13.05.2022 Views

Hillsider 99

Create successful ePaper yourself

Turn your PDF publications into a flip-book with our unique Google optimized e-Paper software.

Çoğu zaman elektrikli, ihtiyacınız olduğunda hibrit.<br />

Bizim için tamamen elektrikli bir gelecek sadece nihai<br />

hedefle ilgili değil, aynı zamanda yolculukla da ilgili olmalıdır.<br />

XC90 Recharge Plug-in Hybrid’in elektrikli menzilini artırdık.<br />

%100 elektrikli otomobile geçmeye tam olarak hazır olmasa da<br />

elektrik yolculuğuna bugünden başlamak isteyenler için.<br />

Volvo XC90 Recharge Plug-in Hybrid.<br />

Yedek plana sahip bir elektrikli otomobil.<br />

Service by Volvo | Volvo Car Garanti | Volvo Car Finance | Volvo Car Kasko | Volvo Car Prime | / VolvoCarTurkey | volvocars.com.tr | Volvo Car Türkiye İletişim Merkezi 444 48 58


Istanbul Showroom<br />

Labrand Bebek / 0212 257 01 33


nu.com.tr


08<br />

hillsider 67/70<br />

YAZA GİRERKEN YENİLENİN,<br />

İYİ HİSSEDİN!<br />

09<br />

hillsider 72/75<br />

AZALARAK ARTAN<br />

BİR MUTLULUK FORMÜLÜ:<br />

MİNİMALİZM<br />

10<br />

hillsider 76/78<br />

VIRGIL ABLOHʼNUN<br />

ARDINDAN<br />

index<br />

11 12<br />

hillsider 80/82<br />

NOWCHAT<br />

DENİZ ÜNVEREN<br />

hillsider 83/89<br />

MOVE TO FEEL GOOD<br />

13<br />

hillsider 90/92<br />

KARADENİZ - ORDUʼDA<br />

DALGA SÖRFÜ<br />

MELLOW TÜRKİYE<br />

01<br />

hillsider 18/22<br />

NOW & THEN<br />

05<br />

hillsider 42/46<br />

METAVERSE SEYAHAT<br />

14<br />

hillsider 93/96<br />

YENİ DİŞİL VE YENİ ERİLİN<br />

AHENKLİ DANSI: YENİ İNSAN<br />

02<br />

hillsider 24/28<br />

GÖRGÜN TANER<br />

06<br />

hillsider 47/59<br />

YENİ NESİL REHBERLER<br />

15/1<br />

hillsider 98/102<br />

ART BLOG<br />

SEÇKİN PİRİM<br />

15/3<br />

hillsider 112/115<br />

ART BLOG<br />

YÜZEN SANAT<br />

ESERLERİ<br />

03<br />

hillsider 30/34<br />

BU CENNET BİZİM...<br />

PLAJ HAYATI<br />

07<br />

hillsider 62/66<br />

ASILIN KÜREKLERE!<br />

DENİZLE BİR OLMAYA GİDİYORUZ<br />

15/2<br />

hillsider 103/111<br />

ART BLOG<br />

SERAMİĞE YENİLİKÇİ<br />

ANLAYIŞ<br />

15/4<br />

hillsider 116/118<br />

ART BLOG<br />

MEET THE ARTIST<br />

CRAIG & KARL<br />

04<br />

hillsider 36/40<br />

YAZ FİLMLERİ<br />

16<br />

hillsider 120/122<br />

ASTROLOJİ & MİTOLOJİ<br />

ÜÇ KAT GECENİN<br />

KARANLIĞINDAN ÇIKIŞ<br />

17<br />

hillsider 124/125<br />

GOOD FOR MEN<br />

18<br />

hillsider 126<br />

EN BEĞENİLEN İLAN


yazarlar ve<br />

katkida bulunanlar<br />

BAHAR<br />

AKINCI<br />

Metaverse Seyahat<br />

BERNA<br />

GENÇALP<br />

Yaz Filmleri<br />

DİLAN<br />

SARAY<br />

Moda / Virgil Abloh<br />

DR. NİL<br />

KESKİN<br />

Yeni Dişil-Yeni Eril Kodları<br />

EBRU<br />

ŞİNİK<br />

Yaza Girerken<br />

Yenilenme Önerileri<br />

ELMİRA<br />

GÜRSES<br />

ArtBlog / Craig & Karl<br />

FUNDA<br />

KARAYEL<br />

ArtBlog / Yüzen Sanat<br />

İPEK<br />

EDİNÇGİL<br />

Now&Then +<br />

Deniz Ünveren Röportajı +<br />

Mellow Türkiye-Dalga Sörfü<br />

İPEK<br />

KİGAN<br />

Astroloji & Mitoloji<br />

Sisyphos<br />

MELİH<br />

USLU<br />

Plaj Güzeli Türkiye<br />

MERVE<br />

ATEŞ<br />

Minimalizm<br />

OBEN<br />

BUDAK<br />

Good for Men<br />

ÖZLEM<br />

GÖKBEL<br />

Görgün Taner röportajı +<br />

Yeni Nesil Rehberler +<br />

Move to Feel Good<br />

PINAR<br />

MORPINAR<br />

Kürek Sporu<br />

RANA<br />

KORGÜL<br />

ArtBlog /<br />

Seçkin Pirim röportajı +<br />

Seramik Dosyası<br />

TAMER<br />

YILMAZ<br />

Move to Feel Good<br />

Fotoğrafları<br />

UĞUR<br />

BEKTAŞ<br />

Görgün Taner<br />

Fotoğrafları<br />

Yayımcı<br />

Attaş Alarko Turistik Tesisler Adına Sahibi<br />

Genel Yayın Koordinatörü<br />

Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ve Reklam Sorumlusu<br />

Yazı İşleri<br />

Tasarım<br />

Basımcı ve Basıldığı Yer<br />

Attaş Alarko Turistik Tesisler A.Ş.<br />

Nisbetiye Cad. Ahular Sok. No.6 Etiler 34337 İstanbul/Türkiye<br />

T. 0212 362 30 00<br />

İzzet Garih<br />

Edip İlkbahar<br />

Özlem Gökbel (ozlemgokbel@gmail.com)<br />

Çağan Şimşek, Serkan Mekikoğlu, İpek Kigan<br />

Republica<br />

Promat Matbaa<br />

Orhangazi Mah. 1673 Sok. No.34 Esenyurt İstanbul / Türkiye<br />

T. 212 622 6363<br />

Sayı <strong>99</strong> (Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül 2022)<br />

Altı ayda bir yayımlanır.<br />

<strong>Hillsider</strong> Magazine'de yayımlanan yazı ve fotoğrafların tüm hakları,<br />

<strong>Hillsider</strong> logosu ve isim hakkı Attaş Alarko Turistik Tesisler A.Ş.ʼye aittir.<br />

Kaynak gösterilerek de olsa Attaş Alarko Turistik Tesisler A.Ş.ʼnin<br />

yazılı izni olmadan hiçbir şekilde yazı ve fotoğraflardan alıntı yapılamaz.<br />

Basıldığı Tarih Nisan 2022<br />

Yayın Türü<br />

Yerel Süreli Yayın (Dergi)<br />

www.hillside.com.tr<br />

hillsider@hillside.com.tr


01<br />

Yakında aya giden ilk<br />

heykeli konuşabiliriz<br />

Jeff Koons, bu sene içinde Florida’daki Kennedy<br />

Uzay Merkezi’nden fırlatılan bir uzay aracıyla<br />

heykellerini Aya göndermeyi hedefliyor. "Balloon<br />

Dog” ve “Rabbit” gibi kitsch parçalarıyla ünlü<br />

sanatçının bu eserleri NFT olarak da satışa<br />

sunulacak. Koons projesi için “Tarihsel olarak<br />

anlamlı bir NFT projesi yaratmak istedim” diye<br />

konuştu. Intuitive Machines'e göre Koons<br />

heykelleri, her tarafı 6 inç olan şeffaf, termal olarak<br />

kaplanmış bir küpün içine yerleştirilecek... Ay'a<br />

sergi ziyareti yapmanın biraz zor olacağının<br />

farkındayız, Jeff Koons galerisi bunu da düşünmüş,<br />

eserleri yerleştirilen bir kamera aracılığı ile Dünya<br />

üzerinden de görüntüleyebileceğiz.<br />

Zamanımızın en<br />

önemli ve yaratıcı<br />

sanatçılarından<br />

biri olarak kabul<br />

edilen David<br />

Hockneyʼnin<br />

eserleri, Baharın<br />

Gelişi,<br />

Normandiya, 2020<br />

sergisi ile ilk defa<br />

Türkiyeʼde!<br />

Sakıp Sabancı Müzesi, 11 Mayıs – 29<br />

Temmuz tarihleri arasında Akbank’ın<br />

desteği ile 20. ve 21. yüzyılın en ilham<br />

verici sanatçılarından David Hockney’nin<br />

Baharın Gelişi, Normandiya, 2020 sergisine<br />

ev sahipliği yapıyor. Daha önce Londra’daki<br />

Royal Academy ve Brüksel’deki Bozar’da<br />

sanatseverlerle buluşan serginin üçüncü<br />

durağı ne mutlu bize ki İstanbul ve Sakıp<br />

Sabancı Müzesi oldu.<br />

Kariyeri boyunca yeni teknolojileri ve sanat<br />

yapmanın farklı yöntemlerini araştıran<br />

Hockney, 2000’lerden itibaren iPhone ve<br />

iPad ile çizim yapıyor. Söz konusu<br />

teknolojik arayışının doruk noktası olan bu<br />

sergi, sanatçının baharın gelişini<br />

müjdeleyen iPad resimlerinin 116 tanesini<br />

içeriyor. Bunların tamamı 2020'de,<br />

Covid-19 salgınının ilk dönemi sırasında,<br />

Normandiya'daki evinde üretildi.<br />

Sergi bizlere; baharın -adeta bir kutlaması<br />

niteliğinde- başından sonuna hikayesini,<br />

doğal dünyanın mucizelerini, sürekli<br />

yenilenişini ve yaşam döngüsünü<br />

hatırlatıyor.<br />

& THEN<br />

David Hockney köpeği Ruby ile evi çiziyor, 29 Nisan 2019<br />

No: 219, 20 Nisan 2020, iPad resmi, © David Hockney<br />

18/22<br />

FOR MORE FOLLOW @ HILLSIDENOW<br />

FOR MORE FOLLOW @ HILLSIDENOW


“İyi hissettiren” eserlerle<br />

yeni nesil sanat deneyimi “FEELING GOOD DIGITAL”<br />

Hillside City Clubʼda!<br />

Hillside için bir araya getirilen özel dijital<br />

performanslar sergilemiş olan, serginin<br />

sanat koleksiyonunda, sanat severler 5 kıta<br />

küratörlüğünü ve sanat yönetmenliğini<br />

ve 19 ülkeden, 22 uluslararası sanatçının<br />

üstlenen yönetmen, video ve NFT<br />

100’e yakın eseri ile buluşuyor.<br />

sanatçısı Atıl Altaş, yazıları The Guardian,<br />

Hillside City Club içinde yaşayan tüm<br />

New York Times ve Der Spiegel gibi<br />

mekanların düşünülerek tasarlandığı Dijital<br />

yayınlarda yer alan, şiirleriyle bir NFT<br />

Sanat sergisi, kulübün içindeki farklı<br />

projesi yaratan ödüllü yazar Ece<br />

alanlara yerleştirilen ekranlar aracılığı ile<br />

Temelkuran, çalışmalarına MoMA, Centre<br />

şehrin hızlı yaşamı içinde nefes aldıran,<br />

Pompidou ve MAK Museum of Applied<br />

durduran ve düşündüren yeni sanat<br />

Arts’da yer verilen bilim insanı ve mucit<br />

dünyasını deneyimleme fırsatı sunuyor.<br />

MIT Media Lab profesörü Neri Oxman,<br />

Hillside City Club’da 16 Mayıs’a kadar<br />

Netflix, Apple, NBA, Google ve dünyaca<br />

Fotoğraf: Cottonbro<br />

kadar sürecek olan “Feeling Good Digital”<br />

sergisinin isimleri arasında, işleri Torrance<br />

ünlü bir çok markalarla çalışan Gavin<br />

Shapiro da yer alıyor. Dileyen<br />

Bu işte birlikteyiz!<br />

Bitki Bakmak<br />

Aslında Çok Kolay<br />

Bitkilerle yaşamakta<br />

zorlananlar için bakması<br />

en kolay iç mekan bitkileri ve<br />

bakım ipuçlarını derledik.<br />

Kurdele Çiçeği<br />

Yaklaşık 220 türü bulunduğu bilinen çiçek,<br />

hızlı büyür, güneşi sever ve yayılması<br />

kolaydır. Masa üstünde olduğu kadar asılı<br />

Bakım sırları:<br />

1- Düzenli sulama… Çoğu bitki için altın<br />

kural, toprağın 1 santim kadarının kuru<br />

olup olmadığına bakmaktır. Kuru ise<br />

Fotoğraf:<br />

Valeria Ushakova<br />

5- Onları budayın çünkü bu yenilenip<br />

büyümelerine yardımcı olacaktır. Kış<br />

sonrası bakım ve budama yapmak için<br />

Museum Los Angeles ve Les Brigittines<br />

Contemporary Arts Centre Brussels gibi<br />

sergilerde yer alan ve aynı zamanda<br />

etkinliğin koordinasyon ve proje yönetimini<br />

de üstlenen Ozan Türkkan; Tomorrowland,<br />

Extrema ve Sonar gibi festivallerde görsel<br />

Kitapseverler ve<br />

yayıncılık sektörü<br />

için yepyeni bir<br />

kitap platformu:<br />

BOOKINTON<br />

sanatseverler, Hillside Etiler’de sergilenen<br />

eserlerden beğendiklerini sergi alanında<br />

yer alan QR kodları aracılığı ile Turboslow<br />

NFT ajansından satın alabiliyor.<br />

olarak da gelişir.<br />

bitkinin suya ihtiyacı vardır<br />

en uygun zamandır.<br />

Türkiye’nin Kitap Platformu olmak<br />

Deve Tabanı (Monstera Deliciosa)<br />

Yaklaşık 25 türü olan, tırmanıcı bir bitkidir.<br />

Doğrudan güneş almayan, yarı gölge<br />

konumda tutmalısınız.<br />

Paşa Kılıcı (Sansevieria)<br />

Paşa Kılıcı, 18 ila 40 cm arasında<br />

uzayabilen susuzluğa dayanıklı bir bitkidir.<br />

Kalp Kalbe Karşı Bitkisi<br />

(Ceropegia woodii)<br />

Çiçekleri fasulye şeklini andıran bir<br />

görünüme sahip bu bitki, yarı güneş gören<br />

bir yerde iyi bir gelişim gösterir.<br />

2- Yerlerini çok değiştirmemeye özen<br />

gösterin. Bitkiler, çevrelerine<br />

alıştıklarında gelişen canlılardır. Onlara<br />

doğru miktarda ışığa sahip bir yer bulun<br />

ve yerini değiştirmeyin.<br />

3- Çoğu bitki 18-23 santigrat derece<br />

sıcaklığı sever evinizin sıcaklığını sabit<br />

tutmaya dikkat edin.<br />

4- Bitkinizi yavaşça sulayın, suyu<br />

toprağın çekip çekmediğine dikkat edin.<br />

Çekmiyorsa sulamayı bırakın.<br />

6- Çoğu bitki nemli hava seviyor. Evinizin<br />

havasının kuru olup olmadığına dikkat<br />

edin.<br />

7- İhtiyaç duydukları güneş ışığını<br />

alabilmeleri için yapraklarındaki tozları<br />

mutlaka silin.<br />

hedefiyle Şubat ayında yayına başlayan<br />

Bookinton; hemen her yazım türüne<br />

yönelik özgün içerikleri, kitapseverler için<br />

nitelikli bir kitap referansları, yayıncılık<br />

sektöründe çalışanlar için gündemi takip<br />

edebilecekleri röportajlar ve dosya<br />

konuları, okurların da kitaplar hakkındaki<br />

görüşlerini özgürce duyurabilecekleri<br />

‘Okurdan’ bölümü gibi özellikleri sayesinde<br />

kısa sürede ilgi odağı oldu.<br />

Kitapları merkezine alan Bookinton,<br />

nitelikli okumalar yapmak isteyen okurlar<br />

için kitap incelemeleri sunmasının yanı<br />

sıra, yayıncılık sektörünün bütün<br />

paydaşları için sektörün nabzını tutan bir<br />

Bu içerikler okura, kitabı oluşturan; editör,<br />

çevirmen, illüstratör, çeviri/imla<br />

değerlendirmesi, sayfa sayısı, hedef kitlesi<br />

gibi tüm elementleri bir arada sunuyor.<br />

Ayrıca, tüm inceleme yazılarında yazar<br />

hakkında kısa bilgilere de yer veriliyor.<br />

Türkiye’nin Kitap Platformu olarak,<br />

Çin Para Bitkisi (Pilea peperomioides)<br />

Yaz aylarında toprağı kurudukça, kış<br />

aylarında iki haftada bir sulamanızın yeterli<br />

olacağı bu bitki, 40 cm‘e kadar uzayabilir.<br />

haber sitesi niteliğinde.<br />

Kitaplar kategorisinde yer alan tüm<br />

inceleme yazıları, deneyimli Bookinton<br />

editörleri tarafından hazırlanıyor. Editörler,<br />

inceleme yazısı hazırlayacakları kitapları<br />

kitapların oluşum sürecinden okura<br />

uzanan yolculuğuna kadar her konuyu<br />

platforma taşıyan Bookinton’ın temel<br />

amaçlarından biri de Türkiye’de okuma<br />

kültürü ve alışkanlıklarının gelişimine katkı<br />

okuduktan sonra Bookinton’ın özel<br />

sağlamak.<br />

kriterleri ve editoryal bakış açıları ile<br />

harmanlıyor.<br />

www.bookinton.com<br />

FOR MORE FOLLOW @ HILLSIDENOW<br />

FOR MORE FOLLOW @ HILLSIDENOW


İstanbul'un<br />

parklarında, cadde<br />

ve meydanlarında<br />

kadim değer<br />

Şahmeran ile<br />

karşılaşmalara<br />

hazır olun.<br />

Şahmeran’ın şifacı kimliğine atıfta<br />

bulunarak “Hayra Alamet” başlığı altında<br />

düzenlenen “Şahmeran 34” sergisi, farklı<br />

kuşaklardan 34 sanatçının eserini 13<br />

Mayıs-13 Ağustos 2022 tarihleri arasında<br />

İstanbul’un ortak alanlarında<br />

sanatseverlerle buluşturuyor.<br />

Küratörlüğünü Marcus Graf'ın üstlendiği<br />

sergide, heykeltıraş Ayla Turan tarafından<br />

çağdaş formda tasarlanan Şahmeran<br />

heykeli üzerinde sanatçıların Şahmeran<br />

hikâyesini kendi biçemleriyle anlattıkları 34<br />

heykel yer alıyor.<br />

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ev<br />

sahipliğinde ve İBB iştirak firmalarının<br />

himayesinde Art Publik tarafından<br />

düzenlenen sergi bir sosyal sorumluluk<br />

projesi olup, sergi sonrasında Şahmeran<br />

heykelleri İstanbul Vakfı’nın Büyüt<br />

Hayallerini projesi kapsamında açık<br />

artırmaya sunulacak. Sanat eserlerinden<br />

elde edilecek gelir kız çocuklarına eğitim<br />

bursuyla şifa olacak.<br />

<br />

<br />

<br />

<br />

Bu robotların<br />

sadece IQʼsu değil<br />

EQʼsu da yüksek!<br />

Eilik adındaki bu minik robotlar sadece<br />

zeka, verimlilik ve doğrulukla övünen bir<br />

robot olmak yerine, çoğu robotun<br />

genellikle görmezden geldiği bir alana<br />

vurgu yapıyor: Duygusal zeka! İnsanlarla<br />

robotlar arasında daha yüksek düzeyde<br />

sosyal etkileşimler sağlayan, duygusal<br />

zekaya sahip yeni bir robot türü Eilik, size<br />

hem fiziksel hem de duygusal olarak nasıl<br />

hissettiğini anlatıyor. Ayrıca bu robot,<br />

depreme duyarlı ve zamanınızı<br />

yönetebiliyor.<br />

Kültürel değere sahip çıkarak İstanbul'a<br />

sanatsal zenginlik katmaya odaklanan<br />

halka açık, ücretsiz sergi, ülkemizin<br />

kültür-sanat takviminde göze çarpan<br />

etkinlik olmaya aday. İnsanlığın umuda,<br />

şifaya ihtiyacı olduğu bu dönemde mucize<br />

etkisi yaratması, iyi duygular yayması<br />

hedefleniyor.<br />

DENİZ PEKİŞ<br />

YENİ DÜNYALARI KEŞFETMEK<br />

Benim Özelliğim.<br />

Ayrıcalıklarla dolu, benim için tasarlanmış özel bir dünya.<br />

Privia Black. Benim özelliğim.<br />

FOR MORE FOLLOW @ HILLSIDENOW


02<br />

GÖRGÜN TANER<br />

24/28<br />

Bazı insanlar derya denizdir… Yüz yüz bitmez. Siz de zaten<br />

kıyıya çıkmak istemezsiniz. Görgün Taner de onlardan biri.<br />

Gencecik bir ruhla sürdüğü 63 yıllık yaşamına neredeyse bir<br />

iş yeri ama konserlerden bienallere, festivallere kadar<br />

yüzlerce farklı iş sığdırmış. Gözlerinden yaşama sevinci,<br />

sözlerinden ise sanata, keşfe, tarihe, müziğe, sinemaya,<br />

estetiğe olan tutkusu taşıyor. Her cümlesi peşi sıra ilginç<br />

hikayelerin sinyalini veren yeni bir sürprize işaret ediyor.<br />

Onunla konuşmaya doyamıyor insan. Dopdolu, canlı,<br />

heyecanlı.<br />

Bu sene 50. yılını kutlayan İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın<br />

Şişhane’deki tarihi binasında buluştuk vakfın Genel Müdürü<br />

Görgün Taner ile. İnsanı özellikle müzik tarihinde nostaljik bir<br />

yolculuğa çıkaran odasında, iş dosyalarının yanı sıra arasan<br />

bulamayacağın, hayli eski dergilerle kaplı masasında gömüldüğü<br />

işlerinden onu kısa bir süre alıkoyup, sohbet etme ve kendisini<br />

biraz daha yakından tanıma şansı elde ettik. Bu arada Görgün<br />

Bey’in hayranı olduğu, hakkında çıkan dokümanları topladığı Erkin<br />

Koray’ın da kulaklarını bir hayli çınlattık.<br />

Röportaj: Özlem Gökbel / @ozlemgokbel<br />

Fotoğraflar: Uğur Bektaş


Özlem Gökbel: Sanata duyduğunuz ilgiyi<br />

oluşturulabilmesi için öncelikle bu değerin<br />

Kariyerini kültür-sanat alanında ilerletmek isteyen gençlere neler önerirsiniz?<br />

nasıl keşfetmiştiniz? Nasıl bir çocukluk,<br />

yönetim tarafından da kabul görmesi ve<br />

Nereden başlasınlar, neleri bilezik edinsinler kendilerine?<br />

gençlik dönemi geçirdiniz? Hayalleriniz<br />

kültür-sanatın temel öncelikler arasına<br />

nelerdi?<br />

Görgün Taner: Çok kitap okunan bir evde<br />

büyüdüm; annem, ağabeyime ve bana<br />

klasikleri okurdu. Herhalde onun da<br />

etkisiyle çocuk yaşlarımdan beri okumaya<br />

çok meraklıydım. 'Resimli Bilgi' ve 'Hayat<br />

Ansiklopedisi'ni sayfa sayfa okuyarak<br />

alınması gerekiyor.<br />

Türkiye’de (ve paralelinde Dünya’da)<br />

yarım asırlık bir sürece şahitlik ettiniz?<br />

Kültür ve sanatın özellikle ülkemizdeki<br />

evrimi hakkında ne düşünüyorsunuz?<br />

Neler gözlemlediniz?<br />

Kültür-sanattan zevk alma, farklı sanat<br />

Gençlere en çok merak etmeyi ve soru sormaktan<br />

çekinmemeyi öğütlerim. Bir de sebat etmeyi.<br />

Kolay vazgeçmemek gerekiyor birçok şeyden…<br />

Günümüzde geçer akçe olmayabilir ama<br />

önerim budur.<br />

büyüdüm. Kadıköy'de oturuyorduk; her<br />

pazar günü annemle babam bizi Rexx<br />

Sineması’na (o zamanki adı REKS)<br />

götürürdü. Açık yazlık sinemalar da vardı.<br />

Üsküdar'da Duvardibi’nde bir yazlık<br />

sinema vardı örneğin. Caddebostan<br />

Budaklar, Kızıltoprak İkizler Sineması...<br />

Sonra yine Kızıltoprak Kent, Kadıköy<br />

Süreyya, 1960'ların sonu ve 70'lerin<br />

ortasına kadar bu sinemalarda çok film<br />

izledim. Gençliğimin önemli bir kısmı<br />

sinemalarda ve tiyatrolarda geçti.<br />

Okuyarak ve bunları konuşarak...<br />

Küçükken ne olacaksın<br />

diye soranlara “maç<br />

spikeri” der ve eve<br />

misafirliğe gelenlere<br />

maç anlatırdım. Ne de<br />

olsa “Radio Days”... Daha<br />

sonraları ise turist rehberi<br />

ve 19. yüzyıl sonları<br />

Osmanlı tarihçisi olmak<br />

istedim. İKSV’de kendimi<br />

buldum.<br />

İKSV ile bütünleşmiş bir kimliksiniz.<br />

Kuruma adım attığınız 1983 öncesinde<br />

neler yapıyordunuz? Kent Sineması’nda<br />

koordinatörlükle başlayan bu köklü süreç<br />

tesadüfi miydi?<br />

İKSV'de çalışmaya başlamadan önce de<br />

sinemaya, tiyatroya, konserlere gitmeyi<br />

severdim, hep bir ilgim, eğilimim vardı ama<br />

vakıfla buluşmam tabii biraz tesadüfi oldu.<br />

1983 yılında Boğaziçi Üniversitesi Tarih<br />

bölümünde okurken bir arkadaşım,<br />

“Sinema günleri başlıyor, rehber olarak<br />

çalışmak ister misin?” diye sordu.<br />

Üniversitedeyim, İngilizce biliyorum,<br />

İstanbul'u seviyorum; neden olmasın<br />

dedim. Böylece Hülya Uçansu ile tanıştım<br />

ve Kent Sineması’nda koordinatör olarak<br />

çalışmaya başladım. 86’ya kadar okulla<br />

beraber yarı zamanlı çalıştım. Önce<br />

İstanbul Film Festivali’nde mekân<br />

sorumlusu, ardından İstanbul Festivali’nde<br />

yönetmen yardımcısı oldum, daha sonra<br />

İstanbul Caz Festivali’nin direktörlüğünü<br />

yürüttüm. 2002’den bu yana da İKSV’nin<br />

genel müdürlüğünü üstleniyorum.<br />

İKSV’deki tarihiniz boyunca en severek,<br />

en tadı damağınızda kalan projeler<br />

hangileriydi?<br />

Bob Dylan’ın İstanbul’daki 1989 tarihli ilk<br />

konseri, 1<strong>99</strong>2 ilk stadyum konseri Bryan<br />

Adams. İstanbul Caz Festivali’ndeki Buena<br />

Vista Social Club konserleri, Leonard<br />

Cohen konserleri… New York Filarmoni<br />

konserleri... İlk İstanbul Bienali, yani 1987.<br />

2004’te Berlin’de ŞİMDİ/Now adı altında<br />

yaptığımız 10 günlük festival ve 2010’da<br />

Fransa’da Türkiye Mevsimi. 9 ay boyunca<br />

Fransa’da 1000’in üzerinde etkinlik yaptık.<br />

Daha çok var ama ilk aklıma gelenler<br />

bunlar…<br />

Kültür politikaları dendiğinde siz bu<br />

tanımı en ideal şekilde nasıl<br />

tanımlarsınız? Bu konu nasıl köklenir?<br />

Kültür politikası en genel<br />

tanımıyla yerel ve<br />

merkezi yönetimlerin,<br />

toplumun kültür<br />

yaşamına katılabilmesi<br />

için ortaya koyduğu bir<br />

plan olarak düşünülebilir.<br />

Bu alanda hızlı sonuçlar almak oldukça<br />

zor. Ne yaparsanız yapın bunun etkisini<br />

uzun dönemde alırsınız. Tabii siyaset<br />

maalesef kısa dönemli etkiler üzerine<br />

kuruluyor. Hâlbuki kültür-sanat hem temel<br />

bir ihtiyaç hem de toplumun bir arada<br />

yaşamasını kolaylaştıran, kentlerin<br />

değerini artıran, yaratıcılığı besleyen, şehir<br />

ve ülke ekonomisine katkı sağlayan bir<br />

alan. Hem sosyal hem ekonomik bir değer<br />

yaratıyor. Güçlü kültür politikalarının<br />

dallarını benimseme, itinalı ve kapsayıcı bir<br />

sanatsal yönetim ve anlayışla hazırlanmış<br />

festivaller, bienaller, kültürel etkinlikler ve<br />

sanat eğitimiyle mümkün olur. Bu noktada,<br />

özellikle İstanbul’da kültür-sanat izleme ve<br />

değerlendirme gelişiminde İKSV<br />

etkinliklerinin önemli bir etkisi olduğuna<br />

inanıyorum. 1973’teki ve 2022’deki<br />

koşulları, etkinlik çeşitliliğini, izleyicilerin<br />

taleplerini düşündüğümüzde çok büyük<br />

farklılıklar görüyoruz. Yıllar içinde değişen<br />

hayat pratikleri kültür-sanata yaklaşımı,<br />

izleyici davranışlarını elbette değiştirdi<br />

ama özünde insanların ihtiyacı hâlâ aynı:<br />

Düşünsel ve duygusal açıdan zevk veren<br />

bir kültür-sanat etkinliğinde, bu etkinliğe<br />

kendisi gibi değer veren başka insanlarla<br />

birlikte bulunmak.<br />

Bir devam sorusu olarak, ülkemizde bu<br />

konunun geleceğini nasıl<br />

öngörüyorsunuz? Hangi disiplinlerde<br />

uluslararası başarılar, parmakla<br />

gösterilme gibi durumlar yaşama<br />

şansımız yüksek sizce?<br />

Türkiye’nin her dalda en önemli<br />

uluslararası sergilere, festivallere, en<br />

büyük, en köklü orkestralara, konser<br />

salonlarına davet edilen, çok başarılı<br />

sanatçıları var. Öncelikle eleştirel<br />

düşünceye saygı gösteren, özgürlükçü<br />

eğitime layığıyla önem verilen süreçler<br />

bizim uluslararası alanda dünya kültürüne<br />

katkıda bulunan daha çok sayıda sanatçı<br />

yetiştirmemize neden olacaktır. Nuri Bilge<br />

Ceylan, Ferzan Özpetek, Orhan Pamuk,<br />

Fazıl Say gibi tüm dünyanın tanıdığı<br />

isimlerin yanına daha nicelerini katma<br />

şansımız var. Olmazsa olmaz ise uzun<br />

soluklu düşünebilmek, sabır ve özgürlükçü<br />

bir iklim.<br />

Caz müziğini özellikle çok sevdiğinizi ama<br />

müzik zevkinizin bundan daha geniş<br />

olduğunu düşünüyorum. Favorileriniz<br />

kimler? Neler dinlersiniz?<br />

1970'lerin rock müziğini çok severim ve sık<br />

sık dinlerim. Klasik müziği de severek<br />

dinlerim. Konser kaydı plakları da<br />

dinlemeyi severim. Pink Floyd, Led<br />

Zeppelin, Rolling Stones ve daha<br />

nicelerinden oluşan bir plak koleksiyonum<br />

ve onların yanı sıra bir “bootleg”<br />

koleksiyonum var.<br />

Sizi yaşamda en çok neler iyi hissettirir?<br />

Ve ayrıca nerelerde, hangi<br />

“an”larda/ortamlarda olmak size iyi gelir?<br />

İstanbul’un en sevdiğim zamanı pazar<br />

günü sabah saatleridir. Herhangi bir<br />

müzayede veya sahafta aradığım bir<br />

efemera veya kitabı bulmak, Pink Floyd’un<br />

nadir bir “bootleg”ine rastlamak, ailecek bir<br />

arada olmak, HEY dergisinin 1970’li<br />

yıllardaki sayılarını karıştırmak,<br />

metaverse’in ve NFT’nin hayatımızı nasıl<br />

etkileyeceğini bininci defa dinlemek, hafta<br />

sonları NYT ve Financial Times’ın baskı<br />

gazetelerini alıp (iPad’den okuma şansına<br />

sahip olsam da) sanat sayfalarını ve<br />

eleştirileri okumak, seyahat dergilerini<br />

karıştırmak, Kanyon’daki Remzi Kitabevi,<br />

Zeyrek Kitabevi ve Turkuaz Kitabevi’ne<br />

ziyarete gitmek ve Karaköy Lokantası’nda<br />

veya Nişantaşı Hünkar’da öğle yemeği...<br />

Daha çok var ama en çok nedir derseniz<br />

ailecek geçirdiğimiz zamanları seviyorum.<br />

Bir de Galatasaray’ın şampiyon olmasını<br />

tabii ki...


the one<br />

her şeye sahip olan<br />

Aradığınız TV bu. Üstün görüntü kalitesi. Şık tasarım. Mükemmel ses.<br />

Yapay Zeka özellikli sesli kontrol. Benzersiz bir deneyim sunan Ambilight.<br />

Televizyon izlerken keyif almak için ihtiyacınız olan her şey.<br />

Zor geçen iki seneden sonra bu yaz neler<br />

yapmayı planlıyorsunuz?<br />

Bu yaz merakla beklediğim birçok İKSV<br />

etkinliği var. Haziran programımız epey<br />

yoğun; tüm İstanbulluların katılımına açık<br />

olacak İKSV 50. yıl konseri, 50. İstanbul<br />

Müzik Festivali, Gezgin Salon Festivali ve<br />

Zürih Balesi’nden Anna Karenina’yı<br />

heyecanla bekliyorum. Temmuz’da 29.<br />

İstanbul Caz Festivali ve tabii ki ağustosta<br />

gerçekleşecek Nick Cave & The Bad<br />

Seeds konseri de takvimimde… Bu yazın<br />

önemli bir kısmı da Eylül’de kapılarını<br />

açacak olan 17. İstanbul Bienali’nin<br />

hazırlığıyla geçecek tabii. Yeniden<br />

tasarlanan İstanbul Tiyatro Festivali de<br />

dört gözle beklediklerimden… Büyük kızım<br />

Irmak Kanada’da yaşıyor. Yazın kısa da olsa<br />

gelecek. Böylece küçük kızım Ela, Irmak<br />

ve eşim Zeynep’le Ayvalık’ta zaman<br />

geçirmeyi planlıyorum.<br />

Yaşamınızdan memnun musunuz?<br />

Mutlaka yapmalıyım dediğiniz<br />

hayallerinizi, gelecek planlarınızı sizden<br />

dinlemeyi çok isteriz?<br />

Uzun zamandır çevirilerinin yapılması için<br />

1800’lerin sonu ve 1900’lerin başına dair<br />

hem İstanbul hem de yeme içme tarihi<br />

üzerine eser topluyorum. Boğaziçi Tarih<br />

mezunuyum. Günay Kut’un öğrencisi<br />

olarak öğrendiğim “Osmanlıca” okumayı<br />

epeyce unuttum. Ama kısa sürede<br />

yeniden canlandırıp son 30 yılda<br />

topladığım efemera ve kitapları<br />

değerlendirmek ve araştırmacılara açmak<br />

istiyorum. Kendi çapında bir menü ve marş<br />

koleksiyonum var. Daha çok yürümek ve<br />

daha güler yüzlü ve pozitif insanlarla bir<br />

arada zaman geçirmek istiyorum.<br />

Hayallerinizin gerçekleşmesini diliyoruz<br />

biz de... Çok teşekkür ederiz.<br />

Daha fazla bilgi için<br />

QR kodu okutun.<br />

philips.com.tr/tv


03<br />

Turkiye’den<br />

30/34<br />

Yazı: Melih Uslu<br />

www.melihuslu.com<br />

@melih_uslu_<br />

Serin bir yaz için 10 HARİKA PLAJ<br />

Denize girmeyi özlediniz değil mi? Peki nasıl bir plaj hayal ediyorsunuz? Dipteki taşların tek<br />

tek sayıldığı derin mavilikler mi, ipek gibi ince kumlu sığ sular mı? Dalgalarla boğuşmak mı,<br />

