Medikal Teknik Ekim 2018

istmagmagazin

Medikal Teknik Ekim 2018

TURKISH/ENGLISH

Ek im - October 2018 - I nternational Medical Magazine / w w w.medik altek nik .com.tr


İMTİYAZ SAHİBİ

İstmag Magazin Gazetecilik İç ve

Diş Tic. Ltd. Şti. adına

H. FERRUH IŞIK

GENEL MÜDÜR

MEHMET SÖZTUTAN

mehmet.soztutan@img.com.tr

YAYIN EDİTÖRÜ

Yüksel Ekinci

yuksel.ekinci@img.com.tr

Ali Erdem

ali.erdem@img.com.tr

Prof. Dr. İsmail KAYA

ismail.kaya@gmail.com

Doç. Dr. Mehmet Ali ÖZBUDUN

ozbudun@gmail.com

REKLAM KOORDİNATÖRÜ

RECEP ARSLANTAŞ

recep.arslantas@img.com.tr

SORUMLU MÜDÜR

CÜNEYT AKTÜRK

cuneyt.akturk@img.com.tr

GRAFİK & BASKI

SORUMLUSU

TAYFUN AYDIN

tayfun.aydin@img.com.tr

GRAFİK TASARIM

MİNE ALGÜL

mine.algul@img.com.tr

FOREIGN RELATIONS

İSMAİL ÇAKIR

ismail.cakir@img.com.tr

FİNANS MÜDÜRÜ

MUSTAFA AKTAŞ

muhasebe@img.com.tr

MUHASEBE MÜDÜRÜ

Zekai Turasan

zturasan@img.com.tr

ABONE

NURTEN DEMİR

nurten.demir@img.com.tr

BURSA BÖLGE

ÖMER FARUK GÖRÜN

fgorun@ihlas.net.tr

Buttim Plaza D Blok Kat: 4 No:1267 BURSA

Tel:+90 224 211 44 50 / Fax: 224 211 4481

Printing

CTP • BASKI

İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.

Merkez Mah. 29 Ekim Cad.

İhlas Plaza

No: 11 A/41

Yenibosna - Bahçelievler / İSTANBUL

+212 454 30 00

ADRES

Evren Mah. Bahar Cad.

Polat İş Merkezi B-Blok - No:1 Kat:4

Güneşli - Bağcılar - İstanbul

Tel.:+90.212 604 50 50

Faks:+90.212 604 50 51

www.medikalteknik.com.tr

e-mail: info@medikalteknik.com.tr

İMG - Medikal Teknik dergisinde

yer alan makalelerdeki fikirler

yazarlarına aittir.

Yayınlanan ilanların sorumluluğu reklam

verene aittir. İMG - Medikal Teknik dergisinin

bütün yayın hakları İstmag Magazin Gazetecilik

İç Ve Dış Tic. Ltd. Şti.’ne aittir. Yazılar kaynak

gösterilmeden yayınlanamaz.


EDİTÖR

Yüksel EKİNCİ

Flaş Etkinlikler...

Dazzling Events...

Yoğun geçen bir yılın ardından,

dönemi tıbbi fuarların en önde gelen

isimlerinden Medica Duesseldorf ile

kapatıyoruz. Daha sonrasında Ocak 2019’da

43.’sü düzenlenecek olan Uluslararası

Sağlık Fuarı ARAB HEALTH Dubai ile açılışı

yapacağız. Hemen ardından ise Avrasya

Bölgesi’nin ve Türkiye’nin medikal alandaki

en önemli buluşma platformu olan EXPOMED

EURASIA Fuarı ile devam ettiriyor olacağız.

Her yıl olduğu gibi önümüzdeki yıl da sektör

yetkililerimizi en iyi şekilde temsil etmeye

devam edeceğiz. Ülkece ekonomik olarak

her ne kadar çalkantılı bir dönemden geçmiş

olsak da ihracat konusunda büyük ataklar

yaptığımız bir yıl oldu.

Dergimizin bu ayki içeriğinde, Ekim ayı

içerisinde bulunan 11 Ekim Dünya Görme

Günü münasebetiyle Türk Oftalmoloji

Derneği (TOD), Altı Nokta Körler Vakfı ve

Bayer’in bir araya gelerek gerçekleştirdikleri

sesli kitaplar projesinin ilk etabında 6 ay

içinde 100 adet sesli kitap seslendirileceğinin

hedeflendiği açıklandı. 18 Ekim Dünya

Menopoz Günü münasebetiyle de üç farklı

uzmandan pek çok kadın için tabu olarak

nitelendirilen menopoz dönemi ile ilgili altın

öneriler geldi. 1-31 Ekim Meme Kanseri

Bilinçlendirme Ayı olması sebebiyle de meme

kanseri olan hastalarda tümörlü kitlenin

büyümesini engelleyen, medikal onkolojinin

kullanacağı ilk biyobenzer ilacın piyasaya

sunulduğu haberinin müjdesi de gelmiş oldu.

Medikal Teknik Dergisi olarak sağlık alanında

fuarlar ve kongrelerde birlikte önemli işlere

imza attığımız firmalarımızın, her daim

yanında yerimizi alıyor, destekçisi olmaya

devam ediyor olacağız.

After a busy year, we are closing the

period with Medica Duesseldorf, one

of the leading fairs of the medical

industry. Then we will be in Arab Health

Dubai to be held in January 2019. Just then,

we will be in Expomedia Eurasia Fair, the

most important meeting platform in the

medical field in Turkey and Eurasia.

As we do every year, we will continue to

represent the healthcare industry in the

best way in the next year. Even though

we had a turbulent period in terms of the

economy as a country, it was a year when we

had great movements for export more.

We announced that a number of 100 audio

books will be vocalized in six months

within the scope of the first phase of Audio

Books Project which were held by Turkish

Ophthalmological Association (TOA), Six

Dots Foundation for the Blinds and Bayer

in the context of the World Sight Day,

which was on Thursday 11 October 2018.

On the occasion of the 18th October World

Menopause Day, great recommendations

of the three different experts regarding the

menopausal period, which was described

as taboo for many women, released in our

magazine. We gave to the industry a piece of

good news on the first biosimilar drug to be

used by medical oncology is prevented from

increasing the tumor mass in patients with

breast cancer in consequence of October

1-31 Breast Cancer Awareness Month.As

Medikal Teknik Magazine, we will support

and be with our companies, which we

performed important works together in the

fairs and congresses in the field of health.


8

News

Gen haritalama

testleri ile yeni dönem

A new era with gene

mapping tests

Geçmiş yıllarda bilim

kurgu olarak görülen

kapsamlı gen haritaları,

bugün kanser tedavisi

için dönüşümün anahtarı

konumunda bulunuyor.

Dünyanın öncü kanser

gen haritalama testi

FoundationONE,

kişiselleştirilmiş kanser

tedavisinde hasta ve

hekimlere anlamlı bir yol

haritası sunuyor.

Comprehensive gene maps, seen as science

fiction in the past years, are now the key to

transformation for cancer treatment. The

world’s leading cancer gene mapping test

FoundationONE offers a meaningful road map

to patients and physicians in personalized

cancer treatment.

Ekim 2018


News

9

Yakın bir süre öncesine kadar vücutta ilk kez görüldükleri

yere göre sınıflandırılan kanserler, hastalığın itici gücü olan

gen değişiklikleri keşfedildikçe artık çok daha doğru bir

biçimde kategorize edilebiliyor. Türkiye’de İnfogenetik adı

altında hizmet veren Foundation Medicine’in sunduğu kanser

gen haritalama testlerinden FoundationOne, kanserle ilişkisi

olduğu bilinen 315 farklı gendeki tüm genomik değişiklikleri

tespit edebiliyor. Tümörün, vücudun neresinde bulunduğu

fark etmeksizin yapılabilen bu testler, genetik değişikliklerin

güncel tedaviler ve klinik çalışmalarla eşleştirilmesine

yardımcı olarak hastalar ve hekimlerine kişiselleştirilmiş

kanser tedavi haritası sunuyor.

Kanser artık sadece bir hastalık olarak değil; her biri

kendine has özelliklere ve kendi genetik yapısına sahip

yüzlerce hastalıktan oluşan bir koleksiyon olarak

değerlendiriliyor. Örneğin, 2004 yılına kadar akciğer kanseri, belirli genlerin anormal işlev göstermesi nedeniyle

oluşan tek bir hastalık olarak biliniyordu. Günümüzde akciğer kanserlerinin yüzde 70’inden fazlasının belirli

genlerde meydana gelen değişikliklerden kaynaklandığı tespit edildi. Kanserin aynı organda görülse dahi farklı

olabildiğinin anlaşılmasıyla beraber, yenilikçi tedaviler de kişiye özel çözümlere odaklanmaya başladı. Kişiye özel

tedavi yaklaşımının önemli bir yapı taşı olan hedefe yönelik tedaviler, yalnızca genomik değişimlerden etkilenmiş

olan kanser hücrelerini hedef alıyor. Kansere ilişkin moleküler bilgi hızla artarken, kanserle ilgili verileri toplamak

ve işlemek için yeni yollar bulunmaya devam ediliyor. Foundation Medicine’in kanserde kişiye özel tedaviyi gerçeğe

dönüştürme vizyonuyla geliştirdiği FoundationONE testlerinin sonucunda sunulan kapsamlı raporda önemli

içgörüler yer alıyor. Rapor, hekimlere her hasta için hedefe yönelik tedavi seçeneklerini belirlemede yardımcı

olabilecek ve hastalığın ilerlemesi durumunda gelecekteki hareket yollarını şekillendirmek için tedavi yolculuklarını

haritalandıracak değerli bilgiler sağlıyor.

Until recently, the cancers classified according to where they were first seen in the body can now be categorized much

more accurately as gene changes are discovered that are the driving forces of the disease. FoundationOne which is one

of the gene mapping tests which is launched by Foundation Medicine serving under the name of Infogenetik in Turkey,

can detect all genomic changes in 315 different genes known to be associated with cancer. These tests, regardless of

where the tumour is located in the body, offer a personalized cancer treatment map to patients and physicians by helping

to match genetic changes with current treatments and clinical

trials.Cancer is no longer just a disease; it is considered as a

collection of hundreds of diseases, each with its own characteristics

and its own genetic structure. For example, until 2004, lung cancer

was known as a single disease caused by abnormal functioning

of certain genes. Nowadays, it is detected that more than 70

percent of lung cancers are caused by changes in certain genes.

It is understood that cancer may be different even if seen in the

same organ. With this development, innovative therapies began to

focus on customized solutions. Targeted therapies, an important

component of a personalized treatment approach, target cancer

cells that have only been affected by genomic changes.

Molecular information on cancer is growing rapidly, while new

ways to collect and process cancer-related data continue to

increase accordingly. The vision of Foundation Medicine to make

personalized treatment of cancer a reality has begun to yield

significant results. The comprehensive report, presented as a result

of the FoundationONE tests, contains important insights.

The report provides physicians with valuable information that can

help identify targeted treatment options for each patient and map

treatment journeys to shape future movement paths if the disease

progresses.

Ekim 2018


12

Philips ile Dünya Kalp Günü’nde

siz de bir söz verin!

Philips ve Dünya Kalp Federasyonu, Dünya Kalp Günü’nde herkesi, kalp sağlığını

korumak için kişisel bir söz vermeye davet ediyor.

Kalp sözü, kalp sağlığımızda güçlü

bir farklılık oluşturacak küçük

bir hayat tarzı değişikliği olarak

nitelendiriliyor. Örneğin; sağlıklı,

dengeli beslenerek, günde 30 dakika

egzersiz yaparak ya da sigarayı

bırakarak kalp damar hastalığına

yakalanma riski azaltılabiliyor.

Philips Türkiye Kişisel Sağlık Genel Müdürü Milena Elmasoğlu

Erken söz vererek sen de kaliteli

yaşa...

Yoğun iş hayatı, stres ve günlük

koşuşturma içerisindeyken hızlı

yemek durumunda kalabiliyoruz. Bu

da zaman zaman kalorisi yüksek,

yağlı, şekerli ve tuzlu yiyecekler

tüketmemize neden olabiliyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine

göre ülkemizde 15 yaş ve üstü

bireylerin yüzde 33,7’si obez olarak

niteleniyor. Türkiye’de her yıl 125 bin

kişi kalp damar hastalığı nedeniyle

hayatını kaybediyor (CVD). Kalp

damar rahatsızlıklarının önemli

bir nedeni de beslenme. Sağlıklı

beslenme kalp hastalıklarına

yakalanma riskini azaltıyor.

Bu yüzden Philips, Dünya Kalp

Günü’nde Dünya Kalp Federasyonu

ile birlikte herkesi kalp sağlığını

korumak için kişisel bir söz vermeye

davet ediyor.

Sağlıklı yemek ve yemek pişirmek,

sağlıklı yaşam alışkanlıklarını

geliştiriyor…

Kalp Sağlığının anahtarlarından

biri de sağlıklı beslenmek... Ancak,

bu sevdiğimiz lezzetli yiyecekleri

yemememiz gerektiği anlamına

gelmiyor. Ev yapımı yiyecekler,

hem besleyici hem de kullandığımız

malzemeleri kontrol edebildiğimiz

için yemeklerin kalitesi bizim

elimizde... ev yapımı yemekler,

aileleri ve insanları bir araya

getirerek ilişkileri geliştirmeye

ve hayat boyu süren sağlıklı

alışkanlıklar oluşturmaya da olanak

tanıyor. Philips Mutfak Aletleri,

evde besleyici ve lezzetli yemekler

hazırlamayı kolaylaştırarak dengeli

beslenmeye yardımcı oluyor. Yapılan

araştırmalara göre tüketicilerin

yüzde 82’sinin kendisine sağlıklı

yemekler hazırlamada yardımcı

olacak bir mutfak aleti satın almak

istediğini gösteriyor . Her üç

yetişkinden ikisi ise günde üç ya

da dört porsiyon meyve ve sebze

tüketmekte zorlanıyor. Philips,

meyve ve sebzelerin dengeli

beslenmenin vazgeçilmez bir parçası

olduğunu biliyor ve her günü sağlıklı

öğünlerle tamamlayabilmeniz için

geniş bir ürün yelpazesi sunuyor.

Ekim 2018


13

Lezzetli ve sağlıklı yemekleri çok

az yağ kullanarak, hatta hiç yağ

kullanmadan hızlı ve kolay pişirmek

üzere tasarlanan Philips’in yeni

ürünü Airfryer XXL, yiyeceklerin

sahip oldukları fazla yağı da

çıkartarak süzmenize olanak

sağlıyor. Böylelikle çok az veya

hiç yağ kullanımı yapılmadan

hazırlanan yiyecekler, sağlıklı

bir beslenme düzenine geçmeyi

kolaylaştırıyor. Philips Airfryer XXL

ile yapılan yemeklerle kişisel kalp

sözünüzü tutabilir; kalp sağlığınızı

korurken muhteşem lezzetli

kızartmalar hazırlayabilirsiniz.

Kolaylıkla besleyici içecekler

hazırlamaya imkân tanıyan

Yüksek Hızlı Vakumlu Blender,

vakum teknolojisi sayesinde

karıştırma işleminden önce

sürahideki oksijeni emiyor.

Böylece hazırlanan içeceklerde

oksidasyonun önüne geçiyor,

daha uzun süre kalan ve vitamin

değerlerini koruyan antioksidan

smoothie’ler yapılabiliyor.Taze

sıkılmış, bol vitaminli meyve suları

için ise Philips Yavaş Sıkım Meyve

Sıkacağı,yavaş sıkım teknolojisi ile

meyve ve sebzeleri lifleri ile birlikte

sıkarak, içerisinde yer alan A ve C

vitaminlerini korumaya yardımcı

olur.

Philips Kişisel Sağlık İş Birimi

Yöneticisi Roy Jakobs; “Ev yapımı

yemekler ile, daha az yağlı,

sağlıklı ve dengeli beslenme kalp

sağlığının anahtarıdır. Dünya Kalp

Federasyonu’nun 2018 yılındaki

Dünya Sağlık Günü’nde önemi

gittikçe artan bu kalp damar

hastalığı risk faktörü hakkında

farkındalık oluşturmak konusundaki

çabalarına bu yüzden tam destek

veriyoruz” ifadelerini kullandı.

Philips Türkiye Kişisel Sağlık

Genel Müdürü Milena Elmasoğlu

ise; Kalp sağlığının öneminin

farkındayız ve yeme - içme

alışkanlıklarımızı sağlıklı

kalplerin sayısını artırmakta en

önemli araç olarak görüyoruz.

Gerçekleştirdiğimiz ‘Türkiye Sağlık

Trendleri Araştırması’na göre Türk

halkının yüzde 78’i mevcut sağlık

durumundan memnun. Ancak

Türkiye’de her yıl yaşanan 300

bin kalp krizi vakasının 125 bini

maalesef ölümle sonuçlanıyor.

Halkımızın yüzde 73’ü kilosundan

memnun. Ancak yüzde 33,7’sinin

ise obez statüsünde olduğunu

görüyoruz. Araştırmamıza göre

sevindirici olan ise ev yemeği,

taze meyve ve sebze tüketmenin

halkımız tarafından sağlıklı yaşamın

bir parçası olarak algılanması…

Halkımızın yüzde 67’si ev yemeğini

tercih ediyor ve yüzde 54’ü her gün

taze meyve/sebze suyu tüketmeye

dikkat ediyor. Biz de bu noktada

lezzetten ödün vermeden, sağlıklı

pişirme ve yeme alışkanlıkları

sağlayan çözümler üretmeye devam

ediyoruz” yorumlarında bulundu.

Ekim 2018


14

Events

Kitaplar onlar sayesinde görünür olacak!

Books will be visible through them!

Prof. Dr. Osman Şevki Arslan

Altı Nokta Körler Vakfı Başkanı Oya Sebük

Türk Oftalmoloji Derneği (TOD), Altı

Nokta Körler Vakfı ve Bayer bir araya

gelerek; görme engelli bireylerin

bilgiye erişimlerine katkı sağlamak

adına, sesli kitaplar hazırlanması için

yola çıktı.Bayer’in destek olduğu proje

ile Türk Oftalmoloji Derneği (TOD) üyesi

hekimler, Altı Nokta Körler Vakfı’nın

dijital kütüphanesine bağışlanması

amacıyla sesli kitaplar kaydedecekler.

11 Ekim “Dünya Görme Günü”

Tüm dünyanın dikkatini körlük, görme azlığı ve görme

kayıplarının nedenleri üzerine çekmek amacıyla her yıl

Ekim ayının ikinci perşembe günü gerçekleşen Dünya

Görme Günü kapsamında, Bayer’in desteğiyle, Türk Oftalmoloji

Derneği (TOD) hekimlerinin sesli kitap kaydetmeleri

için özel olarak hazırlanan web sitesinin de açılışı

gerçekleştirilecek.

Altı Nokta Körler Vakfı Başkanı Oya Sebük, “Hekimler bu

web sitesine kaydolarak, yüklenmiş ı seslendirecek

ve kitaplar düzenlendikten sonra görme engelli bireylerin

kullanımına hazır hale getirilecek. Proje kapsamında ilk

etapta 6 ay içinde 100 adet sesli kitap seslendirilmesi

hedefleniyor. İleriki dönemlerde de projenin devam etmesi

ve bu işbirliğinin sürmesi amaçlanıyor.” dedi.Sebük,

dijital kütüphanede görme engellilerin ihtiyaç duyduğu

her türlü ders notu, yazı, kitap gibi yazılı materyalin

Braille(kabartma) baskısının alınabildiğini, böylece görme

engellilerin okumasına olanak sağlandığını belirtti.

Turkish Society of Ophthalmology (TOD),

Six Dot Blind Foundation and Bayer;

In order to contribute to the access of

individuals with visual disabilities to the

information, set out to prepare audio

books.With the project supported by

Bayer, Turkish Ophthalmology Society

(TOD) members will record audiobooks

in order to be donated to the digital

library of the Six Dots Blind Foundation.

October 11, “World Sight Day”

In order to draw the attention of the whole world on the

causes of blindness, visual impairment and vision loss... In

the context of World Sight Day which is being held on the

second Thursday of October every year, the website will

also be opened with the support of Bayer, specially prepared

for the Turkish Ophthalmology Society (TOD) physicians

to record audio books.

Six Dots Blind Foundation President Oya Sebuk, “Physicians

will first register on this website. Then they will vocalize the

loaded books. After all, books will be ready for the usage

of visually impaired individuals. Within the scope of the

project, 100 audio books will be vocalized within 6 months.

The project is being planned to continue in the future and

to continue this cooperation”, she said.Sebük, in the digital

library, said that the Braille (relief) edition of written materials

such as lecture notes, textbooks and books needed

by the visually impaired can be obtained, thus she said that

visually impaired individuals were allowed to read.

Ekim 2018


Events

15

Görme kayıplarının nedenleri gelişmişlik düzeyine göre

değişiyor

Türk Oftalmoloji Derneği (TOD) Başkanı Prof. Dr. Osman

Şevki Arslan, Dünyadaki en önemli körlük nedenleri ülkelerin

gelişmişlik düzeyine göre değiştiğini belirterek, şöyle devam

etti: “Yaş ilerledikçe göz sağlığı ile ilgili sorunlar giderek artmaktadır,

dünyada yer alan 40 milyona yakın görme engelli

kişinin yüzde 65’inin 50 yaş üzerinde olduğu bildirilmektedir.

Daha çok ileri yaşta görülen ve görme kayıplarına neden

olabilen birtakım göz sağlığı sorunlarının önüne geçmek için

yılda 1 kez göz kontrolü düzenli şekilde yaptırılması gerekmektedir.

Glokom (göz tansiyonu hastalığı), yaşa bağlı maküla

dejeneresansı (sarı nokta hastalığı), katarakt ve diyabetik

retinopati gibi göz rahatsızlıklarında, erken tanı ve tedavi ile

görme kayıplarının önüne geçilebilmektedir”.

Erken evrede belirti vermiyor

Glokom hastalığında görme sinirini oluşturan hücrelerin

yavaş yavaş ölümü söz konusu olduğunu söyleyen Prof. Dr.

Arslan, “Bu nedenle geri dönüşü olmayan bir hastalık olarak

kabul edilen glokom, kalıcı görme kaybına da yol açabilmektedir.

Maküla dejenerasansı ise, 50-60 yaş üzerindeki

kişilerde daha sık görülmektedir. Halk arasında ‘Sarı nokta

hastalığı’ olarak bilinen yaşa bağlı maküla dejenerasyonunun

da ilerleyen yaşla artan bir rahatsızlıktır. Katarakt ise, gözdeki

lens bölgesinin esnekliği ve saydamlığı azaldığında, görme

kabiliyetinin de azalmaya başlamasıyla oluşmaktadır” dedi.

Diyabetik Retinopati tedavi edilmezse görme kayıpları ortaya

çıkabiliyor

Prof. Dr. Arslan, dünyada ve Türkiye’de diyabetin görülme

sıklığının artmasıyla birlikte herhangi bir belirti görülmeden

ilerleyebilen, en sonunda şiddetli ve ani görme kaybına

neden olarak körlüğe yol açabilen diyabetik retinopatinin,

körlüğün nedenlerin başında geldiğini belirterek, “Ülkemizin

de içinde bulunduğu gelişmiş ülkelerde en önemli körlük

nedeni, diyabet yani şeker hastalığıdır. Diyabetik retinopati,

kan şekeri yüksek seyreden kontrolsüz diyabetikler arasında

daha sık görülmektedir” diye belirtti.Şeker hastalığına bağlı

olarak gözün arka bölümünde ışığa hassas bir doku olan

retina tabakasının damarlarının etkilenmesiyle ortaya çıkan

diyabetik retinopatinin, diyabetin tek tedavi edilebilir komplikasyonu

olduğunu aktaran Prof. Dr. Arslan, şunları kaydetti:“Zamanında

teşhis ve tedavi ile önüne geçilebilecek olan

diyabetik retinopati, 93 milyondan fazla kişide, yani diyabetli

her üç hastadan en az birinde gelişmektedir. Erken safhada

yakalanan diyabetik retinopati hastalarının tedavileri mümkündür.

Diyabetin sıkı kontrolü, gerektiğinde insüline geçiş,

kan lipid ve kolesterolünün ve diğer dahili problemlerin

kontrol altına alınması, sigarayı bırakmak hastalığın ilerlemesini

yavaşlatır ancak durdurmaz. Bu sebeple kan şeker

düzeyleri çok iyi kontrol edilse bile, retina muayeneleri ihmal

edilmemelidir.”

Causes of visual loss vary according to the level of

development

President of Turkish Ophthalmology Association (TOD) Dr

Osman Şevki Arslan, the world’s most important reasons

for blindness indicated according to the level of development

of countries, stating that, said: As age progresses,

eye health problems are increasing and 65 percent of the

40 million visually impaired people in the world are reported

to be over 50 years of age. In order to prevent some

eye health problems, which are mostly seen in old age and

which may cause visual loss, eye control should be done

regularly once a year. In eye diseases such as glaucoma,

age related macular degeneration (yellow spot disease),

cataract and diabetic retinopathy, with the early diagnosis

and treatment, vision loss can be prevented.

No symptoms at early stages

Glaucoma disease, the nerve cells forming the sight nerve

is said to be slowly dying. Dr. Arslan, “Therefore, glaucoma,

which is considered to be an irreversible disease, can

cause permanent loss of vision. Macular degeneration

is seen more frequently in people over 50-60 years of

age. Age-related macular degeneration, also known as

yellow spot disease among the society, is a disease that

increases with age. Cataract, the lens area of the eye and

the transparency of the decreased when the visual acuity

begins to decrease” said.

Visual loss may occur if diabetic retinopathy is not treated

Professor Dr. Arslan, the world and in Turkey with the increasing

incidence of diabetes stated that diabetic retinopathy

which is one of the main reasons of blindness may

progress without any symptoms and eventually lead to

severe and sudden loss of vision. And continued his words

as follows; “The most important reason for blindness in

developed countries, including Turkey, is diabetes at all.

Diabetic retinopathy is more common among uncontrolled

diabetics with high blood sugar levels.”

Depending on diabetes, diabetic retinopathy caused by the

effects of the vessels of the retina layer, a light sensitive

tissue in the posterior part of the eye, said that the only

treatable complication of diabetes. Dr Arslan, said:

“Diabetic retinopathy, which can be prevented by timely

diagnosis and treatment, is developing in at least one of

more than 93 million people, ie, three patients with diabetes.

Treatment of diabetic retinopathy patients in early

stages is possible. Strict control of diabetes, transition to

insulin when necessary, control of blood lipid and cholesterol,

and other internal problems, quitting smoking slows

the progression of the disease but does not stop it. Therefore,

even if blood sugar levels are well controlled, retinal

examinations should not be neglected.” He said.

Ekim 2018


16

Events

İKMİB, Türk kimya sektörünü

Tahran’da İranlı firmalarla buluşturdu

İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) tarafından,

23-26 Eylül 2018 tarihleri arasında Tahran Kimya Sektörel Ticaret Heyeti

düzenlendi.

Ikmib brought Turkish Chemistry

Sector Together with Iranian

Companies in Tehran

Tehran Chemical Sectorial Trade Delegation was organized by Istanbul

Chemicals and Chemical Products Exporters Association (İKMİB) on 23 to 26

September 2018.

Ekim 2018


Events

17

İran’la ticari ilişkilerin geliştirilmesi ve yeni ortaklıklar

kurularak ihracata katkı oluşturması amacıyla 23-26

Eylül tarihlerinde Tahran’da düzenlenen Tahran Kimya

Sektörel Ticaret Heyeti’ne, kimyanın alt sektörlerinden

medikal, ilaç ve plastik sektörlerinde faaliyet gösteren

Türk firmaları katıldı. Heyet kapsamında firmalar, İran’la

ihracatta istenen belgeler ve izin alım süreci ile ilgili

bilgilerin yanı sıra İran pazarının genel yapısı, fiyat düzeyi

ve satış kanalları hakkında yerinde ve doğru bilgi edinme

imkânı buldular.

8 firmanın katıldığı organizasyonun ilk gününde, eczane

ziyaretleri gerçekleştirerek fiyatlandırma ve prosedürler

hakkında bilgi alan ilaç firmaları piyasadaki ürün

çeşitliliğini görme fırsatı bulurken, plastik sektöründen

katılan firmalar ise önemli üretici ve ithalatçılar ile

görüşerek ürünlerini ve üretime ilişkin çözüm önerilerini

İranlı firmalara gösterme şansı yakaladı. Organizasyonun

ikinci gününde, Türk Ticaret Merkezi’nde Tahran Ticaret

Baş Müşaviri Cengiz Gürsel, Ticaret Müşaviri Abdullah

Oskay ve İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister’in

katılımıyla gerçekleşen toplantıda firmalara İran’ın

ekonomik durumu, Türkiye ile ticareti, pazar bilgileri

ve ticarette dikkat edilmesi gereken hususlar hakkında

bilgi verildi. Toplantı sonrası, Türk firmaların potansiyel

alıcılarla bir araya geldikleri 99 ikili iş görüşmesi

gerçekleştirildi.

Türk Ticaret Merkezi’nde Bank Mellat yetkilileri ile

bir araya gelen Türk heyeti arasında, para transferi

konusunda yaşanan sıkıntılar ve bu engelin aşılması ile

iki ülke arasındaki ticaret hacminin artması için neler

yapılabileceği konuları görüşüldü.

Turkish companies operating in the medical,

pharmaceutical and plastic sectors from the subsectors

of chemistry participated in the Tehran

Chemical Sectorial Trade Delegation, which was

held in Tehran on 23-26 September with the aim of

developing trade relations with Iran and contributing

to the export with new partnerships. Within the

Delegation, the companies found the opportunity

to get on-site and exact information about the

documents required and permit process in export

with Iran, the general structure, price level and sales

channels of the Iranian market.

On the first day of the organization where 8

companies participated in, pharmaceutical

companies visited the pharmacies, obtained

information about pricing and procedures and

had the opportunity to see the variety of products

in the market. Also, the companies participating

from the plastics industry found a chance to meet

with important manufacturers and importers and

show their products and solution offers regarding

production to the Iranian companies.In the meeting

held in Turkish Trade Center on the second day of

the organization with the participations of Cengiz

Gürsel-Tehran Commerce Principal Consultant,

Abdullah Oskay- Commerce Counselor and Adil

Pelister-IKMIB Chairman, the companies were

informed of Iran’s economic situations, the trade

with Turkey, market information and the matters to

be paid attention to trade. After meeting, 99 bilateral

meetings were held between Turkish companies and

potential buyers.

