17.12.2019 Views

Aytek Sever - Profusiòn

Aytek Sever, Şiirler

Aytek Sever, Şiirler

SHOW MORE
SHOW LESS

Create successful ePaper yourself

Turn your PDF publications into a flip-book with our unique Google optimized e-Paper software.

Aytek Sever

PROFUSİÒN


AYTEK SEVER

Şair, çevirmen. 1981 yılında Bursa’da doğdu. Üniversite ve yüksek

lisans öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ’de tamamladı. Çeşitli

alt kitaplardan oluşan Hiperbor, Siòn, Moto Perpetuo, Anka adlı şiir

toplamlarının yanı sıra, Emerson (Yaşamın İdaresi), Thoreau (Doğa ve

Yürüyüş Üzerine Seçme Denemeler), Whitman (Ben, Jack Engle; Çimen

Yaprakları; Benliğimin Şarkısı), Kandinsky (Sesler), Tagore (Firari;

Gitanjali; Meyve Hasadı; Kadim Düşünceler), D. H. Lawrence (İnsanlar ve

Öteki Yaratıklar), Gertrude Stein (Nesneler) çevirileri vardır.


Aytek Sever

PROFUSİÒN


Profusiòn

Aytek Sever

Kapak Resmi:

‘Kompozisyon VII’

Wassily Kandinsky, 1913

1. Baskı:

© İşaret Ateşi, Aralık 2019

E-kitap olarak www.isaretatesi.com sitesinde yayımlanmıştır.

Her hakkı saklıdır. Eserin tamamı veya bölümleri hiçbir yolla

basılamaz, kopyalanamaz, eser sahibinin izni olmadan başka bir

mecra veya internet sitesi üzerinden yayımlanamaz. Alıntılar için

lütfen kaynak gösteriniz.

www.isaretatesi.com

isaretatesi@gmail.com


İÇİNDEKİLER

P r o f u s i ò n

Geniş Zaman ………………………………………………………… 15

İçgüdü ……………………………………………………………..…. 16

Buyruk ………………………………………………………………... 17

Sıcacık ………………………………………………………………… 18

Gece Prelüdü ………………………………………………………… 19

Buyruk - II ……………………………………………………………. 20

Palette Renk Denemeleri ……………………………………………. 21

Fitil …………………………………………………………………….. 24

Bitki-Yaşam …………………………………………………………... 25

Hız Felsefesi ………………………………………………………….. 27

Senfonik Odak ……………………………………………………….. 28

Kaz …………………………………………………………………….. 29

Homeostasis ………………………………………………………….. 30

Şipşak …………………………………………………………………. 31

Kaplumbağalar ………………………………………………………. 33

Aya Tırmanan Merdiven ……………………………………………. 35

Doğru Yer ……………………………………………………………... 36


Parkta Nereden Yürünür ……………………………………………. 37

Menzil …………………………………………………………………. 40

Tık ……………………………………………………………………... 42

Volkan ………………………………………………………………… 43

Durup Dururken, Beden ……………………………………………. 44

İrade …………………………………………………………………... 46

Taklit ………………………………………………………………….. 47

Ağırlık ………………………………………………………………… 48

How did this Happen ……………………………………………….. 49

Bir Ressam Öyküsü ………………………………………………….. 50

Büyüler, Sunu ………………………………………………………… 53

Ateş Büyüsü ………………………………………………………….. 54

Çocuk Büyüsü ………………………………………………………... 55

Erkek Büyüsü ………………………………………………………… 56

Koku Büyüsü ………………………………………………………… 57

Manzara Büyüsü …………………………………………………….. 58

Ters Büyü …………………………………………………………….. 60

Düşeş ………………………………………………………………….. 61

Kovuk …………………………………………………………………. 64

Işığı Ayarlamak ……………………………………………………… 66

Tanrı Yüzlerle Oynuyor …………………………………………….. 67

Çağının İnsanı ………………………………………………………... 69

Tanrı Düşüncelerle Oynuyor ……………………………………….. 71

Kut Güneşi ……………………………………………………………. 72


Uçmak ………………………………………………………………. 73

Kendi Zamanı ……………………………………………………… 74

Yükleri Bırakmak ………………………………………………….. 76

Vis Medicatrix Naturae …………………………………………… 78

Kendi Zamanı - II ………………………………………………….. 80

Ya Sıfır Ya Bir ………………………………………………………. 82

Konuşan Disk ………………………………………………………. 83

Tehlike ………………………………………………………………. 84

Çarşaf ………………………………………………………………... 85

Karanlığın Ötesi ……………………………………………………. 86

Kritik ………………………………………………………………… 87

Mutlak Kulak ……………………………………………………….. 88

Çark ………………………………………………………………….. 89

Kâinat Pastanesi ……………………………………………………. 91

İstikamet, Kitapçı …………………………………………………... 92

Harlatıcı ……………………………………………………………... 93

Persona ……………………………………………………………… 94

Evetleme …………………………………………………………….. 95

Görüş Payı ………………………………………………………….. 96

Fren ………………………………………………………………….. 97

Hâle …………………………………………………………………. 98

Çağının İnsanı - II ………………………………………………….. 99

Kapriçyo …………………………………………………………….. 100

Lokomotif ve Raylar ……………………………………………….. 101


Terzinin Yeri ………………………………………………………... 102

Döngü Arayışı ……………………………………………………… 104


www.isaretatesi.com

PROFUSİÒN

SİÒN - III

13


www.isaretatesi.com

14


www.isaretatesi.com

GENİŞ ZAMAN

bir zanaatkâr öyküsü

İşin başına geri döndüğümde, önümdeki tezgâh artık

alelâde, ortalık bir yer değildi, benzersiz yansımalar saçıyordu.

Elime aldığım alet edevat özel bir düzgünlüğe, ılıkla sıcak

arası bir ısıya sahipti. Atölyenin her tarafına yığılmış malzeme

ve bilumum aksam mavimtrak renklere bürünmüştü. Mekânın

rasyonel havası genişliğin kozmik tavrını yansıtıyordu.

Sessiz sedasız işimi yaptığım sırada, beni görenlere olgun

bir iş ahlâkı ve çalışma iradesi aşılıyordum; becerideki

ustalığın ve kusursuz basitliğin ardında uzun soluklu bir

davranış mühendisliğinin, karmaşık bir benlik mimarisinin

yattığını duyuruyordum.

Çünkü, işe dönmeden önce verdiğim kısa pencere

molasında görmüştüm ki, – yüksek dev gibi bir bulutun

bombelerinde, daracık bir zaman aralığında, çağlar vardı.

Şimdi, işimin başındayken, tekrar ve yeniden: çağlar vardı.

15


www.isaretatesi.com

İÇGÜDÜ

Bir içgüdü bu.

İnsan kendinden dışarı bir dokunaç uzatıp, zamanın

boşluğunda lıkır lıkır gezinen şeyleri kurcalamak istiyor;

erişebildiği kovukları gıdıklıyor, didikliyor, eşeliyor; oynuyor

uçlarla, işlemler yapıyor; ayarlıyor durumun öğelerini,

kuruyor, bozuyor, düzeltiyor; dikenlerini batırıp taktırıyor

göksel manyetizmayla, – o sırada yaylıların gür tınısı

yükseliyor, hassas bir ses bıçağıyla ince ince biçilip doğranıyor

hava, lime lime ediliyor.

Bu içgüdü belirdiğinde, – benzersiz bir ısıyla yanıyor

akşamüzeri alnı ve şakakları içine alan köpüklü pembe kuşak.

16


www.isaretatesi.com

BUYRUK

Ortalık sütliman. İstem dengeli. Harelenerek yayılıyor

uyum soluğu. Dinleniyor, dinebilmiş düşünen beden.

Hayvansal varoluşa çekilerek bu ortalama döngüde kalmak

akıl kârı.

Hamle yapma, bekle.

– Hele de, yapacağın ilk hamlenin çılgın bir tekrarı

başlatabilecek bir yanlış-eylem potansiyeli taşıyor

olabileceğinden şüpheleniyorken!

17


www.isaretatesi.com

SICACIK

İster geçmediğim paralel caddenin hıncıyla yürüyeyim

bu caddede, ister kara bulutlar altında meydanı birbirine

katsın uğursuz güvercin sürüsü, ister panoramik manzaranın

önünü bir anlığına ama sonsuza dek kapatsın kamyon, isterse

de bilinmeyen kaynaktan yansıyan ters ışık zehirlesin kanımı –

– gene de parkta piknik masasına oturduğum an, yerimden

kalktığım anki anahtarım capcanlı: ahşapta sıcacık benek!

18


www.isaretatesi.com

GECE PRELÜDÜ

Sen ki tüm gün, içten yoğun duymak istediğin nesnelere

dıştan geçirimsiz bir duman sardın ve dağılgan, tüy gibi

duymak istediğin havayı istemeden katılaştırıp kurşun gibi

ağırlaştırdın, – şimdi, okuduğun kitabın, alnındaki özel ısıyı

bozabileceğinden korkuyorsan, bu, gecedeki bir özgün eylem

icadı olasılığına işaret ediyor olabilir.

Sen ki içinde durduğun dış dünyanın en küçük birimisin,

– yine de bu en-küçük’lüğünle, günün en doğru yaşanışı için,

tarifi çekirdekte gizli olan ve her seferinde yeni bir anlatımla

şekillenen bir mührü binbir güçlükle kendinden uzatıp

dünyaya vurmaktan başka bir yol göremiyorsun. Gecenin

alınlığından bir yazı geçirmen gerek: Yoksa sen yoksun, gece

yok.

Incognito: ergo sum. Sus ve yürü. Te quæsiveris extra. – Sen

ki kendinde, gecede kendinden dışarı baktığında görebileceğin

şeyi buldun!

19


www.isaretatesi.com

BUYRUK - II

Yürürken

gördüğün bir sokak

geri kalan bütün

dünyanın kilit noktası gibi

görünüyorsa sana,

–– gir o sokağa!

(Gün boyu tüm tutum ve tercihlerinle durağanlığın ve

sıkıntının imbiğinden binbir güçlükle geçirip var ettiğin erki –bir

iksir gibi düşün onu– doğru kullanmayı başaramazsan, asla affı

olmayan –ve cezası ertelenmeyen– ölümcül günahı işlemiş olursun

kendine karşı.)

20


www.isaretatesi.com

PALETTE RENK DENEMELERİ

otoportre hazırlığı

Elimde palet ve fırça, önümde tuval.