çarşaf gibi bir denizde süzülmek mi? Henüz kararınızı vermediyseniz bile emin olun şurası<br />

kesin: Deniz keyfi için ne kadar çok seçenek varsa Türkiye’de o kadar çok plaj var. Hadi<br />

hazırlanın! Yüzmeye gidiyoruz.<br />

1- BELCEKIZ (FETHİYE)<br />

Fethiye'den Ölüdeniz'e çam ağaçlarının<br />

2- KAPUTAŞ (KAŞ)<br />

kaplumbağalarıyla dünyaca ünlenen<br />

İztuzu sahilinin en dar yeri bile 50 metre<br />

süslediği yoldan indiğinizde, orman ve<br />

masmavi denizin kesiştiği bir yeryüzü<br />

cenneti ile karşılaşırsınız. Ölüdeniz ve<br />

uçsuz bucaksız kumsalıyla Belcekız Koyu,<br />

Akdeniz'in en güzel lagünlerinden biridir.<br />

Koyun içinde uzanan dil biçimindeki<br />

kumsalı yürüdüğünüzde ise belki de<br />

Türkiye'nin en çok fotoğrafı çekilen yeri<br />

olan Ölüdeniz çıkar karşınıza. Dibinde tek<br />

bir yosun bile bulunmayan, bembeyaz<br />

kumsalla örtülü ve bir göl kadar kıpırtısız<br />

Fotoğraf: Atıf Zafrak<br />

genişliğinde. Gölü denize bağlayan doğal<br />

bir kanal, kumsalı boydan boya ikiye<br />

bölmüş. Denize girip güneşlendikten sonra<br />

golün tatlı suyuyla duş yapmak kolay<br />

rastlanamayacak bir detay. Uçsuz<br />

bucaksız İztuzu sahilini bir uçtan bir uca<br />

yürümek, koyu sarı midyelerden toplamak,<br />

sığ kıyılarda koşuşturmak öylesine büyük<br />

bir keyif veriyor ki, bütünüyle hafifleyip<br />

denizin bembeyaz köpükleri kadar<br />

arılaştığını hissediyor insan...<br />

olan Ölüdeniz, Türkiye kıyılarının en<br />

Altın sarısı kumları ve turkuaz rengi denizi<br />

popüler tatil merkezlerinden biri. Burada<br />

ile Batı Akdeniz'in en güzel plajı olarak<br />

rahatça şezlong ve şemsiye kiralayabilir,<br />

gösterilen Kaputaş, iyi yüzücüler ve dalgalı<br />

Fotoğraf: Chedi Tanabene<br />

büfelerden ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz.<br />

Üstelik civardaki konaklama tesislerinin<br />

çeşitliliği de cabası...<br />

denizde kulaç atmayı sevenlere göre. Kaş<br />

ve Kalkan arasındaki eşsiz koyların<br />

batısında, Kalkan'a sadece altı kilometre<br />

uzaklıktaki dar bir kanyonun denize açıldığı<br />

noktada bulunan Kaputaş, kumsalının<br />

güzelliği kadar tertemiz denizi ve sakinliği<br />

ile son derece çekici. Dik bir taş<br />

Dalyan sahilinin bakir bir köşesinde, sırtını<br />

dağlara, yüzünü denize dönmüş bir<br />

koydayım. Tertemiz denizi, mavi yolculuk<br />

tekneleri ve avuç içi büyüklüğündeki<br />

köyüyle konuklarına gerçek bir Ege resmi<br />

sunsa da onu farklı kılan asıl şey, yıldızlarla<br />

dolu akşamlarının davetkâr çağrısı…<br />

Ormanlarla kaplı el değmemiş vadiler<br />

arasında kıvrılarak son tepeyi aştığımda<br />

Ekincik Koyu’nun muhteşem manzarası<br />

beliriyor karşımda… Her yer orman, upuzun<br />

bir kumsal ve denizin sonsuz maviliği<br />

hemen önümde… Kumsal tek kelimeyle<br />

çok güzel ve deniz tertemiz görünüyor.<br />

Kendime kamp yeri seçmeden önce<br />

kumsalda yürüyüş yapıp bu harikulade<br />

sabahın tadını çıkarmaya karar veriyorum.<br />

Şehirli ayak tabanlarımı ritmik aralıklarla<br />

ıslatan beyaz denizköpüklerinin bana<br />

benzersiz bir doğa terapisi uyguladığını<br />

hissediyorum.<br />

ÖZGÜRLÜĞÜN DÜŞ GÖRDÜĞÜ…<br />

Ekincik Koyu’nda yaşam, modernizm<br />

öncesi dönemlerdeki ruh halini yansıtan<br />

bir arılık ve durağanlıkta seyrediyor.<br />

Konfora alışmış şehir insanı, Ekincik’teki<br />

kumsal hayatına ilk günlerde alışmaya<br />

çalışıyor. Sonra adım adım ruhunuzu<br />

eğitiyor, doğaya döndüğünüzü hissetmeye<br />

başlıyorsunuz. Biz ki şehirlerde ruhumuzu<br />

daraltıp, tüm hücrelerimizi kaplayan o<br />

boğulma duygusundan kaçıp gelmişiz<br />

buralara…<br />

Biz ki yapay gözlerin bakışlarını sürekli<br />

üzerimizde hissettiğimiz için rahatsız olan,<br />

mutsuz ve tedirgin şehir insanlarıyız. Aynı<br />

nefes darlığı ile karşılaşacaksak ne diye<br />

dağları, vadileri, tepeleri aşıp geldik ki<br />

buralara? Elbette dağ, deniz, göl, nehir,<br />

kayalık, orman, kumsal, çiçek, böcek ve<br />

kelebek için geldik. Buranın ruhu için,<br />

doğa için… Biraz olsun konforlu ama bedeli<br />

yüksek ve ürkek hayatlarımızdan uzak<br />

durmak, mümkün olduğunca<br />

özgürleşebilmek için… Çünkü burada şehir,<br />

kentli yeni insan kimliği, roller, statüler,<br />

mecburiyetler, biçimler, yalanlar, oyunlar<br />

yok. Sadece burası ve şu an var, kaygılar<br />

ve gelecek değil! Öğretilen değil, bilinen<br />

var. Burada keyif almak, doğayla iyi<br />

geçinebilme yeteneğinizle ölçülüyor. Sınav<br />

dediğiniz tam da bu işte, doğanın sınavı…<br />

Bu anlamda plajlar özgürlüğün düş<br />

gördüğü yerler belki de…<br />

Fotoğraf: Hellotica<br />

Fotoğraf: Dilek Durgun<br />

Fotoğraf: Charbel Aoun<br />

merdivenle inilen plajın arkasındaki kanyon<br />

kuzey rüzgârlarına açık olduğundan, deniz<br />

çoğu zaman dalgalı. Ancak kanyonun fön<br />

işlevi görmesi nedeniyle de yazın en<br />

bunaltıcı günlerinde bile havası temiz ve<br />

serin. Kaputaş'ın konuklarına sunduğu bir<br />

diğer ayrıcalık; sırtını yasladığı Toros<br />

yamaçlarındaki Yörük köyleri ile Batık Şehir,<br />

Simena ve Kekova Adası'na olan yakınlığı.<br />

3- İZTUZU (DALYAN)<br />

Muğla'nın güneydoğusundaki Köyceğiz<br />

Gölü'nün denize açıldığı noktada yer alan<br />

İztuzu sahili, Likya anıtlarıyla bezeli bir su<br />

labirentini anımsatan Dalyan'ın en sürprizli<br />

köşesi. Gerçekten de gölün, denizin,<br />

ırmağın, kanalların, ormanların ve kumsalın<br />

iç içe geçtiği İztuzu, gerçek bir doğa<br />

harikası. Beş kilometre uzunluğunda bir<br />

kum şeridi olan İztuzu, incecik kumu,<br />

temiz ve sığ deniziyle mavi bir rüya vaat<br />

ediyor. Caretta caretta deniz<br />

Dalyan<br />

4- BOZCAADA (ÇANAKKALE)<br />

Ege'deki en büyük iki adamızdan biri olan<br />

Bozcaada, iç içe geçmiş Türk ve Rum<br />

kültürü, münzevi atmosferi ve üzüm<br />

bağlarının yanı sıra; plajlarının güzelliğiyle<br />

de dikkat çekiyor. Adanın irili ufaklı<br />

koylarına gizlenmiş 10 kadar kumsal olsa<br />

da en güzelleri Ayazma ve Habbeli adıyla<br />

anılıyor. Bozcaada'nın en gözde ve ulaşımı<br />

en rahat plajı, Ayazma olarak biliniyor.<br />

Adanın batı ucundaki plaj, adını hemen üst<br />

kısımdaki küçük ayazmadan almış. İnce<br />

kumlu bu uzun plajın denizi, kaynak suları<br />

nedeniyle en sıcak aylarda bile serin.<br />

Kumsalda sıralanan duşlar, soyunma<br />

kabinleri, şezlong ve şemsiyeler ile plaja<br />

sürekli dolmuş seferleri bulunması da<br />

buraya olan ilgiyi artırıyor. Hafta sonları<br />

genellikle kalabalık olan plajın çevresinde


irkaç salaş balık lokantası, güneşi burada<br />

batırmak için iyi bir neden. Ayazma'nın<br />

kuzeyinde kalan ikinci koy ise Habbeli.<br />

İskele Meydanı'ndan kalkan dolmuşlarla<br />

ulaşılabilen koyun denizi, temiz ve berrak.<br />

Sakinlik ve doğallığı ön planda tutanların<br />

tercihi olan plajda, sadece yaz aylarında<br />

hizmet veren bir de büfe var. Plajın<br />

arkasındaki bağın tulumbası ise duş almak<br />

isteyenler için tek seçenek.<br />

Bozcaada Ayazma Plajı<br />

6- OLİMPOS (ANTALYA)<br />

Zirveleri hazirana kadar karla kaplı<br />

Beydağları'nın gölgesindeki Olimpos,<br />

beyaz çakıl taşlı kumsalı ve çabuk<br />

derinleşen cam gibi deniziyle muhteşem<br />

bir Akdeniz plajı. Antalya'nın 80 kilometre<br />

güneyinde, Kemer - Kumluca yolunun<br />

Çıralı sapağı bitiminde bulunan Olimpos,<br />

mis kokulu çam ve portakal ağaçlarının<br />

arasına gizlenmiş küçük bir Akdeniz köyü.<br />

Toros dağlarından denize doğru açılan<br />

çukur biçimindeki ormanlık bir vadi<br />

çanağının içine kurulmuş Olimpos'u, gürül<br />

gürül çağlayan bir nehrin suları ikiye<br />

ayırmış. Yemyeşil vadiye hayat veren nehrin<br />

denize kavuştuğu noktada, Türkiye'nin en<br />

güzel plajları arasında gösterilen Olimpos<br />

8- AYA YORGİ (ÇEŞME)<br />

Çeşme'ye beş kilometre mesafede, Dalyan<br />

ile Ilıca arasındaki yarım ay şeklinde doğal<br />

bir koy olan Aya Yorgi, beach club'larıyla<br />

ünlü. En az 30 metreden denizin dibindeki<br />

kum tanelerinin seçilebildiği plajın<br />

müdavimlerinin çoğunluğu gençler.<br />

Bölgede “uyuyan deniz” olarak adlandırılan<br />

koy, mavi ve yeşilin tüm tonlarını taşıyan<br />

berrak deniziyle doğal bir havuzu<br />

çağrıştırıyor. Rivayete göre Çeşme'nin bir<br />

Rum yerleşimi olduğu dönemde, koyun<br />

çevresinde tam yedi kilise varmış. Yörede<br />

çok sevilen başrahip Aya Yorgi ölünce<br />

bölgenin en güzel yeri olan bu koya rahibin<br />

adı verilmiş.<br />

10- AMASRA (BARTIN)<br />

Adını, Pers Prensesi Amastris'ten alan<br />

Amasra, taze deniz ürünleriyle doğallığını<br />

her daim koruyan bir balıkçı kasabası<br />

olmasının ötesinde, Batı Karadeniz'in en<br />

güzel kumsallarına ev sahipliği yapıyor.<br />

Çekiç biçimindeki yeşil bir yarımada<br />

üzerine kurulan Amasra'nın doğusunda<br />

uzanan Büyük Liman Plajı, Karadeniz'in<br />

hırçınlığına tezat durgun mavi sularıyla<br />

beğeni kazanıyor. Üzeri rengârenk<br />

sandallarla süslenen uzun ve geniş<br />

kumsalın tanecikleri incecik; kasaba<br />

merkezi ise yürüyüş mesafesinde. Büyük<br />

Liman dışında; Amasra - Cide yolunun 13.<br />

kilometresindeki Bozköy ile aynı yolun 17.<br />

kilometresindeki Çakraz plajları, yörenin en<br />

Dunya’dan<br />

Kumsalın en doğal hali<br />

NATÜRİST PLAJLAR<br />

İlk kez 1950'li yıllarda Fransa'nın Akdeniz kıyılarında<br />

popüler oldular. O tarihten sonra Girit'ten Brezilya'ya<br />

kadar pek çok plaja yayıldılar. Türkiye’de de 10 yıl kadar<br />

önce Patara, Kalkan, Datça ve Ağva gibi yerlerde<br />

“üstsüzler plajı” adıyla denemeleri yapıldı. İşte giysi<br />

özgürlüğüne açık kumsallardan seçkin örnekler...<br />

kumsalı uzanıyor. Renkli deniz kabukları ve<br />

taşlarla süslü incecik kum taneciklerinden<br />

Fotoğraf: Arkeonaval<br />

güzel iki kumsalı. 5 kilometreyi bulan<br />

uzunluğuyla Bozköy kumsalı, henüz beton<br />

oluşan üç kilometre uzunluğundaki<br />

yüzü bile görmemiş. İki kilometrelik Çakraz<br />

kumsal, Caretta caretta kaplumbağalarının<br />

Plajı ise bir avuç gönüllünün iyi niyetli<br />

önemli yaşam alanlarından biri. Altın sarısı<br />

çabalarıyla konuklarını ağırlayan gözlerden<br />

kumsalın hemen arkasındaki ormanlık<br />

uzak bir turizm beldesi.<br />

alanda ise Likya'nın esrarengiz izleri saklı…<br />

5- KELEBEKLER VADİSİ<br />

(FETHİYE)<br />

Belceğiz Koyu’nun doğu kıyısında bulunan<br />

Fotoğraf: Daphnusia<br />

Kelebekler Vadisi, yaklaşık 400 metre<br />

yüksekliğindeki sarp kanyon duvarlarının<br />

arasında 250 metre genişliğindeki<br />

kumsalıyla gizli bir cennet. Babadağ'ın<br />

eteklerindeki kanyonun tabanı dar üçgen<br />

şeklinde Akdeniz'e doğru açılırken parlak<br />

kumsalı, vadinin yeşil cangılı, deniz ve<br />

kayalıkları ile gerçeküstü bir renk armonisi<br />

yaratıyor. Kanyonun arka ucunda 60 metre<br />

yükseklikten akan şelaleler ve dev<br />

zakkumların arasında barınan yüze yakın<br />

kelebek türü de vadiye vahşi bir güzellik<br />

kazandırıyor. Birkaç taş ev dışında hiçbir<br />

yapının bulunmadığı vadide, üzeri sazlarla<br />

korunan çardaklar ve çadırlar alternatif<br />

turizmin hizmetinde. Vadi daha çok, sırt<br />

çantalı gezginlerin, öğrencilerin,<br />

çevrecilerin, sanatçıların ve<br />

entelektüellerin uğrak yeri... Gürültüden,<br />

lüksten uzak, doğal ve ekonomik bir tatil<br />

geçirmek isteyenler için iyi seçim.<br />

Fotoğraf: Buğra Karaçam<br />

Fotoğraf: Fotopanorama360<br />

7- ILICA (ÇEŞME)<br />

Çeşme'nin en büyük ve en gözde plajı Ilıca.<br />

Deniz dibinden kaynayan mineral yüklü<br />

termal sulardan ötürü, Ilıca denizinin şifalı<br />

olduğu yaygın olarak kabul görüyor. Suyun<br />

yıl boyunca ılık olduğu deniziyle Ilıca, tam<br />

sıcak sevenlere göre. Üç kilometreye<br />

ulaşan boyuyla da Çeşme sahillerinin en<br />

uzun plajı… Özel görevliler tarafından<br />

korunan deniz ve kumsal, her daim<br />

tertemiz. Plaj, halka açık ve ücretsiz.<br />

Şezlong ve şemsiye için ise ücret ödemek<br />

gerekli. Gün boyu güneşlenmekten veya<br />

yüzmekten sıkılanlar için alternatif çok<br />

Ilıca'da. Plaj voleybolu için kumsal üzerinde<br />

pek çok saha var. Jet-ski, sörf, su kayağı ve<br />

muz gibi aktivitelerden hoşlananlar için<br />

plajda bir de su sporları kulübü hizmet<br />

veriyor. İçecek ve atıştırmalık için büfe<br />

bulmak hiç zor değil.<br />

9- KIYIKÖY (KIRKLARELI)<br />

Istranca ormanlarının engin yeşilliğinin,<br />

Karadeniz'in duru maviliğiyle kesiştiği<br />

noktada kurulmuş dünya güzeli bir köy<br />

olan Kıyıköy'de üç güzel plaj olduğunu<br />

biliyor muydunuz? İstanbul'a 160 kilometre<br />

uzaklıkta, Karadeniz'e dökülen iki ırmak<br />

arasındaki yüksek bir tepe üzerinde<br />

kurulan köy, deniz keyfini lezzet ve kültür<br />

gezileriyle birleştirmek isteyenler için son<br />

derece cazip. Kıyıköy sahilinde boylu<br />

boyunca uzanan iki kumsaldan geniş<br />

olanı, Belediye Plajı. Hemen karşısındaki<br />

ince uzun Liman Plajı'nın kıyıları,<br />

Karadeniz'in hırçın dalgalarının<br />

şekillendirdiği birbirinden ilginç kaya<br />

yapılarıyla süslü. Kıyıköy'den 15<br />

kilometrelik zorlu bir yolculukla ulaşılan<br />

Kastro Plajı ise orman içine yayılmış çadır<br />

ve karavan kampıyla tanınıyor. Kıyıköy<br />

denizi çoğunlukla dalgalı olsa da, su<br />

hemen her zaman tertemiz. Kıyıköy'de<br />

yapılacak deniz banyosunun en iyi finali<br />

ise salaş balıkçı lokantalarında taze<br />

Karadeniz balıklarından oluşan bir ziyafet<br />

kuşkusuz.<br />

• Babadağ'ın 2 binli metrelerinden<br />

Belcekız Koyu üzerinde<br />

süzülebileceğiniz yamaç paraşütü ile<br />

Ölüdeniz'i, Patara'yı hatta açık<br />

havalarda Rodos'u bile izlemek<br />

mümkün olabiliyor.<br />

• Kaputaş Plajı'nın 500 metre<br />

doğusundaki Mavi Mağara,<br />

sualtından yansıyan güneş ışığının<br />

oluşturduğu turkuaz rengiyle sıra dışı<br />

bir yüzme alanı.<br />

• Dalyan İskelesi'nden kalkan gezi<br />

teknelerinin rotası çamur banyosu,<br />

Sultaniye Kaplıcası, Kaunos<br />

Harabeleri ve Ekincik Koyu’nu<br />

Fotoğraf: Ja Crispy<br />

MONTALIVET<br />

Uluslararası natürist hareketin doğduğu<br />

yer olarak tanınan Montalivet, içinde<br />

plajların da bulunduğu dev bir kamp<br />

bölgesi. 1950'li yıllarda kurulan<br />

kompleks, 46 avenue de l'Europe<br />

Vendays adresinde hizmet veriyor.<br />

Fransa'nın Atlantik kıyısındaki belde,<br />

nüdistler için güvenli bir ortam sunuyor.<br />

Bölgede kamp alanlarının yanı sıra,<br />

yüzlerce bungalov ve alışveriş noktaları<br />

bulunuyor. Ayrıca sanat derslerine, çeşitli<br />

spor dallarına ve daha birçok aktiviteye<br />

yönelik hizmetler sunuluyor.<br />

Bilgi için: www.chm-montalivet.com<br />

SAMURAI<br />

Yeryüzündeki en sportif nüdist kampı<br />

olarak tanınan Avustralya'nın Anna<br />

Koyu'ndaki Samurai Beach, ev sahipliği<br />

yaptığı Dünya Çıplaklar Olimpiyatı ile<br />

ünlü. Yeryüzünün dört bir yanından<br />

gelen nüdist sporcuların katıldığı<br />

müsabakalar, meşale koşusu, çeşitli su<br />

sporları ile en sportif kadın ve erkek<br />

seçmelerini kapsıyor. Kendisini sakin,<br />

huzurlu ve doğal kelimeleriyle lanse<br />

eden merkez, misafirlerine birinci sınıf<br />

standartlarda konaklama olanakları da<br />

sunuyor. Samurai'nin yaklaşık bir mil<br />

uzunluğundaki bembeyaz kumsalı ise<br />

gün boyu plaj voleybolu oynayanlar ve<br />

güneş banyosu yapanlarla dolu.<br />

buluşturuyor.<br />

• Olimpos'un sırtını yasladığı dağ<br />

yamacında bulunan Yanartaş, antik<br />

çağlardan bu yana hiç sönmeyen<br />

Fotoğraf: Ahmet Sali<br />

Fotoğraf: Yanki_Aydin_Gallery<br />

ateşiyle gezi listenizde mutlaka<br />

bulunmalı.


WRECK<br />

Kanada'nın Vancouver şehrindeki Wreck<br />

Beach, ismini bir zamanlar kumlarının<br />

üzerinde öylece duran eski bir gemi<br />

enkazından almış. Geçmişte kartallar başta<br />

olmak üzere yırtıcı kuş türlerinin barındığı<br />

bir vahşi yaşam gözlem alanı olarak<br />

tanınan bölge, günümüzde dünya<br />

nüdistlerini ağırlıyor. British Columbia<br />

Üniversitesi'ne çok yakın bir konumda<br />

bulunan kumsal, üç mile ulaşan<br />

uzunluğuyla beğeni topluyor. Kumsalın<br />

yakın çevresi, turistik eşyalar ve lezzetli<br />

atıştırmalıklar satılan yerler ve etkileyici<br />

manzaralarla ziyaretçileri kendisine<br />

çekiyor.<br />

PRAIA DO PINHO<br />

Son adresimiz Brezilya'dan gelsin.<br />

Futbolun, dansın ve karnavalların ülkesi<br />

Brezilya'nın bazı bölgelerinde natürizm<br />

oldukça revaçta. Bunlara Santa<br />

Catarina'nın güney bölgesinde yer alan<br />

Praia do Pinho da dâhil. 1987 yılında<br />

hükümetin izniyle açılan Brezilya'daki ilk<br />

çıplaklar kampı olan plajda, nüdist olmak<br />

gibi bir zorunluluk yok aslında. Giysi<br />

özgürlüğüne açık olan plaj, yıl boyu<br />

ziyaretçi akınına uğruyor. Özellikle de yazın<br />

en güzel günlerinin yaşandığı kasım ile<br />

mart ayları arasında.<br />

Fotoğraf: George Mayer<br />

DİKKAT! GÜNEŞ ÇARPABİLİR<br />

Palmiyelerle çevrelenmiş altın sarısı bir<br />

kumsal göründüğü kadar masum<br />

olmayabilir. İşte mutlu bir yaz tatili için<br />

plaj kazalarına karşı tedbirler.<br />

• Yemekten hemen sonra ve<br />

vücudunuzu ısıtmadan denize girmeyin.<br />

Kramp durumunda soğuk, kasılmaya<br />

bağlı tutulmalarda sıcak kompres yapın.<br />

Buzu vücuda doğrudan değil, havluya<br />

sardıktan sonra uygulayın.<br />

PÜF NOKTASI: Plaj kaynaklı cilt<br />

problemlerinin en önemlilerinden biri de<br />

güneş alerjisi. Deri üzerinde oluşan lekeler,<br />

kaşıntı ve kabarmalarla seyreden bu<br />

rahatsızlıkta tedaviden çok korunma<br />

önemli. Zararlı ışınlarından uzak durmak<br />

için öğle saatlerinde güneş altında<br />

kalınmaması gerekiyor.<br />

C<br />

M<br />

Fotoğraf: Kamil Macniak<br />

RED BEACH<br />

Girit'in efsanevi plajı Red, geride bıraktığı<br />

uzun yıllara rağmen natüralistlerin favori<br />

adresleri arasında kalmayı başarmış<br />

görünüyor. Kobalt mavisi suları, güneşle<br />

bütünleşen kulübeleri, tarihi kalıntıları ve<br />

kızıl kumtaşından kayalıklarıyla nam salan<br />

Red Beach, adanın güney kıyısındaki<br />

Matala kasabası yakınlarında bulunuyor.<br />

1968 yılında Avrupa'nın dört bir yanından<br />

gelen hippilerin akınına uğrayınca ünlenen<br />

kumsal, sade havası ve rahat koşullarıyla<br />

tanınıyor. Plaj çevresinde, yemek mekânları<br />

hariç, hemen her yerde kıyafet serbestliği<br />

uygulanıyor.<br />

• Güneş altında uzun süre korumasız<br />

kalındığında elektrolit kaybı oluşur.<br />

Bunun için yüksek koruma faktörlü<br />

güneş yağlarıyla başlayıp, bronzlaştıkça<br />

yağın derecesi küçültün ve mutlaka bol<br />

su tüketin.<br />

• Göze kum kaçması durumunda göz<br />

kapaklarınızı iki parmak vasıtasıyla<br />

açarak iyice yıkayın. Gözdeki rahatsızlık<br />

hissi devam ediyorsa, kornea çizilmiş<br />

olabileceğinden mutlaka doktor<br />

desteğine başvurun.<br />

• Denizkestanesine basılması<br />

durumunda dikenler derinde değilse<br />

çıkarın. Bir süre yaralı bölgenin üzerine<br />

basmamaya dikkat edin. Böcek<br />

sokmalarında ise şişmeyi engellemek<br />

için soğuk kompres uygulayabilirsiniz.<br />

Y<br />

CM<br />

MY<br />

CY<br />

CMY<br />

K<br />

• Sert dalgalara maruz kalanlar arasında<br />

su yutmalar görülebiliyor. Bu duruma<br />

karşı ilk önlem, kıyıdan fazla<br />

uzaklaşmamak olabilir. Eğer fazla<br />

miktarda su yuttuysanız denizden<br />

hemen çıkın ve yan yatarak bir süre<br />

dinlenin.<br />

TWENTY<br />

SIX XP<br />

Fotoğraf: Valdemaras D.


04<br />

DANSLI MÜZİKLİ YAZ FİLMLERİ<br />

Yaz<br />

36/40<br />

Yazı: Berna Gençalp<br />

bernagencalp@gmail.com<br />

MAMMA MIA!<br />

Ege’de bir adadayız. Meryl Streep var. Gök<br />

mavi, deniz mavi… Eski aşk defterleri<br />

açılıyor, yeni aşklar yaşanıyor. Abba<br />

müzikleri eşliğinde danslar ediliyor. Bu bir<br />

müzikal romantik komedi… Filmin çekimleri<br />

Skopelos adasında yapılmış. 2008’deki ilk<br />

filmin devamı 2018’de vizyona girmiş.<br />

DIRTY DANCING<br />

1987 yapımı bu film, ailece gidilen bir tatil<br />

köyünde geçen, romantik bir drama. Göl<br />

kenarında bir ormandayız. Ana<br />

karakterlerimiz; ailenin genç kızlarından<br />

biri ile tatil köyünün dans eğitmeni. Sezon<br />

sonunda sunulacak dans gösterisi için bir<br />

araya geliyorlar ve elbette aralarında bir<br />

aşk filizleniyor. Filmin çekimleri Kuzey<br />

Carolina’da ve Virginia’da yapılmış.<br />

Etkileyici müzikler ve başarılı koreografi…<br />

Havana’da geçen devam filmi de 2004<br />

tarihli.<br />

BÜYÜME HİKAYELİ YAZ FİLMLERİ<br />

Yaz gelir. Bazen bir şarkıyla, bazen bir şiirle,<br />

bazen bir filmle… Ama gelir. Şimdi, bizi çeşitli<br />

zaman ve coğrafyaların yaz mevsimlerine<br />

ışınlayan dünya sinemasından zamansız filmler<br />

arasında gezineceğiz. Bazısı komik, bazısı<br />

romantik. Bazısı müzikal, bazısı ise gerilim.<br />

Kısacası herkes ve her ruh hali için bir şeyler var…<br />

STAND BY ME<br />

Kim demiş yaz filmleri illa romantik olacak,<br />

komik olacak, deniz kenarında geçecek<br />

diye? Bu filmde bir cesedi arayan dört<br />

erkek çocukla beraber bir Oregon<br />

kasabasından yola çıkıp, dere tepe<br />

dolaşıyoruz. The Body isimli Stephen King<br />

novella’sından sinemaya uyarlanan Stand<br />

by Me, 1959 yılında geçen bir büyüme<br />

hikayesi anlatıyor. Film, novella’nın adını<br />

korumamış olsa da ruhunu korumuş.<br />

King’e göre film, romanlarından yapılan en<br />

iyi uyarlamalardan biri. Müzikleri de çok<br />

sevilen bu filmin anısına, çekimlerin<br />

yapıldığı bölgede özel etkinliklerin<br />

düzenlendiğini de not edelim.<br />

NOW AND THEN<br />

Film bizi çocukluktan beri yakın arkadaş<br />

olan dört genç kadının dünyasına götürür.<br />

Kadınlardan biri hamiledir ve diğerleri<br />

onun doğum yapmasına destek olmak için<br />

büyüdükleri kasabaya dönmüştür. Bu<br />

buluşma boyunca, hepsi için unutulmaz<br />

olan bir çocukluk yazının anılarına dalarlar…<br />

Yine bir büyüme filmi. Bu sefer kız<br />

çocuklarının, birbirlerini ve hayatı tanıma<br />

anlarına eşlik ederiz. Kült sayılan bu 1<strong>99</strong>5<br />

yapımı film Georgia’da çekilmiş.<br />

Yaz kampı, aile ve arkadaşlık ilişkileri<br />

teması özellikle ilginizi çekiyorsa Call Me<br />

By Your Name, Tomboy, The Parent Trap,<br />

The Go-Between, Moonrise Kingdom ve<br />

The Kings of Summer filmlerine de bir<br />

şans verebilirsiniz.


DUYGUSAL VE KOMEDİ YAZ FİLMLERİ<br />

GIMME THE LOOT<br />

New York. Bronx. Yaz. İki genç grafitici ile<br />

sokaklarda dolanıyoruz. Enerjisi yüksek,<br />

dinamik bir film.<br />

WHAT ABOUT BOB?<br />

Richard Dreyfuss ve Bill Murrey’in<br />

başrollerini paylaştığı, 1<strong>99</strong>1’de Moneta<br />

Virginia’da çekilmiş harika bir komedi.<br />

Saygın bir psikiyatrist olan Dr. Leo Marvin,<br />

kafa dinlemek için ailesiyle tatile çıkar. Hiç<br />

istemediği halde hastası Bob Wiley de bu<br />

tatil günlerine dahil olur. Bob tüm ailenin<br />

gönlünü fethederken, tatil doktor için tam<br />

bir kabusa dönüşür…<br />

CRAZY RICH ASIANS<br />

Asya kökenli, kariyer sahibi iki New<br />

Yorklu karakterimiz var; Rachel ve Nick.<br />

İyi giden bir ilişkileri var. Rachel, Nick’in<br />

ailesi ile tanışmak üzere Singapur’a<br />

gider ve olaylar gelişir. Film Singapur’da<br />

“lüks” nasıl yaşanıyor sorusunun bir tür<br />

cevabı niteliğinde.<br />

BEFORE SUNRISE, BEFORE SUNSET,<br />

BEFORE MIDNIGHT ÜÇLEMESI<br />

Bir üçleme ile karşı karşıyayız. Genç<br />

Amerikalı Jesse ile Fransız öğrenci<br />

Celine, Avrupa’da trende tanışırlar.<br />

Jesse, Celine’i ikna eder ve Viyana’da<br />

birlikte trenden inerler. İkinci filmde,<br />

orta yaşlarında, Paris’te tekrar<br />

karşılaşırlar ve artık ayrılmamak<br />

üzere bir araya gelirler. Üçüncü<br />

filmde ise, artık çocuklu bir çifttirler<br />

ve Yunan adasında tatildedirler… 90’lı<br />

yıllardan başlayarak, aşağı yukarı 10<br />

yıllık periyodlarla çekilmiş bu üçleme<br />

doğaçlamaya açık senaryosu,<br />

kadın-erkek ilişkilerini ele alışı ve<br />

elbette şehir mekanlarının içinde<br />

akışı ile dikkat çekici.<br />

SUMMERTIME<br />

Aslında Audrey Hepburn’lü Roman Holiday<br />

daha popülerdir ama ben Katherine<br />

Hepburn’ün başrolünde oynadığı 1955<br />

yapımı Summertime filmine dikkatinizi<br />

çekmek isterim. Bu film bizi Venedik’e<br />

götürecek. Tüm biriktirdiği para ile<br />

hayallerindeki tatili yapmak üzere<br />

Venedik’e gelen orta yaşlı sekreter Jane,<br />

orada aşık olur. Stüdyo ortamında değil de<br />

gerçekten Venedik’te çekilmiş olması,<br />

filmin güçlü noktası. Filmi zayıflatan unsur<br />

ise sansür nedeniyle filmin kırpılmış<br />

olması. (Venedik’e doyamayanlar için<br />

Visconti’nin Death in Venice filmi de bir<br />

alternatif olabilir. Tabii, neşe aramayanlar<br />

için.)<br />

THE SEVEN YEAR ITCH<br />

Fazla tarife gerek yok. Sinema tarihinin en<br />

bilinen karelerinden birini New York’un<br />

dayanılmaz yaz sıcaklarına borçluyuz.<br />

Bakınız; Marylin Monroe’nun etekleri<br />

uçuşan beyaz elbiseli çekimi.<br />

GERİLİMLİ YAZ FİLMLERİ<br />

THE TALENTED MR RIPLEY<br />

1<strong>99</strong>9 yapımı bir Patricia Highsmith<br />

uyarlaması ile karşı karşıyayız.<br />

Aradığınız güneşli sahneler, güzel<br />

Akdeniz sahilleri, şık kadınlar ve<br />

erkekler ise evet, hepsi bu filmde… Ama<br />

huzur, romantizm aramayın. Bu bir<br />

psikolojik gerilim filmi. Filmin adına<br />

yakışır şekilde oyuncular da<br />

yeteneklerini sergiliyor.<br />

DO THE RIGHT THING<br />

New York’ta yazın en sıcak gününde,<br />

sadece 24 saat içinde geçen 1989<br />

yapımı bir film. Brooklyn’li gençler<br />

sadece sıcakla değil, bir Spike Lee<br />

filminden bekleneceği üzere ırk<br />

ayrımcılığı ile de baş etmeye<br />

çalışıyorlar. Tabii, kendi yöntemleriyle…<br />

JAWS<br />

Gerilimli yaz filmlerinin şahı elbette<br />

Jaws. Pek çok kişi, Spielberg’in bu<br />

filmini her denize girişte, hatırlar. Ayrıca,<br />

I Know What You Did This Summer’ı ve<br />

Midsommer’i de anmadan<br />

geçmeyelim.<br />

THE SWIMMER<br />

1968 yapımı bu filmde Connecticut<br />

banliyölerindeyiz. Bir edebiyat uyarlaması<br />

olan filmin baş kişisi, arkadaşının evindeki<br />

havuz partisinden kendi evine dönmek<br />

için, zincirleme olarak aradaki evlerin<br />

havuzlarında yüzmeyi tercih ediyor.<br />

İzleyeceği filmde hiciv, sıra dışılık,<br />

Amerikan Rüyası eleştirisi ve sürrealizm<br />

arayanlar için bire bir.


AVRUPA SİNEMASI’NDA YAZ<br />

Amerikan sineması gibi türler arasında<br />

kalın çizgiler çizmek pek mümkün değil,<br />

Avrupa sinemasında. Ancak kendine has<br />

bir sinema diline sahip, sinema tarihinde<br />

yeri olan pek çok “yaz” filmi Avrupa yapımı<br />

olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin Eric<br />

Rohmer’in Normandiya’da geçen romantik<br />

komedisi Pauline à la plage, François<br />

Ozon’un havuzlu bir villada geçen ve<br />

gerçekle fantazinin yer değiştirdiği erotik<br />

gerilimi Swimming Pool, İsveçli yönetmen<br />

Ingmar Bergman’ın Summer with Monica,<br />

Smiles of a Summer Night, Summer<br />

Interlude filmleri, Jacques Rivette’in<br />

Paris’teki iki kadının fantezilerini merkeze<br />

alan Céline et Julie vont en bateau,<br />

Jacques Tati’nin tatil komedisi Les<br />

Vacances de Monsieur Hulot, Fatih Akın’ın<br />

Almanya yapımı romantik komedisi Im Juli,<br />

Antonio Banderas’ın yönettiği Güney<br />

İspanya’da geçen Summer Rain… Cıvıl cıvıl<br />

renkleriyle tüm Almadovar filmleri de bu<br />

listeye girebilir. Kübalı müzisyenleri konu<br />

alan Wim Wenders’ın yönettiği Buena<br />

Vista Social Club da listede olmalı. Ayrıca,<br />

adlı adınca 1960 yazının kaydını tutan bir<br />

belgesel de var; Jean Rouch ve Edgar<br />

Morin’in yönettiği Chronique d'un été…<br />

Filmlerin sonuna değil ama yazının sonuna<br />

geldik. Agnes Varda’nın “otobiyografik bir<br />

deneme” olarak nitelenen belgeseli Les<br />

plages d'Agnès ile bu güneşli listeyi<br />

şimdilik tamamlıyorum.<br />

İyi seyirler…<br />

Not: Sörf filmleri başlı başına bir yazı<br />

konusu, şimdilik tek bir filmin adını<br />

geçireyim; Bruce Brown’ın belgeseli<br />

The Endless Summer.


05<br />

YENİ DÜNYA<br />

DÜZENİNDE<br />

42/46<br />

SANAL SEYAHAT<br />

Yazı: Bahar Akıncı / Gazeteci - Yazar<br />

bhrakinci@gmail.com<br />

X VE Y KUŞAĞI İÇİN ¨METAVERSE¨ 101<br />

İlk VR (artırılmış sanal gerçeklik)<br />

gözlüğünü taktığımda, pandeminin başları<br />

ve en hararetli günleriydi. Üç arkadaş bir<br />

araya geldiğimiz bahçede, gözlüğü bana<br />

hazırlayan ev sahibinden şöyle bir soru<br />

geldi:<br />

¨Nereye gitmek istersin?¨<br />

Hiç düşünmeden cevap<br />

verdim: ¨New York!¨<br />

Saniyeler içinde Madison Avenue’da yol<br />

alan bir açık hava otobüsünün üst<br />

katındaydım. Her şey o kadar gerçekti ki…<br />

Dev gökdelenler, ışıklı tabelalar, yanımdan<br />

geçen limuzin, Broadway gösterilerinin<br />

afişleri. Heyecanla bağırmaya başladım.<br />

Birkaç dakika sonra bu heyecan yerini<br />

hayal kırıklığına bırakmaya başladı. 27<br />

yaşımın en güzel günlerini geçirdiğim bu<br />

koca şehir, gerçek olmayan bir<br />

simülasyonun içinden bana el sallıyor ve<br />

belki de bir daha New York’a hiç<br />

gidemeyeceğim gerçeğini yüzüme<br />

çarpıyordu. Gözlüğü ağlamaklı bir ifade ile<br />

çıkarıp geri uzattım. Ben bu oyunda olmak<br />

istemiyordum.<br />

Aradan neredeyse iki koca yıl geçti. Sosyal<br />

medya devi Facebook’un CEO’su Mark<br />

Zuckerberg, Facebook isminde değişikliğe<br />

gittiklerini ve markanın adının “Meta”<br />

olarak değiştirileceğini duyurdu. Daha da<br />

önemlisi, Metaverse’ü internetin geleceği<br />

olarak ilan etti.<br />

Böylelikle, sanal dünya üzerinden arsa<br />

alım satımı, markaların bu sanal evren<br />

üzerinde mağaza açma dönemi, artırılmış<br />

gerçeklikle ürün deneyimi, NTF ile dijital<br />

sanat brokerlığı ve artırılmış sanal<br />

gerçeklikle seyahat dönemi de resmen<br />

başlamış oldu. Son 18 ayın gösterdiği gibi,<br />

seyahatin de pazarlamanın da Dünya’nın<br />

da geleceği artık eskisi gibi değil.<br />

Öncelikle ¨metaverse¨ terimi, en<br />

anlaşılabilir hali ile ¨evrenin ötesi¨ anlamına<br />

geliyor. Ancak bu tabir, yeni değil. 90'ların<br />

başlarında Neal Stephenson'ın Snow<br />

Crash adlı romanında, ilk kez kullanılan<br />

¨metaverse¨ tanımı; insanların<br />

hayallerindeki eve sanal olarak sahip<br />

olabileceği, sanal olarak seyahat<br />

edebileceği, bu sanal dünyada diğer<br />

kullanıcılarla karşılaşabileceği ve çeşitli<br />

yaşam aktivitelerine katılabileceği bir<br />

dünyayı ve dijital gayrimenkul alanlarını<br />

temsil ediyordu.<br />

Bu kadar yeni bir konsept için<br />

alışılagelmiş, herkesin kabul ettiği sınırlar<br />

yok. Bu durum, nihai sınırların en çok<br />

yatırım yapan oyuncular tarafından<br />

şekillendirileceği anlamına geliyor.<br />

Facebook'un kurumsal adını Metaverse<br />

olarak değiştirmesi, konseptin sanal<br />

sahipliğini üstlenme konusundaki<br />

ciddiyetini gösteriyor. Pek çok fütürist,<br />

ilerleyen yıllarda özellikle Z kuşağının<br />

kendi parasını kazanmasıyla beraber,<br />

meteverse dünyasında yerini almayan<br />

markaların gerçek hayatta da varlık<br />

gösteremeyeceğini söylüyor.<br />

Facebook Ağustos ayında, karma<br />

gerçeklikle masa/klavye izleme, el izleme,<br />

uzamsal ses ve “avatarları" kullanarak<br />

görüntülü arama olanağı sunan ¨Quest 2¨yi<br />

ve bu teknolojiye bağlı olarak uzaktan<br />

toplantı çözümü sunan¨ Horizon<br />

Workrooms¨un pilot çalışmalarına<br />

başladığını da duyurdu.


Metaverse’de yaşam ne zaman<br />

başlayacak?<br />

Metaverse evreninde yaşam tam<br />

olarak ne zaman başlayacak,<br />

belirsiz. Ancak 2030 yılına kadar<br />

bu sistemin tamamen<br />

aktifleşeceğini söylüyor teknoloji<br />

uzmanları. Dünyanın önde gelen<br />

şirketleri büyük bütçelerle bu<br />

alana yatırım yapıyor. İsmini Meta<br />

olarak değiştiren Facebook’tan<br />

sonra Microsoft Mesh ismini<br />

verdiği bir projeyle kendi sanal<br />

evrenini kuracağını duyurdu. Bu<br />

evrene Hololens 2 sanal gerçeklik<br />

gözlüğü ile katılabileceğiz. Aynı<br />

zamanda Epic Games şirketi de<br />

Fortnite ile kendi Metaverse<br />

ortamını kuracak. Daha da ilginci;<br />

son zamanların popüler kültür<br />

dünyasında ciddi bir atılıma sahip<br />

ülke Güney Kore, sanal ve<br />

artırılmış gerçeklik platformlarını<br />

kuracağı ulusal bir metaverse ile<br />

birleştirmeyi planlıyor.<br />

Metaverse seyahat deneyimi<br />

nedir?<br />

Tüm bu gelişmelerin ışığında<br />

metaverse teknolojisi, fiziksel<br />

olarak orada bulunmak zorunda<br />

kalmadan seyahat deneyimi<br />

yaşamamızın mümkün olacağını<br />

vaat ediyor.<br />

Video içeriklerinden farklı olarak<br />

metaverse seyahat ile birinci şahıs<br />

deneyimi elde edebileceğiz,<br />

konakladığımız otelde, yattığımız yatağı<br />

deneyimleyebileceğiz ve hatta bir<br />

lokantada satın alacağımız menü,<br />

dakikalar içinde kapımıza gelecek.<br />

Başka formlarda seyahat deneyimleri<br />

yaşayabileceğiz. Örneğin; Amazon<br />

ormanında bir çita olarak amazonu<br />

keşfetmek için Artırılmış Gerçeklik (AR) ve<br />

Sanal Gerçeklik (VR) devreye giriyor.<br />

VR turizmi, henüz ana akım olarak<br />

benimsenmemiş yeni bir sınır. Youtube ve<br />

diğer büyük teknoloji şirketleri, 360° video<br />

içeriği depolarını günden güne büyütüyor.<br />

Bununla birlikte, geleneksel seyahatin<br />

aksine, metaverse ile seyahatin geleceği<br />

İnsanların gerçek dünyada<br />

seyahat etmeyi bırakabilecekleri<br />

varoluşsal riski bir kenara<br />

bırakırsak, en bariz soru, bu sanal<br />

deneyimlerden herhangi birinin<br />

gerçek dünyada seyahat etme<br />

ihtiyacının veya arzusunun yerini<br />

alıp almayacağı.<br />

İngiltere, Amerika ve Avrupa’nın<br />

pek çok ülkesinde artırılmış sanal<br />

gerçeklik acenteleri kurulmaya<br />

başladı bile. Hatta İstanbul<br />

Kağıthane’de bir seyahat acentesi<br />

bu alanla ilgili çalışmalara<br />

başlayacağını duyurdu. Şimdilik<br />

metaverse turizmi şu iki alanda<br />

gerçekleşiyor:<br />

• Özel bir etkinlik, düğün, deneyim turu<br />

veya şirket toplantı etkinlikleri planlamak,<br />

isteyen markalar ya da kişiler için tanıtım<br />

turları (fam trip)<br />

• Belirli bir sergiye özel erişime sahip sanal<br />

müze turları.<br />

SEUL, ‘’METAVERSE PLATFORMU¨NU<br />

BAŞLATAN İLK YEREL YÖNETİM<br />

Seul Büyükşehir Hükümeti (SMG),<br />

pandemi sonrası dönemde temassız bir<br />

iletişim kanalı olarak ortaya çıkan bir<br />

metaverse platformu kuran Kore'deki ilk<br />

yerel yönetim. SMG, gelecek yılın<br />

sonuna kadar yüksek performanslı bir<br />

platform olan “Metaverse Seul’u kurmayı<br />

ve belediye yönetiminin ekonomik,<br />

kültürel, turizm, eğitim ve öğretim gibi<br />

tüm alanları için bir metaverse<br />

ekosistemi oluşturmayı planladığını<br />

açıkladı.<br />

¨VR TEKNOLOJİSİ<br />

SEYAHATTE BİR DEVRİM¨<br />

Airbnb'nin kurucu ortağı ve CEO’su Brian<br />

Chesky, geçtiğimiz aylarda New York<br />

Times ile gerçekleştirdiği podcast<br />

yayınında şu sözlere yer verdi: ¨Mark<br />

Zuckerberg Metaverse'i duyurduğunda,<br />

internetin iki boyutlu değil üç boyutlu<br />

olacağını söylediğinde büyük bir heyecan<br />

duydum. İnsanlar uçağa binmek zorunda<br />

kalmadan bir ev sahibi ile bağlantı kurabilir<br />

ve başka bir ülkede birinin evinde<br />

kalabilirler. On yıllar önce başladığı açıkça<br />

görülen bir dijital devrimde yaşadığımızı<br />

düşünüyorum. Pandemi, birçok<br />

dijitalleşmenin benimsenmesini<br />

hızlandırdı.<br />

Gerçekten başarılı olan tüm şirketlere<br />

bakarsanız, fiziksel dünyayı dijitalleştiren<br />

şirketlerdir. Alışveriş merkezi Amazon oldu,<br />

para kripto oluyor, oteller Airbnb oluyor.<br />

Dijital para ve hız konusunda fayda<br />

sağlıyor. Ancak tüm bu gelişmeler, önemli<br />

bir riski de beraberinde getiriyor. İnsanlık<br />

tarihinin en yalnız dönemlerinden birine<br />

girmiş bulunuyoruz. Fiziksel toplulukları<br />

alıp atomize ettiğinizde, her zaman fiziksel<br />

dünya kadar besleyici olamayacakları<br />

gerçeğini unutmadan ve bireyselleşmeye<br />

yardımlaşma ve sosyalleşme ile cevap<br />

vererek ilerlememiz gerekiyor.¨<br />

ciddi anlamda değişebilir.


