoruz Selim’in. Sahne

sanatlarında ve oyunculukta hırs gerekli mi? Başarıda

payı nedir?

46 ELLE


Tabii ki hırsın başarıda payı vardır, ama hırs tek başına yeterli

değildir. Bir insanın başarılı ve iyi olması hırsıyla alakalandırılabilir,

hırs seni bir şekilde yönlendirebilir. Bazen

seni çalışmaya, zekice şeyler üretmeye, orijinal fikirler bulmaya,

kendine bir şeyler katmaya teşvik eder ve bu da seni

bir yerlere getirir. Bazen de o hırsa körü körüne bağlandığında

yanlış şeyler yapabilirsin. Aslında biraz iyi veya kötü

olma durumunu belirler bu.

1950’li yılların ortasında Pera’da bir kulüp... Ve yapılmayanı

yapmak isteyen bir şovmen... Karakteri inşa

ederken referans aldığın isimler oldu mu?

Oldu; 1950’li yılların o değişim rüzgarını yansıtan isimlerden

Zeki Müren ve Erol Büyükburç’u sayabilirim. Karakter

olarak değil ama yaptıkları marjinallikler, getirdikleri yenilikler

açısından onları referans aldığımı söyleyebilirim.

Yurtdışında da Liberace var aynı şekilde. Benim için belirleyici

oldular.

Seni ilk kez mi şarkı söylerken izleyeceğiz? Nasıl çalıştın,

kimlerin şarkılarını seslendirdin?

Sezen Aksu, Kenan Doğulu ve Ender Akay’ın şarkıları var.

Beni şarkılara Bade Kaynar Dedemen çalıştırdı. Cem Ergunoğlu’na

değinmeden geçemem. Bade ile birlikte benim

için çok kıymetliler. Cem, sözleri anonim olan ‘Seni Düşünürken’i

düzenledi. Hazır bu şekilde değinmişken devam

edeyim. ‘Resim’in sözleri, müziği ve de düzenlemesi Gökhan

Mert Koral’a ait. ‘Masal’ın sözleri Sezen Aksu ve Sibel

Algan imzası taşıyor; müziği ve düzenlemesi ise Ender Akay

ve de Cem Ergunoğlu’nun. Bunlar tabii sadece ilk kısımda

dinledikleriniz; ikinci kısımda devamı da var.

O zamanın eğlence hayatı ile şimdiki arasında nasıl farklar

gözlemledin?

O yılların eğlence hayatı zarafet, kalite ve saygınlık içeriyor.

Eğlenmek özel, değer verilmesi gereken bir eylem; insanların

zaman ayırdıkları ve de para harcadıkları bir şey. Şık

olmaya çalıştıkları, zevkli müzik dinlemek ve de iyi yemek

yemek istedikleri yerler söz konusu. Eğlence aynı zamanda

konfor, saygınlık, estetik içeriyor. Benim de daha hoşuma giden

bir eğlence anlayışı bu.

Yönetmeniniz Zeynep Günay Tan ile bu üçüncü buluşman.

Fırat Tanış ve Barış Arduç ile de iki farklı projede

uzun süre birlikte çalışmıştın. Oyun kaslarını bildiğin kişilerle

çalışmak avantaj yarattı mı?

Oyuncu kaslarını bilsem bile unutmamak gerekir ki oyuncular

her rolde bambaşka kas refleksleri geliştirirler. O

yüzden aslında her seferinde başka başka kaslarla çalışırsın.

Zeynep Günay Tan, benim gerçekten en rahat ettiğim

yönetmenlerin başında çünkü kendimi ona rahatça emanet

edebiliyorum. Birini bu kadar tanımak ve bilmek çok büyük

rahatlık ve konfor sağlıyor; bu harika bir avantaj. Tüm

oyuncular için de aynısını söyleyebilirim. Gökçe’yle ilk defa

çalıştım ama bayılarak partnerlik yaptım onunla. Çok mutluydum;

Metin’le de öyle. Seren Yüce’yi de es geçmeyelim.

O da Zeynep gibi bana çok destek oldu. Çok rahat ve keyifle

çalıştığım bir yönetmendi.

Bugüne kadar farklı rollerde çıktın karşımıza. Aralarında

seni çok etkileyen, geliştiren özel bir tanesi var mıydı?

Hepsi diyebilirim. Hepsi için hayallerim vardı; dönüp baktığım

zaman kimi karakterler birbirine benzese bile aslında

nüanslarla birbirinden ayırmışım. Selim tabii yazım olarak

çok renkli bir karakter. Dediğim gibi her insanın bence ağzını

sulandıracak bir rol. O yüzden benim için her şeyiyle çok

güzeldi.

Senaryoyu okuduğunda aklında canlandırdıkların ile

sette yönetmenin istediği farklı olursa nasıl bir yol izliyorsun?

Bir yerde anlaşmak zorundayız. Savaş kazanılamıyorsa

ateşkese gidilir. Ama yönetmenin istediği her zaman ön

planda tutulmalıdır çünkü sen karakterini tasarlarken yönetmen

o karakterin içinde yer aldığı tüm dünyayı kuruyor.

Ve seni orada görmek istediği bir yer var. Yönetmenin hayal

ettiklerini kendine taban yaparsan o tabanın üzerinde zıplamak

her zaman daha kolay ve keyifli olur.

Mesleğindeki en büyük motivasyonunu nasıl açıklarsın?

Keyif almak, iyi bir iş yapmak, iyi bir rol çıkarmak, farklı roller

çıkarmak. Onun dışında kalan zamanımı eşim ve çocuğumla

keyifle geçirmek.

ELLE 47


Metin Akdülger

Tüm hikayenin odak noktasında duran Kulüp İstanbul

mekanının sahibi Orhan nasıl bir karakter?

Bu tür sorulara cevap vermek biraz riskli tabii ki ama kısaca

özetleyecek olursam; Orhan Kulüp sayesinde hayata tutunabilen

biri, özgürlük onun için dünyanın en güzel şovu. Bu

şova giden ilk adım hayal kurmak onun için.

Karakteri çıkarırken nasıl bir çalışma yöntemin oldu? Dış

görünüşünü, ifadelerini, ses tonunu, perspektifini nasıl

belirledin?

Öncelikle Zeynep Hanım’ın anlatımını anlamaya çalıştım.

Çok tutkulu ve aktif biri Zeynep Hanım, beni Orhan’la tanıştırdığında

hayatımdaki atmosfer değişti diyebilirim. Bu

atmosferi sahneye aktarabilmesi için de ne istediğini her

daim arayan biri. Bu, bir oyuncu için şans. Senaryoya çalışırken

hızlıca incelemem için bana birkaç kaynak önerdi ve

kısa sürede kendimi dönemin külliyatının içinde buldum.

Müzik bana her zaman iç ritim için fikirler verir. Mesela The

Platters / The Great Pretender, Glenn Miller Orchestra,

Bing Crosby veya Paul Anka gibi isimlerden oluşan bir şarkı

listem vardı, neredeyse sürekli dinliyordum. Bir yandan da

dönemin siyasetine ve toplumuna dair kaynaklar okudum,

izledim. Tam Orhan’ı bunların içerisinde nasıl bulacağımı

keşfetmeye başladım derken hızlıca sete çıktım. Zeynep

Hanım ve Seren Bey’in ışığında karşınıza böyle bir Orhan

çıktı diyebilirim.

Orhan yeni bir şey denemekten ve risk almaktan korkmuyor.

Seni de hep bambaşka tipler ve karakterlerle izliyoruz.

Proje seçerken kriterlerin nasıldır? Risk almayı,

ters köşe yapmayı sever misin? Bu senaryoyu okuduğunda

seni iştahlandıran ne oldu?

Proje seçerken kriterim dürüstlük diyebilirim. Anlatıcılar

ve hikaye bana ne kadar dürüst olursa ben de onlara o kadar

dürüst olabiliyorum ve bu da işin gelişimine ve mesaisine

çok güzel katkı sağlıyor kanısındayım. Riski işi seçerken

değil de, sahnede almayı daha doğru buluyorum. Sektörel

olarak, belirsizlik ve ön hazırlıksızlık üzerine bir düsturumuz

var. Bunu kırmaya çalışıyoruz ama henüz pek muvaffak

olduğumuzu söyleyemeyeceğim, ama istekliyiz. Proje için

kanal ve benzeri detayları belli olmadan önce görüşmüştüm

Zeynep Hanım’la ilk defa. İlk görüştüğümüzde takvim

ve başka gerekçelerle çalışamayacağımız ortaya çıktı, fakat

sonrasında işin kanal ve takvimi belli olunca şartlar bizi

tekrar bir araya getirdi. Ben setin başlamasına az bir zaman

kala dahil oldum ekibe, biraz hızlı oldu, ama hazırlık aşaması

epey yoğun geçti. Bazen kendini akışa kaptırmak insanı

şaşırtabiliyor. Beni hikaye ile ilgili iştahlandıran şeylere gelirsek…

İlk olarak, 50’lerde yaşanan ve o tarihle yüzleşme

fırsatı oluşturan bir hikayenin parçası olma ihtimali çok

ilgimi çekti. Dönemin gece hayatı ve sosyal dinamiklerini

daha da anlama fırsatı verdi bana. Onun haricinde görüntü

yönetmenlerimiz Ahmet Sesigürgil ve Cenk Altun’la birlikte

yeniden çalışma fırsatı beni çok iştahlandırdı. En baskın

etkenlerden biri, tabii ki; çalışma düsturlarını çok merak ettiğim

Zeynep Hanım ve Seren Bey ile çalışma fırsatı oldu.

Annesini önce çok otoriter, sonra da muhtaç vaziyette

görüyoruz. Onunla ilişkisi nasıl etkiliyor Orhan’ı? Sence

ideal anne-oğul ilişkisi nasıl olmalı?

Hayatta ideallere ve disipline saygı duyuyorum ama onların

sadece kerteriz noktaları olduğunu düşünüyorum. İdeal anne-oğul

ilişkisi diye bir şey yok bana göre. İnsan kendini elbette

idealleri uğrunda geliştirmeli, ama biraz da şefkatli ve

bağışlayıcı olmalı. Şefkat ve sevgi olmadan çürümeye başlıyor

insanlar. Orhan ve annesi Mevhibe Hanım bu çürümeyi

birlikte yaşıyorlar, birçoğumuz gibi.

Varlık vergisi, Batılılaşma hamleleri, azınlık hakları... Dizide

o dönemin bazı toplumsal gündemlerine de göndermeler

var. Şu anda sen en çok hangi evrensel meselelerle

ilgilisin, dünyayla ilgili şikayetlerin nedir?

50’lere benzer bir geçiş dönemi yaşıyoruz aslında, değerlerin

ve kimliklerin değiştiği sancılı zamanlar bunlar. Ben son zamanlarda

insan hakları ve dünya hakları üzerine epey kafa yoruyorum.

İnsanın dünyadaki yerini baştan tayin etmesi gerektiğini

ve daha fedakar ve dengeli olması için ne gibi yollardan

geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Böyle şeyler yazıyorum,

çiziyorum biraz.

Oyunculukta kendi dünyanı yaratınca gerçek dünya ile ilişkin

aynı kalabiliyor mu?

Açıkçası bilmiyorum, şahsen kendi adıma içinde olduğum

hikayeleri hayatımın merkezine alıyorum. O dönem başka

bir şey olmuyor pek hayatımda, en azından böyle olmasına

uğraşıyorum. Doğal olarak hayatımı etkiliyor tabii ki, ama

kendi gerçekliğimin kontrolü her zaman benim elimde,

bunu biliyorum. Hiçbirimiz dün olduğumuz insanla aynı

değiliz zaten, yaşıyoruz çünkü.

48 ELLE


Karakterlerinde doğaçlama yapabileceğin bir alan olmasını

mı tercih ediyorsun, yoksa çerçevesinin belli olmasını

mı? Çerçevesi net bir işte senarist/yönetmen ile

çatıştığın noktada ne yaparsın?

Açıkçası, yeterli bilgim ve zamanım varsa hemen her yerde

kendime alan açmayı severim ben, ama bu tamamen reji dilinin

izin vermesiyle alakalı bir durum. Yönetmen istediğini

almak ister ve bazen sizin yorumunuzla ilgilenmez. Bazen

de ne istediğini belirlemez ve sizin arayışınıza katılır ve kendi

zamanını alarak sizi yönetmeye çalışır. Tamamen çalışma

yöntemiyle ve şartlarla alakalı. Yönetmenin zamanı, imkânı

ve isteği varsa ne ala. Ben iki türlü de çalıştım, bunun dengesini

bulan anlatıcılarla daha iyi anlaşıyorum diyebilirim.

Okulda bir dönem asistanlığını yaptığın değerli sanatçımız

Yıldız Kenter yaşasaydı ve Orhan rolündeki performansını

izleseydi ne derdi sence?

Keşke görseydi, hazırlanırken ne kadar güzel olurdu onun

nasihatleriyle sete girmek. Ne yorum yapardı kestirmek

güç; ritim ve tepki ile ilgili birkaç laf ederdi büyük ihtimalle.

Tavır ve hitabet üzerine tespitleri olurdu tahmin ediyorum.

Özlüyorum asistanı olduğum dönemi… Ruhu şad olsun.

Çok farklı platformlara üretim yapıyorsun. Yeni tiyatro,

sinema, dijital, televizyon ya da müzik projen var mı?

Televizyon hariç hepsinden var diyebilirim. Zaman içinde

emin adımlarla gerçekleştirmeye çalışıyorum projelerimi,

hepsinin hak ettiği değeri ve zamanı yaratmaya çalışıyorum.

Mesleğinle ilgili kurduğun en büyük hayal?

Adaletli ve disiplinli bir çalışma ortamında, işinin ehli dostlarımla

beraber yeni bir dünya yaratmak ve bu dünyada hep

birlikte özgürce oynamak.

Kulüp hakkında...

•Yönetmenler: Zeynep Günay Tan, Seren Yüce

•Yapımcı: Saner Ayar, Ayşe Durmaz (O3 Media)

•Senaryo: Necati Şahin, Rana Denizer,

Serkan Yörük, Ayşin Akbulut, Bengü Üçüncü

•Oyuncular:

Gökçe Bahadır (Matilda)

Barış Arduç (İsmet)

Asude Kalebek (Raşel)

Salih Bademci (Selim)

Metin Akdülger (Orhan)

Fırat Tanış (Çelebi)

•Yapım şirketi: O3 Media

•45 dakikalık 10 bölümden oluşuyor

•Format: Soapy Drama

•Gösterim tarihi 1. Kısım (6 bölüm): 5 Kasım

•Gösterim tarihi 2. Kısım (4 bölüm): Yakın bir

tarihte gösterime girecek

•Görüntü Yönetmeni: Ahmet Sesigürgil, Cenk Altun

•Sanat Yönetmeni: Murat Günay

•Kostüm Tasarım: Gamze Kuş

•Makyaj Tasarım: Gila Benezra

•Saç Tasarım: Şahin Gül

ELLE 49


KULÜP DIZISI,

KONUSU VE OYUNCU

KADROSUYLA BU YILIN

EN POPÜLER NETFLIX

IÇERIKLERINDEN BIRI

OLMAYI BAŞARDI.

6 BÖLÜMLÜK ILK KISMIN

ARDINDAN

4 BÖLÜMLÜK IKINCI

KISIM DA ÇOK YAKINDA

YINE NETFLIX’TE.

50 ELLE


Metin Akdülger: Boğazlı logo detaylı triko,

8950 TL, Bej rengi pantolon, 7450 TL ikisi de

FENDI / BEYMEN Suni kürklü palto,

59.950 TL, BOTTEGA VENETA / BEYMEN Siyah

Oxford ayakkabı, 999 TL, ALDO Altın rengi

yüzük, moda editörüne ait

Salih Bademci: Hardal rengi boğazlı kazak,

4299 TL, LARDINI / BEYMEN Gri kırçıllı ceket,

24.450 TL, Pantolon, 10.750 TL, ikisi de

BOTTEGA VENETA / BEYMEN Bordo kaşkol,

1790 TL, VAKKO Lacivert kalın tabanlı loafer,

1749 TL, LES BENJAMINS Baklava desenli çorap,

moda editörüne ait

Gökçe Bahadır: Taba rengi asimetrik kesimli

bluz, 4349 TL, Midi boy etek, 9250 TL, ikisi de

A.W.A.K.E MODE / BEYMEN Logo detaylı topuklu

ayakkabı, 8950 TL, FENDI / BEYMEN Altın rengi

küpe 3290 TL, MER’S ‘Harmonia’ kelepçe bileklik,

5000 TL, SWAROVSKI Altın rengi yüzük, moda

editörüne ait

Asude Kalebek: Bordo elbise, 27.450 TL, ALAIA

/ BEYMEN Fiyonk detaylı siyah ‘Fiocco’ makosen,

SERENA UZIYEL

Barış Arduç: Kalın krem boğazlı kazak, 749 TL,

W COLLECTION Taba rengi pantolon, 4499 TL,

LARDINI / BEYMEN Bordo kalın tabanlı loafer,

1749 TL, LES BENJAMINS

Çekim Ekibi

Metin Akdülger Saç: Fatih Tinmaz

Barış Arduç Saç: Yaşar Ertem

Gökçe Bahadır, Asude Kalebek, Salih Bademci Saç: Harun Ateş, Remzi Ateş

Metin Akdülger Makyaj: Aynur Kabak

Gökçe Bahadır, Asude Kalebek, Salih Bademci Barış Arduç Makyaj: Melis İlkkılıç

Fotoğraf Asistanları: Furkan Irmak, Furkan Pala, Furkan Kumaş

Moda Ekibi: Damla Hasanreisoğlu, Vedat Esendere, Dilara Vural, Furkan Çelik

Gökçe Bahadır, Asude Kalebek, Salih Bademci Barış Arduç Makyaj Asistanı: Katibe Aydın

Prodüksiyon: Zeynep Altınkut, Ayşe Tuncay / PPR Istanbul

ELLE 51


ELLENOSTALJİ STİL

52 ELLE


MODANIN

muhteşem çağı

Hasır çanta,

MEHRY MU

50’LER VE 60’LAR

BU YAZIYI OKUYUP FOTOĞRAFLARA BAKARKEN GEÇMIŞ

ZAMANDA BIR YOLCULUĞUN YANI SIRA BUGÜNÜN MODASINA

DAIR DE BIRÇOK IPUCU YAKALAYACAKSINIZ. MODA TARIHININ

EN ILHAM VERICI, EN DIŞI, EN ŞIK, EN ÖZGÜR VE EN DEVRIMCI

YILLARINA IŞINLANIYORUZ.