Yalnızca iki rengim var: kırmızı ve siyah. Biri güya canlı

renk, diğeri mat. Şu an ben her ikisine de aynı duyarsız gözle

bakıyorken, benim için ikisi de mat, ikisi de ölü. Bunca farklı

oldukları halde bunca ikiz olduklarından, hınçlıyım bu

renklere, gene de vazgeçemiyorum onlardan: Madem

avucumda palet, elimde fırça, önümde renkler var ve madem

zamanı ören kurgu bu saat bu tuvali itelemiş bulunduğum bu

âtıl hücreye, – ayrılıp gidemiyorum buradan.

Kâh önce kırmızıyı alıp üzerine siyahı, kâh siyahı alıp

üzerine kırmızıyı katıyorum; palet üzerinde ayrı ayrı yerlerde

gelişigüzel, hoyratça karıyorum iki rengi. Ruhsuzca, sırf iş

olsun diye yapıyorum bunu: Birbirine buluyorum renkleri,

bulandırıyorum, yayıyorum, karıştırıyorum, bozuyorum.

Tuvale uygulayacağım bileşim için kıvranıp duruyorum.

Hâlâ boş tuvalin karşısındayım.

Palet, oluşturduğum karışımlarla alaca bulaca. Dozun

anlamsızlığını göz ardı ederek zorla bir şeye benzetmeye

21


www.isaretatesi.com

çalıştığım bulamaçlar, öylece bıraktığım pelteler, bir karşılığı

olmayan tortular, pıhtılar, çamurumsular.

Renk gitgide çamura kayıyor hakikaten! Şuraya bakın!

Peki, nereden geliyor bunca kaba emek, benim bu

hummalı çalışmamı koyultan zehir? Nedir bu safra, bu irin, bu

korkulu salgı, bu uykusuzluk salyası, bu şizofrenik özsu?

(Ormanları yamyassı eden şeytanî bir ulumayla silkiniyorum;

hırsımla gece ufkunu tehlikeye attığımı duyuyorum; atölyede

feci bir inziva bozulumu pekişiyor anbean.)

Bu zehri bir kusabilsem! Çünkü otoportreme ana renk

olarak kovaladığım bu renk ancak bir zehir olabilir! – Kâh

siyahı kırmızıya, kâh kırmızıyı siyaha kararken, içine is, toz,

kömür, kan damlaları katarken, bir sürü unsuru uygunluk

gözetmeksizin birbirine karıştırmış, bulaştırmış, birbiriyle

çarpıştırmış oluyorum: kör zorunluluklar ve gündelik

alışkanlıklarla, vahşi vecdleri; ayrıksı duyumlar ve sancılı

eylem buluşlarıyla, güvenli dinlence kovuklarını; atılım

sıçramalarıyla, yoz düşüşleri; yoksunluğun sayrı refleksleriyle,

doyumun kutlu dinçliğini; ayarımı bozan tensel

dalgalanmalarla, çehrelerde kıvılcımlar çaktıran akşam

evrekamı…

Sırf bu boya hırsını, bu karanlık tutkuyu sürdürsem yeter

bana! İnanıyorum ki, çalışmaktan içim de kararsa, katran gibi,

zift gibi de olsam, böyle devam edersem kırmızı ve siyahın

tam aradığım kıvamını muhakkak tutturacağım. – Belki de

dilim, damağım, gırtlağım dönemsel tıkanıklığıma dair tüm

glossolalia’yı söyleyip tüketmiş olacak bu arada; belki de bir an

22


www.isaretatesi.com

gelecek, dolunay aydınlığında taş yola ayağımı basıp

yürüyeceğim, ıssız yıldızlar kanyonunu sonsuz bir hevesle

solumaya duracağım…

O halde ha gayret, daha da, daha da karıştır renkleri;

siyahı kırmızıyı, homurdana homurdana, ıkına sıkına,

kudurmuşçasına kar! Dumanlar çıkarıyorsun, az daha, ha

gayret!

– – Sonuç: Van Dyck kahverengisi!

23


www.isaretatesi.com

FİTİL

Bir adım atıyorsun: ufukta ateşin özü. Az önceden

şimdiye, bu bir köprü. Her hamle bir öncekinin ardından

armonik. Bir bütün ortaya çıkıyor – bir örgü. Ezberden

kesintisiz geçen mırıldama. Ve onun ucunda, manyetik bir

yıldız. Güm: hipodrom kadar geniş! Bulut halıları… Ve sıra

sıra deneyimler derin madenlerde patlıyor. Merdiven altlarının

beş yaş uğultusu gibi çınlıyor bozkırların ötesine akşamleyin

tıkılan kutlu pamuk. En yaman düşüncenin kaçınılmaz zehri

salyada nane gibi… Gece göğü elektronikleşirken, gönderlerde

arı bir dehşet! Ve geçiş ânında kış başı kokarken hava, ağlamak

için bir sır – ve bir uçak pisti geliyor: birinci piyano

konçertosundaki Liszt’i haklı çıkaran! Düşüncelerin tropik

alevlenişiyle, velfecir okuyan gözlerle tarıyorum manzarayı;

etrafa tutku saçıyorum, aşk saçıyorum.

Parlak kıvılcımlarla cızır cızır yanan bir fitildir bu! O

yanarak ateşler saçtıkça, ölümsüz bir şuruptur sızan buraya,

benden yayılan halkalara… Varsın bu fitilin sonunda bir

infilak olsun, – fitilde ateş kıvılcımlar saçarak ilerlediği ve

buraya ölümsüz şurup sızdığı sürece, düşünmüyorum bile

bunu, – ateşe ve şuruba tapıyorum!

24


www.isaretatesi.com

BİTKİ-YAŞAM

bitki: zamanda

–– yer kaplamaya hazır!

bitki: boşlukta

–– bitivermiş

–– başlamış!

bitki: kendisi

–– olmakta ısrarlı!

bitki: uzayıp gidiyor

–– çılgınca takıntılı!

25


www.isaretatesi.com

bitki: yerini sağlama almış

–– sonraya kalmış!

26


www.isaretatesi.com

HIZ FELSEFESİ

Hızlı bir düşünce. Bilincin hızlı akışı. Hızlı duyum, hızlı

algı. Hızlı hesaplamalar, hızlı seçimler, hızlı zekâ. Kan-ivme.

Hızlanıyor bünye; ısındıkça ısınıyor şakaklar ve alın: Ra’nın

gözü hızlı. Durmayınca, yavaşlamayınca, hatta vites arttırınca,

balçıktan kurtuluyor tekerlek, – devriâleme başlıyor.

Cevaplar, aydınlanış, arınma, uyum, etkileşim – ve yüce

onay, şarkı, nefes; tüm şeylerin somut teması: hızlı olunca!

Bu üst hız beni ay denizleriyle, asteoritlerle, galaksilerle

eşliyor. Hıza dayalı bir ritim tutturuyorum, varlığımı

topyekûn hız üstüne kuruyorum.

27


www.isaretatesi.com

SENFONİK ODAK

Sararan düzlükler üzerinde doğudan batıya açılıyor kent.

Hava iç açıcı, nefes yoğun. Akşamın bu saati tarihtir, çağ,

yazgı, gelecek. Yörenin can damarı olan nehrin yatağı, tuhaf

dokusuyla bu saat sanki kauçuk; dramatik bir yapı yok ama

öteler derin, – ambiyans alabildiğine senfonik. Sesler bölge

bölge manyetik.

Ürperiyor ufuk. Havada kış kokusu, göç rüzgârı.

Karanlığın çökmekte olduğu doğu yönünde, sabit, bas bir

tını: boşluğun ortasında tüm gerçekliği onaylayan gizli odak.

28


www.isaretatesi.com

KAZ

Kaz, gölette yüzüyor. – Park burası; etrafta yürüyen,

banklarda oturan, fotoğraf çekinen insanlar var. Gölet yapay;

suyun kendisi ve ağaçlar hariç her şey insan yapımı.

Ama parkın genel görünümü ne denli yapay olursa

olsun, kaz kendi yaşamında kalmakta ısrar ediyor – ve çevrede

ne varsa kaz-yaşamı yapıyor!

29


www.isaretatesi.com

HOMEOSTASIS

Bu durum, – mekânda ve nesnelerde küçük küçük renk

çarpıtmaları ve ışık kırılmaları yaratarak, sonunda

yanlışlanamayan büyük bir esriklik yakalamakla ilgilidir.

Bu durum, – gecede tepeler üzerinde, en yükseklerde

durup dururken Pan’ın çığlığını ünleyip, nefes nefese

kalmakla ilgilidir.

Bu durum, – yaşamın göstergelerini anbean takip edip

yoğun işaretler arayan hazcı takıntıyla ilgilidir.

Bu durum, – tinin ufkunda capcanlı görülmüş delili, sık

aralıklarla çarpıcı biçimde yinelemekle ilgilidir.

30


www.isaretatesi.com

ŞİPŞAK

Yaşamsızlar! Kan yok damarınızda, atmıyor kalbiniz,

kuruyup kalmışsınız. Sonsuz bir atalete hapsolmuşsunuz,

tutuşmuyor yaşam ateşiniz. Peki, kibrit misiniz ki tutuşmak

için dünyaya sürtünüp duruyorsunuz?

Tek bildiğiniz, yoz bir içgüdüyle boşluktan kendinize

büyük bir karşıt yaratmak ve ona üstün gelmek adına yüklenip

durmak! Eylemlerinizi karşıtınıza göre koşulladıkça karşıtın ta

kendisi olup çıktınız, farkında değil misiniz? Kaynağını

kendinden alan neyiniz kaldı, hani özgün gerekçe, hangi

döngü, hani içten yanan ateş?

Yaşamsızlar! Hamleleriniz daha baştan yanlışa düştü:

Karşıtın sağlamasını yapmaktan başka neye yarıyorlar?

Karşıttan yola çıkıp gene karşıta varıyorsunuz; nerede pozitif

ilke?

Yaşam ancak yokuş yukarı yaşanır diyorsunuz; oysa

yaşam düzlüklerdedir, ya da eğik düzlemlerden aşağı yürür

tıngır mıngır. Bir tekerlektir yaşam; ya usulca yuvarlanır

ittirmeseniz de, ya da gider az bir ittirmeyle: Kan ter içinde

31


www.isaretatesi.com

omuzlanmaz tekerlek! (Sisyphos’a bile ancak ceviz tanesi

kadar ağır gelmeli kaya.)

Ama madem “karşıtlama” zırvasına başladınız bir kere, –

o halde bu tersine döngüyü kırmayı, yalnızca kara doğanızın

katranını tüketmekle umabilirsiniz.

Bari dörtduvarın cenderesinde, başka zaman sonsuz menzilde

gördüğünüz mühre en çok benzeyen pırıltıları – bir anlığına şipşak

yakalayın!

