01.05.2018 Views

Aytek Sever - Hiperbor - II

Aytek Sever, Şiirler

Aytek Sever, Şiirler

SHOW MORE
SHOW LESS

You also want an ePaper? Increase the reach of your titles

YUMPU automatically turns print PDFs into web optimized ePapers that Google loves.

Aytek Sever

HİPERBOR - II


AYTEK SEVER

Şair, çevirmen. 1981 yılında Bursa’da doğdu. Üniversite ve yüksek

lisans öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ’de tamamladı. E-

kitap halinde yayımlayacağı, çeşitli alt kitaplardan oluşan Hiperbor,

Siòn, Moto Perpetuo, Anka adlı şiir toplamlarının yanı sıra, yayımlanmış

veya e-kitap halinde yayımlanacak olan Emerson (Yaşamın İdaresi),

Thoreau (Doğa ve Yürüyüş Üzerine Seçme Denemeler), Whitman (Ben,

Jack Engle; Benliğimin Şarkısı), Kandinsky (Sesler), Tagore (Firari;

Gitanjali; Meyve Hasadı), D. H. Lawrence (İnsanlar ve Öteki Yaratıklar)

çevirileri vardır.


Aytek Sever

HİPERBOR - II


Hiperbor - II

Aytek Sever

Kapak Resmi:

‘Küçük Sarı Atlar’

Franz Marc, 1912

1. Baskı:

© İşaret Ateşi, Mayıs 2018

E-kitap olarak www.isaretatesi.com sitesinde yayımlanmıştır.

Her hakkı saklıdır. Eserin tamamı veya bölümleri hiçbir yolla

basılamaz, kopyalanamaz, eser sahibinin izni olmadan başka bir

mecra veya internet sitesi üzerinden yayımlanamaz. Alıntılar için

lütfen kaynak gösteriniz.

www.isaretatesi.com

isaretatesi@gmail.com


Deniz’e


İÇİNDEKİLER

Hiperbor - II

Baş Kahraman ……………………………………………………….. 17

Baş Kadın ……….................................................................................. 19

Hayvan ……………………………………………………………….. 21

Oran …………………………………………………………………... 23

Tepe …………………………………………………………………... 24

Geçmiş ………………………………………………………………... 26

Cevher ………………………………………………………………... 27

Öğle Bakışı …………………………………………………………… 29

Kara İktidar …………………………………………………………... 31

Dünya ve Edimler …………………………………………………… 34

Musicus Operandi …………………………………………………... 37

Otobüs Yolculuğu …………………………………………………… 39

Gemide, Sallantıda ………………………………………………….. 40

Güçlü Görüntüler …………………………………………………… 42

Gizlenen ……………………………………………………………… 45

Dört Yanı Deniz ……………………………………………………... 47

Nasıl Bir Dünya ……………………………………………………... 48


Kuzey Kenti ………………………………………………………….. 49

Kırmızı ……………………………………………………………….. 51

Yaz ……………………………………………………………………. 53

Kendi İkliminde Dipdiri ……………………………………………. 55

Kentin Haritası ………………………………………………………. 57

Ata Binmek …………………………………………………………... 59

Senfoni ………………………………………………………………... 61

Kalite Vakfı …………………………………………………………... 64

Sahilde Manzara ……………………………………………………... 66

Büyük Gün …………………………………………………………… 69

Compact Disc ……………………………………………………….... 71

Dönüş …………………………………………………………………. 74

Uğursuz An …………………………………………………………... 77

Kara Nokta …………………………………………………………… 79

Ağaç ………………………………………………………………….... 80

Kurgu …………………………………………………………………. 81

Gizil Güç …………………………………………………………….... 83

Maestoso ……………………………………………………………... 86

Araba …………………………………………………………………. 89

Değişimler ………………………………………………………….... 91

Alelacele …………………………………………………………….... 92

Sekizinci Gün ………………………………………………………… 93

Işık Etkileri …………………………………………………………… 96

Upuzun Bir An ………………………………………………………. 99


Geldim, Gömüldüm …………………………………………………. 101

Gece Tarlaları ………………………………………………………… 102

Mimli ………………………………………………………………….. 104

Dünya ve Esrime …………………………………………………….. 106

Tutuk ………………………………………………………………….. 109

Gelgit ………………………………………………………………….. 111

Swimming Sensation ………………………………………………... 112

Kişisel Geçişler ………………………………………………………. 114

Gözler ………………………………………………………………… 116

Son Görüntü …………………………………………………………. 117


www.isaretatesi.com

“Sehen wir uns ins Gesicht. Wir sind

Hyperboräer, – wir wissen gut genug, wie

abseits wir leben. ‘Weder zu Lande noch zu

Wasser wirst du den Weg zu den Hyperboräern

finden’: das hat schon Pindar von uns gewusst.