In the meeting held between the Turkish delegate

and Bank Mellat Officials at Turkish Trade Center,

the problems encountered during money transfer

and the issues related to overcoming this obstacle

in order to increase trade volume between two

countries were discussed.

Ekim 2018


20

Events

3 Tenors of the ear

surgery met at this

event

Kulak cerrahisinin

3 tenoru bu etkinlikte

buluştu

“The National Comprehensive Micro

Ear Surgery” which has been realized

simultaneously for the first time and live in

Turkey, with the national coverage for related

doctors, from three different centres, was held

with the participation of Three Tenors of Otology

Science who are; Prof Dr O. Nuri Özgirgin, Prof

Dr Nazım Korkut and Prof Dr Tayfun Kirazlı.

Türkiye’de ilk kez eşzamanlı ve canlı olarak, üç

farklı merkezden ulusal kapsamlı doktorlara yönelik

yapılan “Ulusal Kapsamlı Kulak Mikro cerrahisi”

Otoloji biliminin üç tenoru Prof. Dr. O. Nuri Özgirgin,

Prof. Dr. Nazım Korkut ve Prof. Dr. Tayfun Kirazlı ile

gerçekleştirildi.

Prof. Dr. Nuri Özgirgin

İleri anatomi bilgisi ve deneyim

gerektiren kulak mikro cerrahisi,

tıp dünyasında yapılan oldukça

zor olduğu kabul edilen cerrahi

yöntemdir. İşitmemizi sağlayan

kulağımızın içinde dev bir

dünya yatıyor. Özellikle işitme

sorunlarında tercih edilen minik

kamera aracılığı ile yapılan kulak

içi mikro cerrahi, cerrahların ince

meziyetleri ile gelişiyor.

Gerçekleştirdikleri başarılı ameliyat

ile Türk tıp camiasında ontoloji

alanında ses getiren üç duayen

Prof. Dr. O. Nuri Özgirgin, Prof. Dr.

Nazım Korkut ve Prof. Dr. Tayfun

Kirazlı, “Ulusal Kapsamlı Kulak

Mikro cerrahisi”nde bir araya

geldi. Prof. Dr. Cem Bilgen’in

rmoderasyonunda, 11 Ekim

Perşembe günü gerçekleşen

etkinliğe sağlık alanında çalışan

kişiler katıldı.

Ear microsurgery, which requires

advanced anatomy knowledge

and experience, is the surgical

method that is considered to be

quite difficult in the medical world.

A giant world lies in our ears that

let us hear. Endaural or internal

ear microsurgery performed by

tiny camera preferred especially in

hearing problems is being developed

with the subtle merits of surgeons

at all.

With the successful surgery they

carried out, the three leading

competent in the field of ontology in

the Turkish medical community, Prof

Dr O. Nuri Özgirgin, Prof Dr Nazım

Korkut and Prof Dr Tayfun Kirazlı,

National Comprehensive Ear Micro

Surgery came together in.

In the moderation of Professor Dr.

Cem Bilgen, people working in the

field of health participated in the

event which took place on Thursday.

Ekim 2018


Events

21

Kulak içi mikro cerrahisinin detaylı olarak anlatıldığı etkinlikte; üç farklı şehirde görev yapan uzman doktorlar, aynı

anda gerçekleştirdikleri farklı cerrahi uygulamalarını canlı yayında anlatma imkânı buldular. Binin üzerinde hekim

tarafından izlenen yayında kulak cerrahisi eğitiminde çok önemli olan “hasta üzerinde uygulama teknikleri” tüm

detayları Türkiye genelindeki doktorlarla paylaşıldı.

Kulak mikro cerrahisinin tecrübeli kişiler tarafından yapılmasının önemine değinen Türkiye İş Bankası iştiraki

Bayındır Söğütözü ve İçerenköy Hastaneleri Kulak Burun Boğaz (KBB) Bölüm Başkanlığının yanı sıra Karadeniz

Ülkeleri Otoloji Derneği Başkanlığı, Uluslararası Vertigo Derneği Başkanlığı ve Uluslararası Kulak Cerrahisi

ve Bilim Derneği (Politzer) Yönetim Direktörlüğünü yürüten Prof. Dr. Nuri Özgirgin kulak mikro cerrahisi ile

ilgili şu bilgileri verdi: “Genel olarak dış, orta ve iç kulak olmak üzere 3 bölümde incelenen kulak, fizyolojik işlevi

bakımından çok komplike bir sistemdir. Kulağın her bölümünün cerrahi çalışma alanı sınırlı olduğu için özel ameliyat

mikroskopları kullanılması şarttır. Bu nedenle de kulak mikro cerrahisi her yerde uygulanamaz.

Bununla birlikte hasta üzerinde uygulama tekniklerinin doğru bilinmesi de kulak cerrahisi eğitiminin en önemli

unsurlarındandır. Yanlış uygulanan cerrahi yöntemler oldukça tehlikeli ve riskli sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle şu

an gerçekleştirmiş olduğumuz etkinlik gibi interaktif ve eğitici uygulamaların kulak cerrahisi açısından oldukça etkili

olduğunu düşünüyorum ve çok değerli meslektaşlarıma teşekkür ediyorum.”

October 11th. In the activity where in-ear micro-surgery is explained in detail; experts from three different cities had

the opportunity to explain the different surgical practices they performed simultaneously. On the broadcast followed

by a thousand physicians, “practice techniques on patients” which is very important in ear surgery were shared with

all its details, with the doctors from all around Turkey.Prof Dr Nuri Özgirgin who conducts the duties of Turkey İs Bank

subsidiary Bayındır Söğütözü and Icerenkoy Hospital Ear, Nose and Throat (ENT) Head of Department as well as the

Black Sea Countries Ontology Society President, International Vertigo Association President and International Ear

Surgery and Science Association (Politzer) Executive Director gave the following information about ear microsurgery:

“In general, the ear, which is examined in 3 parts as outer, middle and inner ear, is a very complicated system in terms

of physiological function. Since surgical field of study is limited in each part of the ear, special surgical microscopes

must be used. Therefore, ear microsurgery cannot be applied anywhere. On the other hand, it is also important to

know the practice techniques on the patient correctly as well. Maybe this is the most important thing in ear surgery

training. Improperly applied surgical methods can lead to very dangerous and risky results. For this reason, I think

that interactive and educational applications such as the activity we have performed at the moment are very effective

in terms of ear surgery and I would like to thank my valuable colleagues.” He said.

Ekim 2018


24

Bayındır Sağlık Grubu Doktorları

bilgilendiriyor: Menopoz dönemini

keyifli geçirmek sizin elinizde!

Üç farklı uzmandan

menopoz bakışı

Kadınların yaşam döngüsü

içerisinde fizyolojik bir süreç

olarak tanımlanan menopoz

dönemi ortaya çıkan önemli

biyolojik, psikolojik ve sosyal

değişimler nedeniyle aslında

kritik bir geçiş dönemidir. Yaşam

kalitesini düşüren belirtileri nedeni

ile çoğu kadını sosyal hayatından

uzaklaştıran menopoz dönemi

alınacak önlemler ile daha keyifli

geçirilebilir.

Bayındır Health Group Informs

Physicians: It is in your hands to enjoy

the menopause period!

Evaluation of

menopause from three

different experts

Menopause, defined as a

physiological process within women’s

life cycle, is in fact a critical transition

period due to significant biological,

psychological and social changes.

Menopausal period, which removes

most women from their social life

due to the symptoms that decrease

the quality of life, can be spent more

enjoyable with the measures to be

taken

Ekim 2018


25

Gynaecology and Obstetrics Specialist Dr Nilgün

Turhan, Psychiatrist Esra Uğurlu Koçer, Plastic

and Reconstructive Surgery Specialist Dr Hüseyin

Borman; The physicians of Bayındır Health Group

which is a subsidiary of Turkey İş Bank gave

golden recommendations due to menopause that

is still considered taboo for many women within

the scope of October 18, World Menopause Day.

18 Ekim Dünya Menopoz Günü kapsamında bilgi

veren Türkiye İş Bankası iştiraki Bayındır Sağlık

Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof.

Dr. Nilgün Turhan, Psikiyatri Uzmanı Esra Uğurlu

Koçer, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı

Prof. Dr. Hüseyin Borman günümüzde hala pek

çok kadın için tabu olarak nitelendirilen menopoz

dönemi ile ilgili altın önerilerde bulundu:

• Kadın yaşamının yaklaşık üçte birlik süresini

oluşturan menopoz önemli bir geçiş dönemidir.

Kelime anlamı son âdet kanaması olan menopoz,

doğal bir süreç olup yavaş gelişir. Perimenopoz

menopoza geçiş dönemi, postmenopoz ise

menopozdan sonraki dönemdir ve menopoz

şikayetlerinin sona ermesine kadar devam eder.

• Menopoz kadını fiziksel ve ruhsal olarak değişik

derecelerde etkiler. Her kadının menopoz belirtileri

ve etkilenmeleri farklı olabilir, birçok hastalık

menopoz yaş gurubunda çok daha sık görülür.

Yapılan çalışmalarda kadınlarda ortalama menopoz

yaşı 50-52 yaş iken Türkiye’de menopoz yaşı 46,7

yaştır.

• Genetik faktörler menopoza girme yaşında ilk

belirleyici unsur olmasına rağmen; gebelik sayısı,

ilk adet yaşı, geçirilen ameliyatlar, histerektomi

geçirmiş olmak, kemoterapi veya radyoterapi görmüş

olmak, doğum kontrol haplarının kullanımı, ırk,

beslenme, sosyo-ekonomik durum, çalışma durumu,

fiziksel özellikler, alkol-sigara tüketimi gibi faktörler

de rol oynamaktadır.

• Menopause, which constitutes approximately

one third of female life, is an important transition

period. Menopause, which means the last

menstrual bleeding, is a natural process and

develops slowly. Perimenopause is the period of

transition to menopause, postmenopause is the

period after menopause and continues until the

end of menopausal complaints.

• Menopause affects the woman physically and

spiritually to varying degrees. Each woman’s

menopausal symptoms and influences may be

different, many diseases are more common in the

menopausal age group. Studies in the average age

of menopause in women 50-52 years of age when

menopause age in Turkey is 46.7 years old.

• Although genetic factors are the first

determinant of menopause age; factors such as

the number of pregnancies, first menstrual age,

previous operations, hysterectomy, chemotherapy

or radiotherapy, use of birth control pills, race,

nutrition, socio-economic status, working status,

physical characteristics, alcohol-smoking

consumption, etc. also play a role.

Affects the entire system of the body

• In perimenopausal period, menstrual

irregularities, abnormal bleeding, pyrexia, sexual

problems, psychological problems, such as some

problems may be experienced.

• In menopause, in 80% of women in the short

term there may be complaints of sweating, fatigue,

insomnia, depression, stress, anxiety, appetite

changes, nervousness, headache, depression,

restlessness, joint and muscle aches, palpitation

and insomnia.

• In the long term, due to oestrogen deficiency,

vaginal dryness due to vaginal atrophy, pain in the

relationship, bleeding, sexual reluctance, skin

aging, bone loss, increased risk of cardiovascular

diseases are observed.

Ekim 2018


26

Vücudun tüm sistemini etkiler

• Perimenopozal dönemde adet düzensizlikleri, normal dışı

kanamalar, ateş basmaları, cinsel problemler, psikolojik sorunlar

gibi bazı sıkıntılar yaşanabilir.

• Menopozda ise kısa dönemde kadınların yaklaşık %80’inde sıcak

basması görülmekle birlikte terleme, yorgunluk, uykusuzluk,

depresyon, stres, anksiyete, iştah değişimleri, sinirlilik, baş ağrısı,

depresyon, huzursuzluk, eklem ve kas ağrıları, çarpıntı hissi ve

uykusuzluk gibi şikayetler de olabilmektedir.

• Uzun dönemde ise daha çok östrojen eksikliği nedeni ile vajinal

atrofiye bağlı vajinal kuruluk, ilişkide ağrı, yanma, kanama,

cinsel isteksizlik, ciltte yaşlanma, kemik erimesi, kalp damar

hastalıkları riskinde artış izlenmektedir.

Kadının altın çağına yaraşır öneriler

• Kontrolleri ihmal etmeyin: Düzenli olarak mamografi, meme

ultrasonu, jinekolojik muayene ve PAP Smear testi, tam kan

sayımı, karaciğer fonksiyon testleri, TSH gibi sağlık kontrollerinizi

yaptırın.

• Çay – kahve sıcak basmasını arttırır: Menopozla beraber

günlük kalori ihtiyacı azalmaktadır. Kilo dengenizi korumanız

gerekmektedir. Kemik erimesi ve kalp damar hastalıklarına engel

olabilmek için düşük kalorili, düşük kolesterollü, kalsiyumdan

zengin beslenmeye özen gösterin. Yağ (özellikle doymuş yağ)

ve şeker alınımını azaltmak ve diyetteki lif miktarını artırmak

ideal kilonuzu korumanızı sağlar. Tuz ve şeker tüketiminizi

sınırlandırın. Uykusuzluk, sıcak basması ve kemik erimesini

tetikleyebilen çay, kahve, kola, çikolata gibi kafein içeren

gıdalardan uzak durun. Sakinleştirici etkisi olan bitki çayları

içebilirsiniz.

• Kasları ve kalbinizi güçlendirin: Hareketsiz yaşam menopoz

sürecini olumsuz etkilemektedir. Düzenli fiziksel aktivite kemik ve

kasları ve kalbinizi kuvvetlendirir, kemik kaybını yavaşlatır, denge,

esneklik ve çevikliğinizi ve kendinize güveninizi artırır, stresi

azaltır ve sağlıklı bir kiloyu korumada çok önemli rol oynar.

• Şikayetlere karşı hormon tedavisi: Hormon tedavisi sıcak

basmaları, uyku bozuklukları ve menopozla ilgili ruhsal

değişiklikler,vajinal kuruluk, gece terlemeleri, yorgunluk ve

eklem ağrılarını azaltır. Kalın bağırsak kanserinden ölümleri %50

azaltır. 5 yıldan az süreli kullanım meme kanseri riskini artırmaz.

Hormon tedavisinin fayda ve risklerini anladıktan sonra almaya

veya almamaya karar verseniz bile seçiminiz kalıcı olmak zorunda

değildir. Her zaman fikrinizi değiştirebilirsiniz. Bunu yaparken

doktorunuzla birlikte karar vermelisiniz.

• En iyi tedaviyi doktorunuzla görüşün: Menopoz belirtilerini

tedavi etmek için hormon tedavileri dışında alternatif tedaviler de

vardır, size uygunlukları açısından doktorunuzla görüşebilirsiniz.

• Yeni aktivitelere yelken açın: Yaşamınızın bu dönemini en güzel

şekilde yaşamak için planlar yapın, sosyal aktivitelerinizi artırın,

ailenize zaman ayırın, keyif alacağınız aktivitelere katılın ve

doktorunuzla sorunlarınızı konuşmaktan ve gerekirse tıbbi yardım

da almaktan çekinmeyin.

Recommendations for women’s golden age

• Do not neglect the controls: Regularly

check your mammography, breast

ultrasound, gynaecological examination

and PAP Smear, complete blood count,

liver function tests, TSH.

• Tea - coffee increases the hot of

body: Menopause decreases the need

for daily calories. You need to maintain

your weight balance. Take care to eat

low-calorie, low-cholesterol, calciumrich

diet to prevent bone resorption and

cardiovascular diseases. Reducing the

fat (especially saturated fat) and sugar

intake and increasing the amount of fibre

in the diet allow you to maintain your

ideal weight. Limit your intake of salt and

sugar. Stay away from foods containing

caffeine, such as tea, coffee, cola,

chocolate, which can trigger insomnia,

hot flashes and bone resorption. You can

drink herbal teas with a calming effect.

• Strengthen the muscles and your

heart: Immobile life adversely affects

the process of menopause. Regular

physical activity strengthens bones

and muscles and your heart, slows

bone loss, improves balance, flexibility

and agility, increases self-confidence,

reduces stress and plays a crucial role in

maintaining a healthy weight.

• Hormonal Treatment against the

complaints: Hormone treatment reduces

hot flashes, sleep disorders and inner

changes related to menopause, vaginal

dryness, night sweats, fatigue and joint

pain.

• Discuss the best treatment with your

doctor: There are alternative therapies

for treating menopausal symptoms,

except for hormone treatments, so

you can talk to your doctor about your

suitability.

• Set sail for new activities: Plan your

life in the best way possible, increase

your social activities, take time with your

family, take part in the activities you

enjoy and feel free to talk to your doctor

about your problems and get medical

help if necessary.

Ekim 2018


27

Hormonal değişimler ruhsal sıkıntılara neden olur

• Menopoz döneminde kadınlarda ruhsal olarak en sık görülen

ve yaşanan belirtiler; özgüven kaybı ve hayattan zevk alamama,

alınganlık, nedensiz ağlamalar, kendini beğenmeme, dikkat ve

konsantrasyon güçlükleri, üzüntü veren hatıraları yeniden hatırlama

ve yaşantılama, uyku döngüsündeki değişikliklerdir. Anksiyete

belirtileri sebepsiz korkular, gerginlik, sinirlilik, huzursuzluk,

panikler ve cinsel istekte azalma olarak tariflenebilir.

• Burada dikkat edilmesi gereken en önemli unsurlardan biri;

menopozun tek başına psikiyatrik bir hastalık sebebi olmadığıdır.

Menopoz döneminde östrojen düzeylerindeki azalma sonucu ruhsal

hayatın olumsuz etkilendiği düşünülmektedir. Hormonal değişiklikler

tek başına psikolojik semptomlardan sorumlu olmamakla birlikte;

bu değişiklikler sonrasında başlayan sıcak basmaları, terleme ve

uyku ritim değişiklikleri kadınların yaşam döngüsünde stresör olarak

rol oynayıp ruhsal durumu olumsuz etkileyebilmektedirler.

• Bunlara ek olarak kadının kişilik ve aile özellikleri (duygu durumu,

sosyalliği, aile yapısı, annelik rolü, çocuklarla ilişki), sosyal,

mesleki ve ekonomik özellikleri (emeklilik, sosyal geri çekilme,

çocukların evlenip aileden ayrılmaları) menopozun bulunduğu

toplum içerisinde algılanma biçimi (geleneksel toplumlarda yaş

arttıkça kadının statüsünün artması, daha sözü dinlenir bir hale

gelmesi, batı toplumlarında yaş alan kadının güzelliğini ve gücünü

kaybetmesi olarak algılanması) gibi pek çok faktör bulunmaktadır.

Ayrıca menopoz döneminde yaşanan önemli yaşam olaylarının da

menopozun psikolojik etkilerini arttırdığı bilinmektedir.

Ruhsal değişimlere karşı meditasyon

• Her kadın bireysel olarak değerlendirilmeli ve kişilik özelliklerine,

yaşam koşullarına, stresör faktörlere, ek hastalıklarına göre

önerilerde bulunulmalıdır. Bu öneriler; özellikle fiziksel

semptomlara yönelik fiziksel aktiviteler, düzenli egzersiz yapılması,

sağlıklı ve uygun beslenme, uyku ve dinlenmeye vakit ayırılması,

yoga, egzersiz, meditasyon, müzik dinleme gibi gevşeme teknikleri,

içe kapanmayı ve sosyal hayattan izolasyonu azaltmak adına farklı

alanlarda meşguliyetler edinmek (kendi-kendine yardım grupları

ve sosyal derneklerde görev alma ve faaliyetlere katılma) şeklinde

sıralanabilir. Ortaya çıkan psikolojik değişiklikler bu öneriler ve

yaşam tarzı değişiklikleri uygulandığında düzene girmiyor ise

mutlaka bir psikiyatri uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

Kemik erimesi vücut dokusunun sarkmasına yol açar

• Yaşla birlikte ve özellikle menopoz sonrası vücutta birçok bölgenin

sarkmalar görülür. Bu durumun nedenlerinde tüm dokularda oluşan

bazı değişikliklerin vardır. Kemik erimesi, doku elastikiyetinin

azalması, yağ dokuda yer yer boşalma ve artışlar, kas dokusu

kayıpları ve yerçekimi bu durumdan sorumlu olan bazılarıdırlar.

•Öncelikle yüz bölgesinde, elmacık kemiği üzerindeki dokuların

gevşemesi, dolgunluğunun azalması ve buna bağlı olarak da

ağız çevresinde derin oluklar oluşabilir. Bu kişilerde dolgu veya

yağ dokusu enjeksiyonuyla deformasyonlar düzeltilmektedir.

İleri düzeydeki sarkmalarda orta yüz germe ameliyatı

uygulanabilmektedir.

Hormonal changes cause psychological

disorder

• The most frequently seen and experienced

psychologically symptoms in the menopausal

period; loss of self-esteem and inability to enjoy

life, susceptibility, gratuitous crying, dislikes,

attention and concentration difficulties, reremembering

and experiencing bad memories,

changes in the sleep cycle. Anxiety symptoms

may be defined as unreasonable fears, tension,

irritability, restlessness, panic, and reduced sexual

desire.

• One of the most important elements to be

considered here is; menopause alone is not a

cause of psychiatric disease. It is thought that

mental life is affected negatively by the decrease in

estrogen levels during menopause period. Although

hormonal changes alone are not responsible for

psychological symptoms; after these changes, hot

flashes, sweating and sleep rhythm changes can

play a role in the life cycle of women as stressors

and affect the mental state negatively.

• In addition, the personality and family

characteristics of the woman (mood, her sociality,

family structure, motherhood role, relationship

with children), social, professional and economic

characteristics (retirement, social withdrawal,

separation of children from the family) menopause

the perception of the society in which it is

traditional situation. There are many factors such

as increasing the status of women, getting more

promised and perceiving as the loss of women’s

beauty and power in western societies.

• It is also known that significant life events during

menopause period increase the psychological

effects of menopause.

Meditation against spiritual changes

•Each woman should be evaluated individually

and recommendations should be made according

to personality characteristics, living conditions,

stressor factors and comorbidities. These

recommendations can be given as follows; physical

activity for physical symptoms, regular exercise,

healthy and proper nutrition, time for sleep and

rest, relaxation techniques such as yoga, exercise,

meditation, listening to music, In order to reduce

isolation and isolation from social life, occupations

in different fields (self-help groups and taking part

in social associations and taking part in activities).

If these recommendations and lifestyle changes do

not improve when applied, psychological changes

should be evaluated by a psychiatrist.

Ekim 2018


28

Kırışıklıklara botoks, sarkmalara germe

operasyonu

• Boyun bölgesinde platismal bantlar ve sarkma

oluşmaktadır. Bu bantların belirginliği botulinum

toksini ile azaltılmaktadır. İleri düzeydeki

sarkmalarda boyun germe ameliyatı kaçınılmazdır

ve çok olumlu sonuçlar alınabilmektedir.

• Yanak ve çene altı bölgesi sarkmaları ile birlikte

değerlendirildiğinde kulak önü ve arkasında yapılan

ince kesilerle bu deformasyonlar düzeltilmektedir.

• Alın kırışmakta ve kaşlar göz kapakları üzerine

yığılmaktadırlar. Yine botulinum toksini ile kaş

seviyesi manipülasyonu ve alın kırışıklığı giderilmesi

mümkündür.

• Alın germe ve kaş kaldırma işlemleri saç

içerisinden yapılan kesilerle yapılmaktadır ve saç

içinde saklanmaktadır.

• Göz kapaklarında sarkma ve torbalanma meydana

gelmektedir. Bunlar için de altın standart ameliyat

ile deri fazlasını alarak torbaları düzeltmektir. Göz

kapaklarına yapılan cerrahi girişimler sonrasında

belli belirsiz bir iz kalmaktadır. Bu tür girişimsel

işlemleri tercih etmeyen hastalarda odaklanmış

ultrasonografi veya radyofrekans bazlı bazı

cihazlarla bu deformasyonlar kişiye özgü olarak

uygulanabilmektedir.

Kısa sürede vücudunuz eski formuna kavuşsun

• Memelerde sarkmanın tedavisi meme

dikleştirme ve küçültme ameliyatlarıdır. Bu

ameliyatlar sayesinde hem sarkmış olan memeler

dikleştirilmekte hem de hacim olarak küçültme

yapılabilmektedir. Bu işlemler esnasında memeye

daha diri ve dolgun bir görünüm verebilmekteyiz.

İçi boşalmış ve sarkmış olan memelerde ise

dikleştirme ameliyatı esnasında yağ enjeksiyonu

veya silikon implant yerleştirme yöntemlerinden

birisi kullanılarak hacim kazandırmak mümkün

olmaktadır.

• Karın bölgesindeki sarkma, karın germe ve

liposuction uygulamalarıyla düzeltilmektedir. Karın

duvarındaki gevşeme ve kasların sıkılaştırılması

aynı seansta yapılmaktadır. Bacak üst ve iç

bölgelerindeki yağ birikimi ve sarkma yine bu

bölgede yapılacak olan kasık bölgesine gizlenmiş

kesiler ile yapılmaktadır. Liposuction ile bölgesel

yağ doku artışı düzeltilmektedir.

• Kolların özellikle alt bölgelerindeki sarkma ve

yağ doku artışı yine liposuction ve germe ameliyatı

ile düzeltilmektedir. Kol içi tarafından yapılan

kesiler kolun vücuda temas alanında olduğu için

görünmemektedir.

Bone dissolution leads to sagging of the body tissue

• With aging and especially in the body after menopause, sagging

in many regions are seen. There are some changes that occur

in all tissues in the causes of this condition. Bone resorption,

reduced tissue elasticity, oedema and increase in fat tissue,

muscle tissue loss, and gravity are some of the reasons for this.

• First, in the facial area, the loosening of the tissues on the

cheekbone, the reduction of the fullness and consequently the

deep grooves around the mouth may occur. Deformations are

corrected by filling or adipose tissue injection. Mid-face lifting

surgery can be performed in advanced sagging.

Botox for wrinkles, stretching operation for sagging

•The neck region consists of platismal bands and sagging. The

visibility of these bands is reduced by botulinum toxin. Neck

stretching surgery is inevitable in advanced sagging and very

positive results can be obtained.

• These deformations are reformed with fine incisions made in

front and back of the ear when evaluated along with cheeks and

jaws.

• The forehead is getting wrinkled and the eyebrows are

becoming stacked on the eyelids. Eyebrow level manipulation

and getting rid of forehead wrinkling are possible with botulinum

toxin.

• Forehead stretching and eyebrow lifting are performed with

incisions in hair and hidden among the hair.

• Sagging and bagging occur in the eyelids. For these, the gold

standard is to fix the bagging by taking the excessive skin with

the surgery. There remains an indeterminate trace after surgical

procedures on the eyelids. In patients who do not prefer such

interventional procedures, these deformations can be performed

individually by using focused ultrasound or radiofrequency-based

devices.

Let your body to gain its previous form

•The treatment of sagging in the breasts is breast lifting and

reduction surgery. Thanks to these operations, sagging breasts

can be lifted as well as volume reduction. During these processes

we can give the breast a more alive and plump appearance.

It is possible to give volume by using one of the methods of

oil injection or silicone implant placement during the lifting

operation in the breasts that are hollow and drooping.

•It is reformed with sagging, tummy tuck and liposuction in the

abdomen area. Relaxation of the abdominal wall and tightening

of the muscles are being performed in the same session. Fat

accumulation and sagging in the upper and inner leg of the leg

are also made with incisions hidden in the groin area to be made

in this region. The growth of regional fat tissue is being reformed

by liposuction.

•The sagging and fat tissue increase in the lower parts of the

arms is also reformed by liposuction and stretching. The incisions

made by the interior of the arm do not appear to be in the

contact area of the arm with body.

Ekim 2018


30

Events

Kadınlar 35 yaşından itibaren

Meme Kanseri taraması yaptırmalı

Prof. Dr. Cihan Uras

Bu yıl 3.’sü düzenlenen

Uluslararası İstanbul Meme

Kanseri Konferansı’na

(BREASTANBUL 2018) dünyanın

önde gelen hekimleri katılım

gösterdi. Konferansta meme

kanseri tedavisindeki yeni

gelişmeler paylaşıldı.

İstanbul’da 11-13 Ekim 2018 tarihlerinde

düzenlenen ‘3. Uluslararası İstanbul Meme

Kanseri Konferansı’na (BREASTANBUL

2018), dünyanın meme kanseri tanı ve tedavisi

konusunda önde gelen, bilimsel araştırmaları olan

çeşitli branşlardan hekimler katıldı. Prof. Dr. M.

Bahadır Güllüoğlu ve Prof. Dr. Cihan Uras’ın kongre

eş başkanlıklarını yaptığı konferansa, hekimlerin

yanı sıra hemşireler de katıldı.

Meme kanseri tedavisindeki en yeni gelişmelerin

paylaşıldığı konferansta konuşan Prof. Dr. Cihan Uras,

“Meme kanserindeki tanı ve tedavilerin konuşulduğu

Uluslararası Breastanbul Konferansı ilgiyle takip

edildi, Breastanbul markasını artık bütün dünyada

bilinen bir marka haline getirdik. Bu yıl 3.’sü düzenlendi,

geleneksel olarak da her 2 yıl da bir Breastanbul

Meme Kanseri Konferansı’nı gerçekleştiriyoruz. İlk

başladığımızda yabancıların bilmediği bir markayken,

bugün Breastanbul tüm dünyada bilinen bir marka haline

geldi. Bu hem ülkemizdeki meme bilimi adına hem de

ülkemiz adına gerçekten onur verici bir tablo. Bu açıdan

çok mutluyuz. Her yeni toplantımızda katılımın arttığını

görüyoruz. Bu da bizi gururlandırıyor. Bu toplantıya

da yabancı konuklarımızın katılımı oldukça iyiydi. Bu

toplantıyı tercih ediyor olmaları bizi gururlandırdı.

Bu toplantıda meme kanserindeki tanı ve

tedavisindeki bütün yenilikler üç ayrı salonda

konuşuldu. Burada hem meme kanserinin tanı

yöntemleri tartışıldı, hem cerrahi tedavisi

tartışıldı, radyoterapideki yenilikler yine

burada tartışıldı. Birçok konuşmacı buraya

yapmış oldukları çalışmalarını getirdiler.