32


www.isaretatesi.com

KAPLUMBAĞALAR

D. H. Lawrence’a

Göletteki kaplumbağalar: suda yüzenler, dip kumuna

gömülenler, yosun kemirenler, taşların üzerinde

güneşlenenler. Bazısı hareketli, suda süzülüyor, çırpınıyor;

bazısı suda ve taşların üzerinde hareketsiz. Bir de taşların

üzerine çıkmak için zorlayan, ötekileri ittirip kaktıran,

yerinden kaydırmaya çalışanlar var. Göletin kıyısına gelip

bakan insanlara asıl seyirlik sunan da bu. Ziyaretçiler

kaplumbağalar sırf durdukları yerde dursa kısa sürede ayrılıp

giderler, oysa kaplumbağaların çekişmesini izlemekten

hoşlanıyor onlar, aralarında yorumlar yapıyorlar,

gülüşüyorlar, türlü ses ve ünlemlerle, direnen veya suya düşen

kaplumbağalara tepkiler veriyorlar, heyecanlanıyorlar,

şaşırıyorlar, eğleniyorlar.

Taşların üzerinde üçlüler, dörtlüler, beşliler halinde

duran kaplumbağalar, o halleriyle âdeta gökteki

takımyıldızlara benziyorlar. Her üçlü, dörtlü ve beşlide ayrı bir

tavır var; eğer bunlar üçgen, dörtgen ve beşgense, her birinin

kenar oranları farklı farklı. Bunlardan türeyen anlam – ve bir

33


www.isaretatesi.com

de çekişmeden türeyen anlam: ittiren, dayanan, tutunan,

yüklenen, kayan, tırmanan, ötekileri kaydırıp taşlarda kendine

yer açan, açamayıp suya geri düşen, ya da ötekilerin üstüne

binip istif oluşturan kaplumbağa bireyleri.

Burada ben de bir seyirciyim. Fakat bir seyirci olarak

kaplumbağaların bu ilişkiler ağını hangi ölçülere oturtacağımı

onların kendileri gibi bilemediğim için ve göletin kıyısında uzun

süre dikilip seyretmek olanı görmek adına bana ancak sınırlı

bir ilerleme sunduğu için, karıştırıyorum – kaplumbağa

hırsıyla, kendi hırsımı; kaplumbağa iradesiyle, kendi irademi;

kaplumbağa direnciyle, kendi direncimi; kaplumbağa

bireyliğiyle, mekâna kaskatı uyumumu, kabaran açlığımı,

bolluğumu ve yoksunluğumu, – zamanı ihlâl eden, ötelere

değgin istemimi.

34


www.isaretatesi.com

AYA TIRMANAN MERDİVEN

Rüya değil bu. Sanrı da değil. Üzerinde döne döne,

dolana dolana, basamak basamak aya doğru yükseldiğin

merdiven sarmalsa da – sanal değil. Çünkü düpedüz

yükseliyorsun aya, buna şüphe yok, her adımda daha da

yakınsın yukarıdaki ışık topuna.

İşte kabaran soluk; işte mevki mevki, yay yay dış

uğraklar; işte seçkin tedirginlik lüksü, altın bellek havuzları,

yoğun deneyim damarı; işte eşi benzeri olmayan mavi; işte

alacakaranlık ufkun nakışları.

Boğuk bir uğultu kulaklarını örterken, atlaslar elektriğine

bürünmüşken damarında serin kan, dağarcığında parlak bir

edimin cazibesi uyanmışken, – aya tırmanan bu sarmal

merdiven gerçek değil diyemezsin. Çünkü git gide yakınsın

aya: Kendi kendisinin delili bu.

Ne ki, bu merdiveni görmek isteme, göremezsin.

Görülmek için değil, üzerinde yürünmek içindir bu sarmal: bir

an içine bakacak olsan, ayın görüntüsü kapalı, gözler bakışsız,

merdiven sanal, – geri dön hemen, bas adımını, basamak sıcak,

kaldığı yerden aya tırmanıyor adımların…

35


www.isaretatesi.com

DOĞRU YER

Günbatımının turunculu kızıllı renklerini, ufuktaki dağın

yamacının kırk beş derecelik eğimini, denizin engin yüzeyini,

körfez rüzgârını, havanın ısıran serinliğini hep birden duyuran

tanker sireni!

Yabanıl bir deniz bu, balmumundan: çivit mavisi doygun

magma, ipeksi şıpırtılar, yüzeyi beş yerden sıyıran esinti.

(Nefes, nabız, uyum, dirim.)

Manzarayı baştan başa taramak – denizde dibin dipliğini,

dağda zirvenin zirveliğini işaretleyerek; limandan, berideki

yamacın en üst taraçasına doğru olan kuş uçuşu hattı büyük

bir elektrik akımına dönüştürerek.

Tepelerin önünde, kentin üzerinde ve suyun açıklarında

colossal boşluğu duymak.

Ânın gizli şimşeğini yakalamak!

Kaşığı tutanın parmak uçlarında Tao’yu bulması gibi, sınırlı

bir bölgenin duyumunda evrensel hacmi bulmak: Bu saat

kendimi doğru yerden açtım diyebilmek!

36


www.isaretatesi.com

PARKTA NEREDEN YÜRÜNÜR

Diyelim ki, patikalarda gezine gezine parkın üst

taraçasından fıskiyeli süs havuzunun olduğu bu genişçe

çanağa indiniz. Ne taraftan yürüyeceksiniz?

Bence fıskiyeli havuzu merkeze alan iki yürüyüş

alternatifi var burada. Yolunuz ya birinden ya diğerinden

geçmeli, kendim yürüdüğüm için biliyorum. Biri içten,

fıskiyenin yakınından geçen dar bir yay; öbürü açıktan geçen

geniş, dolaylı bir yay.

Başka alternatif yok. Ya birini ya diğerini seçeceksiniz.

Yoksa, parkın geri kalanı yürüyüşe kapalıdır: Gelişigüzel

adımlarla bunu değiştiremezsiniz. Eğer fıskiyeli havuzun

merkezde olduğu çanakta yürünecekse, öyle ya da böyle bir

yol izlenecekse burada, yalnızca iki olasılıktan biriyle

mümkün.

Elbette iki rotanın birbirinden ayrımını ortaya koymak

gerek; çünkü eşmerkezli olsalar da birbirine eş değiller onlar;

çakışmıyorlar, kesişmiyorlar, yakınlaşmıyorlar; iki farklı tavrı

yansıtıyorlar. Her iki yolun da en üst seviyeden bir

yürüyüşçünün inextinguishable yürüyüşüne göre olduğu

37


www.isaretatesi.com

konusunda hiç tereddütünüz olmasın, – birer yörüngedir bu

yollar.

Yörünge? Şu anlamda: Bunlar bir döngüsü olanların,

kendi döngüsünde seyredenlerin eliptik yayları, eğrileridir. –

Yoksa hiçbir karşılıkları olamaz.

Burada, içteki yay bir nevi “Tadzio yolu”dur. Kesintisiz

bir göz takibinin ezberde ışıklandırdığı kuşakla ilgili bir yol.

Saniyeleri sayan çınıltıların zevkine, merkezcil çekime karşı

kararlı bir direncin eşiğinde varan. İç karanlığı tutuşturanlara,

tatlı sızıyı pekiştirenlere, anbean Om duyanlara göre bir yol.

Yutkunma, uyku, gömü, cevhere yakınlık ve tedirginliğin

yolu. Çift dikiş bir yol. Can damarına değen.

Dıştaki yay ise, dolaylamakla, yolu uzatmanın büyüsüyle

ilgili bir yaydır. Çünkü fazladan adımlara harcanmakla

eksilmeyecek bol bir güç söz konusuysa eğer, tin o fazladan

adımları gereksinir, talep eder. Öte yandan merkezkaç

savrulmaya belirli bir pay bırakma riskini alırken, kişinin,

kendindeki varoluş çıpasının bunu dengeleyeceğine ama

çekirdekteki merkezcil sönümlenmenin de pekişmeyeceğine

emin olması gerekir. O zaman insan kendini tuta tuta değil,

nefesini en zorlu hamlelere yetire yetire yürür, yoğun

uğraklardan geçer, bir devriâlem ürperişi duyar. Hayal edilen

bir yol değildir bu; içinde olunan, yürünen yoldur; yol fikri

değil, yolun ta kendisidir. Gerçekliğin devresini nihayet

tamamlamakla, iki kutbu birbirine bağlamakla eşdeğerdir.

Uzaklara, ötelere komşuluk üzredir.

38


www.isaretatesi.com

Bu yolları parkta bana gösterin deseniz elbette

gösteremem; kabaca tariflerini yapabiliyorum ancak. Çünkü

yürürken içine girilebildiğini gördüm onların. Açık seçik işaretli

değiller, kendilerini dışarıdan belli etmiyorlar. – Bu yollardan

yürümeyenler parkta ne arıyorlar bilmiyorum. Bu yollar

dışında park neden var, onu hiç bilmiyorum.

39


www.isaretatesi.com

MENZİL

40


www.isaretatesi.com

41


www.isaretatesi.com

TIK

Onunla ikimiz benziyoruz. Görünüş olarak aynıyız hatta.

Gövde, omuzlar, kafa; şablon, genel hatlar, yapı aynı.

Ne var ki, ben kafamın içindeki “tık”la ayrılıyorum

ondan. Bana özgü, esgeçilemeyecek bir kod bu. Benim cogito

tık’ım. Ergo sum. Ama bir tek o değil. “Duyuyorum” tık’ı.

“Uyanığım” tık’ı, “uyuyorum” tık’ı. Konuşma tık’ı, susma

tık’ı, sorma tık’ı, sezme tık’ı. Bulma tık’ı. Açma ve kapama

tık’ı. Bilinç tık’ı ve bilinçdışı tık. Şaşırmanın tık’ı, sevmenin,

hayranlığın tık’ı, beden-tık, eylem-tık, kan-tık. Önce tık, sonra

tık. Tam tık, fantom tık, an tık. Yön tık, yer tık, âlem tık, hiç tık.

Her koşulda doğrunun tık’ı. Tık tık.

Onun kafasının içinde de ben varım. Ama bu tık yok.

Tık.

42


www.isaretatesi.com

VOLKAN

Kararttım. Karartabildiğim kadar kararttım. Gece kıldım,

katran karası kıldm, zifirî karanlık kıldım.

Tek bir ışık yoktu, tek bir kıvılcım, tek bir işaret. Yekpare

karanlık. Gittim ve kapkara yerleştim içine. En karanlık ânı

bekledim.

Sonra, yüksekte ani bir infilak, kıpkırmızı ışık! Ateşlere

boğulan zirve! Saçılıp savrulan kızıl, tupturuncu sular.