06<br />

Yeni Nesil<br />

Rehberler47/59<br />

KLASİK SEYAHAT ACENTELERİNİN YENİ<br />

DÜNYAYA UYUM SÜRECİ NASIL OLACAK?<br />

Metaverse'in gelişi, bildiğimiz seyahatin<br />

sonu mu olacak? Tamamen sanal<br />

gerçeklikte yaşayıp bir daha asla uçağa<br />

binmeyecek miyiz? Şimdilik bu sorunun<br />

cevabı HAYIR! Ancak tüm dünyadaki<br />

turizm acentelerinin gelişecek sürece hızla<br />

uyum sağlamak için aşağıdaki yol<br />

haritasını uygulamaları gerektiği<br />

konusunda birleşiyor uzmanlar:<br />

360 derece tur videoları: Acentelerin tur<br />

düzenleyecekleri destinasyonları ve<br />

otelleri hatta restoranları tanıtan 360<br />

derece videolar hazırlamaları gerekiyor.<br />

360 derece VR uçak videoları: Aynı<br />

şekilde, uçak satın almalarında da yolcular<br />

binecekleri uçağın artırılmış gerçeklik<br />

videolarını görmeyi talep edecekler.<br />

Destinasyon tanıtımı: Yerel yönetimlerin<br />

şehirlerini tanıtacakları 360 derece<br />

videolar ve Google Live üzerinden canlı<br />

haritalar oluşturması gerekiyor.<br />

Süper geliştirilmiş sesli rehberler: Müze,<br />

ören yeri ve Kültür & Turizm Bakanlıklarının<br />

sahip oldukları argümanları, ses ve<br />

görüntülü dijital rehberler aracılığı ile<br />

anlatacakları bir dönem geliyor.<br />

Hepimiz arayıştayız. Ya derman, ya kimlik,<br />

ya ilham ya da çoğunlukla şifa, hakikat ve<br />

anlam… Fark etmiyor; Dünya döndükçe<br />

insanın arayış yolculuğu da sürüyor.<br />

Ancak bugün, geçmişe nazaran artık göz<br />

ardı edemeyeceğimiz bir fark var.<br />

21.yüzyılda bu arayışta yol göstermesi için<br />

çalınan kapılar değişti, çeşitlendi. Ve içinde<br />

bulunduğumuz “bilgi çağı”nın sonuçları<br />

kaçınılmaz olarak sahneyi kapladı. Bugün<br />

bildiğini, kendi deneyimini ihtiyacı olana<br />

aktarmak üzere; beden-zihin-ruh üçgenine<br />

kalbi de harmanlayarak,<br />

bütünsel-tamamlayıcı-alternatif-dönüştür<br />

ücü-sıra dışı uygulamalarla çalışan yol<br />

göstericilerle dolu Dünyamız.<br />

Bizlere; daha iyi hissetmemiz,<br />

şifalanmamız için;<br />

çıkmazlarımızdan-korkularımızdan<br />

kurtulmamız, sorunlarımızı çözmemiz,<br />

ilişkilerimizi iyileştirmemiz,<br />

dönüşebilmemiz için; kendimizi tanımamız,<br />

bütünsel olarak en iyi halimizi ve gerçek<br />

gücümüzü bulmamız için; kendimizin<br />

eşsizliğini, hayatın manasını idrak<br />

edebilmemiz için; varoluşumuzu<br />

anlamlandırabilmemiz, ve kesinlikle<br />

uyanmamız için hizmetteler bu insanlar.<br />

Kendi özümüze ve muhtemelen yaşamın<br />

sırrına giden yolda kılavuzluk ediyorlar<br />

bize. Ben “Yeni Nesil Rehberler” diyorum<br />

onlara.<br />

Kimi efsunlu kelimelerle masallar<br />

anlatarak zihnimizde yeni kapılar açarak,<br />

kimi gezegenler üzerinden yaşamda<br />

doğru soruları sormamızı sağlayarak, kimi<br />

bilgeliği işaret eden yoga öğretilerinden<br />

yola çıkarak, kimi nesillerden aktarılan<br />

travmaları gidermeye çalışarak, kimi<br />

meditasyon ve nefes teknikleri, kimi<br />

metafizik mucizeleri, kimi de nefs ve<br />

aydınlanmanın cenneti olan Tasavvuf<br />

Geleneği ile, ama hepsi kendi bildikleri,<br />

fayda gördükleri ve inandıkları çeşit çeşit<br />

yöntemlerle rehberlik ediyorlar bizlere bu<br />

arayış yolculuğumuzda. Bana göre hepsi<br />

tek bir şeyi hedefliyorlar: İnsanın kendi<br />

mucizesi ile tanışması, hayatın dilini<br />

çözmesi ve daha iyi bir Dünya yaratması…<br />

Bilgi çağının gerekliliği de bu olsa gerek…<br />

Sizce de bir tür “bilinç sıçraması” artık<br />

kaçınılmaz değil mi?<br />

Dergimizdeki kısıtlı alan nedeniyle, üstel-aydınlanmış-bilinçli ve huzurlu insanlara<br />

dönüşmemize kılavuzluk eden onlarca isim arasından hayli zorlanarak ancak 12<br />

isim belirlemek durumunda kaldık. Ve bu özel kalplere 3 soru yönelttik.<br />

1. İnsanlara hangi alanlarda ve ne amaçla rehberlik ediyorsunuz?<br />

2. Bunu hangi araçlarla / yöntemlerle yapıyorsunuz?<br />

Hazırlayan: Özlem Gökbel<br />

@ozlemgokbel<br />

3. Bu yolculukta varmayı hedeflediğiniz nihai bir durak var mı?


Arbil Çelen Yuca<br />

Hatırlatıcı Anlatıcı - Performans sanatçısı<br />

@arbil_celen_yuca / www.arbilyuca.com<br />

Çağrı<br />

Dörter<br />

Yazar<br />

@cagridorter<br />

1. Dünyadaki farklı irfan öğretilerinin,<br />

aydınlanma geleneklerinin, dinler ve<br />

ruhsal yolların kökündeki “Hakikat”in<br />

anlaşılması ve yaşama geçirilerek hal<br />

edinilmesi üzerine bir yolculuktayız. Bu<br />

yolculuğun temel amacı; tarih boyunca<br />

özünden ve köklerinden kopmuş<br />

inanışların ve yolların hakikatlerine<br />

ulaşarak çelişkilerden kurtulmak ve<br />

hepsinin özündeki gerçeği kavramak.<br />

Bunun da iki temel adımı var: “Akli<br />

aydınlanma” ve “ruhsal aydınlanma”.<br />

Yolcu önce aklını aktif olarak kullanmayı ve<br />

anlayışını sağlam bir zemin üzerine<br />

kurmayı öğrenmelidir ki; sonra sezgisel<br />

yanı ile ruhunun derinliklerine temas<br />

anlatıya el yapımı kartlar yaptım, kartları<br />

ettiğinde, aklı aşkın olan bu deneyim<br />

seçenler alana kendi seslerini katsın diye<br />

alanıyla ilişkisinde dengesini korumayı<br />

masalları interaktif anlatmayı seçtim.<br />

becerebilsin. Genellikle birçok yolculukta<br />

Sonrası, dağa yol alan kahraman misali<br />

biri akıl öteki sezgi olan bu iki kanattan bir<br />

niyetim evrildi. Şimdi bütünleyici iletişimle,<br />

tanesine ağırlık verilir. Ancak uçmak için iki<br />

yaşam sanatçısı oluşa hizmetteyim.<br />

kanat gerekir. Ve tek kanatla bir şeyler<br />

Atölyeler yapıyorum. Kiminde ellerimiz gül<br />

yapıyorum zannederken, aslında sadece<br />

suyuna, boyaya, kömüre bulaşıyor,<br />

olduğu yerde çırpınır yolcu.<br />

1. Ben, Özde Ar-bil, ne yaptığım sorulunca<br />

Hatırlatıcı Anlatıcıyım diyorum. Kalıplaşmış<br />

söylemlerle kuşatılmışız. Oysa içsel<br />

lügatımızdaki sözler gizem dolu. Bu gizemi<br />

çözmek için sembollerin biricikliğini keşifle<br />

çalışıyorum. Sembol dilinin büyüsü,<br />

çözebilen için, kendi mana alanına<br />

uyanmayı destekler! Hikayeleriyle<br />

buluştuğum etten kemikten kahramanları<br />

masallarıyla buluşturuyorum. Bu masallar<br />

arasından 9’unu seçtik, Karakarga<br />

Yayınları’yla ‘’Uyanış Masalları’’ olarak<br />

yayımlandık. Masalda size, dağ dersem<br />

aşılamayan ne varsa, sizin biricik<br />

heyecanla ve ölümsüzlük sırrına vakıf bir<br />

kahraman gibi dahil olabiliriz.<br />

Peki ‘’Bu bir yetenek mi?’’<br />

Bu bir oyuna davet! Desem ki; O dağı<br />

görmek için ne gerekiyor? Cevap; dağa<br />

doğru yürümeyi göze almaktır! Çünkü,<br />

masalda da aynı gerçek hayattaki gibi<br />

hiçbir şey emeksiz olmaz. Sözle yaratılan<br />

simülasyonun Tanrısı anlatandır. İnanırım<br />

ki; Yaratıcı bizim zaferimizi ister, yani<br />

yarattığımız satıhta da o dağ paha<br />

biçilmezdir, kıymeti tüm işitenlere mal olur.<br />

2. Hayatım boyunca ağaçlarla, solmuş<br />

kiminde adımıza bir şarkı üretiyoruz,<br />

kiminde bir saatte masalın 41 parçasından<br />

biri oluyoruz, bazen günlerce yazıyoruz,<br />

bazen saatlerce anlatıyoruz.<br />

5 yıl önce bir konuk, insanları hipnotize<br />

eden bir frekansa çektiğimi söylemişti.<br />

Bana rehberlik etti, o gece kendi sesimle<br />

büyülenmemenin izine düştüm. Bugün<br />

‘’kendi sesimle neler mümkün?’’<br />

çemberleri açıyorum.<br />

Yaşamın kendisi sanat! Haklı gücümüz de<br />

hayat! Günümüz kaosu içinde nasıl hayatı<br />

desteklerim derken 1<strong>99</strong>7’den beri elimden<br />

düşmeyen Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabı<br />

yazarı, Clarissa Estes ile yolum kesişti.<br />

Onunla bire bir çalışarak yöntemlerimi<br />

sağalttım. İç sesimiz aslında haritamızı<br />

okumayı biliyor, ben de artık o haritadaki<br />

duygusal coğrafya ile Anadolu’yu<br />

birleştirebilme evresindeyim.<br />

3. Tecrübe yaşanmışlığın lütfu.<br />

2. Dönüşümlerin gerçekleşmesi, önce akıl<br />

yönünden bir bilgilenme (ilim) ister. Bu<br />

yönde yolu görünür hale getirmek ve<br />

anlama sürecini kısaltmak amacıyla<br />

basılmış 5, basıma hazırlanan 3 ve yazımı<br />

süren 4 kitabım bulunuyor. Ama akli<br />

bilgilenme elbette tek başına yeterli<br />

değildir. İnsanın sezgisel yönünün de işlev<br />

kazanması gerekir ki, bu da Tasavvuf<br />

Geleneği’nde “sohbet” adı verilen,<br />

yaşamadan anlaşılması güç, meditatif ve<br />

sezgileri harekete geçirerek dinleyende<br />

dönüşümü yaratacak aşk ve coşkuyu<br />

açığa çıkaran özel bir süreçte yaşanır. 20<br />

senenin üzerinde bir zamandır söyleşi<br />

günleri ve canlı yayınlar üzerinden<br />

gerçekleştirdiğimiz bu buluşmalar herkese<br />

açık olarak devam etmekte. Bir de kişisel<br />

sorunların çözümüne yönelik özel<br />

çalışmalar var. Bu süreçleri de belirli<br />

aralıklarla farklı şehirlerde düzenlediğimiz<br />

inzivalar ve eğitimler üzerinden<br />

katılımcılarımızla paylaşmaktayız.<br />

aydınlanma”, bu yolun deneyimsel<br />

zirvesidir. Ancak bu zirve, “olgunlaşma”<br />

yolunda insan için sadece yolun yarısıdır.<br />

Kalan yarısı hakkında belirli sınırların<br />

ötesinde yazılması veya konuşulması<br />

mümkün değildir.<br />

Aydınlanma zannedilen birçok içsel<br />

deneyim, nihai aydınlanma değil, bu yolda<br />

heyecanlı olan nefsin yaşadığı farklı bilinç<br />

halleridir sadece. Nefs üzerine bir ömre<br />

yayılacak emekleri vermeden yaşanan<br />

tepeden inme içsel deneyimler de kalıcı<br />

bir fayda sağlamaz ve yaşamsal dönüşüm<br />

yaratmaz. Tüm bu süreçlerin hakkını veren<br />

bir insanın aydınlanması ise çok farklıdır.<br />

Takiben, bu deneyimi dışa nasıl<br />

yansıtacağı ve onunla dünyaya neler<br />

katacağı ise, o insanın kendi eşsiz şarkısını<br />

oluşturacaktır. Bu anlamda da nihai bir<br />

durak söz konusu değildir. Mevlâna ile<br />

Yunus Emre’nin birini ötekine tercih<br />

edilemeyecek tatları da bu “ifadelerinde<br />

sonu olmayan” alana dâhildir. Bu durumda<br />

pergelin bir ayağı merkezde (Mutlak Varlık)<br />

kalır. Öteki ayağı ise, tüm varoluşu dolaşır...<br />

sembolizm kavrayışınızda dağ neyi<br />

sembolize ediyorsa, o nokta duygu<br />

bedeninde hareketlenir. Böylece,<br />

kişiselleştirdiğimizde savunmaya<br />

geçtiğimiz her duruma, çocuksu bir<br />

sardunyayla, sokak kedileri ile, hatta<br />

örümceklerle konuştum. Ağaç dersem<br />

ağaç olurum, içimdeki ağaç konuşur.<br />

İstedim ki bunu herkes deneyimlesin,<br />

yaptığımın çağrısı o zaman geldi. Önce her<br />

Hatırladıklarımı anlatmayı seçiş halimin,<br />

kaderimi kederden dönüştürdüğünün<br />

bilinciyle, insanın kaderi seçtiği sözdedir<br />

diyorum...<br />

3. Bu yolculuğun bir yönden sonu vardır ve<br />

başka bir yönden de yoktur. “Kim ve ne<br />

olduğunun doğrudan ruhsal deneyimle<br />

bilinmesi” olarak özetlenebilecek “varlıksal


Feride Gürsoy<br />

Nesiller arası Travma Uzmanı<br />

@feridegursoy_zindesin<br />

www.iliskidizimi.com<br />

Esra Uyman<br />

Metafizikçi, Yazar<br />

@esrauyman / www.esrauyman.com<br />

1. Yaşamın kendine has bir dili olduğunu,<br />

jungian coaching vb. gibi bir çok konuda<br />

bu dili bilmediğimiz zaman onunla<br />

ve alanda eğitim aldım. Bir ekolün<br />

anlaşamadığımızı ve varoluşsal problemler<br />

yaşadığımızı düşünüyorum. Her varlığın<br />

varoluşuna dair çıkmazları, takıldığı taşları<br />

var. Bunlar bazen hastalıklar, ayrılıklar,<br />

maddi problemler bazen de tarifsiz iç<br />

sıkıntıları, aidiyetsizlik, kronik mutsuzluk<br />

şeklinde vuku buluyorlar hayatlarımızda.<br />

Hepsi çakıl taşları, Hansel ve Gretel'in eve<br />

dönüş yolculuğu için bıraktığı ekmek<br />

kırıntıları gibi. Bu taşların bizi üzmek için<br />

değil, bizi bir yere götürmek için gelen<br />

haberciler olduğunu savunuyorum.<br />

Dolayısıyla, o habercinin dilini öğrenmek,<br />

onun mesajını almak ile ilgileniyorum.<br />

Rehberlik ettiğim konu da tamamen bu<br />

“translation” üzerine. Yaşamı derinden<br />

dinlemeyi, dilini ve onunla birlikte hareket<br />

etmeyi öğreniyoruz.<br />

Her varlık varoluş sebebini, yani “kendini”<br />

gerçekleştirmelidir. Amacım da kişilerin<br />

kendilerini özgürce gerçekleştirmeleri ve<br />

varoluşlarını, yaşamı kutlamalarıdır.<br />

2. Ezoterizm, metafizik ve plastik sanatlar<br />

başta olmak üzere organizasyon<br />

konstelasyonu, nefes, meditasyon, tantra<br />

yoga, sufi dans, şamanizm, lucid rüyalar,<br />

temsilcisi olmaktan ziyade, aldığım<br />

eğitimler ve kişisel tecrübelerimden<br />

oluşturduğum yöntemlerle<br />

kişilere/gruplara özel sistemler üzerine<br />

çalışıyorum.<br />

Online olarak verdiğim üç modülden<br />

oluşan “Dönüşüm Okulu” eğitimlerimde,<br />

kendini gözlemleme ve zihni tekrar<br />

programlama tekniklerinin yanı sıra, neyi<br />

neden, nasıl yaptığımızın haritasını<br />

çıkarıyoruz.<br />

Bireysel seanslarıma ilaveten, sistemdeki<br />

yerimiz, deneyimlemeye geldiğimiz<br />

enerjilerde ustalaşmak ve ‘kendimiz’<br />

dediğimiz aracımızı bir mühendis gibi<br />

geliştirmek üzerine yüz yüze, 5-6 günlük<br />

yoğun inzivalar düzenliyorum.<br />

İlk kitabım “Cahilin Bilinci”nde kendi<br />

yolculuğumun aşamalarını açıkça<br />

anlatarak aslında yürüdüğümüz ortak yolu<br />

sorgulama, öğrenme ve dilini çözme<br />

yöntemlerimi adım adım kendi<br />

tecrübelerim üzerinden anlatıyorum.<br />

Ayrıca yaklaşık 5 yıldır “Uplifers”da her<br />

pazartesi günümüz enerjileri ile ilgili<br />

makaleler yazıyorum.<br />

Ahenk, yaratıcılık, seçim yapma,<br />

odaklanma ve doyum üzerine kurumların<br />

yapılarına özel eğitim programları<br />

hazırlayıp, uygulamalı çalışmalar da<br />

design ediyorum.<br />

3. Kendi adıma varmayı hedeflediğim nihai<br />

durak özgürlük! Gerçek bir özgürlük içinse,<br />

sanrı ve öğrenilmiş olanlardan tamamen<br />

sıyrılmak, kendi varlığının önünde eğilmek<br />

gerekir ve bu yol sonsuz. Bu özgürlüğün<br />

içinde birlik de var, ancak özgür bir varlık<br />

birliği algılayabilir ve birliğin içinde kendi<br />

varlığını onurlandırabilir.<br />

Zaman, paylaşma göz hizasında olma<br />

zamanı, ast üst yok. İnsan insana<br />

dengelenmek var. Yeni bilgileri deşifre<br />

edip paylaşmak, aracılık yapmak benim<br />

buradaki sorumluluklarımdan biri.<br />

1. Oldum olası şifa konularına meraklıydım.<br />

Hani ben daha çocukken diye cümleye<br />

başlarlar ya... Ben de daha çocukken<br />

bulduğum bütün ölü böcekleri, hayvanları<br />

diriltmeye çalışırdım. Önce herbalizm ve<br />

beslenme konularında eğitimler aldım. Bu<br />

konularda çalışmaya başladıktan sonra<br />

esas tutkumun insanlara şifa sunmak<br />

yerine kendi şifa güçlerinin farkına<br />

varmalarına rehberlik etmek olduğunu<br />

anladım. Her danışanla insan denen<br />

varlığa, beden mucizesine, kalbin gücüne,<br />

ruhun birliğine ve zihnin amansız bir anlam<br />

arayışıyla yarattığı hikayelere hayran<br />

kaldım. Böylelikle odağım; bizi kendi<br />

gücümüze, güzelliğimize kavuşmaktan<br />

alıkoyanlara yöneldi ve travma konusunda<br />

eğitimler aldım. Uzmanlık alanım<br />

nesillerden aktarılan travmalar ve beden<br />

odaklı çalışmalar.<br />

Amacım insanların yaşamda hak ettikleri<br />

yeri almalarına, kendi varlıklarının<br />

eşsizliğine uyanarak geçmişin ruhlarına<br />

dar gelen çerçevelerinden sıyrılıp<br />

yüreklerinin gücüyle kendi kaderlerini<br />

yaratmalarına ve böylelikle yaşama hizmet<br />

etmelerine rehberlik ve tanıklık etmek.<br />

2. Aile dizimi, şamanik trans teknikleri gibi<br />

enerji ve bilinçaltı çalışmalarını, sinir<br />

sistemi, fizyoloji ve beden odaklı psikoloji<br />

konularıyla harmanladığım grup<br />

çalışmaları ve seminerler sunuyorum.<br />

Şifanın çok boyutlu bir konu olduğunu<br />

düşünüyorum. Dolayısıyla beden, ruh,<br />

zihin ve yürek boyutlarını ele alan bütüncül<br />

yaklaşımın ve aynı amaçta farklı yöntemler<br />

kullanan diğer uygulayıcılarla iş birliği<br />

içinde olmanın sadece bireyin<br />

şifalanmasına değil insanlık ailesi olarak<br />

kolektif travmaların iyileşmesine de büyük<br />

katkısı olduğuna inanıyorum.<br />

3. Evrim sürecinin kendisini gelişmeye<br />

devam eden bir organizma olarak<br />

gördüğümden, onun bu sürecinde<br />

bedenlenmiş varlıklar olarak yaşamla<br />

uyumlandığımızda kendimizi tanıma ve<br />

yaratım gücümüzü açığa çıkarma<br />

yolculuğumuzun son nefesimize kadar<br />

devam ettiğine yürekten inanıyorum.


Hande Akın<br />

Psikoloji, İletişim & İlişki Uzmanı, Yazar<br />

@handeakinbenzamani / www.handeakin.com<br />

1. Öncelikle her birimizin hayatı, kalbinin<br />

şifa yöntemleri kullandığım diğer araçlar.<br />

3. Nihai bir durak hiç düşünmedim. Anda<br />

rehberliğinde yaşamasını diliyorum. Çünkü<br />

Ama en önemlisi; tüm bu araçların<br />

yaşamaya çalışıyorum. Yaşam boyu<br />

kalbimiz; kendimiz için en doğru<br />

katkısıyla birlikte, sezgisel olarak kalbime<br />

öğrenciyim. Sadece; gönlümde bir niyet<br />

rehberimiz. Sadece zihnimiz karıştığında,<br />

ilhamla gelenlerin rehberliğinde hizmet<br />

var. Bir sinema filmi ya da TV dizisi ile<br />

duygular yoğun yaşandığında,<br />

sunuyorum. En güçlü ve eşsiz aracım ise<br />

kendimin ve danışanlarımın hikayeleriyle<br />

bilemediğimiz aile dinamiklerinin ve<br />

yaşam deneyimlerimden elde ettiğim<br />

yaşanan değişim ve dönüşümü<br />

travmalarının içine sıkıştığımızda kalbimizin<br />

farkındalık ve bilinç.<br />

paylaşmak.<br />

rehberliğini almakta zorlanabiliriz. Ben de<br />

Tüm bunları kitaplarım, TV-radyo-sosyal<br />

kişilere bu süreçlerde, özellikle ilişki ve<br />

medya yayınları, eğitimlerim,<br />

iletişim sorunlarına dair farkındalıkları ve<br />

seminerlerim, kamplar ve bireysel<br />

çözümleri sağlamak için destek vermeye<br />

danışmanlıklarım aracılığı ile paylaşıyorum.<br />

gayret ediyorum. Onlara yaşamın her<br />

alanında değişim, dönüşüm, gelişim için<br />

yol göstermeye çalışıyorum.<br />

Aslında kendi sorunlarımı iyileştirme<br />

ihtiyacım ve merakım beni insanlarla<br />

çalışmaya yöneltti… Kendimi tanımak, daha<br />

derinden keşfetmek üzere aldığım pek<br />

çok eğitimden sonra zamanla öğrendiğim<br />

araçların, tekniklerin uzman uygulayıcısı<br />

oldum. Bu sebeple amacım; öncelikle<br />

kendimdim. Ardından bu amaç; bir<br />

olduğumuz idrakiyle “bütüne hizmet” oldu.<br />

Yaşam bu şekilde daha anlamlı, doyumlu.<br />

Her birimiz bütünün parçalarıyız. Birbirimizi<br />

tanıyalım, tanımayalım birbirimize<br />

görünmez ağlarla bağlıyız ve bir şekilde<br />

temas ediyoruz. Amacım; insanların daha<br />

iyi hissetmesini desteklemek, bilinçli<br />

olarak kendileri olmaları için neler<br />

mümkün, fark ettirmek.<br />

Işık Menderes<br />

Yazar, Danışman, Konuşmacı<br />

www.isikmenderes.com<br />

1. Malum, hayat planlandığı gibi gitmiyor...<br />

Kanada'da Siyaset Bilimi, Fransa'da İletişim<br />

ve Halkla İlişkiler okuduktan sonra<br />

aktarabilmek, bir an için bile olsa<br />

başkalarının dertlerine derman olabilmek,<br />

arayışlarına ışık tutabilmek; onların<br />

diğerlerinde idrak etmeye çabalayan<br />

mistiğin serüveni bilindiği gibi çetindir. Her<br />

an bıçak sırtında yapılan bu tehlikeli<br />

2. 2010 yılında reklamcılıkla vedalaşıp ilk<br />

başladığımda; aracım yaşam koçluğuydu.<br />

Ardından koçluğun bir yerlerde tıkandığını<br />

fark ettim. Bilinçaltı ve bilinç dışı söz<br />

konusu olunca; 2011 yılında Regresyon<br />

Terapisi’ni ve EFT (Duygulardan<br />

Özgürleşme) tekniğini kullanmaya<br />

başladım. Kişinin hiç hatırlamadığı,<br />

bilinçaltının derinliklerinde saklı kalmış ve<br />

bugünkü hayatına, davranışlarına,<br />

kararlarına, ilişkilerine etki eden her konu<br />

için Regresyon Terapisi ve EFT ile<br />

çalışabiliriz. Ayrıca; Recall Healing ve Aile<br />

Konstelasyonu/Dizimi de faydalandığım<br />

araçlardan. İnsana dair daha da<br />

derinleşmek, bilinçlenmek üzere<br />

uygulamalı psikoloji yüksek lisansı yaptım.<br />

Yüksek lisansta psikolojiye dair<br />

öğrendiklerim de eğitim ve seminerlerime<br />

büyük katkı sağlıyor. Son zamanlarda<br />

bilinç dışına dair katkılarıyla Jung ilgimi<br />

çektiği için, alet çantama Jungien Koçluk<br />

araçlarını ekledim. Meditasyon, ezoterik<br />

çocukluğumdan beri beni büyüleyen<br />

mistik konulara eğilmem, ruhumdaki farklı<br />

yönleri ortaya çıkartmama neden oldu.<br />

Aslında benim maceram 20 yıl önce,<br />

Radikal Gazetesi'nde ruhanî yazılar<br />

yazmakla başladı. Bu uzun arayışların,<br />

bitmeyen çalışmaların kaçınılmaz bir<br />

dönemeci olarak kâinatın bana bahşettiği<br />

mükemmel bir fırsattı. Daha sonra da Aile<br />

Dizimi, Psych-K gibi terapiler üzerine<br />

kapsamlı eğitimler aldım; ruhani<br />

bilgilerimle bunları birleştirerek<br />

danışmanlık yapmaya başladım.<br />

2. Çok uzun yıllar önce biricik üstadım<br />

bana şöyle demişti, hiç unutmuyorum:<br />

"Kendi karanlık köşelerini aydınlatmadan<br />

başkalarınınkini aydınlatamazsın. Ve onlar<br />

senden yardım talep etmeden onlara<br />

yardım edemezsin." İşte bu laf, benim<br />

şiarımdır. Evrimimin bir parçası olarak<br />

öğrendiklerimi yazmış olduğum kitaplarım,<br />

makalelerim, danışmanlıklarım aracılığı ile<br />

değişimlerine şahitlik edebilmek benim<br />

için büyük bir onur.<br />

Bir de ilave etmek istediğim bir nokta var.<br />

Ruha dokunmanın ne kadar büyük bir<br />

sorumluluk olduğunun bilincindeyim. Bu<br />

nedenle bazı prensiplere sıkı sıkı<br />

tutunurum. Mesela, aydınlanmış bir üstat<br />

değilseniz haddinizi bilmeniz ve kime nasıl<br />

yardım edebileceğinizi iyi kestirmeniz<br />

gerekir. Dolayısıyla ben, kâinata verdiğim<br />

sözler minvalinde ince<br />

eleyip sık dokuyarak<br />

seçtiğim danışanlarımdan<br />

para talep etmiyorum. Bir<br />

yardım kuruluşuna bağış<br />

yapmaları benim için<br />

yeterli.<br />

3. Bu yolculukta varmak<br />

istediğim nihai durak ise<br />

bilge bir insan olabilmektir.<br />

Samimiyetle, dirayetle<br />

Tanrı'yı kendinde görüp<br />

yolculuğun ödülü, sorumluluğu ve<br />

zorluğuyla orantılıdır. Nihayetinde<br />

aydınlanmasak bile hafifleyerek özgür<br />

olmak, olabildiğince... İşte bunun vaadidir<br />

benim manevi adımlarıma cesaret ve güç<br />

veren.


JUNO<br />

Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi<br />

@junogozlemci / www.junoastrology.com<br />

1. Ben astroloji konusunda derinleşmeye,<br />

kendi sorularıma cevap aradığım için<br />

başladım. Yaşadıklarımızın sadece<br />

başımıza ‘’ iyi veya kötü bir şeyler<br />

gelmesinden’’ öte bir anlamı olmalı… Olan<br />

bitenlerin, hayatın bize hatırlatmaya<br />

çalıştığı bir bilgi, içimizden çıkartmaya<br />

uğraştığı bir cevap, durağan kalmış bir<br />

yanımızı ortaya koymamız için verdiği –<br />

bazen sert – bir teşvik niteliğinde bir<br />

anlamı olmalı diye düşünüyordum.<br />

Sonra göklerin hareketlerini bu amaçla<br />

gözlemeye ve yazmaya başladım.<br />

Zamanın bir ruhu, hepimizi belirli<br />

deneyimlere maruz bırakan bir enerjisi<br />

vardı. Ben insanlara başımıza gelecek<br />

olanları değil, içinden geçilen süreci ve<br />

bunu bir şeyler öğrenerek geçirmek için<br />

neleri fark etmemiz, hangi sorular<br />

üzerinde çalışmamız gerektiğini anlatmak<br />

için yazmaya başladım.<br />

Annemizin rahminden çıkıp dünyanın<br />

rahmine düşüyoruz! Burada geçirdiğimiz<br />

zamanda terk edilmiş, ihmal edilmiş,<br />

sevgisiz ve korunmasız bırakılmış değiliz.<br />

Yaşadığımız her şey ÖZ’ümüzdeki çok<br />

kıymetli nitelikleri fark etmemize,<br />

saflaştırmamıza ve verimli kullanmayı<br />

öğrenmemize hizmet ediyor. İnsanlığın<br />

büyük yolculuğuna kendi<br />

deneyimlerimizle değer katıyoruz. Her<br />

insan kendi özgün haritasının nitelikleri<br />

doğrultusunda bunu yapıyor.<br />

2. Danışmanlık hizmeti verdiğim kişilere<br />

haritalarında var olan niteliklerin kötü ya da<br />

iyi olmadığını, özgün bir bütünün parçaları<br />

olduğunu ve bir arada uygun şekilde<br />

işlemeyi becerdikleri zaman, muhteşem<br />

bir fonksiyon üretebildiklerini anlatmaya<br />

çalışıyorum.<br />

Ben bilginin kaygı değil şifa vermesi<br />

gerektiğini düşünüyorum. Kendini bilmek<br />

en büyük şifa! Zira kendisiyle yüzleşebilen,<br />

kendini olduğu gibi kabul eden insan,<br />

kabul edilebilir olduğunu sandığı yapay bir<br />

görüntü vermek için ile değil ÖZ’ündeki<br />

gerçeği ortaya koymak için yaşıyor.<br />

Dünyayı ve insanları da oldukları gibi<br />

görmekten ve kabul etmekten,<br />

yaşadıklarını olması gereken yere koyup<br />

yola devam etmekten korkmuyor.<br />

3. Tüm çabam yazdıklarımla ve verdiğim<br />

danışmanlık ve eğitim hizmetleriyle,<br />

dokunduğum herkese bunu hatırlatmak.<br />

Mütevazi ama çok kıymetli yolculuklarımız<br />

var. Ben de sadece payıma düşeni saygı<br />

ve özenle yerine getirmeye çalışıyorum.<br />

Meltem Reyhan<br />

Araştırmacı, Yazar<br />

@mltmguner<br />

www.meltemreyhan.com<br />

1. İnsanın anlam arayışında kendini<br />

tanıması ve öğretilmiş, benimsenmiş<br />

düşünce kalıplarından özgürleşmesine<br />

yardımcı olacağını düşündüğüm alanlarda<br />

yazığım kitap ve makaleler, eğitim ve<br />

atölyelerle farkındalık oluşturma<br />

gayretindeyim. Ele aldığım konuların<br />

başında rüya geliyor ve elbette buna bağlı<br />

olarak semboller, aile modellerinin<br />

seçimlerimiz üzerinde etkileri, bedenimizle<br />

ve doğayla olan ilişkimiz. Hepsini bir bütün<br />

olarak değerlendiriyorum. İnsanın kendine<br />

bakış açısının bütünsel olması için hayatın<br />

ilahi dilini okuyabilmesi gerektiğini<br />

düşünüyorum. Çalışmalarım bu minvalde<br />

ilerliyor.<br />

2. Öncelikli araçlarım kitaplarım ve dijital<br />

ortamda paylaştığım videolarımda<br />

anlattıklarım. Sonrasında da atölye<br />

çalışmalarım ve akademimde verdiğim<br />

dersler. Benim çıkış noktam kendi<br />

yolculuğum ve yaşadığım deneyimler<br />

üzerine bir hikâye örgüm var. Yaklaşık 12<br />

yıldan bu yana bireysel danışmanlıklar ve<br />

grup çalışmaları vesilesiyle tanıdığım ve<br />

dinlediğim insanların hikayelerindeki<br />

benzerlikler de beni temelde<br />

etkilendiğimiz konuların benzerliklerini bir<br />

araya getirerek anlatmaya sevk etti. İlk<br />

kitabım ‘’Niyet Defteri’’ bu anlamda uzun<br />

yıllardır okurumun başucu kitabı olma<br />

özelliğini taşıyor. Diğer kitaplarımda da<br />

hem bilgi hem de okurun kendi içsel<br />

yolculuğunda yardımcı olacağını<br />

düşündüğüm çalışma teknikleri<br />

paylaşıyorum. Kısacası okurumu bir<br />

anlamda bir konuya odaklanmaya davet<br />

ediyorum. Rüya yorumlama konusunu ele<br />

aldığım kitabımda önerdiğim çalışmalarla<br />

birçok sorununu fark eden veya aradığı<br />

soruların cevaplarını bulan yüzlerce<br />

kişiden mesajlar alıyorum.<br />

3. Bu yolculuk benim için ölünce bitecek<br />

olan yaşamın bir parçası diyebilirim.<br />

Öğrencilerime aktardığım bilgilerin,<br />

kitaplarımın, eğitim hayatına devam<br />

etmesi için desteklediğim çocuklarımızın<br />

katacağı zenginliklerin ben öldükten sonra<br />

da devam etmesine katlı sağlayacağına<br />

inanıyorum. Kolektif alanda sağladığımız<br />

katkı benim hayat felsefemin mihenk<br />

taşıdır. İnsanlara yardım etmek, destek<br />

olmak, manevi olarak kendilerine<br />

yakınlaşmaları için katkı sağlamak benim<br />

hayat amacım. Gönüllük esaslı<br />

çalışmalarımda çocukların, kadınların<br />

hayatlarının nasıl dönüştüğünü<br />

gözlemlediğimde şevkim daha da artıyor.<br />

Dergimizdeki kısıtlı alan nedeniyle, üstel-aydınlanmış-bilinçli ve huzurlu insanlara dönüşmemize kılavuzluk eden onlarca<br />

isim arasından hayli zorlanarak ancak 12 isim belirlemek durumunda kaldık. Ve bu özel kalplere 3 soru yönelttik.<br />

1. İnsanlara hangi alanlarda ve ne amaçla rehberlik ediyorsunuz?<br />

2. Bunu hangi araçlarla / yöntemlerle yapıyorsunuz?<br />

3. Bu yolculukta varmayı hedeflediğiniz nihai bir durak var mı?


Orkun Kargöz<br />

Bütünsel Egzersiz Uzmanı,<br />

Marmara Üni. & Galata Üni. Öğr. Gör.<br />

Yoga&Pilates, Master Trainer<br />

@orkunkargoz,<br />

www.fitnessline.com.tr<br />

www.onlinewellnessstudio.net<br />

1. Ben insanların kendilerini bilen bireyler<br />

olmaları konusunda rehberlik yapıyorum.<br />

Buna da fiziksel beden gelişimi ile<br />

başlıyorum. Fiziksel bedenimiz,<br />

sorunlarımız ile başa çıkabildiğimizi<br />

anlayabildiğimiz en elverişli alan ve<br />

rehberdir. Çünkü fiziksel bedenin istenilen<br />

duruma gelmesi garantidir. Yeter ki gerekli<br />

adımların sabırla atılmasına zemin<br />

oluşturulsun. Bu yolculukta atılan her<br />

adım, çekilen her acı, bizi duruma karşı<br />

sınayan her an’ın rehberliği sayesinde<br />

“zihin beden”e ve “ruhsal beden”e köprü<br />

kurulabilir.<br />

Okuldaki eğitimlerde öğrencilerimin<br />

idealist ve yaratıcı meslektaşlar haline<br />

gelmesi; Yoga derslerime gelenlerin<br />

hayatta kalmak ile yaşamak arasındaki<br />

farkı anladıktan sonra hayatı seremoniye<br />

çevirebileceklerini fark edebilmeleri;<br />

Pilates derslerime gelenlerin fiziksel<br />

beden yolculuklarında ihtiyarlamayan<br />

bedenler yaratabileceklerini<br />

anlayabilmeleri; çevremde bildiğini bilen<br />

eğitmenler, öğrenciler, dostlar,<br />

akrabalarımın olması… benim bu yoldaki<br />

amacımdır.<br />

2. Üniversitede öğrencilerime kitap<br />

ezberletmek yerine bilgiyi nasıl<br />

kullanabileceklerini öğretiyorum. Bilginin<br />

içine insani değerler yerleştiriyorum. Yoga<br />

derslerimde 3 bedende bütün olabilme<br />

halini anlatıyorum. Yoga öğretileri, gerçek<br />

zenginliği anlayabilmemi, onu<br />

yaşayabilmemi ve aktarabilmemi sağladı.<br />

Çok zenginiz. Sahip olduğumuz zenginliği<br />

fark edebilenler yaşadığı hayatı<br />

dönüştürebilirler. Dönüşüm kökten bir<br />

değişim ve geriye adım atmayarak<br />

sağlanabilir. Yöntemim, herkesin kendi<br />

gücünü fark etmesi ve onu<br />

kullanabilmesini sağlamak. Nedir bu<br />

zenginlik diye sorarsanız; sonsuz<br />

kabullenme gücü / eşsiz yaratıcı enerji /<br />

kararda devamlılık farkındalığı / şefkat,<br />

koşulsuz sevgi / yüce adalet / duru bir<br />

görü, farkındalık / özgür bir ruh, derim<br />

size. Ayrıca kurucularından olduğum<br />

Online Wellness Studio, wellness’a dair<br />

tüm komponentleri içeren dijital bir<br />

platform. Bizde olanı sonsuz kişiyle<br />

paylaşmayı deniyoruz. Fiziksel olarak bize<br />

yakın olamayan herkese ekrandan sesimizi<br />

duyurarak, yaşama duyduğumuz sevinci<br />

ve yaşamın ihtiyacı olan bilinci gün yüzüne<br />

çıkarıyoruz. Zihnen, bedenen ve ruhen iyi<br />

olabilme haline destek verebilmek için en<br />

yüksek algıyı ve inancı kullanıyoruz. Bu<br />

algıyı da; yoga, dans, pilates, mandala,<br />

astroloji, holistik beslenme, ses terapisi,<br />

hızlı okuma ve okuduğunu anlama, nefes,<br />

yazarlık gibi ders ve atölyelerin içine<br />

yerleştiriyoruz.<br />

3. Bu yolda hep hedef var, hiç durak yok.<br />

Sır da bu. Hayat boyu öğrenci olmak. Daha<br />

iyi ve sürekli öğrenme yönteminin ise<br />

öğretmek olduğunu hep hatırlamak<br />

gerekiyor. ‘Bilmek başka olmak başkadır’<br />

der Mevlâna. Bir durak olacaksa<br />

muhakkak, Olmak’tır benim için o.<br />

‘Dans etmeyi bırak, dansın kendisi ol!’<br />

Pınar Boylu Gogulan<br />

School of Younity International Kurucusu &<br />

Türkiye Recall Healing Temsilcisi, Danışman & Yazar<br />

@pinargogulan / www.schoolofyounity.com<br />

1. Bilimsel gerçeklerin ışığında,<br />

danışanlarımın ve öğrencilerimin bütünsel<br />

gelişim ve dönüşümlerine katkı sağlamayı<br />

hedefliyorum. Hücresel sağlığımız ve<br />

duygularımız arasında bir bağ var. Fiziksel<br />

rahatsızlıklar ve iç çatışmalar arasındaki<br />

bağlantıyı bilinç dışından bilinç seviyesine<br />

taşıdığımızda, gelişim, değişim ve<br />

dönüşüm kaçınılmaz oluyor. 21. yüzyılda<br />

insanın öz potansiyelini bütünsel<br />

yaklaşımla uyandırmayı, fiziksel, zihinsel ve<br />

ruhsal bedenlerinde harmoni ve dengeyi<br />

yakalamaları için rehberlik etmeyi<br />

amaçlıyorum. Kurumlara, bireylere,<br />

ailelere yaşamlarındaki düğümleri<br />

çözmeleri, potansiyellerini<br />

gerçekleştirmelerine engel olan<br />

çatışmalardan özgürleşmeleri için sorular<br />

soruyorum. Alerji, migren, reflü veya uyku<br />

apnesi gibi kronik rahatsızlıkların bilinç<br />

dışındaki duygusal çatışmasını çözerken<br />

aynı zamanda Asperger / Otizm,<br />

Hiperaktivite, kaygı bozuklukları veya kısır<br />

döngüde devam eden iflas, kaza, ameliyat<br />

travmaları gibi daha girift konularla da<br />

çalışmalarım var.<br />

2. Eğitim ve seminerlerimde<br />

aktardıklarımın yanı sıra, Işık Her Zaman Bir<br />

Yolunu Bulur, Lacivert, Mor, Siyah ve Lâl<br />

kitaplarımda da vaka çalışmalarıma ve<br />

kendi deneyimlerime yer veriyorum. Ayrıca<br />

EARTh (Dünya Regresyon Terapistleri<br />

Birliği) ve International Board of<br />

Regression Therapists üyesiyim. Aynı<br />

zamanda da Dr. Gilbert Renaud ile birlikte<br />

kurduğumuz Türkiye Recall Healing<br />

Enstitüsü’nün ve sisteminin exclusive<br />

temsilcisiyim. Danışmanlıklarımın temelini<br />

Dr. Ryke Geerd Hamer’ın Yeni Alman Tıbbı,<br />

Dr. Claude Sabbah’nın Total Biyolojisi,<br />

Recall Healing sistemi ve Regresyon<br />

çalışması oluşturuyor. NLP Master<br />

Practitioner, Deep Memory Process<br />

(Hücresel Derin Anı Temizliği), Gestalt<br />

Terapi, Kinesiology teknikleri de takım<br />

çantamın önemli anahtarlarından.<br />

3. Tek bir nihai durak söyleyemem ama<br />

varmayı arzuladığım hedeflerim var.<br />

İngiltere’de School of Younity<br />

International’ı kurduk ve Holistik Tıp<br />

alanında İngiltere, Hindistan, Birleşik Arap<br />

Emirlikleri’nde kurumlara-bireylere<br />

eğitimler veriyoruz. Bu eğitimleri online<br />

olarak dünyanın dört bir tarafındaki Holistik<br />

Tıp uzmanlarına ulaştırmak hedeflerimiz<br />

arasında mesela. İngiltere’de ve Türkiye’de<br />

Otizm ile ilgili sosyal sorumluluk<br />

projelerimiz var. Oğlum Demir Vasiliy ile<br />

birlikte yazdığımız Kardeşim Otizmli<br />

kitabımızın diğer serileri de fırında pişiyor.<br />

Pandemi öncesinde kurduğumuz<br />

OutismTalks ile de ulaşmak istediğimiz<br />

hedef, otizm spektrumunda olan<br />

‘dezavantajlı’ görünen çocuk veya yetişkin<br />

olsun her bir bireye kendi öz<br />

potansiyellerini gerçekleştirmeleri ve<br />

kendi yeteneklerini parlatmaları için alan<br />

açmak. Otizm ile ilgili toplumsal<br />

farkındalığı geliştirmek.


