25.10.2020 Views

Aytek Sever - Moto Perpetuo I

Aytek Sever, Şiirler

Aytek Sever, Şiirler

SHOW MORE
SHOW LESS

You also want an ePaper? Increase the reach of your titles

YUMPU automatically turns print PDFs into web optimized ePapers that Google loves.

Aytek Sever

MOTO PERPETUO

I


AYTEK SEVER

Şair, çevirmen. 1981 yılında Bursa’da doğdu. Üniversite ve yüksek lisans

öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ’de tamamladı. Çeşitli alt

kitaplardan oluşan Hiperbor, Siòn, Moto Perpetuo, Anka, Omega adlı şiir

toplamlarının yanı sıra, R. W. Emerson (Yaşamın İdaresi), H. D. Thoreau

(Doğa ve Yürüyüş Üzerine Seçme Denemeler), W. Whitman (Ben, Jack Engle;

Çimen Yaprakları; Benliğimin Şarkısı), W. Kandinsky (Sesler), R. Tagore

(Firari; Gitanjali; Meyve Hasadı; Kadim Düşünceler), D. H. Lawrence (İnsanlar

ve Öteki Yaratıklar), G. Stein (Nesneler; Odalar) çevirileri vardır.


Aytek Sever

MOTO PERPETUO

I


Moto Perpetuo - I

Aytek Sever

Kapak Resmi:

‘Düşünen Filozof’ (‘İç Mekânda Tobit ve Anna’ ?)

RHL-van Rijn (Rembrandt van Rijn ?), c.1632

1. Baskı:

© İşaret Ateşi, Ekim 2020

E-kitap olarak www.isaretatesi.com sitesinde yayımlanmıştır.

Her hakkı saklıdır. Eserin tamamı veya bölümleri hiçbir yolla

basılamaz, kopyalanamaz, eser sahibinin izni olmadan başka bir

mecra veya internet sitesi üzerinden yayımlanamaz. Alıntılar için

lütfen kaynak gösteriniz.

www.isaretatesi.com

isaretatesi@gmail.com


Give me the secret history of

that sanctuary you call yourself.

-R. W. Emerson-


İÇİNDEKİLER

Ü b é r

Silah Zoruyla Tao …………………………………………………… 17

Standby ………………………………………………………………. 19

Örtünmek ……………………………………………………………. 20

Mimik ………………………………………………………………… 21

Eşikten ………………………………………………………………... 22

Avaz …………………………………………………………………... 23

Pnömatik ……………………………………………………………... 24

Asa ……………………………………………………………………. 25

Gizli Gündem ………………………………………………………... 26

İmler …………………………………………………………………... 27

Kangren ………………………………………………………………. 28

Zor …………………………………………………………………….. 30

İştah …………………………………………………………………… 33

Damar ………………………………………………………………… 34

Satır - II ……………………………………………………………….. 36

Tuzak …………………………………………………………………. 38

Teknik Arıza …………………………………………………………. 40

Deney …………………………………………………………………. 41

Sıra …………………………………………………………………….. 43

Uyuşma ……………………………………………………………….. 44


Etkinleşme ……………………………………………………………. 45

Doygun ……………………………………………………………….. 46

İksir ………………………………………………………………….... 47

Amor Fati …………………………………………………………….. 48

Ayrıcalıklı Müsrif ……………………………………………………. 49

Siyah Çeyrek Daire ve Kırmızı Şeritler ……………………………. 50

Nelere Tâbi …………………………………………………………… 51

Proun ………………………………………………………………….. 52

Koful …………………………………………………………………... 53

Matematik …………………………………………………………….. 54

Tutuşmuş ……………………………………………………………... 55

Çizgiler ………………………………………………………………... 57

Taşlaştırma ………………………………………………………….... 58

Soyut …………………………………………………………………... 59

Bukalemun …………………………………………………………… 60

Yeti ……………………………………………………………………. 61

Yanan Mum ………………………………………………………….. 62

Bir Nevi Kübizm …………………………………………………….. 64

Homeostasis - II ……………………………………………………… 65

Nitimur in Vetitum ………………………………………………….. 66

Hareket ……………………………………………………………….. 67

Tuning Up …………………………………………………………… 68

Dolaysız ……………………………………………………………… 70

Yazıt …………………………………………………………………... 71


Å u r å

Ateş …………………………………………………………………… 76

Çapraz Bağ …………………………………………………………... 77

Mezar ………………………………………………………………… 78

Gözlem ……………………………………………………………….. 79

Müzik Bilgisi ………………………………………………………… 80

Düşüş ………………………………………………………………… 81

Yanılsama vs. Yanlış ………………………………………………... 82

Akış …………………………………………………………………… 83

Heykel ………………………………………………………………... 84

Majör Menzil ………………………………………………………… 85

İkinci Gün ……………………………………………………………. 86

Odak ………………………………………………………………….. 87

Adres …………………………………………………………………. 88

Canlandırmak ………………………………………………………... 89

Uyum …………………………………………………………………. 90

Naif ……………………………………………………………………. 92

Açık Seçik …………………………………………………………….. 93

Bedenin Aurası ………………………………………………………. 94

Castorp Koltuğu ……………………………………………………... 96

Şifrelerle Yaşamak …………………………………………………… 97

İşlemler ve Sonuç ……………………………………………………. 98

Varlık Bilgisi …………………………………………………………. 99


Eylemin Aurası ……………………………………………………... 100

Noktürn ……………………………………………………………... 101

Malzeme …………………………………………………………….. 103

Bellek Resmi ………………………………………………………… 104

O Şey - I ……………………………………………………………... 105

O Şey - II …………………………………………………………….. 106

Asosyal - I …………………………………………………………… 107

Asosyal - II ………………………………………………………….. 108

Kara Ayin …………………………………………………………… 110

Açlık …………………………………………………………………. 112

Armoniyi Sınamak …………………………………………………. 114

Vibrato ………………………………………………………………. 116

Takıntı ………………………………………………………………. 117

Değişmeyen ………………………………………………………… 119

Mağara ………………………………………………………………. 120

Bilgi ………………………………………………………………….. 122


www.isaretatesi.com

ÜBÉR

15


www.isaretatesi.com

16


www.isaretatesi.com

SİLAH ZORUYLA TAO

(YA DA "TANRIM, SAÇMALAYAMIYORUM!")

Israrla soluduğum acı şekiller. Cebimden pat diye

çıkardığım elin mistik vitiligosu. Beri yanımda saksı,

geçmeyen dürtü. – Dünya benim dönüşüme hazır mı?

Şu vazo soğuk sağduyu. Kilimde, yoklanmış dipler

matematiği. Su birikintisine havayı kaskatı bir yoldan

sürüyorum: tepkisel yüzey ıslığı.

Şu Everest fotoğrafı benim dünyaya vantuz oluşumun

izidir. Yer mozaiğinde tarihin formülleri. Çalkalayın şekilleri,

kozmik varlığa biçilen zorlu şekilleri…

Ta ki magma olsun hipopotam! Baktığı yeri kaosla

kavuruyor gözbebeği. – Çivi çakılıyor başka yerin dokusuna.

Sonsuzun delilini steril gerçekliğe kodladıkça, işte, çoktan

delik deşik oldum bile! En iyi bildiğim yerden bir ucube

geçiyor ulu orta.

Neydi mekân, yerçekimi? Bulunduğum yeri geri getir

bana, ey başdönmesi! Ta ki milyar yıllık Big Bang yankılarıyla

gıdıklanayım.

17


www.isaretatesi.com

İçim gidiyor yekpare beyazlığa. Fifth Avenue kâğıt gibi

yırtılıyor boydan boya: ardında iç organlar.

Buyruğunu ilan etmiş elektrik pilonunu görmezden

geliyorum. Anahtarlarımın şıkırtısı Buddha’yı ağacın altından

kaçırdı kaçıracak. – Eşikte durmak ne fena; tam tahterevalli

varoluş noktasında!

Karanlıkta merdivenin sonuna pırıltılarla yürümek yiyip

bitiriyor beni. Karıncalanıyor elim ayağım.

Terliklerimi ayağımdan çıkaracağım ânın dipsiz kuyusu

çağırıyor gövdemi.

O halde tüm kıtalar doğrulasın beni! Geliyorum! Parlak

buluşlarla geliyorum. Tanrım, saçmalayamıyorum! Zamanı

bükebildiğimi gösterip duruyorum. Kimse görmüyor ama

herkesten çok buradayım.

Boşuna değil varlığımla kapladığım uzayın kokusu.

Boşuna değil maden ocaklarına uzattığım elektrikli uç.

Yoksam bile, ürpererek kendimi bulabiliyorum.

18


www.isaretatesi.com

STANDBY

Biraz daha zaman gerek. Durmak, beklemek zorunda.

Atalete alıştırıyor kendini, beklemeyi bilmek gerek.

Eylemsizlik de ustalık gerektirir.

Eli kolu bağlı. Hiç kimse verili koşulları değiştiremez.

Bağlamın dokusu alttan alta yayılır. Dış halkalarda neler olup

bitiyor da iç halkalara aksedecek? – Baştan sona, verili

koşullarda, neyin nasıl yapılmadığı önemli.

Biraz daha zaman gerek. Eylemsizlik de bir sanat. –

Büyük deneyim böyle beklenir. Eylemin heyecanı uzuvlara

hangi elektrikli akşam göklerinin altında dolacak?

Şaşırın onun kendini büsbütün kapatmış halde nasıl bu

kadar uzun süre kalabildiğine: Onun mutlak kilidi, yalnızca bir

dizi zirvenin ilkiyle açılabilir.

19


www.isaretatesi.com

ÖRTÜNMEK

Kemiklerim görünüyor, iç organlarım. Bana bir örtü

gerek. Tenim işe yaramıyor. Tenim yırtık; yırtık olmadığı

yerde şeffaf. Bana beni örtecek bir çarşaf gerek.

İç değil, yüzey olmalıyım. Mantar tıpa gibi yüzeyde

kalmalıyım.

Kaplanmanın bir yolunu bulmak zorundayım.

Kemiklerim görünüyor, iç organlarım. İçim dışarı sızıyor,

dışarısı içime.

Tüm dikkatimi vererek, hummalı bir çabayla, beni

kaplayacak örtünün ipliğini eğirmeye uğraşıyorum.

Yeri geliyor, arabanın camından sıradağları takip etmeye

koşulluyorum kendimi, yeri geliyor, ipe boncuk dizme veya

ambalajdan boyayı kürdanla kazıma gibi oyalayıcı işlere

kendimi kaptırıyorum. – Beni örtecek doku, eğer

becerebilirsem, belki de mi-sol-fa’yı bir tam ölçüye

yayabilmemden gelecek.

20


www.isaretatesi.com

MİMİK

Taşı saran hava onun tüm bombelerinde aşkın. Dönüş

halinde bir taş.

Suda kıpırtı ve kavis. Bulutta dürtü. Ormanın aynası.

Sicim gibi geçiyor kuytudan ses; ıslak bir tutuşma.

Turluyor her şey kendi biçimini. Servinin sivri tepesinde

manyetik odak.

Ovanın düzlüğünde menziller; göğün yükseğinde saat

beş güneşini tutan derinlik.

Düşen elma. Islık. Yoğun toprak, adım başı çınlayan

zaman.

Müzik, müzik, müzik! Armoninin sütünü sağmayı

sürdürmek için her an tekrarlanması gereken iç mimik!

21


www.isaretatesi.com

EŞİKTEN

Eşikteydi.

Düştü düşecekti.

İttirdim.

Düşmedi.

Zorladım, direndi.

Uca dayanmıştı.

Öylece bıraktım.

Taraçaya çıktım sonra, karşımda geniş bir manzara: Nefesimi

tuttum, hem de öyle uzun tuttum ki, aşılmaz engelin etrafından

dolanıp en uç noktada dokunuverdim ötenin bağrına.

22


www.isaretatesi.com

AVAZ

Yükselt sesini, bağır, ortalığı inlet.

Duy, duyur. – Yetti mi?

Sus, öyle kal, soluğunu dinle.

Bekle. – Om: Yokla ciğerini, karnını. Kabart sırtını.

Kendi çekirdeğinden dön geri, derinden yüksel, eşiği aş,

kalıbından taşarak haykır avaz avaz: Ötesini düşünme, bir ses

kuşağı yaz yükseklere!

