HOTEL RESTAURANT MAGAZINE HAZİRAN 2017 SAYISI

istmagmagazin

Avrupa eti. Sıkı standartlar. Yüksek kalite.

Yeşil fasulyeli biftek

Malzemeler:

antrikot (260-280 g), patates (300 g), zeytin yağı (20 ml), domuz

pastırması (80 g), yeşil fasulye (200 g), tereyağı (40 g), sarımsak (1 diş),

maydanoz (40 g), tuz, karabiber (isteğe bağlı), yağ (40 ml), zeytin

yağ (40 ml)

Yapılışı:

Ete tuz ve karabiber katın. Yeşil fasulyeyi yıkayın, temizleyin ve domuz

pastırması dilimlerine sarın. Kabuklu patatesleri yıkayın, tuzlayın ve azıcık

zeytinyağı ekleyin. Fırın tepsisine dizin ve fırında 200 derecede 30 dakika

boyunca pişirin. Tereyağını kase içine koyun, rendelenmiş sarımsak, kıyılmış

maydanoz, tuz, karabiber ekleyin. Malzemeleri homojenik bir karışım

olana dek karıştırın. Domuz pastırması ile sarılmış fasulyeyi 4 dakika boyunca

tavada kızartın. Eti çok az yağda her iki tarafını yaklaşık 3 dakika boyunca

kızartın. Bu şekilde hazırlanan bifteği domuz pastırması ile sarılmış

fasulye ve fırınlanmış patates ile servis edin. Etin üzerine tereyağı koyun.

Sadece „Avrupa’nın tadına bak”!

Modern ve zorlu tüketiciler, et

üreticilerden güven ve müthiş

bir tat sağlayan sıkı standartlara

uygun olarak üretilen kaliteli

ürünleri beklerler. Onların

beklentilerini göz önüne alarak,

2015 yılında Türkiye’de AB ülkeleri

menşei olan taze, soğutulmuş

veya dondurulmuş dana

eti ve onun bazında üretilen

gıda müstahzarlarına adanmış

„Avrupa’nın tadına bak” tanıtım-bilgilendirme

kampanyasını

başlattık.

Avrupa dana eti üretiminin temeli,

birtakım sıkı kurallar ve kalite standartlarını

temsil eden „Tarladan çatala”

politikasıdır. Söz konusu politika;

tam şeffaflık, denetim, hayvan refahı

için özen ve sürekli veteriner denetimi

sağlama dahil olmak üzere önemli değerlere

dayalıdır. Prosedürler; menşei,

tanımlama sistemi, doğru besleme,

kesim, paketleme ve nakliye gibi gıda

zincirinin tüm unsurlarını kapsar.

Üretim kurallarının standart hale

getirilmesiyle, Avrupa Birliği’nden gelen

dana eti tekrarlanabilirliği ile karakterize

edilir. Tüketiciler için bu her

zaman yüksek kalite, uygun yumuşaklık

ve sululuk seviyesinin yanı sıra,

inanılmaz lezzet ile ayırt edilen iyi bir

ürün alacaklarından emin olabilecekleri

anlamına gelir. Ayrıca, Avrupa

üreticileri, Türk müşterinin ihtiyaçlarına

ayak uydurabilirler. Benzersiz

duyusal ve tat özellikleri Avrupa dana

etinin mutfakta mükemmel bir seçim

olmasını sağlar.

Organizatörler; Avrupa dana eti

üreticileri ve girişimcileri arasında bir

iş platformu oluşturmayı amaçlamıştır.

Daha fazla bekleme ve bugün Avrupa’nın

tadına bak!

Daha fazla bilgi edinmek için

www.avrupanintadinabak.eu web sitesini

ziyaret edin.

KAMPANYA AVRUPA BIRLIĞI

VE POLONYA CUMHURIYETI DESTEĞI

ILE FINANSE EDILMIŞTIR

AYRICA DANA ETI TANITIM FONU

DESTEĞI ILE DE FINANSE EDILMIŞTIR


Editör

Turizme yaz gelir mi?

Dünyanın önde gelen veri ve analiz şirketlerinden STR Global’in Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB)

için hazırladığı ‘Nisan 2017 Ülke Performans Raporu’ açıklandı. Buna göre, Türkiye’nin Nisan 2017

otel dolulukları, 2016 yılının aynı dönemine yüzde 15.7 artarak, yüzde 61.2 olarak kaydedildi.

Konaklama sektöründe Nisan ayında Türkiye genelinde ve özellikle de İstanbul’da yaşanan doluluk

artışı umut verirken, bu artışın henüz fiyatlara yansımaması dikkat çekiyor.

Yazın tüm sıcaklığını kendini hissettirmeye başladığı bugünlerde turizme de o güneşin doğması

tüm sektörün en büyük isteği!..

1990’lı yılların başında popülaritesi neyse şimdi de o! Yine çok dobra, net ve açıklamaları çarpıcı!

Türkiye koşullarında bir olumsuzluk olmadığı takdirde turizmin en erken 2020’de toparlanacağını

kaydeden ve çıkış yolu olarak turizmde örgütlenmeyi, Hükümet nezdinde bütünleşmiş bir politika

oluşturulmasını öneren Eski Kültür ve Turizm Bakanı Bülent Akarcalı’nın Türkiye turizmi ile ilgili

detaylı tespit ve çözüm önerileri bu sayımızda!

Endüstriyel mutfak sektörünün lider markalarından KM Kayalar Mutfak’ın başarısında Yönetim

Kurulu Başkanı baba Mustafa Kaya kadar, uzun yıllar markaya güçlü, yenilikçi ve özgüvenli

duruşuyla emek veren Nuray Kaya’nın da payı tartışılmaz elbette. Aile şirketine ilk olarak finans

bölümüyle başlangıç yapan, bugün 25 yılı aşkın deneyimi ile endüstriyel mutfak sektöründeki

varlığını kadın yönetici kimliği ile paha biçilmez kılan KM Kayalar Mutfak Yönetim Kurulu Başkan

Yardımcısı Nuray Kaya’yı ilgi çeken kariyer hikayesi ile iş’te kadın bölümümüzde ağırladık.

Aşçılık başarısının ilk tescili, kuşkusuz Bolu Mengen kökenli aşçı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya

gelmesi. Neresinden bakarsanız dört kuşaktır mutfağa ömür adayan bir aileden bahsediyorum.

Dedeler, babalar, amcalar, ağabeyler mutfakta tava sallarken gelin de bambaşka hayallerin

yolcusu olun! Aile meclislerinde, kurulu akşam sofralarında büyükleriniz bir dolu mutfak hikayeleri

anlatırken siz lezzetin ötesine taşan ideallerle yeşertin geleceğinizi. Olacak şey mi? Belki mümkün

ama sanki süreklilik açısından çok da elle tutulası değil!.. Tıpkı mutfak dünyasının yıldızlı

şeflerinden Tevfik Alparslan’ın ilk çocukluk hayalleri ve aşçılık dünyasındaki yolculuğu gibi…

Benim “Hakkıyla uluslararası şef” olarak tanımladığım Tevfik Alparslan’ın övgüye değer aşçılık

hikayesi de dergimizin diğer içerik konularıyla sizlerle!..

Keyifli okumalar dilerim.

Hatice Ünal Bilen

İmtiyaz Sahibi

İSTMAG MAGAZİN GAZETECİLİK

İç ve Dış Tic.Ltd.Şti. Adına H. FERRUH IŞIK

GENEL MÜDÜR

SORUMLU MÜDÜR

YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ

YAYIN DANIŞMANLARI

MEHMET SÖZTUTAN

mehmet.soztutan@img.com.tr

YUSUF OKÇU

yusuf.okcu@img.com.tr

HATİCE ÜNAL BİLEN

hatice.unal@img.com.tr

Prof. Dr. HÜSNÜ GÜNDÜZ

Prof. Dr. İSMAİL KAYA

Doç. Dr. Murat Doğdubay

GÜRKAN BOZTEPE

Gastronomi Turizmi Derneği Başkanı

TURGUT AY

Türkiye Aşçılar ve Şefler

Federasyonu Başkan Yrd.

REKLAM KOORDİNATÖRÜ

CONSEPT TASARIM

BİLGİ İŞLEM

SOSYAL MEDYA

FOTOĞRAF EDİTÖRÜ

KAPAK FOTOĞRAFI

KAPAK MEKANI

EMİR ÖMER ÖCAL

emir.ocal@img.com.tr

FATMA DEMİRBAĞ

fatma.demirbag@img.com.tr

Emre YENER

emre.yener@img.com.tr

Songül ÇEK

songul.cek@img.com.tr

HAKKI GÜNERKAN

hakki.gunerkan@img.com.tr

Ümit Başer ALKAÇ

Topaz Restaurant

website

www.hotelrestaurantmagazine.com

e-mail

info@img.com.tr

KURUMSAL İLETİŞİM MÜDÜRÜ

MUHASEBE ve

FİNANS MÜDÜRÜ

ABONE ve DAĞITIM

CTP - BASKI

İRTİBAT BÜROLARIMIZ

ADRES

EBRU PEKEL

ebru.pekel@img.com.tr

MUSTAFA AKTAŞ

mustafa.aktas@img.com.tr

NURTEN DEMİR

nurten.demir@img.com.tr

İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.

Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi

İhlas Plaza No:11 A/41

Yenibosna–Bahçelievler / İSTANBUL

Tel: 0212 454 30 00

BURSA +90.224 211 44 50-51

KONYA +90.332 238 10 71

Evren Mah. Bahar Cad. Polat İş Merkezi B Blok

No:1 Kat:4

Güneşli-Bağcılar/İstanbul

Tel: +90 212 604 51 00

Faks: +90 212 604 51 35

hotel & restaurant hi-tech dergisinde yer alan makalelerdeki fikirler yazarlarına aittir. Yayınlanan ilanların sorumluluğu reklam verene aittir. hotel & restaurant hi-tech dergisinin bütün yayın

hakları İletişim Magazin Gazetecilik San. ve Tic. A.Ş.’ye aittir. Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yaygın süreli bir yayın olan hotel & restaurant hi-tech dergisi ayda bir yayınlanır.


“Patates mutfağımın olmazsa

olmazı. Bu yüzden en güzel

patates yemeklerini yapmak için

kaliteli patateslere ihtiyacım var.”

İbrahim Şef, İstanbul

Yeni Knorr Pratik Patates.

Tarladan özenle seçilmiş yüksek

kaliteli patatesleri sizler için

topluyor, yıkıyor, soyuyor,

doğruyor ve kurutuyoruz.

Gerisini siz usta ellere

bırakıyoruz.

www.ufs.com


içindekiler

50

antre

46 66

yeni yatırımlar

iş’te kadın

14 Sektörden kısa haberler

gündem

18 Bülent Akarcalı, turizm sektörünü

örgütlenmeye davet etti

26 Gelirlerde gerilemeye karşın

otel dolulukları arttı

28 Turizm meslek değildir!

30 Dorak, yeni hizmet binasını açtı

32 Osman Budak: Turizmde Avrupa

pazarında kayıp sürüyor

34 Turist sayısında Rusya etkisi

36 Albert Yalman: Kahveniz Türk mü,

Yunan usulü mü olsun?

38 Ağaç ev turizmi hızla

yükselişteyken, siz de

yükseklere çıkın

40 Gülşah İslamoğlu: Münferit tatile

giderse

42 Türk dizilerinin turizme etkisi

şaşırtıyor

www.hotelrestaurantmagazine.com

44 JW Marriott, DATİ Holding yatırımıyla

İstanbul’a geliyor

46 Hilton Garden Inn Türkiye’deki yeni

otelini Ümraniye’de açtı

48 Melek Lara Butik Otel kapılarını açtı

50 Dedeman Tokat açıldı

52 Corendon Airlines Avrupa’da yeni bir

havayolu daha kurdu

54 Dünyanın en büyük Hampton by

Hilton oteli Berlin’de açıldı

56 Dominik’e gezmeye gitti, ‘tik’

ormanı kiraladı

58 İstanbul Yeni Havalimanı 2018

açılışı için anlaşmalara başladı

59 La Sirena Alaçatı Alaçatı’da

hizmete girdi

60 Çin’in dev şirketi Wanda, Türkiye’ye

Mar Yapı ortaklığıyla geliyor

62 Hilton Dalaman Sarıgerme golf sahası

için ilk kazmayı 2018’de vuracak

66 Endüstriyel mutfakta bir kadın eli

Nuray Kaya

marka

70 Marka ismini değiştiren Gazelle,

“Lugga” adıyla üretimlerini sürdürüyor

72 Adasan 2018’de yurt dışı

mağazalarıyla ihracata oynayacak!

74 Electrolux Profesyonel’den çok

görkemli yeni ürün tanıtımları

76 Arçelik-LG Klima Sanayi LG markasıyla

da ticari klima üretecek

marka güncel

78 Sektör firmalarından kısa haberler

etkinlik

82 MICE’CILAR, I-MICE etkinliğinde

buluştu

şef’in gözünden

84 Hakkıyla uluslararası şef:

Tevfik Alparslan


98 84 116

gastro güncel

88 Gastronominin yıldızları GTD –

KalDer modeli ile belirlenecek

90 Güvenilir Eller projesinde, 1 yılda

9.000 şef gıda güvenliği eğitimi

almaya başladı

92 Hilton’dan 2017’nin Gurme

Destinasyonları

94 Dünya İslami Gastronomi Birliği

İstanbul’da kuruldu

95 Metro Toptancı Market GRI onaylı

2016 Sürdürülebilirlik Raporunu

yayımladı

96 Türk Kahvesine UNESCO standardı

geliyor

gastro etkinlik

98 Gastronomi Şehri Gaziantep’te

“Mutfak Sanatları Merkezi” açıldı

100 Türk ve dünya mutfağının

lezzetleri Beyoğlu’nda buluştu

101 Beyoğlu Gastronomi Festivali’nde

Barilla eşsiz lezzetleriyle İtalyan

rüzgârı estirdi

www.hotelrestaurantmagazine.com

102 Hellmann’s Sos Ailesi büyüdü

gastro aktüel

104 Gastronomi sektöründen kısa

haberler

hijyen

110 El kurulamada kağıt havlu birinci

sırada

111 Yataklarda ve yatak örtülerindeki

görünmez tehlike

112 Sealed Air’in iş birimi Diversey

Care otel ve hastaneleri

Lejyonella’dan temizliyor

113 M-iClean bulaşık makinesi ile

mükemmel şarap keyfi

fuar

114 Ege Seramik İstanbul Yapı Fuarı’nı

başarıyla tamamladı

yeni mekan

116 Antalya’ya Pablito ile Küba yazı

geldi

118 Watergarden İstanbul’dan Nostalji

Sokağı

120 Mentha@İstiklal Palas açıldı

122 La Petite Maison İstinyepark markalar

sokağında

123 Türkiye’nin en inovatif restoranı Kayhan

Köftecisi

hotel-tech

124 Ingenico’dan restoranlara tüm

uygulamaları tek cihazda toplayan

YazarkasaPOSlar

126 Kurumsal ağlarda esneklik, kolay

yönetilme ve güvenlik için “Auronet CAP”

127 Konaklama sektöründe Zyxel ayrıcalığı

ürünler

128 Yeni ürünler


14

hotel restaurant

& hi-tech

antre

İSG’de yolcu sayısı nisan

ayında %8 arttı

Elde ettiği yolcu artış oranlarıyla sadece Türkiye’de değil yurt dışında

da bugüne kadar birçok başarı elde eden İstanbul Sabiha Gökçen

Uluslararası Havalimanı, 2017 yılında da aynı başarısını devam

ettiriyor. Geçtiğimiz Nisan ayında havalimanından toplam 2 milyon 570

bin 830 yolcu geçiş yaparken bu rakam geçen yılın Nisan ayına oranla

yüzde 8 oranında artış gösterdi. Geçen yıl Nisan ayında bu rakam 2

milyon 379 bin 229 olarak gerçekleşmişti. 2017 yılının ilk 4 ayında ise

havalimanı, toplam 9 milyon 145 bin 306 misafire ev sahipliği yaptı.

Geçen yıl aynı dönemde bu rakam 9 milyon 82 bin 134 olurken, ilk 4

aylık yolcu artış oranı yüzde 1 oldu. Öte yandan bu yılın ilk 4 ayında dış

hatlar yolcu sayısı 2.9 milyon olurken, iç hat yolcu sayısı ise 6.1 milyon

olarak gerçekleşti.

Skal International İstanbul,

Mayıs ayı yemeği gerçekleşti

Skal International İstanbul Kulübü tarafından her ay geleneksel olarak

düzenlenen öğle yemeği 23 Mayıs Salı günü Mövenpick Hotel İstanbul Golden

Horn’da üyelerin katılımıyla gerçekleşti. Skal İstanbul Kulübü yeni üyesi Vatel

Uluslararası Turizm Okulu Genel Müdürü Ali Doğan Çamak’ın yemin töreninin

de düzenlendiği yemekte konuşan Bahar Birinci: “Öncelikle size güzel bir haber

vermek istiyorum. 28 Nisan Dünya Skal günündeki yemeğe katılan dostlarımız

ile birlikte topladığımız bağışı burs fonuna ayrılması için ‘Uluslararası Skal

Dernekleri Federasyonu’na (USDF) gönderdik. Buna ilave olarak 3 ayrı üyemiz

de USDF Bodrum toplantısında toplam 6 öğrenci için burs bağışında bulundu.

İstanbul Kulübü olarak bu sene Ömür Çağlar Burs Fonuna (OCBF) katkıda

bulunarak ihtiyaç sahibi turizm talebelerinin eğitimlerine destek olmaktan

mutluluk duyuyoruz.” dedi.

TUYED Yönetimi güçlendirildi

Turizm Yazarları ve Gazetecileri Derneği’nin (TUYED) yönetimi, yeni

genel sekreter ve iki başkan yardımcılığı göreviyle daha da güçlendirildi.

TUYED’in 11’nci Olağan Genel Kurul Toplantısı’nda seçilen yeni yönetim,

Taksim Ramada Hotel’de toplanarak aralarında görev dağılımı yaptı. Buna

göre başkan Kerem Köfteoğlu ile sayman İsmail Toksoy değişmezken,

Turizm Güncel’den Savaş Daş ve Turizm Ajansı’ndan Yılmaz Keleş başkan

yardımcılığı görevini üstlendi. Derneğin genel sekreterliğine ise Hürriyet

Gazetesi’nden Burak Coşan getirildi. TUYED’in diğer yönetim kurulu üyeleri

ise şu isimlerden oluşuyor: Sayime Başçı (Sözcü), Hasan Arslan (Turizm

Aktüel), Hatice Ünal Bilen (Hotel Restaurant & hi-tech dergisi), Özlem Kapar

(Para/Turizm Günlüğü) Gönül Yıldırım (Kurumsal İletişim uzmanı).

POYD İstanbul’dan otizm ile mücadeleye katkı

GK Regency Suites Hotel ve POYD İstanbul ortaklığı ile düzenlenen sosyal sorumluluk projeleri bünyesinde; Liffo Spor ve Rekreasyon

Merkezi öğrencileri 10 - 16 Mayıs 2017 tarihleri arasında Engelliler Haftası kapsamında GK Regency Suites Hotel’ de mesai yaptı. Otizmle

mücadelenin önemini vurgulamak, otizm hastalarının ve bu konuda eğitim veren okulların ihtiyaçlarını gündeme getirmek ve farkındalık

oluşturmak adına gerçekleştirilen projede otizmle mücadele eden öğrenciler otelin çeşitli departmanlarında başarı ile görev aldı. POYD

İstanbul Y Kurulu Başkanı Muhammet Murat Cüntay ise POYD’un sektörel eksendeki misyonunun yanında sosyal sorumluluk noktasında da

sorumlulukları olduğunu düşündüklerini ifade ederken, tüm sektörel sivil toplum kuruluşlarını da bu bağlamda sorumluluk almaya davet etti.


16

hotel restaurant

& hi-tech

antre

Eser Hotel’den

“en fit hediye”

Babanıza sağlıklı bir yaşamın ilk adımını atması için değerli bir

hediye vermek istemez misiniz? Eser Premium Hotel, Babalar

Günü’ne özel iki farklı hediye alternatifi sunuyor. Sadece Babalar

Günü’ne özel 6 aylık spor salonu üyeliklerinde %30 indirim olanağı

sağlıyor. Ya da babanızı stresten arındırmak ve rahatlatıcı bir hediye

vermek isterseniz masaj paketlerinde babalar gününe özel %10

indirim olanağı sunuyor. Çünkü onu sevdiğinizi göstermenin en güzel

yollarından biri sağlığını korumasına yardımcı oluyor.

Hilton ParkSA İstanbul kapanıyor!

Hilton Hotels yaptığı açıklamayla, Nişantaşı’nda bulunan Hilton ParkSA

İstanbul’un 30 Haziran 2017 tarihinden sonra operasyonlarını durduracağını

duyurdu. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı: “Hilton ParkSA İstanbul’un

seçkin bir iş ortağı olan sizleri otelimizin 30 Haziran 2017 tarihinden sonra

operasyonlarını durduracağı konusunda bilgilendiriyor ve bu durumun yol

açabileceği aksaklıklardan dolayı özürlerimizi iletiyoruz. Hilton ailesi olarak

bu süreçteki önceliğimiz ileri tarihli rezervasyona sahip odalarımız ya da

toplantı salonlarımızla ilgili misafirlerimizin herhangi bir sorun yaşamamaları

ve İstanbul’da bulunan diğer Hilton Otelleri’nden birinde ihtiyaçlarına uyan

konaklama hizmetine ulaşmalarıdır. Gelecek günlerde sizlerle iletişim kurarak

Hilton Otelleri ile olan iş anlaşmalarınızın devamlılığının sağlanması için

alternatifler sunacağız. Alınan bu kararın önümüzdeki aylardaki konaklama

ya da toplantı organizasyon planlarınızı aksatmaması için tüm önlemlerin

alınacağı yönünde sizi temin ederiz. Bugüne kadar devam eden işbirliğiniz, bize

olan güveniniz ve desteğiniz için teşekkür ederiz.”

Park Inn By Radisson

Airport’a 5 yıldız belgesi

11 Nisan 2017– 25 Mayıs 2015 tarihinde Türkiye’nin ilk Park Inn oteli olarak

açılan Park Inn by Radisson Istanbul Ataturk Airport, Kültür ve Turizm

Bakanlığı tarafından 5 Yıldız belgesi almaya hak kazandı. Sürekli ve devam

eden yeni yatırımlarla misafirlerine ‘Yüksek Kalite’ ve ‘Yüksek Misafir

Memnuniyeti’ anlayışı ile ürün ve hizmetler sunan otel, bugüne kadar aldığı

TripAdvisor Mükemmellik Sertifikası, HolidayCheck® Recommended Hotel

Sertifikası (En çok tavsiye edilen otel) Yeşil Anahtar, Çevreye Duyarlı Tesis,

Yeşil Yıldız ödül ve sertifikalar ile hizmet ve servis kalitesini ispatlamıştır.

Bu ödüllerle birlikte Park Inn by Radisson Istanbul Ataturk Airport etkin

yönetim, kaliteli hizmet çalışmalarının devamlılığına ağırlık vermiş ve 5

Yıldızlı Tesis belgesine sahip olmuştur.

Gelecek Turizmde diyorsanız sıra sizde

Türkiye’nin en uzun soluklu sosyal sorumluluk projeleri arasında yer alan; Kültür ve Turizm Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı

(UNDP) ve Anadolu Efes ortaklığında yürütülen Gelecek Turizmde’ye başvurular başlıyor. Geleceğe değer katacak sürdürülebilir turizm

projeleri, 28 Temmuz 2017 tarihine kadar www.gelecekturizmde.com adresine başvurabilecek. Türkiye’nin turizm potansiyelini ortaya

çıkartmak, bu alanda istihdamı artırmak ve sürdürülebilir turizm projeleri ile yerel kalkınmaya destek olmak amacıyla başlatılan Gelecek

Turizmde bu yıl 10. yılını kutluyor. 10 yılda Türkiye’nin dört bir yanından 13 sürdürülebilir turizm projesi desteklendi. Yeni dönemde de, üç

sürdürülebilir turizm fikrine fon, eğitim, planlama, iletişim, danışmanlık ve teknik destek verilecek.


18

hotel restaurant

& hi-tech

antre

Afrika pazarına ‘iş turizmi’ modeli

Güney Afrika başta olmak üzere Afrika ülkeleriyle turizm ilişkilerinin

hızlandırılması amacıyla tanıtım faaliyetlerini sürdüren Türkiye Otelciler Birliği

(TÜROB), bu bölgeye yönelik ilginç tespitlerde bulundu. TÜROB, iş turizminin

bu bölgeyi hareketlendirebileceğine işaret etti. Kısa bir süre önce Güney Afrika

Cumhuriyeti’nin Cape Town şehrinde gerçekleştirilen WTM Afrika Turizm

Fuarı sonrasında bir sonuç raporu hazırlayan TÜROB, fuar esnasında yapılan

görüşmelerde, özellikle tekstil alanında ticaret yapabilmek amacıyla Türkiye ile

bağlantı talepleri dikkat çekici olduğunu kaydetti. TÜROB raporunda, “Bu yönde

düzenlenebilecek fuar, workshop, forum benzeri çalışmalar kıtayla olan iş turizmi

hareketlerini canlandırabilir” önerisi yer aldı.

Dünyada bir ilk: Down şefler işe başlıyor

İstanbul Down Sendromu Derneği’nin önemli projelerinden olan Down Şefler

Mesleki Eğitim ve İstihdam Projesi, 9 Mayıs Salı günü Sheraton Grand İstanbul

Ataşehir otelinde gerçekleştirilen final gecesiyle tamamlandı. İstanbul Down

Sendromu Derneği önderliğinde, Türkiye Aşçılar Federasyonu (TAFED), Tomurcuk

Vakfı ve Kare Anaokulu iş birliği ile hayata geçirilen Down Şefler Mesleki Eğitim ve

İstihdam Projesi ile Down Sendromlu bireylerin mutfak yeteneklerini ve beslenme

alışkanlıklarını geliştirerek, şef olarak iş hayatına başlamaları ile toplumda birlikte

yaşama kültürüne büyük bir etki sağlamayı hedefleniyor. Ayrıca projede “Down

Şeflerden Tarifler” kitapçığı hazırlanıp başta Down Sendromlu bireyler ve aileleri

olmak üzere tüm topluma sağlıklı ve temel beslenme rehberi sunulacak.

Emirates Grubu, yılı 670 milyon dolar kâr ile tamamladı

Emirates Grubu, havacılık ve seyahat sektörünün çalkantılı bir yıl geçirmesine

rağmen üst üste 29. yılında da kâr ve istikrarlı bir büyüme elde ettiğini duyurdu.

2016-2017 mali yılında 670 milyon dolar kâr açıklayan Emirates Grubu’nun

cirosu, geçtiğimiz yılki sonuçlara kıyasla %2’lik bir artış ile 25,8 milyar dolara

ulaştı. Mali sonuçlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Emirates Havayolu

ve Grubu Yönetim Kurulu ve İcra Kurulu Başkanı Şeyh Ahmed Bin Saeed Al-

Maktoum, “2016-17 yılının bugüne kadar yaşadığımız en zorlu yıllardan biri

olmasına rağmen Emirates ve dnata, kâr getirmeye ve büyümeye devam etti.

Yıllar boyunca, iş kapasitemizi ve becerilerimizi geliştirmek ve marka itibarımızı

yükseltmek için yatırım yaptık. Şimdi de bunun meyvelerini topluyoruz” dedi.

8. Uluslararası Turizm Karikatürleri

yarışmasında ödül Ukrayna’ya

Teması “Turizmin Geleceği, Geleceğin Turizmi” olarak belirlenen

8’inci Uluslararası Turizm Karikatürleri Yarışması’nda yetişkinler

kategorisinde Ukraynalı karikatür sanatçısı Oleksy Kustovsky,

gençler kategorisinde ise 10 yaşındaki Giray Mert Keçeci birinci

oldu. Yarışma, 63 ülkeden 475 sanatçıya ait 920 eserin katılımıyla

gerçekleşti. Uluslararası yarışmaya 63 ülkeden 475 karikatür

sanatçısı toplam 920 eser gönderdi, bu eserler “yetişkinler” ve

“gençler” olmak üzere iki kategoride değerlendirildi.


20

hotel restaurant

& hi-tech

antre

Hilton üst üste ikinci kez “Türkiye’nin En İyi İşvereni” seçildi

Hilton, Great Places to Work tarafından üst üste ikinci kez “Türkiye’nin En

İyi İşvereni” seçildi. Hilton ayrıca, “Farklı Kuşakların İşbirliği Özel Ödülü”ne

de layık görüldü. Hilton Ortadoğu, Afrika & Türkiye, Türkiye Kıdemli İnsan

Kaynakları Direktörü Koray Gençkul ise şöyle konuştu: “Great Places to Work

Türkiye tarafından üst üste ikinci kez birinci seçilmekten mutluluk duyuyoruz.

Bu başarımızın yanında “Farklı Kuşakların İşbirliği Özel Ödülü”nü almak ayrıca

gurur verici. Hilton olarak ekip üyelerimiz gerçekleştirdiğimiz her şeyin kalbinde

yer alıyor. Hilton’u en iyi işveren yapan üç ana önemli faktör bulunuyor: Harika

bir çalışma ortamı, harika kariyer fırsatları ve ödüller. Bu faktörler dünyanın

en misafirperver şirketi olmak yolunda ekibimizin arkasındaki en büyük gücü

oluşturuyor.”

Ayrıcalıklarla dolu

“Mövenpick Aile” programı başladı

Mövenpick Hotels & Resorts, ailecek çıkılan tatillerin stresini azaltmak ve tüm

aile bireylerine konfor, eğlence ve mutlu anılar yaşatmak üzere tasarlanan

Mövenpick Aile programını hayata geçirdi. Mövenpick’in dünya üzerindeki tüm

otellerinde uygulanan, ebeveynlerin seyahat planlarını kolaylaştırmak üzere her

detayın önceden en ince ayrıntısına kadar düşünüldüğü bu program; talep üzerine

bebek ve çocuk ihtiyaçları servisi, sağlıklı ve eğlenceli çocuk menüleri, çocuk TV

kanalları ve çocuk bakıcılığı servisi gibi aile dostu hizmetler ve aile odalarında

indirimli konaklama imkanları sunuyor.

MPI Turkey Chapter Marka Türkiye Konferansı’nda

TİM- Türkiye İhracatçılar Meclisi tarafından 25-26 Mayıs 2017 tarihlerinde Lütfi

Kırdar Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Marka Türkiye Konferansı’nda MPI

Turkey Chapter yer aldı. Konferans kapsamında MPI Turkey Chapter standı açılarak

MPI ve üyelik koşulları ile ilgili bilgi paylaşımında bulunuldu. İletişim, Reklamcılık,

Etkinlik ve Sanayi sektöründen sektör başkanlarının ve önemli isimlerin olduğu

Ali Kırca ile Marka Meydanı adlı oturumda MPI Turkey Chapter Başkanı ve Kalyon

Turizm Grubu Genel Koordinatörü Elif Balcı Fisunoğlu da konuşmacılar arasında

yer aldı. TIM Başkanı Mehmet Büyükekşi, yönetim Kurulu Üyeleri ve çok sayıda

dinleyicinin takip ettiği oturumda Türkiye ve İstanbul markasına ilişkin görüş ve

öneriler paylaşıldı. MPI Turkey Chapter İletişimden Sorumlu Başkan Yardımcısı

Bülent Ergan da konferansa ve oturumlara katıldı.

Timur Bayındır

“Yatırımcılar Diyarbakır’a geri dönecek”

Türkiye’nin turizm başkenti Antalya, yeni sezona ICFAIRPORTS ve Rixos Hotels

işbirliği ile düzenlenen ‘Yaza Merhaba’ etkinliğiyle hızlı bir giriş yaptı. Antalya turizm

sektörünün en önemli iki markasının işbirliği ile gerçekleştirilen ve şehrin tanıtımına

katkı sağlamayı hedefleyen etkinlikte özellikle ikili ilişkilerin düzelmesinin ardından

Rus misafirler sıcak bir şekilde karşılandı. Etkinlikte Antalya Havalimanı 2.Dış Hatlar

Terminali’nde bagaj alım salonu ve gelen yolcu çıkış kapısı önünde yaklaşık 40 bin

yolcu karşılandı.


22

hotel restaurant

& hi-tech

gündem röportaj

Bülent Akarcalı

“Turizm 2020’de ancak toparlanır” dedi

Sektörü örgütlenmeye davet etti!

1990’lı yılların başında popülaritesi

neyse şimdi de o! Yine çok dobra, net ve

açıklamaları çarpıcı!

Türkiye koşullarında bir olumsuzluk

olmadığı takdirde turizmin en erken

2020’de toparlanacağını kaydeden ve

çıkış yolu olarak turizmde örgütlenmeyi,

Hükümet nezdinde bütünleşmiş bir politika

oluşturulmasını öneren Eski Kültür ve

Turizm Bakanı Bülent Akarcalı’nın Türkiye

turizmi ile ilgili detaylı tespit ve çözüm

önerilerini bu röportajımızda bulabilirsiniz…

Bülent Bey, Bakanlık

yaptığınız 1991 de bir

kriz yılıydı. Öncelikle

şu anki krizi nasıl

yorumluyorsunuz?

1991, Körfez Savaşı nedeni

ile en büyük krizin olduğu

yıldı. Şu anki ise onun

yanında basit kalır.

Turizm meclislerinde ve

ilgili toplantılarda hep

bir turizmde politika

oluşturamamaktan,

güçlü bir master plan

ortaya koyamamaktan

şikayet edilir. Turizmin bir

politikası yok mu sizce de?

Turizmle ilgili kapsamlı ve

tutarlı bir politika anlayışı

1978- 1979’larda rahmetli

Turizm Bakanı Barlas

Küntay ile başladı. Bunu

çok az insan bilir. Küntay o

politikayı uygulayabilmek

ve Dünya Bankası’ndan

25 milyon dolar kredi

almak için o zamanın

başkanı McNamara’nın

peşinden koşmuş, ikna

etmek için ciddi paralar

harcamış ve o parayla da

Antalya’da başlatılan tüm

turizm alt yapısı projesinin

mimarı olmuştur. Bunun

devamında rahmetli

Turgut Özal ikinci önemli

isim olmuştur. Özal,

Küntay’ın Bakanlık

yaptığı dönemde Devlet

Planlama Müsteşarıydı.

Dolayısıyla Turgut Bey, 12 Eylül’den sonra o

projeleri devam ettiren kişi oldu. Başbakan

olunca da söz konusu politikaların fiilen

gerçekleşmesini sağladı. Peki neydi

onlar? Türkiye’nin hiçbir yerinde olmayan

bir alt yapıyı hiç olmazsa önce Antalya

bölgesinde oluşturma projesiydi ilki. İşte

bu sayede bölgedeki alt yapı sorunu bitmiş.

Yani yolu, suyu, kanalizasyonu, elektriği,

telefon hatları çekilmiş, etmiş. Bunların

üzerine imalat yapılmaya hazır, yani tabağa

konulmuş biftekler gibi turizm yatırım

alanları ortaya çıktı. Sadece inşaat edilecek

otel yerleri de değil, o otellere gelecek

turistlerin alışveriş yapacağı, zamanını

geçireceği mekanların oluşturulması

da sağlandı. Belek ve Kemer’de olduğu

gibi. İlave olarak bu alanların işletilmesi

için de oteller arasında işletme birlikleri

kuruldu, edildi. Bu bahsettiğim politika

da Türkiye’deki turizm üst yapısının hızla

gelişmesini sağladı.

“90’dan sonra hep geçmişin mirası yendi”

Bu arada tabii Türkiye’de yeni

havaalanlarının inşaatı, Türk Hava

Yolları’nın gelişmesi, vesairesi bu sürecin

tam olarak gelişerek devam etmesini

sağladı. Dikilen bu fidanlar 1990’lardan

itibaren ciddi meyve vermeye başladı. Bu

gelişmeler de 2015 yılına kadar devam etti.

Ancak bu arada turizmde bu anlattıklarımın

dışında 70’lerin sonunda başlayıp,

80-90’larda kesinleşen uygulamalar

haricinde sektöre yeni bir çehre, yapı,

çeşitlilik getirmek için hiçbir çalışma

yapılmadı, hep geçmişin mirası yendi.

Ne oldu? Daha çok otel yapıldı, yeni

havaalanları inşa edildi. Fakat turist halen

aynı şekilde Türkiye’ye geliyor. Otobüse

biniyor, otele gidiyor, yiyor, içiyor. Biraz sağ

sola gidiyor o kadar! İstanbul’u ele alırsak,

bir turistin bu güzide şehrimizde arada

bir rehber-tur şirketi- seyahat acentesi

olmaksızın kendi başına gelip, oteli kendi

başına bulduğu, dolandırılmadan temiz

bir taksiyle, az çok İngilizce bilen bir

şoförle dolaşıp, veya ihtiyacı olan bilgileri

bulabileceği bir toplu taşıma sistemiyle

gezebileceği, ezilme korkusu yaşamadan,

üzerinde yürüyebileceği bir kaldırım

bularak yürüyebileceği, bulduğunda ayağını

burkmadan adım atabileceği kaldırımlarda

sağa sola bakabileceği bir ortam var mı?

THY’yi dünyanın en iyi şirketleri arasına

sokan Türkiye, dünyanın en büyük hava

alanını inşa eden Türkiye, dünyada sayısını

dahi şaşırdığımız miktarda hava alanı

işleten Türk şirketleri var. Ama biz en iyi

hava yolu şirketinden gelen, en iyi hava

alanında ağırlanan turisti, hava alanının

kapısında, fındık kadar bagajında, gaz

tüpünden yer kalamamış, sakalı bir karış

uzamış, doğru dürüst giyinmemiş, iki

kelime İngilizce öğrenmeye gayret sarf


etmemiş bir şoföre emanet edip, ayda bir

defa dahi koltukları silinmemiş, en ufak-en

çürük arabaların içine sokup adeta korku

filmlerindeki sahneleri bizzat yaşatıyoruz.

Sultanahmet, Taksim’e gidecek turisti,

TEM üzerinden götüreni şikayet edecek

merci yok. Hep kitle turizmi. Neden? Çünkü

kent kültürü gerektiren belirttiğim ve

belirtmediğim daha çok husus eksik.

İlk adımları başarıyla atılan süreç gelişen

dönemde iyi yönetilemedi mi demek

istiyorsunuz?

Gelişmeler başarılı bir şekilde devam

etti ama süreçte bir yenilik olmadı. Yani

aynı model arabanın imalatının devam

etmesi gibi. Şimdi Türkiye’de 1970’lerde

imal edilen Renault ve Tofaşlar vardı.

Bunlar 2000’li yıllara kadar aynen devam

etti. Yeni teknolojik arabalar ise pazara

daha sonra girmeye başladı. Maalesef

turizmde teknolojimizi geliştiremedik.

Hep aynı şeyler, birbirini taklit eden

oteller, etkinlikler… Ne yazık ki ülkemize

gelebilecek turistin, gelmeyen turistin

hangi sebeplerle gelmediğini araştırıp,

ziyaretlerini sağlayacak hiçbir çaba içine

girmedik.

Bunun sizce açıklaması ne olabilir?

Kolaycılık diyorum ben. O da şuradan

geliyor, Türk turizmcisi malını satmadı

hiçbir zaman. Dışarıdaki tur operatörleri

geldiler, satın aldılar. Sen oteli yapıyordun,

“ben şu kadar fiyata kiralayacağım” diye

kapıda bekleyen birisi vardı hep. Yurt

dışında acente kurmaya, ufak da olsa

tur operatörlüğüne soyunanlar oldu, bir

iki istisna dışında, kalıcı ve sürekli bir

yapı oluşamadı. Dolayısıyla ülkemize

Batı’nın tur operatörleri hakim oldular.

Bu da bizimkilerin işine geliyordu, hiçbir

gayret ve para sarf etmeden otelleri

doluyordu. Ne zamanki kriz Batı’nın el ayak

çekmesiyle başladı şaşırıp kaldılar. Turizm

sektöründekiler sanayide olduğu gibi

ürünlerini dünyanın dört bir tarafına satmak

çabasına girmediler. Almanya, Rusya

gibi bir iki büyük pazarın esiri olduklarını

düşünmediler. Oysa iyi bir iş adamı, varlığını

bir iki büyük müşteriye bağlamaz, pazarınımüşteri

sayısını arttırmak için uğraşır. Bir

banka için yüz tane milyarlık müşteri yerine

on bin tane on bin liralık müşteri portföyü

çok daha az risklidir. Turizm sektörü bu

kuralların dışında yaşadı.

“Türkiye’deki acentalar geleni ağırlıyor,

ortada başka bir şey yok”

Türkiye’nin en büyük acentalarına bakın,

başta ETS mesela, gazetelere bakıyorsunuz,

dışarıdan Turist getirmek yerine çarşaf

çarşaf ilanlarla yurt dışına gidecek turisti

pazarlıyor. Yurt dışı ilanları çok olunca

gazetelerde ki Seyahat ekleri de, ilan

verenlerin talepleri doğrultusunda hep yurt

dışına dair bilgiler röportajlar içeriyor.

Türkiye’deki acentalar yurt dışından

turist getiren acentalar değil, yurt

dışına turist gönderenler. Ya da yurt

dışındaki acentaların tur operatörlerinin

gönderdiklerini burada ağırlayanlar. Geleni

ağırlıyor, ortada başka bir şey yok.

Setur da dahil olmak üzere Türkiye’ye

turist getirmek için dışarıda çaba gösteren,

doğru dürüst sermayesi olan kaç tane

acenta var? Ya da yurt dışında Türkiye’ye

turist getirmek için, Türk sermayeli ne

kadar acentamız var? Ben yurt dışında

Türkiye kökenli toplam 100 tane acenta

olduğunu sanmıyorum? İkisi Fransa’da,

beşi Almanya’da, 10 tanesi Rusya da, 3

tanesi İngiltere’de bir acente zincirine sahip

şirketimiz var mı? Bir iki tane teşebbüs oldu

ama devam etmedi. Türk otel sahipleri,

işletmecileri bu konuda hiçbir tedbir

almadılar. 600 milyon dolara Antalya’da

yapılan tatil köyü ve otel var. Bugünün

parasıyla yapılamaya kalksa 700-800 milyon

dolar eder. Otel harika ama yüzde 100

dolu mu? Hayır! Oysa muazzam paralar

harcandı. Biz verelim bir araya gelip kendi

çıkarlarımız için müşterimizi kendimiz

bulalım, ya da bu alanda var olan ciddi

acentelere destek getirelim gayreti içinde

de değiller. Varsa yoksa Ankara’nın ağzının

içine bakıp, ağlayıp aman yardım et, teşvik

ver, ucuz uçak sağla… Vesaire…

“Bir krizde hemen çöktük, çuvalladık”

İşte ben bu noktada her konuşmamda

Türkiye İhracatçılar Meclisi’ni örnek

veriyorum. Bakıyorsunuz turizmde bir

krizde hemen çöktük, çuvalladık. Ne

hükümet ne de sektör olarak kapsamlı

bir politika ve uygulama geliştiremedik.

Ama ihracatımıza baktığımızda Mısır

pazarını kaybettik, İran, Suriye, Irak’ı

kaybettik. Bir süre Rus pazarını kaybettik.

Avrupa’da ekonomik krizden dolayı Avrupa

yavaşladı. Ama ihracat hızını kaybettiyse

de bazı aylar hariç hiç gerilemedi. Neden?

Çünkü ihracatçı ilk günden beri kendi

malını satmak için dünyada gitmedik yer

bırakmadı. Malını satmak için karış karış

dünyayı dolaştı, kendi pazarlarını yarattı.

Daha sonra da bir araya gelip Türkiye

İhracatçılar Meclisi’ni kurdu. Bununla

beraber ihracatı geliştirecek kurumların

ortaya çıkmasında Bakanlığı teşvik etti.

Bakanlık da bu karşılıklı ilişkiyi görünce

TURQUALITY yaratıldı, onun arkasından

markalar oluşturuldu. KOSGEB’in dışarıya

yönelik destekleri çıktı ve bugün kim ne

derse desin ihracat krizden en az etkilenen

sektörlerin başında geliyor. Türkiye’de şu

an turizm sektörü malını satacak bir yapıya

sahip değil. Ancak gelip alan olursa malını

veriyor.

“Turizmde ‘tek çatı’ya sahip olmayı

maalesef Odalar Birliği önledi”

Bu tespitleriniz için bir çözüm öneriniz de

vardır elbette. Sektörün, İhracatçıları örnek

alıp, TOBB’un anlaşılmaz ihtirasına gem

vurup, tek çatı altında toplanması lazım.

Bugün 30 bine yakın çeşitte ürün ihraç

edebiliyorsak bunu Turizm de olan

insanların kardeşleri olan diğer Türk

işadamları yapabildiyse, aynı beceriye-azim

ve iradeye sahip turizm sektörünü oluşturan

iş adamlarımız da yapabilir. Aslında tek

çatı altına toplanma girişimi yıllar önce

oldu. Başaran Ulusoy Bey öncülüğünü yaptı

ama maalesef Odalar Birliği son derece

tekelci, son derece şarkiyatçı, son derece

şahsi ve keyfi anlayışından ötürü yasanın

çıkmasını önledi. Odalar Birliği Başkanlığı

kendi süresini üçüncü defa uzatmak için

Anayasa Mahkemesi’ne dahi tesir etti

ama turizm sektörünün yapılaşması için

“Hayır efendim ayrı bir şey olmasın, benim

bünyemde olsun” şeklinde bir yanlışa

yöneldi. Yanlıştan dönmek erdemdir.

TOBB bu erdemi gösterecek basirettedir.

Tenkit ayrı, yiğidin hakkını yiğide vermek

ayrı bir şeydir. Yerli otomobil imalatına

talip olan TOBB’un turizme çok ciddi

katkıda bulunma potansiyeli vardır. Bu

potansiyeli harekete geçirtmek gerekir.

Bugün turizm sektörünün bir sorunu

da, hemen hemen bütün Bakanlıkların,

Belediyelerin, Odalar’ın turizm sektörü

dışında ki herkesin, bu sektörün sırtına

kene gibi yapışmış olmalarıdır. Oteller

müşterileri için önemli bir alış yapıyorlar

değil mi? Efendim bu tüccar alımı mıymış,

bunun için ayrıca ticaret odalarına para

ödenmesi gerekiyormuş, var mı böyle bir

mantık? Yani bir maldan 10 kilo alırsanız bir

şey yok, 100 kilo alırsanız Ticaret Odasına

bir ücret ödeyeceksiniz. Dünyanın hiçbir

yerinde böyle bir mantık yok. Bu mantık

tekelci, başkasını sömürmek anlayışlı.

Otel olarak belediyelere her ay yüklü çöp

ve çevre parası ödüyorsunuz, vergilerinizi

veriyorsunuz, Çevre Bakanlığı kalkıp işsiz

çevre mühendislerine iş kapısı açmak

için, 10 odalı otel dahil, yılda on binlerce

lira yük getiren çevre mühendisi veya

şirketini tutma mecburiyetini getiriyor.

Turizm Bakanlığına danışmak nezaketinde

dahi bulunmuyor. Türkiye ne zamandır

Bakanlıklar bazında federal ülke oldur.

Her Bakanlık ayrı telden çalıyor, ortaya

da cümbüş değil, ses gürültüsü çıkıyor.

Kaldı ki, bunlar çevrelerine çok dikkat

eden tesisler, sen söylemesen de senden

daha iyi bakıyorlar. Sen bunu nasıl mecbur

kılarsın? Aldığın vergi karşılığında sen zaten

hizmet vermek zorundasın. İş yeri sağlığı

konusu da aynı haraç alma mantığıyla

yürütülüyor. Hem işveren hem işçi zaten

külliyetli miktarda SGK pirimi ödüyor. İlgili

Bakanlık kalkıyor, “İş yeri sağlığı uzmanı

tutacaksın diyor!” Peki ödenen SGK primleri

ne işe yarıyor, sen Bakanlık olarak hizmet

vermeyeceksen? Vergi ne için verilir?


