NAZIM HİKMET ve KADINLARI

huber.ben23

NAZIM HİKMET ve KADINLARI

NAZI M

Hİ KMET ve

KADI NLARI

(1902­1963)

Haz: P rof. Dr. Sunar Bİ RSÖZ

1


GİRİŞ

Bu sunu’nun amacı Nazım Hikmet’in yaşamında yer

alan kadınlarla ilişkisini, yazdığı şiirleri ve bu ilişkinin

altında yatan psikolojik etkenleri tanımaya çalışmaktır.

O sadece Devrim’e gönül vermiş bir komünist şair

değil, en duygulu şiirlerini yazdığı kadınlarına tutkuyla

bağlanan bir ROMANTİK AŞIK’tır.

Yaşamındaki ilk önemli kadın Annesi CELİLE ve

sonrasında NÜZHET, PİRAYE, MÜNEVVER ve Rusya’da

doktoru GALİNA ve son eşi VERA TULYAKOVA

HİKMET’tir.

Sıradışı bir yaşamı belirleyen bu sıra dışı kadınlarla

ilişkisi, yaşamına olduğu kadar sanatına da damgasını

vurmuştur.

NAZIM’ın politik kişiliği, siyasi kavgaları ve buna ilişkin

eserleri bu sunu’nun sınırları dışında tutulmuştur.

2


ANNE CELİLE HANIM:

Celile’nin soyu Osmanlı yönetici

sınıfı içinde yer alan

LEH ve POLONYA asıllı paşalara

dayanır.

NAZIM’ın anne tarafından dede’leri olan bu kişiler,

sonrasında Müslümanlığı benimseyip, üst düzey

görevlere atanmışlardır.

CELİLE, genç yaşında Osmanlı devlet

memuriyetinde önemli bir kişi olan Nazım Paşa’nın

oğlu Hikmet Bey’le evlendirilir.

Ancak genç CELİLE, peçe takmayan, erkekli

kadınlı toplantılara katılan, eve hapsolmamaya

kararlı, resim yapan, özgür ruhlu bir kadındır.

3


CELİLE HANIM

Otuzlu yaşlarında, sanat’ını engellediği

düşüncesiyle evliliğinden soğuyup,

mutsuz olmaya başlar.Bunda eşi Hikmet

Bey’in çapkınlıkları ve başka kadınlarla

olan ilişkileri de rol oynamıştır.

Nazım ise annesine olan güçlü bağını hiç

yitirmemiştir.

Bir gün CELİLE yağlı boya kendi portresini

yaparken Nazım’a “Nasıl, güzel oldu mu,

benzedi mi ?” diye sorduğunda “Benzedi

ama, sen ondan daha güzelsin” diyerek

cevaplamıştır.

4


BABA HİKMET BEY:

Hikmet Bey iyi Fransızca bilen, Osmanlı devlet

memuriyetinde önemli görevler almış bir hariciye

memuru idi.

Selanik’te görev yaparken CELİLE ile evlendirilmiş

ve bu evlilikten 15 Ocak 1902’de NAZIM dünyaya

gelmiştir.

Hikmet Bey’in hayatı hep inişli çıkışlı olmuştur.

Politik nedenlerle istifaya zorlanıp baba yanına

Halep’e taşınmış, başarısız bir iş hayatı olup iflas

etmiş, Hariciye vekaletine tercüman olarak

atanmış, dergi çıkarmış, yayınevi yöneticiliği

yapmış ve sonunda sinema yöneticiliği yaparken

ölmüştür.

5


HİKMET BEY

NAZIM’ın yaşamında örnek aldığı kişi zayıf

karakterli ve dengesiz bir kişi olan

baba’dan çok, mistik eğilimler taşıyan ve

bir Osmanlı idarecisi olan dedesi NAZIM

PAŞA ve onun şiir yeteneğidir.

Ama Nazım’ın gençlik yıllarında Celile’nin

sevgilisi olan YAHYA KEMAL’in etkisini de

unutmamak gerekir.

6


CELİLE – YAHYA KEMAL AŞKI

7


CELİLE – YAHYA KEMAL AŞKI

Devrinin ünlü şairi YAHYA KEMAL BEYATLI – CELİLE AŞKI,

1916­1919 1919 yılları arasında tüm İstanbul sosyetesinin bildiği ve

skandal yaratan bir ilişki olmuştur.

Yahya Kemal, Nazım’ın hem Deniz Harp okulunda hocası

olmuş, hem de ona edebiyat dersleri veren , şiirlerini düzelten

ve yayınlanmasına yardımcı olduğu özel eğiticiliğini yapmıştır.

Ancak Nazım, tüm İstanbul’un konuştuğu bu ilişkiden çok

rahatsızdır ve bir gün gizlice Yahya Kemal’in paltosunun

cebine “Hocam olarak girdiğin bu evden Babam olarak

ayrılmana izin vermeyeceğim” diye bir not da yazar.

Celile, Yahya Kemal’in hayatında bilinen ilk ve tek aşkıdır.

Ona şiirler yazar, kıskançlık krizlerine girer ve hatta bir kez de

bu nedenle intihar girişiminde bulunduğu söylenir.

8


CELİLE – YAHYA KEMAL

Celile eşinden boşanıp Yahya Kemal ile evlenmeye

hazırdır. Ancak şair, bohem yaşamını bırakıp

onunla evlenmeye cesaret edemez ve ayrıldıktan

sonra da tutkulu aşk şiirlerini yazmayı sürdürür.

Sonunda CELİLE ve HİKMET BEY ayrılırlar ve

CELİLE İstanbul’u terk edip Paris’te resim hayatını

sürdürmeye gider. Bu ayrılık Nazım ve kardeşi

Samiye için ikinci bir ayrılık travması olacaktır.

Buna rağmen NAZIM annesine olan güçlü bağını

hiçbir zaman yitirmez. Anne Baba ayrılığı için de

“Ayrılık acısına katlanmak, kıskançlık acısına

katlanmaktan daha kolay olduğu için ayrıldılar”

diye düşünür.

9


AİLESİ:

CELİLE

SAMİYE NAZIM

CELİLE – HİKMET evliliğinde Nazım ilk çocuktur.

İkinci kardeş ALİ İBRAHİM Halep’in sıcağına

dayanamaz ve küçük yaşta ölür. Üçüncü kardeş

SAMİYE ise İstanbul’da dünyaya gelir.

SAMİYE, tüm yaşamı boyunca NAZIM’ın en büyük

destekçisi, dostu ve can arakadaşı olarak

kalmıştır.

NAZIM’ın gençlik yılları İstanbul’un işgal günlerine

denk gelmektedir. Koca imparatorluk yıkılmanın

eşiğinde iken Nazım direnişi desteklemektedir.

10


AİLESİ

Yine aynı yıllar Nazım’ın ailesinin de

dağıldığı yıllara rastlamaktadır ve 1919

yılında evlilik biter.

Anne Paris’e resim çalışmaya giderken

Baba tekrar evlenir ve bu evlilikten METİN

ve FATMA MELDA isimli iki çocuğu olur.