23


www.isaretatesi.com

PNÖMATİK

Okuyor, karşı kıyının siluetini nefes nefese okuyor. Dura

dura, aksayarak. Soluyor; takılmalar taranan aralıkları geçersiz

kıldıkça yeniden soluyor: inişli çıkışlı, dönüp tekrarlayarak,

boğuk boğuk.

Nefes nefese okuyor. Suyun öte yakasını tüm kütlesiyle

kaskatı duyuyor: nefesinin vardığı uçta düşünceyi kurutana

dek, yamaçta can damarı.

Okuyor, yokluyor. Soluğu kesiliyor – ve dünya bomboş.

Burnu, ciğerleri, ve havayı vücudunda dolaştıran tüm

uzuvlarıyla solunum yolu ona hep, gerçekliğin doğru

yorumunu ve delili sağlayagelmiştir.

Aykırı bir sessizlikle araştırıyor etrafı. – Hapşırıyor.

(Ateş çizgisi. Mistik hat. Hedef. Düğüm. Cevher. Geçit. Yoğun

madde. Kor.)

Soluyor, okuyor, soluğunu tutuyor, – menzili yeniden

sıcak görüyor.

24


www.isaretatesi.com

ASA

Bıldırcını bengi hızda düşündü. Boşluğa yatırdı

rakamları. Metali ışıkla sınadı, eşyayı dış halkalardan geçirdi.

Duvara dokundu, tınladı. Ateşi aynada gördü; tütsünün

dumanını sessizliğe kapattı; saniyelerin ritmiyle oynayıp, taşı,

suyu, ahşabı elektriğe kaçırdı.

Elinde kararlılıkla tuttuğu, boşlukta manyetik gizemler

uyandıran bir asa vardı.

25


www.isaretatesi.com

GİZLİ GÜNDEM

Masalar içi ışık denizi; camın göbeğinde masmavi çağ.

Metal gönderde mutlak zirve, bayrakta mega rüzgâr, bulutta

lacivert elektrik. – Saniyelik bir la-sol-fa-mi’yi on saniyeye

yayarken helak oluyor dev orkestra.

Çığırından çıkmış çarkları makul bir hıza yavaşlatmak

için mi bu abartılı çaba?

26


www.isaretatesi.com

İMLER

Alışık olduğu yerden ayrılıp geldi buraya. Bu yeni yer,

düzlüğün kıyısında, tümsekler arasından uzanan ıssız vadinin

başlangıcında, koruluğun berisindeki çanaksı bir alan.

Sessizliğe ve durgunluğa kulak kabartmış, çadırını bu

kuytuya kuracak.

Havada ve toprakta akşamın boğuk, derin heyecanını ve

belli bir iç uğultuyu duymayı umuyor. Durumun ve

dakikaların erişilmiş yalınlığını korumaya çalışarak

malzemeye eğilmiş, çadırıyla uğraşıyor.

Yönünü belirleme derdinde: Neye göre konumlanmalı?

Bölge, onun tini üzerine giydireceği kütle. – Ya da eğer

bu kütle bir kapsa, kendisi o kabın içereceği bengisu olmalı.

Maddeyle ve biçimlerle çalışmayı bilmiyor mu?

Uygulama noktaları arıyor kendine: destekler, oluklar, denge

ve direnç merkezleri.

Nasıl ki bazen tuhaf bir başdönmesiyle göğün cezbesine

kapılıp, boşlukta, yükseklerde elektrikli kovuklar aramaya

başlarsa, – şimdi de benliğine bir dayanak yakalamak için

etrafta alelâde imler arıyor.

27


www.isaretatesi.com

KANGREN

Elim kangren – ama göremiyorum bu kangreni.

Elimi görebiliyorum, elimin içine içine bakıyorum,

kangreni göremiyorum. Ama kangrenden şüphem yok, onu

göremesem de varlığına dair bilgi bende mevcut, hatta

neredeyse tüm bilincim o bilgiden ibaret. Yani kangren,

göremesem de yaşadığım, içinden geçtiğim bir olgu.

Ama, madem elimi görüyorum ve madem kangrenden

eminim, o halde elimle beraber kangreni de görebilmeliyim!

Böyle düşünmekten kendimi alamıyorum.

Asıl mesele de burada: Elimin kangrenini, arada bir engel

olduğundan göremiyorum. Elimi gördüğümde orada olmayan

engel, elimin kangrenini görmeye çalıştığımda orada.

Tam bir muamma olan engelin ardını mutlaka

görmeliyim. Bu nasıl olacak? Belki de bakışlarımı engelin

üzerinden aşırmam gerek. Ama daha engelin ne olduğundan

emin değilken bu nasıl olabilir? Diyelim ki emin oldum, engeli

aşmak için bakışlarıma nasıl kavis çizdirebilirim? Bakışlarımın

tüm kontrolü bende olsaydı, belki bunu yapabilir, engelin

28


www.isaretatesi.com

ardını görebilirdim. Peki ama o zaman da kangrenin yer

değiştirmeyeceği ne malum? Belki de kangreni göremiyor

olmam onun oynaklığındandır. – O halde yok saysam

kangrenimi? Ama yok olmadığını gayet iyi biliyorum, kangren

benim bizzat yaşadığım, deneyimlediğim bir olgu, ve dediğim

gibi, tüm bilincim bundan ibaret. Hatta korkarım ki,

kangrenimi yok saymamla kendimi yok saymam arasında

hiçbir fark olmayabilir.

Belki de kangrenimi görebilmek için bakış kırılmaları

yaratmalıyım.

Belki de sürekli açı değiştirerek bakmalıyım.

Belki de kaçamak bakmalıyım: Yanlışlamasına, sanki

göreceğim yokmuş da görüyormuşum gibi. Belki de

gözbebeğimle değil, gözümün ucuyla, hatta gözümün akıyla

bakmalıyım.

Ya kangren sadece elimde değilse ve beni tüm varlığımla

içine almış, dıştaki, beni kapsayan türden bir kangren, bir tür

hiper-kangrense – ve o yüzden göremiyorsam onu elimin

içinde?

Bu esrik imge ne zamandan beri kaskatı

duruyor ezberimde?

29


www.isaretatesi.com

ZOR

İnsan, zorlanır. Karşı konulmaz güçler etki etmektedir

ona, bir o yana bir bu yana eğilir, bükülür. Tam da birçok güce

maruz kaldığı için insandır o; ibre bir o yanda bir bu yanda

sona dayanır.

Peki ilerler mi insan? Doğrusal bir iyiye gidiş anlamında,

hayır; ama devam etme, bir epizottan diğerine geçme

anlamında, evet. Yani kişinin ısrarla izlediği yola dair bir tür

“geç-geç teorisi” geliştirilebilir, – ya da belki bir tür “sarkaç

teorisi”: bilgi ile bilgisizlik, soyut ile somut, tin ile ten, duyum

ile eylem, güç ile güçsüzlük, bağımsızlık ile düşkünlük

arasında, bir ileri bir geri, salınım. Çünkü insana etki eden

güçler, ona dayanılmaz bir itim ve çekim uygular. – Olduğu

yerde kalabilmek mümkün değildir. Menzile varıp orada

durmak da. Gelişim ve yozlaşma eşzamanlı yürür: Karşıt ama

karşılıklıdırlar, biri diğerini tüm kaba kuvvetini uygulayarak,

zorbaca bastırır, öteki de ona aynısını yapar ve böylece

dengelenirler.

Peki bireyin değerini belirleyen, onun esnekliği midir?

Hayır, tam aksine, direnci, katılığıdır! Kişi, tüm o baskın,

30


www.isaretatesi.com

dayanılmaz güçlerin tahakkümü altında her şeye rağmen

bütünlüğünü korumasıyla sınanacaktır. – İnsanın gücü,

ayağına dünyanın en ağır prangasını takabilmesinde, çıpa atıp

demirleyebilmesinde, ya da yere sağlam bir kazık

çakabilmesinde yatar.

“Geç-geç” kaçınılmazdır; öyle ya da böyle, bir epizottan

diğerine ilerlenecek, her yoğun aralık kendi aşırılıkları içinde

yaşanacak, bağlam tümden değişecektir; ama o esnada sıkıca

korunan bir öz, katı bir çekirdek olmalıdır. İnsan zorlanacak,

ama direnç gösterecektir. İnsan eğilecek, esnetilecektir, ama

oradan geri yaylanacaktır. Bilgisizlikle ya da bilgiyle; somutla

ya da soyutla; tenle ya da tinle; eylemle ya da duyumla;

güçsüzlükle ya da güçle; bağımsızlıkla ya da düşkünlükle, kişi,

içinde bulunduğu koşullarda, elindeki malzemeyle, iniş ve

çıkışlarla aynı şifreli sonucu elde etmenin yollarını aramak,

bildiği programı dünyaya dayatmak zorundadır.

Kendine yollar bulmak ve o yolları kaybetmektir insanın

sanatı. (Boşuna denmemiş, “Büyüklüğü yaratın ve sonra

tehlikeye atın onu; deha yalnızca o yolla türeyebilir” diye.)

İster geç-geç, ister sarkaç, ister döngü, ister akış deyin buna, ne

derseniz deyin.

Fakat şunu da bilmek gerek: Sıklıkla, bir

çocuk eğlencesinden ziyade trajik, ölümcül bir

köşe kapmacayı andıran bu süreç, yer yer

kendinde öyle bir Araf’ı gizler ki, ona

ulaşıldığında, karşılaşılan zorlukların

şiddeti en sona dayanacaktır: navigasyona izin

31


www.isaretatesi.com

vermeyen yoksunluk paftaları, karşılığı

olmayan istem krizleri, açmazın koşulladığı

kapkara bir standby. – Daha da fenası, bu

Araf’tan bir felsefe türetmenin mümkün

olmamasıdır: Buradakiler, felsefenin

düzeltmesidir.

32


www.isaretatesi.com

İŞTAH

Bulutları soludun. Nefes nefese geçtin yıldızlardan, balon

gibi şiştin. Acı bir kavisle taradın ufku. Yutmak istedin mağara

girişini; kuzeyi vahşi bir çığlıkla düşündün; buhar saçtın,

elektrik saçtın; istedin, dağ zirvesine hınçlandın. Gerindiğinde

kıtalar çatısını zorlayıp çatlattın. Hücum ettin müzikle,

kudurmuşçasına koştun boşluğa.

Madem bunca iştahlısın, – önce güzel bir ad bul iştahına!

33


www.isaretatesi.com

DAMAR

Damar buldum.

Bir maden damarı; ışıltılar saçıyor.

Damar buldum, zenginlik, bolluk, güç fışkırıyor.

Yokladım, kıskaçlarla tuttum onu, sünger gibi sıkıp akıttım

bengisuyunu.

Damar buldum.

İki kere buldum, denedim, oradaydı, üç kere buldum.

Soğuttum, dondurdum, rüzgâr geçirdim içinden, arıttım,

parlattım.

Buldum damarı: İçte, göbekteydi; ilk dokunuş ılıklığıyla

serin, manyetik bir hattı. Kaynaktı, olanaklar, dirim

dağarcığının baştan başası, ısrarlı takibin uçta tutuşturduğu

yama. Kıvılcım, sıçrama, hoplayışı kanın, – hiperbol çizip

dinen nefes.

Damar buldum. Bir kere damar, iki kere damar, üç kere,

dört kere, ben ne kadar denersem o kadar kere. (Belli ki tutmuş

aşı.)

34


www.isaretatesi.com

O halde kullan damarı, vecd madenciliği yap, sınırsız

cevher çıkart oradan: Aygır çıkart! Heykeller çıkart!

Panoramalar çıkart! Kadın çıkart! Albatros çıkart! Re minör

çıkart! Palmiye çıkart! Aklanlar, akabeler çıkart! Uzay suyu

çıkart! Deliller çıkart! Serin rüzgârlar çıkart, tin dokusu çıkart,

gök ürperişi çıkart! Kopyala, çıkart da çıkart! – Ta ki

denenmemiş yüksekliklerden hep alıkoyan görünmez tavan

zedelensin ve yukarılara sızılabilsin, – yapıcı güç, icat ettiği

eylemle, bayat bir eylem taklidinin ötesine geçsin!

35


www.isaretatesi.com

SATIR - II

“Oku.”

ulu bir çığlık

duyup da bakmazmışçasına ––

okuyacağım satırı.

çığlığı

boşluğun ürperen derinliğinde

daha çarpıcı kopyalarmışçasına ––

okuyacağım satırı.

ufuk çizgisi üzerinde

ötenin kıvılcımları çakarmışçasına ––

okuyacağım satırı.

tenimde zamanın

can damarını yakalayıp

devriâlem yaparmışçasına ––

okuyacağım satırı.