Karşılığında hizmet almak için hem vergi

alacaksın hem de bir sürü harç...

Maliyenin, belediyelerin avuç içi kadar

arazilerin kiralanması karşılığında

aldıkları para miktarları utanç verecek

boyuttadır. Neymiş efendim, adamlar

para kazanıyormuş! Tabii kazanacaklar,

kazansınlar ki vergi versinler, yeni

yatırımlar yapsınlar, yeni istihdam

yaratsınlar. Ama eski, köhne devletçi

anlayış bürokrasiye öyle yerleşmiş ki,

anlatmakla bitmez.

“Ankara’nın turizmde bütünleşmiş bir

politikası yok”

Bunlara ilave olarak Ankara’da

Bakanlıkların bir arada bir Hükümet olarak

turizm konusunda bir bütünleşmiş politikası

yok. Yani herkes Kültür ve Turizm Bakanlığı

dışında turizmden bir şey kapma ya da

turizme bir yükümlülük getirme peşinde.

Tarım Gıda ayrı bir şey getiriyor, Sağlık

ayrı bir şey getiriyor, İçişleri ayrı bir şey

getiriyor. İçişleri tamam teröre karşı

mücadele edecek ama “Gelen yolcunun

adını bir saat geç verirsen şu kadar cezası

olur” demek niye? Gelen sakıncalı ise zaten

otele gelmez!

Turizm bir sürü sektörün, başta kamu

(devlet ve belediyeler) sırtına sülük gibi

yapışıp kan yetine parasını emilen bir

sektöre dönüştü. Ben Ankara’dan bir tek

yetkilinin Taksim’deki otelleri gezdiğini

sanmıyorum. Gittiğim zaman üzüldüm.

Resmen otel kapısına zincir asılmış,

kapatılmış. Bol bol konuşuyoruz… Halbuki

uygulamaya gidildiği takdirde bu kriz

kesinlikle aşılır. Şimdi hiç kimse oturduğu

yerden senin malını satın almaz. Sen

malının tanıtımını yapacaksın. Sürekli

hatırlatacaksın. Karşı tarafın senin malını

tanıması da yetmez. Hatırlaması gerekir.

“İslam ülkelerini Türkiye’ye getirmek için

bir programımız yok”

Baktığımızda çok geniş ve yalnız Araplardan

oluşmayan, Türklere sıcak ve yakın bir

İslam dünyası var. Bu İslam dünyasının

Türkiye’ye yönelik çok ciddi bir ilgisi var,

Türkiye’ye geldikleri zaman kendilerini

hem yabancı hissetmiyorlar. Endonezya,

Malezya, Pakistan, Hindistan, Afganistan,

İran ve bütün Türki Cumhuriyetlerden ve

Balkanlar’dan oluşan bir dünya. Magreb

ülkelerini katmıyorum, onlar Fransa’ya

gidiyorlar. Peki bizim bu ülkelere yönelik

onları ülkemize getirmek için özel bir

programımız var mı, o da yok. Ben her

defasında bunları söylüyorum, sektörden

bir Allahın kulu da “Bülent Bey’in bu

söyledikleri önemli, bir araya gelelim,

bunları rapor yapıp Bakanlıkla görüşelim”

dediği yok. Ben kendime pay çıkarmak

için söylemiyorum. Benim gibi bu sektöre

katkıda bulunabilecek çok sayıda insan

var. Hindistan’da 200 milyon müslüman

yaşadığını ve bunun en az 20 milyonunun

önemli gelir sahibi olduğunu ve diğer

ülkelerdeki benzer durumlarla birlikte

İran’dan Endonezya’ya kadar yılda 20-

25 bin dolar düzeyinde 100 milyonluk bir

müslüman kütle olduğunu görüp neden

buralara yönelmiyoruz?

“Uzağa gittikçe alınan vergiler azalsın”

THY’yi ele alalım, şu anda uçak biletlerinin

üçte biri vergi. Ben diyorum ki, devlet

THY’yi korumak için uçak biletindeki vergiyi

mesafe arttıkça azaltsın. Yani Yunanistan’a

gitmek için ödediğiniz 200 dolardaki vergi

çok önemli olmayabilir ama Jakarta’ya

giderken 250-300 dolara çıkan vergi payı

azaltılmalı. Uçak başına para verme yerine

uzağa gittikçe alınan vergiler azaltılması

çok daha teşvik edicidir.

“Rusya’dan üç milyon turist geleceğine

İran’dan bir milyon gelsin yeter”

İran bizim için en öncelikli pazar olmalıdır.

Bir İranlı turist, bir Rus turistin harcadığının

en az 3 mislini harcamaktadır. Nedeni ise

basittir; İran’da yaşayamadığı Batı tarzı

tatili burada yaşayabilmektedir. Bu tatilinde

tadını çıkarmak için parasını kendi keyfine

için bol bol harcar. Oysa Rus turistin

böyle bir kaygısı ya da ihtiyacı yoktur. O

en az masrafla tatil yapmaya gelir. Genel

olarak söyleyeyim, Arap ülkeleri dahil,

Doğu’dan gelen turist Avrupalı turistin

en az üç mislini bırakıyor. Rusya’dan üç

milyon turist geleceğine İran’dan bir milyon

gelsin yeter. 500 bin gelsin de yeter. İranlı

turistin ilginç bir yönü vardır. Gelirken en

ucuz bilete bakıyor. Ama geldiği zamanda

10 bin dolar harcayabiliyor. Bugün İran’la

siyasi sıkıntılar varsa da hepsi rahat aşılır.

Ben kendi başıma aşabileceğimi gördüm.

Bir de şu var, İran’a kalkıp “Bana turist

gönder” dersek bu oranın çıkarına uygun

olmaz, yalnız benim çıkarıma olur. Ama

biz de “İran’a senede 200-300 bin turist

getireceğiz” dersem bu olur. ETS İran

ile pazarlık yapabilir. Avrupa’ya turist

gönderiyoruz. Avrupa’ya giden turist için

harcadığımız paraya yazık.

“Turizm sektörü örgütlense Ankara’ya

talep etmez, talimat verir”

Turizmciler için hep ağlıyor gibi bir

izlenim söz konusu. Siz katılıyor musunuz

bu düşünceye?

Daha da ağlayacaklar. Hatta 2020’ye kadar

ağlarlar. Çünkü sektörde irade yok. Devlette

kendileri lehine bir irade görmeleri için

kendilerinin önce ortaya bir irade koymaları

lazım. Devlete gidip ağlıyorlar, o kadar.

Koskoca sektör 500-600 milyon dolara otel

yapıyor, Bir başkasını 250 milyon dolara

satın alıp, üstüne bir o kadar para harcıyor.

Sonra bu sektör devlete gidiyor, “Battım ben

ne yapayım?” diyor! Bunun bir inandırıcılığı

olur mu? Peki ihracatçı niye ağlamıyor?

Onlar kendi söküğünü dikiyor da turizmci

niye dikmiyor? Çünkü ihracatçı örgütlendi.

Turizm sektörü örgütlenmiyor. Sektör

örgütlense Ankara’ya talep etmez, talimat

verir. Eskiden beri “Turizm Bakanlığı ricacı

değil, icraatçı olsun.” Hayır efendim, sektör

icraatçı olsun! Fransa’nın, Almanya’nın,

Amerika’nın Turizm Bakanlıkları mı var?

Gastronomiyi Fransa’da Bakanlık mı

düzenliyor? Nerede bizim şirketlerimiz?

Yani şimdi Doğuş Grubu yiyecek içecek

sektörüne girdi, Doğuş Grubu’nda da bir

sürü otomobil markası da var. Michelin gibi

bir araba lastiği üreticisi dünya çapında

gastronomi denetimleri, derecelendirmeleri

yapıyor. Doğuş neden yapamasın? Nerede

bizim firmalarımız? Hala milyar TL ye para

demeyen firmalar, kişiler “Ankara şunu

yapsın Ankara bunu yapsın” derdindeler.

Ankara da bıktı, ne yapsın?

Bu koşullarda turizmin gidişatını,

yarınını nasıl görüyorsunuz? Son olarak

değerlendirmelerinizi öğrenebilir miyim?

Bir olumsuzluk olmadığı takdirde en

erken 2020’de turizmde bir toparlanma

bekliyorum.


26

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

Gelirlerde gerilemeye karşın otel

dolulukları arttı

Paskalya tatili ve Ortadoğu pazarındaki canlılık Türkiye genelinde otel doluluklarını

çift haneli artırdı. Özellikle İstanbul, yüzde 30’a yaklaşan artış yakaladı.


Konaklama sektöründe Nisan ayında

Türkiye genelinde ve özellikle

de İstanbul’da yaşanan doluluk

artışı umut verirken, bu artışın henüz

fiyatlara yansımaması dikkat çekiyor.

Dünyanın önde gelen veri ve analiz

şirketlerinden STR Global’in Türkiye

Otelciler Birliği (TÜROB) için hazırladığı

‘Nisan 2017 Ülke Performans Raporu’

açıklandı. Buna göre, Türkiye’nin Nisan

2017 otel dolulukları, 2016 yılının aynı

dönemine yüzde 15.7 artarak, yüzde

61.2 olarak kaydedildi. Nisan 2016’da bu

oran yüzde 52.9 olmuştu. Ocak-Nisan

2017 döneminde ise otel dolulukları

yüzde 5.8 artışla yüzde 53.8 oldu. Bu

doluluk artışı maalesef gelir artışı

olarak karşılık bulamadı. 2017 yılı ilk

dört ay oda gelirlerinde en büyük kaybı

yaşayan ülke yüzde 23.3 düşüş ile Türkiye

oldu. Average Daily Rate (ADR) olarak

adlandırılan ortalama günlük satılan oda

bedeli de 59 Euro’ya geriledi.

İstanbul’da umut ışığı

Son 1.5 yıldır turizmdeki sıkıntıdan

en fazla etkilenen İstanbul’da doluluk

artışı Nisan ayında yüzde 30’a yaklaştı.

İstanbul’un Nisan 2016’da yüzde 50.6

olan doluluk oranı, Nisan 2017’de

yüzde 27.9 artarak, yüzde 64.8 olarak

ölçüldü. Bu artışa rağmen İstanbul,

Nisan 2017’de ortalama günlük

satılan oda bedelinde (ADR) yüzde

29.8 ve toplam oda sayısı üzerinden

odabaşı elde edilen gelirlerde

(RevPAR) yüzde 10.2 düşüş ile en

büyük gelir kaybı yaşayan Avrupa

destinasyonu olmaktan kurtulamadı.

İstanbul’da Nisan ayında ortalama

günlük satılan oda bedeli 78.5 Euro

oldu. Nisan 2016’da bu rakam 111.9

Euro olmuştu. Toplam oda sayısı

üzerinden odabaşı elde edilen gelirler

ise 50.9 Euro olarak ölçüldü. Nisan

2016’da 56.6 Euro olmuştu. Ocak–

Nisan 2017 döneminde ise doluluk

oranı Ocak-Nisan 2016’ya göre yüzde

49.9’dan yüzde 53.5’e yükselirken;

ortalama günlük satılan oda bedeli

96.3 Euro’dan 71.5 Euro’ya, oda başı

elde edilen gelir 48.0 Euro’dan 38.2

Euro’ya geriledi.

Avrupa’yı geri kazanmalıyız

Nisan ayı rakamlarını değerlendiren

TÜROB Başkanı Timur Bayındır,

Paskalya tatili ve Ortadoğu

pazarındaki hareketlilik sebebiyle

Nisan 2017’de doluluk oranlarında

artış gözlemlendiğini belirterek, “Bu

artışın, özellikle İstanbul’da yüzde

30’lara yaklaşması tabii ki moral

verici oldu. Ancak gelirlerdeki düşüş

trendinin devam etmesi, iş hacminin

azalmasıyla rekabet koşullarının

zorlaşması ve buna bağlı olarak

fiyat politikalarında yapılan zorunlu

düzenlemelerin, kısa vadede gelir

yükselişi yaşanamayacağına işaret

ediyor” dedi. İlk dört ayda, Avrupa

pazarı içerisinde, gelirlerinde çift haneli

düşüş yaşayan tek ülkenin Türkiye, tek

destinasyonun ise İstanbul olduğuna

işaret eden Bayındır, “Dolayısıyla, her

zaman altını çizdiğimiz üzere doluluklar

artabilir, Türkiye turizmde bir markadır

ve turistlerin vazgeçebileceği bir

destinasyon değildir. Ancak nitelikli iş

hacmini geri almamız yani gelirlerimizde

pozitif etkileri görmemiz zaman alacaktır”

diye konuştu.

Antalya’da fiyatlar kımıldadı

Öte yandan Antalya’da Nisan 2017

otel dolulukları bir önceki yılın aynı

dönemine kıyasla yüzde 8.8 artarak

yüzde 57.8 oldu. Nisan 2016’da bu oran

yüzde 53.1 olmuştu. Antalya’da Nisan

2017’de günlük satılan oda bedeli 50.9

Euro olarak, Nisan 2016’ya göre yüzde

5.2 düşüş gösterdi. Nisan 2016’da bu

rakam 53.7 Euro olmuştu. Toplam oda

sayısı üzerinden odabaşı elde edilen

gelirlerde ise geçen yıla oranla yüzde

3.1’lik bir artış yaşandı ve 29.4 Euro

olarak ölçüldü. Nisan 2016’da bu rakam

28.5 Euro olmuştu. Ocak–Nisan 2017

döneminde ise doluluk oranı Ocak-Nisan

2016’ya göre yüzde 48.2’den yüzde 54.0’a

yükselirken; ortalama günlük satılan oda

bedeli 57.0 Euro’dan 49.2 Euro’ya, oda

başı elde edilen gelir ise 27.8 Euro’dan

26.6 Euro’ya geriledi.

Ankara azaldı

Ankara Nisan 2017 otel dolulukları bir

önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde

4.7 azalarak, yüzde 59.1 oldu. Geçen yılın

Nisan ayında bu oran yüzde 61.9 olmuştu.

Ortalama günlük satılan oda bedeli 61.6

Euro olarak, 2016’ya göre yüzde 28.8

düşüş gösterdi. Nisan 2016’da bu rakam

86.4 Euro olmuştu. Toplam oda sayısı

üzerinden odabaşı elde edilen gelirlerde

ise geçen yıla oranla yüzde 32.1 düşüş

yaşandı ve 36.3 Euro olarak ölçüldü.

Nisan 2016’da bu rakam 53.5 Euro

olmuştu. Ocak–Nisan 2017 döneminde

ise doluluk oranı Ocak-Nisan 2016’ya

göre yüzde 57’den yüzde 58’e yükselirken;

ortalama günlük satılan oda bedeli 78.5

Euro’dan 62.3 Euro’ya, oda başı elde

edilen gelir ise 44.7 Euro’dan 36.1 Euro’ya

geriledi.


28

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

Turizm meslek değildir!

İstanbul Bilgi Üniversitesi, Bilgi Turizm Kulübü’nün düzenlediği “Diplomalı Turizm”

konulu panelde konuşan turizm hukukçusu avukat İlker Ünseser, turizmin bir

meslek olmadığını söyledi.

Turizm Yazarları ve Gazetecileri

Derneği (TUYED) Başkanı Kerem

Köfteoğlu’nun yönettiği panele

konuşmacı olarak, İlker Ünsever’in yanı

sıra, Boğaziçi Üniversitesi’nden Dr.

Özen Kırant Yozcu ve The Sofa Hotel’den

Cantekin Temizer katıldı. Turizmin

günümüzde son derece geniş bir alanı

ifade eder hale geldiğine dikkat çeken

Ünsever şöyle konuştu “Turizm artık

tek bir sözcükle ifade edilemeyecek

bir büyüklüğe ulaştı. Bundan dolayı

‘turizmci’ diye ifade edilebilecek tek bir

kavram, hele ki ‘turizmci’ kavramıyla bir

mesleği tanımlamak olanaksızdır. Bir işin

meslek olarak tanımlanması için zorunlu

formasyon eğitimi, meslek örgütü,

zorunlu meslek birliği üyeliği, meslek

kurallarının varlığı gibi dört unsurun

olması gerekiyor. Meslek, ücrete bağlı

yapılan bir uzmanlık alanını ifade eder.”

11 kişiden biri turizmde çalışıyor

Dünyada istihdam edilen 11 kişiden

birinin turizm alanında çalıştığını belirten

Dr. Yozcu, diplomanın doluluğu ve

diplomayı veren yerin önemli olduğunu

vurguladı. “Turizm bir sermayedir”

diyen Dr. Yozcu “Bu sermayeye yatırım

yapmak, planlamak gerekir. Turizmdeki

iş gücünün eğitimi çok önemlidir.

Araştırmalar seyahat acentelerindeki

çalışanların diğer sektörlere göre

daha eğitimli, donanımlı olduğunu

gösteriyor” dedi. The Sofa Hotel Genel

Müdürü Temizer ise, turizmci olmak için

tutkunun gerekliliğine vurgu yaptıktan

sonra öğrencilere “Glokal olmanız lazım.

Global olup lokal karar vermelisiniz.

Kendinizi nasıl pazarlayacağınıza

karar vermelisiniz. Donanımınızı

artırıp, yurtdışında stajlar yapmaya

çalışmalısınız” diye seslendi.

Yönetmeliğe ek madde eklensin

Konuşmacılar panelin ikinci turunda turizmde diplomalı çalışan sayısının artıracak önerilerini dile getirdi. Söz konusu öneriler

başlıklar halinde şöyle özetleniyor:

•Turizm bir meslek değildir ama olmalıdır.

• Turizm Tesislerinin Belgelendirilmesine ve Niteliklerine İlişkin Yönetmeliğin 13’ncü maddesine ek fıkra eklensin.

• Ek fıkra: “Turizm tesisleri, toplam personelinin yüzde 25’inden az olmamak üzere dört yıllık turizm işletmeciliği bölüm veya turizm

fakültelerinden mezun olmuş personel istihdam ederler. Bu personelden Bakanlık tarafından veya bakanlıkçı yetkilendirilmiş

mesleki dernek tarafından yapılan sınavda başarı kazanarak “Turizm Tesis Yoneticisi lisansı” almış en az iki personel turizm tesisi

yetkili yöneticisi olarak belirlenip Bakanlık tarafından tesis dosyasında kayıt altına alınır. Bu personele ilişkin görev ve

sorumluluklar ayrıca yönetmelikle düzenlenir” şeklinde olsun.

• Turizm talebi fiyat arttırarak değil, kaliteyi verilen bir hizmeti zenginleştirerek yapılsın.

• Sektörde istihdam edilen alaylıların da eğitilerek sertifika sahibi olmaları sağlansın.

• Bakanlık sertifikasyonla ilgili yaptığı çalışmadan tüm paydaşları haberdar edip görüşlerini alsın.

• Staj yapacak olan öğrenciler stajyer dosyası/planlamasını talep etsin.

• Turizm eğitimi verenler sektörle görüşmelerini hızlandırıp, eğitimlerini onların ihtiyaçlarına göre güncellesin.

• Bir binayı turizm işletmesi yapan eğitimli personeldir. Bu personeli turizm sektöründe tutacak adımlar atılsın.


30

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

Dorak, yeni

hizmet binası

açılışında

turizmcileri

ağırladı

Dorak Holding’in yeni

hizmet binasının açılışı

nedeniyle turizm sektörünün

önemli temsilcileri

İstanbul’da bir araya geldi.

Turizm sektöründe faaliyet gösteren

Dorak Holding’in İstanbul’daki yeni

hizmet binasının açılışına Türkiye

Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB)

Başkanı Başaran Ulusoy, TÜROB

Başkan Yardımcısı Müberra Eresin,

Dorak Holding Yönetim Kurulu Başkanı

Ahmet Serdar Körükçü, Dorak Holding

Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı

Kaplan Tan, İstanbul’daki beş yıldızlı

otellerin yöneticileri, tur rehberleri ve

MICE acentelerinin temsilcileri katıldı.

Açılış, Cağaloğlu’nda İstanbul’un eşsiz

manzarası eşliğinde gerçekleştirildi.

Ahmet Serdar Körükçü ve Müberra

Eresin, 2016 ve 2017 yılı için turizm

sektörü hakkında değerlendirmelerde

bulundu.

Körükçü: ‘’Uzak Doğu’yu Türkiye

üzerinden Avrupa’ya taşıyoruz’’

Turizm sektörünü değerlendiren Dorak

Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet

Serdar Körükçü, 2017 yılının, 2016 yılına

göre çok iyi başladığını söyledi. İlk 5

ayda yaklaşık yüzde 50 atış olduğunu

söyleyen Körükçü, “İkinci yarıdan sonra

inşallah bu sayı artar diye düşünüyoruz.

2017 yılı yüzde 50’lik bir yükselmeyle

devam eder. Biz, 2014 yılının sonuna

kadar sadece Türkiye destinasyonu

ile çalışıyorduk. 2015 ve 2016 yılında

Türkiye’de olumsuz şartlardan dolayı

Avrupa’da Zürih merkez ofisimizi açtık.

Ayrıca bu ay içerisinde, Çek Cumhuriyeti,

İtalya, İspanya, Fransa’daki ofislerimiz de

faaliyetlerine başlıyorlar. Uzak Doğu’yu

Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyoruz.

Aynı zamanda Avrupa’yı Türkiye’ye

getiriyoruz. Karşılıklı böyle bir akım

içinde devam ediyoruz. İnşallah sayılar

artar. Türkiye’de istikrar, hem siyasi hem

de ekonomik olarak devam ederse turizm

rakamlarında çok iyi noktaya geliriz diye

düşünüyorum’’ dedi.

“Gelen turistten herkes

faydalanıyor”

Turizm alanında çok değişik sektörlerde

olduklarını da belirten Körükçü,

‘’Havacılık adına balon sektöründe varız.

Mağazalar, restoranlarımız yer alıyor.

Çok değişik destinasyonlarla değişik işler

yapıyoruz. 2015 yılında Kapadokya Zelve

Vadisi’nde ‘Zelve Mapping’e başladık. Yeni

bir akım oldu ve ilgi artıyor. Katpatuka

diye çamur banyosu yaptık, insanların

ilgisini çektik. Değişik sektörlerde

değişik yatırımlara devam ediyoruz.

Bizim getirdiğimiz bilhassa Uzak Doğulu

misafirlerimizden ülkemizin boyacısı,

paşmina satan esnafı ve dondurma

satan esnafına kadar tüm bölgeler her

yönüyle faydalanıyor. A’dan Z’ye herkes

bu turizmden faydalanıyor diyebiliriz’’ diye

konuştu.

Eresin: ‘’2017’den daha

ümitliyiz’’

2016 yılında dünyada hem siyasi hem de

ekonomik krizler yaşandığını hatırlatan

TÜROB Başkan Yardımcısı Müberra

Eresin de, ‘’2016 beklentilerimizin çok

altında geçti. 2017’den daha ümitliyiz”

dedi. Eresin, turizm sezonunun yavaş

yavaş açılmaya başladığını belirterek

şöyle devam etti: “Arada bir takım krizler

oldu. Onlar yavaş yavaş hallediliyor.

Türkiye’nin 2017 yılını, 2016 yıldan

daha iyi kapatacağını düşünüyorum.

İstanbul’da yaz sezonu açıldı. Ramazan

ayı genel olarak İstanbul’da çok hafif

geçer. Ramazan ayıdan sonra bir hareket

bekliyoruz.’”


32

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

Osman Budak

“Turizmde

Avrupa

pazarında kayıp

sürüyor”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve

Antalya Milletvekili Çetin Osman

Budak, Ocak-Nisan dönemi turizm

verilerini değerlendirdi. Türkiye’ye Ocak-

Nisan döneminde gelen yabancı turist

sayısında 2016’ya göre yüzde 1’lik (56

bin 114) bir artış olduğunu kaydeden

Budak, “Turizmde son iki yılda neredeyse

ilk kez bir artış söz konusu. Dört ayda

5.8 milyon yabancı turist gelmiş. Bu

rakam hala 2015’in 1 milyon gerisindedir.

Düşüşün durması önemli ama fiyatlarda

ciddi bir kayıp var. 800 dolara kadar

çıkan fiyatlar ilk çeyrek itibariyle 696

dolara kadar inmiştir. Bu fiyatlarla

ancak kayıp yıl olan 2016’nın rakamları

yakalanabiliyor. Ayrıca 700 doların altına

inmiş fiyatlarla, turizmcilerin, turizm

emekçilerin kazanım elde etmesi, geçen

yılın kayıplarını telafi etmesi mümkün

değil” dedi.

Avrupa kayıpta Turizm Bakanlığı

seyrediyor

Turizm rakamlarındaki toparlanmanın

ağırlıklı olarak Rusya’dan gelen

turistlerle sağlandığını, Avrupa

pazarındaki kaybın ise devam ettiğine

dikkat çeken Budak, Kültür ve Turizm

Bakanlığı’nın ise Avrupa’ya yönelik

hala etkin bir adım atmadığını kaydetti.

Budak, “İlk 4 ayda Rusya’dan gelen

turist sayısında 200 bin düzeyinde bir

artış var. Ama Avrupa pazarındaki

toplam kayıp yüzde 20 düzeyindedir.

Almanya’dan yüzde 22, Hollanda’dan

yüzde 25, Finlandiya’dan yüzde 46’lık

kayıp söz konusu. Sadece Rusya

pazarıyla turizm bağlı sektörler, borç

batağından kurtulamaz. Bir an önce

Avrupa Birliği ile ilişkilerin yeniden rayına

oturtulması, Avrupa’nın etkin televizyon

kanallarında imaj kampanyaları

yürütülmesi, gelecek turistlere esnaf

alışverişlerinde kullanılmak üzere 20-

30 Euro’luk alışveriş çekleri verilmesi,

alkollü içecekler üzerindeki vergilerin

indirilmesi ve diğer desteklerin verilmesi

gerekiyor. Bu konuda geçen yıldan

beri uyarıyoruz ama Kültür ve Turizm

Bakanlığı bir türlü rehavetten çıkamadı

ve Avrupa’daki kayıpları seyrediyor.

Rusya’dan gelen turist sayısındaki artış,

sıkıntıyı perdeliyor ama sadece tek bir

pazara ve ürüne dayanarak turizmde

YILLAR

ilerleme sağlanamaz. Bir an önce Avrupa

geri kazanılmalı. Yoksa kaybeden Türkiye,

turizm sektörü, turizm emekçileri ve

esnaf oluyor. İstanbul’dan Kapadokya’ya,

Antalya’dan İzmir, Muğla’ya kadar tüm

sektörler kaybediyor” diye konuştu.

DEĞİŞİM ORANI

AYLAR 2015 2016 2017 2016/2015 2017/2016

OCAK 1 250 941 1 170 333 1 055 474 -6,44 -9,81

ŞUBAT 1 383 343 1 240 633 1 159 833 -10,32 -6,51

MART 1 895 940 1 652 511 1 587 007 -12,84 -3,96

NİSAN 2 437 263 1 753 045 2 070 322 -28,07 18,10

MAYIS 3 804 158 2 485 411 -34,67

HAZİRAN 4 123 109 2 438 293 -40,86

TEMMUZ 5 480 502 3 468 202 -36,72

AĞUSTOS 5 130 967 3 183 003 -37,96

EYLÜL 4 251 870 2 855 397 -32,84

EKİM 3 301 194 2 449 948 -25,79

KASIM 1 720 554 1 353 280 -21,35

ARALIK 1 464 791 1 302 157 -11,10

TOPLAM 36 244 632 25 352 213 -30,05

Kültür ve Turizm Bakanlığı

verilerine göre Ocak-Nisan

döneminde Türkiye’ye

gelen yabancı turist sayıları

şöyle:

4 AYLIK TOPLAM 6 967 487 5 816 522 5 872 636 -16,52 0,96


34

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

Turist sayısında Rusya etkisi

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından açıklanan yabancı

turist sayısı Nisan ayında geçen yılın aynı ayına göre

yüzde 18,10 oranında artış gösterdi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından

nisan ayında ülkeye giriş –çıkış

yapan turist sayısı açıklandı. 2016

yılının ikinci yarısından itibaren azalan

yabancı turist sayısı, yılın ilk yarısı

sonlanırken yükseliş eğiliminde yer

alıyor. Özellikle 2017 yılına baktığımızda

ilk 4 ayda sürekli artış eğiliminde olan

yabancı turist girişleri dikkat çekiyor.

Nisan ayı yabancı turist girişleri geçen

yılın aynı ayına göre yüzde 18,10 oranında

artış gösterdi. Nişantaşı Üniversitesi

Bankacılık ve Sigortacılık öğretim

görevlisi Kutay Gözgör, Rus turist

sayısının yüzde 485 artış göstermesinin

turist sayısında etkili olduğunu ifade etti.

Gözgör, Rusya ile normalleşen ilişkiler

sonrası turist sayısının önümüzdeki

süreçte artmaya devam edeceğini

sözlerine ekledi.

Cari dengeyi destekler

Mart ayında ülkemize yaklaşık 1,5 milyon

yabancı turist girişi gerçekleşirken, bu ay

bu rakamın 2 milyonun üzerine çıktığını

görüyoruz. Nisan ayında en çok ülkemize

ziyarette bulunan turistler Almanya ve

Rusya’dan gerçekleşti. Önümüzdeki

dönemde de havaların ısınması ile yaz

sezonunun başlaması, artış eğilimindeki

yabancı turist girişlerini yukarı yönde

desteklemeye devam edecektir. Döviz

gelirine oldukça büyük katkı sağlayan

yabancı turist girişleri, ülkeye daha

fazla döviz girişi olarak yorumlanabilir

ve gelecek dönemlerde bunun cari açığı

olumlu yönde etkilemesini bekleyebiliriz.

Bu bağlamda turizm verileri önümüzdeki

süreçte takip edilmeye devam edecektir.


36

hotel restaurant

& hi-tech

gündem makale

“Kahveniz Türk mü,

Yunan usulü mü

olsun?”

Otelcilik Oyunu Yazarı / Turizmci

Albert Yalman

Ege sahilleri!...

Tanrının dünyamızda bahşettiği cennet

bölgelerden bir tanesi...

Türkler ve Yunanlar bu bölgelere sahip

oldukları için çok şanslılar. Bu coğrafyaya

sahip olmak için muhakkak ki çok

kanlar dökülmüştür tarih boyunca. Fakat

bizler bu mirasa ve kültür zenginliğine

günümüzde gereken değeri veriyor muyuz

acaba?

Her iki halk da Sami ırkından geliyor ve

bu genetik benzerlik yaklaşık 1000 yıllık

tarih ile perçinleşiyor. Sonuç ise tamamen

kayda değer. Batıda Hristiyan Yunalılar ve

Doğuda Müslüman Türkler...

Yüzyıllardır kültürlerimiz öyle karışmış

ki, bizim en büyük şehirlerimizden biri

olan İstanbul’un esas Yunanca “şehre”

anlamına geldiğini bile bilmemekteyiz.

Aynı zamanda biz, tüm dünyanın “Greek”

ve benzeri kelimeler ile adlandırdığı bu

ulusa “Yunan” yani, 1000 yıllık atalarının

dört büyük kavimlerinden biri olan

“İonian” kaviminin adı ile hitap eden tek

ülkeyiz.

Her iki ulus da batan güneşe doğru

sofra kurmaya bayılıyorlar. Bu bereketli

topraklarından çıkan zeytinyağlılar,

sebzeler ve meyveler damakları

fethediyor. Denizden ne çıksa yenir bu

bölgede. Hepsi birbirinden leziz. Aynı bitki

örtüsü ile beslenen tüm et mahsulleri de

mangalların değişilmez baştacıdır. Şarap

ise bu yörenin güneşinin bereketidir

yüzyıllardır. Ama bu coğrafyada sofranın

tacı Rakı veya Uzodur. Kim ne derse desin

tadı aynıdır ama herkes kendi malını över

malum. İsimler ne kadar farklı olsa da,

kahvenin adının Türk veya Yunan kahvesi

olması kimsenin umurunda değil. Yemek

sonrası kahveler yine de yudumlanılıyor.

Madem bu kadar aynıyız neden bu kadar

farklıyız aynı zamanda?

Günümüz modern hayat stili yüzyıllardır

süren ortak kültürü birbirinden ayırmış

durumdadır. Kim neyi doğru ve yanlış

yapmıştır? Bu yazımızda Ege Deniz’inin

her iki yakasının turizm adına yaptıklarını

mercek altına alıyoruz.

Dünyanın hangi ülkesinde olursanız olun

hiç bir sahil şeridi özelleştirilmez. Kanun

bunu öngörür. Kimse bir koy veya sahili

şahsi mülkiyeti yapamaz. Yunanistan’da

da bu böyledir. Turistik oteller hep sahile

bakan yolun karşı tarafında veya küçük

turistik kasabaların bünyesinde yer alır.

Gel gelelim ki, Türkiye’de sahil şeritleri

ve koylar ne yazık ki halktan alınıp şahsi

mülkiyet altına girebilmektedir. Bunun

altında uzun dönemde aslında birçok

zararı vardır.

Yunanistan’da yerli ve yabancı turist

istediği herhangi bir kumsalda hiçbir

ücret ödemeden güneşlenebilir veya

denize girebilir. Şezlong isterse makul

bir ücret olan €2-3 ödeyerek kiralayabilir.

Oteller sadece gecelemek için kullanılır.

Türkiye’de ise büyük yatırımlarla bu özel

kıyılara sahip olan yatırımcılar bir an

önce yatırımlarının karşılığını alabilmek

için kumsal girişlerine ücret uygularlar.

Acılarını personele düşük maaş ve çok iş

vererek çıkarmaya çalışırlar.

Yine sahillerde bu sahilleri kiralayan fakat

kapatmayan Yunan yatırımcılar “taverna”

adı verdikleri küçük aile tipi restoranlarda

müşterilerine ücretsiz şezlong da temin

etmektedirler. Burada çalışanlar yazın

okul harçlığı kazanmak ve tatil yapmak

isteyen kızlı-erkekli genç Avrupalılar

ve yörenin yerli halkıdır. Türkiye’de ise

işler çok daha büyük oynar. Küçük aile

şirketleri yerine büyük yatırımlı tek

patronun altında çalışan asgari ücretli

ve eğitimsiz bir sürü insan ekmek

yemektedir. Hizmet personelinin %99’u

erkektir.

Yunanistan’da İngilizce bilen personel,

Avrupa kültürünün etkisi olarak, sizlere

teknik bir hizmet sunar. Standartlara

önem verir fakat kişisel yardımları sizden

esirger. Vazifesi olmayan konulara

girmez. Türkiye’de duygusal hizmet ön

plana çıkar. Kişisel çabalar ve yardım

etme isteği Türklerin misafirperverliğinin

tam bir göstergesidir. Yolda yol

sorduğunuzda İngilizce bilmemelerine

rağmen el kol hareketleriyle size

yardımcı olmak isterler. Nitekim yaptığım

motorsiklet seyahatlerinin birinde

grubumuzdan motorcular düştüler

(biz motorcular için olağan birşeydir).

Türkiye’de olan kazada yerel halk hemen

müdahale edip motoru kaldırdılar ve

yardımcı oldular. Yunanistan’da ise gelip

videomuzu çektiler ve sadece ambulans

isteyip istemediğimizi sordular.

Her iki ülke de her zaman ekonomik

krizler içinde olduklarından dolayı

Avrupa’da en ucuz tatil bölgeleri olmakla

ün salmışlardır. Kendi yerli halkları

dışında birbirileri ile en kaymak Avrupalı

turisti kapmak için ezeli ve aynı zamanda

da tatlı bir rekabet yaşanmaktadır. Her

kesim ve gruptan turist, bu bölgenin

huzur ve bereketine gelip tatil yapabilmek

için bütün yıl boyunca çalışıp para

biriktirirler. Yok erken rezervasyon, yok

kampanyalar tüm dünyadaki turizm

acentelerinin bu coğrafyaya turist

getirebilmek için çabaları tüm yıl boyunca

sürer.

Yunanistan her ne kadar 3000 üzeri

adası turistlerin ağzını sulandırsa da,

Türkiye’deki cennet koylar da aşağı

kalmamaktadır.

Türkiye’de bulunan lüks ve devasa

tesisler, daha önce hiç lüks hizmet

almamış, özellikle orta gelir düzeyi olan

Avrupalı ve yine özellikle çocuklu aileler

için krallar gibi bir tatil sunmaktadır.

Buralarda aldıkları “her şey dahil”

hizmetler özellikle kısıtlı bütçeleri olan


ve çocukların güvenle otel içerisinde

kurtlarını dökerek ebeveynlerin kafa

rahat bir şekilde günde 5-6 kere sunulan

açık büfeler ve ücrete tabi içkileri ile

tüm yıl boyu özlemini duydukları güneş

altında kestirirken huzur içinde bir tatil

geçirmelerini sağlar. Gelen turistlerin bu

tatil köylerinden çıkmalarına bile gerek

yoktur. Açık büfelerde her şey boldur ve

lezzetlidir. Bir haftalık bir tatilde turistler

ortalama 5 kilo almış olarak dönerler.

İşin acısı tüm kış bu kiloları vermeye

çalışırken bir bakmış yaz gelmiştir yine.

O kilolar bundan sonra hayatınızın bir

parçası olarak devem edeceklerdir. Zaten

otel kalma ve yeme/içme maliyetleri size

cazip hale sokulmuştur. Bir nevi toptan/

perakende arasındaki fiyat farkı gibi

diyebiliriz.

Öte yandan lükse önem vermeyen çılgın

partilerde kurtlarını dökmek isteyen

Avrupalı gençler Yunan adalarını tercih

ettikleri görülmektedir. Buralarda oteller

daha önce de belirttiğim gibi aile otelleri

olup basit fakat her imkanı güvenle elde

edebildiğiniz odalar sunarlar. Genelde

sadece mütevazı bir kahvaltı sunulur.

Zaten tüm turistler öğle ve akşam

yemeklerini muhteşem “teberna (teverna

okunur)”larda eşsiz Yunan müzikleri

eşliğinde yerler. Yemekler muhteşemdir.

Porsiyonlar kocamandır. Mezeler her iki

tarafta da birbirinden lezzetlidir. Yemek

sonrası meyve ve/veya kahve hatta Metaxa

(yerli konyak) ikramları standarttır. İşin

komiği yersiniz içersiniz ve fiyatlar çok

caziptir. Başlangıç ve mezeler, ana deniz

mahsulleri veya balık veya ızgara et,

salatalar, içkiler, tatlılar ve ikramlar bir

yana batan güneşin verdiği mutluluk dahil

adambaşı €15-20 ödersiniz. Açıkçası bu

kalite ve bolluk bu paralara yenebilirken,

Türkiye’de ancak kebapçıda bir kebap,

kutu içecek ve tatlı yer kalkarsınız.

Bir diğer konu ise ulaşım. Yine turizm

operatörleri yıl boyunca çok çalışırlar

ve her iki ülkede de “charter” dediğimiz

tatil ek seferleri uygularlar. Avrupa’da

kendi şehrimizdeki yerel havaalanından

bu cennet tatil beldelerine aktarma

yapmadan direkt olarak uçma imkanı

sağlamaktadırlar. Türkiye’de bu tesisler

sizleri havaalanı-otel arası ücretsiz

veya makul fiyatlar ile taşıma konforu

getirirler. Yunanistan’da da yine her adada

küçük ama Avrupa charter uçuşlarına

elverişli hava alanları yine aynı konforu

vermektedir

Deniz yolu ise ayrıca çok gelişmiştir.

Her iki ülke yapılan başarılı anlaşmalar

sonrası kendi ülkesine gelen misafirlerini

karşılıklı olarak günlük kültür turları ile

birbirleri ile paylaşmaktadır. Aralarında

kurdukları hızlı deniz taşımacılığı ile

hem turistlere seyahat imkanı ile bu

coğrafyayı daha iyi tanıma imkanı hem

de yerel alışveriş bölgelerinin kalkınması

için imkan sağlayarak birlikte başarılı

bir politika sürdürmektedirler. Bunun

dışında özellikle Yunanistan’ın kendi

adaları arasında çok başarılı ve güvenli bir

deniz ağı kurduğunu da ayrıca belirtmek

gerekir.

Bunlar tatilin her iki ülkede de hep güzel

yanlarıdır. Bir de her iki tarafın da ayıpları

ve yüz kızartıcı hikayeleri vardır.

Malum Türkiye’de kocaman lüks otellerde

çalışkan fakat eğitimsiz personel birçok

hatayı adeta mıknatıs gibi çeker. Kendi

müesseselerine zarar ve özellikle bol bol

bardak kırma, yabancı misafir önünde

anlamaz diye küfür dolu muhabbetler ve

hatta aralarında bahşiş kavgaları, hijyen

eğitiminin olmadığı için tüm hafta sıcakta

aynı üniforma ile terlemek ve inanılmaz

kötü koku yaymak, üzülerek belirtirim ki

hırsızlık, yine anlamaz diye yabancı turist

hanımlar hakkında rahatsız edici ifadeler

kullanmak, yabancı dil bilgisi eksikliği,

otelcilik eğitim eksikliği, acil durum

ve ilk yardım bilgisizliği (malum büyük

tesislerde her personel bunları muhakkak

bilmelidir), düşük maaşların etkisi olarak

kendini misafirlere acındırarak bir şeyler

koparma çabası, ya da “o yasak bu yasak

ama ben hallederim” diye rüşvete teşvik.

Bunun dışında tesis olarak da “bu

turist bir daha mı gelecek?” mantığı

çerçevesinde ve maliyeti artık dip

noktalara getirmek adına kışın avlanan

yabani domuzların etlerinin “Bunlar nasıl

olsa gavur, domuz yerler!” diyerekten

kaçak ve kalitesiz etlerinin yemeklere

karıştırma, son kullanma tarihleri yakın

ürünleri ucuza mal edip kullanma,

fabrikaların ikinci ve üçüncü kalite

mallarını kullanmak da ayrıca sık sık

duyduğumuz üzücü hadiseler.

Bunun dışında tesis dışında turistleri

rahatsız eden noktalar: Turistik belde,

tarihi eser çevrelerindeki turiste “Hello

My friend!”, “Excuse me!”, “One minute

please (en popüleri bu)!” diyerek sözlü

ve hatta fiziki tacizde bulunarak ısrarcı

bir şekilde bir şeyleri zorla satmaya

çalışmak, eşsiz güzelliklerin çöp

yüzünden mahvoluşu, düzensiz yollar,

kornalar, etrafta sadece erkek nüfusun

olması, barlara bayansız girilememesi,

güzelim sahillerin reklam içerikli

ve kalitesiz şemsiye ve şenzloglar

ile kötü görüntüye sebep olması,

turistlere yapılan kazıklamalar, hile ve

dolandırıcılıklar, hırsızlık, bayan turistlere

elle sarkıntılık, taksilerin sadece yaz

aylarında çalıştıklarından dolayı yakınarak

fiyatlarının normal tarifenin iki katı

olması, bozuk yollar...

Yunanistan da bundan aşağı değil aslında:

Otellerde malum tuvalet kağıtlarının

kötü kanalizasyon alt yapısından dolayı

tıkanmaması için sadece çöp kutusuna

atılması ve oluşan kötü koku, giriş ve

çıkışlarda sanki biraz da kasıtlı gibi

gözüken inanılmaz yavaş pasaport

kontrolleri, taksilerin sizi kazıklama

çabaları, sahillerde sakin sakin yatarken

dakika başı seyyar satıcılar ve ücretli

masaj yapmak isteyen masörlerce

rahatsız edilmek, genelde hoşgörülü

olmalarına rağmen memnuniyetsizliğinizi

belirtmeniz durumunda sizi alttan alması

gerekirken sizinle münakaşa eden

işletme sahipleri veya çalışanlar, adalarda

polis güçlerinin olmayışı, dükkanların

siesta saatlerinde kapalı olması,

beklentinin altında hizmet de yine aynı

şekilde üzücü.

Sizlere bu yazdıklarım aslında her iki

ülkede de yaptığım yaklaşık 15 yıllık

tatil tecrübelerimden ibaret. Bunların

arasında, motorsiklet ve yelken gezilerim

de var. Özellikle eski bir otelci olmam ve

otelcilik ile yazdığım kitap ve makaleler,

seminerler vs. sonrası tatil olayına

tamamen farklı bir gözlük ile baktığımın

da altını çizersek aslında her iki ülkede de

tatil yapmak olağanüstü güzel.

Beni şahsen üzen en önemli nokta,

ülkemizin makul seviyede olması

gereken sosyalist bir çizgiden ayrılması

ve yatırımlarımızı insan ve emeğe

değil tesis adı altındaki betona yapmış

olmamız. Ben tüm dünyada pek çok

ülkede otelcilik yaptım ve bir o kadar da

misafir oldum. İnanın dünyadaki otellerin

“yılın personeli” listelerine baktığınızda

hep Türk isimleri görürsünüz. Bizler çok

çalışkan ve başarılı bir millet olmamıza

rağmen maalesef yanlış politikalar üzere

personele yatırım kayıp veya gereksiz

olarak görülmektedir. Eğer bunu

değiştirebilirsek inanın sektörün lideri

olmamız an meselesidir.

Tüm bu bilgiler ışığında, Ege sahilleri

birer cennet olma özelliklerinden dolayı

özellikle Avrupalı turistin gözbebeğidir.

Hem Türkiye hem de Yunanistan’da tatil

yapmak coğrafyanın ve yerel kültürün

etkisi altında eşsizdir. Maalesef her iki

ülkenin de mali sıkıntıları sonrası bu

güzelliklere gölge düşmektedir ama

sorunların adı konulduğu sürece çözümü

yapmak kolaylaşır.

Sevgiler...


38

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

1

2

4

Ağaçlara

5

yükselin

Ağaç ev turizmi hızla

yükselişteyken, siz de

yükseklere çıkın!

Hayatı ‘yükseklerde’

yaşamak: Hotels.com, ağaç

ev konseptli otellere olan

talebin neredeyse %30

arttığını belirtti.

7

8

Ağaç evlerin (%33), bir uzay

gemisinde uyumaktan (%28),

altından yapılmış bir otelde checkin

yapmaktan (%24) veya bir buz otelde

konaklamaktan (%23) daha popüler

olmasıyla birlikte, Hotels.com konuklar

tarafından sevilen en iyi konaklama

seçeneklerini belirleyen Loved by Guests

ödülünü kazananları açıkladı:

1.Yüzen sonsuzluk havuzu

Keemala – Tayland

Bir uçurumun kenarında kendinize

ait 30 metrekarelik bir sonsuzluk

havuzunda dalış yapmak ister misiniz?

Bunu, Phuket’e 40 dakika mesafede

bulunan ve ayaklıklar üzerine inşa edilen

muhteşem Bird’s Nest ağaç evlerinde

yapabilirsiniz. Keemala, büyüleyici ve

yemyeşil bir harikalar diyarıdır. Bu

eşsiz villalarda, muhteşem bir yağmur

ormanı manzarasına sahip devasa muson

duşları ve bağımsız küvetler bulunuyor.

Keemala’da ayrıca plaj, spa tedavisi, gün

batımı kokteylleri ve şampanyalı piknikler

gibi imkanlar da mevcut.

2.Gökyüzündeki Stil

Tree Hotel – İsveç

Bir otel kapısını açmak yerine ona

tırmandığınızı hayal edin! Tree Hotel,

ilginç ve özel tasarıma sahip çevre

dostu ağaç evleriyle stil olanaklarını

yükseltiyor. Uzun çam ağaçları

arasında bir Aynalı Küp, Kuş Yuvası veya

UFO’da uyuduğunuzu düşünün! Ağaç

evlerde bulunan özel dev hamaklar

sayesinde yıldızları ve Kuzey Işıklarını

seyredebilirsiniz. Misafirler, ağaç

saunada rahatlama imkanı bulabiliyor,

ev yapımı otantik İsveç yemeklerinin

tadını çıkarabiliyor veya muhteşem

manzaralar için İsveç’in Laponya bölgesi

ve Lule Nehri’nin üstünden çelik halatla

geçebiliyor.