Dünya’da meme kanserindeki yeniliklerin

sunulduğu Breastanbul’u da dünyada

bilinen, meme kanserinin tanı ve tedavisinde

bütün yeniliklerin tartışıldığı bir marka haline

getirmeyi başarabildik. Bu ülkemiz adına onur

verici bir durum. Özellikle çevre ülkelerdeki

meme biliminde çalışan meslektaşlarımız,

çok daha uzak yere gitmek yerine iki yılda bir

Breastanbul’a gelerek, bu toplantılara katılarak

meme bilimindeki yenilikleri öğrenme fırsatı elde

ediyorlar. Hem de kendi yapmış oldukları çalışmaları

yine bu konferansta sunarak meme bilimine ciddi

katkıda bulunuyorlar. Bu açıdan çok mutluyuz. 2020’de

bu konferansın dördüncüsünü gerçekleştireceğiz. Yine

orada daha fazla ilginin olacağını ümit etmekteyiz” dedi.

Ekim 2018


Events

31

“Meme kanserinin tedavisinde

birçok yenilik var”

Meme kanserinin kadınlarda en

sık görülen kanser türü olduğunu

belirten Uras, “Bugün ABD’de 8

kadından 1’i, ülkemizde ise 12

kadından 1’i yaşamları boyunca

meme kanserine yakalanma

riskine sahipler. Onun için de

tedavisinde çok ciddi değişimler

ve yenilikler oluyor. Bu toplantıda

göze çarpan önemli yeniliklerden

biri; Japonya’dan gelen Profesör

Fukuma, çok küçük meme

kanserlerinin radyo frekans

yöntemiyle yakılarak tedavi

edilebileceğini anlattı. Yine

Fukuma, endoskopik cerrahi ile

mastektomi ameliyatının nasıl

yapılacağını burada izleyicilere

gösterdi. Aynı zamanda ben

de Türkiye’de ilk kez yapmış

olduğum ‘Robotik Meme Alınma’

ameliyatını anlattım. Koltuk

altından küçük bir kesi ile

robot vasıtasıyla memenin iç

dokusu tamamen çıkarılmakta

ve bu ameliyatta meme başına

ve cildine zarar verilmediği

için özellikle ameliyat sonrası

görüntü çok daha iyi olmaktadır.

Hastaların koltuk altındaki

küçük kesileri de gizlenebildiği

için çok daha iyi bir görüntü

geriye bırakılmaktadır. Aynı

seansta da rekonstrüksiyon

yapılmaktadır. Robotik meme

alınma ameliyatı ülkemizde de

ilk defa tarafımdan yapılmıştır.

Kongrede yeni radyoterapi

yöntemleri de tartışıldı. Artık

uygun olan kadınlara daha kısa

süreli radyoterapi teknikleri

anlatıldı. Bunun yanında yeni ilaç

tedavilerinden de bu kongrede

bahsedildi. Böylece meme

kanserinin tedavisindeki birçok

yeniliklerin getirildiği ve meme

bilimiyle uğraşan meslektaşların

bunları tartıştığı bir konferans

oldu” açıklamasında bulundu.

“Meme kanseri erkeklerde de

görülebiliyor”

Meme kanserinin erken

tanı ve tedaviyle tamamen

iyileştirilebileceğine dikkat çeken

Uras, “Meme kanseri erkeklerde

de görülebiliyor. Erkekler,

memelerinde herhangi bir kitle

hissettiklerinde mutlaka doktora

başvurmalılar. Meme kanseri

özellikle tarama programlarıyla

erken yakalanabilen kanserlerdir.

Bunun için bütün kadınlarımızın

belli aralıklarla tarama

programlarına girmelerini

öneriyoruz. Tarama programlarına

giren kadınlarda meme kanserini

çok erken yakalayabildiğimiz

için tedavileri de çok daha kolay

oluyor. Bu hastalıktan tamamen

kurtulabiliyorlar. Bunun için her

kadın 35 yaşından itibaren meme

tarama programlarına mutlaka

girmelidir. Ailesinde meme kanseri

olan kadınlar ise bu tarama

programına daha erken yaşta

başlamalıdır. Erken tanı meme

kanserinde hayat kurtarıcıdır.

Bu nedenler kadınlarımızın her

ay kendi kendilerini kontrol

etmelerini öneriyoruz” şeklinde

konuştu.

“Meme kanserinin ilerleyen

yaşlarda görülme olasılığı

artıyor”

Konferansta konuşan Acıbadem

Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi

Onkoloji Bilim Dalı Öğretim

Üyesi Doç. Dr. Taner Korkmaz,

meme kanserinin ilerleyen

yaşlarda daha sık görüldüğünü

belirterek, “Meme kanseri, tüm

kanserlerde olduğu gibi ilerleyen

yaşla beraber görülme olasılığı

da artmakta. Her 7 kadından

1’inde de görülmektedir. Oransal

olarak erkeklerde kadınlara

oranla daha az olmakla birlikte

erkeklerde de bu kanser türü

görülebilmektedir. Meme

kanseri, gelişmiş ülkelerdeki

kadın popülasyonlarında en sık

görülen kanser türüdür. Burada

uluslararası katılımlı, meme

kanseriyle ilgili yüksek tecrübeye

sahip uzmanların da olduğu bir

toplantı gerçekleştiriyoruz. Lokal

tedaviler olarak da adlandırılan

cerrahi, radyoterapi ve bununla

beraber erken ve ileri evre meme

kanserinde kullanılan meme

kanserindeki tedavileri hep

beraber burada tartışmaktayız”

değerlendirmesinde bulundu.

Ekim 2018


32

Events

“Artık kişiye özel tedaviler

uygulanıyor”

Günümüzde meme kanserinde

kişiye özel tedavilerin

uygulanmaya başlandığına

dikkat çeken Acıbadem

Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi

Onkoloji Bilim Dalı Öğretim

Üyesi Prof. Dr. Başak Oyan Uluç

ise şunları söyledi:

“Meme kanserinde son

yıllarda önemli gelişmeler

var. Artık her hastaya aynı

tedavi yerine kişiye özel

tedaviler uygulanıyor. Tümörün

moleküler özelliklerine

göre hastalara göre farklı

farklı tedaviler öneriyoruz.

Erken evre tedavilerde genel

yaklaşımımız artık olabildiğince

cerrahi küçültmek. Bunun

için de eskiden cerrahiden

sonra kemoterapi verirken,

şimdi artık birçok hastamıza

önce kemoterapi sonra

cerrahi yaklaşımına gelmiş

bulunmaktayız. Bu sayede hem

memeyi koruyucu cerrahiler

mümkün olabiliyor hem de

hastaların koltuk altlarındaki

lenf nodlarının çıkarılmaması

söz konusu olabiliyor. Bu

şekilde ileride hastaların

kollarında ödem oluşma

riskini azaltıyoruz. Bunun

için her hastaya kemoterapi

uygulamıyoruz. Hastaların

tümörlerinin özelliklerine

bakarak bazı hastalara sadece

hormonel tedaviler vermek

söz konusu. Kemoterapi

verilmeyecek hastaları da

seçebiliyoruz. Metastatik

hastalarda ise tümörün

moleküler tiplerine göre kişiye

özel tedaviler veriyoruz.”

“Erken tanıda tamamen tedavi

mümkün”

Meme kanseri açısından bütün

kadınlar risk altında olduğunu

sözlerine ekleyen Uluç, “Her

8 kadından 1’inde meme

kanseri hayatının bir kısmında

gelişebiliyor. Ama tabii bazı

kişilerin riskleri biraz daha

artabiliyor. Özellikle ailesinde

meme kanseri öyküsü olanlar.

Meme kanserinde erken tanı

da son derece önemli. Çünkü

erken tanı koyduğunuzda

bu hastalık tamamen tedavi

edilebilir. Her kadına erken tanı

öneriyoruz. 40 yaşından sonra

da yıllık olarak mamografi

çektirmelerini istiyoruz. Bunun

dışında kendi kendine meme

muayenesi de 20 yaşından

sonra başlamalı” dedi.

Ekim 2018


36

Events

Rengarenk bir okul için Lilly Türkiye

Gönüllüleri ve Toplum Gönüllüleri

Vakfı el ele

Bu yıl 11. yılına giren Lilly Gönüllük Günü kapsamında Lilly Türkiye Gönüllüleri,

Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) ile el ele vererek İstanbul Kağıthane’deki Atatürk

İlkokulu ve Ortaokulu’nda boyama ve renklendirme çalışması gerçekleştirdiler.

İnsanların, daha uzun, daha

sağlıklı ve daha aktif yaşam

sürmeleri için ilaçlar üreten

Lilly’nin, kurumsal sosyal

sorumluluk bilincinin bir

yansıması olarak her yıl tüm

dünyada düzenlediği Gönüllük

Günü kapsamında bu yıl Lilly

Türkiye Gönüllüleri, Toplum

Gönüllüleri Vakfı (TOG) ile ortak bir

çalışmaya imza attı. Lilly Türkiye

Gönüllüleri, Toplum Gönüllüsü

gençlerle, Kağıthane’de bulunan

Atatürk İlkokulu ve Ortaokulu’nda

boyama ve renklendirme çalışması

gerçekleştirdiler.

Lilly Türkiye Gönüllüleri,

Toplum Gönüllüsü gençlerle

sıcak bir tanışmanın ardından

okulun dış bina, iç bahçe ve dış

bahçe başta olmak üzere çeşitli

bölümlerini renklendirmek

için kolları sıvadılar. Tüm gün

süren renklendirme ve boyama

çalışmaları sonucunda okul

yepyeni bir görünüme kavuştu.

Etkinlik, Toplum Gönüllüsü

gençlerin sivil toplum, proje

yönetimi, ekip çalışması ve iletişim

konularında güçlendirilmesine

katkıda bulunurken, Lilly İlaç

çalışanlarının da Lilly İlaç’ın

çevresel sürdürülebilirlik, eğitim,

temel ihtiyaçlar ve toplumun

güçlendirilmesine yönelik

taahhütlerini,

Ekim 2018


Events

37

Gönüllülük Günü kapsamında

gençlerle birlikte çalışma

deneyimini yaşayarak hayata

geçirmelerini sağladı.

Toplumsal fayda için 65’ten fazla

ülkeden yaklaşık 24 bin Lilly

çalışanı birarada

Lilly Türkiye Gönüllüleri’nin bu

yılki Gönüllülük Günü etkinliğini

değerlendiren Lilly İlaç Kurumsal

İlişkiler Direktörü Gamze

Kuzucu Gürses şunları söyledi:

“Yaşadığımız topluluklara yardım

etme anlayışı, 142 yıllık Lilly

mirasının en önemli bileşeni. Tüm

Lilly ailesi, bu mirasa bağlığını

2008 yılından bu yana Gönüllük

Günü aracılığıyla güçlendiriyor.

Bu yıl 11. yılını kutlayan Lilly

Gönüllülük Günü kapsamında,

65’ten fazla ülkeden yaklaşık

24 bin Lilly Gönüllüsü, tüm

dünyada herkes için daha iyi

Bu yıl, gençliğin enerjisini

toplumsal faydaya dönüştürmeyi

amaçlayan, gençlerin öncülüğünde

ve yetişkinlerin rehberliğinde

toplumsal barış, dayanışma ve

dönüşüm projesi olan Toplum

Gönüllüleri Vakfı (TOG) ile

gerçekleştirdiğimiz Gönüllülük

Günü kapsamında çocuklarımıza

rengarenk bir okul kazandırdık.

Projemizi hayata geçiren tüm

paydaşların ve gönüllülerimizin

olumlu geri bildirimlerinden

farklılıklara saygı, şeffaflık ve

hesap verebilirlik, yerel katılım,

ekip çalışması, yaşam boyu

öğrenme ve sosyal girişimcilik

çerçevesinde her yıl 2.000’e yakın

sosyal sorumluluk projesi hayata

geçiriyor. Lilly İlaç’ın, gençlerin

belirlediği bu okulu iyileştirme

çalışmasını sahiplenmesi

gerçekten çok kıymetli. Gençliğin

gücüne inanan ve gençlerin sosyal

sorumluluk eğitim ve

projelerini destekleyen sosyal

paydaşımıza tüm destekleri için

çok teşekkürler.”

bir yaşam ve çalışma koşulları

oluşturmak amacıyla, kaynak

ve bilgi birikimi sağlamak adına

sivil toplum kuruluşlarıyla bir

arada hareket ederek ortak bir

çabayı hayata geçiriyor. Biz de

Lilly Türkiye olarak bugüne kadar

çalışanlarımızın özverili desteği

ve bağlılığı ile toplumun öncelikli

sorunlarına önemli katkılarda

bulunduk.

aldığımız motivasyonla,

yaşadığımız dünyaya ve içinde

bulunduğumuz topluma hizmet

etmeye devam edeceğiz.”

İş birliğini değerlendiren Toplum

Gönüllüleri Vakfı Kaynak

Geliştirme ve İletişim Yöneticisi

Derya Kılıçalp ise etkinlikle

ilgil şöyle konuştu: “Toplum

Gönüllüsü gençler, Türkiye’nin

81 ilinde, TOG’un ilkeleri olan

11 yılda 1 milyon saati aşkın

gönüllülük hizmeti

2008’den bu yana 70’e yakın ülkede

binlerce Lilly çalışanının farklı

projelerle destek olduğu, Lilly

Gönüllülük Günü dünya genelinde

yürütülen en büyük tek günlük

gönüllülük programlarından biri

olarak öne çıkıyor. Bugüne kadar

Lilly çalışanlarının 1 milyon saati

aşkın vakit ayırdıkları Gönüllülük

Günü, tüm dünyadaki toplulukların

daha iyi yaşamaları ve çalışmaları

için kaynak ve uzmanlık sağlamaya

yönelik ortak çabanın bir parçası

olmayı amaçlıyor.

Ekim 2018


38

News

“Dünya Aferez Birliği Başkanı Prof.

Dr. Fevzi Altuntaş: Türkiye Klinik

Araştırmalarda büyük potansiyele

sahip”

“President of World Apheresis

Association Dr. Fevzi Altuntaş:

Turkey has great potential in Clinical

Research”

Aferez uygulamaları

konusunda dünyada

10 ülke arasındayız!

We are among

the 10 countries

in the world about

apheresis practices!

Apheresis, a science that deals with blood, means

that the blood is processed outside the body to heal a

disease, or to obtain the desired blood component or

stem cell or cellular treatment products. Apheresis is

a science that operates in a wide range from cancer

treatment to the treatment of neurological diseases,

kidney diseases, haematological diseases, stem cell

therapy to tumour vaccines.

President of the World Association of Apheresis and

Ankara Yıldırım Beyazıt University Faculty of Medicine

Lecturer Dr Fevzi Altuntas: “To present qualified health

service provision capacity to clinical research as well

as to present to the humanity of the world as well as

our people; R & D approach should be considered with

this approach. As Turkey, we are among the first 10

countries in the world in clinical research. We have the

Kan ile uğraşan bir bilim dalı olan Aferez, bir hastalığı

potential to reach 3% of the R & D activities carried out

iyileştirmek için veya istenilen kan bileşenini ya da kök

in the world and to achieve a market of around 4 billion

hücre veya hücresel tedavi ürünlerini elde etmek için

dollars in this direction.” He said.

kanın vücut dışında işlenmesi anlamına geliyor. Aferez,

Altuntaş has continued his words as follows; “It is

kanser tedavisinden nörolojik hastalıkların tedavisine,

difficult to serve as president and decision-maker in

böbrek hastalıklarından hematolojik hastalıklara, kök

international organizations. It is a prideful but responsible

task. I represent not only myself but also my

hücre tedavisinden tümör aşılarına kadar çok geniş

yelpazede faaliyet gösteren bir bilim dalıdır.

country. More Turkish Scientists need to take part in

Dünya Aferez Birliği Başkanı ve Ankara Yıldırım Beyazıt

these tasks. You have to work hard and continuously

Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr.

produce.”

Fevzi Altuntaş: “Ulaşılan nitelikli sağlık hizmet sunum

kapasitesini klinik araştırmalara da yansıtmak ülkemiz

insanı yanında dünya insanlığına da sunmak; Ar-Ge yaklaşımını bu anlayışla ele almak gerekli. Türkiye olarak, klinik

araştırmalarda dünyada ilk 10 ülke arasında olmak, dünyada gerçekleştirilen Ar-Ge çalışmalarının yüzde 3’üne

ulaşmak ve 4 milyar dolar civarı pazar elde etme potansiyelimiz mevcut.” dedi.

Altuntaş sözlerine “Uluslararası organizasyonlarda başkan ve karar verici noktasında görev almak zor. Gurur verici

ancak bir o kadar da sorumluluk isteyen bir görev. Yalnız kendimi değil ülkemi de temsil ediyorum. Bu görevlerde

daha fazla Türk Bilim İnsanının görev alması gerekli. Bunun içinde çalışmak ve üretmek lazım.” şeklinde devam etti.

Ekim 2018


News

39

Hem milli hem de global başarılar akademide çok

önemli

Türkiye için akademik alanda uluslararası ilişkilerin

öneminden bahseden Altuntaş, “Öğrenci, uzman ve

öğretim üyelerimizin uluslararası bilim ortamlarına entegrasyonu

sağlanmalıdır. Bilim insanları olarak üretim

ve çıktıya odaklanmalıyız. Uluslararası düzeyde yetkin,

kendine güvenen ve üreten, millî ve manevi değerlerine

saygılı bireyler yetiştirmeliyiz. Gelecek nesillere

‘Dünyanın sana ihtiyacı var’, ‘Dünyayı değiştirebilirsin’

düşüncesi ile yetiştirmeliyiz. Akademik ortamlarımızı

mesai saati kavramının olmadığı 24 saat üreten ve

yaşanılan ortamlara dönüştürmeliyiz. Tekno-kentlerimizin

işlevlerini artırarak dünya ile rekabet eder hale

getirmeliyiz. Modern eğitim modellemelerine uygun

köklü eğitim reformları ve kanıt temelli eğitime geçiş

yapmalıyız. Sanal gerçeklik teknolojisi ve simülasyon

temelli eğitimler yaygınlaştırılmalıdır” dedi.

Dünya Aferez Birliği Başkanlığı döneminde özellikle

gelişmekte olan ülkelerde aferez biliminin gelişmesi

için çaba sarf edeceğini belirten Prof. Dr. Fevzi Altuntaş,

bu ülkelerde veya bölgelerde eğitim faaliyetlerini

artırmayı hedeflediğini ve bu ülkelerin birliğe üye

olmaları için davet edeceğini vurguladı. Genç bilim

insanlarının yetişmesi, nitelikli insan gücünün ve sağlık

hizmetlerinin kalitesinin artmasına katkı sağlamayı

hedeflediklerini aktaran Altuntaş, “Bu amaçla Dünya

Aferez Birliği Okulu konsepti altında eğitim ve öğretim

faaliyetleri gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Ayrıca,

uluslararası araştırma iş birliğinin ve kültürünün

gelişmesi için araştırma alt grubu kurup çalışmaların

yaygınlaşmasını sağlamayı hedefliyoruz.” dedi.

Klinik araştırma ve Ar-Ge alanında büyük potansiyele

sahip

Nüfus özellikleri, hastalık tipleri, yetişmiş hekim ve

sağlık personeli kapasitesi ve altyapı göz önünde bulundurulduğunda

ülkemizin klinik araştırmalar konusundaki

potansiyelinin yüksek olmasına karşın mevcut

durumda global klinik araştırmalardan gerekli payı

alamadığını vurgulayan Dünya Aferez Birliği Başkanı

Altuntaş, Türkiye’nin ilaç pazarı büyüklüğüne göre

ilk 15 ülke içinde olmasına rağmen klinik araştırma

sıralamasında 31-37 sıra arasında değiştiğini vurguladı.

Dünyada yapılan klinik araştırmalardaki payımızın

yüzde 0,7-1 arasında değiştiğini belirterek, dünyadaki

pazar büyüklüğünün 120 milyar dolar olduğunu ancak

şu anda Türkiye’nin klinik araştırmalardan aldığı payın

150 milyon dolar olduğunu söyledi. Tüm veriler değerlendirildiğinde

ise Türkiye potansiyelinin ilk 10, yüzde 3

ve 4 milyar dolar üzerinde olduğunu belirtti.

Both national and global achievements are very

important in the academy

Altuntaş who has talked about the importance of

international relations in the academic field for Turkey,

said “Students, faculty members and our experts

should be integrated into the international scientific

environment. As scientists, we must focus on production

and output. We must train individuals who are competent,

self-confident and produce internationally, respectful to

their national and spiritual values. We have to raise the

future generations with the idea that “The world needs

you, you can change the world”. We need to transform

our academic environments into 24-hour living where

there is no concept of overtime hours. We have to make

our techno-cities compete with the world by increasing

their functions. We have to move from well-educated

education reforms and evidence-based education to

modern education models. Virtual reality technology and

simulation-based trainings should be expanded as well.”

He said.

During the Presidency of the World Apheresis

Association, he stated that he would endeavour to develop

apheresis in developing countries, Dr Fevzi Altuntaş

emphasized that he aimed to increase the educational

activities in these countries or regions and he would invite

them to join the union. Altuntaş stated that they aim to

contribute to the improvement of the quality of young

people, qualified manpower and health services. And

continued his words “For this purpose, we plan to carry

out education and training activities under the concept of

the World Apheresis Union School. In addition, we aim to

establish a research sub-group for the development of

international research cooperation and culture.”

Has great potential in clinical research and R & D

Given the population characteristics, types of diseases,

qualified physicians and health personnel capacity and

infrastructure, it is a well-known fact that our country

has a high potential in clinical research. On the other

hand, Altuntaş, the President of the World Apheresis

Association, emphasized that Turkey could not get the

necessary share from global clinical researches. He

also emphasized that although Turkey’s pharmaceutical

market size is within the first 15 countries, the clinical

studies ranges from 31-37 in ranking order. Noting that

our share in clinical research in the world has ranged

from 0.7 to 1 percent, the market size in the world is

$ 120 billion, he said. But the share taken by Turkey is

currently 150 million dollars at all he told. When all the

data are evaluated, getting Turkey among the top 10

countries of potential, he said to rise 3 percent to slice

and achieve a turnover of over $ 4 billion.

Ekim 2018


40

News

Ülkemizde Kök Hücre Nakli Uygulamaları Avrupa Birliği

Ülkeleri Düzeyinde

Türkiye’de 2000’li yılların başında 10 civarı kök hücre

nakil merkezinde yaklaşık 200 kök hücre nakil işlemi

gerçekleştirilirken, 2017 yılında toplam 82 merkezde yaklaşık

4200 kök hücre nakil uygulandığını belirten Prof. Dr. Altuntaş,

15 yıllık süreçte Türkiye’de nüfus başına düşen kök hücre nakli

aktivitesi yaklaşık 15 kat artış gösterdiğini vurguladı.

“Yasal alt yapı bakımından AB ülkelerinden daha ileri

düzeydeyiz”

2010 yılında yayınlanan Terapötik Aferez Yönetmeliği

sonrası Sağlık Bakanlığı tarafından aferez tedavi merkezleri

ruhsatlandırılmasının ardından gerek aferez gerekse kök hücre

nakli uygulamaları her yıl giderek artış gösterdiğini söyleyen

Prof. Dr. Altuntaş “Bu artışta Sağlık Bakanlığı’nın gerekli

yasal alt yapıyı hızla sağlaması ve uyguladığı teşvik politikaları,

üniversitelerimiz, özel sektör ve hekimlerimizin özverili

çalışmaları etkili olmuştur.” dedi.

Türkiye Aferez Tedavileri bakımından dünyada önde

Ülkemizde, terapötik aferez uygulamaları birçok bilim alanında

başarı ile uygulandığını belirten Prof. Dr. Altuntaş, “Aferez başta

hematoloji olmak üzere, çok çeşitli hastalıkların tedavisinde başarı

ile uygulanan bir tedavi yöntemi olmuş ve son yıllarda olmazsa

olmaz bilim dalı haline geldi” dedi.

Dünyada “Türk Hastaneleri” ile model olabiliriz

Dr. Altuntaş “Ulaşılan nitelikli sağlık hizmet sunum kapasitemizi

global olarak sunarak sağlık turizmine dahil olmak çok önemli.

Yakın geçmişte sağlık alanında sağlanan başarı ülkemizi sağlık

turizmi alanında hizmet sunan önemli ülkelerden biri konumuna

getirmiştir. Sağlık turizmi için 4 saatlik uçuş mesafesinde 1,5 milyar

insan ve 67 ülke potansiyelimiz mevcut. Bazı sağlık alanlarında

ülkemizin ve dünyanın seçkin hastane ve ünitelerinden biri olması

için projeler geliştirmeliyiz.

Sağlık hizmet sunum kapasitesini başta dost ve kardeş ülkeler

olmak üzere uluslararası ilişkilerde bir argüman olarak aktif

şekilde kullanmalıyız. Sağlığın uluslararası ilişkilerde etkili bir

‘yumuşak güç’ olduğu bilinmektedir ve ülkemizin bu konuda geniş

bir etki alanı var. Hedef; söz konusu ülkelerde “Türk hastanelerinin

başarısının farkındalığını oluşturmak ve saygınlığını artırmak” dedi.

Stem Cell Transplantation Practices in Turkey is at

European Union Countries Level

Turkey in about 10 stem cell transplant centre at the

beginning of the 2000s was carried out about 200 stem cell

transplant procedure. In 2017, approximately 4200 stem

cell transplantations were performed in 82 centres. 15-

year process of stem cell transplantation activity per capita

population in Turkey, stressing that showed about 15-fold

increase.

In terms of legal infrastructure, we are more advanced

according to EU countries

Professor Dr Altuntaş, after the Regulation on Therapeutic

Apheresis published in 2010, after the approval of

apheresis treatment centres by the Ministry of Health,

both apheresis and stem cell transplantation applications

are increasing every year, he said. This increase was

influenced by the efforts of the universities, the private

sector, and the dedicated efforts of our physicians in

order to ensure that the Ministry of Health provided the

necessary legal infrastructure and implemented the

incentive policies.

Turkey in terms of Apheresis Therapy is leading in the world.

In our country, therapeutic apheresis applications are applied successfully in many fields of science said Dr Altuntaş, and

continued his words ”Aphaeresis has been a successful treatment modality in the treatment of a wide range of diseases,

especially haematology, and has become a must in recent years.“

We can be a model with ”Turkish Hospitals” in the world

Dr Altuntaş said that “It is very important to be involved in health tourism by presenting our qualified health service delivery

capacity globally. In the recent past, the success in the field of health has made Turkey one of the most important countries in

the field of health tourism. We have 1.5 billion people and 67 countries potential for 4 hours flight distance for health tourism.

We have to develop projects to be one of the distinguished hospitals and units of our country and the world in some health

fields.We should actively use health service capacity as an argument in international relations, particularly in friendly and

brotherly countries. It is known that health is an effective soft power in international relations and our country has a wide

domain in this regard. Target; to raise awareness of the success of Turkish hospitals in these countries and increase their

dignity.”

Ekim 2018


42

Healt

Dünya Akciğer Günü

Solunum hastalıkları ciddi bir

halk sağlığı sorunudur!

Türk Toraks Dernek Başkanı

Prof Dr.Hasan Bayram

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH),

verem, akciğer kanseri, astım ve zatürre,

dünya çapında ve ülkemizde ciddi ölümlere

ve hastalık yüküne yol açmaktadır. Halk

sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturan

akciğer hastalıkları ve nedenlerine daha

iyi odaklanmak üzere ilk defa geçen yıl,

Uluslararası Solunum Dernekleri Forumu’nun

(‘Forum of International Respiratory

Societies’, FIRS) girişimi, uluslararası

solunum derneklerinin iş birliği ile 25 Eylül

Dünya Akciğer Günü olarak ilan edilmiştir.

Dünya Akciğer Günü’nün amacı

solunum hastalıkları hakkında

farkındalık oluşturmak,

solunum hastalıklarını önleme

ve kontrol stratejilerini önceleme

konularının küresel halk sağlığı

hedeflerinin arasına alınmasını

sağlamaktır.

Solunum hastalıkları göz ardı

ediliyor

Türk Toraks Derneği adına açıklama

yapan Dernek Başkanı Prof. Dr.

Hasan Bayram, solunum sistemi

hastalıklarının tüm dünyada

sıklıkla göz ardı edilen ancak

önemli oranda sağlık yüküne yol

açan hastalıklar olduğunu belirtti.

Bayram, “Türkiye’de solunum

sistemi hastalıklarına bağlı hastane

yatışları, bütün hastane yatışlarının

%13’ünden, solunum sistemi

hastalıklarına bağlı ölümler ise tüm

ölüm nedenleri içerisinde %11’inden

sorumludur. Dünya çapında 3.

ölüm nedeni olan KOAH’dan 65

milyon insan muzdariptir ve bu

rakamlar giderek artmaktadır.

Türkiye’de yaklaşık 5 milyon

KOAH hastası olup, bunlardan

ancak 500 bini kendisinde KOAH

olduğunu bilmektedir. KOAH’da

erken tanı ve tedavi olanaklarına

erişmek için öncelikle toplumda

KOAH farkındalığını arttırmak

gerekmektedir. Verem ise ne yazık

ki halen tüm dünyada en ölümcül

bulaşıcı hastalıktır. Her yıl 1,8

milyon kişi verem nedeniyle ölmekte

ve yılda 10 milyon kişi vereme

yakalanmaktadır. Verem hastalığı

yoksullar, göçmenler, madenciler ve

riskli ortamlarda çalışan ve yaşayan

diğer kişiler yanında tütün ve alkol

kullanımı, diyabet, AIDS, bağışıklık

sisteminin baskılanması gibi risk

faktörlerine sahip kişilerde daha çok

görülmektedir.” dedi.

Ekim 2018


Healt

43

Akciğer Kanseri en

sık görülen kanser

türü

Akciğer kanserinin

en ölümcül

kanserlerden

olduğunu ve

dünyada yılda 1,6

milyon kişinin

bu hastalıktan

öldüğünü belirten

Bayram, “Akciğer

kanseri ülkemizde

tüm yaş grupları

içerisinde en sık

görülen kanser tipi

olarak erkeklerde

1. sırada, kadınlarda ise 5. sırada yer

almaktadır.” dedi.

Zatürre ve Astım da önemli sağlık

sorunlarından

Zatürre’nin uzun yıllardır sık

rastlanan hastalıklardan olup

çocuklarda ve ileri yaşlarda en önemli

ölüm nedenleri arasında yer aldığını

söyleyen Bayram, “Her yıl milyonlarca

insanın ölümünden sorumludur.