36


www.isaretatesi.com

uçların kadim bağlantısını

mekânda

aykırı bir mühürle kurarmışçasına ––

okuyacağım satırı.

olanın karanlık yankısını

gece bulutları esrimesiyle aşıp

önceki duruma döner dönmez ––

sesli okuyacağım satırı.

37


www.isaretatesi.com

TUZAK

f. çetin’e

Caddeden sapıp eve dönüş yoluna girdim. Her gece eve

giderken yürüdüğüm yol bu. Alışkın olduğum sokaklardan,

her zamanki evlerin önünden, sokak lambalarının altından

geçerek, aynı köşebaşlarına, ara sokaklara bakış atarak

ilerliyorum. Alacakaranlıkta kimseyle karşılaşmıyorum.

Evimin olduğu sokağa vardığımda, kenara yanaşarak

yolun kıyısından yürümeye başlıyorum. Çünkü yolun tam

ortasında, tuhaf şekilde beni çeken, tanımlayamadığım,

tekinsiz bir alan, bir tür tuzak var, oradan kaçınmam gerek,

daha önce defalarca yaşayarak gördüm ki, oraya basarsam eve

dönüş hissimi yitiriyorum.

Ama bundan nasıl sakınabilirim? Her defasında, ne

yaparsam yapayım, gösterdiğim direnç ölçüsünde o karanlık

alana doğru çekilmiyor muyum; ve kıyısından geçme riskini

alarak ilerleyeyim derken adımımı şaşırıp tam da oraya

basmıyor muyum? Ardından eve varsam bile, geçersizleşmiş

bir eve dönüş hissiyle olmuyor mu bu; tüm yanlışlanmışlığıyla

benim olan bir “kapatılma evi” türetmiyor muyum?

38


www.isaretatesi.com

Ve bu akşam da öyle oluyor! Tam da evime varmaya

ramak kalmışken, gidip aynı noktaya basıyorum ve kaçınılmaz

kırılmayı yaratıyorum.

Şimdi siz söyleyin: Bir insan aynı hatayı kaç kere

yapabilir; ayağının sürçeceğini bile bile neden belanın

kıyısında gezinir; neden eve dönmeye kafayı takar da, onu her

defasında bir hatanın yarattığı kırılmayla ikame eder;

tekrarlanan hatadaki gizemi, nasıl olur da bir defadan diğerine

zerre kadar tüketemez?

39


www.isaretatesi.com

TEKNİK ARIZA

Ivırı zıvırı yoğun ve durdurulamaz düşüncelerle, bilincin

zımpara kağıdıyla düşünme humması. Eski bir hatadaki bayat

karakterin korkunç provasına ışınlayan teneke zaman tüneli.

Dadanan sinekler, sinek sokmalarına aşırı hassaslık – ve tam o

hassaslığa göre sinek sokmaları: sinirsel tükeniş; kızarıklık ve

kabarmalardan köseleye dönen ten. Hergeleye dönen ben. Hep

çevresinden dolanılan sıradan-eylem becerisi, hep harcanan

normalleşme refleksleri. Uğursuz bir kopya olarak gezinen

tinsel doğru-sıralanış katarı: güç başlangıçlarının amansız

rendesi. Hakkında doğru hüküm verilebilecek biricik şeyin de

naylon gerçeklikte yiteceğini bilerek yaşamak zorunda olmak.

Zamanın çarklarıyla, oyuncakmış gibi, ama zevksiz (adult) bir

hırsla –ileri geri– oynamak, zembereği terse kurup cırtlatmak,

saatbaşı gongunun vurmaya hazırlanma tıkırtılarını kıyamete

yormak: – Buna karşılık, daha da beteri, GONG YİNE

VURMAMAK!

Nasıl da kolayca kısa devre yapan, copycat bir beyin…

40


www.isaretatesi.com

DENEY

Merdivenden aşağı, bir alt kata inmenin zamanı gelmiş.

Aşağıdaki oyuna hazırlanırken bozulumdan geçilecek. (Başka

yolu yok. Seviyeler arasında, özellikle de üstten alta, sorunsuz bir

geçiş olamıyor.) Duyarlılığımı kısmi felce uğratıp ortalama

duyarlılığı önceleyen duyarsızlığı elde etmem gerek.

Oldu mu? – Zevki zehirle bir arada kaynamaya bıraktım.

Durumun kırk perspektifinde şimdi yeşillenen, şizofren

kedilerdir. Sıradan bir an, sıradan bir öne eğim: Asitle

yıkanmış boz kovuğa, güneş vuran kil tableti yerleştirsen ne

olur? Pembe uyku kaçkınlığından bin pişman, çıkıntılar kendi

oluklarını bulabilsin diye zemini sarsıp çalkalıyorum.

(Sorunsuz geçişler olamayacağı daha baştan belliydi.)

Tayflar var. Zaman kırılmaları. Islak duvar dipleri.

Göksel köşelikler. Boş içler eşelenip vertigo çarkları

döndürüledursun.

Kadim zamanda levhaya kazınan işaretler bilindiğinden

beri, elin duruşları (örneğin masanın üzerinde, bardağın

yanında, yumruk yapılmış ya da hafifçe kıvrık olarak)

dayanılmaz derecede sonsuz. Buna birtakım göstergeler,

41


www.isaretatesi.com

sayaçlar, düğmeler, anahtarlar, vanalar takıp kurmak şart. –

Kurcalanadursunlar.

Çözümün gerçekleşeceği kimyayı düşünüyorum yoğun

uzaya. Ayaklarımın kurtulup kurtulup geri yapıştığı çamur,

benim varlığa bir zaman cup diye bandırıldığımdan kalandır. –

Beden arınamaz. – Tepede bir antenle gezer kafa, tüm beylik

şeyler arasında.

Şimdi, yanıtlamak gerek: Kendinden dışarı sürekli flaşlar

patlatan biri dünyaya ne yolla ait olabilir? Yaşıyor mudur ki o?

Yaşamak adına tek bildiği, bir deneyi sürdürmek ve bundan

kendini alamamak değil midir?

42


www.isaretatesi.com

SIRA

Buluş. Heyecan. Dolaylama. Tohum ve bir sonraki. Soğuk

soluk. Sınır sıcaklığı. Bordür boyu kendinde. Kule. Ateş. Aşırı

varlığı dingin bir düşle uyutarak. Edime uyum. Sezginin

kıyısında nehir – ve en büyük ıskalamadaki kut!

Hepsi, doğru sırayla: Varlıkların işleyiş mantrasıyla!

Bedene içgüdüdeki masumiyeti getiren başarıyla!

43


www.isaretatesi.com

UYUŞMA

Üç büyük bulut, ortada boşluk: İçine doğru süzülüyorum

tatlı bir uyuşmanın.

Dalga dalga açılan bir şeyler var, bir merkez görüyorum

ortada, boşlukta, buğular arasında, hatta birden fazla merkez –

ve onların rastlantılarla tetiklediği kamaşma, sızı, sancı.

Duyuyorum çınıltıyı, uğultuyu. Bir hat çizip yürüyorum.

Geometri gizemli dokular üzeredir. Perde perde kalkıyor

üzerimden lanet.

Tanımsız bir açlıkla kıvranıyordum; bilmediğim bir

dürtünün esiriydim. Şimdi, bu uyuşma sayesinde ilk kez yanıt

verebiliyorum zorlu koşullanmışlığa. Ödülü büyük: Sayısız

yanlışlanmayı boşa çıkarıyor tek bir onay.

Yükseğe şans yıldızımı koyuyorum, ürperen tenimle

elektriği arıyor, – akşam kokuyorum.

44


www.isaretatesi.com

ETKİNLEŞME

Köpükler yükseliyor, üzerimi sarıyor: Uykuluyum,

hayran, bir hâleyle taçlanmış.

İçimdeki ateş benden bir çığlık kopardı koparacak.

Ardıma yaslanıyorum ve olduğum yerde dev ölçeklerde

koşuyorum. Bakır rengi şafağın önüne duruyorum.

İçine gömüldüğüm tıss sesi, benim uçsuz bucaksız

ummana değdiğimdir.

Üzerimde sayısız mühür var renk vermeyen – ve ben

birini bile canlandırabilsem, böylesi melezim, buzul, manyetik.

45


www.isaretatesi.com

DOYGUN

Uzuvlarımı boşlukta doğru yaydım: Kuruldu astronomik

matematik.

Çünkü uzaya aitim ben, yalnızca uzayda (uzayla)

anlaşılabilir, duyulabilir, tespit edilebilir, etki edebilirim.

Ve her daim alaca bir üstzamanda kamufleyim!

Çınlayana çın. Patırtıya pıt, pat. Tıkırt.

Tümü, bir bütün halinde çalkalandığında – pelte:

olanaklarla, geçmiş izleriyle ve oluşlar trafiğiyle derişik.

Burada (buradan ve bununla) nasıl soluk alınır peki? –

Suyu ciğerlerine doldurup da nefes alan bir derin dalışçı gibi!

46


www.isaretatesi.com

İKSİR

Örtü kalktı.

Varlıklar kılıfsız.

Zamanın dokusuna büründü mekân: biçimler tınısı, –

devinduyuma maksimum kütle!

Renkler çılgınca alacalı. Yüzeylerin naylonunu

kaldırıyorsun, hep yeni bir katman. Yer cilasında, ahşapta,

bisküvi ambalajında, pirinç vazoda, karanlık ekranda

dünyalar.

Nesneler dolaysız – ve durumlar kurgu reaktörü! Her şey

girdaplarla çevrili! (Sunağa bir bilardo topu ya da şamdan

yerleştirin, anlarsınız.)

Yönler, merkezler, enerji kıskacı eğimler ve bakışım, –

içine cumburlop dalınacak perspektifler: ani akışla edimleri art

arda, doğru sırayla dizen.

Çünkü iksir geri dönmüş! Ait olduğu yerde! Burada!

47


www.isaretatesi.com

AMOR FATİ

Etrafımı baloncuk gibi saran hava titreşiyor. Her şey kıvıl

kıvıl, fokur fokur.

Isınıyor, soğuyor; ısınıyor, soğuyor. Beden yalın.

Beden yalın.

Beden yalın.

Ten ipek.

Nefes kuzeye rüzgâr. Akım yoğun.

Düzen sabit. Eğilim kadim. Alışkanlık yazgı. Eylemler

büyük kapsamın zorunluluğu.

Yeni çağı başlattı çünkü şeytan kovma ayini: Çalındı

davullar, zıplayıp tepindik delice, saçıldı fişekler – hızla

diniyoruz, bulutta bir kıvılcım yakaladık, anbean büyüyoruz

kendi kaynağımızla alabildiğine.

48


www.isaretatesi.com

AYRICALIKLI MÜSRİF

Tavana ip ger. Yağdan kızakla geç. Kuma gömül, sihirle

havalan. Ateşe yelpaze aç, ışıkta şerit kurdele salla, tuza

süresiz bak, sedef kovuğa çengel sarkıt. Aykırı kıl çakıl

taşlarını, toz tanelerini; dev lambaları bakıştır.

İcat et, yap! Hakkını kullan!

Erdemine güvendiler, sana gecede birkaç saatliğine, tam

bir yapıp etme yetkisi verdiler!

49


www.isaretatesi.com

SİYAH ÇEYREK DAİRE VE KIRMIZI ŞERİTLER

Moholy-Nagy bu resmi kimin için yapmış?

Nefes almasını bilenler için. Göz gezdirmenin radarını

kurmuş olanlar için. Buluş-yitiriş gizemcileri için. Sağırlar için:

kulaklarının içini duyanlar için. Şekilciler için! Koku yollarını

izlerken devrik düşünenler, kötü tasarılarla jeodezik kubbe

kuranlar için. Devinimin atlasına lobutlar koyanlar için.

Dilsizler için – ve tanıksızlar için, – – yutağında iri bir

elmasla bekleyenler için!

50


www.isaretatesi.com

NELERE TÂBİ

Büyük bir mıknatısla bekle meydanda. Dırdırcıları kov.

Pikapı aç, yüksekten albatros geçir: Silinmez bir uçak dumanı

yaz. Geniş bir çatı kur; maytaplar üşüştür başına, ensende

koçan kır: Dehanın büklümünü sal suya. Si bemolü heykellere,

kümülüse ve kuzeybatının en ucuna duyur.