3.Ağaçlardan denize doğru

sallanın

Azulik - Adults Eco-Resort &

Maya Spa, Tulum – Meksika

İçinizdeki çocuğu serbest bırakın ve

Tulum’un turkuaz denizinin üzerinde

sallanın. Bunların hepsini bu lüks plajda

bulunan ve yalnızca size özel villada

yapın. Azulik, ünlülerle karşılaşılan

önemli bir nokta fakat en çekici özelliği

büyüleyici villaları. Bu ahşap konaklama

yerlerinde muhteşem deniz manzaraları,

dış mekanda mozaik küvetler, salıncaklı


3

9

6

10

bir teras ve asma Bali yatağı bulunuyor.

Misafirlerimiz, sanatsal performansları

izlerken Maya ormanının 12 metre üstüne

inşa edilmiş Kin Toh restoranındaki 12

yemekli tadım menüsü ile lüks yemek ve

eğlencenin tadını çıkarabilir.

4.Lüks hayat

Four Seasons Resort – Kosta

Rika

Tepedeki bu vaha, Papagayo

Yarımadası’nın altın plajlarına bakıyor.

Gerçekten lüks olan bu tatil merkezi,

deniz seviyesinin yaklaşık 100 metre

üzerinde bulunuyor. Tatil merkezinin

süitleri teknik olarak ağaç ev olmasa

da büyüleyici orman kanopisinin içinde

bulunuyor. Misafirlerimiz, 5 yıldızlı

süitlerinde kokteyllerini yudumlarken

ve güneşlenirken kendi özel atlama

havuzlarının tadını çıkarabilir. Burada

her gün farklı bir şekilde geçiyor.

Misafirlerimiz golf sahasında stres

atabilir, çocuklar ise bir doğa kampı

macerasına çıkabilir. Otel bir gönüllülük

programı düzenleyerek misafirlerimize

bölgedeki okulları destekleme ve çevreyi

koruma fırsatı da tanıyor.

5.Gizemli kaçamak noktası

Tsala Treetop Lodge,

Plettenberg Bay - Güney Afrika

Bu otel, Güney Afrika’nın tenha

bölgelerinde, Garden Route’un kalbindeki

ağaç tepelerde bulunuyor. Büyüleyici

manzaraya ve gizemli bir çekiciliğe

sahip ağaç ev süitler tam anlamıyla

lüksün kelime karşılığı. Özel spa

banyoları, şömineleri ve hatta sonsuzluk

havuzları mevcut. Otel ayrıca, orman

zemininin üzerindeki özel bir terasta

eşsiz bir yemek deneyimi sunuyor.

Burada gösterişli bir kahvaltı yapabilir

veya öğle yemeğinizin tadını yavaşça

çıkarabilirsiniz.

6.Yüksek ada yaşamı

Japamala Resort, Tioman Adası

– Malezya

Doğayı tekrar kucaklamak istiyorsanız

burası kesinlikle gidilecek bir yer.

Tioman Adası’ndaki ormanın alçak

arazilerinde bulunan bu otele sadece

tekneyle ulaşılabiliyor. Yürüme

köprüleri, inanılmaz Güney Çin Denizi

manzarasına sahip bu büyüleyici ağaç

evleri birbirine bağlıyor. Modaya uygun

şekilde kırsal bir tarza sahip olan

Japamala, doğada yaşamayı seven fakat

lüksten vazgeçemeyen misafirlerimiz

için tasarlandı. Ağaçlardaki sıcak su

havuzlarında rahatlayın, denizin üzerinde

kıyıdan 100 metre uzaklıktaki restoranda

yemek yemenin tadını çıkarın veya bir

orman yürüyüşü yaparak en yakın köye

ulaşın.

7.Yalın ayak lüks yaşam ve yoga

Aqua Wellness Resort –

Nikaragua

Nikaragua’nın Emerald Sahili’nin

yemyeşil tropikal ortamında kendinizi

dalga ve tropikal kuş sesleriyle uyanırken

bulacaksınız. Buradaki ağaç ev villalarda

atlama havuzları, dış mekanda Bali

duşları ve her gece güneşin Pasifik’te

batışını izlemek için mükemmel ve özel

bir teras bulunuyor. Tatil merkezinde

örme fenerlerin geceyi aydınlattığı bir

sahil restoranı bulunuyor. Muhteşem

orman manzarasına sahip, orman

yüzeyinin üstünde bulunan bir terasta

yoga dersleri veriliyor.

8.Ağaç tepelerindeki huzur

Silky Oaks Lodge Mossman –

Avustralya

Dünyanın en eski yağmur ormanlarından

birinde gençleştirici bir spa deneyimi

hayal edin. Mossman Nehri, Daintree

Yağmur Ormanı ve Büyük Set Resifi

kıyısındaki bu otelde, yağmur ormanı

yolları, kristal su birikintileri ve küçük

gölcüklerden oluşan bir plaj bulunuyor.

Lüks ağaç evlerin büyük verandaları ve

hamakları, yağmur ormanı kanopisinin

kalbinde yorgunluğunuzu atmak için

mükemmel. Misafirlerimiz, etrafı açık

ağaç ev restoranında akşam yemeğinin

tadını çıkarabilir.

9.Arkansas Macerası

Eureka Springs Treehouses –

ABD

Eğer gözden uzak ve romantik bir

kaçamak noktası arıyorsanız gitmeniz

gereken yer burası. Bu tatil merkezi,

ilginç özellikleri ve eğlenceli ortamıyla

adeta saklı bir cevher. Muhteşem bir

yeşillikle çevrili ve yer temalı ağaç

evler, sedir kütüklerin üstünde duruyor.

Böylece misafirlerimiz, Venedik, New

York, Santa Fe ve Paris temalı ağaç

evlerde konaklayabilir. Ağaç tepesinde

konaklamak size göre değilse hiç

endişelenmeyin: Eureka Springs ayrıca,

gizli geçitlere ve Jakuzi kulelerine sahip

peri masalı kalelerinde konaklamalar da

sağlıyor. Misafirlerimiz, büyülü kozalara

benzeyen muhteşem hobbit mağaraları

için bile check-in yapabilir

10.Yağmur ormanında

rahatlayın

Daintree Eco Lodge & Spa -

Avustralya

Gerçekten rahatlatıcı olan bir yere

giderek medeniyetten uzaklaşın. Ağaç

ev tarzı odalarda doğayla iç içe olabilir

ve Kuzey Queensland’in eski Daintree

yağmur ormanları deneyimini tam

anlamıyla yaşayabilirsiniz. Lüks villaların

ağaç evlerinde sıcak su havuzları bulunur

ve misafirlerimiz, yağmur ormanı

lagünün üzerinde bulunan büyüleyici

restoranda özel bir akşam yemeğinin

tadını çıkarabilir.


40

hotel restaurant

& hi-tech

gündem makale

Münferit tatile giderse!..

Bilenler biliyor, ama bilmeyenler için bir

kez daha söylemek istiyorum. Malum

turizm ile ilgili olarak herkes elinden

geldiğince yazıp çiziyor ve farkındaysanız

10 kişi yazıyorsa bu yazılanların hepsinin

ortak noktası “Turizm nereye gidiyor”

yok efendim işte “Turizmcilerin hali ne

olacak” “Geçen yıla ait ülkeye gelen

turist sayısı ile bu yıla ait turist sayıların

karşılaştırılması.”

Bunlar tabii ki önemli konular ancak

biz turizmciler biliyoruz ki bizim

sektörde komik olaylar da oluyor. Ve

artık birinin bu konulara el atması yani

turizmin mizah yönünü el alıp, sizlerle

paylaşması gerekiyordu. Ne yalan

söyleyeyim, bunu da benden iyi kimsenin

yapabileceğini düşünmüyorum.

O yüzden sizlere önce “Turizmci

kimdir?” sorusu ile giriş yapmak

isterim.

Bizler her ne kadar uzaktan bakıldığında

sabahları denize sıfır masalarda

kahvaltı, öğlenleri deniz, kum, güneş,

akşamları da eller havaya şeklinde

barlarda gibi görünsek de… İşin aslı öyle

değil!

Hani derler ya “Adı çıkmış dokuza,

inmez sekize” diye, işte biz turizmciler

aynen bu durumdayız. Her seferinde

karşı tarafa “Yaa arkadaş, biz 7/24

çalışıyoruz. Telefonlarımız hiç susmaz,

çalan teli açmama gibi bir lüksümüz de

yok” desek de kimse inanmaz!

Neden? Çünkü Facebook’ta

resimleri görüyor!

Benim senin 10 dakikalık öğle yemeği

arasında, yemek yerken çekmiş

olduğumuz havuzun resmini, akşam

iş çıkışı, çıkış kapısı güzergâhında

Türk gecesi aktiviteleri önünden

Turizmci Yazar

.

Gülsah , Islamoglu

,

geçerken “Türk Gecesi Vakti” diye

çekmiş olduğumuz resmi görüyor!

Sabah otele giriş yaparken X Otel’de

diye otele ait koymuş olduğumuz bir

görseli görüyor! Oysa bilmiyor ki bizler

o resimden sonra direkt ofise, 4 duvar

arasındaki masa başı işimize gidiyoruz.

Sen işten çıktıktan sonra arabada müzik

dinleyerek eve gidip, duşunu alır, TV

açarsın. Bizler eve giderken kulağımızda

kulaklık “O tarihe satma, odam kalmadı!

Abi o fiyata da satılmaz, zaten biliyorsun

fiyatlar da ortada…” yok efendim işte “

Yavrum 4+1 standart odaya nasıl

sokayım” diyerek eve gider, duş alır, TV

açarız. (?)

Sonra hoop, bir telefon!

Oda patladı, x acenteden misafir

geldi ama sistemde görünmüyor. Ne

yapalım?

“Al eve götür! Ver işte bir oda,

sabaha bakarız…”

Sonra sen izin gününde (haa bu arada

çoğunuzun haftada 2 gün izni var,

bizimse 1 gün) bütün gün dinlenip,

sohbetler, kakara-kikiriler yaparken,

bizler haftanın tüm günleri girdiğimiz

sanılan denize haftada bir kere girerken,

yine bir telefon! (Arayan kişi, bütün

bir kış arayıp sormayan eş, dost ve

akrabalardan biridir.) “Ya kanka, tatile

geleceğiz sen bilirsin, nereye gidelim,

ne yapalım? Bir el atsana!”

Bütün bir hafta bunu yapmıyormuşuz

gibi, bir de izin gününde çalışırız.

Yiğitliğe de “bal” sürdürmeyiz, bir kere

gazı aldık ya, bu iş bizden sorulur.

Başlarsın şezlongda arkadaşa tatil

araştırmaya. Halbuki sabahleyin

“şezlongda deniz keyfi” diye resim

atmıştık.

Bir de neye ayar oluyorum biliyor

musunuz? “Ya bir senin gibi iş

bulamadık” cümlesine. O anda

söyleyenin ağzına kürekle vurasım

geliyor.

Üniversiteye hazırlananlar oluyor;

soruyorum: “Ne okuyacaksın?” Karşıdan

gelen cevap “Turizm.” “Peki neden?”

“Çalışmadan para kazanmak istiyorum.”

İç sesim: “iyi, git de gör!”

İki sezon önce ablamın oğlu yeğenim

geldi. Tutturmuş “Ben turizm

okuyacağım.” Annem uyarıyor “Oğlum

evde bir tane turizmci var zaten, başka

meslek bulamadın mı?” Dedim ki “Sen

benimle yarın otele gel havuza girersin.”

Ertesi gün havuzdan sonra ofise yanıma

geldi. Epeyce bir süre diğer masada

oturdu, nette takıldı. Akşam eve gittik.

“Anneanne, ben düşündüm de başka

bir meslek mi seçsem? Turizmden

vazgeçtim.” Ne oldu o deniz, kum,

güneşe?

Ayrıca bir konu daha var. Misal bir

doktora, başka bir doktorun adını verip

“Bu işinde iyi midir? Tanıyor musun?”

diye bir soru sorulduğunda, eğer

tanımıyor ise tuhaf karşılanmıyor.

Ama turizmci öyle mi? Ben Bodrum’da

bir otele bakıyorum, adam bana

Antalya’daki oteli soruyor “Bilmiyorum,

şimdi ne yalan söyleyeyim” diyorum.

Hemen “Sen turizmci değil misin?”

Allah beni kahretsin, evet turizmciyim!

Burada saatlerce yazabilirim, konu

bitmez. O yüzden kısacası turizmcinin

paylaştığı resimlere aldanmayın. Onlar

filmin fragmanlarıdır. Asıl film “içerde”

başlar!

Ve gelelim, yıllardır misafirlerim ile

birebir yaşamış olduğum diyaloglardan

hatırımda kalan bir tanesine.

Her şey dahil konsept mağduru

çocuk

Her şey dahil konsept çıktı çıkalı

insanlar bir tuhaflaştı. Sevmedikleri,

yemedikleri ne varsa otelde yemeğe

başladılar. İnsanların, bir elinde ana

yemek tabağı, aynı elin diğer ucunda

meyve tabağı, diğer elde tatlı tabağı…

Her şeyi aynı anda almaya çalıştılar.

Halbuki her şey onlar içindi. Bitince

yenileri konulacaktı. Ben dondurma,

ücretsiz diye çocuğuna zorla dondurma

yedirmek isteyen münferitler gördüm.

— Oğlum, dondurma yedin mi? Çocuk:

Hayır, yemeyeceğim.

— Oğlum, ye biraz. Çocuk: Canım

istemiyor anne! Yemeyeceğim işte.

— Oğlum, zaten ücretsiz veriyorlar, ye

işte.

Sonuç mu? Çocuğun giderken

bademcikleri şişmişti…


42

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

Türk dizilerinin turizme etkisi

şaşırtıyor

Son yıllarda ülkenin dünyaya tanıtılmasında önemli bir öge olarak görülen Türk

dizileri hız kesmeden yurt dışına pazarlanmaya devam ediyor. Hem medya hem

de hükümet kanadından Türk dizilerinin turizme etkisi fark edilirken, bu konuda

çalışmalara hız verildi.

Son yıllarda yurt dışına ihraç ettiği

dizi sayısını arttıran Türkiye, altına

imzasını attığı kaliteli yapımlarla

dünyanın dört bir yanında adından

söz ettirmeye devam ediyor. Özellikle

Ortadoğu, Balkan ve Latin Amerika’da

popüler olan Türk dizileri, izleyicide

Türkiye’yi ziyaret etme isteği uyandırıyor.

Medya Takip Merkezi (MTM) basında yer

alan dizi sektörü haberlerini inceleyerek,

yurt dışına ihraç edilen dizilerin turizme

olan katkısını değerlendirdi. İşte

araştırmanın detayları…

140’tan fazla ülkede dizilerimiz

izleniyor

Türk dizileri, 5 yıl öncesine kadar 50’ye

yakın ülkeye ihraç edilirken, son verilere

göre 140’tan fazla ülkeye ulaşıyor.

Medya Takip Merkezi’nin (MTM) Fransız

İzleyici Araştırma Kuruluşu IPSOS’un

çalışmasından derlediği bilgilere göre,

2016 yılında Arap kanallarında 75 Türk

dizisi gösterildi ve bundan 600 milyon

dolarlık reklam geliri elde edildi. Türk

dizileri çok geniş bir kitleye hitap ediyor

ve ülkenin tanıtımında büyük rol oynuyor.

Özellikle İstanbul Boğaz’ı ve çekimlerde

kullanılan mekânlar izleyicilerin ziyaret

etme isteğini arttırıyor.

Dizi ihracatı hükümet meselesi

oldu

Geçtiğimiz günlerde katıldığı bir etkinlikte

konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Nabi

Avcı, Rus Hükümeti’nin teklifi üzerine

Ruslar ile ortak dizi ve film yapımı

konusunda çalışmaların başladığını

belirterek, Türk dizilerinin kendilerini

şaşırtacak şekilde turizme anlamlı

katkılar sunduğuna değindi. Ayrıca

Hindistan ve Arap ülkeleriyle de ortak dizi

yapılmasının gündemlerinde olduğunu

söyleyerek, bu çalışmaları Bakanlık

olarak son derece önemsediklerini iletti.

Medyanın da gündeminde

Medya Takip Merkezi’nin (MTM) yaptığı

araştırmaya göre, dizi film sektörü yazılı

basında 61 bin 991, görsel basında 4

bin 444 ve internet medyasında 160 bin

206 olmak üzere toplamda 226 bin 641

habere konu oldu.


hotel restaurant

44 & hi-tech

JW Marrıott

DATİ Holding yatırımıyla İstanbul’a geliyor

Dünyanın önde gelen otel firmalarından Marriott International’ın lüks markalardan

oluşan portföyünün bir parçası olan JW Marriott, İstanbul’da açacağı ilk ve çok özel

tasarlanacak oteli için DATİ Yatırım Holding ile güçlerini birleştirerek bir ilke imza

attı. DATİ Yatırım Holding A.Ş. tarafından 200 milyon dolarlık bir yatırım ile hayata

geçecek olan otel İstanbul’a yepyeni bir soluk katacak.

İstanbul’un turizm potansiyeline güç

katacak yatırım hakkında bilgi vermek

üzere Marriott International Avrupa

Lüks Operasyonlardan Sorumlu Başkanı

(COO) Satya Anand, Marriott International

Geliştirmeden Sorumlu Başkan Yardımcısı

Poğda Demircan, DATİ Yatırım Holding

A.Ş. Yürütme Kurulu Başkanı Gökhan

Kıran ve Dati Holding İştiraki olan Ataköy

Otelcilik A.Ş Genel Müdürü Mehmet

Culha’nın katılımıyla 10 Mayıs 2017 günü

basın toplantısı düzenlendi.

Kıran: “İstanbul’un kongre turizmine

katkı sağlayacağımıza inanıyoruz”

Sheraton İstanbul Ataköy Hotel’deki

basın toplantısında konuşan DATİ Yatırım

Holding A.Ş. Yürütme Kurulu Başkanı

Gökhan Kıran, dünyanın en büyük otel

zincirlerinden Marriott International ile

önemli bir işbirliğine imza attıklarını

kaydetti. İstanbul’u dünyanın önde

gelen turizm merkezlerinden biri haline

getirmeye büyük katkı sağlayacak

“İstanbul Turizm Merkezi”ni yaklaşık

500 bin metrekare bir alan üzerinde

geliştirdiklerini hatırlatan Gökhan Kıran,

JW Marriott İstanbul Hotel & Conference

Center’in projenin en önemli parçalarından

birisini oluşturacağını kaydetti.

Son dönemde yaşanan birtakım olumsuz

olaylara rağmen İstanbul’un, dünyanın

en iyi kongre şehirlerinden biri olma

iddiasının her zaman sürdüğünün altını

çizen Gökhan Kıran, yaptıkları yatırımın

kentin kongre turizmine çok önemli katkı

ve fayda sağlayacağını sözlerine ekledi.

Culha: “Tüm ulaşım ağlarının

omurgasında yer alacak bir yatırım

gerçekleştiriyoruz”

Dati Holding İştiraki olan Ataköy Otelcilik

A.Ş Genel Müdürü Mehmet Culha da, JW

Marriott’un İstanbul’da ilk kez hizmete

girecek olan otelinin Deluxe Room,

Club Room, Junior Suite, Club Suite,

Executive Suite, Vice Presidental Suite ve

Presidental Suite olmak üzere farklı oda

tiplerinden oluşacağını belirtti. Otelde, 354

adet Deluxe, 56 adet Suite, 39 adet Club

oda bulunacağını kaydeden Culha, “Ataköy

Marina’da denize sıfır konumda hayata

geçecek olan projede 40 metrekareden

250 metrekareye kadar farklı büyüklükleri

bulunan şık tasarlanmış 449 adet oda yer

alacak.” dedi.


Yatırımın tarihi İstanbul yarımadasına,

iki kıtayı denizin altından birbirine

bağlayan Avrasya tüneline ve Atatürk

Havalimanı’na yakınlığının yanı sıra İTM

projesi içindeki deniz otobüsleri iskelesi

ve metro istasyonu ile tüm ulaşım

ağlarının omurgasında yer aldığına dikkat

çeken Culha, sıcak, samimi dekorasyonu,

panoramik deniz ve marina manzarası ile

Türkiye ve dünyadan seçkin misafirlerine

unutulmaz İstanbul hatıraları

yaşatacağını sözlerine ekledi.

Satya Anand: “Zevk sahibi

seyahatseverleri ağırlamak için can

atıyoruz”

JW Marriott Istanbul Hotel & Conference

Center’in Avrupa’daki büyümekte olan

lüks otel portföylerine katılımından

dolayı mutluluk duyduklarını belirten

Marriott International Avrupa Lüks

Operasyonlardan Sorumlu Başkanı (COO)

Satya Anand, “Otelin modern ve sofistike

tasarımı ile JW Marriott imzalı hizmetin

birleşmesi bu şehirde lüksü yeniden

tanımlayacaktır. Dünyanın her yanından

İstanbul’u ziyarete gelecek zevk sahibi

seyahatseverleri, bu oteli ve bu karakterli

şehri deneyimlerken ağırlamak için can

atıyoruz”. dedi.

Demircan: “Türkiye’ye yatırım yapmaya

devam edeceğiz”

Çok önemli bir ana tanıklık ettiklerini

söyleyen Marriott International

Geliştirmeden Sorumlu Başkan Yardımcısı

Poğda Demircan, “Dünyanın en büyük

otel firmalarından ikisi olan Marriott

ve Starwood’un birleşmesi, Türkiye’de

de 25 otelin, yatırımcı ve çalışanlarıyla

birlikte aynı aile bünyesine katılmasını

sağladı. Onlardan bir başkası da bugün

burada hayata geçiyor. İstanbul Turizm

Merkezi yeniden canlanırken, Sheraton

ve JW Marriott markaları da aynı proje

bünyesinde bir araya geliyor. İstanbul

turizmine, özellikle de kongre turizmindeki

potansiyeline duyulan güvenin tohumları

işte burada atılıyor. İstanbul’un geleceğine

duyduğu güven ve cesareti için DATİ

Holding’e ne kadar teşekkür etsek azdır.

Marriott International olarak biz de Türkiye

turizminin hızlıca hakettiği günlerine

döneceğine inanıyoruz ve Türkiye’ye

yatırım yapmaya devam edeceğiz” dedi.

Otelin projesinde Tabanlıoğlu imzası

Türkiye ve Dünya’da önemli yapılara imza

atan Tabanlıoğlu Mimarlık tarafından

projelendirilen JW Marriott İstanbul Hotel

& Conference Center, otel bünyesinde

yer alacak farklı büyüklüklerdeki 15 adet

toplantı salonu ile kurumsal buluşmalara

ev sahipliği yaparken, 650 metrekare

genişliğindeki yüksek tavanlı ve son

teknoloji ile donatılmış balo salonu ise

600 kişi kapasitesi ile özel günlerde ve

toplantılarda misafirlerini ağırlayacak.

Otel, 80 metrekareden 650 metrekareye

kadar toplamda 1400 kişilik misafir

ağırlama kapasitesi ile tüm toplantıların

vazgeçilmez adresi olacak.

Otelde konaklayan misafirler, dilerlerse

350 kişilik ana restoranda günlük lezzetleri

tadabilecekler dilerlerse Fine Dining

Restaurant’ta dünya mutfaklarından

seçme lezzetleri deneyimleyebilecekler.

Bunun yanı sıra otel kapsamında çok

özel mimari ile öne çıkacak olan Lobby

Lounge ve muhteşem bir manzaraya sahip

bir de Roof Bar yer alacak. Eşsiz İstanbul

manzarası, zengin barı, özel kokteylleri

ve atıştırmalık lezzetleriyle şehrin en ilgi

gören mekanlarından biri olacak olan

JW Marriott İstanbul Hotel & Conference

Center hizmet kalitesi ile turizm’in önemli

kentlerinden olan İstanbul’da kaliteyi

yukarlara taşıyacak.

Toplantı, konferans ve etkinliklerin

vazgeçilmez adresi olacak

JW Marriott İstanbul Hotel & Conference

Center hemen yanında bulunan Konferans

Merkezi ise toplantılara özel tüm ihtiyaçlar

düşünülerek inşa edilecek, büyük

konferans ve etkinlikler için benzersiz bir

seçenek sunacak. 1000 kişi kapasiteli 9

adet toplantı salonu ve 2400 metrekare

büyüklüğünde 2100 kişi kapasiteye sahip

Konferans salonu da özel günlerinizin

vazgeçilmez adresi olacak. İstanbul’da

yapılacak büyük konferans ve kongrelere

ev sahipliği yapmayı bekleyen JW Marriott

İstanbul Hotel & Conference Center,

otel bünyesinde bulunan 15 adet toplantı

salonu ve konferans merkezinde bulunan

9 adet toplantı salonu ile birlikte toplamda

26 adet salon ve 4500 kişiyi ağırlayabilen

konforlu ve şık salonlara sahip olacak.

SPA Merkezinde Ailelere Özel VIP Suitler

JW Marriott İstanbul Hotel & Conference

Center’ın SPA merkezi 3000 metrekare

alan üzerine kurulacak. Konforlu masaj

odaları sakin ve rahatlatıcı dinlenme

alanları, yeni teknolojiler ile donatılmış

fitness salonundan özel çalışma

alanlarına, jakuziden buhar odasına,

saunadan kar çeşmesine ve Türk

hamamına kadar vereceği hizmetleriyle

misafirlerine eşsiz bir deneyim sunacak.

SPA ve masaj paket seçenekleri ile

konuklarına benzersiz bir deneyimi

yaşatacak JW Marriott İstanbul Hotel &

Conference Center’ın SPA Merkezi, naif bir

müzik, loş ışıklar ve huzur verici kokular

eşliğinde, benzersiz duyguların kapılarını

aralayacak, misafirlerine daha önce

yaşamadıkları duyguları deneyimleme

fırsatı verecek. SPA Merkezinde ayrıca

çok özel tasarlanmış VIP Suit odalar

bulunacak. VIP Suitler’de çiftlere özel

masaj odası, hamam, jakuzi, sauna ve

özel soyunma odaları ile SPA merkezinde

bulacakları her hizmeti kendilerine

ayrılmış olan bu özel suitlerde aileleri veya

eşleri ile alma imkanı bulacaklar.

Eşsiz konum ve kolay ulaşım imkânı

JW Marriott İstanbul Hotel & Conference

Center, Marmara Denizi kıyısında maviyle

yeşilin buluştuğu bir noktada İstanbul

Turizm Merkezi’nin kalbinde misafirlerini

ağırlayacak. Otel, deniz otobüslerine

yürüme mesafesinde yer alırken, yanı

başında metro durağı bulunacak. Atatürk

Havalimanı, İstanbul Fuar Merkezi’ne de

yakın bir mesafede konumlanan otel, özel

bir manzaraya sahip Ataköy Marina Mega

Yat Limanı ile aynı alan içinde olacak.

Bağlantılı otoyollara yakın konumu ve

3’üncü Havalimanı’na da kısa mesafesiyle

büyük ilgi görecek. Misafirler JW Marriott

İstanbul Hotel & Conference Center’a

diledikleri ulaşım imkânlarını seçerek

kolayca ulaşabilecekler.


46

hotel restaurant

& hi-tech

yeni yatırımlar

Hilton

Garden Inn

Türkiye’deki

yeni otelini

Ümraniye’de açtı

Hilton Garden Inn, Türkiye’deki

en yeni oteli Hilton Garden Inn

İstanbul Ümraniye’yi açtı. Tesis

Hilton Garden Inn markasının

Türkiye’deki on yedinci ve en

büyük oteli olarak hizmet

vermeye başladı.

İstanbul’un yeni iş ve finans merkezi

Ümraniye’de açılan Hilton Garden Inn

İstanbul Ümraniye, iş amacıyla seyahat

edenler için ideal konumda yer alıyor.

Otelinin yakınında yer alan Üsküdar

- Çekmeköy metro hattı Yamanevler

İstasyonu’nundan Kız Kulesi, Tarihi Yarım

Ada ve İstanbul Boğazı’na kolay ulaşım

mümkün. Hilton Garden Inn İstanbul

Ümraniye aynı zamanda 100’den fazla

uluslararası markaya ev sahipliği yapan

Can Park Alışveriş Merkezi kompleksi

içinde yer alıyor.

Hilton Garden Inn Ümraniye Genel

Müdürü Kenan Sinmez şöyle dedi:

“Modern tasarımı ve ideal konumuyla,

yeni otelimiz Hilton Garden Inn Istanbul

Ümraniye’yi açmaktan mutluluk

duyuyoruz. Aydınlık iç mekan, açılabilir

çatı ve kapalı havuzumuzla misafirlerimizi

ağırlamak için sabırsızlanıyoruz.

Amacımız konuklarımıza Hilton Garden

Inn markasından bekledikleri hizmetin

karşılığını verebilmek.”

Sipariş üzerine hazırlanan

kahvaltı ve akşam yemeği

Otel bünyesindeki Garden Grille

Restoran yada Garden Lounge & Bar,

sipariş üzerine hazırlanan kahvaltı ve

akşam yemeği, dünya mutfağı ve yerel

lezzetlerden oluşan geniş bir seçki ve

akşam oda servisi hizmeti veriyor. 24

saat açık Pavilion Pantry’de ise tatlı

çeşitlerinden soğuk içeceklere kadar pek

çok atıştırmalık bulunuyor.

450 m2’den daha geniş, esnek

toplantı odası

Tesiste ayrıca kurumsal veya özel

davetler için 450 metre kareden daha

geniş, esnek toplantı odası bulunuyor.

Hilton Garden Inn Ümraniye’nin konukları

standart hizmetlere ek olarak otelin her

yerinde ücretsiz Wi-Fi, 24 saat açık iş

merkezi, tam teçhizatlı spor salonu ve ısı

ayarlı havuzdan yararlanabiliyor.


48

hotel restaurant

& hi-tech

yeni yatırımlar

Gastroturistlerin de bir

oteli var artık!

Melek Lara

Butik Otel açıldı

Gaziantep şehir merkezinde 2.5 yıllık bir restorasyonla

hizmete giren Melek Lara Butik Otel, otantik çizgilere

sahip 16 odası ve UNESCO ödüllü mutfağı ile Mart

2017’den bu yana gastroturist konuklarını ağırlıyor.

Bir gastroturistseniz ve kendinize

farklı deneyimler yaşayacağınız

bir konaklama adresi arıyorsanız,

Lezzetler Şehri Gaziantep’te yepyeni

bir deneyim noktanız var artık! 9 Mart

2017 bir Gaziantep aşığı işadamı olan

Aydın Uğurlu tarafından 2.5 yıl süren

bir restorasyon çalışmasıyla hizmete

giren Melek Lara Butik Otel, otantik

çizgilere sahip 16 odası ve Unesco ödüllü

mutfağı ile gastronomi gezginlerine sıra

dışı deneyimler yaşatmak için turizme

kazandırılmış.

Uğurlu: “130 yıllık iki Ermeni

evini birleştirerek restore ettik”

Yaklaşık 2 milyon TL yatırım bedeli ile

şehir merkezinde konuklarını ağırlayan

oteli, kurucusu Aydın Uğurlu anlatıyor:

“Melek Lara, 9 Mart 2017 tarihinde 2.5

yıl süren bir restorasyon çalışmasının

ardından açıldı. Otelimiz 16 odalı, geniş

avlulu, kahvaltı salonlu tahmini 130 yıllık

iki Ermeni evinin birleşiminden oluşan

butik bir otel.” Kendisi aynı zamanda

tekstil ve gayrimenkul sektörlerinde

faaliyet gösteren bir iş adamı olan

Uğurlu, eski binalara büyük bir zaafı da

olduğunu belirterek, “Şahsım olarak

yaşanmış ve korunmuş binalarda huzur

bulduğum için böyle bir yatırımı turizme

kazandırmak istedim” diyor.

Hedef kitlesinde gastroturistler

var

Ağırlıklı gastroturist olarak nitelendirilen

yerli turistleri misafir etmek üzere

kapılarını açtıklarını dile getiren Uğurlu;

temiz odalar, güler yüzlü personel

ve harika bir Antep evi kahvaltısının

işletme anlayışında önceliği aldığını

söylüyor. Uğurlu ayrıca “Konseptimiz

itibari ile butik hizmetimizin kalitesini

düşürmemek için mutfak ürünlerimiz

günlük temin edilmekte ve sessiz sakin

bir ortam oluşturmaya çalışmaktayız.

Misafirlerimiz genelde gastroturist olarak

nitelendirilen yerli turistler. Gaziantep’in

Unesco ödüllü mutfağının hayranları

bizimki gibi küçük butik otelleri tercih

ediyorlar. Bizim de bu gastroturist kitlesi

ile inanılmaz bir sevgi bağımız var.

Buraya geldiklerinde sanki bir dostlarının

evindeymiş gibi mutlu oluyorlar. Biz de


sanki 40 yıldır görmediğimiz bir dostumuz

ziyaretimize gelmişçesine mutlu

oluyoruz.” diye de ekliyor.

“Hayalimiz, Gaziantep’in huzur,

sükunet ve samimiyet evi

olmak”

Son olarak Melek Lara Butik Otel ile ilgili

hayallerini de paylaşan Aydın Uğurlu

sözlerini şöyle tamamlıyor: “İnsanlar

Gaziantep’e geldiklerinde çok huzurlu,

çok sevimli bir butik var, mutlaka

uğramadan geçmeyelim diyecekleri bir

ev olmak mesela. Huzur, sükunet ve

samimiyet. Hayalimiz insanların bizde

huzur bulup gülümseyerek dinlenmeleri.”


hotel restaurant

50 & hi-tech

yeni yatırımlar

Dedeman

Tokat

açıldı

Dedeman Grubu,

Türkiye’deki otel

zincirine yeni bir

halka ekledi. Tokat

Merkez’de 143 oda

kapasitesiyle hizmet

verecek olan, şehrin

ilk 5 yıldızlı oteli

Dedeman Tokat,

misafirlerini ağırlamaya

başladı.

Dedeman Turizm Yönetimi

A.Ş. Genel Müdürü

Emrullah Akçakaya

Atlas Yatırım

Planlama ve

Dedeman Grubu

işbirliğinde hizmete giren

Dedeman Tokat şehrin

ilk 5 yıldızlı oteli olarak

kapılarını açtı. Otelde

114 adet superior oda, 18

deluxe oda, 6 adet corner

suit, 4 adet deluxe suit ve

1 kral dairesi bulunuyor.

Bölge turizmi açısından

büyük önem taşıyan

Dedeman Tokat, aynı

zamanda 30 metrekareden

603 metrekareye kadar

farklı ölçülerde 7 adet

toplantı salonuna sahip.

Kongre merkezi, 200

kişilik modern restoranı

ve 2000 metrekare kapalı,

1000 metrekare açık alana

sahip spor merkezi ile

konuklarını ağırlayacak.

Akçakaya:

“Zincirimizin 17’inci

halkasını Tokat’ta

açmaktan mutluyuz”

Tokat’ta yeni açılan otel

ile birlikte Dedeman

Grubuna ait otel sayısının

17’ye ulaştığını belirten

Dedeman Turizm Yönetimi

A.Ş. Genel Müdürü

Emrullah Akçakaya,

“Dedeman Grubu

olarak Türkiye’de ve

dünyada bulunduğumuz

bölgelerin katma

değerini artıracağımız

otellerimiz ile varlığımızı

güçlendiriyoruz.

Zincirimizin 17’inci

halkası olan otelimizi

Anadolu’nun güzide

şehri Tokat’ta açmış

olmanın mutluluğunu

yaşıyoruz. Tokat’a yapmış

olduğumuz bu yatırım ile

bölgenin turizmine önemli

ölçüde katkı sağlarken,

istihdamın artmasına da

katkı sağlayacağız” dedi.

Tokat Merkez’de

Dedeman Tokat, tarihi

ve doğası ile öne çıkan

Anadolu’nun en güzel

şehirlerinden Tokat’ın

turizm ve ticaret

hacmine önemli katkılar

sağlayacak. Kentin tarihi

ve turistik değerlerinin

tanıtımı ve turizm

potansiyelinin gelişimi

aynı zamanda şehrin

markalaşması noktasında

önemli bir yatırım niteliği

taşırken, istihdama yönelik

kazanımlara da katkı

sağlayacak.


52

hotel restaurant

& hi-tech

yeni yatırımlar

Corendon

Airlines

Avrupa’da yeni bir

havayolu daha kurdu

13’üncü yılını kutlayan Corendon Airlines, 3. havayolunu kurarak 2017 yılına hızlı bir giriş

yaptı. Corendon, Hollanda tesciliyle kurduğu Corendon Dutch Airlines’tan sonra Avrupa’da

yeni bir havayolu şirketi daha kurdu.

Türkiye ve Avrupa’nın önde gelen

turistik havayollarından Corendon

Airlines’tan yeni bir hamle daha

geldi. Geçtiğimiz günlerde ilk fabrika

çıkışlı uçağı yeni Boeing 737-800NG’yi

filosuna katan Corendon Airlines,

göklerdeki 13’üncü yılına hızlı bir

başlangıç yapacağının sinyalini vermişti.

Beklenen haber geldi. 2011 yılında

Hollanda tesciliyle kurduğu Corendon

Dutch Airlines’dan sonra Corendon, yeni

bir havayolu şirketi daha kurdu. Corendon

Airlines Europe adıyla Malta’da kurulan

yeni şirket, ilk uçuşunu 26 Mayıs 2017

Cuma günü Napoli’ye gerçekleştirdi.

Karaer: “Corendon Airlines Europe

ile uçuş ağımızı genişletmeye devam

ediyoruz”

Avrupa ülkeleri arasında uçuşlar

düzenlemek amacıyla kurulan

Corendon Airlines Europe ile ilgili

konuşan Corendon Turizm Grubu

Yönetim Kurulu Başkanı Yıldıray

Karaer; “Türkiye ve Hollanda’dan sonra

Malta’da açtığımız 3.havayolumuz

ile uçuş ağımızı genişletmek hem de

çalıştığımız tur operatörlerinin Avrupa

içi uçuşlarına daha esnek çözümler

sunmak amacındayız” dedi. Karaer;

“Antalya ve Amsterdam merkezli diğer

iki havayolumuz operasyonlarına aynı

büyüme stratejileri ile devam ederken,

Corendon Airlines Europe ile 2017 yaz

sezonu itibariyle Berlin, Düsseldorf,

Leipzig, Münih, Linz, Tel Aviv ve Girit

gibi meydanlar arasında uçuşlar

düzenleyeceğiz. 2017 yaz sezonu için

Corendon Airlines Europe filosuna bir

adet Boeing 737-800 planladık. 9H-TJG

kuyruk kodlu bu uçağımızı 2017-2018

kış sezonunda Mısır’a base etmeyi

planlıyoruz. Yeni yapacağımız yatırımlarla

hızımızı kesmeden sürdüreceğiz”

diye konuştu. CXI çağrı koduna sahip

Corendon Airlines Europe, tıpkı Corendon

Airlines gibi full charter, split charter ve

seat-only iş modeliyle operasyonlarını

yürütecek.


hotel restaurant

54 & hi-tech

yeni yatırımlar

Dünyanın en büyük

Hampton by Hilton oteli

Berlin’de açıldı

Hampton by Hilton Berlin City Centre Alexanderplatz, Almanya’nın kalbinde

misafirlerini ağırlamayı bekliyor.

Hilton‘un (NYSE: HLT) orta fiyat

segmentinde yer alan, kaliteye

önem verenlere yönelik küresel

markası Hampton by Hilton, en yeni

oteli Hampton Hilton Berlin City Centre

Alexanderplatz’ı Almanya’nın başkentinde

açtı. “Hamptonality servisi”yle ünlü

marka, halihazırda 2 bin 240 otel ile

hizmet veriyor. Oda, 344 oda ile dünyadaki

en büyük Hampton by Hilton tesisi.

Şehrin merkezinde yer alan Hilton

Berlin City Centre Alexanderplatz,

Berlin Televizyon Kulesi, Müzeler Adası

ve Brandenburg Kapısı’na yürüme

mesafesinde bulunuyor. Almanya’da

faaliyet gösteren diğer üç otelin arasına

katılan tesis, Berlin Tegel Havaalanı’na

da sadece 14 kilometre uzaklıkta. Otelin

hemen önünde yer tramvay istasyonu ve

yine yürüme mesafesinde bulunan metro

sayesinde Berlin’in dört bir yanına ulaşım

rahat.

Vincent: “Bu otel Hilton’un

Almanya’da her geçen gün daha

da güçlendiğinin göstergesi”

Hilton Worldwide Avrupa, Ortadoğu

ve Afrika Başkan Yardımcısı ve

Başkanı Simon Vincent şöyle konuştu:

“Bu yıl Berlin’i ziyaret eden uluslararası

turistlerin 5 milyonu aşması, şehrin

Avrupa’nın en gözde destinasyonlardan

biri olduğunun göstergesi. 2017 yılında

Frankfurt ve Hamburg’da açılan orta

segmentteki oteller de dahil olmak üzere,

bu otel Hilton’un Almanya’da her geçen

gün daha da güçlendiğinin göstergesi.”

Cordell: “Kentin tarihini ve

güzelliklerini keşfetmek için

ideal bir alternatifiz”

Odaklı Hizmetler ve Hampton by Hilton

Marka Yönetimi Küresel Başkanı Phil

Cordell şunları kaydetti: “Almanya’da

dünyadaki en büyük Hampton by


Hilton markalı otelimizi

açmanın gururunu yaşıyoruz.

Tesisimiz Berlin’in tarihini

ve güzelliklerini keşfetmek

isteyenler için ideal bir

alternatif. Misafirlerimizi

ağırlamak ve yüzde yüz

memnuiyetlerini sağlamak için

sabırsızlanıyoruz.”

Primestar Hospitality GmbH

şirketinin sahibi olduğu

Hampton by Hilton Berlin

City Centre Alexanderplatz’ta

markanın alametifarikası

sıcak kahvaltı, tüm konuklara

ücretsiz olarak sunuluyor.

Tüm odalarda kaliteli buklet

malzemeleri, konforlu

sandalyeler, 40-inç HD

televizyon, ücretsiz çay/kahve

ve ücretsiz WiFi bulunuyor.

Hampton by Hilton,

“Hamptonality” olarak

anılan, markaya has kültürü

konuklarına yaşatması ile

biliniyor. “Hamptonality”,

tüm otellerde misafirlere

güler yüzle hizmet sunmak ve

onların ihtiyaçlarını anlamaya

çalışarak civarda görülecek

yerler, tarihi mekanlar ve

eğlenceli aktiviteler ile ilgili

tavsiyede bulunmak anlamına

geliyor.

Hampton by Hilton Berlin

City Centre Alexanderplatz

Hilton’un 14 markası

altında hizmet veren

tesislerinde uygulanan

ödüllü sadakat programı

Hilton Honors, Hampton

by Hilton otellerinde de

uygulanıyor. Doğrudan

diledikleri bir Hilton kanalı

üzerinden rezervasyon

yapan Hilton Honors

üyeleri, hem zamandan

tasarruf ediyor hem de

avantajlı fiyatlardan

yararlanıyor. Bunun yanı

sıra özel üye indirimi,

ücretsiz standart Wi-Fi ve

Hilton Honors Puanları

(Points) ile ödeme fırsatı

yakalıyorlar.


56

hotel restaurant

& hi-tech

yeni yatırımlar

Dominik’e gezmeye

gitti, ‘tik’ ormanı

kiraladı

Perakendedeki ilk mağaza yatırımını İkitelli Masko Mobilya Merkezi’nde açan

İmamoğlu, TeakConcept markası ile tik bahçe mobilyası alanında otellere de

hizmet verecek.

Türkiye girişimcisinin azminin az

bilinen coğrafyalara uzandığına

ilişkin en güzel öykülerden birini

Kayserili yatırımcı Nazım İmamoğlu’nun

iş serüveni oluşturuyor. Ülkemizden

binlerce kilometre uzaklıktaki Orta

Amerika ülkelerinden Dominik

Cumhuriyeti’ne gezme amaçlı giden

girişimci Nazım İmamoğlu, orada orman

kiralayarak Türk kamuoyunun az bildiği

bir iş alanına el attı. Perakendedeki

ilk mağaza yatırımını İkitelli Masko

Mobilya Merkezi’nde açan İmamoğlu,

TeakConcept markası ile tik bahçe

mobilyası alanında otellere de hizmet

verecek. Dominik Cumhuriyeti’nde

kurduğu Dulpess SRL şirketi ile devletten

önemli büyüklükte bir orman kiralayan

İmamoğlu, uluslararası alanda ‘teak’,

Türkiye’de ise ‘tik’ olarak bilinen ağaç

ve mobilya sanayiinde otorite isimlerden

biri oldu. Uzun bir uğraşın sonucu

Dominik Cumhuriyeti’nden 22 milyon

metrekare büyüklüğünde tik ormanı

kiralayan İmamoğlu, Türkiye’ye taşıdığı

ağaç ürününü İstanbul’daki fabrikasında

işleyerek bahçe mobilyası ve yer kaplama

ürününe dönüştürüyor. Yakın gelecekte

Türkiye’de pahalı imajı ile bilinen ‘tik’

sahasında uygun fiyat avantajı ile önemli

bir yer edinmeyi planlıyor.

4 yıllık öykü

Tik ormanı öyküsü bir seyahatte ortaya

çıkmış. Ailesi ile birlikte tatil amaçlı gittiği

Latin Amerika gezisi sırasında ortaya

çıkan iş fikri ile uzun süre Dominik’te

kalıyor İmamoğlu.

4 yıllık bir görüşme trafiğinin ardından

2014 yılı sonundan itibaren startı verilen

projede, Dominik Devleti’nden toplam 22

milyon metrekare büyüklüğünde orman

kiralıyor. Ürünler, hem hammadde

olarak satıldığı gibi yanı sıra Gebze’de

faaliyete geçirilen kereste fabrikasında

fırınlanıp, işlenerek bahçe mobilyası

olarak piyasaya sunuluyor. Nazım

İmamoğlu, “Ürünlerimiz, dünyadaki en

kaliteli teak ürünlerinden. Fiyatımız ise

mevcut ürünlerden çok daha ucuz. Cari

açığa da önemli katkı sağlayacağız”

diye konuşuyor. Orman Dominik

Orman ve Çevre Bakanlığı’ndan 15

yıllığına kiralanmış. 4 yıla yakın süren

görüşmelerin ve müzakerelerin

ardından yapılan anlaşma gereği söz

konusu orman, hükümet yetkililerinin

gözetiminde işleniyor. Günlük 50 tonluk

üretim kapasitesi var. Uygun görülen

ağaçların kesimi yapılırken, yerine yeni

fidanların dikimi sağlanıyor. Orman

işleme alanında dönem dönem sayısı

150’yi bulan Dominikli ve Haitili çalışanı

ile hizmet üretiliyor.

İlk ihracatçı oldu

Nazım İmamoğlu, hükümetin

gözetiminde kesim ve dikim yaptıklarını

belirterek, “Türkiye’ye tik ağacı

getiriyoruz. Hem fabrikamızda işleyip,

hem hammadde olarak satıyoruz.

Dominik Cumhuriyeti’nin bu alandaki

ilk ihracatçısıyız” diyor. TİK ağacı, lüks

tekne güvertelerinden, parkeye, bahçe

mobilyasından, duş altlığına kadar çok

geniş bir alanda kullanılıyor. Suya ve iklim

şartlarına en dayanıklı ağaç ürünlerinden

biri olarak biliniyor. Türkiye’de mevcut

TİK ağacı fiyatlarından çok daha düşük

oranda tarife uyguladıklarını belirten

İmamoğlu, “Çünkü hammaddeyi biz

üretiyoruz. Aracı yok, yüksek tonajda

getiriyoruz. Devlet kontrolünde üretim

yapıyoruz diyor. Dominik’in ilk ormancılık

işletme iznini alan İmamoğlu’na tahsis

edilmiş 22 milyon metrekarelik bir alan

bulunuyor.