YAZI: SELİN MİLOŞYAN FOTOĞRAFLAR: GETTY IMAGES TÜRKİYE, SHUTTERSTOCK, IMAXTREE.COM

Sürekli bir devinim halinde olan modanın toplumsal

olaylarla birlikte nasıl değişip dönüştüğünü görmek

ve bu sonsuz devinimde tekrar tekrar karşımıza çıkan

trend ve parçaların her seferinde dönemin dokunuşlarıyla

yeniden nasıl yorumladığını izlemek, bu zengin

dünyanın giydirmek dışında bizlere bahşettiği en güzel

şey. Her seferinde bildik, tanıdık ama biraz değişmiş bir

dostla karşılaşmak gibi...

Tam 52 yıldır couture koleksiyonu hazırlamayan Balenciaga

markasının geçtiğimiz 7 Temmuz’da gerçekleştirdiği

haute couture defilesinde; 50’lere damga vurmuş Cristobal

Balenciaga’nın tasarım estetiğini Demna Gvasalia’nın güncel

kıyafetlerinde izlemek ve hissetmek tam da yukarıda

bahsettiğimiz konuya gönderme yapıyor.

Moda kendini tekrar ediyor ama hep yeni bir nefes, her

seferinde yeni bir dokunuş ve sürprizle. Öyle ki 50’lerin ikonik

tasarımcısı Cristobal Balenciaga’nın efsanevi şapkalarını,

tüm gereksiz detaylardan arınmış sadeliğini ve mimari

kesimlerini; sokak modasını başka bir boyuta taşıyan Gürcü

tasarımcı Gvasalia’nın çağdaş yorumunda görmek oldukça

ufuk açıcı.

Örnekler saymakla bitmez. 60’lı yılların özgürlükçü havasını

ve bohem stilini Sonbahar/Kış 2021-22 koleksiyonuna

uyarlayan Isabel Marant, İlkbahar/Kış 2022 sezonu için

(1961-1989 yılları arasında Dior’un kreatif direktörlüğünü

yapan) Marc Bohan’ın 1960’lardaki estetiğinden ilham alan

Maria Grazia Chiuri, mükemmel kesimli ceketler, mini ve

trapez etekler ve bandanalarla 60’lara selam veren Versace;

60’ların etkisini bugünün koleksiyonlarına taşıyan isimler

arasında başı çekiyor.

50’ler ve 60’lar modası bugün, 70’ler ve 90’lar gibi en

çok sevilen ve en çok yorumlanan dönemlere işaret ediyor.

Savaş yıllarındaki yokluğun ardından Christian Dior’un

Pierre

Balmain’in

1953

yılında

tasarladığı

gece

elbisesi.

Parlak mini

elbise,

NUR

KARAATA

Yeşil ayakkabı,

SALVATORE

FERRAGAMO/

BEYMEN

Bele oturan

önden

düğmeli sarı

elbise,

İPEKYOL

ELLE 53


ELLENOSTALJİ STİL

1952 yılında, henüz 25 yaşındayken moda evini açan Hubert de Givenchy bele

oturan sade, zarif, şık ve rafine tasarımlarıyla kadınların gönlünü fethetti. Manken

Bettina Graziani’nin adını taşıyan işlemeli “Bettina Bluzu”yla (tam üstte) oldukça

ünlendi. Haute-couture’e altın çağını yaşatan Fransız modacı, başarısını “Tiffany’de

Kahvaltı” filminde Audrey Hepburn’e giydirdiği siyah elbiseyle katlarken, Jackie

Kennedy, Prenses Grace Kelly ve Elizabeth Taylor’un aralarında bulunduğu

birçok ünlünün gardıroplarını hazırladı. Givenchy’nin, 50’lere damga vuran beli

vurgulayan elbiselerden ayrışan “sac dress” (çanta elbise) isimli, bel bölgesinde

genişleyen tasarımlarıyla (üstte sağda) da adından söz ettirdiğini hatırlayalım.

Prada

Sonbahar/

Kış 2009-10

koleksiyonunda

Christian

Dior’un

bele oturan

tasarımlarından

ilham alarak,

50’lerin stiline

methiye düzen

kıyafetlere

imza attı.

PRADA

PRADA

MaxMara Kreatif

Direktörü Ian

Griffiths 1951

yılında kurulan

markanın 50’ler

etkisini taşıyan kış

koleksiyonunu şöyle

anlatıyor:

“Koleksiyonu

pandemi

döneminde

evde ‘The

Crown’ izlerken

hazırladım ve

dizinin giyim

kodlarından bolca

etkilendim.

Yırtmaçlı ve uçuşan

etekler 50’lere

gönderme yapıyor.

Ayrıca baskılı,

ipek eşarplar da o

yılların modasını

hatırlatıyor.”

MAXMARA

MAXMARA

“New Look”unun açtığı feminen ve gösterişli tasarımlarla

birlikte her anlamda bolluk ve bereketin, umarsızlığın öne

çıktığı, haute couture’ün altın çağını yaşadığı, Chanel tayyör

gibi unutulmaz parçaların doğduğu, kadınların göğüslerini

dolgun gösteren incecik belli elbiseleriyle tüketim çağının

onlara bahşettiği mutfak robotlarıyla ev hanımlığı görevlerini

yürüttüğü, rengarenk Buick otomobillerle Chuck Berry

plaklarının kol gezdiği yıllardı 50’ler...

60’larsa; mini etek ve pantolonların öngördüğü giyim

özgürlüğünün kadın özgürlüğüne evrildiği, protestoların,

eşitlik ve barış çağrılarının yükseldiği, emprime, çizgi ve

puantiye desenlerinin modayı istila ettiği, Swinging London’un

enerjisinin modayla birlikte popüler kültüre de

bulaştığı, pop-art ve uzay çağının konuşulduğu, hippilerin

sokak giyimine damga vurduğu, eğlenceli, renkli ve oldukça

hareketli yıllar olarak kazındı hafızalara...

Yeniden hatırlayalım...

Gül Hürgel

Resort

koleksiyonunda,

nakış detaylarla

zenginleşmiş

50’lerin bele

oturan kloş

etekleriyle

60’ların canlı

renk bloklarına

ve mini puantiye

desenlerine yer

veriyor.

Bele oturan

kolsuz elbise,

MACHKA

54 ELLE


LOUIS VUITTON

Bele oturan

ceket,

NAZLI CEREN

DIOR

YİNE

YENİDEN VE

HER DAİM

“NEW LOOK”

İnce bel hattını vurgulayan, diz

altına kadar uzayan kabarık ya

da kalem eteklerin tanımladığı,

yuvarlak omuzların dikkat çektiği

Christian Dior’un ikonik “New

Look” akımı, 50’lerin modasına

damga vurmanın ötesinde,

bugün hâlâ yine ve yeniden

yorumlanmaya devam ediyor.

Maria Grazia Chiuri, Dior 2021

couture koleksiyonunda bele

oturan ve altından genişleyen

kloş tasarımlarla (en altta solda)

Christian Dior’un ruhunu şad etti.

LOUIS VUITTON

2000’li yıllarda

Dior’un baş

tasarımcısı olan

John Galliano

ve Louis

Vuitton markası

koleksiyonlarında,

Christian Dior’un

ünlü bele oturan

kabarık etekli

tasarımlarından,

kısaca 1947

yılında yarattığı

Corolle stilinden

birebir ilham

aldılar.

DIOR

DIOR

LOUIS VUITTON

Christian Dior’un

ikonik bar

ceketi yıllara

meydan okuyan,

markanın

sembolüne

dönüşmüş

zamansız bir

parça.

En son Maria

Grazia Chiuri,

Mösyö Dior’un

ilham perisi

Mizza Bricard’ı

kutlamak üzere

bar ceketi leopar

desenlerle

yorumladı (üstte

ortada).

ELLE 55


ELLENOSTALJİ STİL

Altın ve pırlanta taşlı yüzük, CNDN

Gabrielle

Chanel

Tüvit ceket,

SANDRO/BEYMEN

Diz altında

biten turuncu

elbise, DICE

KAYEK

CHANEL

1920’li yıllarda küçük siyah elbise ve

pantolonu kadınlara giydirmesiyle moda

dünyasında öne çıkan Gabrielle Chanel,

II.Dünya Savaşı’nın zorlu koşullarından sonra

50’lerde yeniden moda sahnesine döner ve

1954 yılında tasarladığı yakasız tüvit ceketle

büyük bir başarı yakalar.

Chanel’in kreatif direktörü Virginie

Viard markanın Sonbahar/Kış 2021-22

koleksiyonunda bu ikonik ceketi Gabrielle

Chanel’in çok sevdiği takılarla birlikte kullandı.

Beli

vurgulayan

fiyonklu

uzun etek,

MACHKA

Bele oturan açık

mavi elbise,

ALEXANDER

MCQUEEN/

BEYMEN

Malakit

taşlı küpe,

MELİS

GORAL

JEWELRY

50’LERİN “NEW LOOK”U

2000’LERDE DE YAŞIYOR

Her şey 1947 yılında Christian Dior’un yarattığı “New

Look” akımıyla başlar. 1950’lerin modasını (1956 yılına kadar)

ince beli vurgulayan ve diz altına kadar uzayan volümlü

tam daire etekler, büstiyerler, yuvarlanan omuzlar, bele

oturan ve aşağısı genişleyen ceketler belirleyecektir. Önceki

yılların tutumluluğunun ve mütevazı görünümün aksine

oldukça dişi ve gösterişli bir stille sahne alan “New Look”

akımı 50’li yıllara egemen olup Pierre Balmain, Cristobal

Balenciaga, Jacques Heim ve Hubert de Givenchy gibi isimlere

ilham verirken, modanın döngüsel etkisiyle günümüzden

Betsey Johnson, Marc Jacobs, Vivienne Westwood ve

John Galliano gibi tasarımcıların koleksiyonlarında da yaşamaya

devam etmiştir. Örneğin Prada’nın 2010 Kış koleksiyonundaki

elbise ve paltolar New Look’un öngördüğü gibi

bele oturur ve etekleri buradan dize doğru genişler. New

Look Louis Vuitton’un Sonbahar/Kış 2009-10 defilesinde

de Monsieur Dior’un ruhunu selamlayacaktır.

Christian Dior’un New Look’u tanıttığı defilesinde sunduğu

ünlü Bar ceket de dünden bugüne çeşitli versiyonlarıyla

moda dünyasında varlığını sürdürmüş, farklı tasarımcıların

yaratıcılıklarında ikonikleşmiş bir parça. Bar ceket

vücuda oturan daracık beli ve açık yakasıyla tanınıyor. Modanın

klasiklerinden sayılan bu parçayı en son Maria Grazia

Chiuri’nin Sonbahar/Kış 2021 koleksiyonu için leopar

desenli haliyle yeniden tasarladığını hatırlatalım.

DÖNEMİN EFSANEVİ TASARIMCILARI

50’li yıllara, Christian Dior’un yarattığı feminen silueti

farklı şekillerde yorumlayan Cristobal Balenciaga, Pierre

Balmain ve Hubert de Givenchy’nin damga vurduğunu söylemek

yanlış olmaz. 1945 yılında modaevini kuran Balmain

bustiyerli ve romantik etekli gösterişli tasarımlarıyla Dior’un

çizdiği yolda yürür.

Audrey Hepburn’un “Breakfast at Tiffany” filmiyle özdeşleşen

ikonik siyah elbisenin yaratıcısı Hubert de Givenchy,

50’li yıllarda ipekli gömlekleri, işlenmiş tasarımları ve

şaşaalı balo elbiseleriyle dikkat çekerken o döneme damga

vuran Grace Kelly, Jackie Kennedy, Marlene Dietrich, Greta

Garbo ve Elizabeth Taylor için de unutulmaz kıyafetlere

imza atar. Givenchy’nin ilk koleksiyonunda sunduğu dik

yakalı, fırfırlı, geniş kollu “Bettina” isimli gömleği ismiyle

özdeşleşmiştir. Bu arada Givenchy 1954 yılında tasarladığı,

dönemin bele oturan kıyafetlerinden tamamen ayrışan

geniş ve dizde biten, Fransızca’da “robe-sac” (çanta elbise)

denilen elbiseleriyle de fark yaratır.

Haute-couture tasarımlarının 50’li yıllarda birer sanat

eseri sayıldığı, kendine has kesim ve dikiş tekniğiyle öne

çıkan, Christian Dior’un “o hepimizin ustasıdır” dediği İspanyol

modacı Cristobal Balenciaga, New Look’un vurguladığı

ince beli ortadan kaldıran balon etekleri, daha düz ve

mükemmel siluetleri, tünik gömlekleri ve koza formundaki

balon paltolarıyla yepyeni bir beden formunu yüceltir.

New Look’un izinden giden, tafta elbiseleri ve asimetri

56 ELLE


Haute-couture’ün

modayı yönettiği

50’li yıllarda

kadınlar savaşın

yokluk ve tasarruf

döneminin intikamını

almak istercesine, o

yılların “New Look”

modasına da uygun

olarak, göğüsleri

ve beli vurgulayan,

kumaşların bolca

kullanıldığı

tasarımlarla arzı

endam ettiler. Süslü

şapkalar, uzun

eldivenler ve mini

topuklu ayakkabılar

bu stili tamamlayan

aksesuarlar

arasındaydı.

ELLE 57


ELLENOSTALJİ STİL

Fileli bere,

DIOR

Kürklü etol,

MAX&Co.

Zsa Zsa Gabor

1952 yılında

Moulin Rouge

filminden

bir sahnede

görülüyor.

Kürklü etoller,

fırfırlı yakalar,

fileli ya da

tüllü şapkalar,

uzun eldivenler;

dönemin en şık

aksesuarları

arasında başı

çekiyor.

Yaka detaylı

transparan

siyah gömlek,

ROMAN

1950’li yıllar,

VAZGEÇİLMEZ PARÇALAR

• İlk defa Audrey Hepburn’un kırmızı gömleğinde

fark edilen, bir tür “çocuk-kadın” kimliğinin altını

çizen bebe yaka, bu dönemin en çok tercih

edilen aksesuarlarından biri olur.

• Tüllü şapkalar dönemin en şık ve zarif

aksesuarlarından.

• Bele oturan ve devamında bileğe kadar

genişleyen etekler “New Look” stilinin göstergesi

olarak bu döneme damga vurur.

• 50’li yıllarda Marilyn Monroe ve Grace Kelly

gibi yıldızların tercihiyle altın çağını yaşayan

kalem etekler bugüne uzanan zamansız bir

parça. 2017 kış koleksiyonunda Dior’un kreatif

direktörü Raf Simons kalem eteklerin çeşitli

versiyonlarını sunmuştu.

• Ayakkabıcı Raymond Massaro’nun Coco

Chanel için yarattığı iki renkli ayakkabılar

markanın imzasına dönüşür. Chanel’e göre bej

renk bacağı uzun, uçtaki siyahsa ayağı kısa

gösteriyordu.

• Bileğin üzerinden dirseğe doğru uzayan saten

veya ipek eldivenler dönemin gece elbiselerine

eşlik eden en şık aksesuarlardandı.

• Gabrielle Chanel’in 1955 yılında sunduğu

Chanel 2.55 zincirli çanta markanın ikonik ürünü

olarak hâlâ

farklı şekillerde yorumlanmaya devam ediyor.

Jean’den, tüvit kumaştan ve taşlı haliyle o bir

ölümsüz.

Audrey

Hepburn

Beli sıkı kabarık

etek ve üst, H&M

Siyah kapitone

etek, DIOR

2.55 model,

zincirli kapitone

çanta, CHANEL

Chanel’in ikonik

siyah burunlu bej

ayakkabılarının

ardında Fransız usta

Raymond Massaro var.

58 ELLE


tutkusuyla bilinen couture’ün bir başka ismi Fransız tasarımcı

Jacques Heim de 50’ler modasına dahil edilebilir.

“MONSIEUR”LER ARASINDA

TEK BİR “MADEMOISELLE”

50’li yıllar dişiliği yücelten tasarımlarla kadınları seksi ve

romantik formlar içinde konumlandırırken bunu her daim

erkek modacılar aracığıyla yapmış, kadın giyimini eril yeteneğin

eline bırakmıştır. Tüketim toplumunun teknolojik hediyeleriyle

oyalanmak üzere evlerinde o dönemin öne çıkan

bele oturmuş elbiseleriyle mükemmel eş rolünü oynayan ve

eşlerinin başarılarını kutlamak üzere dışarıda New Look

tarzı gece elbiseleriyle salınan ev kadınlarına bambaşka bir

giyim tarzı önerecek olan isimse, Gabrielle Chanel’dir. Haute-couture’ün

yüksek “Monsieur”leri arasında ismini savaş

yıllarında yaşadığı durgunluğun ardından yeniden duyurmayı

başaran Chanel, 1954 yılında tasarladığı yakasız tüvit

ceketle moda dünyasına muhteşem bir dönüş yapar. Bu ceket

o yılların kadınsı stiline tamamen zıt olan androjen bir

tarzın simgesi olduğu kadar bambaşka kaygılar ve özgürlükçü

taleplerle gelen yeni bir neslin de habercisidir.