Sonsuzda taklasını düşün sonlu köprünün.

Sonra, kaynağını kendinden bir kere daha güçlükle

aşırdığını gör güç yumağının.

Yanlış yapama.

51


www.isaretatesi.com

PROUN

Yüzeylerle çalışmayı biliyoruz. Ölç, biç, yerleştir. Yan

yana getir, hizala. Kes, yapıştır, dokuyu kur. Mozaik, kolaj,

kompozisyon – – bunları iyi biliyoruz.

Şimdi, aynı yüzey becerilerini üçüncü boyuta doğru

(üçüncü boyutu bir yanal yüz gibi alıp ilişkileri matematiksel

doğrulukla kurarcasına) yaymayı bilmek gerek: Soyuttan

somuta, düşünceden uygulamaya – yoğun gerçeklik içinde

eylemenin dolaylı kurallarıyla ilerlemek.

52


www.isaretatesi.com

KOFUL

Kofulları vardır günün. Boşluklar. Saatler akarken

rastlarsınız.

Kaçılabilir mi bundan? – Koful, kofuldur.

Etrafını bir çeperle sarsanız, kofuldur. Suya batırıp

çıkarsanız, kofuldur. Ateşe tutsanız, kofuldur. Işığa ya da

karanlığa koysanız, kofuldur.

Örtseniz de kofuldur, açıkta bıraksanız da. Üzerini

boyasanız da kofuldur, yağlasanız da. Elektrik çarptırsanız da

kofuldur, radyasyona maruz bıraksanız da.

Vakumlamaya kalksanız daha da kofuldur, hem de

kofulötesi koful!

Bazı parçacıklar, kıymıklar, artıklar vardır,

ayıklanabilirler; ama kofulu ayıklayamazsınız. Kofullarla

yaşanılır. – Yazı da kofullarla yazılır: Harcına koful gider.

Ayıklamaya kalkmayın sakın: Kendinizi ayıklar, kofulu

ayıklayamazsınız!

53


www.isaretatesi.com

MATEMATİK

Hesap kitap yapabilirsiniz, ölçümlere, sayılara bel

bağlayabilirsiniz. Cetveller, tablolar, formüller, denklemler

iyidir, hoştur. İşlemler oyalar insanı; ince ayarlar peşinde

koşarsınız.

Her şeyi önceden hesaplıyorsunuz, öyle mi? Siz bilirsiniz.

Şeylere sayısal yaklaşın, tamam. Edimlere, duyuma, deneyime

değer biçin. Öncelikler ve sıralamalar ölçeklerle ilerleyecek

demek. Siz bilirsiniz.

Size matematikle ilgili fikrimi söyleyeyim öyleyse:

Matematik sizi köşeye sıkıştırandır!

“Matematiğiniz batıl; kanatlanamamışların yalancı simyası:

Tutmayacak, ters tepecek, gene kanatsız kalacaksınız. Dil-matematik

değil, şey-matematik gerek size: kanatlanmışların, hem kanatlar hem

kanıtlar üzerinden, somut bir döngü başarısıyla ilerleyen uygulamalı

kalkülüsü!”

54


www.isaretatesi.com

TUTUŞMUŞ

Her saniye çınıltı, her göz göze geliş kıvılcım, her istek

ateş. Ateş! Her duyum tam isabet, her soluk derinlik, her adım

açılış, her dönüş perspektif.

Direnç altın!

Her tasarı ikon, her edim buluş!

Bulut: evreka!

Yön: evreka!

Sus: evreka!

Bellek: evreka!

Yol kenarı: evreka!

Duramamak: evreka!

Göl: evreka!

Akçaağaç: evreka!

Kule: evreka!

Karga: evreka!

Ahşapta leke: evreka!

55


www.isaretatesi.com

Si bemol: evreka!

– – Ta ki sistem çökene dek, ıskalanan biricik evrekayla!

56


www.isaretatesi.com

ÇİZGİLER

57


www.isaretatesi.com

TAŞLAŞTIRMA

Tüm kütleler taştır. (Çünkü taşlaştırılabilirler.) Her şey

taştır.

Masa taştır.

Saksı taştır.

Saksının içindeki toprak taştır.

Bitki taştır.

Duvar taştır.

Ağacın bombeli gövdesi taştır.

Yağmur taştır.

Yolun kenarından akan yağmur suyu taştır.

Hava taştır.

Lamba taştır.

Taş heykel taştır.

Taş olan her şey taştır.

Her şeyin tüm varlık hacmiyle kaskatı doldurulması

gerek: Her şey taştır.

58


www.isaretatesi.com

SOYUT

Onu düzgünlüğü içinden yudumluyorum. Kırık değil:

Yudumluyorum. Kıvrımlar üzerinden yudumluyorum.

Rüzgârla yudumluyorum, huzmelerle yudumluyorum.

Uçuşan tüycüklerle yudumluyorum. Tayflara göre

yudumluyorum. Beni görmediler, yudumluyorum: Yaban

doğada tek başıma, uzayda kızıl saçlı, – yudumluyorum.

Sudan çıktım, büyüdüm, onu devasa bir solukla,

gözbebeğimdeki ezelî bakış mührü uyansın diye

yudumluyorum.

59


www.isaretatesi.com

BUKALEMUN

Biri, turuncuyla kırmızı arasında gezinip kızıla kayıyor,

diğeri, maviyle yeşil arasında gezinip turkuaz kalıyor. Bir

başkası tutuşacak gibi, öteki sönmek üzere. – Tutuşan

tutuşsun, sönen sönsün. Sararan isterse safran sarısı olsun,

kararan isterse katran karası olsun.

Kim neye, hangi renge yakınsa o olsun: Herkes ait

olabileceği dünyaya tüm varlığıyla kamufle olsun.

60


www.isaretatesi.com

YETİ

Baktığı yeri yakıyordu gözleriniz, nesnelere tunç bir ışık

düşürüyordunuz, parlak bir gölge – ve etrafına gizli bir hâle.

Sıcacık yanıt veriyordu göbekteki kör nokta; buğuyla, kum

kokusuyla, güçlü ilintilerle, ânın soru işaretiyle bakıyordunuz.

Ensenizdeki soğuk ter damlası ve metalik ürperti, büyünün

kanıtıydı. Etiyle kemiğiyle bakıyordunuz; yaşam fışkırıyordu

gördüklerinizden; görünenlerin birbiri ardına tutkuyla

sıralanışları kozmik bir gizemdi.

Peki ne oldu, sizi ne dürttü de ters, aykırı, sapa yerlere

kaymaya başladı bakışlarınız, – gözlerinizdeki yetiyi olmadık

yerlere uygulamaya kalktınız?

Siz, çıplak gözle Satürn’ün halkalarını görebilenler! –

Yanlış yere baktınız, kanınız kurudu, birdenbire aynada

uğursuz bir masktı yüzünüz!

61


www.isaretatesi.com

YANAN MUM

Varlık nedir? Bir duvardır o, duvardaki kovuk – ve

kovuğun içinde yanan mum.

“Unut onu,” diyorlar hemen, “yok o, yanlış biliyorsun,

öyle değil” diyorlar. Sen onu daha bir saniye önce tam da öyle

görmüşken. Bakın şunlara! Hem de senin gibi, tabula rasayı en

zorlu koşullarda zurnayla, kemençeyle, dümbelekle bile

resmedebilmiş birine!

Anlamadıkları şu ki, senin varlığa dair görüşünde her

zaman bir doğruluk payı var. Çünkü bugüne dek sayısız

darboğazdan geçtin, geçebildin, ve kanıtları da kendinle

taşıdın. Varlık senin onu nasıl gördüğündür. – Çölde ateş

yutarak bile susuzluğunu gidermiştin; vecde gelip, gece yarısı

kapalı gözlerle Ay’ın görünmeyen yüzünü görebilmiştin!

(Sonra, kendini tümden kapatıp sıfırı sıfırdan keşfetmiştin.

Baltanı her savurduğunda devrilmişti devlerden biri. Yetki

senindi; tangosuz, bandoneonsuz ve kilisesiz daha güzel bir

Arjantin kuruyordun. Şeyler zamanda yüzerken kendilerine

doğru derinleşiyordu. Ebediyen Duino Şatosu’ndaydı Rilke;

62


www.isaretatesi.com

başını çevirmiş, duvara doğru bakıyordu. Kovukta yanıyordu

mum.)

Varlık duvardır, duvardaki kovuk – ve kovuğun içinde

yanan mum.

63


www.isaretatesi.com

BİR NEVİ KÜBİZM

Sade bir görüntü.

Peki ne diye bunca yoğunlaştırma, bütün bu yüzey

ilişkileri, biçimler geometrisi, kütle zamansızlığı, bunca şekil

dili, durum, yumrular, – o an orada, orada olduğundan bile

fazla oluş?

Bengi varlığın, kendime numunelik bir kopyasını

alabilmem için!

64


www.isaretatesi.com

HOMEOSTASIS - II

Bu durum, – çaldığın enstrumanı bırakamamakla,

zorunluluklara kafa tutup hazzı delice yaşamakla, varlığın

görünen biçimlerini işleyip zamanı müziğe dönüştürmekle

ilgilidir.

Bu durum, – kopuk kopuk deneyim epizotlarını birbirine

kaynaştıracak harcı, eldeki etkisiz malzemelerden ne yapıp

edip türetmekle ilgilidir.

Bu durum, – gizli, örtük, dolaylı yollarla ve

yanlışlamasına yöntemlerle en olmadık anlarda devreyi kurup

flaşı patlatmakla ilgilidir.

Bu durum, – yokluğu evreni altüst edebilecek delili,

çığırından çıkmış bir görüş yetisiyle sonsuz kere yakalayıp

gene de yatışmamakla ilgilidir.

65


www.isaretatesi.com

NITIMUR IN VETITUM

Kafasının içinde büyük bir sessizlik yaratamayanlara –

müzik dinlemek yasaklanmalı.

Ufukta özgün lekeler bulamayanlara – güneşe çıkıp

ilerlemek yasaklanmalı.

Uzaya tenin elektrikliğiyle doğamayanlara – durmadan

eylemek yasaklanmalı.

Zamanı sonsuz ekonomi içinde tanımamış olanlara –

istemek yasaklanmalı.

66


www.isaretatesi.com

HAREKET

Taşın durum dili: günbatımı renkleriyle, yekpare

Parthenon. Kentin uzantısına dağarcık ateşi; yanıt ve kanıt

olarak algılanan bir ufuk çıkışı. Görsel mühürler!

Denizlere dek, ormanların içinden koşarak. Yamaçlarda

hep koro uğultuları. Taş ocaklarında forum görkemi. Raylar

boyu akan meşale aydınlığı; dipten yürüyen kararlı su.

Maddenin hep can damarı. Devinimdeki koku silueti, ses

kabuğu. Havada hep genişlik, kabaran tavan, yüksek

serbestlik.

Tüm kavislerde, gidişatın her hattında devamlılık;

başlangıçlara menzil; her manevranın karnında irade; her

bölgenin yuvasında kaynaklar, öteler.

Denizlere açılmayı, bakir yelkenleri düşlemek.

Gidiş şimdi, – ataletin tam zıttı: tekerleğin ivmesi – – fizik

kurallarını hiçe sayıp uzun süre sürtünmesiz dönen tekerlek!

67


www.isaretatesi.com

TUNING UP

İşitsel denemeler. Boşluğa saldığım accent aigu,

beklediğim ses eğrisi.

Yine boşluğa yürümek: içine içine, dosdoğru, sessizliğe

hassas, her yanı kolaçan ederek.

Eşyanın genel hatlarına, biçimlere kulak kabartmak.

Aykırılıktan sakınırken, her çıtırtıda, tıkırtıda dalgalanmalar

bulmak: desibeli abartan tinsel amplifikatörü kapatamamak!

Mekânın, bir ara, erişilmezcesine sentetik oluşu:

kıpırtısızlık, maddenin zorlu katılığı. Arpejin deneyime alanlar

açmasını beklerken – ses yoksunlukları, pekişen tekinsizlik.

(Uğursuz accent grave.)

Madde: kütle, yığın.

Madde: kütle, yığın.

Madde: kütle, yığın. (Belki de ölümadde.)

“Hah, geldi şef. Baştan al. Sus, mutlak sus, komutu bekle. Tut

nefesini; gözbebeğine yürüsün sol anahtarı, renklensin ton, tremolo,

intro.