Harlayan alevler; köklerden göklere yükselen akkor duman

sütunu.

Zifirî karanlığın ortasında bir tek orası; o kızıl, kıpkırmızı

ağız: parlak, sıcak, yoğun, – ta kendisi ateşin ve ışığın.

43


www.isaretatesi.com

DURUP DURURKEN, BEDEN

tam boy otoportre

Topuklarım için ne yapmalıyım? (Topuklarım olduğunu

fark ettiğimden beri kafamı kurcalıyor bu soru. Hafifçe

yaylanıyorum ayaklarımın üzerinde; tık tık vuruyorum

tabanlarımı; bir o topuğumun bir bu topuğumun üzerinde

sağa sola dönüyorum. Topuklarım kauçukları, taş ocaklarını,

ananasları, kumsalları hatırlatıyor bana ve bu ne anlama

geliyor bilmiyorum. Topuklarım yelken, topuklarım sunak,

insan kitleleri.)

Peki ya bu mavi buğusu elimin, külrengi ikindi vakti?

(Isırıklar, salgılar, uyuşma, mineral damarlı dış dünya

mağarasında on yıl öncenin yangını.)

Kulak arkalarımda çakmak taşı kıvılcımları, burnumda

ceviz kokusu, şakaklarımda fır fır dönen olumlu-saat, doğruhız

göstergeleri. Bulunduğum yere olan felaket görmemiş

uyumumu savandaki bir zürafanın tarifsiz yapısı anlatır.

Uçurumları müzikle abartmak zorundayım, doğam bu.

Onaylayabildiğim tek şey ancak öyle onaylanıyor.

44


www.isaretatesi.com

Bruckner büstü gibi yerleşiyorum taraçanın dik

merdivenleri önünde, rüzgâra. Dağlar hiç bu kadar

durmamıştı ardımda.

Sızlıyor geri çıkık dirseklerimin okunun gösterdiği

sonlar. Kasım akşamı.

Üç saniye:

İki gözbebeği:

Gözlerim uğultu, alnım ışıltı, sağım solum dürtü.

Karnım. Dokunulası şekiller.

Sodayı yutkunduğum an zekâ pırıltısı ve ufuk. Mekânda

her ad hoc birkaç saniyelik tam-turdan sonra, döndüğüm

başlangıç noktası. Kuytumun çepeçevre amfitiyatrosunda

ısrarlı susuşumla omurgamdan süzülen su damlası.

Ben: nice defalar, günlük kurgularımın üzerine giydirdiği

kılığa direnirken yakaladığım hayvansal fantazmagori!

Yine de, müzik çalarmış gibi, yamaçtaki koruluğa

yaptığım işlem! Düz duvarda yüzey etkinliği!

45


www.isaretatesi.com

İRADE

Bak etrafına: Hiçbir şey işlemiyor. Ayarlar bozuk. Aletler

arızalı; bu onların temel niteliği sanki. Bütünler oluşturması

beklenen parçalar tutmuyor birbirini, zorla yan yana

getirilmişler, dağıldılar dağılacaklar. Sistem bir mit. Nerede

sistem? Yapmanın, kurmanın, oldurmanın, çalıştırmanın

istisna olduğu, özel bir çaba, hazırlık gerektirdiği ortada. Bu

yolda sayısız deneme boşa gidiyor, sayısız defa yanlışlanıyor

işlev, fayda, amaç. Dünya özünde böyle sanki ve her şey

toptan tamirlik.

İşte bu yüzden kutlu –eğer ki yapabiliyorsam– her gün,

her saat, her dakika yaptığım her bir ayar, kurup bıraktığım en

basit bir işleyiş, çalışır kıldığım en minimal bir düzenek!

46


www.isaretatesi.com

TAKLİT

Dirseğime radyo dalgaları düşünüyorum. Alnıma,

buluşlu düşünce kızarıklığı. Sırtıma, geri yaslanma ve düşüş

hevesi; avuçlarıma, kuvars kavrayışı; karnıma, tensel

tedirginlik. – Dizlerime ültimatom 9:45’i olsun. Omurgama

fosfat yansıması; ayak tabanlarıma tam isabet yerçekimi;

saçıma mavi tütsü. El yordamıyla ilerlediğim karanlığın ucuna,

ışınlanma kabini.

O zaman taklit edebilirim belki – yeşil bir küre içinde

kozmik cisimlere özgü bir hızla ve yavaşlıkla, milyonluk ve

devler gibi koşarkenki yüksek döngülü kendiliğindenliğimi!

47


www.isaretatesi.com

AĞIRLIK

Taşın bir ağırlığı var. Karın toprak üzerinde bir ağırlığı.

Yüzey buzunun göl üzerinde bir ağırlığı var. Kavağın,

durduğu yamaçta bir ağırlığı.

Uzak dağı tüm ağırlığıyla görüyorum. Solgun güneş tüy

gibi hafif. Havadaki güvercinler külçe gibi. Binalar havalandı

havalanacak, bulutlar sanki üstlerine kancalarla asılmış ağır

yüklerle aşağı doğru çekiliyor.

Ateş yanıyor: Bir ağırlığı var! Duman tütüyor, bir ağırlığı

var. Havada hafif bir elektrik. Yer ağır.

Konumlanıyor yollar, pencereler. Kuzey, batı ve ışık.

Yekûnu benim: Ağırken hepsinden daha ağır, hafifken

hepsinden daha hafif olup tümüne ağırlıkları dağıtan ve

görelilik biçen – ve koynunda yokoluşa karşı direncin katı

ölçeğiyle, nefesin ve tutkunun kesin birimleriyle, – ben!

48


www.isaretatesi.com

HOW DID THIS HAPPEN

Orientation is –– damage.

Once you are oriented to where you are, that’s grave

trouble: the east, the west, the north and the south is fixed, and

you are fixed in your place as well. Can you move or change

that? You’re stuck right at the center, having rendered the

place into a nowhere –– because it’s so precisely somewhere!

Orientation is destruction.

Orientation is sheer madness.

Orientation is –– a syndrome!

What would you prefer then: being oriented and staying

stuck where you are (because it’s secure), seeking bits of

pleasure in fantasizing over well-memorized escape plans; or

randomly changing the place so as to find yourself in some

novelty each time, hence ever replacing the security of being

oriented with the immediate harsh insecurity of being

disoriented (because it’s so imprecisely nowhere), and

perpetually repeating the impossible-to-undo trauma fugue

“How did this happen”?

49


www.isaretatesi.com

BİR RESSAM ÖYKÜSÜ

resim defterimi uzun bir aradan sonra

yeniden elime almamın şerefine,

Goldmund’u ve Füssli’yi düşünerek

“Başlangıçtaki ateş nerede? Senin pusulanın gösterdiği

tarafta tek bir kıvılcım yok! Ateşi, harlatmak isterken

sıcaksızlaştırdın; ateşi yaktın, kuruttun. Başka bir ateş bu.

Kâğıdı çölleştirdin; kalemin çizemez, kazıyabilir orada sadece.

Ayıpla ve kusurla iş görüyorsun, yapıtın yüz kızartıcı. Ve

senin bu çarpık yapıtın önüne gelen her malzemeye bir çengel

takıyor, her şeyi kendi deliğine çekiyor. Sana, ‘Boyunduruktur

senin sanatın, köstek, hırızma’ deseler, ne diyeceksin? Kalemi

bırak en iyisi. Zorladıkça daha beter olacak. Neye el atsan, neyi

yoklasan, yok’luyorsun. Parmağın ölü, gözün fersiz…”

Böyle dediler ona.

Bunu duyar duymaz –hâlâ duyabilen bir kulak vardı

neyse ki onda– ‘tamam’ dedi, bıraktı kâğıdı kalemi. Çünkü

yitirdiği, sözü edilen ateş, şimdiki gibi içinde yanılıp

kömürleşilen türden bir ateş değildi, elde tutulan,

kullanılabilen ateşti, – kâğıdı, kalemi, istemi ateşleyen ateş.

50


www.isaretatesi.com

Onun canlılığı azaldıkça, dıştaki yakan ateş harlamıştı. Çünkü

asıl ateşi tüketmemenin labirentvari yollarını izlerkenki sezgi,

bir yerden sonra, farkında olunmadan, kuru bir ısrar ve inada

dönüşüyordu; kişiyi yanlış yerlere yönlendiriyor, açmazlara

zorluyordu.

Dış sesleri duyabiliyor olmasını bir lütuf olarak

görmeliydi. Duyması gerekeni duyunca kendini katı, dar,

yakıcı koşullardan çekip alabilmiş olmasını da öyle.

Çemberi kırıp işe son vermek, bir kenara çekilip kendini

soyutlamak demekti bu. Bir nevi karantina durumu,

sanatoryum mantığı yaratmak, en basitinden bir hava

değişikliği, dinlence, “değişik şeyler inzivası”. İstenmiş,

bilinçli, iyi ayarlanmış bir tersine modus operandi, – kâğıdı

kalemi bırakmış olsa da, eğer ki ressam olan ressam kalacaksa,

yoğun, dolaylı etkiler yumağı bir tür kuluçka evresi.

“Yeter ki bu evrenin süzgecinden geçebil,” dediler ona.

“Yeter ki kendini beri taraftan öte tarafa toparlayabil; aşılması,

sayısız olanaksızlıklar arasından tek ama tek bir olanakla

mümkün olan eşiği o tek olanağı bularak aşabil; kendini dışarı

doğru çekip alabil.”

“Bunun da adını ‘yeni olanak’ koy,” dedi kendi kendine,

“modus operandi’yi sıfırla, yeniden başlat.”

Bekledi bir kenarda. Ne kadar süre, bilinmez. Sadece

kendi biliyor nelerin sığdığını o zaman aralığına. Resimden

başka her şeyle uğraştı. Oynamadığı, kurcalamadığı anahtar,

51


www.isaretatesi.com

peşine takılmadığı işaret, denemediği işlev, öğrenmediği yol

yordam kalmadı. Garip silsileler içindeydi.

“Dikkatli ol; eylemsizliğin ve yanlış eylemin bozulumuna

alışacaksın ve bunu geri alamayacaksın” dediler.

Bekledi. Paniklemedi. Fırsat kollar gibi görünse de, hamle

yapmaksızın bekledi. Emin olması gerekiyordu. Hamle

yaptığında hem kendiliğinden olmalıydı, hem de “yeni

olanağı” uygulamaya koyacak şaşmaz bir zorunlulukla. Anlık

bir ateş –yine ateş!– dürtmeliydi onu.

* * *

Ve beklediğine değdi. Bir ressam başka neyi isteyebilir?