“New Look”un zirvede olduğu,

kadınların incecik belli elbiselerle

salındığı dönemlerde İspanyol

tasarımcı Cristobal Balenciaga

bambaşka formlar kucakladı, ön

tarafı vücuda oturan ve arkadan

oldukça bol kesimli kıyafetler yaptı,

göğüs ve bel bölgesine özgürlük

veren tasarımlara imza attı. Koza

kaban, balon etek ve ceket,

çuval elbise gibi modelleri moda

dünyasında çığır açtı.

BALENCIAGA

Balenciaga’nın kreatif direktörü Demna Gvasalia 2021

couture koleksiyonunda hacimli etekler, büyük yakalar

ve mimari siluetlerle, markanın kurucusu dikiş ustası

Cristobal Balenciaga’nın tasarım felsefesini onore etti.

50’lerin estetiğini bugünün teknolojisiyle ve Gvasalia’nın

yorumuyla yeniden karşımıza çıkaran koleksiyon,

modanın tekrar ederken aslında ne kadar yaratıcı ve

özgün kalabildiğini göstermiş oldu.

BALENCIAGA

Balenciaga’nın

couture defilesi

için ünlü şapka

tasarımcısı

Philip Tracey

ile bir araya

gelen Demna

Gvasalia,

Cristobal

Balenciaga’nın

tasarladığı

efsanevi

şapkaları

hatırlatan ve

adeta heykele

öykünen

şapkalarıyla

hayranlık

uyandırdı.

ELLE 59


ELLENOSTALJİ STİL

1952

1956

1951

1951

1953

1951

1952

21 Kasım 1945 yılında

Fransız gazeteci Hélène

Gordon-Lazareff’in

kurduğu ve bugün

tam 46 edisyonuyla

okuyucularına seslenen

ELLE dergisinin Fransız

edisyonu, 1950’li yıllarda

birbirinden renkli ve

eğlenceli kapaklarla

yayınlanmış.

1952

1950

1952

1958

1950

1950

1958

MODA DERSİ GİBİ KAPAKLAR

Fransız ELLE dergisinin 1950’li yıllardaki kapaklarının her biri

dönemin moda olaylarına ve güzellik trendlerine ışık tutuyor.

Christian Dior’un New Look akımından o yıllara damga vuran

elbise modellerine, kalem eteklerden Yves Saint Laurent’nın 1958

yılında yarattığı A kesimli trapez elbiselere, dergi kapaklarında o

dönemin moda tarihine tanıklık etmek mümkün.

ELLE dergisi yıllardır sadece Fransız edisyonuyla değil, ELLE

Türkiye dahil diğer tüm edisyonlarıyla öncü bir moda dergisi

olmanın yanı sıra, kurucusu Hélène Gordon Lazareff’in izinde

toplumsal olayların altını çizen, kadın özgürlüğünü ve haklarını

savunan içerikleriyle de fark yaratıyor.

60 ELLE


Geçtiğimiz

yıllarda Paris’te

Palais Galliera’da

izleyiciyle buluşan

“Les années 50 - La

mode en France,

1947-1957” isimli

sergi 50’li yılların

modasını anlatmak

dışında, bu yıllara

adanan kapsamlı bir

işle 50’lerin moda

tarihinde ne denli

belirleyici olduğunu,

o yıllarda ortaya

çıkan stillerin bugün

de tasarım dünyasını

etkilemeye devam

ettiğini gösteriyor.

Olivier Saillard küratörlüğünde gerçekleşen

sergide; 50’li yıllara isimlerini altın

harflerle kazımış Jacques Heim, Chanel,

Balenciaga, Jacques Fath, Pierre Balmain,

Christian Dior, Jacques Griffe, Hubert de

Givenchy ve Pierre Cardin gibi isimlerin

tasarımları dikkat çekti. Konuklar Jacques

Fath’in kadife ve tafta elbiselerine, Jeanne

Lanvin’nin gece kıyafetlerine ve Chanel’in

küçük siyah elbisesine hayran kalarak

sergiden ayrıldı.

ELLE 61


ELLENOSTALJİ STİL

Couture egemenliğinin

yerini hazır giyime

bıraktığı, elbiselerin

küçülüp daraldığı ve

etek boylarının kısaldığı,

gençlerin, sokak stilinin

ve Hippi modasının

topluma egemen olduğu,

mini etek ve şortların,

kot pantolonların, etnik

ve eğlenceli desenlerin,

metalik tasarımların,

vinil kumaşların öne

çıktığı, kısaca topyekün

bir değişimin yaşandığı

60’lara hoşgeldiniz.

62 ELLE


60’LAR, SWINGING LONDON

VE MİNİ ETEK

50’li yılların şık, feminen ama kadınları bir nevi couture’ün

altın kafesine sokan beli sıkı tasarımları, 1958 yılında Yves

Saint Laurent’nın A kesim olarak bilinen ve bel bölgesine

özgürlük tanıyan trapez elbise modelini kullanıma sokmasıyla

bir kenara itilir.

Bu arada Carven, Fath, Paquin ve Piguet gibi couture tasarımcılarının

konfeksiyoncularla işbirliği yapıp kıyafetlerini

daha mütevazı fiyatlara satmaya başlamaları, daha fazla

özgürlük isteyen, daha genç, eğlenmeye meraklı, kurallara

meydan okuyan bir kesimin varlığını da doğrulamaktadır.

Değişim başlamış, sokak, gençlik, cesaret ve özgürlük

arzusuyla tutuşan isyan ruhu topluma egemen olurken

moda da Yves Saint Laurent, Paco Rabanne, Pierre Cardin

ve Courreges gibi devrimci sayılabilecek tasarımcıların izinde

bu değişimi destekleyip dönüştürmeye çoktan hazırdır.

Yıllardır haute-couture’ün ve Paris’in egemenliğinde

şekillenen modanın, 60’ların başında Londra’nın müzik, çeşitli

trendler ve sanat alanında çıkış yakalaması ve bu çıkışın

adı sayılabilecek Swinging London’la İngiltere’nin hakimiyetine

geçmesine tanıklık ederiz.

The Beatles, The Rolling Stones, The Who dinlendiği,

The Roaring Twenties, The Scene, La Discothèque, The

Flamingo ve The Marquee gibi kulüplerde eğlenildiği, zevk,

eğlence, müzik, parti ve sosyalleşmenin sosyal hayatı şekillendirdiği

60’ların Londra’sında gençler tüm bu değişimin

ve hızlı hayatın paralelinde giyinmeye başlar. Kısalan saçlar

ve etekler, gençleşen stiller, rengarenk ve sınırsız desenler

tasarımcıları etkilerken, onlar da yepyeni moda keşifleriyle

isyankar ve kural tanımayan bir kuşağı mutlu etmekten geri

durmazlar.

Swinging London’ın en önemli tasarımcılarından sayılan

Mary Quant kadınlara mini eteği giydirerek özgürlük ve

hareket serbestisi bahşediyor, onları 50’lerin kumaş hamallığından

kurtarıyordu. Kaküllü saç kesimiyle de ilham veren

Quant, Londra’daki King’s Road’taki butiğinde kısacık şortları

ve etekleri Londralı genç kızlarla tanıştırırken Twiggy,

Eddie Sedwick, Jean Shrimpton ve Marianne Faitfull gibi

isimler de bu parçanın yaygınlaşmasında büyük rol oynadılar.

Jackie Kennedy’nin de 1968 yılında Yunanlı armatör

Onasis’le evlenirken mini etekli bir gelinlik taşıdığını hatırlatalım.

O dönem için oldukça özgürlükçü sayılan mini etek,

geleneklere karşı çıkan, anneleri gibi mutfaklarında bele

oturan uzun etekli elbiseleriyle eşlerine yemek pişirmekle

yetinmeyen, iş hayatında yer edinmek isteyen, politik fikirleriyle

de ebeveynlerinden ayrışan genç kızların feminist

sesinin de sembolüydü.

İngiltere’de mininin yaygınlaşmasında rol oynayan bir

başka tasarımcı da John Bates oldu. Özellikle göbeği açıkta

bırakan ve transparan modelli mini elbiselerle etek boylarının

kısalmasının yolunu açtı. Mini etekleri Amerika’yla

buluşturan isimse Rudi Gernreich olarak biliniyor.

YVES SAINT LAURENT

PIERRE CARDIN

Geçtiğimiz 2020 yılında 98 yaşındayken

hayata gözlerini yuman Pierre Cardin vinil

kumaşlı kıyafetleri, “bulle” (kabarık) elbisesi

(solda) ve kozmonot tasarımlarıyla yalnız 60’lar

modasına değil bugünlere de damga vurdu.

Yves Saint Laurent’nın Piet Mondrian’ın soyut

çalışmalarından ilham alarak hazırladığı ve 1965

yılında çıkan Mondrian koleksiyonu (altta) dünden

bugüne hep taklit edildi. Fransız modacının

tasarımları ilham perileri Betty Catroux ve Loulou

de la Falaise’in stilinde (sağda) ölümsüzleşti.

Pembe gözlük, VOGUE

PIERRE CARDIN

Logolu

gömlek,

TWIST

PIERRE CARDIN

Betty

Catroux

Fileli mini elbise,

M MISSONI

Loulou

de la

Falaise

Desenli palto,

BAQA

PIERRE CARDIN

Sarı ayakkabı,

DOLCE&GABBANA/BEYMEN

ELLE 63


ELLENOSTALJİ STİL

DIOR

DIOR

60’LAR MODASINDA ÜÇ SİLAHŞORLER

Stilden toplumsal hayata cesaretin damga vurduğu, kadın

özgürlüğünün giyim ve sosyal dinamiklerle paralel yaşandığı

60’larda Amerika ve İngiltere’nin yanı sıra Fransa’da da

moda tasarımına dair önemli gelişmeler yaşanır.

Fransa’da mini eteğin popülerleşmesine katkıda bulunan

ve onu “Courreges boots” adıyla anılan ikonik beyaz

botlarıyla giydiren Andre Courreges o dönem modaya fütürist

ve genç bir ruh üfledi. 21. yüzyılda bile neler yaşanacağını

tahmin edebilen vizyoner tasarımcı vinil ve PVC

gibi yepyeni kumaşlar kullanarak yarattığı mimari ve geometrik

formlarıyla, mizahın eksik olmadığı eğlenceli tasarımlarıyla

dikkat çekti. İngiltere’de Mary Quant’ın ve John

Bates’in öncülüğünü yaptığı mini eteğe daha renkli bir kimlik

kazandıran ve ona A kesimi bahşeden Courreges 1964

yılında “Moon Girl” (Ay Kızı) isimli koleksiyonuyla beş yıl

sonra Amerikalı astronotların Ay’a ayak basacağını çoktan

öngörmüştü. Çünkü moda toplumsal gelişimlerden ayrı düşünülemezdi.

Çünkü 1961’de Yuri Gagarin Uzay’a çıkmış,

1969’daysa Neil Armstrong Ay’a ayak basmıştı ve moda bu

olayların gerisinde ve dışında kalamazdı.

Go-go çizmeleri, vücuda oturan pantolon ve tulumlarıyla,

şık astronot kostümleriyle hafızalara kazınan Courreges’le

birlikte dönemin üç silahşorları olarak anılan Pierre

Hipnotize eden ve pop renklerin

kullanıldığı bir dekorda

gerçekleşen Dior’un İlkbahar/Yaz

2022 defilesinde Maria Grazia

Chiuri 60’lar İtalyan sanatının

önemli ismi Anna Paparatti’ye

saygı duruşunda bulunurken, 60’lı

yıllarda Dior’un baş tasarımcılığını

üstlenen Marc Bohan’ın da cesur

siluetlerinden (üstte sağda, en

sağda ve altta) esinlendi.

DIOR

MARY QUANT

İngiliz tasarımcı Mary Quant’ın

Londra’da Swinging London’un

damga vurduğu yıllarda

yarattığı mini etek, kadın

özgürlüğünün de sembolüne

dönüşerek bugünlere

kadar geldi. Kadınların

mini etek giymekten asla

sıkılmayacaklarına şüphe yok.

Kırmızı mini

etek, WEEKEND

MAXMARA

Trapez formlu desenli

şort, PANIZSIMA

Twiggy

MARY QUANT

64 ELLE


Vinil mont, COURREGES

DURO OLOWU

60’LAR DEYİNCE...

• Swinging London’un sembolü, bacaklara ve kadınlara

özgürlük veren mini etek, asla eskimeyen bir parça olarak

hâlâ gardıroplarımızda. En çok Jane Birkin ve Twiggy’de

sevdik.

• Fütürizm ve Uzay çağının alameti farikası beyaz bot

ve çizmeler, dönemin mini etekleri ve yine döneme özgü

yukarıdan aşağıya dümdüz inen babydoll elbiselerle

kullanılıyordu.

• Metalik aksesuarların yanı sıra vinil kumaşlı parçalar da bu

dönemde ortaya çıktı.

• Yves Saint Laurent’nın kadınlara armağanı smokin takım

tüm sezonların assolisti olarak podyumları kasıp kavurmaya

devam ediyor.

• 60’ların sonlarına doğru ortaya çıkan Hippi modası,

beraberinde platform ayakkabıları, İspanyol paça

pantolonları, etnik ve gösterişli desenleri, mini şortları ve geniş

ceketleri moda sahnesine entegre eder.

• Bu yıllarda likralı ve naylon kumaşlardan üretilen mayolarda

yüksek belli ve şortlu tek parça modeller dikkat çeker.

Desenli yelek,

DEFACTO

Kalın

platformlu lila

bot, TWIST

ALBERTA FERRETTI

YVES SAINT LAURENT

Bol paça yeşil

pantolon,

İPEKYOL

ELLE 65


ELLENOSTALJİ STİL

“ROMANTİK 50’LER,

CESUR 60’LAR”

Moda Marka Yönetim ve Eğitim Danışmanı Seda

Lafcı, 50’lerde elbiselerin altın çağını yaşadığını,

60’lardaysa pantolon ve mini eteklerin revaçta

olduğunu söylüyor:

“Bir kelimeyle anlatmak istesek 50’ler modası

için romantik ruh, 60’lar için de cesaret

kelimelerini seçerdim. Ünlü moda eleştirmeni ve

yazarı Suzi Menkes elliler için ‘Ah o muhteşem

elliler ifadesini kullanıyor. Gerçekten de elliler

kadar ilgi çekici bir dönem daha yok. Prenses

tarzı elbiseler, köpüren etekler, ince beller, çiçek

desenleri… Bir anlamda savaş sonrası kadınlığa

dönüşü de yansıtıyor bu yıllar.

Her ne kadar muhteşem olsa da Christian

Dior’un popüler hale getirdiği göz alıcı kadın

siluetini ortaya çıkaran ‘New Look / Yeni

Görünüm’ ile bu dönemi yaşamak istemezdim.

Benim tercihim, bu akımın karşıtı gibi duran

Chanel’in kıyafetleri ve bu dönemin yeni

isimlerinden Cristobal Balenciaga’nın ve

Givenchy’nin özgün baskılar ve renklere yer

verdikleri tasarımları olurdu. Küçük siyah

elbise bugün hâlâ gardırobumun vazgeçilmez

parçalarından. 60’lı yıllar modanın 50’li yıllara

göre cesaret kazandığı, yalın ve zarif çizgilerle

oversized, maskülen ve feminen tasarımların

bir arada olduğu bir zaman dilimi. Hepsini de

çok seviyorum. Bu dönemde pantolon ve mini

etekler cesaretin ve bireysel fikirlerin ifadesi

olarak öne çıkıyor. 1950’li yıllarda elbiseler

tüm modacıları birleştiren bir kıyafet oldu

ve adeta altın çağını yaşadı. Dice Kayek’in

elbiselerindeki incelik, zarafet ve kadının

güzelliği çok hoşuma gider ve bana 50’leri

hatırlatır. Son zamanlarda Pierpaolo Piccioli’nin

Valentino üzerindeki dokunuşlarını beğeniyle

takip ediyorum. İlkbahar/Yaz 2022 sezonunda

Valentino arşivine de saygı duruşunda bulunan

bir koleksiyon hazırlamış ve beş ikonik parçayı

yeniden yaratmış. 60’lardan yorumladığı

elbisesi öne çıkanlar arasında. Küçük siyah

elbise, babetler, boru pantolonlar ve eşarplar

her dönem severek giydiğim ve vazgeçemediğim

parçalardan.”

“O YILLAR BUGÜN DE

YAŞAMAYA DEVAM EDİYOR”

50’li ve 60’lı yılları, Beymen İthal Kadın Markalar Satın Alma ve

Ürün Direktörü Sebla Refiğ Devidas’dan dinleyelim:

“50’ler ve 60’lar aslında günümüz modasının çıkış noktası

niteliğinde. Cristobal Balenciaga, Christian Dior, Hubert de

Givenchy; hep bu dönemde ilk önemli defilelerini yapmış, en çok

ses getiren koleksiyonlarını çıkarmıştı. Aslında bu dönemde klasik

hazır giyimin temellerinin de atılmış olduğunu söylemek mümkün.

Feminenlik ve maskülenliğin bir arada yaşadığı bir dönem 50’ler

ve 60’lar. Christian Dior’un bele oturan, muhteşem siluetlerinin

hayata geçtiği fakat aynı zamanda kadın için günlük giyim

kodlarının yeniden yazıldığı bir dönem. Kadınlar kapri pantalon

giymekten, dar pantolonlarını düz babetlerle kombinlemekten

ve üstlerine iddialı trikolarla bu görüntüyü tamamlamaktan

çekinmiyorlar. Aslında 50’ler ve 60’lar biraz da kadının sadece

feminen görünmek zorunda hissetmediği fakat çekici görünmeyi

de eksik etmediği bir dönem. Aksesuarın giyimin bir parçası

olarak kullanılması da bu dönemin yeniliklerinden biri oluyor.

