07.09.2022 Views

Hotel Restaurant Eylül 2022

  • No tags were found...

You also want an ePaper? Increase the reach of your titles

YUMPU automatically turns print PDFs into web optimized ePapers that Google loves.

Zamana meydan okuyanlardan

ilham alıp, ilham veriyoruz.

SERAY ÖZTÜRK

ŞEF VE MENÜ TASARIMCISI


hotelrestaurantmagazine

@Hitechdergisi

hotelrestaurantmagazine

İstanbul temmuzda son

10 yılı solladı

İstanbul, temmuz ayında ağırladığı 1 milyon 759 bin 506 kişi ile son 10 yılın aylık bazda en

yüksek yabancı turist sayısına ulaştı. İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü verilerine göre,

kenti ziyaret eden yabancı turist sayısı yılın 7 ayında 8 milyon 514 bin 806 oldu. Bu yılın

temmuz ayında ise İstanbul'u 1 milyon 759 bin 506 turist ziyaret etti.

Pandemi nedeniyle 2020-2021 yıllarında tarihinin en kötü dönemini yaşayan konaklama

sektöründe, bu yılın başından itibaren başlayan canlanmayla birlikte yatırımlar yeniden

yükselişe geçti. Türkiye Otelciler Birliği’nin, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın ‘Yatırım Teşvik

Belgeleri’ verilerinden hareketle hazırladığı Ocak-Haziran 2022 dönemini kapsayan yatırım

raporuna göre, ilk 6 ayda toplam teşvik değeri 7 milyar 553 milyon TL olan toplam 14 bin

413 yataklı 75 otel projesi için teşvik başvurusu yapıldı. Detaylarına gündem başlığımızdan

ulaşabilirsiniz.

Özyeğin Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı. Yeditepe Üniversitesi

bünyesinde Türkiye’nin ilk gastronomi ve mutfak sanatları bölümünün de oluşumunda rol

alan uzman akademisyenlerden biri. İyi eğitimli, donanımlı, yenilikçi ve vizyoner! Kendini

bildi bileli yemek, mutfak ve gastronomi aşkına okuyor, araştırıyor, keşfediyor ve yazıyor.

Yemek, mutfak ve gastronomi konuşmaktan asla bıkmıyor, öğrenmek için merak etmekten

vazgeçmiyor. Aslen Konya kökenli bir aileden gelen ve tüm hayatını gastronomi ve yemek

tarihine adayan Özge Samancı ile gastronomi tutkusunu, akademik yolculuğunu ve gelecek

ideallerini konuştuk.

İstanbul doğumlu, Bolulu. Aşçılar diyarının içinden değil belki ama İstanbul’daki şeflerin

tastamam göbeğinden gelme bir profesyonel o. Uzun seneler İstanbul mutfaklarında tava

sallayan aşçı babası gibi çocukluğundan beri nereye baksa bir mutfak erbabı, bir şef! Alt

komşu, üst komşu, yan daire ve hatta kuzenler... 80’li yılların Bahçelievleri’nde ‘Şefler Sitesi’

olarak nam salan 8 blokluk Özatebek Sitesi ile filizlenen, gün geçtikçe köklerini salan bir

mutfak hikayesi, şimdilerde Fairmont Quasar İstanbul’un Executive Şefliğine uzanan bir

başarı yolculuğu onunkisi. Nitekim o yıllarda aşçı olmayı hayal etmediğini söylüyor, Ercan

Yamantürk. Dört bir yanı şefler ordusuyla kaynasa da, ne aşçı olmayı istemiş ne de farklı bir

mesleğin cazibesine kapılmış. Sabah akşam şef büyüklerine selam vere vere başlamış onun

asıl öyküsü. Ercan Yamantürk’ün mutfak yolculuğu bu sayımızda sizlerle.

Yoğurt Festivali’nin bu yıl 60.sını düzenleyen Silivri, rakiplerine meydan okudu. Yoğurt

mayalama geleneğini bir sonraki nesillere aktarmak üzere mücadele ettiklerini belirten

Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz, ileriki dönem için daha büyük çapta yoğurt üretimi

hedeflediklerini söyledi. “Silivri yoğurdu 4-5 kaşıkla yenebilen bir markaya dönüşmesi

lazım.” dedi. Festival kapsamında Silivri’nin tek kadın yoğurt ustası olan Aysun Subaşı’yı

da 15 yıldır ailesiyle birlikte işlettiği Aysun Ablanın Çiftliği’nde ziyaret ettim, bir kadın

girişimci olarak sektöre kattığı değer ile gurur duydum. Festivalin ayrıntıları gastro etkinlik

sayfalarımızda.

Keyifli okumalar dilerim.

İstanbul overtook the last

10 years in July

İstanbul reached the highest number of foreign tourists on a monthly basis in the last 10 years,

with 1 million 759 thousand 506 people hosted in July. According to the data of the İstanbul

Provincial Directorate of Culture and Tourism, the number of foreign tourists who visited the city

in 7 months of the year reached 8 million 514 thousand 806. In July of this year, 1 million 759

thousand 506 tourists visited İstanbul.

The investments started to rise again with the revival that started from the beginning of this year

in the accommodation sector, which experienced the worst period in its history in 2020-2021

due to the pandemic. According to the investment report that covers the period of January-

June 2022, which was prepared by the Turkish Hoteliers Association, based on the ‘Investment

Incentive Certificates’ of the Ministry of Industry and Technology, the incentive application for 75

hotel projects with a total of 14 thousand 413 beds, of which total incentive value was 7 billion 553

million TL, has been made. You can find the details in our agenda title.

She is head of the Department of Gastronomy and Culinary Arts at Özyeğin University. She is

one of the expert academicians who took part in the formation of Turkey's first gastronomy

and culinary arts department at Yeditepe University. Well educated, equipped, innovative and

visionary! She has been reading, researching, discovering and writing for the love of food, cuisine

and gastronomy all her life. She never gets tired of talking about food, cuisine and gastronomy;

she never stops wondering to learn. We talked to Özge Samancı, who originally came from a

family of Konya origin and devoted her whole life to the history of gastronomy and food, about

her passion for gastronomy, her academic journey and her future ideals. She is from Bolu, born

in İstanbul. She may not be from the land of cooks, but she is a professional who comes from the

heart of the chefs in İstanbul. Just like her father, the cook who has been working at in İstanbul

kitchens for many years, she has been seeing an expert for cuisine, a chef since childhood! The

downstairs neighbor, the upstairs neighbor, the next door, and even cousins...

A culinary story that sprouted and rooted with the 8-block Özatebek Site, which was known as the

‘Chiefs’ Site’ in Bahçelievleri in the 80s, and is now reaching Fairmont Quasar Istanbul's Executive

Chef. Thus, Ercan Yamantürk says that he did not dream of being a cook in those years. Although

he was surrounded by an army of chefs, he neither wanted to be a cook nor was he attracted to

a different profession. His real story started by greeting the chiefs in the morning and evening.

Ercan Yamantürk's culinary journey is with you in this issue.

Silivri that is organizing the 60th Yoghurt Festival this year, challenged its rivals. Silivri Mayor

Volkan Yılmaz, expressing that they are working to transfer the tradition of yoghurt fermentation

to the next generations, said that they aim to produce yoghurt on a larger scale for the future.

H said “Silivri yogurt should be transformed into a brand that can be eaten with 4-5 spoons.”

Within the scope of the festival, I visited Aysun Subaşı, the only female yogurt maker in Silivri,

at Aysun Sister's Farm, which she has been running with her family for 15 years. I was proud of

the value she added to the sector as a female entrepreneur. Details of the festival are on our

gastro event pages.

I wish you pleasant reading.

K

GENEL MÜDÜR

(Sorumlu)

REKLAM SATIŞ PAZARLAMA

REKLAM KOORDİNATÖRÜ

Emir Ömer ÖCAL

emir.ocal@img.com.tr

0212 454 22 22

TEKNIK MÜDÜR

BILGI İŞLEM

TOLGA ÇAKMAKLI

tolga.cakmakli@img.com.tr

TAYFUN AYDIN

tayfun.aydin@img.com.tr

İMG WEB TEAM MAIL

web@img.com.tr

Prof. Dr. HÜSNÜ GÜNDÜZ

Doç. Dr. MURAT DOĞDUBAY

ORHAN GENCELİ

Türkiye Otel Yöneticileri Derneği (TUROYD)

Yönetim Kurulu Üyesi

GÜRKAN BOZTEPE

Gastronomi Turizmi Derneği Başkanı

TEZER ÖNER

Agon Danışmanlık / Gayrimenkul ve

İşletme Yatırım Danışmanı

HÜSEYİN KURT

Uluslararası MICE Endüstrisi Derneği

Başkanı

TURGUT AY

Türkiye Aşçılar ve Şefler

Federasyonu Başkan Yrd.

website

www.hotelrestaurantmagazine.com

e-mail

info@img.com.tr

CTP - BASKI

İRTİBAT BÜROLARIMIZ

ADRES

İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.

Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi İhlas Plaza

No:11 A/41 Yenibosna–Bahçelievler/ İSTANBUL

Tel: +90 212 454 30 00 Fax: +90 212 454 34 94

www.ihlasmatbaacilik.com

BURSA +90.224 211 44 50-51

KONYA +90.332 238 10 71

İSTMAG

Magazin Gazetecilik Yayıncılık

İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.

İHLAS MEDIA CENTER

Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi

No: 11 Medya Blok Kat: 1

34197 Yenibosna / İstanbul / Turkey

Tel: 0212 454 22 22

Faks: 0212 454 22 93

KAPAK Fairmont Quasar Istanbul

hotel & restaurant hi-tech dergisinde yer alan makalelerdeki fikirler yazarlarına aittir. Yayınlanan ilanların sorumluluğu reklam verene aittir. hotel & restaurant hi-tech dergisinin bütün yayın hakları

İSTMAG Magazin Gazetecilik Yayıncılık İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.’ne aittir. Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yaygın süreli bir yayın olan hotel & restaurant hi-tech dergisi ayda bir yayınlanır.


Bu sayımızda

antre

14 Sektörden kısa haberler

gündem

38 İstanbul temmuzda son 10 yılı

solladı

40 Öner: Spor olsun diye

organizasyon yapılmaz

42 Otel yatırımları ilk yarıda

nerede arttı, nerede azaldı?

46 Kurt: Bu yasakçı zihniyet

neden?

48 ACE of M.I.C.E. 10’ncusuna

hazırlanıyor

yeni yatırımlar

58

50 Radisson, Vadistanbul otelinde

marka değişikliği yaptı

54 Türkiye’nin ilk antiviral oteli:

Stayso The House Hotel

56 Wyndham Grand Doha West

Bay Beach açılıyor

iş’te kadın

58 Özge Samancı: Yemek, mutfak

ve gastronomi konuşmaktan

bıkmayacağım

50

56


gustonun yorumu

100 Gusto Reha Tartıcı ile keşif

noktaları

horeca teknolojileri

104 Durukal: Her şey dahil

sistem yerini yapay zeka ile

kişiye özel turizm dönemine

bırakıyor

gastro güncel

72

82 Foodtech Raporu yayınlandı

108 HoReCa teknoloji ve

sistemleri

ürünler

110 Yeni ürünler

marka

64 Güren Metal ithal edilen

Chafing Dish'leri kendi

üretmeye başladı

68

86 Sorumlu Restoran Hareketi

ile kaynakları yarınlara

taşıyacak

gastro aktüel

88 Gastronomi sektöründen

haberler

şefin gözünden

68 Eli, ayağı uğurlu şef: Ercan

Yamantürk

gastro etkinlik

74 Yılmaz: Silivri yoğurdunu 4-5

kaşıkta markalaştıracağız

yeni mekanlar

94 Yeni açılan mekanlar

100

76 Silivri’de yoğurdun tek kadın

ustası: Aysun Subaşı

78 GastroAntep’in 4’ncü yıl

teması: Sürdürülebilirlik

76

110

www.hotelrestaurantmagazine.com


14

hotel restaurant

& hi-tech

antre

Global, portföyünü

Kanarya Adaları ile

güçlendiriyor

Global Yatırım Holding

bağlı kuruluşu ve dünyanın

en büyük kruvaziyer liman

işletmecisi Global Ports

Holding (GPH) İspanya’nın

Kanarya Adaları'nda yer alan

Las Palmas de Gran Canaria,

Arrecife (Lanzarote) ve Puerto

del Rosario (Fuerteventura)

kruvaziyer limanlarını

portföyüne ekledi. Böylece

GPH’nin portföyündeki liman

sayısı 24’e yükseldi. Global

Ports Holding Yönetim

Kurulu Başkanı ve CEO’su

Mehmet Kutman, “Yeni limanlar ile dünyanın en büyük

kruvaziyer limanı işletmecisi konumumuzu pekiştirdik. Öte

yandan kruvaziyer turizminden aldığı payı daha da artırmasını

beklediğimiz Akdeniz Çanağı’nda da varlığımızı daha da

güçlendirmiş olduk” dedi.

Hilton Türkiye’nin

marka elçileri oldular

Bilinçli seyahat anlayışını dünya çapında yaygınlaştırmayı hedefleyen

Hilton, doğal ve sürdürülebilir yaşam konusundaki duyarlılıkları

ile tanınan Sedef Avcı ve Kıvanç Kasabalı çifti ile yaptığı iş birliğini

duyurdu. Ünlü çift, bu yeni iş birliği kapsamında oğulları Can ile

birlikte Hilton otellerine ailecek seyahatler gerçekleştirecek.

Markanın sunduğu güvenilir hizmet ve konukseverlik mirasını farklı

şehirlerdeki Hilton otellerinde deneyimleyen çift, tecrübelerini sosyal

medya hesaplarından paylaşacak. Hilton Türkiye Ülke Genel Müdürü

Armin Zerunyan iş birliğine dair, "Hilton misafirperverliğinin ışığını

ve sıcaklığını konuklarımıza ulaştırma hedefinde ortak değerleri

paylaştığımız Sedef ve Kıvanç çifti ile iş birliği yapmaktan heyecan

duyuyoruz. Yaklaşık 70 yıldır hizmet veren yedi farklı otel markamız ile

misafirlerimize benzersiz deneyim yaşatmak için çaba gösteriyoruz.

Türkiye’de Hilton miras ve değerlerinin devamlılığını sağlamak bizim

en büyük önceliğimiz” dedi.

Güney Kore, MICE

turizminde iddialı

Covid-19 pandemisinden en çok

etkilenen sektörlerden biri olan

turizm, 2022 yılının ilk 5 ayında

beklenenin de ötesinde toparlanma

yaşadı. Birleşmiş Milletler Dünya

Turizm Örgütü’nün (UNWTO)

verilerine göre 2022 Mayıs sonuna

kadarki dönemde, 2021’in ilk 5 ayına

göre yüzde 324 büyüyen sektör;

şimdiden pandemi öncesi 2019

rakamlarının yarısını yakaladı. Turizm

sektörü gelirlerine en büyük katkıyı

sağlayan kongre, iş toplantıları ve

fuarları içine alan MICE turizmi de

yaşanan bu büyümeden olumlu etkilenirken; MICE turizminin

dünyada en iddialı ülkelerinden biri olan Güney Kore, önümüzdeki

dönemde yaşanacak canlanmaya hazırlanıyor. Konuyla ilgili

açıklamada bulunan Kore Turizm Organizasyonu (KTO) İstanbul

Ofisi Direktörü Hyuncho Cho, “2019 yılında Güney Kore, bir rekora

imza atarak 17 milyon turisti ağırlamıştı. Tüm salgın boyunca

yaşanan kısıtlamalara rağmen pandemi sonrası dönemi düşünerek,

çalışmalarımıza hız kesmeden devam etmiştik. Hafifleyen salgınla

beraber son 2 aydır turist sayımızda geçen yılın aynı dönemlerine

göre %190’lara varan bir artış söz konusu. Bu artışı sürdürülebilir

kılmak amacıyla kurumsal amaçlı etkinlik turizmini de daha etkin

bir araç olarak kullanmayı hedefliyoruz.” dedi.

5 yıl aradan sonra ilk

Rusya Bandıralı turistik kruvaziyer Astoria Grande, tur programı

kapsamında Trabzon’a demirledi. 5 yıl aranın ardından Trabzon iline

kruvaziyer gelmesinin mutluluğunu yaşayan bölge halkı, Rus turistleri

heyecanla karşıladı. Trabzon Limanı’ndaki karşılamada turistlere özel

folklor gösterisi düzenlenirken, vatandaşlar turistlere çiçek ve yöresel

ürünlerden hediye etti. 190 metre uzunluğundaki Astoria Grande

ile kente gelen 327 Rus turist ve 403 mürettebat, 1 gün boyunca

tarihi ve turistik yerleri gezme fırsatı buldu. Turistleri şehirlerinde

ağırlamanın bölge halkı açısından önemine değinen Trabzon Limanı

Müdürü Muzaffer Ermiş, geminin şehirlerinden ayrılmasının ardından

Rusya’nın Soçi kentine hareket edeceğini ifade etti. Ermiş, Trabzon

Limanı'na 2017 yılından beri ilk kruvaziyer gemisinin yanaştığını

hatırlatarak, geminin yılsonuna kadar 6 kez daha Trabzon’a

uğrayacağını sözlerine ekledi.


16

hotel restaurant

& hi-tech

antre

D-Marin’e gümüş madalya

D-Marin, dünyanın en güvenilir iş sürdürülebilirliği derecelendirme

sağlayıcısı olan EcoVadis tarafından gümüş madalyayla

ödüllendirildi. Derecelendirme sonucunda, D-Marin eğlence

endüstrisindeki en iyi şirketler arasında yüzde 30’luk dilimde

bulunuyor. 2021 yılına göre yüzde 22 artış görülen sürdürülebilirlik

derecelendirmesi, kayda değer bir artışa tekabül ederken,

D-Marin’in faaliyet alanlarında sürdürülebilir uygulamaları devreye

sokma taahhüdünün yanı sıra geçtiğimiz yılda sürdürülebilirlik

alanında kaydedilen ilerlemeleri açıkça ortaya koyuyor. D-Marin

Operasyon Direktörü Konrad Tyrajski konuyla ilgili şunları söyledi:

“EcoVadis tarafından gümüş madalyaya layık görülmekten

büyük gurur duyuyoruz. Operasyonlarımızı daha sürdürülebilir

kılmayı bir odak noktası hale getirmek yalnızca doğru olanı

yapmamızı sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda bir işletme olarak

DNA’mızın merkezinde bulunuyor. Her gün gelişmek, çevreyi

ve toplumu önemsemek, D-Marin'deki her çalışanda görmek

istediğimiz temel davranışlardan ikisini teşkil ediyor. Altın madalya

düzeyinde derecelendirmeye ulaşmak için sürekli çalışıyoruz ve

sürdürülebilirlik alanında sektörümüzün en iyisi olmaya gayret

ediyoruz.”

Dedeman’dan ‘hayvan dostu’

iki yeni uygulama

Sürdürülebilir turizm anlayışıyla hareket eden

Dedeman Hotels & Resorts International,

“Kafessiz Yumurta” uygulamasının ardından bu

kez de tüm otellerinde sabun, şampuan, duş

jeli gibi buklet malzemelerini test aşamasında

hayvanlar üzerinde deney yapılmayan Cruelty

Free işaretli ürünlerden temin etme kararı aldı.

“Sürdürülebilir bir dünya oluşturma misyonuyla

hayata geçirdiğimiz yenilikçi uygulamalarla örnek

olmaya ve önderlik etmeye devam ediyoruz”

diyen Dedeman Hotels & Resorts International

Operasyon Direktörü Gürkan Kaban, uygulamasına yeni başladıkları

projelerle ilgili şunları söyledi: “Biliyoruz ki, gelecek kuşakların da

bizimle aynı gereksinimleri karşılayabilmesi için “sürdürülebilirlik”

prensibi ile hareket etmeliyiz. Kafessiz Türkiye Platformu iş birliği

ile geçen yıl Türkiye’de kafessiz yumurta uygulamasına geçişi

tamamlayan, değişimi ilk duyuran turizm markası olmuştuk. Tedarik

zincirinde sorumlu ve sürdürülebilir

kaynak ilkemiz ile şimdi de buklet

ürünlerinde yine hayvan haklarını ve

refahını gözeten bir uygulamaya geçiyor

olmanın memnuniyetini yaşıyoruz. Ayrıca

Dedeman olarak hayvan dostlarımızı

konuk edecek olmaktan da son derece

mutluyuz. Yarım asrı aşkın süredir turizm

sektöründe faaliyet gösteren bir marka

olarak attığımız her adımda sunduğumuz

hizmeti bir sorumluluk bilinciyle

şekillendiriyoruz, bu yaklaşımı aralıksız

sürdürmeye de devam edeceğiz.” dedi.

Kruvaziyer turizmine yoğun ilgi

Kruvaziyer turizmi geçen yıla göre olağanüstü ilgi görüyor. Geçen yıl

bu döneme kadar 11 gemi limanlara yanaşırken bu yıl sayı 437 oldu.

Deniz Ticareti Genel Müdürlüğü’nün açıkladığı verilere göre; 2022

yılının ilk 7 ayında Türkiye limanlarına 437 kruvaziyer gemisi yanaştı.

Toplam 376 bin 924 olarak belirlendi. Bu rakamın 25 bin 739’u gelen

yolcu, 34 bin 997’si giden yolcu, 316 bin 188’i ise transit yolcu oldu.

Yolcu trafiği açısından en yoğun limanlar ise Kuşadası (212 bin 486

yolcu), İstanbul Galataport (98 bin 033 yolcu) ve Bodrum Limanı (28

bin 629) oldu. Geçen yılın ilk yedi ayında pandemi nedeniyle Türkiye

limanlarına sadece 11 kruvaziyer gemisi yanaşmıştı. Bodrum’dan

Yunan adalarına turlar düzenleyen Selectum Blu Cruises, Türk yerli

sermayesinin ilk kruvaziyer gemisi Blu Saphire’e duyulan ilgiden

memnun olduklarını belirtirken, misafirlerinin sundukları konfor ve

büyüleyici manzaralar kadar mutfaklarına da hayran kaldıklarını ifade

etti. Kruvaziyer turizmine artan ilgiden memnun olduklarını ifade

eden Selectum Blu Cruises ekibi, Eylül sonuna kadar Bodrum’dan

Yunan adalarına turlar düzenleyeceklerini belirtti.

Yenilenme zamanı

Fairmont Quasar Istanbul, şehir yaşamının stresinden kaçıp

rahatlamak ve sonbahar günlerini zinde geçirmek isteyenleri Willow

Stream Spa’nın sağlık dolu dünyasını ve sonbahara özel bakımlarını

keşfetmeye davet ediyor. Willow Stream Spa’nın deneyimli terapistleri

tarafından uygulanan portakal çiçeği masajı vücudunuzu, enerjinizi

ve ruhunuzu yenilerken, imza masajlardan Türk kahvesi ve Hindistan

cevizi ile duyusal vaha terapisi ise cilt bakımındaki en son yenilikleri,

yerel ve özgün dokunuşlarla birleştirerek baştan sonra mükemmel

bir duyusal yolculuk yaşatıyor. Gülsha’nın en doğal ürünlerinin

kullanıldığı, Türk hamamı, vücut masajı ve yüz masajını içeren

“Luxury Hammam by gülsha” ritüeli ise gül yağının yüksek enerjisi ve

hoş kokusu ile kendinizi arınmış ve yeniden doğmuş gibi hissetmenizi

sağlıyor.


18

hotel restaurant

& hi-tech

antre

Antalya Turizm Fuarı

27-28 Ekim’de gerçekleşecek

27 -28 Ekim 2022 tarihlerinde Antalya Expo Center ANFAŞ’ta

gerçekleşecek olan ATF22, 20 ülkeden davetli 15 bin turizm

profesyonelini ağırlayacak. Dördüncü kez kapılarını açmaya

hazırlanan ATF22, yine birbirinden farklı seçkin markaları

ve profesyonelleri buluşturacak. 2023 yılına dair ilk sözlerin

söyleneceği ilk fuar olma özelliği ile dikkat çeken ATF22, yeni yıl için

sektöre motivasyon ve güç katacak. Her şey dahil konseptiyle ön

plana çıkan ATF, her yıl olduğu gibi bu yıl da ulusal-uluslararası tur

operatörleri, offline-online seyahat acenteleri, konaklama sektörü

markaları, havayolları, ulaşım firmaları, etkinlik firmaları, ulusaluluslararası

turizm destinasyonları, bilişim teknolojileri, hizmet ve

finans sektörü gibi turizm sektöründe yer alan aktörlere ev sahipliği

yapacak. ATF ile bir araya gelen tüm paydaşlar “yerinde pazarlama”

prensibiyle Türkiye turizmi için çok önemli bir pazarlama faaliyeti,

network imkanı bulacak. İki gün boyunca B2B görüşmelere ev

sahipliği yapacak olan fuar bugüne kadar 500 bin üzerinde B2B

görüşme hacmi yaratmış olup bu yıl da 150 bin rekor görüşme

sayısına ulaşmayı hedefliyor.

Dünyaya açılan kapıları arttı

Türkiye’nin dünyaya açılan kapısı İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası

Havalimanı (İSG), iç ve dış hat seferlerindeki artıştan dolayı iç ve dış

hat kapılarında yeni düzenlemeye gitti. Bus Gate Genişleme Projesi

kapsamında renovasyon çalışması tamamlanan İSG terminalinde, iç

hatlarda yer alan 308 ile 315 arasında bulunan tüm kapılar dış hatlar

için hizmet vermeye başladı. Yapılan değişiklikle dış hatlara bağlanan

kapıların yeni numaraları 501 ile 508 A-B olarak belirlendi. İç hat

yolcularının kullandığı 401 ile 410 arasındaki kapılar da A-B olarak

kullanılmaya devam edecek. Yeni uygulama, havaalanındaki yolcu

akışına hız kazandıracak. Operasyonel süreçleri hızlandıracak Bus Gate

Genişleme Projesi, kapılara yanaşan uçakların yaklaşık 30 dakika sonra

yeniden yolcu alımına da fırsat verecek. ‘Şehrin havalimanı’ İSG’de

bekleme sürelerini ortadan kaldıracak projeyle yeni hat planlamaları

yapılabilecek. Bu planlamaların etkisi ve yeni uçuş destinasyonlarının

eklenmesiyle havalimanının Türkiye ekonomisi için oluşturduğu katma

değerin artacağı, ilave dış hat yolcusuyla yine ekonomik büyümede

katalizör görevi gören turizme de katkı yapacağı öngörülüyor. Yeni

düzenlemeyle operasyon süreçleri kolaylaşırken, yolcu trafiğindeki

artıştan kaynaklı oluşabilecek beklemelerin önüne geçilecek.

Kuzey Avrupa pazarına

ivme katan iş birliği

Avrupa’nın Türk bayraklı tur operatörü

markası Detur Global, bu yaz Kuzey

Avrupa pazarının yükselen yıldızı oldu.

Detur Global’in TGA iş birliğiyle yürüttüğü

aktif pazarlama çalışmaları meyvelerini

toplamaya başladı. Kültür ve Turizm

Bakanlığı’nın açıkladığı 2022 temmuz

ayı ve yılın ilk 7 aylık yabancı ziyaretçi

rakamlarında pazardaki yükseliş trendinin

sürdüğü görüldü. Özellikle 2019 temmuz

verileriyle karşılaştırıldığında İsveç,

Finlandiya, Norveç ve Danimarka’dan

ülkemize gelen ziyaretçi sayısında yüzde

4’lük artış dikkat çekti. 2019 temmuz

ayında bu pazardan 230 bin ziyaretçi gelirken 2022 temmuzda

bu sayı 239 bine yükseldi. ilk 7 ayda Kuzey Avrupa’dan 665 bin

ziyaretçi ağırlayan Türkiye, 2019’un sadece yüzde 2,8 gerisinde

kaldı. Hem bu yıl temmuz ayında hem de ilk 7 ayda en çok artışın

görüldüğü Danimarka, kuzeyin bu dönemde lokomotifi oldu. Yıl

boyunca yürüttükleri tanıtım faaliyetlerinin geri dönüşünü almaya

başladıklarını belirten Tezel, “Ülkemiz 2022 temmuz ayında rekor

yıl kabul edilen 2019’un aynı dönemine göre Kuzey Avrupa’da artış

yakaladı. Ocak-temmuz döneminde pandemi öncesinin rakamlarına

yaklaştık ve yükseliş hızımız devam ediyor. Rusya-Ukrayna Savaşı

ve ardından yaşanan NATO krizi olmasa rakamların daha yüksek

geleceği anlaşılıyor. Ancak yine de değişkenlerin etkili olduğu bir

sezonda çok iyi bir performans gösterildiğini söyleyebiliriz. Detur

Global olarak 2019’a göre Türkiye satışlarımızı yüzde 60 artırmış

durumdayız. Yapılan tanıtım faaliyetlerinin sahada pozitif etkisini

görüyoruz, rakamlar artmaya devam edecek” dedi.

Türkiye’ye 3,7 milyon

Avrupalı Türk geliyor

TAVAK Vakfı’nın

18-26 Temmuz

tarihleri arasında

Avrupalı Türklere

yönelik; pilot

bölge olarak

Avrupalı Türklerin

en çok geldiği;

Almanya, Hollanda,

Avusturya

ve İsviçre'de

gerçekleştirdiği

Avrupalı Türklerin Türk Turizmindeki Yeri Araştırması kapsamında

geçtiğimiz yıla göre daha fazla sayıda Avrupalı Türk turistin

Türkiye'ye gelmeyi planladığı belirtildi. Araştırma kapsamına

göre, bu yıl Türkiye’ye gelecek Avrupalı Türk turistlerin sayısının

artması beklenirken, yaklaşık 3,7 milyon Avrupalı Türk’ün tatilini

Türkiye’de planladığı öngörüsü paylaşıldı. Avrupalı Türklerin bu yıl

Türkiye'de geçirecekleri tatilleri sürecinde kişi başına ortalama

1450 € harcayacakları öngörülüyor. İzmir, Çeşme, Alaçatı Avrupalı

Türklerin en fazla harcama yaptıkları bölgeler arasında yer alırken,

bu harcamaların Türkiye’nin döviz ekonomisine büyük ölçüde katkıda

bulunacağı ifade edildi. Araştırmada, Avrupalı Türklerin Türkiye'de

ortalama 28 gün kalırken, Avrupadan gelmesi beklenen yabancı

turistlerin ise ortalama 16 gün kaldığı belirtildi.