Zatürre ülkemizde de önemli hastalık

ve ölüm nedenleri arasında yer

almaktadır. Küresel Astım Raporuna

(2018) göre dünyada 339 milyon

astımlı hasta bulunmaktadır. Ne yazık

ki tüm tedavi olanaklarına rağmen

halen astıma bağlı ölümlerin özellikle

düşük gelirli toplumlarda sorun

olduğu bildirilmektedir. Türkiye’de de

yaklaşık her 12-13

erişkinden biri ve

7-8 çocuktan biri

astım hastası olup

ülkemizde de tüm

dünyada olduğu

gibi sıklığı giderek

artmaktadır.

Sağlıksız hava

solumak dünya

genelinde önemli bir

sorundur. Yaklaşık

2 milyar insan,

dış ve iç ortamda

kirli ve zararlı

havayı solumakta,

1 milyar insan tütün dumanına

maruz kalmaktadır. Pasif duman

maruziyeti de ciddi sağlık sorunlarına

yol açmaktadır; öyle ki 1964’den

beri sigara içmeyen yaklaşık

2,5 milyon insan, pasif sigara

dumanına maruziyet sonucu hayatını

kaybetmiştir. Türkiye’de hava kirliliği

nedeniyle ölümler, trafik kazası

nedeni ile ölümlerden yaklaşık 2 kat

fazladır. 100 milyondan fazla kişiyi

etkileyen uykuda solunum durması

hastalığı (uyku apnesi) giderek

daha çok görülmektedir. Dünyada

erkeklerde %3-8, kadınlarda %2-4

oranında görülmektedir. Tedavi

edilmediği takdirde tüm sistemlere

olan olumsuz etkileri yanında,

gündüz aşırı uyku hali sebebiyle

trafik ve iş kazalarına yol açması

nedeniyle de önemli

bir toplum sağlığı

sorunudur.”diye

belirtti.

Mesleksel

hastalıklara dikkat

Mesleksel akciğer

hastalıklarının

dünyada 50

milyondan fazla

kişiyi etkilemekte

olduğunu belirten

Bayram, “Ne yazık ki

çalışanlar ülkemizde

de akciğerleri

olumsuz etkileyen

toz, duman gibi işyeri ortamındaki

olumsuz şartlara maruz kalmaya

devam etmektedir.” dedi.Bayram,

sevindirici olanın ise soluduğumuz

havanın kalitesini artırmak suretiyle

çoğu solunum hastalıklarını

önlenebildiği olduğunu ifade ederek

şöyle devam etti: Sağlıksız havanın

ana kaynağını tütün dumanı, iç ve dış

ortam hava kirliliği, havadaki bulunan

mikroplar, zararlı tozlar, duman ve

allerjenler oluşturmaktadır. Çeşitli

koruyucu önlemler ile akciğer

hastalıklarının ortaya çıkması

önlenebilir ve daha iyi tedavi edilmesi

sağlanabilir. Örneğin, kişilerin

sigaraya başlamamasını sağlamak

ve sigara içenlerin bırakmalarını

teşvik etmek KOAH’ı önlemede en

etkili yöntemdir. Sigarayı bıraktırmak

suretiyle astımlılar

daha iyi tedavi

edilebilir ve solunum

fonksiyonlarındaki

düşüş azaltılabilir.

Hamilelik döneminde

sigara içmemek ve

doğumdan sonra da

pasif sigara dumanı

maruziyetinden

kaçınmak, çocuklarda

astım sıklığını ve

şiddetini azaltabilir.

Akciğer kanseri tütün

kontrolü ile büyük

ölçüde önlenir.

Ekim 2018


44

Healt

Radon ve asbest gibi akciğer kanserinin

çevresel nedenleri izlenebilir ve azaltılabilir.

İşyerlerinde solunan havanın zararlı maddeler

açısından düzenli kontrolü, mesleksel akciğer

hastalığı gelişimini önleyebilir. Aşılama çok

önemli olup, pek çok çocukluk çağındaki

solunum hastalıklarının ortadan kaldırılmasını

sağlar. Bu nedenle çocukluk dönemindeki

aşılar mutlaka yapılmalıdır. Erken teşhis

ve tedavi verem hastalığı için kritik öneme

sahiptir, hastalık erken tanınır ve uygun

şekilde tedavi edilirse çoğu verem hastası

tamamen iyileşir.”Prof. Dr. Hasan Bayram

ayrıca, “Dünyadaki tüm solunum dernekleri,

her bireyin temiz hava soluma hakkına sahip

olduğunu vurgulamakta, bu nedenle kanun

yapıcılarından ve hükümetlerden bütün

ülkelerde temiz ve sağlıklı hava standartlarını

sağlamalarını talep etmektedirler. Türk Toraks

Derneği olarak temel amacımız ulusal akciğer

sağlığını geliştirmektir. Bu nedenle bölgesel ve

küresel kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak

konunun öneminin anlaşılmasını, devamında

koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik

verilmesini desteklemekteyiz. “Dünya Akciğer

Günü” vesilesiyle ulusal düzeyde akciğer

sağlığını korumak yönünde farkındalığın

artmasına katkı sunmayı hedeflemekteyiz.

Sağlıklı hayatlar için sağlıklı nefesler gerekir.

Hayat nefesle başlar. 25 Eylül 2018 Dünya

Akciğer Günü kutlu olsun.“ diyerek sözlerini

tamamladı.

Ekim 2018


MEDICA 2018 STAND NO: 13D34


48

Kanserde obezite,

nikotinden daha riskli!

kanserden korunmak

için, kilonuza dikkat

edin!

Obesity has a greater

risk than smoking!

watch your body

weight to reduce the

risk of cancer!

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü

Öğretim Üyesi Dr. Yıldız Erdoğanoğlu

Bugüne kadar kanser için başlıca risk

faktörü olarak sayılan nikotinin yerini

günümüzde artık obezite alıyor.Fazla

yemek ve egzersiz yapmamak, kanserin

başlangıcında ve ilerlemesinde nikotin

tüketiminden bile daha büyük etkiye

sahip. Obezitede kanser riskiyle beraber

tümörlerin nüksetme ihtimalinin de

arttığını belirten uzmanlar, egzersiz ve

sağlıklı beslenmenin önemine değindi.

Nicotine used to be considered as a

primary risk factor; however it has been

replaced by obesity in today’s world.

Overeating accompanied by no physical

activity poses a greater risk than smoking

for onset and progression of cancer.

Experts indicate that tumours are likely

to recur along with the risk of cancer in

obesity, and highlight the importance of

exercising and eating healthy.

Ekim 2018


49

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizik

Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Dr.

Yıldız Erdoğanoğlu, obezitenin kanser üzerindeki

etkileri hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.

Aşırı kilolu kadınlarda kanser riski %90 artıyor

“Tüm kanser ölümlerinin yüzde 25-30’una neden olan

sigara içimi, büyük önem taşımaktadır. Bugüne kadar,

nikotin kanser için başlıca risk faktörü olarak sayılıyordu.

Günümüz araştırma bulgularına göre ise; fazla kilolu

olmak kanser risk faktörleri açısından sigarayı bile

geçerek ilk sırayı almış durumda” diyen Dr. Yıldız

Erdoğanoğlu, “Gereğinden fazla yemek yemek, çok

az egzersiz yapmak sonuçta da obez olmak, kanserin

başlangıcında ve ilerlemesinde nikotin tüketiminden bile

daha büyük etkiye sahip. Aşırı kilolu kadınlarda kanser

gelişme olasılığı yüzde 90 oranında artmış durumda ki

bu da çok yüksek bir oran. Yumurtalık veya rahim ağzı

kanseri, meme kanseri gibi bazı tümör türleri, bunun

dışında aşırı kilolu kişilerde kolon ve prostat kanserleri de

ortaya çıkmaktadır” şeklinde konuştu.

Obezite, tümörlerin nüksetmesine neden oluyor!

Erdoğanoğlu, “Obezseniz, sadece kanser oluşumu için

risk taşımazsınız, aynı zamanda tümörlerin nüksetme

ihtimalini de artırmış olursunuz. Düzenli egzersiz ve

dengeli bir beslenme programı ise riski azaltır. Bu konuda

insanlarımızın farkındalığının güçlü olması çok önemlidir”

diyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Günümüzde bazı kanser türleri için, hastalık riski

zamanla azalmakta diğerleri için artmaktadır.

Sanayileşme ve toplumun refah düzeyi, nikotin kullanımı,

sağlıksız beslenme, çevre kirliliği veya kanserojen

maddeler risk faktörleri arasındadır. Kanserin gelişimi

tek bir nedene bağlanamaz, çeşitli faktörlerden oluşan

bir ağa dayanır. Kanserin gelişiminde genetik faktörler

de önemli bir rol alır ama bireysel riskleri öngörmek

çok fazla mümkün değildir. Bilinen risk faktörlerini

ise azaltarak, hastalığa yakalanma olasılığınızı en aza

indirebilirsiniz.”

Kanserden korunmak için, bu uyarılara kulak verin!

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizik

Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Yıldız

Erdoğanoğlu, kanserden korunmak için yapılabilecekleri

şöyle sıraladı:

•“Aşırı kilolu olmaktan kaçının. Bel çevresi ölçümünün

kadınlarda 80 cm, erkeklerde 94 cm altında olması

gerektiğini unutmayın. Kilo yönetiminizde başarılı

olamıyorsanız profesyonel destek alın.

• Sigara içmeyin! Sigara içiyorsanız, bu duruma mümkün

olan en kısa zamanda son verin. Bunu yapamıyorsanız, en

azından sigara içmeyenlerin varlığında sigara içmeyin.

Dr. Yıldız Erdoğanoğlu, an academic member from

Üsküdar University, Faculty of Health Sciences,

Department of Physiotherapy and Rehabilitation made

significant evaluations on the risks of obesity on cancer.

Overweight women exposed to 90% higher risk of

cancer

“Smoking, which claims a rate of 25 to 30% in cancer

deaths, is very important. Up until today, nicotine used to

be a primary risk factor for cancer. Interestingly, most

recent research findings demonstrate that overweight

poses a greater risk than smoking for the risk of

cancer as it has been placed on the top of the list.” says

Academic Member Dr. Yıldız Erdoğanoğlu.

“Over eating accompanied by limited physical activity

leads to obesity, which has a greater risk than smoking

for onset and progression of cancer. Carcinogenesis

probability has increased by 90% for overweight women,

which is a very high rate. Some types of tumours such as

ovarian cancer or cervical cancer, breast cancer apart

from colon and prostate cancers are clinically seen with

overweight individuals.”

Obesity causes tumours to recur!

Erdoğanoğlu remarks as follows: “If you are overweight,

you are prone not only to cancer but also recurrence

of tumours. Regular physical activity accompanied

by healthy diet reduces the risk. It is crucial to gain

awareness.”

“Today, risk of disease appears to decrease for certain

types of cancer while it tends to increase for others.

Industrialisation and welfare level, smoking, unhealthy

diet, environmental pollution or carcinogenic materials

are amongst the risk factors. Cancer cannot be linked

to a single factor as it relies on a set of various factors.

Genetic factors also play a significant part for having

cancer, but it is hardly possible to anticipate individual

risks. One can reduce already known risk factors to

minimise the risk of disease.”

Consider these guidelines to reduce your risk of cancer!

Academic Member Dr. Yıldız Erdoğanoğlu refers to

following tips in cancer prevention:

• “Avoid overweight. Remember that waist circumference

should be up to 80 cm for women and up to 94 cm for

men. Seek professional help if you fail with bodyweight

management.

• Do not smoke! If you are a smoker, quit as soon as

possible. If you cannot quit, at least try not to around

non-smokers.

• Exercise regularly. Even a half an hour of walking a day

will help you prevent disease.

Ekim 2018


50

• Mutlaka düzenli egzersiz yapın. Günde yarım saat yürüyüş

yapmanız bile sizin için koruyucu olacaktır.

• Daha fazla sebze ve meyve yiyin: günde en az beş porsiyon.

Hayvansal yağ içeren besinleri daha az tüketin.

• Çok yoğun güneş ışığından kaçının. Özellikle çocuklar ve

ergenler güneş korumasına dikkat etmelidir. Güneş yanığına

eğilimli olanlar, yaşamları boyunca güneşe dikkat etmelidir.

• Kansere neden olabilecek kimyasal maddelerle ilgili

güvenlik talimatlarını izleyin. Radyasyondan korunma

tavsiyelerini takip edin.

• Kadınlar rahim ağzı kanser taramasından haberdar

olmalıdır.

• Meme kanserinin erken tespiti için 50 yaş üstü kadınlar,

mamografi taramasına katılmalıdır.

• Erkekler ve kadınlar kolorektal kanserin erken tespiti için

alınacak önlemlere katılmalıdır.

• Hepatit B aşı programlarına katılın.”

• Consume vegetables and fruits: Minimum five

portions a day. Avoid foods that contain animal fat.

• Avoid intense sunlight. Kids and adolescents

should wear sun block. Individuals who are prone

to sunburns should always protect themselves

from the sun.

• Follow up with safety instructions on carcinogen

chemicals. Follow advises to protect against

radiation.

• Women should be aware of and pay attention to

cervical cancer screening.

• For early detection of breast cancer, women

above 50 years should undergo mammography

screening.

• Both men and women should take precautions for

early detection of colorectal cancer.

• Both men and women should get hepatitis b

vaccination administered.”

Ekim 2018


52

Technology

Kardiyolojide yeni

teknikler canlı

vaka analiziyle

anlatıldı

New techniques in

cardiology were

explained by live case

analysis

“Koroner Girişimde Görüntüleme ve

Koroner Fizyolojinin Etkin Kullanımı”

toplantısı İbrahim Etem - Menarini’nin

destekleriyle gerçekleştirildi.

Toplantıda Prof. Dr. Muzaffer

Değertekin, Prof. Dr. Murat Sezer, Doç.

Dr. Olcay Özveren ve Doç. Dr. Emre

Aslanger tarafından gerçekleştirilen

canlı vaka analizleriyle; BT anjiyografi,

IVUS, FFR konularında kardiyologlara

bilgi verildi.

“Coronary Intervention Imaging and

Effective Use of Coronary Physiology”

Meeting was held with the support

of İbrahim Etem - Menarini. The

information about BT angiography, IVUS

and FFR has been given to cardiologists

with the live case analyses realized by

Prof Dr Muzaffer Değertekin, Prof Dr

Murat Sezer, Assoc. Dr Olcay Özveren

and Assoc Dr. Emre Aslanger.

Ekim 2018


54

Technology

Farklı görüntüleme teknikleri sayesinde elde

edilen bulgular, birçok hastalığın teşhisini

değiştirdiği gibi tedavi stratejisini de yakından

etkiliyor. İbrahim Etem - Menarini’nin destekleriyle

gerçekleştirilen “Koroner Girişimde Görüntüleme ve

Koroner Fizyolojinin Etkin Kullanımı” toplantısında

kardiyolojide kullanılan güncel teknikler ve uygulama

yöntemleri paylaşıldı.Organizasyona Yeditepe

Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı

Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Değertekin, İstanbul

Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Kardiyoloji

Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat

Sezer, Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji

Bölümü’nden Doç. Dr. Olcay Özveren ve Doç. Dr.

Emre Aslanger konuşmacı olarak katıldı.

Bilgisayarlı Tomografi (BT) anjiyografi, İntravasküler

Ultrasonografi (IVUS), Fraksiyonel Akım Tekniği

(FFR) gibi tekniklerin uygulandığı beş farklı vakanın

değerlendirildiği toplantıda katılımcılar canlı yayın

aracılığıyla analizleri takip etme şansı yakaladı.

Koroner anjiyografi ile görülmeyen plaklar ortaya

çıkıyor

Koroner anjiyografi ile klasik anjiyo arasındaki

farklara değinen Prof. Dr. Muzaffer Değertekin,

koroner anjiyografinin hastalıkların semptomları

konusunda daha fazla bilgi verdiğini aktardı.

Prof. Dr. Değertekin, “Bilgisayarlı Tomografi (BT)

anjiyografi, klasik anjiyoda görülmesi zor olan

plakları da açığa çıkartıyor. Bu durum, tedavi ve

işlem stratejisini tamamen değiştiriyor. Tomografi

yöntemi birçok farklı alanda kullanıldığı gibi ana

koroner lezyonları değerlendirmek için de oldukça

önemli bir yöntem oluyor” dedi.

FFR ile farklı sonuçlar elde ediliyor

FFR ve IVUS yöntemlerinin ne zaman kullanılması

gerektiğine dair ipuçlarını meslektaşları, asistanları

ve Tıp Fakültesi öğrencileri ile paylaşan Prof. Dr.

Murat Sezer, FFR tekniği ile değerlendirildiğinde

çoklu damar hastalık sahibi olan kişilerin üçte

birinin yüksek risk grubundan bir alt risk grubuna

düştüğünü vurguladı.

Doç. Dr. Olcay Özveren kompleks ana koroner

olgularının değerlendirmesini vaka analizleri ile

anlatırken; Doç. Dr. Emre Aslanger ise stres ekostrain

kullanımını, koroner girişim planlamasını ve

takibinde izlenmesi gereken yolları aktardı.

The findings of different imaging techniques

change the diagnosis of many diseases and

affect the treatment strategy closely. In the

meeting of “Coronary Intervention Imaging and

Effective Use of Coronary Physiology” with the

support of İbrahim Etem - Menarini, current

techniques and application methods used in

cardiology were shared with the participants.To

the organization; Yeditepe University Hospital,

Head of Department of Cardiology, Professor

Dr Muzaffer Değertekin, Istanbul University,

Istanbul Faculty of Medicine, Department of

Cardiology, Professor Dr Murat Sezer, Yeditepe

University Hospital, Cardiology Department,

Assoc. Dr Olcay Özveren and Assoc. Dr Emre

Aslanger participated as a speaker.

In the meeting where techniques such as

computed tomography (CT) angiography,

Intravascular Ultrasonography (IVUS), Fractional

Flow Technique (FFR) were applied and five

different cases were evaluated, the participants

had the chance to follow the analyses via live

broadcast.

Coronary angiography reveals unseen plaques.

Dr Muzaffer Değertekin who has talked about

the differences between coronary angiography

and classical angiography, said coronary

angiography gives more information about the

symptoms of diseases. Professor Dr. Değertekin

has continued his words as follows; “Computed

tomography (CT) angiography is also revealing

plaques that are difficult to see in classical

angiography. This is completely changing the

strategy of operation and treatment. Tomography

is a very important method for evaluating main

coronary lesions as it is used in many different

areas.” He said.

Different results are being obtained with FFR

Prof Dr Murat Sezer has shared the tips of

when to use the FFR and IVUS methods with

his colleagues, assistants and students of the

Faculty of Medicine. He said that one third of the

people who had multiple vessel disease when

they were evaluated by FFR technique passed to

a lower risk group than the high risk group.

Assoc. Dr Olcay Özveren explained the evaluation

of the complex main coronary cases by case

studies. Assoc. Dr Emre Aslanger explained

stress echo-strain usage, coronary intervention

planning and follow-up paths afterwards.

Ekim 2018


56

Healt

Şah damar

tıkanıklığına dikkat!

Beware of the carotid

artery occlusion!

Carotid arteries, which are

located on both sides of the

neck and are the vessels

that deliver oxygen-rich

blood to the brain, are known

as the “jugular veins”, are

the vessels that provide a

significant part of the blood

circulation of the brain and

tissues in the face, neck and

scalp.

Acıbadem Cardiovascular

Surgery Specialist Assoc. Dr

Cem Arıtürk, who stated that

there is a risk of constriction

and occlusion due to

atherosclerotic process in the

arteries as in every arteries

in the body, gave information

about the carotid artery

occlusion.

Acıbadem Kalp ve Damar Hastalıkları

Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Cem Arıtürk

Boynun her iki yanında yer alan ve

beyne oksijence zengin kanı ulaştıran

damarlar olan ve halk arasında “şah

damarları” olarak bilinen karotis

arterleri, beynin ve yüzdeki, boyundaki

ve saçlı derideki dokuların kan

dolaşımının önemli bir bölümünü

sağlayan damarlardır.Vücuttaki

her atardamarda olduğu gibi şah

damarlarda da aterosklerotik (damar

sertliği) sürece bağlı olarak daralma

ve tıkanma riski bulunduğunu ifade

eden belirten Acıbadem Kalp ve

Damar Hastalıkları Cerrahisi Uzmanı

Doç. Dr. Cem Arıtürk, şah damar

tıkanıklığı konusunda bilgiler verdi.

Ekim 2018


58

Healt

Damar hastalıkları arasında en tehlikelilerden olan şah

damar tıkanıklığının belirtileri nelerdir ve hangi risk

faktörleri bu hastalığı tetikliyor?

Her damar sertliği sürecinde olduğu gibi yağ ve kireç

içerikli aterom plaklarına bağlı olarak meydana gelen

şah damar tıkanıklığında hedef organ beyin olduğu

için hastalığın olası sonuçları ve komplikasyonları

çok ciddi olabiliyor. Genetik ve ailesel faktörlerin

şah damar tıkanıklığı sebepleri arasında ilk sırada

bulunduğunu belirten Acıbadem Kalp ve Damar

Hastalıkları Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Cem Arıtürk,

“Bununla birlikte hareketsizlik, sigara kullanımı en

önemli risk faktörlerinden. Özellikle kontrol altına

alınmamış hipertansiyon ve şeker hastalığı da hem

hastalığın oluşum riskini hem de ilerleme hızını arttıran

faktörlerden sayılabilir” dedi.

Hastalığın belirtilerine de değinen Dr. Cem Arıtürk

şunların altını çiziyor: “Yavaş ve sinsi ilerleme özelliğine

sahip şah damar tıkanıklığının belirtileri arasında,

özellikle yatan ya da oturan kişinin aniden ayağa kalkması

ile oluşan sendeleme, göz kararması, baş dönmesi ve

bayılma yer alıyor. Bununla birlikte hastalarda hastalığın

seyri boyunca konuşma bozuklukları görülebiliyor.

Bu konuşma bozuklukları kelimeleri hatırlayamama

veya telaffuz problemleri şeklinde ortaya çıkabiliyor.

Unutkanlık hastalarda en sık görülen belirtilerden bir

diğeri. Bununla birlikte hastaların bir kısmında geçici felç

atakları da görülebiliyor ki bu geçici ataklar, meydana

gelebilecek kalıcı felçlerin en önemli habercisi.

Özelikle başlangıç dönemindeki belirtiler pek

önemsenmese de hem hayat kalitesini düşürmesinden

dolayı hem de erken tanı konabilmesi açısından çok

önemli çünkü erken tanı hem girişimsel ve cerrahi

tedavilerin daha geç dönemde yapılmasına olanak tanıyor

hem de ilaç tedavisi ile birlikte şikâyetlerin azalması

sağlanabiliyor.”

What are the symptoms of carotid artery occlusion,

which are the most dangerous of vascular diseases?

And which risk factors trigger this disease?

As in the process of hardening of the arteries, as the

target organ is the brain in the carotid artery occlusion

due to fat and lime-containing atheroma plates, the

possible consequences and complications of the

disease can be very serious. Acıbadem Cardiovascular

Surgery Specialist Assoc. Dr Cem Arıtürk who has

stated that Genetic and familial factors are the major

reasons to carotid artery occlusion, continued his words

as follows “However, immobility and smoking are some

of the most important risk factors as well. Especially

uncontrolled hypertension and diabetes are factors

that increase both the risk of disease and the rate of

progression.”

Cem Arıtürk who has also touched upon the symptoms

of the disease, underlines that: “The symptoms of slow

and insidious progressive carotid artery obstruction

include grogginess, blackout, dizziness, and fainting,

especially when the lying or sitting person suddenly

gets up. However, patients can have speech disorders

during the course of the disease. These speech

disorders can appear as the inability of remembering

or pronunciation problems of the words. Forgetfulness

is one of the most common symptoms in patients.

However, some of the patients may also experience

temporary paralysis attacks, which is the most

important precursor to permanent paralysis actually. In

particular, although the symptoms of the onset period

are not paid much attention, it decreases the quality

of life for sure. It is very important both to prevent this

situation and to make an early diagnosis. Because

early diagnosis allows both interventional and surgical

treatments to be performed later. Along with this,

complaints can also be reduced with drug treatment.”

He said.

Ekim 2018


60

Events

Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma

Derneği ve Türkiye Obezite Araştırma

Derneği obezite hakkında kamuoyunu

harekete geçiriyor.

“Hadi Birlikte

Önyargıları Kıralım

Obeziteyle Başa

Çıkalım”

Turkey Endocrinology and

Metabolism Association and Turkey

Obesity Research Association is

mobilizing the public about obesity.

“Let’s break down the

prejudices together

let’s Overcome of the

Obesity”

Turkey Endocrinology and

Metabolism Association (TEMA) and

Turkey Obesity Research Association

(TORA), 11 October World Obesity Day

held a meeting due. At the meeting,

it was pointed out that obesity should

be considered as a chronic disease

that can be treated. It was also

pointed out that the individuals who

were struggling with obesity has been

exposed to the prejudices. TOAD

Vice President Dr Dilek Yazıcı also

became the first person to support

the digital campaign named HADİ

BİRLİKTE, which they initiated in

order to raise awareness on obesity.

Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği (TEMD) ve Türkiye Obezite Araştırma

Derneği (TOAD), 11 Ekim ‘Dünya Obezite Günü’ nedeniyle bir toplantı gerçekleştirdi.

Toplantıda, obezitenin, tedavisi mümkün kronik bir hastalık olarak kabul edilmesi

gerektiğine ve obezite hastalığıyla mücadele eden bireylerin maruz kaldığı

önyargılara dikkat çekildi. TOAD Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dilek Yazıcı, toplantıda

ayrıca obezite konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla başlattıkları “HADİ

Birlikte” isimli dijital kampanyayı da tanıtarak, ilk destekleyen kişi oldu.

Ekim 2018


Events

61

11 Ekim Dünya Obezite Günü nedeniyle Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği (TEMD) ve Türkiye Obezite

Araştırma Derneği (TOAD), “obezite” konulu bir toplantı düzenledi. Toplantıda, tüm dünyada ciddi bir sorun haline

gelmeye başlayan obezitenin, tedavisi olan kronik bir hastalık olduğu ve obezite hastalığıyla mücadele eden bireylerin

çeşitli toplumsal önyargılara maruz kaldığı vurgulandı.

Toplantıda konuşan TEMD Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Fahri Bayram, obezitenin birçok metabolik hastalık, mekanik

ve psikolojik komplikasyonlara neden olduğuna dikkat çekerek, şöyle devam etti:

“Obezite, başta diyabet, hipertansiyon olmak üzere birçok komplikasyonla ilişkilidir. Obezite beklenen yaşam ömrünü

de kısaltmaktadır. Mesela normal bir kişiye göre VKİ’si 30-35 olan birisi 3 yıl, VKİ’si 40’ın üzerinde olan birisi ise 10 yıl

daha az yaşamaktadır. Obezitenin tedavisinde diyetisyenden psikoloğa, egzersiz uzmanından hekime multidisipliner

bir ekip birlikte görev yapmalıdır. Maalesef toplumda obezite hakkında çok yanlış bir takım inanışlar ve davranışlar

hâkimdir. Obezite hastaları, hastalıklarının yanı sıra toplumdaki önyargılarla da mücadele etmek durumunda

kalmaktadır. Bu mücadele, başta hastanın ailesi olmak üzere, sivil toplum örgütleri, üniversiteler, endüstri ve medya

gibi bileşenlerin ortaklığıyla birlikte yürütülmeli ve önyargılar kırılmalı. Bu konuda farkındalık oluşturmak için ‘HADİ

BİRLİKTE ÖNYARGILARI KIRALIM OBEZİTEYLE BAŞA ÇIKALIM’ diyoruz.”

Turkey Endocrinology and Metabolism Association (TEMA) and Turkey Obesity Research Association (TORA), 11

October World Obesity Day held a “obesity” meeting due. At the meeting, it was pointed out that obesity should be

considered as a chronic disease that can be treated. It was also pointed out that the individuals who were struggling

with obesity has been exposed to the prejudices.

Speaking at the meeting, Deputy President of TEMD Dr Fahri Bayram, pointed out that obesity caused many metabolic

diseases and its mechanical and psychological complications as well, said:

“Obesity is associated with many complications, particularly diabetes and hypertension. Obesity also shortens the

life expectancy as well. For example, someone with a BMI of 30-35 lives 3 years less than a normal person. One

person who has a BMI of more than 40 years lives 10 years less than a normal person. In the treatment of obesity,

a multidisciplinary team should work together from dietitian to psychologist, exercise specialist and physician.

Unfortunately, there is a very wrong set of beliefs and behaviours about obesity in society. Obesity patients have to

struggle with prejudices in society as well as their diseases at the same time. This struggle should be carried out

together with the partnership of the patient’s family, non-governmental organizations, universities, industry and

media. And the prejudices must be broken down.

Ekim 2018


62

Events

TOAD Başkan Yardımcısı Prof. Dr.

Dilek Yazıcı ise konuşmasında obezite

hastalığıyla mücadele eden bireylerin

maruz kaldığı önyargılara değinerek,

şunları söyledi:

“Önyargılar, obez bireylerin yaşadığı

fiziksel ve psikolojik problemlerin

de şiddetini artırıyor. Kendilerine

olan inançlarını etkileyerek, yaşam

kalitelerini düşürüyor. Bireylerde

sosyal izolasyona, gecikmiş yardım

isteme davranışına, düşük benlik

saygısı ve olumsuz beden algısına

neden oluyor. Obez bireylerin sağlık

hizmetinden kaçınmalarına, tedavilerini

aksatmalarına/geciktirmelerine ve

sonuç olarak gittikçe artan sağlık

problemlerine yol açıyor. Önyargıların

sebep olduğu bu durum da, hastalıktan

kaynaklanan komplikasyonları

çoğaltıyor. Dolayısıyla sağlık maliyetleri

de çoğalan sağlık problemleriyle doğru

orantılı olarak artıyor.”

Önyargılarla nasıl baş edileceğine de

değinen Prof. Dr. Dilek Yazıcı, “Obezite

hastalığının tedavisinin her aşamasında

hekim, hemşire, diyetisyen, psikolog

ve aile ile işbirliği içinde olunması

gerekmektedir” dedi.

‘Obez bireyler kimden, nasıl yardım

alacaklarını dahi bilmiyor’

Novo Nordisk Türkiye Genel Müdürü

Dr. Burak Cem ise “HADİ BİRLİKTE

ÖNYARGILARI KIRALIM OBEZİTEYLE

BAŞA ÇIKALIM” dijital kampanyasına

ilişkin yaptığı açıklamada, Türkiye’de

obezite hastalığı görülme sıklığının

yüzde 36 olduğunu hatırlatarak, bu

hastalıkla mücadele için farkındalığın

yanı sıra işbirliğinin de önemini

vurguladı.