Şapka, fular ve mücevherin hazır giyimde yer bulması 50’ler ve

60’ların başlangıcına denk geliyor.

Bu dönemin güzellik ve moda ikonlarından Audrey Hepburn,

Grace Kelly, Brigitte Bardot ve Sophia Loren; klasik güzellik

algısını çok seksi görüntüleri ve yaramaz çocuk tavrındaki giyim

tarzlarıyla kıran isimler arasında.

O yıllar bugün de yaşamaya devam ediyor. Aslında teknolojiyle

birlikte gereksinimler ve kabul edilip beğenilen görüntüler çok

değişmiş de olsa; bir kadının giyim önceliklerinin temelleri

o dönemde atılıyor ve günümüzde yeniden yorumlanıyor.

Dior’un yeni bar ceketinin denimler veya büyük koton eteklerle

kombinlenmesi, Givenchy bele oturan deri ceketlerin saten dantel

detaylı eteklerle birleşmesi, Saint Laurent’ın muhteşem maskülen

smokin ceketlerinin içinde gizlenen feminen detaylar, Celine ‘pied

de poule’ ceketler ve büyük denim pantolonlar; hepsi de bize

eskinin armağanı.

Biraz daha yeni markalara gidersek Khaite ve Victoria

Beckham’ın dönem koleksiyonları yaptıklarını görüyoruz.

Anneannemin bana bıraktığı pileli Saint Laurent pantalon,

Chanel ceketler, günlük olarak da kullanabileceğim upuzun

etekler, fularlar, kalın küçük parmak yüzükleri ve cape paltolar;

bugünün modasıyla da uyum içinde olan 60’lar gardırobumun

demirbaşlarından.”

66 ELLE


PACO RABANNE

Françoise

Hardy 1967

yılında Paco

Rabanne

gold

elbiseyle göz

kamaştırıyor.

RUDI GERNREICH

RUDI GERNREICH

Çiçek desenli palto,

MARINA RINALDI

1964 yılında ilk

tek parça bikiniyi,

monokiniyi yaratan ve

mini eteğin Amerika’da

yaygınlaşmasını sağlayan

Rudi Gernreich, iddialı

ve avangart tasarımları,

cinsiyetsiz kıyafetleriyle

ülkedeki muhafazakarlığa

karşı da savaşmış ve genel

olarak moda dünyasını

özgürleştirmiştir.

Hardal renkli

palto, MARINA

RINALDI

Renkli kaban, M MISSONI

Siyah şeritli mini

elbise, BEYMEN CLUB

Çiçek desenli elbise,

MARINA RINALDI

Cardin ve Paco Rabanne da 60’lar modasının efsane isimlerinden.

Tıpkı “silah arkadaşı” Courreges gibi uzay stili

doğrultusunda tasarlayan, hacimler, formlar ve kesimler

üzerinde oynayan Pierre Cardin daire şeklindeki balon

etekleriyle (robes bulles) ünlendi.

Uzay Çağı’nın güçlü temsilcilerinden üçlünün son ayağı

İspanyol kökenli Paco Rabanne’ın altın plakadan hazırlanan

elbiseleri dönemin unutulmazlarından. 1966 yılında

sunduğu, metal ve plastikten yapılmış 12 elbiseyi içeren

defilesinde yürüyen siyahi modelleri ırkçılığa karşı vurgu

yaparak dönemin özgürlükçü ruhuna da selam verdi. Çağdaş

Materyallerden 12 Giyilmez Elbise isimli koleksiyonsa

moda tarihinin kült parçalarını bir araya getiriyordu.

1966 yılında ceket ve pantolondan oluşan “Le Smoking”le

cinsiyet kodlarına karşı çıkan, rahat giyimi lüks ve şıklıkla

harmanlayan, dönemin özgürlükçü ruhunu bu tasarımla

pekiştiren Yves Saint Laurent, 1965 yılında Hollandalı

ressam Piet Mondrian’dan ilham alarak hazırladığı Mondrian

koleksiyonuyla da sanatı ve modayı yan yana getirdi.

Aslında ta 30’lu yıllarda Marlene Dietrich, Greta Garbo

gibi isimlerin giydiği ama moda sahnesine ve koleksiyonlara

ilk defa Yves Saint Laurent’nın dehası paralelinde dahil edilen

takım elbise, o günden bu yana podyumdan sokak modasına

gündüz ve gece şıklığının ikonik parçasına dönüştü.

Takım elbise bugün yazının başında bahsettiğimiz modanın

sonsuz deviniminde en çok karşımıza çıkan, en çok

yorumlanan ama asla bıktırmayan bir tasarım. Cinsiyetsiz

tavrıyla öne çıkan Alessandro Michele’den Max Mara’ya,

Prada’dan Stella McCartney’ye takım elbise her seferinde

bizi kendine hayran bırakmaya devam ediyor.

Marina Rinaldi İdari Direktörü Lynne Webber

koleksiyonda hem 50’lere, hem de 60’lara gönderme

olduğunun altını çiziyor: “50’ler de, 60’lar da belli bir

estetik anlayışını öne çıkaran önemli dönemler. 50’ler

kadını sofistike ve kusursuz bir görünüme sahipken,

60’lar kadını daha cesur ve asiydi.

Koleksiyondaki kokteyl elbiseleri 50’li yılları

hatırlatıyor. Ceket ve paltolardaki canlı renkler ve

geometrik siluetlerse 60’ların havasını taşıyor.”

SON SÖZ

50’lerden bugüne ideal kadın bedeni sınırları içinde yaşayan

dişi, feminen ve zarif bir kadın kimliği miras kaldıysa,

müzikten mimariye sanattan modaya bir başkaldırı niteliğinde

olan 60’lar en çok özgürlük ve cesaretle anılacaklar.

50’ler ve 60’ların giyim kodları bugün bambaşka toplumsal

manzaralar eşliğinde yeniden ama farklı yorumlarla

karşımıza çıkmaya devam ederken, 60’larda Vietnam Savaşı,

nükleer tehdit ve ırkçılığın tetiklediği isyan ruhu, özgürlük

ve kardeşlik arzusu belki de bir daha asla o zamanki

kadar güçlü olmayacaktır.

ELLE 67


ELLENOSTALJİ STİL

60’lı yıllar

sonlanırken, moda

tarihinin en sevilen

ve en ilham verici

yılları olan 70’ler

kapıdadır.

Hippi akımı 68

olaylarından

sonra daha da

belirginleşirken,

“flower power”ın

vurguladığı çiçek

desenli uzun

elbiseler, etek ve

gömlekler, üzerinde

“peace and love”

yazılı tişörtler,

pantolon ve blazer

ceketler, renk

patlaması ve payet

bombardımanı;

70’ler modasına

damga vurur.

Couture yapan

modacılar artık

yerini Issey

Miyake, Karl

Lagerfeld, Kenzo

ve Jean-Charles

de Castelbajac

gibi moda

tasarımcılarına

bırakmak üzeredir.

68 ELLE


“DÖNEM

MODALARI HER

DAİM REVAÇTA”

Ünlü tasarımcı Gamze Saraçoğlu 50’ler ve

60’lar modasını yorumluyor:

“50’ler ve 60’lar en sevdiğim dönem

modalarından. Savaşın ardından tekstilin

yeniden canlanmaya başladığı, daha

enerjik ve genç kalıpların kullanıldığı,

güçlü kadın imajının ortaya çıktığı yıllar

aslında. Mad Man bu dönemin modasını

çok iyi anlatan, benim de çok sevdiğim bir

yapım.

Bu yıllarda kadınların toplumdaki rol

değişimine ve iş hayatında daha etkin

olmalarına şahitlik ediyoruz. Bu derin

değişim elbette ki modada da bir karşılık

buldu.

Dönemin en sevdiğim parçaları arasında

bandanaları, mini etekli tayyör takımları,

babydoll ve pop art takıları sayabilirim.

Dior, Miu Miu, Silvia Tcherassi gibi birçok

marka ve tasarımcı son koleksiyonlarında

60’lar referanslı tasarımlar geliştirdiler.

Onlar dönem modalarını tekrar tekrar

ziyaret etmekten hiç bıkmıyorlar.

O yıllardan miras kalan ve severek

kullandığım parçalar arasında tayyör

takımlar favorim. 60’ların blok renk

kullanılmış, eğlenceli tasarımları da

hoşuma gidiyor.”

Püsküllü üst, NEW

ARRIVALS

Çiçek desenli mini

elbise, NEW ARRIVALS

Bebe yaka mini elbise,

NEW ARRIVALS

New Arrivals bu kez İtalyan esintileriyle kışı karşılıyor. Gündüz

görünümlerini Viktoryen dokunuşlarla tamamlayan parçaların

yer aldığı koleksiyonda, kendinizi 60’larda bir İtalyan filminin

başrolünde hissedebilirsiniz. Bele oturan kalıplar, peplum detaylar

ve güçlü omuz formları; dönem modasına ait özelliklerden.

ELLE 69


ELLENOSTALJ İLHAM

Yıl 1947,

MODADA DEVRİM!

TARIH 12 ŞUBAT 1947. CHRISTIAN

DIOR PARIS’TE “NEW LOOK” ADLI ILK

HAUTE COUTURE KOLEKSIYONUNU

SUNUP 50’LERİN MODASININ

YÖNÜNÜ TAMAMEN DEĞIŞTIRDI.

BU IKONIK PARÇALARLA ZAMANDA

YOLCULUĞA ÇIKIYORUZ.

YAZI: SUZAN YURDACAN

FOTOĞRAFLAR: GETTY IMAGES TÜRKİYE,

SHUTTERSTOCK

Hayaller

kurduran bir

modacı... Ve

onun günümüzde

de konuşmaya

devam ettiğimiz

“New Look”

koleksiyonu.

Christian Dior

50’li yılların

kadın silüetini

yeniden

şekillendirdi!

Sizce Christian Dior Paris’teki atölyesinde ilk haute

couture koleksiyonunu hayal ederken/çizerken modanın

yönünü değiştireceğini tahmin etmiş miydi?

Belki de niyeti tam da buydu ve bunu başardı da!

1947’de kadınlara sunduğu “New Look” adlı haute couture

koleksiyon her detayı ve yarattığı etkiyle isminin hakkını

verdi. Cesur modacının sunduğu yeni görünüm gerçekten o

ana kadar tüm bilinenleri sildi, kadın gardırobunu yeniden

yazdı ve şekillendirdi. Aslında övüldüğü kadar eleştirilere

de maruz kaldı ama ne olursa olsun, bu koleksiyonla tarih

yazdı. 50’li yıllara damgasını vuran bu öyküyü özetlemek

zor. İki sayfada, hikayenin nostaljik ama özetin özeti albümüne

buyurun.

70 ELLE


Moda dışında

en büyük tutkusu

bahçe ve çiçekler

olan Christian

Dior lale şeklinden

de ilham alarak

ince bele vurgu

yapan kabarık

eteği tasarladı.

“Bar”adlı ceket ise

koleksiyondaki bir

diğer ikonik parça.

Olumsuz yorumlara

gelince, özellikle

eteklerde çok fazla

kumaş kullanılması

eleştirildi.

Ancak bu bile

koleksiyonun

etkisini azaltmadı.

“New Look”

koleksiyonunun

günümüze

kadar bir

uzantısı da,

aynı tarihli

parfüm. Ben

nostaljik/eski

ikonik kokuları

çok severim,

zamanda

yolculuk hissi

verir.

Ünlü “Bar” ceket.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında “doğan” New Look

koleksiyonu çok tartışıldı, hatta çok da eleştirildi.

Oysa Christian Dior’un isteği uzun ve mutsuz bir

dönemi kadınlara mümkün olduğu kadar çabuk

unutturmaktı.Avrupa ve Amerika’da kadınlar terziye

giderken artık ellerinde bu çizimler vardı. Önce

couture müşterisi, ardından orta sınıf da “New

Look”u takip etti.

Öğleden

sonra

şıklığı için

tasarlanan

kırmızı

Écarlate

kokteyl

elbisesi

müzelerde

sergilenen bir

sanat eseri!

ELLE 71


ELLENOSTALJİ STİL

Grace Kelly

Hem beyaz perdede hem

de sokakta sıra dışı bir

aktris olan Grace Kelly’nin

gardırobu, 50’lerin

en çok konuşulan (ve

kopyalanan) kıyafetleriydi,

ancak 1956’da Monaco

Prensi Rainer III ile

düğünü tek kelimeyle

mükemmeldi. Hâlâ tüm

zamanların en unutulmaz,

zarif gelinliklerinden

biri olarak anılan Helen

Rose gelinliği, geleceğin

kraliyet gelini adayı

Kate Middleton’a bile

ilham verdi. İşte biz buna

zamansız çekicilik diyoruz.

1950lerin

STİL İKONLARINDAN

ilham alın!

72 ELLE


Marilyn Monroe

1953’te kariyerine başlayan ve

1955 yapımı ‘The Seven Year

Itch’ filmindeki havaya uçuşan

beyaz elbiseli fotoğrafıyla

ikonlaşan Marilyn Monroe,

önce ‘Gentlemen Prefer Blondes’

filminde sonra bir ödül törenine

de giydiği dore elbisesiyle

kültleşti. Saç rengi, kedi gözü

çerçeveli gözlükleri, kalem

etekleri, çizgili elbiseleri ve

retro pin-up mayolarıyla tüm

zamanların en tanınmış moda ve

güzellik tanrıçalarından birine

dönüştü.

MODANIN EVRİM GEÇİRDİĞİ VE YEPYENİ STİLLERİN DENENDİĞİ 1950’LER,

BUGÜNE KADAR ULAŞAN VE TEKRAR EDEN PEK ÇOK POPÜLER GÖRÜNÜM YARATTIYSA,

BUNDA DÖNEMİN HOLLYWOOD YILDIZLARININ VE KRALİYET AİLELERİNİN DE PAYI

BÜYÜK. HERMÉS’İN ÇANTA MODELİNE İSMİNİ VEREN GRACE KELLY’DEN COOL VE

ASİ STİLİN YARAMAZ ÇOCUĞU JAMES DEAN’E, DÖNEMİN EN ÇOK İLHAM ALINAN

YILDIZLARININ STİLLERİ MERCEK ALTINDA.

HAZIRLAYAN: GÜLGÜN ÖZEK FOTOĞRAFLAR: GETTY IMAGES TÜRKİYE, SHUTTERSTOCK

ELLE 73


ELLENOSTALJİ STİL

Oceania

inci

bilezik,

7050 TL,

KISMET BY

MILKA

Deri eldiven,

4200 TL, JIL

SANDER

Elbise, 4550 TL,

MACHKA

Payetli uzun

palto, 50.000 TL,

GIAMBATTISTA

VALLI

Taco mini

çanta,

3900 TL,

YUZEFI

Carlota güneş gözlüğü, 4500 TL, LAPIMA

Hepburn İMZASI

İncili

ayakkabı,

7950 TL,

JIMMY

CHOO

Aviu etek, 1695 TL,

VAKKO

Tafta elbise,

33.770 TL,

CAROLINA

HERRERA

BALMAIN VE GIVENCHY

GIBI MODAEVLERININ

ZAMANINDA AUDREY

HEPBURN’I BAŞTAN AYAĞI

GIYDIRMIŞ OLMASI ŞAŞIRTICI

DEĞIL. OYUNCUNUN

SILUETINDE IKONIK VE

BÜYÜLEYICI BIR ŞEYLER VAR.

HEPBURN’ÜN BIR IMZA GIBI

AKILLARA KAZINAN STILINDEKI

ŞIK VE ZARIF DETAYLAR,

BUGÜN BILE ARZULANAN,

ZAMANSIZ BIR MODA

ANLAYIŞINI TEMSIL EDIYOR.

İncili altın

küpe, 16.950

TL, MEVARIS

CRESCENT/

BEYMEN

HAZIRLAYAN: GÜLGÜN ÖZEK

FOTOĞRAFLAR: GETTY IMAGES TÜRKİYE,

SHUTTERSTOCK

Dulcis kokteyl

yüzüğü,

1750 TL,

SWAROVSKI

74 ELLE


Altın zincir,

24.450 TL, BEE

GODDESS

Napa blazer,

2699 TL,

MASSIMO

DUTTI

Vizör bere, 149 TL,

MANGO

Mini elbise,

4915 TL,

YUZEFI

Deri yelek,

14.926 TL,

ZEYNEP

ARÇAY

Bel çantası,

1150 TL,

MOZZA

Gözlük, 3949 TL,

ALEXANDER

MCQUEEN

Ve tanrı

KADINI YARATTI

Pantolon, 1350 TL,

NAZLI CEREN

Yüzük,

6680 TL, RAISA

VANESSAxATASAY

Çizme,

12.950 TL,

KHAITE

KUYRUKLU VE IDDIALI BIR EYELINER

ILE YATAKTAN YENI KALKMIŞ GIBI

KABARAN SAÇLARIN ORIJINAL

ILHAMI BRIGITTE BARDOT’YA SELAM

OLSUN. ALTMIŞLARIN UNUTULMAZ

AKTIRISTI MAKSI MINILERI, DIZ ÜSTÜ

ÇIZME VE FÖTRDEN KASKETE TÜM

ŞAPKALARIYLA, KISKANILACAK

KADAR ÇABASIZ VE BOHEM OLAN

FRANSIZ ŞIKLIĞININ DÜNYA

TEMSILCISI OLDU.

Bluz, 259 TL, TWIST

ELLE 75


ELLENOSTALJİ STİL

kral ELVIS

ELVIS PRESLEY, BUGÜN HARRY

STYLES’IN GIYDIĞI PEMBE TAKIMLARIN

YOLUNU AÇAN ISIMLERDEN BIRI.