İhtisas mağazası açtı

Dominik Cumhuriyeti’nde ‘tik’ ormanı

kiralayan İmamoğlu, son olarak

perakendeye de adım attı. Gebze’deki

fabrikasında tik ağacı ile bahçe

mobilyasından, dış ve iç mekan yer zemin

malzemesine kadar geniş sahada üretim

gerçekleştiren İmamoğlu, ‘TeakConcept’

adını verdiği yeni yatırımının ilk

halkasını İstanbul İkitelli’deki mobilya

merkezi Masko’da açtı. Yatırımcı Nazım

İmamoğlu, “Dominik’ten aracısız, ilk

elden teak ağacını Türkiye’ye getiriyoruz.

Kendi fabrikamızda işliyoruz. Masko’da

ilk kez ihtisas alanı tik bahçe mobilyası

olan mağazamızı açtık. Bu alanda en

büyük show room’a sahibiz. Konutlara,

restoranlara, yatlara ve otellere hizmet

üreteceğiz” diye konuştu.

Bayilik verecek

Perakendedeki ilk mağaza yatırımını

İkitelli Masko Mobilya Merkezi’nde

açan İmamoğlu, TeakConcept markası

ile tik bahçe mobilyası alanında yeni

bayilikler de verecek. Türkiye’nin değişik

merkezlerinde bu alanda büyümek

istediklerini belirten İmamoğlu,

“Kurduğumuz sistem ile amacımız, tik

mobilyada pahalı algısını değiştirmek”

dedi. Dulpess SRL şirketi ile Türkiye’ye

getirilen orman ürünleri, 60 kişinin

çalıştığı Gebze’deki fabrikasında kurutma

tesisinde önce fırınlanıyor, ardından

mamül ürüne dönüştürülüyor.


58

hotel restaurant

& hi-tech

yeni yatırımlar

İstanbul Yeni Havalimanı

2018 yılı açılışı için

anlaşmalara başladı!

2018 yılında hizmete açılması planlanan İstanbul Yeni Havalimanı’nda havayolundan

kargoya, yer hizmetlerinden perakende alanlara kadar farklı iş kollarında anlaşmalar

yapılmaya başladı. 100’e yakın havayolu şirketine hizmet verecek olan havalimanı,

İpek Yolu’nu “havadan” kuracak.

İGA Havalimanı İşletmesi İcra

Kurulu Başkanı Hüseyin Keskin

Türkiye’ye ilk kez gelecek havayolu

şirketlerine ev sahipliği yapacak olan

İstanbul Yeni Havalimanı, Türkiye’nin

dünyaya açılan vitrini olmaya hazırlanıyor.

100’e yakın havayolu şirketine ev sahipliği

yapacak olan İstanbul Yeni Havalimanı,

yolcu deneyimi, konfor ve teknoloji

alanında çağın ötesinde uygulamalarla

tasarlanıyor. 2018 yılında hizmete

açılması için inşaat çalışmalarının süratle

devam ettiği İstanbul Yeni Havalimanı’nda

bir taraftan da ticari anlaşmalar hayata

geçiriliyor. Bu anlamda Mayıs ayı

içerisinde kargo, yer hizmetleri, ticari

alanlar ve havayolu şirketleri ile önemli

anlaşmalar imzalandı.

İpek Yolu’nu “havadan” kuracak

İGA Havalimanı İşletmesi İcra Kurulu

Başkanı Hüseyin Keskin gerçekleştirilen

bu anlaşmalar ile ilgili şöyle konuştu:

“İstanbul Yeni Havalimanı’nı halkımızla

buluşturabilmek için iş birliklerimizle

ilgili çalışmalarımız hızla devam

ediyor. Mayıs ayında kargo alanı, yer

hizmetleri, havayolu şirketleri gibi birçok

alanda iş ortaklarımızla bir araya gelip

önemli anlaşmalar gerçekleştirdik.

Havalimanımıza olan yoğun ilgi

bizi heyecanlandırıyor. Yakında bu

anlaşmalarımızı duyurmaya başlayacağız.

Dünyanın yeni bölgeleri ile ülkemiz

arasında kurduğumuz köprüler sayesinde

Türkiye’nin ticari gücüne güç katacak ve

bu sayede kelebek etkisi ile ekonomik

kalkınmamıza ivme kazandıracağız.

Havalimanımız, şimdiye kadar Türkiye’ye

doğrudan uçuşu olmayan Hindistan ve Çin

gibi ülkelerin İstanbul’a bağlanabilmesini

sağlayarak İpek Yolu’nu “havadan”

kuracak. Ortak ticaretleri yüzyıllar

öncesine dayanan küresel aktörlere yeni

fırsatlar oluşturacak, sadece Türkiye’de

değil, tüm dünyada rekabete yeni bir

soluk getireceğiz”.

Dünyanın en büyük duty free

alanına sahip olacak

Havacılıkta hem doğal bir transfer noktası

hem de çok cazip bir destinasyon olan

İstanbul Yeni Havalimanı, bu zamana

kadar Türkiye pazarında bulunmayan

önemli perakende markalarına da ev

sahipliği yapacak. Dünyanın en büyük

duty free alanına sahip olacak İstanbul

Yeni Havalimanı’nda birbirinden önemli

yaklaşık 400 tane dünya markası yer

alacak.


Alaçatı’nın beklediği

lüks konaklama adresi

La Sirena

Alaçatı açıldı

Son yılların en gözde turizm

merkezlerinden biri haline

gelen Alaçatı’da Mayıs ayı itibari

ile hizmet vermeye başlayan

La Sirena Butik Otel, günün

trendlerini konfor ile birleştiren

odalarıyla dikkat çekiyor.

Ezgi Şele tarafından işletilen La Sirena Butik Otel, şehrin

merkezinden uzaklaşmadan ama huzur içerisinde bir

tatil geçirmek isteyenlerin beklentisine 10 odası ile cevap

veriyor. 2 delux aile odası ve 2 VIP odası bulunan otelde ayrıca çift

kişilik ve tek kişilik odalar da yer alıyor.

Dekorunun yanı sıra özel cibinliklere sahip konforlu yataklarıyla

sadece tatilcilerin değil balayı, yıldönümü gibi zamanları için özel

arayışta olanların da yeni oteli haline geliyor.

Alaçatı’nın merkezinde

La Sirena Butik Otel, Alaçatı’nın merkezinde yer alarak

misafirlerine hem hızlıca şehir hayatına karışmaya hem de

istedikleri gibi kendilerini o karmaşan çekip çıkarmaya imkan

veriyor. Oteldeki ince detaylar ise tatilde otelde kalma lüksünü

yaşatırken misafirlerinin evlerindeki gibi rahat hissetmelerini

de sağlıyor. Tarihte korsanları ve denizcileri güzellikleriyle

büyüleyerek etkileri altına aldığı bilenen “denizkızları”nın

İspanyolca adı olan “Sirena”, şimdi ise huzur dolu tatil arayışında

olanları etkisi altına alıyor.

Lüks konaklama hizmetinin yanı sıra güler yüzlü servisi ve tadına doyum

olmayan kahvaltısıyla fark oluşturan otelde; İzmir’in kumrusu, boyozu, Ege’nin

doğal zeytinyağı ve birbirinden özel tatları ile organik reçelleri de her sabah

taze taze masaları donatarak “burada kalmak istiyorum” hissini artırıyor.


60

hotel restaurant

& hi-tech

yeni yatırımlar

Çin’in dev

şirketi

Wanda,

Türkiye’ye

Mar Yapı

ortaklığıyla

geliyor!

Teknolojiden turizme, finanstan

gayrimenkule kadar geniş

faaliyet alanıyla dünyanın

dev şirketlerinden biri olan

Çinli WandaGroup, Mar Yapı

ortaklığıyla Türkiye’ye turizm

yatırımı için geliyor. Güneşli

Basın Ekpres Yolu’ndaki

Wanda Vista İstanbul, şirketin

yurtdışındaki ilk yatırımı olacak.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin en

büyük ticari kuruluşlarından

biri olan DalianWandaGroup ile

Türkiye’de geliştirdiği yenilikçi ve nitelikli

projeleriyle tanınan Mar Yapı arasında

şubat ayında imzalanan Stratejik

İşbirliği Anlaşması sonrasında, iki

firma beş yıldızlı Wanda Vista İstanbul

otelinin lansmanını gerçekleştirdi. Mar

Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Münir

Özkök, WandaGroup Başkan Yardımcısı

NingQi Feng ve Çin Halk Cumhuriyeti

Ticaret Konsolosu HuangSongfeng’in

katılımlarıyla gerçekleşen lansmanda iki

ülke arasındaki kültürel ve ticari ilişkileri

geliştirecek yatırımın önemine değinildi.

Özkök: “Türkiye’nin gelişen Çin

pazarından daha çok pay alması

için yatırımlarımız sürecek”

Çin’in tarihi İpek Yolu’nu yeniden

canlandırma projesi olan “Bir Kuşak Bir

Yol” ile büyük bir yatırım planı açıkladığını

hatırlatan Mar Yapı Yönetim Kurulu

Başkanı Münir Özkök, “Türkiye’nin

de aralarında bulunduğu 29 ülkenin

lider düzeyinde katıldığı ‘Bir Kuşak Bir

Yol’ zirvesiyle Yeni İpek Yolu planını

açıklayan Çin Halk Cumhuriyeti, bu

projede Türkiye’yi çok özel bir noktada

konumlandırıyor. Tarihi İpek Yolu

üzerindeki en önemli şehirlerden biri olan

İstanbul, Yeni İpek Yolu projesinde de bu

değerli konumunu korumakta” dedi.

WandaGroup ile Şubat ayında

açıkladıkları Stratejik İşbirliği’nin bu

koşullarda çok daha anlamlı bir boyut

kazandığına değinen Özkök, “Yılda

yaklaşık 120 milyon Çinli seyahat ediyor

ve bu rakam her sene artmakta. 2016

yılında sadece WandaGroup’un sahip

olduğu seyahat acenteleri üzerinden

yurt dışına çıkan Çinli sayısı 44 milyon.

Türkiye’nin bu gelişen pazardan daha

çok pay alması için Wanda Vista İstanbul

atılan ilk somut adımlardan biri ve

amacımız WandaHotels& Resorts

ile yeni oteller hayata geçirmek. Bu

yatırımlarla da Çinli seyahat severler

için kendilerini aynı zamanda evlerinde

hissedebilecekleri bir destinasyon

oluşturmak hedefindeyiz” diye konuştu.


PhilippeStarck tasarlıyor

Bu hedefin ilk adımı olarak Basın

Ekspres Yolu’nda dünyanın en önemli

tasarımcılarından PhilippeStarck ile

dünyanın sayılı otelcilik gruplarından

biri olan WandaHotels&Resorts’u aynı

kompleks içerisinde, “G” projesinde

bir araya getirdiklerini aktaran Özkök

şu bilgileri verdi: “İki kuleden oluşan

kompleksin bir kulesinde Wanda’nın beş

yıldızlı lüks otel markası Wanda Vista yer

alacak. Kuledeki 320 daire de yine Wanda

Vista Residences markasıyla Wanda

tarafından işletilecek. WandaHotels&

Resorts ilk yurt dışı yatırımını İstanbul’da

hayata geçirirken, biz de Mar Yapı olarak

Çinli misafirlerimizi ağırlayarak ülke

turizmine katkı sağlamaktan ve tüm

paydaşlara kazandıracak bir projeyi

yaratmaktan dolayı çok mutluyuz.

Projemizle Çin Halk Cumhuriyeti

ile geçmişten gelen kültürel

bağlarımızın daha da güçleneceğine

inanıyoruz. Yüzyıllar sonra, Çin’den

başlayıp Avrupa’ya uzanan Baharat

Yolu’nun duraklarından biri olan

Basın Ekspres’te, yani Yeni İpek Yolu

üzerinde yeniden Çinli dostlarımızı

ağırlayacağız.”

NingQi Feng: “Çin

misafirperverliğini İstanbul’a

getiriyoruz”

Mar Yapı’nın 2006 yılından bu yana

Münir Özkök liderliğinde gayrimenkul

sektöründe devrim niteliğinde projeler

gerçekleştiğini ifade eden WandaGroup

Başkan Yardımcısı NingQi Feng,

“Mar Yapı gibi prestijli bir firmayla

çalışmaktan ve kendileriyle birlikte 150

lüks misafir odası ve süit içeren, yerel

kültürel unsurlar ve eşsiz Vista servisiyle

donatılmış Wanda Vista İstanbul’u bugün

size sunmaktan gurur duyuyorum” dedi.

Bu ortaklığın, WandaHotel&Resorts’u,

Çin’in saygın bir uluslararası lüks

otel şirketi olma hedefine daha da

yaklaştıran önemli bir adım olduğunu

ifade eden Feng, “Bu projenin başarılı

olacağına inanıyorum. Bildiğiniz

gibi Çin’in Bir Kuşak Bir Yol projesi,

Modern İpek Yolu olarak dünyanın en

geniş ticaret hattı olacak. Geçen hafta

Pekin’de düzenlenen forumda dünya

liderleri bir araya geldi. Zirve boyunca

Türkiye ve Çin’in ekonomik ve ticaret

anlaşmalarıyla işbirliğimizi güçlendirmesi

gündemdeydi. WandaGroup Başkanı

WangJianlin de zirvede ‘Turizm

Yatırımıyla Toplumlararası Alışveriş

ve Dostluğu İnşa Etmek’ başlıklı bir

konuşma yaptı. Kendisi turizmin kültürel

ahengi güçlendirdiğine inanıyor. Antik

çağlarda da Çinliler alışveriş yoluyla Çin

kültürünü İpek Yolu üzerinden Batıya

taşımışlardı. Bugün biz de Wanda Hotel

ve Resort olarak markalarımız aracılığıyla

Çin misafirperverliğini tüm dünyaya

yaymaktan gurur duyuyoruz” dedi.

“Beş yılda Çin dışında 6 yeni

Wanda Vista oteli açmayı

planlıyoruz”

WandaHotels&Resort’unWandaReign,

Wanda Vista, WandaRealm ve WandaJin

markaları altında Çin’de 104 oteli

bulunduğunu ifade eden Feng şu bilgileri

verdi:“Wanda Vista kaliteli servisle

Doğu’nun cazibesini ve benzersiz

yerel unsurları bir araya getirerek

unutulmaz deneyimlere dönüştürmesiyle

tanınmaktadır. Şu anda Çin’de 17 Wanda

Vista oteli işletmekteyiz ve beş yıl içinde

Çin dışında 6 yeni Wanda Vista oteli

açmayı planlamaktayız. Wanda Vista

İstanbul, WandaHotels&Resort’unglobal

pazarlardaki ilk markası olacak ve

İstanbul’u dünyanın diğer birinci sınıf

şehirleri Chicago, Los Angeles, London,

Sydney ve Gold Coast izleyecek. Mar

Yapı ile birlikte güçlü markamız ve

kaynaklarımızla, Türkiye’nin en büyüleyici

lüks oryantal oteliWanda Vista İstanbul’ui

nşa edeceğimize inanıyoruz.”


62

hotel restaurant

& hi-tech

yeni yatırımlar

Hilton

Dalaman

Sarıgerme

Resort & SPA

Golf SAHASI

için ilk

kazmayı

2018’de

vuracak!

Ultra Her Şey Dahil konseptiyle

Dalaman’da misafirlerini ağırlayan

Hilton Dalaman Sarıgerme

Resort & SPA, golf sahası yatırımı

için ilk kazmayı 2018 yılında vurmaya

hazırlanıyor. 2019 yılında hayata geçmesi

planlanan 27 delikli golf sahasının

Marmaris’ten Fethiye’ye uzanan bant

üzerinde bölgesinde bir ilk olacağını

kaydeden Otel Genel Müdürü Ali Tunç

Batum, yatırımın aynı zamanda bölge

turizminin 12 aya çıkması ve sektörün

çeşitlenmesi açısından da büyük değer

taşıdığını söyledi.

Hotel restaurant & hi-tech’e Dalaman ve

Türkiye turizmini değerlendiren Batum,

yatırımın 2017 ve 2018 planlamaları

hakkında ayrıntılı bilgiler veren

röportajında şu konulara değindi:

“Golf sahası için ilk kazmayı 2018’de

vuracağız”

Hilton Dalaman Sarıgerme Resort &

SPA’da bir araya geldiğimiz Batum,

yatırımın ilk olarak golf resort hizmeti

vermek üzere açıldığını belirterek,

“Otelimiz 2009 yılından bu yana hizmet

veriyor. İlk önce golf resort anlamında

hizmet vermek için açılmış. Fakat

izinlerle ilgili sorunlar yaşandığı için

hala golf sahasını açamadık. Ancak 2018

yılında ilk kazmayı vurmayı düşünüyoruz.

Çünkü Dalaman’da çok büyük bir tahsis

sahibiz. Tahsisimiz yaklaşık 1.5 milyon

metrekare. Bunun şu an yalnızca 170

bin metrekaresinde otel var. Geri kalan

kısmı golf sahası. Yatırımın ilk amacı

bölgeye golf’ü getirmek. Çünkü golf

aslında bir kış, ilkbahar ve sonbahar

sporu. Dolayısıyla bölgenin turizmini

12 aya çıkarması söz konusu. Turizmin

çeşitlenmesi açısından da bu çok önemli”

dedi.

Dalaman’da tek olacak

2019 yılında açılması hedeflenen golf

yatırımının maliyetiyle ilgili kabaca bir

tahminde bulunan Batum, “Şu ana kadar

buraya yapılan net yatırımın toplam

tutarını bilmiyorum ama golf yatırımı

9-10 milyon euro arasında minimum bir

maliyet gerektiriyor” dedi. Marmaris’ten

Fethiye’ye uzanan bant üzerinde tek

golf sahası olma özelliğini taşıyacak

yatırımın tek başına yeterli olmadığının

da altını çizen Batum, “Çevrede başka


golf sahalarının da açılması lazım ki,

bölgemiz bir golf destinasyonu olarak

algılanabilsin. Çünkü golf oynayanlar için

en önemli şey, sahalar. Dolayısıyla bizde

oynadıktan sonra başka gidebileceği

sahalar yok. Burası Dalaman’da

tek olacak. Bir tane Bodrum’da var.

Antalya’da çok var ama Bodrum 2.5

saat, Antalya 3 saat. Dolayısıyla oralara

götürmek başka bir uğraşı bizim için.”

dedi.

“Bölge turizmini 12 aya yayacak”

Yatırımın Dalaman ve çevresindeki

turizm destinasyonları için önemine

de vurgu yapan Batum, “Marmaris’ten

tutun Fethiye’ye kadar çok önemli. Bu

bölgenin kış turizmini hareketlendirmeye

başlayacak bir projeden bahsediyorum.

Bölgede mass turizm istemiyorsak ki

hiçbirimizin buna gönlü yok! Eminim

daha niş, çok daha paralı misafirin gelip

konakladığı, 12 ay boyunca hizmet veren

ve iktisadi olarak da daha fazla girdi

sağlayacak bir misafir kitlesini buraya

çekecektir. Aynı zamanda yat turizmi de

buna bağlı olarak gelişir. Yat turizmi için

zaten Göcek Marina ve Marmaris Marina

var. Sanırım Dalyan’da da bir proje

var ama o nasıl ilerliyor bilemiyorum.

Bölgemizde çok enteresan gelişmeler

yaşanıyor. Yani biz bu yatırımları yapmaya

hazırız. Ama turizmin aynı zamanda

bu konjonktürel, siyasi ve jeopolotik

çalkantılardan kurtulması gerekiyor.”

dedi. Bakanlık desteği ile beraber

bunun yeterli olmadığının da altını çizen

Batum, “Bu destekler çok önemli ama

Türkiye’nin ve bölgenin algısı jeopolotik

durumun etkisi dışına çıkamıyor. Son iki

senedir krizlerle baş etmeye çalışıyoruz.

İnşallah bu olumsuz durumlardan

kurtulduğumuzda daha farklı konular

konuşacağız. 29 senedir bu sektördeyim.

Uzun senelerdir herkes ‘Antalya’yı

niye böyle yaptık, hay Allah Marmaris’i

bilemedik’ diye yakındı durdu. Mass

turizm, ucuz turizm derdine çok insan

geldi ama getirisi az oldu. Dalaman şu

anda bu yatırımın yapılabileceği ender

bölgelerden biri ve gerekli alt yapımız da

var. Nesi var? Havaalanı var, yat limanları

var. Üzerine golfü de eklediğinizde bölge

ciddi manada niş bir turizm kitlesini

çeker” dedi.

Uluslararası bir yarışmayla açılacak

Tunç Batum, golf sahasını uluslararası

bir yarışmayla açmayı hedeflediklerini

belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çünkü uluslararası yarışmalar

düzenleyebileceğimiz 27 delikli bir

sahamız olacak. Tanıtım amaçlı

dünyaca ünlü oyuncular getireceğiz.” Bu

noktada hava yolu ulaşımının en önemli

konuların başında geldiğini kaydeden

Batum, “Dalaman 15 dakika. Avrupalı

İngiltere’den Almanya’dan 2.5-3 saatte

buraya ulaşacak. 15 dakika sonra

otele gelecek. Kendi evinden çıktığı

zaman maksimum 4.5-5 saatte de golf

oynayabilecek. Ki bu Avrupalı için çok

önemli bir olay. Bu sebeple de Dalaman

Havalimanı’nın bir Hab olarak kabul

edilmesini çok istiyoruz” dedi. Antalya’nın

da bu konuda büyük uğraşlar verdiğini

ifade eden Batum, “Onlar biraz daha

becerdi bu işi. Antalya, direkt uçuşları

çok alan bir havaalanı. Bizde ise uçuşlar

Nisan ayında başlar Kasımın ortasında

kesilir” diye konuştu. Bu anlamda başta

THY olmak üzere havayolu şirketlerinden

destek beklediklerini açıklayan Batum,

“İşte o zaman Avrupalı turistler kışın bile

daha rahat gelebilirler. Çünkü burada

çok ciddi İngiliz yerleşkesi var. Bizim ana

pazarımız da İngiltere. Onların burada

bir sürü evleri, konutları var. Dolayısıyla

biz bilerek o imkanı kendi kendimize

kapatıyoruz” dedi.

“En büyük rakibimiz Antalya”

Turizmde yaşanan kriz dışında bölgenin

en büyük rakibinin Antalya olduğunu

aktaran Batum, “Tabii ki Antalya’ya

göre daha küçük montanlı bir rakibiz.

Antalya’da 250’nin üzerinde beş yıldızlı

otel varsa Fethiye ve Marmaris’i de dahil

edersek bölgede taş çatlasın 30 adet beş

yıldızlı otel ya vardır ya yoktur. Bu


64

hotel restaurant

& hi-tech

yeni yatırımlar

otellerin bir şekilde sezonlarını uzatmaya

ihtiyacı var. Uzatma da ancak bölgeye

uçuşların sağlanmasıyla mümkün olur.

Nedir bu uzatma? Bunu Avrupa’yla

gerçekleştiremiyorsak iç pazarda

yapmamız lazım. Bunun da tek yolu

iç pazarda toplantı gruplarını bölgeye

getirmek” diye konuştu.

“İç pazar uçuş fiyatları dengesizliği ve

Antalya’ya olan aşırı destek bizi üzüyor”

Antalya ile otel fiyatlarındaki rekabeti

uçak fiyatlarında yakalayamadıklarını

vurgulayan Batum, şöyle devam etti:

“Biz otel fiyatlarında hep rekabetçiyiz;

Antalya’nın fiyatlarına yaklaşabiliyoruz

ama uçak fiyatlarında anormal bir

uçurum var. Örnek veriyorum, Antalya’ya

150 TL’ye uçuyorsanız Dalaman’a aynı

tarihte 550 TL’ye uçuyorsunuz. Elbette

biz şunu kabul ediyoruz, buraya uçan

uçağın boş dönme ihtimali yüksek,

150 alıyorsanız boş dönüşü de hesap

edip 350 alın ama 550 almayın diyoruz.

Dolayısıyla bizim için şu anda en büyük

handikaplardan biri, iç pazar uçuş

fiyatlarının arasındaki dengesizlik ve

Antalya’ya olan aşırı destek. Tamam

onu da anlıyoruz. Orada çok otel var,

turizmin ana merkezi. Ama burası da

ciddi anlamda gelişmekte olan bir bölge

ve çok ciddi oranda bu uçak fiyatlarıyla

uğraştığı için kendinden yemek zorunda

kalıyor. Bu sürdürülebilir bir şey değil ve

mutlaka bir dengeye oturması gerekiyor.”

Bu konuda Kültür ve Turizm Bakanlığı

ile Ulaştırma Bakanlığı’ndan daha

hakkaniyetli bir yaklaşım beklediklerini

söyleyen Batum, “Antalya ile aramızdaki

farkın üç katı olabileceğine inanmıyorum.

Daha kontrollü bir fark olması bizim

için yeterlidir. Yoksa aynı fiyatta olsun

diye bir talebimiz yok” dedi. İç pazardaki

uçuş fiyatlarındaki dengesizliğin turizm

sezonunun altı aylık döneme bağlanarak

tıkanmasına sebep olduğunun altını çizen

Batum, “Burada en erken Mart ayında

biz açılırız, en geç yine Kasım ayında biz

kapanırız. Hilton Dalaman Sarıgerme

olarak hakikaten bölge için delicesine

uğraşan bir oteliz. Karlı bir yaklaşım mı,

değil elbette. Ama uzun vadeli düşünüp,

kongre ve toplantı gruplarını getirmek

için bunu yapmak zorundayız” dedi.

“İngiltere’den kış boyunca haftada 1-2

uçuş denenebilir”

Buna karşın uluslararası uçuşların belli

bir risk oluşturabileceğini anlatan Batum,

“İngiltere’den kış boyunca haftada bir

iki uçuş denenebilir ve ben bu uçakların

yüzde 100 dolacağına ve yaz sezonunu

layıkıyla destekleyeceğine eminim. Aynı

şekilde THY ve Anadolu Jet, artık her

kim uçacaksa, parasal açıdan karşılığını

alacaklarından eminim. Ama bölgemizin

kışın ve bahar aylarında biraz daha

desteklenmesi lazım. Yazın zaten bir

problem yok, her şey yolunda gidiyor”

dedi.

“Rezervasyonlarda 2016’ya göre %10

artış görüyoruz”

Bu yılla ilgili kısa bir değerlendirme de

bulunan Tunç Batum, “Biz Türk insanı

olarak krizlerle yaşamaya alışkınız.

Dolayısıyla krizi bir yere kadar bahane

edebiliyoruz. Krize adapte olup bir şekilde

kendi yolumuzu bulmaya çalışıyoruz.

Tabii biraz önce de söylediğim gibi,

jeopolitik durumun bizim için rahatsız

edici bir tarafı yok mu, şüphesiz var.

Geçen sene çok ciddi bir kriz yaşadık.

Türkiye’de 16 tane bomba patladı. Tüm

bunları yönetip insanları dışarıdan

getirmeye çalışmak hakikaten çok zor

oldu. Geçen sene hakikaten savaştaydık

ve içinden de olabildiğince yara almadan

çıkmaya çalıştık” dedi ve sözlerini

şöyle sürdürdü: “Bu yıl bir parça daha

önümüzü görebiliyoruz. Rezervasyonlarda

geçen seneye göre yaklaşık yüzde 10

civarında bir artış görüyoruz. Geçen

sene 110 bin geceleme yaptıysak, bu

sene yaklaşık 120 bin geceleme yaparız

diyoruz. Fakat asıl yapmamız gereken

geceleme sayıları 2011-14 deki gibi, 140-

150 binler olmalı.”

“Geçen yıl fiyatlarımızı yüzde

bölgesine göre 15-25 arası kırdık ama

kalitemizden asla taviz vermedik”

Geçen yıl kırdıkları yüzde 15’lik fiyatları

bu yıl bir miktar toparlayarak 2015’e göre

yüzde 10 arttırdıklarını açıklayan Batum,

turizmde en iyi sezon olarak gösterilen

2013- 2014 ve 2015 sezonlarına kıyasla o

zamanki dolulukların yüzde 30 gerisinde

olduklarını belirterek, “Bu toplam gelirin

de neredeyse yine aynı oranda gerisinde

olduğumuzu gösteriyor” dedi. Turizmde

yaşanan krizin etkisiyle belli miktarlarda

fiyat kırmalarına rağmen kaliteden asla

taviz vermediklerini açıklayan Batum

sözlerini şöyle sürdürdü: “Her şeye

rağmen kaliteden taviz vermiyoruz,

veremeyiz de zaten. Hilton markası olarak

belli bir çizgide olmak gerekiyor. Bununla

birlikte destinasyonumuzu pazarlamak

için çok emek ve para harcıyoruz.”

Batum, bu doğrultuda yaklaşık sekiz aydır

İngiltere’de bir halkla ilişkiler ajansı ile

pazarlama faaliyetleri yürüttüklerinin

söyledi. Bu çalışmalar sayesinde olumlu

gelişmeler kaydettiklerini aktaran Batum,

“Tohumlama stratejisi olarak tabir

ettiğimiz dolaylı pazarlama faaliyetlerimiz

akabinde İngiltere pazarımızda yüzde

10’luk bir artış elde ettik. Çalışmalarımız

ilerleyen dönemlerde de farklı şekillerde

devam edecek.” diye konuştu.

2017 çok kolay geçmeyecek”

2017 turizm sezonuna dair görüşlerini de

paylaşan Batum, “Türkiye’de jeopolotik

koşulların değişmemesi halinde turizmde

Rusya ve Ortadoğu haricinde çok büyük

artışlar beklemiyoruz. Jeopolotik durum

şu ankiyle aynı kalırsa mevcudu sabit

tutmakta bile zorlanabiliriz.

Yalnızca Rusya, Ukrayna ve iç pazarla

geçtiğimiz senelerin rakamlarına

ulaşılması 2018 yılında bile çok kolay

olmayacak. Avrupa’yla ilişkilerimizi

düzelttiğimiz takdirde artışlarımız da

ciddi oranda yükselecek” dedi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın İŞKUR

SGK teşviklerinden memnun olduklarını

ve devamlılığını beklediklerini belirten

Batum, “Tekrar devletimizden ve

Bakanlığımızdan beklediğimiz en önemli

destek bölgeye uçuşların ucuzlatılması

ve sayılarının artırılması. Çünkü siz

ne yaparsanız yapın, uçuş olmadığı

sürece turist çekme şansımız da yok.

Her şey uçuşa bağlı” şeklinde sözlerini

tamamladı.


hotel restaurant

66 & hi-tech

iş’te kadın

Endüstriyel

mutfakta

bir kadın eli

Nuray

Kaya

“Şirkette göreve

başladığımda

henüz lise son sınıf

öğrencisiydim ilk

görevim finans

bölümünde

ödeme listelerini

oluşturmaktı. Daha

araştırmayı ve sosyal

olmayı sevdiğim için

bu işin yanı sıra satış

pazarlamayı kendime

daha yakın bularak

iki bölüme de destek

olmaya başladım,

böylelikle yavaş yavaş

şirketin her biriminde

deneyim kazandım.

Endüstriyel mutfak sektörünün lider

markalarından KM Kayalar Mutfak’ın

başarısında Yönetim Kurulu Başkanı

baba Mustafa Kaya kadar, uzun yıllar

markaya güçlü, yenilikçi ve özgüvenli

duruşuyla emek veren Nuray Kaya’nın

da payı tartışılmaz elbette. Aile şirketine

ilk olarak finans bölümüyle başlangıç

yapan, bugün 25 yılı aşkın deneyimi ile

endüstriyel mutfak sektöründeki varlığını

kadın yönetici kimliği ile paha biçilmez

kılan KM Kayalar Mutfak Yönetim Kurulu

Başkan Yardımcısı Nuray Kaya’yı ilgi

çeken kariyer hikayesi ile iş’te kadın

bölümümüzde ağırladık.

Nuray Hanım, sektör sizi çok yakından

tanıyor ama okurlarımız için bize kendinizi

biraz daha tanıtır mısınız? KM Kayalar

Mutfak öyküsü ilk nasıl başladı?

İlk gençlik hayallerimde organizasyon

işleri yapmak vardı. Aslında çok hayal

kurmama da izin vermediler, babam

daha lise bitmeden işin içine girmem için

kolları sıvamıştı. Ağabeyim de ortaokul

da işe başlamıştı. Okul harici günlerde

babamın atölyesine gidermiş o zamanlar.

Ben de işin içine girince her çalıştığım

birimde deneyim kazanarak bu yönde

kendimi geliştirdiğimi gördüm.

Evet, hayalimde daha çok planlama,

organize etme, yönetim işleriyle

uğraşmak vardı. Aile şirketlerinde

çocuklar lise dönemlerinde çalışmaya

yönlendiriliyorlar. Bizde de öyle oldu.

İşte “Gel muhasebede biraz dur, biraz

da satışta, pazarlamada görev al”

şeklinde bir yaklaşım vardı. Her görevde

bulundum. Üniversiteye giderken

okulumuza yakın bir mağazamızda

müşterilere ürün sattığım zamanlarda

yardımcılar ortada yoksa paketi ben

yapardım.

Oysa pek çoğunun gözünde aile şirketinden

gelen çocuklara gıptayla bakılır. “Paket

bile yaptım” derken siz o şanslı güruhtan

olamamışsınız besbelli. Size verilen ilk iş

neydi, hatırlıyor musunuz?

Şirkette göreve başladığımda henüz

lise son sınıf öğrencisiydim. İlk görevim

finans bölümünde ödeme listelerini

oluşturmaktı. Bu işin yanı sıra satış

pazarlamayı kendime daha yakın bularak

iki bölüme de destek olmaya başladım.

Böylelikle yavaş yavaş şirketin her

departmanında çalıştım.

Bir taraftan şirket için geleceğe yatırım

yaparken bir taraftan da okuyordunuz. İş


ve okulu bir arada yürütmek zor olmadı

mı? Kısaca o dönemlerinizden de bahseder

misiniz?

İstanbul Üniversitesi Edebiyat

Fakültesi’nde okurken okuluma

yakın Tahtakale’de bulunan bir satış

mağazamız vardı. Babam Tahtakale’de

yetişmiş bir iş adamı. Benim de burada

deneyim kazanmam için hem de okuluma

yakın olduğu için burayı yönetmemi

istedi. Babam bana ‘’Tahtakale de bir

okuldur, buradan da okulla beraber

mezun olursun’’ dedi. Daha çok

deneyimsizdim ama bu teklifi çok

sevmiştim. O hevesle hem okula gittim

hem bu mağazayı işlettim. Gerçekten de

bu mağazayı işletmek benim için güzel

bir deneyim oldu. Hatta haftanın bir

günü fabrikaya gidip finans bölümündeki

ödeme listelerini planlama işimi de

sürdürüyordum. Okul hayatım devam

ediyordu ama yapacağım iş içinde bir

yandan deneyim kazanıp iş hayatına

hazırlanıyordum. Babamın dediği gibi

burası da mezun olunması gereken bir

okuldu.

Kariyeriniz bir nevi baba eliyle önceden

planlanmış olsa da, örtüşen yönetim,

organizasyon hayalleriniz dışında, şirket

içindeki görevlendirmelerde sizin önceliğiniz

ne oldu?

Yönetmeyi, planlamayı ve düzeni sevdiğim

için şirkette hangi birimde çalıştıysam

karşılaştığım eksikleri, sorunları

çözmek için uğraşır buldum kendimi.

Satış yapıyorken üründe gördüğüm hata

için üretime, hatta Ar-ge’ye dokunmak

zorunda kalabiliyordum veya ürün

pahalıya mal oldu veya daha kaliteli

üretmeliyiz diyerek satın alma bölümü

ile beraber tedarikçi araştırdığım da

oluyordu. Bunun gibi şirkette gördüğüm

her sorunu çözmek adına uğraşırken

buldum kendimi. Şirketteki önceliğim

şirketin doğru yönetilmesi ve işletilmesi

için karşılaştığı sorunları tespit etmek,

çözüm bulmak ve kalıcı olması için alt

yapı hazırlamak oldu.

Bunca işi genç yaşta üstlenebilme azmi ve

cesareti takdire değer elbet ama en çok da

ben sizin ağzınızdan konuya açıklık getirmek

isterim. Nuray Kaya, en başından hangi

nitelikleri ve vasıflarıyla aile şirketindeki

var oluş sürecini tamamladı ve halen de

sürdürüyor?

Babamızın bize öğrettiği; işine karşı saygı

ve bağlılık, müşterilere karşı dürüstlük

ve hizmet, çalışanları ile bir aile olma

kurallarını 60 yılı aşkın bir süredir

şirketimizde uygulamayı sürdürüyoruz.

Ben aileme çok bağlıyımdır, sorumluluk

almayı severim, yakınlarımla ilgilenmek

benim için çok önemlidir. Bir hastalık, bir

yardım, destek mevzu bahis olduğunda

herkes de iyi bilir ki, arka planda mutlaka

varımdır. Ailemin ihtiyacı olduğunda

her işimi bırakıp sadece bu ihtiyaca

odaklanırım. Her şeyden önce hayatımda

ailem gelir. Bu yapım iş hayatım için de

böyle. Onun dışında daha kendimi nasıl

anlatabilirim? Gerçekçi bir insanımdır.

Savaşçı ve inatçı bir ruha sahip

olduğumu söyleyebilirim kolaylıkla pes

etmem. Mükemmelliyetçiyim; iş ve özel

hayatımda hep en iyisi, en doğrusu ve en

verimlisini başarmak için çabalamışımdır.

Biraz önce ağabeyinizden bahsettiniz. Kaç

kardeşsiniz?

Biz üç kardeşiz. Şirketlerin yöenetimine

ağırlıklı olarak ağabeyim Fikret Kaya

ile birlikte bakıyoruz. Yönetim Kurulu

Başkanı babamız Mustafa Kaya. Allah

uzun ömür versin hala işinin başında.

Fikret Bey Kayalar Plastik AŞ.,

Büyükçekmece’deki fabrikamız

ile ilgileniyor. Ben de Topkapı’da

bulunan KM Kayalar Mutfak AŞ. ile

ilgileniyorum. Bazen toplanıp genel

sorunlarımız hakkında görüşüyoruz

ama birbirimizin işlerine karışmama

prensibimiz var. Bir grup firması

olduğumuz için 4 şirketimizi 2’şer 2’şer

paylaşarak yönetme kararı aldık. Bir

de erkek kardeşim var. Kendisi yurt

dışında master yapıyor.

Söz KM Kayalar Mutfak’a gelmişken, biraz

da şirketin endüstriyel mutfak sektörüne

yönelik faaliyetlerinden bahsetmek

isterim. 2017 yılı şirketiniz için nasıl

geçiyor, buradan paylaşmak istediğiniz

projeleriniz, yatırım planlarınız var mı?

2017 Yılı geçen seneye göre daha güzel

ve verimli geçiyor. Kar marjlarının

düşmesi bizi daha çok maliyetleri

düşürebilmemiz adına ar-ge yapmaya

ve araştırmaya yöneltti. Ayrıca üretimde

de verimlilik çalışmalarını arttırdık.

Otomasyon üretim yöntemlerine

yöneldik. KM Kayalar Mutfak olarak bu

yıl pişirme gruplarımızın geliştirilmesi

odaklı çalışmalara ağırlık veriyoruz.

Konveksiyonlu fırın üretimimizin

yanı sıra bu sene ar-ge çalışmaları

tamamlanmak üzere olan Kombi

fırınımızı üreteceğiz.

Dünyaya yön veren trendleri takiben

muhtemelen. Uluslararası gelişmeleri ne

oranda takip ediyorsunuz?

Baktığınızda dünyaya yön veren

endüstriyel mutfak teknolojilerinin ana

kumandası, Avrupa ülkeleri. Biz de KM

Kayalar Mutfak olarak her yıl İtalya,

Almanya, Dubai, Rusya gibi birçok ülkede

yapılan fuarlara gerek ürünlerimizi

tanıtmak gerekse dünyadaki rakiplerimizi

takip etmek adına katılım gösteriyoruz.

Ar-ge konusunda ve dünyadaki

rakiplerimizi izlemek konusunda oldukça

takipçi, araştırmacı bir markayız.

Gördüğümüz ya da geliştirebildiğimiz tüm

yenilikleri ürünlerimize yansıtmayı ve de

firma olarak da Ar-ge çalışmalarını çok

önemsiyoruz.

Bu yıl satış ve karlılıklar açısından nasıl

geçti, rakam verebilir misiniz? Gelecek

yıldan beklentileriniz neler?

2016 yılında Türkiye ekonomisindeki

sıkıntılardan elbette şirket olarak biz

de etkilendik. Şanslı olduğumuz taraf

ihracat ağırlıklı çalışmış olmamız. Bu

bizim bu dönemi daha rahat atlatmamızı

sağladı. Gelecek yıl için biz daha iyi

olacağına bu yıldan daha iyi geçeceğine

inanıyoruz. Ülkemiz ve dünyada genel bir

kriz ve sorunlar yaşanıyor olsa da Türkiye


68

hotel restaurant

& hi-tech

iş’te kadın

olarak bunların üstesinden geleceğimiz

konusunda umutluyum.

Türkiye’de kendi kulvarınızda endüstriyel

mutfak hizmeti veren pek çok firma var.

KM Kayalar Mutfak olarak kendinizi ne

şekilde konumlandırıyorsunuz diye sorsam?

Pazardaki rekabet gücünüz, iddianız nedir?

1956 yılından beri sektörümüzde öncü

bir firmayız. Pazarda önemli bir yerimiz,

adımız var. Endüstriyel mutfak adına tüm

çözümlere hakimiz ve 1500 çeşit ürün

üretiyoruz. Projelendirmeden montaja

kadar müşterimizin yanında oluyoruz. Bu

konudaki deneyimimiz dolayısıyla birçok

müşterimizin tercih sebebi oluyoruz.

Gerek ürün kalitemiz ile gerekse bu işi

çok iyi biliyoruz diyecek kadar iddialıyız.

Ürün bazında dünya standartlarına

uygun kalite sistemlerine göre ürün

üretmemiz, teknolojik olarak üretim

alan ve donanımlarına sahip olmamız,

projelendirme bilgimiz, yerleşim

konusunda teknik bilgi ve donanımımız,

yurt içi ve yurt dışı deneyimli montaj

ve servis ekiplerimiz, gibi etkenlerle

gücümüzü her zaman korumayı

sürdürüyoruz. Ayrıca rakiplerimiz

dışında Mobil Mutfak Çözümleri projeleri

üretiyoruz. Sahra mutfağı, Mobil Fırın,

Konteyner mutfağı gibi seyyar çözümler…

açık araziler, askeriye, afet bölgeleri gibi

ihtiyaç halleri için tasarladığımız pişirme

üniteleri yapıyoruz.

Bağlı bulunduğunuz sektördeki diğer

firmalara baktığımızda çoğunlukla aile

şirketleri. Onlardan tek farkınız, yönetim

koltuğunda oturan bir kadın. Bunun

ayrıcalığı nedir, anlatır mısınız?

Aile içinde de sorunları sahiplenip

çözümleyen kişiyim. Babam ve ağabeyim

buna alışkın olduğundan bunu iş

hayatında da sürdüreceğimi görüp

firmayı gönül rahatlığı ile bana emanet

etmek istediler diye düşünüyorum.

Biz kadınlar sanırım daha detaycı,

dikkatli ve pratik olduğumuz için bunlar

işimize de yansıyor. Problemleri hep

çözmeye çalıştığım için çözemesem

de çözümleyecek birini bulup, inatla ve

ısrarla sorunların peşini bırakmadığım

için de diyebiliriz.

Sektörün cinsiyeti üzerine ne

söyleyebilirsiniz? Bu alanda var olmak bir

kadın açısından ne tür bir deneyim?

Sektör erkek egemen olsa da kadınların

sayısı da artık azımsanmayacak kadar

çok. Baktığımızda sektörün önde gelen

birçok firmasında genelde bayanlar da

var. Sonuçta çelik ve endüstriyel mutfak

cihazları olsa da bu da bir imalat sanayi

işi. Türkiye’de sanayici bayanlar sektörde

artış gösteriyorlar. Bu çok memnun

edici. Bayanlar olarak daha kolay

iletişimde olabiliyoruz. Bizim şirketimizde

de çalışanların birçoğu bayanlardan

oluşuyor. Çünkü çok daha dikkatli,

pratik ve titiz çalıştıklarını düşünüyorum.

Yönetim bölümümüzün yüzde 60’ı

bayanlardan oluşuyor... İş gücünüzü ne

kadar otomasyona taşımaya çalışsak da

imalat süreçlerimiz tehlikeli işçilikleri

olan süreçler, el işi ve emeği gerektiren

işler, keserken, bükerken birçok

makinede erkek gücü gerekebiliyor. Bu

yüzden mavi yaka bölümümüzde bayan

sayısı çok az...

Türkiye ve dünyada endüstriyel mutfak

sektörünün gelişimine dair neler

söyleyebilirsiniz?

Aslında Türkiye’de teknoloji çok güzel

gelişiyor, Avrupa’dan geri kalmamak

için onları her alanda olduğu gibi

takip etmeye çalışıyoruz. Fakat yan

sanayimiz çok zayıf. Bazen onları da

geliştirmek bize düşebiliyor. Diyelim,

fırın yapmak için motora ihtiyacımız

oldu veya başka komponentler gerekti.

Yan sanayi bizlere bunları gerektiği

kalitede sağlayamayınca bizler mecburen

yurt dışına bağımlı olabiliyoruz. Ya da

tedarikçilerimize örnek ürün gösterip

aynısını yapmaları için yardımcı olmak

zorunda kalabiliyoruz. Bu komponentleri

yurt dışından getirdiğimizde ise ürünün

fiyatı yükseliyor, rekabetimiz zorlaşıyor.

Açıkçası üniversitelerden mezun olan iş

başvurusu yapan mühendisler uygulama

alanında bulunmadıkları için uygulama

konusunda yetersiz kalabiliyorlar. İlk

tecrübelerini bizler gibi sanayicilerin

kurdukları tesislerde deneyimliyorlar.

Biz de burada ne kadar öğretebiliriz ki?

Herkes tesislerindeki teknoloji kadar

faydalı olabilecektir. Ama okulda bir Ar-

Ge merkezi yapıp kendilerini geliştirseler,

çalışma hayatına da bir şeyler bilerek

gelseler çok daha verimli ve faydalı olur.

Bu konuda ülkemizde devlet teşvikli yeni

destekler ve merkezler oluşmaya başladı.

Bu da hem bizleri hem de Türk sanayisini

umutlandırıyor.

Nuray Kaya’yı profesyonel hayatıyla daha

yakından tanıdık ama özel yaşamına dair

hiçbir şey bilmiyoruz. Özel yaşamınızda

neler yapmaktan hoşlanırsınız, biraz

bahseder misiniz?

İşlerim çok yoğun olduğu için zamanımın

çoğunu alıyor aslında. Ama mutlaka

aileme ve kendime özel zamanlar

ayırıyorum. 11 yaşında kız çocuğu

annesiyim en güzel ve en keyif aldığım

zamanlar onunla olduğum zamanlar. Bu

bir itiraf gibi oldu. Eşim ve ailemle olmak

da çok güzel ama kızımla çok başka

zamanlar diyebilirim. Onunla beraber

tatil yapmak resim yapmak en sevdiğimiz

şeyler. Kızım resim konusunda çok

yetenekli bu konuda onu destekliyorum.

Şimdiye kadar 4 sergi açtı.

Bunların dışında özel zamanlarımda

arkadaşlarımla, ailemle seyahat etmeyi,

gezmeyi, yeni yerler görmeyi çok

seviyorum. Hatta bu işi yapmasam

dünyayı gezen bir gurme olmayı çok

isterdim.

Kızınız da annesi gibi günün birinde aile işini

sürdürsün ister misiniz? Buna samimiyetle

cevabınız ne olur?