68


www.isaretatesi.com

Ve şimdi bir daha dene. Madde: Yine kütle, yine yığın – ama bu

defa üzerinde o parlak yansı, beliren kayıp tını!”

69


www.isaretatesi.com

DOLAYSIZ

El kadar bir alanın ışığını parlatmak için yaşıyor herkes!

Evet, herkes, tüm şehir bunun hizmetine koşulmuş,

bunun için çalışıyor: oturanlar, ayağa kalkanlar, yürüyenler,

koşturanlar, durup bakınanlar, merdiven inip çıkanlar, öteberi

taşıyanlar, yükünü bırakanlar, tökezleyenler, düşüp kalkanlar,

yerinden fırlayanlar. Kısacası türlü duruşlar, hareketler,

tavırlar ve davranışlarla, kalabalıklar.

Ve onların bir oraya bir buraya hareket ettikçe arada

bıraktığı boşluklarda, kütleler arasındaki kuytuda, el kadar

alanda çoğalıyor ışık; yoğunlaşıyor, göz kamaştırıyor.

Çünkü başkahraman uyanıyor, gözlerini ovuşturuyor,

dünyaya bakıyor: Güce susamış irade, kabuğundan çıkar

çıkmaz, bengi varlığı dolaysız görmek istiyor.

70


www.isaretatesi.com

YAZIT

DÖNGÜLER BEDEN TARAFINDAN KAYDEDİLİYOR.

BİLİNÇ DEVRE DIŞI. DÜŞÜNCE ÇÖLLERİNE

GÖTÜREN DE BEDENİN ISRARI. DÜŞÜNCE İÇİN

ETRAFTA BİR YUDUM SU YOKKEN BEDEN HÂLÂ

GÜDÜMLÜ. BEDEN AYGIT DEĞİL, DÜŞÜNCE AYGIT.

YOLCULUK KOMUTUDUR DÜŞÜNCE. AMAÇ VE

GEREKÇELER BEDENDE, O YÖNLENDİRİYOR: BİLGİSİ

VAR AMA PAYLAŞMIYOR. KAYNAKLARA

ULAŞABİLİYOR, DEĞERLENDİRMELER YAPIYOR,

KARARI VERİYOR, KOŞULLUYOR: AÇIKLAMA YOK.

BU ANLAMDA, "MENZİL" DAHİ BİLİNİYOR

OLABİLİR. BİR ZAMANLAR DEFALARCA KEZ

TANINIP ÖĞRENİLMİŞ OLABİLİR. DÖNGÜ SONSUZ

KERE KAYDEDİLMİŞ OLABİLİR. BU BİLGİ,

İÇGÜDÜDE. İÇGÜDÜ BU BİLGİNİN TA KENDİSİ.

YENİDEN ÜRETİM İÇİN KAYNAKLAR VE MALZEME

SINIRSIZ: BUNLARI ZAMAN SUNUYOR. BEDENİN

ŞANSI, SONSUZLUKLA TEMAS ETMİŞ OLMASI.

KÖKENİNİ BU TEMASTAN ALAN VE SICAKLIĞI

TAŞIYAN İÇGÜDÜ TÜM DÖNGÜLER BOYUNCA

KORUYUP KOLLAR, YÜRÜTÜR, YÖNLENDİRİR.

71


www.isaretatesi.com

EYLEM VE DENEYİMİN SONSUZLUK GÜVENCESİ

BURADA YATAR, ARADAKİ BAĞ KOPARILAMAZ.

HER AN HER KOŞULDA İSTEDİĞİMİZİ YAPMAKTA,

BİLDİĞİMİZİ OKUMAKTA SERBESTİZ, ELİMİZDEN

BAŞKA TÜRLÜSÜ ZATEN GELMEZ. DÖNGÜYE OLAN

TUTKUNLUK BOŞUNA DEĞİL. SONSUZ KERE

SINANMIŞ VE SAĞLAMA ALINMIŞTIR BU.

MÜHÜRLÜYÜZ.

72


www.isaretatesi.com

73


www.isaretatesi.com

ÅURÅ

74


www.isaretatesi.com

75


www.isaretatesi.com

ATEŞ

“Ateşim ki buradayım. Şu anda, burada. Siz geçip

giderken; ben gelip geçerken. Ateşim ki yanıyorum, sıcağım;

ateşim ki parlıyorum, ışığım; ateşim ki oynağım, bir yokum bir

varım; ateşim ki, gelip geçici varlığımla tümden Zamanım.

“Bulunduğum kovukta evrenle çevrelenmiş, yoğun, o

denli varım ki, uzanıp bana dokunamaz, beni tutamaz,

bendeki zamanı yakalayamazsınız ama yine de başımda durur,

benden kolay kolay ayrılamazsınız: Öyle zorludur bende

aura.”

76


www.isaretatesi.com

ÇAPRAZ BAĞ

Ortalama bir haz çarşafını nihayet bir köşesinden tutup

gerebildiğinde –ancak ve ancak o zaman– yakalayabiliyor

yüksekte tepetaklak dönen varlık çarkını.

Oysa o âna dek yazıtsız, müziksiz, sunaksız – ezbere

yürümüştü ayin. Eylemdeki büyüsüzlüğün yarattığı büyük

farkı görememişti.

Bilincini koca bir blok halinde çarka endeksliyor, yeni

kaynaklardan beslenerek zamanın yakın ufkuna kestirme bir

köprü uzatıyor.

77


www.isaretatesi.com

MEZAR

Yorgun mu? Yorgun. Düşüyor mu? Düşüyor. – Düşsün.

Bırakın düştüğü yerde kalsın. Durdukça gömülüyor mu oranın

içine? Gömülüyor. Kendi haline bırakın, orası onun döşeğidir.

İnce bir ip gerili yukarıda, üzerinde. Zorlasa, yattığı

yerden erişebileceği mesafede. Bir kerameti var o ipin. Uzanıp

tutar mı onu? Uzanmıyor. Yerinden doğrulmuyor.

Belli belirsiz müzikler geziniyor havada. Kulak verir mi

notalara? – Vermeyecek. Müziği sonunda işlemez hale getiren

yoğun yollardan geçerek varmıştı buraya, bu uca. – Cırt cırt,

hırs hırs, tıkır tıkır, tak tuk sesleriyle oyalanıyor. Ritim bile

değil bu.

Ölü taklidi mi yapıyor? Bırakın, yapsın. Ölü değil nasılsa.

Yaşıyor: Ölüm provası yapıyor gibi de dursa, bu yeşilli

kızıllı, loş, nemli, boğuk ama insan-sıcağı kuytudan, o, ölümü

de yaşamı da aldatıp, eninde sonunda ölümün tam zıttı bir

bebekleşme doğuracaktır.

78


www.isaretatesi.com

GÖZLEM

Bulutların arkasında ilerleyen dolunayı gördük.

Düzlüğe çıktık. Teleskopu kurduk. Doğru merceği

bulduk, temizleyip taktık. Gerekli açı ayarlarını yaptık. Bir

tabure çektik, oturduk. Vizöre doğru eğilip bedenin belirli bir

duruşundan güç alarak bakmaya başladık.

Kayan bulutların hızını da hesaba katarak odağı derece

derece, milim milim oynatırken, gözlediğimiz ender açıklıkta –

ama sadece ve sadece metalik renkler ve yankılarla karışan o

yeterine geniş açıklıkta– dolunayın görünmesini sabırla

bekliyoruz.

79


www.isaretatesi.com

MÜZİK BİLGİSİ

“Sesleri tanırım. Geniş bir yelpaze üzerinden araştırdım

tizi, pesi. Nota bilgim iyidir. Armoni, ritim, kompozisyon vb. –

hepsini bilirim. Enstrumanlara da hâkimim; ister yaylılar, ister

nefesliler, ister vurmalılar olsun, icradaki tekniği ve etkileri

öğrendim, özümsedim. Duyarlılığa, anlatıya, biçime, akışa dair

geniş bir dağarcığım var. Mekteplisiyim bu işin.”

Böyle söylüyor. Buraya kadar her şey gayet bilimsel.

Ama sonra, “Yalnız, ben müziği karnımla dinlerim”

diyor ve koca bir şişe suyu kafasına dikip lıkır lıkır içiyor.

Sadece dinlemekle kalmayıp karnıyla müzik de yaptığına

göre, şişedeki suyun ne olduğunu yine ona sormak gerek.

80


www.isaretatesi.com

DÜŞÜŞ

Ne kadar yüksekte sürçerse ayağınız ve yolunuzu

şaşırırsanız, o kadar uzun olur düşüşünüz.

Çünkü gidilecek yol çoktur aşağıya doğru, düştükçe

düşersiniz, sonu gelmez.

Alçaldıkça alçalmak. Ve aşağıların tüm havasızlığına,

ışıksızlığına, rüzgârsızlığına kat kat boğulmak.

Evet, içiniz kararacak. Çünkü bu siz değilsiniz. Düşmek

böyle bir şeydi: Başka olmaya, ne değilseniz tümden o olmaya

zorlandınız; sizde ne varsa tersine de işleyebildiğini gördünüz,

yanlışlandınız. Yokluk aynasından yansıdınız: “Bu sensin”

dediler.

Ne cevap verebilirdiniz? Büsbütün bıraktınız kendinizi,

düşüşün gereği yerine gelsin istediniz: “İnsan düşerken,

düşmelidir” dediniz.

Dibi aradınız, – en yükseklerden düşen biri uzun bir

düşüşün sonunda neyi ararsa. – Dibe vardınız: Bir süperelastik

trambolin! İtiş gücü roket gibi, yaylanıldığı saniye gözlerde

eşsiz zekâ pırıltıları, kanda tutuşma, uzuvlara dolan karakter…

81


www.isaretatesi.com

YANILSAMA vs. YANLIŞ

"Yanılsamanın da bir kuralı var."

adamım sen andy kaufman hakkında şarkı yapan ismini şu an

hatırlayamadığım r.e.m’in solisti “man on the moon” diyorsun

şarkıda ikide bir andy’ye gönderme yapıyorsun diyorsun ki

andy kaufman in the wrestling match yeah yeah yeah yeah if

you believed they put a man on the moon if you believe there

is nothing up his sleeve then nothing is cool falan filan yahu

arkadaş insan o göndermeleri yaparken şarkıya gerekli

açıklamaları bir şekilde iliştirir millet biliyor mu ki andy

kaufman kimmiş neciymiş ne iş yaparmış onu bırak şarkının

onun hakkında olduğu bile neredeyse belli değil adamın adı

soyadı tek bir yerde geçiyor sen kalk tüm güldürü şovunu

insanların yanılsamalar arasında yaşayıp gerçeklik konusunda

sürekli bir tereddüt ve aldanmaca içinde bulunuyor olması

üzerine kuran bir adam hakkında şarkı yap onu çoğunluğu

andy kaufman ne ayaktır bilmeyen insanlara yıllarca vır vır

dinlet üstüne bir de o şarkı gayet popüler olsun ağzı biraz laf

yapan herkes bu şarkıda sistem eleştirisi mistem eleştirisi var

diye tırı vırı etsin olacak iş mi r.e.m.’in solisti olan maykıl

bilmemne ne adamsın gerekli kamusal hassasiyeti göstermeyip

andy kaufman gibi bir yanılsama sanatçısı hakkında şarkınla

kitlesel olarak sebep olduğun yanlışın farkında mısın

82


www.isaretatesi.com

AKIŞ

Boşlukları dolduruyor. Olaylar örgüsüne ihtiyacı var:

Örüyor. Seçimler; ardı ardına seçimler. Her hücreye bir

deneyim. Zaman âtıl bırakılamaz. Gerekçeli ya da gerekçesiz,

çalışılır, işlenir. Beden, edimler makinesidir. Üret, uygula;

doğaçla, dayat. Erki, nasıl kullanacağını bilemesen de harca:

nasıl olsa harcanacağı için, harcanmaya mecbur olduğu için,

durgun kalamayıp bir yerlere mutlaka akın edeceği için.

Çünkü zaman âtıl bırakılamaz.

Michelangelo Musa’sının sakal lüleleri gibi, ardı ardına,

ısrarla uygulanan, soluk aldırmazca tekrarlanan ve bir türlü

durdurulamayan, bekletilemeyen o şeyle kapla zamanı:

Karanlık fokurduyor, evrensel bir boydan boya yırtılma

bekleniyor, – sana düşeni yap, ilerleyen akışın dokusunu

gergin tut.