Novo Nordisk Türkiye Pazara Erişim

ve Kurumsal İlişkiler Direktörü Aysun

Hatipoğlu ise kampanyaya ilişkin şu

açıklamayı yaptı:

“Ülkemizde her 3 kişiden biri obezite

hastalığı ile mücadele ediyor. Yurt

dışında yapılan araştırmalar gösteriyor

ki, bu hastalar maalesef kimden ve nasıl

yardım alacaklarını dahi bilmiyorlar.

Ayrıca dışlanmaya kadar varan bir

takım toplumsal önyargılara maruz

kalıyorlar. Obeziteyi tedavi edilebilir

kronik bir hastalık olarak tanımlayan

sayılı ülkelerden biri de Türkiye. Novo

Nordisk Türkiye olarak bu hastalığa

dikkat çekmek için pek çok bilimsel ve

sosyal eğitimler düzenliyoruz.

Yeni projeler geliştiriyoruz ve

farkındalık oluşturacak projeleri

destekliyoruz. Öncelikle kamuoyunu

hasta olmamaları için bilinçlendiriyoruz.

Diğer yandan da hastalar için en ileri

tedavi seçeneklerini sunuyoruz.”

Hadi Birlikte Önyargıları Kıralım,

Obeziteyle Başa Çıkalım

Kronik ve karmaşık bir hastalık olan

obezitenin oluşumunda biyolojik, sosyal

ve çevresel faktörler etkilidir. Obeziteyle

başa çıkmanın en önemli şartı ise

BİRLİKTE hareket etmektir. Sadece

obezite ile yaşayan kişileri veya sadece

bu alanda çalışan hekimler, dernekler,

paydaşlar olarak değil, toplumu dahil

ederek motivasyon sağlayabilecek bir

HAREKET başlatılmaktadır.

In order to raise the awareness in

society, we say “Let’s break down the

prejudices together let’s Overcome of

the Obesity”

TOAD Vice President Dr Dilek Yazıcı

In her speech, mentioned about the

prejudices that individuals faced who are

struggling with obesity disease and said:

“Prejudices increase the severity of

physical and psychological problems

experienced by obese individuals. They

affect their beliefs and reduce their

quality of life. It causes social isolation,

delayed help seeking behaviour,

low self-esteem and negative body

perception in individuals. It causes

obese individuals to abstain from health

care, disrupt / delay their treatment,

and consequently, increasing health

problems. This condition, which is

caused by prejudices, increases the

complications caused by the disease.

Therefore, health costs are increasing

in line with the increasing health

problems.” He said.

Dr Dilek Yazıcı who also touched upon

how to deal with prejudices, said

“Obesity disease at all stages of the

treatment of doctors, nurses, dieticians,

psychologists and family should be in

cooperation at all.”

“Obese people, they do not even know

how to get help from whom”

Novo Nordisk Turkey General Manager

Dr. Burak Cem, in his statement about

the digital campaign named ”Let’s

break down the prejudices together

let’s Overcome of the Obesity” he

said, disease prevalence in Turkey,

recalled that 36 percent. He stressed

the importance of cooperation as well

as awareness for the fight against this

disease.

Novo Nordisk Turkey Market Access and

Institutional Relations Director Aysun

Hatipoglu made the following statement

about the campaign:

“One in every three people in our

country is struggling with obesity.

Researches conducted abroad show

that these patients unfortunately do

not even know how to get help. They

are also exposed to a number of social

prejudices, including being excluded

from society. Turkey is one of the few

countries which describes the obesity

as a chronic disease that can be treated.

As Novo Nordisk Turkey, we have

been organizing many scientific and

social education programs in order to

draw attention to this disease. We are

developing new projects and supporting

projects which may raise awareness.

First of all, we raise the public’s

awareness for not being sick. On the

other hand, we offer the most advanced

treatment options for patients.”

”Let’s break down the prejudices

together let’s Overcome of the Obesity”

Biological, social and environmental

factors are effective in the development

of obesity, a chronic and complex

disease. The most important condition

for dealing with obesity is to act in

the cooperation. A movement is

being initiated that can only motivate

people who live with obesity or not

only as physicians, associations and

stakeholders working in this field, but

also by involving the society as well.

Ekim 2018


64

Altınbaş Üniversite Hastanesi Medical Park Bahçelievler Kalp ve Damar Cerrahı

Prof. Dr. Barış Çaynak; “Minimal invaziv yöntemle yapılan ameliyattan sonra hastalar

4’üncü günde taburcu olabiliyor ve bir hafta içerisinde günlük rutinine dönebiliyor.”

Kalp idare etmez!

İşi gücü dert edip ameliyatınızı ertelemeyin

Kalp ve Damar Cerrahı Prof. Dr. Barış Çaynak

Kalp damarları belli bir oranın üzerinde tıkanmış ve

ameliyat gerektiriyorsa ertelemeyin. Kalp ameliyatları

artık “Minimal invaziv” yani küçük kesi cerrahisi

sayesinde sadece 4 santimlik bir kesi ile yapılabiliyor.

Altınbaş Üniversite Hastanesi Medical

Park Bahçelievler Kalp ve Damar

Cerrahı Prof. Dr. Barış Çaynak,”

hastaları tek tek değerlendirilip

ameliyat için en faydalı rotayı

belirlemek oldukça önemli. Bu

nedenle minimal invaziv yöntemi kalp

ameliyatlarında kişinin üzerinden

ameliyatın tüm yükünü alıyor” diyor.

Amaç günü kurtarmak değil

ömürlük iş yapmak

Altınbaş Üniversite Hastanesi

Medical Park Bahçelievler Kalp

ve Damar Cerrahı Prof. Dr. Barış

Çaynak: ”Göğüs ağrısı, çabuk

yorulma, merdiven çıkarken

kola veya çeneye vuran ağrı gibi

şikâyetlerden sonra doktora

gidildiğinde hasta bazı tetkiklerden

geçiriliyor. Öncelikle eko, efor,

kan testi gibi az travmatik testler

yapılıyor. Test sonuçları damar

tıkanıklığını gösteriyorsa veya damar

tıkanıklığından şüphelendiriyorsa,

kişiye anjiyo yapılması gerekiyor.

Çünkü kalp anjiyosundan başka

hiçbir test damarları göstermiyor.

Kalbi besleyen damarlarda belli bir

seviyenin üzerinde tıkanıklık varsa

ilaçla tedavi edilemiyor. Kişinin

kalbine ya stent takılması ya da

ameliyat yapılması gerekiyor. Bizim

amacımız bir tedavi planlarken

günü kurtarmak değil, ömürlük iş

yapmaktır. Bu nedenle ameliyat

kararı kişiye özel verilmelidir.

Genellikle insanlar açık kalp

ameliyatlarındaki kocaman yaradan,

göğüs kemiğinin açılmasından

korkuyorlar. Fakat kalp ameliyatları

artık çok daha küçük kesilerle

yapılabiliyor. Minimal invaziv yöntem

ile açık kalp ameliyatında yapılan

işlemin aynısı yapılıyor. İşlem özel bir

teknikle ve küçük bir kesiyle yapıldığı

için ameliyatın yükünü kişinin

üzerinden alıyor.”

Ameliyat öncesi kapsamlı tarama

Ameliyat kararı verildiğinde hastalar

bunu birkaç doktor ile teyit etmek

istiyor. Hastalar bize: ‘Ameliyata

gerek var mı’, ‘Eğer gerek varsa

en iyi teknik nedir?’, ‘Ameliyatın

doğrusu nasıl olmalıdır?’, ‘Hangi

damarla by-pass yapmak lazım?’’ gibi

sorularla geliyorlar. Biz hasta bazlı

olarak değerlendirme yaparak bir yol

haritası belirliyoruz. Hastanın genel

durumu nedir, kalp kondisyonu nasıl,

kalbin kasılma fonksiyonlarında bir

bozukluk var mı, kalp kapaklarında

bir bozukluk var mı diye kontrol

ediyoruz. Akciğer, böbrek, iç organlar

ve beyin dolaşımı ameliyat öncesinde

kontrol edilerek hasta ciddi bir

kontrolden geçiriliyor. Bu tetkikler

sonucunda ameliyatı hangi teknikle

yapacağımıza karar veriyoruz.

Hastaların birçoğu ameliyatlarını

minimal invaziv yöntemle yani

daha küçük kesiyle yapılıpyapılamayacağını

merak ediyor.

Her hasta minimal invaziv yönteme

uygun olmuyor. Anjiyo ve genel sağlık

durumu mutlaka kontrol ediliyor ve

ameliyatın hangi yöntemle yapılacağı

belirleniyor.

Sonra ameliyat olurum’ demeyin!

Altınbaş Üniversite Hastanesi

Medical Park Bahçelievler Kalp

ve Damar Cerrahı Prof. Dr. Barış

Çaynak: “Minimal invaziv yöntem ile

göğüs kemiği açılmıyor, sol göğüs

altından 4 santimlik bir kesi ile

ameliyat gerçekleştiriliyor. Sadece

tek damar hastalarına değil, kalbin

ön duvarlarındaki bütün damarlara

bu teknikle by-pass yapılabiliyor.

Ekim 2018


66

Bu nedenle mutlaka anjiyoyu görüp

ona göre karar vermek lazım.

Ameliyat her zaman bu işte altın standarttır.

‘Kalbim anjiyo ile açılabildiği

kadar idare etsin, sonra ameliyat

olurum’ gibi düşünceler yanlıştır.

Anjiyo sonrası ameliyat kararı alındıysa

ameliyat olmak en doğru karardır.

Fakat ameliyat olmadan önce klasik

kalp ameliyatları dışında ne yapılabilir

diye araştırmakta fayda var.

Ameliyatın yükünü azaltıyor

Klasik ameliyatta göğüs kemiği kesilir,

by-pass yapılacak tüm damarlar

hazırlanır, ardından kalp durdurulur ve

duran kalbe by- pass yapıldıktan sonra

kalp çalıştırılıp, göğüs kapatılır. Açık

kalp ameliyatlarının kişiye uzun ve kısa

dönem yükü vardır. Göğüs kemiğinin

açılması sebebiyle kişinin vücudunda

kocaman bir iz kalıyor. Kişi hayatının

geri kalan kısmını vücudundaki bu izle

geçirmek zorunda kalıyor. Ameliyatta

göğüs kemiği açıldığı için o kemiğin

iyileşmesi zaman alıyor. Bazı kişilerde

kemiğin kaynaması ile ilgili problemler

çıkabiliyor. Ameliyat yarası ne kadar

büyükse o oranda enfeksiyon oranı

artabiliyor.

Göğüs kemiği ne kadar açılıp o kadar

büyük bir travma olursa vücutta o

kadar fazla kan kaybı oluyor. Bunun

sonucunda kişiye ameliyattan sonra

kan nakli yapmak gerekiyor. Açık kalp

ameliyatlarından sonra vücudun kendini

toparlaması zaman alıyor. Minimal

invaziv ile kalp ameliyatlarını çok daha

küçük kesi ile yapıyoruz. Önemli olan

hastanın ameliyattan alacağı faydanın

tamamını almasıdır. Açık kalp ameliyatında

birebir ne yapılıyorsa minimal

invaziv teknikte de aynısı yapılıyor. Açık

ameliyatla minimal invaziv arasında

hiçbir fark yoktur. Minimal invaziv

yöntemin hastaya avantajı; ameliyatın

uzun dönem faydalarının tamamından

yararlanmasını sağlarken, aynı zamanda

hastayı ameliyatın tüm yükünden

kurtarmasıdır.

İman tahtasına dokunulmuyor, bikini

cerrahisi yapılıyor

Minimal invaziv yöntemle yapılan

ameliyatlarda göğüs kemiğine hiç

dokunmuyoruz. Kalp ameliyatı kararı

alınan bazı hastalar bize’ iman tahtama

dokundurmam’ diyorlar. Yani

göğüs kemiğimin açılmasını istemediklerini

söylüyorlar. Ben bu yönteme;

iman tahtası koruyucu cerrahi

diyorum. Kadın hastalar ise genellikle

denize girerken veya dekolte giyerken

vücutlarında iz görünmesini istemediklerinden

minimal invaziv onlar için

bir tür bikini cerrahisi görevi görüyor.

Çünkü ameliyat izi göğüs altında

kalıyor ve dışardan fark edilmiyor.

Bacak damarı değil göğüs duvarı

damarı kullanılmalı

Kişinin göğüs kemiği kesilmediği için

toparlanma süresi çok kısa oluyor. Biz

bu yöntemle ameliyatları sol göğüs

altından girerek yapıyoruz. Ameliyatta

göğüs duvarından geçen atardamar

kullanılıyor. Ameliyatlardaki en

önemli nokta göğüs duvarından geçen

atardamar ile by- pass yapmaktır.

Bacak damarını mümkün mertebe az

kullanmaya özen gösteriyoruz. Çünkü

göğüs duvarındaki damarlar çok daha

dayanıklı damarladır. Birden fazla

damara by-pass yapılacaksa genelde

bunu göğüs damarı ile yapıyoruz.

Minimum risk!

Açık kalp ameliyatları kalbi durdurarak

yapılabilir veya kalp çalışırken

sadece kalbin by- pass yapılacak yeri

stabilize edilerek yapılabilir. Biz bu

ameliyatları minimal invaziv yöntemle

kalbi durdurmadan yapıyoruz. Bu nedenle

kişi; kalp dolaşım aletine girmiyor

ve oluşabilecek komplikasyonlardan

arınmış oluyor. Ameliyatın riskleri

minimal hale geldiği için, kişi ameliyatı

açık kalp ameliyatına göre çok daha

az travmatik bir şekilde atlatıyor. Az

travmatik olmasının sebebi sadece

kesinin küçüklüğü veya kozmetik

açıdan değil, ameliyatın vücut üzerine

getirdiği bütün yükü almasıdır.

Ameliyat minimal invaziv yöntemle

yapıldığında hasta birinci günden itibaren

çok hızlı toparlanıyor. Ameliyat

küçük kesi ile yapıldığında kişi; açık

ameliyat sonrası oluşan ağrı, halsizlik,

yan yatamama, öksürmede güçlük,

uzun süre araba kullanamama gibi

sıkıntıları yaşamıyor.

Bir hafta sonra işe dönebilirsiniz

Küçük kesi ile yapılan ameliyatın

açık ameliyata göre bariz bir psikolojik

üstünlüğü var. Hastalar daha

çabuk işlerine dönebiliyorlar. Açık

by-pass ameliyatı olan kişilere birinci

aydan itibaren işinize dönebilirsiniz

diyoruz. Fakat çok az insan birinci

ayda işe başlıyor. Çünkü kişi kendini

çok yıpranmış ve çok ağır bir

ameliyattan çıkmış gibi hissediyor.

Bu nedenle hasta ameliyattan sonra

kendini rutin yaşama dönmeye bir

türlü hazırlayamıyor. Kişi bu konuda

çevresindekilerin tepkilerinden de

çok fazla etkileniyor. Hastalar açık

ameliyattan sonrası kendini eksik

hissedebiliyor. Bundan 10 yıl önce bypass

ameliyatı olan bir hasta, sağlıklı

olmasına rağmen hala hayatta birçok

şeyden kendini mahrum bırakabiliyor.

Minimal invaziv (küçük kesi) cerrahisini

uygun olan hastalara bu sebeple

de öneriyoruz. Çünkü birinci haftadan

itibaren işlerine dönebilecek duruma

gelebiliyorlar. Hastalar genellikle

işleri, önemli toplantıları, projeleri

veya ailevi durumları sebebiyle

ameliyatı ertelemek istiyorlar. Fakat

minimal invaziv ile yapılan ameliyattan

sonra biz hastaları ameliyattan sonra

4’üncü günde taburcu ediyoruz ve kişi

bir hafta içerisinde günlük rutinine

dönebiliyor.

Ekim 2018


68

News

Cildinizin ihtiyacı

gen testiyle

belirlenebilecek

İnsan Genom Projesi kapsamında yürütülen çalışmaların

tıbbın diğer başlıkları kadar dermatolojik alanda da

önemli veriler sunduğu ortaya çıktı. Altınbaş Üniversitesi

Öğretim Üyesi Dr. Akın Sevinç, üzerinde çalıştıkları

projeyle özel testlerle analiz edilen genlerin Türkiye’de

dağılımını inceleyeceklerini ve elde edilecek verilerin

Türk insanının gen yapısına uygun dermokozmetik

ürünlerin üretimine imkân sağlayacağını söyledi.

ltınbaş Üniversitesi Tıp Fakültesi

Öğr. Üy. Dr. Akın Sevinç, insan

moleküler genetiğinin sunmuş

olduğu olanakları cilt sağlığını

korumakta ve geliştirmekte

kullanılabildiğini belirterek, “Cilt

sağlığında önem verilmesi gereken

birçok unsur var. Çünkü cildimiz

diğer organlardan farklı olarak

dış etmenlerle de sürekli iletişim

halinde. Cildimiz bulunduğumuz

odanın sıcaklığından, neminden

bile etkilenebiliyor.

Biz bu nedenle

cilt sağlığının

korunmasının insan

hayatını ve insan

hayatının kalitesini

belirlemekte

çok önemli bir

faktör olduğunu

düşünüyoruz” dedi.

“Cildimizin işleyişini

genetik olarak

çözümleyeceğiz”

Yaptığı çalışmaların

Türk halkının genetik

yapısına uygun bir

şekilde cilt sağlığını

etkileyen genleri

araştırmak olduğunu

söyleyen Sevinç,

“Cildimizin işleyişini

genetik olarak çözümleyebileceğiz.

Genetik burada bize çok güzel

ipuçları sunuyor” diye konuştu.

Fonksiyonları bilinen birçok gen

olduğunu dile getiren Sevinç, “Bu

genleri kullanarak cilt yapımız

ve sağlığımızla ilgili çok önemli

bilgiler elde edebiliyoruz. İpuçlarını

sağlığımızla ilgili kullanmaya

başladık. Son 1.5 yıldır biz bu bilgileri

dermokozmetikte yani cilt sağlığının

geliştirilmesinde ve korunmasında

kullanabiliyoruz” dedi.

“ Cilt sağlığını korumak için birçok

ipucu elde edebiliyoruz”

Cilt sağlığını korumak için birçok

ipucu elde edilebildiğini belirten

Dr. Öğretim Üyesi Akın Sevinç,

genlerin analiz edilerek etki

alanlarının araştırıldığını söyledi.

Sevinç, “Güneş ışıklarına hassasiyet,

cildin elastikiyeti, cilt hassasiyeti,

cildinizin kırışıklığa yatkınlığı gibi

birçok alanda etkili oldukları bilinen

genleri analiz ederek cildinizin bu

özelliklerini sunuyoruz.

Ekim 2018


News 69

En önemli noktalardan bir tanesi

de korumak ve geliştirmek için

emek harcadığımız, ürünler

kullandığımız cildimizin

nutrigenetik ihtiyacını

belirlemektir. Yaptığımız

çalışmalarla bu sistemdeki genleri

inceleyerek bu mekanizmaların

nasıl çalıştığını söyleyebiliyoruz

bu sayede insanlar da bu

mekanizmaların nasıl çalıştığını

öğrenerek nasıl takviye yapacağını

bulabilecekler. Bu da yıl içinde cilt

ve güzellik ürünlerine yapılan alım

seçimlerini belirlemekte önemli

bir faktör Aolacak” ifadelerini

kullandı.

“Basit bir test ile sağlığınıza

uygun ürünler bulabiliyorsunuz”

Altınbaş Üniversitesi’nde son

1 yıldır bu alanda projeler

geliştirdiklerini ve basit bir

test ile sağlığa uygun ürünlerin

bulunabileceğini dile getiren

Sevinç, “Yurt içinde ve yurt

dışında birçok özel sektörden

kuruluşla da iş birliği içerisinde

bunu yapıyoruz. DNA analiz

alanında şu anda dünyanın en çok

sayıda analiz örneğini elde eden

bir laboratuvarla iş birliğimiz

var. Bu iş birliği sayesinde yurt

dışında geliştirilen bu testlerin

Türk halkına uyarlanmasını

sağlıyoruz. Cilt sağlığına özen

gösterilmezse kanser ve bunun

gibi birçok hastalıkla karşı

karşıya kalınması kaçınılmaz

oluyor. Ağız içinden alınan ufak

bir sürüntü örneğiyle yapılan

çok basit bir test. Bu sürüntü

örneğinde epitel sürüntü hücreleri

bulunuyor ve bu epitel hücrelerden

DNA’larınız çıkartılarak

DNA’nın içerisindeki genetik

materyallerin içerisinde cilt

sağlığı ve yapısıyla ilişkisi, bilimsel

yayınlarla gösterilmiş genler

inceleniyor. Bireyin kendisine

özgün genleri incelenerek bireyin

cilt hücrelerindeki genetik

mekanizmaları ortaya konuluyor

ve cilt sağlığı ve bakımıyla ilgili

aldığınız ürünlerde nelere dikkat

etmeniz gerektiği açığa çıkartılmış

oluyor. Böylece deneme yanılmayla

gidilen yöntemler yerine artık

genetik bilginizi cilt sağlığınızı

korumak ve geliştirmekte de

kullanmanız mümkün olabiliyor.

Bunu yaparken cildimizi oluşturan

hücreleri, hücrelerin içerisindeki

ve dışarısındaki proteinleri ve

bu proteinleri kodlayan genlerin

incelenmesinin çok önemli

olduğunu düşünüyorum. Artık

genetik yapımız hepimizin kılavuzu

gibi. Biz kullanım kılavuzumu

çözüyoruz ve bu kılavuzun

cildimizle, dermokozmetikle

alakalı olan kısımlarından size

hayatınızda kullanabileceğiniz

çok güzel ürünler bulmanızı

sağlıyoruz” diye konuştu.

Ekim 2018


70

News

Tıp Bilimine

yön veren 100 Türk

Turkishtime tarafından hazırlanan

“Tıp Bilimine Yön Veren 100 Türk”

kitabı, araştırmaları, buluşları ve

tedavi yöntemleri dünyada yankı

uyandıran tıp insanlarımızı bir araya

getirdi.

100 Turks who has

given directions to

Medical Science

“100 Turks who has given directions

to Medical Science” book which is

prepared by Turkishtime, brought

together our scientists who had

echoed in the world because of

their researches, discoveries and

treatment modalities

Turkishtime tarafından Sanko Holding sponsorluğunda

hazırlanan kitap, yurtdışında Harvard, Yale, John

Hopkins University, University of Chicago gibi

dünyanın önde gelen bilim kurumlarında ve yurtiçinde

de ülkemizin bu alanda en başarılı kurumlarında

araştırma yapan başarılı Türk tıp insanlarının

öykülerini anlatıyor.

Çalışmada, Türk tıp insanları, uluslararası literatürde

kabul edilen “H-endeksi” ölçütüne göre sıralandı.

H-endeksi, bilim insanlarının yaptığı araştırmaların

aldığı atıf sayısını gösteriyor. H-endeksi ne kadar

yüksekse, bilim insanının araştırmaları alanında o

kadar çığır açıcı nitelik taşıyor. Kitapta H-endeksi

50’nin üzerinde 16 Türk tıp insanı bulunuyor.

Tıp Bilimine Yön Veren 100 Türk araştırmasında öyküsü

anlatılanlardan, Harvard Üniversitesi’nde çalışmalarını

yürüten Gökhan Hotamışlıgil en son araştırma ekibiyle

birlikte, kolesterol seviyesi hücre içinde yükseldiğinde

uyarı veren ve kolesterolün zararlı etkilerine karşı

hücreleri koruyan bir mekanizma geliştirmiştir.

The book prepared by Turkishtime under the sponsorship

of Sanko Holding tells the stories of successful Turkish

medical people who are doing research in the world’s

leading scientific institutions such as Harvard, Yale, John

Hopkins University, University of Chicago and the most

successful institutions of our country in this field.

In the study, Turkish medical people were ranked according

to the “H-index”, accepted in the international

literature. The H-index shows the number of citations

that scientists have received from research. The higher

the H-index, the more ground-breaking in the research

field of the scientist. There are 16 Turkish medical people

whose H-index is more than 50.

One of those who have been told about the in 100 Turkish

researches that direct the medical science. Gökhan Hotamışlıgil,

who is currently working at Harvard University,

together with his latest research team, has developed a

mechanism that stimulates the cholesterol level when

it rises inside the cell and protects the cells against the

harmful effects of cholesterol.

Ekim 2018


News

71

İsviçre Alerji ve Astım Araştırma Enstitüsü (SIAF)’ın

direktörlüğünü yapan +Cezmi Akdiş+, insanlarda

bağışıklık toleransı mekanizmalarına odaklanmış, yeni

asılar ve tedavi yöntemleri geliştirmiştir.

Fatih Uçkun’un, keşfettiği kanser tedavilerini ve ilaçları

kapsayan 70’den fazla patenti vardır. John Hopkins’te

araştırmalarını yürüten Ziya Gökaslan, özellikle omurilik

bozukluklar, tümör ameliyatları ve en zor tip omurilik

kanserleri üzerine geliştirdiği ameliyat metotlarıyla tıp

literatürüne adını yazdırmıştır.

Dünya, Parkinson ve Huntington hastalıkları hakkında

bilinenlerin bir çoğunu Deniz Kırık’a ve onun

araştırmalarına borçludur.

Münci Kalayoğlu, karaciğer nakli konusunda dünya

çapında çalışmalar yapmaktadır.

Murat Günel, Türkiye ve Almanya’dan bilim insanlarıyla

işbirliği içinde yaptığı çalışmada, beyin kanserlerinin iyi

huylu tümörlerden genetik olarak kansere dönüşmesine

neden olan mekanizmaları keşfetmiştir.

Serap Aksoy, 10 yıl süren araştırmalar sonucu, özellikle

Afrika kıtasında ölümcül uyku hastalığının taşıyıcısı olan

Çeçe sineğinin gen haritasını çıkartmıştır.

Taner Demirer, ülkemizde Sağlık Bakanlığı’na bağlı ilk

kemik iliği transplant merkezini Ekim 1999’da Ankara

Numune Hastanesinde kurmuştur.

Sanko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Konukoğlu,

21. yüzyılın ikinci yarısında yurtiçi ve yurtdışında

çalışmalar sürdüren bilim insanlarımızın insan sağlığında

zoru başardıklarını belirterek “Tıpta pek çok alanda

keşfedilen yeni tanı ve tedavi yöntemleri çağın en önemli

gelişmeleri olmuştur. Hiçbir şüphe yoktur ki, gelecek

nesiller bu gelişmeleri çok daha da ileriye taşıyarak bu

alanda önemli rol oynamayı sürdüreceklerdir. Türk bilim

insanlarımızın, tıp alanında dünyada ses getiren önemli

başarılara imza atması bunun kanıtıdır. Geçtiğimiz yıl

kamuoyunun dikkatine sunduğumuz ve büyük yankı

uyandıran “Bilime Yön Veren 100 Türk” kitabının ardından

“Tıp Bilimine Yön Veren 100 Türk’ isimli bu önemli

araştırmayı da bilim dünyasına armağan etmekten gurur

duyuyoruz” dedi.

Cezmi Akdiş, the director of the Swiss Institute of Allergy

and Asthma Research (SIAF), has developed new vaccines

and treatment modalities, focusing on immune tolerance

mechanisms in humans.

Fatih Uçkun has over 70 patents covering the cancer

treatments and medicines he has discovered. Ziya Gokaslan,

who conducts his researches in John Hopkins, his name has

been written in medical literature, especially with spinal

cord disorders, tumor surgery and surgical methods he

developed on the most difficult types of spinal cord cancers.

The world owes much of what is known about Parkinson’s

and Huntington’s diseases to Deniz Kırık and his researches.

Münci Kalayoğlu has been working worldwide on liver

transplantation.

Murat Gunel, Turkey, and his study in collaboration with

scientists from Germany, has discovered the genetic

mechanisms that lead to turn into cancer from benign

tumours of the brain as cancer.

Serap Aksoy, as a result of 10 years of research, determined

the gene map of Çeçe Fly which is the cause of the deadly

sleep disease carrier especially in the African continent.

In October 1999, Taner Demirer has established the first

bone marrow transplant centre of the Ministry of Health in

Numune Hospital Ankara.

Zeki Konukoğlu, Chairman of the Board of Directors of

Sanko Holding, stated that our scientists, who work in

Turkey and abroad in the second half of the 21st century,

have succeeded in the difficult things in human health.

And continued his words as follows; “New diagnostic and

treatment methods discovered in many areas of medicine

have been the most important developments of the era.

There is no doubt that future generations will continue

to play an important role in this field by taking these

developments even further. It is proof that our Turkish

scientists have achieved important successes in the field

of medicine. “100 Turks who has given directions to the

science” book which we have launched last year attracted

great attention. We are also proud to present this important

research named “100 Turks who has given directions to

Medical Science” to the world of science.” He said.

Ekim 2018


72

Doç. Dr. Didar Uçar Üveit tanısı koyulan kişilerin çoğunda

hastalığın altında yatan nedenler halen tam olarak

tespit edilemediğinden erken tetkik ve uygun tedavinin

başlanması görme kaybının önlenmesi açısından büyük

önem taşımaktadır.”

Üveit’ten gözlerinizi erken tanı ile koruyun

Dünyagöz Etiler’den Doç. Dr. Didar Uçar, göz küresini oluşturan üç tabakadan

ortada bulunan uvea dokusunun iltihaplanmasıyla oluşan üveit hastalığı ile

ilgili bilgiler paylaşan “Üveit, uvea dokusunun iltihaplanmasıyla oluşan ve aynı

zamanda enfeksiyona ek olarak sistemik hastalıklara bağlı ve farklı hastalıkların

da habercisi olabileceği konusunda dikkatli olunması konusunda uyardı.

tutulan bölümüne göre değişiklik

gösterir. Gözün ön bölgesinde

meydana gelirse; kızarıklık, puslu

görme, ışık hassasiyeti ve ağrı ile

kendisini gösterebilirken tutulum

arka bölgede oluşmuşsa, o zaman

farklı derecelerdeki görme kaybına

ek olarak uçuşma ve bulanıklık

hissi de gözlenebilir. Arka taraf

tutulumlarında kızarıklık ön

planda olmayabilir. Bu belirtilerin

gözlendiği kişilerin hızlı davranması

ve erken tanı için hemen uzman bir

göz doktoruna muayene olmaları

büyük önem taşır” diyor.