İsterim tabii, neden olmasın? Eşim inşaat

mühendisi, inşaat taahhüt firması var.

İkimizinki de projelere yönelik işler.

Kızımız da anne babasının işinden birini

belki seçer belki seçmez, bilmiyoruz.

Yine de zorlamıyorum. Ben daha çok

sanata yönelsin istiyorum ama benim

işimi de devam ettirsin isteğim var. Belki

benim işimi sürdürüp sanatı hobi olarak

sürdürür. Bakalım ilerleyen yıllar bize

neler getirecek, tabii kararı verecek olan

kızım.

Röportaj aralarında hep babanızdan

konuştuk ama detaylı olarak bahsedemedik.

Mustafa Kaya’dan hem bir baba hem de bir

patron olarak neler öğrendiniz?

Öncelikle şunu söyleyeyim, çok özel bir

babadır. Hem arkadaştır hem öğreticidir

hem de çok hoş sohbet ve eğlencelidir.

Çalışmaya ve işine aşıktır. Çok çalışkan,

hareketli, pratik düşünen ticareti ve

üretimi çok iyi bilen bir sanayicidir. Bildiği

her şeyi biz çocuklarına öğretmiştir.

Hatta fazlasını öğrenmemiz için bize

olan desteğini hiç eksik etmemiş,

teşvik etmiştir. Hep önümüzü açmıştır.

Deneyim kazanmamız için özgürlükler

de tanımıştır her zaman. İş hayatı

aslında insana çok şey katıyor. Şöyle

ki, her şeyden önce insanlarla çok

iç içe oluyorsunuz. İyisini, kötüsünü,

başınıza neler gelebileceğini daha kolay

sezgileyebiliyorsunuz. Evde kapalı,


korunaklı olmaktan çok daha farklı bir

deneyim bu. Çalışma hayatında her

an bir tehlikeyle burun burunasınız.

Yeri geliyor mali yönden, yeri geliyor iş

güvenliği açısından diyorum. Yeri geliyor

başarı elde etmek için çalışıyorsunuz,

teknolojiyle ilgileniyorsunuz, devamlı

canlı bir ortam. Değişkenliği sebebiyle

ister istemez siz de aktif oluyorsunuz.

Ben halen babamla dirsek temasında

çalışıyorum. Allah başımızdan eksik

etmesin, varlığı yetiyor. Bir de sonsuz

deneyimleri var tabii. Halen çok aktif,

çalışmaya da devam ediyor.

Endüstriyel mutfak sektörüne üretim yapan

biri olarak merak ediyorum, yemekle aranız

nasıl?

Ben misafir ağırlamayı daha çok

seviyorum ama yemek yapamıyorum.

Pek vaktim olmuyor. Arkadaşlarım ailem

ve sevdiklerimle birlikte ev veya dışarda

buluşmayı beraber olmayı çok seviyorum.

Son olarak bundan sonra neler yapmak

istiyorsunuz? Gelecek yıllar için iş ve özel

yaşam anlamında yeşerttiğiniz hayalleriniz,

idealleriniz var mı?

Bizim sektörümüzde firmalar her

şeyi yapmaya çalışıyorlar. Firmalar

ürün çeşitliliğini artırdıkça kaliteye ve

Ar-Ge’ye fazla zaman ayıramıyorlar.

Dolayısıyla üretimlerinde yeterince

başarılı olamadıklarından söz sahibi

de olamıyorlar. Son dönemde pişirme

konusuna daha fazla ağırlık verdik.

Fırın, ocak, ızgara gibi ürünlerimizde

daha fazla verim elde etmek için

çalışmalarımıza yoğunlaştık. Ülkemize

yakışır işler yapmak başlıca misyonumuz.

Bu konuyla ilgili Ar-Ge faaliyetlerimiz

1-2 yıldır devam ediyor. Belki bir yıl

içinde de bitebilir. Hatta TÜBİTAK ile

ortak bir projemiz var, ürün gelişiminde

karşılıklı paylaşımda bulunuyoruz.

Kendime gelirsem, açıkçası bu yoğun

iş temposunda bana ve hayallerime çok

zaman kalmıyor. Tek isteğim, işimde

başarılı olmak. Babam zaten kendi payına

bir başarı elde etti. Babam, Mustafa Bey,

Kayalar Mutfak’ı kurdu. Ben de onun

izinden giderek bu başarıyı daha ileri

seviyelere götürmek istiyorum.


“2016 yılında Türkiye

ekonomisindeki sıkıntılardan

elbette şirket olarak biz de

etkilendik. Şanslı olduğumuz

taraf ihracat ağırlıklı

çalışmış olmamız. Bu bizim

bu dönemi daha rahat

atlatmamızı sağladı.”


hotel restaurant

70 & hi-tech

marka röportaj

Marka ismini değiştiren

Gazelle

“Lugga Çatal Kaşık

Bıçak”

adıyla üretimlerini

sürdürüyor!

2017 yılında Gazelle’yi “Lugga”

ismi ile değiştirme kararı aldıklarını

belirten Lugga Çatal Kaşık Bıçak

Genel Müdürü Adem Uysal, “Bu

yılın başı itibari ile patent tescili

ve kurumsal kimlik çalışmalarımızı

bitirdik ve sektörde Lugga markası

olarak yerimizi aldık” dedi.

50 yılık tecrübeyle 2003 yılında Gazelle

markasını çatal bıçak sektörünün

hizmetine sunmak üzere kuran

Gazelle Mutfak Eşyaları, 2017 yılında isim

ve logo değişikliği yaparak faaliyetlerini

“Lugga” markası ile sürdürüyor.

Bayrampaşa fabrikasında ayda 500 bin

adet üretim yapan firmanın Horeca

sektörüne yönelik üretim ve faaliyetlerini

mevcut değişim kararı ile birlikte Lugga

Çatal Kaşık Bıçak Genel Müdürü Adem

Uysal ile konuştuk.

Çatal bıçak sektöründe Gazelle olarak

tanıdığımız firmanız faaliyetlerine bir

süredir Lugga olarak devam ediyor.

Öncelikle bu isim değişikliğinin sebebini

anlatır mısınız?

Gazelle markasını 2003 yılında

pazara dahil ettik. Fakat Türk Patent

Enstitüsü’nün bizden önce başka bir

firmaya da ismi tescillemesi sebebi ile

2011 yılından bugüne görüşmelerimiz

sürüyordu. Bu gelişmeler neticesinde

2017 yılında Gazelle ismini değiştirme

kararı aldık. Bu yılın başı itibari ile patent

tescili ve kurumsal kimlik çalışmalarımızı

bitirdik ve sektörde Lugga markası olarak

yerimizi aldık.

Firmamız Horeca sektöründe ağırlıklı

olarak; İç Anadolu, Ege ve Akdeniz

bölgelerinde olmak üzere birçok yerde

bayilikleri bulunuyor. Yurt dışı pazarında

ise Balkanlar ve Kıbrıs’ta bayilerimiz

mevcut. Yurt dışında Avrupa ve Arap

ülkelerinden birkaç noktayı da bayilik

kanalımıza katmayı planlıyoruz.

Firma olarak HORECA sektörüne

yönelik üretim ve kapasitenizden söz

eder misiniz?

2010 yılı başından bu yana tüm

ürünlerimizi Horeca sektörüne uygun bir

şekilde düzenleyip, ürün gamımıza her

yıl yeni bir model ekledik. Bu anlamda

modellerimizi artırırken aynı zamanda

üretim bandımızı da güçlendirip,

kapasitemizi yükselttik. Bunun

karşılığında çatal bıçak sektöründeki

pazar payımız da artış gösterdi. Şu

an firmamız aylık 500 bin adet üretim

kapasitesi ile pazara hizmet vermeye

devam ediyoruz.

2017 yılı nasıl geçti? Gelecek yıldan

beklentileriniz nedir?

Bu yılın ilk dört ayı geçen seneye

nazaran bayağı düşük geçti. 2016’ya

göre yüzde 30 oranında düşüş oldu.

2017’nin ikinci periyodu tabii ki geçen

seneden yüzde10-15 yukarıdayız şu

anda. Yılsonuna kadar bu şekilde devam

eder diye düşünüyoruz. Çünkü otel

rezervasyonlarının iptalinden dolayı

piyasada bir boşluk oluştu, otelciler

alımları beklettiler. Şu anda da hepsi

aynı anda alımlara başladığı için bayağı

bir yükseliş var. Bunun da iptal olan

rezervasyonların tekrar geri dönüşünden

kaynaklandığını düşünüyorum.

2017 yılına hangi yeni ürünlerle

girdiniz? Yakın dönemde piyasaya

sürmeyi düşündüğünüz yeni ürünler

olacak mı?

Bu yıl piyasaya sürdüğümüz yeni

ürünlerimiz olmadı. Ama 2018’de

yeni projelerimiz var. Pazarda üç yeni

modelimizle yer alacağız. Gelecek yıl

daha çok a la carte’a yönelik modellerle

devam etmeyi düşünüyoruz. Fine dining

restoranlarda ürünlerimizle yer almak

istiyoruz. Zaten öyle bir eksiğimiz

de vardı. Şu anki üretimlerimizle o

segmente hitap edemiyoruz. Biz şu

an daha çok bistro restoranlar, beş

yıldızlı otel restoranlarının banket


Lugga Çatal Kaşık

Bıçak Genel Müdürü

Adem Uysal

bölümlerine ve açık büfede kullanılan

ürünlere hitap ediyoruz. Ama a la carte’a

uygun ürünlerimiz olmadığı için orada

bir eksiklik yaşıyoruz. O segmente

uygun birkaç modelle 2018’de devam

ettirmeyi düşünüyoruz. Bunu da mevcut

parkurlarımızla yapacağız. 2017 Aralık

ayında üretimlerimiz tamamlanıp, Ocak

2018 itibari ile de satışa çıkarız diye

düşünüyoruz.

Ürünlerinizi öne çıkaran özellikleri

nelerdir? Marka ile profesyonellere ne

tür ayrıcalıklar sunuyorsunuz?

Lugga olarak ürünlerimizi öne çıkaran

başlıca özelliklerimiz; üstün kalitemiz,

verdiğimiz hızlı hizmet ve sektörün

talep ettiği modern çizgimizdir. Biz 304

paslanmak çelik olarak üretim yapıyoruz.

Son kullanıcıya hizmet olarak zaten

bölgelerde en iyi bayilerle çalışıyoruz.

Daha hızlı, daha çok bulunabileceği

noktalarda bayiliklerimiz mevcut.

Ürünlerimize daha çabuk ulaşabiliyorlar.

Son olarak Türkiye’de çatal

bıçak sektörünün gelişimini nasıl

değerlendirirsiniz?

Türkiye’de çatal kaşık bıçak sektörü, son

2 yılda ithal ürünlere gelen kotalardan

dolayı ürünlerin pazar paylarının düşmesi

sebebi ile ülkemizde sektör önemli

ölçüde değişime uğradı. Bu değişim

sonucunda çatal bıçak firmaları şu an

altın çağını yaşıyor. Çünkü yoğun bir

şekilde çalışıyor. Ülkemize dışarıdan

ithal ürün girişi olmadığından ithalatçılar

da dahil olmak üzere herkes içerideki

üreticiye yöneldi. İki yıl öncesine göre şu

an iç pazarda bayağı bir hareketlilik var.

Bizim zaten ihracatımız çok düşük, yüzde

10 seviyelerinde. Ama hedefimiz bu oranı

artırmak. Bunun da sebebi şu, Avrupa

şu an Çin’den çok uzun zamanda tedarik

sağlıyordu. Bu süre Türkiye’de daha da

kısalıyor. Neresinden baksanız Avrupalı

1 hafta – 10 günde tedarik sağlıyor.

Tedarikte Türkiye’nin sunduğu zamandan

kazanım Avrupa ülkelerinin bizi tercih

etmeleri için önemli bir sebep. Bir

diğer faktör de tabii Türkiye pazarındaki

üretimlerin ürün kaliteleri. Toparlayacak

olursak; Çin pazarına göre ürün kalitemiz

de iyi ve Avrupa’ya daha hızlı hizmet

sağlayabiliyoruz.

Çatal bıçak sektörü beş yıl içinde nereye

gider dersek; Çin’deki kotaların bu

şekilde devam etmesi halinde zaten

içerideki üretici firmalar kendilerini

geliştirmeye başladılar. B şekilde giderse

önümüzdeki beş yıl içinde daha kaliteli ve

daha adetli ürünlerle imalatçıların daha

da güçleneceğine inanıyorum. Netice

itibari ile Türkiye de Avrupa için küçük bir

Çin olabilir.

İhracat hedefinizi de öğrenebilir miyiz?

2018 yılında yurt dışında birkaç fuara

katılmayı düşünüyoruz ve gelecek

yılki ciromuzun yüzde 25’ini ihracata

ayıracağız.


hotel restaurant

72 & hi-tech

marka röportaj

Adasan

2018’de yurt dışı

mağazalarıyla

ihracata oynayacak!

“Tasarım stratejimiz, her zaman

müşterilerimizin hayalleri oldu.

Tabii bu hayalleri gerçek, doğru

ve olabilirlik seviyesine getirerek

yeni ürünler kurgulamak en

büyük hedefimizdir.”

1998 yılından bu yana birçok mekan

ve dış mekan projesine imza atan

Adasan, Adana Karataş Yolu üzerinde

8 bin metrekare alana sahip fabrikasıyla

üretimlerini sürdürüyor. 2017’de Köln’de

açılan yeni mağazasıyla ara verdikleri

yurt dışı mağazacılık faaliyetlerine devam

etme kararı alan firmanın 2018 yılı

hedefinde ihracat oranlarını arttırmak

var.

Adasan’ın bu yıl ve 2018 için

planlamalarını ve gelecek projelerini

Firma Sahibi Burak Suveren ile konuştuk.

Adasan, 2017 yılına hangi yeni

ürünlerle girdi? Bu yılki tasarım

stratejisini nasıl kurgulatdınız? Yıl

satış, ciro, karlılıklar açısından nasıl

geçiyor? Bu yıla dair beklenti ve

hedefleri nelerdir?

Adasan tam olarak bir proje firmasıdır.

Yani proje firması olarak aslında

yaptığımız şey, müşterilerimizin

hayallerindeki ürünleri hayata

geçirmektir. Bizim müşterilerimiz

mimarlar, tasarımcılar ürünlerinin nasıl

ya da hangi ölçüde veyahut hangi renkte

görmek istediğini bilen insanlar. Bu

nedenle tasarım stratejimiz, her zaman

müşterilerimizin hayalleri oldu. Tabii

bu hayalleri gerçek, doğru ve olabilirlik

seviyesine getirerek yeni ürünler

kurgulamak en büyük hedefimizdir.

Bu doğrultuda her yıl olduğu gibi bu yıl

da binlerce ürün üretim tesislerimizde

çizimlerden çıkıp hayata dökülüyor, yeni

yaptığımız her sandalye, her masa, her

sofa bize inanılmaz heyecan veriyor.

İşin ciro ve karlılık kısmına gelirsek

tabii ki ticari bir firma olarak da bizimde

emeklerimizin karşılığını almak en doğal

hakkımız. 2017 yılının ilk yarısını nerdeyse

bitirmek üzere olduğumuz bu günlerde iyi

geçtiğini söyleyebiliriz.

Bu yılın verileri, geçen yılın aynı

dönemine göre nasıl? Bu verilerden

hareketle 2018 öngörülerinizi paylaşır

mısınız?

Aslında iş anlamında daha güzel

gelişmeler olduğu söylenebilir. Fakat

yılın başından bu yana artış gösteren


döviz kurları, ana hammadde kalemlerine

gelen ciddi zamlar ve bizim bu hızlı

değişimleri aynı hızla satış rakamlarımıza

yansıtamamış olmamız çok ciddi

değişiklikler doğurmadı diyebiliriz.

Açıkçası 2018 yılı için umutlarımız

yüksek aslına bakarsanız. Her geçen

gün markamıza olan inancımız ve

çalışma hevesimizle daha güzel bir yıl

geçireceğimizi düşünüyoruz.

Sektörde uzun yıllardır faaliyet

gösteren Adasan‘ın vizyonu açısından,

2017 yılı için sürdürülebilir ihracat

politikası için neleri belirlediniz? 2018

yılı için planlamalarınız nedir?

2017 yılında Almanya Köln’de açılan

mağazamızla ara verdiğimiz yurt dışı

mağazacılık faaliyetlerimize devam etme

kararı aldık. Sürdürülebilirlik açısından

iyi bir adım olduğunu düşünüyoruz.

Aynı zamanda her yıl düzenli olarak

hem katılımcı hem de ziyaretçi olarak

katıldığımız yurt dışı fuarlar ihracatımızı

oldukça olumlu yönde etkiliyor. 2018

yılında da aynı doğrultuda devam

ederek ihracatımızı arttırmak en büyük

hedeflerimiz arasında yer alıyor.

Bugün itibari ile kaç mağazaya

ulaştınız? Bu yılki hedefiniz nedir?

Bugün itibari ile 1’i yurt dışında 4’ü

yurt içinde olmak üzere toplamda 5

mağazamız bulunmaktadır. Bu yılki yeni

mağaza açılış hedefimizi Köln mağazamız

ile gerçekleştirmiş bulunuyoruz.

Turizm ekonomisindeki gelişmeler

ihracatınızı nasıl etkiliyor?

Turizm ekonomisi birçok sektörü

etkiliyor tabii ki ama bizim için daha

da önemli bir yeri var. Yatırımcı olan

turistlerin ürünlerimizi görüp temas

edebileceği birçok noktada ürünlerimiz

bulunmaktadır. Ülkemize gelen turistin

kaldığı oteller, yemek yediği restoranlar,

cafeler ve barlar da ürünlerimizigörüp

talepte bulunması ihracatımız açısından

zaman zaman etkili olabiliyor.

Modellerinizde teknolojiyle

entegrasyon konusunda neler

yapıyorsunuz?

Bizim modellerimiz müşteri odaklı

tasarımlar olduğu için talep edilen tüm

teknolojik entegrasyonlar ürünlerimize

yansıtılabilmekte. Eskiden düz olan

masalar sedirler değişen teknolojik

yapı ile artık data prizli, elektrik prizli,

kendinden ısıma – soğutma bölümleri

olan ürünlere dönüşebilmektedir.

İnovasyon ve Ar-ge alanlarında

Adasan olarak ne tür çalışmalar

yapıyorsunuz?

Sektörümüzdeki tüm gelişmeleri

yakından takip ediyoruz. Bu nedenle

elimizden geldiğince yeni üretim fikirleri

için yurt dışında fabrika gezileri yaparak

makina, ekipman ve teçhizat anlamındaki

tüm fuarları takip ederek sektörü

yakından takip ediyoruz.

Dünya mobilya pazarında ne gibi

gelişmeler yaşanıyor? Hangi ürün ve

tasarımlar daha fazla talep görüyor?

Dünya mobilyası gün geçtikçe doğal ve

özgün ürünlere yöneliyor. Doğallığın

güzelliği insanlarda daha sıcak bir ilgi

uyandırıyor gibi. Kişisel fikirlerin yer

aldığı global internet siteleri özgün

tasarımlarla insanları buluşturuyor ve

günümüz yoğun tempolu insanlarını

daha kullanışlı ergonomik ürünler

kullanımına yönlendiriyor. İnsanlar daha

çok gösterişten ziyade işlevselliği tercih

etmeye başlıyor.

Genel olarak Türk mobilya sektörünün

ilerlemesini nasıl görüyorsunuz?

Mobilya üretim standartları dünyada

ve Türkiye’de ne tür değişiklikler

gösteriyor?

Türk mobilya sektörü aslında dünyadaki

ismi mobilya ile anılan ülkelerden hiç de

geride değil. Orada yapılabilen her şey

ülkemizde de yapılabiliyor. Her geçen

gün yeni tarzlar, yeni tasarımlar boy

gösteriyor. Türkiye de artık dünya ile aynı

doğrultuda hareket kabiliyetini yakalamış

durumda. Bu anlamda biz da Adasan

olarak yapabileceklerimizin farkındayız

ve sektörümüz ve kendimiz için elimizden

gelen her şeyi yapmaya çalışıyoruz.

Son olarak eklemek istedikleriniz…

Biz işini gerçekten severek yapan bir

firmayız ve en iyi yaptığımız işi yapmaktan

büyük keyif alıyoruz.


hotel restaurant

74 & hi-tech

marka etkinlik

3Yeni Ürün,

Yeni Fırsat,

Yeni Çözüm

Electrolux Profesyonel’den

Çok görkemli yeni ürün tanıtımları…

Electrolux Profesyonel, son teknoloji

ile ürettiği 3 Yeni Ürününü çok

görkemli bir organizasyon ile tanıttı.

Profesyonel Türkiye

Yeni Ürün Tanıtımları” 12 Mayıs

“Electrolux

Cuma günü Radisson Blu Hotel,

Şişli’de gerçekleşti. Türkiye’nin tüm

bölgelerinden 250’yi aşkın yetkili bayilerin

ve servislerin, zincir işletmelerin, mekan

sahiplerinin, yiyecek-içecek müdürlerinin,

aşçıların, steward’ların katıldığı

toplantıda Electrolux Profesyonel’in Yeni

Ürünleri olan; green&clean Konveyörlü

Tip Bulaşık Makineleri, ecostoreHP

Tezgah Tipi Soğutucular ve SpeeDelight-

Panini Makinesi tanıtıldı. Türkiye’de

25 yılı aşkın bir süredir hizmet veren

Electrolux Profesyonel Türkiye Yeni Ürün

Tanıtımlarına; Electrolux Profesyonel’in

yurtdışından gelen ilgili ürün müdürleri

de katılım gösterdi. Electrolux

Profesyonel Türkiye Ülke Müdürü Bülent

Sevinçel ve Electrolux Profesyonel

Çamaşırhane Grubu Ürün Müdürü Thuy

Bich Hoang yeni green&clean Konveyörlü

Tip Bulaşık Makinesini; Soğutma

Grubu Ürün Müdürü Onur Pazarcı yeni

ecostoreHP Tezgah Tipi Soğutucuyu;

Electrolux Profesyonel Kurumsal Eğitim

Şefi Ahmed Özer ve Marmara Bölgesi Şefi

Gürkan Tezer yeni SpeeDelight Panini

Makinesini tanıtırken; Organizasyonun

sunuculuğunu, Electrolux Profesyonel

Türkiye Pazarlama Müdürü Sebla

Genç üstlendi. Electrolux Profesyonel

Pazarlama Müdürü Sebla Genç ayrıca

yeni ürünlere yönelik “360° Pazarlama

Faaliyetleri“ ile ilgili tanıtımları da yaptı.

Yeni ürünler, misafirler tarafından

yakından incelenerek tam not aldı. Öğle

yemeği ve kahve molaları esnasında

keyifli vakit de geçiren konuklar,

Electrolux Profesyonel’in bir sonraki yeni

ürün tanıtımlarında tekrar buluşmak

üzere toplantıdan memnun bir şekilde

ayrıldılar.

SpeeDelight

SpeeDelight, Hızlı Servis

Restoranlarından publara ve barlara,

kahve dükkanlarından perakende

dükkanlarına kadar birçok yiyecek

servis noktası için eşsiz bir pişirme

çözümü sunarak, müşterilerine “çıtır

ara öğünler” hazırlıyor. SpeeDelight,

çok çeşitli ara öğünleri daha leziz ve

geleneksel tost makinelerine göre üç

kat daha hızlı bir şekilde hazırlamak

üzere çığır açan pişirme teknolojilerini,

hünerli özelliklerle birleştiriyor. Cihaz,

ısıtıcı plakaları, infrared ve mikrodalga

teknolojileriyle birleştirerek yiyeceklerin

bir dakikadan daha az sürede mükemmel

bir şekilde pişmelerini ve çıtır olmalarını

sağlarken; üst plaka yiyeceğe tam da

olması gerektiği kadar baskı uygular

ve meşgul operatörlerin bile güvenle

çalışabilmelerini sağlar. Kapak, yiyecek

hazır olduğunda otomatik olarak

açılacak şekilde tasarlanmıştır. Özel

bir Enerji Tasarruf Modu ile enerji

sarfiyatı %60 oranında azaltılırken,

yılda 500€’ya varan tasarruf imkanı

sağlanmaktadır. SpeeDelight tek başına

bir makinadan daha fazlasıdır: USB portu

ve Wi-Fi özelliği ile akıllı bağlanabilirliği

sayesinde, operatörler pişirme

menülerini arayabilir, saklayabilir,

güncelleme yapabilir, paylaşabilir;

uyarıları veya arızaları görüntüleyebilir;

mükemmel iş akışları geliştirebilir ve

çok sayıdaki zincir dükkanlar arasında

uyumluluğu sağlayabilirler.

green&clean Konveyörlü Tip

Bulaşık Makineleri

Electrolux Profesyonel; yüksek

verimlilik, yüksek performans ve tam


ahatlık sağlamak için yiyecek-içecek

hizmeti sunan çeşitli firmalara yardımcı

olabilecek, green&clean Konveyörlü

Tip Bulaşık Makinesini piyasaya sürdü.

Çok sayıda yenilikçi özelliği nedeniyle

kullanıcılar, bu yeni ürüne işletmelerinin

vazgeçilmezi olacak kadar güvenebilirler.

Bir basket dolusu bulaşığı sadece bir

bardak su ile temizleyebilen green&clean

Konveyörlü Tip Bulaşık Makinesi,

pazardaki en düşük çalışma maliyetine

sahiptir. Rakip modellere göre %63

daha az suya, %34 daha az enerjiye,

%62 daha az deterjana ve parlatıcıya

gereksinim duyan yeni konveyörlü

bulaşık makinesi, yılda 3.240€’ya* kadar

tasarruf etmenizi sağlayabilir. Makinenin

isteğe göre uyarlanabilen dokunmatik

arayüzünün, kullanıcıyı yönlendiren basit

grafiklere sahip olmasının yanı sıra;

teknik anlamdaki gelişmeler sayesinde

de makine, sınıfındaki en iyi güvenilirliğe

sahiptir. Otomatik yedekleme modu bu

saydıklarımızın anahtarıdır; kullanıcıların

servise ihtiyaç duyduğu zamanlarda

dahi, bulaşık makinesinin çalışacağı

konusunda içlerinin rahat olmasını

sağlar. Adına yakışır şekilde green&clean

Konveyörlü Tip Bulaşık Makinesi,

Electrolux’ün bugüne kadarki en çevre

dostu bulaşık makinesidir. Pazardaki

CO2 ısı pompalı tek Konveyörlü Tip

Bulaşık Makinesi olarak, green&clean

Havalandırma Gerektirmeyen özelliğe

sahiptir – emisyonu önemli ölçüde

azaltarak mutfak personeline maksimum

düzeyde konfor sağlar. Yeni CO2 ısı

pompası ile CO2 emisyonları önemli

ölçüde düşürülmüştür. Böylece hem

daha iyi ve daha konforlu bir çalışma

ortamı oluşturulmuş, hem de çevreyi

büyük ölçüde koruyarak, 2020 yılına

kadar CO2 emisyonlarını %50 oranında

azaltma hedefimiz olan, Electrolux

Grubu’nun gerçekleştirmeyi en çok

istediği sürdürülebilirlik hedeflerinden

birine katkı sağlanmıştır.

ecostoreHP Tezgah Tipi

Soğutucular

ecostoreHP yüksek kapasiteli soğutmalı

dolapların başarısının ardından, sunduğu

yeni tezgah altı çözüm ile hem en

yüksek iklim sınıfını, hem de pazardaki

en yüksek enerji verimliliği derecesini

benzersiz şekilde bir araya getirmenin

gururunu yaşıyor. Böylece çevreye

duyarlı olduğu kadar enerji faturalarında

da hassas bir soğutma çözümü arayan

profesyonel mutfak kullanıcılarının, her

geçen gün daha çok tercih ettiği ideal

ürün haline geliyor. Günde 24 saat,

yılda 365 gün çalışması beklenen bir

cihaz olarak tezgah tipi soğutucunun, A

sınıfı enerji verimliliği ile yılda 480€’ya

kadar tasarruf edilmesini sağlayabiliyor;

böylece hem daha çok kar ediyor hem

de harcadığınız paranın karşılığını kısa

sürede alabiliyorsunuz. Profesyonel

bir mutfakta bozulan yiyeceklerin ana

nedeni olarak, sıcaklıkta meydana gelen

değişiklikler gösterilebilir. Electrolux’ün

Optiflow akıllı hava sirkülasyon sistemi,

kapının ne kadar çok açıldığından ve

kapandığından bağımsız olarak içerideki

ısıyı sabit tutuyor. Daha da iyisi, sektör

ortalamasından 50lt fazla kapasiteyle

%20 daha fazla saklama alanı ve

dikkatleri üzerine çekecek iklim sınıfı 5

ile performansı rakipsiz kılıyor.

Her ecostoreHP tezgah tipi soğutucunun

güvenilir performansı kadar kurulumu

da hızlı ve kolaydır. Önden havalandırma

özelliği sayesinde her tezgah tipi

soğutucu, boşluk bırakmaya gerek

kalmadan mutfakta istenen yere

yerleştirilebilir. Son olarak, eşsiz bir

özelliğe ihtiyaç duyan mutfaklarda

Electrolux Profesyonel’in yeni web tabanlı

konfigüratörü, yatırımcının binlerce olası

konfigüratör arasından seçim yaparak

tezgah tipi soğutucusunu kendi istediği

gibi oluşturmasına olanak tanır.


76

hotel restaurant

& hi-tech

marka

Arçelik-LG Klima

Sanayi

LG markasıyla da ticari

klima üretecek

Arçelik A.Ş.-LG Electronics Inc.

ortaklık anlaşmasının 31 Aralık

2023’e kadar uzatılmasının

ardından, yeni dönemde Arçelik-

LG Klima Sanayi ve Ticaret A.Ş.

(Arçelik-LG) çatısı altında sadece ev

tipi klimalar değil, ticari klima ürün

gamının da bulunacağı açıklandı.

Arçelik A.Ş. ve LG Electronics Inc.,

ticari klimalar alanında pazarlama,

satış ve dağıtım faaliyetlerini

birleştirerek yeni bir döneme adım atıyor.

İki şirketin 1999 yılında başladıkları

ortaklığın geçtiğimiz yıl 31 Aralık 2023’e

kadar uzatıldığı sözleşme kapsamında

başlayan ikinci dönemde, ticari klima

alanına yatırım yapılarak, Türkiye’de

VRF klima üretimine başlanacak. Bir dış

ünite ile birden fazla iç ünitenin kontrol

edildiği klima sistemi olan VRF sistemleri

alanında, bugüne kadar geliştirilmiş en

ileri sistem olan Multi V 5’in tanıtıldığı

toplantıya Arçelik Türkiye Genel

Müdürü Can Dinçer ve LG Electronics

Inc. İklimlendirme Çözümleri Satış ve

Pazarlama Başkan Yardımcısı James Lee

katıldı.

Dinçer: “Hedefimiz ticari klima

pazarını da millileştirmek”

Türkiye toplam klima pazarı

büyüklüğünün 1 Milyar USD

mertebesinde olduğunu belirten Arçelik

Türkiye Genel Müdürü Can Dinçer,

Türkiye VRF ticari klima pazarının ise

yaklaşık 250 milyon dolar değerinde

olduğunu belirtti. Dinçer: “Bu rakamın

neredeyse tamamı halen ithal ürünlerden

oluşuyor. Hedefimiz ticari klima pazarını

da millileştirmek. Bu kapsamda, Güney

Koreli ortağımız ile değişen pazar

ihtiyaçları ve trendler çerçevesinde

Türkiye’de yeni bir teknoloji yatırımına

imza atıyoruz” dedi.

“Yeni dönemde yaklaşık 200

milyon TL yatırım planlıyoruz”

Can Dinçer sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ortaklığımızın yeni döneminde ticari

klima ve yeni teknolojiler için yaklaşık 200

milyon TL yatırım planlıyoruz. Mevcut 185

modelimizi, yapacağımız yatırımlarla yeni

eklenecek 65 adet platformla yaklaşık

260 modele çıkarmayı hedefliyoruz.

Sadece ev tipi split klima üretimi ile

sınırlı kalmayıp, ticari klima üretimini

artırarak çeşitlendirmeyi ve ülkemize yeni

teknolojiler kazandırmayı amaçlıyoruz.

Türkiye’de üretim üssü olarak, ev tipi

klima pazarında lideriz. Aynı başarıyı

en kısa zamanda ticari klimada da

göstereceğiz. Uluslararası alanda

hedefimiz ise; girdiğimiz her pazarda

ticari klima ürünlerimizle ilk 3 arasında

yer almak.” Dinçer ayrıca binaları

yeni nesil, enerji verimli sistemler ile

dönüştürerek yılda 1 milyar dolar tasarruf

sağlayabileceklerinin de altını çizdi.

Lee: “LG Electronics olarak

Türkiye’ye güveniyoruz”

Türkiye gibi eşsiz fırsatlarla dolu bir

pazarda oldukça büyük yatırımlar

ve iş ortaklıklarıyla iddialarını

sürdüreceklerini belirten LG Electronics

Inc. İklimlendirme Çözümleri Satış ve

Pazarlama Başkan Yardımcısı James

Lee şöyle konuştu: “Üstün teknolojiye

sahip inovatif iklimlendirme çözümümüz

LG Multi V 5’in üretim ortaklığıyla da

bu dev işbirliğini taçlandırıyoruz. Bu

değerli yatırım, Türkiye’nin kaliteli üretim

gücüne büyük bir katkı sağlayarak

önemli bir ekonomik değer yaratacak.

LG Electronics olarak iklimlendirme

çözümleri alanında yerel ve küresel

ortaklıklarla rekabet gücümüzü

artırarak tüm kullanıcıların en inovatif

çözümlerinden faydalanması için

durmaksızın çalışıyoruz.”


hotel restaurant

78 & hi-tech

marka güncel

Amadeus ile TÜRSAB’tan teknoloji sınıfı

Seyahat ve turizm sektörünü sürekli daha ileriye taşımak için çalışmalarını

sürdüren Amadeus Türkiye ile Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB),

oluşturdukları 15 kişilik teknoloji sınıfı ile acentelere Amadeus çözümlerinin

etkili bir şekilde kullanılmasına yönelik eğitimler verecek. Teknoloji alt yapısını

Amadeus’un oluşturduğu sınıf, TÜRSAB’ın genel merkezinde açıldı. TÜRSAB

ile Amadeus’un uzun süredir güçlü bir iş birliği gerçekleştirdiklerine dikkat

çeken Amadeus Türkiye Genel Müdürü Eric Willems, “Eğitimimizi İstanbul’da

TÜRSAB Akademi Amadeus Teknoloji sınıfında, bilgisayar başında vereceğiz.

İki tane sınıfımız var, ilki Amadeus rezervasyon, bu eğitimden başarı ile

geçenler daha sonra 5 günlük bir eğitim olan biletleme eğitimine gelecekler ve

eğitim sonunda ise bir sınavımız olacak. Üniversiteyi yeni bitirmiş ve mesleğe

yeni adım atacak kişiler de bu sertifika programlarımıza katılabilecek. Online

olarak katılanlara katılım sertifikası verilecek. Sınıf eğitimlerine katılanlar ise

Amadeus User sertifikası alacaklar” dedi.

COOK, helal ürün olarak İslam

ülkelerine giriyor

Dünya genelinde helal ürün pazarı giderek büyüyor. Daha çok

gıda firmalarının başvurduğu Helal ürün Sertifikasını, Temizlik

ve Ambalaj sektöründe ilk alan firmalardan biri de Sedat Tahir

A.Ş.-COOK markası oldu. İş geliştirme Koordinatörü Gökhan

Tiritoğlu yaptığı açıklamada, katkı maddelerinin ve endüstriyel

malzemelerin kullanımına ilişkin tüketicinin kafasında oluşan soru

işaretlerine ışık tutmak istediklerini belirtti. Tiritoğlu ayrıca, İslam

inancına sahip ülkelerin pazarında COOK markasının tanınmasını

ve tercih edilmesini hedeflediklerine dikkat çekti.

LeasePlan’den

‘Uber’ iş birliği

Dünyanın en büyük filo kiralama şirketi olarak beş kıtada

dev bir araç filosunu yöneten LeasePlan, araç paylaşım

şirketi Uber ile birçok ülkede gerçekleştirdiği iş birliğine

Türkiye’nin de içinde olduğu Pan-Avrupa Bölgesi’ni de

ekledi. İş birliği kapsamında LeasePlan Avrupa'daki Uber

sürücülerine tam operasyonel kiralama çözümü sunacak.

LeasePlan'in teklifi, bakım onarımdan sigortaya kadar

geniş bir hizmet paketinden oluşuyor.

TP-Link’ten tarihe ve kültüre destek

TP-Link, tarihi Aeneas Rotası Projesi’ne sponsor oldu. Aeneas Destanı’nda anlatılan Altınoluk’tan başlayıp İtalya-Castro’da sona

eren tarihi yolculuk, antik gemilerle yeniden yapılacak. TP-Link, bu projenin kablosuz ağ sponsoru oldu. TP-Link Ülke Müdür

Yardımcısı Ali Dinçer, TP-Link Türkiye olarak bugüne kadar çeşitli etkinliklere sponsor olduklarını ama ilk kez bir tarihi ve kültürel

etkinliğe destek verdiklerini belirterek, mutlu ve heyecanlı olduklarını ifade etti. “Bu projenin Edremit Körfezi bölgesi için çok önemli

olduğuna inanıyoruz. Başta rotayı kapsayan ülke ve kentler olmak üzere tüm dünyada bölgenin tanıtımı yapılacak ve bölgeye ilgiyi

artıracak” diye konuştu.


İnoksan Ar-Ge Merkezi oldu

Endüstriyel mutfak sektöründe yeniliklerin öncüsü İnoksan,

Ar-Ge merkezi olmaya hak kazandı. Bilim, Sanayi ve Teknoloji

Bakanlığı tarafından verilen Ar-Ge Merkezi Belgesi'ni alan

İnoksan, Türkiye'nin 453’üncü resmi Ar-Ge merkezi olma

başarısını gösterdi. Aynı zamanda Turquality markası olan

İnoksan’ın Yönetim Kurulu Başkanı Vehbi Varlık, sektörün

lokomotifi ve örnek firması olarak her zaman yeniliklere ağırlık

verip, sürekli iyileştirmeler yaptıklarını belirterek, “İnoksan olarak,

akıllı teknolojiler geliştirerek kusursuz performanslı ürünler

tasarlıyoruz. Ar-Ge yaklaşımımız ile desteklediğimiz üretim

üstünlüğümüzün yanı sıra tecrübemiz ve kalitemiz ile Türkiye’de

ve dünyada fark yaratmaya devam edeceğiz’’ dedi.

Form Şirketler Grubu’ndan Lennox’un

İspanya fabrikasına gezi

Form Şirketler Grubu, 4-7 Mayıs tarihleri arasında 34 yıldır Türkiye’deki tek

temsilcisi olduğu Lennox firmasının İspanya Burgos paket klima fabrikasına

gezi düzenledi. Form Şirketler Grubu yetkilileri ve çeşitli firmalardan gelen 14

kişilik misafir grubunun katıldığı gezide, Lennox’un Avrupa’daki üç fabrikasından

biri olan Burgos fabrikası ziyaret edildi, paket klima üretimi konusunda son

teknolojik gelişmeler ve detaylı teknik bilgiler alındı. Gezide katılımcılar, Madrid

ve Toledo panoramik şehir turları ile Toledo Katedrali gibi tarihi mekanları da

görme imkanı buldular. Frekans kontrollü kompresör teknolojisini kullanan

LENNOX yeni “ENERGY” serisi paket klima üniteleri, Eurovent A sınıfı enerji

verimliliğine sahiptir. Tek bir paket cihaz ile tüm soğutma, ısıtma, havalandırma

ve filtrasyon ihtiyacına çözümler sunar. LENNOX Paket Klimaların üfleme

ve emiş fanları değişken devirli olarak seçildiğinden kısmi yüklerdeki enerji

tüketimleri de azaltılabiliyor. Değişken debili EC fanlar ile hava debisi ölçümü ve

ayarı cihazlar tarafından yapılabiliyor. (eDriveTM değişken hızlı fan sistemi.)

Panasonic Eco Solutions

kuruluşunu bir törenle kutladı

Panasonic’in 2014 yılında gerçekleştirdiği ve son dönemlerde ülkemizdeki en

önemli yabancı sermaye girişimi olan yatırımla birlikte Panasonic Eco Solutions

grubuna bağlı olarak faaliyet göstermeye başlayan VİKO’nun kurumsal

kimlik ve unvan değişikliğini kapsayan önemli değişim Hyatt Regency Otel’de

düzenlenen lansman davetiyle şirketin iş ortakları ile paylaşıldı. Panasonic Eco

Solutions Şirketi Başkanı Makoto Kitano yaptığı konuşmasında “Kurulduğumuz

1918 yılından itibaren geçen 100 yıllık sürede Panasonic, elektrik tesisat

ekipmanlarının üretim ve satışını sürdürdü. 2018 yılında bu sektörde dünyada

bir numaraya yükselmeyi hedefledi. Bugün buraya Avrupa, Orta Doğu, Asya,

Afrika bölgelerinin katılım göstermesinin nedeni, şahsıma göre Türkiye’nin

oldukça büyük ve stratejik bir öneme sahip bulunmasındandır” diye konuştu.

Şişecam’a ‘Değer Katan Marka’ ödülü

Türkiye’nin en köklü kuruluşları arasında yer alan Şişecam

Topluluğu, Ekonomi Bakanlığı tarafından Türkiye İhracatçılar

Meclisi’nin (TİM) ev sahipliğinde düzenlenen ‘Türkiye Markasına

Değer Katanlar Ödülleri’nde “B2B Marka” ödülünü almaya hak

kazandı. Marka Türkiye Konferansı kapsamında düzenlenen ödül

töreninde, Şişecam Topluluğu Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve

Genel Müdürü Prof. Dr. Ahmet Kırman, ödülü Ekonomi Bakanı

Nihat Zeybekçi ve TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi’nin elinden aldı.

13 ülkedeki 44 tesisiyle düzcam, cam ev eşyası, cam ambalaj ve

kimyasallar olmak üzere camın tüm temel alanlarında küresel bir

oyuncu olan Şişecam Topluluğu bu ödülle beraber başarı hanesine

bir yenisini daha eklemiş oldu.


hotel restaurant

80 & hi-tech

marka güncel

Banvit’in satış süreci tamamlandı

Banvit’in satış süreci 25 Mayıs Perşembe günü düzenlenen Genel

Kurul’da tamamlandı. Türk kanatlı sektörünün 1 numaralı oyuncusu

Banvit’in %79,5 hissesi BRF ile Katar Yatırım Otoritesi ortaklığına

devredildi. Helal gıda pazarında faaliyet gösteren BRF’nin girişimi

OneFoods’a dahil olan Banvit’in hem Türkiye içinde hem de yurt dışında

çok daha güçlü bir oyuncu olması bekleniyor.

Jumbo, yeniden Etiler’de

Zamansız tasarımların öncüsü Jumbo, seçkin davetliler

eşliğinde Etiler Nispetiye mağazası açılışını gerçekleştirdi.

2015 yılından itibaren yeniden yapılanma sürecine giren

Jumbo 70. yılını Etiler mağaza açılışıyla taçlandırdı. Perakende

mağazacılığın yanı sıra horeca sektöründe de adından söz

ettiren Jumbo'nun 33. mağazasının açılışına yönetim kurulu

üyeleri, gastronomi dünyasının önde gelen isimleri ve cemiyet

hayatından birçok ünlü isim katıldı.

Özyeğin Üniversitesi ve Hitit’in

akademik iş birliği ilk mezunlarını verdi

Özyeğin Üniversitesi ve Hitit Bilgisayar Hizmetleri’nin 2016-2017 eğitimöğretim

döneminde hayata geçirdikleri akademik işbirliği ilk mezunlarını

verdi. Hitit profesyonellerince verilen “Rezervasyon ve Yönetim

Sistemleri” dersinden sertifika almaya hak kazanan Özyeğin Üniversitesi

Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi öğrencileri, aynı zamanda Hitit’te

staj yapma imkanına da sahip oldular. İş birliği kapsamında, havayolu

taşımacılığının en önemli unsurlarından olan yolcu hizmetleri sistemi

(PSS), 70 bini aşkın seyahat acentası tarafından kullanılan Crane PAX

çözümü üzerinden anlatıldı.

Uğur Soğutma, öğrencileri ağırladı

Eğitime verdiği önem ve gelecek nesillere yönelik sosyal sorumluluk

projeleri ile tanınan Uğur Soğutma, 9 Mayıs Cuma günü Dalaman

Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrenci ve öğretmenleri ile

buluştu. Yaklaşık 20 kişilik öğrenci grubunu ağırlayan Uğur Soğutma

yetkilileri, gün boyunca devam eden ziyarette hem fabrikayı gezdirdi

ve hem de soğutma sistemleri ile ilgili kısa bir eğitim verdi. Hem

soğutma sistemlerinin ve hem de Türkiye’nin ilk derin dondurucu

üreticisi olan Uğur Soğutma’nın işleyişi hakkında bilgi sahibi

olan öğrenciler, geriye keyifli hatıralar ile döndü. Uğur Soğutma

yetkilileri, ziyaret ile ilgili olarak “60 yılı aşkın tecrübemizi yeni nesil

ile paylaşmak bize gurur ve mutluluk veriyor. Fabrikamızın kapıları,

Türkiye’deki tüm eğitim kurumlarına açıktır” açıklamasını yaptı.


82

hotel restaurant

& hi-tech

etkinlik

MICE’CILAR

I-MICE etkinliğinde buluştu

Deniz, kum ve güneş misafirlerine

nazaran ülkeye 3 kat daha fazla

para bırakan MICE sektörü

profesyonellerinin bir araya

gelerek kurduğu Uluslararası MICE

Derneği, büyük buluşmasını 4

Mayıs Perşembe akşamı Portaxe’de

gerçekleştirdi.


Turizm gelirlerinin yüzde 30’luk

diliminde söz sahibi olan MICE

sektörü, Türkiye’de bir ilki

gerçekleştirerek sektörü bir araya

getiren güç birliğine imza attı. Sektör

profesyonellerinin bir araya gelerek

kurduğu Uluslararası MICE Derneği,

4 Mayıs 2017 tarihinde tüm sektör

paydaşlarının yanı sıra iş, sanat,

spor camiasından isimleri Portaxe

Restaurant’ta bir araya getirdi.

Söyler: “Çalışmalarımızda

Bakanlık ile birlikte

çalışabileceğimiz mesajını

vermek istiyoruz”

Sektörün geleceği için yapılabileceklerin

tartışıldığı gecede bir konuşma yapan

Uluslararası MICE Derneği Yönetim

Kurulu Başkanı Serdar Söyler,

“Türkiye’nin geçirdiği zor süreç en çok

uluslararası organizasyonları etkiledi.

2016’da Türkiye’nin bu konuda kan kaybı

yaşadığını belirtmeliyiz. Biz de derneği

sektörün kanayan yaralarını durdurmanın

yanı sıra çok daha güçlü hale gelebilmesi

için kurduk. Ancak bu noktada şunu

belirtmeliyiz ki, MICE sektöründe

diğer turizm alanlarından farklı olarak

uzun vadede planlama ve karar süreci

gerekiyor. Sektörün yararına olabilecek

tüm çalışmalarda ve projelerde

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile birlikte

çalışabileceğimiz mesajını da vermek

istiyoruz” diye konuştu.