NAZIM daha önce belirtildiği gibi Anne ve

Baba tarafından PAŞA soyundan olup bir

BURJUVA aileden yetişmiştir.

11


AİLESİ

Ancak Nazım ailesinin soyluluğu ve

ünlü kişilerle ilişkisinden bahsetmeyi

hiç sevmemiştir. Bu durumu politik

muhalifleri “Nazım, su katılmamış

burjuvadır, en sahte tarafı komünist

tarafıdır, kendisi kolay sanat, kolay

şöhret avındadır” diyerek

eleştirmişlerdir.

12


AİLESİ

Nazım ise bir şiir kitabında buna şöyle cevap verir;

“ ……. Sen de bilirsin ki ben

Ne dedemden miras bekledim

Ne babamdan şeref şan !

Hasep, nesep, kan, soy, sop

İşinde yoğum

Çünkü ne soyu sicilli bir buldoğum

Ne tecrübeli bir tavşan

Ben sadece ölen Babamdan ileri,

Doğacak çocuğumdan geriyim.

Ve bir kavganın, adsız neferiyim.”

13


BİR YORUM:ANALAR VE OĞULLARI

YA DA

KADININ ERKEK DÜNYASINDAKİ YERİ

Yaşam kadın’da başlar. Doğum olayındaki tanrısal

gücün giz’i kadına sunulmuştur.

Bu yönüyle KADIN yaradılıştaki tanrısal gücün

somut ve sembolik bir temsilcisi gibidir.

Kadınla başlayan bu yaşam yine bir kadının

koruyuculuğu altında sürer. Doğuran, doyuran,

büyüten ve koruyan, çocuğunu hayata hazırlayan

ANA onu daha sonra yaşamına girecek olan diğer

kadınların (EŞ ya da SEVGİLİ) ilgisine emanet

eder.

Çocukları öncelikle ANA’ların bakış açısından

tanırlar dış dünyayı ve diğer kadınları.

ANA – OĞUL ilişkisinin temelinde ise ÖDİPAL

ÇATIŞMA gizlidir.

14


ACILAR, AYRILIKLAR VE

KURTULUŞ SAVAŞI

NAZIM’ın gençlik yılları işgal altındaki bir ülkede,

yıkılmak üzere olan bir imparatorluğun zorlukları

altında geçer.

Ailesinin parçalanması, annesinin evini terk edip

Paris’e yerleşmesi, üstelik severek girdiği

donanma’dan sağlık ? gerekçeleriyle

uzaklaştırılması aynı yıllarda yaşanır.

Bu yıllar yine Kurtuluş Savaşı’nı ve Mustafa

Kemal’i desteklediği, şiirlerini peşpeşe yayınladığı

yıllardır.

Aynı yıllar DİRENİŞ’i desteklemek için

İSTANBUL’dan ANADOLUYA ayak bastığı ve

KOMÜNİZM’le tanıştığı yılları da içine almaktadır.

15


***

Ailesinden, İstanbul’dan ve donanma’dan ayrılışın

acısını, direnişin umudu olan Anadolu’da ve bu

umudun simgesi olan ANKARA’da aramaktadır.

İstanbul’un modern yaşamından sonra ANADOLU

gerçeğindeki, yoksulluk, açlık, hastalık, cehalet ve

umut bir arada bulunmaktadır.

NAZIM ve şair arkadaşı VA VA­NU ANKARA’nın

entellektüel yayın hayatına katılırlar ve iki genç

şair olarak MUSTAFA KEMAL’le de tanıştırılırlar.

Daha sonra bu yolculuk Anadolu’nun kırsalında

eğitim çalışmaları olarak devam eder ve sonunda

kendi eğitimini tamamladığı MOSKOVA’ya uzanır.

16


BİR YAŞAMIN ARDINDAN İTİRAF:

NAZIM HİKMET’in altmış yıla sığan inanılmaz

yaşam öyküsü, coşkusu, düş kırıklıkları, inançları,

yaşamındaki fırtınalar ve şiirleri, bunları yazarken

bir zaman tünelindeki dehliz gibi içine aldı beni.

O’nunla empatinin ötesinde sanki bütünleştim ve

bu da benim içimdeki duygusal fırtınaları açığa

çıkardı.

O’nun gibi düşündüm, kızdım, isyan ettim,

üzüldüm, savruldum ve hayran oldum.

Tanrım !.. Bir ömre ne çok şeyler sığdırmıştı

NAZIM

17


***

Üstelik uzun yıllarını hapiste ve çeşitli

baskılarla yaşarken.

Romantik Komünist, Tutkulu Aşık, Büyük

Şair ve Yazar, Düşünür, Barış Elçisi..

Ama vazgeçemediği en önemli tutkusu

KADINLAR !..

Onlar olmasaydı yaşamı bu kadar heyecan

verici, duygulu, anlamlı ve coşku dolu

olamazdı.

CELİLE’si, NÜZHET’i, PİRAYE’si,

MÜNEVVER’i, GALİNA’sı ve son eşi VERA…

18


NÜZHET HANIM

Nazım’ın ilk büyük aşkı Nüzhet’ti. O’nunla onbeş

yaşında iken tanışmışlardı ve çocukluk

arkadaşıydılar.

Nazım’ın Moskova Üniversitesine gitmesinin

ardından Nüzhet ailesinin karşı çıkmasına rağmen

onun peşinden gitti ve 1921 yılında evlendiler.

Ancak bu ilişki iki yıl sürdü.

Bir ara Nüzhet hastalanıp İstanbul’a geri dönecek

ve ailesinin de etkisiyle Nazım’ı terk edecektir.

Bu terk ediliş Nazım’a çok dokunur. Onu uzun

süre aklından çıkaramaz. Moskova’da yapılan

nikah nedeniyle boşanmaları bir sorun olmaz.

20


Nüzhet

Nüzhet Türkiye’ye dönünce tekrar evlenir ve

yaşamını evlendiği bu profesör eşiyle sürdürür.

Geride Nazım’da Nüzhet için yazdığı öfkeli,

sitemli, kızgın ve kırgın birkaç şiir kalmıştır.

Nazım, sevdiklerini çok kıskanan ve ilgisizliğe

tahammül edemeyen bir kişiliğe sahiptir. Bunu

kendisi de şiirlerinde belirtir;


Sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım

şu kadarcık haset etmedim Şarlo’ya bile

aldattım kadınlarımı

konuşmadım arkasından dostlarımın “

21


Nüzhet

Arkadaşları bu özelliğini “sevdiği insanlarda gördüğü bir

ilgisizlik ya da başkasına yönelik bir yakınlığı sezerse

çabuk kızar, üzülür ve küserdi” diye tanımlamışlardır.

Bu nedenle Nüzhet’in kendisi dışında yakışıklı kişilerle

normal bir ilgi ya da sohbetini dahi hoşgörebilecek bir

ruh haline sahip değildi.