83


www.isaretatesi.com

HEYKEL

Oturuyorsun, ama her an ayağa fırlayıp harekete geçecek

gibisin. Kasların gergin, damarların şişkin. Kalın bir kitap

tutuyorsun elinde, kolun kıvrık, kitabı koltukaltında gövdene

yaslamışsın.

Bir hatip havası var sende, sanki birazdan yerinden

kalkıp bir şeyler söyleyeceksin. Elindeki kitaptan mı

konuşacaksın? Bir kanunlar kitabı mı o, büyü kitabı mı, kutsal

kitap mı? Öbür elinin işaret parmağı, hitaba hazır olduğunu

gösterircesine yarı kalkık; belki de söz almak üzeresin.

Cevap ver: Savaşçı mısın, bilge mi? Eğer bilgeysen, bunca

güçlü bir beden niye? Savaşçıysan, neden konuşmaya hazır bir

sır sahibi gibisin? Yanıbaşındaki kayada saplı duran kılıç niye,

boynundaki tılsım niye?

Eyleme mi, düşünceye mi yakın olduğun o kadar belirsiz

ki… Geçiş halinde donup kalmış yüzünde, dönüp duran bir

girdap. Tuhaf bir şehvetin ikilemi sinmiş üzerine; sendeki zekâ

pırıltılarını ve öteler istemini bize karanlık buluşların ve

kozmik korkuların imasıyla bildiriyorsun.

Karar ver: Gözlerinde hangi iradenin şimşeği çaksın?

84


www.isaretatesi.com

MAJÖR MENZİL

Suda yarımada boyunca ağır ağır ilerledi tekne. Küçük

koyların, iskelelerin önünden süzüldü, durmadı, hiçbirine

yanaşmadı. Âdeta hiçe saydı yamaçları, kayalıkları: Ne eğim,

ne bakı, ne ışık, ne gölge, – hiçbiri topoğrafyada miti, tutkuyu,

paradigmayı, müzik dürtüsünü uyandıramadı.

Kaptan tek başınaydı; bir an bile tereddüt etmedi,

rotasından şaşmadı. Ezbere gidiyordu belki ama yolundan

şaşmayışı gene de başlı başına bir marifet sayılırdı. İlerledi,

doğruca ilerledi.

Şimdi, teknenin yarımadanın burnunu dönüp körfeze

giriş yaparken çizdiği esrarlı kavis ve sergilediği tuhaf hız

değişimi, kaptanın, hareketi ta en başından beri tamamen

bilinçli bir şekilde majör bir menzile göre ayarlamış olduğunu

ve geminin körfeze en doğru şekilde giriş yaptığını, – miti,

tutkuyu, paradigmayı, dürtüyü uyandırdığını hissettiriyor.

Alassio!

85


www.isaretatesi.com

İKİNCİ GÜN

Şarap emziği. Üç fırtlık. Üç fırtı da alman şart. Mecbur

olmasan söylemezdim. Üç fırt. – Hem de sırtında kabarttığın

kirpi dikenlerinle, cebinde ejderhanla, karnında boğulup

kalmış reaktörünle sen büsbütün tıkanıp kalmışken, bir

sıkımlık canınla arızalı gurultular çıkarıp dururken.

Şarap emziği, üç fırtlık. – Üç hakkın var: Bakalım açıktaki

kayalık adanın üzerinde dün akşamki renklerin zirve ânını

tekrarlayabilecek misin?

86


www.isaretatesi.com

ODAK

An olarak adlandırılan bu geçişsizlik hücresi: yoğun bir

deneyim aralığını diğerinden ayıran sınırda uzun süre boşluğu

düşündüren takılıp kalma.

Duraklama, tüm adımları önceden düşünürken adım

atamama.

Olduğu yerde saymaya mecburken, bir ileriden beriye,

bir beriden ileriye, biri soldan biri sağdan, biri sarı biri yeşil, iki

manyetik kuşak ilerletme; bu tutumun yakıcılığıyla gerilimi

tırmandırmaktan çekinmeme; odakta kalmanın büyük

tehlikesi: yalnızca içinde olduğumda kendimi var hissettiğim

ışıltılı, ılık, gizemli dünyanın dışında kalmışken, kendimi

yoğun ve gerilimli bir yoldan o dünyaya geri getirmek için

ısrarlı, inatçı, takıntılı denemelerim – –

87


www.isaretatesi.com

ADRES

Sen, kentin caddelerinden sonu gelmez bir

kovalamacayla, tuhaf bir kurban psikolojisiyle ve hayvansal

panikle, âdeta bir sürek avı kaçışıyla nefes nefese geçtiğin

sırada, ötekilerle köşe kapmaca oynadığını, belanın kıyısında

dehşetin karanlığıyla yarıştığını ve kaçıp uzaklaşma güdüsüne

esir olduğunu en iyi bilenler –senin gizli tanıkların– belki de

sırf şaşırıp tökezlemen için, ikide bir ardından bağırıyorlardı:

“Beynin süngere dönmüş, ayakların birbirine dolanıyor, kaç

kaçabilirsen!”

O gizli tanıklar, senin kaçışını görüyorlar ama gerekçeni

bilmiyorlardı. Yoksa, haykırmakta haklıydılar.

Şimdi, kentin öbür ucuna varıp, dörtduvarın ardında

sessiz bir odada seni bekleyen buz mavisi aydınlığın içine

kurulmuşsun; ve zamanın bu elverişli cebinde durgunluktan,

sessizlikten, salt ısı olan bir bellekten güç alıyor, buraya

çıkmanı sağlayan olaylar silsilesini derin bir dürtüyle yeniden

düşündükçe, beyninin sıcacık, kanlı canlı, kıvıl kıvıl olduğu

(sünger olmadığı!) durum rengini, uzayın genel elektriğini

yakalıyorsun.

Aşkınlığın adresi daha baştan bildirilmişti sana, doğru

çıktı.

88


www.isaretatesi.com

CANLANDIRMAK

Ölü bir görünüm kesiti.

Bu dokuyu nasıl canlandırabilirsin?

Eski iksirlerden bir karışım hazırla, şimdi hemen şuraya,

boşluğa, gece karanlığında kümbetin cephesindeki yeşil ışıklı

kovuğa – vur, şırınga et, – irkildiğini gör oranın!

89


www.isaretatesi.com

UYUM

D. Mekler’i anarak

Bileti almak, havaalanına gitmek ve uçağa binmek kadar

basit olması gereken kıtalararası yolculuk, tatil amaçlı olduğu

halde onun için tam bir çalkantıya dönüştü.

Yeni yere uyum, aşamalı ve rasyonel bir süreçle değil,

düpedüz hastalanmakla oldu.

Bilindik, hafif, yaygın türden bir hastalık değildi söz

konusu olan. Bedenin tuhaf birtakım tepkileriyle çeşitli

belirtiler bünyeyi esir aldı ve bunun, hastalık süresi boyunca

derinlere işleyen yıpratıcı etkileri oldu.

Hastalık çokboyutluydu, bir tür sendromdu. Baş

dönmeleri, denge yitimi, mide bulantıları ve ağrı sızılara eşlik

eden uykusuzluk ve takatsizliklerden çok daha fenası, zihin

bulanıklığı, bellek ve algı bozuklukları, ruhsal

düzensizliklerdi.

Bünyenin tüm bu kargaşası kısa sürede, spazmlara,

şiddetli sancılara ve sonu kan tükürmeye kadar varan titreme

ve öksürük nöbetlerine dönüştü.

90


www.isaretatesi.com

Ama demek ki onun yeni yere uyum sağlaması için bu

gerekiyordu ki, kan tükürünce kendinden geçti, ardından

yatıştı, toparlanmaya başladı.

Aniden beliren tanımsız hastalığın bedeni terk edişi de

bir anda oldu. Peki, madem sonunda her şey kolayca normale

dönecekti, yolculuğun neden öyle çalkantılı, uyumun neden

öyle hastalıklı olması gerekmişti?

Başka türlü nasıl olsundu: Kolay mıydı duyargalarını bir

göğün yükseklerinden ve toprağın derinlerinden söküp, ağır

ağır, yeni bir göğün yükseğine, toprağın derinine uzatmak; az

şey miydi, göz kapaklarının içine, karanlığın ucunda varacağı

ulu çınarın siluetini istemek; basit bir tınıyı tinin açılış notası

gibi duyduğunda, ayağa fırlayıp yumruğunu savurarak tüm

kıtaları müziğe çağırmayı beklemek?

91


www.isaretatesi.com

NAİF

“Monty Python? Just heard the name. Never been quite

interested in it, nor cared to learn about it. – Vasily Grossman?

Totally irrelevant to me: do I need to apologize for that? – Why, being

so fond of classical music, have I never particularly liked the opera? I

simply have no taste for human voice. – Max Weber’e neden mi hiç

değinmiyorum? Neden mi Lacan’ı veya örneğin Blanchot’yu

anmıyorum? Nietzsche’yi baştan sona döne döne okudum da ‘Güç

İstenci’ni bir kez olsun neden mi elime almadım? – Canım istemedi,

evet. Basbayağı öyle.

“Evet, kanona pek bağlı olduğum söylenemez, hatta cahil bile

sayılırım, savunulacak tarafım yok, beni ciddiye almamakta

serbestsiniz.

“Bilmem ne anlama gelir ama daha başından beri ben yalnızca

temmuz göğünde saat beş güneşine yakın, pul kadar bir alanın

manyetiğini, renkli pırıltıları ve ona benzer birtakım şeyleri canlı

tutmayı umursadım, başka bir şeyi değil."

92


www.isaretatesi.com

AÇIK SEÇİK

Karşıda yan yana iki yeşil tepecik; aralarındaki küçük

vadide iki kavak ve birkaç hanelik mezra.

Yine karşıda, beride, yamaçtaki büyük kaya ve tek kavak.

Vadideki iki kavak ve mezradansa, büyük kaya ve tek

kavağa doğru yönelen açık seçik tavır.

93


www.isaretatesi.com

BEDENİN AURASI

Alnım açık, saçlarım seyrekmiş; bunu bilmiyordum.

(Şimdi siz profilden çekilmiş bir fotoğrafımı gösterip yorum

yaparken bile alnımın ne anlamda, ne kadar açık, saçlarımın ne

şekilde, ne kadar seyrek olduğunu anlamıyorum; fotoğrafı

gördüğüm halde kendimi sizin yorumladığınız gibi

yorumlayamıyorum.)

Başka bir zaman, sırtımın hafiften kamburluğu hakkında

da yorum yapmıştınız. Şimdi ayna karşısında yarıçıplağım,

kendime bakıyorum ve dedikleriniz bana hiçbir şey ifade

etmiyor. (Ve kendimi yadırgıyorum da diyemem.)

Sözgelimi, ten kokumu da asla bilemeyeceğim. Sesimin

dışarıdan nasıl duyulduğunu bana ses kayıtları

anlatamayacak. Kim bilir bakışlarım, mimiklerim, tavırlarım

nasıldır? Bunu kamera kayıtlarıyla bile bilemeyeceğim.

İçinde olduğum beden bu demek ki. Ben sadece dışarıya

bir şeylerin yansıdığını biliyorum, o kadar. Ama iç taraftayım

ben – ve dışarı yansıyan o şeyler olmadığımı iyi biliyorum. –

Her halükârda kendime dair iki taraflı bir bilincim yok.

94


www.isaretatesi.com

Yine de tüm bu bilmezlik hali, benim ben olarak, aniden

gözümü dikip tuhaf bir kararlılıkla yusyuvarlak, turuncu bir

lambaya bakmama; sineklerin vızıldadığı bir avlu köşesinde

yarı trans durumuna geçmeme; gecenin bir yarısı ıssız bir

sokakta mavi bir duvarın önünden nefes nefese koşmama

engel değil.

95


www.isaretatesi.com

CASTORP KOLTUĞU

Bu koltukları ne kadar da rahat yapmışlar böyle… İçine

gömülüyor insan. Yumuşacık. Kendiliğinden yerleşiyorsun,

elini kolunu nereye koyacağını düşünmüyorsun. Tasarımıyla

ve malzemesiyle sarıyor bedeni. Öyleyken, ısıtıyor, ama

terletmiyor da. Kılıfı temiz ve kokusuz, kumaşının hoş bir

dokusu var, yastıkları pamuk gibi.

Büsbütün gevşedim. Biraz da şöyle döneyim. Bacağımı

şöyle kıvırayım, kolumu şöyle koyayım. Başımı şöyle eğeyim.