Geri

dönüştürülmüş

materyalden

ürettiğimiz Prints

Koleksiyonu ile

karbon ayak izimizi

azaltıyoruz.

Özümüze sadık

kalarak,

topraktan aldığımızı

toprağa geri

veriyoruz.


Yaşamı tehlike altında

olan yaban hayvanlarının

yeryüzünde bir adım

daha atabilmesi için bu

iyiliğe Prints ürünleriyle

sofranızla eşlik edin.

Prints

Koleksiyonu’nun

her bir parçası,

yaşamı tehlike

altında olan türlerin

ayak veya kuyruk

izlerini taşıyor.


38

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

İSTANBUL TEMMUZDA

SON 10 YILI SOLLADI

İstanbul, temmuz ayında ağırladığı 1 milyon 759 bin 506 kişi ile son 10 yılın aylık bazda en yüksek yabancı turist

sayısına ulaştı. İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü verilerine göre, kenti ziyaret eden yabancı turist sayısı yılın 7

ayında 8 milyon 514 bin 806 oldu. Bu yılın temmuz ayında ise İstanbul'u 1 milyon 759 bin 506 turist ziyaret etti.

Geçen yılın temmuz ayında kente 1

milyon 130 bin 999 turist gelirken

bu yıl, 2021'in aynı dönemine göre

yüzde 56 artış kaydedildi. İstanbul'a

temmuzda 1 milyon 730 bin 679 kişi hava

yoluyla, 28 bin 827 kişi ise deniz yoluyla

geldi. Geçen senenin aynı dönemine göre

kente hava yoluyla gelenlerin yüzde 53,

deniz yoluyla gelenlerin ise yüzde 894

arttığı kaydedildi.

İlk tercih hava yolu

Bu yılın temmuz ayında Atatürk

Havalimanı'ndan 1759, Sabiha Gökçen

Havalimanı'ndan 458 bin 87, İstanbul

Havalimanı'ndan 1 milyon 270 bin 833

yolcu giriş yaptı. Kente deniz yoluyla

Tuzla Limanı'ndan 1848, Karaköy

Limanı'ndan 23 bin 463, Sarayburnu

Limanı'ndan 1322, Zeytinburnu

Limanı'ndan 895, Ambarlı Limanı'ndan

197, Haydarpaşa Limanı'ndan 1006,

Marmara Limanı'ndan 23, Pendik

Limanı'ndan 73 yabancı ziyaretçi geldi.

En çok turist Almanya’dan geldi

Hava yoluyla gelen turistlerin yüzde

72,23'ü İstanbul Havalimanı'nı, yüzde

26,03'ü Sabiha Gökçen Havalimanı'nı

kullandı. Almanlar, temmuzda İstanbul'a

gelen 142 bin 77 turistle geçen ay

olduğu gibi ilk sırada yer aldı. Almanya'yı

sırasıyla 133 bin 218 turistle Rusya, 97

bin 355 turistle ABD, 94 bin 708 turistle

İran, 77 bin 613 turistle Suudi Arabistan,

70 bin 179 turistle İngiltere takip etti.

İngiltere'yi 69 bin 314 turistle Fransa, 64

bin 878 turistle Irak, 63 bin 131 turistle

Kuveyt, 54 bin 247 turistle Ürdün, 45 bin

677 turistle Hollanda, 43 bin 519 turistle

İsrail, 36 bin 874 turistle Özbekistan, 32

bin 59 turistle Kazakistan, 27 bin 863

turistle İtalya izledi.

Temmuzda kenti ziyaret edenlerin

yüzde 8,07'sini Almanlar, yüzde 7,57'sini

Ruslar, yüzde 5,53'ünü Amerikalılar,

yüzde 5,38'ini İranlılar, yüzde 4,41'ini

Suudi Arabistanlılar, yüzde 3,99'unu

İngilizler, yüzde 3,94'ünü Fransızlar,

yüzde 3,69'unu Iraklılar oluşturdu.

Temmuzda İstanbul'a 193 ülkeden

turist geldi. Tuvalu ve Bhutan'dan birer,

Vatikan ve Makao'dan üçer kişi kenti

ziyaret etti.

Her 3 turistten 1’i İstanbul’a geldi

Yılın 7 ayında Türkiye'yi ziyaret eden

toplam 26 milyon 195 bin 747 turistin

yaklaşık 3'te 1'ini İstanbul ağırladı.

Öte yandan İstanbul'u 2018'in temmuz

ayında 1 milyon 502 bin 397 turist,

2019'un temmuz ayında 1 milyon 666

bin 319, 2020'nin temmuz ayında ise

301 bin 930 turist ziyaret etti. İstanbul İl

Kültür ve Turizm Müdürlüğü kayıtlarında

bu yılın temmuzundan sonra İstanbul'a

en çok turistin 2019 yılının aynı ayında

geldiği tespit edildi. (İHA)


40

hotel restaurant

& hi-tech

gündem makale / agenda article

AGON

Tezer

Danışmanlık ve Mümessillik

Öner

Hizmetleri CEO’su

“Spor olsun diye organizasyon yapılmaz”

“Organizations are not made just for the sake of sports”

Maalesef bizim ülkede spor denince akla hemen futbol azıcık zorlayınca

basketbol, voleybol, güreş ve halter gelir. Neden peki? Futbol global

hastalık zaten onu konu dışı tutalım. Diğerleri de başarılı olduğumuz ve

dünya devleriyle denk mücadele edebildiğimiz branşlar. Bu sebeple de

herkesin aklında yer ediyorlar. Sonuçta kimse sıralamada olmadığımız

branşları duymak bile istemiyor. Ya da hiç takip etmiyor.

Eurosport ve TRT Spor Yıldız kanalları başta olmak üzere biraz

dolaştığınızda birçok güzel spor dalını görmemiz mümkün. Üstelik

benim çok sevdiğim bazı dallar ise günlerce süren, takip etmesi

sadece sportif değil, aynı zamanda coğrafi ve turistik bilgiler edindiren

aktiviteler. Bunlar içinde en sevdiğim elbette, bisiklet. Fransa turu 24

gün, İspanya ve İtalya turları ise gene 15 - 20 gün süren ve her gün

en az 4 - 5 saat ekranda kalan bir spor bu. Sadece bisiklet de değil…

Mesela yelken yarışları, otomobil ve motosiklet sporları, uzun günlere

yayılmış atletizm ve kış sporları da göz ardı edilmemesi gereken ana

dallar.

Ülkemizde sportif turizm adına çok bölgesel organizasyonlar oluyor

ama ulusal çapta ciddi bir organizasyonu İslam Ülkeleri Dayanışma

Oyunları’nda gördük. 1-2 de voleybol ve basketbol organizasyonu oldu.

Ben salon sporları organizasyonu yapılmasından yanayım elbette ama

bu tip organizasyonlar salon kapasitesi ve televizyon sınırlı kalıyor. Maç

süresince tamamen maç veya o dala odaklı bir yayın yapılıyor ve ev

sahibi ülkenin Türkiye olması dışında da pek bir adımız geçmiyor.

Turizmi canlandıracak veya katkı sağlayacak olan ise, uzun süreli

yayınlara sebep olan açık hava organizasyonları. Enfes nehirlerimiz

var. Rafting için dünyanın en iyi parkurlarından sayılan bir coğrafyamız

var. Kış sporları için hem tesislerimiz hem de beğen beğen al şeklinde

dağlarımız var. Bisiklet turu için ise inanılmaz bir ülkeyiz. Üç tarafı

denizlerle çevrili bir ülkeyiz ki yelken ve yat yarışları için tadından

yenmez. Hatta hep bir yelken trophy hayalim hep olmuştu. Şöyle

Trabzon’dan başlasa ve Mersin’de bitse mesela…

Bunların dışında dünyanın en iyi golf sahalarını inşa ettik. Antalya ve

Alanya golfçülerin merkezi olmalı ama o da olmadı…

Peki yatırım yapıyoruz ama neden devamı gelmiyor? Neden hevesimiz

kesiliyor? Ya da neden işin organizasyon kısmında patlıyoruz? Ben

bunun öncelikli olarak futbol esaretinden kurtularak vatandaşlarımıza

tüm sporları sevdirmek olduğunu düşünüyorum. Çünkü F1 ilk geldiği

zamanlarda beklenen ilgiyi görmemiş ve boş tribünlerde arabalar

52 tur dönmek zorunda kalmıştı. Hatta organizasyonun Türkiye’den

ilk çekilme sebebi bu olarak lanse edilmişti. Detayını bilmiyorum.

Ama Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nda İstanbul final

etaplarında bile seyircimiz evin önüne kadar bile çıkmıyor. Bir de bunu

canlı seyretmek bedavayken üstelik. Fransa ve diğer ülke turlarında

şehirlerarası izbe yollar bile sanki dünyanın en önemli olayı olacakmış

gibi hınca hınç kalabalık oluyor. Ülke insanımız ekonomik, sosyal

veya kültürel olarak spora genel anlamda meraklı değil maalesef.

Ancak bu ilgi ve cazibe oluşturulursa ülke olarak inanılmaz spor

turizmi organizasyonlarına imza atabiliriz. Hayatı farklı alanlarıyla

yaşayabileceğimiz ve sporun her dalını anlayabileceğimiz yayınlara

ihtiyacımız var. Spor olsun diye organizasyon yapılmaz.

Daha sağlıklı, daha sportif ve daha aktif günler dilerim.

Unfortunately, as for sports, football comes to mind and by forcing a

bit, basketball, volleyball, wrestling and weightlifting come to mind.

Why then? Football is a global disease anyway, let's keep it off topic.

Others are branches in which we are successful and can compete

with the world giants. For this reason, they are on everyone's mind.

After all, no one even wants to hear about the branches that we are

not in the ranking. Or no one follows.

It is possible to see many beautiful sports branches when you surf

a bit, especially Eurosport and TRT Spor Yıldız channels. Moreover,

some of my favorite branches are activities, lasting for days and

providing not only sports but also geographical and touristic

information to follow. My favorite of these, of course, is the bike. This

is a sport, lasting for 24 days in the tour of France, 15-20 days in the

tours of Spain and Italy, and stays on the screen for at least 4-5 hours

every day. Not just cycling… For example, sailing races, automobile

and motorcycle sports, athletics spread over long days, and winter

sports are also the main branches that should not be ignored.

There are many regional organizations for sports tourism in our

country, but we saw a serious national organization at the Islamic

Countries Solidarity Games. There was also a couple of volleyball

and basketball organization. Of course, I am in favor of organizing

indoor sports organizations, but such organizations are limited to

the capacity of the hall and television. During the match, a broadcast

is completely focused on the match or that branch, and we are not

mentioned much except that the host country is Turkey.

What will revive or contribute to tourism are outdoor organizations,

causing long-term broadcasts. We have exquisite rivers. We have

a geography that is considered one of the best tracks in the world

for rafting. We have both facilities and mountains for winter sports,

you take your pick. We are an incredible country for cycling. We are

a country surrounded by seas on three sides, which is too good to

be true for sailing and yacht races. In fact, my dream always was a

sailing trophy. For example, I wish it starts from Trabzon and ends in

Mersin... Apart from these, we have built the best golf courses in the

world. Antalya and Alanya should be the center of golfers, but that

didn't happen either...

Well, we are investing, but why not continue? Why are we getting

discouraged? Or why does it fail on the organizational part of the

business? I think that this is primarily to get rid of the bondage of

football and to make our citizens love all sports. Because when F1

first came, it did not receive the expected attention and the cars

had to turn 52 laps in the empty stands. In fact, it was presented

as the reason for the organization's first withdrawal from Turkey. I

don't know the details. But even in the İstanbul final stages of the

Presidential Cycling Tour of Turkey, our audience does not even go

up to the front of the house. Also, it's free to watch live. In France and

other country tours, even intercity secluded roads are crowded as if it

will be the most important event in the world.

Unfortunately, our people are not generally interested in sports

economically, socially or culturally. But, if this interest and attraction

is made, we can make incredible sports tourism organizations as

country. We need publications where we can experience in different

areas and understand every branch of sports. Organizations are not

made just for the sake of sports.

I wish you healthier, more sportive and more active days.


hotel restaurant

42 & hi-tech

gündem agenda

OTEL YATIRIMLARI ILK YARIDA NEREDE

ARTTI, NEREDE AZALDI?

Otel yatırımları, yatırımcıların en fazla ilgi gösterdiği alanlardan biri oldu. Türkiye Otelciler

Birliği’nin (TÜROB) raporuna göre, 6 ayda toplam teşvik değeri 7 milyar 553 milyon TL olan

75 otel projesi için başvuru yapıldı.

Pandemi nedeniyle 2020-2021 yıllarında

tarihinin en kötü dönemini yaşayan

konaklama sektöründe, bu yılın

başından itibaren başlayan canlanmayla

birlikte yatırımlar yeniden yükselişe geçti.

Yılın ilk 6 ayında otel yatırımları, yatırımcıların

en fazla ilgi gösterdiği alanlardan biri oldu.

Türkiye Otelciler Birliği’nin (TÜROB), Sanayi

ve Teknoloji Bakanlığı’nın ‘Yatırım Teşvik

Belgeleri’ verilerinden hareketle hazırladığı

Ocak-Haziran 2022 dönemini kapsayan

yatırım raporuna göre, ilk 6 ayda toplam

teşvik değeri 7 milyar 553 milyon TL olan

toplam 14 bin 413 yataklı 75 otel projesi için

teşvik başvurusu yapıldı.

İlk yarıda teşvik belgesi başvurularının

parasal tutarı bir önceki yılın aynı dönemine

göre göre yüzde 640 artarken, proje sayısı

yüzde 39, yatak kapasitesi yüzde 76 artış

gösterdi. 2021 yılı ilk 6 ayında toplam 8 bin

200 yatak kapasiteli 54 otel projesi için 1

milyar 21 milyon TL, pandemi öncesi yıl olan

2019 yılının ilk 6 ayında ise 12 bin 500 yataklı

55 proje için 1 milyar 683 milyon TL’lik teşvik

başvurusu yapılmıştı.

İstanbul, Muğla, Antalya…

TÜROB’un raporuna göre, ilk 6 ayda 30 ilde

yeni projeler planlandı. Yeni yatırımlarda

İstanbul ve Muğla 9’ar projeyle ilk 2 sırayı

alırken, Antalya 8 proje ile üçüncü oldu.

Çanakkale 6, İzmir 4 yatırım ile dördüncü

ve beşinci sırayı aldı. Kars, Edirne, Nevşehir

ve Ankara 3’er, Aydın 2 projeyle ilk 10’da

yer aldı. Pandemi öncesinde Karadeniz’de

yaşanan yatırım furyasının yavaşlaması dikkat

çekerken, Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu

illerinde de yatırımlar yavaşladı.

2022 yılının ilk 6 ayında teşvik belgesi alan

oteller içerisinde kapasite bakımından 11

otelde 5 bin 702 yatak ile 5 yıldızlı oteller ilk

sırada yer aldı. Otel sayısında ise en fazla

başvuru 26 proje ile 3 yıldızlı oteller için oldu.

Eresin’den Anadolu’ya ekstra teşvik

önerisi

Yatırımlarla ilgili bir değerlendirme

yapan TÜROB Başkanı Müberra Eresin,

şu görüşleri dile getirdi: “Pandeminin

sektörde olumsuz etkileri ve birçok alanda

yatırımların ertelendiği bir dönemde dahi

yatırımcılar, 2020 ve öncesinde başlattıkları

otel yatırımlarını tamamlamak üzere

çalışmalarını sürdürmüştü. Bu durum

yatırımcıların sektöre yönelik umudunun

ve güveninin bir göstergesi olarak

değerlendirilebilir. Bu yılın ilk yarısına

baktığımızda da otel yatırımlarında ciddi

bir geri dönüşün başladığını görüyoruz.

Sektörde yapılan yatırımları olumlu

değerlendirmekle birlikte Antalya ve İstanbul

gibi turizm merkezlerinin hâlâ en fazla

yatırım talebi alan yerler olması aslında çok

tercih ettiğimiz bir durum değil. Turizmin

sürdürülebilirliği açısından yatırımların tüm

Anadolu’ya yayılması gerektiği görüşümüzü

sürdürüyoruz ve bu konuda gerekirse

Anadolu’da yapılan yatırımlar için daha da

fazla, ekstra teşvikler verilmesi gerektiği

inancındayız. Teşviklere, yeni yatırımlar

için Anadolu’da; yenileme ve renovasyon

için ise İstanbul ve Antalya gibi illerimizde

ihtiyaç duyulduğunu düşünüyoruz. Ayrıca,

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından

Afyonkarahisar, Antalya, Aydın, Bursa,

Denizli, Erzincan, Hatay, İzmir, Kars, Mersin,

Muğla, Niğde, Ordu, Trabzon, Yalova ve

Nevşehir illerinde bulunan toplam 50

kamu taşınmazının bu yıl içerisinde ‘Kamu

Taşınmazlarının Turizm Yatırımlarına Tahsisi

Hakkında Yönetmelik’ hükümlerine uygun

olarak girişimcilere tahsis edilmesi ile turizm

yatırımlarının önemli oranda artmasını

bekliyoruz.”


Beko 400 TR ve TokenX

platform hizmeti ile,

işinizi daha az maliyetle

daha verimli yönetin!

Mali mühür

gerekmeden,

HEMEN

e-faturaya

geçiş imkanı!

Ürünlerinizi ve

alanlarınızı

Beko 400 TR

cihazınıza

tanımlayın

Oda, masa bazlı

sipariş yönetiminizi

yapın

Ödemelerinizi

QR veya

kredi kartı ile

temassız alın

Tek tuşla müşterinin

e-posta adresine

e-fatura gönderin

Tüm işlemlerinizi

ve e-faturalarınızı

TokenX web paneli

üzerinden

görüntüleyin


hotel restaurant

44 & hi-tech

gündem agenda

WHERE DID HOTEL INVESTMENTS

INCREASE OR DECREASE IN

THE FIRST HALF?

Hotel investments became one of the areas in which investors showed the most interest.

According to the report of the Turkish Hoteliers Association (TÜROB), in 6 months, the

applications for 75 hotel projects of which total incentive value was 7 billion 553 million TL

has been made.

In the accommodation sector,

experienced the worst period in

its history in 2020-2021 due to the

pandemic, the investments started to

rise again with the revival that started

from the beginning of this year. In the

first 6 months of the year, the hotel

investments became one of the areas

in which investors showed the most

interest. According to the investment

report covering the January-June

2022 period that the Turkish Hoteliers

Association (TÜROB) prepared on

the basis of the data of ‘Investment

Incentive Certificates’ of the Ministry

of Industry and Technology, incentive

applications for 75 hotel projects with

total 14 thousand 413 beds of which total

incentive value was 7 billion 553 million

TL in the first 6 months, were made.

While the monetary amount of incentive

certificate applications in the first half

increased by 640 percent compared to

the same period of the previous year,

the number of projects increased by 39

percent and bed capacity by 76 percent.

In the first 6 months of 2021, 1 billion 21

million TL incentive applications were

made for 54 hotel projects with a total

capacity of 8 thousand 200 beds, and

in the first 6 months of 2019, the year

before the pandemic 1 billion 683 million

TL incentive applications were made for

55 projects with 12 thousand 500 beds.

İstanbul, Muğla, Antalya…

According to the report of TÜROB, new

projects were planned in 30 provinces

in the first 6 months. While İstanbul

and Muğla ranked first with 9 projects,

Antalya ranked third with 8 projects

in new investments. Çanakkale took

the fourth and İzmir fifth places with 6

investments and 4 investments. With

3 projects, Kars, Edirne, Nevşehir

and Ankara took place in the top 10

and Aydın with 2 projects. While that

the investment exploder in the Black

Sea region slowed down before the

pandemic attracted attention, the

investments in Eastern, Southeastern

and Central Anatolian provinces also

slowed down.

5-star hotels ranked first with 5,702

beds in 11 hotels in terms of capacity

among the hotels that received incentive

certificates in the first 6 months of 2022.

In the number of hotels, the highest

number of applications was for 3-star

hotels with 26 projects.

Extra incentive offer from Eresin to

Anatolia

TÜROB President Müberra Eresin,

making an evaluation about the

investments, expressed the following

views: “Even in a period when the

negative effects of the pandemic on

the sector and investments in many

areas were postponed, the investors

continued to work to complete the

hotel investments that they started in

2020 and before. This situation can be

considered as an indicator of the hope

and confidence of the investors in the

sector. When we look at the first half of

this year, we see that a serious return

has started in hotel investments. It is not

a situation we prefer that the tourism

centers such as Antalya and Istanbul are

still the places that receive the highest

investment demand even if we evaluate

the investments made in the sector

positively. We are keeping our view that

investments should be spread all over

Anatolia in terms of the sustainability

of tourism, and we believe that more

and more incentives should be given

for investments made in Anatolia, if

necessary. We think that the incentives

are needed for new investments in

Anatolia and for renewal and renovation

in our cities such as Istanbul and

Antalya. Besides, we expect tourism

investments to increase significantly

in terms of that total of 50 public real

estate properties in Afyonkarahisar,

Antalya, Aydın, Bursa, Denizli, Erzincan,

Hatay, İzmir, Kars, Mersin, Muğla, Niğde,

Ordu, Trabzon, Yalova and Nevşehir

provinces are allocated by T.R. Ministry

of Culture and Tourism to entrepreneurs

in accordance with the provisions of

the ‘Regulation on the Allocation of

Public real estate properties to Tourism

Investments within this year.”

C

M

Y

CM

MY

CY

CMY

K


46

hotel restaurant

& hi-tech

gündem / makale

Uluslararası MICE Endüstrisi Derneği (I-MICE) Başkanı

Hüseyin Kurt

Bu yasakçı zihniyet neden?

Sonda söyleyeceğimi başta

söyleyeyim, tedbir ve önlem almak

varken, yasaklamak veya izin

vermemek neden?

Bu yıl 11’incisinin yapılması

planlanan, 5 gün sürecek, 70

müzik grubunun sahne alacağı

“Zeytinli Rock Festivali “ etkinliğine

Burhaniye Kaymakamlığından izin

çıkmadı. (Yasaklandı!)

Açıklamaya baktığımızda geçmiş

senelerde yaşandığı ve şikayete konu

olduğu iddia edilen güvenlik, asayiş,

trafik, çevre sorunları ve ortaya

çıkan istenmeyen durumlar gerekçe

gösterilerek kamu güvenliği ve

sağlığı, toplumun huzuru ve çevrenin

korunması amacı gösterilerek ilgili

festivale izin verilmedi. (Yasaklandı!)

Evet tedbir ve önlem almak, kural

getirmek, düzenleyici firma ile

daha fazla iletişim ve iş birliği

içerisinde kalarak yukarıda bahsi

geçen ve iddia edilen şikayetlerin

önüne geçmek mümkünken yasakçı

zihniyete başvurmak neden?

Bu ardı arkası kesilmeyen yasaklar

ve artık neredeyse hayat tarzına

müdahale edecek kadar sivrilmek

neden?

Bu çember içerisinde hep birlikte

yaşamıyor muyuz? Bu yasaklar,

ötekileştirmeye varan kısıtlamalar

ve gruplaştırma neden?

Kaldı ki dünyayı etkisi altına alan

pandemi belasının en fazla etkilediği

sektörlerin başında kongre, toplantı,

fuar, etkinlik ve organizasyonlar

gelirken 70 civarında müzik

grubunun ve 50 civarında sektör

paydaşının içerisinde olacağı bir

festivale izin vermemek neden?

Bu insanların zorlu geçen bu

süreçte, ayağa kalkmaya ve

yaralarını sarmaya çalışırken

evlerine götürecekleri ekmeğe de

mani olmuyor musunuz?

Elbette ki kamunun toplum yararı

ve huzuru düşünülerek alacağı

her türlü karara saygı duyar ve

destekleriz. Lakin, müziğin pozitif

enerjisi, coşkusu, birleştirici

ve bütünleştirici tarafına her

zamankinden daha fazla ihtiyacımız

varken gelin bu yasaklara

başvurmayın… Hayat tarzlarına ve

beklentilere daha fazla göz açın,

kulak verin… Yasaklamak, izin

vermemek yerine ilgili düzenleyici

firmalarla daha fazla iletişim

içerisinde olun.

Bu vesileyle; ilgili regülasyonlar

dahilinde müzik yayın saati

kısıtlamasının da ivedilikle gözden

geçirilmesi başta eğlence sektörü

olmak üzere ülkemize ve güzide

şehrimize bunun için gelen münferit

misafirler, destinasyon düğünleri,

ilgili organizatörler ve toplumun

geniş bir kesimi tarafından

beklenmektedir.

Müzikle bir arada kalmak dileğiyle..

Dostlukla kalın.


iCombi Pro. iVario Pro.

Sadece iki

pişirme sistemi

ile teknolojik

mutfağınızı

kurun!

Siz sadece sonucu söyleyin,

dünyanın ilk ve tek yapay

zekaya sahip pişirme

sistemleri sizin için

çalışsın!

Teknolojik mutfağın kalbi!

rational-online.com.tr

Online pişirme seminerlerimize

katılmak için QR

kod üzerinden size uygun

tarihi seçin ve kayıt olun!


48

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

ACE OF M.I.C.E. 10’NCUSUNA

HAZIRLANIYOR

Turizm ve etkinlik sektörünün devleri 10. ACE of M.I.C.E. ile Antalya’da görkemli bir

organizasyonla bir araya gelecek. Ulusal ve uluslararası 120’den fazla kurumsal firma; katılımcı

otel, acenta, turizm ve etkinlik sektörü profesyoneli ile 3 gün boyunca 5 binin üzerinde B2B

toplantı gerçekleştirecek.

Antalya, etkinlik ve turizm

sektörünün en büyük

organizasyonuna 10’uncu kez ev

sahipliği yapacak. Türk Hava Yolları’nın

ulaşım sponsorluğunda, TÜRSAB’ın

stratejik partnerliğinde, Nirvana

Cosmopolitan Hotel, Cosmos Theatre,

Antalya Tanıtım Vakfı, Antalya Ticaret

Odası, Antalya Büyükşehir Belediyesi

ve Profesyonel Otelciler Derneği’nin

destekleriyle gerçekleyecek olan

etkinlik sektörün ulusal ve uluslararası

markalarını bir araya getirecek.

Bu yıl 30-31 Ekim 2022 tarihlerinde

Nirvana Cosmopolitan Hotel’de

gerçekleşecek olan Masters of

Events by ACE of M.I.C.E. Awards

kapsamında; incentive ve etkinlikler

düzenleyen ulusal ve uluslararası

kurumsal şirketlerin satın alma

heyetleri ile B2B network toplantılar

ve interaktif kaynaşma programları ile

yeniden bir araya gelecek. Katılımcı

otel, acenta, turizm ve etkinlik

sektörü profesyonellerinin ulusal ve

uluslararası kurumsal şirketlerle

2 gün boyunca B2B toplantılar

yapacağı etkinlikte yeni iş bağlantıları

oluşurken, akşam düzenlenecek

eğlence organizasyonlarında network

bağlantıları kurulmaya devam edilecek.


Sektör profesyonelleri

ödüllendirilecek

Davetliler, 30 Ekim akşamı Nirvana

Cosmopolitan Hotel’de gerçekleşecek

MOE Party’de keyifli bir gece yaşayacak.

31 Ekim akşamı ise Cosmos Theatre’da

kırmızı halı seremonisi ile başlayacak

ve 270 derecelik video mapping şovlar

ve gala yemeği ile devam edecek olan

ACE of M.I.C.E. Awards Ödül Töreni

gerçekleşecek. Sektörün merakla

beklediği törende MICE (Meetings,

Incentives, Conferences and Events)

sektörünün en iyileri 23 ayrı kategoride

sahiplerini bulacak.

Ataman: “Bu yıl yine çok önemli

marka isimleri buluşturacağız”

ACE of M.I.C.E. Fuarı ile 9 yıldır sektöre

önemli katkılar sağladıklarını aktaran

Ataman, Antalya’daki bu etkinlik ile

bunu bir üst noktaya taşıyacaklarını

vurguladı. Masters of Events by ACE

of M.I.C.E. Awards 3 günlük programı

ile katılımcılarına farklı bir deneyim

sunacağını dile getiren Ataman;

bunları şöyle özetledi: “Geçen sene

7-9 Kasım 2021 tarihlerinde Nest

Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen

etkinlik uzun süre konuşulmuştu.

Dünyanın önde gelen markalarıyla

toplantı, kongre ve etkinlik sektörünün

temsilcileri Masters of Events by ACE

of M.I.C.E. Awards organizasyonu

kapsamında Antalya’da bir araya

gelmiş, Antalya’nın ticari hacmine çok

büyük katkı sağlayan organizasyonun

sonunda da MICE alanında en başarılı

marka ve projeler görkemli ödül

töreniyle sahiplerini bulmuştu. Bu

seneki Masters of Events by ACE of

M.I.C.E. Awards ile yine ulusal ve

uluslararası çok önemli markaları ve

çok değerli isimleri buluşturacağız.