Sintia Mazon<br />

YOUniversity & Niagara Wellness Kurucusu,<br />

PhD Tamamlayıcı Sağlık Bilimleri<br />

@sintia_mazon / www.youniversity.world<br />

Volkan Ulusan<br />

Psikolog,<br />

NLP Master Practioner, Yazar<br />

@vulusan / www.volkanulusan.com<br />

Fotoğraf: Betty Mazalto<br />

değiliz. Bütün hücrelerimizin ve<br />

bedenimizin fizikselde var olmasını<br />

sağlayan, katmanlardan oluşmuş enerji<br />

alanlarıyız. Bu alanda tüm fiziksel ve<br />

duygusal kalıplarımız, kişisel<br />

problemlerimiz, geçmişimiz data olarak<br />

var olur. Biz tamamlayıcı terapötik<br />

yöntemler kullanarak bu dataları okuyup<br />

bütünsel bir yaklaşımla fiziksel bedeninin<br />

yanısıra, duygusal beden, zihinsel beden<br />

ve ruhsal bedenle çalışır, bu katmanlar<br />

arasında bir bağlantı, hizalanma ve denge<br />

ararız.<br />

3. Benim de, ekibimin de en büyük hayali<br />

yediden yetmişe herkesin YOUniversity<br />

eğitimini alabilmesi. Çocuklara, ergenlere,<br />

ebeveynlere yönelik modülleri hayata<br />

geçirmeye çalışıyoruz. Kendimizi tanıma<br />

ve dengeleme bilinçliliğinin çok daha<br />

erken yaşlarda başlamasıyla kendi<br />

sınırlamalarımızı fark edebilir ve bunlara<br />

çözüm bulabiliriz ve hayatımızı çok daha<br />

“mevcut” olarak yaşayabiliriz.<br />

1. Hepimizin hayatında dönüm noktaları<br />

vardır ve hayat boyu çeşitli zorlukların;<br />

değişimlerin, kayıpların, travmaların<br />

üstesinden gelmeye çalışırken kopukluklar<br />

yaşarız. Bu kopukluklar bizi daha sonra<br />

fiziksel, duygusal, düşünsel, enerjisel ve<br />

ruhsal boyutlarda baş etmekte<br />

zorlandığımız dengesizliklere taşır. Bu<br />

süreçte bize net ve berrak bir bakış açısı<br />

kazandırabilecek bir destek ararız. Ben ve<br />

ekibim danışanlarımızın kısır<br />

döngülerinden çıkıp tatmin dolu bir yaşam<br />

yaratmaya doğru adım atmaları için onlara<br />

bireysel ve grup desteği sağlıyoruz.<br />

YOUniversity eğitmenleri olarak programa<br />

katılan öğrencilerimize kendilerini<br />

duygusal ve fiziksel olarak regüle<br />

edebilmelerini sağlayan araçlar vererek<br />

kendi hayatlarının dizginlerini ellerine<br />

almaları için rehberlik ediyoruz.<br />

İyileşme çok yönlü ve kişiye özel bir<br />

süreçtir çünkü herkes eşsizdir. Kalıcı bir<br />

dengede olma hali için danışanlarımızın<br />

ilişkilerini, yaşam ortamlarını, iş hayatlarını,<br />

yeme alışkanlıklarını, hareket<br />

alışkanlıklarını, fiziksel ve duygusal<br />

dayanıklılıklarını, stresle baş etme<br />

şekillerini, uyku düzenlerini takip ediyor,<br />

zihinsel, duygusal ve fiziksel boyuttaki bu<br />

kopukluklara yöneliyoruz.<br />

2. Terapötik süreç aynı zamanda bir eğitim<br />

sürecidir. Danışanlarımıza uzmanlık<br />

alanlarımız olan Brennan Healing Science,<br />

Enerji Tıbbı, Tamamlayıcı Tıp, Nörobilim,<br />

Nörobiyoloji, Gestalt Terapi, Fonksiyonel<br />

Tıp, ACMOS Bioenerjetics, Aile Dizimi gibi<br />

teknikler kullanarak geniş bir yelpazeden<br />

yaklaşma imkanımız var.<br />

İnsan bedeni kendini sürekli yenileyip<br />

optimum dengeye getirmeye programlı<br />

bilge bir organizmadır. Tek yapmamız<br />

gereken optimum dengeyi bozan<br />

faktörleri belirleyip onlar üzerinde<br />

çalışmak. Biz sadece organlarımızı ve<br />

sistemlerimizi oluşturan hücre kümeleri<br />

1. Benim felsefem "mutlu insan, mutlu<br />

yaşam"… Önce makine mühendisi, sonra<br />

psikolog oldum. Kendi mutlu yaşamımı<br />

inşa ettim. Bitirdiğim 2 üniversite ve yüksek<br />

lisansın ardından aldığım onlarca farklı<br />

eğitimden sonra bu felsefemden<br />

hareketle Yaşamı Keşfet Akademisi’ni<br />

kurdum. Tüm bildiklerimi bütünsel bir<br />

yaklaşımla harmanlayarak Yaşam<br />

Danışmanı olarak, kurumların ve bireylerin<br />

hayatlarında farkındalık yaratabilmek<br />

amacıyla aktarıyorum. Ağırlıklı olarak<br />

ilişkiler, depresyon ve kaygı bozuklukları<br />

üzerine çalışıyorum. Öncelikli amacım<br />

çocukluktan gelen yaşam travmalarının<br />

veya yanlış inanç kalıplarının bugüne<br />

etkilerini azaltabilmek.<br />

2. Toplu eğitimler, grup workshopları,<br />

seminerler ve TV sohbetleri dışında<br />

bireysel danışmanlıklarım oluyor sıklıkla.<br />

Elbette her danışanın ihtiyacı farklı. O an<br />

neye ihtiyacı varsa onu sunmak benim<br />

görevim. Psikoloji biliminin araçlarına<br />

ilaveten el çantamda, başta nefes<br />

teknikleri olmak üzere, NLP, Şema Terapi,<br />

Sanat ve Jung Yaklaşımı, Regresyon, EFT,<br />

Aile Dizimi, Temel Hipnoz, Universal Enerji<br />

ve Reiki de bulunuyor. Blog yazılarımın<br />

dışında fayda yaratması amacıyla herkes<br />

için hızlı, kolay ve etkili rahatlama<br />

tekniklerini anlattığım ‘Elvada Stres’ isimli<br />

bir de kitabım var.<br />

3. Sanırım cevabı kelimelerle anlatmak için<br />

biraz büyük bir soru bu… Benim hayalim<br />

insanların içsel huzura kavuştukları, mutlu<br />

oldukları bir dünya… Bunun için<br />

çalışıyorum, bunun için çalışıyoruz… Bunu<br />

ömrüm elverdiğince sürdürebilmeyi<br />

arzuluyorum.


07<br />

ASILIN<br />

KÜREKLERE!<br />

DENİZLE BİR OLMAYA GİDİYORUZ.<br />

62/66<br />

Bir cumartesi sabahı, saat 9:30’da Haliç’in<br />

ortasındayım. Bir şeyi hayatımda ilk kez<br />

denemenin, bir spora yeni başlamanın,<br />

günü İstanbul’da denizin ortasında<br />

karşılamanın heyecanı içindeyim.<br />

Denizi, İstanbul’u, sporu; üç büyük aşkımı<br />

birleştiren şahane bir gün. Müthiş bir his;<br />

muhteşem İstanbul’umu denizden<br />

izliyorum, denizin ortasından, denizle bir.<br />

Çocukluğumda basketbol oynayarak<br />

başladığım spor, hayatımın en büyük ve<br />

önemli parçalarından. Yıllardır profesyonel<br />

olarak da çeşitli alanlarda spor<br />

sektöründeyim; aktif koşucuyum, yanı sıra<br />

bir sürü farklı spor dalıyla ilgileniyorum ve<br />

bu sporlara 36 yaşımda bir kış günü,<br />

Altınboynuz Spor Kulübü’nde başladığım<br />

“deniz küreği” de eklenmiş oldu.<br />

Peki ben nasıl karar verdim bu sporu<br />

denemeye ve bu sayıda sizleri deniz<br />

küreğiyle buluşturmaya?<br />

“Oldukça tesadüfi oldu<br />

benim küreğe başlamam.<br />

Yaklaşık 1,5 sene önce<br />

pandemi döneminin<br />

başlarında yeni tanıştığım bir<br />

komşumun önerisi ile<br />

başladım,” diye anlatıyor<br />

Evrim (35, Film Dağıtımcısı).<br />

“Çok disiplinli bir spor<br />

hayatından çıkmıştım, beni<br />

zorlayacak veya disipline<br />

sokacak herhangi bir spor<br />

aktivitesi ile asla bağ<br />

kuramıyordum.<br />

Basketboldan sonra birçok<br />

farklı spor denemiştim,<br />

ancak suya ilk indiğim gün o<br />

1 saatin hızla geçtiğini ve<br />

teknenin antrenmanın<br />

başından sonuna belli bir<br />

hızda gitmesini sağlamak<br />

için sadece fiziksel kuvvetin<br />

değil; tekniğin ve ekip<br />

koordinasyonun en doğru<br />

biçimde olması gerektiğini<br />

anladım. Tek bir harekete ve<br />

hedefe odaklanmanın nasıl<br />

bir duygu olduğunu<br />

geçmişte çoğu kez<br />

yaşadığımdan, beynimde<br />

kürek sporu ile ilgili bir<br />

şeyler klik etti. Buna bir de<br />

ek olarak yoğun ve stresli<br />

yaşamlarımızda zihnimi<br />

durdurabilmeyi sadece<br />

sudaki antrenmanlarla<br />

sağlayabildiğimi fark edince;<br />

bu spor beni hem fiziksel<br />

hem de zihinsel olarak<br />

geliştiren bir yaşam biçimi<br />

haline geldi.”<br />

Kürek vücudun her bölgesini çalıştıran bir<br />

spor. Disiplin, teknik, dayanıklılık,<br />

devamlılık, kuvvet, ekip koordinasyonu,<br />

tempo, denge; hepsinin bir arada olması<br />

gerekiyor. Bunu ilk denemede bile fark<br />

etmek mümkün. Atatürk’ün de çok sevdiği<br />

sporlardan biri olan kürek sporu;<br />

Türkiye’de 1923’te Deniz Sporları<br />

Federasyonu’na bağlandıktan sonra daha<br />

da gelişmiş. Cumhuriyet döneminde<br />

İstanbul Kürek Şampiyonluğu adı altında<br />

düzenli yarışmalar yapılmaya başlanmış.<br />

1953 yılında Türkiye Kürek Federasyonu<br />

FİSA’ya kabul edilmiş (kaynak:<br />

spor.istanbul). Kürek sporu Olimpik ve<br />

Deniz Küreği olmak üzere ikiye ayrılıyor ve<br />

Yazı: Pınar Morpınar<br />

pinarmorpinar@gmail / @pinarmorpinar<br />

Fotoğraflar: Altınboynuz Spor Kulübü ve Moda Kürek Kulübü arşivlerinden<br />

Fenerbahçe altyapısında birlikte basketbol<br />

oynadığım, 26 senelik eski takım<br />

arkadaşım sevgili Evrim Özkan benim için<br />

bu yazının ilham kaynağı oldu aslında.<br />

Kürek sporunu biliyordum elbette ama<br />

deniz küreğine dair bir bilgim yoktu.<br />

Evrim’in bir süredir yaz-kış, ağırlıklı olarak<br />

gün doğumunda Haliç’ten yaptığı<br />

paylaşımlarla dikkatimi çekmeye başladı.<br />

Daha sonra algıda seçicilikle farklı<br />

kulüplerin isimlerini duymaya başladım.<br />

Evrim zaten çok iyi bir sporcudur da,<br />

küreğe karşı farklı bir tutkusu olduğunu<br />

anladım paylaşımlarından. Bir şeyleri<br />

büyük bir tutkuyla, heyecanla yapan<br />

insanlar beni çok besliyor, bana çok ilham<br />

veriyor. Tahminimde yanılmamışım;<br />

Evrim’le konuşunca anladım.


kulübü olduğunu öğrenmek oldu! Moda<br />

Kürek Kulübü kurulalı henüz 8 ay olmasına<br />

rağmen şubat ayında katıldıkları ilk<br />

yarışları Büyükler Köyceğiz Kupası’ndan bir<br />

sürü madalya ile dönmüşler. Birlikte çok<br />

çalışıp, çok eğleniyorlar. Kurucuları Ulaş<br />

Gürpınar ve tesadüfen yıllar önceden<br />

tanıdığım Görkem Güngör ile buluştuk. Her<br />

ikisi de kürek sporuna 13 yaşındayken,<br />

1<strong>99</strong>5 yılında başlamışlar, tabii o zamanlar<br />

Deniz Küreği yokmuş. Ulaş; “Kulüp<br />

başkanlığı, antrenörlük, sporculuk<br />

sıfatlarımdan önce bir kürek-sever olarak<br />

hedefim küreği Türkiye'de yaygınlaştırıp bu<br />

spora erişemeyenlere, özellikle de kız<br />

çocuklarına, imkan yaratmak. Erkeklere<br />

göre hayata geride başlayan kız çocukları<br />

için minik de olsa bir kapı açabilirsem, tek<br />

“Sokağa çıkma yasakları<br />

kalktıktan sonraki dönemde<br />

Fenerbahçe-Bostancı sahil<br />

yolunda spor yaparken<br />

denizde kürek çekenleri<br />

görmeye başladım, bu spor<br />

tekrar ilgimi çekmeye<br />

başladı. 2021 sonbaharında<br />

nerede deneyebileceğimi<br />

araştırırken Instagram’da<br />

takip ettiğim bir hesapta<br />

Moda Kürek Kulübü’nden<br />

bahsedildiğini gördüm ve<br />

hemen iletişime geçtim,”<br />

diyor İpek.<br />

2017 senesinde küreğe başlayan ve<br />

haftada 6 gün her sabah antrenman yapan<br />

Selin Baltacıoğlu da (31, Tasarımcı)<br />

erkencilerden; “Sabah çok erken saatlerde<br />

antrenmana gitmek zorlasa da<br />

sonrasındaki motivasyonla işe gitmek beni<br />

küreğe daha çok bağladı. Gerek yakın<br />

çevrem gerek iş arkadaşlarım sabah<br />

antrenmanlarından sonra güne<br />

başladığımda daha enerjik ve pozitif<br />

olduğumu söylüyorlar ve bunu kesinlikle<br />

hissediyorum. Her sert antrenman benim<br />

için motivasyon kaynağı oldu,” diye<br />

anlatıyor. Selin 26 yaşında başladığı kürek<br />

sporunda, her seneye bir sürü madalya<br />

sığdırmış. Başlarken niyeti ayda 2-3 kez<br />

kürek çekmek ve sportif faaliyetlerini<br />

çeşitlendirmek olan İpek, yarışlara<br />

batarken Fenerbahçe - Bostancı sahilini<br />

denizden izlemek, ara sıra yunuslara<br />

rastlamak bu sporu ne kadar sık<br />

yaparsanız yapın eskimeyen, her seferinde<br />

mutluluk veren deneyimler,” diyor.<br />

Kendisini hayatı boyunca Fenerbahçe’den<br />

aynı denize bakıp, her gün farklı bir halini<br />

görüp, ona her gün yeniden aşık olan biri<br />

olarak, çok iyi anlıyor ve sahilimi denizden<br />

izlemek için ben de sabırsızlanıyorum.<br />

İstanbul, Haliç’te güneş doğarken<br />

başlayıp, kürek sporunun çok yaygın<br />

olduğu Londra’da, Lea Nehri’nde devam<br />

eden hikayeler de var! Evrim’in küreğe<br />

başlamasına vesile olan komşusu Zeynep<br />

Erarslan (36, Avukat); Londra’ya taşındıktan<br />

sonra küreğe devam etmek istemiş. Bir<br />

bir kız çocuğu bile olsa yetiştirip<br />

kulübe üye olabilmek beklediğinden daha<br />

Fenerbahçe, Galatasaray gibi kürek<br />

zor çıkmış fakat kararlılıkla uğraştıktan<br />

sporunun köklü kulüplerine, oradan da<br />

sonra Kuzey Doğu Londra'da yer alan Lea<br />

Milli Takıma gitmelerini sağlayabilirsem ne<br />

Rowing Club'ın kadın takımlarından birine<br />

mutlu bana,” diyor.<br />

kendini kabul ettirmeyi başarmış.<br />

bu yazının asıl konusu olan Deniz Küreği<br />

ise Türkiye’de 2010 yılından beri yapılıyor.<br />

Olimpik Kürek (durgun su) ve Deniz Küreği<br />

(rekreasyon) arasındaki teknik farklara<br />

uzun uzun girmeyeceğim ama kaynakları<br />

araştırırken şöyle bir cümleye rastladım;<br />

Olimpik kürekçi İsveçli Lassi Karonen, “İkisi<br />

arasındaki tek benzerlik küreğin hareketi,<br />

geri kalan her şey farklı,” demiş. Deniz<br />

küreğinde Türkiye’de kullanılan tekneler<br />

tek çifte (iki kürek, bir sporcu), iki çifte (dört<br />

bir parçası haline getirmiş kişi sayısı tahmin<br />

ettiğinizden de fazla. Mesela Altınboynuz<br />

Spor Kulübü’nde deneme antrenmanına<br />

çıktığım Emin Nurgör bunlardan biri. Emin;<br />

“Daha önce profesyonel olarak spor<br />

yapmayan bir birey olarak bir arkadaşım<br />

vasıtasıyla Altınboynuz Spor Kulübü<br />

sayesinde tanıştım kürek sporuyla. Kapalı<br />

alanlarda yapılan sporları çok<br />

sevmediğimden bu sporu çok<br />

benimsedim ve kürek sporuyla olan<br />

maceram 2015 yılında başlamış oldu,”<br />

Böyle idealist, hayatını küreğe adamış, bu<br />

spora ve onu öğretmeye tutkuyla bağlı,<br />

her yaştan öğrenci yetiştiren antrenörlerin<br />

varlığı geleceğe dair umutlarımızı arttırıyor<br />

ve sporun gelişmesini sağlıyor.<br />

Pandeminin bu spora ilginin büyümesinde<br />

ciddi etkisi olmuş. Kulüp sayısında ve<br />

kulüplerin üye sayısında oldukça artış<br />

olmuş; hem İstanbul’da, hem de bir çok<br />

şehirde. Moda Kürek Kulübü’nden İpek<br />

Güleç (38, Finansçı); üniversiteyi<br />

öğrencilerin ve şehir halkının kürek<br />

sporuna yoğun ilgi gösterdiği Boston’da<br />

okumuş, o zamanlardan bu spor aklında<br />

olumlu bir yer etmiş. İstanbul’da amatör<br />

sporcuların bu sporu yapma imkânı<br />

olduğunu bilmediği için yakın zamana<br />

kadar deneme fırsatı olmamış; ta ki<br />

başımıza pandemi gelene kadar.<br />

Bu dosyayı hazırlarken dikkatimi çeken<br />

noktalardan biri de, küreğe “bir<br />

deneyeyim” diye merak ederek<br />

başlayanların, nasıl ve kaç yaşında<br />

olurlarsa olsunlar, motivasyonları ne<br />

yönde olursa olsun, bir şekilde hayatını<br />

küreğe adapte etmiş, büyük bir keyifle bu<br />

katılmaya başlamış bile. Haftanın<br />

yoğunluğuna ve kulübün yarış takvimine<br />

göre zamanını ayarlayarak, son<br />

zamanlarda haftada yaklaşık 4-5 saatini<br />

kürek çekerek geçiriyor. Hem su hem<br />

ergometre antrenmanlarının tüm vücudu<br />

çalıştıran çok etkili egzersizler olduğunu;<br />

“Haftanın her günü, daha<br />

güneş doğmadan, Haliç'te<br />

manzaraya karşı, harika 3<br />

takım arkadaşımla beraber<br />

kürek çekmekle, Londra'da<br />

çoğunlukla yağmur altında<br />

4-5 kat kıyafet giymiş bir<br />

şekilde 8 kişilik teknede,<br />

farklı bir dilde ve -kürek<br />

sporu Londra'nın içinde<br />

bulunan kulüplerde olimpik<br />

teknelerle yapıldığındanfarklı<br />

bir stilde kürek çekmek<br />

apayrı iki deneyim. Dirayetle<br />

çabalamak, sabretmek, bir<br />

takımın parçası olmak ve iyi<br />

bir antrenman veya yarış<br />

sonrasında hissedilen o<br />

tükenmişlikle bir şeyi<br />

başarmış olma hissi ise<br />

ortak,” diyor Zeynep. Müthiş değil mi<br />

sizce de?<br />

kürek, iki sporcu) ve dört çifte (dümencili,<br />

sekiz kürek, beş sporcu) olarak<br />

sınıflandırılıyor ve Büyükler Ligi, Master<br />

kategorisi ve U19’ların yer aldığı Altyapı<br />

Ligi mevcut. Küreğe başlama yaşı ise 12-13<br />

civarında, dünyada 90+ yaş kategorisinde<br />

yarışanlar varmış.<br />

Konuştuğum herkes farklı mesleklerden,<br />

küreğe farklı yaşlarda başlamış insanlar,<br />

ancak deniz küreğine 30’lar civarında<br />

başlayıp, kısa süre içinde hayatının önemli<br />

diyor. 38 yaşındayken başladığı küreği<br />

sonrasında kürek antrenörü olacak ve<br />

başkalarına da sevdirmek isteyecek kadar<br />

sevmiş. “Kulübümüzde zeki, çevik ve<br />

ahlaklı sporcular yetiştirmeyi<br />

hedefliyorum,” diyor.<br />

Bu süreçte beni en fazla şaşırtan ve<br />

heyecanlandıran şeylerden biri de,<br />

Evrim’in yönlendirmesiyle en sevdiğim<br />

yerde, bütün hayatımın geçtiği Dalyan<br />

Sahil’de, yani evimin önünde bir kürek<br />

spora devam ediyor ve iş hayatıyla da<br />

beraber götürüyor olmaları. Evrim hemen<br />

hemen her sabah gün doğumunda<br />

minimum 1 saat suda olmaya özen<br />

gösteriyor. “Her geçen günün bir gün<br />

öncesinden daha iyi olmasına çalışıyorum.<br />

Bu sebeple sürekli olarak farklı tekneleri<br />

deniyorum ve bu doğrultuda eğitimler ve<br />

antrenman programları yapıyorum. Tabii<br />

burada en büyük şansım bulunduğum<br />

kulüpte her türlü eğitim/tekne ve<br />

antrenman imkanının olması,” diyor.<br />

dayanıklılık ve kuvvet seviyesinin kısa<br />

zamanda fark edilir şekilde yükseldiğini<br />

belirtiyor ve kürek hamlesinin tekrar eden<br />

kesintisiz bir döngü olması itibariyle<br />

meditatif etkisi olduğunu düşündüğünü<br />

de ekliyor. Ben de ilk antrenmanımda tam<br />

olarak böyle hissetmiştim. “İstanbul’da,<br />

bilhassa Kadıköy’de yaşayıp su ile<br />

bağlantısı güçlü bir aktivite yapmamayı<br />

kendi adıma bir eksiklik olarak<br />

görüyordum. Bu eksikliği gidermesi benim<br />

için önemli. Güneş doğarken veya<br />

Elbette bu sporda da herkesin farklı farklı<br />

hedefleri var. “Geçtiğimiz sene en büyük<br />

hayalim dünya üzerinde herhangi bir<br />

ülkede bir kulüpte istediğim teknede gidip<br />

antrenman yapabilmekti. Bunu çok<br />

tesadüfi bir şekilde amatörce de olsa<br />

geçtiğimiz Ekim ayında iş sebebiyle<br />

gittiğim Cannes’da bir kürek kulübünün<br />

kapısına dayanarak gerçekleştirdim.<br />

Şimdiki hedefim ise Türkiye’deki yarışlarda<br />

Büyükler Ligi’nde takımca başarı


sağlamak. Sonrasında ise Fransa ve<br />

Slovenya’daki Masters Regatta’da<br />

yarışabilecek seviyeye gelip, bir teknede<br />

yer alabilmek,” diye anlatıyor Evrim.<br />

İpek’in temel hedefi bu sporu keyif alarak<br />

uzun yıllar yapmak. “Bunu sağlamak için<br />

de her tekne tipinde teknik açıdan düzgün<br />

kürek çekebilmem, tekniği de kuvvet ve<br />

da, yeni başlayacaklara küreğe biraz şans<br />

tanıyıp sabretmelerini söylüyor ve vakit<br />

ayırmak gerektiğini önemle vurguluyor.<br />

Kürek sporu İstanbul’da ve hatta<br />

Türkiye’de hızla gelişiyor. Haliç’te İBB<br />

tarafından yeni bir Su Sporları Merkezi<br />

kuruluyor. Bu tesis Türkiye’de ilk ve tek<br />

uluslararası standartlardaki Su Sporları<br />

Bilmediğim bir konuyu yazı olarak seçmeyi<br />

ve araştırırken öğrenmeyi, öğrenirken<br />

yazmayı çok seviyorum. Bu dosyayı<br />

hazırlarken de hem yeni bir sporla, hem<br />

bana ilham veren, tatlı bir sürü insanla<br />

tanıştım; önümde yeni ve heyecan verici<br />

kapılar açıldı. Umarım sizin önünüze yeni<br />

kapılar açılmasına, yeni tutkularla<br />

beslenmenize vesile olur!<br />

08<br />

kondisyon ile desteklemem faydalı olur.<br />

Kendimi bu doğrultuda geliştirmeye<br />

çalışıyorum, bir önceki günden daha iyi<br />

çektiğim her günü başarı sayıyorum,” diyor.<br />

Selin de Türkiye'deki federasyon ve özel<br />

yarışlarda, ayrıca yurt dışında da olimpik<br />

tekne ile yarışmak istiyor. Emin Hoca’nın<br />

şahsi hedefi Dünya Master<br />

Şampiyonası’nda yarışmak.<br />

Bu hedefler gözünüzü korkutmasın.<br />

Küreğe; hobi ve rekreasyon için, hayatınıza<br />

bir farklılık katma, yeni bir spor dalı<br />

deneme, haftanın birkaç günü spor yapma<br />

amacıyla başlayabilirsiniz elbette. Yolda<br />

giderken hedeflerinizi büyütmek tamamen<br />

size kalmış. “Enerji yüklemek, motivasyon<br />

arttırmak isteyen herkesi kürek çekmeye<br />

bekleriz. O hazzı aldıktan sonra ne demek<br />

istediğimi daha iyi anlayacaklar,” diyor<br />

Selin. Evrim de kürek sporuna mutlaka<br />

şans vermenizi, sizi gerçekten içine çekip<br />

aldığını söylüyor. İpek; su ile bağlantısı<br />

olan bir şehirde yaşayan, spora az bile olsa<br />

ilgi duyan ve bir kulübe erişebilen herkesin<br />

en azından denemesini öneriyor. “Hangi<br />

gün, hangi saatte, ne sıklıkta gideceğinizi<br />

kendi hayat tarzınıza ve takviminize göre<br />

kendiniz şekillendirebilirsiniz,” diye devam<br />

ediyor. Emin Hoca; “Ben yapamam,<br />

beceremem demesinler; muhakkak bir<br />

denesinler. Hem İstanbul’un göbeğinde,<br />

Tarihi Yarımada manzarasıyla bu lüksü<br />

yaşamak paha biçilemez,” diyor. Ulaş Hoca<br />

Merkezi olacak. Altınboynuz Spor<br />

Kulübü’nün kurucusu Burak Demirsaran;<br />

“Türkiye Kürek Federasyonu’na bağlı<br />

federe olmuş kulüp sayımız şu an 43.<br />

Bunun yanında henüz gerekli işlemleri<br />

tamamlama sürecinde olan yaklaşık 32<br />

kulübümüz daha var. Yeni kulüplerin çoğu<br />

maliyet ile ilgili olarak genel anlamda<br />

rekreatif kulüpler; kulüp kurma ekonomisi<br />

bu dönemde kulüpleri Deniz Küreği<br />

kategorisine doğru itiyor. Var olan kulüpler<br />

bu kategoriden Olimpik kategoriye<br />

geçmeye çalışıyor. Ekonomi ve katılım<br />

geliştikçe bu geçişin hızlanacağını<br />

düşünüyoruz,” diyor. Altınboynuz’un<br />

konumu ve vizyonu itibariyle civardaki<br />

üniversite öğrencilerine (Kadir Has<br />

Üniversitesi) antrenman imkanı tanıması ve<br />

semtteki gençlerin bu spora başlamalarına<br />

da vesile olması gerçekten çok kıymetli.<br />

Ben bu satırları yazarken ve her yazdığım<br />

kelime beni daha da heveslendirirken;<br />

Mart’ın ortasında İstanbul karla kaplandı ve<br />

Moda Kürek Kulübü’nden ve Altınboynuz<br />

Spor Kulübü’nden karın altında denize<br />

çıkanların muhteşem fotoğraflarını<br />

görünce bir kez daha fark ettim ki; bu<br />

spora devam etmeyi kesinlikle çok<br />

istiyorum! Ayrıca ne yalan söyleyeyim;<br />

Moda Kürek Kulübü’nün yerinin evimin<br />

önünden denize girmeye çok elverişli<br />

olması da beni gelecek aylar için çok<br />

heyecanlandırıyor :)<br />

Bir şeyi hayatınızda ilk kez denemeyi, ona<br />

tutkuyla bağlanmayı, takım arkadaşlığını,<br />

birlikte deneme, birlikte başarma<br />

mutluluğunu, sporla denizi birleştirmeyi,<br />

önünüze yeni hedefler koymayı, baharla<br />

birlikte içinizde yeni çiçekler açmasını<br />

isterseniz, bence siz de bu spora bir şans<br />

verin ve kendinize hatırlatın: Kalpten<br />

istersek, emek verirsek, her şeyi<br />

yapabiliriz! Belki denizlerde karşılaşırız,<br />

ne dersiniz?<br />

Bu yazıya olan çok değerli katkıları için<br />

sevgili Evrim Özkan (@evrimozkan) başta<br />

olmak üzere; (alfabetik sırayla) Burak<br />

Demirsaran, Emin Nurgör, Görkem Güngör,<br />

İpek Güleç, Selin Baltacıoğlu, Ulaş Gürpınar,<br />

Zeynep Erarslan’a, Altınboynuz Spor Kulübü<br />

(@altinboynuzsporkulubu) ve Moda Kürek<br />

Kulübü’ne (@modakurekkulubu) çok<br />

teşekkür ederim.<br />

Ve son olarak; kürek söz konusu olunca,<br />

sevgili Remzi Amcamın; bir kürek efsanesi<br />

Remzi Tan’ın adını geçirmemek olmaz.<br />

1959’da Galatasaray Adası’nda başlayıp 12 yıl<br />

İstanbul Şampiyonluğu, 11 yıl Türkiye<br />

Şampiyonluğu yaşayıp 5 kez milli olduğu;<br />

1<strong>99</strong>6 itibariyle 2 dönem Federasyon<br />

Başkanlığını, son 5 yılda da Federasyon<br />

Başkan Vekilliğini yaptığı kürek sporunu, bu<br />

spora olan aşkını ve anılarını kendisinden<br />

dinlemek büyük zevk ve şans. Ona da<br />

buradan çok sevgilerimi, saygılarımı<br />

iletiyorum.<br />

YAZA GİRERKEN YENİLENİN,<br />

iyi Hissedin!<br />

Fotoğraf: Karolina Grabowska<br />

Bahar gelince genelde herkesi, kış boyunca<br />

bedenimizi soğuktan korumak üzere birikmeye<br />

meğillenmiş yağ hücrelerini tahliye telaşı sarar.<br />

Ve bu dönemde kilo vermeye dair tüm<br />

platformlarda çeşit çeşit bilgiler yer almaya<br />

başlar. Ben de özellikle ilkbahar ve yaz boyunca<br />

yayında olacak bu sayıda sizlere doğru<br />

beslenme ana ilkelerine dair önemli bazı<br />

prensiplerden bahsederek, püf noktalarına<br />

değinmenin çok daha anlaşılır ve faydalı olacağı<br />

kanaatindeyim.<br />

Öncelikle şunu söylemem gerekir ki; dünyadaki<br />

tüm insanlar için geçerli olan en sağlıklı<br />

beslenme şekli “Enflamasyon Önleyici<br />

Beslenme”dir.<br />

Yazı: Ebru Şinik<br />

Ayurveda Eğitmeni & Wellbeing Uzmanı<br />

www.yukselencag.com<br />

67/70


Fotoğraf: Rui Elena<br />

ENFLAMASYON ÖNLEYİCİ BESLENME NE DEMEKTİR?<br />

Yediklerimizin sindirim sistemi tarafından neredeyse tamamının optimal<br />

sindirim süreci içinde hazmedilerek, gerekli olan maddelerin fizyoloji<br />

tarafından kullanılarak, atıkların her gün düzenli bir şekilde dışkı, idrar ve ter<br />

yollarıyla bedenden tahliyesidir.<br />

Böylece fizyolojideki, yanlış menü kombinasyonları veya yanlış saatlerde<br />

yemek yenmesinden ötürü oluşabilecek beslenme kaynaklı oksidatif stres<br />

yükü olabildiğinca azalacaktır. Bu da sağlam bir bağışıklık sisteminin en<br />

önemli belirleyicilerindendir.<br />

Bahar ayları olan 15 Mart - 15<br />

Haziran arası “detoks mevsimi”<br />

olarak belirtilmektedir. Bu 3 aylık<br />

dönemde bedenin alınan<br />

gıdalarla da temizlenmesini<br />

desteklemek çok doğru bir<br />

seçimdir.<br />

DETOKS MEVSİMİ BOYUNCA<br />

BUNLARA DİKKAT EDİN!<br />

• 30 yaşın üzerindeyseniz günde 2 öğün<br />

enerji alışı için yeterlidir.<br />

• Menü seçimlerinde daima sıcak gıda<br />

tercihleri yapınız.<br />

Fotoğraf: Prostock-studio<br />

BU BESLENME ŞEKLİNDE<br />

DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN<br />

EN ÖNEMLİ 3 HUSUS ŞUDUR:<br />

1. Bünye tipinize ait sindirim<br />

sistemi çalışma eğilimini bilmek<br />

2. İşlenmiş besin tüketimini<br />

olabildiğince aza indirgemek<br />

3. Yemek saatlerinin, sirkadiyen<br />

ritimlere göre belirlenmesi<br />

Bünye tipine ait sindirim<br />

sistemi çalışma eğilimleri<br />

Ayurveda Tıbbı’nın temelini<br />

oluşturmaktadır. Buna göre:<br />

• Baskın bir Vata beden tipi<br />

sindirim sistemi oldukça yavaş<br />

olduğu üzere genel olarak kabız<br />

olma eğilimi yaşar.<br />

• Pitta beden tipleri asidik<br />

yapıları itibari ile hayatları<br />

boyunca dışkı tahliyesinde sorun<br />

yaşamazlar.<br />

• Kapha beden tipleri de sahip<br />

oldukları yoğun toprak ve su<br />

elementleri nedeniyle hazım<br />

sisteminde pek bir sorun ile<br />

karşılaşmazlar.<br />

Ayurvedik bünye tipinizi<br />

bilmiyorsanız bile, herhangi bir<br />

hastalık olmadığı sürece, sağlıklı<br />

bireylerin genel olarak mevsime<br />

göre beslenmeleri son derece<br />

uygundur.<br />

• Soğuk, ağır ve yağlı gıdalardan sakınınız.<br />

• Her menünüzde çoğunlukla acı, batıcı<br />

(kekremsi, mayhoş) ve yakıcı (ağzın içinde<br />

ateş elementini yükselten acı olarak<br />

bildiğimiz tatlar) besin gruplarından<br />

bulundurmaya çalışınız.<br />

• İki ana öğün arasında min. 5 saat<br />

olmalıdır.<br />

• Günün en kuvvetli öğününün öğle<br />

saatlerinde olmasını hedefleyiniz.<br />

• Yemeklerden 1 saat öncesi ve sonrası ve<br />

yemek esnasında BUZLU ve SOĞUK<br />

HİÇBİR SIVI TÜKETİLMEMESİ ilkesi çok<br />

önemlidir.<br />

• Baharat kullanımı çok önemlidir.<br />

Baharatlar metabolizmanızı hızlandırıp,<br />

yağ ve dokularda su tutmayı önler;<br />

toksinleri atarak, bünyedeki şişliği önler.<br />

• Detoks mevsimi olan bahar aylarında<br />

özellikle şifalandıran baharatlar; taze<br />

zencefil, kimyon, kakule, tarçın, karabiber,<br />

kırmızı acı toz biber ve zerdeçal’dır.<br />

TRİKATU (BALAÇ) KARIŞIMI;<br />

Sindirim sisteminiz yavaşsa,<br />

hızlandırmak üzere aşağıdaki<br />

Ayurvedik karışımı ana yemeklerden<br />

hemen sonra bir çay kaşığı emerek<br />

tüketebilirsiniz. Bu karışım hazım<br />

ateşini kuvvetlendirir, toksinleri tahliye<br />

eder ve gıdaların içindeki şifa<br />

kimyasallarının özümsenmesini<br />

destekler.<br />

DİKKAT: Bu macunu ülser, ülseratif kolit<br />

gibi rahatsızlıkları olanlar kullanamaz.<br />

Trikatu hazırlanışı: Darülfülfül, karabiber ve<br />

zencefil tohumlarından çekilmiş tozu eşit<br />

miktarlarda harmanlayın. Toplam baharat<br />

miktarı kadar bal ile karıştırarak, bu<br />

karışımı macun haline getirin.<br />

(Mesela 3 baharat tozundan 20 gr<br />

karıştırarak, toplam 60 gr. olacak bu<br />

baharat karışımını, 60 gr’lık bal ile<br />

kavanozda karıştırarak bu macunu elde<br />

edebilirsiniz.)<br />

Öğlen ve Akşam yemeklerinden hemen<br />

sonra 1 tatlı kaşığı Trikatu (Balaç) karışımı<br />

emerek, tüketin.