Karakalemi nihayet eline aldığında, parmağında dokunuşun

ve çizginin benzersiz sezgisi; ânın ateşi, nefes nefese dürtü!

52


www.isaretatesi.com

BÜYÜLER

-sunu-

Sonsuzu buldum, sonsuza bağımlı oldum, sonsuza

gitmeden yapamaz oldum. Buradan, sonsuza gitmeye dair

doğrudan bir tavır ve o tavrın nice kestirme yolları türedi.

Kabul ediyorum, kestirmeci olup çıktım; öte yandan, buna izin

veren de sonsuzun halihazırdaki bolluğu ve vahşi gerçekliği

olduğundan, girişimlerimden sayısız defa sonuç aldım. Bu

arada, kestirme yollar alışkanlık haline geldikçe onlara dair

mantralar (abrakadabralar) türedi; kısacası, zamanla iş

tamamen büyü niteliğine büründü.

Şimdi, kalın kapaklı büyü kitabımı gelişigüzel anlarda

açıyor, mantraları bir bir deniyorum. – Oluyor. Kestirme yollar

işe yarıyor; ama söz konusu yollarla bazen sonsuza, bazen

kabuk değiştirmiş bir sonsuza (yani sonsuzun ikinci

versiyonuna) çıkıyorum. Bunun neye göre böyle olduğunu

bilmiyorum ve öyle sanıyorum ki, büyülerimin beni neye göre

birine veya diğerine çıkardığını anlamaya çalışsam, bu

araştırmalarımdan ikinci bir büyü kitabı türeyecek.

53


www.isaretatesi.com

ATEŞ BÜYÜSÜ

Yansın istiyorum duvarlar, kavrulsun oda, – şimdi durup

dururken sırf ben istiyorum diye bir alev halısı yayılsın

zeminde, tavana yürüsün alev dilleri, – cayır cayır kaynasın,

ben diyene kadar sıcak bile olmayan havası odanın, – buradan

dünyanın tüm yangınlarına yürüsün yangın!

İradem magma; ateş kılmak istiyorum dilediğim an

dilediğim yerden tüm dünyayı!

54


www.isaretatesi.com

ÇOCUK BÜYÜSÜ

Alnımda kabahatin yakıcılığıyla sığındığım loş arka

odada buğulu cama parmağımla çizmeye başladığım kutu

kutu evlerle, kıvrılan yollarla, yan yana dağ zirveleriyle, çöp

adamlarla, ağaçlarla ve arabalarla çizgilere, eğrilere, şekillere

ve boşluklara saniyelerin, benliğin ve suskunun elektrikli

dokusunu kopyalarken; benim oranlarımla, benim

gelişigüzelimle, benim ezberimle oluşurken hayalî dağ köyüm,

– camın buğusu ille benim korkulu, öfkeli, şaşkın, iyimser,

telaşlı, acemi halimin kulak çınlamalı, tuhaf maviliğini

yansıtacak diye ve en sıcak ateşle solunan buz gibi bir dağ

köyüm olacak diye harcadığım – o ne yaman mesai!

* * *

Araba farlarının ışığı çakıyor dışarıdan cama ––

dağ köyüm!

dağ köyüm!

dağ köyüm!

dağ köyüm!

dağ köyüm!

dağ köyüm!

55


www.isaretatesi.com

ERKEK BÜYÜSÜ

Hiçbir şey yapmayayım; burada, kafenin bu masasında

elimi kolumu kavuşturmuş, düşüncelerden uzak, suspus

oturayım – ve ben baktığım sürece, yan masadaki bacak bacak

üstüne atmış genç kadının ayağını saran kahverengi, buruş

buruş deri bot ona bakmaya ayırdığım zaman aralığını, en

ufak boşluk bırakmayasıya kaplasın, tıka basa doldursun, –

etli, dolgun, sulu, mayhoş, ağır, çatlamak üzere bir meyve gibi

olan beni – sıkıştırsın, boğsun, bir an bile nefes aldırmasın!

56


www.isaretatesi.com

KOKU BÜYÜSÜ

Kımıldat ayaklarını; oynat elini karşımda. Bak yana. Sus.

Düşün. Bacak bacak üstüne at. İçimde duyayım her hareketini.

Uzat boynunu, anlat ona, savur saçını. Düzelt küpeni, oyna

peçeteyle, parmağını gezdir fincanın kulpunda. Gülümse,

dinle, kırpıştır gözlerini, yüzünden titrek bir mimik geçsin.

Restoranın köşesinde oturduğun masada seni içinde iki

kez yıkanılamayacak bir ânın yoğunluğuyla duyuyor ve

tavırlarını dışavurumcu bir çerçeveye en elektrikli hallerde

yerleştirmenin ayarını yaparak ürperiyorum.

Kadın! Seni, neye benzediği sadece zihnimde kayıtlı olan

vahşi bir koku bulutuna koyuyorum, – işte o an varlığındaki

can alıcı karakter beliriyor, – bir saniyeliğine tüm kanlı canlı

şeylerin en istenmişi SEN oluyorsun!

57


www.isaretatesi.com

MANZARA BÜYÜSÜ

Çağımızın, insanlara, gördüğünü Manhattanlaştırabilmenin

formülünü ne şekilde verdiğini bilmiyorum. Benim formülüm

şöyle: Örneğin, gece karanlığında, uzaktan gördüğüm üç

binalık bir alanı alırım (bu çokkatlı üç bina renk renk ışıklarla

donanmıştır, ortada küçük bir koruluk, hemen yanda bir

otopark vardır ve bu yapılaşmanın etrafından işlek bir yol

geçmektedir); oraya çeşitli kıvılcımlar, ışık kırılmaları, sızılar,

cızırtılar bırakırım, tavşan ayağı, keçiboynuzu, yarasa kılı,

güzelavrat otu, zencefil atarım, su damlaları ve kendi

kanımdan damlalar serperim; bunların hepsini birbirine

kararken, içine ateş, buhar, elektrik yollarım, kıymıklar,

yongalar, madalyonlar, mızraklar, iletişim uydusu hurdaları

saçar, flaşlar patlatırım – ve o an, her nasılsa, varlığımı ayırt

eden kemirici muamma doğar: bilincin kutupları birbirine

bağlandığı an menzilde görülen uç imge; aynı eylemi, biri

gerekçeli biri gerekçesiz, üst üste iki kez yapınca, ikinciden

sonra elde edilen marazi zehir; bir anlığına kurulan devrenin

kısa devre yapmanın eşiğinden dönüşü; düşüncenin kavrulup

gitmiş parsellerinin allak bullak edici yansımaları; onca yitimin

ardından firesiz kalabilmiş bir duyumun bir yudumluk iksiri;

58


www.isaretatesi.com

geceyi baştan başa okumanın ateşlediği fitil, hızla yayılan deli

şurup…

İşte o an, karmaşanın içinden, neon ışıklarla, havai fişek

patlamalarıyla, görkem kreşendolarıyla beliriverir – gökdelenli

Manhattan manzara!

59


www.isaretatesi.com

TERS BÜYÜ

Bakman gereken sütuna suratını yapıştırdın. Bu nasıl iş?

Yakından güzel tıkırtılar duyuluyor mu bari? Oldu olacak,

yerdeki çamura vantuz ol. Değil mi ki, “Her koşulda mekânın

göstergeleriyle oynarım” diyorsun. Değil mi ki, “Benim

yaptığım ayarlar bozulmaz; onları bir makina sihirbazı gibi

kurdum; hangi parçayı ne zaman, nasıl, kaç derece oynatınca

hani karmaşık sonucu elde edeceğimi iyi bilirim” diyorsun.

Çıkırt. – Tıkır. – Zzz. – Dıııt. – Klik. – Çın. – – Oldu mu?

Sıcak taşlara dokun, sinek vızıltısını işit, limon kokusunu duy:

Oldu mu, makina sihirbazı? – Ustaca ayarlamalarla, çamurdan

bile, çamur hariç her şeyi çekip alabilecek misin?

Hâlâ sütuna gömülü suratın! – Çekil geri! – Bu ne? –

Çınnnnnnnnnn

60


www.isaretatesi.com

DÜŞEŞ

soluğumla akıp giden

ateşli sağ yanıma,

kızıl uçurum

–– düşeş!

yaka açıklığımdaki

sıcaklığa,

günün

erk işareti

–– düşeş!

taçkapıdan çıkarken

nihayet dinen

duyum parazitiyle,

turuncu şafağa

bulut büklümü

–– düşeş!

61


www.isaretatesi.com

nefes nefese

araştıran sezgilerim

sapa bir noktada

kilitlenince,

ânı kalbinden

yakalama hırsım

–– düşeş!

hızlı düşüncenin

sınır tanımayan işlemciliğine,

engin gökyüzünden

ılık serpintiyle

hakikat şekli

–– düşeş!

içini iğneyle

kazıdığım

uykusuz kuytuya

kedi gözleri

–– düşeş!

iki saniyelik

bir es’e beş saniyelik

62


www.isaretatesi.com

genişliği yayarken,

nereden geldiği

belli olmayan

akkor si bemol

–– düşeş!

önceki epizodun

kovuğuna

“geri git ve onu getir”le

döndüğümde,

spontan oyun zevki

–– düşeş!

63


www.isaretatesi.com

KOVUK

-impromptu-

Oraya, üstteki kovuğa, evet, o gizli yuvaya doğru, –

oradaki buğuya, maviye, – yürüsün kızıl cıva damlası.

Orada, o buğulu, mavi kovukta, ayrıtları neon yeşili, boş

bir küp var, havada tek tük yakaladığı radyo dalgalarını

okunaklı ve mesaj yüklü olmaya zorluyor.

Oysa sığa çoktan kaçıp gitti! Küp şimdi kafestir ve kafes

ulu orta. Radyo dalgaları bu çağa ait değiller. Buğulu mavi

kovuk şimdi uzayda dımdızlak ve rengi uçuk – ve her yanı

elektroşok-ağrılı, kavruk.

Havada radyo dalgaları aralarından bir seçim

yapılamayacak ve birbirinden ayırt edilemeyecek kadar çok.

Benim kızıl cıva damlam oradan çekilip soluklaştığına

göre şimdi yeni bir kovuk bulmalı kendine.

Şu diğer kovuğu, üstte, en içteki bölmeyi, biraz geride,

engelin ardında kalan o dar cebi, oranın boşluğunu yoklaması

gerek. Çekmecemsi, kutu gibi hacmiyle, akşam sessizliğinde

olayların arka planına sızan bir adagio içerdiğini sezdiren şu

ıssız, gizemli, çocuksu meraklara hitap eden boşluğu…

64


www.isaretatesi.com

Haydi cıva damlası! Kıpkızıl yürü o kovuğa!