Hepsi ayrı bir hoş… Uykum geliyor sanki. Gövdemde tatlı bir

uyuşma. Cenin pozisyonuna kıvrılacağım neredeyse. Kedi

olsam mırıldardım şu an.

İçine doğru gömüldüğüm bu sakin kovuk, bedenim,

tensel varlığım, doğal işlevlerim için ve bünyemin özgün tınısı

için, muammalarla dolu zaman tik tak ilerledikçe, bakalım ne

kadar daha derinleşecek…

96


www.isaretatesi.com

ŞİFRELERLE YAŞAMAK

icat ederek

Kanın pıhtılaşmış. Terse çevir pedalı, – yani, terse

çeviriyordun, düze çevir. Hafızanı yitirmişsin. En basitinden

bir dürtü gerek sana – işlenmemiş, yabanıl bir dürtü. Düş

peşine dürtünün, henüz olmayan dürtünün, boşluğa koş.

Eşelemen, didik didik etmen gerek boşluğu. Karanlıkta

kendini tanı. Sözgelimi teyelle konturlarını, işaretle kendini:

Fonksiyondur bu da. Kıytırık eylemden de konuşur

matematik. Matematik = İspat. İspat = Varoluş. Varoluş =

Çirkin. – Pat!! – Çünkü amaç sırf lambayı yakmaktı; öyle

olunca, adi ampulün patlamasıyla yanlışlandın.

Başa döndük. – Neydi? Dürtü gerek sana. Sokağın

köşesinde gece renklerini kurcala: Dürtü geliyor mu ne? Israrla

kurcala, her saniye bir birim, evet – ama, ah, ölçek keşke bu

kadar sonsuzlamasına mistik olmasa…

97


www.isaretatesi.com

İŞLEMLER VE SONUÇ

Bir sürü işlem yaptım. Birbiri ardına, hepsi şifreli,

muamma.

Sırf seslerinden söz edeyim. Birinden tıkırt sesi çıktı.

Birinden, çıt. Biri güm etti, biri dum. – Çıtırt; zırrr; tak tak

tırrak tak; gırç gırç. – Tırss. Dan. Bip. (Bunlara karşılık gelen

duyumları, edimleri söylemeyeceğim. Yalnızca şunu bilin:

İşlemdi her biri.)

Önceden sonraya, bir geçiş denedim.

Bir şeyleri doğru yapmış olmalıyım ki, işleri yoluna

koyduğumu gösteren bir çınlama doluyor kulaklarıma: odada

ortamın derinliğine yerleşirken duyduğum zaman ısısı;

türettiğim düşünce fragmanlarında tılsımlı imler; kızarık

tenim; öteler teleskopunu gelecek ibresinin gösterdiği yöne

çevirişim…

98


www.isaretatesi.com

VARLIK BİLGİSİ

Zamanı durdurduk.

Her şeyi şu an sıfırdan başlatıyoruz.

Neredeyiz? – Hava soğuk. (Bu, bir bilgi.) Dışarıda, açık

havadayız. (Bu da bir bilgi.) Etraf karanlık. Parktayız. (Başka

bilgiler.) Ortalık tenha. Rüzgâr esiyor. Bir takım hışırtılar hariç

etraf sessiz. Ağaçlar ve çalılıklar var; parkın patikaları süs

havuzlarının kıyısından ve lambaların, bankların önünden

çeşitli yönlerde uzanıyor. (Bunlar ve başka başka bir sürü

bilgiler, somut veriler.)

Peki ama şimdi çeşitli bilgilerle varolan bunlar, başka bir

an, tam da aynı mantıkla (zamanı durdurup yeniden

başlattığımızda) – yok da olamaz mıydı? Ya da, madem

zamanı durdurup her şeyi sıfırdan başlattık ve somut bilgilere

dair köklü bir ikilemden geçiyoruz – – varlığı mı seçeceğiz

yokluğu mu?

Ayrımı yapabilmemiz için tek bir şey gerek: varlıkların

genel bağlamına ait kapsayıcı deneyim programımızın

epistemolojisine doğru kanal açan anlık bilgi sarhoşluğu!

99


www.isaretatesi.com

EYLEMİN AURASI

– Yarın için otobüs biletini aldın mı? Bugün o işi

halletmen gerek.

– Birazdan gidip yazıhaneden alacağım.

– Ne gerek var? İnternetten hallet.

– İnternet işleri bana zor geliyor.

– Nesi zor yahu, internet daha kestirme değil mi? Uzanıp

yandaki rafa şu bibloyu koymak gibi bir şey.

– Kestirme mi? Ben bibloyu o rafa koyacak olsam duvara

tırmanır, tavandan başaşağı sarkar, öyle koyardım.

– Nasıl yani? Anlamadım hiç! O neymiş öyle?

– Bibloyu rafa doğrudan koymak bana ölüm gibi geliyor.

Ancak kendi usulümle olunca işin bir zamanı oluyor, öteki

türlüsü öyle değil, boğucu.

– Peki. Yazıhaneye gideceksin yani?

– Evet, madem bilet alacağım, yani bir yolculuk söz

konusu, daha en baştan ona göre olan, bana nefes aldıracak

yolu tutmak isterim.

100


www.isaretatesi.com

NOKTÜRN

Hava karardı. Kentin ışıkları yandı.

Trafik aktı caddelerde. Koşturdu insanlar. Pek çoğu evine

döndü. Saatler ilerledikçe yatıştı etraf.

Tüm gün evlerine kapanmış olanlar dışarıya çıkmaya

hazırlandı.

Geceyi kalbinden yakalamak istiyordu onlar. İçlerinde bir

garip ateş, karanlığı yakıp kavurmayı arzuladılar.

Yalnızgezerdiler: Dışarı çıktılar, havayı ve kenti araştırdılar.

Rüzgâr esiyordu, renkler capcanlıydı sokaklarda.

Köşebaşları tavuskuşu renklerine, nebulalara bulanmış gibiydi;

zencefil ve kış kokuyordu kuytular.

Gece bir kuyuysa eğer, dibinde yakut görüyordu onlar.

Bir dağ ise, ucunda krater. – Güneyde fosforlu ormanlar.

Ama bu yetmedi onlara; zaman ilerledikçe geceyi daha

da geceleştirmek istediler: Nabza sır, bilgiye zirve, maddeye

oyun, yönlere menzil aradılar; kadınları, binaları, heykelleri,

nehirleri, ağaçları yüceltip göklere çıkardılar; karanlığı kat kat

çoğaltarak ve bunda ölçü tanımayarak, dolunayda bile mutlak

101


www.isaretatesi.com

dolunay görüp, derin nefesle soluyacakları ebedî ânı

hazırladılar.

102


www.isaretatesi.com

MALZEME

Günün yoğun saati, yoğun ev.

Yoğun solunan hava; akıl çeldirici detaylar, korkunç bir

dikkat, ürpertici odaklar.

Duvarın boyasındaki gözenekler.

Kitabın kıvrık sayfaları.

Duvarda yamuk duran resim.

Sehpanın metal ayağındaki yansıma.

Ahşap tepside bardak lekesi.

Vazodaki çatlak.

Uyuyan kedinin altında terse kıvrılmış battaniye.

Hepsi en yoğun, en zorlu ve yakıcı halleriyle – bana

düşünecek malzeme!

103


www.isaretatesi.com

BELLEK RESMİ

O resim. O küçük resim.

Mavi bir resimdi: Her tarafı mavinin tonları.

Bir çocuk kitabı veya çizgi roman resmiydi, ya biri ya

diğeri.

Yüksekçe bir noktadan kasabaya bakılıyor. Gökyüzü

mavi, çatılar koyu mavi; uzak tepe kopkoyu mavi, ufuk hepten

lacivert. Bir kule var, tepesinde turuncu ışığı yanan, o da

neredeyse kapkara, – ama mavi, kara-mavi.

Mavi bir resimdi. Bakıyordum bu resme.

Çocuktum.

Suskun, soluk soluğa, benim ben olduğum evreni ısıtarak

bakıyordum: İçine girdiğim resimdi bu, – içine içine

bakabildiğim.

104


www.isaretatesi.com

O ŞEY - I

kül tablası.

her şey gibi

o şey de

bir yerde durur

–– ve o yeri doldurmayı

arar.

105


www.isaretatesi.com

O ŞEY - II

sürahinin

kulbu.

bir şey

sadece o şey

olabilecekken

–– kulbun

her şey olup

kendi olamayışı.

106


www.isaretatesi.com

ASOSYAL - I

Yandaki yolcu beni lafa tutuyor. Tanımadığım yaşlıca bir

adam. Oysa trenin hareket etmesiyle, pencereden dışarı

bakacak, senfoniyi dinlemeye başlayacaktım.

Acaba birtakım susma taktikleri işe yarar mı? Acaba

diyaloğu kilitleyebilir miyim? Saniye hesabı yapıyorum,

umarım bu defaki suskunluk işe yarayacak.

Ama adam konuşmaya devam ediyor. Ona ayak

uydurmak zorunda olmak ölüm gibi.

Kıvranıyorum, dokuz doğuruyorum: Ardımda taze bir

esrime rezervi getiriyor olmasaydım, koşullara uyabilmek

adına bu denli eğilip bükülmem gerekmeyecekti.

107


www.isaretatesi.com

ASOSYAL - II

Trende, ortasında masa olan dörtlü koltuklardayım.

Yanımdaki koltuk boş; karşımdaki ikili koltuklardan biri boş,

diğerinde otuzbeşlik bir kadın.

Uyuyor kadın, gözleri kapalı. Uzaktan yüzünü

inceliyorum.

Alnında, sol kaşının üzerinde sivilcemsi pütürler var. Sağ

kaşında, kaşı ikiye bölen, küçük bir dikiş izi. Alnının

bombesinde yağlı ten parlaklığı.

Tren sarsıldıkça yanakları titriyor.

Sol alt göz kapağına bir kirpik düşmüş.

Burun deliklerinin etrafında ve elmacık kemiklerinin

üzerinde kılcal damar kızarıklıkları. Ağzı aralık uyuyor; dişleri

ve dudakları biraz biçimsiz. Tıpkı yüzünün genel hatları ve

kafasının şekli gibi.

Ama kıvırcık, gür saçlarının çarpıcı bir canlılığı var ve sırf

o yüzden, cildinin solukluğuna ve yorgun yüz ifadesine

rağmen kadının gene de hayli çekici olduğu söylenebilir.

Tüm kısıtlılıklardan bağışık ve tanıksız olmanın

avantajını kullanarak bakmaya devam ettiğim her saniye,

108


www.isaretatesi.com

görüşümün bileşenleri arasındaki makası tehlikeli bir şekilde

açtığımın, incelemeyi bırakmak zorunda olduğumun

farkındayım: Kaynıyor ezelden ebede varlığı kaplayan şehvet;

kabarıyor canlı maddenin sancılı yüzey muamması; gözümde

âdeta güneşe bakmaktan kalmış mor bir nokta – ve o noktada

kapkara yokluk…

109


www.isaretatesi.com

KARA AYİN

Derisine çengel geçirip sırtından tavana astım onu.

Debelendi, ama çengel daha da derine batınca kaskatı durdu.

Ben vazgeçmedim. Kollarını ve bacaklarını bileklerinden

bağlayıp gerdim; omuz başlarına, ellerine, ayaklarına

kıskaçlar, mandallar taktım. Ağa düşmüş bir sinek gibi asılı

duruyordu. İnliyor, uluyor, tuhaf sesler çıkarıyordu.

Devam ettim. Baldırlarına, kaba etlerine iğneler batırdım.

Derisine çizikler attım bıçakla. Çığlıklar atıyor, sarsılıyordu,

ama hâlâ kendindeydi, acıya dayanabilmişti.

Sonra bir hamlede karnını yardım. Avazı çıktığı kadar

bağırdı, sustu. Yüzüne bakmadım bile. Yarıktan boşanan kanı

izledim.

Sesi soluğu çıkmıyordu, sınırsız bir acı çekiyor olmalıydı.

Ya da tümden hissizleşmişti. Bilinci açık mıydı kapalı mı?

Aslında baştan beri amacım, acı çektirerek onu kendine

getirmekti. Ama işe yaramamıştı. Öylece durduk. Akıyordu

kan. Ölüydü teni.