Üveit rahatsızlığının belirtilerinin

dikkate alınması gerektiğine dikkat

çeken Doç. Dr. Uçar, “Üveit, farklı

hastalarda farklı şekillerde kendisini

gösterebilir. Bir hastada aniden

başlayarak sık aralıklarla alevlenme

belirtileri gözlenirken, farklı bir

hastada rahatsızlık daha sessiz

bir şekilde ortaya çıkarak uzun bir

süre boyunca devam edebilir. Üveit

gözün farklı bölgelerini etkileyebilen

bir hastalıktır. Belirtiler gözün

Sistemik hastalıklar sebebiyle de

oluşabiliyor

Üveitin, uvea bölgesindeki

iltihaplanmalar kadar vücuttaki

başka hastalıklar sebebiyle de

oluşabileceğine dikkat çeken Doç.

Dr. Uçar, teşhis sürecini anlatırken

“Enfeksiyon yapabilen bakteri,

Ekim 2018


Article

73

virüs, parazit veya mantar gibi

ajanlar travma nedeniyle vücut

dışından veya kan yolu ile vücudun

farklı bölgelerinden göze ulaşarak

enfeksiyöz üveit oluşmasına yol

açabilirler. Bunların yanı sıra üveit;

bağışıklık sistemi hastalıkları,

romatizmal hastalıklar, Behçet

hastalığı, sarkoidoz ve multipil

skleroz gibi farklı organları da

tutabilen sistematik hastalıklarla

birlikte de görülebilir.

Tanı sürecinde hekimin üveit

konusundaki uzmanlığı da teşhisin

doğru ve zamanında konulabilmesi

açısından önemlidir. Eğer hastalık

gözün arka bölümünde oluşuyor

ise, üvea ve retina dokusunu ne

derecede tehdit ettiğinin anlaşılması

için anjiyografi, ultrasonografi

ve optik koherens tomografi gibi

gelişmiş tetkik yöntemlerine ihtiyaç

duyulabilir. Hastalığın belirtileri

başlar başlamaz göz doktoruna

muayene olunmaması, kalıcı

görme kaybına varacak problemler

oluşmasına yol açabilir” ifadelerini

kullanıyor.

Tedavi sürecinde doktoru dinlemek

gerekiyor

Üveit’in tutulum bölgesi ve şiddeti

ne olursa olsun, hızlı müdahale

gerektiren ciddi bir rahatsızlık

olduğunun altını çizen Doç. Dr. Uçar,

“Üveit tedavisinde geç kalındığı

takdirde, görme kaybı dışında; göz

bebeği şekil bozuklukları, katarakt

oluşumu ve göz tansiyonu gibi

kalıcı hasarlar oluşabiliyor. Tedavi

sürecinde genellikle damla ve/

veya sistemik ilaçlar kullanılır.

Kortizon ve göz bebeğini büyüten

damlalara ek olarak, bağışıklık

sistemini etkileyen ilaçlar da

üveit tedavisinde etkili yöntemler

arasında yer alıyor. Üveit’in

oluşumunda rol oynayan sistemik

bir hastalık var ise, bu rahatsızlığın

tedavisinin de üveit ile birlikte

eş zamanlı olarak yürütülmesi

gerekir. Kullanılacak ilaçların

dozları ve kullanım sıklıkları ise

hekim tarafından belirlenmelidir.

Tedavi süresince, hastaların

hekimleri tarafından yapılan

tüm yönlendirmelere uymaları,

tedavinin başarısı açısından büyük

önem taşır. Unutulmamalı ki, üveit

tedavisi olan bir hastalıktır. Erken

tanı ve doğru tedavi yöntemleri ile

görme kayıpları önlenebilirken,

kaybedilen görme seviyelerinin geri

kazanılması bile mümkün olabilir”

diyerek sözlerini tamamlıyor.

Ekim 2018


74

Events

Nüve kuruluşunun

50. Yıl dönümünü

7. Bayiler

Toplantısı’nda

coşkuyla kutladı

Nüve’nin kuruluşunun 50. Yılında, 7.

Bayiler Toplantısı organizasyonunu

gerçekleştirildi. Belek Antalya, Gloria

Golf Resort Otel’de yapılan 7. Bayiler

Toplantısı’nda Nüve’nin yurtiçi ve

yurtdışı bayi teşkilatı en üst düzeyde

temsil edildi.

Nüve Celebrated its

50th Anniversary

with Enthusiasm at

its 7th Distributors

Meeting

During the 50th anniversary of its

establishment, Nüve organized the

7th Distributors Meeting between.

At the 7th Distributors Meeting held

in Gloria Golf Resort Hotel in Belek,

Antalya, domestic and international

distributors of Nüve was represented

at the highest level.

Nüve bayileri tarafından sabırsızlıkla ve merakla

beklenen organizasyon, 06 Ekim 2018 tarihinde “Hoş

geldiniz Kokteyli“ ile başladı. Türkiye’den ve dünyanın

dört bir yanından gelen Nüve bayileri, Kokteyl’de

Nüve Puzzle’ı yaparak 50. Yıl kutlamasına damgalarını

vurdular. Nüve İhracat Müdürü Sn. Sertan İnce ve

Yurtiçi Satış Müdürü Sn. Miyase Ülker Kokteyl’de

yaptıkları konuşmada bayileri bir arada görmekten

duydukları mutluluğu ifade etti.

The organization which was impatiently and

eagerly awaited by distributors of Nüve began with

the “Welcome Cocktail”. Nüve distributors, from

Turkey and all around the World, have marked the

celebration of the 50th anniversary by making the

Nüve puzzle together.On October 6, 2018, all Nüve

distributors were present at the Opening Meeting and

participated in the official opening.

Ekim 2018


Events

75

The official opening of the

meeting was made by the

Chairman and General

Manager of Nüve, Ms.Beril

İzgin and Nüve Board Member

and the Deputy General

Manager Ms. Mizyal İzgin

Hergül. In their opening

speech, İzgin and Hergül

expressed their happiness of

seeing the big Nüve Family

together and their honor to

celebrate the 50th anniversary

together with them.

In addition to the usual

building blocks of Nüve

Distributors meeting that

are the innovations and

new product introduction

presentations, the interesting

seminar programs as well

as cultural and historical

excursions, activities and

sports courses attracted great

attention of our distributors.

Nüve bayilerinin iştirak ettikleri resmi açılış Nüve Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel

Müdürü Sn. Beril İzgin ve Nüve Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdür Yardımcısı Sn.

Mizyal İzgin Hergül tarafından yapıldı.

Açılış Toplantısı’nın hemen ardından Nüve bayileri iki ayrı salonda Türkçe ve İngilizce

olarak eğitimlere başladılar. Eğitimlerin konusu, Nüve Bayiler Toplantıları’nın

değişmez unsuru olan yenilikler ve yeni ürün tanıtımlarıydı. Nüve 4.0 ve

İklimlendirme konulu sunumlar 2. gün öğlene kadar süren ilk gün eğitimlerinin

konularıydı. Sunumlar Ar-Ge Md. Yrd. Davut Tümer, Servis Mühendisi Mehmet

Güzel, Ar-Ge Mühendisi Ali Albayraktaroğlu ve İhracat Bölge Koordinatörü Damla

Aksungur tarafından yapıldı. Ardından Nüve bayilerinin ilgi gösterdiği antik şehir turu

başladı. Nüve, eğitimlerin yanında bayilerine kültürel anlamda da seçenek sunarak

organizasyonlarına farklılık katıyor. Yurtdışı bayiler kadar yurtiçinden gelen bayilerin

de büyük beğenisini gören Side Antik Şehri’nde katılımcılar tarihin derinliklerine

yolculuk yaptılar.

3. gün programın en yoğun günüydü. Gün boyu süren eğitimlerde Nüve’nin yeni

ve Türkiye’nin ilk Kan Torbası Santrifüjü NF 3000R cihazı, yeni nesil Akıllı Class II

Mikrobiyolojik Emniyet Kabini SC 120 ve yeni nesil Akıllı Test Kabini TK 120 cihazları

Nüve Ar-Ge Müdürü Yusuf Çetinkaya ve Nüve İhracat Müdürü Sertan İnce tarafından

tanıtıldı. Bayilerin bizzat kendileri ve Satış Müdürlerinin katıldığı eğitimlerde

yeni ürünler büyük bir beğeniyle karşılandı.Nüve bugüne kadar yaptığı Bayiler

Toplantılarında olduğu gibi bu organizasyonda da ürün tanıtımının dışında farklı bir

konuya da yer verdi. Sn. Mehmet Auf tarafından iki farklı dilde yapılan “ Değişim ve

Değişime Ayak Uydurmak” konulu seminer katılımcıların büyük ilgisini topladı.

The new products of Nüve;

Turkey’s first Blood Bag

Centrifuge NF 3000R, the new

generation of intelligent Class II

Microbiological Safety Cabinets

SC 120 and the new generation

of intelligent Test Chambers

TK 120 devices are introduced

by Nüve R&D Manager Yusuf

Çetinkaya and Nüve Export

Manager Sertan İnce. The

presentations on Nüve 4.0 and

Climatization are presented by

R&D Deputy Manager Davut

Tümer, Service Engineer

Mehmet Güzel, R&D Engineer

Ali Albayraktaroğlu and Export

Regional Coordinator Damla

Aksungur both in English and

Turkish languages.

Ekim 2018


76

Events

Nüve 7. Bayiler Toplantısı’nın kapanışı duygu yüklü ve gurur veren

görüntülerle doluydu. Kapanış konuşmasını yapan Nüve Yönetim Kurulu

Üyeleri Sn. Beril İzgin ve Sn. Mizyal İzgin Hergül, Nüve Ailesi’nin değerli

mensuplarına 50. Yıl 7. Bayiler Toplantısı’na katılımları için teşekkür etti.

Daha sonra katılımcı bayilere 50. Yıl anısına hazırlanan hediyeler sunuldu.

Toplantı sonunda Nüve Ailesi, geleneksel aile fotoğrafı karesinde yer alarak

bu anı ölümsüzleştirdiler.

3. gün akşamı yapılan Gala Yemeği, Nüve Ailesi için özel bir anlam

taşıyordu.1968 yılında kurulan Nüve, kuruluşunun 50. Yıl kutlamasını Nüve

7. Bayiler Toplantısı Gala Yemeği’nde bayileri ile yaptı. Nüve Ailesi’nin

coşkuyla kutladığı 50. Yıl Gala Yemeği’nde duygusal anlar yaşandı. Nüve

Yönetim Kurulu Üyeleri Sn. Beril İzgin Sn. Mizyal İzgin Hergül ve Sn.

Demet Küçükçelen Güven ve beraberinde Nüve Bölüm Müdürleri ve Müdür

Yardımcıları hep birlikte 50. Yıl pastasını kestiler.

7. Bayiler Toplantısı’nın sonunda bayiler, Nüve Ailesi’nin bir mensubu

olmaktan duydukları mutluluğu belirterek nice kutlamalara birlikte

ulaşmayı dilediler.

1968 yılında kurulan Nüve ülkemizin laboratuvar cihazları ve sterilizasyon

teknolojisi alanında ilk seri üretimini yapan firması olarak, yurtiçinde

28 bayisi ve dünya coğrafyasına dağılan 106 ayrı ülkeye yaptığı ihracatla

ülkemizin gurur duyduğu markalarından birisidir.

Nüve, founded in 1968,

celebrated the 50th

anniversary of its

establishment with its

distributors at the Gala

Dinner in the final part of the

Distributors Meeting. At the

Gala Dinner, the Executive

Board Members Beril Izgin,

Mizyal Izgin Hergul and Demet

Kucukcelen Güven, cut the 50th

year cake together with the

Department Division Managers

and their deputies.

At the end of the 7th

Distributors Meeting, the

distributors expressed

their happiness for being a

member of the Nüve family

and wished to reach the future

celebrations together.

Ekim 2018


78

Diş eksikliği

duygusal travmaya

neden oluyor

Dişleri olmayan bireylerin toplumda

saygınlık kazanmada, insanlarla

diyalog içine girmede, kadın-erkek

ilişkileri gibi özel durumlarda eksiklik

hissetmeleri nedeniyle duygusal

travmalar yaşayabileceklerini söyleyen

Hospitadent Diş Hastanesi Ağız, Diş

ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Esra

Alpkılıç Başkırt, diş eksikliğinin

giderilmesi ile hastaların estetik

kaygılarından arınır, anlaşılır

şekilde konuşabileceği ve rahatça

gülebileceği için kaybettiği özgüvenini

kazanabileceğini ifade etti.

“Estetik kaygının yanında yaşam

kalitesini de arttırıyoruz”

Dr. Esra Alpkılıç Başkırt, “Diş

hekimliği ağız ve diş sağlığının

korunması ve restorasyonunu

sağlayarak bireylerin estetik,

fonetik (konuşma) ve fonksiyonel

gereksinimlerini sağlayan; böylece

bireylerin yaşam kalitelerini arttırmayı

hedefleyen bir bilim dalıdır. Diş

eksikliği, tıbbın bu bölümü içerisinde

en çok mücadele edilen rahatsızlıktır.”

dedi.

Başkırt “Dişler ve diş çevresi dokuları

vücudun çok önemli parçalarında

biridir. Diş eksikliği FDA tarafından

organ eksikliği olarak kabul

edilmektedir. Güncel diş hekimliğinin

amacı bu eksikliklerin oluşmasını

engellemek ve mevcut eksikliklerin

mutidisipliner yöntemlerle

giderilmesini sağlamaktır.” ifadesinde

bulundu.

Diş eksikliğinin hasta üzerindeki

etkileri

Başkırt, diş eksikliğinin insan hayatı

üzerinde oluşturduğu etkileri beş ana

maddeye ayırdı; fonksiyonel etkiler,

estetik kaygılar, fonetik etki, psikolojik

etki ve dokuların devamlılığının ve

bütünlüğünün bozulması üzerindeki

etkiler.

Uzman, fonksiyonel etkiler

hakkında “Sindirimin ağızdan

başlaması nedeniyle dişlerdeki

eksiklikler sindirimin aksamasına

ve sistemdeki diğer organlara

daha çok yük binmesine, kilo

alımlarına, hazımsızlık-mide ağrısı

gibi rahatsızlıklara, bazı bağırsak

hastalıklarına neden olacaktır.”

dedi. Estetik etkiler üzerine ise yeni

bireylerle karşılaşılması durumunda

yüzde en çok dikkat edilen alanların

başında ağız boşluğu yani dişler

olduğu yönünde bilgi verdi. Bu

bağlamda dişler ve diş çevresi

dokuların bir bütünlük ve ahenk

içerisinde olmaması durumunda kişide

estetik kaygının ortaya çıktığını belirtti.

Fonetik etki konusunda “Seslerin

şekillenmesinde dişlerin rolü

büyüktür. Dişlerin olmaması,

seslerin doğru ve tam olarak

çıkarılamamasına; dolayısıyla

anlaşılabilir şekilde konuşamamaya

sebep olur. Özellikle ön bölgedeki

dişlerin kaybı estetik bozukluklarla

birlikte bir takım seslerin

çıkarılamamasına sebep olarak

peltek konuşmaya, ifade güçlüğüne

dolayısıyla özgüven eksikliği ve

psikolojik bozukluklara sebebiyet

verebilir.” dedi.

Psikolojik etkinin ise estetik ile yakın

ilişkisi olduğunu belirten Başkırt

“Dişleri olmayan bireyler toplumda

saygınlık kazanmada, insanlarla

diyalog içine girmede, kadın-erkek

ilişkileri gibi özel durumlarda

eksiklik hissetmeleri nedeniyle

duygusal travmalar yaşayabilirler.

Diş eksikliğinin giderilmesi ile hasta

estetik kaygılarında arınır ve anlaşılır

şekilde konuşabileceği, rahatça

gülebileceği için kaybettiği özgüvenini

kazanacaktır.” sözlerine ekledi.

Dokuların devamlılığının ve

bütünlüğünün bozulması üzerindeki

etkilerinin yanında tedavisi hakkında

da bilgi veren Başkırt “Günümüzde

diş kaybının telafisinde en çok tercih

edilen yöntemlerden biri de dental

implant uygulamalarıdır. Dental

implant tedavilerinin uygulanabilmesi

için hastanın diş dizilimin düzgün

olması, kemik yapısının uygun

yükseklik ve kalınlıkta olması ve bazı

anatomik yapılardan (burun tabanı,

maxiller sinüsler, bazı damar ve

sinirlerin ana kolları gibi) uzakta

kalmasını sağlayacak yapıda olması

gerekir. Örneğin erken yaşta diş

kaybı olduğunda tek ya da çok sayıda

olması açısından fark olmadan hem

diş diziliminin bozulmasına hem de

kemik kaybına sebebiyet oluşturur.

Bu faktörlerin hem implantsız klasik

tedavi yöntemlerinde (total protez veya

köprü protezi gibi) hem de implant

uygulamalarını içeren tedavilerde

olumsuz etkileri vardır.” ifadesiyle

sözlerini bitirdi.

Ekim 2018


82

Tuttuğumuz her kol

Secusan olsa

I wish every

doorhandle we hold

is Secusan

İnsan hayatını ve kurumları fazla

maliyetten kurtaran muhteşem

bir ürün olan “Secusan Kaplama”,

HOPPE AG farkıyla artık Türkiye’de.

Dünyanın en tehlikeli ve tedavisi büyük

maliyetler oluşturan mikroplarından

biri olan hastane mikrobuna yüzde

99.9 kesin çözümler sunuyor. HOPPE

AG, Secusan kaplama antibakteriyel

ve antimikrobiyel özelliklere sahip

gümüş iyonlarla kaplanmış kapı

ve pencere kolları üreterek kişileri

ve firmaları çok büyük bir yükten

kurtarmayı hedefliyor.

“Secusan Coating” that is an amazing

product which provides savings for

human being and entities is now in

Turkey with HOPPE AG difference.

One of the world’s most dangerous

and highly cost-effective microbes

is the hospital microbe. The product

offers 99.9 percent definite solutions

against hospital microbe. HOPPE

AG, Secusan coating aims to save

people and companies from a huge

burden by producing door and window

handles coated with silver ions

with antibacterial and antimicrobial

properties

Ekim 2018


83

Dünyada antibakteriyel ve antimikrobiyel özelliklerinin ikisini

bir arada bulunduran tek firma olan HOPPE AG Secusan

kapı kolları ülkemizde neredeyse tüm özel hastanelerde

kullanılıyor. Aynı başarıyı devlet hastaneleri ve kurumlarında

da hedeflediklerini belirten HOPPE AG firmasının Türkiye

temsilcisi İlker Teoman ile milyonlarca insanı etkileyen

hastane mikrobunun önüne Secusan kaplama kapı kollarıyla

nasıl geçilebileceği ve yenilikçi projeleri üzerine konuştuk.

Kısaca sizi ve firmanızı tanıyabilir miyiz?

İlker Teoman. 1995 yılından beri merkezi İsviçre’de olan

Alman kökenli ve toplamda hepsi Avrupa’da olmak üzere 8

ayrı üretim tesisinde 3000 kişinin istihdam edildiği kapı kolupencere

sektöründe lider lanse edilen HOPPE AG firmasının

Türkiye temsilciğini yürütüyorum. HOPPE AG olarak özellikle

pencere alanında yoğun kullanılan ürünlere sahip bir marka

olma özelliğini taşıyoruz.

Secusan door handles produced by HOPPE AG, which has

two antibacterial and antimicrobial properties in the world,

are used in almost all private hospitals in our country.

HOPPE AG produces the only product in the world which

have antibacterial and antimicrobial properties containing

at the same time. Secusan door handles are used in almost

all private hospitals in our country. HOPPE AG, Turkey

representative Ilker Teoman, the same success in public

hospitals and institutions and said they aimed. We have

talked about how they prevent the hospital microbe which

has been effecting millions of people with Secusan veneering

door handles. And also we talked about their other innovative

projects as well.

Can we briefly recognize you and your company?

My name is İlker Teoman. The company HOPPE AG is

originally a German company, however, based in Switzerland.

Müşteri ağınızdan bahseder misiniz bize?

Gerek satıcı bayilerimiz, gerekse kapı ve pencere

imalatçılarına direkt satış yaptığımız müşterilerden oluşan bir

ağımız var.

“Tuttuğunuz her kapı kolu ölümcül mikroba 1 adım daha

yaklaştırıyor!”

Hastanelere tedarik ettiğiniz ürünler hakkında bilgi verebilir

misiniz?

Biz birçok kapı ve pencere kolu yapıyoruz. Özellikle Türkiye’de

ki özel hastanelerde ürünlerimiz oldukça yoğun olarak

kullanıyor. Devlet hastaneleri için aynı şeyi söylemem

mümkün değil. Çünkü devlet hastanesi ile özel hastaneler

arasında ciddi mimari farklar var.

Doğal olarak maliyetlerde değişkenlikler gösteriyor. Kapı

kolu dendiğinde önemsiz bir kalem olarak geliyor herkesin

aklına. Devlet hastanelerinin ihalesinde yazılan şartnamelerde

paspas için bile birçok özellik aranırken her gün binlerce

insanın dokunduğu kapı kolundan söz edilmemesi üzüntü ve

endişe verici.

And I am carrying out the Representativeness of Turkey since

1995. In total, 3000 people work in 8 different production

facilities which are all in Europe. Company is the World

Leader in the door handle and window industry. As HOPPE

AG, we have the distinction of being a brand with products

that are commonly used in the window area.

Can you tell us about your customer network?

We have a network of customers that we sell directly to our

vendor dealers and door and window manufacturers.

“Every door handle that you hold brings you, 1 step closer to

the deadly microbe!”

Can you please give information about the products you

supply to hospitals?

We are making many door and window handles. Especially

in the private hospitals in Turkey using our products as very

common. I can’t say the same for state hospitals.

Ekim 2018


84

Çünkü Avrupa ve dünya da olduğu gibi ülkemizde de

hastane mikrobu denilen bir mikrop var. Hastanelerde

kullanılan her türlü cerrahi aletlerden dahi bulaşabilecek

bir tür mikrop. Bir ameliyat esnasında ya da rutin bir

muayene sırasında bu mikrobu kapabilirsiniz. Bunun

dışında musluk ve kapı kolları. Çünkü hastanelerde hiçbir

kapı açık değildir. Her yeni bir odaya girip çıkarken kapı

koluyla sürekli temas halinde olmuş oluyoruz. Her yıl

ülkemizde binlerce insan hastane mikrobundan yaşamını

yitiriyor. Sağlık Bakanlığı bu sebeple hastanelerde bir

komisyon oluşturarak önlemler geliştirmeye çalışmakta.

Bizden buradan yola çıkarak anti-bakteriyel ve antimikrobiyel

kapı ve pencere kolları yaptık ve satışa sunmak

istiyoruz. 2017 yılında Avrupa’da satışa başladık bu yılda

ülkemizde başlamış bulunuyoruz. Bizi şaşırtan, antimikrobiyel

kollarımızı tanıttığımız hastanelerin dışında

başkalarının satın almış olması. Mesela, Türkiye’nin en

büyük zincir marketlerinden biri kendi ihale şartlarında

anti-mikrobiyel olma şartı getirdi. Ama hastanelerden çok

fazla olumlu dönüş alamadık.

Mikroplarda %100’e varan temizlik!

Secusan kaplama nedir?

Tahminlere göre dünyada her yıl 5 ile 10 milyon arasında,

Türkiye’de ise 50 ile 150 bin arası insan hastane mikrobuna

maruz kalıyor. Bunun içinde ciddi bir oranda ölüm vakaları

da var. Bu durum hem cana mal olduğu gibi hastaneye

de ciddi bir yük oluyor. Mesela vatandaş apandisten ya

da doğumdan dolayı hastaneye yatmış ve baktığınız da

çok kısa süreçlerden sonra taburcu edilecekken hastane

mikrobundan dolayı hastanın yatış süreci uzadığı gibi sağlık

maliyetleri de artıyor. Geçtiğimiz yıl Almanya’da hastane

mikrobunun genel maliyeti 10 milyar Euro’yu bulmuştu.

Anti-mikrobiyel kaplama kapı kolları eskiden beri biliniyor.

Olmayan bir şey değil. Bakır kapı kolları şeklinde imal

edilebilir. Ama bakır çok pahalı. Gümüş iyonları ise belli bir

teknoloji ile kapı kolları üzerine kaplanıyor.

HOPPE AG olarak bu sayede kapı kolları üzerinde mikrop

üremesini engelliyoruz. Kendi kendini dezenfekte etme

özelliğine sahip olmuş oluyor.

Ve biz buna HOPPE’nin bir markası olarak Secusan diyoruz.

Bu ürünün klinik testlerden %99.99 oranında mikropları

imha ettiği ve üremesini engellediği başarısı gözlemlendi.

Dileyen her sağlık kurumuna bu ürünleri test amaçlı

verebiliriz. Kendi laboratuvarlarında inceleyebilirler.

Amacımız tüm mekânlarda var olmak!

Fiyat olarak ulaşılabilir olduğunu düşünüyor musunuz?

Bu sorunuza net olarak evet diyebilirim. Çünkü HOPPE’nin

çok yüksek üretim kapasitelerine sahip. Tüm dünyada

küresel olarak çalışmakta satış pazarlama ağına sahip.

Direk kendi patenti ve üretimi olması ürün üzerindeki

fiyatın ulaşılabilirliğini sağlıyor.

Because there are serious architectural differences between

public hospitals and private hospitals.

Naturally, there are also variations in the costs. When it comes

to the door handle, it comes to mind as an insignificant item.

In the specifications written in the tender of state hospitals,

it is sad and worrying that it is not mentioned anything about

the door handle touched by thousands of people every day

while many features are being sought even about a doormat.

Because, as in Europe and the world, in our country there is a

germ called the hospital microbe. A kind of microbe that can

be transmitted from any kind of surgical instruments used in

hospitals. You can grab this microbe during a surgery or during

a routine examination. Other than that, tap and door handles.

Because no door is open in hospitals. Every time when we enter

and leave a new room, we are in constant contact with the door

handles. Every year, thousands of people die from hospital

germ in our country. For this reason, the Ministry of Health is

trying to develop a solution by establishing a commission in

hospitals. We have made anti-bacterial and anti-microbial door

and window handles from this point of view and we would like

to offer for sale. We started to sell in Europe in 2017 and have

started in our country this year. What surprised us was the

fact that other entities where we introduced our anti-microbial

handles bought rather than the hospitals. For example, one of

Turkey’s largest supermarket chain has brought the condition

of being anti-microbial conditions in its tenders. But we didn’t

get too many positive feedbacks from the hospitals.

Cleaning up to 100% in microbes!

What is Secusan?

According to estimates, between 5 and 10 million worldwide

each year, while in Turkey exposed of 50 to 150 thousand

people from hospital germs. There are also serious cases of

death. This situation is a serious burden to the human being’s

life as well as the hospitals. For example, imagine the patient

is hospitalized for appendicitis or delivery, and he / she will be

discharged after very short periods. If he / she is caught by the

hospital microbe, then he / she will have to stay at the hospital

longer. Hospitalization period is prolonged due to hospital

microbe, correspondingly health costs will be increasing as

well. The overall cost of hospital germs in Germany last year

was 10 billion euros.

Anti-microbial coating door handles have been known for

many times. It’s not something new. It can be manufactured as

copper door handles as well. But copper is too expensive. Silver

ions are coated on door handles with a certain technology.

HOPPE AG prevents the growth of microbes on the door

handles. It has the feature of self-disinfecting.

And we call it Secusan as a brand of HOPPE. In the clinical

tests, it was observed that 99.99% of these products destroyed

microbes and prevented their reproduction. We can give these

products to any health institution for testing purposes. They

can examine them in their own laboratories.

Ekim 2018


85

Normal kapı kollarımız zaten çok revaçta. Türkiye’nin

hemen hemen her hastanesinde HOPPE’nin kapı kolları

kullanılıyor diyebilirim. Biz bu kolları anti-mikrobiyel

olarak ürettiğimizi lanse etmek istiyoruz. Hastane

personelleri kullanılan kapı kolunun kime ait olduğunu

bilemeyebilir. Onu inşaat firması bilir. Bizim burada ki

amacımız birçok irili ufaklı sağlık tesislerinde oluşan

mikrobun önüne geçerek, arındırmak.

Prensibimiz; ne olursa olsun kaliteden ödün

vermemek!

İç Mekan-dış mekan ürünleriniz hangi özelliklerine

göre ayrılıyor?

Ürünler ucuz-pahalı diye ayrılır. İç mekânda kullanılan

ürün ile dış mekanda kullanılan ürün arasında

farklılıklar var. Çünkü içeride kullanılan ürün yağmur

almaz, çok fazla rutubete maruz kalmaz, güneşten

etkilenmez ve en önemlisi çok fazla insan eli dokunmaz.

Bu yüzden ürünlerimizi paslanmaz çelik kapı kolu

diyoruz bir de alüminyum kapı kolu olarak da ayırıyoruz.

Aynı zamanda biz her ikisini üreten tek şirketiz.

Müşterilerimize sunarken diyoruz ki, paslanmaz çelik

özelliğinden dolayı daha pahalı. Dış mekânda dayanıklı

olduğu için paslanmaz çelik kapını tavsiye ediyoruz

ama iç mekânda aynı modelin alüminyumunu tavsiye

ediyoruz

Her şartta 10 yıl garanti!

Artık hayatımızda fiyat önemli bir unsur. Bir ürünü

mümkün olduğu kadar uygun hale getirmeye

çalışıyoruz. Biz bunu ürünün üzerinden çalarak değil

ürünün nev’ini değiştirerek, kaliteden asla taviz

vermeden yapmayı prensip ediniyoruz. Bu yüzden tüm

ürünlerimize 10 yıl garanti veriyoruz. Aynı zamanda

paslanmaz çelikte de aynı prensiple çalışıyoruz. Çünkü

paslanmaz çelikte 50 farklı kalite çeşidi var. HOPPE

standart olarak 304 kalitededir.

Bu kalite çeşidi, ürünün ömrünü uzatır, dış etkenlerden

korur ve kalitesinden asla bir şey yitirmez. Lakin

son yıllarda ülkemize Uzak Doğu’dan gelen, çok

çok düşük kaliteli materyaller paslanmaz çelik

diye serbest piyasaya sürülüyor. Müşteri ürünü

kullanmaya başladıktan 6 ay sonra anlıyor gerçek

paslanmaz olduğunu. Sonra bir nalbura gidip ve

değiştirmek istediğinde yine aynı kalite de ürünü

alarak evine dönüyor. Biz HOPPE olarak bunları

bildiğimiz için tüm uluslararası standartları yerine

getirerek, tüm testlerden başarıyla geçen ürünlerimizi

müşterilerimizin beğenisine sunuyoruz.