Dışarıda kent sinematografik bir dokuya gömülürken;

ürperen bir başın içindeki çınıltıyla keşfedilirken teknolojik

tasarılar; dokuz yaş suskunluğuyla kavrulurken tıkırtılı,

tekinsiz zeminler, – ey cıva damlası, yürü o boşluğa, sokul

usulca!

Sıcak mı sıcak, canlı mı canlı! – Gel gör ki, bu defa da

ansızın, hani derler ya, – kovuk ateş, damla pervane!

65


www.isaretatesi.com

IŞIĞI AYARLAMAK

Perdelerin açıklığını iyi ayarla. Kalınlığı da önemli

onların. Pencereler nereyi görüyor? Camlar temiz olsun.

Günün herhangi bir saatinde güneş karşıdan vuruyor mu?

Eğer öyleyse ona göre önlem almak gerek. İçerinin aydınlığını

düzenlerken mobilyaların konumu, duvarların rengi de hesaba

katılmalı. Ortam ne fazla loş ne de fazla aydınlık olmalı.

Çünkü görüyorsun sen ve ışık gerek sana – ama gözlerini

kamaştıran, hatta kör eden de aynı ışık!

66


www.isaretatesi.com

TANRI YÜZLERLE OYNUYOR

Beyaz bir yüz.

Kemikli yüz.

Bulut taklitçisi, boralarla karışan bir yüz.

Donuk, karanlık bir yüz.

Damarlı yüz.

Anakara yüz.

Israrlı ıskalamalarla yatışmak bilmeyen büyük yüz.

Geniş bir soluğa ait bir yüz.

Bilinmeyen bir tutkunun korkunç yüzü.

Yanlış bir kovukta fazla uzun süre kalmış olanın kavruk

yüzü.

Ve o bozarmış levhadan, bir anlığına, en doğru

turuncuyu doğuran güneş yüz!

Yükseliyor! Orada! Bulutlar arasına yerleşiyor!

Orion’un belireceği tarafta kendini gösteren yüz!

67


www.isaretatesi.com

Magma yüz – – çakışmanın, uyuşmanın, işaretin mühüryüzü!

Kendini hep ışığa doğru tutan yüz!

Varlığın tüm geçmişinin biriktiği canlı yüz!

Henüz yaratmadığım, – en güzel yüz!

68


www.isaretatesi.com

ÇAĞININ İNSANI

Dev bir karpuz

olsaydı Kent,

bıçakla

boydan boya yarar,

sularını akıtırdım onun.

Bir uzay gemisi

olsaydı Gece,

solucan deliğine

sürerdim onu,

–– bir hamburger olsaydı

hart diye ısırırdım!

Karşımda bana

Sonsuzu gösteren

bir elektronik billboard

olsaydı,

69


www.isaretatesi.com

–– yüksek voltaj

verip patlatırdım onu!

Eğer son model

bir insansı robot

olsaydı Çağ,

–– vecde gelmiş

bir azize gibi

dans ettirirdim onu,

çılgınca ve erotik!

70


www.isaretatesi.com

TANRI DÜŞÜNCELERLE OYNUYOR

Halka halka ürperen, erimeye yüz tutmuş düşünce.

Kubbesinde altın sinekler uçuşan düşünce.

Uçları suya değen büyülü düşünce.

Sıvayı düzelten, zaman mühendisliği yapan düşünce.

Delil sabit değilken soğuyuveren düşünce.

Maşayı ateşte akkor olana dek tutan düşünce.

Çeliğe su veren düşünce.

Üç kez tekrarlandığında sıfırı veren düşünce.

Deniz manzarasında kendine yay gibi bir karşılık bulmak

zorunda olan düşünce.

Ardından gelen yamru yumru hiyeroglife daralmaya

yazgılı dev düşünce.

Çıt çıt edip gecede ambiyansı masmavi yapan ve varlığın

öyküsünü açıkladığını varsayan düşünce.

Dehanın ölü turnusolunda bin yıldan sonra gerçekleşen

dönüşümün düşüncesi!

Karşıt kutuplar bakıştığında sonsuzu ipe dizen düşünce!

71


www.isaretatesi.com

KUT GÜNEŞİ

Peki öyleyse, kentin çılgın kalabalığına ayak uydurayım

ben de, nasıl ki onlar her tarafa heves ediyor, her yere dalıp

çıkıyor, yiyip içip tüketip hiçbir şeyden geri kalmıyorlarsa,

önünde fotoğraf çekinilmedik ve çekinildiği cümle âleme

duyurulmadık yer bırakmıyorlarsa, ben de aynısını yapayım,

her yere gireyim çıkayım, her kapıdan içeri dalayım, kentin bu

yakasının rehberlerde önerilen her metrekaresine uğrayayım,

uğramış olayım ve yapılması-gereken-şeyler listesindeki her

maddenin yanına tik attığıma ikna olayım, – tamam.

Ama tek bir şeyi bilmek istiyorum: Tüm bunları

yaptığımda kente kendi kut güneşimi doğurabilecek miyim?

72


www.isaretatesi.com

UÇMAK

Eğer kuşun uçuşu üzerine düşündüğünde, tüm kıtaları,

okyanusları ve gökleri, doğuyu, batıyı, kuzeyi, güneyi ve tüm

arayönleri, tüm atmosfer olaylarını ve hava akımlarını, hatta

kürelerin dönendiği tüm uzayı, ya da tüm yeryüzünü, tüm

aydınlığı ve karanlığı, boşlukta uçuşan tüm toz zerrelerini ve

parçacıkları hesaba katmaya kalkarsan, – kuşun uçabildiğine,

uçabileceğine asla inanamazsın!

Uçuramazsın kuşu.

Fakat unutma ki, kuş için tüm o yer ve gök, rüzgârlar ve

kıtalar, yönler ve bulutlar varsa da, – öncelikle onun bir

gövdesi, kanat takımı, uçuşa uygun basit, işlevsel bir anatomisi

var.

Uçar kuş!

73


www.isaretatesi.com

KENDİ ZAMANI

Çıplak, kaba, yamru yumru bir salondaydım – ‘pıt’

dediğimde. O âna dek demediğim bir pıt’tı bu. Ve pıt’ı

dediğim an içeride bir renkler ve sesler laboratuvarının flaşı

patladı. Sonrasını görmeyeyim diye gözlerimi yumup, sınırgerilimli

kapıdan geçiverdim antreye. Pusluydu antre; toz

soluyordum; tıknefes olacağımı sezer sezmez, karşıt bir dipçağrısına

uyarak, dalıverdim karanlık ama yaldızlı koridora.

Düşündürme otu yutmuşçasına dura düşüne, koridora geniş

bir zamanı ve labirentvari adımları yayarak, yürüdüm bakırın

çılgın ruhuna uymayı umduğum arka odaya doğru.

Homurtulardan geçilmiyordu; koyu bir tensellikle tıka

basa doluydu koridor. Bir türlü dinmeyen elektriğe olan ısrarlı

direncimle aşırı derecede yüklenmiştim. Tehlike eşiği çoktan

aşılmıştı ve geri alınamıyordu.

Bir diğer sınır-gerilimli kapı daha – ve arka odadaydım.

Burada hiç değilse genel bir uzay korkusuyla ürpererek

yücelebileceğimi ve böylece yatışacağımı düşünmüştüm.

Yücelmesine yüceliyordum – ama içeride bir sonraki aşamada

DNA’larımı bozulmaya uğratabilecek bir radyasyon vardı,

74


www.isaretatesi.com

dolayısıyla orada da uzun süre kalamazdım. İçgüdüsel bir

yoğunluk navigasyonuyla beni buraya vardırmış olan rotayı

hiçe saymaya mecbur kalarak, bir an evvel dışarı çıkmak için

kafamı harıl harıl çalıştırdım.

Kuduracaktım neredeyse. Çıkış ne taraftan olmalıydı?

Nasıl girdiyse öyle çıkabilene şeytan denirse ve güzelce girdiği

yerde kısılıp kalana melek denirse, – girdiği yerden bir ‘pıt’ ile, kendi

bile ne olduğunu anlamadan çıkana ne dense lazım gelir?

75


www.isaretatesi.com

YÜKLERİ BIRAKMAK

yalnızgezer Rousseau’ya

Gittim, kafamı kırdım.

Bir saniye tereddüt etmeden yaptım bunu. Kafamdan

oluk oluk kan akmaya başladı.

Bana ait olmayan ıvır zıvırla ne denli dolmuşsam, hiç

değilse kendime ait bir acıyı yüklenebilmek adına kafamı

kırmaktan başka bir yol göremedim.

Karar verdim, kafamı çat diye kırdım, oluk oluk kan

boşandı: Etkili bir buluş!

Şimdi, yüzümden ılık ılık süzülen kanın arasından

bakıyorum dünyaya. Acıyla tartışmasız bir şekilde geri

döndüğüm hayvansal bedenimden, kendimden geçmenin

eşiğinde gördüklerimi ilk kez görür gibi, ham bir merakla

seyrediyorum etrafımı, olup bitenleri.

Fazlalıkları atmayı böyle kesin bir şekilde, kestirme

yoldan başarabilmiş olmanın verdiği rahatlamayla, bana ait

olmayan ilgilerin yapaylıklarından –ah ne çok şey okuyorum,

dinliyorum, izliyorum ben!– sıyrılıp gerçek bir şeye dönüşmüş

76


www.isaretatesi.com

olmanın tuhaf ürpertisini buluyorum kırık kafamın sızısında

ve yüzümdeki kan tülünde. – Mutluyum.

Şimdi, bir an evvel manzaraya koymam gereken, tamamen bana

ait bir cangıl başlangıcı var zihnimde; bir yelpaze gibi –şılik şılak!–

deniyorum onu ufuktaki tepelere, vadilere!

77


www.isaretatesi.com

VIS MEDICATRIX NATURAE

Geri döndür. Ölç, parçaları yanaştır, hizala. Yapıştır,

birleştir, tuttur. Uydur, uzlaştır. Değişime uğrat, dönüştür.

Ör, örgütle.

Çalışsın, işlesin; zorla.

Bütün halinde, refleks olarak devindiğini gör.

Kendi döngüsüne koy onu; orada bul.

Dönsün.

Tınlasın.

O zaman, önceden düşünülmüş olduğu için boşa çıkan

edimlerin tüm ruhu zehirleyen laneti kırılacak, – gölgesi

eylemi yanlışlayamaz olacak, – eylem gölgesiyle bir olacak.