Jenseits des Nordens, des Eises, des Todes –

unser Leben, unser Glück...”

“Kendimize karşı dürüst olalım. Hiperborluyuz

biz, – pek iyi biliriz ne denli kopuk

yaşadığımızı. ‘Hiperborlulara giden yolu ne

karadan, ne denizden bulabilirsin’: Daha

Pindaros söylemişti bunu bizim için. Kuzeyin

ötesinde, buzun ötesinde, ölümün ötesinde –

bizim yaşamımız, bizim mutluluğumuz…”

13


www.isaretatesi.com

14


www.isaretatesi.com

HİPERBOR - II

(2010-2012)

15


www.isaretatesi.com

16


www.isaretatesi.com

BAŞ KAHRAMAN

baş kahramanı

günbatımı dokusuna yerleştirdiler:

karaltısının heykelsi duruşuyla,

aldığı karar

kızılın, mavinin, turuncunun bir sonucuymuş gibi.

baş kahramanı

hızlı bir akışa yerleştirdiler:

aralıksızca geçip giden mekânlar

ve olaylar – –

sanki hareketin kaynağı

kendisiymiş de

her şeyden yaşayarak geçiyormuş gibi.

baş kahramanı

gecenin bir yarısı otobana yerleştirdiler:

direksiyonun ve gösterge panelinin ardındaki

17


www.isaretatesi.com

farların aydınlattığı yola

kitlenmişken,

zihin planı geceye denk,

sağduyusu karanlığın çekirdeğindeymiş gibi.

baş kahramanı

yağmurlu günde betonarme okul binasının

üst katına yerleştirdiler:

gelişmelerin en dingin yerinde,

yazgısı atlaslar gibi.

18


www.isaretatesi.com

BAŞ KADIN

baş kadın,

bu tarz kıyafetler içinde

nasıl bir auraya bürüneceğini

önceden doğru sezmişti.

baş kadın,

odasında eşyalarını

çeşitli noktalara,

eski bir Mısır büyüsünün

tılsımları gibi yerleştirmişti.

baş kadının

suskunluğundan korkmayın:

en koyu karanlığın kuytu bir yerinde

masumiyet yumağıyla sarılı

hoş bir çelişki hazırlıyor.

19


www.isaretatesi.com

baş kadın,

kimsenin bilmediği bir anda

nefesi kesilerek

üst mahalledeki ağaçları

dalgalandıran akşam rüzgârını görüyor.

20


www.isaretatesi.com

HAYVAN

Gözlerden uzak yaşıyor Hayvan.

Dağlara çıkmış. Medeniyetten uzak, insandan uzak.

Keşfedilmemiş, kendine özgü. Nasıl yaşadığı anlaşılmaz, onda

işleyen düzen bir muamma.