Kıskançlık ve terk edilişin yol açtığı duygularla

“Gövdemdeki Kurt” şiirini yazar;

…Sen / benim / minare boyunda

çam gövdeme / yumuşak beyaz /

bir kurt gibi girdin / kemirdin /

…Yumuşak / beyaz / kıvrılışlarıyla /

beynime giren kurdu / çürük bir diş

çeker gibi söktüm !.. / epeyce ter döktüm ! /

bu sonuncuydu / bir daha olmıyacak !..

22


“Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve

Hanımelleri” şiirinde Nüzhet’e

sitemlerini gönderir ;

“ O mavi gözlü bir devdi.

Minnacık bir kadın sevdi.

Kadının hayali minnacık bir evdi,

bahçesinde ebruliii

hanımeli

açan bir ev.

Bir dev gibi seviyordu dev.

Ve elleri öyle büyük işler için

hazırlanmıştı ki devin,

yapamazdı yapısını

çalamazdı kapısını

bahçesinde ebruliii

hanımeli

açan evin.

23


***

O mavi gözlü bir devdi.

Minnacık bir kadın sevdi.

Mini minnacıktı kadın.

Rahata acıktı kadın

yoruldu devin büyük yolunda.

Ve elveda ! deyip mavi gözlü deve,

girdi zengin bir cücenin kolunda

bahçesinde ebruliii

hanımeli

açan eve.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,

dev gibi sevgilere mezar bile olamaz

bahçesinde ebruliii

hanımeli

açan ev… “

24


Nüzhet

Daha sonraki anılarında NÜZHET HANIM;

“Nazım’dan ebruli hanımeli açan bir ev

hasretinden değil, ona ayak

uyduramayacağını anladığından ayrıldığını

“ yazacaktır.

Nazım bu yaşına kadar iki ayrılık ve terk

edilme acısını annesi CELİ LE ve karısı

NÜZHET’te ’te yaşamıştır. Bundan sonraki

yaşamında o artık terk edilen değil

terk eden olacaktır.

25


PİRAYE

Piraye, Nazım’ın kızkardeşi SAMİYE’nin yakın

arkadaşıydı.

Kızıl saçlı, gösterişli, ilerici görüşleri olan, kültürlü

bir ortamda yetişmiş ve varlıklı bir aileye

mensuptu.

Kadıköydeki evlerine yapılan sık ziyaretler

sırasında tanışıp aşık olacaklar ancak Nazım’ın o

tarihlerde başlayan uzun hapis yılları nedeniyle

araya ayrılıklar girecektir.

Nazım’ın hapis yılları, bağlılıklarını ve aşklarını

daha da perçinleyecek ve Nazım Türk şiir

sanat’ının en güzel örneklerini oluşturan aşk

şiirlerini bu “kızıl saçlı kadın” için yazacaktır.

26


Piraye

1935 yılında af’la serbest kalınca da Piraye ve

Nazım evlenir, ancak bu evlilik de politik baskılar,

ekonomik sorunlar ve zorunlu ayrılık yılları

nedeniyle kesintilere uğrar.

Nazım’ın 1938 – 1948 yılları arasında

hapishanede geçireceği yılların umutsuzluğunu,

annesi ve dostlarının desteğinin yanı sıra

PİRAYE’nin kısa ziyaretleri ve sevgisi azaltacaktır.

Nazım umutsuzluğa kapıldığı uzun hapis yılları

içinde PİRAYE’ye kendisinden boşanmasını önerir.

Piraye’nin cevabı “101 yıla mahkum olsan bile ben

senin arkandayım, bunu böyle bil !.. “ olur.

27


Piraye

O’na yazdığı bir mektubunda da ;

“ Nazımcığım,

…. senin yanında her zaman dünyanın en bahtiyar

kadını idim, öyle de kalacağım. Sen en güzel aşk

şiirlerini bana yazdın, bütün eserlerinde benden

bir parça var. Seninle ben aynı insanız gibi geliyor

bana … “ diye duygularını belirtmiştir.

Piraye’nin geçici olarak Bursa’da kaldığı birkaç

aylık dönemde hapishane idaresi kaplıca ve ev

izinleri ile yalnız kalmalarına göz yummaktadır.

Ancak evli de olsalar Piraye ve Nazım’ın cinsel

yakınlaşmaları Piraye’yi utandırıyor, gururunu

kırıyor ve bu durum çiftin ciddi tartışmalarına yol

açıyordu.

28


Piraye

Nazım ise hasret ve cinsel yoksunluğunu

şiirlerinde de haykırıyordu;

“ … biz altıyüz adet

kadınsız erkeğiz

alınmış elimizden

doğurtmak imkanımız.

En müthiş kudretim yasak bana:

Yeni bir hayat aşılamak

Bereketli bir rahimde yenmek ölümü

Yaratmak seninle beraber:

Sevgilim, yasak bana

Etine dokunmak senin. “

29


SAAT 21 – 22

ŞİİRLERİ

Hapis yılları içinde NAZIM

üç ay süreyle her gece

21­22 saatleri arasındaki

zamanı PİRAYE’sine ayırmış

ve Türk şiirinin bir klasiği

olan otuziki adet şiiri

bu sürede tamamlamıştır. 30


SAAT 21 – 22 ŞİİRLERİ

“ Ne güzel şey hatırlamak seni;

ölüm ve zafer haberleri içinden,

hapiste

ve yaşım kırkı geçmiş iken…

Ne güzel şey hatırlamak seni;

bir mavi kumaşın üstünde

unutulmuş olan elin

ve saçlarında

vakur yumuşaklığı canımın içi

İstanbul toprağının… “

31


Gelecekle ilgili belirsizlik ve korkular da şair’in dizelerine

yansımaktadır.

KARIMA MEKTUP

Bir tanem !

Son mektubunda:

“Başım sızlıyor

yüreğim sersem ! ”

diyorsun.

“Seni asarlarsa

seni kaybedersem;”

diyorsun;

“yaşıyamam !”

Yaşarsın karıcığım,

kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda;

yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı

en fazla bir yıl sürer

yirminci asırlılarda

ölüm acısı.

32


***

ölüm

bir ipte sallanan bir ölü.

Bu ölüme bir türlü

razı olmuyor gönlüm.

Fakat

emin ol ki sevgilim;

zavallı bir çingenenin

kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli

geçirecekse eğer

ipi boğazıma,

mavi gözlerimde korkuyu görmek için

boşuna bakacaklar

Nazım’a !

33


***

Ben,

alacakaranlığında son sabahımın

dostlarımı ve seni göreceğim,

ve yalnız

yarı kalmış bir şarkının acısını

toprağa götüreceğim…

Karım benim !

İyi yürekli,

altın renkli,

gözleri baldan tatlı arım benim;

ne diye yazdım sana

istendiğini idamımın,

daha dava ilk adımında

ve bir şalgam gibi koparmıyorlar

kellesini adamın.

34


***

Haydi bunlara boş ver.

Bunlar uzak bir ihtimal.

Paran varsa eğer

bana fanila bir don al,

tuttu bacağımın siyatik ağrısı.

Ve unutma ki

daima iyi şeyler düşünmeli

bir mahpusun karısı.


35


Diğer yönden çaresizlik ve bitmeyen

yaşama umudunu yansıtır

mısralarında.