O zaman, kişinin günün bir epizodundan diğerine olan

geçişinin “kök söktürerek”, “sürtünüp zımparalanarak”, “kan

terleyerek”, “etten et kopararak” olması gerektiğine dair kara

inanç bir çırpıda terk edilecek, – yaşamın trajik algısı, kaynağı

bilinmeyen bir hokuspokusla düzeliverecek.

78


www.isaretatesi.com

Bu vis medicatrix naturae’nin görkemi, – Gezgin

Yahudi’nin, sonsuz bir gelecekte, başlangıçtaki Ahasuerus’a

dönüşüne bedeldir.

79


www.isaretatesi.com

KENDİ ZAMANI - II

Ateşi ters ışık yansılarıyla görüyor; bakırı kaskatı bir

anlama yatırıyor; lif lif ayırıyor duvarın yüzeyini.

Mekânı, acı acı soluyarak ayıklamayı deniyor.

Varlığa biçtiği köşelikleri yineliyor.

An dımdızlaktır şimdi, giydirmesi gerek. – Boşluğu

ısırıyor, dişliyor.

Kök bu, yumru, kütle. Maddenin partal tözü. Doğal bir

tepkiyle itiyor onu kendinden.

Yalıtılmış, aşırı uzun soluklu bir zaman cebinde duruyor

bir süre.

Mekâna bir başka-yer garipliği atfedebilse!

Kendisine bir hatalı düşünüş anahtarı verili, ama o,

ısrarla, düz bir çizginin menzilinde delili görmeye çalışıyor.

Kaç kez ıskalanır bu! Ciğerinde ne çok nefes var sonsuz

ıskalamalar için!

Nasıl da yoğun! Nasıl da sipsivri! Nasıl alev alev! Nasıl

vahşi! Nasıl dipsiz! Ve zirvelerin yetişemeyeceği kadar yüksek.

80


www.isaretatesi.com

Eylemin öyle eğri büğrü bir karakteri var, hayvansal

doğaya, bir hata uyarısıyla beraber “Neden?” sorusunu en

temelden sordurur.

– Ki bu, başa çıkılmaz olmak için vardır!

Elinde bir çakmak; boşlukta çıt çıt, tutuşturacağı ateşi

arar.

81


www.isaretatesi.com

YA SIFIR YA BİR

Bu nasıl bir uğraş?

Alüminyum bir plaka var köşede; parmağının tersiyle

onu tıklatıyor. Masanın ahşabını tıkırdatıyor, tırnağıyla

duvarın boyasını hısır hısır kazıyor. Saatlerce uğraşılır mı

bununla?

Düşünceye cızbız, soluğa tısfıs.

Yapıp yaptığı bu. Pinekle dur. Bu durum nasıl

tanımlanır?

Metalin köşesinde kaydırıyor parmağını: zaman fos.

O öyle bir adamdır ki, yanıbaşında bir Sayılar Tanrısı

birdenbire ışıl ışıl bir 800.000.000 dese, – ya sıfır uyanır onun

zihninde, ya bir.

82


www.isaretatesi.com

KONUŞAN DİSK

mistik ‘grand prélude’

Ritmik şekilde uğuldayan bir disk dönüyor boşlukta.

(Döndükçe uğulduyor; inişli çıkışlı bir uğuldama, yoğun,

boğuk, ısrarlı.)

Kulakları garip bir desibelle sağır eden uğultusunu

tekrarlayıp dururken, disk, doğru yönde (tinin saat yönünde)

dönüyor olmalı ki, – uğultunun içine bir süre sonra birtakım

fısıltılı sözcükler, gitgide, açık seçik bir Allah Allah doluyor.

Disk dönmeye devam ettikçe ve Allah Allah’ı duyduğum

sürece, – zamanın kutuplarını yeni bir çağ için kalibre

ediyorum ve hiç olmadığı kadar uzun bir yolculuğa çıkmaya

hazırlanıyorum.

83


www.isaretatesi.com

TEHLİKE

Koltuğa oturmuyorum, çünkü orası yağlı çukur. Güneşe

dönmem yüzümü, beni ânında aç susuz bırakır. Otlara

uzansam, çivili yatak değil mi? Ağacın altında duramam,

vakumdur. Bir adım ileri, kavrulabilirim; bir adım geri, iki

büklüm olabilirim; neresi zift, neresi çöl, neresi ayı tuzağı,

neresi mayın, neresi ışınlanma rampası bilmiyorum.

Yoğunluk dayanılmaz boyutlarda; saniyeler tümden

gerilim; seçimler aşırı yüklü; yürünebilecek yollar arapsaçı:

ayağın adımları sonsuz bir tereddütte. Sağduyuda bir atom

reaktörü!

Çünkü bu evrede, tehlike kol geziyor, – yitirilebilecek

büyük bir deha dolunayı var.

84


www.isaretatesi.com

ÇARŞAF

Tupturuncu bir günbatımı.

Ufkun ardına inmekte olan güneş bir gıdım kalmış.

Ama seni ilgilendiren şey batıda değil.

Batıdan, ova boyunca, renklerin aşama aşama koyulaştığı

doğuya doğru kayıyorsun, derin bir nefesle.

– Peki, taradığın bu aralık yeterince serin mi? Bu mırıltılı

çarşafı, aynı yönde ne raddeye kadar yayabilirsin?

85


www.isaretatesi.com

KARANLIĞIN ÖTESİ

Gece cızırtıdır. Gece sancı, gece humma. Okyanus

korkusudur gece. Karanlık bulutlar buzu, zirvede kesilen

nefes.

Manyetik girdaplar ve kuleler senfoninin gövdesini gece

karanlığından geçirebilmek içindir. – Gülle gibi ağırdır

çakıltaşları.

Düzlüğün ilerisinde uçak pistinin kırmızı lambaları.

Yaklaşıyoruz.

Sıcak mıdır – kırmızı lambalar sırası?

Do’nun ve fa’nın belirgin basıncı var orada, – o halde

sıcaktır, hem de kim bilir ne sıcak…

86


www.isaretatesi.com

KRİTİK

Gecenin bu parseli kritik.

Kara servilerin yanıbaşındaki mahallede, yemyeşil

bengisu kuyusu. Oysa beride, en yüksek elektrik pilonunun

civarındaki çanaksı mahal boş bir kap gibi.

Öbür tarafın suyunu beriye ulaştırmak gerek.

Yakın zamanlı benlik çalışmasından nasıl bir dirim

türediği, ayrıntıda buradan sınanacak.

87


www.isaretatesi.com

MUTLAK KULAK

Kesilen bir karpuzun çatırt diye yarıldığı gecenin içine

yürüdüm. Zamansız ve sonsuz, gizemli bir gece. Çınlayan

saniyelerle.

Boşluğun ve maddenin tınısını, titreşimi, odaların ve

yüzeylerin uğultusunu duyurdu bana kulak. Dev bir kulak!

Tüm seslere öyle hassas ki, parazit sesleri bile kaçırmaz;

kangrenleşmiş kösnünün çeperine dayanıp dinlese içeriyi,

oradan bile tıkır tıkır sesler duyar.

Ne yüksek bir müzik talebi bu!

Değil mi ki ânın ve durumun şeklini duyar, – mutlak bir

durum kulağıdır bu!

88


www.isaretatesi.com

ÇARK

Dönmüyordu çark. Onun dönebilecek bir çark olduğu

bile bilinmiyordu. Çarkın çark olduğu bilinmiyordu.

Sen, çarkı döndürdün. Gördün onu, dönme yönünü

sezdin, güç uyguladın, kurtuldu ataletten, dönmeye başladı

ağır ağır.

Hızlandırdın. İdeal bir dönüş hızına ulaştırdın. Bir kere o

hıza ulaşınca, bıraktın, kendiliğinden dönüyordu artık.

İşe koştun çarkı, kullandın. İşledi, çalıştı. Nice işleri

onunla kotardın.

Ama eyvahlar olsun, sen hiç dokunmasan da dönüyor

artık! Hem de boşa dönmüyor, sen dur deyince durmuyor.

Çarkla ilgili en can alıcı sır buydu işte: Kendi kendine

dönmeye başlamaz; bir tek senin çaban döndürebilir onu; ama

bir kere dönmeye başlar da hızlanırsa, durmaz, durdurulamaz,

döner, döndükçe döner, üstelik bu dönüş boşa harcanmaz,

çarkın iş gücü öyle ya da böyle uygulanır bir şeylere, kullanılır.

O halde onu meşgul tutman gerek. İşleyeceği şeyler

vermek zorundasın ona. Senin için pek çok yüksek işlev

89


www.isaretatesi.com

üstlenmiş olan bu çarkı, şimdi sıradan, basit işler için de

verimli şekilde kullanmalısın.

Besle onu doğru malzemeyle, – bunun için repertuarın

yeterince geniş olmalı.

Yoksa, eğer boş bırakırsan onu –Tanrı esirgesin!–, çark

çarklığını gene yapar, ama senin en istemediğin malzemeyle:

Geceyarısından sonra bile dönmeye devam eder, dişleriyle seni

kırıp döker, parçalar, ufalar, öğütür!

90


www.isaretatesi.com

KÂİNAT PASTANESİ

Rafta dizili şekerleme kavanozları. Kırmızı, mavi, beyaz,

yeşil, sarı bonbonlar.

Bakıyorum bir sağdan sola, bir soldan sağa, – renklerin

üzerinden ikinci kez geçince karıncalanıyor gözbebeğim:

“Macenta mı bu?”

“Patron! Hiç tınmıyorsun! Kırmızıyı kıs biraz, yoksa

pastanede bir saniye bile tutamazsın, konuğun kendisiyle getirdiği

kâinatı!”

91


www.isaretatesi.com

İSTİKAMET, KİTAPÇI

Bilincimin saatlik kütlesini öyle çok kazıyıp yonttum ki,

kütle şekillendikçe işlem bir tür parlatma, kalaylama halini

aldı – ve düz, pürüzsüz, metalik bir yüzey elde ederek, o

parlak yüzeyde birtakım gizemli yansımalar, renk alacaları

yakalamaya başladım.

Ne var ki, yüzeydeki yansımalar bilinmeyen bir

nedenden dolayı, bir büyütecin odakladığı ışık misali tek bir

noktada giderek yoğunlaşıp çoğaldıkça, havada apaçık

kıvılcımlar çakmaya başladı – ve nihayet, bir tasarılar ve

kokular cangılı vaadiyle giriverdiğim kitapçıda, hiç istemeden,

bütün kitapları İskenderiye Kütüphanesi gibi ateşe verip küle

döndüren bir yangın çıkardım!