Bu büyük organizasyonla etkinlik

sektörünün faaliyetlerinin sürdürülebilir

büyümesine yön vermeyi, sektörde

hizmet veren kurum ve kuruluşlarda

daha mükemmele ulaşma arzusu

oluşturmayı, M.I.C.E. sektörünü ve

sektörden hizmet alan kurumsal

şirketleri ödül gecesi vasıtasıyla

bir araya getirmeyi ve Türk kongre,

toplantı ve etkinlik sektörünün

bilinirliğini küresel ölçekte arttırmayı

hedefliyoruz.”

Program Takvimi

*30-31 Ekim 2022 tarihlerinde Nirvana

Cosmopolitan Hotel’de gerçekleşecek

etkinlik, sektörün yerli ve yabancı

temsilcileri, 5 binden fazla B2B

(Business to Business) toplantısı ve

interaktif kaynaşma programları ile yeni

iş birliği olanaklarına imkân tanıyacak.

*Masters of Events ACE of M.I.C.E.

Awards, alanının önde gelen

markalarını ve profesyonellerini 30

Ekim akşamı Nirvana Cosmopolitan

Hotel’de gerçekleşecek MOE Party’de

ağırlayacak.

*Ardından 31 Ekim akşamı da Cosmos

Theatre’da kırmızı halı seremonisi, 270

derecelik video mapping şovlar ve gala

yemeği ile devam edecek olan ACE of

M.I.C.E. Awards, iş ile eğlenceyi bir

arada sunacak.

*Etkinliğin finalinde ise Masters of

Events by ACE of M.I.C.E. Awards

sahiplerini bulacak. Bu yıl 10’uncu

kez verilecek olan ödüller, 23 ayrı

kategoride alanının en iyilerine

verilecek. 1 Eylül itibariyle başlayan

ödül başvuruları 30 Ekim tarihine kadar

devam edecek.


50

hotel restaurant

& hi-tech

yeni yatırımlar

RADISSON BLU HOTEL, VADISTANBUL’DU…

RADISSON COLLECTION HOTEL,

VADISTANBUL OLDU

Radisson Otel Grubu, önceden Radisson Blu Hotel, Vadistanbul olarak bilinen otelini yeni bir marka

altında, İstanbul’daki ilk Radisson Collection oteli olarak hizmete açtığını duyurdu.

Radisson Otel Grubu, kapsamlı bir

yenilenme projesinin ardından

Radisson Blu Hotel, Vadistanbul’u

Radisson Collection Hotel markası

altında tekrar hizmete açtığını duyurdu.

Şehrin en gözde yaşam ve ticaret

bölgelerinden birinde yer alan Radisson

Collection Hotel, Vadistanbul, Grubun

Türkiye’deki ikinci, İstanbul’daki ise

ilk Radisson Collection oteli olacak.

Radisson Collection Hotel, Vadistanbul,

geçtiğimiz yaz Bodrum’daki Radisson

Collection Hotel’in başarılı açılışının

ardından hizmete girdi.

Vadistanbul, Atatürk Arboretumu,

Belgrad Ormanı ve Göktürk Göleti Tabiat

Parkını içeren Vadistanbul parkının

eteklerinde, İstanbul’un yayıldığı bir

alanda bulunan modern ve dinamik

bir yaşam alanı. Radisson Collection

Hotel, Vadistanbul, 20.000 kişiye hizmet

veren ve 270 mağazaya ve ofis alanına

ev sahipliği yapan Vadistanbul’un ana

caddesinde yer alıyor. Otel, İstanbul’un

en büyük spor komplekslerinden Türk

Telekom Arena’nın tam karşısında,

önemli iş merkezlerinden Maslak’a

yakın bir konumda olup İstanbul’un

yeni havalimanına 30 km mesafede yer

almaktadır.

193 odalı

Radisson Collection Hotel, Vadistanbul,

şehir veya orman manzarası seçeneği

sunan 193 adet odası ve süiti, huzur

veren atmosferi ve şehrin temposunu

yansıtan havasıyla ön plana çıkıyor.

Huzurlu bir atmosfere ve şık bir

tasarıma sahip odalarda misafirlere

Nespresso makinesi, TV’ye bağlanmak

için kişisel cihaz ve banyoda özel

Collection markalı ürünler gibi seçkiler

sunuluyor. Otel, tesisi geliştirmek

ve sıradışı bir hizmet sunmak üzere

konukların memnuniyetini en üst

düzeye çıkarmak amacıyla yenilenme

sürecinden geçti. Konukları modern

tasarıma sahip bir lobi karşılarken lüks

odalar, yerel sanatçıların çektiği, şehrin

karakterini yansıtan şık fotoğraflarla

çevrili. Tüm gün hizmet veren restoran,

yerel ürünlerin kullanılarak hazırlandığı

uluslararası lezzetler sunarken Vadi

Bistro, Türkiye’deki şehir yaşamının

canlı ritmini deneyimleme imkanı

sunuyor.

Yıldırımlar: “İstanbul’daki

varlığımızı güçlendirdiğimiz için

gururluyuz”

Radisson Otel Grubu Orta, Doğu

Avrupa, Rusya ve Türkiye’den Sorumlu

Kıdemli Başkanı Yılmaz Yıldırımlar

şunları belirtiyor: “Grubun Türkiye’deki

ikinci İstanbul’daki ilk Radisson

Collection markalı oteli olan Radisson

Collection Hotel, Vadistanbul’un

açıldığını duyurmaktan ve Radisson

Collection markamızı İstanbullulara

sunmaktan çok mutluyuz. Otelin

güçlü hizmet standartları ve global

uzmanlığımız, İstanbul’a ve şehrin en

seçkin kesimlerine seyahat etmek

isteyen konuklara katma değer sunuyor.

Şehrin en büyük otel işletmesi olma

hedefimiz doğrultusunda İstanbul’daki


52

hotel restaurant

& hi-tech

yeni yatırımlar

en büyük marka olarak varlığımızı

güçlendirdiğimiz için gururluyuz.”

Oteldeki toplantı imkanları, 1.000m²’lik

bir balo salonunu, 300m²'den büyük

bir alana sahip toplantı odalarını

içeriyor. Otel, esnek ve son teknoloji

ürünlere sahip yedi toplantı odası ve son

teknolojiyle tam donanımlı, doğal gün

ışığı alan balo salonuyla hem iş dünyası

hem de eğlence sektörü için unutulmaz

etkinliklere ev sahipliği yapabilecek.

Salonlar ayrıca, 900 kişiye kadar misafir

ağırlayabilecek kapasitede.

Radisson Collection,

benzersiz lokasyonlarda

bulunan simgesel otellerden

oluşan lüks bir yaşam tarzı

koleksiyonu olarak öne

çıkıyor. Tüm Radisson

Collection otelleri bulunduğu

lokasyonu yansıtan ve çağdaş

yaşamın bir örneğini sunan

özgün bir karaktere ve özel

bir tasarıma sahip ve ayrıca

yemek, fitness, sağlıklı

yaşam ve sürdürülebilirlik

alanlarında sıra dışı

deneyimler sunmakta. Otelde,

çarpıcı orman manzarası

eşliğinde tam donanımlı bir

fitness merkezi de yer alıyor.

Otelin spası, 2.330m²’den

büyük bir alana sahip.

Valley Club & Spa, ısıtmalı

havuz, Türk hamamı, buhar

banyosu, masaj ve bakım

seçeneklerinin sunulduğu

bakım odaları ve bir sauna ile

hizmet veriyor.

Sıcakkanlı: “Sıradışı deneyimler

sunmak için sabırsızlanıyoruz”

Radisson Collection Hotel, Vadistanbul

Genel Müdürü Nihan Sıcakkanlı,

şunları ifade ediyor: “İhtiyaçlarımıza

en uygun, doğru marka seçimlerine

sahip Radisson Otel Grubu’nun bir

parçası olmaktan gurur duyuyoruz.

Konuklarımızı yenilenen bu ikonik otelde

Radisson Collection markası altında

ağırlamak ve onlara yerel dokunuşlarla

bezenmiş, aynı zamanda global ölçekte

kendini kanıtlamış sıradışı deneyimler

sunmak için sabırsızlanıyoruz.”


Oda İçi

Ekipmanlarımızla

Tanışın

Lifetech Türkiye Distribütörü

Yeni Mahalle Kuzey Yanyol Caddesi No.65 34530

Kumburgaz/Büyükçekmece - İstanbul | Türkiye

Tel/Phn : +90 212 580 1 590 - Fax: +90 212 580 1 581

www.otelurunleri.com.tr


54

hotel restaurant

& hi-tech

yeni yatırımlar new investments

TÜRKIYE’NIN ILK ANTIVIRAL OTELI

STAYSO THE HOUSE HOTEL

The first antiviral hotel of Turkey

Stayso The House Hotel

Stayso The House Hotel, turizm

sektörüne Türkiye’nin ilk

antiviral otelini kazandırdı. Türk

mühendisler tarafından tasarlanan

ve virüsleri yok etmede kullanılan

Vironance sistemi, %99,8 başarı

oranına sahip.

Havalandırma sistemlerine entegre

ettiği Vironence sistemiyle turizm

sektörüne Türkiye’nin ilk ve tek antiviral

virüssüz otelini kazandıran Stayso The House

Hotel, bir diğer virüs öldürücü teknoloji

olan Laminer Flow antivirüs teknolojisiyle

de güvenli konaklama deneyimini yeniden

tanımlıyor.

Virüsleri yok etmede %99,8 başarılı

Türk mühendisler tarafından tasarlanan

ve virüsleri yok etmede %99,8 başarı

oranına sahip Vironance sistemi ise

Yeditepe Üniversitesi Biyosidal ve Ar-Ge

Laboratuvarı’nda yapılan testlerden başarıyla

geçerek akredite raporu aldı. Amerika

merkezli Weill Cornell Medical College

da sisteme onay raporu verdi. Vironence

sistemine ek olarak, Stayso The House

Hotel hastanelerde kullanılan ve tavandan

üfleme, zeminden emiş yöntemiyle çalışan

Laminer Flow teknolojisine tüm oda ve ortak

alanlarında yer veriyor. Havadaki partikül ve

damlacıklara yapışarak, yere inme eğiliminde

olan virüsler, tekrar havaya kaldırılmadan

zemin kotundan yakalanıp dışarı atılıyor.

Türk misafirperverliğine yenilikçi

yaklaşım

Stayso The House Hotel, İstanbul’un

tarihiyle iç içe konumu ve farklı konseptleri

bir araya getiren hizmet modeliyle Türk

misafirperverliğine yenilikçi bir yaklaşım

getiriyor. 45 odalı lüks butik otelde

misafirlere co-working alanında konforlu

bir çalışma ortamı sunuluyor. Şehrin tarihi

bölgelerine, iş ve alışveriş merkezlerine yakın

konumuyla İstanbul’u her yönüyle yaşamak

isteyenlere ev sahipliği yapıyor.

Stayso The House Hotel, which brought

Turkey's first and only antiviral virusfree

hotel to the tourism sector with

the Vironence system integrated into its

ventilation systems, redefines the safe

accommodation experience with Laminar

Flow antivirus technology, another viruskilling

technology.

99.8% successful in destroying

viruses

The Vironance system, which was

designed by Turkish engineers and has a

99.8% success rate in destroying viruses,

successfully passed the tests conducted

in Yeditepe University Biocidal and R&D

Laboratory and received an accredited

report. The US-based Weill Cornell Medical

College also gave an approval report to

the system. In addition to the Vironence

system, Stayso The House Hotel includes

Laminar Flow technology used in hospitals

and working with ceiling blowing and floor

Stayso The House Hotel brought

Turkey's first antiviral hotel to the

tourism sector. The Vironance

system, designed by Turkish

engineers and used to destroy

viruses, has a success rate of

99.8%.

suction methods in all rooms and common

areas. The viruses, which tend to descend

to the ground by clinging to particles and

droplets in the air, are caught at the ground

level and thrown out without being lifted into

the air again.

Innovative approach to Turkish

hospitality

Stayso The House Hotel brings an innovative

approach to Turkish hospitality with its

location intertwined with the history of

Istanbul and its service model that brings

together different concepts. In the luxury

boutique hotel with 45 rooms, guests are

offered a comfortable working environment

in the co-working area. With its location

close to the historical districts of the city,

business and shopping centers, it hosts

those who want to experience Istanbul in

every aspect.


56

hotel restaurant

& hi-tech

yeni yatırımlar

WYNDHAM GRAND DOHA WEST BAY

BEACH AÇILIYOR

Wyndham Hotels & Resorts, Katar’ın Doha kentinde açılacak 278 odalı Wyndham Grand Doha West

Bay oteliyle Ortadoğu’daki varlığını güçlendirmeye devam ediyor. En üst segmentte yer alan otel,

2022 FIFA Dünya Kupası öncesinde açılacak.

Wyndham Hotels & Resorts,

Katar’ın Doha kentinde açılacak

278 odalı Wyndham Grand Doha

West Bay oteliyle Ortadoğu’daki varlığını

güçlendirmeye devam ediyor. Doğrudan

yönetim modeliyle faaliyet gösterecek olan

otel, proje geliştirme alanında bölgenin

öncü kuruluşlarından Hala Real Estate

Development Company iş birliğinde açılıyor

ve Wyndham’ın bölgede sunduğu hizmetleri

daha da zenginleştiriyor. Wyndham’ın, bölge

genelindeki proje stokunda 27 otel projesi

yer alıyor.

Geniş toplantı olanakları

Wyndham Grand Doha West Bay Beach,

modern ve birinci sınıf odalarının yanı sıra

tesis içindeki çeşitli restoranlar, jakuzisi

de bulunan bir spa, buhar odası, sauna,

açık havuz ve fitness merkezi gibi zengin

olanakları da misafirlerinin kullanımına

sunuyor. İş için seyahat edenler, otelin

toplamda 350’ye yakın kişinin ağırlanabildiği

altı adet geniş toplantı odasından

yararlanabiliyor. Wyndham Grand markası

altında, ulaşılabilir bir tasarım, incelikle

düşünülmüş konaklama deneyimleri,

özenli hizmet ve rahat bir ortamı bir arada

sunan seçkin oteller yer alıyor. Wyndham

Grand Doha West Bay Beach, marka altında

İstanbul, Manama, Atina, Chicago, Şanghay

ve daha pek çok önemli noktada bulunan

otellerin arasına katılıyor. Wyndham’ın

Katar’daki portföyünde, halihazırda

faal durumda olan üç otel ve geliştirme

aşamasında bulunan iki otel yer alıyor.

Dünya Kupası ziyaretçilerini

ağırlayacak

2022 yılı Katar açısından, Ortadoğu’da ilk kez

olmak üzere Kasım ayında düzenlenecek

olan 2022 FIFA Dünya Kupası sebebiyle ayrı

bir önem daha taşıyor. Turnuva süresince,

ülkenin nüfusunun yaklaşık yarısına denk

gelen bir milyondan fazla kişinin Katar’ı

ziyaret etmesi bekleniyor. Wyndham Grand

Doha West Bay Beach, Dünya Kupası

ziyaretçilerini ağırlamak için tam zamanında

kapılarını açıyor.

Wyndham Hotels & Resorts Ortadoğu

ve Afrika Bölge Direktörü Michel Augier,

“Wyndham Grand Doha West Bay Beach,

muazzam şehir Doha’yı tecrübe etmek

isteyen, hem bölgede yerleşik, hem de

uluslararası ziyaretçiler açısından harika

bir konaklama seçeneği ve kolaylık sağlıyor.

İster iş ister tatil için seyahat etsinler, ister

kısa ister uzun süre konaklasınlar, tüm

ziyaretçiler bu otelin benzersiz konumu

ve tesis içi olanaklarından çok memnun

kalacaklar. Bu seçkin otelin açılışıyla

birlikte şehrin global bir destinasyon

olarak gelişimine katkıda bulunmayı ve

Katar’ın Dünya Kupası ve sonrası için

iddialı planlarına destek olmayı sürdürmeyi

heyecanla bekliyoruz. Bu eşsiz şehirdeki

dördüncü otelimizi açmaktan heyecan

duyuyoruz ve bunun, seyahat eden herkesin

tercihlerine yanıt verecek deneyimler

sağlama noktasında önemli bir dönüm

noktası olduğuna inanıyoruz” dedi.

Edgtton: “FIFA Dünya Kupası’na

hazırız”

Wyndham Grand Doha West Bay Beach

Genel Müdürü Hayden Edgtton, “Bu bizim

için çok özel bir an. Kapılarımızı dünyanın

her yerinden misafirlerimize açıyoruz.

Misafirlerimizi ağırlamaya ve onları

Wyndham Grand markasıyla özdeşleşmiş

değerler ve yüksek standartlarla

buluşturmaya hazır olan harika bir ekibimiz

var. Bu yıl 2022 FIFA Dünya Kupası sebebiyle

tüm gözler Katar’ın üzerinde olacak ve biz

buna tam anlamıyla hazırız. Katar, ekonomi

alanında hızla gelişen ve sürdürülebilir

planlara sahip olmasıyla tanınıyor ve

önümüzdeki yıllarda anlatacak daha da fazla

başarı hikayesine sahip olacağından eminiz.

Yeni bir otelin açılışı her zaman heyecan

verici bir süreçtir ve bu sürece yakından

tanıklık etmek, beton ve taştan oluşan bir

binayı herkesin kendini ait hissedebileceği ve

tadını çıkarabileceği bir alana dönüştürmek

gerçekten harika. Wyndham Grand Doha

West Bay Beach’in, konumu ve sunduğu

olanaklar sayesinde, misafirlerimizden yoğun

talep almasını bekliyoruz” dedi.


58

hotel restaurant

& hi-tech

iş’te kadın

Özge

Samancı

“Yemek,

mutfak ve

gastronomi

konuşmaktan

bıkmayacağım”

Röportaj: Hatice Ünal Bilen

Özyeğin Üniversitesi Gastronomi ve

Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı.

Yeditepe Üniversitesi bünyesinde

Türkiye’nin ilk gastronomi ve mutfak sanatları

bölümünün de oluşumunda rol alan uzman

akademisyenlerden biri. İyi eğitimli, donanımlı,

yenilikçi ve vizyoner! Kendini bildi bileli

yemek, mutfak ve gastronomi aşkına okuyor,

araştırıyor, keşfediyor ve yazıyor. Yemek,

mutfak ve gastronomi konuşmaktan asla

bıkmıyor, öğrenmek için merak etmekten

vazgeçmiyor.

Aslen Konya kökenli bir aileden gelen ve tüm

hayatını gastronomi ve yemek tarihine adayan

Özge Samancı ile gastronomi tutkusunu,

akademik yolculuğunu ve gelecek ideallerini

konuştuk.

Özge Hanım, ilk olarak sizi tanıyabilir

miyiz? Nasıl bir ailede, hangi

ideallerle büyüdünüz?

Aslen Konya kökenli bir ailenin ortanca

kızıyım. Ankara’da doğdum. Annem ilkokul

öğretmeni, babam kendi işini kurmuş bir

girişimciydi. Yemeğin ve yemekle ilgili

ritüel ve sofraların önemli olduğu bir aileydi

benimkisi. Evimizde Konya ile ilgili en çok

yaşayan gelenekler yemekle ilgiliydi, halen

de öyledir. Gün boyu süren hazırlıklarla

mantı, su böreği pişirilen, ailenin tüm

çocuklarının yemeklerin yapım aşamasına

yardım ettiği, teyze, amca ve kuzenlerin bir

arada olduğu geniş bir aileden geliyorum.

Kurban Bayramı’nda kesilen koyunun etiyle

ekmek salması hazırlanan, Muharrem ayında

aşure kaynatılan, geleneksel, aynı zamanda

Cumhuriyet ilkeleriyle donanmış, sanata,

edebiyata ve eğitime önem veren bir anne

babanın çocuğuyum.

Mutfakta vakit geçirmek, yemek yapmak

ilkokul yaşlarımdan itibaren beni tam

manasıyla tanımlayan bir özelliğim oldu.

Kız kardeşlerime nazaran mutfağa hep

daha bir ilgili oldum. Annem ve teyzemin

yemek yapışlarını izlemekle kalmaz, her

fırsatta mutfağa girip çeşitli denemeler

yapardım. Ortaokuldayken annem çalıştığı için

yemeklerimi kendim yapmaya başladım. Lise

yıllarımda evin yemeklerini bile ben hazırlar

olmuştum.

Peki eğitiminiz mutfağa olan ilginize

ne şekilde yön verdi?

İlkokulu bitirdiğim 1980 yılında İstanbul’a

taşındık. Sainte- Pulchérie Fransız

Ortaokulu’nu kazandım. Liseyi Saint-Benoit

Lisesi’nde bitirdim. Fransızca öğrenmek ve

Fransız eğitim sistemine entegre olmak benim

için önemli bir dönüşüm noktasıydı. Zira yıllar

sonra doktora yapmak için arkadaşlarımın

seçtiği gibi Amerika’ya değil, Fransa’ya gitmeyi

seçecektim.

Çocukluk ve gençlik ideallerimde hayal ettiğim

hep keşfetmek ve gezmek oldu. Arkeolog

ya da astronot olmak gibi düşüncelerim

vardı. Ayrıca eğitimci olmak ve üniversitede

çalışmak da istediğim bir hedefti. Ancak

o yıllarda gastronomi eğitimi ya da aşçılık

eğitimi üniversitelerde olmadığı için, bu

yolu hiç düşünmedim sanırım. Başarılı bir

öğrenciydim. Boğaziçi Üniversitesi’ne gitme

hedefim vardı. 1990 yılında tarih bölümünü

kazanarak bu hedefimi başardım. Aldığım

eğitim kişisel yolculuğumu bulmamda çok

etkili oldu. Edhem Eldem, Selçuk Esenbel,

Selim Deringil, Nevra Necipoğlu, Günay Kut,

Zafer Toprak, Hakan Erdem, Suraiya Faroqhi,

Halil Berktay gibi çok değerli duayenlerden

dersler aldım. Osmanlı, Bizans, Avrupa ve

dünya tarihi alanlarında gördüğüm her ders

keşfetme ve gezme arzumu hem tatmin etti

hem de kamçıladı.

“Gastronomi ve yemek tarihiyle ilk

buluşmam ise…”

Gastronomi ve yemek tarihiyle buluşmam ise,

Avrupa Sosyal Tarihi dersini aldığım dönemde

Gündelik Hayatın Tarihi dersiyle oldu. Hocamız

Edhem Bey, 18. yüzyılda Avrupa’daki sosyal

değişimlerden bahsederken, ders kitabındaki

yemek kültürünün tarihi dikkatimi çekti. İki

öğünden üç öğüne geçiş, 17. yüzyılda Fransız

mutfağındaki tat ve lezzet değişimi, büyük

şefler, sofra düzenleriyle büyülendim. Bu

satırların yazarı tarihçi Jean-Louis Flandrin’in

adı da zihnime kazındı.

Zafer Toprak hocamıza bitirme tezimi Osmanlı

yemek tarihi üzerine yapmak istediğimi

söyledim. Hocamız 1900 yılında Mahmut

Nedim Bin Tosun’un yazdığı ‘Aşçıbaşı’ adlı

yemek kitabının Osmanlı Türkçesi nüshasını

bana çevirmem için verdi. Böylelikle yemek


tarihi alanındaki ilk çalışmamı yapmış

oldum. Onun üzerine bir karar verdim.

Yüksek lisans yaparak Osmanlı yemek tarihi

alanında çalışacaktım. Bu alanda yapılmış

çok az çalışmanın olduğunu fark ettim.

Sahip olduğumuz Türk mutfak kültürünün

kökenlerini keşfetmek ve Osmanlı ile olan

bağlarını kurmak uzun soluklu ama heyecan

verici bir yoldu.

Bu arzuyla yine Boğaziçi Üniversitesi’nde,

1995-1998 yılları arasında tarih yüksek lisansı

yaptım. Tezimi Sultan II. Mahmut döneminde

Osmanlı Saray mutfak kültürünün geçirdiği

değişimler ve geçmişten gelen devamlılıklar

üzerine hazırladım. Tez çalışmamda ilk olarak

Osmanlı Sarayı ve İstanbul’da çatal, bıçak

kullanımı, yer sofrasından masaya geçiş,

domatesin mutfağa girişine dair bilgileri

ortaya çıkardım. Osmanlı tarihçisi olarak

Osmanlı arşivine ulaşmak ve özgün belgeleri

değerlendirme imkanım oldu. Bu alandaki

çalışmamı girişimci ve yeniliklere açık olan bir

eğitim kurumu olan Boğaziçi Üniversitesi’nde

tüm hocalarım destekledi.

Yüksek lisans yıllarımda okulda kalmak

istediğime ve öğretim üyesi olma yolunda

gerekli adımları atmaya karar vermiştim.

Osmanlı yemek tarihi hem akademik dünyada

hem de kamuoyu nezdinde merak edilen

ve ilgi duyulan bir alandı. Ben de bu alanda

uzmanlaşacaktım. Yemek tarihçiliği alanını

tanımak bu alandaki çalışmaları öğrenmek

için bu konunun en uzman kişisine ve

akademik ortamına gitmem gerektiğine

karar verdim. Üniversite yıllarında kitaplarını

okuduğum Jean-Louis Flandrin’in ders verdiği

Paris’te bulunan EHESS (Ecole des Hautes

Etudes en Sciences Sociales) Enstitüsü’ne

başvurdum. EHESS’de Osmanlı ve Türk Tarihi

bölümünde Osmanlı tarihi alanının tanınmış

hocası Fransız Tarihçi François Georgeon,

yüksek lisans tezimin ciddiyeti ve içeriğini

görerek beni doktora programına kabul etti.

1999- 2002 yılları arasında Paris’te

uluslararası bir öğrenme ve keşif ortamı olan

Cité Universitaire’de kalarak ve EHESS’de

ders ve seminerler alarak devam ettim. Prof.

Flandrin’in Arzu ve Lezzet: Yemek Tarihi

derslerinde yemek tarihinin çok farklı alan ve

konularında tutkuyla çalışan kişilerle tanıştım

ve arkadaş oldum. Ve halen o seminerlerde

tanıştığım arkadaşlarımla görüşmeye devam

ediyorum.

“Gastronomiyi Paris’te keşfettim”

Bu seminerler esnasında mutfak tarihimizi

aslında hiç tanımadığımızı ve bu alanda

atılacak daha çok adımımız olduğunu fark

ettim. O yıllarda henüz sadece bir yemek

kitabımız Osmanlı Türkçesi’nden Latin

alfabesine aktarılmıştı. Turgut Kut ve Günay

Kut dışında Osmanlı mutfağıyla ilgilenen ve

çalışma yapan kimse yoktu. Halbuki Osmanlı

yemek tarihi çok zengindi. Fransa’da ve

dünyada çok merak ediliyordu. Önümde

keşfedilmeye açık Osmanlı arşivleri sayesinde

dipsiz bir kuyu vardı. İşte bu dipsiz ama lezzetli

kuyunun içine daldım. Doktora tezimi yine

geç dönem Osmanlı yani 19. yüzyılda İstanbul

mutfak kültürünün portresini çizmeye adadım.

Paris’te yaşarken gastronominin ne olduğunu

keşfettim. Fransız mutfağını ve Fransız

kültüründe yemeğe verilen değeri çok anlamlı

buldum.

Fransa’da yemek gündelik hayatın tam

merkezinde yer alıyordu. Peynir dükkanları,

pastane ve fırınlar, kasaplar, pazarlar,

şarküteri dükkanlarında satıcılar ürünleri

en değerli nimetler olarak anlatıyor ve çok

şık sunuyorlardı. Türkiye’nin gastronomi

zenginliği en az Fransa kadar derindi fakat biz

bunu bilmiyor ve anlatamıyorduk. Bu konuda

güvenilir yayınlar çok azdı. Daha öğrencilik

yıllarımda davetli olarak Paris, Fas, Taşkent ve

İstanbul’da verdiğim seminerlerle bulgularımı

anlatıyordum. 2003 yılında ilk kitap bölümüm

yayınlandı, hem de ünlü tarihçi Suraiya

Faroqhi’nin kitabında.

“Ortak gastronomi tutkumuz bizi bir

araya getirdi”

2002 yılının güz döneminde doktora tez

çalışmam için İstanbul’a döndüm. Düzenli

olarak Osmanlı arşivine gidiyor ve evde

çalışarak tez yolculuğumda ilerlerken

gazetede bir gün bir iş ilanı gördüm. Yeditepe

Üniversitesi’nde Gastronomi ve Mutfak

Sanatları bölümü açılıyordu ve araştırma

görevlisi ilanı vardı. Bilmiyorum neden, çok

heyecanlandım. Zaten bir yanım hep mutfakta

olmak istiyordu; Paris’te okurken Le Cordon

Bleu’nün programlarını takip eder kimi zaman

günlük etkinliklere katılırdım. Yeditepe’deki

programı Türkiye’nin

ilk ve tek gastronomi

yazarı Tuğrul Şavkay

hayata geçiriyordu.

Hiç unutmuyorum,

küçükken onun yazılarını

gazetelerden keser,

yemek tarifleriyle özel

defterime yapıştırırdım.

İlham aldığım ender

isimlerden biridir.

Ona bir gün bir mektup

yazdım ve kendimi

anlattım. Beni aradı

ve “gel burada çalış”

dedi. Ortak gastronomi

tutkumuz bizi bir araya

getirdi. Tuğrul Bey,

gastronomi kavramını

yüksek öğretime

tanıtan ve getiren kişi

oldu. Gastronomiyi

sadece yemek yapmak

değil; bir kültür, sanat

ve bilim alanı olarak

tanımlıyordu. Bu

felsefesiyle 2003 yılında

Yeditepe Üniversitesi’nde

Gastronomi ve Mutfak

Sanatları bölümü

kuruldu. Maalesef 2003

yılının eylül ayında ani

bir şekilde kendisini

kaybettik. Henüz tez

aşamasında olan ben

kendimi yeni kurulan bir

bölümün içinde öğretim

görevlisi olarak buldum. Ama gastronomiye

çok inanıyor ve heyecan duyuyordum.