….Bugün Pazar

Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar

Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün

bu kadar benden uzak,

bu kadar mavi

bu kadar geniş olduğuna

şaşarak

kımıldamadan durdum

sonra saygıyla toprağa oturdum

dayadım sırtımı duvara

Bu anda ne düşmek dalgalara

bu anda ne kavga, ne hürriyet,

ne karım

Toprak, güneş ve ben

bahtiyarım.

36


Ama yine de PİRAYE’si gelmektedir

gözlerinin önüne.

…İlk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan

giyin, kuşan

benze bahar ağaçlarına..

Hapisten

mektubun içinde yolladığım

karanfili tak saçlarına,

kaldır, öpülesi çizgilerle kırışık,

beyaz, geniş alnını,

böyle bir günde yılgın ve kederli değil

ne münasebet

böyle bir günde isyan bayrağı

gibi güzel olmalı

Nazım Hikmet’in kadını…

37


Bir başka şiirinde ise sevdiği şehrin

hasretini karısına olan özlemiyle

harmanlar;

Karıcığım

Hasretliğin onikinci yılı bu

Onikinci yılı

Gönül ağzına kadar dolu

Sen diyorum İstanbul geliyor aklıma

İstanbul diyorum sen.

Sen şehrim kadar güzelsin

şehrim senin kadar acılı.

38


Zaman zaman azalsa da ümit ve

geleceğe inanç hiç tükenmeyecektir

Nazım’da;

En güzel deniz:

henüz gidilmemiş olanıdır.

En güzel çocuk:

henüz büyümedi.

En güzel günlerimiz:

henüz yaşamadıklarımız.

Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:

henüz söylememiş olduğum sözdür.

39


Ama yine de O artık ümidi yaşamak

istemektedir.

Seni düşünmek güzel şey

ümitli şey

dünyanın en güzel sesinden

en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey

Fakat artık ümit yetmiyor bana

ben artık şarkı dinlemek değil

şarkı söylemek istiyorum..

40


NAZIM ve PİRAYE’NİN AYRILIĞI

Bu tutkulu sevda gün gelecek heyecanını yitirecek

ve NAZIM aradığı heyecanı başka ilişkilerde

bulacaktır. Tabii bu durum Piraye’nin gururunu

incitmekte, kalbini kırmaktadır.

Bunlardan romancı CAHİT UÇUK ve opera

sanatçısı SEMİHA BERKSOY onun hayatına giren

kadınlar olmuştur. Sonuçta Piraye tüm bunlara

anlayış göstermek ve affetmek zorunda

kalacaktır.

Çünkü Nazım’ın yaşamında “Aşık olmadan

yaşamak, yaşamak değildir.”.

Ama MÜNEVVER’le ilişkisi artık bardağı taşıran –

son damla­ olacaktır.

41


Nazım ve Piraye’nin ayrılığı

Nazım’ın akrabası olan MÜNEVVER Nazım’la

hapiste iken önce mektuplaşıp sonra da ziyaret

yoluyla ilişki kurar. Bu ilişki yıllar öncesine uzanan

gençlik arzularını tekrar canlandırır.

Yeni bir aşkı arzulayan NAZIM karısına karşı da

suçluluk duyguları taşımaktadır.

Dostlarına Piraye’yi sırtından bıçakladığını

söylerken bunu şiirine de yansıtır;


….Bu Bu akşam, belki şimdi, şu dakka seni

Arkadan bıçaklandın bacım.

Hem de ben bıçakladım seni,

Kanın damlıyor ellerimden .. “

42


Nazım ve Piraye’nin ayrılığı

Bunu mektuplarında da yazar;

“ ….. seni arkadan bıçakladım. Beni affet

demiyorum…. Fakat her şeye rağmen

yaşamam lazım..

…. Farzet ki sana yanlışlıkla bira yerine

zehir içirdim, sonra ne yaptığımın, şu

veya bu surette farkına vardım ve seni

kurtarmak için sana geldim, sen beni

itecek misin ? “

43


Nazım ve Piraye’nin ayrılığı

Görüldüğü gibi NAZIM iki aşk arasında

kalmıştır. Bir yanda kaybolan gençlik,

yitirilen arzular ve hapiste ölüp kaybolma

korkusu, diğer yönde umut, tensel

arzular, aşkı yeniden yaşama ve ihanetin

yol açtığı suçluluk duyguları.

Nazım bu bocalamada Piraye’den af diler

ve tekrar kalan ömrünü birlikte geçirmek

istediğini belirtir, fakat etkili olamaz.

44


Nazım ve Piraye’nin ayrılığı

Nazım’ın aradığı, tutkulu bir aşk, sevmek, sevilmek arzusudur.

Piraye’de bunu tam bulamamıştır. Bunu üvey oğlu MEMET

FUAT’a yazdığı mektuplarında açık yüreklilikle anlatır;

“……. Sen annenle ilgisiz benim oğlumsun. Seni bana anan

getirdi. Sen benim biolojimin değil, bende olan en güzel

manevi şeylerin devamısın..

…… Piraye’m beni vekarla, vefayla, sadaketle, alışkanlıkla,

akılla, yürekle sevdi.

…… Ama beni delicesine canı çekmedi. Ben Piraye’m için su

gibi, ekmek gibi, hava gibi fizyolojik bir ihtiyaç olamadım.

…… Bilir misin ki, Piraye’m bana bir kere olsun gözlerimin

içine bakarak ve ne söylediğinin bile farkında olmaksızın –Seni

seviyorum­ demedi.

…… Eğer Piraye bana olan sevgisini belirtmeyi bir izzetinefis

meselesi yapmasaydı ve beni dışarıda ve içerde yalnız

bırakmasaydı hayatıma başka bir kadın girmezdi. “

45


Nazım ve Piraye’nin ayrılığı

Bu satırlarda Nazım’ın sevdiği kadına karşı

olan suçluluk duygularını azaltmak için

hatayı karşıdakinde arama ve kendini

rahatlatma arayışı içinde olduğu görülür.

Ama artıp PİRAYE, Nazım’ın önüne gelenle

kendisini aldatarak sınırı çoktan aştığını,

izzetinefsinin onarılmaz biçimde

yaralandığını düşünmektedir.

46


Nazım ve Piraye’nin ayrılığı

Piraye yıllar sonra Nazım’a tekrar yazdı ve

bir kez hapiste ziyaretine gitti, ona destek

oldu, ama aralarında artık aşk kalmamıştı.

Sonuçta her ikisi de bir daha birlikte

yaşıyamayacaklarını kabul etmek zorunda

kalacaklardı.

Ayrılmalarından sonra da PİRAYE, özel

hayatıyla ilgili hiçbir söyleşi yapmadı,

anılarını yayınlamadı ve uzunca bir

yaşamın ardından oğlu MEMET FUAT’ın

yanında 1995 yılında bu dünyadan göçtü.

47


MÜNEVVER

48


MÜNEVVER

Münevver, Nazım’ın dayısının kızı olup Türk asıllı

bir baba ve Fransız asıllı bir anneden Sofya’da

dünyaya gelmişti.