KARIYERI BOYUNCA ÖZELLIKLE

SAHNEDE, CINSIYETÇI GIYIM

KODLARINI ALT ÜST ETTI. PRESLEY’NIN

ÇOK SEVDIĞI MÜCEVHERLERI, ALOHA

STILI, KÜBA YAKALI GÖMLEK VE PILELI

PANTOLONLARIYLA GERIDE BIRAKTIĞI

MODA MIRASI, NEREDEYSE MÜZIK

KARIYERININ ÖNÜNE GEÇTI.

Vizon süet gömlek,

5450 TL, BEYMEN

COLLECTION

Yün palto, 1699 TL,

MANGO

Kartlık, fiyatı

henüz belli

değil, ETRO/

BEYMEN

Kravat,

1300 TL,

PAUL SMITH/

BEYMEN

Gransasso yelek,

2990 TL, VAKKO

Gömlek, 544 TL,

ACADEMIA

Kadife pantolon,

500 TL, DOCKERS

501 jean,

759 TL,

LEVI’S

Officialito makosen,

fiyatı henüz belli

değil, CHRISTIAN

LOUBOUTIN/ BEYMEN

Güneş gözlüğü,

60 TL, H&M

76 ELLE


Tişört,

180 TL,

LEVIS

Hırka,

10.990 TL,

VAKKO

Kemer,

DOLCE&GABBANA/

BEYMEN

Driver eldiven,

260 TL, ZARA

Triko, 250 TL,

ALTINYILDIZ

Güneş gözlüğü, 3000 TL,

TODS/BEYMEN

Kolye,

8900 TL,

ALEXANDER

McQUEEN/

BEYMEN

Deri pardesü,

8995 TL,

NETWORK

Nedensiz ASİ

KISA OYUNCULUK KARIYERINE

KARŞIN ERKEK MODASINDA

ONUN KADAR KALICI ETKI

BIRAKAN GÖRÜLMEDI. İYI BIR

AILEDEN ÇIKAN KÖTÜ ÇOCUK

PORTRESINI ÇIZEN DEAN,

BOMBER CEKETLE GIYDIĞI

BEYAZ TIŞÖRT VE DAR JEAN

PANTOLONUYLA ‘COOL’LUĞUN

KITABINI BU SADE STILIYLE YAZDI.

ŞIMDI SAKIN OLUN VE GÖMLEK

YAKANIZI SIZ DE ASICE YUKARI

KALDIRIN.

551 jean,

769 TL,

LEVIS

Sırt çantası,

PAUL SMITH/

BEYMEN

Kemer detaylı bot,

1699 TL, DIVARESE

ELLE 77


ELLENOSTALJİ STİL

İkinci ele EVET!

BU BIR TREND YA DA GEÇICI BIR HEVES DEĞIL. PANDEMI ILE BIRLIKTE

VINTAGE DAHA DA KIYMETE BINDI. IKINCI EL DÜNYASINI ŞIMDILERDE ADETA

YENIDEN KEŞFEDIYORUZ. ÇÜNKÜ BUNUN GEZEGENE KATKISI BÜYÜK.

MODADA NOSTALJI HIÇ BU KADAR FAYDALI OLMAMIŞTI!

YAZI: FEDERICA FIORI FOTOĞRAFLAR: TODD COLE, MEHMET ERZİNCAN, GETTY IMAGES TÜRKİYE

İTALYANCA’DAN ÇEVIREN: MAJÖR TRANSLATION

RODARTE

78 ELLE


Klasik parçalar, inanılmaz pahalı çanta ve ayakkabılar

Matrix filminin veri girdabına benzeyen

bir yıldız geçidi gibi, her şeyin başladığı o tozlu

dükkandan ışık yılı uzaklıktaki bugüne tek bir

tıklama ile ulaşıyor.

Covid-19 çağında modanın seyrini ve kaderini değiştiren

sarsıntılarla birlikte ikinci el pazarının yüzde yirmilik

büyümesine tanıklık ediyoruz. Boston Consulting’e

göre web üzerindeki ikinci el ürün pazarı bugün itibariyle

40 milyar dolar seviyesine ulaşmış durumda. Önümüzdeki

beş yıl içinde en önemli sitelerin her yıl yüzde

100 artan bir kâr oranına ulaşmaları öngörülüyor. On yıl

zarfında da ikinci el ürünlerin cirolarının hızlı moda parçalarını

aşabileceği tahmin ediliyor. Vestiaire Collective,

Depop, Rebag, The RealReal, Re-See ve Byronesque

(spor ayakkabılarda da Goat ve StockX) gibi siteler, gerekli

bütçeye sahip olmadan lüks dünyasına ulaşmak isteyenlerin

sanal hedefi haline geldi. Dolayısıyla radarlar

en uygun online fırsatlarına çevrildi. İkinci el siber gezginleri

ise sofistike koleksiyoncular olarak online alışverişin

izini sürüyor.

YAPAY ZEKA MI İNSAN MI?

Peki bu ikinci el online moda platformlarını koordine

edenler nasıl çalışıyor? Klasiklerin satıldığı bir platformdaki

ürünlerin tam olarak kaç tane olduğu ve kaçtan git-

PANDEMİ

DÖNEMİNDE

ikinci ele

rağbet arttı

İkinci el ürünleri tüketiciyle

buluşturan dünyanın

en önemli çevrimiçi

pazarlarından biri olan

Vestiaire Collective

pandemi döneminde

yatırımlarını artırdı. 90

ülkede 9 milyon müşterisi

bulunuyor.

BALENCIAGA

Chiara

Ferragni

ELLE 79


ELLENOSTALJİ STİL

Twiggy

tiklerini öğrenmek önemli. Nitekim işletme maliyetlerini

kabul edilebilir seviyede tutarak ürünleri

saymak, kataloglamak ve fiyatlarını belirlemek

yani envanterini çıkarmak; bu tür platformları

idare eden kişilerin geleceğini belirleyen unsurlardan.

Bu, komisyonlardaki toplam geliri

veya ciroları ana kaynak üzerinden azaltan

bir ekonomik yük. Kıyafetlerin ve aksesuarların

müşteriden müşteriye doğrudan

(peer to peer) gidebildiği, kimlik doğrulama

için bir toplama merkezine sevk edilip

ardından alıcılara gönderilebildiği veya her

zaman olduğu gibi doğrudan markalardan

gelebileceği göz önüne alındığında böyle

bir şirketi koordine etmek kolay değil. Bu

aşamada devreye yapay zekanın gelişimi

ve yapay öğrenme giriyor. Bilgisayarlar ve

mikroçipler modelleri tanıyacak, durumu

Kate

Moss

analiz edecek, fiyatı belirleyecek ve gerçeklikleri

onaylayacak. Ancak tüm bunların insan faktörünün

uzmanlığı olmadan çalışıp çalışmayacağı

garanti değil.

BAZI ÜRÜNLER ŞİMDİDEN KLASİK

Aynı markaya ait bazı ürünlerin kan kaybederken

bazılarının aynı değeri korumasının

kesin bir nedeni var. En talepkâr alıcıların

bulunduğu Byronesque’te “talep üzerine fiyat”

ibaresine sıkça rastlanıyor. Bunu Maison

Margiela’nın Sonbahar/Kış 2000 sezonunda

yarattığı büyük beden jean’lerde ya da ta 1977

yılına dayanan Vivienne Westwood’un Seditionaries

“Tits” koleksiyonunda görüyoruz.

Bu arada Tagwalk’un uzmanları Prada, Rick

Owens, Thom Browne ve Balmain’deki İlkbahar/Yaz

2021 koleksiyonundan bazı parça-

80 ELLE


Justin de

Villeneuve

Twiggy

ların şimdiden geleceğin kült klasikleri haline geleceğini

iddia etmekte. Çok talep gören bu ürünleri koleksiyonerler

cerrah hassasiyetiyle şimdiden satın almaya çalışıyorlar.

En iyi şartlarda, karar verdiklerinde, bunları

başlangıç fiyatının iki katını belki de üç katını kazanabilecekler.

Üstelik bu konuda belki de uzman olmaya da

gerek yok. Kutuyu ve etiketi saklama, çantayı iyi durumda

muhafaza etme gibi temel kurallara uymak Dolayısıyla

Hermès’in Birkin’i, Chanel’in 2.55 çantası, Fendi’nin

Peekaboo’su fiyatlarını zaman içinde koruyacaktır. Durumu

biraz karmaşık hale getirecek bir dipnot: Kendi

eski modellerinin fiyatlarının yükseldiğini, hatta yenilerinin

üzerine çıktığını gören bazı spor ayakkabı

markaları, spekülasyonu önlemek için bunları tekrar

üreterek piyasaya sürüyor ve ikinci elin fiyatını

yapay şekilde düşürüyor. Kısaca ürünlere borsadaki

hisse senedi muamelesi yapıyorlar.

MODA YATIRIMI İÇİN NE YAPMALI?

Burberry ve Stella McCartney’den sonra Gucci

de kendi ürünlerini The RealReal üzerinde satmaya

başladı. Bu arada, Alessandro Michele’ye

göre markanın bu yeni seyri satılmayan ürünleri

azalttığı için döngüsellik mantığını izleyen bir

operasyon. Bunun altında Y ve Z kuşaklarına hitap

etme arzusu da var elbette. Bu yolla sezon koleksiyonlarının

satışını artırmak ve genç nüfusu sadık müşterilere

dönüştürmek de hedeflerden biri tabii ki. Öte

yandan kullanılmış ürünleri satarak yenilerini almanın

getirdiği yükü hafifletmeye çalışanlar da var ancak artık

belirgin olan şey değerli ürün satın almanın bir yatırım

haline gelmesi. Bunun kanıtı da yatırımlarını giderek artıran

ikinci el online alışveriş platformları. Gelişmeleri

merakla izlemeye devam ediyoruz.

ROLEX

GUCCI

YATIRIM

PARÇALAR

En üstte, Vestiaire

Collective sitesinde

satışa sunulan

Prada’nın omuz

çantası görülüyor.

The RealReal’daki

Gucci’nin Ophidia

çantası da (en solda)

en çok talep gören

parçalardan. Bir

başka online satış

sitesi LePrix üzerinden

satın alınabilecek

olan altın Rolex saat

tam bir klasik.

ELLE 81


ELLENOSTALJİ STİL

Brigitte Bardot

Sahne

ONLARIN!

EN AZ KENDILERI KADAR

HIKAYELERI DE ILGINÇ, PEK

ÇOK FILME DE KONU OLMUŞ

IKONIK TAKILARIN GÜNÜMÜZ

VERSIYONUNA GÖZ DIKTIK.

ESKI FILMLERI IZLERKEN

O YILLARIN MODASINI

GÜNÜMÜZE TAŞIMAK

ISTEYENLERİ VINTAGE

YOLCULUĞUMUZA DAVET

EDIYORUM.

HAZIRLAYAN: GİZEM İNCE

FOTOĞRAFLAR:SHUTTERSTOCK,

GETTY IMAGES TÜRKİYE

RODARTE

82 ELLE


Kolye,

fiyatı istek

üzerine, BARS

Çoklu uzun kolye,

306.850 TL,

CHANEL

Chloe

Harrouche

‘Raisa Vanessa X

Atasay’ koleksiyonu

yüzük, 5355 TL,

ATASAY

Pembe altın

kaplama

kolye,

400 TL,

GÖZDE ATLI

Jane Birkin

Natalie Wood

‘Troya’ cuff,

725 TL,

REIAN

JEWELRY

‘Heart of the

Sea’ yüzük,

29.350 TL,

KISMET BY

MILKA

Bilezik,

259 TL,

IPEKYOL

Küpe,

fiyatı henüz

belli değil,

ETRO/

BEYMEN

ELLE 83


ELLENOSTALJİ STİL

Pirinç üzeri kaplama

vintage görünümlü

küpe, 480 TL,

PONPONIERE

‘Springly’

bileklik,

495 TL,

LISALINA

Natalie Wood

ESKİNİN

ihtişamı

Vintage görünümlü

takılar günlük/şık, her

tür görünüme uyum

sağlayarak stilinize son

ve çok güçlü imzayı atar.

Elektron pul

kolye,

4950 TL,

MONAPETRA

HAZİNE sandığı

Televizyon ve sinema

dünyasının moda akımlarını

ne kadar etkilediği aşikar!

Dönem temalı projelerin

devam etmesiyle birlikte bu

modanın uzun ömürlü olma

ihtimalı hepimizi mutlu etti,

öyle değil mi? Eskiye nur

yağdı da diyebiliriz.

‘Floriana’

bilezik,

3255 TL,

MON REVE

Altın kaplama

bronz küpe,

379 TL, MTOY

Yüzük, 995 TL,

GAS BIJOUX

‘Soraya’

yüzük,

640 TL,

FELIZIST

Broş,

2200 TL, VERSACE

İnce örgü bilezik, 850 TL, LUNA MERDİN

‘Savanna

Sangha’

kolye,

6445 TL,

TOHUM

‘Stunner’

küpe,

2990 TL,

MER’S

84 ELLE

Düğme küpe,

450 TL, BLOOM

JEWELRY


elle kızlarının

eğlenceli dünyası

FACEBOOK /ELLETurkey

ELLE kızlarının

bakış açısıyla

en güzel Fotoğraflar

BURADA TAKİPTE KALIN

INSTAGRAM/ELLETurkiye

MODA, TREND, STİL, GÜZELLİK

VE GÜNCEL OLAN HER ŞEYİ,

HER AY VE HER AN

ELLE’DE PAYLAŞIYORUZ...

ELLE'İn İlham veren dünyası İçİn

YOUTUBE kanalımıza abone olmayı unutmayın!

YOUTUBE/ELLEtürkiye

Tablet dergİnİz

her ay zengİnleştİrİlmİş

İçerİğİyle

Apple Store'da ve

Google Play'de!

GÜNCEL HABERLER

TÜM DETAYLARIYLA BU ADRESTE

Dünyada ve Türkiye'de ne oluyorsa,

anında İşte tam burada.

TWITTER/ELLETurkey


ELLENOSTALJİ STİL

GEÇMİŞTEN İLHAM

ALAN GELECEK

Vintage

YENİDEN!

HIZLI TÜKETIM KARŞISINDA ETIK BIR

SEÇIM SUNAN VINTAGE SEÇİMLER,

MODA DÜNYASININ SÜRDÜRÜLEBILIRLIK

SINAVINDA ÖNEMLI BIR ROL ÜSTLENIYOR.

YAZI: SERLİ GAZER BOYACI FOTOĞRAFLAR: SCHIAPARELLI,

GETTYIMAGES TÜRKİYE, IMAXTREE.COM

86 ELLE


Maria Grazia

Chiuri,

Dior’in ikonik

modellerini

bu sezon

için yeniden

yorumladı

Vintage

kolye,

CHRISTIAN

DIOR

LOEWE

VERSACE

2018 yılının Mart ayında Paris Moda Haftası’ndayım.

Üzerimde vintage bir Alaia ceket var. Sanki bir sanat

eseri giymişim gibi hissediyorum. Bir heykelin

kıvrımları gibi özenle yaratılmış formu, geniş silueti,

dokusu, hissiyatı, ağırlığı... Bu kadar özel bir parçayı birkaç

saatliğine bile olsa üzerimde taşıyor olmanın verdiği özgüvenle

Place d’lena’da gerçekleşecek Miu Miu defilesine doğru

yürüyorum. Caddede inanılmaz bir trafik oluştu. Elimde

davetiyem, üzerimde vintage Alaia, taksiden inip yürümeye

başladım. 200 metrelik yolda hatırladığım kadarıyla beş kişi

üzerimdekinin ne olduğunu sordu. Caddenin moda gazetecileri,

editörler, influencer’lar ve buyer’larla dolu olduğunu

düşünürsek herkesin bakışlarından üzerimde ne denli özel

bir parça taşıdığımı anlayabiliyordum. Yıllar sonra bu özel

parçayı, ödünç aldığım arkadaşıma geri verirken ellerimin

nasıl titrediğini de hatırlıyorum. Başka bir zaman dilimine

ait olan bir tasarım nasıl olmuş da bende bu kadar aidiyet

hissi uyandırmıştı? Ve ben nasıl olmuş da o ana kadar vintage

parçaların hayatıma katabileceklerinin bu denli güçlü

olabileceğini anlamamıştım. Uzun süre bu cekete gerçekten

sahip olabilmeyi arzuladım. Bana ait olmayan bir aşktı bu.

90’lardan beri ikonik olan (Carrie

Bradshaw’un katkısı yadsınamaz) Fendi

Baguette çantaların 2021 versiyonu

metalik ve beyaz tonlarında.

ELLE 87


ELLENOSTALJİ STİL

Chanel’in

en ikonik ve

değerli vintage

parçalarından

biri bu zincir

kemer. Klasik

logolu, klipsli

küpeleri de

unutmamak

gerek.

Üstteki Louis

Vuitton ve

sağdaki

Hermes

çantalar

markaların

oldukça

özel vintage

parçalarından.

Karakteri olan, güçlü duran bir parçaydı. Kimsede bir eşi

daha yoktu. Vintage kıyafetlerin sadece kullanılmış, ikinci

el kıyafetler olmadığını öğrettin bana sevgili Alaia. Bir hikayesi,

yaşanmışlığı vardı ve onu benim hayatımla buluşturuyordu.

İçimdeki coşku, bu güçlü ceketle birleşince sanırım

dışarıya da aynı enerjiyi hissettirdik. Bir cekete yazdığım

aşk mektubunu burada sonlandırırken sizi de vintage dünyasına

bir yolculuğa davet ediyorum.

Bir dönemin popüler moda akımı vintage yeniden gündemde.