Bölümün kuruluş aşaması için Şef David

Shipman ve bölüm başkanı Bike Kocaoğlu ile

birlikte çok emek verdim ve ilk olarak yemek

tarihi alanında dersler vermeye başladım.

“Türkiye’nin ilk gastronomi ve

mutfak sanatları bölümünü başarıyla

oluşturduk”

Daha sonra bölüme katılan Dilistan Shipman,

Sibel Özilgen ve Nicolas Cartier ile birlikte

Türkiye’nin ilk gastronomi ve mutfak sanatları

bölümünü başarıyla oluşturduk. 2005- 2009

yılları arasında aynı üniversitede yarı zamanlı

çalışarak ders vermeye devam ettim. O

yıllarda İstanbul’da yaşayan Avustralyalı Şef

ve Beslenme Uzmanı Sharon Croxford’la

yollarım kesişti. Sharon, Osmanlı mutfağını

merak ediyordu. Ben de yemek yapmayı daha

teknik olarak öğrenmek istiyordum. Birlikte

Balat’ta ‘İstanbul Food Workshop’ adıyla minik

bir okul açtık. Ama gerçekten minik… Yabancı

turistlere günlük Osmanlı ve Türk mutfağı

dersleri veriyor ve günlük İstanbul gastronomi

gezileri düzenliyorduk. Hatta o dönem birlikte

bir kitap da yazdık: 19. Yüzyıl İstanbul Mutfağı.

55 tane özgün Osmanlı tarifini günümüze

uyarladık, denedik ve reçetelendirdik. Aynı

kitabı İngilizce olarak da yayımladık. Dört yıl

boyunca İstanbul Food Workshop’ta birlikte

çalıştık.

Yeditepe Üniversitesi’nde ders vermeye devam


60

hotel restaurant

& hi-tech

iş’te kadın

ederken, Paris’te uzun bir savunmayla doktora

tezimi verdim ve tam zamanlı öğretim üyesi

oldum. ‘Yemek Tarihi’, ‘Dünya Mutfakları’,

‘Türk Mutfağı’, ‘Türk Yöre Mutfakları’,

‘Anadolu’da Yemekle İlgili Ritüeller’

başlıklarında birçok ders verdim. Üniversitede

2009 yılından 2017 yılına kadar çalıştım. 2015

yılında ise, Osmanlı Kurumlar ve Medeniyeti

alanında doçentliğimi aldım.

Üniversitede çalışırken önünüze ne

tür hedefler koydunuz?

Hedefim, daima öğrencilere gastronomi ve

yemek tarihine duyduğum tutkuyu geçirmek

oldu. İnandığım iyi bir mutfak veya pasta

şefi olmak veya yiyecek-içecek alanında

yönetici olmak için gastronomi alanındaki

bilginin önemli olduğuydu. Salt pişirmenin

ötesinde hazırladığı tabağın öyküsünü, ürünün

menşeini bilen, yemek kültürlerini tanıyan ve

bu konuda konuşabilen genç şef adaylarına

yol göstermekti gayem. Sanırım bunu da

başardım. Mezun ettiğim birçok öğrenci

beni sevgiyle hatırlıyor ve karşılaştığımda

öğrettiğim bilgilerin kıymetini dile getiriyorlar.

Hem Yeditepeli öğrencilerim hem de şu an

çalıştığım Özyeğin öğrencilerim… Bu anlamda

mutluyum.

Yeditepe Üniversitesi’nde çalışırken özellikle

uluslararası birçok konferansa ve seminere

katıldım. Osmanlı yemek tarihi alanında

sunumlar yaptım. 2008 yılında o yıl Türk Yılı

olarak kutlanan Frankfurt Kitap Fuarı için Arif

Bilgin ile birlikte Kültür ve Turizm Bakanlığı

yayını olarak çok yazarlı bir çalışma olan ‘Türk

Mutfağı’ kitabını hazırladık. Kitap Türkçe,

İngilizce ve İspanyolca olarak yayınlandı. Halen

de alanında en kapsamlı ve içeriği en zengin

kitap olarak yayınlamaya devam ediyor.

“Yemek ve Kültür dergisi hayatımda

bir dönüm noktasıdır”

Musa Dağdeviren ve Yemek ve Kültür

dergisiyle buluşmam benim için önemli bir

dönem noktasıdır. Çiya Sofrası’nın kurucusu

ve ustası Musa Bey’in Türkiye’nin yemek

kültürüne duyduğu sevgi ve saygı yine aynı

tutkuyu taşıyan bizleri bir araya getirdi.

Hocalarım rahmetli Turgut Kut ve halen

birlikte çalışmaya devam ettiğimiz Günay

Kut’un yer aldığı Yemek ve Kültür dergisinin

yayın kuruluna zaman içinde dahil oldum.

Dergi benim için ikinci bir okul oldu. Uzun

yemek sohbetleri, yemek tarihine olan sevgimi

ve bilgimi derinleştirdi. 15 yıldır derginin

içeriğinin oluşturulması için Musa Dağdeviren,

Zeynep Dağdeviren, Marie-Helene Sauner

ve Günay Kut ile birlikte çalışıyoruz. Dergi,

Türkiye’de yemek kültürü çalışmaları için

bir referans noktası oluşturdu. 69. sayıyı

hazırladığımız bu günlerde hep aynı tutku

ve idealle çalışıyor; özgün ve alana katkı

sağlayacak yazıları meraklıları için Türkiye ve

dünyadan bir araya getiriyoruz.

Özyeğin Üniversitesi ile nasıl

tanıştınız?

Yeditepe Üniversitesi’nde çalışırken

üniversitenin Le Cordon Bleu ile olan

iş birliğini biliyor ve gastronomi eğitimi

alanında yeni ve öncü adımlar atmasını

ilgiyle takip ediyordum. 2017 yılında Özyeğin

Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu

Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümünde

çalışmak için aldığım daveti kariyerimde

yeni ve gelecek vaat eden bir dönüm noktası

olarak değerlendirdim ve kabul ettim. 2017

Eylül ayında bölümde doçent olarak göreve

başladım. Akabinde bölüm başkanlığına

atandım. Meslektaş ve arkadaşım Le

Cordon Bleu Türkiye Direktörü Defne

Ertan Tüysüzoğlu ile birlikte Gastronomi ve

Mutfak Sanatları programında birlikte adım

atmaya başladık. Bölüm hocalarımız ve

aynı yüksekokulda yer alan Otel Yöneticiliği

programındaki öğretim üyelerimizle şu an

yaklaşık 260 Gastronomi ve Mutfak Sanatları

Bölümü öğrencisine eğitim veriyoruz.

Sektörle akademinin organik bir

ilişki içinde olması gerekirken,

Türkiye bu sermayesini çok verimli

kullanamıyor. Siz üniversitenizde

bu konuya ne tür açılımlar

getiriyorsunuz? Özyeğinli olmanın

ayrıcalığı sizce ne?

Özyeğin Üniversitesi’nin eğitim alanında

sahip olduğu girişimcilik, sürdürülebilirlik ve

öğrencinin dönüşümü üzerine oluşturduğu

ilkeler ışığında, öğretim üyelerimizin bilim

alanında yaptıkları özgün çalışmalar, eğitime

verdikleri katkılar ve Le Cordon Bleu ile

oluşturduğumuz ortak eğitim programının

benzersiz yapısıyla Gastronomi ve Mutfak

Sanatları bölümümüz bugün Türkiye’nin en

başarılı ve iddialı programı olmuştur.

Hedefimiz, öğrencilere yemeğin topraktan

tabağa kadarki sürecini hem teorik hem

de pratik uygulamalarla öğretmek, onları

staj deneyimleriyle sektörle tanıştırmak ve

öğrenciye yiyecek-içecek sektörü alanında 360

derece bir eğitim ve vizyon sağlamaktır.

Bununla beraber işletmecilik bilgi ve

prensipleriyle donanmış, mutfak sanatları

alanında pratik becerilerini geliştirmiş,

gastronomiyi hem bilim hem de kültür ve

sanat boyutlarıyla kavramış yiyecek ve içecek

profesyonelleri, yönetici şefleri yetiştirmek

hedefindeyiz.

Bölüm başkanlığı görevim süresince

programın bu 360 derece bakış açısıyla tam

olarak buluşmasını sağladım. İşletme ve

uygulama temelli lisans programımız için

‘Türk Mutfağı’, ‘Yemek Kültürü ve Tarihi’,

‘Gıda ve Sürdürülebilirlik’, ‘Yemek Stilistliği’,

‘Gastronomide Girişimcilik ve Uygulamalı

Gıda Bilimi’ gibi yeni dersler ekleyerek

zenginleşmesini ve öğrencilerin kendi kariyer

yollarını seçebilmeleri için gastronominin

farklı pencereleri olduğunu göstermeyi

hedefledim. Öğrencilerimizin Le Cordon Bleu

eğitmen şeflerinden aldıkları çok kapsamlı

mutfak ve pastacılık derslerinin beslenme,

gıda bilimi, yemek kültürü, yiyecek-içecek

işletmeciliği alanlarında aldıkları dersler ile

buluşması ve böylelikle sektöre tam donanımlı

girişimci ve profesyoneller olarak atılmaları

yolunda aynı emelle çalışmaya devam

ediyorum.

Özellikle Türk Mutfak Tarihi ve Türk Mutfağı

Uygulama dersimizin program bazında

çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Birçok mezunumuz stajlarını yurt dışında

yapıyor ve mezun olduktan sonra da yurt

dışında çalışmaya başlıyor. Bu süreçte her

mezunumuz Türk mutfağını uluslararası

düzlemde tanıtma ve teslim etme misyonunu

da almış oluyor. Hem bu bağlamda hem

de öğrendikleri uluslararası tekniklerle

Türk mutfağını buluşturma yolunda onlara

ilham vermenin çok kıymetli olduğunu


Yeni nesil HIZLI PİŞİRME FIRINI

QUICK 1T ödüle doymuyor!

MYCHEF Türkiye Distribötürü

SORCAN Teknik Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti.

Showroom: Sultan Selim Cad. Turan Sok. No: 21/A

Kağıthane-İstanbul Tel: +90 (212) 269 18 01

www.tecnocoffeeshop.com / info@tecnocoffee.com.tr


62

hotel restaurant

& hi-tech

iş’te kadın

düşünüyorum. Öğrencilerin kendi

üretkenliklerini geliştirmeleri için onlara

gastronomi alanında sağlam bir temel vermek

ve ilham için özellikle yemek kültürü alanında

pencereler açmak önceliklerim arasında.

Özyeğin Üniversitesi Gastronomi ve

Mutfak Sanatları Lisans programı için

gelecek hedefleriniz neler?

Var olan programın güçlü yapısını ve

başarısını korumak, ihtiyaç olduğu taktirde

yeni derslerle zenginleştirmek hedeflerim

arasında. Ayrıca yakın zamanda Gastronomi

ve Mutfak Sanatları alanında araştırma

temelli bir yüksek lisans ve doktora programı

oluşturmayı ve Türkiye’nin bu alanda ihtiyaç

duyduğu özgün araştırmaları yapabilecek

kişilere imkan sağlamayı da amaçlıyorum.

Bu hedefle başlangıç olarak üç yıldır

üniversitemiz çatısı altında bulunan Tasarım,

Teknoloji ve Toplum yüksek lisans programı

içinde gastronomi alanında bir modül

oluşturduk. 12 öğrencimizle gastronomi ve

mutfak sanatları alanında hem kültür hem de

bilim temelli araştırmalar yapıyor ve literatüre

katkı sağlamayı hedefliyoruz. Programdan ilk

mezunlarımızı ise geçen sene verdik.

Yemek kültürü, yemek tarihi,

dünya mutfakları ve Türk mutfak

kültürü alanlarında çok ciddi

araştırma ve çalışmalarınız mevcut.

Gelinen noktada Türk mutfağı ve

gastronomisinin gelişimiyle ilgili

neler söylemek istersiniz?

Mesleğe başladığım 1996 yılında Osmanlı

ve Türk yemek tarihi alanındaki dağınık

bilgileri bir araya getirmek ve yeni bilgiler

üretmek için çok çaba gösterdim, halen de

gösteriyorum. O yıllarda yemek tarihi alanı

oldukça dağınık ve sahipsiz bir konumdaydı.

Ne kadar sevindirici ki, o yıllardan bugüne

Türkiye’de Osmanlı Yemek Tarihi alanında

birçok bilimsel araştırma ve yayın yapıldı.

Arif Bilgin, Marianna Yerasimos, Turgut Kut,

Artun Ünsal, Sula Bozis, Suraiya Faroqhi,

Tülay Artan, Musa Dağdeviren bu alana çok

önemli katkılar sağlamış olan tarihçi ve

araştırmacılar. Çalışmalarımda Osmanlı ve

Türk mutfak kültürünü tarihsel bir yöntemle

araştırdım ve Türkçe, İngilizce ve Fransızca

özellikle birçok kitap bölümü ve makale

kaleme aldım. Fransa’da hazırladığım doktora

tezim ise 2015 yılında Fransa’da 19. Yüzyıl

İstanbul Mutfağı (La Cuisine d’Istanbul au

19e siecle) olarak yayımlandı. Kitabın tanıtımı

Paris’te Türk Büyükelçiliği himayesinde

gerçekleşmişti. Bugün özellikle Avrupa’da

Osmanlı ve Türk yemek tarihi alanında tanınan

ve bu alanı uluslararası literatüre yayınlarla

kazandıran bir tarihçiyim ve sık sık yurt

dışına ders, seminer vermek için gidiyorum.

Mesleki hayatımın gastronomi alanında eğitim

odaklı ilerlemesinden çok memnunum. Zira

gastronominin disiplinler arası yolculuğu

beni çok besliyor ve geliştiriyor. Fakat aynı

zamanda esas olarak bir tarihçi olduğumu

ve yemek tarihinin bir tarihçi gözüyle gerekli

çalışma tekniği ve hassasiyetiyle ele alınması

gerektiğine inanıyorum.

“Türkiye gastronomisinin gelişimi

kendi literatürünü oluşturmasına

bağlı”

Bu bağlamda bugün gastronominin Türkiye’de

çok popüler anlamda değer gören bir alan

haline gelmesiyle ortaya çıkan bazı yemek

tarihi yayınlarının içeriğini eksik buluyor ve

onları hikayecilik olarak eleştiriyorum. Tarih

alanında gerçek bilgiyi ortaya çıkarmak bir

anlamda iğne ile kuyu kazmaya benzer ve

çok emek gerektirir. Türk Mutfak Tarihi

araştırmaları için özgün belgeleri okumak ve

bunun için de en başta Osmanlı Türkçesine

vakıf olmak ve hatta mümkünse bu coğrafyada

bilgi üretilen Ermenice, Rumca gibi diğer

dilleri bilmek ve mutlaka İngilizce yayınları

takip etmek gerekmektedir.

Türkiye gastronomisinin gelişimi öncelikle

kendi literatürünü oluşturmasına bağlıdır.

Bu sebeple hem Türk yemek tarihi hem

de kardeş bilimler olan folklor, antropoloji

ve sosyoloji alanlarında yemek çalışmaları

yapmanın gerekli olduğunu düşünüyorum.

Çünkü Türk mutfağının ancak kendi

literatürünü doğru bir şekilde oluşturduktan

sonra kendini dönüştürebileceğine ve

tanıtabileceğine inanıyorum. Fakat bu yolda

konunun popülerliğinden cesaret alarak

yanlış ve eksik bilgilerin üretilmesinden dolayı

üzülüyor ve bilgi kalabalığı içinde yitip gitme

tehlikesi olduğunu hatırlatmak istiyorum.

Türk mutfağının profesyonel dünyada

daha bilimsel temelli yer alması bu alanda

yapılacak araştırma ve yayınlar kadar

aynı zamanda Türk mutfak tekniklerinin

hem meslek liselerinde hem mesleki

sertifika programlarında hem de üniversite

müfredatlarında yer almasıyla gerçekleşebilir.

Bu bağlamda geçen sene Özyeğin Üniversitesi

çatısı altında Le Cordon Bleu Türk Mutfağı

sertifika programının başlatılmasını çok

kıymetli buluyorum. Meslek liseleri ve

üniversite müfredatları için Türk mutfağı

alanında teorik ve pratik bilgileri içeren ders

kitaplarının geliştirilmesinin faydalı olacağını

düşünüyorum.

Biraz da sizi tanımak isteriz. Bize

işteki ve evdeki Özge Samancı’yı nasıl

tanıtırsınız?

Akademisyen olmak, zamansız çalışma

düzenini getiriyor. Çok yoğun çalışıyorum.

İş yerinde daha çok idari görevler ve

derslerle ilgilendiğim için esas olarak ben

evde çalışıyorum. Evde yazılarımı yazdığım,

kitaplarımın elimin altında olduğu bir çalışma

odam var. Benim mesaim çoğunlukla akşam

başlar. Akşam ve geceleri yazı yazma, ders

hazırlama, belge okuma gibi işlerle meşgul

oluyorum. Yine hafta sonları da muhakkak

çalışıyorum. İşlerim ancak bu şekilde yetişiyor.

Ama sanırım buna alıştım. Boş kaldığımda

bile kendimi bir şey araştırırken buluyorum.

Aynı anda birkaç proje veya yazı ile meşgul

olurken kendimi buluyorum.

Boş bulduğum vakitlerde ise yemek

yapıyorum. Zihnimi dağıtmak için liseden,

üniversiteden arkadaşlarımla buluşuyorum,

ailemle vakit geçiriyorum, tek başıma da

olsam yeni lezzetler deneyimliyor ve mutfak

için alışverişi yapıyorum. Fırsat bulduğumda

muhakkak mahalle pazarına gidiyorum.

İstanbul’da sevdiğim lezzet noktaları var

çok sık olmasa da buralara gidip benim için

özel olan lezzetleri alıyorum. Örneğin Hacı

Bekir’den sakızlı ve güllü lokum, acıbadem

kurabiyesi, Asri Turşucu’dan turşu almak gibi.

İş ve özel yaşamınızda bundan sonra

neler olsun istiyorsunuz?

Benim ideal ve hedeflerim hep araştırmak

ve yazmak üzerine. Daha çok gençlerin

ulaşabileceği tarihsel süreç içinde Türk

mutfağının gelişimini özellikle Osmanlı

dönemini anlatan yemek örnekleriyle

zenginleştirilmiş bir kitap yazma isteğim var.

Osmanlı dönemindeki tıp ve yemek ilişkisi

üzerinde biraz çalıştığım ve derinleştirmek

istediğim bir alan. Bir proje konusu olabilir.

Gerçekleştirmek istediğim başka çalışma

alanlarım da var. Osmanlı döneminde

Balkan mutfakları üzerine çalışmıştım. Şimdi

Osmanlı döneminde İstanbul dışında Anadolu

coğrafyası üzerinde araştırma yapmak

istiyorum ancak kaynak eksikliğinden biraz

zor bir çalışma sahası.

İdeallerim arasında ağırlıklı olarak Türk

mutfağının öğretildiği, eğitim modelinin Türk

mutfak teknikleri ve geleneklerine göre

şekillendirildiği bir okul veya enstitünün

kuruluşunda yer almak ve burada çalışmak.

Dört dörtlük bir eğitimin verildiği, ustalardan

bilgi ve zanaatın gençlere aktarıldığı bir

sistem oluşturmanın Türk mutfağının

sürdürülebilirliği için çok önemli olduğunu

düşünüyorum.


64

hotel restaurant

& hi-tech

marka röportaj brand interview

GÜREN METAL ITHAL EDILEN

CHAFING DISH'LERI KENDI

ÜRETMEYE BAŞLADI

Yurt içi ve yurt dışında birçok otel projesini yeni ürün gruplarıyla gerçekleştiren Güren Metal, bu yıl bir ilke

imza atarak, yurt dışından ithal edilen Chafing Dish'leri üretim bandına ekledi.

2022'nin Güren Metal için

beklentilerin üzerinde bir yıl

olduğunu belirten Eylül Güren,

"Mart 2020'den bu yana olumsuz

etkilerini devam ettiren pandemiye

rağmen krizi fırsata çevirmeyi

başararak verimli bir 2022 yakaladık.

Bunun için sektördeki bütün değerli,

kıymetli sektör temsilcilerine teşekkür

ederiz." dedi. Güren Metal'i yurt içi ve

yurt dışı pazarında bir marka olarak

konumlandırdıklarına vurgu yapan

Güren, "Rakibimiz olan yurt dışı ve yurt

içi markalarla yarışabilmiş olmanın

mutluluğunu yaşıyoruz. Güren Metal

markasının dünyadaki bilinirliğini daha

da artırmak hedefiyle yatırım yapmaya

devam edeceğiz.” diye konuştu.

"İthal edilen Chafing Dish'leri artık

kendimiz üretiyoruz"

Yurt içi ve yurt dışında birçok otel

projesini yeni ürün gruplarıyla

gerçekleştirdiklerini belirten Güren,

bu yıl portföylerine kattıkları ürünler

ile ilgili şu bilgileri verdi: "Firmamızın

bu yıl müşterileriyle tanıştırdığı en

yeni ürünleri 'Asansörlü /Camlı

Chafing Dish modelleri ve demonte

açık büfe' ürün grubudur. Yurt içi

ve yurt dışı birçok otel projesini yeni

ürün gruplarımızla gerçekleştirdik.

Chafing Dish ürünümüzün en önemli

kısmı, menteşe aksamını bünyemizde

üretmemizdir. Ürünümüz

indüksiyona uygun olup,

camlı olma özelliği ile ön

plana çıkmaktadır. Kapağın kapanması

özel bir asansör mekanizması ile

sağlanmaktadır. En önemlisi de, yurt

dışından ithal edilen bu kalemin artık

tarafımızca üretiliyor oluşudur."

Güren, ürünlerin HoReCa

profesyonellerine sunduğu avantajları

şöyle aktardı: "Ürünlerimizin kalitesi,

uzun süreli kullanıma uygunluğu,

demonte olma özellikleriyle navlun

ve metreküp avantajlarının yanı sıra

istifleme ve saklamayla ilgili tasarruflu

alan kullanımı sağlanması da dikkat

çeken özellikleri arasında geliyor."

Sektörde pandemi sonrası öne çıkan

trendler doğrultusunda

tasarımlarına yön

verdiklerini ifade eden

Eylül Güren, “Pandemi

koşulları tasarımlarımıza birçok yenilik

getirdi. Yurt dışı müşterilerimizden

aldığımız talepler ArGe kanadımızın

gelişmesine ve daha fazla yol

katetmemize yardımcı oldu.” diye

konuştu.

"Zevkli üretimler bizi de mutlu

ediyor"

Türkiye ve dünyada endüstriyel mutfak

ekipmanları sektörünün gelişimini

de değerlendiren Eylül Güren, "Son

yıllarda gerek dijital ve sosyal medya

platformlarında gerekse televizyon

kanallarında yeme içme sektörüne artan

bir ilgi söz konusu. Bu da bizim gibi

yurt içi ve yurt dışında faaliyet gösteren

birçok firmanın yeni ürün konsepti

geliştirmesi kadar sektörde yeni ürün

gruplarının oluşmasına da olumlu bir

etki yapıyor. Hem Güren Metal olarak

gerçekleştirdiğimiz

üretimlerimiz hem de

rakiplerimizce üretilen

zevkli ürünleri görmek bizi

de mutlu ediyor." şeklinde

konuştu.


GÜREN METAL STARTED TO PRODUCE

CHAFING DISH WHICH WOULD

BE IMPORTED BEFORE

Realizing many hotel projects in Turkey and abroad with new product groups, Güren Metal broke new

ground this year and added Chafing Dish -which would be imported from abroad- to its production line.

Stating that 2022 was a year above

expectations for Güren Metal, Eylül

Güren said, "Despite the pandemic,

which has continued its negative effects

since March 2020, we managed to turn

the crisis into an opportunity and have a

productive 2022. We would like to thank

all the valuable sector representatives in

the industry for this." Emphasizing that

they have positioned Güren Metal as a

brand in the domestic and international

markets, Güren said, "We are happy to

be able to compete with our competitors

abroad and domestic brands. We will

continue to invest with the aim of

increasing the awareness of the Güren

Metal brand in the world."

"We are now producing Chafing

Dish which would be imported"

Stating that they have realized many

hotel projects in Turkey and abroad with

new product groups, Güren gave the

following information about the products

they added to their portfolio this year:

"The newest products our company

introduced to its customers this year

are the Glass Chafing Dish models

with elevator and demounted open

buffet' product group. We have realized

many domestic and international hotel

projects with our new product groups.

The most important part of our Chafing

Dish product is that we manufacture the

hinge assembly in-house. Our product

is suitable for induction and stands out

with its glass feature. Closing of the

cover is provided by a special elevator

mechanism. The most important thing is

that this item, which would be imported

from abroad, is now produced by us."

Güren conveyed the advantages offered

by the products to HoReCa professionals

as follows: "The quality of our products,

their suitability for long-term use,

their disassembling ability, and their

advantages in freight and cubic meters,

as well as saving space for stacking

and storage are among the remarkable

features."

Stating that they directed their designs

in line with the trends that came to

the fore after the pandemic in the

industry, Eylül Güren said, "Pandemic

conditions brought many innovations to

our designs. The demands we received

from our foreign customers helped

us to develop our R&D wing and to go

further."

"Tasty productions make us happy

too"

Evaluating the development of the

industrial kitchen equipment industry

in Turkey and in the world, Eylül Güren

said, "There has been an increasing

interest in the food and beverage

industry in recent years, both on digital

and social media platforms and on

television channels. This is the new

product concept of many companies like

ours operating in Turkey and abroad. "It

has a positive impact on the creation of

new product groups in the sector as well

as its development. It makes us happy to

see both our productions as Güren Metal

and the tasteful products produced by

our competitors."


66

hotel restaurant

& hi-tech

marka güncel

DNA Paris Design Awards’tan

Bonna’ya üç ödül

1983’te küçük bir seramik atölyesi olarak faaliyetlerine

başlayan Kar Porselen’in hayata geçirdiği Türkiye’nin ilk

%100 HoReCa markası Bonna, 2014 yılından bu yana otel,

restoran ve catering sektörüne yenilikçi çözümler sunuyor.

Zengin ürün gamı ve premium ürün kalitesi ile HoReCa dünyasında köklü bir yer

edinen marka, sunum sanatına dair tecrübesini her geçen gün bir üst noktaya

taşıyor. Son olarak mükemmel yeme içme deneyimini masa üstü ürünleri ile

genişleterek, Çatal Kaşık Bıçak koleksiyonuna imza atan Bonna, başarılarını ise

aldığı ödüllerle tescilliyor. Bugüne kadar Ida Design Awards, German Design Award,

DNA Paris Awards ve Design Turkey gibi pek çok ulusal ve uluslararası fuara

katılarak, koleksiyonlarıyla toplam 11 ayrı ödülün sahibi olan alan marka, en son

DNA Paris Design Awards 2022’den üç ödülle döndü. Kaliteyi ve estetiği birleştiren

üretim tarzı ile kullanıcılarına mükemmel yeme içme vaat eden Bonna, kolay

istiflenebilirlik, kenar çıtlama garantisi, çizilmeye ve yüksek ısıya karşı dayanıklılık

gibi fonksiyonel faydaları da gözeterek sektörde öncü bir rol üstleniyor.

Geberit, Türkiye’deki

20. yılını kutluyor

Kullanıcı ihtiyaçlarına global

trendlerle cevap veren bir marka

olarak yer aldıkları her pazara

özel önem verdiklerini belirten

Geberit Türkiye Genel Müdürü

Ufuk Algıer, “Geberit bugün, 4

tanesi denizaşırı olmak üzere

toplam 26 üretim tesisiyle 50

ülkede 12 bini bulan çalışanıyla

hizmet veriyor. Türkiye’deki

faaliyetlerimize ise 2002 yılında

kurulan şirketle devam ettik.

Bu 20 yıllık süreçte yerelin

dinamiklerine de en uygun

stratejilerle hareket ederek

yatırımlarımızı sürdürdük ve

satış noktalarımızı her geçen

gün artırarak geniş bir müşteri

kitlesine ulaştık. Avrupa’da

pazar lideri olmakla kalmayıp faaliyette bulunduğumuz ülkelerde

de ilkleri ve enleri başaran bir marka olarak yatırımlarımızı buna

göre şekillendiriyoruz. Bu doğrultuda özellikle gömme rezervuar

alanında Türkiye pazarına giren ilk marka olmamız da bunu

kanıtlar nitelikte. Bunun yanı sıra 2015 yılında duvar arkasındaki

uzmanlığımızı duvar önüne taşıdık. 2019 yılından itibaren de

banyo serilerimizi Design Meets Function mottosuyla Türkiye’deki

kullanıcılarımızla buluşturmaya başladık. 20 yıllık bu süreçte her

zaman başardıklarımızın üstüne ekleyerek hem duvar önü hem duvar

arkasında sunduğumuz inovatif çözümler ile büyüme hedefimize

ulaşmak için yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Yapacağımız her yeni

yatırımla sıhhi tesisat ve vitrifiye sektörüne yön vermeye devam

edeceğiz” dedi.

İlk yarıyılda

2,8 milyar

TL yatırım

gerçekleştirdi

Şişecam’ın konsolide net

satışları 2022 yılının ilk

yarısında 40,2 Milyar TL

seviyesine ulaştı. Şişecam’ın bu dönemde toplam

satışları içerisindeki uluslararası satışlarının payı

yüzde %62 seviyesinde gerçekleşirken, toplam

yatırımları 2,8 Milyar TL, ihracatı ise 478 Milyon dolar

oldu.