Kurt: “Yılsonunda 1000 üyeye

ulaşmayı hedefliyoruz”

Gecede kısa bir sunum yaparak

gerçekleşen ve gerçekleşecek proje ve

etkinliklerden bahseden Uluslararası

MICE Derneği Başkan Yardımcısı

Hüseyin Kurt; “ Kısa süre içerisinde,

yoğun kullandığımız sosyal medya gücü

ve etkinliklerimiz ile sektörde çok hızlı

duyulduk. 4 ay içerisinde üye sayımız

200’e yaklaştı. Yılsonunda 1000 üye

hedefimiz bulunuyor. İlerleyen günlerde

yurt içi ve yurt dışı destinasyon ziyaretleri,

network geceleri, dernek olarak işbirliği

toplantıları, B2B programlar, çalıştay ve

MICE Summit 2018 hazırlığı içerisinde

olacağımızın bilgisini paylaşmak isterim”

diye konuştu.

Uluslararası MICE Derneği eğitimlere başladı

Uluslararası MICE Derneği, sektör paydaşlarının kişisel gelişim ve uzmanlıklarına yönelik gerçekleştirmeyi planladığı eğitim

organizasyonlarının ilkini Radisson Blu Bosphorus Hotel Istanbul ev sahipliğinde, tüm Radisson Blu Otelleri yöneticileri, MICE

çalışan acenta yöneticileri, MICE lojistik firma yönetici ve çalışanları, kanaat önderleri ve basının katılımıyla gerçekleştirdi. Yoğun

katılımla gerçekleşen Business Review Workshop etkinliğinde katılımcılar, Selim Geçit’in eğlenceli sunumu ile Business Review

Workshoplarından tanınan Nitin Nohria’nın kaleme aldığı “Çalışan Motivasyonu İçin Yeni Güçlü Bir Model” eğitiminde, bulundukları

yere disiplinli yaşam kurguları sayesinde gelmiş, iş dünyasının en çok aranan yönetici ve en ilham verici liderlerini dinleme fırsatı

yakaladılar.

Önümüzdeki dönemde eğitimlerin artacağı müjdesini paylaşan Uluslararası MICE Derneği 2. Başkanı Hüseyin Kurt, en yakın

eğitimin Temmuz sonu ve Ağustos ayı başında Radisson Blu Hotel Tuzla sponsorluğunda üyelerimiz öncelikli olmak üzere 1 tam gün

“ikna bilimi ve etki prensipleri eğitimi” ve 1 tam gün “zorluklarla mücadele takım aktivitesi” organizasyonunun olacağını paylaştı.


hotel restaurant

84 & hi-tech

şefin gözünden

Hakkıyla

Uluslararası

Şef!

Tevfik

Alparslan

Fotoğraflar: Ümit Başer Alkaç

Türk mutfağını

çok sevdiğini

söyleyen Tevfik

Alparslan’ın ilham

kaynaklarından

biri de Fransız

mutfağı, şefleri ve

ürünleri… Ülkemiz

mutfaklarında

da bu seviyenin

yakalandığını dile

getiren usta şef

“Hatta bazı ürünlerde

önlerine bile geçtik”

diyor.

Aşçılık başarısının ilk tescili,

kuşkusuz Bolu Mengen kökenli

aşçı bir ailenin çocuğu olarak

dünyaya gelmesi. Neresinden bakarsanız

dört kuşaktır mutfağa ömür adayan bir

aileden bahsediyorum. Dedeler, babalar,

amcalar, ağabeyler mutfakta tava

sallarken gelin de bambaşka hayallerin

yolcusu olun! Aile meclislerinde, kurulu

akşam sofralarında büyükleriniz bir

dolu mutfak hikayeleri anlatırken siz

lezzetin ötesine taşan ideallerle yeşertin

geleceğinizi. Olacak şey mi? Belki

mümkün ama sanki süreklilik açısından

çok da elle tutulası değil!..

Tıpkı mutfak dünyasının yıldızlı

şeflerinden Tevfik Alparslan’ın ilk

çocukluk hayalleri ve aşçılık dünyasındaki

yolculuğu gibi…

Ve aile mirası başlıyor…

Tevfik Alparslan daha 14 yaşında

bir çocukken kendini bir restoran

mutfağında bulur ki, gelin o hikayeyi

profesyonel şefin ağzından dinleyelim:

“Kendimi o dönem İstanbul’un en iyi

restoranı Park Şamdan’da buldum.

Benim tüm akrabalarım hep en iyi otel ve

restoranlarda çalıştığı için ister istemez

bir adım önde oluyorsunuz. Rahmetli

babam mesela Galatasaray Adası’nın

açılışını yapan şef aşçıdır. O yüzden

de aşçılık bizim için hep çok kutsal bir

meslek olmuştur. Belli bir seviyeye

geldikten sonra da vazgeçilmesi imkansız

oluyor. O tutku sizi inanılmaz yerlere

sürüklüyor.”

İlk mutfak, Park Şamdan oluyor

Mesleğe ilk adımı 1988 yılında attığını

dile getiren Alparslan’ın sözünü ettiği,

İstanbul’da daha adım başı fine dining

restoranlara rastlayamadığımız bir

dönem. Olsa olsa 4 ya da 5. Aşçı bir

aileden gelmenin verdiği büyük şansla,

ağabeyinin bir arkadaşı sayesinde Park

Şamdan’a girdiğini anlatan Alparslan,

geçen üç yıllık süre içinde dönemin en

nitelikli Türk şefleriyle de çalışma imkanı

bulur. Hatta restoran işletmeciliğinde

bir duayen marka olan Celal Çapa ile

tanışıklığı da o dönemde başlar. Kendisini

hala saygıyla andığını söyleyen Alparslan,

“1988 yılından 1994 yılına kadar Celal

Çapa ile İstanbul’un en iyi restoranlarında

çalışma fırsatı yakaladım. Sırasıyla Park


Topaz Restaurant’ın

deneyimli şefi Tevfik

Alparslan için

elbette bugüne kadar

aldığı tüm ödüllerin

değeri büyük. Ama

içlerinde en paha

biçilmez olanı üç

ayrı tasting yaparak

kazandığı ‘Yılın Şefi

Ödülü.’

Şamdan, Home Store, Şamdansa,

Liman Lokantası, Mangia, Home Jarden

gibi restoranlarda deneyim kazandım.

Türkiye’ye ilk defa İtalyan, Fransız,

Çinli, Amerikan ve Hintli şefleri getiren

de Celal Çapa olmuştur zaten” diyerek

Çapa’ya hakkını ve minnettarlığını da

teslim etmeyi de ihmal etmiyor.

“Türk ve dünya mutfaklarını

harmanlayarak bu işten zevk

aldım”

Bir aile mesleği olmanın dışında belli ki

piyasanın en lüks restoranlarında, en iyi

Türk şeflerle çalışmak en büyük dopingi

olmuş, Alparslan’ın. Ama en çok da

Çapa işletmelerinde uzun yıllar birlikte

aynı havayı soluduğu yabancı şefler

gelecekteki vizyoner bakış açısının en

sağlam temelleri oluşturmuş.

Uluslararası şeflerden neler mi

kazanmış, öğrenmiş, şöyle anlatıyor:

“Ben çok fazla yerli Türk şefle çalıştım

ve onlardan çok etkilendim. Yabancı

şeflerin bakış açısı ise çok farklıydı.

Biz de iyi yemek yapıyorduk ama

özellikle soslar, et pişirme teknikleri ve

sunumlarda aramızda çok fark vardı. Bir

yemek tabağa nasıl konulmalı, bir sunum

nasıl olmalı, bunun gibi pek çok şeyi

yabancı şeflerin öğretileriyle edindim. Her

iki tarafı en iyi şekilde harmanlayıp bu

işten maksimum zevk almaya başladım.”

24 yaşında artık bir şefti!

Tevfik Alparslan devam eden süreçte

yaptığı işten o kadar zevk alır ki,

mesleğini asker ocağında da aynı heves

ve istekle sürdürür. O kadar ki vatani

görevini yaptığı Ankara’da Orgeneral

İsmail Hakkı Karadayı’nın aşçılığını yapar.

Ardından İstanbul’a dönüşünde soluğu

yine dönemin en iyi restoranlarından biri

olan Adres Restaurant’ta alır. Dediğine

göre 3 ay Çinli, 3 ay Fransız, 3 ay İtalyan

şefle birlikte uluslararası mutfaklara

dair edindiği deneyimlerine deneyim

katar. Şefin yaklaşık bir buçuk yılı da

Mustafa Taviloğlu’na ait Mangia’da

geçer. “Orada belki de Türkiye’ye gelen

en iyi pastacılardan biriyle çalıştım,

çünkü benim tatlıya karşı da bir eğilimim

var. Pastacılığı da çok seviyorum”

diyen deneyimli şefin yabancı şeflerle

bu teşrik-i mesaileri daha 24 yaşını

bulmamışken 17 yıllık bir deneyimle

meyvelerini vermeye başlar ve Alparslan

ilk Executive Şeflik deneyimini İstiklal


86

Genç yaşta ciddi

mesleki deneyimler

kazanan Alparslan,

yüzlerce aşçı

yetiştirdiğini ve bir

çoğunun uluslararası

platformda Türk

gastronomisine

başarı ile hizmet

ettğini belirterek

bundan gurur

duyduğunu söylüyor.

Caddesi’ndeki M & N Lunch Dinner ile

edinir…

Reina efsanesini yaratan şef

oydu!

Bugünlerde üzücü gelişmeleriyle İstanbul

yeme içme ve eğlence hayatına kapılarını

kapayan Reina’nın da açılış şefidir artık.

yedi yılını Boğaz’ın gözde mekanında

geçirdiğini söyleyen Alparslan, bu arada

anlattığına göre yurt dışı deneyimlerini de

ihmale getirmez, üç ayda bir uluslararası

mutfakları yerinde teneffüs etmek için git

gel yapar.

“Türkiye’de daha bilinmezken Michelin

restoranları o dönemde ben geziyordum.

Her gittiğim yerden Michelin kitapçıkları

edinip; ne kadar iyi restoran varsa

deneyim kazanıyordum . Ya yemek

yiyordum ya menülerini inceliyordum

ya da birileriyle görüşüp kendime kısa

dönemli eğitimler ayarlıyordum” diyen

Alparslan, bu sayede dünyanın pek çok

Michelin yıldızlı şefini tanıma ve birlikte

çalışma fırsatı yakaladığını da sözlerine

ekliyor.

New York Times’ta haberi çıkan

ilk Türk şef

Yine Mehmet Koçaslan ve Ali Ünal

Yönetimindeki Reina, Mels Su Ada

ve Nomads’ın mutfaklarını da kuran

Alparslan, yabancı şeflerle geçirdiği bu

uzun teşrik-i mesailerinden sonra anlar

ki, artık uluslararası bir şeftir. Onun bu

tespitini perçinleyen ise New York’tan

Temel Artukmaç & Hatice Artukmaç

çiftinden gelen cazip teklif olur. “Buradan

işine çok güvendiğim üç arkadaşımla

birlikte Manhattan’a gittiğimde çok kısa

bir sürede dünyanın en iyi şefleri listesine

gireceğimizi tahmin edemiyorduk tabii.

Restoranın adı, Savarona’ydı ve biz

Atatürk’ün ismini taşıyan bu restoranda

Türk şefleri olarak neredeyse üç

Michelin hatta iki Michelin almış şeflerle

kriterlerimizi eşitliyorduk. Hatta o

dönem Zagat ve New York Times’ta bile

haberlerim çıktı. Belki de o vakte kadar

New York Times’ta çıkan ilk Türk şeftim”

diyen Alparslan, ne yazık ki bir şanssızlık

sonucu kendisini götüren işletmecinin

vefatıyla mekana veda etmek zorunda

kaldığını anlatıyor.

Topaz’la ilk tanışma

Profesyonel şefin bir sonraki

duraklarında ise sırasıyla şehrin en köklü

restoranlarından Dervish Restaurant

ve New York’un en iyi üç restoranından

biri olan Jean Georges oluyor. Mekanı

bugünden mesleğinde bir dönüm

olarak anımsayan Alparslan, Amerika

serüvenine veda ederek, hayati bir

kararla Türkiye’de kalış hikayesini ise

şöyle anlatıyor:

“O dönem Topaz Restaurant ve Desert

Group Kurucularından Yücel Ozalp

ve Kaya Demirer yolarımız pekişir ve

devamında Topaz Restaurant’ın başında

yeni başarılar bizi bekler

“Türkiye’de ilk defa iki farklı şef

degüstasyon menüsünü biz yaptık”

Topaz’ı Topaz yapan değerleri soruyorum

ardından. Topaz’ın bu sene 10. yılını

kutladığını söyleyen Alparslan, restoranın

konsepti ve menüleri üzerine şu

bilgileri paylaşıyor: “Biz burada hem

Osmanlı hem de modern menümüzle

Türkiye’de ilk defa şef degüstasyonu

yaptık. Ürünlerimizin mevsiminde ve

lokal olmasına ayrıca önem veriyoruz.

Özellikle son beş yıldır Ege ve Akdeniz

yemeklerimiz tamamen kendi

coğrafyamıza döndü. Yani Ege dediğimiz

artık kendi Egemizde İtalya, İspanya ya da

Fransa’daki ürünleri artık kullanmıyoruz.

Kaybolmaya yüz tutmuş ürünlerimizi

bulup, yemeklerimizde kullanmaya

çalışıyoruz. Çiftçilerimize ve bu işi

yapanlara da ayrıca destek veriyoruz.”

“Teknolojiyi yakından takip

ediyoruz”

Topaz’da menülerin üç ayda bir

değiştiğini anlatarak sözlerine devam

eden Alparslan, teknolojiyi yoğun

bir şekilde kullandıkları mutfakta

uyguladıkları pişirme teknikleri ile ilgili

olarak ise şunları söylüyor: “Türkiye’de ilk

defa Moleculer gastronomi Sous - vide

tekniğini burada uyguladık. Devamında

kiraz, ıhlamur, kestane ve ceviz talaşları

kullanarak fümeleme yapıyoruz.

Sorbelerimizi ve dondurmalarımızı

kendimiz yapıyoruz. Hatta zeytinli ve

sarımsaklı sorbelerimiz bile var. Tüm

ekmeklerimizi kendimiz yapıyoruz.

Jöleleme teknikleri uyguluyoruz. Tüm

moleküler ürünleri kullanıyoruz ama


şu an bir miktar sınırladık. Kendi

lokal ürünlerimizi yapmaya başladık.

Köpükleme yapıyoruz. Meyve, sebze,

şarap, narenciye köpüğü gibi birçok

tekniği burada uyguluyoruz. Bu teknoloji

harikası ürünler sırasıyla; Hot Mix,

Termomix, Pacojet, Smoke Gun, Sous

– Vide, Air Kit, Isi Foam, Dehydrator,

Kitchen Steamers, Char Grill, Griddle ve

benzeri yeni akım teknoloji ekipmanları

ile fümeleme, kurutma, suda pişirme,

buharlama, köpürtme ve marinasyon

gibi benzeri tekniklerleri lokal ürünler

kullanarak mükemmeli yakalamaya

çalışıyoruz.”

100 aşçı adayından ancak

2-3’ünü ekibine katıyor

Benim uzaktan son derece sakin

ve kontrollü diye kanaat getirdiğim

Alparslan’ın kendi iç dünyası ve çalışma

prensiplerine dair düşüncelerini bir de

kendisinden duymak istiyorum. “Sakin

değilim ama agresif de değilim. Mutfakta

çok seri olduğumu düşünüyorum”

diyen Alparslan, otel mutfağına dair

hiçbir deneyiminin olmadığının da altını

çizerek, “Ben hayatım boyunca hep en

iyi restoranlarda çalıştım. Bu alanda o

kadar deneyimliyim ki, A’dan Z’ye planım

var. Ekibimi kendim seçiyorum. Belki

100 aşçı arasından 2-3’ü benden geçerli

not alıyor” diyor. Peki Alparslan, ekibine

katacağı bir mutfak çalışanında ne gibi

vasıflar arıyor, soruyorum. “Önce aldığı

eğitime ve çalıştığı yerlere bakıyorum.

Sonra karakterine, iş eğilimine,

profesyonellik seviyesine, bu mesleği

gerçekten sevip sevmediğine, işine

duyduğu saygıya, kabiliyet derecesine ve

devamlılığına bakıyorum” diyerek konuyu

net bir şekilde özetleyen usta şefin

anlıyorum ki, ekip arkadaşı olmak hiç de

kolay değil!

Şef çantasız evden çıkmıyor

Şefi çantasız mutfağa girmediğini de

bir aralık öğrendiğim Alparslan’ın aynı

zamanda hırslı bir şef olduğunu da

öğreniyorum. Bu yönünü dünyanın en iyi

restoranlarında, en iyi şeflerle çalışma

fırsatı yakalamasına bağlayan Alparslan

kendini aynı zamanda kabiliyetli biri

olarak da tanımlayarak, “Özellikle

beynimdeki birçok şeyi tabağımda

canlandırabiliyorum. Bu aslında çok

zordur. Teorik olarak çok şey bilirsiniz

ama uygularken de çok sıkıntı yaşarsınız.

Çok şükür, bende bunların ikisi de

fazlasıyla mevcut” diyor.

Kendine hayran bırakan

tabaklar

Benim de sunumlarına hayran olduğum

deneyimli şefin tabağa yansıyan bu

enerjinin kaynağı ne, ilham kaynakları

neler, soruyorum. Tabakta netlik

ve sadeliğin önemine dikkat çeken

Alparslan için balans ayarı çok önemli.

Öyle ki tabağa girecek garnitürler bile

tek tek hesaplanıyor onun mutfağında.

Yaklaşık 45-50 çeşit tabağının olduğunu

söyleyen usta şef, bu geniş yelpazeye

sahip tabaklarında dizayn, uyum ve

prezantasyon diyor, başka bir şey

demiyor. “Ben aslında bu işte artık o

kadar deneyim kazandığımı düşünüyorum

ki, tabak tasarımı her ürüne göre bende

an be an değişebiliyor” diyen usta şefe

verin bir barbun balığını; onu 25-30 çeşit

hale getirip, 8-10 farklı tabakta sunması

an meselesi olmasın! Profesyonel şefin

mutfağa hakimiyeti, hızı ve tecrübesinden

bunu anlamak hiç de zor değil!

“Kendi restoranımı açarsam

herhalde durdurulamam”

Topaz Restaurant’ın profesyonel şefi

Tevfik Alparslan’a son olarak bundan

sonraki hayallerini soruyorum. “Türk

gastronomisi turizmle birlikte tekrar

yükselmeye başladığında ben de kendi

ismimi taşıyan bir restoran açmak

istiyorum” diyen Alparslan bu hayali

için kendine beş yıl kadar bir süreyi

koymuş. İstanbul’un en iyi Boğaz’ı gören

noktasında, Topaz’daki bu keyifli ve

lezzetli söyleşiye son verirken merakım

son bulmuyor tabii. Hakkıyla uluslararası

şeflik mertebesine ulaştığına kanaat

geldiğim usta şeften açmayı istediği

restoranıyla ilgili farklı tüyolar da

paylaşmasını istiyorum. “Konsepte

dair beynimde inanılmaz fırtınalar

kopuyor. Herhalde kendi restoranımı

açarsam durdurulamam” diyerek

bende daha da öğrenme isteği yaratan

şef, bir küçük ipucuyla Türkiye’de bu

yenilmez denilebilecek ürünlerle sıra dışı

lezzetlere imzasını koyacak.

Topaz Restaurant’ın

Türkiye’de bir ilk

olarak, ISO22000

belgesine sahip

olduğunu söyleyen

Alparslan,

mekanın hijyen

ve gıda güvenliği

konusundaki

hassasiyetinin de

önemle altını çiziyor.


88

hotel restaurant

& hi-tech

gastro güncel

Gastronominin yıldızları

GTD – KalDer modeli ile belirlenecek

Gastronomi Turizmi Derneği (GTD) ve Türkiye Kalite Derneği (KalDer) ülkemizin

gastronomik değerlerini ortaya çıkarmak, turizm sektörünün çeşitlenmesine

katkıda bulunmak amacıyla güçlerini birleştirdi.

Türkiye’nin gastronomik haritasını

çıkarmak, yaşatılan ve unutulmaya

yüz tutmuş tatlarını saptamak,

turizm çeşitlenmesine katkıda bulunmak

amacıyla kurulan Türkiye Gastronomi

Turizmi Derneği (GTD) gücünü ülkemizin

en saygın ve prestijli sivil toplum

kuruluşlarından Türkiye Kalite Derneği

(KalDer) ile birleştirdi. Turizm sektörü

açısından önemli bir katma değer

sağlanacağına inanılan işbirliğinin

tanıtımı 15 Mayıs Pazartesi günü Feriye

Palace’da düzenlenen basın toplantısıyla

kamuoyuna duyuruldu. Toplantıya

Gastronomi Turizmi Derneği (GTD)

Başkanı Gürkan Boztepe, Türkiye Kalite

Derneği (KalDer) Yönetim Kurulu Başkanı

Buket Eminoğlu Pilavcı, KalDer Genel

Sekreteri Semih Ersun, GTD Başkan

Yardımcısı Ömer Kartın, Koraltan Saygın

katıldı.

Boztepe: “ GTD turizm için can

suyu olabilir”

Türk Mutfağını dünyaya tanıtmak

ve restoranlarımızın standartlarını

belirlemek amacı ile kurulan Gastronomi

Turizmi Derneği (GTD) Başkanı Gürkan

Boztepe, söz konusu işbirliğinin son

zamanlarda sancılı bir dönemden geçen

turizm sektörü için ‘can suyu’ niteliğinde

olacağını ifade etti. Anadolu’nun konumu

ve zengin tarihinin bu çeşitlendirme için

son derece elverişli olduğunu söyledi.

Gastronomi Turizmi’nin de sağlık, kongre,

kültür, kaplıca gibi ayrı turizm çeşidi

olduğunu dile getiren Boztepe, “Ancak,

gastronomi öğeleri itibariyle çok yoğun

ve nish bir alan. Otelleri, acenteleri, turist

rehberleri, restoranları ile her kesimin

bu kazanım için birlikte mücadele sarf

etmesi gerekiyor. Eğer bu başarılırsa

ülkenin gastronomik anlamda algısı

yaratılabilir, örneğin İspanya gibi” dedi.

“Sektörde standartları

belirlemek, iyileşme sağlamak

ve birleştirici olmayı

amaçlıyoruz”

Kurum / kuruluşların mükemmelle

ulaşmalarında önemli bir rehber olan

KalDer ile işbirliğinin sektördeki kalite

algısını farklı noktaya taşıyacağını

bu sebeple bu entegrasyonu çok

önemsediklerini kaydeden Boztepe,


Ortadoğu Türk

gastronomisini

keşfediyor

İki dernek, Türkiye’deki

lezzet duraklarının yeterlilik

sınıflandırmasını birlikte

yaparak, gastronomi

turizminin ve paydaşlarının

kalite ve mükemmelliğe

erişimi için birlikte

çalışacak. GTD, sürece

dahil olan firmaları KalDer

ile birlikte geliştirdiği

modelle değerlendirip

sertifikalandıracak.

Teknik ve lezzet olmak

üzere iki ayrı başlık

altında gerçekleştirilecek

değerlendirmelerde, lezzet

değerlendirmesini yapacak

uzmanlar Uluslararası

Servis ve Lezzet Akademisi

(USLA) tarafından

eğitilecekler. Hedef;

birleştirici ve geliştirici

anlayışa sahip, güçlü bir GT

Belgesi ağı ile Türkiye’nin

mevcut gastronomik

zenginliğine tüm dünyadaki

gastro turistlerin dikkatini

çekmek.

“Lezzet dünyasının yıldızlarını KalDer ile

ölçümleyerek, denetleyerek öne çıkaracağız.

Bu durum sektör oyuncularını sistematik

olarak başka bir noktaya taşıyacaktır ve

diğer pek çok firmayı kalite anlamında

tetikleyecektir. Amacımız sektörde

standartları belirlemek, iyileşme sağlamak

ve birleştirici olmak.”

Pilavcı: “Kalite tesadüf olamaz”

KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Buket

Eminoğlu Pilavcı ise yaptığı konuşmada

kalitenin tesadüf olmadığını, mükemmelliğe

giden yolda eğitimin öncelikli bir konu

olduğunu söyledi. Mükemmelle ulaşmak

isteyenler için her zaman bir rehber,

öncü model olan KalDer’in bundan böyle

gastronomi turizminin paydaşlarının da

gelişimine katkı sağlayacağını dile getiren

Pilavcı sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülkemizde

yeni telaffuz edilmesine karşın dünyada

İtalya, İspanya gibi birçok ülke gastronomi

turizminden ciddi katma değer elde ediyor.

Türkiye, turizmdeki mevcut potansiyelini

çok daha niş bir alana taşıyacak olan bu

rekabet avantajını kullanmalı. Yaşamın

her alanında kaliteyi, mükemmelliği hedef

alan bir sivil toplum kuruluşu olarak bizler

Anadolu topraklarının bereketine hep

inandık. Geleneksel olarak elde edilen,

yapılan, unutulmaya yüz tutan değerlerimizin

/ lezzetlerimizin tüm dünyanın iştahını

kabartacağına, gastronomi turizminin

diğer öğelerinin de bunu en kaliteli şekilde

destekleyeceğine inancımız tam. Sadece

yapmamız gereken ekip ruhunu yakalamak

ve çalışmak.”

Türkiye’nin gastronomik değerlerinin

ortaya çıkarılması ve ülke turizminin

Ortadoğu’dan daha fazla ekonomik girdi

sağlaması adına Gastronomi Turizmi

Derneği ( GTD ) ve Ortadoğu Turizm ve

Seyahat Acenteleri Derneği ( OTSAD )

işbirliğine başladı.

Türkiye’nin gastronomik değerlerinin

yurt içi ve yurtdışında doğru tanıtılması

ve anlatılmasını amaçlayarak kurulmuş

olan GTD ile Ortadoğu Turizminin

gelişmesi ve körfez ülkelerinden

ülkemize gelen turistlere acentaları

vasıtası ile en iyi hizmeti almaları için

çalışan OTSAD işbirliği Wyndham Grand

Kalamış Hotel’de basın mensuplarına

yönelik gerçekleşen toplantıyla

duyuruldu. Turizmin zor bir dönemden

geçtiği bu süreçte önemli bir başlangıç

olan bu anlaşmanın, ilerleyen günlerde

ülke ekonomisine önemli katkılar

sağlaması bekleniyor.


90

hotel restaurant

& hi-tech

gastro güncel

Güvenilir Eller projesinde,

1 yılda 9.000 şef gıda güvenliği eğitimi almaya başladı

Güvenilir Eller

projesinde, ilk yıl

tamamlandı ve 9.000

şef gıda güvenliği

eğitimi almaya

başladı. Unilever

Food Solutions,

meslek birlikleri ile

gerçekleştirdiği iş

birlikleriyle sektörde

ulaşılan kişi sayısını

artırmayı hedefliyor.

Ev dışı tüketim sektöründe meslek

birlikleri ‘Güvenilir Eller’ online

gıda güvenliği eğitim projesinde

bir araya geldi. Aşçılar Derneği,

İstanbul Lokantacılar Esnaf Odası,

Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği,

Turizm Restaurant Yatırımcıları ve

İşletmecileri Derneği, Tüm Aşçılar

ve Pastacılar Konfederasyonu, Tüm

Restoranlar Lokantalar ve Tedarikçiler

Derneği, Türkiye Lokantacılar Kebapçılar

Köfteciler Pastacılar ve Tatlıcılar

Federasyonu ve Yemek Sanayicileri

Derneği başkanlarının katılımıyla her

meslek birliği Güvenilir Eller online gıda

güvenliği eğitim programı kapsamında

hedefledikleri katılım ve sertifika sayısını

açıkladılar. Güvenilir Eller projesine

destek veren 9 meslek birliği, 1 yılda

36.500 şefe online gıda güvenliği eğitimi

aldırma ortak hedefine imza attı.

Arsan: “1 yılda 36.500 şef online

gıda güvenliği eğitimi alacak”

Unilever Food Solutions Türkiye, Orta

Asya ve İran Genel Müdürü Önder Arsan

konuyla ilgili olarak şu açıklamalaı

yaptı: “Unilever Food Solutions

olarak, 2015 yılında TNS araştırma

şirketiyle gerçekleştirdiğimiz ‘Türkiye

Şef Araştırması’na katılan şeflerin

%80’inin ‘Gıda Güvenliği’ alanında

eğitim almayı en öncelikli ihtiyacı olarak

tanımlamadı. En önemli iş ortağımız

şeflerden aldığımız bu değerlendirmeyle

harekete geçtik. Gıda Güvenliği Derneği

işbirliğiyle Türkiye’nin ilk ve tek online

gıda güvenliği eğitim-sertifika programı

‘Güvenilir Eller’ projesini geçtiğimiz yıl

başlattık. Amacımız online platform

üzerinden Türkiye genelindeki tüm

şeflerin bu eğitim içeriğine kolayca

ulaşmasını sağlamaktı. Gıda Güvenliği

Derneği tarafından içeriği oluşturulan

ve her konu için farklı beş modülden

oluşan online eğitim programıyla, gıda

güvenliği konusunda temel bilgileri

şeflerimize veriyoruz. Bugüne kadar 9 bin

şefimiz guvenilireller.com’a kayıt olarak

eğitimlere başladı. Eğitimleri tamamlayan

yaklaşık 6 bin şefe ise sertifika gönderildi.

Projemizde hedeflerin ileri taşınmasında

sektör temsilcilerinin desteği ve

sahiplenmesi çok önemliydi. Geçen yıl

projeye başlarken hedefimizi, üç yılda

ülkemizin dört bir yanındaki 30.000

şefimizin gıda güvenliği eğitimini

tamamlayarak sertifika almalarını

sağlamak olarak açıklamıştık. Sektör

meslek birliklerinin projeye desteğiyle

birlikte hedefi bir yıl için 36.500 şefin

online gıda güvenliği eğitimi alması

olarak güncelliyoruz.”


hotel restaurant

92 & hi-tech

gastro güncel

Hilton’dan 2017’nin

Gurme Destinasyonları


Yeme-içme ve lezzet odaklı aktiviteler

tatillerin vazgeçilmezi. Hal böyle

olunca seyahat planlaması

yaparken en önemli unsurlardan biri

de ziyaret edilecek destinasyonun

gastronomi kültürü. Hilton, bir sonraki

seyahatini planlamakta zorlanan lezzet

tutkunları için Avrupa’nın en iyi gurme

destinasyonlarını araştırdı.

Geleceğin Gastronomi Merkezi,

Hırvatistan

Adriyatik’in incisi Hırvatistan,

zengin mutfağı ile meşhur. Ödüllü

trüf mantarlarından, dünyaca ünlü

zeytinyağlarına kadar birçok alternatif

bulabilmeniz mümkün. Deniz mahsulleri

ile de ön plana çıkan ülke, birçok

ödüllü restorana da ev sahipliği yapıyor.

Geçtiğimiz günlerde Rovinj’de yer alan

Monte Restoran’ın ardından başka Hırvat

restoranlarının da Michelin yıldızı almaya

başlaması ile bölge yeni gastronomik

merkezlerden biri haline gelmeyi başardı.

UNESCO Dünya Mirası listesindeki tarihi

şehrin yakınında yer alan, Adriyatik

manzaralı Hilton Imperial Dubrovnik,

merkezden uzaklaşmadan yerel tatları

deneyimlemek için ideal.

Fine Dining’in yeni adresi Berlin

‘Şnitzelin Kralı’ olarak bilinen

Schnitzelkönig’de bir akşam yemeğinden,

birbirinden lezzetli Alman tatlılarını

tadabileceğiniz kafelere, Berlin gurmeler

için alternatiflerle dolu. Michelin yıldızlı

restoran Lorenz Adlon’a ve daha birçok

kaliteli restorana ev sahipliği yapan şehir

hızla fine dining konseptinin yükselen

yıldızlarından biri haline geldi. Yerel

tatları deneyimlemek isteyenler içinse

birçok sokak lezzetini tatma fırsatı sunan

Berlin Yemek Turu (Berlin Yemek Turu)

ideal bir alternatif. Berlin’in batısında yer

alan Hampton by Hilton Berlin City West

şehrin tadını çıkarmak isteyenler için

mükemmel konumda.

Yemek turu tutkunları için

Amsterdam

Şehri yeme-içme için ziyaret edenlere

özel düzenlenen yerel yemek turları,

Amsterdam’ın olmazsa olmazlarından.

Amsterdam Company ve Hungry Birds

tarafından gerçekleştirilen turlar sokak

lezzetlerini tatmak isteyenler için

hazırlanmış. The Eating Amsterdam

Company ile gerçekleştirebileceğiniz

şehir turunda Café Papeneiland’ın

meşhur elmalı turtasını, bölgeye

has şarküteri alternatiflerini ve

Amsterdam usulü ringa balığını

deneyimleyebilirsiniz. Ayrıca meşhur

Hollanda peynirleri ile hazırlanan

ve hamurlu bir atıştırmalık olan

Flammkuchen’ı denemeden dönmeyin.

Amsterdam Arena ve Heineken

Müzikholü’nün yanındaki Hampton by

Hilton Amsterdam Arena Boulevard’da

konaklayarak şehrin her köşesine kolayca

ulaşım sağlayabilirsiniz.

Floransa’da Toskana diyetini

deneyin

İtalya, yıllardır gurmelerin Avrupa’daki en

favori destinasyonlarından biri. Akdeniz

mutfağının en önemli simgelerinden biri

olan Floransa ise üç Michelin yıldızına

sahip Enoteca Pinchiorri Restoranı,

gelato (İtalyan dondurması) ustası Grom

ve sahip olduğu sayısız alternatifler ile

bir lezzet cenneti. Yassı İtalyan ekmeği

schiacciata, odun ateşinde pişmiş

pizzalar ve farklı usullerde hazırlanmış

makarna örneklerini tadabileceğiniz

Toskana, damak tadına düşkünler için

ölmeden önce ziyaret edilmesi gereken

rotalardan. Curious Appetite gibi turlar

ise bölgelere has yöresel lezzetleri

tadabilmek için farklı bir seçenek. Bölge

için konaklama önerimiz ise her yere

ulaşım rahatlığı sağlayan konumu ile

Hilton Garden Inn Florence Novoli.

Üç bin tapas restoranıyla Sevilla

Ev sahipliği yaptığı 3 bin tapas restoranı

ile Sevilla tartışmasız İspanya’nın yemek

başkenti. Ağız sulandıran geleneksel

yemekleri ve kendine has içecekleri ile

şehir, İspanyol mutfağının en lezzetli

yemeklerini deneyimlemek için biçilmiş

kaftan. Tatlı tutkunları için ise 1885’ten

beri hizmet veren La Campana Pastanesi,

İspanyolların meşhur “torrijas”ını (şeker

ve bal dökülmüş İspanyol tarzı Fransız

tostu) tatmak için ideal. Hilton Garden Inn

Sevilla, toplu taşmaya yakınlığı ile yerel

restoranlara ve bağlara rahat ulaşım

imkanı sunuyor.


94

hotel restaurant

& hi-tech

gastro güncel

Dünya İslami Gastronomi Birliği

İstanbul’da kuruldu

Türkiye’den Tüm Aşçılar ve Pastacılar Konfederasyonu’nun önderliğinde bir araya

gelen 18 İslam ülkesinin aşçılık dernek ve federasyon başkanları, Dünya İslami

Gastronomi Birliği’ni kurdu.

Türkiye’nin 7 bölgesinde 7 federasyon

ve 57 dernekle faaliyet gösteren,

konusunda dünyanın en büyük

aşçılık ve pastacılık mesleki sivil

toplum kuruluşu ve tek konfederasyonu

olan Tüm Aşçılar ve Pastacılar

Konfederasyonu-TAŞPAKON’un

önderliğinde bir araya gelen 18 İslam

ülkesi birliği, ‘Dünya İslami Gastronomi

Birliği’ni (World Islamic Culinary Society-

WICS) kurduklarını duyurdu.

13 Mayıs’ta İstanbul’da düzenlenen

1. Dünya İslami Gastronomi Birliği

Konferansı’nda bir araya gelen Dünya

İslami Gastronomi Birliği’nin üyeleri

şöyle: Azerbaycan, Bangladeş, Bosna

Hersek, Fas, Gambia, Kazakistan,

Kırgızistan, Katar, Lübnan, Maldivler,

Mısır, Nijerya, Özbekistan, Pakistan,

Singapur, Tunus, Türkiye, Ürdün.

Tufan: “24 ülkeden 17’si olumlu

cevap verdi”

Tüm Aşçılar ve Pastacılar

Konfederasyonu Genel Başkanı Gökhan

Tufan, Dünya İslami Gastronomi

Birliği’nin kuruluşu için birlik olarak

inisiyatif aldıklarını belirterek, “İslam

Devleti, dini İslam olan devletler ve

nüfusu itibarıyla Müslümanların salt

çoğunlukta yaşadığı 24 ülkeye resmi

davet mektubu gönderdik. Bu davetimize

17 ülke olumlu cevap verdi. Bu ülkelerin

aşçılık mesleki dernek ve federasyon

başkanlarıyla İstanbul’da bir araya

gelerek, Dünya İslami Gastronomi

Birliği’nin kuruluşunu resmiyete

kavuşturduk” dedi.

Müslüman şefler arasında

sinerji oluşturulacak

Gökhan Tufan, birliğin, İslam Ülkeleri

şefleri arasında birlik beraberlik içinde

kültürel bir sinerji oluşturmayı ve ülkeler

arası yapılacak etkinlik ve ziyaretlerle

bilgi akışının sağlanmasını amaçladığını

söyledi. Birlik ayrıca, halen bünyesinde

aşçılık üzerine dernek veya herhangi bir

sivil toplum kurulu bulunmayan tahmini

29 Müslüman ülkede dernekleşmenin

sağlanmasına öncülük edecek ve o

ülkelerde aşçılık sanatının gelişimine

katkıda bulunacak. Dünya İslam İş Birliği

Teşkilatı (OIC) ile İslam ülkelerinde

gastronomi turizminin gelişmesi için

ortak projeler geliştirecek olan birlik,

Dünya Helal Örgütü (WHC) iş birliğiyle

aşçıların ve pastacıların Helal Gıda

konusunda bilinçlenmesi için uluslararası

düzeyde eğitim ve seminerler organize

edecek.

Dünya İslami Gastronomi Birliği (World

Islamic Culinary Society-WICS) Kurucu

Ülkeler ve Ülkeleri temsilen kuruluşlar

ile kişilerin bilgileri ve unvanları şöyle:

• Tahir Amiraslanov, Azerbeycan Milli

Mutfak Derneği Başkanı

• Tony Khan, Bangladeş Aşçılar Derneği

Başkanı

• Nihad Mameledzija, Bosna Hersek

Aşçılar Derneği Başkanı

• Kamal Rahal Essoulami, Fas Aşçılar

Federasyonu Başkanı

• Bakary Manneh,Gambiya Aşçılar

Derneği Başkanı

• Khalid Abu Eid, Ürdün Aşçılar Derneği

Başkanı

• Alexandr Tregubenko, Kazakistan

Aşçılar Derneği Başkanı

• Baran Yücel, Katar Mutfak

Profesyonelleri Derneği Asbaşkanı

• Sharipov Shukhrat, Kırgızistan Aşçılar

Derneği Başkanı

• Nizar Younes, Lübnan Aşçılar Derneği

Başkanı

• Ishag Solih, Maldivler Aşçılar Derneği

Asbaşkanı

• Momammed Mustafa, Mısır

İskenderiye Aşçılar Birliği Başkanı

• Paulinus Okon, Nijerya Profesyonel

Aşçılar Derneği Başkanı

• Akbar Umarov, Özbekistan Aşçılar

Derneği Başkanı

• Ahmad Shafiq, Pakistan Aşçılar

Derneği Genel Sekreteri

• Muhammad Khamal Khamis,

Singapur Helal Mutfak Federasyonu

Başkanı

• Rafik Tlatli, Tunus Mutfak

Profesyonelleri Derneği Başkanı

• Gökhan Tufan, Türkiye Tüm Aşçılar

ve Pastacılar Konfederasyonu Genel

Başkanı


Metro Toptancı

Market

GRI onaylı 2016

Sürdürülebilirlik

Raporunu

yayımladı

Teksüt, sadece son tüketicilerin

değil, şeflerin de tercih ettiği süt

ve süt ürünleri markası olarak öne

çıkıyor.

Metro Toptancı Market, tüm iş

süreçlerinde mükemmeli ararken

vazgeçmediği sürdürülebilirlik

konularını anlattığı Sürdürülebilirlik

Raporu’nu yayımladı. Küresel

Raporlama İnisiyatifi’nin (GRI) G4 ‘Temel’

ilkeleri ışığında hazırladığı rapor ile

ekosisteminde yer alan paydaşları için

yarattığı değeri paylaşıyor.

Özerkan: “Her şey sürdürülebilir

bir gelecek için”

Metro Toptancı Market Genel Müdürü

Kubilay Özerkan, Türkiye’de faaliyet

göstermeye başladıkları 1990 yılından

itibaren anlamlı bir ‘iz’ bırakma hedefiyle

çalıştıklarını belirterek, “Sürdürülebilirliği

iş modelimizin temeli olarak görüyoruz

ve bu rapor ile sürdürülebilirlik için

vazgeçilmezlerimizi paydaşlarımızın

bilgisine sunuyoruz” dedi. Aldıkları

her kararın gelecek nesillere etkisini

düşündüklerini vurgulayan Özerkan,

şöyle devam etti: “Sahip olduklarımızı

korumak, çeşitliliği sağlayabilmek,

damak paletimizi zenginleştirmek, yenilik

yaratarak sektöre yön verebilmek için

hayata geçirdiğimiz projelerde, çevreye

ve topluma karşı sorumluluk bilinciyle

hareket ediyoruz. Bu doğrultuda Coğrafi

İşaretli Ürünler projemizle bugüne

kadar, kaybolma tehlikesi yaşayan çok

sayıda ürüne sahip çıktık. Sürdürülebilir

balıkçılık, hayvan refahı, hayvan

ırklarının korunması ve et izlenebilirliği

projelerimizle bir yandan kaybolmaya yüz

tutmuş palamut, kıvırcık kuzu gibi hayvan

ırklarını koruma altına alırken, diğer

yandan hayvanların çiftlikten mağazaya

kadar olan sürecini izleyerek ürünlerin

gıda güvenliğinden emin oluyoruz.”

Üretici ile tüketici arasında

köprü kuruyor

Türkiye’de üretilen meyve ve sebzelerin

ancak %52’sinin tüketicinin tabağına

gelebildiği gerçeğinden hareketle

TÜBİTAK iş birliğiyle Gıda Kayıplarının

Azaltılması Projesini başlattıklarını dile

getiren Özerkan, “Gıda kaybını ve atığını

en aza indirmek için kendimizi üretici

ve tüketici arasında bir köprü olarak

konumlandırıyoruz. Tedarik zincirimizi

tarladan tüketicinin tabağına kadar

bir bütün olarak ele alıyoruz” dedi.

Gıda kayıplarını önleme konusundaki

çalışmalarını bir adım ileriye taşıyan

Metro, sektörün öncü 50 restoranının

şefleri ve işletmecileriyle 100 noktada

güçlerini birleştirdi; Metro Gıda

Hareketi’ni başlattı. Bu yeni hareket, gıda

kayıp ve atıklarının önlenmesi için farklı

kanallardan tüketicilere ulaşarak bu

konuda farkındalık yaratmayı amaçlıyor.

Akıllı enerji çözümleri

Sadece gıda kayıp ve atıkları konusunda

değil, harcadığımız su, enerji ve işgücü

konusunda da sürdürülebilir ve verimli

bir yol izlememiz gerektiğine inanıyoruz.

Bu amaçla 2030 yılında 2011’de

kullandığımız enerjinin yarısını kullanmak

için akıllı enerji çözümleri arıyoruz.

2016 yılında Antalya mağazamıza 390

kwp’lik güneş enerjisinden elektrik

üretim santrali kurduk. Bu sistemle

yılda 700.000 kwh’lik enerji tasarrufu

sağlayarak 140.000 ton CO₂ emisyonunun

engelledik. 2015 yılına göre yenilenebilir

enerji kullanımımızı %158 oranında

artırdık. İklim değişikliği ile mücadelede

bu tarz bütüncül çözümlerle hareket

etmemiz gerektiğine inanıyoruz” şeklinde

konuştu.

Türk şeflerine destek

Özerkan, Fresh Food Academy, Kasap

Okulu gibi sektöre özel olarak hazırlanan

eğitim programları ile çalışanlarının

eğitim ve bilgisini geliştirdiklerini,

işveren markasına yatırım yaptıklarını,

Gastronometro ile Türk gastronomi

dünyasını ve Türk şeflerini uluslararası

boyutta desteklediklerini belirtti.

“Metro’da bizi başarıya götüren asıl şey,

başarıya ulaşana kadar her gün yeniden

ortaya koyduğumuz mükemmellik

arayışımız. Vazgeçmeden uyguladığımız

kurumsal rutinlerimizle paydaşlarımızın

işlerine değer katıyor, markamıza

duyulan güveni haklı çıkarıyoruz.

Mükemmelleşmenin hiçbir zaman

sonu gelmeyecek bir yolculuk olduğuna

inanıyor, kolay vazgeçmemeyi ilke

ediniyoruz.”


hotel restaurant

96 & hi-tech

gastro etkinlik

Türk Kahvesine UNESCO

standardı geliyor

“Türk Kahvesi Kültürü ve Geleneği” adı altında 2013 yılında UNESCO İnsanlığın

Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne giren Türk kahvesinin

standartları “Arama Toplantısı” ile ilk kez masaya yatırıldı.

Fikret Turhal

Murat Kolbaşı

Osman Serim


yer almasının ardından Türk kahvesi

geleneğimiz de UNESCO tarafından

tanındı ve koruma altına alındı. Bu

başarı, adı kahveyle özdeşleşmiş,

Tahmis Kahvesi gibi dünyanın en eski

kahvehanelerinden birine ev sahipliği

yapan Gaziantep olarak bizi ayrıca

gururlandırıyor. Gaziantep Büyükşehir

Belediyesi olarak sadece Gaziantep

yemeklerini değil, yemeğin tamamlayıcısı

olan Türk kahvesi geleneğinin de

dünyaya tanıtılması için çalışmalarımıza

devam edeceğiz” dedi.

24 Mayıs 2017 Çarşamba günü

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve

Turizm Bakanlığı himayesinde,

Gaziantep Büyükşehir Belediyesinin

katkılarıyla, Türk Kahvesi Kültürü ve

Araştırmaları Derneği organizasyonuyla

Mutfak Sanatları Akademisinin (MSA)

İstanbul Maslak’taki eğitim merkezinde

gerçekleştirilen arama toplantısıyla Türk

kahvesi için ilk kez bir standart çalışması

yapıldı.

Bu alanda otorite kabul edilen, ticari ya

da kültürel faaliyet gösteren özel ve tüzel

kişilerin temsilcileriyle gerçekleştirilen

arama toplantısının sonunda “Türk

Kahvesi Standartları” mutabakat metni

ortaya çıkarıldı.

Serim: “Amacımız tartışmak

değil, Bakanlık’a destek

olmaktır”

Açılış konuşması için söz alan Türk

Kahvesi Kültürü ve Araştırmaları

Derneği (TKKAD) Başkan Yardımcısı

Osman Serim, “Dünyanın farklı

coğrafyalarında var olmasına rağmen,

beş yüzyıllık köklü bir geleneği olan

Türk kahvesinin evrensel olarak kabul

gören bir standardı bulunmamaktadır.

Gidermeye çalışacağımız bu eksiklik,

uluslararası platformda diğer kahve

hazırlama yöntemleriyle doğal olarak

bir rekabet içinde bulunan Türk kahvesi

geleneğimizin yanlış tanıtılmasına

yol açmaktadır. Bu toplantıda ilk kez

resmi kurumlar, STK’lar ve sektör

temsilcileri bir araya gelerek konunun

tüm paydaşların fikirleriyle katkı yapacağı

bir ortam oluşturuldu. Amacımız

tartışmak değil, farklı düşünceler

ışığında ortaya çıkaracağımız Türk

kahvesi standartlarına ilişkin mutabakat

metni ile standartların belirlenmesi için

çalışmalarını yürüten Kültür ve Turizm

Bakanlığı’na görüşlerimizle destek

olmaktır. Bu çerçevedeki bir çalışma

ülkemizde ilk defa gerçekleşecek

ve bu çalışmanın gelecekte diğer

önemli gastronomik ürünlerimizin

standartlarının saptanması konusunda

örnek teşkil edeceğini düşünüyorum”

dedi.