Bunun nedenini basit bir şekilde sürdürülebilirliğin

önem kazanmasına bağlayabiliriz. İkinci el kavramıyla vintage

kavramı arasındaki sınırlar flu olsa da, hatta bu işin üstatları

arasında bile bir ayrım olsa da birçoğu için 1990’lı yıllara

ait parçalarla başlıyor vintage dünyası. Vintage Fashion

Complete kitabının yazarı Nicky Albrechtsen sadece sürdürülebilirlik

değil, yüksek moda markalarının da arşivlerden

“eski” tasarımları çıkarıp modernize etmelerinin vintage’a

bir ilgi başlattığını söylüyor. “Yeni sezon defilelerinde bu

kadar güçlü referanslar görmek insanları da cesaretlendiri-

En iyi

VINTAGE NOKTALARI:

Fey @fey_istanbul

Türk moda tarihinin en ikonik isimlerinden Fatoş Yalın’ın

Nişantaşı’ndaki mağazası. Klasik vintage butiklerdeki

kalabalık ve sıkışık his burada yok. Daha minimal ve klas bir

halde keşfedeceğiniz ürünler Yalın’ın yurtdışı seyahatlerinden

topladıklarını bir küratör gibi özenle bir araya getirmesiyle

oluşuyor.

Sentetik Sezar @sentetiksezarmoda

Derya Gültekin ve Yılmaz Ordukaya’nın Facebook ile online

başladıkları vintage macerası gördükleri ilgi sayesinde

mağazaya dönüşüyor. Dolabınıza gerçek bir retro dokunuşu

istiyorsanız ürünlerini mutlaka inceleyin. Aksesuar ve çanta

konusunda da oldukça iyiler.

Original Seconds @original_seconds

Türkiye’nin en eski vintage mağazalarından biri olan Original

Seconds 2005 yılında iki kadın girişimci tarafından kuruldu.

“Moda gittiği gibi geri gelir” felsefesine inanıyor, “Kalitenin

modası asla geçmez” diyorlar.

Nillush Vintage @nillushvintage

Vintage’ın sadece bir giyim kuşam trendinden öte bir yaşam

biçimi olduğunu düşünen ve bunu seçilmiş tüm ürünlere

yansıtan bir yer. Yıllar boyunca dünyanın çeşitli yerlerinden

biriktirilen parçalarla dolu bir mağaza. Koleksiyonun büyük

bir bölümünü, günümüzde rahatlıkla giyilebilecek tarzda

kıyafetler oluşturuyor. Bunun yanında, dönem temalı partiler

veya projeler için kiralanabilecek “kostüm bölümü” de ayrı

olarak sergileniyor.

Küf Vintage @kuf.vintage

Geçmişe ait ikonik parçaları kendine has stiliyle yorumlayan

Küf Vintage, tek tip giyinmekten sıkılan, sıra dışı, özgün ve stil

sahibi kişilere sesleniyor. Esasen İzmir’de mağazası bulunan

markanın seçkisi hem online hem de Beymen’de satışta.

Seasons & Stories @seasonsandstories

Sürdürülebilir modayı savunan, iyi kondisyona sahip, vintage

ve ikinci el moda aksesuarlarını yeni sahipleriyle buluşturmayı

hedefleyen bir marka. Modaya değer katan her aksesuarın bir

hikayesi olduğunu düşünen ve bundan beslenerek ilerleyen bir

oluşum Seasons & Stories. Dikkat! Burada, Chanel Sonbahar/

Kış 1994 koleksiyonu defile parçası bir kemer, 1980’ler Yves

Saint Laurent kolyeler, 1940’lardan nadir Schiaparelli küpeler

ya da 1980’lerden Nina Ricci bir broş bulabilirsiniz.

Coco yazılı

yüzük,

vintage

CHANEL

88 ELLE


yor. Böylece o gördüklerinin orijinal hallerine sahip olmak

istiyorlar. Çoğu zaman yüksek modaevlerine büyük paralar

dökmek yerine o tasarımların orijinaline yakın olanlarına

daha düşük bütçeler vererek vintage versiyonuna sahip oluyorlar.”

Yapılan araştırmalara göre geçtiğimiz yıl kadınların

ikinci el satın alma oranları yüzde 64 civarlarında. Bu oran

2016 yılında sadece yüzde 45’miş.

YENİ AMA VINTAGE GİBİ

Dior Saddle Bag’i geri getirdi, Prada

naylon çantalarını, Fendi ise Carrie

Bradshaw onaylı 1999 yılına ait bageti...

Bugün artık bütün yüksek modaevleri,

vintage sayılabilecek parçalarını

geri getiriyorlar. Vintage uzmanları

dönemler konusunda ayrışsa da ortak

oldukları bir konu var; vintage’ın

günün sonunda moda dünyasına sürdürülebilirlik

kazandırdığı... “İnsanlar

ileri dönüşümün farkında olmaya başladıkça,

yeniden değerlendirilebilecek

bu parçalarla aralarını sıcak tutmaya

başlıyorlar” diyor Albrechtsen verdiği

bir röportajda.

Gerçek anlamda hiçbir kıyafete ihtiyacımız

olmadan geçirdiğimiz bir yılın

ardından (eşofman takımları hariç)

fark ettik ki geleneksel olarak bildiğimiz

moda değişmeye başladı. Bir kafesin

içindeki deney faresi gibi bahsedilen

Z jenerasyonuyla birlikte tüketim

alışkanlıklarımız da farklılaştı. Evet

hâlâ bir şeyler satın alma güdümüz var,

fakat aldıklarımız çok daha önceden

üretilmiş ve başkalarının hali hazırda

kullanmadığı kıyafetler olmaya başladı.

Ekolojik ve etik konuların yanı sıra işin

bir de bütçesel yanı var. Hayranı olduğunuz

fakat bütçenizin yetmediği tasarımcıların

parçalarını çok daha düşük

maliyetlerle satın olmak muazzam bir

his. Yıllar önce İstanbul’da bir butikten

satın aldığım vintage Gucci çantayı

her kullandığımda müthiş bir mutluluk

hissederim. Vintage parçalar böyledir,

kullanım hazzı başkadır, başkasında

olmayacağını bilirsiniz. Ve sanki zamanın ötesinde bir stile

sahip olursunuz. 2020 kıyafetleri sorguladığımız bir yıl

oldu. Bu kadar şeye ihtiyacımız olmadığını anladık. Gereksiz

yere ne çok alışveriş yapmış olduğumuzla yüzleştik. Elini

taşın altına sokabilenler iradelerine sahip çıktı ve satın alma

arzuları daha ekolojik yönlere evrildi. Farkındalığı yüksek

bir nesil sayesinde tüketim alışkanlıklarımız değişmeye başlıyor

ve vintage bu yolun en önemli taşıyıcısı olacak.

Hangi parçalara

YATIRIM YAPMALI?

Deri ceket Şu sıralar oversize ve

Matrix-vari deri ceketler popüler

olsa da iyi kesim bir deri ceket

her daim bir moda klasiğidir. Yeni

bir tane almak yerine kendiniz

için bir vintage parçaya yatırım

yapabilirsiniz.

Vintage Tişörtler Hani üzerlerinde

rock’n’roll grupların logoları

olanlardan. Camille Rowe’un

bir röportajında gittiği her

ülkeden vintage tişört toplayarak

koleksiyonerlik yaptığını anlatıyordu.

Vintage dünyasına adım atmak için

şahane bir başlangıç.

Denim Bir başka moda klasiği

olan denimler ceket ya da

pantolon formundayken en iyi

modelleri hâlâ vintage butiklerde

bulabilirsiniz. Bundan yıllar önce

Berlin’den aldığım Levis 501’ler her

giydiğimde insanların ilgisini çeker.

Denim vintage parçalara mutlaka

bir şans verin.

İkonik çantalar Çanta konusu

belki de bu dünyanın en çok tercih

edilenlerinden. Burada dikkat

etmeniz gereken unsur çantanın

orijinalliğinin size kanıtlanıyor

olması. Bazen bütçenizin

yetmeyeceği bazen de gerçekten

çok özel bir parçayı vintage

butiklerden bulabilirsiniz.

Vintage

ayakkabı,

CHLOE

İkili kalpli

kolye, eski

ismiyle

YVES SAINT

LAURENT

Kozmetik çantası, vintage CHANEL

At figürlü bileklik,

vintage HERMES

Vintage konusunun

yeniden değer

kazanmasıyla

birlikte, modaevleri

de arşivlerindeki

parçaları yeniden

yorumlayarak

satışa sunmaya

başladılar.

ELLE 89


ELLENOSTALJİ GÜZELLİK

TWIGGY

Retro

KOZMETIĞE

DOKUNUŞ

GEÇMIŞE BAKTIĞIMIZDA, MAKYAJ

TÜM KADINLAR IÇIN BIR TUTKU

OLMUŞ. GÜNÜMÜZDE ISE GERÇEK

BIR ÇILGINLIK! İŞTE MARKALARIN

DÜNÜ BUGÜNE TAŞIYAN, NOSTALJIK

TASARIMLI KOLEKSIYONLARI.

YAZI: DAMLA DURAK

90 ELLE


Gucci

Sadece yüksek moda

sahnesinde değil, kozmetik

alanında da geçmişe

göndermeler yapmayı seven

Gucci, bunu kapsül oje

koleksiyonu “Vernis à Ongles”

ile taçlandırıyor. Eski ojelerini,

yepyeni ve vintage tasarımlı

şişelerle sunan marka, renk

paletinin en canlı tonlarını

bu seride topluyor. Eski oje

şişelerinden ilhamla tasarlanan

bu ambalajlar, şık nervürlü

sapıyla ve armut şeklinde

şişesiyle o istenilen nostaljiyi

yakalıyor. Bui Gucci’nin ilk retro

girişimi de değil üstelik. Rouge

À Lèvres Voile ruj koleksiyonuna

markanın kreatif direktörü

Alessandro Michele tarafından

“sinemanın altın çağı” ilham

alınarak yaratılan beş yeni

renk ekleniyor. Bu serinin

ambalajlarında çiçek desenleri

başrolde; tıpkı geçmiş yılların

perde desenleri gibi…

Dior

Dior Makeup direktörü Peter

Philips, Paris 30 Avenue

Montaigne’deki tarihi

Maison Dior’un yeniden

açılmasına adeta bir saygı

niteliğinde sunduğu The

Atelier Of Dreams yılbaşı

koleksiyonuyla Dior’un tarihi

mirasını günümüze taşıyor.

Bu özel koleksiyonu, vintage

görünümlü ambalajlarıyla

hemen tanınan Diorific

serisinin yeni bir yorumu gibi

düşünebilirsiniz. Monsieur

Dior’un şanslı numarası olan

8 rakamlı siluete sahip,

altın ambalajlı Diorific rujun

üzerinde Paris atölyelerinin

bir tasviri görünüyor. Sınırlı

sayıda üretilen koleksiyonda

yine aynı nostaljik havayı

yakalayan bir far paleti ve

oje yer alıyor.

Besame

Cosmetics

Sanatçı, tasarımcı ve kozmetik

tarihçisi Gabriela Hernandez

tarafından yaratılan Besame

Cosmetics, ilhamını tamamen

vintage kozmetikten alan

bir marka. Hernandez,

markayı kurmasında, öncelikle

büyükannesinin sofistike

güzellik rutininin büyük etkisi

olduğunu söylüyor. Tüm

koleksiyonlarında vintage

görünümlü ambalajlar tercih

eden marka, Hollywood’un

en ikonik kadını Marilyn

Monroe adını taşıyan ve tüm

ambalajların üzerinde imzası

bulunan bir de koleksiyon lanse

ediyor. Ürünler, Monroe’nun en

sevdiği kozmetik ürünlerinden

ilham alınarak tasarlanıyor

ve 1950’lerin unutulmaz

görünümünü yakalayabilmeniz

için beraberinde bir kılavuzla

satışa sunuluyor.

ELLE 91


ELLENOSTALJİ GÜZELLİK

Benefit

San Francisco’da doğan ve

ürünlerin içerikleri kadar renkli

ve eğlenceli ambalajlarıyla

da akıllara gelen Benefit,

Dr. Feelgood serisiyle bizi

eski yılların siyah beyaz

filmlere götürüyor. Sepya

retro fotoğraflarla süslenen

koleksiyonda matlaştırıcı

makyaj bazı ve matlaştırıcı

transparan pudra olmak üzere

iki bulunuyor; yani seri mat

ve porselen görünümlü bir

cilt yakalamak için yaratılmış

diyebiliriz. Günümüzde pudra

hafifçe ve daha çok makyaj

sabitleme amacıyla kullanılsa

da, yumuşak bir aplikatörle

uygulanan pudraların geçmişte

kadınlar için vazgeçilmez bir ten

makyajı malzemesi olduğu da

bir gerçek.

Paul&Joe

Paris merkezli Paul&Joe

hazır giyim ve pijama

koleksiyonlarında olduğu gibi

kozmetikte de fark yaratmayı

başarıyor. Japon kozmetik

grubu Albion ile işbirliği

içinde geliştirilen makyaj

malzemeleri sunan marka,

ambalaj tasarımlarında

da retro havayı fazlasıyla

hissettiriyor. Bir tekstil markası

olmasına rağmen kozmetik

ürünlerinde geniş ürün gamına

sahip. Rujdan fondötene,

pudradan allığa kadar pek

çok ürünü son derece şık

ambalajlar içinde koleksiyonda

bulabilirsiniz. Markanın, renkli

kozmetiğin yanı sıra portakal

çiçeği ve hiyalüronik asit gibi

içeriklerle formüle edilmiş cilt

bakım ürünleri sunduğunu da

eklemeden geçmeyelim.

Guerlain

Çiçek desenleri sizde de

anında nostaljik bir çağrışım

yapmıyor mu? Bu akıma

kapılan markalardan biri de

Guerlain. Geçtiğimiz sene lanse

ettiği Cherry Blossom makyaj

koleksiyonunda, markanın

ışıltılı incilerden oluşan ikonik

pudrasının güncel bir yorumu

öne çıkıyor. Kiraz çiçekleriyle

dekore edilen bu yeni

ambalajlar; sadece nostaljik

değil aynı zamanda son derece

de romantik bir görünüme sahip.

Koleksiyonda ayrıca parfüm

ve ruj da yer alıyor ve tahmin

edebileceğiniz gibi tüm ürünler

floral kokulara sahip.

92 ELLE


Too Faced

1998 yılında Jerrod Blandino

tarafından kurulan Too Faced,

her ne kadar günümüz popüler

kültürünü fazlasıyla yakalamış

ve makyaj influencer’larının

favorilerinden olmayı başarmış

olsa da tasarımlarında retro

yorumlamalara fazlaca yer

veriyor. Adeta mücevher kutularını

andıran kalp şeklinde klipslere

sahip altın kenarlı paletlerinin

yanı sıra logosunda seçtiği fontla

da nostaljik havayı yakalayan

marka, bizlere “al beni” demeyi

başarıyor.

Winky Lux

Gördüğünüz anda sahip

olmak isteyeceğiniz, almadan

duramayacağınız bir marka

daha! 2015 yılında Natalie

Mackey tarafından kurulan

Winky Lux, yaratıcısı tarafından

“lüks ancak erişilebilir, temiz

içerikli ve neşeli” olarak

tanımlanıyor. Mackey haksız da

sayılmaz; daha önce hem bu

kadar vintage görünen hem de

bu kadar sıra dışı gül şeklinde

bir allık görmüş müydünüz?

İçinde çiçek barındıran saydam

dudak balm’ı ise yine bu

bahsettiğimiz havayı yuvarlak

hatlara sahip altın rengi

ambalajıyla fazlasıyla yakalıyor.

Charlotte

Tilbury

Özellikle YouTube’da çektiği

video’lardan tanıdığımız ünlü

makyaj sanatçısı Charlotte

Tilbury’nin kendi adını

taşıyan kozmetik markası,

makyaj tutkunları arasında

oldukça popüler. Markanın

koleksiyonlarına ve ambalaj

tasarımlarına baktığımızda

Tilbury’nin de geçmişten

fazlasıyla etkilendiğini ve

ilham aldığını görüyoruz.

Özellikle şerit kabartmalı

metalik ambalajda sunulan

“The Vintage Vamp” rujları

ve geçmişte çok kullanılan

bir ambalajlama şekli olan

kavanoz formda sunulan

ürünleri bunun en büyük

ispatlarından.

ELLE 93


ELLENOSTALJİ DEKORASYON

Dünü güne taşıyan akım:

MID-CENTURY

MODERN

1945’TE POPÜLER OLUP 70’LERIN SONUNA KADAR DEVAM EDEN MID-CENTURY

MODERN TASARIMLARI; NET ÇIZGILERI, ORGANIK FORMLARI, MINIMAL DETAYLARI

VE YÜKSEK FONKSIYONELLIK ÖZELLIĞIYLE TANIMLANIYOR. GÜNÜMÜZÜN

“IKONIK” PARÇALARI BÜYÜK ÖLÇÜDE BU DÖNEME AIT. KOLEKTIF HAFIZAMIZDA

IZ BIRAKMIŞ VE ZAMANSIZLIK SIFATINI GIYMIŞ TASARIMLAR, ILAVE EDILDIKLERI

TÜM MEKANLARI BIR ÜST SEVIYEYE TAŞIRKEN; GEÇMIŞE DAIR IZLERI GÜNCEL BIR

YORUMLA YAŞAM ALANLARIMIZDA MISAFIR ETMEMIZE DE VESILE OLUYOR.

HAZIRLAYAN: SELIN CEBECIOĞLU

94 ELLE


GEÇMIŞIN GÜCÜ

Aslında İkinci Dünya Savaşı sonrasında popüler olsa da

modernizm ve Bauhaus hareketlerinden de etkilendiği

için 20. yüzyılın başlarında doğuşunun sinyallerini veren

Mid-Century modern; Charles ve Ray Eames, Harry Bertoia,

Arne Jacobsen ve George Nelson gibi tasarımcıların

yarattığı ikonik mobilya ve aydınlatmalarla günümüzde

de tercih edilirken, Richard Neutra ve Rudolph Schindler

gibi isimlerin mimari çalışmaları hala örnek teşkil ediyor.