Şişecam Genel Müdürü Görkem Elverici, “2022 yılının ilk

yarısı dünyanın makro ekonomik ve jeopolitik riskler ile karşı

karşıya kaldığı, yüksek enflasyon, artan maliyetler ve tedarik

zincirine bağlı sorunların iş yapış şekillerini değiştirmeye

devam ettiği, küresel ölçekte zorlu bir dönemdi. Cam ve

kimyasallar sektörlerinin güçlü küresel oyuncusu Şişecam ise

tüm faaliyetlerini ve fonksiyonlarını kapsayan büyük dönüşüm

hamlesiyle geliştirdiği uyumlanma kabiliyeti, köklü deneyimi,

güçlü risk yönetim kasları ve isabetli yatırım kararları ile büyüme

yolculuğunu kesintisiz sürdürdü. Yılın ilk 6 ayında yıl sonu için

belirlediğimiz hedeflere bir adım daha yaklaşarak hissedarlarımız

için değer yaratırken döviz bazlı gelirlerimizin de olumlu etkisiyle

girdi verdiğimiz sektörlerin ve ülkemizin büyümesine katkı

sağladık.” diye konuştu.


68

hotel restaurant

& hi-tech

şefin gözünden

ELI, AYAĞI

UĞURLU

Röportaj: Hatice Ünal Bilen

ŞEF

ERCAN

YAMANTÜRK

İstanbul doğumlu, Bolulu. Aşçılar diyarının

içinden değil belki ama İstanbul’daki şeflerin

tastamam göbeğinden gelme bir profesyonel o.

Uzun seneler İstanbul mutfaklarında tava sallayan

aşçı babası gibi çocukluğundan beri nereye

baksa bir mutfak erbabı, bir şef! Alt komşu, üst

komşu, yan daire ve hatta kuzenler... 80’li yılların

Bahçelievleri’nde ‘Şefler Sitesi’ olarak nam salan 8

blokluk Özatebek Sitesi ile filizlenen, gün geçtikçe

köklerini salan bir mutfak hikayesi, şimdilerde

Fairmont Quasar İstanbul’un Executive Şefliğine

uzanan bir başarı yolculuğu onunkisi. Nitekim

o yıllarda aşçı olmayı hayal etmediğini söylüyor,

Ercan Yamantürk. Dört bir yanı şefler ordusuyla

kaynasa da, ne aşçı olmayı istemiş ne de farklı bir

mesleğin cazibesine kapılmış. Sabah akşam şef

büyüklerine selam vere vere başlamış onun asıl

öyküsü.

Nasıl mı? Şöyle başlıyor…

“Liseyi daha yeni bitirmişim. O yaz tatilimde de

Bolu’da ailemle beraberim. İstanbul’dan çat bir

telefon, babam arıyor. Şimdiki Intercontinental

Istanbul’un Sheraton olduğu dönemde babam

otelin içindeki Revan Restaurant’ın şefi. Aynı

zamanda benim de ilk öğretmenim. Senelerce

hayallerine, hayal gücüne ortak olduğum rol

modelim. Babamın ‘Ne yapıyorsun oğlum, sen yarın

5.30 otobüsüne atla gel’ demesiyle başladı benim

mutfak yolculuğum. Hemen arkasından Esenler

Otogarı’ndan alınışım, babamın eliyle Merter Güneş

Oteli’ne ‘eti senin kemiği benim’ dercesine teslim

edilişim…

“Şimdiki gençler çok çabuk önlük atıyor”

Ercan Yamantürk’ün bu ilk işindeki büyük

şansı, 20 kişilik mutfak ekibinin 15’ini zaten sivil

hayattan tanıması oluyor. Yamantürk, orada ilk

patates yemeği pişirdiğini anımsıyor. Üstelik

de “Al bakalım” nidalarıyla yarım çuval boyu

soydurularak. İşin sabrını kuşandığı o görevinden

tıpkı diğerleri gibi çok şeyler öğrenerek çıkıyor. O

günlerde motivasyon ve desteğin mesleki gelişimde

ne kadar önemli olduğunu da incelikle

kavrıyor. En çok da İngilizce kursuna

gittiği dönemde mutfak ekibinden aldığı

destek onu işine karşı motive ediyor.

“Sanki mahallenin gelecekte iyi olacak

çocuğuydum ve beni öyle koruyup

kolluyorlardı ki...” diye anlatıyor büyük

bir minnetle. Çoğu geceler kitaplarla

uyuyor, öğrendikçe motivasyonu daha

da artıyor. Desteklendikçe desteklemeyi

öğreniyor.

Ya o mutfak ekibini nasıl destekliyor?

Fairmont Quasar İstanbul’un

Executive Şefi Ercan Yamantürk,

mutfaktaki herkesin birbirinden

farklı olduğuna vurgu yapıyor ilk

önce. Yeni nesilde askeri düzenin

bir şekilde çalışmadığından dem

vuruyor sonra. Gençlerin çok çabuk

önlük atabildiklerinden şikayet eden

Yamantürk, sözlerinin devamında

mutfakta askeri nizam oluşturmanın

formüllerini şu sözleriyle sıralıyor:

“Ekibiniz, mesleki bilgi ve becerilerinize

saygı duyar, size güvenirlerse bir şekilde

askeri düzen de çalışır. Siz ne kadar

bağırıp çağırsanız da önlük atmazlar. Ön

kapıdan atarsınız, onlar arka kapıdan

geri gelir.”

Parlayan yıldızları parlatan şef

Söyleşimize hazır da konusu açılmışken,

yeni nesil gençliği mutfakta tavlamanın

yolları ile devam ediyoruz. “Bu yolda

en önemli adım, gençlere yeni şeyler

öğretmek, yeni projelerin içine dahil

etmek ve daha da önemlisi, gelecekte

çok daha iyi yerlerde olabileceklerine

inandırmak, güven vermek, mutfağın

parlayan yıldızlarını daha da parlatmak”

sözleriyle önemli noktalara değinen

Yamantürk’ün ‘mutfağın parlayan

yıldızları’ söylemi ilgimi çekmiyor değil!

“İşine bağlılık da muhakkak önemli ama


Ayağı uğurlu bir şef o.

Samimi paylaşımı bu. Peki

nereden mi biliyor? Ercan

Şef bu kabiliyetinin altını

şu sözleriyle dolduruyor:

“Ayağımın uğurlu olması otele

iyi ekip kazandırıyor. İyi ekip

iyi bir performans demek.

İyi performans ise, kaliteli ve

çok misafir demek. Bunu da

sadece ben söylemiyorum.

Çevremdekilerden de dönem

dönem işitiyorum. O hazzı ben

yaşıyorum.”

benim yanımda çalışan bir arkadaşım iyi bir

otel mutfağından çağrılıyorsa, o benim için

parlayan bir yıldızdır. Bir hatta iki yabancı

dili varsa parlayan yıldızdır. Sorumluğunu

bilip yerine getiriyorsa o parlayan yıldızdır.”

sözleriyle bakışını yansıtan Ercan Şef,

“Parlayan yıldızın bende tek bir başlığı

yok aslında. Çok başlıklı bir açı bu. Misal

içinde bulunduğunuz otelin, restoranın

beklentisine göre bile değişiyor.” diye de

ekliyor.

Peki Fairmont Quasar Istanbul’da parlamak

için ne yapmak lazım? Yamantürk, “Her an

her şeyin yaşanabileceği bir otel burası.

Dikine bir mimari. 39 katında insanlar

yemek yiyor, 24 saatlik bir organizasyon.

Arkadaşlar, üstüne düşen görevleri yerine

getirip bir adım daha yukarı çıkabiliyorlarsa,

benim için parlayan yıldızlar. İşini bilen,

aralarında da parlayan yıldızların olduğu bir

ekiple çalışıyorsan, bırakalım 39’u 139 katlı

bir otelin operasyonunu bile çeviririz biz.”

sözleriyle tüyo vermeye devam ediyor.

kocaman kocaman etler pişiyor, harlı

ocaklarda soslar kaynıyor, yabancı şefler

upuzun şapkalarıyla mutfağa girip çıkıyor.

Nasıl bir yere geldiğini sorgularken bir

taraftan da hızla adapte olmanın yollarını

arıyor. İlk günkü performansının sonrasında

ikinci gün Gazebo Restaurant’ta buluyor

kendini. Yapacağı bir iş de her gün taze

portakal sıkmak! O sayede sabrı, istekli

olmayı, iş disiplinini, sorumluluk bilincini

ve arkadaşlık edinmeyi öğrendiğini anlatan

Yamantürk, aşçılığın sadece yemek yapmak

olmadığına da o deneyimiyle birebir şahit

oluyor.

Öğrendikçe öğreniyor

Ercan Yamantürk, 2 yılın sonunda

Çırağan’a ilk vedasını askerlik vazifesi

sebebiyle yapıyor. Gazebo Restaurant’ın

da şefi o zamanlar. İzmit-Gölcük’te

donanma komutanının evinde aşçılık yapan

Yamantürk, dönüşte soluğu Four Seasons

Hotel Sultanahmet’te alıyor. Burada

geçirdiği bir yıllık süre içinde Şef Crian

Hickey’den risotto, taze makarna, ıstakoz,

trüf mantarı, salata yapmayı öğrendiğini

söyleyen Ercan Şef, mesleğinin ilk yıllarında

Çırağan’da ortamlara adapte olmayı, Four

Seasons Sultanahmet’te ise ürünlerle

çalışmayı öğrendiğini söylüyor. Devamında

Bıçak tutmayı bilmeyen ellerle

Çırağan’a giriyor

Ercan Şef ile mutfak hikayesine kaldığımız

yerden devam ediyoruz. Yaklaşık dokuz aylık

Güneşli Merter Otel deneyiminden sonra

bu defa yolu Çırağan Palace Kempinski ile

kesişiyor. Sene 1997. Daha doğru düzgün

bıçak tutamadığı zamanlar. Merter Güneşli

Otel ile Çırağan arasındaysa neresinden

baksanız, uçurumun da uçurumu var.

O böyle yorumluyor. İngilizce kursuna

gitmenin ilk faydasını o mülakatta

gördüğünü anlatan Yamantürk’e müjdeli

haber o daha eve gitmeden ulaşıyor. Tek

şart olarak koştuğu 15.00-23.00, 23.00 ve

sonrası bir shifte yazılmak kaydıyla başlıyor

bu işine de. En büyük banket operasyonunu

ilk orada deneyimliyor. Gözünün önünde


70

hotel restaurant

& hi-tech

şefin gözünden

2001-2014 dönemini bilfiil Çırağan

mutfaklarında geçiriyor.

Bir antiparantezle Yamantürk, birlikte

çalıştığı 10 yabancı şefin her birinden

çok şey öğrendiğini dile getirerek, Chef

Fabrice Canelle'den yaratıcılığı, Chef Robert

Stern’den verilen sözleri tutmayı, Mike

Norman’dan el sanatının zarifliğini, Chef

Sebastiano Sipriveri'den işi sahiplenmeyi ve

Şef Oliver Chaeil’den komple yönetim şeklini

öğrendiğini söylemeden geçmek istemiyor.

Ercan Yamantürk, Mart 2017 itibariyle

Shangri-La Istanbul Bosphorus’a Executive

Chef olarak atanıyor. Alman ve Kanada

mutfak anlayışından sonra bu kez de

Uzakdoğu mantığıyla tanışıyor. Türk ve

uluslararası mutfaklarda uzman olan ve bu

konuda pek çok sertifikaya da sahip olan

Yamantürk, beş seneyi dolu dolu işlerle

geçiriyor. 2022’ye gelinceye kadar pek çok

ülkeyi görme şansı elde ettiğini söyleyen

Ercan Şef, uluslararası mutfaklarda

çalışmanın kendisine mesleki anlamda çok

şeyler kattığını söylemeyi de bir borç biliyor.

“Kafamı çevirip çevirip Fairmont

markasına bakardım”

Ya Fairmont Quasar Istanbul ile nasıl

tanışıyor? Beş yıldızlı otelin executive şefi

olarak Ukiyo, Aila ve Stations restoranın yanı

sıra otelin ziyafet menülerini de devralan

Ercan Yamantürk, otelle ilgili ilk duygularını

şu içten sözleriyle aktarıyor: “Her gün

Beşiktaş’tan Bahçelievler’e giderken

Fairmont’un yanından geçiyordum. Oteli

de açılışından beri takip ederdim. Kafamı

çevirip çevirip markaya bakardım. Çırağan

Sarayı, Four Seasons, Shangri-La’nın ortak

özelliği en fazla 5-6 katlı olmalarıdır. Bu

dikey yükselen binaya ise hep yakın bir ilgim

olmuştur.”

Mart 2022 itibariyle yeni görevine başlayan

Yamantürk ile Fairmont mutfaklarını öne

çıkaran detayları konuşuyoruz biraz da.

Ercan Şef, beş yıldızlı otele bir bavul dolusu

birikimle gelmiş, o çok belli! Öyle ki Ukiyo

Restaurant için Shangri-La Bosphorus, Aila

Restaurant için Çırağan Palace Kempinski

deneyimleri ciddi referanslar oluşturmuş.

Şef, Aila’nın bu yeni dönemde sürdürülebilir

restoran konseptiyle iddiasını ortaya

koyacağını, Ukiyo ve Station restoranların da

yenilenen sonbahar menüleriyle misafirlere

farklı deneyimler yaşatacağının bilgisini

önden müjdeliyor.

Ercan Şef, ‘Herkesi mutlu etmek,

beklentileri karşılamak, lezzetli yemekler

servis etmek’ temelli bir anlayış ile

kurguladığı mutfaklarında istiyor ki,

misafirler ödedikleri paranın hakkını

layıkıyla alsınlar. Sıklıkla güncellenen

maliyet çalışmaları ve yeni ürünlerin

izini sürmek hep bu anlayıştan sebep!

Yamantürk’ün tabaklarında lezzet ve

renklendirme öne çıkan detaylar. Şefin

renklendirmeyle sözünü ettiği, uçuk

renklere boyanmış sunumlar değil

asla! Daha bütünsel bir yaklaşım. Ürün

tercihinden tabak tasarımına kadar herbir

parçasında birbirini bütünleyen kaliteli

dokunuşlar… Mevsiminde, taptaze mantar

ve otlarla kombine edilmiş bir risotto tabağı

misal. Mutfağa porçini mantar alacaksa

en tazesinden, risotto pirinci girecekse en

kaliteli markasından seçiyor o yüzden. Şefin

pişirirken yaşadığı hazzı misafire birebir

yaşatacak haz dolu tabaklar.

Gerçek reçeteleri pişirmeyi seviyor

Ercan Yamantürk, mutfağında gerçek

reçeteleri pişirmeyi seviyor. Sözünü

ettiği, ederinden fazla füzyonlaşmayan,


72

hotel restaurant

& hi-tech

şefin gözünden

oynanmayan mutfaklar. Etin et gibi

pişirildiği, denizden taze çıkan balığın

taptaze tabaklandığı… Lezzetlerin

kurcalanmadığı, zorunlu haller dışında

birbirine karıştırılmadığı… Orijinaline sadık

ve de doğal! Samimi bir eklemeyle, yıllar

içinde çeşitli mutfak akımlarının etkisinde

sanatına yön verdiğini anlatan Ercan

Şef, kimi zaman aşırı füzyon çalıştığını

kimi zaman da yemekleri en doğal

formuyla tabakladığını söylüyor. Çünkü

onun nazarında mutfak, sonu olmayan

bir keşif deneyimi. Ne ürünlerin sonu

var ne de reçetelerin! Tıpkı öğrenmenin

sonsuzluğu gibi. Bu anlamda kendini

şanslı şeflerden biri varsayan Yamantürk,

dünyayı da gezmenin verdiği özgüven

ve donanımla kapılarını daima yeniye ve

öğrenmeye açık tuttuğunu dile getiriyor.

Mutfağını, herkesten ve her şeyden bir

şeyler öğrenmenin gücüyle zenginleştiriyor,

yüceltiyor.

Ya otel şefliği ile devam edecek ya

da…

Şef Ercan Yamantürk’ün bir vakitler üç

ortak restoran açıp kapatmışlığı da var.

Bu talihsiz deneyimin ardından bir daha

restoran açmak istemediğini dile getiren

tecrübeli şefe son olarak gelecek planlarını

soruyorum. Mutfak kariyerine her zaman

olduğu gibi otel şefliği ile devam etmek

istediğini anlatan Yamantürk, güçlü bir

ekiple fantazi projeler gerçekleştirme

hayalini samimiyetle paylaşıyor. Genç şefin

aklında bir de Chef&B pozisyonu var ki,

geçmişte bu görevi yaklaşık iki yıl boyunca

da icra ettiğini söyleyerek sözlerine şöyle

nokta koyuyor: “Chef&B’lik günümüzde

gözde bir pozisyon, neden olmasın? Ben

inanıyorum ki, 1-2 sene sonra birileri bana

bu teklifle gelecek. Ama asıl önemlisi,

yaptığınız işten haz almak. O performans

size zaten ister istemez farklı kapılar

aralıyor. Ama dediğim gibi, yoluma içinde

bulunduğum koşullarda otel şefi olarak

devam etmek istiyorum. Çok para kazanmak

gibi bir niyetim asla yok. Yeter ki işimden

haz alayım, misafirlerime de o hazzı layıkıyla

yaşatayım. Tek derdim bu.”

Bolu kökenli şef yemek

yemeyi sevdiği kadar her şeyin

tadına bakmaya da bayılıyor.

Önüne gelen her şeye güzel

bakmayı yeğliyor çoğu zaman.

Makarnanın, mantının, ravyolinin

elle açılmasına bitiyor. Mutfak

sanatıyla bağdaştırdığı işte tam

da bu! Tıpkı komple bir balığı

saşimi formunda servis etmek gibi

bir şey... Yoksa mutfak sanatının

domates, karpuz kabuğu soyup

türlü şekiller vermekle uzaktan

yakından bir ilgisi yok, demesi o

ki!


74

hotel restaurant

& hi-tech

gastro etkinlik

SILIVRI BELEDIYE BAŞKANI YILMAZ:

“SILIVRI YOĞURDUNU 4-5 KAŞIKTA

MARKALAŞTIRACAĞIZ”

Yoğurt Festivali’nin bu yıl 60.sını düzenleyen Silivri, rakiplerine meydan okudu. Yoğurt mayalama

geleneğini bir sonraki nesillere aktarmak üzere mücadele ettiklerini belirten Silivri Belediye

Başkanı Volkan Yılmaz, ileriki dönem için daha büyük çapta yoğurt üretimi hedeflediklerini

söyledi. “Silivri yoğurdu 4-5 kaşıkla yenebilen bir markaya dönüşmesi lazım.” dedi.

Haber: Hatice Ünal Bilen

Silivri Belediyesi tarafından

düzenlenen 60. Yoğurt Festivali, 13-

14 Ağustos tarihlerinde gerçekleşti.

Silivri yoğurdunu markalaştırmak ve

yoğurt mayalama geleneğini gelecek

nesillere akatrmak amacıyla düzenlenen

etkinliğe Köy Pazarı Amfitiyatro’da

gerçekleştirilen Geleneksel Yoğurt

Mayalama Yarışması damga vurdu. Jüri

üyeliğini Rumeli Üniversitesi Gastronomi

ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim

Görevlisi Dr. Zeynep Bakkaloğlu, Rumeli

Üniversitesi Aşçılık Bölümü Başkanı

Öğretim Görevlisi Oğuzhan Ercan, Yazar

Süleyman Dilsiz, Gastronomi Danışmanı

Şef Savaş Ergen, Yoğurt Ustası Aysun

Subaşı’nın yaptığı ve 22 yarışmacının

katıldığı Yoğurt Mayalama Yarışması’nda

Ufuk Tunç birinci olurken, Şaziment

Çelik ikinci, Neriman Akkul Aydın ise

üçüncülüğe layık görüldü.

Sergiler, turnuvalar, Baloncuk Gösterisi,

Çocuk Şenliği, Balık Tutma Yarışması ve

Yoğurt Mayalama Yarışması’na sahne

olan festivale Haluk Levent, Zara ve Yıldız

Tilbe en güzel şarkılarıyla renk kattı.

Yılmaz: “Yoğurt üretimini

artıracağız”

Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz,

Yoğurt mayalama geleneğini bir sonraki

nesillere aktarmak üzere mücadele

ettiklerinin altını çizerek, ileriki

dönem için daha büyük çapta yoğurt

üretimi hedeflediklerini söyledi. Silivri

yoğurdunun 4-5 kaşıkla yenebilen bir

markaya dönüşmesi gerektiğine vurgu

yapan Yılmaz, festivalin son gününde ise

şu ifadelere yer verdi: “60. Geleneksel

Silivri Yoğurt Festivali’nde beraberiz. Final

gecemiz, üçüncü gecemiz. Eğleniyoruz,

coşkuyla kutluyoruz. Kültürden sanata,

spordan birçok etkinliğe kadar 7’den

77’ye herkes bu festivalde bir şeyler

buldu. Tabii ki güleceğiz, tabii ki

eğleneceğiz ama üretmeyi, çalışmayı,

üreterek yaşamayı asla unutmayacağız.

Çok çalışacağız, alın terimizi, emeğimizi

bu topraklardan, İstanbul’un en verimli

topraklarından eksik etmeyeceğiz.

Üreterek yaşayacağız, çalışarak

yaşayacağız ve hep beraber marka kent

Silivri’yi inşa edeceğiz”.


76

hotel restaurant

& hi-tech

gastro etkinlik

SILIVRI’DE

YOĞURDUN

TEK KADIN USTASI

AYSUN SUBAŞI

Silivri’nin Büyük Kılıçlı Köyü’nde 15 yıldır

mandıracılık ve çiftçilik yapan Aysun Subaşı,

bölgenin tek kadın yoğurt ustası namıyla

erkeklere taş çıkartıyor. “Silivri’de bu işi yapan

tek benim.” diyen Aysun Ablanın Çiftliği’nin

kurucusu Subaşı’nın en büyük hayali, coğrafi

işaretli Silivri yoğurdunu bir dünya markası

olarak görebilmek!

Haber: Hatice Ünal Bilen

Yoğurduyla meşhur Silivri’nin tek kadın yoğurt ustası.

Aynı zamanda bölgesinde peynir üreten tek kadın

girişimci. Çocukluğundan beridir mutfakta. 15 yıldır

ailesiyle birlikte hem kendi adıyla kurduğu Aysun Ablanın

Çiftliği’ni işletiyor hem de mandıracılık yapıyor. Subaşı'nın,

Silivri’nin Büyük Kılıçlı Köyü’ndeki çiftliğinde 108’i manda

olmak üzere toplam 120 büyük ve küçükbaş hayvanı

bulunuyor.

“Yoğurt ustalığının kadını, erkeği yok”

Anadolu Üniversitesi İşletme bölümüyle beraber Laborant

Veteriner ve Sağlık bölümünü de bitiren Veteriner Tekniker

Aysun Subaşı, endüstriyel işletmelerde yoğurt ustalarının

ağırlıklı erkeklerden oluştuğunu belirterek, şu samimi

açıklamalarda bulunuyor: “Her iş gibi yoğurt ustalığının da

kadını, erkeği yok. Ama tabii mandırada çalışmak ağır bir

iş. Çünkü belli bir ısıda efor sarfediyorsunuz. Sıcak sütle

oynamak da tehlikeli. Bu yüzden endüstriyel işletmelerde

genelde erkekler yoğurt ustasıdır. Çoğu da bunu

homojenize makinelerle yapıyor. Ama mandıracılık olarak

düşündüğümüzde kadın sayısı çok az. Ama kadınlar da tabii

ki yapabilir.”

"İtalyanlara bile peynir yapıyor"

18 yaşına gelinceye kadar bir kez

olsun market peyniri yemediğini

anlatan Subaşı, babaannesinin

peynirleriyle büyüdüğünü söylüyor.

Ailesiyle birlikte buratta, mozzarella

ve manda beyaz peyniri olmak üzere

40’a yakın peynir çeşidi üreten Subaşı,

üstelik de bu peynirleri sadece Türk

restoranları, mutfakları için değil,

kaliteli peynirleriyle nam salan

İtalyanlar için bile ürettiğini anlatıyor.

“Silivri’de peynir işi yapan da tek

benim. Hatta İtalyanlara bile peynir

üretiyorum. Onların da ustaları hep

erkek.” diyen Subaşı’ya göre yoğurt

ustalığının kadını, erkeği yok. Önemli

olan yapabilmek, becerebilmek ve el

tadı. Aynı şekilde elinin bakterisinin

de uyması. "Bütün herkes senin

gibi yoğurdumuz olmuyor diyorlar."

şeklinde konuşan Subaşı, yoğurdu

tamamen anne tipi kara mayayla

yapıyor. Aysun Subaşı’nın en büyük

hayali ise, coğrafi işaretli Silivri

yoğurdunun dünyaca tanındığını ve

markalaştığını görmek.

Aysun Subaşı'nın Akdeniz

Üniversitesi Gastronomi ve

Mutfak Sanatları Bölümü

öğrencisi olan oğlu Cihan

Subaşı da annesi gibi

uzun saatlerini tarım

ve hayvancılık işleriyle

geçiriyor.


78

hotel restaurant

& hi-tech

gastro güncel

GASTROANTEP’IN 4’NCÜ YIL TEMASI

SÜRDÜRÜLEBILIRLIK

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin, Gaziantep Valiliği koordinasyonunda ve Gaziantep’i Geliştirme

Vakfı (GAGEV) iş birliğinde 15-18 Eylül tarihleri arasında, bu yıl 4’üncüsünü “Sürdürülebilirlik”

temasıyla düzenleyeceği Uluslararası Gaziantep Gastronomi Festivali (GastroAntep) için İstanbul’da

ulusal basın temsilcilerinin katılımıyla basın toplantısı düzenlendi.

Dünya Bankası’nın en rekabetçi

7 şehirden biri olarak seçtiği ve

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve

Kültür Örgütü’nün (UNESCO) 116 şehir

arasında gastronomi alanında Yaratıcı

Şehirler Ağı’nda (UCCN) Türkiye’yi

temsil eden ilk şehir olarak listeye aldığı

Gaziantep, kadim mutfağıyla tekrar

dünya sahnesine çıkmaya hazırlanıyor.

Gaziantep gastronomisinin dünyaya

açılmasında önemli mihenk taşlarından

olan Uluslararası GastroAntep

Festivali’nin dördüncüsü bu yıl,

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin

Gaziantep Valiliği koordinasyonunda

Gaziantep’i Geliştirme Vakfı (GAGEV) ile

işbirliği içinde, 15-18 Eylül tarihlerinde

gerçekleşecek.

16 Ağustos Salı günü Atatürk Kültür

Merkezi’nde gerçekleşen İstanbul

lansmanında Gaziantep Büyükşehir

Belediye Başkanı Fatma Şahin’in yanı

sıra; AK Parti Gaziantep Milletvekili

Derya Bakbak, Gaziantep Büyükşehir

Belediye Başkan Vekili Erdem Güzelbey,

Gaziantep Ticaret Odası Başkanı

Mehmet Tuncay Yıldırım, Gaziantep

Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı

Mehmet Akıncı, Esnaf Sanatkarlar

Odaları Birliği Başkanı İsmet Özcan,

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Genel

Sekreter Yardımcısı ve Kültür, Turizm

Daire Başkanı Oya Alpay, Şehitkamil

Belediyesi Başkan Yardımcısı Murat

Özgüler, GBB Gazibel Yönetim Kurulu

Başkanı Fikret Tural, Gaziantep

Büyükşehir Belediyesi Mutfaklar

Koordinatörü ve Mutfak Sanatları

Merkezi (MSM) Başkanı Şef Doğa Çitçi

hazır bulundu.

Dünyaca ünlü Michelin yıldızlı şefler,

gurmeler, yaşam koçları, diyetisyenler,

gıda üreticileri, gastronomi öğrencileri,

GastroAntep Festivali’nde;

Michelin yıldızlı şefleri,

UNESCO Gastronomi

Şehirleri temsilcilerinin

Gaziantep’in yöresel

ürünleri ile düzenleyeceği

workshop etkinliklerinin

yanı sıra sürdürülebilirlik ve

biyoçeşitlilik üzerine sergiler,

Coğrafi İşaret Çalıştayı gibi

çok sayıda panel ve seminer

düzenlenecek. Festivalde

ayrıca geziler, müze ziyaretleri,

şovlar, kadın ve çocuklar için

atölye çalışmaları, konserler ve

pek çok eğlenceli etkinlik yer

alacak. GastroAntep Festivali

ile Türkiye’deki gastronomi

öğrencilerine global

platformlarda staj imkânı da

sağlanacak.


80

hotel restaurant

& hi-tech

gastro güncel

tarım üreticileri, tedarikçiler,

akademisyenler ve sektör temsilcileri

bir araya getirecek festivale sayılı günler

kala, Gaziantep Büyükşehir Belediye

Başkanı Fatma Şahin, İstanbul’da

Atatürk Kültür Merkezi’nde, festivalin

4 gün sürecek olan programı hakkında

bilgiler verdi.

Şahin: “GastroAntep yolculuğumuz

aslında bir insanlık yolculuğu”

Fatma Şahin, toplantıda yaptığı

konuşmada, dünyanın pandemi

sonrası durumuna ve Gaziantep

olarak neler yapmayı hedeflediklerini

anlattı. Şahin, dünyanın zenginlik

ölçeğinin artık kültürel zenginliğin

korunması, kültürel mirasına sahip

çıkılması ve sağlık konuları olduğunu

dile getirerek, şunları kaydetti: “Bizim

GastroAntep yolculuğumuz aslında

bir insanlık yolculuğu. Kişi başına

düşen gelire bakmıyor milletler artık.