ÖDEM ATICI & DENGELEYİCİ VE<br />

ARINDIRICI AYURVEDİK<br />

DETOKS ÇAY TARİFİ<br />

Tüm yıl boyunca gönül rahatlığı ile<br />

içebileceğiniz bu çay tarifim tüm bünye<br />

tiplerini dengelerken, içimi de hafif ve<br />

lezzetlidir.<br />

Kişniş, kimyon ve rezene hem sindirim<br />

sistemini rahatlatan, hem bağışıklık<br />

sistemini zayıflatan muhtelif enflamasyon<br />

oluşumlarını azaltan, hem de şişkinlik,<br />

mide yangıları ve ekşimelerine karşı çok<br />

etkili baharatlardır. Bu çayı günün her saat<br />

diliminde ve ana yemeklerden sonra da<br />

her zaman tüketebilirsiniz. Ben hergün<br />

yaklaşık 1 lt. içerim.<br />

İçerik:<br />

1 ölçü kişniş (yarı öğütülmüş)<br />

1 ölçü kimyon (yarı öğütülmüş)<br />

1 ölçü rezene (yarı öğütülmüş)<br />

1 lt. kaynar su<br />

Yapılışı:<br />

• Tüm baharatları cam bir kavanoz<br />

içerisinde harmanlayın ve bu karışımdan<br />

tepeleme bir tatlı kaşığı alarak, bir termos<br />

veya porselen, çelik, cam gibi sağlıklı bir<br />

malzemeden yapılmış bir demlik içine<br />

koyup, üstüne 1.lt kadar kaynar su ekleyin.<br />

• 15 dk. demlenmesini bekledikten sonra,<br />

çay içime hazırdır.<br />

• Büyük bir kupa bardak ile sıcak sıcak<br />

içtikten sonra geri kalan çayınızı sıcak<br />

tutan bir termosa koyup, gün boyunca<br />

işte, toplantıda vs. her yerde sıcak olarak<br />

tüketiniz.<br />

Şifa olsun!<br />

BÜTÜNSEL SAĞLIK VE DENGE İÇİN GÜNLÜK RUTİN ÖNERİLER<br />

• Mevsimlere ve semptomlara göre dengeleyici beslenme tarzı<br />

• Toksin atıcı ve metabolizma hızlandırıcı baharatların kullanılması<br />

• Toksin atıcı ve metabolizma hızlandırıcı bitkiler ve baharatlarla hazırlanan çayların düzenli tüketimi<br />

• Düzenli Egzersiz ve omurilik sağlığına yönelik fiziksel aktiviteler (yoga, pilates, yüzme, trambolin vb.)<br />

• Düzenli meditasyon<br />

• Düzenli Pranayama nefes çalışmaları<br />

• Ayurvedik bazlı masajlar ve gündelik düzenli self-abhyanga masajı<br />

• Duygusal detoks ve affetme ritüelleri<br />

Fotoğraf: Olenka Sergienko


09<br />

Azalarak Artan Bir Mutluluk Formülü:<br />

Minimalizm<br />

72/75<br />

Yazı: Merve Ateş<br />

@hayatinicindekirenkler<br />

Yolumun bu yazı vesilesiyle kesiştiği 3<br />

güçlü kadın; Selen Baranoğlu/<br />

@selenbaranoglu, Hale Acun<br />

Aydın/@turkisiminimalizm ve Rabia<br />

Sakartepe/@sadeevim mutluluk<br />

formülünü yaşamını sadeleştirerek<br />

geliştirenlerden. Üçünün ortak noktası “az<br />

Yaşam, yaşanmamış tüm<br />

anların bir uçtan ötekinde<br />

yolculuk ettiği, kum saatinin<br />

iki ayrı parçası gibi… Andaki<br />

ufacık bir parçanın bile<br />

sonucu değiştirdiği ihtimaller<br />

döngüsünde, elde kalanlardı<br />

belki de yaşadıklarımız.<br />

Kavramlar oldukça kırılgan,<br />

algılar çeşitli, sonuç<br />

sınırsızken herkes kendi<br />

yaşamı için bir mutluluk<br />

formülü buluyor.<br />

çoktur” felsefesinden yola çıkarak;<br />

minimalist yaşamı benimsiyor oluşları.<br />

1960’lı yıllarda sanat alanında etkisini<br />

gösteren, 1980’lerden itibaren bir yaşam<br />

tarzı olarak benimsenen minimalizm,<br />

günümüzün bitmeyen tüketim<br />

çılgınlığında ‘az’ ile de ‘çok’a<br />

ulaşabileceğimizi, mutluluğun daha fazla<br />

şeye sahip olmakla ilgili olmadığını<br />

kanıtlıyor. İçinde daha az eşya, daha çok<br />

deneyim barındıran, sadeliğin getirdiği<br />

hafiflikten mutluluk yaratan bu üç güçlü<br />

kadının hikayeleriyle hayat bulan<br />

minimalizmi dinlerken; kum saati ise<br />

içindekileri usulca döküyor…<br />

Bilinçli tüketim, sürdürülebilirlik ve<br />

“Bana göre minimalizm bir dekorasyon fikri<br />

değil, bir yaşam tarzı. Hayatımızdaki<br />

fazlalıkları eleyip, bizim için önemli ve<br />

öncelikli olanlarla yaşama fikri. Çünkü şu<br />

hayattaki en değerli şey zaman. Geçen her<br />

saniye hayatımızdan gidiyor ve hiçbirimiz<br />

bundan muaf değiliz. Hayatımızı ve değerli<br />

zamanımızı fazlalıkların altında ezilerek<br />

yaşamayı mı tercih ederiz, yoksa bizim için<br />

önemli olan şeylere ayırarak mı?<br />

Hayatımda beni istediğim şeyleri<br />

yapmaktan alıkoyan asıl sebebin<br />

hayatımdaki fazlalıklar olduğunu anladım<br />

ve hikayem böyle başladı. Yavaş ama emin<br />

farkındaydım. Küçük şeylerle mutlu<br />

olunabileceğini, hayatta asıl önemli olan<br />

şeyin dışı parlatmak değil; içe yatırım<br />

yapmak olduğunu ve benim yaptığım<br />

seçimlerin gelecek nesilleri etkilediğini<br />

öğrendim. Bunlar çok önemli hayat dersleri<br />

benim için.”<br />

sadeleşme konularında eğitim ve<br />

ve kararlı adımlara evimi sadeleştirdim,<br />

seminerler veren, akademisyen ve yazar<br />

seçimlerimi sadeleştirdim ve boş alanların<br />

Selen Baranoğlu’nun minimal yaşam<br />

kıymetini bilmeye başladım. Eşyada<br />

öyküsü çocuk sahibi olduktan sonra<br />

sadeleşme işin sadece bir boyutu, ardından<br />

başlıyor. Baranoğlu, minimalizmi, etkisi<br />

zihinsel sadeleşme de geliyor ve bu süreç<br />

yaşama yayılan uzun bir süreç olarak<br />

hiç bitmiyor.”<br />

görüyor. Minimal yaşam onun için sevdiği<br />

şeylere zaman ayırmak, öncelikleri için<br />

Baranoğlu, minimal yaşamı hayatımıza<br />

enerji ve alan bulmak, bilinçli bir hayat<br />

entegre edebilmemiz için öncelikle kendi<br />

sürdürülebilmek için büyük önem taşıyor.<br />

hayatımızın gerçeklerini görmenin<br />

Bu yolculuğu, kendi yazdığı “Sınırları<br />

önemine dikkat çekiyor.<br />

Aşmak”, “Bana Bi Sade”, “Sıkıntı Yok”, “Basit<br />

“Zaman zaman zorlandım, bazen durdum,<br />

ve Mutlu Yaşam” kitaplarıyla da<br />

bazen geri gittim ama bu disiplinden hiç<br />

zenginleştiriyor.<br />

vazgeçmedim çünkü yaptığım şeyin beni<br />

ne kadar olumlu etkilediğinin


Rabia Sakartepe, minimalizm sayesinde<br />

istek ve ihtiyaçlarının ayrımına vardığını<br />

dile getiriyor. Minimalist yaşamın eşyaların<br />

yanı sıra; zamanı, enerjiyi, parayı, ilişkileri,<br />

düşünceleri yönetmek konusunda da<br />

kişiye yol gösterdiğini aktarıyor.<br />

“İstek ve ihtiyaçlarımın ayrımına varmak,<br />

minimalizmin bana kazandırdığı en büyük<br />

Sosyal medya hesaplarında “Sade Evim”<br />

Sakartepe, sakin ve sade bir yaşam alanı<br />

farkındalıklardan biri oldu Sadece eşyalar<br />

ismiyle paylaşımlar yapan Rabia<br />

oluşturmak için; az, pratik, işlevsel ve<br />

söz konusu olduğunda değil; minimalist<br />

Sakartepe de sadeliğin zarafetiyle<br />

temizliği kolay olan eşyalar kullanmayı, evi<br />

yaşam zamanı, enerjiyi, parayı, ilişkileri,<br />

yaşamına yön veriyor. 5 yıldır sade yaşam<br />

gün ışığıyla aydınlatmayı, doğal<br />

düşünceleri yönetmek konusunda da size<br />

ve minimalizm konulu sosyal medya<br />

malzemelerden yapılmış işlevsel<br />

yol gösteriyor. Mesela; enerjinizi aşağı<br />

içerikleri üreten Sakartepe, “Sade Yaşam<br />

mobilyalar kullanmayı öneriyor.<br />

çeken ilişkilerden uzak durmaya<br />

İçin Küçük Bir Adım” isimli kitabında da<br />

başlıyorsunuz. Zihniniz geçmişi<br />

kendi sadeleşme sürecini ve bu süreçte<br />

“Pek çoğumuz, maddi değeri az ya da çok<br />

hatırladığında ya da daha gelmemiş olan<br />

kullandığı yöntemleri aktarıyor. Sakartepe,<br />

fark etmez, sorgusuzca tüketiyoruz.<br />

geleceğin endişeleriyle mücadele ettiğinde;<br />

aynı zamanda Roze Natura isimli doğal ve<br />

Tükettikçe kendimizi daha tamamlanmış,<br />

“Bunları düşünmeye değil anda kalmaya<br />

Sadelik öyküsüyle hayranlık uyandıran<br />

yazılarda buluyordum. Zamanla bir baktım<br />

kazandırdığına inanıyorum. Bunlar hem<br />

bitkisel ürünler ürettiği marka üzerinde de<br />

daha mutlu hissedeceğimizi zannediyoruz.<br />

ihtiyacın var” diyerek sabrınızı merkezde<br />

diğer bir isim ise Hale Acun Aydın.<br />

ki, okuduklarımdan etkilenmeye başlamış<br />

içimizde bir gün yaparım dediğimiz istekler<br />

çalışmalar yürütüyor.<br />

Fakat Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde<br />

tutmaya başlıyorsunuz. Sadece yaşadığınız<br />

Birçoğumuzun “Türk İşi Minimalizm” isimli<br />

ve kıyafetlerimi %50 azaltmış, iki kapılı bir<br />

için bizi özgürleştiriyor hem de daha kolay<br />

de yer alan asgari ihtiyaçlarımızı (yeme-<br />

mekâna değil; beden evinize yani<br />

hesapla tanıdığı Hale Acun Aydın, farklı<br />

dolaba ve bir şifonyere sığabilir olmuşum.<br />

bir yaşamın da kapısını açıyor. Benim için<br />

“Benim sadeleşme hikayem, 5 yıl önce<br />

içme, barınma, güvelik) karşıladıktan<br />

vücudunuza aldığınız gıdalar konusunda<br />

mecralarda minimalizm ve sürdürülebilir<br />

Her yerden çıkan kitaplarımı dağıtıp,<br />

en önemli farkındalık ise eşyaya bakış<br />

internette evime beyaz renk mutfak masası<br />

sonra, sahip olduğumuz maddi nesnelerin<br />

da seçici olmaya başlıyorsunuz. Özetle,<br />

yaşam üzerine paylaşımlarda bulunuyor.<br />

gerçekten dönüp dönüp okumaktan zevk<br />

açım oldu. Minimalizm sadece eşyayı sayı<br />

ararken, minimalizm kelimesini ve hemen<br />

mutluluğumuza kalıcı bir katkısı yok.<br />

minimalizm bence tüketimin olduğu her<br />

Aydın’a göre minimalizmin içsel ve dışsal<br />

aldığım 3 raf kitapla kalmışım. Kısacası<br />

olarak azaltmakla bitmiyor. “Bu elediğim<br />

ardından Japon minimalist Marie Kondo<br />

Ortada söz konusu bir mutluluk varsa da<br />

alanda bilinci aktif hale getirerek yaşam<br />

iki boyutu bulunuyor. Dış dünyadaki<br />

kendimi eşyalarımdan biraz ayırmışım.<br />

eşyalar ne olacak” merakı geliyor. O merak<br />

hakkında yazılmış bir metni okumamla<br />

ömrü saman alevinden hallice. Arzu edilen<br />

konforunu arttıran bir yaşam biçimi.”<br />

minimalizm; bize yeten, bizi mutlu eden,<br />

Bunun beni çok rahatlattığını, hatta<br />

her eşyanın bir geçmişi olduğu<br />

başladı. "Nasıl yani böyle bir yaşam tarzı mı<br />

o şeyi satın alana kadar geçen süre<br />

az ve öz eşyayla huzurla yaşamak. İçsel<br />

özgürleştirdiğini fark ettim.<br />

farkındalığını getiriyor. Bu da doğaya karşı<br />

varmış? Aman ne güzel ne mantıklı bir<br />

heyecan veriyor, elde ettikten kısa bir süre<br />

olarak ise her şeye yetişmek zorunda<br />

sorumluluk hissini, sürdürülebilirlik<br />

işmiş" diyerek kolları sıvadım. Önce zihnen<br />

sonra aynı boşluk ve yetersizlik hissi kişinin<br />

olmadığımızı, olduğumuz halimizle iyi ve<br />

Minimal yaşamın özünde kişinin iç huzuru<br />

meselesini ve bilinçli bir tüketici olmayı<br />

bu sürece hazır olmak, bilinçli bir şekilde<br />

peşini bırakmıyor. Sade yaşam ise<br />

tamam olduğumuzu kabul etmek demek.<br />

var. Bütün o evimizi, masamızı hatta<br />

öğretti bana.”<br />

yol almak için, minimalizm konulu yerli<br />

muhataplarına şöyle seslenir: İhtiyaçsa<br />

Fazlalığa “Hayır” demenin büyük bir güç<br />

çantalarımızı dolduran eşyalar; bir türlü<br />

yabancı çok sayıda kitap ve yayın okudum.<br />

tüket fakat sadece kendini daha iyi, daha<br />

olduğunu belirten Aydın, minimalizmle<br />

yapıl(a)mayan, ertelenen işler ve hayatta<br />

Ardından sosyal medya hesabım ‘Sade<br />

mutlu, daha ışıltılı, daha zengin hissetmek<br />

ilgili hem kişisel hem de kurumlara yönelik<br />

sahip olmamız gerektiğini düşündüğümüz<br />

Evim’ de öğrendiklerimi ve sadeleşme<br />

ya da öyle görünmek için sahip oluyorsan,<br />

eğitimler düzenliyor. Ayrıca 3 yıldan beri<br />

unvanlar, statü eşyaları bizi yoruyor. Sade<br />

eylemlerimi takipçilerimle paylaşmaya<br />

başını iki elinin arasına al ve biraz düşün.<br />

#kahvemtermosta isimli bir sıfır atık<br />

bir yaşam ise hayatı huzurlu ve daha<br />

başladım. Bir yılın sonunda bir<br />

Seni tüketim nesnesi olarak kullanan<br />

hareketini yürütüyor.<br />

farkındalıkla yaşamayı sağlıyor. Bu<br />

yayınevinden gelen teklif üzerine; kendi<br />

sistemin sana vadettiği mutluluk, değerlilik<br />

anlamda çok değerli buluyorum.”<br />

sadeleşme deneyimlerimi, yol ve<br />

kalıcı ve gerçek mi? Tüm bu şeylere sahip<br />

“Minimalizm yolculuğum bundan 10 yıl<br />

yöntemlerimi bir sistem içinde<br />

olamadığımız için ne eksik ne de değersiziz.<br />

önce, bir blog sayfasında minimalizm<br />

Aydın, minimal yaşamın kendisine<br />

okuyucularla paylaştım. Sade Evim,<br />

İnsan sahip olduğu maddi nesneleri<br />

kavramıyla tanışmamla başladı. Kavramı<br />

kattıklarını ise şu şekilde özetliyor:<br />

kendine has üslubuyla, şu an 100.000’i<br />

üzerinde taşıyan cansız bir manken<br />

okur okumaz aklımdaki birçok soruya<br />

“Benim için en önemli faydası pratik bir<br />

aşkın kişiye hitap eden bir sosyal paylaşım<br />

olmanın ötesinde, insan olarak zaten<br />

cevap olduğunu hissettim. Bu kavrama ilk<br />

yaşam sürmek. Rahatça hareket ediyorum,<br />

alanı haline geldi. Hep birlikte, daha az<br />

değerli.”<br />

kez rastladıktan sonra ise konuyla ilgili<br />

evimi kolayca topluyorum, aradığım şeyleri<br />

olanla daha mutlu yaşamak mümkün<br />

daha fazla okumaya başladım. Sayfalar<br />

kolayca buluyorum, hazırlanıp evden<br />

diyoruz.”<br />

arasında gezerken kendimi sürekli ‘daha<br />

hızlıca çıkabiliyorum. Ayrıca minimalist bir<br />

az eşya ile yaşamak, sadeleşmek’ gibi<br />

yaşamın bize zaman, para ve alan


10<br />

Virgil<br />

76/78<br />

Abloh<br />

Yazı: Dilan Saray<br />

ʼNUN<br />

ARDINDAN<br />

Geçtiğimiz Kasım ayında, 41 gibi henüz çok genç bir<br />

yaşta hayata veda eden Virgil Abloh’nun engin<br />

vizyonu ve ikon mertebesindeki tasarımları, moda<br />

tarihine tırnak işaretleriyle vurgulanmış pek çok<br />

önemli not bıraktı. Peki, kendi neslinin Karl<br />

Lagerfeld’i olarak adlandırılan dâhi tasarımcının<br />

ardından bizi neler bekliyor?<br />

2010’ların ikinci yarısından itibaren moda sektöründeki<br />

kuralları yeniden yazan küçük bir tasarımcı topluluğundan<br />

bahsedebiliriz: Demna Gvasalia, Gosha Rubchinskiy,<br />

Alessandro Michele, J.W. Anderson ve elbette “VİRGİL<br />

ABLOH”. Orijinal bir tasarım ortaya çıkarma düşüncesinin<br />

kitlesel üretim ve hızlı tüketim çarklarına kapıldığı bir<br />

dönemde, “modern yaratıcılığın tek yolunun ironi yapmak”<br />

olduğunu keşfeden Virgil Abloh, bu küçük toplulukta<br />

tasarımlarıyla bolca tırnak işareti açtı ve ölümüyle adeta<br />

efsaneleşti.<br />

1980 yılında Gana’da doğan ve Chicago<br />

banliyölerinde büyüyen, inşaat<br />

mühendisliği ve mimarlık eğitimi alan<br />

Abloh, 2009 yılında Kanye West ile birlikte<br />

Fendi’de staj yaptı. Aynı dönemde ikilinin<br />

birlikte kurdukları RSVP Gallery’nin hem<br />

bir sanat galerisi hem de erkek kıyafetleri<br />

satan bir butik olması daima<br />

disiplinlerarası çalışan bir tasarımcı için hiç<br />

de şaşırtıcı olmasa gerek. 2012 yılında<br />

kurduğu Pyrex Vision isimli markasıyla,<br />

Michael Jordan’ı temsil eden 23 numara<br />

baskılı flanel gömlekler, kapüşonlular,<br />

basketbol şortları üreten Abloh, 2013<br />

yılında Off-White’ı kurdu. Beyaz ve siyah<br />

arasındaki o gri bölgeyi vurgulayan, bu<br />

geçişken alan için tasarlayan ve keskin<br />

sınırları hep sorgulayan bir bakış açısıyla<br />

üretti. Sonuç: Yüksek moda ve sokak<br />

giyimi arasında flulaşan bir alan,<br />

geleneksel lüks kavramını sonsuza kadar<br />

değiştiren “arzu nesnesi” tasarımlar,<br />

Helvetica fontu, bolca tırnak işareti, dev<br />

marka iş birlikleri ve dakikalar içinde<br />

sold-out olan parçalar. 2018 yılında Louis<br />

Vuitton erkek departmanı sanat yönetmeni<br />

olarak atanmasıyla Fransız moda evini<br />

yöneten ilk siyahi tasarımcı oldu. “Tasarım<br />

ve lüks kavramları için yeni bir dönem<br />

başlıyor ve zirvede bir moda evinin bir<br />

parçası olmak en uçuk hayallerimden<br />

biriydi,” sözleriyle heyecanını açıklayan<br />

Virgil, buradaki ilk şovuyla da yeni bir nesil<br />

için markayı yeniden başlatmayı<br />

amaçlıyordu ve bunu kesinlikle başardığını<br />

söyleyebiliriz. Zira bu ilk koleksiyon,<br />

Fransız moda evinin Supreme ile yaptığı iş<br />

birliğinden daha hızlı satılarak rekor<br />

satışlara ulaştı.


C<br />

M<br />

Y<br />

CM<br />

MY<br />

CY<br />

CMY<br />

K<br />

Ölümünden sadece birkaç ay önce<br />

Off-White'ın yüzde 60'lık hissesini LVMH’a<br />

satan ve bu iş birliğini "Neslimizi<br />

güçlendirmek ve statükoya meydan<br />

okumak amacıyla kurduğumuz<br />

Off-White'in yaklaşık on yıldır kazandığı<br />

ivmeyi hızlandırmak ve çok yönlü bir lüks<br />

sokak giyim markası haline getirmek adına<br />

LVMH'ın bize çok fayda sağlayacağına<br />

inanıyorum. Uzun bir süredir Louis<br />

Vuitton'da birlikte çalışma fırsatı bulduğum<br />

Bernard Arnault ve Michael Burke ile daha<br />

yakından çalışacağım için inanılmaz<br />

derecede heyecanlıyım,” şeklinde dile<br />

getiren Abloh’nun ardından grup,<br />

Off-White’da tasarımcının vizyonunu<br />

kolektif bir şekilde takip etme kararı<br />

aldığını açıkladı. Louis Vuitton erkek<br />

koleksiyonları için ise henüz bir isme karar<br />

verilmese de genç İngiliz tasarımcı Grace<br />

Wales Bonner, Abloh'nun hem arkadaşları<br />

hem de iş birliği yaptığı isimler arasında<br />

olan Jerry Lorenzo ve Samuel Ross ile<br />

NIGO ve (hatta) Kanye West gibi isimler<br />

moda kulislerinde fısıldanıyor.<br />

Peki Virgil’ın ardından her şey eskisi gibi<br />

olacak mı? İlhamını daima sokaktaki<br />

gerçek insanlardan alan, onların giyimlerini<br />

daha rafine bir şekilde yorumlayarak lüks<br />

versiyonlarını yaratan ve sonuçta yüksek<br />

modaya sokak giyimini entegre eden<br />

Abloh’nun açtığı yol, bir süre daha etkisini<br />

gösterecek gibi. Zira onun vizyonu<br />

sayesinde dev markalar Gen Z’yi<br />

yakalayabileceğini fark etti. Kuşkusuz<br />

lüksün tanımı dünya döndükçe tekrar ve<br />

tekrar değişecek ve Virgil Abloh’nun<br />

yaratıcı dehası daima ilham vermeye<br />

devam edecek.


Tasarımcı olma yolunda ilerleyen ya da<br />

NOW CHAT 11<br />

Deniz Unveren<br />

Maeve markası nasıl ortaya çıktı<br />

hikayesi nedir?<br />

Maeve, aslında hep içimde olan fakat biraz<br />

geç keşfettiğim bir tutkum sayesinde<br />

ortaya çıktı. Küçüklüğümden beri çizim<br />

yapardım, aldığım kıyafetleri kesip<br />

biçmeye bayılırdım fakat bu hobimi bir işe<br />

dönüştürmeyi hayal bile edemeyecek<br />

kadar hayatın temposuna kapılmıştım.<br />

Maeve kadınını nasıl tarif edersiniz?<br />

Maeve kadını aslında çoğumuzda olduğu<br />

gibi içinde birçok kadın barındıran biri.<br />

Biraz bohem, biraz vamp, biraz feminen,<br />

biraz da klasik. Abartıya gerek duymadan<br />

her daim şık olabilen, modaya körü körüne<br />

bağlı kalmadan daha zamansız parçalarla<br />

kendini yansıtabilen, sade ama iddialı bir<br />

kadın.<br />

kendi markasını kurmayı hayal edenlere<br />

tavsiyeleriniz neler olur?<br />

Öncelikli olarak ilk adımı çok düşünmeden<br />

atmalarını söyleyebilirim. İkinci tavsiyem,<br />

sadece tasarım dışında duruma göre satış,<br />

pazarlama, üretim, sosyal medya gibi<br />

birçok farklı alanla da ilgilenecekleri için<br />

bu konularda da bilgi sahibi ve meraklı<br />

olmaları. Bunun yanı sıra, kurulacak olan<br />

markanın tarzı ve hedef kitlesi gibi önemli<br />

unsurları baştan belirleyip adımlarını o yol<br />

dahilinde atmaları bence çok önemli. Son<br />

olarak, iş ilişkisi içinde oldukları tüm<br />

insanlarla, buna ekipleri, üreticileri ve<br />

müşteri de dahil, uyumlu ve saygılı bir ilişki<br />

kurmalarını ve ilişkilerinde sabırlı<br />

olmalarını tavsiye ediyorum.<br />

Size neler ilham verir, tasarımlarınızı<br />

oluşturma sürecinden bahsedebilir<br />

misiniz?<br />

Her koleksiyon öncesi mutlaka bildiğim<br />

tüm kumaşçıları gezerim. Aklıma gelen<br />

tasarımları unutmamak için sürekli çizim<br />

yaparım. Kimi zaman o çizimlere kumaş<br />

bakarım, kimi zaman da bir kumaş<br />

gördükten sonra tasarım aklıma gelir.<br />

Bunun dışında defileler, beğendiğim<br />

markaların koleksiyon videolarını izlerim,<br />

online ve fiziksel olarak mağaza gezerim,<br />

nerede ne satılıyor hep az çok haberim<br />

vardır. Kısacası giyim ve tasarım işi günlük<br />

hayatımın bir parçası olduğundan ilham<br />

almam çok sık ve kolay oluyor.<br />

Ekonomi okuduktan sonra bankacılık<br />

sektöründe çalışmaya başladım ve kısa bir<br />

2022 yaz sezonunda hangi renkler,<br />

80/82<br />

Röportaj: İpek Edinçgil<br />

süre sonra bu yolun benim yolum<br />

olmadığını fark ettim. İşimden ayrılmamla<br />

kesimler ve tarzları daha sık göreceğiz?<br />

Bu yaz sezonunda özellikle turuncu, sarı,<br />

birlikte iç dünyama yöneldim, iç sesimi<br />

açık yeşil renkleri ön planda. Kesim ve tarz<br />

İsimlerin karakteri etkilediği hep<br />

konuşulur, Maeve markasını tercih eden<br />

kadınların ortak özelliği de isminin<br />

anlamından geliyor: “Güzelliği ile anılan<br />

ve savaşçı ruh ile kadın gücünü temsil<br />

eden bir tanrıça”<br />

Markanın yaratıcısı Deniz Ünveren ile<br />

Maeve’nin hikayesini, kendi markasını<br />

yaratmak isteyenlere önerilerini, 2022<br />

yaz sezonu modasını ve sürdürülebilir<br />

bir tasarımın mümkün olup olmadığını<br />

konuştuk.<br />

dinlemeye çalıştım ve kendimi terzide,<br />

kumaşçılarda buldum. İlk tasarımımı<br />

diktirmemle birlikte cesaretim daha da<br />

arttı ve işe tam anlamıyla yönelmeye karar<br />

verdim. Aslında bu kadar küçük bir adımla<br />

başladı; yolda edindiğim tecrübelerle ve<br />

kendimi geliştirmemle birlikte marka da<br />

gelişti, büyüdü.<br />

olarak ise pandemi ile birlikte daha da çok<br />

kendini gösteren rahat ve bol kesimler<br />

devam ediyor. Bizim 2022 yaz<br />

koleksiyonumuzda ise bunların yanı sıra<br />

zamansız geometrik desenler, hem rahat<br />

hem şık hissedebileceğiniz tatil/ yolculuk<br />

elbiseleri ve her koleksiyonumuzda<br />

olduğu gibi hem gündüz hem gece<br />

şıklığına uyumlu parçalar görülüyor<br />

olacak.


Moda / Hızlı Giyim sektöründe<br />

sürdürülebilirlikle ilgili düşünceleriniz<br />

neler?<br />

Eğer çabalanırsa tekstil sektörünün<br />

dünyaca içinde bulunduğumuz bu durum<br />

için en çok fark yaratacak sektörlerden biri<br />

olduğunu ve her markanın kendi imkanları<br />

dahilinde bu işe bir katkıda bulunması<br />

gerektiğini düşünüyorum. En azından<br />

“kullan, at” parçalar yerine daha zamansız<br />

ve uzun ömürlü parçalar yapılsa bu bile<br />

hızlı tüketimin önüne geçip duruma fayda<br />

sağlayacaktır. Bizim de sürdürülebilirlik<br />

açısından attığımız en önemli adımlardan<br />

biri mayo/bikini koleksiyonumuz için<br />

ürettiğimiz özel kumaşımız oldu. Bu<br />

kumaş, vücudun şeklini alması sayesinde<br />

olası vücut değişikliklerinde de sizi yalnız<br />

bırakmıyor ve uzun bir kullanım ömrü<br />

sağlıyor.<br />

Çok güzel. Şıklık uğruna her şeyin mübah<br />

olduğunu düşünmediğinizi biliyoruz.<br />

Sorumlu bir üretim ve ayrıca tüketim için<br />

kişisel olarak siz ve tabii Maeve neler<br />

yapıyorsunuz?<br />

Maeve olarak her koleksiyonumuzda ‘’sıfır<br />

atık’’ felsefesini benimsemiş bir şekilde<br />

hareket etmekteyiz. Konuyu açacak<br />

olursam, üretimi yaparken kesimden artan<br />

parçalar oluyorsa bunları da değerlendirip<br />

minimum kumaş israfı yapmaya<br />

çalışıyoruz. Bu yüzden koleksiyonlarımıza<br />

göz attığınızda, genelde pantolon veya<br />

eteklerin takımı olarak aynı kumaştan<br />

büstiyerler, kısa bluzlar görebilirsiniz.<br />

Bunun yanı sıra; az ve öz üretim, kısa<br />

zamanlı moda olup hemen tüketilecek<br />

desen ve kalıpları üretmemek, hayvan<br />

dostu ürünler (vegan deri vb.) ve insani<br />

koşullarda yavaş üretim konularına son<br />

derece önem verip, bu çerçevede<br />

ilerlemekteyiz. Kişisel olaraksa ben çokça<br />

ileri dönüşüm yapmaktayım, zaten bu beni<br />

yeni bir ürün almaktan daha çok<br />

heyecanlandırır. Elimde olan kıyafetleri<br />

kesip biçip yeni ürünlere dönüştürürüm,<br />

annemin hatta anneannemin eski<br />

elbiselerini değerlendirip yeni tasarımlar<br />

yapmışlığım çok vardır. Bunun yanı sıra<br />

elbise kiralama ve 2. el ürün sunan<br />

kurumları son derece mantıklı bulur ve<br />

çokça yararlanırım.<br />

Siz günlük hayatınızda tarzınızı nasıl<br />

ifade edersiniz? Kombinlerinizin<br />

vazgeçilmez bir parçası var mı?<br />

Wide-leg Jean, siyah bir crop-top, kemer<br />

ve western çizme kararsız kaldığım<br />

zamanlarda giydiğim, tam beni yansıtan bir<br />

kombin. Vazgeçilmezlerim ise yazın hem<br />

mayo hem bluz olarak kullandığım<br />

koleksiyon parçalarımız, kışın ise paçası<br />

kesik (vegan) deri pantolonlarımız.<br />

MOVE TO<br />

12<br />

83/89<br />

Hareket etmenin bütünsel sağlığımız üzerindeki<br />

yapıcı, koruyucu ve tabii ki iyi hissettirici etkisi<br />

yadsınamaz. Yaşamlarından hareketi eksik<br />

etmeyen altı <strong>Hillsider</strong>’a; “Sizi hareket içeren hangi<br />

eylemler iyi hissettirir ve neden?” diye sorduk.<br />

Cevapları belki size de ilham olur.<br />

Yapım: Özlem Gökbel & Görkem Doğan & Republica<br />

Fotoğraflar: Tamer Yılmaz<br />

Mekan: Hillside City Club – Etiler


Müge Boz<br />

Oyuncu, Girişimci<br />

@mugeboz<br />

Yeni şeyler denemek, hiçbir şeyi kaçırmamak, şehrin içinde oradan<br />

oraya koşmak, Hillside’ın düzenlediği “challenge”lara katılmak, pazara<br />

gitmek, ailemle birlikte kamp yapmak, köpeğim Hector ile parkta<br />

gezmek… Bunların hepsini seviyorum. Spora geldiğimde de kuvvet<br />

antrenmanı ve kardiyo yapmayı tercih ediyorum. Ayrıca kişisel eğitmen<br />

ile antrenman yapıyorum. Aktif olmak, yaşamı hissetmek beni enerjik ve<br />

zinde hissettiriyor. Kısacası hayatı yaşamak bana iyi geliyor.<br />

Caner Erdeniz<br />

Sporcu, Basketbolcu<br />

@canererdeniz<br />

Bu sıralar en sevdiğim ve keyif aldığım aktivite kızım Vinå ile bisiklete atlayıp, sahil<br />

boyunca onunla gezintiye çıkmak… Bazen de kaykay ve scooterımızı alıp basketbol<br />

sahasında buluyoruz kendimizi beraber. Ben de kaykaya biniyorum, baba-kız birlikte<br />

vakit geçirmeye bayılıyorum:) Tabii bir de köpeğimiz Hector (Labrador) var. Her sabah<br />

en büyük eğlencemiz, Vinå’nın boyundan büyük Hector’u gezdirmeye çalışması:) Gün<br />

içinde yaptığım tüm bu aktiviteler bana enerji ve motivasyon kaynağı.


Onur Levent<br />

Akinon - Head of Growth<br />

@noelbabausa<br />

Son 14 yıldır düzenli spor yapıyorum. Günlük gym workoutları ile başlayan merakım,<br />

Hillside’ın düzenlediği Belgrad Ormanı koşuları ile önce koşuya, sonra bisiklete<br />

evrildi. Adrenalin ve spor tutkunu olarak her türlü heyecan veren spor dalına ilgim<br />

var. Paris - Barselona maratonlarına katıldım, yurt dışında ve içinde bisiklet yarışları,<br />

triatlonlarda yarıştım. İtalya’da Half Ironman yaptım. Spor benim için bir tutku,<br />

kendimle yarışmayı seviyorum. Her yarışta, antrenmanda kendime koyduğum<br />

hedeflere ulaşmak için verdiğim efor ve sonunda başarmak beni çok mutlu ediyor.<br />

Tüm spor hayatımda önemli yeri olan Hillside sadece sağlamış olduğu spor<br />

imkanları ile değil sosyal etkinlikleriyle de hayatımın çok önemli bir yerinde.<br />

Cemre Nahum<br />

Health Coach<br />

@stretchyourlife / stretchyourlife.co<br />

Spor beni hayata bağlayan en önemli şeylerin başında geliyor.<br />

Sporsuz bir gün benim için eksik bir gündür. Tatillerde bile<br />

sporumu yaparım. Kendimi sevmek için spor şarttır. Aç karnına<br />

kardiyo ağırlık antrenmanı yapmak beni çok iyi hissettirir. Yüzmeyi<br />

de çok severim. Suyun sakinleştirici gücü yadsınamaz. Özellikle<br />

sabahın erken saatlerinde suya girmek bende meditasyon etkisi<br />

yaratır. Kimse yokmuşçasına, çılgınlar gibi dans etmek de bana<br />

çok iyi gelir. Deşarj olurum. Anın tadını çıkarırım. Hava<br />

aydınlanmadan, müzik eşliğinde yaptığım yürüyüşler de beni<br />

harika hissettirir. Aydınlanma yaşadığım, hayatı sorguladığım anlar<br />

genelde bu tek başıma, sabahın köründe yürüdüğüm zamanlar<br />

gerçekleşir. Kısacası benim için hareket bereket demektir.


Batıkan Günday<br />

İç Mimar<br />

@_boisnoir_<br />

Bütün felsefem sağlıklı bir yaşam tarzı<br />

yaşamak ve desteklemek üzerine<br />

şekilleniyor. Bu, fiziksel sağlık, sosyal sağlık<br />

ve zihinsel sağlığı da içermekte. Mesleğim<br />

dolayısıyla günlük rutinim hâlihazırda<br />

dinamik ve hareketli olmasına rağmen,<br />

arkadaşlarımla düzenlediğimiz, ritüel haline<br />

gelen basketbol maçları hem ruhumu hem<br />

de beden sağlığımı besliyor. Şehirde sık sık<br />

yaptığım keşif yürüyüşlerimde insanlar,<br />

restoranlar, müzeler, kısacası İstanbul,<br />

tasarımlarımda bana ilham kaynağı oluyor.<br />

Eda Yücel<br />

Kurucu / Kreatif Direktor -<br />

Endless Potential<br />

@edayucell<br />

Sabah erken saatte arkadaşlarımla sahilde<br />

yürümek, koşmak ve yoga yapmak en<br />

sevdiğim aktivitelerden. Bedenimi<br />

çalıştırırken aynı zamanda zihnimi<br />

dinlendirdiklerini düşünüyorum. Köpeğim<br />

Mark’la yaptığım yürüyüşler de çok keyifli<br />

oluyor. Vaktimin büyük çoğunluğunu<br />

markam Endless Potential ile ilgilenerek<br />

geçiriyorum. Geriye kalan zamanımı<br />

Hillside’da geçirmek bana hem enerji hem<br />

de huzur veriyor.