Ama elimden bıçağı bıraktığım an, mucizevi şekilde

karnındaki yarıktan parlak bir ışık saçılmaya başladığını,

110


www.isaretatesi.com

teninin ağıtsı tınılarla fosforlu renklere büründüğünü gördüm:

Seansa başlamadan önce ona içirdiğim iksir geç de olsa etkisini

göstermiş olacak ki, bir anda bağları, iğneleri, kıskaçları

üzerinden attı, çengelden aşağı tık diye inip iki ayağının

üzerine kondu.

Göz göze geldik: Saf dirimin mutlak pırıltısıyla

bakıyordu sonsuzdan.

111


www.isaretatesi.com

AÇLIK

Sıradan bir gün; akşam olmuş, evimdeyim.

Peki neden böyle sıradan bir günde ve akşamda, evine

dönmüş birinin rahatlığı içinde değilim? Yaşantımla ilgili bu

kadar büyüklenen, ama bir o kadar da doyurulamayan ve beni

her an zorlayan şey nedir?

Örneğin koridordan geçip mutfağa doğru gidiyorum:

Nedir bu sırada koridorun yer karolarına, mutfak fayanslarına

derin bir nefesle yürüttüğüm ateş? – Pencereden bakıyorum:

Nedir ufukta fokurdattığım kan, buluttaki zorlu elektrik?

Etrafımda bir tur dönüyorum: Ahşabın cilasından hangi

deli yansımayı kaçırıyorum, – manyetiğim hangi şaşkın

bilimdir, – pusulamın gösterdiği sonsuz, nasıl esrik bir

matematik?

Eylemler hep yüklü. Benim için en zoru, bulunduğum

yerde olmaktır. (Neydi amor fati?) Delili görmek için

gereksindiğim paralaks, sancıdır. Her şeyi onaylayan büyük

soluğu tutturacağım diye her an soluk soluğayım: Bir rüzgâr ki

bu, yelken patlatır.

Şimdi bir düşünce pırıltısı yakalasam, onu yanlış bir

teoriye doğru genişletirim. Sıradan bir feminen detayı,

112


www.isaretatesi.com

sorgusuz sualsiz bengi dişiye tamamlayıveririm. Dışarı çıkmak

ve gezinmek istesem, daha kapının önünde, ya tavaf ya

Himalaya tırmanışı beklerim. Bir sanat yapıtı karşıma gelse,

örneğin müziğin armonisinde veya bir resmin renk

geçişlerinde, takıntım odur ki hem en yüksek haz yıldızını hem

vahyi bulmayı denerim.

İşte yine koşuyorum boşluğa doğru son hız. Yine çılgın

bir hevesle dolu, yine sonsuz derecede aç.

Çünkü tinin büyük midesini bir defada dolduracak dev

lokmayı bulup yutamadım – ve obur tin onu doyuramadığım

her saniye bana açlığını duyuracak.

113


www.isaretatesi.com

ARMONİYİ SINAMAK

mu?

(Radyoda müzik çalar.)

– Konçertonun bu pasajındaki şu armoni, sence doğru

– “Doğru” mu? Ne anlamda soruyorsun bunu?

Müzikolojik bir açıklama bekleme benden.

– Biliyorum. Sorduğum soru armoninin sahici olup

olmadığıyla ilgili. Bu notalar sence gerçek mi?

– Pekâlâ, istersen bunu sınayabiliriz. Ama kontrolü

tamamen bana bırakman gerek.

– Elbette. Otoritene güvendiğimden sana başvurdum

zaten.

– O halde deneyelim.

– Pasajı yeniden dinlemeye ihtiyacın var mı?

– Yok, armoni aklımda. Yapıtı iyi biliyorum; o armoniyi

ezberime kazımıştım bir zaman.

– Herhangi bir hazırlığa ihtiyacın yok mu?

114


www.isaretatesi.com

– Hazırlık mı? Hazırım ya! Tutkuma ve enerjime

dayanarak gelmedin mi bana? Çarklarım fırıl fırıl dönüyor.

– Tamam, sana güveniyorum. Bildiğin yöntemi uygula.

Notaları kendi usulünle tekrarlayarak sınayacaksın sanırım.

– Haklısın, “tekrarlar” önemlidir. İzninle, uygulamaya

başlıyorum.

(Balkona çıkar ve oradan konuşmaya devam eder.

Mırıldanmakta, âdeta kendi kendine konuşmaktadır. Binanın ardında

kalan ormana ve tepelere doğru bakar.)

Şimdi… ormanın ilerisinde… şu taraftaki şu tepelerden

birinde… boz bir yamaç olacak… hah, şuradaki… o yamaçta, o

yamacın ortalarında… sağa doğru… kayalık alandan

akabeye… hafiften içeriye göçük şu kütle boyunca… yeşilin

üzerinden… evet, şu taraftan şu tarafa… şöyle… yay çizerek…

armoniyi oradan ilerleterek… saniyelik hızla… hah, evet…

(Gülümseyerek, içeri doğru seslenir.)

Tamam, notalar doğru, armoni gerçek!

115


www.isaretatesi.com

VİBRATO

Mutlak bir sakınganlıkla geçirdi günü. Kendisini

ilgilendirmediğini düşündüğü birçok mekândan, kişiden,

deneyimden uzak durdu. Koruduğu, üzerine titrediği şey veya

şeyler her neyse, onu veya onları korumak için insanlarla

neredeyse tüm temas noktalarından kaçındı, kendine ördüğü

kozanın içinde kaldı.

Peki ama gecenin bir yarısı, içeride rahatsız olabileceği

bir canlı müzik performansı olduğunu farkettiği ve o nedenle

yanından koşar adım geçtiği bardan üç saniyeliğine tiz, bayağı

bir kadın vokali vibratosu duyduysa ve sakınamadıysa, ne

yapacaktı? Kaçtı, ama kaçarken duydu. Kulaklarının üstüne

oturacak değildi ya!

Şimdi otele, odasına dönüyor, kendine ördüğü kozanın

içini tüm dünyayı saran tiz vibrato kaplamış – ve o, bununla

ne yapacağını kesinlikle bilmiyor.

116


www.isaretatesi.com

TAKINTI

Yamaç ve bulut.

Görebildin mi? – Göremedin.

Tekrar dene.

Yamaç ve bulut.

Görebildin mi?

Göremedin, ama görmek istediğin her neydiyse onu

göremedin.

Biraz yürü, ara ver, tekrar dene.

Yamaç ve bulut.

Neyi gördün, neyi göremedin?

Zaman geçiyor, güneş batacak, dikkat et.

Yamaç ve bulut.

On dakikadır deniyorsun.

* * *

117


www.isaretatesi.com

Yamaç ve bulut. – Hâlâ göremedin. Sayısız tekrar oldu.

Şimdi, her seferinde ne gördüysen onları üst üste koy, yamaca

ve buluta karşı tartıya vur.

Onca denemeyle ancak bu bir birimlik tortuyu mu elde

edebildin?

118


www.isaretatesi.com

DEĞİŞMEYEN

“Burası bir Monte Carlo olabilirdi” diyor. “Mesela şu

koy. Biraz yatırımla doğru alan düzenlemesi yapılsa, ne kadar

cazip bir turistik merkez olurdu” diyor. Haklı belki. Ama

sonuç olarak burası bir Monte Carlo değil. “Sonra, mesela şu

taraftaki kayalar burada olsa, buradaki iskele de o tarafta olsa”

diyor. Kendince haklı belki. Ama kayalardan ve iskeleden söz

ettiği sırada garip bir şekilde öfkeli.

Sanırım kayalığa ve iskeleye laf ederken asıl öfkelendiği,

onların konumunun olması gerektiği gibi olmayışı değil de,

düşünce yoluyla o an tam onun istediği gibi olamayışı.

Düşünüyor, ama düşünmekle değiştiremiyor: Kayalık

ileride, iskele beride, gerekli yatırımlar yapılmamış, – burası

bir Monte Carlo değil.

(Aslında hoş bir deniz kıyısı burası; kayalık var, iskele

var, açıkta coşkulu dalgalar var ve tüm bunlara hoş bir seyir

taraçasından bakıyoruz; ama sanırım o şu an burada olmakla

ilgilenmiyor: Yaşadığı dünya ve düşündüğü dünya arasındaki

kapanmaz açıklıkta bulmuş olmalı takıntılı ruh habitatını.)

119


www.isaretatesi.com

MAĞARA

Sarkıt ve dikitlerle dolu bir mağarada ilerliyoruz,

maddenin ve suyun zamanla olan oyununu müthiş bir

çarpıcılıkla sergileyen galerilerden geçiyoruz.

Hayran olmamak elde değil. Her dönemeçte, her odacıkta

türlü türlü şekiller, insanı apayrı hayrete düşüren özgün

oluşumlar karşımıza çıkıyor. Demirli mineraller, limonit,

azurit ve malakitin taşa verdiği kırmızı, sarı, mavi ve yeşil

renkler, mermerimsi, bal rengi dalgalanmalar ve ebruyu

andıran dokular bir yana, yapay aydınlatma lambalarının

marifetiyle hem yüzeyler daha da parlamış, hem de gölgeler

belirginleşmiş ve sonuçta tanımı imkânsız, rengârenk bir

cümbüş ortaya çıkmış.

İşte, damlataşlar, soğan sarkıtlar. İşte, inciler, havuzlar,

kristaller. İşte, yapraksı kıvrımlar, dalgalı çarşaflar; işte, fil

ayağı; işte, makarna.

Sular her yanda şıpır şıpır. Her ses yankı yapıyor.

Bir dönemeçten daha geçiyoruz, yeni bir ilginçlik. Bir

odacığa daha bakıyoruz, çılgınca aydınlanmış bir başka

120


www.isaretatesi.com

heybetli kütle. Ardı arkası kesilmiyor, soluk soluğa ilerlemeye

devam ediyoruz.

Köşeyi dönüyoruz, yeni bir kovuk. Pasparlak, eğri büğrü,

capcanlı bir yığın daha: Sonunda kendimi tutamayıp, “İşte bu,

hiper varlık!” diyorum.

Bu sözcükleri bana söyleten dürtü nedir bilmiyorum,

ama hemen ardından içimde tuhaf bir ikinci ses yankılanıyor:

“Peki, madem hiper olan bu, bir sonraki ne olacak?”

121


www.isaretatesi.com

BİLGİ

“Ateşi bulduğunuzda kan damarda lav gibi akmaya başlar ve

nihai yangını çıkarmamanız için müthiş derecede kıvrak olmanız

gerekir.”

Yukarıda yazılı cümleden onda gizli olan

bilgiyi nasıl okuyabilirim? Şunu demek

istiyorum: Bu cümledeki bilgiyi, okumak

yoluyla nasıl elde edebilirim? Cümle, içerdiği

bilgiyi bana doğrudan veriyor mu? Bir başka

deyişle, onu içeriyor mu? Eğer içeriyorsa, o

bilgiyi cümlenin neresinde bulacağım? Yani

bilgi cümlenin belli bir yerinde, örneğin

“ateş” ile “kan” arasında veya “lav” ile

“yangın” arasında bir yerlerde mi? Ya da o

bilgi, tüm cümlede mi mevcut; yani ne eksik ne

fazla olacak şekilde, cümlenin tamamıyla mı

örtüşüyor? O halde cümleyi, hiç kesintiye

uğratmadan, bir solukta mı okumak gerek? Peki,

tamam, ama cümlenin ölçüsü ne? O ölçüye göre

olan soluk ne kadar olmalı? Veya nasıl bir

hıza karşılık gelmeli cümle, ne hızda

okunmalı? Doğru ölçüye göre, doğru hızda

122


www.isaretatesi.com

okunduğunda, bilgi cümleyle eşzamanlı mı

belirecek? Peki, ya biz bunu yaparken birtakım

öngörülemeyen engeller okumayı aksatırsa ve o

aksaklık cümleye geri alınamaz bir şekilde

işlerse, bilgiyi sonsuza dek perdelerse? O

zaman cümlenin bilgiyi içerdiğini bize kim

garanti edecek? Belki de cümleden bilgiyi

deşifre etmek için boş yere çabalayıp

duruyoruz.

Buldum! Bilgiyi içermesi gereken, cümle değil, benim!

Yazılı cümle, bende bilgi sımsıcakken karşıma gelmeli; bilgiyi

sözcüklerin içinden tutuşturarak geçirmeliyim ve bunu

yaparken tıpkı cümlede söylendiği üzere, damarda kan lav gibi

aktığı sırada müthiş derecede kıvrak hareket etmeliyim!

123


www.isaretatesi.com

124

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!