Kolbaşı: “Uluslararası kahve

zincirlerinin menülerinde Türk

kahvesi yok”

Toplantı öncesi söz alan Arzum Yönetim

Kurulu Başkanı Murat Kolbaşı, “Kahve

bahane, sohbet şahane ancak üzücü

bir gerçek de var. Türkiye’den bir

marka çıkarmak çok önemli ancak bu

konuda değerlerimize yeteri kadar sahip

çıkamıyoruz. Örneğin lokumumuz var,

kahvemiz var ancak bu değerleri dünyaya

tanıtma konusunda hızlı davranamıyoruz.

Kahvehane geleneği Osmanlı’nın

vazgeçilmezi olmasına rağmen bugün

uluslararası kahve zincirlerinin

menülerinde Türk kahvesi yer almıyor.

Eski değerlerimizi yaşatmalı ve sahip

çıkmalıyız” şeklinde konuştu.

Tural: “Sadece yemeklerimiz için

değil, Türk kahvesinin tanıtımı

için de çalışacağız”

Açılışta söz alan Gaziantep Belediyesi

Genel Sekreter Yardımcısı Fikret Tural

ise, “Gaziantep’in UNESCO Yaratıcı

Şehirler Ağı’nda Gastronomi Kenti olarak

Türk kahvesi standartları

mutabakat metni ilgili kamu

kuruluşlarının dikkatine

sunulacak

Açılış konuşmalarının ardından “Türk

Kahvesine Dönüştürülecek Olan Yeşil

Kahvenin Menşeleri ve Yeşil Kahve

İşleme Yöntemleri (İthalat firmaları ve

toptancı firmalar)”, “Kavurma ve Öğütme

(Tüketime yönelik toptan ve perakende

kahve üretimi yapan firmalar)”, “Pişirme

ve Servis (Akademisyenler ve sivil toplum

kuruluşları mensupları)” ve “Endüstriyel

Boyut (Türk kahvesinin oluşmasında

her türlü endüstriyel katkıyı sağlayan

firma temsilcileri)” başlıkları altında

söz alan katılımcılar, kendi deneyim ve

düşüncelerini paylaşarak Türk kahvesi

standartlarına ilişkin görüşlerini bildirdi.

Toplantı sonunda dile getirilen görüş ve

düşünceler ışığında hazırlanacak olan

Türk kahvesi standartları mutabakat

metni ilgili kamu kuruluşlarının dikkatine

sunulacak.

Türk kahvesinin “Türk Kahvesi Kültürü

ve Geleneği” adı altında UNESCO Somut

Olmayan Kültürel Mirasın Korunması

Sözleşmesi ve İnsanlığın Somut Olmayan

Kültürel Mirası Temsili Listesi’nde

yer alması, bu konudaki uluslararası

farkındalığın büyük ölçüde artmasına

katkı sağlamıştı.

Bütün bu gelişmelerin yanı sıra Türk

sanayiinin son yıllarda geliştirdiği yüksek

performanslı kahve makinaları, markalı

ve uzun ömürlü kahveler, fincanlar,

şekerlemeler ile diğer aksesuarların Türk

kahvesine ülkemiz adına ciddi bir katma

değer yükleyerek önemli bir ihraç kalemi

haline dönüştürmesi bekleniyor.


98

hotel restaurant

& hi-tech

gastro güncel

Gastronomi Şehri

Gaziantep’te

“Mutfak Sanatları

Merkezi”

açıldı

Mutfağı, adıyla anılan tek

şehir olan ve tarih kitapları

ile seyahatnamelerde bolluk

ve bereketi ile nam salan

Gaziantep gastronomisi 2015

yılında UNESCO’nun Yaratıcı

Şehirler Ağı’na seçildi. Gaziantep

Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma

Şahin’in liderliğinde gerçekleşen bu

süreç sonucunda bir eğitim merkezi

olarak Mutfak Sanatları Merkezi’nin

kurulmasına karar verilmişti.


Mezopotamya ile Fırat’ın orta

yerinde tarihi İpek Yolu üzerinde

yer alan Gaziantep, her zevke

hitap eden zengin ve farklı seçenekleriyle

tatil planlarında çoktan yerini aldı bile.

Müzeleri, hamamları, taş konakları ve doğal

güzellikleri ile Doğu’nun Paris’i olarak

anılan Gaziantep, Nisan ayında Gaziantep

Büyükşehir Belediyesi tarafından hizmete

açılan Mutfak Sanatları Merkezi ile meşhur

gastronomisini zirveye taşıdı.

Hem gurme bir restoran hem de eğitim

merkezi

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından

6 Nisan’da hizmete açılan Mutfak Sanatları

Merkezi (MSM), Gaziantep mutfak kültürünü

canlı tutmak ve bu kültürü gelenekten

geleceğe taşıma amacını güdüyor. Mutfak

Sanatları Merkezi’ne gelen yerli ve yabancı

misafirler Gaziantep’in zengin mutfak

kültürünü tanıma fırsatı bulurken, bu

lezzetleri hem tadabiliyor hem de tüm

bu lezzetlerle ilgili ilk ağızdan bilgi sahibi

olabiliyor. Restoranın konsepti ile Gaziantep

yerel mutfağı üzerine odaklanan Mutfak

Sanatları Merkezi’nde Gaziantep mutfağı

orijinaline bağlı kalınarak farklı sunumlarla

ziyaretçilerine sunuluyor. Mutfak Sanatları

Merkezi’ni diğer mekanlardan ayıran

en önemli özelliği gurme bir restoran

olmasının yanı sıra bir eğitim merkezi

olması... Sadece restorandan oluşmayan bu

merkez, aynı zamanda; Gaziantep’in eşsiz

gastronomisini uygulamaya geçirebilecek

aşçılar da yetiştirmeyi hedefliyor. Kebap,

ciğer veya lahmacundan ibaret olmayan

Gaziantep mutfağındaki sayısız kazan

yemeğini özgün ve modern sunumlarla

ortaya çıkarmak, Mutfak Sanatları

Merkezi’nin usta şefi Doğa Çitçi’nin ekibiyle

yaptığı bir ritüel… Üstelik MSM, yerli ve

yabancı misafirlere Gaziantep yemek

kültürünü layığı ile yansıtabilecek şekilde

hizmet vermeyi amaçlıyor.

Haftanın 6 günü öğlen ve akşam

servislerinde hizmet veriyor

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi

bünyesinde yer alan Mutfak Sanatları

Merkezi, belediyenin iştiraki olan Gazibel

Hizmet A.Ş. tarafından işletiliyor. Toplam

1500 metrekare alanda, 480 metrekare

mutfak, 800 metrekare restoran alanı

olarak inşa edilen MSM A la Carte düzende

kuruldu. 187 kuvere, etkinliklerde ise 400

kuvere hizmet verecek şekilde dizayn edilen

MSM’de mutfak, salon ve idari kısımlarda

toplamda 54 personel çalışıyor.

Haftanın 6 günü öğlen ve akşam

servislerinde hizmet veren Mutfak Sanatları

Merkezi, Pazartesi günleri ise eğitim

programları çerçevesinde kursiyer eğitimi

verebilmek amacıyla hizmet veremiyor. 6

bölümden oluşan iki farklı menü haftanın 6

günü sabit bulunuyor ve 6 günlük periyodlar

halinde, her Salı yeni menüler çıkarılarak

misafirlerin beğenisine sunuluyor.

Merkez, Gaziantep lezzetlerini genç

nesillere aktarmayı amaçlıyor

Hedefleri arasında Gaziantep lezzetlerini

genç nesillere aktarmak için Aşçı

Yardımcılığı programı çerçevesinde

896 saat süren bir eğitim uygulamak

olan Mutfak Sanatları Merkezi, Mayıs

ayı içerisinde başlayan program ile

Gaziantep’teki genç aşçı adaylarına;

Gaziantep Mutfak Kültürü, orijinaline sadık

kalınarak modern tekniklerle öğretilmesi

amaçlanıyor. Merkezin yeni açılmış olması

nedeniyle 2017 Temmuz ayı itibariyle

atölye çalışmalarına başlanılacak. Atölye

çalışmaları isteğe bağlı 7 kişilik gruplar

halinde yapılacak olup workshop takvimleri

sosyal medya mecralarından ve web

sitesinden duyurulacak.

Mutfak Sanatları Merkezi menüsünden

neler yedik?

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Fatma

Şahin’in eşlik ettiği atölye çalışmasında,

Ocak ayında coğrafi işaret tescilini alan

Yuvalama çorbası, Fatma Şahin’in bizzat

katılımıyla gerçekleşti. Şef Doğa Çitçi’nin

yönlendirmesiyle hazırlanan yuvalamanın

yapılışı dikkatle izlendi. Fatma Şahin’le

gerçekleşen sohbetin ardından MSM’de

yemeğe geçildi. Bulgur Çorbası, Tadım

tabağı (Kuruluklardan yapılan zeytinyağlı

Antep dolmaları patlıcan dolması, biber

dolması, yaprak sarması, haylan kabağı,

acur dolması, Antep peyniri, muhammara,

pazı cacıklı Arap köfte ve Öççe), Erik Tavası,

Kilis Kebabı, Yoğurtlu Akıtmalı Ufak Köfte,

Pirinç pilavı, Astarlı Sütlaç, Dolangel tatlısı,

Peynirli Un Helvası menünün damak

çatlatan lezzetleri arasında yer aldı.

Gastronomi Diyarı Gaziantep…

Gaziantep mutfağında 12 farklı grupta

400’ün üzerinde yemek çeşidi bulunuyor.

Akla ilk gelen yemekler arasında bulunan

kebap; sebzeli, ayvalı, elmalı, patlıcanlı,

yoğurtlu, ekşili, ya da kabaklı türlerinin

yanı sıra kazan, simit, Kilis, mantar ve tas

kebapları olmak üzere birçok farklı çeşitte

yapılıyor. Yoğurt yemeklerinin de hatırı

sayılır bir yeri olan Gaziantep mutfağında;

çağla aşı, orman, sahte yuvarlama, bakla,

çiğdem aşı, bezelye, elma aşı, fasulye,

kabak, keme, köfte, mantar, patates,

soğan ve yuvarlama, ilk akla gelen yoğurtlu

yemekler olarak dikkati çekiyor.

Gaziantep’te güne başlarken incecik

yufkanın arasına serpiştirilen bol fıstığı

ile meşhur katmeri yiyebilir veya yakın bir

zamanda coğrafi işaret tescilini alan her

derde deva Beyran çorbasından içilebilir.

Gezintiye mola verildiği anda güç toplamak

için baklavayla ya da havuç dilimi ile

Gaziantep turuna tatlı bir son verebilirsiniz.

Tahmis Kahvesi’nde içilen Menengiç

Kahvesi ile de yorgunluk atılırken, güne

keyifli bir vedanın tadını çıkarabilirsiniz.

Bu özel lezzetlerin dışında Gaziantep’i

keşfetmek için Emine Göğüş Mutfak

Müzesi, Hamam Müzesi, Bakırcılar Çarşısı,

Gaziantep Kalesi, Zincirli Bedesten, Bey

Mahallesi ve Tahmis Kahvesi’ne uğramayı

sakın unutmayın!

“Şimdi Gaziantep Zamanı” Kampanyası

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve

TÜRSAB’ın (Türkiye Seyahat Acenteleri

Birliği) ortaklaşa hayata geçirdiği ve

yılsonuna kadar geçerli olan “Şimdi

Gaziantep Zamanı” kampanyası gezi

ve gastronomi tutkunlarını Gaziantep’i

keşfe çağırıyor. İnsanlık tarihi kadar

eski Antik kentlere, Antik Roma’dan

Selçuklu ve Osmanlı’ya kadar uzanan

tüm medeniyetlere ev sahipliği yapmış,

zengin mutfağıyla dillere destan, tarihi

İpekyolu’nun geçtiği Anadolu’nun

kadim kenti Gaziantep konuklarını tüm

misafirperverliğiyle ağırlıyor. Üstelik

doğanın canlandığı, güneşin bütün

enerjisiyle içinizi ısıtmaya başladığı bu

bahar günlerinde, Şimdi Gaziantep Zamanı

projesi kapsamında her zevke uygun 2 farklı

tur seçeneği bulunuyor. Paket programda

1 gece konaklamalı 2 günlük Gaziantep

turunun yanı sıra 2 gece konaklamalı 3

günlük Gaziantep turu yer alıyor. Üstelik

tarihi otellerde oda kahvaltı konaklama,

rehberlik hizmeti, gidiş dönüş uçak bileti,

mekân transferleri ve seyahat sigortası da

dâhil…

Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı

Fatma Şahin ile yuvarlama yaptık.


100

hotel restaurant

& hi-tech

gastro etkinlik

Türk ve dünya mutfağının lezzetleri

Beyoğlu’nda buluştu

Türk ve dünya mutfağından farklı lezzetleri Beyoğlu’nda bir araya getiren

‘Beyoğlu Gastronomi Festivali’ Taksim Meydanı’nda katılımcılara keyifli ve

lezzetli anlar yaşattı.

Beyoğlu Belediyesi tarafından Taksim

Meydanı’nda düzenlenen ve 5 ay

sürecek Beyoğlu Festivalleri’nin

ikincisi olan ‘Beyoğlu Gastronomi

Festivali’ katılımcılara keyifli ve lezzetli

anlar yaşattı. Birbirinden renkli ve

lezzetli görüntülere sahne olan festivalin

açılış törenine; Beyoğlu Belediye

Başkanı Ahmet Misbah Demircan,

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Ayşe

Türkmenoğlu, Endonezya Cumhuriyeti

İstanbul Başkonsolosu Herry Sudradjat

ve Kore Cumhuriyeti İstanbul

Başkonsolosu CHA Young-cheol’nin

yanı sıra çok sayıda vatandaş katıldı.

Öztiryakiler’in katkılarıyla gerçekleştirilen

Gastronomi Festivalinde, Türk ve dünya

mutfağından farklı lezzetleri üç gün

boyunca Taksim Meydanı’nda bir araya

geldi.

Demircan: “Taksim Meydan

neşedir, heyecandır, etkinliktir”

Açılış etkinliğinde Beyoğlu Belediye

Başkanı Ahmet Misbah Demircan ve

Sahrap Soysal birlikte yemek yaparak

keyifli bir sohbet gerçekleştirdiler. Daha

sonra alanda kurulan stantları tek tek

gezerek birbirinden farklı lezzetlerin

tadına bakan Başkan Demircan, Beyoğlu

Festivallerini birçok alanda, birçok başlık

altında Kasım ayına kadar sürdürmek

istediklerini belirterek, “Taksim

Meydan deyince akla ilk gelen neşedir,

heyecandır, etkinliktir. Beyoğlu’ndan

hatta İstanbul’dan gastronominin

iddialı aşçıları şu an burada. Buraya

gelen yerli, yabancı turistler bundan

mutlu oluyor, gurur duyuyor. Arada

performanslar, etkinlikler cereyan ediyor.

Beyoğlu kültürün sanatın merkezi. Yerli

yabancı pek çok insan buraya geliyor.

Çünkü şehri yaşamak, hissetmek, ona

dokunmak istiyorlar. Bu tip etkinlikler

insanları şehre bağlıyor. Düşünün ki,

şu kapıdan içeri giren yerli veya yabancı

bir ziyaretçi şu stantlarda iki saat vakit

geçirir. Bir performans izler, bir müzik

dinler. Bilmediği bir yemeğin tadına

bakar, bir kahve içer. Burada yeme, içme

kültürünün farklılarını görür ve hisseder.

Bu onun hafızasında bir yer eder.” dedi.

Lezzetin ustaları Taksim

Meydanı’nda

Endonezya ve Kore gibi farklı ülke

mutfaklarının yer aldığı Beyoğlu

Gastronomi Festivali kapsamında Sahrap

Soysal, Vedat Başaran, Ömür Akkor,

Çiğdem Seferoğlu, Fikret Özdemir, Hakan

Doğan, Deniz Orhun, Şenol Özbay, Rafet

İnce, Mehmet Yalçınkaya, Elif Korkmazel,

Esat Özata, Serkan Bozkurt, Murat Aslan,

Gökmen Sözen ve Gizem Özdilli gibi pek

çok değerli şef ve ünlü isim bir araya

geldi.


Beyoğlu Gastronomi Festivali’nde

Barilla eşsiz lezzetleriyle İtalyan rüzgârı estirdi

Gıda devi Barilla,

Türk ve dünya

mutfağının

en seçkin

lezzetlerinin

sergilendiği

“Beyoğlu

Gastronomi

Festivali”nde

İtalyan rüzgârı

estirdi.

İtalyan gastronomi kültürünün en önemli

temsilcisi Barilla, Beyoğlu Belediyesi

tarafından Taksim Meydanı’nda ilki

düzenlenen “Beyoğlu Gastronomi

Festivali”nde Akdeniz mutfağının

en gözde lezzetlerini İstanbulluların

beğenisine sundu. Beyoğlu Festivalleri

kapsamında, 3 gün boyunca Türk ve

dünya mutfağının en seçkin lezzetlerinin

sergilendiği organizasyonda Barilla,

İtalyan mutfağının özel tatlarını

ziyaretçilerle buluşturdu.

Şef’Fabio Foltran lezzet şöleni

yaşattı

Türkiye’nin yanı sıra yurt dışından da üst

düzey temsilcilerin yer aldığı etkinlikte,

Barilla Executive Şef’i Fabio Foltran ve

ekibi Milano’dan Roma’ya; Floransa’dan

Napoli’ye kadar klasik ve bölgesel

İtalyan lezzetlerini şovlarıyla şölene

dönüştürdü. Kültür ve sanatın yanı sıra

lokantaları, tatlıları, çikolataları, kahveleri

ile İstanbul’un yemek kültürünün de

merkezi konumunda olan Taksim’de

gerçekleştirilen etkinlikte Şef Foltran,

Barilla’nın eşsiz makarnaları ile İtalyan

mutfağının seçkin lezzetlerinden olan

Pesto Genovese Soslu Kremalı Trofie ve

Cipolla Soslu Zeytinli, Cherry Domatesli

Parmesanlı Penne ile lezzet tutkunlarının

damaklarını şenlendirdi.

Dünyaca ünlü şef ve ekibi ayrıca

ziyaretçilerle İtalyan mutfağının

sembolleri arasında yer alan makarnayı

tam kıvamında pişirmenin ipuçlarını da

paylaştı. Beyoğlu Gastronomi Festivali’nin

kapanış gününde Barilla Executive Şef’i

Fabio Foltran Porcini mantarlı, Trüflü

Dana Pastırmalı Academia Barilla Penne

tarifi ile sahne aldı. Foltran sergilediği

şovla katılımcıların hem gözüne hem

damağına hitap etti.


hotel restaurant

102 & hi-tech

gastro etkinlik

“Misafirlerim daha heyecan verici soslar

arıyor” diyen işletmecilere müjde!

Hellmann’s Sos Ailesi büyüdü…

Unilever Food Solutions, hem Hellmann’s sosların şişe tasarımlarını daha şık

ve fonksiyonel olarak yeniledi hem de ürün ailesini Hellmann’s Sarımsaklı

Mayonez ve Hellmann’s Acılı Mayonez ile genişleterek premium sos

kategorisindeki iddiasını büyüttü.


Müşterilerinin sesine

kulak veren Unilever

Food Solutions, ayrıca

Hellmann’s sosların şişe

tasarımlarını daha şık

ve fonksiyonel olarak

yeniledi.

Dünyanın en çok tercih edilen

mayonez markası Hellmann’s’ı

Türkiye’deki lezzet tutkunlarıyla

buluşturan Unilever Food Solutions,

Hellmann’s lezzet ailesini iki yeni ürünle

genişletti. Unilever Food Solutions,

Hellmann’s Sarımsaklı Mayonez ve

Hellmann’s Acılı Mayonez ile müşteri

beklentilerini karşılayıp memnuniyet

düzeyini artırırken, Hellmann’s lezzet

ailesinin yenilenen şişe tasarımıyla ise

‘premium’ algısını kuvvetlendirdi.

Her beğeniye göre bir

Hellmann’s var

Dünyanın en çok tercih edilen mayonezi

Hellmann’s, kafessiz tavukların

yumurtaları kullanılarak üretiliyor.

Unilever Food Solutions’ın premium

sos portföyü Hellmann’s lezzet ailesi,

Hellmann’s Sarımsaklı Mayonez ve

Hellmann’s Acılı Mayonez ile büyüdü.

Şimdi enfes tadıyla sarımsaklı mayonez

ve eşsiz biber içeriğiyle acılı mayonez

seçenekleriyle yemeklere yeni bir

boyut kazandırıyor. Hellmann’s ürün

ailesinde ketçap ve mayonezin yanı sıra

hardal, barbekü sos, acı sos ve şimdi de

sarımsaklı ve acılı mayonez yer alıyor.

Tasarımı yenilendi

Müşterilerinin sesine kulak veren

Unilever Food Solutions, ayrıca

Hellmann’s sosların şişe tasarımlarını

daha şık ve fonksiyonel olarak yeniledi.

Yeni premium tasarımıyla masa üstünde

şık sunum sağlayan Hellmann’s lezzet

ailesi, restoranların da premium algısını

yükseltiyor. Soslar yeni gramajlarıyla

müşterilere sunulmaya başlandı.

Hellmann’s soslar artık

perakende pazarında

İlk olarak 1912 yılında New York’taki bir

şarküteride satılmaya başlanan ve bugün

‘Dünyanın en çok tercih edilen mayonezi’

unvanına sahip olan Hellmann’s, lezzetini

100 yılı aşkın süredir sos deneyiminden

ve kaliteye verdiği önemden alıyor.

Bugüne kadar sadece ev dışı tüketim

noktalarında tüketiciyle buluşan

Hellmann’s sos ailesi, evlerinde de bu

lezzetten vazgeçmek istemeyenler için

perakende raflarındaki yerini almaya

hazırlanıyor.

Unilever Food Solutions her

zaman şeflerin yanında

Türkiye’de Knorr, Lipton, Carte d’Or,

Calve, Hellmann’s, Rama, Sana ve Becel’i

bünyesinde bulunduran Unilever Food

Solutions’a ait ürünler, her iki işletmeden

biri tarafından tercih ediliyor. Sunduğu

profesyonel malzemelerle yoğun rekabet

ortamında müşterilerini ve onların

misafirlerini anlayarak, ev dışı gıda

sektörünün referans merkezi konumunda

olan Unilever Food Solutions, ‘her gün

ilham kaynağınız’ sloganıyla mutfak ve

beslenme konularında iş ortaklarına

ilham kaynağı olmaya devam ediyor.


hotel restaurant

104 & hi-tech

gastro aktüel

Geleneksel sofralara

İtalyan yorumu Ricotta

Peynir uzmanı Ekici, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek ürettiği yeni

peyniri, İtalyan mucizesi Ricotta’yı tüketicilerin beğenisine sundu.

Sürülebilir, yumuşak kıvamının yanı sıra yüksek kalsiyum ve protein

oranıyla kahvaltı sofralarını zenginleştiren Ekici Ricotta Peynir,

makarnadan tatlıya, salatalardan atıştırmalıklara kadar her öğünün

sağlıklı ve lezzetli tamamlayıcısı olarak ön plana çıkıyor. Uzman

diyetisyen Selahattin Dönmez’in de önerdiği, yağ ve tuz değeri oldukça

düşük olan Ekici Ricotta Peynir, 180 gramlık pratik tüketicilerle

buluştu.

Universal Gıda

Zincirleri Turizm

Ticaret’te atama

Uzun yıllar Azerbaycan’daki

global turizm işletmesi Ramada

grubunda yönetici olarak

çalışmakta iken Eskişehir

Universal Gıda Zincirleri Turizm

Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti’ne ait

Sempre, China Town ve Rosa

Luna işletmelerine “Restoranlar

Müdürü“ olarak transfer edilen

Cevher Çanakçı göreve başladı.

Öğrencilik yıllarından itibaren

turizm sektöründe çalışmaya

başlayan 1973 İzmir doğumlu

Cevher Çanakçı, Azerbaycan

Bakü’de yaklaşık 7 yıldır kesintisiz

devam eden yöneticilik hayatında

toplam 7 tesiste; mutfak, servis,

güvenlik, housekeeping ekipleri

başta olmak üzere satın alma,

ağırlama konularında hizmet

veren 250 kişilik ekibi başarıyla

yönetti.

Sütaş, Avrupa İş Ödülleri’nde Onur Nişanı’na

layık görüldü

34 ülkeden, 33 bini aşkın şirketin katıldığı, girişimcilik, yenilikçilik ve

sürdürülebilirlik alanlarında en iyilerin seçildiği “Avrupa İş Ödülleri”

(European Business Awards) 2016-2017 yarışmasının sonuçları,

4 Mayıs’ta Dubrovnik’te düzenlenen gala gecesinde açıklandı.

Süt ve süt ürünleri sektörünün lider markası Sütaş, “Çevresel

ve Kurumsal Sürdürülebilirlik’’ kategorisinde Avrupa’nın “En İyi

10 Şirketi” arasına girerek “Onur Nişanı” (Ruban d’Honneur) ile

ödüllendirildi. Sütaş, Avrupa iş dünyasında büyük bir ilgiyle takip

edilen Avrupa İş Ödülleri’nde “Çevresel ve Kurumsal Sürdürülebilirlik”

kategorisinde finale kalarak, Türkiye’yi Avrupa’da temsil eden “Ulusal

Şampiyon”lardan biri olmuştu.

9. Türkiye Sommelier

Yarışması sonuçlandı

Sommelier’lik mesleğinin gastronomi ve turizm sektöründeki önemini

vurgulamanın yanı sıra; genç yetenekleri keşfetmek ve desteklemek

amacıyla sektör çalışanlarına yönelik düzenlenen 9. Türkiye Sommelier

Yarışması sonuçlandı. International Wine and Spirits Academy’de (IWSA)

gerçekleşen yarışmanın kazananı Barış Üzüm oldu. Üzüm Eylül ayında

Budapeşte’de gerçekleşecek Chaine des Rotisseurs’un düzenlediği “The

Jeunes Sommeliers Competition” da ülkemizi temsil edecek.


Alpro’dan karşı konulmaz

yeni ürünler

Doğadan gelen bitkisel lezzetler ailesine yenileri eklendi. Alpro Kırmızı

Meyveli Soya, Macchiato Soya, Muzlu Soya İçecekleri ile Soya ve

Hindistan Cevizi Kreması artık Türkiye’de. %100 bitki bazlı, besleyici

ve yüksek protein kaynağı olan AlproSoya İçeceği doğal beslenmeye

özen gösterenlerin yanı sıra vegan yaşamı seçenlerin de tercihi

olmaya devam ediyor. Güne sağlıklı bir başlangıç yapmak isteyenler;

Alproİçecekleri’ni sıcak ya da soğuk tüketebilecekleri gibi soya ve

hindistan cevizi kreması ile deözel tarifler hazırlayabilirler.

Eataly, çay tutkunlarının yeni favorisi

Tea Bar By Chado

Dünyanın farklı ülkelerinden gelen yerel çayları ve çeşitli kültürlere

ait çay demleme ve sunum teknikleriyle çayın keyifli yolculuğuna

çıkaran Chado, Tea Bar by Chado adıyla pop up konsepti ile

Eataly’de açılıyor. Haziran ayı sonuna dek hizmet verecek olan Tea

Bar by Chado, Eataly misafirlerine 12 farklı ülkeden 60’ın üzerinde

çay sunacak. Japonca’da çayın hazırlanışından sunuş ve içilmesini

içeren tüm seremoniye verilen bir isim olan Chado, dört farklı öğeyi

temel alıyor: saygı, sükunet, saflık ve uyum. Tüm bu öğelerin çayın

taze kokusu ile birleşmesinin eşsiz deneyimine ulaşmak ise artık

Eataly ev sahipliğinde mümkün oluyor.

Metro, HORECA Günleri 3. yılında

12 mağazada 3 bin müşterisiyle buluştu

Metro Toptancı Market’in sektördeki yenilikleri, global

gastronomi trendlerini ve profesyonel müşterilerine sunduğu

çözümleri buluşturduğu HORECA Günleri sona erdi. Nisan

ayında İstanbul’dan başlayarak 12 Metro mağazasını dolaşan

Metro HORECA Günleri, 3 bin müşterinin yanı sıra çok sayıda

şefi ağırlayarak farklı şehirlerin birbirinden farklı yemeklerinden

oluşan tam 13.200 ikram sundu. Metro HORECA Günleri

kapsamında mağaza içerisinde brasserie, otel, balık restoranı,

kebap restoranı ve esnaf lokantası konseptlerinde kurulan 5

farklı alanda, şefler ilham veren tarifleri ve tadım aktiviteleri

misafirlerden büyük ilgi gördü.

Mövenpick

Hotel

Istanbul’a

yeni Yiyecek

ve İçecek

Müdürü

World Travel Awards tarafından birçok kez “Avrupa’nın En İyi İş

Oteli” seçilen Mövenpick Hotel Istanbul’a Yiyecek ve İçecek Müdürü

olarak Alparslan Delibaşı atandı. Anadolu Üniversitesi Turizm ve

Otel İşletmeciliği bölümünden mezun olan Delibaşı, profesyonel

iş yaşamına 1995 yılında Klasis Hotel & Resort’da barmen olarak

başladı. Ardından Holiday Inn Vega Casino’da Restoran Müdürü

oldu. 1997 yılında Polat Renaissance İstanbul Hotel’de çalışmaya

başlayan Alparslan Delibaşı sırasıyla Restoran Müdürü, Restoran

ve Bar Operasyon Müdürü, Yiyecek ve İçecek Müdür Yardımcısı ve

Yiyecek ve İçecek Müdürü olarak görev aldı.


hotel restaurant

106 & hi-tech

gastro aktüel

Dirty Hands bu yaz

Fly - Inn Beach’de

Any İstanbul’un kurucularının elinden çıkan Dirty Hands,

sokak lezzetlerinden ilham alarak oluşturduğu konseptiyle

2017 yazını Çeşme Fly – Inn Beach’te karşılıyor. Dünya

çapında öne çıkan sokak lezzetlerine özgün yorumlar getiren,

farklı reçeteleri, sunumları ile yeme – içme alanına yeni bir

soluk getiren Dirty Hands sadece tatlarıyla değil, eğlenceli

geceleri ile de ilgi görüyor. Mimari konseptiyle de öne çıkan

Dirty Hands İstanbul’un en çok konuşulan adreslerinin

başında gelirken şimdi de bu lezzetli ruhunu yeni bir rotaya

taşıyor ve konseptiyle daha çok insana dokunuyor.

D-Marin Yacht Club’ların yeni şefi Murat

Başaran oldu

Türkiye’nin en önemli tatil rotalarından Turgutreis ve Didim’de yer

alan marinalarıyla deniz ve tekne tutkunlarını ağırlayan D-Marin yat

kulüplerinin Executive Şef’i Murat Başaran oldu. İş hayatına 1993’de Café

Rouge Birmingham’da “Head Chef” olarak başlayan Murat Başaran,

daha sonra sırasıyla; Casatinos, The Trooper Gastro Pub and Restaurant

Lichfield, Sutton Court Hotel Birmingham, The Butlers Arms Restaurant,

The Waterfront Hotel’de çeşitli yönetici şef kademelerinde görev yaptı.

Başaran Oxford, Cambridge ve Londra’ da farklı restoran ve otellerde

çalıştıktan sonra Mandarin Hotel Bodrum’da ve TAG Holding Tom Aikens

Group Londra’da “Head Chef” olarak çalıştı.

Frankie

İstanbul

menüsünü

yeniledi

Jigger Roof Bar’dan görkemli açılış

Lüks ve konforun buluştuğu Wyndham Grand İstanbul Kalamış

Marina Hotel içinde yer alan Anadolu Yakası’nın en eğlenceli ve

en keyifli mekanı Jigger Roof Bar, yaklaşık 600 kişinin katıldığı

“Yaza Merhaba” partisine ev sahipliği yaptı. Turizm sektörünün

önde gelen temsilcilerinin, otel misafirlerinin, cemiyet, ve

sanat camiasının, basın mensuplarının, yiyecek-içecek ve life

style bloggerların katıldığı davette misafirler, özel hazırlanan

kokteyller, ikramlar ve renkli dans showlarıyla gece boyunca

eğlencenin keyfini doyasıya çıkarttı.

İyi müziği, lezzetli yemek

ile birleştiren, yüksek

hizmet kalitesiyle

İstanbul’un en seçkin

mekanlarından biri olan

Frankie İstanbul, yaz için

yenilenen menüsüyle

misafirlerini ağırlamaya devam ediyor. Akdeniz mutfağının en hafif

lezzetlerini ustalıkla hazırlayıp misafirlerine sunan mekan, eşsiz

manzarasıyla da yazın keyfini çıkartmak isteyenlerin tercih sebebi

oluyor. Soğuk Bergama Havuç çorbası, mevsim sebzelerinden

yapılmış Badem Kaplı İskenderun Karides Salata veya Çilek &

Enginar Salatası ile başlayacağınız keyifli yemekte, ardından Enginar

Dolma, Ege Trança Ceviche, Ördek Ciğeri Eskalop, İkili Dolma veya

Belçika Midye Moules Mariniere seçenekleri sunuluyor.


Gıda Ar-Ge’nin şampiyonları belli oldu

Gıda sektöründe yenilikçi fikirlerin sanayi ve ihracatla buluşması ve katma

değerli üretimi arttırmak için Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) tarafından “Fikrini

Geleceğe Taşı” sloganıyla düzenlenen V. Uluslararası Gıda AR-GE Proje

Pazarı’nda şampiyonlar belli oldu. 5 kategoride 10 ödül verilirken, ödül

sahipleri 120 bin TL’nin sahibi oldu. Ödül töreninde konuşan Ege İhracatçı

Birlikleri Gıda Ar-Ge Proje Pazarı Yürütme Kurulu Başkanı Rıza Seyyar, maliyetli

gibi görünse de, Ar-Ge’ye ayrılan kaynakların üretimde birim maliyetin düşmesini ve

kalitenin artmasını sağladığını, özellikle de uluslararası alanda rekabet açısından fevkalade

önemli olduğunu kaydetti. V. Gıda Ar-Ge Proje Pazarı İzmir Swissotel’de gerçekleştirilen ödül töreninde

Araştırıcı kategorisinde birincilik Ege Üniversitesi’ne, Lisans kategorisinde birincilik ödülü ise ODTÜ’ye gitti.

Dünyanın En İyi 50 Restoranı belli oldu

Dünyanın en büyük kuvars yüzey üreticisi Cosentino’nun markası Silestone, 5 Nisan’da Avustralya’da düzenlenen, ‘Yemek Dünyasının

Oscarları’ olarak da bilinen Dünyanın En İyi 50 Restoranı 2017 Ödülleri’nin ana tezgah sponsorluğunu üstlendi. Cosentino Group Pazarlama

ve İletişim Direktörü Santiago Alfonso etkinliğe ilişkin, “Dünya klasmanındaki bu kaliteli yemek etkinliğinin bir parçası olmaktan gurur

duyuyoruz. Silestone ve Dekton gibi ürünlerle amacımız, sektörümüzde ön planda olmak. Bu nedenle Dünyanın En İyi 50 Restoranı’nın

standına mutfak tezgahları tedarik ediyor ve uluslararası gastronomi dünyasında bu ürünlerdeki liderliğimizi güçlü bir şekilde yeniden

sergiliyoruz. Dünyanın en önemli aşçı ve restoranlarının profesyonel mutfaklarında bizim malzemelerimize güvendiği gerçeği, doğru yolda

olduğumuzu kanıtlıyor” dedi.

Hilton İstanbul

Kozyatağı’na

yeni Executive

Chefmodelimizle

bir yarış

başlattık”

Mutfak sanatına olan tutkusunu 20 yıl önce profesyonel hayata taşıyan Yener

Özden, Hilton İstanbul Kozyatağı’nın yeni Executive Chef’i olarak göreve başladı.

Özden, Divan Palmira Deluxe Otel’de Chef de Partie olarak başladığı çalışma

hayatını, The Marmara Bodrum’da Sous Chef olarak sürdürdü. Daha sonra

sırasıyla; İstanbul Ajia Hotel, Grand Hayat, The Sofa İstanbul ve Hammak Resort

Bodrum, Limak Hotel &Resorts Euroasia Luxury Hotel’in mutfağında görev

alan Özden, dünyaca ünlü Armani Restaurant’da da İtalyan mutfağının sofistike

sunumlarını şık masalara taşıdı. Sonrasında Ankara Hilton’da Executive Chef

olarak misafirleri dünya mutfağında gastronomik yolculuklara çıkaran ve şehrin

en önemli davetlerinde sunumları ile ön plana çıkan Özden, profesyonel hayatına

Hilton İstanbul Kozyatağı’nda Executive Chef olarak devam edecek.

Balparmak’a

Üstün Lezzet

Ödülleri’nden

6 yıldız

Balparmak 6 ürünüyle katıldığı 2017 International

Taste&Quality Institute’den (iTQi) 6 altın yıldızla

döndü. Dünyaca ünlü 125 şef ve içecek uzmanının

kör tadım testiyle değerlendirmesi sonucu 6 Altın

Yıldıza layık görülen Balparmak balları, kalite ve

lezzetini dünya çapında bir kez daha onaylattı.

Ödülle ilgili olarak konuşan Balparmak Pazarlama

Direktörü Burcu Yılmaz, Geçtiğimiz yıl Balparmak

Özel Seçim Çiçek Balı, Balparmak Süzme Çam

Balı ile yaşadığımız bu gururu tekrar yaşamanın

mutluluğunu duyuyoruz. 36 yıldır tüketicilerimize

en doğal, saf ve lezzetli balları sunma hedefiyle

çalışıyoruz. Bu çalışmalarımızın ödüllendirilmesi

hedeflerimizi daha da yükseltme konusunda bizi

motive ediyor” dedi.


108

hotel restaurant

& hi-tech

gastro aktüel

Sadece evde değil,

gittiğiniz restoranlarda da Teksüt var

Teksüt, sadece son

tüketicilerin değil, şeflerin

de tercih ettiği süt ve süt

ürünleri markası olarak

öne çıkıyor.

Teksüt, Balıkesir ve Çanakkale

yöresinin bereketli sütlerini

işleyerek, 61 yıldır yüksek kaliteli

süt ve süt ürünleri üretiyor. Köklü

deneyim ve modern üretim tekniklerinin

buluşmasıyla ortaya çıkan ürünler,

sadece son kullanıcı segmentinde değil,

ev dışı tüketim alanlarında da yaygın

şekilde tercih ediliyor.

Profesyonel mutfakların da

tercihi Teksüt

İstanbul’daki 5 yıldızlı otellerin önemli

bölümünde, önde gelen pek çok

restoranda, çeşitli catering firmalarında

ve Bodrum, Antalya, Alanya gibi turistik

lokasyonlardaki büyük konaklama

tesislerinde Teksüt ürünleri yoğun

olarak kullanılıyor. Özellikle Teksüt

tereyağı ve süzme yoğurdunun mutfak

profesyonelleri tarafından yaygın

kullanıldığını aktaran Teksüt Yönetim

Kurulu Üyesi Arda Aksaray, ayrıca sütün

yanı sıra beyaz, kaşar ve dil peyniri ile

çeçil ve örgü peynirlerinin şefler ve

ustalar tarafından çokça tercih edildiğini

söyledi.

“Şeflere beğendirmek kolay

değil”

Arda Aksaray, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Mutfak profesyonelleri, özellikle de beş

yıldızlı otellerin şefleri çok titiz olur. Ürün

beğendirmek kolay değildir. Kendileri

beğenmedikleri ürünleri müşterilerine

de sunmaktan çekinir. En güvenilir ve

lezzetli ürünleri tercih ederler. Teksüt

olarak bunu onlara sunuyoruz. Bu

nedenle Teksüt, evlerde olduğu kadar

profesyonel mutfaklarda da tercih edilen

bir marka olarak giderek daha çok öne

çıkıyor” bilgisini paylaştı.

“Profesyonel damakların

ihtiyaçlarını önemsiyoruz”

Profesyonel damaklara yönelik süt ve süt

ürünleri tedariğini önemsediklerini dile

getiren Aksaray, “Aşçı, şef ve ustalardan

gelen öneri, talep ve geri bildirimler bizi

besliyor ve işimizi sürekli geliştirmemize

yardımcı oluyor. Bugün örneğin tereyağı

üretimimizin yaklaşık %20’si artık ev

dışı tüketim kategorisinde tüketiliyor.

Önümüzdeki dönemde de bu kategorinin

gelişeceğine inanıyoruz. Profesyonellerle

çalışmaktan mutluyuz” dedi.


Ev Dışı Tüketim Ürünleri ve Tedarikçileri Buluşması

Foodservice Products & Suppliers Gathering

20-23 Eylül September 2017

HALL

5-6-7

edt.cnrfoodistanbul.com

In conjunction with / İle birlikte

Gıda Ürünleri ve Teknolojileri, Ev Dışı

Tüketim Ürünleri Ekipman, Sarf

Malzemeleri Üreticileri ve Dağıtım

Kanalı Tedarikçileri Fuarı

Food & Beverage, Food Processing,

Foodservice Products, Suppliers and

Distribution Channels Fair

cnr

ambalaj

istanbul

Ambalaj, Paketleme,

Etiketleme, Kolileme Ürünleri

ve Makineleri Fuarı

Packaging, Labeling

and Boxing Products &

Machinery Fair

Concurrently held with / İle eş zamanlı

CNR EXPO Yeşilköy 34149 ‹stanbul 0 212 465 74 74 0 212 465 74 76-77 www.cnrexpo.com

BU FUAR 5174 SAYILI KANUN GERE⁄‹NCE TÜRK‹YE ODALAR VE BORSALAR B‹RL‹⁄‹ (TOBB) DENET‹M‹NDE DÜZENLENMEKTED‹R.


hotel restaurant

110 & hi-tech

hijyen

El kurulamada kağıt havlu birinci sırada

Eczacıbaşı Profesyonel tarafından yaptırılan araştırmaya göre ev dışında

yemek yiyen kişiler ellerini kurulamak için kurutma makineleri yerine,

yüzde 80 oranında kağıt havluları tercih ediyor.

Ev dışı tüketim sektörünün lider firmalarından

Eczacıbaşı Profesyonel, İpsos ile yaptığı araştırma

sonucunda dışarıda yemek yiyen tüketicilerin

yüzde 80’inin ellerini yıkadıktan sonra kurulamak için

kağıt havlu tercih ettiklerini ortaya koyuyor. Eczacıbaşı

Profesyonel Genel Müdürü Melike Koçoğlu; yaptıkları

araştırma ile ilgili; “Eczacıbaşı Profesyonel olarak ev

dışı tüketimde işletmelere rehberlik edecek çalışmalara

imza atıyoruz. El hijyeni konusu da hem toplumu

hem de işletmeleri etkileyen bir konu. Amacımız 5

Mayıs Dünya El Hijyeni Günü’nde el hijyeninin önemini

anlatmak ve farkındalık oluşturmak. Biz de yaptığımız

araştırmalar ile ev dışı tüketim alışkanlıklarını ortaya

koymayı ve işletmeler için çözüm üretmeyi amaçlıyoruz”

dedi.

Kağıt havlu kullanımı bulaşmayı yüzde 77

oranında azaltıyor

Eller üzerinde bulunan mikroorganizma sayısı bir

santimetrekarede 100 ile 1000 arasında değişiyor.

Bu mikroorganizmalar bulaşıcı hastalıklara davetiye

çıkarıyor. Yapılan araştırmalar ev dışı noktalarda

kullanılan elektrikli kurutucuların, parmaklarda ve avuç

içlerinde bakteri artışına neden olduğunu gösteriyor.

El kurutma makineleri parmaklarda yüzde 40 ile yüzde

190, avuç içlerinde ise yüzde 15 ile yüzde 250 oranında

bakteri artışına neden olurken, hava akımı sebebiyle

bakteriler 2 metreye kadar yayılabiliyor. Çoğu kullanıcı

tarafından da tercih edilen, tek kullanımlık kağıt

havlu, bakterilerin bulaşma riskini yüzde 77 oranında

engelliyor.

Eczacıbaşı Profesyonel’den ‘‘Hijyende Mükemmellik’’ Projesi

Eyüp’te işletmelere değer katacak bir proje hayata geçiyor. Eyüp Belediyesi

ve Eczacıbaşı Profesyonel, ilçede bulunan işletmelerin hijyen durumlarını

denetleyecek Hijyende Mükemmellik projesini uygulamaya koydu. Ev dışı

noktaların hijyen standartlarını artırmayı amaçlayan “Hijyende Mükemmellik”

projesi ile Eyüp’te bulunan işletmelere eğitimler verilecek, periyodik

denetimler gerçekleştirilecek ve denetimleri başarılı geçen işletmelere

güvenilirliğin simgesi “Hijyende Mükemmellik” sertifikası verilecek. Bu

projeyle restoranlarda hijyen güvenliği sağlanması hedefleniyor.


Yataklarda ve yatak örtülerindeki görünmez tehlike

Sağlıklı uyku uyumak ve düzgün

nefes almak yaşamanın en temel

gereksinimlerindendir. İnsanlarda

günlük hayatta sıklıkla karşılaşılan nefes

daralması, burun tıkanıklığı, göz sulanması,

uykunun bölünmesi ciltte kaşıntı ya da

hapşırık gibi şikayetler insanların hayat

kalitesini düşüren etkenlerdir. Günlük

hayatı etkileyen bu rahatsızlıkların

gözle görünmeyen mite’lardan

kaynaklanabileceğini söyleyen EP Akademi

Teknik Eğitim Sorumlu Uzmanı Kim. Müh.

Gökçe Yılmaz, çevresel hijyen kontrolüyle

mite’ların önüne geçilebileceğini belirtiyor.

Kum tanesinden daha küçük

Mite adı verilen akarlar; gözle görülemeyen,

ancak mikroskop altında görülebilen,

0,1 – 0,5 mm çapında, bir kum tanesinden

daha küçük boyutlardaki canlılardır.

20-30°C sıcaklıkta, %60-70 oranında

nem içeren ortamlar yaşamaları için

en ideal ortamlardır. Mite’lar sıcak ve

nemli ortamları severler ve insanlardan

dökülen ölü deri hücreleri, saç, kıl, kepek

ve diğer organik maddelerden beslenirler.

İnsanlarda çoğu zaman alerjik reaksiyona

ve çeşitli rahatsızlıklara neden olan başlıca

mite’lar şöyledir:

• Isıran mite’lar

• Skabi tipi (uyuz hastalığına neden olan)

mite’lar

• Toz akarları

Miteların sebep olduğu rahatsızlıklar

nelerdir?

İnsan nüfusunun yüzde 10’unun ve alerjik

insanların neredeyse yüzde 80’inin,

mite’lara ve bunlardan çıkan atıklara alerjisi

vardır. Mite’ların ve bunların dışkılarının,

döküntülerinin solunması birçok insanda

astım, burun mukozasında enflamasyon

gibi alerjik reaksiyonlara neden olur.

İnsanlarda; mite’lara ve yarattıkları atıklara

maruz kalma derecesine göre gözlerde

kaşıntı ya da astım atakları gibi etkiler

görülebilir.

Mite’ların insanlar üzerinde yarattığı başlıca

rahatsız edici alerjik etkiler şöyledir:

• Kronik rinit: Burun akması, hapşırma

şikâyetleri

• Atopik dermatit sendromu (egzema):

Özellikle eklem bölgelerinde ciltte

kızarıklık, kaşıntı şikâyetleri

• Allerjik astım: Allerjenlerin sebep olduğu

nefes darlığı, hızlı nefes alıp verme

Yatak odalarında görünmeyen tehdit

Yataklar mite’lar için mükemmel bir

ortamdır. Mite’lar çarşafların arasına

gizlenir ve ölü deri hücreleri ile beslenirler.