Geçtiğimiz zor dönemde Gazi Mustafa

Kemal Atatürk’ün bize bıraktığı en

büyük miras bilim ve akıl. Elimizdeki

toprağın bizi nereye götüreceğini iyi

analiz edeceğiz. Birleşmiş Milletler’in

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nde

ekonomik kalkınmayla birlikte insani

ve çevresel kalkınmanın mutlaka

yapılması gerektiğini, yapılmadığında

büyük sorunlar yaşanacağı ifade ediliyor.

Söylemlerin eyleme dönüşmediğinde

küresel ısınmanın nasıl arttığını,

Antartika’ya gittiğimde buzulların nasıl

eridiğini gördük. Bu zor zamanda ne

yapıp ne yapmamamız gerektiği ile ilgili

bir bakışımız var.”

Bu yılki tema: “Sürdürülebilirlik”

Gaziantep’in UNESCO’nun yaratıcı

şehirler ağına girilmesinin uzun bir

süreç olduğunu belirten Şahin, “Ama

sonunda başardık ve hamdolsun

çok farklı bir noktaya getirdik. Bu

yılki temamız: Sürdürülebilirlik.

Dünya sürdürülebilirliği konuşuyor.

Sürdürülebilir kalkınma için gastronomi.

O yüzden biz kebap, lahmacun, baklava

şehri de değiliz. Vegan, vejetaryan,

çölyak hastaları için oluşan özel

menüler artık bunlarla da uzmanlaşıyor,

uzmanlaştırıyoruz” dedi.

“Ana ve ata tohumu kütüphanesi

kuruyoruz”

Şahin, ata tohumlarına, yöresel ürünlere

sahip çıktıklarına dikkati çekerek, şöyle

konuştu: “Nizip’te eğer Ege’nin zeytin

tohumunu ekmeye devam edersek,

gastronomi memleketi olamayız. Bizim

bölgenin yağışına ve nemine uygun

atalık tohumlarımız var. Bölgede toprak

analizi yapıyoruz ve analize göre tohumu

belirliyoruz. Ana tohumu ve ata tohumu

kütüphanesi kuruyoruz. Bu o kadar

önemli ki. Kendi ata tohumumuzu,

ana tohumumuzu dağıtmak için

Tarım Daire Başkanlığı’nı kurduk. Bu

biyoçeşitliliği kullanmamız, toplumla

birleştirmemiz, bunu eğitmemiz, çiftçiye

bunu iyi anlatmamız ve bunun gereğini

yapmamız gerekiyor.”

“Festival coşkusunu beraber

hissedelim”

Gastronominin artık bir destinasyon ve

bölgesel kalkınma anlamına geldiğini

söyleyen Şahin, “Gastronomi artık

bir destinasyon, bölgesel kalkınma.

Ortak söylem, ortak eylem ve ortak dil,

ortak hedef. Artık biz San Sebastian ile

yarışıyoruz. Festival içeriğinde her şey

var. Hep beraber bu festival coşkusunu

beraber hissedelim. Gaziantep artık tam

bir doğal eczane, şifa. Michelin yıldızlı

şefler geliyor Gaziantep’e. Öğrenciler

büyük bir ilgi gösteriyor. Bu ekibimizin

sürdürülebilirliğiyle oldu. Kimi görmek,

kimi duymak istiyorsanız bizde” diye

anlattı.


82

hotel restaurant

& hi-tech

gastro güncel gastro current

FOODTECH RAPORU

YAYINLANDI

D

Foodtech alanındaki inovasyon ve girişimlere rehberlik edecek GOOINN

araştırma raporu yayınlandı.

ünyanın trend sektörlerini inceleyerek geniş

ve kapsamlı raporlar hazırlayan GOOINN

(Good Innovation)’in Araştırma Merkezi,

foodtech alanındaki inovasyon ve girişimcilik

yetkinliğini artıracak tüm detayları ortaya koyan

Foodtech Raporu’nu yayınladı. Yükselen ekosistem

olan Foodtech raporunda, sektörün önde gelen

teknolojileri ve kullanım alanları, dünyadan ve

Türkiye'den Foodtech örnekleri, sürdürülebilir

gıda, geleceğin gıdaları ve trendleri açıkladı.

Gıda teknolojileri olarak bilinen Foodtech; özellikle

dünyadaki iklim krizi, son yıllarda yaşanılan

salgın, lojistik sıkıntılar ve daha birçok sebepten

dolayı bugün önemli bir noktada. Bu nedenle

güvenilir gıdaya, sürdürülebilir üretime, akıllı

lojistik sistemlerine ve etkin tarım uygulamalarına

duyulan ihtiyaç gün geçtikçe artmakta. Dolayısıyla

bu ihtiyacı karşılayacak olan foodtech sektörü

oldukça ilgi çekiyor. Sektörde gıda ürünlerini

geliştirmek, üretmek ve dağıtmak için son

teknolojiler kullanılıyor. Güvenilir gıdaların

seçimine, muhafaza edinimine, işlenmesine,

ambalajlanmasına ve kullanımına yönelik

uygulamalar da bulunuyor. Ayrıca tüketicilerin

yiyecekler ile ilgili etkileşimlerine yönelik

çalışmalar hız kazanıyor.

GOOINN’in sektörel araştırma raporuna göre

Foodtech alanında yapılan çalışmalar ve

uygulamalar; Agtech, Yeni Nesil Yiyecek ve

İçecekler (Next Gen Food & Drinks), Gıda İşleme

(Food Processing), Gıda Teslimatı (Food Delivery),

Mutfak & Restaurant Teknolojisi (Kitchen

& Restaurant Tech), Tüketici Uygulamaları

& Hizmetleri (Consumer Apps & Services),

Gıda Güvenliği ve İzlenebilirlik (Food Safety &

Traceability) ve Artık & Atık Yönetimi (Surplus &

Waste Management) olmak üzere 8 ana kategoride

toplanıyor.

2027’de 342 milyar dolara çıkması

bekleniyor

2019 yılında 220 milyar dolarlık bir pazara sahip

olan ve dünya genelinde ilgi çekici bir hal alan

FoodTech’in 2027 yılında 342 milyar dolara çıkması

bekleniyor. Diğer yandan, Foodtech alanına yapılan

yatırımlar hızla artıyor. 2021 yılında özellikle

Avrupa’da bu alana yapılan yatırımların daha

fazla olduğu görülüyor ve ekosistemin payı %20’i

seviyesinin üstüne çıkıyor.

13 farklı alanda kullanılıyor

GOOINN’in bu alanda inovasyon yapmak isteyen

şirketler için derlediği araştırma raporu, Foodtech

sektöründe önde gelen teknolojilerin 13 farklı

alanda kullanıldığını ortaya koydu. Bugün, gıda

teslimat uygulamaları ile şirketler odak alanlarını

temel gıda dağıtımından daha düşük fiyatlar ile

gıda dağıtımına kaydırırken, robotlar gıdaların

dağıtılmasında, kesilmesinde, yerleştirilmesinde,

paketlenmesinde ve muhafaza edilmesinde

kullanılıyor. 3 boyutlu baskı teknolojisi, blockchain,

yüksek basınçlı işleme teknolojisi, darbeli elektrik

alanı teknolojisi, soğuk plazma teknolojisi,

büyük veri analitiği, nanoteknoloji uygulamaları,

sensörler ve GPS, biyoinformatik, hücre bazlı

gıda üretim teknolojisi, yapay zeka ve makine

öğrenimi gibi teknolojiler aşağıda yer alan 13 farklı

alanda kullanılarak girişimciler tarafından hayata

geçiriliyor.

Gıda Üretimi ve İşleme: Gıda üretimi ve işlemede

teknolojinin kullanılması; daha verimli ve etkili

çiftçilik, hasat, üretim ve paketleme yöntemlerine

olanak tanımaktadır. Diğer yandan gıda

zehirlenmesini önlemeye yardımcı olmaktadır.

Gıda Perakendesi: Gıda perakendesinde mobil

uygulamalar ve online sipariş uygulamaları ön

plandadır. Bunlar sayesinde tüketiciler gıdalara

her zamankinden daha fazla erişebilmektedir.

Gıda Teslimatı: Gıdaların teslimatları için

gıda dağıtım platformları kullanılmaktadır.

Tüketiciler yerel veya online gıda satıcılarına

sipariş verebilmek için bu platformlardan

yararlanmaktadır.

Gıda Lojistiği: Gıda tedarikçileri ve distribütörleri

blockchain ve diğer gelişen teknolojileri kullanarak

ürünleri çiftlikten tüketicilerin sofrasına kadar

lojistik anlamda takip edebilmektedir.

İçerik Bilişimi: Şirketler yeni içerikler oluşturmak,

tüketicilerin gıda tüketimi ile ilgili davranışlarını

kavramak için büyük verileri kullanmaktadır.

Gıda Güvenliği: Kullanılan teknoloji sayesinde

şirketler tüketilmesi güvenli olmayan gıdaları

belirleyebilmektedir.

Ürün Paketleme: Teknoloji sayesinde yenilikçi

paketleme çözümleri geliştirilmektedir ve bu

çözümler ürünlerin tazeliğini korumaya, raf

ömrünü uzatmaya ve nakliye sırasında hasarı

önlemeye yardımcı olmaktadır. Ayrıca kirliliğe yol

açmayan ambalajların üretimini sağlamaktadır.

Kişiselleştirilmiş Gıda: Özellikle kullanılan

yapay zeka sayesinde tüketicilere yemek seti

teslimat hizmetlerinden içerik önerilerine kadar

kişiselleştirilmiş gıda hizmeti verilmektedir.

Diyet İzleyicileri: Tüketicilerin hangi yiyecekleri

ne zaman yediği uygulanan teknoloji sayesinde

izlenebilmektedir. Diyet izleyicisi olarak tanımlanan

bu teknolojik uygulama sayesinde birçok veri

elde edilmektedir. Buradan elde edilen veriler

doğrultusunda yemek planları yapılabilmektedir

ve tüketiciler ihtiyaç duydukları tüm besinleri

aldıklarından emin olabilmektedir.

Yiyecek Sıralama: Özellikle yapay zeka

uygulamaları sayesinde yiyecek fotoğrafları

kullanılarak içerisindeki malzemeler

sıralanabilmektedir. Tüketiciler böylelikle

kendilerine zarar verebilecek maddeler konusunda

bilgi sahibi olabilmektedir.

Gıda İsrafı: Sensörler ve blockchain

teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde satılmadan

önce bozulan gıdalar otomatik olarak belirlenerek

israf önlenmektedir. Böylece satılmayan

ürünlerden tasarruf edilmektedir.

Yemek Eşleştirme: Yapay zeka yardımıyla

tüketicilere yemek tercihlerine göre yemek tarifleri

önerilebilmektedir.

Kişiselleştirilmiş Beslenme Tavsiyesi: Yapay zeka

sayesinde tüketicilere kişiselleştirilmiş beslenme

tavsiyesi verilebilmektedir.

Geleceğin gıdalarını da ortaya

koydu

Yapılan çalışmalara göre geleceğin önde gelen

gıdaları Algler, Fasulye ve Diğer Bakliyatlar,

Kaktüsler, Tahıllar, Sebze Benzeri Meyveler,

Yaprak Yeşillikleri, Mantarlar, Kuruyemiş ve

Çerezler, Kök Sebzeler, Yumru Bitkileri, Filizlenen

Bitkiler, Denizanası Cipsleri ve Salatası gibi

besinlerden oluşacak.


84

hotel restaurant

& hi-tech

gastro güncel gastro current

FOODTECH REPORT

WAS PUBLISHED

The GOOINN research report, which will guide innovations and initiatives

in the foodtech field, has been published.

The Research Center of GOOINN

(Good Innovation), preparing wide and

comprehensive reports by examining

the trend sectors of the world, has published

the Foodtech Report, revealing all the

details that will increase the innovation and

entrepreneurship competence in the field of

foodtech. In the Foodtech report, which is a

rising ecosystem, the leading technologies

of the sector and usage areas, Foodtech

examples from the world and Turkey,

sustainable food, foods of the future and

trends have been explained.

Foodtech, known as food technologies

is at an important point today, especially

due to the climate crisis in the world, the

epidemic experienced in recent years,

logistics problems and many other reasons.

For this reason, the need for reliable food,

sustainable production, smart logistics

systems and effective agricultural practices

is increasing day by day. Therefore, the

foodtech sector, which will meet this need,

attracts a lot of attention. The cutting-edge

technologies are being used in the sector

to develop, produce and distribute food

products. There are also practices for the

selection, storage, processing, packaging

and use of safe foods. In addition, studies on

the interactions of consumers with food are

gaining momentum.

According to the sectoral research report

of GOOINN, the studies and applications

in the field of Foodtech are gathered in 8

main categories as Agtech, Next Gen Food

& Drinks, Food Processing, Food Delivery,

Kitchen & Restaurant Tech, Consumer Apps

& Services, Food Safety & Traceability and

Surplus & Waste Management

It is expected to reach $342 billion

by 2027

FoodTech, which has a market of 220

billion dollars in 2019 and has become

an interesting place around the world,

is expected to increase to 342 billion

dollars in 2027. On the other hand, the

investments made in the Foodtech field are

increasing rapidly. In 2021, it is seen that

the investments made in this field are more

especially in Europe and the share of the

ecosystem exceeds 20%.

It is used in 13 different fields

The research report that GOOINN compiled

for companies that want to innovate in this

field revealed that leading technologies in

the Foodtech sector are used in 13 different

areas. Today, while the companies are

shifting their focus from basic food delivery

to food delivery at lower prices with food

delivery applications, the robots are being

used to deliver, cut, place, pack and preserve

food. The technologies such as 3D printing

technology, blockchain, high-pressure

processing technology, pulsed electric field

technology, cold plasma technology, big

data analytics, nanotechnology applications,

sensors and GPS, bioinformatics, cell-based

food manufacturing technology, artificial

intelligence and machine learning are

implemented by entrepreneurs by using the

following 13 different areas.

Food Production and Processing:

Use of technology in food production and

processing enables more efficient and

effective farming, harvesting, production and

packaging methods. On the other hand, it

helps prevent food poisoning.

Food Retail: In food retail, mobile

applications and online ordering applications

are at the forefront. Thanks to these,

consumers have more access to food than

ever before.

Food Delivery: Food delivery platforms are

used for the deliveries of food. Consumers

use these platforms to order from local or

online food vendors.

Food Logistics: By using blockchain and

other emerging technologies, food suppliers

and distributors can logistically track

products from farm to consumer's table.

Content Informatics: Companies use big

data to make new content and understand

consumer behavior regarding food

consumption.

Food safety: Thanks to the technology used,

companies can identify foods that are unsafe

to consume.

Product Packaging: Thanks to technology,

innovative packaging solutions are developed

and these solutions help to preserve the

freshness of products, extend shelf life

and prevent damage during transportation.

In addition, it provides the production of

packaging that does not cause pollution.

Personalized Food: In particular, thanks to

the artificial intelligence used, consumers

are provided with personalized food service

from meal set delivery services to content

recommendations.

Diet Trackers: Thanks to the technology

applied, it is possible to monitor what foods

consumers eat and when. Thanks to this

technological application, which is defined

as a diet monitor, many data are obtained.

According to the data obtained from here

meal plans can be made, and consumers can

be sure that they get all the nutrients they

need.

Food Sorting: Especially thanks to artificial

intelligence applications, the materials in

it can be sorted by using food photos. Thus

the consumers can be informed about

substances that may harm them.

Food Waste: Thanks to the developments

in sensors and blockchain technologies, the

spoiled foods are automatically determined

before they are sold, preventing waste. This

saves on unsold products.

Meal Pairing: With the help of artificial

intelligence, recipes can be suggested

to consumers according to their food

preferences.

Personalized Nutrition Advice: Thanks to

artificial intelligence, consumers can be

given personalized nutritional advice.

It revealed the food of the future

According to studies done, the leading

foods of the future will consist of foods

such as Algae, Beans and Other Legumes,

Cacti, Cereals, Vegetable-like Fruits, Leaf

Greens, Mushrooms, Nuts and Snacks,

Root Vegetables, Tubers, Sprouting Plants,

Jellyfish Chips and Salad.


86

hotel restaurant

& hi-tech

gastro güncel

SORUMLU RESTORAN HAREKETI ILE

KAYNAKLARI YARINLARA TAŞIYACAK

Gelecek nesillerin iyi yaşam hakkını dikkate alarak sürdürülebilirlik odağında hayata

geçirdiği projesi Sorumlu Restoran Hareketi'yle günümüz kaynaklarının yarına da

ulaşabilmesini amaçlayan Akkomarka, çalışan ve misafir alışkanlıklarında küçük

değişikliklerle büyük farklar oluşturmayı hedefliyor.

Türk gastronomisine ilham kaynağı

olacak markaları ve projeleri ile sektörde

farkındalık oluşturan Akkomarka,

Sorumlu Restoran Hareketi projesine;

Köşebaşı, Ali Ocakbaşı, Perihan Meyhane,

Yamo Sushi, Snob Street Food, Ringa

Sea Food, Ken Sushi, Donkey ve Mr Meat

olmak üzere tüm markalarını dahil ediyor.

Akkomarka hem bugün hem de yarın iyi bir

yaşam için hayata geçirdiği Sorumlu Restoran

Hareketi ile sürdürülebilir dünya hedefinde

üzerine düşen görevi üstleniyor. Akkomarka;

çevre felaketleri, iklim krizi, susuzluk, gıdada

kıtlık gibi yaşanan ve yaşanacak olan birçok

problem nedeniyle hayata geçirdiği Sorumlu

Restoran Hareketi ile hem çalışanlarının

hem de misafirlerinin alışkanlıklarında

küçük değişiklikler yapabilmeyi ve bu küçük

değişikliklerle büyük farklar oluşturmayı

hedefliyor.

Enerji ve suda tasarruf

Binin üzerinde çalışanı ile her yıl 2 milyon

dolayında misafir ağırlayan Akkomarka,

Sorumlu Restoran Hareketi ile işletmelerin

enerjisini yenilenebilir enerji kaynaklarından

tedarik ediyor ve her işletmesinde IREC

sertifikası bulunduruyor. Başta gıda olmak

üzere; cam, kağıt, plastik, yağ gibi tüm atık

süreçlerini kontrol ediyor ve geri dönüşüme

katkıda bulunuyor. Su konusunda revize

ettiği ekipmanlarla ayda 200 tondan fazla su

tasarrufu sağlıyor. Bu da yaklaşık 2 MW enerji

tasarrufuna denk düşüyor. Her ay bin ton

dolayında yağ atığını dönüşüme kazandırıyor.

Bu da 1 milyar metreküp suyun kirlenmekten

koruyor ve 250 hanenin temiz su ihtiyacına

eşdeğer oluyor. Atık gıdaları komposta

dönüştürüyor, İBB ile iş birliğine giderek

Metanizasyon Tesisi’ne iletiyor ve HAYTAP

gönüllüleri ile barınaklara ulaştırarak her ay 2

bin minik dosta gıda sağlıyor.

Geri dönüşüm farkındalığı

Tüm restoranlarında plastik kullanımını %95

oranında azaltan Akkomarka’da ambalaj

malzemelerinin %95’i geri dönüştürülebilir

nitelikte. Geri dönüşüme kazandırılan her 70

kilo kağıt ile 1 ağaç kesilmekten kurtarılıyor,

bu da şube başına her ay bin ağaç anlamına

geliyor. Akkomarka, proje kapsamında

restoranlarında kullandığı menü ve tanıtım

amaçlı çalışmalarda ise %100 şeker

kamışı posasından üretilen kağıtları ya da

kullanımdan sonra toprağa ekildiğinde çiçek,

ağaç olarak doğaya dönen tohum kartları

tercih ediyor. Şubelerden çıkan ortalama

3500-5000 cam şişe atığını geri dönüşüme

kazandırıyor.

Sorumlu tedarik, sorumlu menü

Akkomarka, Sorumlu Restoran hareketi ile

başta kadın üreticiler ve kooperatifler olmak

üzere onarıcı üretim yapan tedarikçilerle

çalışıyor ve menülerinde coğrafi işaretli

ürünlere yer veriyor. Üretimde kullandığı

yumurtaların tamamını kafessiz sistemden

tedarik ediyor. Akkomarka aynı zamanda

kebap markaları olan Köşebaşı ve Ali

Ocakbaşı’nda bir ilki gerçekleştirerek;

Sorumlu Restoran Hareketi kapsamında

çalışanlarına da farkındalık kazandıran

ve Yuvam Dünya Derneği öncülüğünde

Boğaziçi Üniversitesi’nden Aylin Alagöz ve

Afyon Kocatepe Üniversitesi’nden Murad

Tiryakioğlu ile birlikte çalışanlarına iklim

krizi ve sürdürülebilirlik eğitimi imkânı

sağlayan Akkomarka, sektördeki istihdam

kaynağını sürdürülebilirlik konusunda

eğiterek sektör için bir okul niteliği taşıyor.

Yeditepe Üniversitesi İşletme bölümünü

bitirdikten sonra Maltepe Üniversitesi’nde

Pazarlama İletişimi Yüksek Lisans

programını tamamlayan Akkomarka’nın

ortaklarından olan Aziz Ebay Holding’in

Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Akkaş

sürdürülebilirlik konusunda en önemli

ayağın eğitim olduğuna değinerek bu

eğitimlerin tüm kurum çalışanlarına yaygın

bir şekilde devam ettirileceğini belirtiyor.

mezelerden fırın ürünlerine, kebap

çeşitlerinden tatlıya kadar misafirlerine tam

bir vegan menü sunuyor. Garnitür tercihini

misafire bırakan ve kısa süre önce garnitürsüz

olarak sunmaya başladığı ürünleriyle servisten

dönen gıda atığını %25 oranında azaltmayı

başaran Akkomarka, buradaki hedefini %100’e

çıkarmayı amaçlıyor.


88

hotel restaurant

& hi-tech

gastro aktüel

Barilla Türkiye’de

iki yeni üst düzey atama

Dünya çapında

toplam 30 tesisinde

ürettiği ürünleriyle,

her gün 100'ü aşkın

ülkede milyonlarca

sofraya ulaşan gıda

lideri Barilla, Türkiye

operasyonunda

yeni atamalar

gerçekleştirdi.

İnsan Kaynaklarının

liderliğine İrem

Feyzioğlu, Ulusal

Satış Teşkilatının liderliğine ise Mustafa Ulubahşi atandı. Kariyerine

2005 yılında başlayan Feyzioğlu; kültür, değişim yönetimi, uyum ve

liderlik alanlarında Stratejik İK Danışmanı olarak önemli başarılara

imza attı, öncülük ettiği projelerle yenilikçi yetenek ve liderlik geliştirme

programlarının hayata geçirilmesinde rol oynadı. Ulubahşi ise, 2006

yılından bu yana çeşitli ulusal ve uluslararası perakende markalarında

pazarlama ve satış alanlarında görev yaptı. Coca Cola İçecek, Reckitt

Benckiser gibi şirketlerde üstelendiği rolleri başarıyla yürüten Ulubahşi,

Temmuz ayından itibaren Barilla Türkiye Satıştan Sorumlu İcra Kurulu

Üyesi olarak kariyerine devam edecek.

Lesaffre’dan yepyeni

ürün miksleri

Ekmek çeşitliliğindeki geniş ürün gamı

ile tüm dünya lezzetlerine yer veren

Lesaffre, Inventis Premium Siyez Ekmeği

Miksi ve Inventis Premium Karabuğday

Ekmeği Miksi ile fırıncılar için müşterilerini

cezbedecek yenilikçi ürünlerini piyasaya

sürdü. Anadolu’nun bilinen en eski buğday

türü olan siyez buğdayının tam tane olarak

öğütülmesi ile elde edilen Inventis Premium

Siyez Ekmeği Miksi, zenginleştirilmiş içeriği

ve daha yoğun aromasıyla lezzetli ekmekler

yapılmasını sağlar. Kullanıma hazır bir

karışım olup 25 kg’lık kraft torbalarda

muhafaza edilir. Özenle seçilmiş tam tane

karabuğday unundan elde edilmiş, çeşitli

un karışımları, tahıl taneleri, ruşeym ekşi

hamur ile çeşitlendirilmiş Inventis Premium

Karabuğday Ekmeği Miksi ise, yoğun

aromaya sahiptir. Profesyonellerin ürün

listesinde yer alması gereken bu çok özel karışım, fırıncıların vazgeçilmez

lezzetlerden biri olacak.

Rafinera, RCK ile Credia

Ventures’ten yatırım aldı

Kapıya teslim paket yemek

sektörünün öncü şirketi

Rafinera, yeni oluşumu

Rafinera Cloud Kitchen

(RCK) ile Credia Ventures’ten

yatırım aldı. Dünyada giderek

yaygınlaşan bulut mutfak

sisteminin Türkiye’deki

ilk uygulamalarından olan

RCK, tescilli 13 markası ile

büyümeye devam ediyor.

Şirket, aldığı yatırımla ülke

çapında yaygınlaşmayı

ve teknolojik altyapısını

güçlendirmeyi hedefliyor.

Rafinera’nın 15 yıllık

tecrübesi ile geliştirilen

Rafinera Cloud Kitchen,

merkezi bir mutfak ve bu

mutfağa bağlı çok sayıda

uydu mutfaktan oluşuyor.

RCK, bu uydu mutfaklarda

oluşturduğu sanal

restoranlar üzerinden tüketiciye ulaşıyor. Sanal restoranlarda

oturma alanı, masa ve garson bulunmuyor. Sadece yemeklerin

hazırlandığı paylaşımlı bir mutfak, şefler ve paketleme alanları

yer alıyor. Müşterilerin yemek platformları üzerinden verdiği

siparişler bu mutfaklarda hazırlanıp kuryeler aracılığı ile ev ve

işyerlerine teslim ediliyor.

“Turkish Coffee Lady” Amerika’da

2022 Başarı Hikayesi seçildi

ABD’de kadın girişimciliğini

destekleyen ilk otantik Türk kahvesi

zincirini başlatan “Turkish Coffee

Lady” markası, kuruluşunun 5.

yılında Virginia eyaletinin “2022

Başarı Hikayesi” olarak seçildi.

Küçük İşletmeleri Destekleme

Kurumu (SBDC) tarafından bu

başarıya layık görülen markanın

kurucusu Gizem Şalcıgil White,

2009 yılından beri Türk ve yabancı

toplumlar arasında kültürel köprüler

kurmak için dünyayı şehir şehir dolaşıyor. Virginia eyaletinden

aldıkları bu ödülden dolayı tüm ekibi ve misyonu destekleyen

herkes adına büyük gurur duyduğunu belirten Şalcıgil White,

Türk kahvesine ilişkin çok önemli açıklamalar yaptı. White,

“Turkish Coffee Lady girişimimizin öncelikli hedefi; 500 yıllık

mirasımız olan Türk kahvesi kültürünün gastronomik değerinin

arttırılması, etkili tanıtımının yapılarak kahve denilince akıllarda

Türkiye çağrışımı yapması, ve ülkemizin marka değerine

katkıda bulunmak” diye konuştu. “Tanıtımlarımızda yabancı

toplumlarla kültürel köprüler kurarak kahvemizin dünyanın en

ilk kahve pişirme metodu olduğunu ve tarihi değiştirmiş çok

önemli bir kültürel miras olduğunu vurguluyoruz. Ayrıca, önemli

mercilere şu anda günümüzde 100 milyar dolar değerindeki

kahve sektörünün başlangıcına Türk kahvesi kültürünün vesile

olduğunu da aktarıyoruz.” dedi.


90

hotel restaurant

& hi-tech

gastro aktüel

Fırın-Ci’dan yepyeni lezzetler

Diyarbakır’ın geleneksel lezzetlerini yeni tariflerle

harmanlayarak Fişekhane’nin özgün mimarisindeki

açık ve kapalı alanları ile misafirleriyle buluşturan

Fırın-Ci, özel reçetelerden oluşan menüsüne yepyeni

Antik dönem

mozaikleriyle

sofralarda

Dünya trendlerine uygun

yenilikçi çözümleri ve benzersiz

ürün kalitesi ile HoReCa

dünyasında köklü bir yer

edinen premium porselen

markası Bonna, en eski sanat

dallarından biri olan mozaik

sanatını sofralara taşıyor.

Zeugma’dan Efes’e birbirinden

özgün mozaiklere ev sahipliği

yapan Türkiye coğrafyasından

ilham alan Bonna’nın otantik

Mesopotamia Koleksiyonu,

Antik dönem mozaiklerinin yorumlamasıyla hayat buluyor. Her bir

parçası kuş, güneş, geyik, at, tavuk gibi özgün figürlerden oluşan

Mesopotamia, birbiriyle uyumlu olduğu kadar tek başına da göz alıcı

ve zenginlik dolu. Bonna’nın sıra dışı ve deneyimli tasarım ekibinin

elinden çıkan Mesopotamia, şefler, restoran, otel ve kafeler için

benzersiz bir koleksiyon.

lezzetler ekledi. Diyarbakır

mutfağının en seçkin ve geleneksel

lezzetlerini farklı yorumlarla

misafirlerine sunan restoranın

eşsiz mezeler ve soslar eşliğinde

servis ettiği Altı Ezmeli, Diyarbakır

Kebabı, Domatesli Kebap, Közleme

Kebap, Sıralı Kebap, Patlıcan

Yatağında Dana Bonfile gibi enfes

seçeneklerine sofraya lezzet

katacak Çökertme ve damaklarda

unutulmaz tatlar bırakacak Kuzu

Biftek de eklendi. Herkesin gerçek

kebap yiyebilmesi adına yola çıktıklarını söyleyen

mekanın kurucusu Resul Fidan, haftanın 7 günü

misafirlerini bu eşsiz lezzetleri deneyimlemeye davet

ediyor.