92


www.isaretatesi.com

HARLATICI

“Harlatıcı” diyorlardı bana ve layığıyla hak ettiğime

inandığım bu ismi seviyordum: Tam bir ateşperestlikle,

rastladığı bütün ateşleri harlatıp büyütendim ben. – Yeter ki

tutuşmuş bir alev olsun, kocaman ateşler yapıyordum.

Ama ne zaman ki, şeytani bir kurnazlıkla, henüz alev

almamış bir çakmaktaşı kıvılcımını da aynı yöntemle

harlatmaya çalıştım ve buna, zaten harlanmış olan bir ateşi

daha da harlatma çabamı ekledim, – işte o zaman, çakmaktaşı

kıvılcımı alev almadığı gibi, tüm büyük ateşler de bir anda

küçülüp sönerek çakmaktaşı kıvılcımında eşitlendi.

“Harlatıcı” isminin üzerimde bir lanet olduğunu, o an, bir

türlü harlatamazken anladım.

93


www.isaretatesi.com

PERSONA

Bu benlik çalışması eğip bükme, kırıp dağıtma

üzerinedir, bir yandan bozarken diğer yandan yapmaktır:

evirip çevirmek, tutturmak, çatmak. Kabaca oynayıp

bırakmak.

Tin yoğruluyor. Düzenli bir sızı geçiyor içinden.

Bu iş bittiğinde, benlik yeni dönemin eşiğinde etiyle

kemiğiyle gerçek bir şekle bürünmüş olacak.

94


www.isaretatesi.com

EVETLEME

Uyanır uyanmaz, – hemen ritim: EVET.

Hemen, dünün otomatik tekrarlanan akoruna ilk

deneme: EVET.

İyimser düşünüş yuvası, anlık satirik zırva, kıkırdama:

EVET.

Boşluk, geniş soluk, hamle – ve pencere: EVET.

Kiremit çatılar tarlası: EVET.

Çarçabuk bin-uyanık çıkılan birkaç alt basamağı göğün:

EVET.

Obuanın yokladığı irtifayı geçerek, ilk üst-anahtar, –

yüksek bulut: EVET.

Ve kıskacın yukarıda, en sonda, en hassas uçlarda

tuttuğu belirsiz, büyülü topak: EVET.

Şimdi, günün erkenden dev gibi kabarıvermiş yapıcı erk

baloncuğunu, en doğru eylemin sivri köşesine doğru sürmek

gerek.

95


www.isaretatesi.com

GÖRÜŞ PAYI

Görsel bir curcuna. Bakılabilecek çok fazla şekil var, çok

fazla bileşim. Çılgın bir kalabalık, yapay mozaikler, karman

çorman kolajlar, insan yüzleri, ideogramlar, peyzajlar, renk

alacaları, desenler. Görüntüler! Görüntüler! Görüntüler!

Tüm bunların kıyısından geçerken, görmek kutsal bir

vazifeymiş gibi, doymak bilmez bir açlıkla bakıyorum,

bakmadan duramıyorum. – Her dönemeçte yeni bir mühür.

Kudurmuş bir göz bu! Hele de, görülmüş olanı dönüp

ikinci kez görmek istediğimde! – Azalmaya mecburum: Bir taş

ocağı gördüğümde yutmak istedim onu!

“Hangileri işaretli, hangileri değil: Hangilerini kaçırsam

lanetlenmem; hangi uğraktan görüş payımı almasam sıfırlamaz

beni?”

96


www.isaretatesi.com

FREN

Bir genişleme planıydı. Zirve hazırlığı. Zeminin ve

malzemenin düzenlenişi, uygulama. Gövdenin etrafında

başlıca görevleri üstlenecek uzuvlar halinde yapılanması

unsurların.

Organik yapıyı aşama aşama devreye girecek şekilde

düşünmek; her aşamayı, bir süreliğine sabitlenip zamanı

gelince ilerlemeye izin verecek şekilde kurgulamak.

Zirveyi isteyen gizli ama kararlı mantığın gereklerini ağ

gibi örmek; menzili gözden kaçırmamak.

Peki, tam da zirve hamlesinin sınanacağı son aşamada

süreci askıya alıveren ve tüm projeyi dinamitleyen nedir o

halde, – nedir şu beklenmedik sabitlenme, – kişiye nasıl bir

içsel tabu frendir?

97


www.isaretatesi.com

HÂLE

Değişmeyen bir mevsimdi. Geçiştirilemeyen. İçinde

uyunan karanlık ve ıslak, buz gibi bir mağaraydı. Rüzgâr

vardı, uğultu, kasvet. Bir kapalılık haliydi; durgunluk,

dumanlı bir kafa, dumura yakın bir donukluk. – Kırılma ve

dönüm noktaları hep kaçtı.

Mecalsiz tin hayvanının, alternatifi olmayan kış

uykusuydu.

Cemre mi düştü peki? Neden uyanıp mağaranın ağzına

çıkmış? Nedir gözlediği? Bitti mi kış?

Henüz bulutlu, homurtuludur gökyüzü, ıslaktır toprak,

azdır gün ışığı, – ama mevsim geçişi olduğu, sırttaki çıplak

akçaağacı saran hâlenin iyiden iyiye belirginleşmesiyle

doğrulanmaktadır.

98


www.isaretatesi.com

ÇAĞININ İNSANI - II

-bir reklam-

Çağın sunduğu sayısız nimetten faydalanmıyor muyuz?

– İşte son teknoloji! Gidip hemen alın bu cihazı, doğru ellerde

nelere kadir olduğunu göreceksiniz.

Herkes için düpedüz bir vecd şöleni…

Bakın mesela şu adama! Çıkırt, dıııtt, biipp… Kimse

tutamaz onu! Elinde cihazla bir çırpıda yükseliyor göğe, –

bakın arşa çıktı bile!

99


www.isaretatesi.com

KAPRİÇYO

Uzaktan yakına zzzıııtt diye gelen akordeon, sokağı

boydan boya yararken durdu. Sustu.

Bir müzik birimiydi bu, uyandık. O sustuğu saniye.

Geceydi.

Avucunda kor parçası tutan yogi özentisi, feci yandı, elini

silkeledi, çırpındı. Ama kerameti, hissin anında silinip geriye

yanık izi kalmamasındaydı. (Beceriksiz de olsa, sahiden bir

yogi miydi yoksa o?)

Karanlık koruluğun kıyısında parladı bal. Ama yüksekler

korkusuyla patinaj yaptık, kazayı kıl payı atlattık.

“Dünya çürütme ve yozlaştırma yeridir” diyenler vardı

ve çoğunluktular.

Vakumda bırakılması gerekir onların. Ne halleri varsa

görsünler.

Çünkü koruluğun kıyısında havlayıp duran köpek

sustuğu saniye, – hemen yanıbaşındaki loş kayada, – milyar

yıllık evrende bir cebin içinde, – yitip gitmeyen parlak aura!

100


www.isaretatesi.com

LOKOMOTİF VE RAYLAR

Asya’yı bir kuzey hattı üzerinden baştan başa katedecek

bir tren düşlüyorum. Eşi benzeri olmayan, büyülü, doludizgin

bir Trans-Sibirya treni…

Lokomotifim hazır bile! Ateş, patlama ve güçle yoğun;

metalin, kıvılcımın ve dumanın sınırsız görkemini donanmış;

tınıları ormanlar boyu uyaran soğuk boralardan ivme alan;

volkanik dağların ötesindeki karanlık bulutların geçidini

kovalarken mitolojik bir küheylan gibi haykıran, geçtiği her

yere damgasını vuran, her aşamada kopkoyu ambiyansların

ışığını yakan ve enerjisini bir solukta Kamçatka’ya kadar

yetirebilen müthiş bir canavar!

Madden ve manen hazır; ışıl ışıl, gürül gürül, kapkara,

capcanlı…

Ama asıl raylar önemli! – Sinyaller şu taraftan, şu

karanlık havzadan geliyor: Rayların başlangıcına dair, aşinası

olduğum sinyal, gecede menzildeki-Kamçatka sıcaklığıyla

tınlayan kara havzayı işaret ediyor.

101


www.isaretatesi.com

TERZİNİN YERİ

Yangına terzi makasıyla daldılar, eylemin yanlışlığından

güç alıyorlardı; * heyecan doldu yansımalara ve har ateşe;

çırpınan eller ve şıkırdayan makas nasıl da gizem ve görkem

saçıyordu koşulların tuhaf gerçekliğinde! Absürde düşmüş

olma doğruluğu anlaşılmaksızın içinde olundu ânın: Bunu

izleyecek bir kamera vardı orada, ama ne diye? – Tupturuncu

renklerle, alevler önündeki karaltılar ve hararetli jestlerle,

yanma hışırtıları ve uğultularla iç içe geçmiş sentetik bir largo.

Alev alev bir yangın, elde şakır şakır terzi makası!

Terzi orada değildi ama. Başka bir odadaydı. Geceydi;

dışarıdan yalıtılmış bir kovuktu oda; mum ışığında duvarlar

kara karaydı. Bir çınıltı duyuluyordu – terzinin kulaklarında

yıllar evvel The Hound of the Baskervilles okuduğu on iki yaş

gecesinde yankılanmış bir çınıltı: Yaşamının kökeni ve menzili

bildirilmişti o zaman ona. Şimdi, beynini elektronik bir

devreye eşitlemişçesine, çınıltıyı yine duyuyor, mekânı lekesiz

bir ürperiş için arındırıyordu.

*

Katı bir yaşamı koşullayan varoluş algoritmasını yanıltmak

zorundaydılar.

102


www.isaretatesi.com

Bekliyordu. (Ne yapabilirdi? Uzayın içindeki insan

beklemekten başka ne yapabilir? – Tüm kediler veya kaktüsler

böyle değil midir?)

Zamanın genel gidişatı, onun için, karısıyla ertesi gün

gideceği mobilya alışverişinin koşullarını hazırlıyordu.

Yangın başka yerdeydi. – Terzi orada değildi.

103


www.isaretatesi.com

DÖNGÜ ARAYIŞI

Uzayda döneniyor küre: Acaba bir yörünge boyunca bir

döngüyü sürdürmek üzere mi, yoksa öylece sürüklenip

boşluğa doğru mu akmak üzere mi? – Belki de yörünge yok:

Durup dururken, sırf bir yerden bir yere hareket var diye

neden yörünge olsun?

Manyetik akımlara eksen yönlendirmesi, kutuplara kafa

ayarı gerek. Belki o zaman yörüngelerden söz edilebilir. Tüm

dönüşlere aynı uzayda olmanın senkronu gerek, – kayıp varlık

dokusunu bir çırpıda geri getirebilmek.

O halde hemen şimdi, – boşa dönüşleri döngüye

evriltmek için şu yokluk krikosuna bir takla!

104


www.isaretatesi.com

105

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!