Babaları öldüğünde küçük yaşta annesiyle birlikte

Paris’e taşınıp Fransızca eğitimi almıştı.

Annesi de ölünce İstanbul’a yerleşmiş ve Güzel

Sanatlar Akademisinde Profesör Ressam Nurullah

Berk’le evlenmişti. Özgür ruhlu bir kadındı.

Münevver çocukluk arkadaşı olan Nazım’la, o

hapiste iken önce mektuplaşarak daha sonra da

ziyaret yoluyla tekrar ilişki kurmuştur.

Bu durum Nazım’ın yıllar öncesine dayanan

gençlik arzularını canlandırırken Piraye’ye karşı da

suçluluk duygularını oluşturmuştur.

49


Münevver

Bu arada dostlarına “Piraye’yi sırtından bıçakladığını”

söylerken Münevver’e de tensel beklentilerini sembolik

imgelerle yansıtan şiirler yazıyordu;


….Günler gitgide kısalıyor,

Yağmurlar başlamak üzere

Kapım ardına kadar açık bekledi seni.

Niye böyle geç kaldın ?

…………….

Fakat işte ballı meyveler

dallarında olgun, diri duruyor.

Koparılmadan düşeceklerdi toprağa,

biraz daha gecikseydin eğer…. “

50


Münevver

Bu şekilde başlayan hapishane aşkı Nazım’da

ümitlerini canlandıran yeni bir esin kaynağı

oluştururken Piraye için gerçek bir şok olacak,

fakat bu onurlu kadın acılarını kalbine gömüp

Nazım’ı yeni aşkı konusunda serbest bırakacaktır.

Münevver ise yeni aşkından kocasını da haberdar

etmiştir ve Nurullah Berk Nazım’ı hapiste ziyaret

edip gerçek niyetini öğrenmek isteyecektir.

Nazım Münevver’in evini terk etmesini ve bir an

önce boşanma işlemlerine başlamasını

istemekteydi.

51


Münevver

Münevver’in biraz sabırlı olmasını istemesi ise

hapiste eli kolu bağlı ve suçluluk duyguları

yaşayan Nazım’da öfke ve kıskançlık krizlerine yol

açıyordu.

Bunu dostlarına yazdığı mektupta şöyle anlatır;

“ … Bana, ­Seni Seni sevdiğimden bir an bile şüphe

etme, seni bekleyeceğim

bekleyeceğim­ diyor. Bunları bana

yazdığı gün kocasının kolunda Beyoğlu’nda

dolaşmaya gidip belki de o gece, onun koynundan

çıkıp, bana bunları yazıyor.

….. Ne yalan söyliyeyim, haysiyetime, kibrime

dehşetli dokunmakla birlikte, ­Meheldi bana (buna

layıktım)­ diyorum.

52


Münevver

Görüldüğü gibi Nazım iki aşk

arasında kalmıştır. Bir yanda

kaybolan gençlik, yitirilen arzular ve

hapiste ölüp kaybolma korkusu,

diğer yanda umut, tensel arzular,

aşkı yeniden yaşama ve ihanetin

yarattığı suçluluk duyguları !...

Kendince bu kadar özveriye karşın

Münevver’in ağırdan alması öfke ve

kıskançlığını kamçılamaktadır.

53


Münevver

Bu arada Münevver’e doğum günü

hediyesi şiir göndermeyi de ihmal etmez;


Yapraklara dallara

Yeşillere allara

Nice nice yıllara gülüm

Nice nice yıllara

Yaprak dala, al yeşile yaraşır

Gayrı bundan böyle

Vermem seni ellere.. “

54


Münevver

Nazım ve Münevver aşkı tam üç yıl

(1948­51) 51) sürer ve Nazım’ın Romanya üzerinden

Rusya’ya kaçışıyla fiilen son bulur.

Arkasında, bırakıp gittiği Münevver aşkı ve

sevemediği öz oğlu MEHMET’in hasreti vardır.

Ancak Münevver’e olan hasreti Nazım’ın yeni

yaşamında, yeni ilişkiler kurmasına engel

olmayacaktır.

Bu ilişkileri ise bu kez karısı Münevver ve oğlu

Mehmet’e karşı duyulan suçluluk duygularının

baskısı altındadır.

55


Münevver

Nazım – Münevver aşkı ve ailenin buluşamaması

LUSSU adlı bir İtalyan barış gönüllüsü aracılığı ile

birleşme umutlarına dönüşür.

Münevver ve iki çocuğu, zorlu bir tekne yolculuğu

sonucu Varşova’ya ulaşırlar.

O sıra Vera ile evli olan Nazım bu buluşmada

Münevver’e karşı soğuk ve acımasız davranır.

Sadece dostları aracıyla onun ev tutmasına ve bir

işe yerleşmesine yardımcı olur.

Nazım’ın oğlu Mehmet Nazım, babasının bu

uzaklığını “Sadece onbeş günlüğüne babalık

sorumluluğu taşıdığı” şeklinde özetlemektedir.

56


Münevver

Nazım bu kez iki aşk arasında kalmamış,

geç yaşlarda aşık olduğu son eşi VERA’ya

olan bağlılığı, kocalık ve babalık

sorumluluklarını almasını engellemiştir.

Münevver ise Varşova’da kalmayı seçip –

Doğu dilleri öğretim görevlisi görevlisi­ olmuş ve

kıt kanaat geçinip çocuklarını

büyütmüştür.

Nazım bu ilişkide hayali sevgiliye bağlı bir

koca olarak kalırken gerçek yaşamda bu

sorumluluğu alamamıştır.

57


Münevver

Kemal Tahir

Piraye

Üstelik ayrı geçirdikleri yıllarda İstanbul’da

Münevver’e dostça destek olan, geçinmeleri için

tercümeler yapmasına yardım eden KEMAL

TAHİR’le yakınlığı nedeniyle de karısını suçlayıp

kıskanacaktır.

58


Münevver

Nazım tüm bu davranışlarıyla ayrılığa zemin

hazırlama, kendi suçluluk duygularından kurtulma

telaşı içindedir. Tabii bu durumda Vera’nın

engelleyici etkisini de unutmamak gerekir.

Ancak Nazım ölmeden önce 1959 yılında yapıp

onaylattığı vasiyetinde bunu telafi etmeye çalışır.

Tüm servetinin üçte ikisini Münevver ve oğlu

Mehmet’e, üçte birini ise Komünist Partisine

bağışlayacak ve bu yolla öldükten sonra da olsa

sorumluluğunu kısmen gidermeye çalışacaktır.

Ama aslolan Nazım için ister kader, ister bir dürtü

olsun “sevdiği şehir ve kadınlara ayrıldıktan sonra

bir daha dön­e­meyen” meyen” bir ayrılık teması içinde

olmasıdır.

59


YORUM:“ “ NAZIM HİKMET’İN

KADINLARLA İLİŞKİSİ”

Nazım’ın yaşam öyküsünden, onun

kadınlarla ilişkisinin ipuçları

bulunabilir mi ?