81 ile ÖzDöner

çıkarması

Toptan et, döner ve köfte ürünlerinin

önemli oyuncularından ÖzDöner,

Türkiye genelinde bayilikler

vermeye başlıyor. Firma her

ilde et, döner, köfte ürünleri için

donuk ürün pazarına hakim ve

istenilen kriterlere uyan isimlere

toptan satış bayilikleri verecek.

Konuyla ilgili değerlendirmelerde

bulunan et ve döner sektörünün

tek kadın girişimcisi ve Kurucu Genel Müdürü Bahar Özürün, firma

olarak pişmiş ve baton döner çeşitlerinin yanı sıra köfte çeşitlerinde de

yakaladıkları kaliteye tüm Türkiye’nin ulaşmasını istediklerini söyledi.

Özürün, “Elbette bayilik vermek için bazı kriterlerimiz söz konusu olacak.

Donuk ürün depolanması ve sevkiyatına uygun altyapı bunların başında

geliyor. Fabrikamızdan bayimizin deposuna istenen periyodlarda ürünü

biz gönderiyoruz. Bayimiz de bölgesindeki restoran, büfe, yemekhane

gibi döner ve köftenin toplu tüketildiği tüm noktalara bunları satıyor.

Bayilerimizin et sektöründe deneyimli ve bölgesinde iyi bilinen isimler

olmasını istiyoruz. Zira et sektöründe güven çok önemlidir, işi bilen,

ürünleri iyi tanıyan bayiler aynı zamanda bizim en önemli iş ortaklarımızdır.

Her il için şimdilik bir bayilik düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

Kahvaltı keyfi ikiye katlanıyor

Mahalle fırıncılığının güven ve samimiyetini modern

bir dokunuşla günümüze taşıyan Fırınya, güne

lezzet dolu kahvaltıyla başlamak isteyenlerin favorisi

oluyor. Birbirinden lezzetli ve geniş ürün çeşitliliğine

sahip olan “Fırınya Kahvaltısı” doyurucu içeriğiyle iki

kişilik olarak servis ediliyor. Siyah zeytin, yeşil zeytin,

ezine peyniri, eski kaşar, burgu peynir, domates,

salatalık, acuka, bal, kaymak, nutella, vişne reçeli,

tereyağ, haşlanmış veya sahanda yumurta, kayısı

ve cevizden oluşan kahvaltının yanında iki adet çay

da yer alıyor. Bunun yanı sıra “Fırınya Kahvaltısı”na

fırından tazecik çıkan 1 adet simit, 1 adet sade

açma, 1 adet kıymalı patatesli börek, 2 adet peynirli

börekitas, 1 adet mozzarella ve sebzeli mini pizza, 2

dilim ekşi mayalı zeytinli baget ve 2 dilim ekşi mayali

tahıllı bagetten oluşan fırıncı sepeti de eşlik ediyor.

Kaliteli, güvenilir, samimi, yenilikçi ve ulaşılabilir

marka kimliğiyle müşteri portföyünü her geçen gün

genişleten Fırınya, yeni nesil fırın-kafe trendinin

en büyük oyuncularından biri olarak ön plana

çıkıyor. Gayrettepe, Küçükyalı/Altıntepe, Nişantaşı,

Kozyatağı, Acıbadem, Kızıltoprak ve Göztepe

şubelerinde hizmet veren Fırınya, yıl sonuna

kadar İstanbul’da mağaza sayısını 20’ye çıkarmayı

hedefliyor.


92

hotel restaurant

& hi-tech

gastro aktüel

Diyabet hastalarına

Seğmen diyabetik reçeller

Türkiye’nin markası Seğmen,

diyabet hastalarına özel olarak

ürettiği diyabetik reçeller ile reçel

aşkından vazgeçmeyenlere özel

lezzetler sunuyor. Kayısı, karadut,

kuşburnu, ahududu, gül, çilek ve

vişne meyveleri, ek bir tatlandırıcı

olmadan tüketiciler ile buluşuyor.

Şekersiz reçel yemek isteyenler

için meyve oranı %65 olan şeker

ilavesiz reçel gamına da sahip olan

Seğmen’de bu ürün grubunda ise

ahududu, böğürtlen, kayısı,

çilek ve vişne reçelleri

bulunuyor. Tıp

merkezleri,

diyetisyen klinikleri,

diyabet hastalarına

özel oteller, hastaneler

ve özel menülere sahip

olan restoranlar tarafından tercih edilen Seğmen diyabetik ve şeker

ilavesiz reçeller çok seviliyor. Siz de işletmenizi Seğmen diyabetik ve

şeker ilavesiz reçelleri ile zenginleştirmek isterseniz Seğmen’in bölge

temsilcikleri ile iletişime geçebilirsiniz.

Şehrin Meksikalısı,

Başkent’te büyüyor

Türkçe karşılığı

“gelenekleri

kutla” anlamına

gelen “Celebra

La Tradicion”

sloganıyla

misafirlerini

karşılayan

Ranchero,

Başkent’e ilk kez

Maidan Ankara

şubesiyle merhaba

dedi. Kısa sürede

Ankaralıların müdavimi haline gelen mekan,

gelen yoğun talep üzerine iki yeni şube yatırımı

daha gerçekleştirdi. Eylül ayında hizmete

girecek 180 kişi kapasiteli Atakule şubesi

Okyanus ötesi lezzetleri Ankara manzarasına

karşı keyifle deneyimlemeyi sağlayan terasıyla

öne çıkıyor. 250 kişi kapasiteli One Tower’daki

Ranchero ise bahçedeki büyük barı ve grafiti

sanatçılarının özel tasarımlarıyla Başkentlilerin

gönlünde taht kurmaya hazırlanıyor.

Eşsiz mutfak

deneyimleri

JW Marriott Hotel

Istanbul Marmara

Sea konuklarına

ve İstanbullulara

unutulmaz ziyafet

deneyimleri ve

sevdikleriyle

bir araya gelme

fırsatları sunarken

birbirinden

farklı lezzetlere

de ev sahipliği

yapıyor. Executive şef Mehmet Faruk

Yardımcı ve ekibi tarafından otelin

adeta denizle iç içe konumundan ve

Akdeniz sahillerinden ilham alınarak

tasarlanmış Ceres Restaurant’ın

özenle hazırlanmış menüsü İspanya,

Fas, İtalyan ve Türk mutfaklarının

muhteşem bileşenlerini barındırıyor

ve birbirinden lezzetli deniz ürünlerini

tatma imkânı sunuyor. Gün boyu

hizmet veren Ceres, misafirlere

eşşiz bir sabah kahvaltısı deneyimi

ile zengin içerikli pazar brunchları

ve küçük misafirler için eğlenceli

aktivitelere ev sahipliği yapıyor. Sofistike tasarımı ile ön plana

çıkan denizin hemen kıyısındaki The Pearl Lounge, birbirinden

farklı holistik çayın servis edildiği ve şık sunumları ile birbirinden

keyifli çay saatlerine ev sahipliği yapıyor. The Vitola Lounge özel

hazırlanmış imza kokteylleri, hafif yemekleri, puroları ve rafine

bir ambiyansı bir araya getirirken, yıllanmış viskilere eşlik eden

el yapımı çikolatalar The Vitola Lounge’un vazgeçilmezleri olarak

göze çarpıyor, özellikle şampanyanın yanında özel hazırlanmış

havyar sunumları dikkat çekiyor. Marmara Denizi manzaralı Sail

Bar’da; Meksika Latin Mutfağından lezzetlerin eşliğinde; sadece

martı ve dalga seslerini dinleyebilir, sonsuzluk havuzunun tadını

çıkarabilirsiniz.

Le Méridien Istanbul Etiler’e yeni Baş Aşçı

Le Méridien Istanbul Etiler’in yeni

Baş Aşçısı Arif Özkan oldu. Sektörde

5-yıldızlı otel mutfaklarında 15 yılı

aşkın deneyime sahip usta şef,

en sevilen Akdeniz yemeklerinin

sunulduğu La Torre Restoran, nefes

kesen panoramik İstanbul manzarası

ve birbirinden lezzetli kokteylleriyle

L’Eclipse Bar da dahil olmak üzere

otelin bütün mutfak operasyonundan

sorumlu Baş Aşçı olarak atandı.

Marriott International bünyesine

2009 yılında katılan yetenekli şef, yurt içinde ve yurt dışında

çeşitli lüks otellerde görev aldı. Uzun yıllar Marriott International

kültürünü özümseyerek önce insan prensibini benimseyen

Özkan, ekip çalışmasına çok önem veriyor. Geleneksel lezzetlere

hakim olduğu kadar uluslararası mutfakların spesiyallerinde

de başarısını ortaya koyan usta şef yemeğin lezzeti kadar

sunumunda da her zaman daha iyisini hedefliyor. Mutfakta

yeniliklere öncülük eden Özkan sürekli değişime ve gelişime açık

yaklaşımıyla dikkat çekiyor.


comfytextiles

info@comfytex.com.tr


94

hotel restaurant

& hi-tech

yeni mekanlar

bp Türkiye

100. Wild Bean

Cafe’si ile

Ataşehir’de

bp Türkiye, Akaryakıt Dışı Gelirler

iş kolunda bp Express ve Wild

Bean Cafe (WBC) konseptli

istasyonlarının 100.sünü Ataşehir’de

gerçekleştirildi.

bp Güney Avrupa Bayi Operasyonları Başkan

Yardımcısı Olvido Moraleda’nın onur konuğu olduğu

100. WBC’nin açılışında bp Türkiye Perakende

Akaryakıt Operasyon Direktörü Ersin Akmanoğlu, bp

Türkiye Franchise Kanalı ve Akaryakıt Dışı Gelirler

Müdürü Arda Uncu, operasyon yöneticileri ve

çalışanların katılımı ile Ataşehir’de gerçekleştirildi.

bp Express marketleri içerisindeki WBC’ler

ziyaretçilerine taze demlenmiş çaydan sıcak simit,

börek, kek ve soğuk sandviçlere uzanan çeşitlilikte

geleneksel Türk lezzetlerinden döner, kavurma

kaşar, bazlama kaşar, Ayvalık tostu gibi ürünlere

gün boyu kesintisiz hizmet veriyor. WBC’lerde ayrıca

dünyaca ünlü Wild Bean Coffee güvencesi ile yüzde

100 Arabica kahve çekirdeklerden üretilen pek çok

farklı çeşitte doyumsuz kahve lezzetleri bulunuyor.

WBC’ler misafirlerine doyurucu bir kahvaltıdan öğle

ve akşam yemeklerine, tatlı ve atıştırmalıklardan

taze kahve çeşitlerini 7/24 hizmet sunuyor. bp

Türkiye Franchise Kanalı ve Akaryakıt Dışı Gelirler

Müdürü Arda Uncu açılışla ilgili olarak, “bp Express

ve WBC konseptli istasyonlarımızla, bayilerimizin de

desteği ile bugün 27 ile ulaşmış durumdayız. Odaklı

ve planlı bir stratejiyle süren WBC açılışlarında

2022’de yıl sonuna kadar 30 ilde 125’ün üzerinde

istasyona ulaşmayı hedefliyoruz.” dedi.

Yeni lezzet ve eğlence adresi

Graffittication bar

Şehrin ihtiyaç duyduğu yepyeni eğlence

ve lezzet adresi Graffittication Bar,

Uluslararası otel zinciri Marriott

International grubunun otellerinden

Sheraton Istanbul City Center’da açılan

Graffittication Bar’ın dünyasının odağı,

konfor, eğlence, dinamizm, ulaşılabilirlik,

güven, misafirperverlik, merkezi, şehirli,

sürprizli, heyecan, enerji, seçkinlik, ayrıcalık

ve lezzet üzerine kurulu. DJ ve canlı

müzik performanslarının yanı sıra birçok

etkinliği içeren eğlence anlayışı, imza

yiyecekleri ve içecekleri, Piyalepaşa’daki

konum avantajı ile şehrin yeni ve gözde

sosyalleşme mekanı tam da instagramlık

denilen tasarımıyla da akıllarda yer ediyor.

Merkezinde bar olan mekan, oldukça

enerjik bir konsepte ve mimariye sahip.

Mobilyalar ve dekoratif unsuların hepsinde

pop art ve modern çizgiler hakim… Saat

15.00’da kapılarını açan mekan 01.00’a kadar

misafirlerini ağırlıyor. Kapalı ve açık alanı bulunan

mekanın iç kısmı 107 kişilik, dış tarafı ise 30 kişilik

kapasitede. Mekan, saat 15.00’dan 01.00’a kadar her

öğüne uygun yiyeceklerin yer aldığı iştah kabartan

bir yemek menüsüne sahip. Mutfak anlayışı

uluslararası sokak lezzetleri üzerine kurulu olan

Graffittication Bar’da tacolar, burgerlar, kızarmış

tavuklar, köfteler ve sosisler gibi dünyanın birçok

yerinden ikonik sokak lezzetleri servis ediliyor.


96

hotel restaurant

& hi-tech

yeni mekanlar

Kokteyl, tapas ve müziğin

Cunda’da yeni adresi

La Fuga

Doğal güzellikleri, masmavi denizi ve gastronomi

birikimiyle gelenleri cezbeden Cunda’da temmuz

ayı içerisinde açılan La Fuga, adaya yepyeni bir

soluk getiriyor. La Fuga, kokteyl bar konseptiyle

misafirlerine; iyi kokteyl, iyi yemek ve iyi müzik

üçlüsünü bir arada sunuyor.

Cunda merkezde açılan La Fuga; tapas & kokteyl

menüsü, hizmet kalitesi ve eğlence anlayışıyla adaya

yeni bir soluk katıyor. Cunda’da gastronomi deneyimi

için akla ilk gelen mekânlardan L’Arancia’nın kurucu

ortakları tarafından açılan La Fuga, yerel malzemeler

ile hazırlanmış tapas ve kokteyl menüleri ve haftanın

her günü DJ ve belirli günlerdeki canlı müzik

performansları ile bölgenin gastronomi çıtasını ve

eğlence kalitesini yukarıya taşıyor.

Şef Gökhan Çatmaz’ın mutfak danışmanlığını

üstlendiği mekan; profesyonel mutfağı, deneyimli

mutfak ekibi ile menüde yerel malzeme kullanımına

önem veriyor. La Fuga, İspanyol mutfağının ayrılmaz

parçası tapas kültürünü yerel malzemeler ile

harmanlayarak menüsüne taşıyor. Saat 18:00 itibariyle

günün dinginliğini iyi müziğin ritmiyle eğlenceye

çeviren La Fuga, tapas menüsü ile misafirlerine

lezzet ve eğlence odaklı bir deneyim yaşatıyor. Klasik

tapas lezzetlerinin yerel ürünlerle buluştuğu menü

farklı damak zevklerine göre tasarlanmış. Kokteyl

bar konseptiyle misafirlerini karşılayan mekanın çıkış

noktası lezzetli kokteyllere eşlik edecek iyi bir mutfak

ve eğlence konsepti. Sıcak yaz akşamlarına alanında

uzman barmenlerinin hazırladığı kokteylleri ile eşlik

eden mekan, kokteyllerinde de yerel ürün kullanımına

önem veriyor.

Kocatepe Coffee 1919

Kastamonu şubesi kapılarını açtı

Tapas lezzetleriyle

tarihe yolculuk

Ruins Bodrum

Kocatepe Coffee 1919 markasının Kastamonu şubesi, 6 Ağustos 2022 tarihinde

kapılarını açtı. Barutçuoğlu AVM’nin karşı caddesinde hizmete giren Kocatepe

Coffee 1919, Caner Çaycı, Dilaver Barut, Feyyaz Pattabanoğlu ve Cenk Cevheroğlu

ortaklığında Kastamonu’ya kazandırıldı. Şehrin merkezinde “take away” konseptiyle

bir ilke imza atan işletme, 400 metrekare giriş ve 350 metrekare üst katı ile

misafirlerine hizmet veriyor. Günlük ve taze ürünlerin bulunduğu işletme; eşsiz

tatlı grubu, sandviçleri, Türk kahvesi ve dünya kahve çeşitleri ile çikolatalardan

oluşan zengin bir menüye sahip. Mekanda, özellikle San Sebastian Cheesecake’nin

müdavimleri oluşmaya başladı bile. Örneği ve rakibi olmayan Türk markası olan

işletme, bir kahve mekanından çok daha fazlasını ve tüm yelpazeyi bünyesinde

barındırıyor. Zengin içecek çeşitleri, unlu mamulleri, taze pastaları, çikolataları,

sandviç çeşitleri ve uygun fiyat politikasıyla, Kastamonuluların ve şehri ziyaret eden

turistlerin uğrak yeri olmaya devam ediyor.

Eğlencesi, sanat etkinlikleri, konuklarını tarih yolculuğunda

hissettiren otantik atmosferi ile Ruins Bodrum, Akdeniz ve

İspanyol tapas lezzetleriyle adından söz ettiriyor.

İspanya'nın eski ve yeni gelenekleri birleştirerek oluşturduğu

karma lezzetlerinden ilham alan mekan, meze ve kanepe

olarak adlandırılan, günün her saatinde atıştırmalık olarak

tüketilebilen ve sınırsız çeşitte, sıcak veya soğuk olarak servis

edilen tapas menüsü ile dikkat çekiyor. Şef Kubilay Yıldırım

imzalı soğuk badem kreması eşliğinde Asparagus, limon ve

zeytinyağı asidiyle pişirilen çiğ balık Ceviche, baharatlı patates

anlamına gelen Patatas Bravas, domates soslu ispanyol köfte

topları gibi soğuk ve sıcak tapaslar başta olmak üzere, Ruins

Bodrum'un kendine özgü kuru incirli dana bacon marmelattan

yapılan ve üzerine toz antep fıstığı serpilerek servis edilen

Humus Profiterol, adeta damaklarda lezzet şöleni yaşatıyor.


98

hotel restaurant

& hi-tech

gustonun yorumu

Gusto-Akademisyen

Reha Tartıcı

NICE DINING

ANLAYIŞINA FARKLI

BIR BAKIŞ AÇISI

ZAXI

Hilton Istanbul Maslak bünyesinde yer alan ve

‘Şehrin En İyi Otel Restoranı’ ödülüne sahip Zaxi

İstanbul tadı damaklarda kalacak birbirinden

özel lezzete ev sahipliği yapıyor. Nice dining

anlayışına farklı bir bakış açısı getiren Zaxi’nin

dekorasyonunda modern çizgiler hakim. Yüksek

tavan oldukça ferah bir ortam oluşturmuş.

Açıldığı günden beri ödüllü şef Arif Kemal

Doğan ve ekibinin lezzetlerine ev sahipliği

yapan mekanın “Yaz Menüsü” soğuk ve sıcak

başlangıçlardan mevsime uygun yeşilliklerle

hazırlanan çeşit çeşit salatalara, pizzalardan

hamburgerlere, makarnalardan et, tavuk ve balık

yemeklerine kadar birbirinden enfes lezzetlerle

dopdolu. Menüye bu yaza özel olarak eklenen

lezzetler arasında yer alan manda sütünden

“Burrata”, hindistan cevizi sütü ile marine edilmiş

levrek parçalarıyla servis edilen “Levrek Crudo”,

“Bresaola”, “Lazanya” ve “Deniz Mahsullü

Risotto”nun tatlarıyla olduğu kadar sunumlarıyla

da dikkatimi çektiğini söylemeliyim. Ama zencefil

ile sotelenmiş ıspanak, parizyen patates, kapari

ve limon sosu ile hazırlanan “Poşe Levrek Fileto”

ve Osmanlı'dan günümüze kadar ulaşan su

muhallebisi “Helatiye”nin mutlaka denemesi

gerekenler listemin ilk iki sırasında yer aldığını

da özellikle belirtmek istiyorum.

Keyifli ve lezzetli

buluşmaların adresi

OLIGARK İSTANBUL

İstanbul’da güzel bir mekanda nefes almak, günbatımına karşı bir

şeyler yiyip içmek birkaç saatliğine de olsa şehrin karmaşasından

uzaklaştırıyor. İstanbul’un en büyük eğlence ve etkinlik mekanı Oligark

İstanbul, denize sıfır konumu ile özlenen yaz akşamlarını yaşamanız için

ideal. Kuruçeşme’de Halide Hanım Korusu’nun hemen yanı başında yer

alan Oligark’ın Boğaz’ı kucaklayan manzarası eşliğinde önce Lounge

Bar’da özel reçetelerle hazırlanmış kokteyllerden biri ile geceye

başlamanızı öneririm. Oligark İstanbul’un uluslararası mutfakların

önde gelen lezzetlerinden oluşan menüsü oldukça geniş. Executive

Chef Şaban Gülmez imzası taşıyan menü, her yaşa ve zevke hitap

edecek şekilde dizayn edilmiş. Oligark’ın menüsündeki favorilerime

gelince... Yaban turp kreması ve kırmızı havyar ile servis edilen “Ev

Yapımı Tütsülü Somon”, mercimek fava ile servis edilen “Izgara Ahtapot

Bacağı” ve porçini mantarlı risotto ile servis edilen “Izgara Süt Danası

Madalyonları”nın öne çıktığını belirtmeden geçemeyeceğim. Muhteşem

Boğaz manzarası ile özel lezzetleri birleştirerek keyifli bir akşam

yaşamak isteyenlere Oligark İstanbul’u öneriyorum.

GALATAPORT’UN YENI GÖZDESI

Kitten Delicatessen & Bistro

İstanbul’un yeni gastronomi merkezi Galataport bünyesine kattığı

markalarla çekim merkezi olmaya devam ediyor. Kitten Delicatessen

& Bistro da bunların en yenilerinden. Şık dekorasyonu ve samimi

ortamı ile dikkat çeken Kitten sıra dışı sunumlarıyla Galataport’a

farklı bir soluk getirmiş. Sempatik mekan iki başarılı girişimci Damla

Güreralp ve Burak Bağtaş’ın imzasını taşıyor. Kitten’da kahvaltı

seçenekleriyle başladığınız güne noktayı başarılı mixologistlerin

özel reçetelerle hazırladıkları kokteyllerle koyabilirsiniz. Kitten’ın

menüsüne gelince... Menü, selektif ve rafine lezzetlerden oluşuyor.

Mutfak Şefi Bülent Tufan ve ekibi yönetiminde hazırlanan menüde

leziz şarküteri ürünleri, ekşi mayalı lezzetler, pizza ve salata

seçenekleri öne çıkıyor. Pizzalara ayrı bir parantez açmam lazım.

İki farklı un kullanılan pizza hamuru oldukça dengeli. Mideyi hiç

rahatsız etmiyor. “5 Peynirli” ve “3 Mantarlı” pizzaların benim

favorilerim olduğunu özellikle belirtmek istiyorum. Menüde yer

alan tatlılar da baş döndürücü. Seçenekler arasında yer alan

Brownie, San Sebastian, Tiramisu oldukça başarılı olsa da New York

Lotus Cheesecake bence efsane. Kitten’a uğradığınızda mutlaka

denemelisiniz.


100

hotel restaurant

& hi-tech

gustonun yorumu

SAĞLIKLI

VE DOĞAL

LEZZETLERIN

ADRESI

HAPPY NEST

TARIHIN GÖLGESINDE BIR

GASTRONOMI YOLCULUĞU

GÜNEY RESTAURANT

İstanbul Beyoğlu’nun en özel yerlerinden

birinde Tarihi Galata Kulesi’nin yanı

başındaki meydanda yer alan Güney

Restaurant, 1964 yılından beri değişmeyen

kalitesiyle fark ortaya koyuyor. Mekanda

gün, kahvaltı ile başlayıp bistro olarak

devam ediyor. Menü oldukça geniş ve

zengin. Burası hem nefes almak hem tarihi

hissetmek hem de damağınızı şenlendirmek

için biçilmiş kaftan. Dediğim gibi günün

her saati sizi mutlu edebilecek seçenekler

menüde mevcut.

İsterseniz güne mükemmel bir

kahvaltıyla başlayabilirsiniz. İsterseniz

öğle saatlerinde bir esnaf lokantasını

aratamayan menüsüyle Türk ve Anadolu

mutfağının eşsiz lezzetleriyle kendinize bir

ziyafet çekebilirsiniz. İsterseniz de günün

yorgunluğunu ferahlatıcı kokteyller ile

attıktan sonra, Galata’nın ışıklarına karşı

SIRA DIŞI SOKAK

LEZZETLERI

ARAYANLARA

RUB İSTANBUL

Sıra dışı sokak lezzetleriyle dikkatimi çeken

RUB İstanbul, Bağdat Caddesi’nin çok

da göz önünde olmayan mekanlarından.

Marmaray Suadiye İstasyonunun hemen yanı

başında Cadde’ye birkaç adım mesafede. Şef

Hakan Özfırıncı’nın yorumladığı burger ve

sandviç çeşitleriyle fark oluşturuyor. Çeşit

deyince aklınıza onlarca çeşit gelmesin.

Yan ürünlerle birlikte tüm menü toplam

20 üründen oluşuyor. Sadece Rub’a özel

lezzetlerden oluşan menü çok doğru bir

yaklaşım. Pastrami ve Corned Beef çeşitleri

keyifli bir akşam yemeği yiyebilirsiniz. Türk

Mutfağı başta olmak üzere uluslararası

mutfakların öne çıkan lezzetlerine de

menüsünde yer veren mekanda Ege’den

gelen özel zeytinyağlarla hazırlanan

mezeleri özellikle denemenizi öneririm. 7

yıldır Güney Restaurant’ın mutfağını yöneten

Şef İsmail Erol Tavukçuoğlu oldukça

deneyimli bir isim. Her daim menüyü

mevsimsel ürünlerle yeniliyor. Mutfağına

doğal olmayan hiçbir ürünü sokmuyor.

Güney’in zengin menüsünde otlu peynirli

köz patlıcan, sıcak humus, tavuk külbastı,

beyti sarma kebap, taş fırında kuzu saç

kebap, Belçika usulü midye ve tereyağında

bonfile gözüme ilk çarpan seçenekler oldu.

Şehrin en mistik noktalarından birinde

tarih ile iç içe keyifli zaman geçirerek,

kendini ödüllendirmek isteyenler için Güney

Restaurant ideal tercih.

gerçekten çok lezzetli. 7 gün marine

edilip, 12 saat tütsülendikten sonra servise

hazırlanan “Pastrami” ile yine 7 gün marine

edilip 8 saat fırında pişirilen “Corned Beef”in

kendi ürettikleri ekmeklerle birleşimi

gerçekten büyüleyici. Burger çeşitleri ile

kokoreçte iddialı olduklarını da belirtmekte

yarar var. Sıra dışı sokak lezzetleri

arayanlara şiddetle öneriyorum. Sıra dışı

sokak lezzetlerinin izini sürmeye devam

ediyorum.

Yemyeşil ağaçlar içinde bir bahçe düşünün

ama o bahçenin en iyi şeyi, o ağaçlar değil

de bünyesindeki kafesi olsun. Etiler’in

kalbindeki Happy Nest’i tarif etmenin en

kısa yolu bu cümle sanırım.

Doğal ve organik beslenmenin en leziz

tatlarını mutfağında bir araya getirmek için

yola çıkan Happy Nest’in mutfağına asla

beyaz un ve şeker girmiyor. Türkiye’nin

dört bir yanından özel olarak seçilerek

getirilen doğal ve organik ürünlerle yiyecek

ve içecekler hazırlanıyor. Etlerini Karadeniz

yaylalarından Karayaka’dan, sütlerini

Kelkit’ten, tereyağını Ardahan Göle’den,

kuru meyvelerini Mut’un yaylalarından,

peynirlerini Kars’ta geleneksel yöntemlerle

üretilen, gezen hayvanların sütlerinin

kullanıldığı, doğal şirden mayası ile

üretilmiş kendine özel tat ve aromalara

sahip olan peynirlerden özenle seçerek

getirtiyorlar. Happy Nest’in mutfağı başarılı

ve eli lezzetli iki genç hanım şefimize

emanet edilmiş. Doğal ve organik olmayan,

katkı maddesi içeren ürünleri kullanmadan

inanılmaz lezzetleri misafirlerine

sunuyorlar. Menüleri oldukça geniş. Bu

arada Happy Nest’in kapısından kimyasal

ürünler ve asitli içeceklerin de giremediğini

belirtmek istiyorum.

Her gün taptaze hazırlanan limonata ile

mutlaka damak tadınıza uygun bir lezzet

bulabileceğiniz Happy Nest, doğal ve sağlıklı

yaşama gönül verenler için ideal bir tercih

olduğunu düşünüyorum.


102

hotel restaurant

& hi-tech

horeca teknolojileri

NILÜFER DURUKAL

“HER ŞEY DAHIL SISTEM YERINI YAPAY ZEKA ILE

KIŞIYE ÖZEL TURIZM DÖNEMINE BIRAKIYOR”

Turizmin önemli bir değişimden geçtiğini,

on yıllardır alışageldiğimiz her şey

dahil sistemin yerini butik otelciliğe

bıraktığını vurgulayan Talya Bilişim Yönetici

Ortağı Nilüfer Durukal, "Daha küçük ölçekli,

kişiye özel, farklılaşmış bir hizmet anlayışı

geliyor. Bu sektörün tüm dinamiklerini

etkileyecek bir durum. Her işletmede olduğu

gibi otellerde de üç kavram hala en önemli

konumda: Maliyet Kontrolü, Satış Karlılığı,

Müşteri Memnuniyeti (Tekrar eden Misafir)"

dedi.

Bu noktada teknoloji ve dijital dönüşüm

imdadımıza yetişiyor. Dijital dönüşüm,

ürün ve hizmetin dijital araçlar kullanılarak

üretilmesi anlamını taşıyor. Turizm sektörü

de dijitalleşmeyi doğru okudu ve hızlı şekilde

hayata geçiriyor.