13<br />

“AN”DA KALMAK İÇİN<br />

“DALGA”DA KALIYORUZ!<br />

90/92<br />

Yazı: İpek Edinçgil<br />

Fotoğraflar: Mellow Arşivi<br />

Dalga Sörfünün Yeni Adresi,<br />

hem de Karadeniz-Ordu'da: MELLOW TÜRKİYE<br />

2017’de Sri Lanka’da Deniz Toprak’ın<br />

girişimi ile başlayan Mellow macerasını,<br />

2019’dan bu yana dalgaları birlikte takip<br />

ettikleri ve paylaştıkları Roksan Sarfati<br />

anlattı. Onların dalgalarını bulma<br />

yolculuğunun, her gece kendi tutkusunu<br />

arayarak uykuya dalanlara ya da bu<br />

tutkuyu gerçekleştirme hayali ile uyku<br />

tutmayanlara ışık olacağına inanıyorum...<br />

Google / Ara / Sri Lanka “Wave<br />

Surf”/Enter: Her seviye için uygun,<br />

dünyanın sayılı dalga sörfü<br />

destinasyonlarından biri olarak sıralanıyor.<br />

Onlarca adres, farklı seviyeler için önerilen<br />

mevsim hatta saatler, takip edilecek<br />

uygulamalar, sosyal medyada içinden<br />

çıkılmayacak etkileyicilikle videolar... Peki<br />

Sri Lanka’da bir hostel açma fikrini ilk kez<br />

çevreleriyle paylaştıklarında nasıl bir tepki<br />

alıyorlar? “Yapabileceklerimize çok<br />

inanmadılar. Hatta Sri Lanka’da geçen 3<br />

yılın sonunda buna alışan çevremiz<br />

“Mellow Ordu projemizi daha da şaşırtıcı ve<br />

imkânsız bir fikir olarak gördü,” diyor<br />

Roksan. Yapılana kadar her şey imkânsız,<br />

yapıldıktan sonra da zaten çok da zor<br />

olmasa gerek yorumları bir planı olan ya<br />

da bu planını gerçekleştirme yolunda<br />

ilerleyenler için çok tanıdık olmalı.<br />

Ordu Mellow hikayesi de bir yolculuk<br />

aslında. Soluduğun havayı, uyandığın<br />

manzarayı, yürüdüğün yolları tanımak<br />

gibi... “<br />

Mellow Sri Lanka’nın pazarlamasında<br />

kreatif işleriyle ilgilenirken burada<br />

edindiğimiz deneyimleri Türkiye’ye<br />

taşımaya karar verdik. 2020 Temmuz’dan<br />

itibaren de Ordu’da faaliyete geçtik. Ordu,<br />

Deniz’in kökleri olsa da oralı olmayan biri<br />

olarak Perşembe’de Sri Lanka potansiyelini<br />

görmek bana da ilham verdi," diyor Roksan.<br />

“İki seneye yakın süre yazlarımızı<br />

geçirdiğimiz Perşembe’de dalgaları<br />

keşfettik ve buranın ‘Mellow Turkey’ için<br />

çok doğru bir nokta olduğuna karar verdik.”<br />

Sri Lanka sonrası Dalga Sörfünü<br />

tanıştırdıkları Perşembe içinse; “Enteresan<br />

bir şekilde Sri Lanka’ya çok benziyor.<br />

Doğası özellikle,” diye de ekliyor. “Deniz için<br />

köklere dönüş, benim için Sri Lanka’nın<br />

kardeşi gibiydi Perşembe. Çok taze, çok<br />

yeni ve doğal. E, bir de dalgalar olunca<br />

‘neden olmasın’ dedik.”<br />

“ORDU SÖRFÜN MERKEZİDİR!”<br />

Roksan ve Deniz sörf kültürünü<br />

geliştirmek için de sıkı çalışıyor. Tabii<br />

Ordu’da yaşayanların ilk geldiklerinde<br />

verdiği tepkiyi merak ediyorum. “Şaşırtıcı<br />

oldu. Karadeniz’de denizden uzak<br />

yaşamaya inanılmış yıllarca, denizin<br />

tehlikeli olduğuna ve girilmemesi gerektiği<br />

öğretilmiş. Bunu kırmak kolay olmadı. Ama<br />

bir yandan da inanılmaz bir heyecan<br />

yarattı. Billboardlarda ‘Ordu sörfün<br />

merkezidir’ yazdığı bir dönem geçirdik,<br />

beklediğimizin üstünde bir ilgi gördük ve bu<br />

sayede işimize daha çok sarıldık.”<br />

Sörf hayatınıza nasıl girdi sorusuna ise<br />

seyahat tutkunu, yeni yerler ve deneyimler<br />

arayanlar için yabancı olmayacak bir cevap<br />

veriyor Roksan: “Sörf bizim için çok farklı<br />

yerlerde başladı. Deniz Türkiye’de merak<br />

sardıktan sonra farklı ülkelerde bolca sörfü<br />

deneyimledi. Benim içinse Portekiz’de<br />

başlayan sörf deneyimi Sri Lanka’da<br />

devam etti.” Roksan’ın seçtiği bu aktif hayat<br />

tesadüf değil. “Benim çocukluğum sporun<br />

içinde geçti. Küçük yaşta doğa sporlarının<br />

içinde buldum kendimi. Beş buçuk yaşında<br />

kayak kaymaya on bir yaşında yarışmaya<br />

başladım. Daha sonra snowboard, kitesurf<br />

ve dalga sörfü girdi hayatıma. Dalga sörfü<br />

özellikle çocukluğumdan beri öğrenmek<br />

istediğim bir hayaldi ama bunun için yurt<br />

dışına gitmem gerekiyordu. Çocukluk<br />

hayalim kayak eğitmeni olmak ve<br />

dağlarda yaşamaktı, doğa sporlarını<br />

sürekli yapabilmek için sporları yaptığınız<br />

iklimde yaşamak gerekiyor,” derken Sörf ile<br />

iç içe yaşamanın hayallerini gerçek<br />

kıldığını da söylememe gerek yok sanırım.<br />

Şehirden kaçış-özellikle pandemi sonrasınormalimiz<br />

oldu. Her yeni gün bir başka<br />

arkadaşımız, yakınımız ya da tanıdığımız<br />

şehir hayatından vazgeçtiğini paylaşıyor.<br />

Roksan’a bu düşünceye nasıl geldiklerini<br />

sorduğumda; “Bu düşünceye gelmekten<br />

ziyade bu düşünce için yaşıyorduk zaten.<br />

Pandemi sayesinde yaşadığımız hayat<br />

tarzını Türkiye’ye taşıyabildik. Doğa ile iç<br />

içe yaptığınız sporlar özellikle yaşam<br />

şeklinizi değiştiren kriterler. Dalgaya,<br />

iklime, havaya bağlı yaşıyoruz ve şehir<br />

hayatında buna pek yer yok. Tutkularımız<br />

bizi bu noktaya getirdi,” diye cevaplıyor.<br />

TUTKUSUNU TAKİP EDENLERİN<br />

BİR GÜNÜ<br />

Mellow’da bir günün nasıl geçtiğini de<br />

merak ediyorum… “İkimiz de sabaha aynı<br />

şekilde başlıyoruz. Kısa bir yoga seansı<br />

sonrasında ikimiz de sevdiğimiz ve<br />

Fotoğraf: Jeremy Bishop


irbirinden farklı lokasyonlarda olan sörf<br />

noktalarına gidiyor ve sonra Mellow’da<br />

buluşuyoruz. Günlük işlerimizi takip ediyor<br />

ve akşam üstüne kadar çalışıyoruz. Sonra<br />

gün batımını seyretmek için sörfe tekrar<br />

çıkıyoruz.” Roksan’ın anlattığı bu kısa rutini<br />

kafamda canlandırınca 365 gün, 365 farklı<br />

gün batımı, bir o kadar da farklı dalga,<br />

mavinin bin bir tonu canlanıyor kafamda.<br />

İçinde insan olan her denklem zordur, ama<br />

Roksan ve Deniz işlerini tutkuları ile<br />

yaptıkları için gün sonunda akıllarında<br />

sadece o nefes kesen gün batımları<br />

kalıyor.<br />

MÜKEMMEL BİR KLİŞE: SEVDİĞİNİZ İŞİ<br />

YAPARSANIZ BİR GÜN BİLE ÇALIŞMIŞ<br />

OLMAZSINIZ!<br />

Peki Roksan ve Deniz’in Sri Lanka öncesi<br />

hayatları nasıldı? Kurumsal bir şirkette<br />

çalışan Roksan ile şimdiki Roksan arasında<br />

fark var mı? Cevaplar sizi şaşırtmayacak:<br />

“Sri Lanka’dan önce ikimizin de kurumsal<br />

deneyimleri oldu. Fakat kurumsal hayatta<br />

çalışmak istediğimiz hayat tarzını sadece<br />

tatillere sığdırabiliyorduk. Ya hayatımızı<br />

değiştirecektik ya da tatilleri beklemeye<br />

devam edecektik. En büyük fark hayata<br />

müteşekkir kalmayı öğrenmek. Kurumsal<br />

hayattakinden çok daha fazla çalışıyoruz<br />

belki ama sabah kalkıp sörfe gidebiliyoruz,<br />

akşam geç saatlere kadar çalışmak bize<br />

yük değil mutluluk veriyor. Yani iş ve özel<br />

hayatlarımızı birbirinden ayırmamıza gerek<br />

kalmayan bir şekilde yaşıyoruz. Zaten<br />

işimiz tutkumuz.”<br />

Mellow adının sözlük anlamı<br />

yumuşak, keyif veren, tatlı...<br />

Roksan ve Deniz’in bu ismi<br />

koyarken ne düşündüklerini<br />

canlandırıyorum kafamda...<br />

Bence Mellow'un ruhunda;<br />

en yüksek, en sert ya da<br />

tehlikeli dalgayı aramak değil<br />

de en çok keyif veren, en iyi<br />

hissettiren dalgayı bulmak<br />

var. Siz de böyle keyif veren<br />

o yumuşak anlarda kalmaya<br />

özen gösterin ve tutkunu<br />

olacağınız bir dalga arayın...<br />

Fotoğraf: Victoria Strelkaph<br />

14<br />

YENİ DİŞİL VE YENİ ERİLİN AHENKLİ DANSI:<br />

MELLOW’DA DALGA SÖRFÜ 101<br />

• Hiçbir yaş sınırı yok. 3 yaşından 65 yaşına<br />

kadar öğrencileri var ve isteyen herkes<br />

dalga sörfü yapabilir.<br />

• Herkes tahta üzerinde ayakta durabilir,<br />

kimi bir günde kimi bir haftada, önemli<br />

olan doğru ekipmanla keyif almak.<br />

• Yine doğru ekipman ile her mevsim<br />

dalga sörfü için uygun. Roksan’ın favori<br />

tarihleri Ağustos-Ekim. Deniz ise dalgalar<br />

biraz daha büyüdüğü ve soğuk suda sörfü<br />

sevdiği için Şubat-Mart aylarını tercih<br />

ediyor.<br />

• Mellow’da ders alan herkes için ekipman<br />

ve kıyafet mevcut. Gerekli olan tek şey,<br />

çok az cesaret.<br />

Ordu bir üniversite şehri, genç nüfusu oldukça fazla.<br />

Hangimiz okul hayatı boyunca ders çıkışlarında dalga sörfü<br />

yapma imkânı bulabildik ki... Mellow’un Ordu’da yaşayan ve<br />

bu imkânı sunduğu öğrencilere ‘dalga sörfü yapmak onlara<br />

ne hissettiriyor’ diye sorduk:<br />

Canan Sönmez / 22 / Spor Bilimleri Fakültesi 4.sınıf öğrencisi<br />

Ordu'da dalga sörfünü ilk duyduğumda inanmamıştım Herkesin dışarı bile çıkmaya<br />

üşendiği bir zamanda sörf yapan arkadaşları gördüm, ‘neden olmasın’ derken doğru<br />

düzgün yüzme bile bilmiyorken, aklıma takılan tek soru ‘ben de yapabilir miyim’ oldu.<br />

Üşümez miyim? Ya boğulursam? gibi sorular kafamı kurcalarken bir bakmışım artık izleyici<br />

tarafta değil de kışın ortasında denizdeyim.<br />

Muhammet Halit Özdemir / 23 / Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik 4.sınıf öğrencisi<br />

Ordu'da yaşıyorum. Sörf bana hayatımdaki bilinmeyen denklemin bilinmeyen yanını<br />

bulmanın mutluluğunu hissettiriyor. Kendimizi otomatik pilota almış gibi günü geçirirken,<br />

derin düşüncelerden sıyrılmayı kolaylaştırıcı bir yol. ‘Oh be hayattayım, buradayım’ hissini<br />

yüzüne soğuk su çarpmışçasına yaşatıyor.<br />

Yeni Insan93/96<br />

Eski olmadan yeni olmaz. Yeni ise eskiden<br />

alıp, içinde farklılaşma, gelişme, yaratım<br />

olmadan ortaya çıkamaz. Evren boşlukları<br />

sevmediği için sen eskiden uzaklaştığında<br />

yenisi ile doldurmazsan eski olan<br />

hükümdarlığını geri isteyebilir. O halde<br />

eski ve yeni içi içe geçtiğinde, usulca eski<br />

önemini yitirirken, yeni varlığını<br />

göstermeye başlar.<br />

İşte “Yeni Dişil ve Yeni Eril”in hikayesi de<br />

tam böyle olmayı bekler. Kadın beden<br />

formunu ya da erkek beden formunu<br />

seçmiş bir ruh, geçmişten bugüne doğru<br />

büyürken artık bu çağda bir yılanın derisini<br />

yavaşça değiştirebilmesi gibi yenilenmek<br />

zorundadır. Ama acaba bu yeni tamamen<br />

hiç olmayan bir insan formu mudur yoksa<br />

sonsuz döngüde çok geçmişten<br />

dönüşerek bugüne gelen midir?<br />

Fatih Polat / 22 / Psikolojik Danışmanlık Ve Rehberlik 4. sınıf öğrencisi<br />

Ordu'da yaşıyorum. Sörf bana deniz ile gökyüzü arasında geçen mücadelede başıma<br />

gelecek olan korkuyu, kaygıyı, akıllı hareket edebilme becerisiyle organize olmayı ve en<br />

önemlisi de hedefe giderken yaşanan mutluluğu hissettirdi.<br />

Yazı: Dr. Nil Keskin<br />

Tarihçi, Davranış Bilimleri Uzmanı, Goddess Wellbeing Inc. CEO<br />

@drnilkeskin


Neye uyanış? Bireysel olarak bu yeni<br />

Fotoğraf: Yaroslav Shuraev<br />

çağa adapte olabilmek ve<br />

potansiyelinde yaşamak, üretmek ve<br />

birliğe hizmet etmek için Yeni Dişil, Yeni<br />

Eril olmaya uyanış!<br />

Bu öyle bir uyanış ki; aslında binlerce yıl<br />

önceden bilinen ama üstü örtülmüş olan<br />

bilgeliklerin gizeminin kapılarını aralayarak<br />

yeni ihtiyaçlara göre adımlandırılmış bir yol<br />

haritası ile hızla yaşanabilecek bir uyanış.<br />

4.Endüstri Devrimi, dijitalleşme derken<br />

gelişen teknoloji ve hazırlanan zeminle,<br />

birbirinden temassal ayrılmaya başlamış<br />

olan BİZLERİN farklı bir döneme doğru<br />

sürüklenişi yaşanırken, belki de bu<br />

durumu avantaja çevirerek yeninin hızla<br />

yayılımını sağlayabileceğimiz bir uyanış.<br />

Her kötülüğün yanında getirdiği iyiliği, BİZ<br />

BİLİNCİ yükselenlerin değerlendireceği,<br />

sentezleyeceği ve hizmete sunup, bilimle<br />

kucaklayarak toplumlara el vereceği,<br />

rehber olacağı bir dönem başladı bile...<br />

Bu yazıyı okuyan ve bu bilinçte olan<br />

dostlarıma çağrıdır. Bu hayalini<br />

kurabileceğimiz milletlerarası,<br />

kültürler-ırklar-dinler-diller üzeri yapının<br />

içinde pek çok uzman konularında bir<br />

araya gelebilir; Yeni Dişil’e, Yeni Eril’e, tüm<br />

bu erdemsel dansın birleşiminden<br />

doğacak çocuklara, oluşacak ailelere<br />

zemin yaratabiliriz. Daha çok insanın başta<br />

farkındalıklarını, bilinç seviyesini, bilgisini,<br />

titreşimlerini, sezgilerini güçlendirmeliyiz.<br />

Baştan sona eğitim sisteminde, ortak<br />

İşte tam da bu noktada herkes üzerine<br />

düşeni yapmalı ve geçmişte olduğu gibi<br />

bu çağın düşünen, üreten, yazan, paylaşan<br />

dilde, hizmet anlayışında, tıp ve sosyal<br />

haklarda dönüşüm sağlamalıyız.<br />

BU BİR TARİH YAZMA ÇAĞRISIDIR!<br />

Yeni bir aydınlanma dönemi başlangıcını<br />

birlikte tasarlamalıyız. Peki ne için? Özetle;<br />

tüm kadın ve erkek bedenlenmesini<br />

seçmiş bireyler olarak kendi tarihsel<br />

evrimleşmemizi iyice bilerek, sorunlarımızı<br />

fark ederek, dönüştürüp yeniden<br />

formatlanmak için.<br />

Hepimiz için gerekli olan şey “ruhsal<br />

aydınlanma” ... Size bu bilinçle, bu amaç<br />

için Yeni Dişil ve Yeni Eril olmanın ilk üç<br />

kodunu izah edeceğim bu yazımda. Ama<br />

önce eskiyi tanımlamama izin verin lütfen.<br />

Tarih boyunca her kriz, her büyük savaş<br />

sonrası insanlığın bilinç ve farkındalık<br />

seviyesinin dönüşümünün bireyden<br />

topluma olan izdüşümü yaşanır. Felsefe,<br />

edebiyat, sosyoloji, psikolojide yeni<br />

akımların doğuşunu görürüz. Yeni bilim<br />

adamlarının, düşünürlerin, meslek<br />

dallarının ortaya çıkışı; yeni ekonomik<br />

yapıların, sektörlerin hayatımıza girişi gibi.<br />

Bir salgın krizinin fiziksel etkileri, üzüntüleri<br />

hala sürerken, büyük bir dünya<br />

hapishanesine dönen zihinlerimizin,<br />

kaygılarımızın hatta korkuların en bilinen<br />

güçte olanının -ölüm korkusununköleliğindeki<br />

İNSANLIK için şimdi uyanış<br />

zamanı geldi.<br />

insanlarının da topluma yön vermesine izin<br />

verilmeli. “Yeni Dişil ve Yeni Eril”in ahenkle<br />

dans edişlerine destek olunmalı. Hatta<br />

daha ileri gidip şunu da eklemek<br />

istiyorum. Yaşadığımız bu coğrafya, bu<br />

tarih, bu sosyolojik yapı, bu politik ve<br />

ekonomik ortam hiç de tesadüf değil.<br />

Uzun zamandır sabırla tekâmül etmiş<br />

topraklar ve enerjiler yatağı bu topraklar.<br />

Tarih boyu büyük geçişlere şahit olmuş,<br />

Anadolu topraklarından, Antik Yunan,<br />

Mezopotamya, Babil’den, Mısır’a kadar<br />

uzanan geniş alandan bahsediyorum.<br />

Böylesi güçlü kadınların, güçlü erkeklerin,<br />

gelmiş geçmiş hükümdarların, ruhsal<br />

liderlerin erdemleriyle toplumları<br />

yücelttiği, ilham olduğu topraklar... Bu<br />

yüzden kendi alanlarındaki kanaat<br />

önderleri, ruhsal liderlerin de BİRLİK olup<br />

iş dünyasını, devlet büyüklerimizi, bilim ve<br />

sanat yapılarını seferber edip<br />

çeşitliliğimizden büyük bir dönüşüm gücü<br />

yaratma zamanı. Nasıl ki Rönesans<br />

İtalya’da doğmuşsa bu yeni dönem de bu<br />

topraklardan doğabilir... Buna tarihsel<br />

süreç ve sonsuz döngü adına oldukça<br />

inanıyorum.<br />

Bu vesileyle; akademik çalışmalarım<br />

esnasında derleyerek toplamda 9 adet<br />

olarak Yeni Dişil kitabımda yer verdiğim,<br />

dünyanın iyiliği için kanal olduğuna<br />

inandığım bu hayalden yaşam bulacak<br />

Yeni Dişil ve Yeni Eril Uyanış Kodları’nın ilk<br />

üçünü sıralamak isterim. Düşünce ve niyet<br />

tohumlarım buraya ekilsin diye...<br />

Ne demiştik? Önce eskiyi tanımalıyız ki<br />

sorunu bilelim. “Eski Dişil” yani son<br />

dönemde pandemi ile birlikte artık<br />

karanlıklarından aydınlığa çıkmak için<br />

yaşadığı mental ve fiziksel hastalıklarla artık<br />

kelime yerindeyse isyanda olan dişil. Bu<br />

isyanı içinde yaşayanlar olduğu kadar<br />

toplumdaki yerine göre, dışarıya yansıtanlar<br />

da var tabii. Bu formun evrimleşmesinin en<br />

büyük sorunu ise erdemsel yerine eylemsel<br />

olmuş olması. On binlerce kadın<br />

dostumuzla gerçekleştirdiğimiz anketlerin<br />

en önemli verisi eski dişilin merkezden<br />

uzaklaşmış halinin iki uçta aşırıya yönelmiş<br />

olması, potansiyelini yaşayamaz halde<br />

olması. Ve sonucunu da ruhsal olarak<br />

deneyimlerken bedeninde ise izlerini<br />

-döngüden çıktığı için- adet düzensizliği,<br />

infertilite, erken menopoz gibi çok farklı<br />

şekilde yaşaması. Uçlardan birinin ürkek,<br />

sessiz, eylemsiz, pasif, söylenen, şikâyet<br />

eden yani kurban halinde olması; diğerinin<br />

ise dominant, baskıcı, öfkeli, aşırı kontrollü<br />

bazen manipülatif olması… Harvard<br />

Üniversitesi öğretim görevlisi Carol Gilligan<br />

bu uçlara “Yetersiz Dişil” ve “Aşırı Dişil” der.<br />

İnanın bana bu iki ucun dengesi için çok<br />

uzun yıllardır çalışıyorum, araştırıyorum,<br />

sentezliyorum, yazıyorum, metotlar<br />

geliştiriyorum. Bu uğurda patentli dönüşüm<br />

yolculuğumuz olan Fem-Heal©’in üzerine<br />

inşa ettiğimiz global Goddess<br />

aplikasyonumuzu da hızla uyanışa geçip<br />

özüne dönmesi gereken kadın dostlarımızın<br />

dönüşümü için paylaşmak isterim.<br />

Goddess; tüm yaşam döngülerinde,<br />

menstrüasyon görmüş genç kızlarımızdan<br />

yetişkin, anne, olgun kadın gibi tüm yaşam<br />

döngülerinde hayat boyu bir yoldaş<br />

olabilecek kişisel bir iyi yaşam koçu<br />

uygulaması.


Fotoğraf: Yakobchuk Viacheslav<br />

15<br />

1) Öz-şefkat ve ALMAK<br />

2) ARINMAK<br />

Peki ya Yeni Dişil olabilen, kodları aktive<br />

Yeni Dişil öncelikli olarak 4.000 yıllık ataerkil<br />

İkinci kodumuz ARINMAKtır. Çünkü kadın<br />

eden kadın kiminle nasıl dans edecektir?<br />

yanılgının hükmünden kilit kelime olan<br />

beden formunda dişil yönümüzün öyle çok<br />

“öz-şefkat” ile uyanışa geçmeli. Hayatının<br />

arınması gereken şey vardır ki; tabular,<br />

İşte bu kadın ancak dönüştüren olup,<br />

merkezine önce kendini koyabilmek ile<br />

inançlar, baskılar, ataerkil yanılsamalar... Bu<br />

erkeğin içindeki dengeli dişili de uyandırıp,<br />

başlıyor öz-şefkati özümsemek. Kendine,<br />

kodun aktif hale geçebilmesi için oldukça<br />

yine onda yüksek olması beklenen dengeli<br />

ruhuna, bedenine, zihnine öncelik<br />

adanmış bir şekilde, adım adım<br />

erilin yükselmesine ilham olduğunda<br />

vermemek ile kodlanmış olan<br />

uygulamalar yapmak gerekir.<br />

başarılabilir. Bu tarifsiz uyum, toplumun en<br />

zihinlerimizden karanlığın perdelerini<br />

Aplikasyonda buna yönelik pek çok farklı<br />

küçük yapısı bireyden, yine en küçük<br />

açarak… Öz-şefkatini yeniden, tıpkı 25.000 yıl<br />

rutin, ritüel, özel duygu rahatlatma tekniği<br />

sistemi aileye oradan iş hayatına, beşerî<br />

önce ve hatta 5.000 yıl önce Çatalhöyük’de<br />

gibi iyi yaşam metotlarını kullanma<br />

ilişkilere, cinsiyet dengesinin varlık sürmesi<br />

karşımıza çıkan tanrıçaların erdemleriyle<br />

sebebimiz de budur. Özellikle bu adımda<br />

gereken her yerde yaşanabilir. Böylelikle<br />

ortaya koyabilme becerisinden<br />

kadının en önemli hediyelerinden biri olan<br />

aşırı derecede alıcılık ile evrimleşen erkek<br />

bahsediyorum. Sınır tanımamış olan,<br />

menstrüasyon döngüsünün öneminin altını<br />

beden formu, özündeki ilk adımı olan<br />

tahtında aslanlarla korunan ve belki de<br />

pek çok ortamda, kurumsal ve toplumsal<br />

vericiliğe geçer. Bu onun ilk kodudur.<br />

şimdi yine hepimizin içinde uyanması<br />

eğitimlerimde altını çiziyorum. Kadınlığa ilk<br />

VERİCİLİK. Çünkü zaten dünyanın döngüsü<br />

gereken bu coğrafyadaki tanrıça kadınlara;<br />

adım olan adet döngüsüyle ilgili Dünya’da<br />

eril güçle, vericilikle başlar. Ondan aldığını<br />

yüce öz-şefkat ve öz-değerleriyle<br />

ve ülkemizde öyle çok dişiliğe ilk travma<br />

da kadın bedeni yeni bir insan bedeni<br />

ailelerine, toplumun gelişmesine şefkatle<br />

yaratan yaşanmışlıklar var ki…<br />

yaratabilmek için kullanır. O halde ikinci kod<br />

yaklaşan kadınlığa selam olsun diyorum.<br />

erkek için yine ARINMAKtır.<br />

Arındıkça kadın bedeninde eril ve dişil önce<br />

Fakat bu sefer dengeli erilliğini bastıran,<br />

Öz-şefkati yükselen “yeni dişil” ilk iş olarak<br />

dengelenir, sonra döngüye ve doğasına<br />

şekillendiren tüm kaygı, korku,<br />

kendini “almaya” açmalı. İşte bu birinci<br />

uygun şekilde dişilik erilin biraz önüne<br />

endişelerden arınmaktır onun yolu. Bu<br />

kodumuz: ALMAK. Eski alışkanlığı olan<br />

geçer ve yükselir. İşte bu yaratılışımızın en<br />

arınma ancak onu üçüncü kodu olan<br />

sürekli vericilikten adım adım kurtulup,<br />

doğal hakkıdır. Çünkü böylelikle üçüncü<br />

CESARETe doğru hazırlar.<br />

yaşamın kendisine, ilişkilerine önce alıcı<br />

kod olan YARATICILIK yaşam bulur.<br />

olmakla başlamayı yeni alışkanlık haline<br />

“Yeni Eril” kitabımda bu kodları yine tek tek<br />

getirmeli. Kendini sonsuz sevgiye, ilgiye,<br />

paylaşıyor olacağım.<br />

bolluğa, berekete, güzel insanlara, saygıya,<br />

bilgiye açmak. Bu ilk kod söylemesi<br />

oldukça kolay ama bilinç değişikliği ve<br />

bunun davranışlara dönüşümü zaman<br />

isteyen bir koddur.<br />

3) YARATICILIK<br />

Yaratanın emriyle kadın yaratandır. Bir<br />

bebeği erilden aldığı güçle yarattığı gibi, bu<br />

yaşamda pek çok işi, ürünü, yardımı, projeyi<br />

ve aileyi de yaratabilir. Erilden bu gücü<br />

alabilmesi için ilk kodu aktif hale getirmiş<br />

olması son derece önemlidir. Çağımızda<br />

işte bu sıra oldukça ters yönde evrimleştiği<br />

ve tam olarak çalışmadığı için pek çok<br />

kadın hastalığı psikosomatik kaynaklı<br />

olabilmektedir. Bu kodlarla ilgili<br />

derinleşmek ve kendi yaşamlarınıza olan<br />

izdüşümünü anlamak ve kodların geri<br />

kalanını da öğrenmek için umarım “Yeni<br />

Dişil” kitabımın satırlarında buluşuruz.<br />

Açıkçası bu ahenkli dansı bizler görebilir<br />

miyiz bilmiyorum. Ama umut ediyorum bu<br />

kitapları okuyanlar, uygulamaları yapanlar<br />

biraz olsun bu dansta yerlerini alıp, yaşam<br />

kalitelerini yükseltebilecekler. Ama bizimle<br />

başlayacak bu YENİ İNSANlar çocuklarımız,<br />

onların çocukları ve torunları olabilir. Bu<br />

dönüşüm ve yenilenme için bizim karar<br />

verip, üzerimizdeki karanlıktan kurtulup<br />

aydınlığa yürümemiz artık kaçınılmaz<br />

olmalı.<br />

Peki ya sen? Sen bu adımları atmaya ve<br />

kendi dönüşümün için kendini bu yolculuğa<br />

adamaya hazır mısın? Gelecekte bir gün,<br />

“Yeni Dişil” ve “Yeni Eril”den sonra<br />

üçlemenin sonuncusu olan “YENİ İNSAN”<br />

15/1<br />

Seçkin Pirim<br />

15/2<br />

Seramiğe<br />

Yenilikçi Anlayış<br />

15/3<br />

Yüzen Sanat<br />

Eserleri<br />

15/4<br />

Meet the Ar tist<br />

Craig & Karl<br />

97<br />

kitabını benimle birlikte yazmaya var mısın?