Organik etkileşimleri, basit formları, fonksiyonun önemini

vurgulamasının yanı sıra başka stillerle de rahatça bir araya

gelebilen bu zamansız tasarım anlayışı 50-60’lı yılların kusursuz

tasarım gücünü ortaya koyuyor.

DOĞAL, YALIN VE DIKKAT ÇEKICI

1950’li yıllara ait mobilyalarda doğal ahşap seçimi ve fonksiyonu

takip eden form anlayışı tasarımların ana hatlarını

oluşturuyor. Amerikan ceviz ağacı ve maun, kullanılan koyu

ahşaplar arasında yer alırken; huş ağacı, akçaağaç, meşe

ağacı ve Hint meşesi de diğer popüler ahşaplar arasında boy

gösteriyor. Renk kartelasında ahşabın etkisiyle kahve tonları

ana kabuğu oluşturuyor. Sınırlayıcı bir renk paleti söz konusu

değil ama 70’leri etkisi altına alan “flower power” akımı

bu dönemde ayak seslerini duyurmaya başlamış. Öyle ki;

yeşiller, turuncular, kırmızılar güçlü enerjisiyle yükseliyor.

1. Reddot tasarım ödüllü

PS 2014 sarkıt aydınlatma,

679 TL, IKEA

2. Sehpa, YARGICI

HOMEWORKS

3. Crosley pikap, 3199 TL,

VAKKOROMA

4. Bank, HALİT BERKER

5. Kah-kaha sehpa, HALİT

BERKER

1

2

3

4

5

ELLE 95


ELLENOSTALJİ DEKORASYON

Ne OKUMALI

Mid-Century Modern:

Interiors, Furniture, Design Details

Dönemi duvardan döşemeye, yüzeyden

aydınlatmaya ve mobilyalara kadar

detaylı bir şekilde ele alan kitap, çığır

açan mid-century modern dönemi

kurguları oluşturmak için öneriler sunuyor.

22,99 Dolar, amazon.com

Inspiring Interiors/1950’s

Gene Moore imzalı kitap Armstrong

yayınevi tarafından hazırlanmış. Kitapta

50’lerin dekorasyonunu net bir biçimde

anlatan 350’nin üzerinde fotoğraf

bulunuyor. O yıllara ait mobilyalar,

aksesuarlar, halı ve zemin kaplamaları

hakkında geniş bilgiler bulmak mümkün.

29,95 Dolar, amazon.com

1

2

3 4

5

96 ELLE


6

7

1. Noguchi sehpa, MOZAİK

2. Stairs konsol,

23.076 TL,

CUMBA SELECTION

3. Vitra marka Charles

Eames tasarımı eames

depolama ünitesi, MOZAİK

4. Astro ayna, Moda

BAGNO

5. Wanscher koltuk,

NORDIST

6. Arne Jacobsen tasarımı

Egg koltuk, MOZAIK

7. Big sur sarkıt aydınlatma,

4038 TL, CUMBA

SELECTION

8. Rahle sehpa, LIVING

STORE

8

İkonik bir ev:

FARNSWORTH HOUSE

Mies Van der Rohe tarafından tasarlanan Farnsworth House,

20. yüzyılın süsten uzak, geometri ve simetriyi esas alan

rasyonel mimari anlayışla ortaya çıkmış. Yapı, askıda durma

hali ve yalın mimari elemanlarının yanı sıra yarattığı şeffaflıkla

köklü değişikliğe yol açan bir dile sahip. Platformlar üzerine

oturtularak zeminle teması kesilen evin içerisinde bölme unsuru

olmadan özgür bir alan oluşturulmak hedeflenmiş.

ELLE 97


ELLENOSTALJİ DEKORASYON

Bu isimler ILHAM DOLU

İkonik stil kavramını beynimize kazıyan ve günümüzde de liste başı olup, en sık “uyarlanan” tasarımlara imza

atan isimleri biraz daha yakından tanıyalım.

Vitra marka Charles&Ray

Eames tasarımı Eames

Lounge koltuk ve puf,

MOZAİK

Charles&Ray Eames

Charles modern tasarım tarihinin gelmiş geçmiş en ünlü siması, aslen mimarlık

okulundan atılmış. 30’larının ortasına kadar birçok işte başarısız olmuş. Ray ise

Charles’ın ışığını parlatan bir resim öğrencisi… Birlikte yarattıkları sayısız ürünün

her biri günümüzde tasarım ikonu sayılıyor.

Lucienne

Day’in Festival

of Britain’da

tanıttığı Calyx

kumaş serisi,

yıldızının

yükselmesine

vesile olan

tasarımlarından.

Robin Day

tasarımı Polypro

sandalyenin üretim

yılından bu yana

13 milyonun

üzerinde resmi

satışa ulaştığı

biliniyor.

Robin&Lucienne

Day

Robin Day, tüm

dünyada belki de

en çok taklit edilen

ve artık anonim

kabul edilen plastik

sandalyelerin

yaratıcısı; kariyeri

70 yıla yayılmış bir

tasarım fenomeni.

Lucienne ise ev

tekstili tasarımları

50’ler ve 60’lar

Avrupa’sına

damgasını vurmuş

bir tasarımcı.

İsimlerini geri planda

tutmayı tercih eden

çift günümüzde

“ulaşılabilir

tasarım” kavramının

yaratıcıları olarak

anılıyor.

98 ELLE


Eero Saarinen

Neo-fütüristik tarzıyla

bilinen tasarımcı ve

mimar Eero Saarinen,

döneme öncülük

etmesiyle beraber sıra

dışı formların kullanışlı

olabileceğini gözler

önüne sermesiyle de

bir ilah.

Eero Saarinen

tasarımı Tulip

masa 1957 yılı

çıkışlı.

Le Corbusier

Düzgün, klasik, geometrik biçimler ve mükemmel oranlar elde etmek

gibi özellikleri sıralanabilen rasyonel mimarinin etkileri 1950’lerden

günümüze kadar etkinliğini sürdürdü. Bu akımın ilkelerini oluşturan

isimlerden biri de kuşkusuz Le Corbusier’di.

Le Corbusier & Pierre

Jeanneret & Charlotte

Perriand imzalı LC4

uzanma koltuğu 1928

yılından bu yana

hayatımızda.

ELLE 99


ELLENOSTALJİ DEKORASYON

MEKANA NASIL UYARLARIM?

Retro mobilyalara evinizde ilk kez yer verecekseniz, odanın

eksik parçasından başlamayı deneyebilir, mikrodan makroya

hareket edip son sahneye ulaşabilirsiniz. Retro mobilya

ve aydınlatmaları güncel stillerle buluşturmaktan çekinmeyin.

Neredeyse her biri zamansız sayılabilecek tasarımlar

eklektik kurguda kusursuz bir uyum sergileyecektir. Beraberinde

bol bitki, mat altın ve bakır vurgular, geometrik

desenler, çağdaş sanat eserleri, modern heykeller, rahat

hissettiren yastıklar kullanmak hedefinize ulaşmanıza yardımcı

olacaktır.

1

3

4

5

2

1. Demre kilim, KOLEKSİYON

2. Knoll marka Eero Saarinen tasarımı

Tulip koltuk, MOZAİK

3. Nikea büfe, MOBİ

4. Ion marka max LP hoparlörlü pikap,

1499 TL, BEYMEN

5. Baker marka koltuk, DREAM HOME

6. Mushroom masa, HALİT BERKER

7. Sely puf, 1.990 TL, MUDO CONCEPT

8. Lambader, 1350 TL, GOTWOB

9. Elenor sandalye, VISIONNAIRE

10. Arketipo marka Longplay konsol,

STATU MOBİLYA

100 ELLE


Vitra marka George Nelson

tasarımı çalışma masası,

bölmelerinde kullandığı renk

paletiyle retro kuşağına atıfta

bulunuyor.

6

8

7

9

10

ELLE 101


ELLENOSTALJİ MİMARİ

HEYKELSI KIVRIMLAR

“DOKSAN DERECELIK BIR AÇI BENI ETKILEMEZ, INSANOĞLU

TARAFINDAN YARATILMIŞ DÜMDÜZ, KATI VE DEĞIŞIME AÇIK OLMAYAN

ŞEYLER DE ILGILIMI ÇEKMEZ. BENI ESAS ETKILEYEN ÖZGÜR VE HASSAS

KIVRIMLARDIR. BU KIVRIMLARI ÜLKEMIN DAĞLARINDA, HIZLA AKAN

AKARSULARINDA, DENIZIN DALGASINDA VE

SEVILEN KADININ VÜCUDUNDA BULABILIRSINIZ”

DIYEN 50’Lİ VE 60’LI YILLARIN EN ÖNEMLI

TEMSILCILERINDEN BREZILYALI MIMAR OSCAR

NIEMEYER, MIMARLIK TARIHINE

SAYISIZ MIRAS BIRAKTI.

YAZI: NAZ GÜRLEK

Oscar Niemeyer tasarımı Rio

şezlong 1978 üretimi. Paris’te

kaldığı dönemlerde Niemeyer

mobilyalar tasarlamış. Bükülmüş

demir ve deri kaplama gibi

malzemeler tercih etmiş.

Mimaride modern dönemin Picasso’su olarak

anılan ve bir asra damgasını vuran Brezilyalı

mimar Oscar Niemeyer hep kendi yolunu izlemiş,

başkaları da onu takip etmiştir. 1936 yılında

mimarlık kariyerine başlayan ve halen tasarımları inşa

edilmeye devam eden Niemeyer dökme betonun estetik

amaçlar için farklı biçimlerde kullanılmasının öncülüğünü

yapan ilk mimarlardan birisidir. Dünyanın birçok yerinde

bulunan eserleri duruşuyla diğerlerinden farkını ortaya

koyar. “Mimar için önemli olan, hoşuna giden şeyi yapmasıdır;

başkasının onun yapmasını istediği şeyi değil. Ben bu

yolu izledim.” diyen Niemeyer önce ressam gibi beli kıvrılan

binalar tasarlamış sonra da çizdiklerinin üzerine beton

dökmüştür. Çalışmalarında Brezilyalı kadınların kıvrımlarından

ilham aldığını belirtirken, “Fethedilecek büyük bir

alanınız varsa kıvrım bunun doğal çözümüdür” der.

O, modern hareketin kahramanlarının sonuncusudur. Le

Corbusier, Mies van der Rohe, Frank Lloyd Wright ve Alvar

Aalto gibi çalışmalarıyla tarihe geçmiş isimler, tek eliyle

mimarlığı duyumsal eğrilerden, hafiflik ve unutulmaz bi-

çimlerden oluşan muhteşem bir şeye dönüştüren bu Brezilyalıya

hayranlık duymuşlardır. Oscar Niemeyer’in ilk

dönem tasarımlarında Le Corbusier’nin etkileri son derece

belirgindir. Zamanla kendi tarzını yaratan mimar Le Corbusier’yi

tasarımlarında eğriler kullanmaya teşvik etmiştir.

Juscelino Kubitschek 1956 yılında Brezilya Başkanı seçildikten

sonra bir gün Oscar Niemeyer ile konuşurken kafasından

geçen iddialı önerisini onunla paylaşır: “Bu ülke için

yeni bir başkent inşa edeceğim. Bunun için bana yardım etmeni

istiyorum.” Böylece ülkenin yeni başkenti Brasilia’nın

tasarlanması projesi Niemeyer’e verilir. Şehir planlamasını

üstlenen Lucio Costa ile Niemeyer bu proje sırasında bazı

yeni fikirler denerler. Brasilia’da tasarlanan oldukça geniş

ve boş caddelerin varlığı bunun bir örneğidir. Diğer bir yeni

şehir planlama fikri ise yapıların çoğunlukla yerden kolonlar

ve diğer taşıyıcı sistemler ile yükseltilmesidir, böylelikle

bu binaların boş kalan alt kısımlarının özgür olması ve doğa

ile bütünleşmesi amaçlanmıştır: “Kendimle tartışıyorum.

İçimizde aslında en azından iki kişiyiz. Yani çizdiğimde, benimle

tartışan çok akıllı bir adam oluyor. Harika bir adam!

102 ELLE


Oscar Niemeyer’in 1951’de kendisi

için tasarladığı Rio de Janeiro’nun Barra

de Tijuca semtinde yer alan ev, modern

mimarinin en güzel örneklerinden bir olarak

kabul edilir. Bugün Das Canoas House

mimarın çeşitli sergilerine ev sahipliği

yapmak amacıyla halka açılmıştır. Organik

formları ve minimalist bir çizgiyi aynı yapıda

bir araya getiren dahi mimarın amacı

mutlak özgürlüğü yakalamak, şeffaf bir

çerçeve içinde evin çevresiyle ve doğayla

bütünleşmesini sağlamakmış.

Kumsalı, kadınları ve denizi seviyor. Basit bir yaşam sürmek,

balık tutmak istediğini söylüyor, ama mimarlık hakkında

benden çok daha fazla şey biliyor. Bazen, çizim tahtamla

yalnız olduğumda, onunla yüksek sesle konuşuyorum

ve bir şekilde yeni bir binanın ne olmak istediği konusunda

sonuçlara varıyoruz. Çizimler ortaya çıkıyor. Çizimlerle birlikte

bir de yazı yazıyorum ve sonra anlamlı olup olmadığından

emin olmak için geriye dönüp tekrar okuyorum. Eğer

değilse, kendimle yeniden tartışıyorum ve yeni bir çizim

üretiyorum. Eğer bu net ve basit bir şekilde okunuyorsa, binanız

budur. Hepsi bu. Fazlası yok.”

Brezilya, Oscar Niemeyer Müzesi.

104 yıllık ÜRETKEN BIR HAYAT

Oscar Niemeyer 1907 yılında Rio de Janeiro’da dünyaya

gelir. Dönemin Brezilya’daki ünlü mimarlarından Lùcio Costa ve

Carlos Leão’nun yanında mimarlık kariyerine adım atar. 1936

yılında Le Corbusier’nin danışman olarak bulunduğu Gustavo

Capanema Sarayı’nın inşasında görev alır. 1947 yılında New

York’ta inşa edilecek yeni Birleşmiş Milletler Merkez Binası’nın

tasarımı için oluşturulan uluslararası tasarım grubunda o da

vardır. Juscelino Kubitschek 1956 yılında Brezilya Başkanı

seçildikten sonra ülkenin yeni başkenti Brasilia’nın tasarlanması

projesini Niemeyer’e verir. Brasilia şehrinin oluşturulmasından

sonra Niemeyer Brasilia Üniversitesi Mimarlık Bölümü Başkanı

seçilir. 1963 yılında Amerikan Enstitüsü’ne onur üyesi olur.

Aynı yıl Sovyetler Birliği tarafından verilen Lenin Barış Ödülü’ne

layık görülür. 1964-1985 yılları arasında Brezilya’daki askeri

diktatörlük döneminde Oscar Niemeyer komünist görüşü

nedeniyle ülkeden sürülür. Paris’te kaldığı dönemde endüstriyel

mobilyalar tasarlayan mimar, diktatörlük rejimi sona erdikten

sonra ülkesine döner ve 1988 yılında mimarlık alanındaki

en prestijli ödüllerden birisi olan Pritzker Mimarlık Ödülü’nü

kazanır. 1992-1996 yılları arasında Brezilya Komünist

Partisi’nin başkanı olarak görev alır. Oscar Niemeyer 2012

yılında vefatına kadar çalışmış ve Latin Amerika Anıtı’ndan

Yerli Halklar Müzesi’ne, Niterói Güncel Sanatlar Müzesi’nden

Carlos Marighella’nın mezar taşı tasarımına kadar sayısız

mimari esere imza atmıştır.

ELLE 103


ELLENOSTALJİ SEYAHAT

Otel sektöründe

YÜZYIL ORTASI nostaljisi

ÜSTÜ AÇIK KLASIK BIR ARABAYLA YOL YAPMA FIKRI, HOLLYWOOD FILMLERININ DÜNYA

KÜLTÜRÜNE BIR ARMAĞANI. BUNUNLA BIRLIKTE GELEN ISE, YOL KENARINDA/SAHILDE

YER ALAN MOTELLER. BU MOTELLERIN MIMARISI EN YENI TREND OLARAK ŞIMDI HIZLA

YAYILIYOR, ESKI YAPILAR BUTIK OTELLER OLARAK YENILENIYOR. AVRUPA’DA ISE 50’LERİN

AMERIKAN MOTELI KONSEPTINDE OTELLER INŞA EDILIYOR. HAZIRLAYAN: AFIFE SELEN SELÇUK

THE DRIFTER HOTEL, New Orleans, ABD

New Orleans’ın Fransız Mahallesi’ne yakın konumda bulunan The Drifter Hotel, yüzyıl

ortası modern stilde yapılmış, ikonik şerit formundaki iki katlı binası ve 2017’deki yenileme

sırasında korunmuş eski tip neon tabelaları, terrakota ve terrazzo zeminleriyle geçmişin

tipik Amerikan moteli ruhuna gönderme yapan bir tasarıma sahip. Tasarım ve işletmesinde

alt kültürel uyumsuzluktan ilham alan The Drifter, yerel sanatı destekleyen, yeni ve popüler

mutfakları keşfetmek isteyen, iyi kahveyi yaşam kalitesiyle eş gören yapıya sahip insanları

hedefliyor. Sadeliğin hakim olduğu 20 odanın tümünde beton duvarlar ve zeminde Oaxaca

çinileri, 1950’ler tarzı elektrikli vantilatörler, ahşap ve pirinç detaylı dönem mobilyalarını

görmek mümkün. Odaların aksine baskın flamingo pembesi ve yeşil yapraklı duvar resmiyle

tropikal tatil köyü atmosferine bürünen lobiyle; 50’ler diner stili döşenmiş, Küba, Haiti ve

Meksika yemeklerinin servis edildiği restoran ve bar, dış mekanda havuza kadar uzanıyor.