Nazım’ın psikolojisi kadar,

psikopatolojisi hakkında da ne kadar

yorum yapabiliriz ?

Kısmen de olsa seçilen cinsel objeler

ve ilişki biçimlerinde bunun

yansımalarını görebiliyoruz.

60


YORUM

ANNE Celile; ; sanatçı, ressam, batılı terbiye almış,

aristokrat bir aileden gelen ve yaşadığı çağın ve

ortamın sınırlarını zorlamaktan ve aşmaktan

çekinmeyen, başına buyruk ve özgür bir kadındır.

BABA Hikmet; ; paşa çocuğu, iyi eğitim almış ancak

güçlü bir karakteri olmayan, iş yaşamı inişli çıkışlı

ve eğlence hayatına düşkün bir kişi olarak

tanınmaktadır.

Nazım’ın kişiliğinin oluşmasında Baba’dan çok,

mistik eğilimler taşıyan ve şiir yeteneği gelişmiş

bir Osmanlı idarecisi olan NAZIM PAŞA ’nın etkisi

çok olmuştur.

61


YORUM

Ancak şair YAHYA KEMAL’i de unutmamak

gerekir. Güçlü bir şair, edebiyat hocası ve

bir rol modeli olarak –adeta bir ikame

Baba­ gibi evlerine giren kişiyle yaşanılan

çatışma…

Bir yandan genç bir şair olarak onunla

yarışır ve eğitimini tamamlarken diğer

yönden ona olan öfke ve nefretini “Hocam

olarak girdiğin bu evden, babam olarak

ayrılmana izin vermeyeceğim” diye ifade

etmektedir.

62


YORUM

Ancak Nazım babası ile de dost kalmış ve hapisten

çıkışlarında onun yanında da yaşamıştır. Anne ve

babasının da ayrıldıktan sonra da birbiriyle

görüştüğünü ancak babasının “ “Ayrılık acısına

katlanmak, kıskançlık acısına katlanmaya

göre daha dayanılır” düşüncesiyle bu ayrılığın

yaşandığını belirtmiştir.

Yaşamındaki bu önemli kişiler ve olayların onun

psikolojisinde oluşturduğu izleri, yaşamındaki

kadınlarla olan ilişkisinde ve kararlarında

gözleyebiliriz. Bu ilişkilerde ÖDİPAL ÇATIŞMA’nın

izleri ve yansımaları göze çarpmaktadır.

63


YORUM

Nazım’ın ilk eşi PİRAYE onun Kızıl Saçlı Sevgilisi değil,

Kızıl Saçlı Bacı’sıdır. Bacı’daki akrabalık tema’sı ­Anne­

yerine geçecek bir arayışı anımsatmaktadır. Piraye’yi

tanımladığı sıfatlardan “vekar, vefa, sadakat, akıl,

yürek, alışkanlık” gibi özellikler bir sevgiliden öte, çok

venilebilecek bir kişiden –bir anne eşdeğerinden­

beklenen özellikleri tanımlamaktadır.

Piraye, terk eden ve hayranlık duyduğu anneden

alamadığı yasak aşkı aradığı bir kadın simgesidir

Nazım’ın hayatında.

Nazım, Piraye’ye “seni arkadan bıçakladım… sana

yanlışlıkla zehir içirdim… diyerek suçlanırken,

….gözlerimin içine bakarak bir kere olsun seni

seviyorum… demedi diyerek de sitemlerde bulunur.

64


YORUM

Piraye’de aradığını bulamayan Nazım’ın

sonraki sevgilisi ve eşi olan MÜNEVVER

de, yeni bir CELİLE benzeri eş arama

motiflerini taşır.

Kan bağı taşıyan (dayı kızı) Münevver’in

özellikleri de anne Celiye’ye benzerlikler

taşımaktadır. Evli olan Münevver’e ilgisi

ve onu kocasından ayırmak istemesi ise

Celile’nin yaşadıklarının ve yaşattıklarının

bir tekrarı gibidir. Üstelik bu ilişkiyi annesi

Celile’de desteklemektedir.

65


YORUM

Suçluluk duyguları yaratsa da “kalbinin kızıl saçlı

bacısının” yerini dolduracak yeni aşk

Münevver’dir. Bu arayışta ilerleyen yaşı ve ölüm

korkularının yarattığı depresyonu, arzu ve tensel

beklentilerinin doyumuyla tedaviye çalışacak ve

onu da sadece Münevver yaşatabilecektir.

Bu ilişkideki figürler – –Şair Yahya Kemal – anne

Celile – ve baba Hikmet Bey yerine; Şair

Nazım Hikmet – eş Münevver – ve

Münevver’in kocası Nurullah Berk – olarak yer

değiştirmiştir.

Celile ve Yahya kemal aşkı üç yıl sürüp ayrılıkla

sonlanırken (1916­19), 19), Münevver ve Nazım aşkı

da üç yıl sürüp sonlanacaktır. (1948 (1948­51).

66


YORUM

Tabii bu sonlanışta onüç yıllık bir hapishane

hayatının etkilerini, politik baskıları ve zorunlu

yurt dışına kaçışın etkilerini de unutmamak

gerekir.

Nazım’ın aşık olup evlendiği ve şiirler yazdığı tüm

kadınlar, NÜZHET, PİRAYE, MÜNEVVER ve VERA

hepsi evli kadınlardı.

Acaba bu seçimlerde Nazım’ın kendi ailesinde,

anne­baba­oğul oğul üçgenindeki hangi motifler

etkiliydi ? Görünen o ki, Nazım hayatına giren

kadınlarda hem ana şefkati, hem sevgili şehveti

yaratacak arayışlar içinde bocalamaktadır.

67


YORUM

Diğer yönden Nazım’ı etkileyen en büyük travma

ihanet ve terk edilme olmuştur. Anne Celile’nin

Yahya Kemal’le ilişkisinin bitmesinin ardından

ailesini terk edip Paris’e yerleşmesi ve Moskova’da

evlendiği Nüzhet’in kendisini terkedip İstanbul’a

geri dönüşü onda hüzün, hasret, ihanet ve ayrılık

duygularının yoğunlaşmasına yol açar.

Bundan sonraki kadınlarında ise Nazım terk

edilen değil terk eden olacaktır. Piraye,

Münevver, Galina ve son olarak da Vera. Ama en

dramatik olanı Vera’yı ölüm sonucu yalnızlığa

terketmesi olacaktır.

68


YORUM

Bunu kendisi de “sevdiğim şehirle,

sevdiğim kadınlardan boyuna

uzaklaşıyorum” diye ifade etmiştir.

Hasretini ise;

“iki iki şey var ancak ölümle unutulur

anamızın yüzüyle şehrimizin yüzü “

diyerek şiirine yansıtmıştır.

69


YORUM

Nazım zaman zaman bu ayrılık, hüzün ve özlem

temasını şiirlerine de yansıtır. Yıllar sonra ve annesinin

ölümünü takiben gittiği Paris’te anne hasreti ve

Münevver’e olan tutkusunu “Paris’in hatırlattıkları”

isimli şiirinde aynı metafor içinde yoğunlaştırır. Şöyleki;


….bir de gençliğini anamım

resim yapar

Frenkçe konuşur

dünya güzeli,

bir de genç kızlığını Mimi’nin”

Görüldüğü gibi Mimi (Münevver) ile kaybettiği Celile

arasındaki yakın ilişki Paris semalarında ve aynı şiirde

buluşurlar.