Our goal is to be in all places!

Do you think the price is as affordable?

I can say yes to your question clearly. Because HOPPE

has very high production capacities. It has a global sales

network all over the world. Direct patents and production

of the product on the product provides accessibility. Our

normal door handles are already very popular. HOPPE’s

door handles are used in virtually every hospital in Turkey.

We want to introduce and announce that we produce these

handles anti-microbial. Hospital staff may not know who the

door handle is produced by. But, its construction firm knows

for certain. Our goal here is to purify the microbes that

occurs in many large and small health facilities.

Our principle; Regardless, quality is not compromised.

With which features of your indoor and outdoor products

are separated?

Products are divided into two as cheap and expensive ones.

There are differences between the indoor and the outdoor

products. Because the product used in interior spaces,

the product does not get rain, it is not exposed too much

moisture, is not affected by the sun, and most importantly

too many people do not touch. Therefore, we separate our

products as a stainless steel door handle and an aluminium

door handle. At the same time we are the only company that

produces both. While offering to our customers, we say it is

more expensive because of its stainless steel feature. We

recommend the stainless steel door for outdoor durability

but we recommend the aluminium of the same model in the

interior.

10 years warranty in every condition!

Now the price in our lives is an important element. We are

trying to make a product as convenient as possible. While

we are doing this, we do not steal from its content. We try

to change its type, we never compromise from the quality.

That’s why we offer a 10-year warranty on all our products.

At the same time, we work on the same principle in

stainless steel. Because there are 50 different quality types

in stainless steel. HOPPE has 304 quality as standard.

This type of quality extends the life of the product, protects

from external factors and never loses anything from its

quality. However, in recent years, very low-quality materials

from the Far East to our country, stainless steel is released

to the free market. The customer understands 6 months

after starting to use the product is not a real stainless.

Then, when he goes to a hardware dealer and wants to

change it and he returns to his house by buying the same

quality product. Since we know these as HOPPE, we start

our business by fulfilling all international standards. We

offer the products which are successfully passed from all

controlling tests to the customers’ likings.

Ekim 2018


86

“Normalin üzerinde standart”

Ürünlerinizde bölgelerin iklimsel şartlarını da göz

önünde bulunduruyor musunuz? Mesela Karadeniz’de

ki nem oranı ile Doğu Anadolu’da ki nem oranı aynı

düzeyde değil. Bu ve benzer özellikler esas

alınıyor mu?

Dediğim gibi bizim ürünlerimiz 10 yıl garantili.

Dünyanın neresine giderseniz gidin HOPPE

ürünlerini görebilirsiniz. Çünkü biz her hava

koşuluna uygunluk sağlayacak ürünler üretiyoruz.

Bu yüzden standartlarımızı diğer firmaların

üstünde tutuyoruz. Lider firma olmak bunu

gerektiriyor. Aslına bakarsanız kapı kolunun en

büyük düşmanı iklimsel özellikler değil el teridir.

Dünyanın en keskin asitlerinden biri el teridir.

Çünkü her kapı koluna dokunulduğunda silinmiyor

ve orada öylece kalıyor. Bir diğer düşman alyans

ve yüzüktür. Kapı kolunu tuttuğunuz anda o alyans

ve yüzükler mikro çiziklere yol açar. Oluşan bu

çiziğin içine daha önce kapıda kalan ter girip nüfus

etmeye başladığında paslanmalar, kararmalar ve

karıncalanmalar başlar. Biz HOPPE olarak bütün

bu saydığım etkenlere 10 yıl boyunca garanti

veriyoruz.

Ürünleriniz üzerinde herhangi bir emniyet

düzeneği var mı?

Tabi. Biz aynı zamanda pencere kolları da

üretiyoruz. Üzerinde çocuk emniyeti olan

pencere kolları üretiyoruz. Fakat bunun önemini

alıcıya anlattığımızda alıcı bize “çok güzel bir

şey yapıyorsunuz ama benim çocuğum camı

açmaz” demekle yetiniyor. Ya da fiyatını öne

sürüyor. Ne yazık ki ülkemizde en ucuz şey insan

canı. Ceplerinde binlerce liralık telefon taşıyan

insanlar, insan canı söz konusu olduğunda tepkisiz

kalıyor. Bu durum bizleri de çok üzüyor.

Ürünleriniz en çok hangi sektörde kullanılıyor?

Inşaat sektörü tabi ki başı çekiyor bu anlamda.

Özellikle pencere, ofis bölme ve cam-alüminyum

sektörü ağırlıklı olarak satış grubumuzu

oluşturuyor. Onun haricinde Türkiye’de ki

tüm yangın kaçış kapılarında bizim kollarımız

kullanıyor. HOPPE’nin dünya lideri olmasının

sebeplerinden biri de işte tam olarak bu. Çünkü

her çeşit ve ihtiyaca göre kapı kolları üretiyoruz.

Ürün yelpazemiz bu anlamda hem geniş hem

derin.

“Standard above normal”

Do you consider the climatic conditions of the

regions in your products?

For instance, the humidity in the Black Sea and

the humidity in Eastern Anatolia are not the

same. Is this kind of similar features considered

accordingly?

As I said, our products are guaranteed for 10

years. Wherever you go in the world, you can see

HOPPE products. Because we produce products

that will ensure compliance with all weather

conditions. That’s why we keep our standards on

top of other companies for sure. Being a leading

company requires this. As a matter of fact, the

biggest enemy of the door handle is the hand

sweat, not climatic features actually. One of the

world’s sharpest acids is hand sweat. Because

every door handle is not wiped when touched and

it remains there. Another enemy wedding ring and

ring. As soon as you hold the door handle, those

wedding rings and rings cause micro scratches.

The sweat left in the door before, begins to enter

into this scratches. And rusting, tarnishing and

tingling begin. As HOPPE, we guarantee all these

factors for 10 years.

Are there any safety mechanism on your

products?

Of course. We also produce window handles. We

produce window handles with child safety. But

when we tell the buyer about the importance

of this, the buyer welcomes this in a very good

manner. But he says only “My child doesn’t open

the window...” Or the customer tells about its

price issue. Unfortunately, the cheapest thing in

our country is human life. People who carry cell

phones as of thousands liras in their pockets are

unresponsive when it comes to human life. This

also makes us very sad.

In which sector are your products used most?

The construction sector, of course, is the leader in

this sense. Especially the window, office partition

and glass-aluminium sector is mainly our sales

group. Our handles are being used in all the fire

escape doors in Turkey. That’s exactly why HOPPE

is the world leader. Because we produce door

handles according to all kinds and needs. Our

product range is both wide and deep in this sense.

Ekim 2018


90

Türk Eczacıları Birliği Başkanı ve Ecz. Erdoğan Çolak “Doğru istikamette yürümek üzere yola koyulduk.”

Erdogan Colak, pharmacist and chairman of the Turkish pharmacists union: “We started to go on the right direction.”

“Söyleyecek Sözümüz,

Birlikte Eyleyecek

Gücümüz Var!”

“We have both

promises and power

to make it possible!”

Ecz. Erdoğan Çolak

Türk Eczacıları Birliği bu yıl,

dünü anlamak, şimdinin gerçekliğini

bütünlük içerisinde doğru algılamak ve

bu doğrultuda geleceğe dair bağımsız,

nitelikli, kapsamlı bir perspektif

geliştirmek amacıyla 1-3 Kasım

tarihlerinde Ankara’da bir araya gelecek.

The members of union of Turkish

pharmacists are to be convened in

Ankara on 1-3 November aiming

to understand better the past and

to develop a liberal, qualified and

comprehensive perspective.

“Meslektaşlarımıza, Hastalarımıza, Topluma Sözümüz

Var!” teması ile gerçekleştirilecek olan 14. Türkiye

Eczacılık Kongresi öncesi Türk Eczacıları Birliği Başkanı ve

Ecz. Erdoğan Çolak kongreye dair sorularımızı yanıtladı.

Ecz. Erdoğan Çolak bize biraz kendinizden bahseder

misiniz?

1984 yılında Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden

mezun oldum ve 1985 yılı itibariyle Adana’da serbest

eczacılık yapmaya başladım. Meslek birliklerinin önemine

olan inancım, fakülte sıralarından itibaren hep vardı.

Erdoğan Çolak, pharmacist and chairman of the Turkish

pharmacists union, answered our questions before the

14th congress of Turkish pharmacy that is organized

on the theme of “We have promises to pharmacists,

patients and the public.”

Would you mention about yourself briefly?

Graduate of Faculty of Pharmacy, Gazi University in 1984,

I started to work as an independent pharmacist in Adana

in 1985. I have always been aware of the importance of

professional unions since my years in the school.

Ekim 2018


91

Bu düsturla 1989 yılında Adana Eczacı Odası Yönetim

Kurulu Üyesi oldum. O günden bu yana da mesleğimi hem

Adana Eczacı Odası’nda hem de Türk Eczacıları Birliği’nin

çeşitli kademelerinde sürdürdüm. 2007 yılından bu yana da

Türk Eczacıları Birliği Başkanı olarak toplum sağlığına ve

mesleğimize katkı sağlamak adına çalışıyorum.

“Meslektaşlarımıza, Hastalarımıza, Topluma Sözümüz Var!”

sloganı ile ne anlatmak istediniz?

Biz eczacılar, eğitim hayatımızın ardından mesleğe atılırken

bir yemin ederiz. Ve bu yemin vesilesiyle verdiğimiz sözü,

bütün meslek hayatımız boyunca temel düsturumuz olarak

kabul ederiz. Eczacılık mesleğine başladığımız an itibariyle

hayatımızı insanlık hizmetine adayacağımıza, insan hayatına

mutlak surette saygı göstereceğimize, bilgilerimizi insanlık

yararına kullanacağımıza, din, milliyet, ırk, cinsiyet, kültür

ve politik görüş farklarının vazifemizle vicdanımız arasına

girmesine izin vermeyeceğimize, sağlık çalışanları ile güven

ilişkisi ve etik işbirliği içinde çalışacağımıza, mesleğimizin

gelecekteki üyelerinin yetiştirilmesine katkıda bulunacağımıza,

insanlığa daha iyi hizmet edebilmek için mesleki bilgilerimizi

sürekli güncelleyeceğimize, mesleğimizi dürüstlük ve şerefle

yapacağımıza namusumuz ve vicdanımız üzerine söz veririz. Ve

bu söz mesleğimize, meslektaşlarımıza, insanımıza, ülkemize,

geleceğimize dair verdiğimiz bir sözdür. İşte bu seneki

temamızı ve sloganımızı belirlerken de bu sözden yola çıktık.

Bu kongrelerin Türk eczacılığına ne gibi faydaları var?

Mesleki gelişim ve birliktelik adına çok önemli olduğuna

inanıyorum. Akademiden, sektörden, siyasetten, bürokrasiden,

medyadan, meslek örgütlerinden, sivil toplum kuruluşlarından

önemli isimlerin katıldığı Eczacılık Kongreleri; mesleğin ve

toplumun pek çok kesimini bir araya getiriyor. Dünü doğru

parametreler doğrultusunda anlamak, bugünün gerçekliğine

ilişkin ayakları yere basan argümanlar geliştirmek ve

tüm bunların ışığında geleceğe dair nitelikli bir perspektif

geliştirmek adına Eczacılık Kongrelerimizi çok değerli

buluyorum.

Bu yıl ne gibi değişiklikler var? Farklı konuklar, katılımcılar

olacak mı? Yani bu yılı faklı kılacak bir değişiklik var mı?

Yaptığımız her kongrenin birbirinden farklı konu ve konuklara

ev sahipliği yaptığını söyleyebilirim. Bu sene de sağlık

okuryazarlığından kooperatiflere, akılcı ilaç kullanımından

sağlık iletişimine, ulusal ilaç politikasından medikal ürünlere,

kanser ilaçlarından sosyal medya kullanımına, şehir

hastanelerinden yeni eczacılık hizmet modellerine pek çok

alanda ve konuda oturumların olduğu, çok değerli katılımcılarla

bir kongre gerçekleştireceğiz. Meslektaşlarımızın haklarının

korunmasını, yurttaşlarımızın sağlık-ilaç hakkına erişimini,

sağlık hizmetlerinin nitelikli hale getirilmesini ve eczacılığın

geleceğinin doğru istikamette şekillenmesini hep birlikte

konuşup tartışacağız.

In line with this stance, I became a board member in Adana

Chamber of Pharmacists in 1989. Since then I pursue my

career at several stages of my professional. Since 2007 I have

been working as the chairman of Turkish pharmacists union in

order to contribute to the public health and to my profession.

What do you mean with your slogan by saying “We have

promises for pharmacists, patients and the public!”

We, as the pharmacists, say an oath for our profession just

at the beginning of our profession. It is our basic principle

for all activities in our professional lives. The moment we

started our pharmacy profession we promise that we will

definitely respect human life, use our knowledge for the

benefit of humanity, we do not allow our differences between

religion, nationality, race, gender, culture and political views

to be included in our conscience with our duty; in order to

serve better to humanity, we will continuously update our

professional knowledge and promise to do our profession

with honesty and honor. And this is a promise we give to our

profession, to our colleagues, to our people, to our country,

to our future. Here’s this year’s theme and our motto in the

convention.

What are the benefits of these congresses to Turkish

pharmacy?

I believe that it is very important for professional development

and unity. Also participated by other names from the the

organizations, academy, industry, politics, bureaucracy,

media, professional organizations, civil society Pharmacy

Congresses brings together many sectors of the profession

and society. I find our Pharmacy Congresses very valuable

in order to understand yesterday in a right context with right

parameters, to develop ground-based arguments about

today’s reality and to develop a quality perspective for the

future.

What are the changes this year? Will different guests

participate? So, is there a change to make it different?

We know that every congress hosts different topics and

guests, I can tell. This year, we will hold a congress with

many valuable participants, to discuss about the topics of

cooperatives, city hospitals to new pharmaceutical service

models in many areas and other topics such as health literacy,

rational drug use to health communication, from national drug

policy to medical products, from cancer drugs to social media,

the protection of the rights of our colleagues, our citizens’

access to health-drug rights, and the emergence of the future

of pharmacy in the right direction, we will talk and discuss

together.

Ekim 2018


92

Meme kanserinde ilk biyobenzer

ilaç Abdi İbrahim’den

First Biosimilar Breast Cancer Medication by Abdi İbrahim

Türk ilaç sektörünün lideri Abdi İbrahim,

günümüzde kadınlar arasında sık

görülen meme kanserinde kullanılan

Trastuzumab etkin maddeli ilk

biyobenzer ürünü piyasaya sundu.

Sağlık Bakanlığı tarafından geri ödeme

kapsamına da alınan ürün, bir yılda 130

milyon TL kamu katkısı sağlayacak.

Meme kanseri olan hastalarda tümörlü

kitlenin büyümesini engelleyen ürün,

medikal onkolojinin kullanacağı ilk

biyobenzer monoklonal antikor olacak.

Abdi İbrahim, the leader of the Turkish

pharmaceutical industry, released the

first biosimilar with Trastuzumab as

the active ingredient that is used for the

treatment of breast cancer, which is

frequent in women. The medication is

under reimbursement coverage by the

Ministry of Health, and it will contribute

TRY 130 million in one year to the

capital budget. It prevents the growth

of tumorous mass in breast cancer

patients, and will be the first biosimilar

monoclonal antibody to be used by

medical oncology.

Ekim 2018


93

Biyoteknoloji alanında öncü yatırımlara imza atan

Abdi İbrahim, Türkiye’deki ilk Trastuzumab etkin

maddeli biyobenzeri piyasaya sundu. Medikal onkoloji

tarafından kullanılacak biyobenzer monoklonal

antikor olan bu ürün, meme kanseri olan hastalarda

tümör kitlesinin büyümesini engelleyerek tedavi

imkanı sunuyor.

Sağlık Bakanlığı tarafından geri ödeme kapsamına

da dahil edilen ürünün, kamu bütçesine bir yılda 130

milyon TL katkı sağlaması bekleniyor.

Tümörün büyümesini engelleyerek yaşam süresini

uzatıyor

Meme kanseri hem dünyada hem Türkiye’de kadınlar

arasında sık görülen kanser türleri arasında yer alıyor.

Dünyada her yıl 22 bin kişiye meme kanseri tanısı

konuyor. Türkiye’de de bu sayı her geçen yıl artıyor.

Hasta sayısındaki artış bu konuda yürütülen bilimsel

çalışmaların hız kazanmasını da beraberinde getiriyor.

Meme kanseri alanında, hastaların yaşam süresini

ve kalitesini iyileştirmek için çalışmalarını sürdüren

Abdi İbrahim, Trastuzumab etkin maddeli biyobenzer

ile meme kanseri hastalarının tedavisi için etkin bir

tedavi sunuyor. Söz konusu ilaç, Trastuzumab molekülü

ile HER2 pozitif hastalarında tümörün büyümesini

engelleyerek hastaların yaşam süresini uzatıyor. Geri

ödeme kapsamındaki ilaç, bu yönüyle hastaların erişimi

açısından da önemli bir alternatif oluşturarak tedavilerde

yaygın olarak kullanılabilecek.

Leading the pioneering biotechnology investments,

Abdi İbrahim released the first biosimilar with

Trastuzumab as the active ingredient in Turkey. The

medication is a biosimilar monoclonal antibody to

be used by medical oncology, and it prevents the

growth of the tumorous mass in breast cancer

patients, providing a treatment opportunity.

The medication is under reimbursement coverage

by the Ministry of Health, and it is expected to

contribute TRY 130 million in one year to the capital

budget.

It extends lifespan by preventing tumor growth

Breast cancer is one of the most frequent

cancers in women, both in the world and in

Turkey. Each year 22,000 people are diagnosed

with breast cancer around the world. This

number increases each year in Turkey. The

increase in the number of patients brings on the

acceleration of scientific studies conducted on

the subject as well.

Conducting studies in the field of breast cancer

to extend the lifespan of patients and improve

their quality of life, Abdi İbrahim presents an

effective treatment for breast cancer through

a biosimilar with Trastuzumab as the active

ingredient. The medication inhibits the growth

of the tumor in HER2 positive patients with the

Trastuzumab molecule, thereby extending the

lifespan of the patients. Under reimbursement

coverage, this medication will be able to be used

widely in treatments as it provides an alternative

by being accessible by the patients.

Ekim 2018


94

Onko İlaç‘ta yıllık

değerlendirme

buluşması

2017 yılında, üretim tesislerinin tüm hatlarıyla

Avrupa GMP belgesi (EUGMP) alan Türk

ilaç firması olarak global pazarlara açılmak

yolunda büyük bir adım atan Onko İlaç,

yıllık dönem değerlendirmesini yaptı. Yıllık

değerlendirme toplantısı 6–9 Eylül 2018

tarihleri arasında merkez, saha ve fabrika

ekiplerinin katılımıyla gerçekleşti.

Annual evaluation

meeting at

Onko İlaç

Onko İlaç, as the Turkish

pharmaceutical company having

European GMP certificate (EUGMP) with

all lines of production facilities in 2017

and taking a big step towards access

to global markets, made its annual

evaluation. The annual evaluation

meeting was held on September 6-9,

2018 with the participation of central,

field and factory teams.

2017 yılında 30. kuruluş yıldönümünü kutlayan ve

2018 yılında onkoloji ilaçları başta olmak üzere

tüm ürünleriyle global pazarlara açılma yolunda

önemli başarılara imza atan Onko İlaç, dönem sonu

toplantısını 06-09 Eylül 2018 tarihleri arasında yapıldı.

6 ve 7 Eylül tarihlerinde Kozyatağı Hilton Hotel’de Satış

ve Pazarlama Grubu olarak merkez ve saha ekipleri

birlikte yıllık değerlendirme toplantısı yapan Onko

İlaç, firmanın yeni hedefleri doğrultusunda eğitim

programları da düzenlendi. Yıllık değerlendirmenin

ardından kurum içinde motivasyonu artırmak ve

ekipler arasında verimli çalışmaya destek olmak

amacıyla Sarıyer Korupark‘da merkez, saha ve fabrika

ekiplerinin katılımıyla piknik yapıldı ve eğlenceli

aktiviteler gerçekleştirildi.

Onko İlaç, which celebrated its 30th anniversary in 2017

and has achieved significant successes on the way to

access to global markets with all its products, especially

oncology drugs in 2018, organized its year-end meeting

between September 06-09, 2018.

Within this scope, Onko İlaç arranged an annual

evaluation meeting together with its central and field

teams as Sales and Marketing Group at Kozyatağı

Hilton Hotel between September 6-7 and also organized

training programs in line with the company’s new

targets. After the annual evaluation meeting, in order to

increase motivation within the organization and support

efficient work among the teams, a picnic was held and

fun activities were performed with the participation of

the center, field and factory teams in Sarıyer Korupark.

Ekim 2018


98

Events

Türk Toraks Derneği Avrupa

Kongresi’nde yoğun ilgi gördü

Dünyada göğüs hastalıkları

alanında en büyük ve en

seçkin platformlardan biri

olarak kabul edilen Avrupa Solunum

Derneği’nin (European Respiratory

Society (ERS) uluslararası yıllık

kongresi bu yıl 15-19 Eylül tarihleri

arasında Paris Port de Versaille

Kongre Merkezi’nde yapıldı. Bu

önemli kongreye 134 ülkeden 22

507, ülkemizden 451 hekim katıldı.

Bilimsel bildiri sunumlarının 213’ü,

konuşmacı ve oturum başkanı

olarak toplamda 31 görev (7

konuşma, 24 oturum başkanlığı)

ülkemizden katılan hekimler

tarafından gerçekleştirildi.

Paris Büyükelçimiz Standımızı

Ziyaret Etti

Port de Versaille Kongre

Merkezi’nde düzenlenen 5 günlük

kongre, dünyada göğüs hastalıkları

alanında en büyük ve en seçkin

platformlardan biri sayılıyor. Bu

kongrede her yıl göğüs hastalıkları

ve solunum yolları sorunları

alanında tıptaki en son gelişmeler

tartışılıyor. Kongre merkezinde

kurulan “Dünya Köyü” adındaki

alanda, 30 ülke arasında yer

alarak “Türk Toraks Derneği” ve

ayrıca “Turkish Thoracic Journal”

standları ile hem Derneğin hem de

Derneğin bilimsel yayın organı olan

dergi tanıtılarak dünyaya açılma

olanağı bulundu. Türk Toraks

Derneği standını ziyaret eden Paris

Büyükelçisi Dr. İsmail Hakkı Musa,

dernek yöneticileri ve kongreye

katılan üyelerle bir süre sohbet etti,

Türk Toraks Derneği Başkanı Prof.

Dr. Hasan Bayram’dan kongre ve

Türk Toraks Derneği hakkında bilgi

aldı.

Türk Toraks Derneği Başkanı

Prof. Dr. Bayram, kongreye

Türkiye’den çok sayıda bildiri

ile katılım olmasının kendilerini

onurlandırdığını söyledi. Dr.

Bayram, Türk Toraks Derneği ile

Avrupa Solunum Derneği arasında

yapılan işbirliği çerçevesinde

yıllardır karşılıklı kazanımlar

içerisinde olduklarının altını

çizerek, her iki tarafın da bu

işbirliğinin artarak devam etmesi

konusunda istekli olduğunu ve

bu işbirliğinin dünya çapında da

akciğer sağlığı alanına çok değerli

katkılar getirdiğini ifade etti.

“Ers Kongresi’nde yaptığımız

sunumlar büyük ilgi gördü”

Prof. Dr. Bayram, ERS Kongresi’nde

yaptıkları sunumlar ile ilgili de şu

bilgileri paylaştı:

“Türk Toraks Derneği üyelerinden

oluşan bir ekibin gerçekleştirdiği

ve ekipten yine üyemiz Prof. Dr.

Peri Arbak tarafından sunulan

‘Kebap Restoranı çalışanları:

Zararlı bir iş mi?’ ve Dr. Öğretim

Üyesi Dilek Çakmakçı Karadoğan

ve ekibi tarafından yapılan ‘Geri

ödeme sistemi sigarayı bırakmaya

yardımcı mı? Türk deneyimi’

başlıklı araştırmaların kongre

bilimsel komitesi tarafından Fransız

basınında halk ile paylaşılmak üzere

seçilmesi bizleri gururlandırdı.

Ekim 2018


Events

99

Kurulduğu ilk günden beri her

kongreye ses getiren araştırmalarla

katılan Türk Toraks Derneği Kadın

ve Akciğer Sağlığı Görev Grubumuz

ise, işyerinde cinsiyetçi yaklaşımı

ve gebelik sırasında ebeveynlerin

elektronik sigara kullanımını

araştırdıkları iki poster ile uluslararası

kongreye katkıda bulundular. Ayrıca

European Lung Foundation (ELF)’un

organize ettiği ‘Kot kumlamacılığı

ve Silikozis’ başlıklı oturumda Türk

Toraks Derneği Bilimsel Komite

Başkanı Prof. Dr. Metin Akgün ile

birlikte Aldulhalim Demir, hekim-hasta

perspektifini aktarırken zihinlerden

silinmeyecek bir sunum yaptılar.

KOAH’ın küresel boyutu ile ele alındığı

‘COPD Global’ toplantısına ülkemizden

katılımı, Akciğer Hastaları Dayanışma

Derneği (AHDADER) temsilcisi Sayın

İlkay B. Nargaz gerçekleştirdi.

Bu iki etkinlik, ilk defa ülkemizin

uluslararası bir kongrede hastalar ve

doktorlar birlikte yer alması açısından

önemliydi.” dedi.

Prof. Dr. Hasan Bayram, kongrenin

ikinci gününde, Türk Toraks Derneği

adına yaptığı sunumda Türkiye’deki

hava kirliliği ve küresel iklim

değişikliğine bağlı sorunlar ve bunların

insan sağlığına olan etkilerinden söz

ettiğini belirtti. Prof. Dr. Bayram,

ülkemizdeki hava kirliği rakamlarının

Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği

standartların çok üstünde seyrettiğini,

bunun çok önemli bir sorun

oluşturduğunu ve hava kirliliğine bağlı

olarak yılda

yaklaşık 34 bin

kişinin erkenden

hayatını

kaybettiğini

vurguladı. Prof.

Dr. Bayram,

“Küresel iklim

değişikliğine

bağlı olarak

ülkemizde

mevsimler daha

sıcak ve kurak

geçmekte,

buna bağlı

olarak orman

yangınları ve çölleşme sorunları

yaşanmaktadır. Aşırı hava olayları

sonucu ani bastıran, sel ve taşkınlar

meydana gelmekte, bunun da gerek

çevre, gerekse de insan sağlığı

üzerinde doğrudan ve dolaylı tehditler

oluşturmaktadır.” dedi.

“Tütün endüstrisinin hedefi gençler”

Kongrenin üçüncü gününde, Türk

Toraks Derneği Çocuk Göğüs

Hastalıkları Çalışma Grubu üyesi Prof.

Dr. Elif Dağlı yaptığı konuşmasında,

ısıtılmış tütün ve elektronik sigara

gibi tütün ürünlerinin yaygınlaşmaya

başladığını, tütün endüstrisinin bu

ürünlerin yaygınlaşması için özellikle

gençleri hedef aldığını ve burada

çok ciddi bir tehlike olduğuna vurgu

yaptı. Prof. Dr. Dağlı, başta devletlerin

ve kamu

otoritelerinin,

sağlık

kurumlarının bu

konuda duyarlı

olmalarına

çağrı yaptığı

konuşması

sonrasında

salondaki

katılımcılar

tarafından

dakikalarca

alkışlandı.

“Kongreye üyelerimizin büyük ve

önemli katkıları oldu”

Prof. Dr. Hasan Bayram, kongre

süresince ilgili alanlarda uzun yıllardır

çalışmaları ile tanınan birçok dernek

üyesinin, konusunda öncü bazı

uluslararası dernek ve oluşumlar ile

temaslarını sürdürdüklerini belirterek,

“GARD (Global Alliance Against

Chronic Respiratory Diseases) ve

GINA (Global Initiative for Asthma)

bunlardan başlıcalarıdır. Ayrıca

üyelerimiz, hâlihazırda Avrupa

Solunum Derneği Çalışma Gruplarında

görev yapmaktayken yeni dönemde

de seçimleri kazanarak görev almaya

başlayacak olan üyelerimiz oldu.

Avrupa Solunum Derneği ile ortak

üyeliğimizin, ortak yurtdışı araştırma

burs olanaklarımızın ve ortak

araştırma yapma işbirliklerimizin

gelecekte de sürdürülmesi çeşitli

görüşmelerde dile getirildi. Sonuç

olarak, Avrupa Solunum Derneği’nin

bu yılki kongresi de göğüs hastalıkları

ile ilgili birçok halk sağlığı konusunun,

akciğer hastalıkları alanında tanı ve

tedavideki sorunların ve son yıllarda

elde edilen gelişmelerin konuşulduğu

bir kongre oldu. Türk Toraks Derneği

üyeleri de bir yandan araştırmalarını

sunarken ve konuşmalar yaparken

bilimsel anlamda kongreye katkı

sundular, diğer yandan da mesleki

bilgilerini güncellemiş oldular.” dedi.

Ekim 2018


100

Avrasya bölgesini kapsayan ve 43 ülke delegasyonunu ağırlayacak HIMSS’18

Eurasia’da ‘Türkiye ve Dünyada Dijital Sağlık Vizyonu’ konuşulacak.

HIMSS’18 Eurasia sağlık bilişimi alanında

uluslararası bir marka

Türkiye’nin HIMSS EMRAM

derecelendirmelerinde 1 adet seviye

7 ve 164 seviye 6 validasyonu

ile Avrupa ülkelerini geride

bıraktığını ifade eden T.C. Sağlık

Bakanı Dr. Fahrettin Koca,

hastanelerin aynı kararlılık ve

hızla dijitalleştirilmesine devam

edileceğini belirtti.

Türkiye’nin en büyük sağlık bilişim etkinliği

olan HIMSS’18 Eurasia, Türkiye’yle birlikte

bölge coğrafyadaki Avrupa, Asya, Afrika ve

Balkanları hedefleyen yeni vizyonu ile uluslararası

toplantılara ev sahipliği yapacak. Sağlık Bakanlığı,

Medipol Üniversitesi ve HIMSS Avrupa işbirliği

ile gerçekleşen HIMSS’18 Eurasia Sağlık Bilişimi

Fuarı ve EMRAM Eğitim Konferansı, 25-27 Ekim

2018 tarihleri arasında, İstanbul Pullman

Hotel’de sağlık dünyasını bir araya getirecek.