Havuzun üstündeki dev disko topu ise gece eğlencelerinin habercisi. thedrifterhotel.com

104 ELLE


NATIVE HOTEL (HOTEL

JUNE), Malibu, ABD

Eskiden Malibu Riviera Motel adıyla

bilinen ve 1947’de inşa edilen tesis,

James Dean ve Marilyn Monroe gibi

dev yıldızların sahil sığınağı olarak

ünlenmiş. Ayrıca Bob Dylan, 1974’te

“Blood on the Tracks” albümünü

yazmak için motelin 13 numaralı

odasına yerleşmiş. Yakın zamanda

yapılan yenilemeyle eskiye referans

veren modern bir görünüme kavuşan

motel, Hotel June, Malibu adıyla Ekim

ayında kapılarını yeniden açtı. Los

Angeles merkezli tasarım ofisi Folklor

imzasını taşıyan 13 kulübe stili oda;

güncel Zen dokunuşlarıyla sadeleşmiş

50’ler modernizminin çok iyi birer

örneği özel yapım mobilyalar, eskitme

Türk kilimleri, vintage aksesuarlar ile

Zuma Beach ve Point Dume manzaralı

ahşap teraslarla şekilleniyor. Çoğu

yerel sanatçılar tarafından özel olarak

otel için yaratılmış güzel bir sanat eseri

koleksiyonu bulunan Native, eskiden

olduğu gibi yaratıcı beyinleri kendine

çekmeye devam ediyor.

thehoteljune.com

ELLE 105


ELLENOSTALJİ SEYAHAT

MAGNOLIA

HOTEL,

Algarve, Portekiz

Avrupa’nın Kaliforniya’sı olarak

bilinen Quinta do Lago’ya

Miami havası getiren Magnolia

Hotel, neon ışıkları, pembe ve

turkuaz tonlarıyla şekillenen

retro iç mekanlarıyla dikkat

çekiyor. Tesiste 74 oda, üç

süit ve yedi kır eviyle restoran,

ısıtmalı açık yüzme havuzu ve

tenis kortu bulunuyor. Pembe

neon karşılama tabelası ve

havuz kenarındaki sarı- beyaz

çizgili şemsiyeleriyle ilhamını

1950’ler Amerikan yol kenarı

motelinin ihtişamlı günlerinden

ilham alan parlak ve cesur

iç mekanlar, iç mimarlık ofisi

Bryan O’Sullivan Studio imzalı.

Yapı, motel temasına uygun

olarak yeşil alanı ortasına

alarak iki yana uzanan pastel

tonlu cephelere sahip iki uzun

bloktan oluşuyor. Algarve’nin

bu seçkin köşesindeki çam

ormanlarını arkasına alan otel,

Quinta do Lago plajının uçsuz

bucaksız beyaz kum tepelerine,

golf sahalarına ve su sporlarına

kolayca ulaşılabilecek bir

mesafede yer alıyor. Havuz

başında haftada bir canlı müzik

ve DJ performanslarının yanı

sıra yıldızların altında kokteyller

eşliğinde açık hava sineması

geceleri düzenleniyor.

themagnoliahotelqdl.com

106 ELLE


THE JUNE MOTEL,

Sauble Beach, Kanada

Gezi, yaratıcı tasarım ve şarap meraklısı iki yakın

arkadaş olan April Brown ve Sarah Sklash tarafından

2016 yılında temeli atılan ilk June Motel, Kanada’da

Prince Edward County’de bulunuyor. Sauble Beach’te

yer alan kardeş otel ise bu yıl Nisan ayında kapılarını

açmış. İki arkadaş, Sauble Beach’teki June Motel’i

yaratırken genel olarak “motel deneyimini” yeniden

tasarlamış. Neon tabelalar, tavandan asılı bitkiler,

ünlü Sauble Beach gün batımlarından ilham alan

renklere sahip özel duvar kağıtları gibi tasarım

detayları 50’lerden başlayıp 70’lere uzanan bir stil

skalası çerçevesinde düşünülüp uygulanmış. Motelin

tasarım ve uygulanma süreci Ağustos ayında Netflix’te

yayımlanan Motel Makeover dizisinin bir bölümünde

detaylı işleniyor. Konsept yaratım sürecini “Eşsiz bir

mekân yaratmak için yola çıktığımızda izlediğimiz

yollarından biri, özel, eski parçalarla, yeni, modern

eşyaları karıştırmaktır. Kontrast yaratmak, zamansız

ve konforlu bir mekân yaratırken, cesur ve eğlenceli

kalmanın en güvenli yoludur” sözleriyle açıklayan ikili,

bir iç mekânda nostaljik 50’ler atmosferi yaratmanın

anahtarı sorulduğunda karşılama bankosunun duvarını

süsleyen özel tasarım neon tabelayı işaret ederek

“Neon her zaman işe yarar!” diyor. thejunemotel.com

ELLE 107


ELLENOSTALJİ SEYAHAT

THE PHOENIX HOTEL,

San Francisco, ABD

Joan Jett, David Bowie, Moby, Little Richard,

Red Hot Chili Peppers, Pearl Jam gibi rockstar ve

grupların yanında güncel sanatçı ve yazarların

uğrak yeri olarak ünlenmiş bu türünün tek örneği

44 odalı motel, tahmin edileceği üzere huzur

ve sessizlik arayanlar için pek de uygun bir

konaklama mekanı değil. Retro minimal konuk

odaları, yerel olarak SoCal adı verilen Güney

Kaliforniya stili havuzu ve tesis bünyesindeki

hip partileriyle gürültülü eğlenceleri seven parti

insanlarını ve en sevdiği rock grubuyla aynı

atmosferi solumak isteyen rock müzik hayranlarını

kendine çekiyor. Geçmişi 1956’ya uzanan,

eski adıyla Caravan Lodge Motel’i The Phoenix

Hotel adıyla yenileme işini üstlenen dekoratör Liz

Lambert’in ilham kaynağı da, en son 1987’de

yenilenen motelin bu rock n roll kökeni olmuş.

Bir kayıt stüdyosunu andıran karşılama bölümü

ve lobinin yanında koyu kırmızı, mavi ve sarı

vurgularla De Stijl akımına gönderme yapan

odaları, zemininde Francis Forlenza’nın pop

art mozaik enstalasyonunun yer aldığı ısıtmalı

havuzuyla Phoenix Hotel, selefine yüklenen sanat

ve rock n roll efsanesini devam ettirmeye kararlı.

phoenixsf.com

108 ELLE


LITTLE BEACH HOUSE,

Barselona, İspanya

Londra’daki Soho House grubunun deniz kenarı nostaljisi

olarak tanıtılan ve 2016’da açılan Little Beach House

Barcelona, stili ve yönetim şekliyle, ​1950’leri çağırıştıran

çağdaş tasarım ve eşsiz konukseverlik anlayışını birleştiren

çok özel, sadece 17 odalı bir otel. “Botigues” olarak

bilinen yeşil-beyaz kabanalar dizisiyle dikkat çeken bir

kumsalda, Garraf koyunda yer alan iki katlı beyaz sıvalı

lineer bina, 50’lerde halka açık bir motele ev sahipliği

yapıyormuş. Little Beach House’a dönüştürülürken

orijinal tasarım olduğu gibi korunduğu için günümüz

lüks anlayışına göre oldukça küçük kalan odalar, akıllı

dokunuşlarla kullanışlı ve keyifli hale getirilmiş. Odalarda

özel tasarım kilimler, yerel bir seramik sanatçısı tarafından

elde yapılmış lambalar ve sanatçı Maryanne Moodie’ye

ait dokuma duvar süsleri yer alıyor. Ayrıca radyo, telefon,

soğutma üniteleri gibi teknolojik unsurlar nostaljik, analog

formlara sahip. Otelin dış duvarına dayanan plajda

çizgili şezlong ve dev şemsiyeler 50’ler ruhunu yansıtıyor.

Barselona’nın merkezinden trenle yaklaşık yarım saatte

ulaşılabilen Little Beach House, sadece Soho House

üyelerine konaklama hizmeti veriyor. sohohouse.com

ELLE 109


ELLENOSTALJİ ETKİNLİK

Nostaljik

GECE

NETFLIX’IN MERAKLA BEKLENEN YENI DIZISI KULÜP’ÜN GALASI

4 KASIM’DA SALT GALATA’DA GERÇEKLEŞTI. GECEYE DIZININ BAŞROL

OYUNCULARI GÖKÇE BAHADIR, BARIŞ ARDUÇ, ASUDE KALEBEK, SALIH

BADEMCI, METIN AKDÜLGER’IN YANI SIRA DIZININ YÖNETMENI ZEYNEP

GÜNAY TAN, SEREN YÜCE, YAPIMCISI SANER AYAR, AYŞE DURMAZ VE

NETFLIX TÜRKIYE İÇERIK DIREKTÖRÜ PELIN DIŞTAŞ DA KATILDI.

110 ELLE


ELLE 111


ELLENOSTALJİ ETKİNLİK

Barış Arduç, Asude Kalebek, Salih Bademci, Gökçe Bahadır, Metin Akdülger

Dizinin

oyuncularından

Fırat Tanış, tiyatro

oyunu nedeniyle

galaya geç

katılabildi.

Gökçe Bahadır, Asude Kalebek

Barış Arduç, Asude Kalebek, Zeynep Günay Tan, Seren Yüce,

Salih Bademci, Gökçe Bahadır, Metin Akdülger

Prodüksiyon hazırlık süresi 12 hafta, set süresi de 12

hafta süren Kulüp dizisinin galası 4 Kasım akşamı

Salt Galata’da gerçekleşti. Geceye dizinin başrol

oyuncuları Gökçe Bahadır, Barış Arduç, Asude Kalebek,

Salih Bademci, Metin Akdülger’in yanı sıra dizinin

yönetmeni Zeynep Günay Tan, Seren Yüce, yapımcısı Saner

Ayar, Ayşe Durmaz ve Netflix Türkiye İçerik Direktörü

Pelin Diştaş da katıldı. Gösterim öncesi Pelin Diştaş, Saner

Ayar ve Ayşe Durmaz kısa bir konuşma yaptı. Gösterim

sonrası oyuncular sahneye davet edildi. Gece, Şef Maksut

Akşar imzalı gece için özel olarak hazırlanan menünün servis

edildiği yemekle devam etti. Kulüp’e özel kokteyllerin

hazırlandığı gecede Zeynep Özyılmazel sahne aldı. Kulüp 1.

Kısım (6 bölüm) 5 Kasım’da tüm dünya ile aynı anda sadece

Netflix’te 5 Kasım’da yayına girdi. Kulüp 2. Kısım son 4 bölüm

yakın zamanda sadece Netflix’te olacak.

112 ELLE


ÖZEL

BESTELER

Dizide Salih Bademci’nin söylediği

diziye özel bestelenen şarkılardan biri

de 3. bölümdeki “Yıldızlara” şarkısı.

Söz ve müziği Kenan Doğulu’ya ait

olan şarkı için kayıtlar Doğulu’nun

kendi stüdyosunda yapılmış.

Bademci’nin seslendirdiği diğer özel

besteler ise sözü söz: Sezen Aksu-

Sibel Algan’a, bestesi Ender Akay-

Cem Ergünoğlu ait olan “Masal” (1.

bölüm) ve söz-müzik-bestesi Gökhan

Mert Koral’a ait olan “Resim”.

Kenan Doğulu,

Beren Saat

Salih Bademci, Barış Arduç,

Metin Akdülger

SET & YAPIM TASARIM

Dizinin dekoru için toplam hazırlık 6,5 ay sürmüş; bu sürecin 2-3 ayı İstiklal Caddesi’ne yoğunlaşılmış. Yaklaşık 2000m 2 ’lik

bir alana 750m 2 ’lik bir alan 3 katlı bir Kulüp dekoru haline getirilmiş. Salonun olduğu alana 2. bir katman daha yapılıp loca

olarak tasarlanmış. Bu katmana ayrıca sahneyi tam karşıdan görecek şekilde Orhan karakterinin odası da yapılmış. “Kulis” diye

adlandırılan kısıma ise Selim ve Çelebi karakterlerinin odaları ile çamaşırhane ve dansçıların hazırlandığı orta alan yapılmış.

Dizide Fıstık İsmet (Barış

Arduç) karakterinin

kullandığı Pakize isimli

klasik Chevrolet araba, gala

boyunca Salt Galata’nın

kapısında durdu.

Zeynep

Üstünel

Burcu

Hanif

Özlem

Avcıoğlu

ELLE 113


PRINT / ONLINE / TABLET / MOBILE

elle.com.tr • instagram @ElleTurkiye • facebook @ElleTurkey • twitter @ElleTurkey

YAYINCI

DOĞAN BURDA DERGİ YAYINCILIK VE PAZARLAMA A.Ş.

CEM M. BAŞAR

İcra Kurulu Başkanı

M.MELDA NARMANLI ÇİMEN

Yayın Direktörü

GÖKÇE KANTARCI

Yazı İşleri Sorumlu Müdür

ASLI ASİL SUZAN YURDACAN BÜLENT BILGIN

Moda Direktörü Yazı İşleri Müdürü Görsel Yönetmen

GÜLGÜN ÖZEK SELİN MİLOŞYAN AYKUN TAŞDÖNER

Fotoğraf Editörü Konular Editörü Konular Editörü

Sayfa Tasarım

EVGİN YAKUPOĞLU

Etkinlik ve Proje Direktörü ALİ ERMAN İLERİ

Marka Müdürü YEŞİM YAŞAR

Kurumsal İletişim Müdürü FUNDA DEMİRCİ AYAN

Ankara Temsilcisi ERDAL İPEKEŞEN Tel: 0 312 577 31 56

ELLE DİJİTAL

DENİZ ÜNALDI YILDIRIM Yayın Yönetmeni

DUYGU HAKSUN Web Editörü

GÖKHUN SUNGURTEKİN Dijital Yayınlar Direktörü

YÖNETİM

Üretim Planlama Direktörü (Tüzel Kişi Temsilcisi) YAKUP KURTULMUŞ

Satış ve Dağıtım Direktörü EGEMEN ERKOROL

Finans Direktörü DİDEM KURUCU

Dijital İçerik Direktörü EREN DEMİR

REKLAM

Grup Başkanı NISA ASLI ERTEN ÇOKÇA

Reklam Grup Başkan Yardımcısı IŞIL BAYSAL TURAN, SEDA ERDOĞAN DAL

Satış Koordinatörü HÜLYA HANKENDİ

Satış Müdürleri BERIL GÜROĞLU SÖZKESEN, ŞERİFE DÖKMETAŞ

Teknik Müdür AYFER KAYGUN BUKA

Tel: 0212 336 53 61 - 62

Reklam Hedef Sayfalar Tel: 0212 336 53 70 Faks: 0212 336 53 91

Reklam Rezervasyon Tel: 0212 336 53 00-57-59 Faks: 0212 336 53 92-93

Hedef Sayfalar Reklam Koordinatörü AYSEL ŞENER

Ankara Reklam Satış Koordinatörü SEZINUR BALIKÇIOĞLU Tel: 0 312 577 31 56

Ankara Reklam Satış Müdürü BELIZ BALIBEY Tel: 0 312 577 31 56

Bölgeler Reklam Satış Müdürü HÜLYA ERDOĞAN Tel: 0212 336 53 72 Faks: 0212 336 53 91

YÖNETİM YERİ

Kuştepe Mah.Mecidiyeköy Yolu Caddesi No:12, Trump Towers, Kule:2, Kat: 21-22 34387, Şişli, İstanbul Tel: (0212) 410 32 00 Faks: (0212) 410 35 81

Baskı: Bilnet Matbaacılık ve Yayıncılık A.Ş. Dudullu Organize San. Bölgesi 1.Cad. No:16 Ümraniye-İSTANBUL

Tel: 0 216 444 44 03 Faks: 0 216 365 99 07-08 www.bilnet.net.tr, Sertifika No: 42716

Dağıtım: Turkuvaz Dağıtım Pazarlama A.Ş. Yayın türü: Ulusal süreli üyesidir.

DB Okur Hizmetleri Hattı Tel: (0212) 478 0 300 okurhizmetleri@doganburda.com

DB Abone Hizmetleri Hattı Tel: (0212) 478 0 300 Fax: 0212 410 35 12 -13 abone@doganburda.com www.doganburda.com Hergün saat 09.00-22.00 arasında hizmet verilmektedir.

© 1998 POP UP, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından Hachette Filipacchi Presse’in (Fransa) lisansıyla ve Lagardere Active Group’a bağlı olarak, T.C. yasalarına uygun şekilde

yayımlanmaktadır. POP UP’ta yayımlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.

POP UP is used under license from the trademark owner, Hachette Filipacchi Presse, a subsidiary of Lagardère SCA

CEO – Constance BENQUÉ CEO ELLE International Licenses - François CORUZZI SVP/International Director of ELLE - Valéria BESSOLO LLOPIZ

Fashion Editor, Charlotte DEFFE Beauty & Celebrity Editor, Virginie DOLATA

Syndication Director, Marion MAGIS Syndication Coordinator, Sophie DUARTE

Copyrights Manager, Séverine LAPORTE Database Manager, Pascal IACONO

Digital & Graphic Design Director, Marine LE BRIS

Marketing Director, Morgane ROHÉE

www.elleinternational.com

International Ad Sales House: LAGARDERE GLOBAL ADVERTISING

SVP/International Advertising – Julian DANIEL jdaniel@lagarderenews.com


Trump AVM

sana iyi gelir!

%100 taze havası ve birbirinden özel markaları ile

Trump AVM sana iyi gelir.

Trump AVM sana iyi gelir!

Mecidiyeköy / Şişli | 0 212 348 78 67

/TrumpAVM

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!