70


YORUM

Kadın aşk için yaratıldığı kadar aynı zamanda Ana,

bacı, kardeş, ezilen, cefa çeken ve vatan kurtaran bir

figürdür Nazım’ın dünyasında.

Kurtuluş Savaşı Destanında ise kadınları şöyle

tanımlar:

…. Ve kadınlar

bizim kadınlarımız:

korkunç ve mübarek elleri

ince küçük çeneleri, kocaman gözleriyle

anamız, avradımız, yarimiz…

ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen

ve soframızdaki yeri

öküzümüzden sonra gelen …

71


GURBET YILLARI (1951 – 1963)

Nazım’ın zorunlu gurbet yılları Romanya üzerinden bir

gemiyle Moskova’ya kaçışıyla başlar.

Hapisten çıkınca ilerlemiş yaşında askere gönderilmek,

hapse girmek hatta öldürülme korkuları yaşayan

Nazım, akrabası olan yazar REFİK ERDURAN’ın

kullandığı bir sürat teknesiyle, Karadeniz’e açılan bir

Romen şilebine binerek kaçar.

Romanya üzerinden Moskova’ya geçip vatandaşlık

talebinde bulunan Nazım’ın bu girişimi kabul

edilmeyince 1952 yılında Polonya vatandaşlığına

geçecek ve anne tarafından dedelerinin ismi olan

HİKMET – BORZENSKİ adını alacaktır.

Ancak Stalin Rusya’sı Nazım’ın idealize ettiği komünist

düzenden oldukça farklıdır. Bu nedenle orada da tam

aradığını bulamayacaktır ROMANTİK KOMÜNİST.

72


***

Bunu zaman zaman belirtse de geride kalan hapis

yıllarının da etkisiyle tam olarak düzene karşı

çıkamayacak ve sistemin savunuculuğunu

yapacaktır.

Soğuk savaşın çok yoğun yaşandığı bu dönemde

Nazım’ı, Amerika karşıtı Barış girişiminin önde

gelen bir savunucusu olarak görürüz.

Bu dönemde şiirin yanı sıra tiyatro eserleriyle de

edebi yapıtlarını çeşitlendirirken, diğer yandan

dünyayı dolaşmakta, barışı savunmakta ve “Bizim

Radyo” üzerinden de Türkiye’de yasak yolla

izlenen yayınlarla komünizmi öven konuşmalar

yapmaktadır.

73


GALİNA GRİGORYEVNA

KOLESNİKOYA

74


GALİNA

1952 Yılında tanıştığı GALİNA adlı genç bir

doktor, Nazım için yeni bir aşkın

başlangıcı olacaktır.

Galina Nazım’ın doktoru, metresi, evdeki

yoldaşı, sağlık danışmanı, yediğini yediğini­içtiğini

tüm yaşamını denetleyen yardımcısı, yurt

dışına birlikte gittiği eşi ve diğer yandan

da Rusya adına onu kontrol eden devlet

görevlisidir.

Nazım, Galina’ya aşk şiirleri yazmasa da

en uzun ilişkisini onunla yaşamıştır.

75


VERA TULYAKOVA

76


VERA

Ancak Galina ile yaşayan Münevver’i özleyen

Nazım’ı yeni bir aşk beklemektedir.

1955 yılı sonlarında bir tesadüf eseri VERA’yla

tanışır. Ancak o zaman bilmediği şey VERA’nın evli

ve bir kızı olduğudur.

Bu yıldırım aşk Nazım’ı tekrar canlandırmış, onun

yaşama bağlılığını, coşkusunu geri getirmiştir.

Sonuçta Vera’ya kocasından boşanması, birlikte

yaşamaları konusunda baskı yapmaya, onu

kıskanmaya başlamıştır.

77


Vera

Vera bunu kabullenmeyip dokuz ay birbirini

görmeden ve ayrı yaşadıklarında bu ilişki

bitmemiş hatta daha da alevlenip yeni bir ivme

kazanmıştır.

Vera üzerinde dayanılmaz bir baskı oluşturur

Nazım’ın bu ilgisi. Nazım sık sık kıskançlık krizleri

yaşamakta, telefonlar edip ona hediyeler

göndermekte ve birlikte olma çareleri aramakta

idi.

GALİNA bu duruma ses çıkaramıyordu. O sadece

sağlığı ve düzenli yaşamı ile ilgiliyken kendinden

otuz yaş daha küçük VERA’nın aşkı Nazım’ın

başını döndürüyordu. Artık yeni aşk şiirlerinin

ilham kaynağı bu genç sevgili olmuştu.

78


Vera

Bu ilişkide de şair’in gençlik günlerinde

şahit olduğu YAHYA KEMAL – CELİLE

ilişkisine benzer (evli ve genç kadın, yaşlı

şair) motifini NAZIM HİKMET – VERA

birlikteliğinde görmekteyiz. Nazım’da,

Yahya Kemal’i aratmayan kıskançlık

krizlerine girmekte ve VERA’sını eşinden

ve kızından bile kıskanmakta, sadece

kendisiyle olmasını istemektedir. Bu arada

ona şiirler de yazmaktadır (1956).

79


Gözlerin (1956)

Gözlerin gözlerin gözlerin,

ister hapisaneme, ister hastaneme gel,

gözlerin gözlerin gözlerin hep güneşte,

şu mayıs ayı sonlarında öyledir işte

Antalya tarafından ekinler seher vakti.

Gözlerin gözlerin gözlerin,

kaç defa karşımda ağladılar

çırılçıplak kaldı gözlerin

altı aylık çocuk gözleri gibi kocaman ve

çırılçıplak,

fakat bir gün bile güneşsiz kalmadılar.

80


Vera

1960 yılı başında nihayet beklenen olur. Nazım’ın

GALİNA ile olan sekiz yıllık uzun beraberliği

boşanmayla sonuçlanacak ve VERA’da uzun bunalımlı

yıllar sonrası kocasından ayrılmayı başaracaktır.

Bunu kutlamak için bir tatil beldesinde üç ay süren bir

balayı yaşarlar. Nazım yine tutkulu aşk şiirleri yazmaya

başlamıştır;


…. kıyasıya bahtiyarımdır

azıcık utanırım

ama azıcık

Yolculuğa hazır bir yelken gibidir

aydınlık bir yelken gibi

sabahleyin odamızda karanlık,

Gülüm çıkar yataktan bir kayısı gibi çıplak. “

81


Vera

Vera’nın uyanışı isimli şiirinde ise ona olan

hayranlığını dizelerine yansıtır;

“ …..

Başı yastıktadır gülümün,

olabildiğine geniş kuştüyü yastıktadır

başı.

Elleri iki ak lale gibi yorganın üstündedir.