Etkinliğin 25 Ekim’de T.C. Sağlık Bakanı Dr.

Fahrettin Koca’nın teşrifleri ile gerçekleşecek

açılışında, ‘Türkiye ve Dünyada Dijital Sağlık

Vizyonu’ HIMSS USA III. President & CEO’su

Harold “Hal” Wolf ve T.C. Sağlık Bakanlığı

Bakan Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci’nin

değerlendirmeleri ile gündeme yansıyacak.

“Türkiye Başarısı ve Tecrübesi ile Bölge

Ülkelere Öncülük Edecek”Türkiye’nin

bu yıl itibari ile HIMSS EMRAM

derecelendirmelerinde 1 adet seviye 7

ve 164 seviye 6 validasyonu olan kamu

hastanesi ile tüm Avrupa ülkelerini geride

bıraktığını ifade eden T.C. Sağlık Bakanı

Dr. Fahrettin Koca, “Sağlık Bakanlığı’nın

hastaya daha iyi ve kaliteli hizmet sunan ve

sağlık çalışanlarının işlerini kolaylaştıran

‘kağıtsız hastaneler’ konusundaki

kararlılığı tüm sağlık kuruluşları için

motivasyon kaynağı olmuş;

Ekim 2018


101

bugün Türkiye, sağlıkta dijitalleşme

konusunda kat ettiği mesafe ile

birçok Batı ülkeleri arasından

sıyrılarak Avrupa lideri olmayı

başarmıştır” dedi. Sağlık Bakanı Dr.

Koca, Türkiye’nin aynı kararlılık ve

hızla hastanelerini dijitalleştirmeye

devam edeceğini söyledi.

Avrasya Sağlık Bilişimi İşbirliği

Toplantısı düzenlenecek

HIMSS’18 Eurasia çerçevesinde 25

Ekim’de ayrıca T.C. Sağlık Bakanlığı

ve DEİK Himayelerinde, 43 Ülke

Delegasyonunun katılımı ile “Avrasya

Sağlık Bilişimi İşbirliği Toplantısı”

düzenlenecek.

Türkiye’nin dijitalleşen 165

hastanesi ödül alacak

HIMSS’18 Eurasia etkinlikleri

çerçevesinde yine 25 Ekim’de,

gösterdikleri gelişme ve

başarılarla HIMSS EMRAM

derecelendirmelerinde

seviye 6 ve 7’ye hak

kazanan 165 hastanenin

yöneticilerine ödülleri

verilecek.

Geleceğin sağlık bilişimi

konuşulacak

Çok sayıda uluslararası

konuşmacının katılımı ile

gerçekleşecek HIMSS’18

Eurasia’da gelecekte

sağlık bilişiminin

nasıl şekilleneceği

konuşulacak. Başta İngiltere,

İtalya, Amerika, İsveç, Danimarka

ve Birleşik Arap Emirliklerinden

üst düzey sağlık bilişimi

profesyonellerinin konuşmacı olarak

yer aldığı etkinlikte, 26

Ekim, Cuma günü T.C.

Sağlık Bakanlığı ilgili

yöneticileri ve sektör

liderlerinin katılımı

ile ‘Türkiye Sağlık

Bilişimi Üssü Hedefine

Yol Haritası’ başlıklı

TÜSAP Toplantısı

yapılacak.

Küresel markalar

HIMSS’18 Eurasia’da

yerini aldı

Ekspotürk ve Satur

organizasyonu ile

düzenlenen HIMSS’18 Eurasia’da

dünya markaları da yerini aldı.

Ankaref’in ana sponsorluğu ile

yapılan HIMSS’18

Eurasia’da Ankaref,

Turkcell, Sisoft, Ge

Healthcare, Abbott,

Siemens Healthineers,

Akgün Yazılım, Elsevier,

Livewell, Techno Pc,

Consol Medikal, Agena

Sağlık, Fujifilm, ZKR,

Synedra, Pusula Yazılım,

Probel, Ordinatrum,

Hitachi, Vademecum,

Gemini, Motto Yazılım,

SRDC, As Mühendislik,

Bilişim Küpü, Preventis,

ZMT Bilgi Sistemleri, Epati Bilişim ve

Network Kurumsal yerini aldı.

HIMSS’18 Eurasia kapsamında

düzenlenecek panel konu ve

konuşmacıları ise şöyle;

Bilgi Teknolojileri Kullanılarak

Kalite Ve Klinik Çıktıların

Geliştirilmesi

Medipol Üniversitesi Rektörü Prof.

Sabahattin Aydın moderatörlüğünde

yapılacak toplantıda, ABD’den

Joint commission International

(JCI) Başkanı ve CEO’su Paula

Wilson, Sağlık Kalitesi için ‘Bilgi

Teknolojisinde Fırsatlar ve Riskler’

konusunda konuşacak. Sağlık

Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel

Müdürü Prof. Dr. Alper Cihan’ın

Sağlık Kalitesi Standartlarında

Türkiye Deneyimini anlatacağı

panelde, Medipol Üniversitesi

Öğretim Üyesi ve HIMSS Türkiye

Direktörü Dr. İlker Köse ise ‘Daha

Kaliteli Sağlık Hizmet Sunumu İçin

EMRAM’ın (Elektronik Medikal Kayıt

Sistemi) Sağladıkları’na değinecek.

Sağlıkta Dönüşüm: Klinik Bakış

Açısıyla Hastanelerden Evde Bakıma

Kronik hastalık yönetimi, evde sağlık

hizmetleri kapsamında ele alınacak

toplantının moderatörlüğünü T.C.

Sağlık Bakanlığı Bakan Yardımcısı

Dr. Şuayip Birinci yapacak. HIMSS

Analitik Avrupa ve Latin Amerika,

Ekim 2018


102

Birleşik Krallık Bölge Direktörü John

Rayner’in Healthcare Information

and Management Systems Society

(HIMSS) ve Continuity of Care

Maturity Model (CCMM) çerçevesinde

‘Teknoloji ile Sürekli Bakım’

konusunda konuşacağı toplantıda

İsveç Stockholm Kent Konseyi

E-Sağlık ve İnovasyon Komisyonu

Üyesi Daniel Forslund, İngiltere

Kamu Sağlığı Kıdemli Danışmanı

ve HIMSS Klinik Hizmetler Başkanı

Charles Alessi ve Türkiye’den Sağlık

Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel

Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Daire

Başkanı Uzm. Dr. Pınar Koçatakan

konuşmacı olarak yer alacak.

‘Veri’nin Yapılandırması: ‘Bilgi’den

Klinik ve Mali Bilgeliğe

T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilgi

Sistemleri Genel Müdürü Dr. M.

Mahir Ülgü’nün moderatörlüğünde

yapılacak toplantıda, Medipol

Üniversitesi Öğretim Üyesi ve HIMSS

Türkiye Direktörü Dr. İlker Köse,

‘Veriden Hikmete Genel Bakış Açısı’

konusunda konuşacak. T.C.Sağlık

Bakanlığı’ndan Sağlık Bilgi Sistemleri

Genel Müdür Yardımcısı Şahin Aydın

ile TİTCK Başkan Yardımcısı Eray

Kaplan’ın da konuşmacı olarak yer

alacağı toplantıda, Norveç E-Sağlık

Araştırma Merkezi Sağlık Analitik

Verileri Bölüm Müdürü Anne Torill

Nordsletta ve İngiltere NHS Dijital

Veri Merkezi Genel Müdürü Prof. Dr.

Daniel Ray birer konuşma yapacak.

Hasta Odağında Sağlık Hizmet

Sunumundan Hasta’nın Yönetiminde

Sağlık Hizmet Sunumu

Sağlık Bakanlığı KHK Genel

Müdürü Prof. Dr. Murat Alper’in

moderatörlüğünde yapılacak

toplantıda, ABD UC SanDiego

Health Başhekim Yardımcısı ve

Sağlık Bilgi Sistemleri Müdürü

Christopher Longhurst, Yozgat Şehir

Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Aziz

Ahmet Sürel, Birleşik Krallık Yerel

Yönetimler Birliği Yetişkin Sosyal

Bakım Mükemmeliyet Merkezi Eski

Başkanı Sarah Mitchell, İzmir Tire

Devlet Hastanesi HIMSS 7 Program

Yöneticisi Gürhan Zincircioğlu,

Birleşik Arap Emirlikleri Dubai Sağlık

Otoritesi Sağlık Veri ve Bilgi Analiz

Departmanı E-Sağlık Bölüm Başkanı

Osama Elhassan konuşmacı olarak

yer alacak.

Nasıl Seviye 7 olunur?

‘EMRAM Seviye 7 Alma Sürecinde

Yol Haritası ve Başarı Hikâyeleri’nin

gündeme taşınacağı toplantının

moderatörlüğünü Sudan Türkiye

Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Yöneticisi Dr. İsmail Yılmaz yapacak.

HIMSS EMRAM 7 belgesi alan Tire

Devlet Hastanesi’nin yöneticilerinin

deneyimlerini paylaşacağı toplantıda,

‘Dijital Hastane Süreci, Nereden

Başlasak?’ başlığında Başhekim Op.

Dr. Fatih Hayali,‘Dijital Hastanede

Tıbbi Malzeme Yönetim Sistemi’

başlığında Başhekim Yardımcısı Uzm.

Dr. Elife Özkan, ‘Hekim Klinik Karar

Destek Uygulamaları’ başlığında

Başhekim Yardımcısı Uzm. Dr. Özgür

Bolat, ‘Hemşire Klinik Karar Destek

ve Hemşirelik Bakım Hizmetleri’

başlığında Sağlık Hizmetleri Müdürü

Hemş. Fatoş Yürürdurmaz ve

‘Kapalı Döngü İlaç Yönetim Sistemi’

başlığında Ecz. Zehra Eraltuğ birer

konuşma yapacak.

Sağlıkta nesnelerin interneti

T.C. Sağlık Bakanlığı Tıbbi İlaç

ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK)

Başkanı Dr. Hakkı Gürsoz’ün

moderatörlüğünü yapacağı toplantıda

İtalya’dan Istituto Clinico Humanitas

Hastanesi Bilgi Sistemleri Müdürü

Elena Sini, Almanya’dan T-Systems

International Nesnelerin İnterneti

Dijital Bölümü Başkan Yardımcısı

Lucas Josten, Fransa’dan Innovasyon

ve Sağlık Bütünleşik Nesnelerin

Ekim 2018


103

İnterneti Bölüm

Müdürü Laurent

Bouskela konuşmacı

olarak yer alacak.

Türkiye’den de Sağlık

Bakanlığı TİTCK

Başkan Yardımcısı

Recep Uslu ve Medipol

Üniversitesi’nden

Dr. Tunçer Baykaş birer konuşma

yapacak.

Sağlıkta Yapay Zekâ’nın geniş çaplı

kullanımına hazır mıyız?

Elektronik sağlık kayıtlarına dayalı

üst düzey klinik bilgi sistemleri

kapsamında ele alınacak toplantının

moderatörlüğünü T.C. Sağlık

Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel

Müdürü Prof. Dr. Alper Cihan

yapacak. Konuşmacılar arasında

İngiltere’den NHS Dijital Sağlık ve

Yapak Zekâ Klinik Lideri Indra Joshi,

ABD’den FIMSS, FHFMA Başkanı

Sam King, İspanya’dan Pol Perez ve

Türkiye’den Sağlık Bakanı Danışmanı

Dr. Sinan Korukluoğlu yer alacak.

Açık İnovasyon: Sağlıkta Start-Up

Vakti

T.C. Cumhurbaşkanlığı Dijital

Dönüşüm Ofisi Başkanı Ali Taha

Koç’un* moderatörlüğünü yaptığı

toplantıda Boğaziçi Üniversitesi

Inovita T& ISEK Koordinatörü

Prof. Dr. Cengizhan Öztürk, Sağlık

Bakanlığı TİTCK Başkan Yardımcısı

İsmail Mert Vural, Sanayi ve

Teknoloji Bakanlığı’ndan

Hande Ünal ve T.C.

Cumhurbaşkanlığı

Uzmanı Ali Taylan

Öztaylan konuşmacı

olarak yer alacak.

Siber Güvenlik ve Kişisel

Verilerin Korunması

Değer Bazlı Veri Güvenliği

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Bakan

Yardımcısı Ömer Fatih Sayan’ın

moderatörlüğünde yapılacak

toplantıda Sağlık Bakanlığı Sağlık

Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü,

Dünya Bankası Danışmanı Av. Ahmet

Esad Berktaş, STM Siber Güvenlik

Ürün Servis Geliştirme Yöneticisi

Özkan Boztaş ile Havelsan ve

TÜRKSAT’tan uzmanlar konuşmacı

olarak yer alacak.

(*) Teyit beklenmektedir.

Ekim 2018


104

PSA testini erken yaşta yaptırmak önem taşıyor!

Üroonkoloji Derneği Başkanı ve Gazi

Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim

Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Sözen,

prostat kanseri konusunda erken tanıya

yönelik araştırmaların önemine yönelik

açıklamalarda bulundu. Klinik yaklaşımların,

risk grubundaki erkeklerde ve Türkiye için

özellikle ailesinde prostat kanseri öyküsü

bulunanların 40 yaşında ürologlar tarafından

prostat muayenesi ve PSA testi yaptırmasını

ve de risk grubunda olmayan popülasyonda

bu kontrollerin 50 yaşında başlamasının

gerektiğinin altını çizdi.

Prof. Dr. Sinan Sözen

12 erkekten birinde görülüyor

“Üroonkoloji Derneği Başkanı ve

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi

Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Sinan Sözen “15 Eylül

Dünya Prostat Günü” dolayısıyla

açıklamalarda bulundu: Prostat

kanserinin, erkek popülasyonunda en

sık görülen kanser türlerinden biri

olduğuna dikkat çekerek şöyle devam

etti:”

“Kanser günümüz dünyasında insan

hayatını tehdit eden hastalıkların

başında gelmektedir. Dünya Sağlık

Örgütünün (DSÖ-2018) paylaştığı

verilere göre 2015 yılında küresel

çapta 8.8 milyon kişinin ölüm nedeni

kanserdi. 2012 istatistiklerine göre

yılda 14 milyon yeni kanser vakası

tespit edilirken, 8 milyon insan

kansere bağlı nedenlerle ölmektedir.

Maalesef bu rakamların 2030 yılına

gelindiğinde %30 oranında artacağı

belirtilmektedir. DSÖ’nün 2014’de

paylaştığı rapora göre, Türkiye’de

erkeklerde kansere bağlı ölümlerin

sayısı 58 bin 400, kadınlarda ise

32 bin 500’dür. Türkiye İstatistik

Kurumu Mayıs 2017 verilerine göre

ise, Türkiye’de her 5 ölümden biri

kanser nedeniyle olmaktadır. Prostat

kanseri erkek popülasyonunda

en sık görülen kanser türlerinden

biridir. 2012 istatistiklerine göre

dünya genelinde 1.1 milyon prostat

kanserli olgu saptanırken, prostat

kanserine bağlı ölüm 307.481 kişide

görülmüştür. Bu sonuçlar prostat

kanserini akciğer kanserinden sonra

kansere bağlı ölümlerde ikinci sıraya

taşımıştır. Prostat kanseri insidans

ve prevalansı bölgelere göre farklılar

gösterirken en yüksek görülme

oranı Kuzey Amerika’da en düşük

görülme oranı ise Güney Asya’dadır.

Ülkemiz açısından istatistiki veriler

net olmamakla beraber, Üroonkoloji

Derneği’nin yaptığı araştırmaya göre

erkek popülasyonumuzda prostat

kanseri solid organ tümörü olarak en

sık karşılaşılan tümördür. Son bilgiler

ülkemizde de 12 erkekten birinin

prostat kanseri olduğu yönündedir.”

Prostat Kanseri tanısında “MR

dönemi”

Son yıllara kadar prostat kanseri

şüphesi olan hastalara tanı koymak

amacıyla ultrason eşliğinde

sistematik biyopsi yapıldığına değinen

Sözen, şunları söyledi:

Ekim 2018


105

MR Füzyon Biyopsi görseller:

“Bu yöntemin dezavantajı,

görüntülenemeyen bir kanser

randomize alınan biyopsiler ile

tanınmaya çalışılıyordu. Düşük

doğruluk oranlarına sahip olan

bu yöntem aynı zamanda gereksiz

(klinik önemi olmayan-hastaya bir

zarar vermeyecek) prostat kanseri

tanısı koymamıza da sebep oluyordu.

Günümüzde prostat kanserinden

şüphelendiğimiz hastalara rutin

testlerimiz yanında Multiparametrik

Prostat MR çektiriyoruz. Bu özel

prostat MR’ında prostat bezinde

kanser için şüpheli bir alan olup

olmadığı değerlendiriliyor. Eğer varsa,

kanser şüphesi saptanan bölümler

işaretlenip daha sonra özel bir yazılım

sayesinde ultrasona yerleştiriliyor.

Robotik Cerrahi görsel:

Biyopsi yaparken MR ve

ultrason görüntülerinin

birleşmiş halini görüp

doğru noktadan,

doğru hedeften biyopsi

yapılabiliyor. Bu

yöntemin adı Prostat MR

Füzyon Biyopsisi. Yeni

yöntemin sağladığı iki

avantaj var; gereksiz tanı

oranını düşürüyor, klinik

önemsiz hastalık tanı

oranı azalıyor ve yüzde

90’lara varan oranlarda

yüksek dereceli,

hayatı tehdit eden

prostat kanseri teşhisi

koymamıza sağlıyor.”

Sözen, prostat

kanserinin tedavisinin

hastalığın evresine

göre değişiklikler

gösterdiğini ifade ederek, organa sınırlı

hastalıkta son 10 yıldaki en önemli

değişiklerden biri olan ve düşük risk

grubundaki hastalara yapılan-önerilen

“aktif izlem” tedavi protokolüyle

hastaya zarar verme riski düşük olan

hastalığın tedavisinde görülecek olası

komplikasyonlardan sakınmanın

amaçlandığını belirtti.Prostat kanseri

tedavisinde klasik yaklaşımlar

dışında izlem protokollerinin önemli

bir yer tutmaya başladığını anlatan

Sözen, şunları kaydetti:

“Lokalize hastalıkta dünya genelinde

en çok başvurulan tedavi yöntemi

cerrahidir. Radikal prostatektomi

ameliyatı sadece ABD’de yılda 80 bin

vakaya uygulanmaktadır. Bu cerrahi

teknikle ilgili olarak son yıllardaki

en önemli gelişme bu

cerrahi yönteminin robot

yardımıyla laparoskopik

olarak yapılmasıdır.

ABD’de bu yöntem

lokalize hastalığın

cerrahi tedavisinde

yüzde 90’lar oranında

uygulanmaktadır.

Ülkemizde de robotik

cerrahi çeşitli

merkezlerde prostat

kanserinin tedavisinde aktif olarak

kullanılmaktadır.”

Prostat Kanserinde çığır açan gelişme

Prostat kanserinin, erkeklik hormonu

denilen Testosteron bağımlı bir kanser

olduğunu söyleyen Sözen, “Prostat

kanseri testosteronla beslenen,

büyüyen ve ilerleme gösteren ve

onun yokluğunda gerileyen, büyümesi

yavaşlayan bir kanserdir. Huggins 1941

yılında Cancer Research dergisinde

metastatik hastalıkta testosteronun

ortadan kaldırılması ile hastalığın

gerileme gösterdiğini bulmasından

itibaren, ‘Yaygın-Sistemik-Metastatik

Hastalıkta’ Androjen Deprivasyon

Tedavisi (Antiandrojen tedavikastrasyon

tedavisi) standart tedavi

haline gelmiştir. Metastatik Prostat

Kanserinin tedavisinde bu yaklaşım son

yıllara kadar bu şekilde devam ederken

2015 yılından itibaren bu evredeki

hastalıkta yeni bir dönem başlamıştır.

Fokal Tedavi görsel:

Yapılan çeşitli çalışmalarda metastatik

hastalıkta androjen deprivasyon

tedavisine kemoterapinin erken

dönemde eklenmesi özellikle yüksek

hacimli metastaik hastalıkta 17 ay

gibi çok önemli bir sağ kalım avantajı

sağladığı gösterilmiştir. Bu sonuç,

bir çalışmada bir solid organ tümörü

için klasik tedaviye göre bu düzeyde

gösterilmiş olan en önemli sağ kalım

farkıdır. Bu evredeki hastaların

tedavisinde bence bir çığır açan bu

tedavi yaklaşımı, prostat kanserinin

tedavisindeki en önemli gelişmelerden

biridir.” diye belirtti.

Ekim 2018


106

Fokal tedaviler umut vadediyor

Lokalize prostat kanserinde standart

tedavi olan cerrahi tedavinin idrar

kaçırma ve erektil disfonksiyon ile

ilgili yan etkilerinden korunmak

amacı ile “Fokal Tedavi” çalışmaları

yapıldığını belirten Sözen, İlk 5 yıllık

sonuçlarda %70-93 arasında onkolojik

başarı bildirildiğini belirterek,

“Prostat kanserinin lokal tedavisinde

gelecekte, tüm organı tedavi etmek

yerine görüntülemeye dayalı hedefe

yönelik Fokal Tedaviler ön plana

çıkmaya başlayacaktır. Görüntüleme

metotlarındaki gelişmeler, 3

Boyutlu hedefe yönelik yapılan

Füzyon Biyopsileri, Enerji

kaynakları vasıtasıyla yapılan

iyi tanımlanmış tümör

alanının Fokal (odaklanmış)

tedaviler Ürologların prostat

kanserinin tedavisinde

öncelikli çalışma alanı

olacaktır.” dedi.

hastalık olduğuna, üroonkologlar,

medikal onkologlar, radyasyon

onkologları, nükleer tıp uzmanları,

radyologlar, pataloglar, moleküler

genetikçilerin bu takımın içinde yer

aldığına işaret etti.

Kurulduğu 1999 yılından itibaren

Ülkemizde prostat kanserinin

toplum bazında farkındalığının

arttırılmasından başlayarak,

bu konuların bilimsel alanlarda

tartışılmasının sağlanması ve

bilimsel çalışmaların teşvik edilip

desteklenmesinin Üroonkoloji

Derneği’nin asli görevi olduğunu

söyleyen Sözen, “Derneğimiz

kuruluşundan itibaren bu alandaki

görevini eksiksiz yerine getirmeye

çalışmakta, iki yılda bir Üroonkoloji

Kongrelerini düzenlenmektedir. Yine

2017 yılında Türkiye’de bir ilk olan

ASCO (American Society of Clinical

Oncology)-Üroonkoloji Derneği

işbirliği ile GenitoÜriner Kanserler

toplantısı düzenlenmeye başlanmıştır.

Bütün bu toplantılardaki amaç, bu

multidisipliner takımın aynı amaç

etrafında birleşmesini sağlama ve

güncel bilimi hastalarımızın yararına

kullanma becerimizi arttırma

çabasıdır.” dedi.

Multidisipliner yaklaşımla

tedavi edilmesi gereken bir

hastalık

Prof. Dr. Sinan Sözen,

prostat kanserinin, diğer

birçok kanser türü gibi

multidisipliner yaklaşımla

tedavi edilmesi gereken bir

Ekim 2018


108

Events

Kaliteli ve sürdürülebilir bir

sağlık hizmeti için hedef; kaynak

yönetiminde Türkiye modeli

ortaya koymak!

Target for quality and sustainable

health care; Revealing a unique

Turkish model in resource

management.

IV. Tıbbi Tedarik

Zinciri Yönetimi

Kongresi yaklaşıyor

Tıbbi tedarik zincirinde etkin ve

sürdürülebilir kaynak yönetimi için

sağlık yöneticileri ile ürün ve hizmet

sunucuları 6-8 Aralık 2018 tarihinde

Antalya’da dördüncü kez bir araya

gelecek. Sağlıkta satın alma, finans,

bilgi işlem yöneticilerinin yanı sıra kamu,

üniversite ve özel hastanelerin üst

düzey yöneticilerini de ağırlayacak olan

Uluslararası Katılımlı IV. Tıbbi Tedarik

Zinciri Yönetimi Kongresi ve Fuarı, verimli

ve etkin bir tedarik zinciri yönetimi

ile kaliteli ve sürdürülebilir sağlık

hizmeti hedefine ulaşmada anahtar rol

oynayacak.

4th Medical Supply

Chain Management

Congress is coming

closer…

In order to ensure effective and

sustainable resource management in the

medical supply chain, health managers

and product and service providers will

meet for the fourth time in December

6-8, 2018 in Antalya. Purchasing, finance

and IT managers of the health sector

will be attending to the congress. In

addition, senior executives of public,

university and private hospitals will also

have the opportunity to participate to the

4th Medical Supply Chain Management

Congress and Fair as well. The Congress

will play a key role in achieving the goal

of quality and sustainable health care

through effective and efficient supply

chain management…

Ekim 2018


Events

109

Tıbbi tedarik zincirinin tüm paydaşlarını

aynı çatı altında buluşturan Uluslararası

katılımlı IV. Tıbbi Tedarik Zinciri

Yönetimi Kongresi ve Fuarı, 6-8 Aralık 2018

tarihleri arasında, Antalya Susesi Luxury

Resort Belek’te gerçekleşecek. Kamu,

özel sektör, üniversite hastanelerinin

yetkililerinin yanı sıra ilaç ve medikal sektör

üretici firmalarını ağırlayacak olan IV. Tıbbi

Tedarik Zinciri Yönetimi Kongresi ve Fuarında

sürdürülebilir sağlık hizmeti ve kaynakların

verimli kullanılması amacı ile uluslararası

standartlarda tedarik zinciri ve stok yönetimi

konusu masaya yatırılacak.

T.C. Sağlık Bakanlığı ile Sağlık Bilimleri

Üniversitesi öncülüğünde, Tıbbi cihaz üretici

ve tedarikçi sektör STK kuruluşlarının

işbirliği ve katılım ile gerçekleşecek IV.

Tıbbi Tedarik Zinciri Yönetimi Kongresinde

geleceğin tedarik zinciri yönetimi

konuşulacak.

The 4th Medical Supply Chain Management

Congress and Fair with international

participation which will bring together all the

stakeholders of the medical supply chain under

the same roof is going to be held between the

dates of November 6-8, 2018 at Susesi Luxury

Resort Hotel in Belek, Antalya. At the 4th Medical

Supply Chain Management Congress and Fair,

which will host the public and private sector,

university hospitals as well as pharmaceutical

and medical sector manufacturers, the issue

of supply chain and stock management in

international standards will be discussed with

the aim of using sustainable health services and

resources efficiently.

In the 4th Medical Supply Chain Management

Congress, which will be realized with the

leadership of the TR Ministry of Health and the

Health Sciences University, with the cooperation

and participation of the medical device

manufacturers and supplier sector NGOs, the

supply chain management of the future will be

discussed at all.

Ekim 2018


110

Events

Ar-Ge ve üretim kapasitesinin geliştirilmesi,

etkin ve sürdürülebilir kaynak yönetimi ve

tıbbi tedarik zinciri yönetim modellerinin

gündeme alınacağı kongreyle ilgili olarak

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof.

Dr. Cevdet Erdöl ,

“Tedarik zinciri ve stok yönetiminde zaman,

mekân ve mali kaynakların doğru ve verimli

kullanılması en önemli konudur. Ülkemizde

bu konuda ilerleme kaydeden kurumların

bilgi ve deneyimlerinden yararlanmak,

yeni teknolojiler ve başarılı uygulamaların

sağlık yöneticileri ile paylaşılması, sektöre

ürün ve hizmet sunan firmalarla sağlık

yöneticilerini aynı platformda buluşturmak

bu kongrenin öncelikli amacını oluşturuyor”

şeklinde konuştu. Kongre ve fuarın yanı

sıra çalıştaylar, paneller ve eğitimlerle

de yoğun bir program içeren etkinlik;

satın alma, lojistik, stok takibi, kayıt,

denetim, finansman ve bilişim alanlarında

eğitim ve bilgi paylaşımının yanı sıra;

sağlık sektöründe yeni ürün, hizmet ve

teknolojilerin sergilendiği, tedarikçilerle

kullanıcıların bir araya geldiği bir platform

olacak.

Sağlık Bakanlığı ve Sağlık Bilimleri

Üniversitesi ile Sağlık Endüstrisi Platformu

kuruluşların işbirliğiyle Ekspotürk

tarafından organize edilen kongrenin içeriği

ise şöyle:

• Tıbbi Tedarik Zinciri Yönetiminde Güncel

Konular

• Sağlık Market Uygulamaları

• Tıbbi Tedarikte Etkin Finans Yönetimi

• Tedarik Yönetiminde Değer Bazlı Ödeme

• Tıbbi Tedarik Zinciri Yönetiminin

Kolaylaştırılması

• SGK ve Geri Ödeme İlişkileri

• Yerelleşme Politikaları, Ar-Ge ve Mevzuat

• Özel Sağlık Sektöründe Tedarik

Uygulamaları

• TİTCK, DMO, KİK, Bilim Sanayi Bakanlığı,

SBÜ, Sektör

• Akademik Bildiri Sunumları

• Kamu Hastaneleri - Kurslar

• Deneyim Paylaşımları

R & D and production capacity development,

effective and sustainable resource management

and medical supply chain management models

to be put on the agenda related to the Congress,

University of Health Sciences Rector Prof Dr.

Cevdet Erdöl said “Correct and efficient use of

time, space and financial resources in supply

chain and stock management is the most

important issue. The aim of this congress is to

make use of the knowledge and experience of

the institutions which make progress in this

field, to share new technologies and successful

applications with health managers, to bring

together the companies that provide products

and services to the sector and the health

managers on the same platform.” He said.

An intensive program with workshops,

panels and trainings; In addition to training

and information sharing in the areas of

procurement, logistics, stock follow-up,

registration, auditing, financing and IT; It will

be a platform where new products, services

and technologies are displayed in the health

sector, where suppliers and users come

together.

The content of the congress organized by

Ekspotürk in cooperation with the Ministry of

Health and the University of Health Sciences

and the Health Industry Platform is as follows:

• Current Issues on Medical Supply Chain

Management

• Health Market Applications

• Effective Financial Management in Medical

Supply

• Value Based Payment in Supply Management

• Facilitating Medical Supply Chain

Management

• SSI and Repayment Relations

• Localization Policies, R & D and Legislation

• Procurement Practices in Private Health

Sector

• TİTCK, DMO, KİK, Ministry of Science and

Industry, SBÜ, Sector

• Academic Abstract Presentations

• Public Hospitals - Courses

• Case Studies

Ekim 2018

More magazines by this user
Similar magazines