Bununla birlikte mobilyalarda, yastıklarda

ve halılarda yaşarlar. Ölü deri, kepek

gibi insanların organik döküntüleri ile

beslenirler. Özellikle yıkanamayan ve

nadiren temizlenen koltuk döşemeleri,

halılar, yer döşemeleri gibi alanlar

mite’ların yaşaması için oldukça elverişli

alanlardır. Otellerdeki yataklar, çarşaflar,

yastıklar ve yastık kılıfları, yatak örtüleri,

odalarda ve ortak alanlarda bulunan halılar,

koltuk ve yer döşemeleri mite’ların üremesi

ve yaşaması için en elverişli ortamlardır.

Bir yatak 100.000 ile 2.000.000 arasında

mite barındırabilir

Mite’ların yaşamımızda kapladığı yeri ve

büyüklüğünü daha iyi anlayabilmek için

mite’lar ile ilgili ramaklara biraz daha

dikkatli bakmak gerekir.

• İnsanlar bir yılda ortalama 3,6 kg

civarında deri dökerler ve bu deri

döküntüleri milyonlarca mite için

mükemmel bir yiyecek kaynağıdır.

• Ortalama bir yatak 100.000 ile 2.000.000

arasında mite barındırabilir.

• Bir gram (yaklaşık yarım çay bardağı) toz,

1.000 kadar mite ve bu mite’ların ürettiği

250.000 kadar dışkı pisliği içerir.

• Halının 1 metre karesinde yaklaşık

100.000 kadar mite yaşıyor olabilir.

• Yaşına göre yatağınız bir milyon ile 10

milyon arasında mite’a ev sahipliği yapıyor

olabilir.

• Bir mite ortalama 80 günlük yaşam

döngüsü boyunca 1.000 kadar alerjen atık

partikülü üretebilir.

• Ortalama bir yatağın ağırlığı ilk alındıktan

10 yıl sonra mite’ların üzerinde birikmesi

nedeniyle iki katına çıkar

• Bir yastığın ağırlığı, bir yılın ardından

üzerinde biriken mite’lar nedeniyle %10

oranında artar.

• Tek bir mite günde 20 adet dışkı üretir ve

her bir dışkıda insanlarda alerjiye neden

olan bir protein yer alır.

• Yatak örtüsünde 100.000 ile 10 milyon

arasında mite bulunabilir.

• 2 senelik kuş tüyü ve sentetik

yastıklardaki mite miktarı ortalama bir

şekilde kullanılan diş fırçasının üzerinde

bulunan mantar miktarından daha fazladır.

Hijyen kontrolleri ile mite’lardan

kurtulunabiliyor

Mite’lara bağlı alerji, bilimsel olarak

kanıtlanmış çevresel kontroller ile

önlenebilir. Mite’lardan kurtulmanın ve

korunmanın birçok yolu vardır.

Mite’ları yok etmenin başlıca yolları

şöyledir:

• Yüksek vakumlamak kapasitesine

sahip bir süpürge ile tüm mobilyaların

süpürülmesi, mümkünse HEPA filtreli

makinelerin kullanılması

• Yatak çarşaflarının ve şiltelerin 60

derecede yıkanması

• Antialerjik yatak ya da yastık kılıflarının

kullanılması

• Ortamın düzenli olarak havalandırılması

ve ortamın neminin düşürülmesi

• Halı ve döşemelerin etkili şekilde

temizlenmesi

• Etkili bir mite öldürücü ürününün

kullanılması

Çalışma alanlarında riskin boyutu nedir?

Otel ve ofis gibi alanlarda bulunan insan

sayısı ve sirkülasyonu, evdekinden daha

fazla olduğundan, bu gibi alanlarda yer alan

yatak, döşeme ve halı gibi noktalarda mite

popülasyonu daha yüksektir. Buna bağlı

olarak otel ve ofis gibi ortamlarda insanlar

üzerinde alerjik etkilerin görülme riski,

evdekine oranla daha fazladır.

Otellerde müşteri memnuniyetinin en

temel faktörü, odaların temizliğidir.

Bununla birlikte rahat ve deliksiz bir uyku,

müşteri memnuniyetini %100 olumlu

etkiler. Özellikle alerjik bünyeye sahip

otel misafirlerinin konaklama sırasında

nefes almada güçlük, burun tıkanıklığı,

baş ağrısı, ciltte kaşıntı gibi şikayetlerle

rahatsızlanması, hiçbir otel çalışanının

istemeyeceği ve kaçınacağı bir durumdur.

Bu gibi durumların yaşanmaması için

özellikle otellerde yataklar, halılar, koltuk

ve yer döşemesi gibi alanların periyodik

olarak mite’ları öldüren ve mite’ların

üremesini engelleyen bir ürünle muamele

edilmesi gerekmektedir. İşletmelere ev

dışı tüketim alanında çözümler sunan

Eczacıbaşı Profesyonel’in ürünü Maratem

Anti-Mite, mite’ların sebep olduğu alerjik

şikâyetlerin ve buna bağlı astım riskinin

elimine edilmesine yardımcı olur, uzun

süre koruma sağlar. Maratem Anti-Mite;

yatak, halı, kilim, koltuk, perde, araba

koltuğu, pelüş gibi yüzeylerde kullanılabilir.

Maratem Anti-Mite kokusuzdur ve leke

bırakmaz.Maratem Anti-mite kauçuk

benzeri bir maddeden yapılmış katı bir

çekirdeğe sahip nanokapsüler etken

madde akarisit ile doldurulmuştur. Etken

madde, katı çekirdekten kontrollü ve

belirli bir oranda salınarak 3 ay boyunca

mite’lara karşı koruma sağlar. Eczacıbaşı

Profesyonel daha sağlıklı bir toplumun

öneminin bilincinde olup yaşam alanlarının

daha hijyenik hale getirilmesi amacıyla

çalışmalar yürütüyor. Bu kapsamda

Eczacıbaşı Profesyonel’in işletmelere

sunduğu özel çözümler ile hijyenik ortamlar

sağlanarak hastalıkların yayılma riski

azaltılıyor. Müşterilerine özel çözümler

sunan Eczacıbaşı Profesyonel, 1 yıl

içerisinde 6000’in üzerinde çalışana eğitim

veren, konusunda uzman kadroya sahip

EP Akademi birimi ile işletmelere eğitim,

denetim ve danışmanlık alanında çözümler

sunuyor.


hotel restaurant

112 & hi-tech

hijyen

Sealed Air’in iş birimi Diversey Care otel

ve hastaneleri Lejyonella’dan temizliyor

Lejyoner Hastalığı ile mücadeleyi öncelikleri arasına alan Sealed Air, özellikle otel,

AVM, hastane gibi su kullanımının yoğun olduğu ortamlarda bulunan Lejyonella

bakterisinin oluşumunun önlenmesi ve dezenfeksiyonu için geliştirdiği DiverGard

Serisi ile Lejyoner Hastalığı’na karşı etkin çözümler sunuyor.

169 ülkede 500’den fazlası bilim

insanı ve mühendis olmak üzere

23.000 çalışanı, dünya üzerinde 145

imalat tesisi ve 56 araştırma merkezi

ile alanların ve ürünlerin korunması,

temizliği, hijyeni konusunda uzman

çözümler sunan Sealed Air, Lejyoner

Hastalığı ile mücadelede işletmelere yol

gösterecek çözümler sunuyor. Sealed

Air bu tehlikeli hastalık ile; temizlik ve

hijyen grubu Diversey Care’in, Lejyonella

ile geliştirdiği ürün serisi DiverGard ile

mücadele ediyor ve seride Lejyonella dört

farklı ürün bulunuyor.

Otel ve hastanelere dikkat

Su kaynaklarında bulunan Lejyonella

bakterisinin solunum yoluyla akciğere

girmesiyle oluşan, zatürre türü bir

hastalık olan Lejyoner Hastalığı, gerekli

önlemler ve periyodik bakımlar ile

önlenebiliyor. Hastalıktan korunmak

için özellikle otel, AVM, hastane,

restaurant, okul, SPA, yüzme havuzu,

ofis gibi insanların yoğun olarak su

kullanımının bulunduğu ortamlarda

daha fazla hassasiyet gösterilmesi

gerekiyor. Lejyonella ile mücadelede

en önemli unsur önleyici faaliyetler.

Bakterilerin bulunma ve çoğalma

potansiyellerinin olduğu alanların kritik

kontrol noktalarının periyodik olarak

temizlenmesi ve dezenfekte edilmesi,

hastalık riskini ciddi oranda azaltıyor.

Bu sebeple, tüketicilerin kullandıkları

tesislerde Lejyonella ile ilgili alınan

tedbirleri de mutlaka sorgulamaları

gerekiyor.

Hedef hijyenik ortamlar sunmak

Markaları ile daha güvenli ve israfı

azaltan bir gıda tedarik zinciri temin

etmeyi, dünyanın dört bir yanına

gönderilen değerli ürünleri muhafaza

etmeyi ve hijyenik ortamlar sunarak

sağlığı korumayı amaçlayan Sealed Air,

Lejyonella bakterisi ve Leyjoner Hastalığı

ile mücadeleyi öncelikleri arasına

aldı. Bu alanda hem hizmet sunduğu

iş ortakları hem de resmi kurumlarla

birlikte farkındalık oluşumu ve denetim

çalışmaları yapan Sealed Air’in Diversey

uzmanları, Lejyonella bakterisinin

önlenmesi ve dezenfeksiyonu için

geliştirdikleri DiverGard Serisi ürünler

ile Lejyoner Hastalığı’na karşı uzman

çözümler sunuyor.

Hızla çoğalıyor

Lejyoner Hastalığı’na yol açan bakteri

1977 yılında Philadelphia’da lejyonerlerin

toplantısı sırasında ortaya çıkan

salgınla tanımlandı ve hastalığa

lejyoner adı verildi. Genellikle

doğadaki su kaynaklarında

bulunan ve 20-45 °C’deki sıcaklık

aralıklarında hızla çoğalabilen,

tehlikeli bir bakteri türü olan

Lejyonella bakterisinin solunum

yoluyla akciğere girmesiyle oluşan

Lejyoner Hastalığı’nın semptomları

gribal bir enfeksiyon gibi kas ağrısı, baş

ağrısı, yorgunluk ve ateşle seyreden kuru

öksürük şeklinde kendini gösteriyor.

50 yaş üstü risk altında

Hastalığın kuluçka periyodu 2 ila 10

gün arasında değişirken öksürüğün

akciğer enfeksiyonunun ilk işareti olduğu

uzmanlarca belirtiliyor. Özellikle 50 yaş

üstü insanlar, akciğer rahatsızlığına

sahip insanlar, sigara ve alkol tüketenler,

bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler

Lejyoner hastalığına yakalanma

konusunda yüksek risk altında. Uzmanlar

bu durumlarda ölüm oranının yüzde

20’lere çıktığını belirtiyor.

Dezenfeksiyon çok önemli

Bu ciddi ve ölümcül hastalığın

önlenebilmesi için, bakterilerin

bulunabileceği ortamların saptanması

ve uygun şekilde dezenfeksiyonu

gerekiyor. Havalandırma sistemlerinin

su bulunan kısımları (soğutma kuleleri),

su depoları, kapalı alanlardaki havuzlar,

duş başlıkları ile bazı tıbbi aletlerin

bulaşıcılık açısından dikkatle kontrol

edilmesi gerekiyor.,


M-iClean bulaşık makinesi ile

mükemmel şarap keyfi

Alman bulaşık yıkama teknolojileri üreticisi MEIKO, Challenging Master Classes

etkinliğinde üstün bir bulaşık yıkama deneyimi sunan M-iClean tezgahaltı bulaşık

makinesiyle yer aldı.

Lezzet tutkunları ve profesyonellerine yönelik, St

Regis İstanbul ve Gustobar tarafından organize

edilen “Challenging Master Classes” etkinliği

13-14 Mayıs tarihlerinde gerçekleşti. International

Wine Challenge eş-başkanı, dünyanın en saygın

isimlerinden, kitapları ve TV Showları ile meşhur

Oz Clarke ve Decanter World Wine Awards Akdeniz

bölgesi başkanı Caro Maurer MW tarafından yönetilen

MasterClass’larda katılımcılar ile beraber 30 farklı

etiketle kör tadım yapıldı. Ayrıca katılımcılar gün boyu

tadım standlarında yer alan yaklaşık 180 farklı ürünü

deneyimleme fırsatı buldu.

Teknolojik, verimli, çevreye duyarlı

Alman bulaşık yıkama teknolojileri üreticisi MEIKO,

etkinlikte, üstün bir bulaşık yıkama deneyimi sunan

M-iClean tezgahaltı bulaşık makinesiyle yer aldı.

M-iClean, teknoloji, verimlilik ve çevre duyarlılığını

şık bir tasarım içinde birleştirerek tüm duyulara hitap

eden yeni nesil ve premium sınıf bir bulaşık makinesi.

En narin şarap kadehlerini bile özel sepetinde birbirine

değmeden ve zarar vermeden yıkayan M-iClean,

kimyasalların dengeli kullanımı ve optimum yıkama

sıcaklıkları sayesinde mükemmel temizlik sağlıyor.

Kadehte “koku” ve “su lekesi“ bırakmayan yıkama

sonucu sayesinde şarabın gerçek tadına varılıyor.

LED göstergeli şık tasarıma sahip

LED göstergeli şık bir tasarıma sahip makine,

bulunduğu ortamın atmosferine mükemmel bir uyum

sağlıyor. Kadehlerde lekesiz ve ışıl ışıl temizliğin sırrı

ise entegre ters ozmoz sistemi GiO Modülde gizli.

M-iClean’in altına, arkasına veya yanına entegre

edilebilen devrimsel nitelikteki GiO Modül, ters ozmoz

teknolojisini kullanarak yaklaşık %98 saflık seviyesinde

demineralize su üretiyor. Böylece elle kurulama ve

parlatma gerektirmeyen pırıl pırıl bir temizlik sonucu

sağlanıyor. Üstelik daha az deterjan ve parlatıcı tüketimi

yeterli oluyor ve yıkama sonrası elle parlatmaya gerek

kalmadığından kırılma yaşanmıyor. En ince ve narin

şarap kadehlerinde bile.


hotel restaurant

114 & hi-tech

fuar

Ege Seramik

İstanbul

Yapı Fuarı’nı

başarıyla

tamamladı

Ege Seramik, yurt içi ve

yurt dışında katıldığı

fuarlarla 2017 Spring

Collection ürünlerini

tanıtmaya devam

ediyor.

Ege Seramik 23-27 Mayıs

tarihleri arasında İstanbul

Tüyap Fuar ve Kongre

Merkezinde 40.sı düzenlenen

olan Yapı Fuarı’na katıldı. 40

yıldır Türk yapı sektörünün en

büyük buluşmalarından biri

olarak gösterilen Yapı Fuarı

bu yıl da sektör temsilcileri ve

profesyonelleri bir araya getirdi.

Yedigüller: “Fuar çok

başarılı geçti, gelen

yorumlar pozitif”

40. Yapı Fuarı’na katılmaktan

büyük mutluluk duyduklarını

belirten Ege Seramik Genel

Müdürü Göksen Yedigüller;

“Yapı Fuarı inşaat sektörünün

can damarlarından biri. 40 yıldır

yapının tüm unsurlarını böyle

büyük bir organizasyonla bir araya

getirebiliyor olmak ve buna devam

edebilmek takdire şayan. Bizde

Ege Seramik olarak bu güzel

organizasyonun parçası olmaktan

ve sektör profesyonelleri ile

buluşmaktan büyük keyif alıyoruz.


Hem profesyonellerden hem de

tüketicilerden aldığımız yorumlar

çok pozitif, dolayısıyla fuar bizim

için çok başarılı geçti.” dedi.

Altın Mıknatıs Stand

Tasarımı 3.lük Ödülü, Ege

Seramik’in oldu

Bu yıl başarısını Altın Mıknatıs

“Stand Tasarımı 3.lük Ödülü “ ile

taçlandıran Ege Seramik adına

ödülü, Mimar Zafer Han ile birlikte

teslim alan Yedigüller sözlerini

“Bu yıl kazandığımız Altın Mıknatıs

Stand Tasarımı 3.lük Ödülü

de bu keyfimizi ayrıca arttıran

unsurlardan biri oldu bizim için.

Ege Seramik olarak çok mutlu ve

gururluyuz” diyerek bitirdi.

Yapı, inşaat malzemeleri ve

teknolojilerinin tüm unsurlarının

buluştuğu Yapı Fuarı’nda Ege

Seramik 2017 Spring Collection

ürünleri ile yine fuarın en çok

gezilen ve beğenilen stantlarından

biri oldu. Profesyonellerden övgü

alan koleksiyonun öne çıkan

serileri;

Eskitilmiş ahşap desenli

görünümü ile;

Woodsman

Trendler ortada, rustik tarz bu

sene çok moda. Koltuklardan

dekoratif ürünlere kadar her şey

rustik tarzda. Peki seramikler

neden olmasın? Eskitilmiş ahşap

desenli görünümü ile Woodsman,

rustik tarzı hem iç hem de dış

mekanınıza taşımanın en sağlam

ve uzun ömürlü yolu.

Hem yerlere hem

duvarlara canlılık;

Piccolo

Ege Seramik Dekorlu Ürünler

konseptinin yeni üyesi Piccolo

Serisi’ni gururla sunar! Spring

Collection 2017 ‘nin en renkli

serilerinden biri olan Piccolo size

daha renkli, daha canlı, daha

enerjik mekanlar oluşturmaya

davet ediyor. Sırlı granit yapısı

ve sezon trendlerine uygun

desenli tasarımı ile Piccolo, hem

yerlerinize hem duvarlarınıza

canlılık getirecek!

Mekanlara rustik görünüm

katan;

Epic

Eskitilmiş ahşabın güzelliği

seramiğin sağlamlığı ile

Epic Serisinde buluştu. Siz

de mekanlarınızda rustik bir

görünüm elde etmek istiyorsanız

15x90 boyutu ve 3 renk seçeneği

ile Epic ilk tercihiniz olacak.

Şıklık ve sağlamlıktan

ödün vermeyenlerin

tercihi;

Sophia

Sırlı granit ve tam parlak

rektifiyeli Sophia; hem şıklıktan

hem sağlamlıktan ödün

vermeyenlerin yeni gözdesi.

Sophia, 60x60 ölçüsü, 3 renk

seçeneği ve mozaik görünümü ile

yer kaplamasında son trend.


116

hotel restaurant

& hi-tech

yeni mekan

Antalya’ya Pablito ile

Küba yazı geldİ

Yaz mevsiminin ilk günleriyle birlikte yeni şehirler, yeni tatlar keşfetme arzusu da güneşle

beraber yükseliyor. Ancak bazı mekanlar çok uzaklara gitmeden de dünyayı ayağınıza

getiriyor. Bunlardan biri de yaklaşık üç ay önce Antalya Akra’da açılan Pablito; yiyecek

içecek sektörünün deneyimli ismi şef Tolga Atalay’ın işbirliğiyle en iyisine ulaştı...


Göz alıcı panoramik manzarası eşliğinde sabah kahvenizi

yudumlayabileceğiniz, kalabalık arkadaş toplantılarınızda

size gün batımı keyfini yaşatacak Pablito Bistro’nun

120 ayrı tat içeren zengin menüsü, Küba rüzgarlarını yerel

lezzetlerle buluşturarak farklı damak zevklerine hitap eden

seçenekler sunuyor.

Lezzetin en iyisi

Hangi yöreden ya da ülkeden gelirse gelsin lezzetin en iyisini

hazırlayan Pablito, Napoli pizzasında orjinal Napoli hamuru,

Yunan souvlak’ında pita ekmeğini ya da Türkiye’nin en iddialı

şinitzelini misafirlerine sunuyor. Her biri özel olarak seçilmiş

usta şeflerin ellerinden çıkan tabaklar, birer sanat eserine

dönüşerek sadece karınları değil, ruhları da doyuruyor.

DJ Suat Ateşdağlı’nın özel hazırladığı playlist’i

eşliğinde

Birbirinden lezzetli, “bunu da bir dahaki geldiğimde yemeliyim”

dediğiniz, birini yerken diğerinde aklınızın kaldığı Pablito’nun

özel menüsünü deneyimlerken, performanslarını dinlemek

için bilet bulunmayan DJ Suat Ateşdağlı’nın Pablito için özel

hazırladığı playlist’i de dinleyebilir, hatta şanslı iseniz zaman

zaman verdiği özel partilere de denk gelebilirsiniz.

Denizin yanı başında

ince ince düşünülmüş

dekorunun yarattığı sıcacık

ambiyansında usta şeflerin

hazırladığı tamamı el

yapımı yemek, tatlı ve yaza

özel hazırlanan serinletici

kokteylleri ile rengarenk

Küba rüzgarlarını

Antalya’da estiriyor.


118

hotel restaurant

& hi-tech

yeni mekan

Watergarden

İstanbul’dan

Nostalji

Sokağı…

Bir yeme- içme ve

eğlence merkezi olarak

lezzetlerin geçmişine

de çok değer veren

Watergarden İstanbul,

Asmalımescit’ten

esinlenerek Nostalji

Sokağı’nı hayata geçirdi.

Açıldığı günden bu yana gerek lezzetleri, gerek etkinlikleri, gerekse

de Avrupa’nın en büyük gösteri havuzuyla dikkatleri üzerine çeken

Watergarden İstanbul’da şimdi de 50 yıllık lezzetler bir sokakta

buluşuyor.

Yoğurtçudan katmerciye lezzet şöleni

Bir lezzet şölenin gerçekleşeceği Nostalji Sokağı’nda; Ahmet Nazlı Kanlıca

Yoğurtçusu, Bağcı Döner, Baldır Helvacısı, Gaz Yağcı Furun Kebabı, Gelgör Cağ

Kebabı, Göreme Muhallebicisi, Hayde Sürmene Pidecisi, Hurdacı Tavuk, İmren

Lokum, Kaati Balık, Katmerci Zekeriya, Kayhan Pideli Köfte, Köfteci Küçük

Mustafa, Kuru Kahveci Mehmet Efendi, Melek Tantuni, Pelit Turşucusu, Sütçü

Fevzi Van Kahvaltı, Veli Zahmetkaroğlu Mantı ve Çiğ Börek, Zahir Sandviç yer

alıyor.

Sokak lezzetlerini içinde barındıran “Nostalji Sokağı”

Türkiye’nin her köşesinden yöreye özgü geleneksel

tatları barındıran restoranları ile sizlere nostalji dolu

anlar yaşatmak için hazırlandı.


hotel restaurant

120 & hi-tech

yeni mekan

Fotoğraflar: Ümit Başer Alkaç

Mentha@İstiklal

Palas açıldı

Demirören İstiklal Palas ve Mentha

işbirliğiyle hayata geçen, İstanbul eğlence

hayatına yepyeni bir soluk getirmeye

hazırlanan Mentha@İstiklal Palas, yaza

damga vuracak.

Demirören İstiklal Palas, Mentha

ile beraber yaza merhaba diyor.

Demirören İstiklal Palas’ın 7.

katında açılan Mentha@İstiklal Palas;

yemek, müzik ve eğlenceyi tek adreste

buluşturuyor. Beyoğlu’nun göbeğinde,

İstiklal’e tepeden bakan ve 360 derece

İstanbul manzarasıyla büyüleyen

Mentha@İstiklal Palas’ta keyifle

içeceğinizi yudumlarken mekanda

bulunan şezgonlara uzanarak müziğin

ritmine kapılacaksınız.

Eğlencesi kadar mutfağıyla da

iddialı!

İstanbul gece hayatının yeni gözdesi

mekan, nefes kesen DJ performansları,

yaza uygun çarpıcı müzikleri ve eşsiz

eğlence anlayışıyla Beyoğlu’na yepyeni

bir eğlence anlayışı getiriyor. Mentha@

İstiklal Palas, eğlencenin yanı sıra usta

şefler tarafından hazırlanan, birbirinden

seçkin lezzetlerin yer aldığı menüsü ile

damaklarda unutulmaz tatlar bırakıyor.

Haftanın altı günü açık

Salı gününden Pazar’a haftanın altı

günü 17.00-03.00 saatleri arasında

hizmet verecek mekan, geç saatlere

kadar eğlencenin doruklarda yaşanacağı

bir çok özel partiye tanık olacağınız

muhteşem bir ambiyans sunuyor. Disco

ve house müzik ağırlıklı yerli ve yabancı

canlı performansların yanı sıra Kimono

Partisi(Japon Kültürü), barbekü partileri,

Thai geceleri ve afterwork partiler; bu yaz

mekanın müdavimleri ile buluşacak.


hotel restaurant

122 & hi-tech

yeni mekan

La Petite

Maison

İstinyepark

markalar

sokağında!

Güney Fransa

mutfağından özel

lezzetleri modern

sunumlarla birleştiren

mekan; kaliteli yemek

ve servisinin yanı

sıra, seçkin sanat

eserlerinin değer kattığı

dekorasyonuyla da büyük

beğeni topluyor.

Fransız Rivierası’nın tatlarını,

kültürünü ve atmosferini özgün

bir sentezle sunan La Petite

Maison, İstinyePark markalar sokağında

misafirlerini ağırlamaya başladı.

“Burada herkes ünlüdür” (“Tous

Célèbres Ici”) mottosu ile misafirlerini

rahat ve samimi ortamında ağırlamaya

başlayan La Petite Maison, öğle ve

akşam yemeklerinin yanı sıra, akşam

üstü saatlerine keyif katacak özel

pastane ürünleri ile de dikkat çekiyor.

Güney Fransa’nın özgün lezzetlerini

şık bir mimari ile sentezleyen La Petite

Maison’un pek çok lezzeti paylaşıma

uygun bir biçimde servis ediliyor.

Şef Versieux Regis’in dokunuşları ile

klasikleşen yemeklerini misafirlerine

sunan mekanda portakallı ördek but,

tuz yatağında fileto levrek, zeytinyağında

karides ve profiterol en beğenilen

lezzetler arasında yer alıyor.

Canlı performans eşliğinde

akşam yemeği

Özel davetlerin ve kutlamaların

değişmez adresi mekan, İstinyePark’taki

yeni yerinde haftanın belirli günleri

akşam yemeklerine eşlik edecek canlı

müzik performansları ile de şehre

hareket getiriyor.


Türkiye’nin en

inovatif restoranı

Kayhan

Köftecisi...

Yeme-içme

sektörüne Bursa’da

Eker Meydan’da yeni

bir soluk getiren

Kayhan Köftecisi,

geleneksel lezzetleri

kendilerine özgü

yorumlayarak

Türkiye’nin en

inovatif restoran

olma özelliğini

taşıyor.

Bugüne kadar tattığınız tüm

lezzetleri bir yana bırakın… Size

Türkiye’nin en iyi lezzeti olan ve asla

vazgeçemeyeceğiniz bir tattan bahsetmek

istiyoruz. Kayhan Köftecisi…

1977 yılından bu yana faaliyette bulunan

ve dededen toruna geçerek Balkan

lezzetlerine yeni bir soluk getiren Kayhan

Köftecisi, geleneksel köftelerin yanı sıra

kendilerine özgü yeni çeşitleriyle de son

dönemin favori restoranların başında

geliyor. Kendinizi adeta Kosova, Arnavutluk

ve Sırbistan’da hissedeceğiniz damak

çatlatan balkan lezzetlerini, doyasıya tatma

fırsatı bulacaksınız.

Menüsüz konsept

Kaliteli hizmet ve güvenilir ürünleri ile

hem göze hem de damağa hitap eden

mekan, menüsüz konseptiyle birbirinden

lezzetli ve taze ürünleri müşterilerine

sunuyor. Rumeli köftelerini kendilerine

özgü yorumlayarak üç farklı köfte çeşidinin

sırrını saklayan mekan, damaklarınızda

asla unutamayacağınız bir tat bırakacak.

Köftenin yanında gelen özel tereyağlı pide,

kurutulmuş acı biber, közlenmiş soğansarımsak,

kuru et ve ızgara sebzesi de size

farklı bir deneyim yaşatacak.

Tamamıyla el yapımı!

Makine kullanılmadan tamamen el yapımı

olan köftenin muhteşem yorumu, dağ

kekiğinin taptaze kokusu, içinde şeker ve

su bulunmayan el yapımı elma suyu ve

daha fazlasını deneyimlemek isteyenler için

ideal bir alternatif olan mekan, 100 kişilik

kapasiteyle tam hizmet veriyor. Restoran

konseptiyle de müşterilerinden tam not

alan Kayhan Köftecisi’nin tasarımı herkesin

çocukluğunu yeniden yaşaması için dizayn

edilmiş.


hotel restaurant

124 & hi-tech

hotel-tech

Ingenico’dan restoranlara tüm uygulamaları tek

cihazda toplayan YazarkasaPOSlar

YazarkasaPOSlar ile Ingenico, adisyon sistem entegrasyonundan yemek

çekine, kredi kartı uygulamalarından ödül sadakat programlarına kadar

restoranların ihtiyaç duyabileceği tüm hizmetleri Ingenico yazarkasaPOSlar ile

tek cihazda bir araya getirdi.

YazarkasaPOSlarının donanım

zenginliği ve dayanıklılığı ile ön

plana çıkan Ingenico, adisyon sistem

entegrasyonundan yemek çekine, kredi

kartı uygulamalarından ödül sadakat

programlarına kadar restoranların ihtiyaç

duyabileceği tüm hizmetleri Ingenico

yazarkasaPOSlar ile tek cihazda bir araya

getirdi. Yeni sistem ile işletmeler, banka

pos cihazları, yemek çeki cihazları ve

mali yazarkasalardan alınan tüm hizmet

ve uygulamalara Ingenico yeni nesil

yazarkasaPOS’lar ile tek cihaz üzerinden

ulaşarak hem zamandan hem de

maliyetten tasarruf yapmış olacak.

Sidal: “Yemek çeki

uygulamalarını tek cihazda

topladık”

Ingenico Türkiye Genel Müdürü

Alpay Sidal yeni sistemle ilgili

şöyle konuştu: “İş yeri sahiplerinin

yasal yükümlülüklere uygun olarak

hizmetlerini sürdürmeleri için

çalışmalarımıza hız kesmeden devam

ediyoruz. Zamanla yarışan restoranlar

için çok büyük önem taşıyan “hız”

açısından yüksek müşteri memnuniyeti

sağlayan Ingenico yazarkasaPOS’larında

şimdi de yemek çeki hizmetlerinden

Multinet, Edenred (Ticket Restaurant)

ve Sodexo uygulamalarını iş ortağımız

Pavo ile birlikte geliştirdik. Böylece

Ingenico yazarkasaPOS alan

restoranların ilgili firma ile anlaşma

yaparak yemek çeki uygulamalarını

tek cihazda çalıştırabilmesi, mevcut

adisyon entegrasyonundan faydalanması

mümkün. Böylece işletmeler tek cihaz

ile KDV fişi verirken, ödeme tahsilatında

nakit ve banka kartının yanı sıra

yemek çeki ile de tahsilat yaparak hem

zamandan hem de maliyetten tasarruf

etmiş olacak.

“ZUBİZU uygulamasına da

entegre olduk”

Sidal sözlerine şöyle devam etti: “Yemek

çeki uygulamalarının yanı sıra kısa

bir süre

önce Ingenico

yazarkasaPOS

cihazlarımız

ZUBİZU

uygulamasıyla tam olarak entegre bir

şekilde çalışmaya başladı. Ingenico

yazarkasaPOS’lar Micros ve Omni

entegrasyonu ile restoranlarda

adisyon sistemi otomasyonunun bir

parçası olurken, ZUBİZU gibi sadakat

programlarını destekleyen teknolojisi

sayesinde restoranların müşterilerine

uçtan uca sadakat hizmetleri sunmasını

sağlıyor. Bu sayede hem iş yerlerine

hem de kullanıcılara eşsiz bir kullanım

kolaylığı ve deneyimi sağlıyoruz. ZUBİZU

avantajlarını sunmak için iş yerlerinin

ÖKC dışında farklı bir tablet cihaz

kullanması gerekliliğini de ortadan

kaldırıyoruz. Bu da yine maliyet ve

zamandan tasarruf anlamına geliyor.”

Yemek çeki uygulamaları hem iWE280

Seyyar YazarkasaPOS, hem de iDE280

Masaüstü YazarkasaPOS üzerinde

çalışabiliyor.


126

hotel restaurant

& hi-tech

hotel-tech

Kurumsal ağlarda

esneklik, kolay

yönetilme ve

güvenlik için…

TP-Link, kurumlara yönelik, kolay kullanılan ve

WiFi hızını ve güvenliğini en üst seviyeye ulaştıran

yeni ağ donanımlarını satışa sundu. CAP serisi

erişim noktaları ve bunların denetleyicisi olan

donanımlar, otel, AVM, okul gibi işletmelerin

kablosuz ağ performansını kolayca artırmayı

sağlıyor.

Günümüzde işletmeler daha hızlı bir

kablosuz ağ bağlantısına ihtiyaç

duyuyor. Özellikle gün içinde farklı

çok sayıda kişinin WiFi’a bağlandığı otel,

AVM, okul, hastane gibi kamuya açık

işletmelerde daha hızlı, performansı

yüksek, güvenli ve kolay yönetilebilen

kablosuz ağ en önemli ihtiyaç. Kablosuz

ağ pazarında dünya lideri olan TP-Link,

bu ihtiyaca yönelik yeni erişim noktası

CAP300 ve bu erişim noktalarını (access

point) donanımsal olarak yöneten AC50 ve

AC500 denetleyicileri satışa sundu.

TP-Link’in yeni Auronet CAP serisinin

ilk modeli olan CAP300, Auronet

kablosuz denetleyiciler ile birlikte

çalışıyor. İşletmenin ve dolayısıyla

kablosuz ağın büyüklüğüne göre 50

(AC50 modeli) ya da 500’e kadar (AC500

modeli) erişim noktasını yönetebilen

denetleyiciler ile çok sayıda erişim

noktası kolayca yönetilebiliyor. Kolay

kurulup yönetilebilen CAP300 erişim

noktası, yüksek performanslı, esnek ve

güvenli WiFi oluşturuyor. Denetleyiciler

ise bu erişim noktalarını kolayca yerini

saptamayı, yapılandırmayı ve ağa

katıldıkları anda merkezileştirmeyi

sağlıyor.

Lisans ücreti ödemeden ağı

genişletebilme

CAP300 erişim noktaları, AC50 ve

AC500 donanımlar ile yönetiliyor ve

lisans ücreti ödemeden ağa yeni erişim

noktaları eklemek mümkün oluyor. Bu

şekilde kablosuz ağa ister 10 ister 500

adet erişim noktası eklenebiliyor ve

herhangi bir lisans ücreti ödenmiyor.

Bu da işletmelere ağı genişletmede

esneklik sağlıyor. CAP300 erişim

noktaları şık tasarımları ile her yere

kolayca monte edilebiliyor. Tavana ya da

duvara takılabilen erişim noktaları, göze

batmıyor ve tesislerin dekorasyonuna

uyum sağlıyor. Ethernet üzerinden güç

(PoE) desteği sayesinde elektrik prizi/

kablosu olmayan yerlere de kolayca

kurulabiliyor.

Güvenli ağ için

Auronet CAP serisinde kablosuz ağın

güvenliğini artıracak özellikler mevcut.

Bunlardan biri Captive Portal Kimlik

Doğrulama özelliği. Çok sayıda ve farklı

kişilerin WiFi’a bağlandığı işletmelerde

güvenlik açısından konukların kimlik

doğrulamaları çok önemli. CAP serisi

erişim noktalarında harici Radius

desteğinin yanı sıra farklı doğrulama

yönetmeleri de mevcut. Örneğin

Facebook hesabından, SMS ile ya da

zaman ve hız sınırlı giriş bileti verilerek

ağın güvenliği korumaya alınabiliyor.

CAP serisi erişim noktası kullanan

işletmeler WiFi’a bağlanacakların

kimliklerini doğrulamak için kolayca

yöntem belirleyebiliyorlar. Ayrıca her

işletme kendi kimlik doğrulama sayfasını

oluşturabiliyor. Böylece hem bir dizi WiFi

ayarını kontrol altına alıyor hem de kimlik

doğrulama sayfasında kendi tanıtımlarını

yapabiliyorlar. CAP300 erişim noktaları,

kurumsal sınıf kablosuz ağ güvenliği

özelliklerine sahip. Ayrıca çoklu SSID

özelliği olan ürün ile ağı farklı kullanıcı

türleri için birden çok kablosuz ağa

bölmek mümkün oluyor.

Auronet Kablosuz Denetleyiciler (AC50

ve AC500), yüksek ağ güvenliğini garanti

eden 1GHz çift çekirdekli işlemciye sahip.

Birden çok denetleyici kullanılan ağlarda,

denetleyiciler çift bağlantılı bir düzende

konuşlandırılabiliyor. Bu sayede birbirini

yedekleyen denetleyiciler oluşturarak,

bir denetleyici başarısız olduğunda diğeri

otomatik olarak devreye girerek ağın

kesintiye uğraması engelleniyor.


Konaklama

sektöründe Zyxel

ayrıcalığı

Zyxel, konaklama alanına özel

geliştirdiği çözümleriyle; kablosuz

internet konforu, son teknoloji ve

kesintisiz iletişim vaat ediyor.

Ağ teknolojileri alanında dünya

liderlerinden biri olan Zyxel,

Türkiye’de konaklama çözümleriyle

rakiplerinin bir adım önüne geçmeyi

başarıyor. Özelikle ülkemizin turizm

alanlarındaki büyük otellerde hayata

geçirdiği kablolu-kablosuz erişim

projeleriyle Zyxel, turizm sektörümüzün

en büyük destekçileri arasında yer aldı.

Sorunsuz bir kablosuz ağ bağlantısının ana

tercih sebeplerinden biri olan konaklama

sektöründe yapılan altyapı değişikliklerinin

bir an önce hayata geçirebilmesi misafir

memnuniyet açısında büyük önem taşıyor.

Zyxel’in konaklama sektörüne yönelik

sunduğu çözümlerde farklılaştığı bir

diğer konuysa, altyapı kurulumunun

hızla uygulanması ve kesintisiz bir çözüm

sağlanması. Yapılan ön analiz, doğru

ürünlerin konumlandırılması ve konusunda

uzman profesyonel ekiplerce kurulumların

gerçekleştirilmesi sonucunda otelin

bilgi teknolojileri yöneticileri, çalışanları

ve misafirleri kusursuz bir altyapıya

kavuşuyorlar.

Büyük otellerin ilacı Wi-Fi

Son dönemde Ordu Radisson BLU, Wind

of Lara Hotel&Spa ve Royal Taj Mahal

Hotel gibi Türkiye’nin 5 yıldızlı otellerinde

Wi-Fi projelerini hayat geçiren Zyxel

için Wi-Fi çözümleri otellerin olmazsa

olmazları arasında yer alıyor. Zyxel Marka

ve Pazarlama Müdürü Özden Aliyagiç Uyar,

Zyxel’in Wi-Fi konusunda hayata geçirdiği

projelerin bu anlamda fark yarattığını

belirtiyor. Uyar, “E-postalarını her an her

yerde kontrol eden iş adamlarından, şehir

şehir gezen gezginlere kadar seyahat eden

herkes evindeki gibi sorunsuz bir kablosuz

deneyim bekliyor. Fakat, Otellerdeki Wi-Fi

deneyimi ziyaretçiler için problem kaynağı

olmaktan henüz çıkmış değil. Konaklama

işletmecileri ise bağlı tüm cihazlar için

çözüm üretmeye çalışıyor. Biz de Zyxel

olarak burada devreye giriyor ve otellerimiz

için en doğru çözümleri sağlıyoruz” dedi.

Ölü noktalara dikkat

Wi-Fi alanındaki ölü noktaların belirlenmesi

ve bu konuda çözümlerin bulunabilmesi

için Zyxel, Opinium ile iş birliği ile bir

de rapor yayınladı. Zyxel’in konaklama

sayfasından indirebileceğiniz rapora göre

otel misafirlerinin tercihleri sıralamasında

ilk sırada konfor ikinci sırada ise Wi-Fi

kalitesi yer alıyor. Misafirlerin yüzde 90’ı

3 adet internet bağlantısı sağlayabilen

cihaz beraberinde getiriyor. Aynı rapora

göre misafirlerin yüzde 30’u oteldeki Wi-Fi

hizmetinin ihtiyaçlarını karşılayabilecek

kadar iyi olmadığını; yüzde 65’i ise zayıf

kablosuz ağdan dolayı kendi mobil

bağlantılarını kullandıklarını belirtiyor.

Bu rakamlar ışığında otellerle ile büyük

çaplı projelere imza attıklarını kaydeden

Özden Aliyagiç Uyar; “Biz öncelikle

müşterilerimize Wi-Fi çözümlerinin sağlam,

hızlı ve güvenilir bir şekilde nasıl Wi-Fi

ağlarında sorunsuz bir şekilde çalışacağını

gösteriyoruz. Oteller Zyxel’in profesyonel

Wi-Fi çözümleri ile yeni servisler sunarak

işlerini büyüteceklerini ikna oluyor ve

projelerimiz hayata geçiyor. Bizim için her

zaman mutlu müşteri kendi misafirlerini de

mutlu eden müşteridir” şeklinde konuştu.

Wi-fi konusunda doğru bilinen 5

büyük yanlış

Kablosuz cihazlar için sinyal bozukluğuna

sadece Wi-Fi cihazlar sebep olur: Hayır.

Çoğu insan mikrodalga fırın, kablosuz

telefon ve bebek monitörü gibi cihazların

da bozulmalara sebep olduğunu anlamak

istemiyor. Ayna ve camlar bile sinyallerin

yansımasına sebep olabiliyor. Böyle

durumlarda otelinizde kullandığınız

cihazların iletiminde bozulmalar olabilir.

Bağlantı kaybından Wi-Fi hizmeti

sorumludur: İnternet’e bağlanamadığınız

zamanlarda ne kadar sinirleniyorsunuz?

Bu suçun sorumlusunun sadece Wi-Fi

olduğunu mu düşünüyorsunuz? Akla

gelen ilk çözüm daha fazla bant genişliği

sağlamak olabilir. Ancak öyle değil, dolaşan

veri trafiğinin düzgün dağıtıldığından emin

olun. Çünkü otelin sunduğu Wi-Fi hizmeti

arkasındaki altyapının gücü kadardır.

Daha fazla güç, daha iyi sinyal anlamına

gelir: Bir yanlış daha. Access point güç

yönetimi kablosuz kurulumun can alıcı

noktalarından biridir. Gücü ayarlamak

onu sadece yüzde 100 yapmak ya da

varsayılan ayarlarda bırakmak değildir.

Gücün ayarlanması oteldeki Wi-Fi servisini

doğrudan etkiler.

İstemcinin kararlarını alıyor: Tıkanmış 3

şeritli bir yolda mı gitmek istersiniz yoksa

daha az trafik olan 19 şeritli bir yolu mu

tercih edersiniz? İstemci cihazlar daha

güçlü sinyal olduğunu düşünerek genellikle

2.4GHz (3 şeritli yol) bandını 5GHz (19

şeritli yol) bandına tercih ederler. Access

point ya da router cihazın bunu yaptığına

inanılmasına rağmen aslında istemci cihaz

bu çıkarımı yapar.

802.11n’ den 802.11ac’ ye geçiş yapmak

‘sök-değiştir’ yapmayı gerektirir:

Kesinlikle hayır. 802.11ac kurulumu daha

hızlı ve daha az bozulmaların olduğu

bir ağa sahip olmanızı sağlar. Ama bu

mevcut ağ altyapınızı söküp atmanız

gerektiği anlamına da gelmez. Çoğu

tedarikçi ürünlerinde geriye dönük uyumlu

teknolojiler barındırmaya çalışıyor.


hotel restaurant

128 & hi-tech

ürünler

Cybex Sparc ile

Yüksek performans, düşük stres

Eşsiz bir geleneksel fonksiyonellikte antrenman

yapma olanağı sunan Cybex Sparc, kullanıcılarının

kas kütlesini artırıp metabolizmayı hızlandırırken

aynı zamanda güç kazanma ve güvenli bir

şekilde kilo verme imkanı sağlıyor. Life Fitness

markalarından biri olan Cybex’in Sparc modeli,

patentli kavisli hareket akışı sayesinde diz ve ayak

bileğine binen yükü minimize eder. Elle kontrol

edilen eğim, farklı kas gruplarına ulaşacağınız

üç farklı seviye sunar. Ek direnç seviyesi ile

yoğunluğu 400 watt daha fazla artırabilen ürün, iki

farklı çalışma moduna sahip. “Circuit Modu”nda,

bir dakikadan az süreli yüksek güç antrenmanı

yapabilir, kullanıcı tanımlı yüksek yoğunluklu ve

aralıklı antrenmanlar için ise “Interval Modu”nu

seçilebilir.

Genel mekan

planlamalarında

Geberit uzmanlığı

Havalimanı ve alışveriş merkezleri gibi herkesin kullandığı genel

mekanlar, proje aşamasından bitiş anına kadar master planlar

çerçevesinde kurgulanıyor. Hijyen konusundan genel mekan

tasarımlarına, güvenlik konusundan yönetime kadar her şeyin

titizlikle projelendirildiği bu mekanların pek çok ihtiyaca aynı anda

cevap vermesi gerekiyor. Bu farkındalıkla İsviçreli sıhhi tesisat devi

Geberit, 7/24 çalışma felsefesine göre kurgulanan yaşam alanlarının

gereksinimlerine uygun, estetik ve işlevsel çözümler sunarak yaşamı

daha konforlu hale getiriyor.

Kale Kilit’ten

Güvenli ve şık çözümler

Türkiye’de güvenliğin adresi olan, tam kapsam

güvenlik sağlayan Kale Çelik Kapı; güvenli, şık ve

aynı zamanda da ekonomik bir kapıya sahip olmak

isteyenlere, geniş ürün yelpazesiyle ve düzenlediği

kampanyalarla destek oluyor. Kale Çelik Kapı,

“Dekorasyon Kapıdan Başlar” mottosuyla, farklı

renk ve modeldeki kapıları, indirim kampanyaları ve

ödeme kolaylıkları ile tüketiciyle buluşturuyor. Kale

Çelik Kapı mekana ve kişisel tercihlere uygun model

seçenekleri sunuyor. Kale Çelik Kapı’nın zengin

ürün yelpazesinde kapalı mekanlar için Ahşap,

Cam, Laminat ve Amerikan Panel kapı seçenekleri

bulunuyor. Özellikle çelik kapı ürünlerinde mavi,

yeşil, turuncu renklerdeki Kale Vira, K4291 ve K4230

gibi özgün modeller güvenliği şıklıkla birleştirmek

isteyenler için farklı ve renkli alternatifler

oluşturuyor. Kale Çelik Kapı; güvenlik ve şıklığın yanı

sıra ödeme koşullarının da uygun olmasını isteyen

tüketicilere de farklı kampanyalarla ve ödeme

seçenekleriyle destek oluyor.


SINIR SİZSİNİZ

KAMPANYASI

10 Mbps’e Kadar Akıllı Sınırsız Kablonet

+ Analog KabloTV

+ Kabloses Her Yöne 50 Dakika

24 ay taahhüt sözünüze

ayda sadece

,99

49TL

AKN

YOK

KOTA

YOK

0850 804 4444

turksatkablo.com.tr /turksatkablo /turksatkablo


KİLİM İLE YILDIZINIZ

PARLASIN

Siz de Kilim Project estetiğini ve konforunu otellerinize taşıyın,

tam 41 yıldır milyonlarca hanenin yıldızı olan Kilim ile değerinize değer katın.

KERE

MAŞALLAH

More magazines by this user
Similar magazines