15/1<br />

SeckinPirim<br />

98/102<br />

ÇOK EVRENSEL BİR ŞEYDEN<br />

BAHSEDİYORUZ, SANAT GİBİ...<br />

Samimi bir sanatçı, samimi<br />

bir insan ve samimi bir<br />

sohbet… Heykeltıraş Seçkin<br />

Pirim ile İstanbul’un Getto’su<br />

gibi gördüğü ve içinde çok<br />

mutlu olduğu Maslak Oto<br />

Sanayi’deki atölyesinde bir<br />

araya gelmenin keyfiyle<br />

uzun bir röportaja başlıyoruz.<br />

Biz sorduk, o tüm içtenliğiyle<br />

cevapladı.<br />

Röportaj: Rana Korgül<br />

@ranakorgul<br />

ranakorgul@gmail.com<br />

Portreler: Mert Şendoğdu<br />

İşler: Nazlı Erdemirel & Dirimart &<br />

Louis Vuitton arşivi<br />

Rana Korgül: Seçkin Pirim’i yakından<br />

tanımak isteriz. Bize Seçkin’i anlatır<br />

mısın? Seçkin nasıl bir insan?<br />

Seçkin Pirim: Ben hayatını sanatla geçiren<br />

biriyim. Haftanın 7 günü atölyedeyim. İşim<br />

olmasa bile atölyeye gider, orada zaman<br />

geçiririm. Bu konuda çok disiplinliyimdir.<br />

Orada olmayı seviyorum. Hayatımın tüm<br />

dönemleri hep sanat üzerine olmuştur.<br />

Ebru ile bir tatil bile planlasak, bu görmek<br />

istediğimiz bir müze ya da bir sergi üzerine<br />

olur. Hatta yurt dışında bir sergi<br />

yapıyorsam, o aynı zamanda benim için bir<br />

tatildir. O yüzden bütün hayatını sanat<br />

çevresinde döndüren, bununla yaşayan<br />

biriyim ben…<br />

Seçkin Pirim: Çocukken neler yapmaktan<br />

hoşlanırdın? Klişe bir soru olsa da…<br />

Evet, cevabım da çok klişe gelecek ama<br />

çocukken çok resim çizermişim. Annem<br />

beni sokağa atmaya çalışırmış, git oyna<br />

diye. Ben Kuzguncuk’a 6 aylık gelip orada<br />

büyüdüm. Çok önemli sanatçı ve<br />

mimarların olduğu bir semttir. 8-9 yaşında<br />

önemli sanatçıların yanına çırak girdim.<br />

Ustalarım vardı. Bihrat Mavitan, Nevzat<br />

Sayın, Cengiz Bektaş, Can Yücel gibi farklı<br />

disiplinlerden pek çok ustayla büyüdüm.<br />

Lisedeyken Mithat Şen’e bazı işlerinde<br />

yardım ettim. Yardım etmediğim adam<br />

kalmamıştır. Tabii bu meraktan geliyor.<br />

Yüksek ihtimalle o zamanlar başladı,<br />

bendeki sanat tutkusu… Üniversiteye kadar<br />

hepsinin atölyesinde çalıştım. Yaz tatili<br />

diye bir şey bilmiyorum çünkü her yaz bir<br />

atölyedeydim. Kuzguncuk benim için<br />

kader gibiydi. Hep şunu söylerim:<br />

‘Ankara’da doğdum ama Kuzguncuk’ta<br />

dünyaya geldim!’ O yüzden çocukluktan<br />

bu serüvenin seyri kader gibi çizilmişti.<br />

Meslek seçimini nasıl yaptın?<br />

Heykeltıraş olmaya nasıl karar verdin?<br />

Ben o yaşlarda bile ne olmak istediğimi<br />

biliyordum. Sanat okumak istiyorum değil;<br />

direkt heykeltıraş olmayı istiyordum. Başka<br />

hiçbir amacım yoktu. 8-9 yaşında ben<br />

heykeltıraş olacağım diye kafaya<br />

koymuştum.<br />

Hayat güzel güzel önüme bir<br />

şeyler koydu. Tam böyle lise<br />

çağına başlarken Türkiye’de<br />

Güzel Sanatlar Lisesi açıldı.<br />

Kuzguncuk ahalisi beni bu<br />

lisesinin yetenek sınavına<br />

hazırladı ve ben kazandım.<br />

Hocalarımızın hepsi<br />

Akademili olduğu için benim<br />

de tek hayalim Mimar Sinan<br />

heykel bölümüne girmekti.<br />

Hatta üniversite sınavına bile girmedim.<br />

Ya Mimar Sinan olacaktı ya da hiç!<br />

Mimar Sinan yetenek sınavına girerken üç<br />

bölüm yazma hakkım vardı, tek heykel<br />

bölümünü yazdım. Kafamda bu meslekle<br />

ilgili her şey çok netti. Hayatımda çok<br />

şanslı dönemlerim oldu. Karşıma çok<br />

doğru insanlar çıktı. Kuzguncuk’un bende<br />

çok büyük emeği vardır.<br />

Tekrar eden formlardan oluşan heykeller<br />

üretiyorsun. İlk başlarda seni kâğıt<br />

işlerinle tanıdık. Şimdi ise büyük ölçekte<br />

heykellerine ve dış cephe giydirme gibi<br />

mimariyle etkileşen işlerine rastlıyoruz.<br />

İşlerinde genelde daha çok hangi<br />

konulara odaklanıyorsun?<br />

Aslında kâğıt sonradan geldi. Sonuçta ben<br />

tamamen bir heykeltıraşım ve üç boyutlu<br />

işler yapıyorum. Yaptığım sergiler ve<br />

işlerim o kadar doğallıkla geliyorlar ki;<br />

kâğıt da aynen öyle doğallığıyla geldi<br />

hayatıma. Yani, öyle düşünüp planlı başka<br />

bir malzeme olsun diye başladığım bir şey<br />

değil, kâğıt. Üniversite, yüksek lisans<br />

derken askere baya geç, 2003’te gittim.<br />

Askerde beni yazıcı yaptılar ve altı ay<br />

boyunca bir odada kâğıt işleriyle uğraştım.<br />

Yaz, kes, biç, imha et gibi… Bir ay sonra<br />

sıkıldım ve ilk kâğıt işlerime orada makasla<br />

kese kese başladım. Aslında askerde<br />

heykel yapmak istiyordum ama olmadı.<br />

Oyalanırken kâğıtta bir şeyler keşfettim ve<br />

çok hoşuma gitti. Sonra bir tane daha<br />

yaptım derken altı ay boyunca ufak ufak<br />

işler yaptım. Hatta askerlik dönüşü bir tane<br />

sergim kafamda hazırdı. Hakikaten bu,<br />

yazıcı olmamla alakalıydı. Üniversite sonda<br />

ilk kişisel sergimi açmıştım ve hep<br />

heykeller vardı, yaptıklarım arasında. Ama<br />

sanat piyasasının canlandığı dönemlere<br />

kâğıtlar denk geldiği için çoğu insan beni<br />

onlarla tanıdı ilk olarak…


Sanatının arkasında yatan düşünceyi<br />

bulan bile çıktı. Orada anladım ki hakikaten<br />

müze veya atölye gezerim. Zaten<br />

yayıldığı yer… Bir Mevlevihane var,<br />

öğrenmek isteriz...<br />

evrensel bir şeyden bahsediyorsun. Hep<br />

seyahatlerin 3. veya 4. günü muhakkak<br />

tüylerin diken diken oluyor. İçine girince<br />

Sanatsal ve plastik kaygılar ve sorunsallar<br />

böyle kendi duygu ve dertlerimden çıkışla<br />

‘hemen atölyeme dönmeliyim, çalışmam<br />

hissediyorsun enerjiyi… Türkiye’de<br />

var hepsinin içinde. Ama bir yanda da<br />

dünyaya yayılan bir şeyi dert edindim.<br />

lazım’ hissi beliriyor.<br />

görülmesi gereken çok yer var.<br />

doğallığıyla gelişen ve hayatımla birlikte<br />

Böylece o hastalık çözüldü, bitti gitti.<br />

senkronize giden bir durum var ki; bütün<br />

Türkiye’yi konuşalım biraz. Seni nasıl<br />

Senin için işlerinde kendini ifade etmek<br />

işler çok doğallığıyla çıkıyor. Sanatsal<br />

Sanatın iyileştirici gücü desene…<br />

besliyor bu ülke? Senin düşüncelerin<br />

mi, yoksa onların izleyiciyle bir iletişim<br />

olarak kafamı yorduğum, dert edindiğim<br />

Maslak Oto Sanayi’de keyifli bir atölyen<br />

önemli…<br />

kurması mı daha önemli?<br />

bir sürü mevzu var. Dünyaya ve<br />

var. Oradan o büyük heykeller nasıl<br />

Tüm ülkemizi düşününce arkeoloji çok<br />

Bir şekilde tabii ki kendimi ifade etmeye<br />

meslektaşlarıma çok bakıyorum, neler<br />

çıkıyor?<br />

severim. Ebru ile takıntımızdır. Antik kent<br />

çalışıyorum. Ama işi yaptıktan sonra onu<br />

oluyor neler bitiyor diye. Bunların yanında<br />

Aslında yan yana üç atölyem var. Kâğıtların<br />

gezmeyi çok severiz. Yolda yurt içi ya da<br />

kendi özgürlük alanına bırakmayı<br />

işlerime yansıyan dertler çok kişisel çıkıyor.<br />

hepsi orada çıkıyor. Her şeyi kendim<br />

dışı kahverengi bir tabela gördük mü<br />

seviyorum. İzleyici, benim anlatmak<br />

Ben üniversiteden beri tasavvufla<br />

yapmayı çok seviyorum. Asistanlarım yok<br />

hemen dalarız. Tüm bu birikimlerin ve<br />

istediğimi mutlaka alsın, anlasın gibi bir<br />

ilgileniyorum. Mevlana’nın ‘birden bütüne’<br />

ama Ahmet var, bana yardım eden. 2-3<br />

heyecanların sonunda bu yıl sonuna doğru<br />

derdim yok. Tam tersi, onun o anki<br />

lafı o zamandan beri benim işlerimi<br />

metrelik heykeller o atölyede çıkıyor. Daha<br />

muhteşem bir sergi hazırlıyorum, antik<br />

karşılaşmadan kendi duyguları üzerinden<br />

oluşturmamdaki mihenk taşı oldu. O<br />

yüzden bütün işler parçalıdan bütüne<br />

gidiyor. Kâğıtlar da öyle. Her bir katman<br />

aslında tek bir birey, tekrara geldiği zaman<br />

bir bütünü oluşturuyor. Her şey o laftan<br />

çıktı ve hala da aynı mantıkta devam<br />

ediyor. Aslında şöyle düşünüyorum: Kendi<br />

dert edindiğim bir şey, dünyanın bir<br />

büyük projeleri tabii ki çalıştığım daha<br />

büyük fabrikalarla birlikte çıkarıyoruz.<br />

Yıllardır çalıştığım 4-5 ayrı büyük atölye<br />

var. Büyük heykeller parça parça yapılıp<br />

birleştiriliyorlar. Örneğin; son<br />

Maldivler’deki proje de öyle yapılıp orada<br />

birleştirildi. Maslak’ta olmak bana çok iyi<br />

geliyor, orada çok mutluyum.<br />

kentlerle ilgili.<br />

Bence dünyanın hiçbir<br />

yerinde antik kentler<br />

konusunda Türkiye’den daha<br />

iyi beslenebileceğin bir yer<br />

söz konusu değil.<br />

Doğuyu ben de pek görmemiştim ve bu<br />

ne alıyorsa… Ki mutlaka bir şey alıyor.<br />

Bazen biri sergide heykele bakıp “Şurada<br />

şöyle bir şey gördüm, onu mu anlatmak<br />

istediniz,” diye soruyor. “Hayır ama<br />

nereden çıkardın bunu,” diyorum. Onun<br />

üzerine o kendi gördüğünü, hissettiğini<br />

anlatmaya başlıyor ve bana bir şeyler<br />

göstermiş oluyor. Çok heyecanlanıyorum,<br />

yerinde başkasının da derdi. Biliyoruz ya<br />

da bilmiyoruz. Çok megalomanca bir çıkış<br />

gibi gözükebilir ama aslında tam tersi. Hep<br />

kendi dertlerimden yola çıkarak işlerimi<br />

ürettim. Tamamlanınca da sonuca ulaşmış,<br />

o dertten kurtulmuş oluyorum. Kendi<br />

hayatımdan örnek verecek olursam da<br />

New York’taki HypoCondriac adlı sergimle<br />

kendimdeki hastalık hastalığını çözdüm.<br />

Deforme işler, simetriyi bozmalar o zaman<br />

çıkmaya başladı. Sonradan bu hastalığın<br />

nedenlerini araştırdım ve bir baktım ki çok<br />

sosyolojik nedenleri varmış, toplumun<br />

sana verdiği baskılar, vb… Konu direkt<br />

toplumsal bir soruna evrildi. New York’ta<br />

sergiyi gezenlerden kendi duygusunu<br />

Genelde yaratıcılığını nelerle<br />

besliyorsun? En çok nelerden,<br />

nerelerden ilham alıyorsun?<br />

Bakmak bana çok ilham veriyor.<br />

Kuzguncuk’ta bir ustam vardı bana derdi ki:<br />

‘O kadar çok kitap<br />

okuyacaksın, o kadar çok<br />

müze gezeceksin, o kadar<br />

çok sanatçı bakacaksın ki ne<br />

yapmayacağını bilmek için!’<br />

Bu laf hakikaten aklımdan hiç gitmez. O<br />

yüzden bakmayı, dünyayı takip etmeyi çok<br />

severim. Bunlar beni çok besliyor. Bir yere<br />

seyahat ettiğim zaman mutlaka sergi,<br />

yaşlarımda görmeye, gezmeye başladım.<br />

Bu sayede çok net algılıyorum bazı şeyleri.<br />

İnsan davranışları, sosyoloji, onların<br />

yaklaşımları da beni çok besliyor. İster<br />

istemez beynim işimle ilgili bir eşleşme<br />

yapmaya başlıyor. Mesleki deformasyon<br />

sanırım. Direkt işle, heykelle ya da sanatla<br />

bağdaştırmaya başlıyorum. O yüzden tüm<br />

bu süreçlerde yaptığım gezilerden çok<br />

etkileniyorum. Yapacağım bu sergi için<br />

Afyon’da bir mermer fabrikasıyla<br />

çalışıyorum ve bu sayede ilk defa Afyon’a<br />

gittim ve resmen dünyam şaştı. Aşık<br />

oldum. Öyle bir antik kent var ki;<br />

inanamadım! Devamlı gidesim var şimdi<br />

Afyon’a. Konya’dan önce Mevlevîliğin<br />

‘aslında çok yakın o fikirler bana’ diyorum.<br />

Böylece benim görmediğim yepyeni<br />

şeyleri bana göstermiş oluyor. Ben<br />

izleyicinin heykelden kendi aldığı<br />

duyguyu görmeyi daha çok seviyorum.<br />

Yansımayı görebiliyorsunuz demek...<br />

Türkiye’deki sanatın durumunu nasıl<br />

buluyorsun?<br />

Türkiye’de çok yetenekli, çok iyi<br />

sanatçıların olduğunu biliyorum ve<br />

görüyorum. Birçoğu da arkadaşım. Bence<br />

burada çok iyi sanat ve sanatçı yapısı var.<br />

Bir ara kafayı çok takmıştım: Benimle aynı<br />

yaşta, aynı mantıkta işler yapan, benim<br />

kadar çok çalışan adamın biri Amerika’da<br />

yaşıyor diye bir anda global oluyor!<br />

kuvvetlisi de sanat! Türkiye’deki<br />

sanatçıların bunu yapacağını biliyorum.<br />

Dünyada bu algıyı kırabilecek tek şey<br />

sanattır. Başka bir şey değil, gerçekten.<br />

Yurt dışında solo sergilerin olmuştu.<br />

Bir süre New York’ta bulundun. Orası<br />

sana neler kattı? NY sanat için çok<br />

önemli bir yer...<br />

güzel gelişmeler var. Yakında Londra’da bir<br />

atölye tutacağım. Bir sergi hazırlığım var.<br />

Biraz orada, biraz burada olmak üzere yarı<br />

zamanlı bir sürece gireceğim. İstanbul’da<br />

Dirimart ile çalışmaya başladım. Ciddi bir<br />

profesyonel yaklaşımları var. Yurt dışındaki<br />

bağlantılar ve işlerin takibi adına benim<br />

için çok çalışıyorlar. Ama Londra’da benim<br />

işlerimi yapan Zeynep Köseoğlu var ve<br />

Paylaşmak istiyorsun derdini tüm dünya<br />

New York’ta galerim C24 olduğu için<br />

benimle ilgili her şey ondan geçiyor.<br />

ile ama sen burada olduğun yerde<br />

sergiler, fuarlar derken yedi yıl gittim,<br />

Yapacağımız serginin direktörü Tim<br />

kalıyorsun. Eskiden yurt dışına bir sergi<br />

geldim. Global anlamda bir şey yapmak<br />

Marlow, Design Museum London’ın da<br />

götürmek için öyle prosedürler vardı ki;<br />

üzere yola çıkıyorsan, zamanın büyük bir<br />

direktörü olan çok önemli bir isim.<br />

gelen bir yurt dışı teklifini bile ‘lanet olsun’<br />

kısmını o şehirde geçirmen lazım çünkü<br />

diyerek kabul etmedim, bıraktım. Şimdi<br />

insanlar bunu istiyor, olay öyle gelişiyor.<br />

Katılıyorum tüm söylediklerine…<br />

bütün bunlar çözüldü. Teknoloji ve sosyal<br />

Oranın dinamiğine katılmak zorundasın.<br />

Atölyede kapılı çalışmaktansa biraz<br />

medyanın yayılmasıyla herkes birbirinden<br />

Ben de olabildiğince New York’ta olmaya<br />

kendini gösterebilmelisin, ‘Ben de varım!’<br />

haberdar. O yüzden Türkiye’deki<br />

çalıştım ve sonunda Brooklyn’de bir atölye<br />

diyebilmelisin yüksek özgüvenle…<br />

sanatçıların kendilerine globalde alan<br />

açtım. New York sergilerinin işlerini orada<br />

Bir sanatçı olarak ulaşmak istediğin<br />

açabilecek fırsatları var. Hakikaten<br />

yaptım. Sergiye gelen izleyicilerden<br />

noktadan bahseder misin?<br />

Türkiye’de çok yetenekli sanatçılar var,<br />

atölyemi görmek isteyenler olduğunda<br />

Küçüklüğümden beri hayalim buymuş.<br />

dünyanın hiçbir yerinde geride kalmazlar.<br />

oraya gelebildiler. Tüm bu süreçler bana<br />

Annem anlatıyor, ben hatırlamıyorum da.<br />

mental olarak çok şey kattı. Global olmak<br />

‘Dünyanın bir sürü yerinde heykellerim<br />

Genelde Türkiye’ye bakış açısını<br />

istiyorsan, uzaktan kumanda ile maalesef<br />

olsun istiyorum!’ diyormuşum. Bu<br />

düşünürsek, yurt dışında Türklere karşı<br />

olmuyor. Yani, ben Türkiye’de atölyemde<br />

dünyanın aslında ülke ülke sınırları çizilmiş<br />

çok önyargılılar. Sen bunu hissetmiyor<br />

kapım kapalı çalışsam, dünyadan kimsenin<br />

olma duygusundan kurtulmasını istiyorum.<br />

musun?<br />

benden haberi olmayacaktı. O yüzden<br />

O yüzden sanat, bir şeyleri kırmak adına<br />

Doğru, çok hissediyorum. Türk’üm<br />

biraz olmak istediğin alanlarda zaman<br />

çok önemli. Evet, ulaşmak istediğim nokta<br />

demeseydim belki yurt dışında çok farklı<br />

geçirmen, küratörlerle sohbet etmen,<br />

bu diyebilirim. Dünya’nın birçok yerinde<br />

bir platformda olabilirdim. Bunu çok<br />

işlerini görmelerine fırsat vermen lazım.<br />

sanatımla var olabilecek duruma gelmek,<br />

yaşadım, hakikaten. Ama bu önyargıyı<br />

C24 ile kısa süre önce yolları ayırdık. New<br />

hedefim…<br />

kırabilecek mecralardan en önemlisi, en<br />

York’taki atölyeyi kapadım. Şimdi çok


KALE GRUBU KATKILARI İLE<br />

15/2<br />

Hayatta başarılı olma kriterlerin neler?<br />

Başarılı olmak bir sürü şeye bağlı olabilir ama benim için en<br />

önemlisi: disiplin. Çok önem verdiğim bir konu. İnsanlar benim çok<br />

bohem bir hayatım olduğunu sanıyor ama öyle değil. Her sabah<br />

erkenden atölyeme giderim. Bir şey için söz verdim mi, yaparım.<br />

Hiçbir sergi tarihim gecikmemiştir. Acayip disiplinliyimdir. Bu seni<br />

başarıya götürür mü bilmem ama bir şekilde bir yerlere taşıyor.<br />

Ondan sonrakiler belki şans ya da başka kriterler olabilir…<br />

Haklısın, disiplinli olmak hem önemli, hem de zor…<br />

Hayatı nasıl yaşamayı seviyorsun, peki?<br />

Ben hayatı akışıyla yaşamayı seviyorum. İşlerim de öyle akışıyla<br />

çıktı.<br />

Hayatında öncelik vermek istediğin neler var şu günlerde?<br />

Projelerime konsantreyim, güzel bir yerlere doğru evriliyorlar.<br />

Heyecanlanıyorum, biraz sorumluluk biniyor. Sırada Londra var.<br />

Burada hazırladığım, bahsettiğim antik kentlerle ilgili bir sergi var.<br />

Ağustos sonu, Eylül başı gibi başlayacak. Büyük işler olacak ve bu<br />

serginin bir ayağı yemek ve davetle Londra’da gerçekleşecek.<br />

Antik kentler arası bir rotada turlar da olacak…<br />

Hayatın içine katılmış, farklı mekanlarda sergiler çok daha<br />

heyecan verici zaten…<br />

Mekân çok önemli tabii. Ben de böyle şeylere heyecanlanıyorum<br />

zaten. Aslında bu anlamda ben yaklaşık sekiz senedir Türkiye’de<br />

bir sergi yapmıyordum. Hep yurt dışında yapıyordum. Bu kadar<br />

zaman sonra olacak bir serginin hayatın içinde olmasını çok arzu<br />

ediyordum. Bir galeri sergisi gibi olmasını hiç istemiyordum. Bir<br />

proje doğdu ve benim için çok güzel oldu. Hazırlıklar yoğun<br />

devam ediyor…<br />

2021’de iki önemli projeye imza attın. İstinye Park Louis Vuitton<br />

mağazası için bir heykel yaptın. Bu ebatta senin yaptığın ilk<br />

mimari dış cephe heykeli diyebilir miyiz? Bir de Maldivler’deki<br />

projen var. Bunlarla ilgili ne söylemek istersin?<br />

Evet, ilk dış cephe heykelim. Hatta ben ona ‘içine girilebilen<br />

heykelim’ diyorum. Louis Vuitton projesi çok önemli bir ivme oldu.<br />

Onu yadsıyamayız. Onların direkt “Sizle çalışmak istiyoruz,”<br />

demeleri benim için hakikaten çok güzel bir duyguydu. Bana<br />

gelip; “Bizim için bir cephe tasarlamanızı istiyoruz,” dedikleri<br />

zaman ben de onlara “Ben size cephe tasarlamam. Ben size içine<br />

girilebilecek bir heykel tasarlarım!” dedim. Bu çok hoşlarına gitti.<br />

Bir senelik süreçte her şey ortaya çıktı. Boşuna bir Louis Vuitton<br />

olmadıklarını o global takımda gördüm. Çok çalışıyorlar ve çok<br />

disiplinliler. Bu proje tecrübeli olduğumu düşünsem de hala<br />

öğreneceğim çok şey olduğu gösterdi. Globalde Louis Vuitton<br />

kendi adına çok reklam yaparken beni de çok iyi duyurdu.<br />

Maldivler projesi de aynı anda başladı aslında. Zaten o otele daha<br />

önce bazı çalışmalar yapmıştık. Louis Vuitton projesinden önce<br />

Esin Güral ile Maldivler projesine karar vermiştik biz… Otelin sahibi<br />

Esin Güral kadar vizyoner birini bugüne kadar hiç tanımamıştım.<br />

Maldivler gibi bir adada böyle otel yapmak, böyle bütçeli bir<br />

projeye girmek cesaret ister. Doğrusunu söylemek gerekirse o<br />

benden daha heyecanlıydı. Heykel parça parça gemilerle<br />

İstanbul’dan oraya gitti ve monte edildi. Şimdi Maldivler’in bir<br />

simgesi haline geldi. O yüzden yaratmak, hikaye yazmak, bir şey<br />

demek istiyorsan adım atmalısın, cesaret etmelisin. Bu işler için<br />

vizyon lazım.<br />

Louis Vuitton’da Antalya’dan çıkma doğal taş, Maldivler’de ise<br />

tonlarca metal kullandık. Her ikisinde de mimarlar ve statik<br />

mühendisleriyle çalıştık. Hep birlikte paslaşarak yürüttük işleri<br />

yapım aşamasında. Bu iki proje benim için birer mihenk taşı gibi<br />

oldular adeta. Bunlardan sonra bir sürü başka proje gelmeye<br />

başladı. İnsanlar bunların yapılabileceğine ikna oldular. ‘Zaten biz<br />

de düşünmüştük!’ değil, vizyonlu olmak lazım. Bu çalışmalara<br />

bütçe ayırırsan, ömür boyu senin reklamını yapacak işler ortaya<br />

çıkar. İşler zamanla kendini amorti edecek zaten. Örneğin; Eceabat<br />

Caeli Otel’e bir sürü insan oradaki heykeli görmeye gidiyor. Eserler<br />

bir çeşit sirkülasyon oluşturuyor. Sırf Maldivler’e o kapıdan<br />

geçmek için gideceklerini söyleyen insanlar bana mesaj atıyor.<br />

Uzun lafın kısası; tüm bu konuştuklarımıza olanak sağlayan hem<br />

hayata, hem de kişilere teşekkür ediyorum…<br />

Biz de sana teşekkür ediyoruz, bize zaman ayırdığın için.<br />

Görüşmek üzere…<br />

Bu sayımızda; sıklıkla ‘sanat mı yoksa zanaat mı’<br />

tartışmasının ortasında kalan SERAMİK konusuna<br />

eğilmek ve bu dünyaya kendilerini adamış isimlere<br />

merak ettiklerimizi sormak istedik.<br />

Önce seramiğe yenilikçi bir anlayış getiren, ona gönül<br />

vermiş tasarımcılarla bir araya geldik. Toprak, çamur ya<br />

da kil, onlar için sürdürülebilirlik kavramıyla tam örtüşen<br />

ve tanışıp ayrılamadıkları bir malzeme. Belki de bu<br />

sayede doğayla bağları hiç kesilmiyor. Tüketme, yok<br />

etme gibi bir zihniyetleri yok… Seramik onların elinde<br />

hayat buluyor ve zamansız bir yolculuğa çıkıyor.<br />

Hazırlayan: Rana Korgül<br />

ranakorgul@gmail.com<br />

@ranakorgul<br />

Seramige<br />

103/111<br />

Ve elbette son sözü de seramik denince akla ilk gelen<br />

kurum olan ve bu sene 65. yılını kutlayan Kale Grubu’na<br />

ayırdık. Bu dosya konumuzun hazırlanmasında<br />

desteklerini esirgemeyen Kurumsal İletişim Müdürü<br />

Zeynep Özler bize; habitatları olan seramik dünyasına<br />

yaklaşımlarını, geçtiğimiz aylarda başlattıkları<br />

‘İyi Bak Dünyana’ hareketini ve bu hareketin öncüsü,<br />

yeni oluşumları Kale Tasarım ve Sanat Merkezi’nde neler<br />

yaptıklarını aktardı.<br />

Artblog sayfalarımızda bizimle olan, seramiğe gönül<br />

vermiş tüm konuklarımızın yanıtları heyecan ve umut<br />

verici idi.


ASLI ŞARMAN<br />

@wohha<br />

BERİL NUR DENLİ<br />

@beriandclay<br />

Rana Korgül: Seramik hayatınıza<br />

nasıl girdi?<br />

Aslı Şarman: Seramik; karşıma çıkan her<br />

şeyin üzerine resim ve çizim yaptığım,<br />

farklı zemin arayışı içinde olduğum bir<br />

noktada hayatıma girdi. Yaklaşık altı yıl<br />

önce üstü sırsız çini tabakların üzerini sır<br />

altı boyayarak kendi çizimlerim için zemin<br />

olarak kullanmaya başladım. Bunun<br />

sonucu çizimlerimden oluşan limitli sayıda<br />

Wohha On The Table koleksiyonu çıktı. Bu<br />

tabakların sırlama ve pişirim işlemleri için<br />

vaktimin büyük bir kısmını seramik<br />

atölyelerinde geçirdiğimden zemin olarak<br />

kullandığım bu malzemeye olan merakım<br />

arttı ve ilgim kendi formlarımı tasarlamaya<br />

doğru ilerledi. Çamuru şekillendirmeye<br />

başlayıp kendi çizgisel dünyam ile<br />

birleştirdiğimde büyük bir heyecan ve<br />

tutkuyla çalışmaya başladım. Hala aynı<br />

heyecan ve tutkuyu her sabah atölyeye<br />

girdiğimde tekrar yaşıyorum…<br />

Genel olarak nelerden ilham alır, Aslı?<br />

Alışılagelen form ve dokuları yeniden<br />

yorumlayarak, gerek renk ve çizimlerle<br />

gerekse de çamurun kendi doku ve<br />

rengini kullanarak, her bir parçanın farklı<br />

bir karaktere dönüşmesi diyebiliriz tasarım<br />

konseptime. Kullandığım malzemelerin<br />

kendisi ve zenginliği, doğadan belli anlar<br />

ve renkler, farklı kültürler ve<br />

Rana Korgül: Seramik tasarımcısı olmayı<br />

Tasarım konseptinizi nasıl<br />

‘İyi Bak Dünyana’ mottosu size ne ifade<br />

medeniyetlere ait karakteristik özellikler,<br />

seçmenize ne sebep oldu?<br />

oluşturuyorsunuz?<br />

ediyor? Bu yaklaşımın sizin yaşamınızda<br />

en büyük ilham kaynaklarımdır.<br />

Beril Nur Denli: Çamurla bir şeyler<br />

Tasarım konseptimi oluştururken tersten<br />

ve tasarımlarınızda yeri ve önemi nedir?<br />

üretmek, yüksek lisansım sırasında obje<br />

giderek önce çamur tipi<br />

Geri dönüşüm hem atölyede hem de<br />

Sizce iyi, sürdürülebilir bir tasarım nasıl<br />

tasarımına olan ilgimle başladı. Malzeme<br />

belirleyebiliyorum. Çünkü her çamur<br />

sosyal hayatımda elimden geldiğince<br />

olmalı?<br />

olarak ne kullanmam gerektiğini<br />

tipiyle her istediğimizi yapamıyoruz. Bazen<br />

uyguladığım bir yaklaşımdır. Şimdilik evde<br />

Tasarım dünyası, çok öncü görülen ve<br />

ilham olunan bir alandır. Bir tasarımda<br />

sürdürülebilirlik; üretim, süreç ve kullanılan<br />

malzeme gibi pek çok alanda kendini<br />

gösterebilir. Üretim sürecinin sonrasında<br />

doğada çözülebilmesi, saldığı kimyasallar<br />

ve deneyim çok önemlidir. Tasarımcı bu<br />

süreçte kendi alternatif üretim tekniklerini<br />

geliştirip çözümler bulabilmeli, tasarım<br />

sürecini sürdürülebilirlik üzerine ilerletmeli<br />

ve aynı zamanda zamansız bir şekilde<br />

ilham olabilmelidir.<br />

‘İyi Bak Dünyana’ mottosu size ne ifade<br />

ediyor? Bu yaklaşımın sizin yaşamınızda<br />

ve tasarımlarınızda yeri ve önemi nedir?<br />

Üzerinde yaşadığımız bu dünyayı<br />

kendimizden bağımsız göremeyiz. Parçası<br />

olduğumuz bir bütüne kıymet vermemiz,<br />

onu korumamız ve değerini bilmemiz<br />

gerekmekte. Kendimize duyduğumuz<br />

sevgiyi ve saygıyı aynı şekilde dünyamıza<br />

göstermeliyiz çünkü biz bir bütünüz ve ait<br />

olduğumuz bu dünyaya iyi bakmalıyız.<br />

Çocukken doğayı sev, koru, tasarruf et,<br />

israf etme değerlendir gibi sözlerle<br />

büyüdüm. Hayatım boyunca da bu<br />

sözlerin bana verdiği güveni ve faydasını<br />

hissettim. Özel hayatımda olduğu gibi<br />

atölyemizde de mümkün olduğunca az<br />

enerji kullanmaya ve az atık çıkarmaya<br />

çalışıyoruz. Malzeme israfımız çok az.<br />

Hatta şu an atık çamur ve boya<br />

malzemelerinden geri dönüşüm yaparak<br />

yeni bir koleksiyon çıkarıyoruz.<br />

Tasarımlarımızda mümkün olduğunca<br />

kurşun içermeyen sır kullanıyoruz. Ve en<br />

çok da doğal, geri dönüştürülebilen<br />

malzemeler kullanmaya dikkat ediyoruz.<br />

Çünkü kendimize olduğumuz kadar<br />

dünyamıza ve gelecek nesillere de<br />

sorumluluklarımız var…<br />

araştırırken yakın bir arkadaşım seramik<br />

denemelisin dedi. Açıkçası biraz ön<br />

yargılıydım ve çok sıkılacağımı bile<br />

düşündüm. Genelde orta yaş ve üzeri<br />

insanların hobi olarak ilgi duyabileceği ağır<br />

bir malzemeydi, benim için. Düşündüğüm<br />

gibi olmadı ve atölyede geçirdiğim ilk 5<br />

saat sonunda ‘evreka’ anı yaşadım. 2016’da<br />

amatörce başladıktan sonra 2019’da kendi<br />

atölyemde çalışmaya başladım. Tasarımcı,<br />

sanatçı veya zanaatkar gibi unvanlardan<br />

hangisiyim bilmiyorum. Aslında hepsi gibi<br />

hissediyorum. Daha çok ‘malzemeyi daha<br />

ileri nasıl taşırım?’ sorusu kafamı kurcalıyor<br />

hep. Seramik bu anlamda derya deniz ve<br />

en büyük cazibesi de bu kadar bilinmezlik<br />

içinde sonsuz bir öğrenme hali vadediyor.<br />

Bu da bana iyi geliyor. Demek istediğim,<br />

bu yola girmemin sebebi, bizzat çamurun<br />

kendi özelikleri…<br />

de renkleri ve tekstürü sabitleyerek<br />

tasarım hikayemi oluşturuyorum. Galiba<br />

atölyemin kendisi benim için en büyük<br />

ilham kaynağı. Yorulunca bile dinlendiğim<br />

yer yine atölyem oluyor. Arkadaşlarım ise<br />

sonraki sırada ve onların yetenekleri de<br />

çok ilham verici.<br />

Sizce iyi, sürdürülebilir bir tasarım nasıl<br />

olmalı?<br />

Bence tasarıma veya esere baktığımda bir<br />

şeyler hissedebiliyorsam kendim için bir<br />

daimilikten söz edebilirim. İşlevsel taraftan<br />

düşündüğüm zaman ise tasarımın kanıta<br />

dayalı ve kullanıcı odaklı tasarlanmış<br />

olması çok önemlidir.<br />

ve atölyede cam, kağıt ve plastikleri<br />

ayrıştırıyorum. Çamur geri dönüşümüne<br />

çok dikkat ediyorum. Artan parça<br />

çamurları farklı kovalarda biriktirerek<br />

yeniden kullanılabilir hale getiriyorum.<br />

Seramik atölyelerinde maalesef çok fazla<br />

su harcama problemi oluyor. Kendi<br />

atölyemde çözüm olarak her bir aleti tek<br />

tek elde yıkamak yerine, su dolu kovaların<br />

içerisinde toplayarak temizliyorum.<br />

Seramik atölyelerinde olması gereken, çok<br />

önemli bulduğum diğer bir yaklaşım ise<br />

çamur toplama hazneleridir. Böylece atık<br />

çamuru hazne içerisinde tutarak<br />

kanalizasyon şebekesine karışmasını<br />

engelleyebiliyorum.