Artık doluluk değil, karlılık ön

planda

"Dijital Değişim ve Dönüşüm" son yıllarda,

turizm sektörünün en yoğunlaştığı konuların

başında geliyor. Burada turizm için hangi

dijital teknolojilerin kullanabileceği önemli

bir nokta. "Web teknolojileri ve bulut

bilişimin sağladığı avantajlarla bilgi işlem

departmanındaki maliyetlerimizi düşürmek

en öncelikli konumuz olmalı" diyen Durukal,

şu bilgileri verdi: "Tüm sistemlerimiz

birbiriyle konuşur durumda olmalı ki veri tek

noktadan girilsin, buna karşılık çok detaylı

ve farklı bakış açıları barındıran raporlar

alabilelim. Yapay zekadan faydalanarak

satışta karlılık sağlayabilelim. Artık doluluk

değil, karlılık ön planda biliyorsunuz. Oteller

yüzde 100 dolu olmak yerine yüzde 90

dolulukla daha yüksek fiyattan satış yapmayı

tercih ediyor. Misafir profili de bu doğrultuda

değişiyor. Artık daha çok para harcayan

bilinçli turist geliyor."

Dijitalleşme turizm sektöründe rezervasyon

öncesi pazarlama faaliyetleri, fiyatlama,

online rezervasyon süreçleri, konaklama

deneyimi, konaklama sonrası CRM ve

müşteri ilişkileri gibi uzun bir iş sürecinin her

anını planlamak, uygulamak ve analiz etmek

için tüm imkanı sunuyor.

“Dijitalleşme en iyi destekçimizdir”

Turistik bir aktivitenin her anının uçtan uca

dijital olarak planlanıp, denetlenebilir olması

"insan hatası" unsurundan arındırılması

anlamına da geliyor. Ancak buradaki

kilit cümle şu: "insan"dan değil, "insan

hatasından" arındırma. Distopik bakış açıları,

makinenin insanın yerini alacağı konusunda

büyük korkular oluşturuyor. Durukal,

bu görüşe katılmadığını şu sözleriyle

vurguladı: "Türkiye turizmi, pandemi, yasal

zorunluluklar, dünya pazarıyla rekabet vb.

gibi nedenlerle her yıl dijitalleşme düzeyini

artırıyor. 10 yıl öncesine göre otellerden

acentelere, restoranlardan eğlence

mekanlarına kadar tüm turizm işletmelerinin

iş yapış şekilleri "çağ değiştirdi". Oysa ufak

bir araştırma ile turizm sektörünün müthiş

bir insan kaynağı arayışı içinde olduğunu fark

edebilirsiniz. Bu durumun pek çok nedeni

var. İster pandemi deyin, ister vizyonsuzluk,

ister ekonomik çıkmazlar. Ama benim

çıkardığım sonuç şu; dijitalleşmenin hız

kazanması, insan kaynağına daha az ihtiyaç

duyulması anlamına gelmiyor, ihtiyacın

"niteliğinin" değişmesi anlamına geliyor. "

Dijital okuryazarlık

Bunu bir örnekle somutlaştıran Durukal,

"Bugün bir kat hizmetleri görevlisi için

işe alım yaparken temel düzeyde "dijital

okuryazarlık" bekleniyor. Bazı kişilere bu

tuhaf gelebilir. Ancak bünyelerinde web

tabanlı dijital iş yönetimi sistemleri kullanan

oteller için bu bir zorunluluk. Çünkü

personelin, kendi cep telefonundan ya da

interneti olan bir cihazdan, odanın temizlik/

kirlilik durumunu, minibar bilgisini, arıza

bildirimlerini gerçekleştirebilmesi, kendine

atanan görevleri takip edebilmesi hatta

yeni iş emirleri oluşturabilmesi bekleniyor.

Aynı durum servis elemanları, teknik servis

çalışanları ve mutfak ekibi için de geçerli.

Dijitalleşmenin çok etkin olduğu rezervasyon

süreçlerinde neden hala "Çağrı Merkezleri"

işletmelerin göz bebeği sizce? Çünkü

turizmin merkezinde insan vardır" dedi.

“Tüm turizm eğitimini güncel

yaklaşım ve teknoloji tabanlı hale

getirmeliyiz”

Durukal'ın aktarımlarına göre, turizmin

geleceğini konuşuyorsak değişen misafir

profilinden bahsetmemiz gerekiyor: yaşlı

turizmi, sağlık turizmi, inanç turizmi, tekil

seyahatler, online’da geçen zaman artıyor;

her geçen gün daha fazla misafir tatilinin tüm

süreçlerini online olarak planlıyor ve satın

alıyor.

Peki sistemlerimiz bu değişime ne kadar

ayak uydurabiliyor? Misafirimizi ne kadar iyi

tanıyoruz, bunu ne kadar hızlı yapabiliyoruz?

Durukal şöyle konuştu: "CRM'in doğum

günü kutlama mesajı göndermek olduğunu

düşünen vizyonsuzluğu hayatımızdan

çıkarmamız gerekiyor. Dijitalleşme,

profesyonel bakış açısını beraberinde

getirmek zorunda. Tüm turizm eğitimini

güncel yaklaşım ve teknoloji tabanlı hale

getirmeliyiz. Bu düşünce tarzının etkilerini

sadece turizm alanında değil, hayatımızın

her anında göreceğimize eminim. Çünkü

doğru eğitilmiş turizmci, sürdürülebilirlik,

yeşil turizm ve hizmet kalitesi kavramlarını

içselleştirerek sektöre giriş yapacak.

Bulunduğu destinasyona ekonomik ve

çevresel katkıları yadsınamaz olacak."

Yapay zeka sayesinde kişiye özel

turizm dönemi

Önümüzdeki süreçte mobil kullanım

oranlarının yüzde 100’e yaklaşacağı

öngörüsünü paylaşan Durukal sözlerini şöyle

tamamladı: “Kişiyi odağına alan çözümlerle,

artırılmış gerçeklik ve giyilebilir teknolojiler

daha ulaşılabilir ve yaygın kullanımda

olacaktır. Bilim-kurgu filmlerindeki

birçok şey gerçekleşirken dijital seyahat

arkadaşınız sayesinde kendinizi şehirdeki

en çok seveceğiniz lokantada bulmanız,

arkadaşınızın sizin yerinize menüdeki

en favori seçenekleri seçmesi, giyilebilir

teknolojilerle dil farkı sorununun ortadan

kalkması muhtemeldir. Yapay zeka sayesinde

kişiye özel turizm döneminden bahsedebiliriz.

Gezimiz bize özel dikilmiş bir elbise gibi

olacak, görmek istediğimiz destinasyonlar,

rezervasyon yapma ve tatilimizi geçirme,

konaklama yöntemimiz tam da bizim

istediğimiz hale gelecektir.”


104

hotel restaurant

& hi-tech

horeca technologies

NİLÜFER DURUKAL

“THE ALL-INCLUSIVE SYSTEM LEAVES ITS PLACE TO THE

PRIVATE TOURISM PERIOD WITH ARTIFICIAL INTELLIGENCE”

Nilüfer Durukal, Managing Partner

of Talya Bilişim, expressing

that tourism has undergone a

significant change and that the allinclusive

system that we have been

accustomed to for decades has left its

place to boutique hotel management,

said “A smaller scale, personalized,

differentiated service approach is

coming. This is a situation that will

affect all the dynamics of the sector.

As in every business, three concepts

are still the most important in hotels

like: Cost Control, Sales Profitability,

Customer Satisfaction (Repeating

Guest).” At this point, technology and

digital transformation come to the help

of us. Digital transformation means the

production of products and services using

digital tools. The tourism sector has

also read digitalization correctly and is

implementing it quickly.

Profitability is at the forefront, not

occupancy anymore

“Digital Change and Transformation”

has been one of the most concentrated

topics in the tourism sector in recent

years. Here, an important point is

which digital technologies can be used

for tourism. Reducing our costs in the

information processing department with

the advantages of web technologies

and cloud computing should be our

top priority,” saying Durukal gave the

following information: “All of our systems

should be able to talk to each other so

that data can be entered from a single

point, but we can get very detailed

reports with different perspectives.

We can ensure profitability in sales by

making use of artificial intelligence.

Now you know that profitability is at the

forefront, not occupancy. Hotels prefer

to sell at a higher price with 90 percent

occupancy instead of being 100 percent

full. The profile of their guests is changing

accordingly. Now more conscious tourists

who spend more money are coming.”

Digitalization offers all possibilities

to plan, implement and analyze every

moment of a long business process such

as pre-reservation marketing activities,

pricing, online reservation processes,

accommodation experience, post-stay

CRM and customer relations in the

tourism sector.

“Digitalization is our best

supporter”

That every moment of a touristic activity

is digitally planned and controlled

from end to end also means that it is

refined from ‘human error’ factor. But

the key sentence here is: refining from

‘human error’, not ‘human’. Dystopian

perspectives make great fears that the

machine will replace the human. Durukal

stressed that he did not agree with this

view: “Turkish tourism increases the level

of digitalization every year due to reasons

such as pandemic, legal obligations,

competition with the world market, etc.

Compared to 10 years ago, the way of

doing business of all tourism businesses

from hotels to agencies, restaurants to

entertainment venues ‘stepped into new

age’. However, with a little research,

you can realize that the tourism sector

is in search of a great human resource.

There are many reasons for this situation.

Whether you call it a pandemic, lack of

vision, or economic deadlocks, it is so.

But my conclusion is: The acceleration of

digitalization does not mean that there is

less need for human resources, it means

that the ‘quality’ of the need changes.”

Digital literacy

Durukal, concreting this with an example,

said “Today, while hiring a housekeeper, a

basic level of ‘digital literacy’ is expected.

This may seem strange to some people.

However, this is a must for hotels using

web-based digital business management

systems. Because it is expected that the

personnel will be able to perform the

cleaning/pollution status of the room,

mini-bar information, fault notifications,

follow the tasks assigned to them and

even make new work orders from their

own mobile phone or a device with

internet. The same is valid for service

personnel, technical service workers and

the kitchen team. Why do you think ‘Call

Centers’ are still the apple of the eye

of businesses in reservation processes

where digitalization is very effective? It is

because there is human at the center of

tourism.”

“We must make all tourism

education based on an up-to-date

approach and technology”

According to Durukal's statements, if we

are talking about the future of tourism,

we need to talk about the changing guest

profile: elderly tourism, health tourism,

faith tourism, individual travels, the

time that is spent online is increasing;

more and more guests are planning and

purchasing all processes of their holidays

online.

So how can our systems keep up with

this change? How well do we know our

guest, how fast can we do this? Durukal

said “We need to remove the lack of vision

that thinks CRM is to send a birthday

celebration message from our lives.

Digitization has to bring a professional

perspective. We should make all tourism

education based on up-to-date approach

and technology. I am sure that we will see

the effects of this way of thinking not only

in the field of tourism, but also in every

moment of our lives. Because properly

trained tourism professionals will enter

the sector by internalizing the concepts of

sustainability, green tourism and service

quality. Its economic and environmental

contributions to its destination will be

undeniable.”

Personal tourism period thanks to

artificial intelligence

Durukal, sharing her prediction that

mobile usage rates will approach 100

percent in the coming period, concluded

her words as follows: “With solutions,

focusing on the person, augmented

reality and wearable technologies will

be more accessible and widely used.

While many things in sci-fi movies are

being realized, it is possible that you will

find yourself in your favorite restaurant

in the city thanks to your digital travel

companion, your friend will choose the

most favorite options on the menu for you,

and the language difference problem will

disappear with wearable technologies.

By means of artificial intelligence, we

can talk about the personalized tourism

period. Our trip will be like a dress tailor

made for us, the destinations we want

to see, the way we book and spend our

vacation, the way we stay will be exactly

what we want.”


106

hotel restaurant

& hi-tech

Otel

asansörleri

vitrine

çıkıyor

horeca teknolojileri

Alanında dünyanın en canlı ticaret fuarı olan Asansör İstanbul’un Türkiye

Konaklama Sektörü için avantajlı satın alma fırsatları sunacağını vurgulayan

Tarsus Türkiye Genel Müdürü Zekeriya Aytemur; “9-12 Mart tarihlerinde

18. kez kapılarını açacak fuarımıza katılan firmalar, özellikle yaz sezonunda

milyonlarca yerli ve yabancı turistin sıklıkla kullandığı asansörlere dair tüm

yeniliklerini standlarında sergileyecek. Turizm sektöründe faaliyet gösteren

konaklama tesislerinin temsilcileri, ihtiyaç duydukları yeni nesil asansör

teknolojilerini, Asansör İstanbul 2023’de uygun maliyetlerle doğrudan tedarik

edebilecek” dedi. “Yeni Dünya Yeni Fırsatlar” sloganıyla Mart ayında kapılarını

açacak olan Asansör İstanbul 2023’te aralarında Türkiye’nin lider firmaları

ile dünya markalarının da olduğu en az 400 katılımcı, standlarında yeni nesil

asansör teknolojilerini ziyaretçilerle buluşturacak. Tüyap Beylikdüzü’nde

gerçekleşecek fuarda; otel asansörlerinin yanı sıra, konut ve ticari bina

asansörlerinden hastane asansörlerine, ev içi asansör ve kişisel taşıyıcılardan

engelli asansörlerine, oto asansörlerinden yük ve servis asansörlerine kadar

tüm yeni makine, ekipman ve teknolojiler bir arada sergilenecek.

Mitsubishi Heavy’e

üçüncü kez gümüş not

Ecovadis’te üç yıl üst üste gümüş derece

almaya hak kazanan Mitsubishi Heavy,

sürdürülebilir sosyal gelişime katkıda

bulunma arayışında ÇSY (çevresel, sosyal

ve yönetim) yatırımının her alanında

proaktif olarak çeşitli girişimler üstleniyor.

Bu girişimler arasında hem grup

içerisinde hem de müşterinin işyerinde

çevresel yüklerin azaltılması, kadınların

güçlendirilmesinin teşvik edilmesi, sosyal destek faaliyetlerinin

yürütülmesi, kurumsal yönetimin ve bilgilerin ifşa edilmesinin

güçlendirilmesi gibi aksiyonlar yer alıyor. Birleşmiş Milletler

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve diğer küresel sosyal konuları

ele almak için gerçekleştirilen bu derecelendirme, MHI Group'un

Çevre, Çalışma ve İnsan Hakları, Etik ve Sürdürülebilir Satın Alma

olmak üzere dört kriterli kategorisindeki girişimlerine olan yüksek

saygıyı da yansıtıyor. Fransa merkezli uluslararası değerlendirme

kuruluşu EcoVadis, şirketlerin politika ve eylemleriyle birlikte çevre,

çalışma, insan hakları, etik ve sürdürülebilir tedarik konularında

yayımlanmış raporlarını değerlendiriyor. EcoVadis’in benzersiz

KSS değerlendirme yöntemi 198’den fazla tedarik kategorisini, 155

ülkeyi ve 21 KSS göstergesini kapsıyor.

11 yılda

27 kat büyüdü

İklimlendirme sektörünün dünya lideri

Daikin, Türkiye’deki hızlı büyümesini devam

ettiriyor. Temmuz 2011 yılında doğrudan

yatırımcı olarak Türkiye’de faaliyet

göstermeye başlayan ve her yıl çift haneli

büyüme kaydeden Daikin, 2021 mali yılını 5

milyar 500 milyon lira ciro ile kapattı. Daikin

Türkiye CEO’su Hasan Önder, “2021 yılında

pandemiye rağmen ciromuzu 2020 yılına oranla 2 kat artırarak

hedeflerimizin üzerine çıktık ve ihracattan istihdama her

alanda büyüdük. Böylece 2025 yılı hedeflerimize bir adım daha

yaklaştık.” dedi. Önder, bu büyümede kullanıcıların enerji ve

çevre dostu ürünleri tercih etmesi, tasarruf bilincinin gelişmesi

gibi faktörlerin de etkili olduğunu vurguladı. Önder şöyle devam

etti: “2011 yılından bu yana yaklaşık 94 milyon Euro yatırım

yaptığımız üretim tesislerimizde, 2025 stratejik hedeflerimiz

doğrultusunda 80 milyon Euro’luk yatırım yapmayı planlıyoruz.

Yüzde 100 Japon sermayesi ile Türkiye’de olan Daikin, güçlü

Türkiye ekonomisine olan güvenini sürdürmekte ve Türkiye’yi

lojistik üssü olarak konumlandırmaktadır.”

SolarEX İstanbul

15’ncisini düzenleyecek

Elektrik fiyatlarındaki artış, elektrik üretiminde kullanılan güneş

panellerine ilgiyi geçen yıla göre yaklaşık 10 kat artırdı. Türkiye’de

elektrik üretiminde geçtiğimiz yıldaki kapasite artışının yüzde 97’si

yenilenebilir kaynaklardan oluştu. Enerji kriziyle mücadele özellikle

güneş enerjisi gibi çok hızlı uygulanabilen çözümler kullanılmaya

başlandı. Dünyadaki gelişmelerin, yeni teknolojilerin ve güneş enerjisi

çözümlerinin en iyi şekilde sunulduğu Türkiye’deki tek uluslararası

fuar olma özelliği taşıyan SolarEX İstanbul daha temiz ve daha

enerjik bir dünya için 6 - 8 Nisan 2023 tarihlerinde İFM-İstanbul Fuar

Merkezi’nde 15. kez kapılarını açacak. Bu yıl 5 kıtada 97 ülkeden 35

bine yakın ziyaretçiyi ağırlayan fuara Suudi Arabistan, Birleşik Arap

Emirlikleri, Katar, Irak, Yemen, Mısır, Makedonya, Tunus, Sırbistan,

Fas ve Kuzey Afrika ülkeleri başta olmak üzere 20’ye yakın ülkenin üst

düzey heyetinin katılması bekleniyor. Temiz, yenilenebilir ve sürekli bir

enerji kaynağı olan güneş enerjisinin önemini vurgulayan fuar, çevre

dostu çözümleriyle tüm güneş enerjisi sanayisini bilinçlendirmeyi

hedefliyor.


108

hotel restaurant

& hi-tech

horeca teknolojileri

Su ve gaz sızıntılardan

koruyan çözüm

Master Flash

Çukurova Isı, binalarda su ve

gaz sızdırmazlığı sağlayan

Master Flash Çatı Çıkış

Sızdırmazlık Elemanı’yla

yapıları dış etkenlere karşı

koruyarak, güvenli yaşam

alanları sunuyor. Amerikan

Aztec Washer Company

firmasının Türkiye’deki tek yetkili distribütörü olan Çukurova Isı, Master Flash

çatı çıkış sızdırmazlık elemanıyla bina çatılarında ki boru, tel, kablo, profil gibi

malzemelerin montajında yüksek sızdırmazlık sağlıyor. Binaların ve endüstriyel

tesislerin; ısıtma-soğutma ventleri ve çıkış ekipmanlarında elektrik kablosu

giriş noktalarında, güneş enerjisi kolektörü borularında, TV antenlerinde, kat

içinden geçen boru ve direklerde ve paratonerlerde kullanılan Master Flash çatı

çıkış sızdırmazlık elemanı, yapıları, su ve gaz sızıntılarına karşı koruyor. Böylece

hem yapının hem de yapı içi yaşam koşullarının güvenliğini sağlayan çözümler

sunuyor. Binalar ve endüstriyel tesisler için uygun fiziksel ortamı

sağlayan Master Flash çatı çıkış sızdırmazlık elemanı özel

tasarlanan körük ve bükülebilir taban yapısı sayesinde her türlü

yüzey biçimine ve çatı eğimine kolayca uyum sağlıyor. Master

Flash, içinden 3 mm’lik bir kablo geçecek kadar küçük bir kesitten

başlayarak, 724 mm’lik bir baca veya boru geçecek keside kadar

11 farklı boyutta üretiliyor.

Havacılık sektöründe yapay

zeka alanında iş birliği

Dünyanın öncü

havayolu ve seyahat

BT sağlayıcısı

Hitit ile makine

öğrenimi çözümleri

sağlayan TAZI

güçlerini birleştirdi.

İki şirket, havacılık

teknolojilerinin

yapay zeka ile daha

dijital bir yapıya

kavuşması amacıyla

anlaşma imzaladı.

Seyahat sektörünün

son yıllarda özellikle pandeminin de etkisiyle karşı karşıya kaldığı

belirsizliğe bir yanıt niteliği taşıyan bu iş birliği ile yapay zekanın

sektörün dönüşümüne katkı sağlaması amaçlanıyor. Hitit Yönetim

Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Nur Gökman TAZI anlaşması

için şunları söyledi: "Hitit geçtiğimiz yıllarda yapay zekayı yazılım

çözümlerine entegre etmeye başlamıştı. Ekip atama ve tarife planlama

gibi havayollarının operasyonel işleyişinde kullanmaya başladığımız

yapay zeka tabanlı uygulamaları, TAZI iş birliği ile çeşitlendiriyoruz.

Ücretlendirme ve ek hizmetlerin dinamik fiyatlandırılması alanlarında

da yapay zekayı kullanacağız. Önümüzdeki dönemde bu alandaki

yatırımlarımızı daha da arttırarak, hem yazılım çözümlerimizin

teknolojik kapasitesini güçlendirmeyi hem de sektörün ve havayolu

partnerlerimizin gelişimine katkı sağlamayı amaçlıyoruz.” TAZI AI

Kurucu Ortak ve Genel Müdürü Zehra Çataltepe ise şunları ekledi:

"Beni en çok heyecanlandıran konu, Hitit ile birlikte artık seyahat

sektörüne değer katma gücüne sahip olmamız. Bu iş birliğinin

gelecekte hem Hitit'in hem de bizim uzmanlığımızı besleyeceğine

inanıyorum."

Yüksek teknolojili

merkezi iklimlendirme

çözümleri

Form’un İzmir’de bulunan tesisinde üretilen fancoil ve klima

santralleri, sahip oldukları yüksek verimlilik ve dayanıklılık ile dikkat

çekiyor. Otel, alışveriş merkezi, hastane veya rezidans gibi çok odalı

binalarda tercih edilen Form FCU üniteler, üstün performansları ile

merkezi klima sistemlerinin uygulandığı tüm mekanların ısıtma ve

soğutma ihtiyaçlarına ekonomik çözümler sunuyor. Form fancoiller,

2 -12 kW kapasite ve 220 - 2600 m3/h hava debisi aralığına ek olarak,

2 /4 borulu gizli tavan tipi seçenekleri ile kullanım ve çözüm esnekliği

sağlıyor. Kompakt tasarımıyla her türlü mimariye uyumlu Form

fancoiller, düşük ses seviyesi ve yüksek verimleriyle de yurt içinde ve

yurt dışında çok sayıda otel ve iş merkezinde tercih ediliyor. Antalya

Titanic Otel, Büyük Anadolu Oteli, Basqual Otel, Bağcılar Eğitim

Araştırma Hastanesi, ETİ Gıda Fabrikası, Capitol AVM, Senegal Data

Center gibi pek çok önemli projenin iklimlendirme çözümünde Form

fancoil yer alıyor.


110

hotel restaurant

& hi-tech

ürünler

R32 soğutucu akışkanla birleştirilmiş

VRF ile ilgili 30 patentine

ücretsiz erişim imkânı

Daikin Avrupa, R32

soğutucu akışkanla

birleştirilmiş VRF

sistemleriyle ilgili

30 adet patente tüm

pazarın ücretsiz erişim

sağlayabileceğini ‘R32

Patent Haklarından

Feragat Etme

Taahhüdü’ ile duyurdu.

Patentlere sağlanan

ücretsiz erişimin, VRF sistemlerde yaygın olarak kullanılan

soğutucu R410A’nın yerine daha düşük küresel ısınma etkisine

sahip, tek bileşenli R32 soğutucu akışkanın kullanımını daha da

teşvik etmesi amaçlanıyor. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Çevre

Araştırma Merkezi Genel Müdürü Martin Dieryckx, "Daikin, çok

çeşitli soğutucu akışkanları kapsamlı bir şekilde değerlendiriyor

ve her uygulama için uygun soğutucu akışkanın seçimini

destekliyor. Bu bağlamda R32 soğutucu akışkanını VRF sistemleri

için en uygun soğutucu akışkan olarak kabul ediyor. R32,

iklimlendirmenin çevresel etkisini azaltmaya yardımcı olabilecek

birçok avantaja sahip olma özelliği taşıyor. Ozon tabakasına zarar

vermeyen bir soğutucu olan R32, geleneksel R410A soğutucu

akışkanın üçte biri olan küresel ısınma potansiyeliyle öne çıkıyor.

Mükemmel bir sistem performansı sağlayan R32, tek bileşenli

bir soğutucu akışkan olması sebebiyle geri kazanılması ve geri

dönüştürülmesi kolaydır. Bu da ek işlenmemiş soğutucu akışkan

üretimi ihtiyacını azaltır.” dedi.

Kurumsal Güvenlik

Kamera ailesini

genişletiyor

TP-Link, geçen yıl satışa sunduğu

VIGI markalı kurumsal güvenlik

çözümleri ailesini genişletiyor.

Eylül ayında VIGI’nin yeni tam renkli dış mekan kamerası

da Türkiye’de satışa sunulacak. VIGI C340HPWSM model

adlı kamera bir 4 MP, tam renkli bir ‘bullet’ tipi dış mekan

kamerası. VIGI uygulamasıyla kolayca yönetilen kamera, çok

karanlık ortamlarda dahi 24 saat renkli çekim yapabiliyor.

Dış mekan koşullarına uygun olarak geliştirilen VIGI’nin

yeni kamerası, ayrıca her yere rahat kurulabilmesi için PoE

(Power over Ethernet) desteğine sahip. Bu sayede bir RJ45

kablosu ile kameranın ağa bağlanması yeterli oluyor, ayrıca

bir güç kablosu gerektirmiyor. Yüksek duyarlıklı sensörler

ve dahili spot LED’ler sayesinde her koşulda, zifiri karanlıkta

dahi 24 saat tam renkli çekim yapabilen VIGI C340HPWSM,

işyerlerinin güvenliği için pek çok farklı özellikle de donatılmış

durumda. VIGI’nin yeni dış mekan kamerası, Akıllı Algılama

özelliğine sahip ve biri belirlenen alanlar içine girdiğinde ya

da bir hareket algılandığında kullanıcılara bildirim gönderiyor.

Kurumlar işyerlerinde ihlal edilmesini istemedikleri alanları

kendileri belirleyebiliyorlar.

-15 °C’de yüzde 100

ısıtma kapasitesi

Amerika Birleşik Devletleri

Enerji Bakanlığı'nın

(Department of Energy-

DOE) Yerleşik Soğuk

İklim Isı Pompası

Teknolojisi Yarışması,

daha soğuk iklimler için

yeni nesil ısı pompalarının

geliştirilmesinde

üreticilerin, kamu

hizmetlerinin ve diğer paydaşların iş birliğini teşvik etmek amacıyla

geçtiğimiz yıl başlatıldı. Lennox International, bu çağrıya yanıt vererek

yarışma standartlarını uygun ilk prototipi geliştiren marka unvanına

sahip oldu. ABD Enerji Bakanlığı’nın Yerleşik Soğuk İklim Isı Pompası

Teknolojisi Yarışması, işletmeleri enerji kullanımlarında daha verimli ve

tüketiciler için daha cazip seçenekler sunmaya çağırıyor. Lennox tarafından

geliştirilen prototip, verimliliği ikiye katlayarak -15 °C'de yüzde 100 ısıtma;

-20 °C ve -23 °C’de ise yüzde 70 ila yüzde 80 ısıtma sağlıyor. Lennox'un

prototipinin performansı ve verimliliği, Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı

tarafından doğrulanarak destekleniyor. Ünitenin kış boyunca sahada

uygulandığındaki performans, verimlilik ve konfor özelliklerini test etmek

amacıyla önümüzdeki iki yıl boyunca soğuk iklim bölgelerinde denemelere

tabi tutulacak. Daha sonrasında ise 2024 için dağıtım ve ticarileştirme

planlanıyor.

Mekansal akustiğin estetik çözümü

Cleaneo Akustik Alçıpan

Pozitif, konsantrasyonu

ve verimliliği artıran

mekanlar oluşturmak

için duymanın yanı

sıra hissetmek de

önem taşıyor. Yenilikçi,

fonksiyonel ve estetik

bakış açısı ile üstün

performanslı çözümleri

bir araya getiren Knauf,

konforlu bir mekanın

tasarlanabilmesi

için akustik değerini

Cleaneo Akustik Alçıpan ile sağlıyor. Knauf’un üstün teknolojisi ile

ürettiği Cleaneo, kolay ve pratik uygulanabilme özelliği sayesinde hem

yeni hem de renovasyon projelerinde tavan ve duvar sistemlerinde

yaşam alanlarının akustik konforunu üst düzeye taşıyor. Uygulamanın

yapılacağı yerin mimari akustik taleplerini yerine getirmek amacı ile

yüksek teknolojiyle tasarlanan Cleaneo sayesinde tüm plaka tipleri ile

uygun tavan derinliği ve mineral yün kullanılarak 0,80 aw kadar ses

yutum değeri elde edilebiliyor. Akustik ortamlar oluştururken farklı

perforasyon çeşitleri ile estetik yüzeyler elde etmeyi de mümkün kılan

Cleaneo, özgün tasarımlara imza atmaya katkıda bulunuyor. Ürünün

ortamdaki gürültüyü ve yankıyı kontrol altına alması, dinleyicinin

konsantrasyonunu da olumlu yönde etkiliyor. İçeriğindeki zeolit katkısı

sayesinde çevreye zarar veren bileşenleri ortadan kaldıran Cleaneo,

böylelikle rahatsız eden kötü kokuları da önleyerek ferah ortamlar

sunuyor.

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!