Saçlarında kuşlar ötüşmeye başlar. “

82


Vera

Vera kanlı canlı, bazen ulaşılmaz, Nazım ise

kuşkulu, hırçın ve tutku doluydu, Vera’sına

hayrandı;


…. genç bir kadın uyuyordu alacakaranlıkta

alt ranzada

saçları saman sarısı, kirpikleri mavi

kırmızı dolgun dudaklarıysa, şımarık

ve somurtkandı.

………..

ak boynu uzundu, yuvarlaktı

yıllardır böyle derin uykulara

dalmışlığı yoktu. “

83


Vera

Ancak Nazım yine de aradığı huzuru tam

bulamamıştır. Üstelik Vera’yı aşırı kontrol

etmesi ve dayanılmaz kıskançlıkları

aralarında ciddi bir baskı oluşturur. Yine

de 1960 yılı Kasım’ında tek tanık

huzurunda evlenirler.

Bu evlilik te Nazım’ın kaybettiği ve

cenazesine katılamadığı annesi CELİLE’ye

olan tutamadığı YAS’ın ve terk ettiği karısı

MÜNEVVER ve oğlu MEHMET’e karşı

duyulan suçluluk duygularının gölgesi

altındadır.

84


Vera

Bu duygularını şiirine de yansıtır ve İstanbul’daki

Münevver ile Moskova’daki Vera’nın dost

olduklarını hayal eder;


….. gülüp ağlıyor sevdiğim kadınlar

İki dilde.

Dostlar, nasıl bir araya geldiniz ?

Birbirinizi tanımazsınız.

Nerde bekliyorsunuz beni ?

Bayazıt’ta Çınarlı Kahvede mi,

Gorki parkında mı ?

85


Vera

“Kadınım” adlı şiirinde ise yaşamındaki bu

çelişki ve kadınlarla olan ilişkisinden

motifler sunar;


.. sevdiğim şehirle, sevdiğimkadınlardan

boyuna uzaklaşıyorum

ve hasretlerini etimin içinde işleyen

bir yara gibi taşıyorum

ve bir yerlere yaklaşıyorum, bir

yerlere yaklaşıyorum. “

86


Vera

Bu dönemde Nazım’ın psikolojisinde

aşk kadar ölüm korkusu da kendini

belli etmektedir. Birkaç yıl içinde bir

ömre sığacak kadar sık seyahatler

yapar, konferanslara katılır, şiirler

yazar ve ödüller kazanır.

Ancak bu evlilik coşku ve tutku

kadar, hayal kırıklıkları ve güncel

sorunların da etkisi altındadır.

87


Vera

Nazım’ın sağlık sorunları, yeniden sigaraya

başlaması, Vera’nın kızını görmek için sık sık

ziyaretler yapması ve Türkçe bilmeyişi, sosyal ve

duygusal yaşamında sorunlar yaşanmasına yol

açmaktadır. Bunu bir şiirinde şöyle ifade eder;

“ …..

Yoruldun ağırlığımı taşımaktan

………….

ayak izlerimin ağırlığını duyacaksın içinde

uzaklaşan ayak izlerimin

ve hepsinden dayanılmazı

bu ağırlık olacak. “

88


Vera

Nazım son zamanlarında Vera’yla olan ilişkisindeki

zorluklardan çökmüş durumdaydı. Bu durum

dostlarında karısını bırakmak üzere olduğu

izlenimi yaratıyordu.

Bu gerginlik kısmen de olsa Paris’te ziyaret

ettikleri Abidin ve Güzin Dino, Avni Arbaş ve Yaşar

Kemal’le yapılan toplantılar ve pahalı alışverişlerle

bir ölçüde de olsa giderildi.

89


Vera

1963’ün yeni yılı ile birlikte Moskova’ya

döndüklerinde ilişkiler kısmen düzelse de Nazım’ın

uykusuzlukları, kabusları, hırçınlıkları ve uykuda

çığlıkları devam ediyor ve bu nedenle ayrı

odalarda yatıyorlardı.

Bu sıralarda şiirlerinde de ÖLÜM teması

başlamıştır;


….. Bizim avludan mı kalkacak cenazem ?

Nasıl indireceksiniz beni üçüncü kattan ?

Asansöre sığmaz tabut,

Merdivenlerse daracık. “

90


2 HAZİRAN 1963

Akşam Vera’yla Nazım parkta yürüyüşe

çıkıp bankta otururlar.

Gece eve dönüp erken yatarlar.

Nazım sabah uyandığında posta kutusuna

bakmak için kapıya gider.

Bir süre geçince Nazım’ın gecikmesinden

endişe duyan Vera, onu kapının önünde,

kendinden geçmiş, yatar vaziyette bulur.

Kremlin hastanesinden gelen ilk yardım

ekibi ulaştığında ise Nazım artık çoktan

ruhunu teslim etmiştir.

91


2 HAZİRAN 1963

Vera ceketinin cebinde pasaportunun arkasına

yazılmış sekiz dizelik bir şiir ve yanında kendi

fotoğrafını bulur.

“ Gelsene dedi bana

Kalsana dedi bana

Gülsene dedi bana

Ölsene dedi bana

Geldim,

Kaldım,

Güldüm,

Öldüm … “

92


CENAZE TÖRENİ

Cenaze töreni çok görkemli oldu.

Törene Varşova’dan gelen Münevver ve

oğlu Mehmet, Galina ve Vera gelmişlerdi.

Üç kadın da konuşma yapmadı. Ancak

tabut inerken gözü yaşlı Vera mezara

mendilini attı.

Paris’ten, Bakü’den dostları ve çok sayıda

Rus ve Türkiye Komünist Parti üyesi

törene katıldı.

Nazım’ı öven konuşmalar yapıldı, ancak

hiç Türkçe konuşma olmadı.

93


Vera ile son kez.

94


Galina ile son kez.

95


CENAZE TÖRENİ

Çehov’un, Gogol’un, Mayakovski’nin ve

daha sonra da tüm ünlü Sovyet

büyüklerinin yattığı, tarih müzesini andırır

heykellerle süslü NOVODEVİÇİY Devlet

Mezarlığına defnedildi.

Kendisi ölümünden on yıl kadar önce, bir

kalp krizi geçirdikten sonra yazdığı

VASİYET adlı şiirinde “Anadolu’da, bir köy

mezarlığında, bir çınarın altına gömülmek

istediğini” yazmıştı.

96


***

Daha sonraki yıllarda kemiklerinin

Anadolu’ya nakli konusundaki

girişimleri Vera onaylamadı.

Vasiyetnamesi gereği kişisel mirası

Münevver, Mehmet ve komünist Parti

arasında paylaşıldı. Vasiyetnamede olmasa da

Moskova’daki apartman katı ve özel eşyaları Vera’da

kaldı.

1951 yılında Sovyetler Birliği’ne kaçışıyla Türk

vatandaşlığından çıkarılan Nazım Hikmet, 2009 yılında

çıkarılan Bakanlar Kurulu kararıyla tekrar Türk

Vatandaşı oldu…

97


TEŞEKKÜRLER…

98

More magazines by this user
Similar magazines