DEFNE<br />

SAMMAN<br />

@defnesamman<br />

SADIK RAMAZAN YILMAZ<br />

@sdkrylmz<br />

‘İyi Bak Dünyana’ mottosu size ne ifade<br />

ediyor? Bu yaklaşımın sizin yaşamınızda<br />

Rana Korgül: Seramik aşkınız nasıl<br />

başladı?<br />

Defne Samman: Sokakta oynamaya<br />

çıktığım yaşlarda (o zamanlar bütün<br />

sokaklar, bahçeler oynamak için bizimdi!)<br />

toprağı kazmayı, ıslatmayı, küçük çamur<br />

toplarından köfteler ve kuleler yapmayı<br />

çok severdim. Şimdi düşününce<br />

seramikten aldığım keyfe beni hazırlayan<br />

bu oyunlar olmuş! Resim çok<br />

küçüklüğümden beri en büyük kaçış yerim<br />

ve beni rahatlatan en güzel şeydi. Mimar<br />

Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne<br />

girmekten başka bir isteğim yoktu. Babam<br />

bana, ‘Bırak resim senin nefes aldığın, en<br />

özgür hissettiğin yer olarak kalsın!’ demişti.<br />

Ben de sınavda sıralamaya başka<br />

ve tasarımlarınızda yeri ve önemi nedir?<br />

‘İyi Bak Dünyana’ mottosu aslında gelecek<br />

nesillere güzel bir gelecek bırakmayı<br />

hedefleyen bilinçli bir yaklaşım. Benim<br />

çocukluğumdan beri tüm sanatsal<br />

üretimimde hedeflediğim bir bilinç<br />

aşılama. Çünkü atıl nesne ile 18 yıllık bir<br />

geçmişim bulunuyor. Bu bilincin her bir<br />

bireye en küçük yaşlarında aşılanması<br />

gerektiğini düşünüyorum. Bilinci aşılama<br />

isteğimi ve problemimi, katıldığım tüm<br />

ulusal ve uluslararası platformlara,<br />

tasarladığım ve ürettiğim tüm eserlerimle<br />

taşımaya devam ediyorum. Bir insana bile<br />

aşılayabilirsem gelecekte bir kişinin bilinçli<br />

olarak tüketim yapmasına katkım<br />

olabileceğime inanıyorum.<br />

bölümler yazdım ve seramiği kazandım.<br />

Sokakta oynadığım yıllardan o güne dek<br />

sağlamlar. Üretim sürecinde atılan,<br />

çamura hiç dokunmamıştım. İlk seramik<br />

dönüştürülmeyen hiç bir malzeme<br />

dersinden itibaren üç boyutlu çalışabilmek<br />

olmuyor. Kırılan, defolu parçalar dahil her<br />

istedim. Hissi, dokusu derken çamurdan<br />

şey farklı bir tasarım ya da bir ürüne<br />

çok etkilendim. O gün bu gün çok çalıştım<br />

dönüştürülüyor. Müşterilerim satın alınan<br />

ve hala da aynı duygularla çalışmaya<br />

ürünlerimden tamir edilebilecekleri<br />

devam ediyorum.<br />

getirirler ve büyük bir keyifle tamirlerini<br />

yaparım. O kadar emek çöpe atılmamalı.<br />

Tasarımlarında nelerden etkilenir Defne?<br />

Ne kadar az çöp, o kadar harika!<br />

Toprağın kendisi ve içinde<br />

Kullandığım, bozulan her türlü eşyanın<br />

sakladıklarından! Varoluş tarihimizden,<br />

dönüştürülmesi benim için başlı başına bir<br />

ilkel ve ilksel olandan, tarih öncesi<br />

haz kaynağıdır. Bu evrende yaşayan<br />

dönemlerden, ilk aletlerden,<br />

canlılar olarak kendimizi doğru<br />

mağaralardan ve arkaik insandan çok<br />

üzerine düşeni yerine getirebilir. Uzun<br />

ölçeklendirmeliyiz…<br />

etkileniyorum. Dolayısıyla arkeoloji, toprak<br />

altından çıkan her obje, her form benim<br />

için büyülü gibidir. Binlerce yıllık tarih, o<br />

zamanın insanının parmak izi, aklı, fikri,<br />

duygusu ve bizim onu gün yüzüne çıkarıp<br />

tekrar nefes aldırmamız, anlamaya<br />

çalışmamız, geleceğin yollarını<br />

şekillendirebilmek için geçmişi anlama<br />

çabası, buraya yazarken bile beni<br />

heyecanlandırıyor. İşlerimde sanki bir süre<br />

toprak altında yaşamış sonra ortaya<br />

çıkarılmış duygusunu yakalamaya<br />

çalışıyorum. Çok uzun bir tarihleri<br />

varmışçasına, geldikleri ve biriktirdikleri<br />

hikayeleri çokmuş duygusuyla onları<br />

üretiyorum. Sonsuz evren, parlaklık ve<br />

başka yaşam olasılıkları… İşte üretim<br />

enerjimin ana kaynakları!<br />

Sizce iyi, sürdürülebilir bir tasarım nasıl<br />

olmalı?<br />

Sürdürülebilir tasarım, tasarımcısından<br />

üreticisine, satışına ve son kullanıcısına<br />

ömürlü tasarımlar; kaynakları koruyan,<br />

üretirken çevreye zararsız ve<br />

dönüştürülebilir olmalıdırlar. Yinelemek<br />

istiyorum, ancak bir ‘hayat bilinci’, üreticinin<br />

ve tüketicinin tasarımı anlamlı bir şekilde<br />

kullanmasını sağlar.<br />

‘İyi Bak Dünyana’ mottosu size ne ifade<br />

ediyor? Bu yaklaşımın sizin yaşamınızda<br />

ve tasarımlarınızda yeri ve önemi nedir?<br />

Duygularımızdan hayat felsefesine ve<br />

hayatımıza aldığımız her şeyde bir<br />

farkındalık, bir bilinç olursa dünyamıza<br />

yeterince iyi bakabileceğiz.<br />

İçselleştirilmeyen her düşünce, her<br />

hareket kimi zaman daha da zarar<br />

verebiliyor zira. Ben mümkün olduğunca<br />

bu bilinçle yaşamaya çalışıyorum.<br />

Hayatıma aldığım insanlardan çıktığım<br />

yolculuklara, yediğim yemekten aldığım<br />

eşyalara ve üretimime kadar bu değerlere<br />

sahip olanlarını seçmeye çalışıyorum.<br />

Tasarladığım formlar, yapıları gereği uzun<br />

Rana Korgül: Nasıl oluştu seramikle<br />

ilişkiniz?<br />

Sadık Ramazan Yılmaz: Seramik hayatıma<br />

Güzel Sanatlar Lisesi 2.sınıf öğrencisiyken<br />

girdi. Seramik sanatçısı olmamdaki en<br />

büyük etken, açıkçası zor kavramını<br />

sevmem. Bünye olarak piştikten sonra<br />

mermer sertliğinde olması, tasarımda<br />

sınırsız olması ama bir o kadar kilin<br />

sınırlarını aşmadan ona bir anlam<br />

yüklenebilmesi, modelleyip sonrasında<br />

fırınlama süreci ve arkasından sırlama<br />

aşaması, beni seramiğe hayran bıraktı.<br />

Çünkü yüzyıllarca dünyaya bırakacağınız<br />

somut bir eserin yaratıcısı sizsiniz. Biz ne<br />

kadar yaratıcısı olsak da kendisini nesnel<br />

bir objeden çıkartıp ona bir anlam yükleyip<br />

doğru teknikle ruhunu okşarsanız sizi<br />

üzmez. Hatta fırının kapağını her<br />

açışınızdaki heyecan ve mutluluğu<br />

beraber yaşarsınız. Aksi takdirde fırından<br />

bir enkaz temizleyebilirsiniz.<br />

Tasarım konseptiniz neye dayanıyor?<br />

Konseptim tamamen seramik mix-media,<br />

mekanik aletler ve teknik çözümlemeler<br />

üzerine disiplinlerarası çalışmaya<br />

dayanıyor. İlk Avrupa Birliği birincilik<br />

ödülümü atık temalı resim yarışmasında 9<br />

yaşımdayken kazandım. Çocukluğumdan<br />

beri atık, hayatımın her anında olduğu için<br />

her zaman onu bir problem ve bir anlatım<br />

dili olarak seçtim. Atıl ve yanıma aldığım<br />

nesnelerden, mekanik aletlerden, onlarla<br />

geçirdiğim vakitten ve onlara yüklediğim<br />

anlamların tümünden ilham alıyorum.<br />

Sizce iyi, sürdürülebilir bir tasarım nasıl<br />

olmalı?<br />

Genel olarak sürdürülebilir bir tasarım,<br />

oluşumu ve sonrasında çevreye en iyi<br />

etkiyi bırakmalıdır. Bence gelişime açık,<br />

dünya yararına ve gelecek nesillere fikir<br />

sahibi olabilecek bir tasarım iyi bir<br />

tasarımdır.<br />

kadar bir yaşam farkındalığıyla ancak<br />

ömürlü olmalarını sağlıyor ve çok


MERVE KASRAT<br />

@merve_kasrat<br />

NİSAN TALAZOĞLU<br />

@nisantalazceramics<br />

Rana Korgül: Sizin de seramikle<br />

geçmişinizi öğrenmek isteriz…<br />

Merve Kasrat: Londra’ya tasarım okumaya<br />

gittiğim zaman girdi hayatıma seramik.<br />

2013’de Central Saint Martins<br />

Üniversitesi’nin Foundation programına<br />

katılmıştım. Bu programda bir çok<br />

malzemeyi ve tekniği araştırma şansım<br />

oldu. Aynı zamanda seramik atölyesinde<br />

uzun süreler geçirdim. Seramiğin çok<br />

yönlü olması ve farklı ifade biçimlerine izin<br />

vermesi ilgimi çekti. Böylece projelerimi ve<br />

tasarımlarımı bu malzemenin sağladığı<br />

elastiklik ve köklü tarihinden faydalanarak<br />

oluşturmaya, elle şekillendirmeye, kalıp<br />

almaya ve kendi sırlarımı denemeye<br />

başladım. Ortaya çıkan işlerde bu çok<br />

yönlülük fikri hoşuma gitti.<br />

Rana Korgül: Nasıl karar verdiniz seramik<br />

sanatçısı olmaya?<br />

Nisan Talazoğlu: Endüstriyel tasarım<br />

bölümünden mezun olduktan sonra<br />

heykel atölyesinde çalışmaya başladım.<br />

Çünkü malzeme ile iç içe çalışmak ve<br />

üretmek istiyordum. Çalıştığım atölyelerde<br />

polyester, plastik malzemeler, alçı, kil ve<br />

silikon gibi çok fazla malzeme<br />

deneyimleme şansı buldum. Beni en çok<br />

etkileyen ve çalışmaktan keyif aldığım<br />

malzeme ise kil oldu. Bir gün kendi atölye<br />

ortamımı sağlayıp seramik objeler ve<br />

heykeller üretme ateşi düştü içime. İlk<br />

fırsatta da bu hayalimi gerçekleştirdim.<br />

Tasarım eğitimime önce zanaat ekledim.<br />

Bir noktada tüm bu birikimler, sanatsal<br />

eserlere evrildi. Tutkunu olduğum<br />

Tasarımlarınızın hikayesi nasıl oluşuyor?<br />

Seramiğin köklü tarihi yönünü bir kısıtlama<br />

malzeme ile sanat üretimime bu şekilde<br />

giriş yapmış oldum.<br />

gibi değil, bir güç gibi kullanmak benim<br />

önceliğimdir. Bu, kimi zaman hikaye<br />

anlatıcılığında, kimi zaman da formlarda ve<br />

pişirme tekniklerinde beni etkilemiştir.<br />

İşlerimde malzemeyi araştırarak bunu<br />

insan davranışlarına olan ilgimle<br />

birleştiriyorum. Tema olarak beynimizin<br />

ve çömlek ustası Ahmet Taşhomcu’dan<br />

malzeme bilgisi ve diğer konularda destek<br />

alıyorum. Senede bir veya iki defa<br />

uğrayarak işlerimi orada tamamlıyorum.<br />

Bu, benim için süreçteki en önemli<br />

noktalardan biridir. Beni temsil eden PG Art<br />

Gallery sayesinde de sanatseverlerle<br />

hareketin başında olan Vikki Hill ile<br />

beraber çalışma şansı buldum. Benim<br />

Changing Mindsets ile öğrendiğim,<br />

önyargı kavramının olduğu ve bunu inkar<br />

etmek yerine farkındalığımızı arttırıp<br />

beynimizin nasıl çalıştığına odaklanmak<br />

oldu. Beni şaşırtan başka bir nokta ise bir<br />

Nisan’ın ilhamları nelerdir?<br />

Tüm ilhamımı doğadan alıyorum. Doğanın<br />

gücü ve estetik yaratıları beni çok etkiliyor.<br />

Hem doğanın yaratı süreci hem de ortaya<br />

çıkan renkler ve formlar… Tüm eserlerimin<br />

konsepti de tamamen doğaya dayanıyor.<br />

çalışma şekli olan kategorizasyon ve<br />

tahminler yürütme ilgimi çekiyor. Hatta<br />

bunun etkileri, işlemekten sıkılmadığım ve<br />

daha derin araştırmak istediğim genel<br />

temadır. Dünyayı anlamamıza yardımcı<br />

olan tahminler her zaman gerçeği<br />

yansıtmaz. Yarattığım işlerde hibrit formlar<br />

ve geleneksel unsurları barındırıyorum.<br />

buluşuyorum.<br />

Sizce iyi, sürdürülebilir bir tasarım nasıl<br />

olmalı?<br />

Bugün çözümler bulmak üzerine kurulu<br />

olan tasarım sürecini sürdürülebilirlikle<br />

birleştirmek gerekir. Sürdürülebilir bir<br />

tasarım, bulunduğu bölgeyi ve o<br />

çok insanın bunu tamamen reddetmesiydi.<br />

Kale Grubu’nun oluşturduğu ‘İyi Bak<br />

Dünyana’ mottosuyla başlayan hareketi de<br />

bu yönüyle Changing Mindsets’e<br />

benzetiyorum. Üstelik başlangıç<br />

noktasında oldukça değerli buluyorum.<br />

Sizce iyi, sürdürülebilir bir tasarım nasıl<br />

olmalı?<br />

Bence sürdürülebilir tasarım, her döneme<br />

uyum sağlayabilen ve yaşayan tasarımlar<br />

olmalıdır. Dünü, bugünü ve yarını içinde<br />

barındırmalıdır. Hayatın içinde tüketilen<br />

değil, hayata eşlik eden olmalıdır.<br />

İşlerimde kategorize etmesi kolay<br />

olmayanı yaratıp sorgulamaya itme de<br />

ilgimi çekiyor. Ben Menemen kili ile<br />

çalışıyorum. Oradaki atölyeleri geziyorum<br />

bölgedeki malzemeleri detaylı<br />

araştırmalıdır. Ortaya çıkan son üründen<br />

çok, ürünün üretim sürecinin ve son<br />

etkilerinin düşünülmesi önemlidir.<br />

‘İyi Bak Dünyana’ mottosu size ne ifade<br />

ediyor? Bu yaklaşımın sizin yaşamınızda<br />

ve tasarımlarınızda yeri ve önemi nedir?<br />

‘İyi Bak Dünyana’ benim için bir<br />

‘İyi Bak Dünyana’ mottosu size ne ifade<br />

ediyor? Bu yaklaşımın sizin yaşamınızda<br />

ve tasarımlarınızda yeri ve önemi nedir?<br />

Sürdürülebilirlikten bahsederken önce<br />

kendi alışkanlıklarımıza yönelmek<br />

önemlidir. Bir dönüşümden bahseden bu<br />

mottoda öncelik, farkındalıktan<br />

geçmektedir. Üniversitede yaptığım<br />

araştırmalarda Changing Mindsets<br />

hareketi ile tanışmıştım. Bu, bir gelişim<br />

zihniyeti oluşturan öğrenci ve çalışanların<br />

sorumluluktur. Her bireyin, hayatının her<br />

yaşında alması gereken bir sorumluluktur.<br />

Gereksiz tüketimi azaltarak günlük<br />

hayatımızda yapacağımız ufak değişiklikler<br />

ve çevremize göstereceğimiz özen ile<br />

küçük gibi gözüken büyük farklılıklar<br />

yaratabiliriz. Sosyal ve özel hayatımın<br />

içindeki özenin yanı sıra kendi<br />

yaratımlarımda geri dönüşümü olan doğal<br />

malzeme kullanıyorum. Tüketilen değil,<br />

yaşayan eserler ortaya çıkarıyorum…<br />

olduğu atölyelerle oluşturulmuş bir<br />

hareketti. Zekanın sabit bir özellik<br />

olmadığını ve çabayla arttırabiliceğini<br />

araştırıyordu. Bu konuları okul içerisindeki<br />

temalar ile işlerken büyük resme de<br />

bakmaya özen gösteriliyordu. Orada


İPEK KOTAN<br />

@ipek.kotan<br />

ZEYNEP ÖZLER<br />

Kale Grubu Kurumsal İletişim Müdürü,<br />

İyi Bak Dünyana Savunucusu<br />

@zeynepozler6<br />

atmasını cesaretlendirmek, sanatı hayatın<br />

merkezine yerleştirmek. Bu anlayışla,<br />

dünyasına iyi bakan sanatçılarla iş birliği<br />

yapmaktan mutluluk duyuyoruz.<br />

Bu ‘İyi Bak Dünyana’ hareketi nasıl<br />

oluştu? Nedir tam olarak?<br />

‘İyi Bak Dünyana’ hareketinin öncüsü<br />

KTSM. Pandeminin getirdiği farkındalıkla,<br />

Kale Grubu Başkanı Zeynep Bodur Okyay<br />

liderliğinde başlattık bu hareketi. ‘İyi Bak<br />

Dünyana’, her bir bireyin önce kendisinden,<br />

alışkanlıklarından, bedeninden, zihninden,<br />

ruhundan, evinden başlayarak; iş yerinde,<br />

sokağında, mahallesinde, şehrinde,<br />

Fotoğraf: Koen Suidgeest<br />

ülkesinde ve nihayetinde gezegende,<br />

elinin değdiği her mekânda özen<br />

duygusuyla fark yaratmasını hedefliyor.<br />

Rana Korgül: Seramik yaşamınıza nasıl<br />

dahil oldu?<br />

İpek Kotan: Seramik hayatıma 17 senelik<br />

bir depresyonun içinden çıkmaya<br />

çalıştığım sırada girdi. Kurumsal bir işte<br />

çalışıyordum, mutsuzluktan 48 kiloya<br />

düşmüştüm. 30. yaş günüme üç ay kala<br />

işimden istifa ettim ve Amerika’nın en iyi<br />

sanat okullarından biri kabul edilen Rhode<br />

Island School of Design’da yaz okuluna<br />

yazıldım. Ellerimle çalışma isteği artık<br />

eskisi gibi kulağıma fısıldamıyor, avazı<br />

çıktığı kadar bağırıyordu. Duymamazlığa<br />

gelmem mümkün değildi artık. Kendime<br />

‘Baktım hiç yeteneğim yok, en kötü gelir<br />

yine bir işe girerim,’ dedim. Okulda<br />

kuyumculuk ve seramik dersleri aldım ve<br />

altı haftalık programın sonunda seramik<br />

bölümü başkanı beni okulda full-time<br />

okumaya davet etti. Hiç düşünmeden<br />

kabul ettim. Başvuru bile yapmam<br />

gerekmedi, okul her şeyi halletti ve 30. yaş<br />

günümün sabahında kayıt ofisine çağrılıp<br />

okula kabul edildim. Orada okuduktan<br />

sonra İngiltere’de Staffordshire<br />

Üniversitesi’nde seramik tasarımı yüksek<br />

lisansımı yaptım ve arkasından kendi<br />

atölyemde çalışmaya başladım. Çamurla<br />

ve sırla çalışmaktan aldığım keyfi ve<br />

heyecanı anlatamam! Böylesine hassas,<br />

zor ve o kadar da ne olacağı belli olmayan<br />

doğal bir malzemeyle çalışmanın getirdiği<br />

engeller, seramiği benim için çok çekici<br />

kılıyor. Seramiği seçmemin en önemli<br />

sebebi, ellerimle ve böylesine kolay şekil<br />

verilebilen bir malzeme olması. Diğer<br />

sebep ise zorluğu, özellikle porselenin<br />

beni durmadan engelleri aşmaya<br />

zorlaması…<br />

İlham kaynaklarınızı merak ettik…<br />

Doğa… Suyun ve toprağın, kumun ve<br />

taşların değişik halleri… Buzullar, kumsallar,<br />

denizler, kayalar, özellikle jeolojik yapılar,<br />

yarı-değerli taşlar, kurumuş dere yatakları<br />

ve benzeri yerler...<br />

Sizce iyi, sürdürülebilir bir tasarım nasıl<br />

olmalı?<br />

Bence iyi tasarım; hem tasarımcının<br />

ruhunu ve çizgisini ifade etmeli hem de o<br />

tasarımla yaşayacak kişi ya da kişilerin<br />

amacına ve ruhuna hitap etmeli.<br />

Sürdürülebilirlik de en başta israftan<br />

kaçınarak ve geri dönüşüme değer<br />

vererek olur. Eğer sanatsal tarafından<br />

bakarsak, sanatçının içindekini ifade<br />

etmesi önemlidir. Moda olanı<br />

yapmaktansa ısrarla ve tekrar tekrar, ne<br />

kadar zor olsa da, kendi içine dönmesi,<br />

sessiz kalıp kendini dinlemesi, kendi dilini<br />

bulması, başkalarından ziyade kendi<br />

yaptığı işlerle yarışması, gelişmeye<br />

çalışması bence kişinin sanatını ve işini<br />

sürdürülebilir kılan şeylerdir.<br />

‘İyi Bak Dünyana’ mottosu size ne ifade<br />

ediyor? Bu yaklaşımın sizin yaşamınızda<br />

ve tasarımlarınızda yeri ve önemi nedir?<br />

Bu motto bana aşırı tüketimi, en azından<br />

biraz frenlemeyi ifade ediyor. Kendi<br />

hayatımdaki en iyi örnek sanırım fazla<br />

alışveriş yapmamam. Aldığım şeyleri<br />

genelde 5-10 sene arası kullanıyorum.<br />

Atölye aletlerimin bir kısmı 15 senelik. İyi<br />

kalite alıp uzun süre kullanıyorum. Ivır zıvır<br />

biriktirmeyi de sevmediğim için evim de,<br />

atölyem de çok sakin ortamlardır. Ne<br />

kadar az ve öz, o kadar iyi. Biraz da gezgin<br />

yaşamayı seven biri olduğum için (Avrupa,<br />

Amerika ve Asya’da 7 farklı ülkede<br />

yaşadım) taşınma sırasında doğrusu bana<br />

oldukça yardımcı olan bir felsefe. Almaya<br />

ve yer ayırmaya kıydığım yegane şeyler,<br />

kitap ve atölye malzemesidir. Ama kitapta<br />

oldukça seçiciyimdir. Eğer bir kere okumak<br />

istediğim bir kitap olduğunu biliyorsam, o<br />

zaman dinleyebileceğim formatta<br />

alıyorum. Fiziksel kitaplarım genelde<br />

referans kitapları oluyor.<br />

Rana Korgül: Seramik için siz neler<br />

söylemek istersiniz? İlham veren yeni<br />

oluşumunuz Kale Tasarım ve Sanat<br />

Merkezi’nde neler yapıyorsunuz?<br />

Zeynep Özler: Bizim köklerimiz, özümüz,<br />

seramik. Seramik ile nefes alan, hayat<br />

bulan, eserlerinin müzede hapsedilmesine<br />

karşı çıkan, sanatı bir gönül bağı kurmak<br />

olarak ifade eden ilk ve öncü seramik<br />

sanatçısı Füreya’nın en kapsamlı<br />

retrospektifini hayata geçirmiş bir Grup<br />

olarak, dünden bugüne,<br />

yerel/ulusal/uluslararası düzeylerde<br />

seramik sanatçılarını desteklemek varoluş<br />

amaçlarımızdan biri. Füreya’nın yanı sıra<br />

Elif Uras gibi çağdaş sanatçıları da<br />

destekleyerek, kültürel mirasımıza sahip<br />

çıkmak kadar, yeni nesil sanatçılara alan<br />

açarak sürdürülebilirliği sağlamaya var<br />

gücümüzle çalışıyoruz.<br />

Karaköy merkezli Kale Tasarım ve Sanat<br />

Merkezi’ni (KTSM, @ktsm_org)<br />

disiplinlerarası bir üretim ve paylaşım<br />

platformu olarak hayal ettik. Bizler,<br />

dünyanın sanat ve tasarımla daha iyi bir<br />

yer olacağına inanıyoruz. Ve bu amaç<br />

uğruna çalışan<br />

kişiler/kurumlar/topluluklarla güç birliği<br />

yapıyoruz. Burada, öze değen, özgün ve<br />

özgür projelere öncelik veriyoruz.<br />

Sürdürülebilir kalkınmanın önceliklerinden<br />

olan sorumlu üretim ve tüketime davet<br />

eden sanatçılara alan açıyoruz. KTSM’deki<br />

seramik fırınımızı ve atölye alanını ‘Açık<br />

Atölye’ olarak kurguladık. Hem malzeme<br />

hem de üretim ve sergileme alanı olarak<br />

seramik sanatçılarının kullanımına açtık.<br />

Her projede amacımız sosyal fayda<br />

barındıran bir fikrin savunuculuğunu<br />

yapmak, dünyamıza iyi bakmak için her<br />

bireyin kendi etki alanı içerisinde adım<br />

Pandemi sürecinde pek çok konuda<br />

farkındalığımız arttı; toprak ile olan<br />

bağımızı yeniden hatırladık; doğayla<br />

ilişkimizi gözden geçirdik. Mevcut<br />

karmaşık sorunlar karşısında,<br />

‘topraklanma’nın önemini idrak ettik.<br />

İnsanlığın doğuşuyla özdeş bir malzeme<br />

olan seramik öyle özel ki; içinde hem<br />

geleneği hem de geleceği barındırıyor.<br />

Zuhal Demirarslan ile hayata geçirdiğimiz<br />

‘Alev Ebüzziya Belgeseli’nde sanatçının<br />

ifade ettiği gibi; ‘eserlerinde mükemmelin<br />

değil, titreşimin peşine düşenler’<br />

dünyasına iyi bakanlar. Daha çok seramik<br />

kullanmak, seramiği yaşamın merkezine<br />

koymak demek, daha çok el emeğinin<br />

yanında, zanaatkârın yanında durmak<br />

demek. Toprakla haşır neşir olanlar,<br />

sonucun değil, sürecin getirdiklerinin<br />

peşine düşenler. Kilin hafızasına kulak<br />

verenler, gürültünün içindeki fısıltıyı<br />

duymak için derin dinleyenler; eline,<br />

emeğine, sabrına güvenenler. Bu dosyada<br />

da hem sanat pratiği hem de yaşam<br />

tarzıyla dünyasına iyi bakanları<br />

buluşturmuş olmaktan mutluyuz.<br />

Umarız, okuyuculara da ilham olur…


15/3<br />

YÜZEN<br />

112/115<br />

SANAT<br />

ESERLERİ<br />

Çağdaş sanatın en önemli<br />

kalmıyor o eşsiz eserleri tekne<br />

meselelerinden biri olan sanat-mekân kamaralarında, mega yatların salon<br />

ilişkisi artık sınırlarını aşarak lüks mega duvarlarında görebiliyorsunuz. Yeni<br />

yatlarda kendini gösteriyor.<br />

sergileme biçimlerinin sanatseverleri<br />

klasik ev duvarlarından daha çok<br />

Bu yaz rüzgârı arkamıza alıp sanatla iç heyecanlandırdığı kesin, yat sahiplerinin<br />

içe maviliklere açılma zamanı. Denizin de giderek sayısının artması eşsiz<br />

ortasında bir tarafta doğanın cömertliği, koleksiyonların denizin ortasında<br />

diğer yanda çağdaş sanat eserleri... Ne olmasına sebep oluyor. Hazırsanız, uçsuz<br />

şanslıyız ki bu ülke, gezegenimizin en bucaksız mavi denizlerde, koy koy<br />

güzel kıyılarına, koylarına ev sahipliği gezerek hangi sanatçıların eserlerinin<br />

yapıyor. Çağdaş sanat artık sadece nerede yer aldığını ve hikayelerini<br />

galeri, fuar ve ev duvarlarına sıkışıp öğrenmek için yola çıkıyoruz.<br />

GÜNNUR ÖZSOY<br />

İşlerinde organik formları temel alan<br />

Günnur Özsoy’un kırmızı beyaz sanat<br />

eserinin lüks bir teknenin salonundan<br />

maviliklere baktığını görüyoruz. Özsoy<br />

eserlerinde modern yaşamın bir metaforu<br />

olarak öne sürdüğü, bilince ait bir boşluğu<br />

keşfe çıkıyor. Bu boşluk sanatçının<br />

gerçeklik mimarisinin bir parçası. Günnur<br />

Özsoy, kullandığı polyester, keçe, pirinç,<br />

bronz ve mermer gibi çeşitli malzemeleri;<br />

kendi doğalarının aleyhine döndürmek<br />

için yararlanıyor.<br />

Yazı: Funda Karayel / Gazeteci<br />

fundakarayel@gmail.com<br />

EMRE NAMYETER<br />

Koleksiyonerlerin en çok eser topladığı<br />

isimlerden başarılı sanatçı Emre<br />

Namyeter’in yapıtları karşımıza önce<br />

İstanbul boğazında, sonrasında Ege<br />

koylarında lüks bir yatın salonunda çıkıyor.<br />

Namyeter eserin hikayesini şöyle anlatıyor.<br />

“Günlük yaşamda hemen hemen herkes<br />

belli kalıplar içerisine girmiş durumda. Bu<br />

durum algımızın da önüne filtreler koyarak<br />

gerçeği olduğu gibi görmemizi kısıtlıyor.<br />

Çalışmalarımda genel olarak bu olayı<br />

sorguluyorum. Olayların kişiden kişiye<br />

nasıl farklı algılanıp yorumlandığı ve bu<br />

olgunun insanda bıraktığı izler, her zaman<br />

ilgimi çekmiştir. Gördüğümüzün gerçeği<br />

mi yoksa kendi algımızın yansıması mı<br />

olduğu gibi sorular bu ilgiye sebep oldu.<br />

Çalışmalarımda özellikle renk ve ışığa<br />

odaklanıyor, mümkün olduğunca geniş bir<br />

spektrumda bu ögelerle oynayarak,<br />

izleyicinin renk ve ışık algısına<br />

yöneliyorum.”


MİTHAT ŞEN<br />

Numarine yapımı tasarımıyla dikkat çeken yatın salon kısmında Mithat Şen’in istif<br />

serisinden bir eser karşımıza çıkıyor. “İstif”, Mithat Şen’in erken dönemlerinde kurduğu ve<br />

geliştirdiği; kimi zaman bölünen kimi zaman bütün olarak, tuval üzerinde yahut şaselere<br />

gerilmiş derilerde gördüğümüz bedeni, yazıya dair bir kompozisyon odağında kuşatıyor.<br />

Yazının alışılagelmiş düzeninden çıkıp harflerin birbiriyle kurduğu boşluk-doluluk ve<br />

parça-bütün ilişkisi çevresinde düzenlendiği “istif”, forma ilişkin bir çeşitleme olmanın yanı<br />

sıra birimlerin bütüne ulaşmada aldıkları farklı aşamalara işaret etmesi bakımından da<br />

özel bir sistem kuruyor. Mithat Şen’in resimlerinde kullandığı 13 birim, bu seride, bedene<br />

dair bir alfabe gibi kodlanmış ve harflerin dizilişindeki denge ile parçadan bütüne ulaşma<br />

yolunda, tıpkı doğadaki gibi sonsuz okumalara olanak tanıyacak formlara açılıyor.<br />

NİLAY ÖZENBAY<br />

Heykeltıraş Nilay Özenbay’ın büyük hayran<br />

kitlesine sahip heykellerini dev bir mega<br />

yatın giriş bölümünde ve kamarada<br />

görüyoruz. Özenbay eserin hikayesini<br />

şöyle anlatıyor. “Çocuk, yetişkinin<br />

ideallerini gerçekleştirmekte kullandığı en<br />

önemli figürlerdendir. Yetişkin dünyasında<br />

geçirdiği değişim süreci içinde ikonlardaki<br />

tanrısal kutsallığından kendi başına bir<br />

imge olduğu dönemlere kadar çocuk ve<br />

çocuk imgesi hem gerçek anlamıyla hem<br />

de sembolize ettiği tüm alt anlamlarıyla<br />

birlikte, toplumsal değişimlerden<br />

etkilenmiştir. Bir taraftan masumiyetin<br />

atfedildiği en önemli kavram diğer taraftan<br />

yüzleşme, huzursuzluk benzeri duygularla<br />

yetişkinin yaşamının eleştirisinin yapıldığı<br />

anlamlarla karşılık bulmuştur.<br />

Benim çalışmalarım, çocuk kavramının<br />

çağrıştırdığı özellikle yetişkin dünyasının<br />

yitirdiklerini hatırlatabilecek duyguların,<br />

eğlenceli, coşkulu anlatım dili içinden,<br />

formun yalın kullanımının kıvrımlara<br />

dönüşlerde şekil aldığı heykellerdir.<br />

Benzerlikler, farklılıklar üzerinden bir<br />

kavrayışın ötesinde çocuk imgesinin<br />

imlediği çoklu anlamların, yalın ifade<br />

biçimleriyle nasıl formun içinden<br />

yayıldığının sorusallaştırılması yapılan<br />

çalışmalara da hakkını vermek olacaktır."<br />

FATİH SAZAK<br />

Dünya’nın ilk Trimonoran güç yatı<br />

Escalade 25M’nin tasarımcısı Baran<br />

Akalın’ın yatlarında sanat ağırlıklı salon<br />

alanı ve kamaralar dikkat çekiyor.<br />

Örneğin eğlenceli bir sanat galerisi<br />

görüntüsünde tasarlanmış üst güverte<br />

lobisinde iki büyük Fatih Sazak resmi<br />

sizi karşılıyor. Fatih Sazak’ın yaşam<br />

döngüsünün ilk sembolü Maça Serisi<br />

kara canlılarının hayatta kalma<br />

mücadelesini konu alıyor. Döngünün<br />

en güçlü kartı Maça Papazı, en güçlü<br />

avcı olan aslan olarak karşımıza çıkıyor.<br />

CENGİZ YATAĞAN<br />

Koleksiyoner Ömer Malaz’ın teknesinde<br />

Cengiz Yatağan eserlerini görüyoruz.<br />

Yatağan en dikkat çeken işlerinden Elif’in<br />

hikayesini şöyle anlatıyor: “Elif kaligrafi<br />

olmuş bir halde çünkü kafasında semazen<br />

sikkesi var. Elif dünyanın ilk harfi, dik<br />

duruşun adam gibi oluşun sembolü; Tanrı<br />

ile dünya arasındaki dikey çizgi. İnsanlar<br />

vav olarak doğar Elif olarak ölürler. Benim<br />

anlatımım ise şöyle: Maddi ve manevi<br />

olarak ne kadar güçlü olursan ol boynunu<br />

eğmeyi bilmen lazım. Bu eser<br />

mütevazılığın sembolü de aynı zamanda.<br />

Egona ve egosantrik duygularına yenik<br />

düşme diyor.”<br />

SERDAR TEKEBAŞOĞLU<br />

Başarılı futbol kariyeriyle tanıdığımız<br />

Volkan Demirel bir yandan da dikkat çekici<br />

bir seçkiye sahip sanat koleksiyonuyla<br />

biliniyor. Demirel’in teknesinde Serdar<br />

Tekebaşoğlu eserini görüyoruz.<br />

Eserlerinde yaşanmışlığın ve geleceğin<br />

belirsizliğini yalın ve şiirsel bir anlatımla<br />

ifade eden sanatçı porselen inceliğinde<br />

biçimlenen gizemli bedenlerde yeniden<br />

hayat bulan mitosları, doğaya ve doğanın<br />

güçlerine bağlılığı ile özdeşleştiriyor. İnsan<br />

bedeni üzerinde, malzemenin sağladığı<br />

olanaklarla kendi düş dünyasının sınırlarını<br />

zorlayan Serdar Tekebaşoğlu’nun<br />

eserlerinde hem malzemenin hem de<br />

heykelin kendi içindeki gelişimleri bir<br />

bütün olarak algılanıyor. Bitmemiş ya da<br />

uzuvları eksik heykeller tamamlama<br />

arzusu ile izleyenin düş dünyasını harekete<br />

geçiriyor. İnsan vücudunu ele alıp keyfince<br />

oynayan, deforme eden sanatçı, fantastik<br />

eklemeler olarak yorumlanan melek<br />

kanatları ile abartılı ama kendine has bir<br />

estetik anlayışı ortaya koyuyor.


15/4<br />

MEET THE ARTIST<br />

CRAIGYazı: Elmira Gürses<br />

116/118<br />

&KARLVE<br />

RENK DOLU BİR DÜNYA<br />

Avustralya'da tasarım okudukları Queensland Sanat<br />

Koleji'nde tanışan ve ilk dönemden son döneme<br />

kadar hemen hemen her projede birlikte çalışan bir<br />

çift... Üniversiteden hemen sonra, 10 yıl boyunca<br />

parçası oldukları üç arkadaşla Rinzen adında bir<br />

kolektif oluşturdular. Daha sonra ayrıldılar ve resmi<br />

olarak Craig&Karl'ı kurdular. Peki Craig&Karl kim?<br />

Craig Redman ve Karl Maier, Vogue, MTV,<br />

Converse ve Nike gibi müşterilerle çalışan,<br />

illüstrasyon, moda, enstalasyon, heykel ve<br />

müzik dahil olmak üzere akla gelebilecek<br />

hemen her ortamda yaptıkları deneylerle<br />

kendi benzersiz ve anında tanınabilir<br />

tasarım dillerini özenle oluşturmak için 20<br />

yıl harcamış iki tasarımcı. Bugün Dünya’nın<br />

farklı yerlerinde (Craig New York’ta ve Karl<br />

Londra’da) yaşamalarına rağmen, her gün<br />

iş birliği içinde basit mesajlarla dolu,<br />

düşünceli ve genellikle mizahi cesur işler<br />

yaratıyorlar. Filozofik fikirleri ve bitmez<br />

tükenmez yaratıcılıklarıyla tüm Dünya’nın<br />

dikkatini çeken bir sanat düosu olmayı<br />

başarıyorlar.


Craig&Karl, çalışmalarına son derece<br />

işbirlikçi bir tarzda yaklaşıyor. Brisbane Art<br />

Design: Open Source’da yer alan en<br />

sevilen eserlerinden biri, tasarımcıların<br />

hayatlarının belirli dönemlerinde<br />

yanlarında bulunan insanlarla geçirdikleri<br />

anları yakalayan ve her anıya bir zaman<br />

damgası vuran büyük ölçekli bir portre<br />

serisi. Göz alıcı tasarımları aynı zamanda<br />

Designboom, The Business of Fashion,<br />

AnOther Magazine ve The Design Files<br />

gibi en iyi moda ve tasarım yayınlarının<br />

sayfalarını da süslüyor.<br />

Yarattıkları ürün çeşitliliğinde ve farklı<br />

dallarda gösterdikleri başarıyla birinci sınıf<br />

sanatçılar haline gelen Craig&Karl, albüm<br />

kapakları, yazı tipleri ve animasyonlardan<br />

set tasarımları, sanat enstalasyonları ve<br />

ürün ambalajlarına kadar hemen her şeyi<br />

tasarlıyorlar. Renkli pop estetiğiyle<br />

özdeşleşen tarzları ile ikilinin kendi<br />

markaları altında yarattıkları eserleri kısa<br />

sürede endüstri öncüsü Paris mağazası<br />

Colette'in dikkatini çekti ve tasarımcıların<br />

LVMH, Chanel ve Vanity Fair gibi önde<br />

gelen küresel markalarla çalışmasının yolu<br />

açıldı.<br />

İkili, özellikle Paris'teki Musée de la<br />

Publicité, Atina'daki Onassis Kültür Merkezi<br />

ve Meksika'daki Çağdaş Sanat Müzesi<br />

başta olmak üzere dünyanın dört bir<br />

yanında açtıkları sergilerle biliniyorlar. Elle<br />

tutulur şekilde somutlaşmış birliktelikleri<br />

sayesinde tek bir kelimeyle Craig&Karl<br />

olarak tanınan tasarımcılar, parlak renkler,<br />

cesur desenler ve popüler kültür<br />

ikonografisi kullanımlarıyla gösterişiyle<br />

öne çıkan günümüz çağında mizah ve<br />

eğlencenin nabzını tutuyorlar.<br />

Microsoft, Google, Apple, Washington<br />

Post ve New York Times gibi şirketlerle de<br />

çalışan Craig&Karl’ın eserleri dünyanın<br />

dört bir yanındaki müzelerde sergileniyor.<br />

İşlerinin ne kadar yaratıcı ve hayat dolu<br />

olduğunun en çarpıcı örneklerinden biri,<br />

günümüzdeki monokrom, ruhsuz ve rutine<br />

boğulmuş benzin istasyonlarına keskin bir<br />

tezat olarak tasarladıkları, rengarenk ve<br />

neşeli bir havayla hayat bulan<br />

“kullanılmayan benzin istasyonu”<br />

enstalasyonu.<br />

Hayatın her anından ilham alan ikili,<br />

yaratıcılıklarının kaynağı olarak nelerden<br />

esinlendikleri sorulduğunda, “Bu süreç<br />

bizim için, kasıtlı olarak ilham aramak<br />

yerine, çoğunlukla etrafımızdaki dünyadan<br />

etkilenmekle ilgili. Bu bazen Google<br />

görsellerde dolaşırken tesadüfen<br />

rastladığımız bir şey oluyor ve bir fikrin<br />

ortaya çıkmasını sağlıyor. Yine de bizim<br />

için bir şeyleri tetikleyen, daha çok gerçek<br />

dünya olayları ve bir bütün olarak popüler<br />

kültür. Bu konuda ağı oldukça geniş tutma<br />

eğilimindeyiz. Sadece oynayabileceğimiz<br />

ilginç veya eğlenceli bağlantılara açık<br />

olmaya çalışıyoruz,” diyorlar.<br />

Gerek metroda gördükleri çılgın giyimli bir<br />

hippi olsun, gerek New York’un sanat dolu<br />

sokaklarında gördükleri bir mega sergi<br />

olsun, Craig&Karl için ilhamlarının sonu<br />

yok. Bu da bizim için iyi bir haber. Rutin,<br />

telaş ve karmaşa dolu günlük<br />

hayatlarımızda hepimizin bir parça daha<br />

pozitif imgelemeye, rengarenk ve komik<br />

tasarımlara ve aklımıza gelebilecek en<br />

sıradan şeylerin bizleri gülümseten bir<br />

şekilde yeniden yorumlanmasına<br />

ihtiyacımız var. Vizyonlarını<br />

uygulayabildikleri her alanda çalışmaya<br />

aşkla devam eden ikilinin bir sonraki<br />

çalışması sabah kahvenizi içerken<br />

okuduğunuz gazetenin ön sayfasında, işe<br />

giderken yolunuzun üzerinde bulunan ve<br />

o güne kadar hiç dikkat etmediğiniz bir<br />

mağazanın vitrininde veya ayağınızın<br />

altındaki kaldırımda karşınıza çıkabilir.


16<br />

ÜÇ KAT GECENİN KARANLIĞINDAN<br />

Mitolojide beni en çok<br />

düşündüren karakterlerden<br />

biri Sisyphos’tur. Hikâyesi<br />

bana göre içinden bir türlü<br />

çıkamadığımız kısır<br />

döngülerimizi ve bıkmadan,<br />

yılmadan ama sürekli aynı<br />

şeyleri yaparak o döngüden<br />

çıkmak için gösterdiğimiz<br />

beyhude çabamızı anlatır.<br />

sürer. Tekrar, tekrar ve tekrar aynı şeyi<br />

yapmaktan başka çaresi yoktur.<br />

Kurnaz Sisyphos ölüm meleğini bile<br />

kandırmış ama bu cezadan sonsuza kadar<br />

kurtulamamıştır. Hades modern astrolojide<br />

Akrep Burcu’nun yöneticisi Pluto’nun<br />

mitolojik tanrısıdır. Karanlığın, gölgenin,<br />

gücün, manipülasyonun, ölümün, yeniden<br />

doğumun ve dönüşümün gezegeni Pluto.<br />

Hades, Sisyphos’un o çok övündüğü aklını<br />

manipüle etmiş ve onu çaresizlik duygusu<br />

Sisyphos; Yeraltı Tanrısı Hades tarafından<br />

verilmiş bir cezanın içinde ömür tüketen<br />

bir kraldır. Aslında fazla akıllı ve aşırı kurnaz<br />

olan bu kral insanları, hatta tanrıları bile<br />

içine hapsetmiştir. Sisyphos her seferinde<br />

aynı yoldan giderek bir gün kayayı zirveye<br />

çıkarabileceğini ve böylece esaretten<br />

kurtulabileceğini hayal etmiştir.<br />

sürekli kandırır ve kıvrak zekasıyla herkesi<br />

alt eder.<br />

Aslına bakarsanız hepimiz birer Sisyphos<br />

değil miyiz? Bize sunulan yaşamda<br />

120/122<br />

Yazı: İpek Kigan / Astrolog<br />

@ipekkigan_<br />

Bir sırrını açıklayarak kendisini zorda<br />

bıraktığı için Tanrıların Tanrısı Zeus,<br />

Sisyphos’u ölüm meleği Thanatos’a verir.<br />

Ama akıllı Sispyhos ölüm meleğini bile<br />

kandırarak zincirle bağlayıp, kaçar. Öyle ki<br />

ölüm meleği Zeus tarafından kurtarılana<br />

mücadeleyle, hırsla, yanılsamalar içinde<br />

alıştığımıza, bildiğimize,<br />

sahiplendiklerimize tutunarak tekrar ve<br />

tekrar aynı davranışları yapıp, sınırlarını<br />

çizdiğimiz dünyamızın içinde dönüp<br />

duruyoruz.<br />

kadar günlerce hiç kimse ölememiştir!!<br />

Acaba Sisyphos ona sunulan senaryonun<br />

Defalarca yakalanıp yeraltına gönderilen<br />

Sisyphos, her seferinde yeryüzüne<br />

dönmenin bir yolunu bulur. En sonunda<br />

konuya Hades el atar ve Sisyphos’u yanına,<br />

ölüler diyarının en altına, 3 kat geceyle<br />

kaplı Tartaros’a alır.<br />

dışına bir anlığına çıkabilseydi, kayayı<br />

zirveye çıkararak bu büyüyü bozacağına<br />

duyduğu inanç ve hırsı bir kenara bırakıp<br />

başka bir yol var mı diye düşünebilseydi ya<br />

da o güne kadar yaptığı bütün hataları<br />

kabul edip, pişmanlığın gücüyle verilene<br />

razı olabilseydi işte belki o an büyü<br />

Hades, tanrılarla sürekli alay eden<br />

kayboluverecekti.<br />

Sisyphos’u çok ağır bir kayayı, yüksek bir<br />

dağın zirvesine kadar yuvarlamakla<br />

cezalandırır. Sisyphos çok zorlansa da<br />

kayayı yukarı çıkarmayı başarır. Ama tam<br />

zirveye geldiği sırada bir güç kayayı geri<br />

iter. Ve Sisyphos’un tekrar onu yukarı<br />

çıkarması gerekir. Bu sonsuza kadar böyle


O zaman biz de dönüp bir baksak<br />

kendimize, bir anlığına düşünsek; hep aynı<br />

davranış kalıplarıyla hareket edip yeni bir<br />

sonuç bekleyebilir miyiz?<br />

Nefsin arzularına boyun eğerek kendi<br />

Güneş’imize ulaşabilir miyiz?<br />

Hz. Muhammed’in ‘Ölmeden önce ölünüz.’<br />

cümlesi, kendi yarattığımız bu büyüyü<br />

aşabilmenin anahtarı değil midir?<br />

Sahiplendiklerimiz, tutunduklarımız,<br />

bırakamadıklarımız, hırslarımız,<br />

kıskançlıklarımız bizi üç kat gecenin<br />

karanlığına çekip, bitmek bilmeyen kısır<br />

döngümüze esir etmez mi?<br />

Bizi korku dolu hapishanemizden, bu<br />

büyülü matriksten çıkaracak gücün sırrı<br />

doğum haritamızdaki Pluto’da, Akrep<br />

burcundaki gezegenlerimizde, 8.ev veya<br />

Akrep burcunun düştüğü alandadır. Tabi<br />

istiyorsak, gönüllüysek, sistemin dışına<br />

çıkabilecek cesaretimiz varsa, yanmaya ve<br />

küllerimizden doğmaya hazırsak! Değilsek<br />

kayayı yuvarlamaya devam o zaman…<br />

Homeros’un dizeleriyle Sisyphos:<br />

“Sisyphos’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken:<br />

Yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı,<br />

Ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya,<br />

Ha bire itiyordu onu bir tepeye doğru,<br />

İşte kaya tepeye vardı, varacak, işte tamam,<br />

Ama tepeye varmasına tam bir parmak kala,<br />

Bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri,<br />

Aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya<br />

O da yeniden itiyordu kayayı tekmil kaslarını gere gere,<br />

Kopan toz toprak habire aşarken başının üstünden<br />

O da ha bire itiyordu kayayı, kan ter içinde. ”<br />

Homeros Odysseus


17<br />

BİLDİĞİNİZ YAZLAR<br />

124/125<br />

GİBİ DEĞİL!<br />

Geçen kış evden mi çalışmalıyız, ofislere dönmeli miyiz tartışmasıyla geçmişken bu kış soğuk<br />

havalar, sürekli artan enflasyon ve savaşlar ana konumuz oldu. Şimdi ise yaz geliyor. Hepimizin<br />

deli gibi ihtiyaç duyduğu o mevsim. Anti-depresan satışları patlamış, eczaneler neredeyse<br />

talebi karşılayamaz hale gelmişken, sosyal hayatımızı yeninden canlandırmamız gerek!<br />

Zamanın trendlerinden yararlanıp dans pistinde yer almaktan daha iyi bir sosyallik bilmiyorum.<br />

Bu yaz uzun süredir karşımıza çıkan ve artık alıştığımız mevsim trendlerini unutun. Birkaç yıldır<br />

fazlaca alkışlanan, güzel ama işlevsiz neon renklerine veda edin. Hayvan derisi ya da palmiye<br />

baskılı gömleklere de. Çünkü bu yaz hiç olmadığı kadar pastel ve sakin tonlarda geçecek.<br />

SİYAHIN HEGEMONYASI<br />

PEMBE VE EFLATUN<br />

Hatta sezonun en gözde renginin siyah Renklerden bahsetmişken bu senenin<br />

olacağını söylersem konuyu biraz<br />

önde gelenlerinden biri de pembe.<br />

aydınlatmış olurum sanırım. İnanması güç Ülkemizde biraz tartışmalı bir renk ama sırf<br />

ama gerçek. Yazın siyah giymeyin<br />

bu konuşmaları alevlendirmek adına bile<br />

üzerinize güneş ışınlarını çekersiniz<br />

giyilebilir pekâlâ. Bir de eflatun renge sıcak<br />

deniyordu ama göreceğiz. Güneşin altında baksanız fena olmaz. Erkekler arasında en<br />

bile hastası oldukları grupların simsiyah tercih edilmeyen renk araştırılsa büyük<br />

tişörtüyle dolaşan metal dinleyicisine bir olasılıkla eflatun çıkar ama bu sene moda,<br />

şey olmuyorsa bize de olmaz herhalde. ne yaparsınız. Renk terapistlerinin<br />

Trendi yakalamak, güneşin altında<br />

hayatınıza huzur getirmesi için önerdiği bu<br />

bayılmaktan daha önemli gibi geliyorsa renk aynı zamanda parayı da çekiyor<br />

siyahlarınızı kışlıklarla birlikte kaldırmayın. diyorlar. Nasıl şimdi biraz ilginizi<br />

Ya da belki akşamları kullanabilirsiniz.<br />

çekebildim mi?<br />

Eninde sonunda o siyah giyilecek!<br />

BERDUMA VE YANAR-DÖNER<br />

PANTOLONLAR<br />

Yazın olmazsa olmazı bermudalar geçen<br />

sene arkalarına aldıkları rüzgârı bu sene<br />

de başarıyla kullanacak. Diz hizasındaki<br />

bermudaları iyi seçmekte yarar var. Eğer<br />

bacak boyunuz kısaysa, bermudanız diz<br />

altına indikçe boyunuzun olduğundan kısa<br />

görünmeye başlamasına neden olacak. Bu<br />

yüzden bermudanın boyu çok önemli.<br />

Bununla beraber ben kısa seviyorum diyen<br />

beyler de sakın üzülmesin, ekstra kısa<br />

şortlar bu senenin de gündeminde.<br />

Pantolon seçimlerinde ise yanar döner<br />

renkler ilgi göreceğe benziyor. Üstler ne<br />

kadar sakinse pantolonlar o kadar neon<br />

olabilir.<br />

Erkek modası denince artık aksesuarların<br />

önemi tartışılmaz. Bu yüzden en ağırından,<br />

en pahalı görüneninden bir zincir edinmek<br />

şart. Ucuz bir rap star gibi görünmemek<br />

adına çok uzun bir zincir almamakta fayda<br />

var tabii. Dries Van Noten, Sporty & Rich bu<br />

konuda kendilerini aştı. Bununla beraber<br />

Uzun süredir sadece Halloween<br />

partilerinde gördüğümüz yüksek belli,<br />

aşağı doğru indikçe genişleyen<br />

pantolonlar, uzakta kaldıkları dönemin<br />

acısını almaya geliyor. Evet, giyildiğinde<br />

70’ler filminden fırlamış gibi duran<br />

pantolonlar işte… Bu kesimi sadece Harry<br />

Styles’ın üzerinde görecek halimiz yok ya,<br />

pekâlâ deneyebilirsiniz.<br />

ERKEKLERDE ÇIPLAKLIK MODASI<br />

Buraya kadar her şey oldukça normal<br />

geldiyse gözünüze o zaman alışılagelmişin<br />

dışında bir trendden bahsedelim. Bu sene<br />

erkeklerin üstsüzü makbul! Evde fenalık<br />

geçirerek yaşadığımız karantina<br />

günlerinden sonra insan biraz hava almak<br />

istiyor. E, tabii vücudunuzda. Bu dönemi<br />

spor salonunda göğüs geliştirerek<br />

geçirdiyseniz ‘üstsüz’ dolaşmak erkekler<br />

için moda. 94. Oscar töreninde Timothée<br />

Chalamet kırmızı halıda gömleksiz giydiği<br />

smokini ile bu trendin patlaması için<br />

gerekli fitili ateşlemiş oldu.<br />

Mümkün olan her yeri açıkta bırakmaya<br />

kararlı olan tasarımcıların birkaç sene<br />

sonra bu hareketi nereye taşıyacağını<br />

merakla bekliyorum. Takım elbiselerin<br />

çıplak bedene giyilmesi normal<br />

karşılanmaya başlasa iyi olur. Zira Jil<br />

Sander, Saint Laurent gibi markalar bu<br />

akımı destekliyor. Bu sene ayrıca<br />

erkeklerin tişörtlerinde ya da atletlerinden<br />

kesip çıkartılmış pencereler senesi. Hani<br />

kadın mayolarının göbeğinde delik açılıp<br />

mayokini icat edildi ya, onun gibi düşünün.<br />

Rick Owens ve Y/Project bu konuda en iyi<br />

atılımı yapan markalar oldu. Öyle gözüyor<br />

ki erkek dekoltesi gelecek sezonlarda<br />

artarak devam edecek. Ucundan<br />

köşesinden yakalamakta yarar var.<br />

Ve ayaklar durur mu onlar da bırak hava<br />

alsın kampanyasına katılacak tabii.<br />

Sandallar hiç olmadığı kadar moda olacak.<br />

Aslında çok rahat olan ama tasarımcıların<br />

bir türlü sevemediği flip floplar bu sene<br />

fütüristik denemelerle plajların gözdesi<br />

olacak. Sandaletler de takım elbiselerin<br />

altına kullanılmak üzere yeniden moda!<br />

Ofis hayatında ise blazerleri yeniden<br />

görmeye başlıyoruz. Blazer şıklığı bu sefer<br />

jean ile yumuşatılmayıp kumaş pantolonla<br />

kombinlenecek. Gündelik hayat ne kadar<br />

çıplak ne kadar rahatsa ofis hayatı o kadar<br />

şık olacak. Gözünüz bozuk olmasa bile<br />

sağlam çerçeveli gözlük almanızda yarar<br />

var. Hem bu senenin trendine uyarsınız<br />

hem de gözünüz bozulana kadar alıştırma<br />

yapmış olursunuz. Çünkü nasıl olsa,<br />

okuma gözlüğü kullanılacak o yaşlara bir<br />

gün ulaşılıyor.<br />

Hazırlayan: Oben Budak / Gazeteci<br />

@obenbudak


18<br />

EN<br />

BEĞENİLEN<br />

İLAN<br />

126<br />

C<br />

M<br />

Y<br />

CM<br />

MY<br />

CY<br />

CMY<br />

K<br />

Be bold, be brave<br />

raawii creates design with attitude.<br />

Versatile and always powerful,<br />

significant and refined.<br />

SİZ BU SAYIDA<br />

EN ÇOK HANGİ İLANI<br />

BEĞENDİNİZ?<br />

Bize mail ile bildirebilirsiniz.<br />

hillsider@hillside.com.tr<br />

Veya Instagram @hillsidenow hesabına DM gönderebilirsiniz.


HIZLI,<br />

HAFİF,<br />

LİMİTSİZ<br />

UA FLOW VELOCITI WIND 2<br />

Çok Hızlı&Kaymayan taban<br />

Kauçuksuz, özel yastıklama ve taban sistemi, zemini daha iyi<br />

kavrayarak daha hızlı<br />

koşmanıza yardımcı olur.<br />

Sizinle hareket eder<br />

Hızlı, Hafif, Limitsiz<br />

Esnek Ua Warp doku, siz kusursuz dönüşler yaparken<br />

ayağınıza uyum sağlar.<br />

MapMyrRun bağlantılı<br />

Gerçek zamanlı kişiselleştirilmiş koçluk ipuçları, formunuzu<br />

iyileştirmek için daha akıllıca çalışmanızı destek olur.<br />

WWW.UNDERARMOUR.COM.TR

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!