Sivri tepelerden etrafı gözlüyor, boğazlardan sakınarak

geçiyor, aşağı koşuyor tümseklerden, düzlüklerde bir beliriyor

bir kayboluyor. Kayalık yamaçlarda görünen maden

damarlarının dibinde uyukluyor. Uyandığında, o her zaman

dinlendirici ve yenileyici olan uykusuna kara bir leke kattıysa

yakınlardaki kömür ve kurşunun dolaylı etkisi, suyu aramaya

çıktığında o etkiden arınıyor. Ağaçlara tırmanıyor, tuhaf

bitkilere sürtünüyor, otların ve karpuzsu meyvelerin dibini

kokluyor. Kimi günler kendi güvenli bölgesinde kalıyor, sabit

besin kaynaklarını değerlendirerek oyalanıyor ve uygun hava

koşullarını bekliyor. Biliyor duyularını dinlendirmeyi; gücünü

depolayıp, uygulamaya koyacağı yetilerini hazırlıyor. Sonra

keşfe çıkacağı günler geliyor. Su, beslenme ve barınma

ihtiyaçlarının çok daha ötesine geçen kapsamlı bir keşif

güdüsü yönlendiriyor onu. Kapalı işaretleri takip ederek kesin

21


www.isaretatesi.com

bir mantıkla ilerliyor. Gözüne kestirdiği mevkilere tek tek

varıyor. Kuytulardan geçiyor, rüzgârdan başka hiçbir şeyin

uğramadığı yerlerden geçiyor. Tüm gün ve gece havayla,

ışıkla, toprakla, suyla baş başa. Uğultuları dinliyor, hava

olaylarını gözlüyor. Yabancı cisimlerin ayrıntılarını ve yeni

yüzey şekillerini yakından, şaşırtıcı bir iştahla inceliyor. Ve

keşif günlerinin akşamlarına doğru, uzun süreçler boyunca

hazırlanmış görkemli sonuçlar açığa çıkıyor, Hayvan’daki fetih

hissini doyuran şeyler oluyor; sırtüstü uzandığı bir kuyudan

bulut tarlalarına bakarken, bir krater ağzında ufka gözünü

dikmişken, ya da bir başka vahşi hayvanı atlatıp çıktığı ıssız

bir akabenin ucundaki genişçe açıklıktan batıdaki külrengi

bulutlarda güneşin kavuniçi izini gördüğünde, büyük

olayların parçası olduğunu duyumsuyor, zirvelere varıyor.

İnanın ki o, güneşli öğlelerde ağustos çayırlarını

seyrederken acı duymuyor!

22


www.isaretatesi.com

ORAN

Senfoninin beni beklemediğim şekilde sürüklediği

çılgınlıkta, araba son hız giderken far gibi gözlerle yakıp

kavurduğum yamaçlarla, geri dönüp uzlaşamayacaktım bir

daha. Hazzı hırsla arıyor, manzaranın ölümaddesine ezbere bir

yaşam dürtüsünü ısrarla uyguluyordum. Küp gibi sağır

kesilmiştim dünyaya; bir işaret fişeği patlasa, hatta bir gong

çalınsa duyamazdım; salt uğultu vardı kulaklarımda. Ardımda

bıraktığım kentlerin, ılık sularla yıkanıp mavileşmesi imkânsız,

hantal hurda yığınlarından başka bir şey olmadığına ikna

olmuştum. Amorf düşünceler içinde debeleniyordum;

kararmaya yüz tutmuş, saat beşe denk, donuk bir fotoğraf

karesi olduğunu sanıyordum Japonya’da aşkın.

Senfoninin beni sürüklediği çılgınlıktan çıkmak için

sonunda yine senfonilere yöneldim. Ne var ki, vardığım uçtan

geri dönebilmek için, oraya sürüklenirken katettiğime oranla

çok daha uzun bir mesafe katetmem gerekecekti.

23


www.isaretatesi.com

TEPE

Bu tepe bir zamanlar kim bilir nasıl da çıplak, boz bir

tepeydi. Oysa şimdi, ülkenin bağımsızlığını kazandığı, yeni

rejimin kurulduğu, köklü kültürel ve sosyal değişimlerin

yaşandığı dönemlerin izlerini taşıyan önemli mimari yapılarla

dolu. Uzun ve zorlu bir çağdaşlaşma yolculuğu boyunca

gerçekleştirilenlerin ruhunu yansıtan ikonik binalarla tepe,

tarihi yaşatan yekpare bir anıt. Yan yana sıralanan Parlamento,

Devlet Başkanlığı, İstatistik Kurumu, Ulusal Kütüphane,

Gözlemevi, Opera, Dil ve Kültür Bakanlığı, Spor Genel İdaresi

binaları görkemli bir geçmiş kurgusunda bir araya geliyor;

heykeller, anıtlar, bahçeler, meydanlar da bütünü tamamlıyor.

Yurttaşlar tepenin karşısına geçip Özgürlük Parkı’ndan

bakıyorlar, ulusun büyük ülküsüyle dolduklarını

hissediyorlar.

Gelin görün ki, bütün o kültürel ve idari kurumların vızır

vızır işleyerek ortaya çıkardığı ve ayakta tuttuğu yeni

toplumun en gelişkin bireyi (ki herkesten gizli bir yaşam

sürmektedir o), bu bağlamın tamamen dışında kalan, tarihsel

olmayan bir gözle bakıyor bu akşam karşıya, adagio’yla beraber

yeniden yarattığı tepenin olduğu tarafa: Parlamento binasının

24


www.isaretatesi.com

yerinde, ateşler saçan büyülü bir uğrak görüyor şimdi; Devlet

Başkanlığı Köşkü’nde, cevherler, baharatlar, buhurlar var;

Opera’da, devasa ayin davullarına göre bir armonik enerji

buluyor nefes nefese; İstatistik Kurumu’nda, renkli bir kaçış ve

parlak bir evreka yakalıyor; Ulusal Kütüphane’de, derin

karanlıklardan hazzın zirvesine doğru ışıklı bir yol tutuyor;

gong çaldığı sırada Gözlemevi’nde karanlığa esrarlı bir mühür

vuruluyor – ve parklarda, meydanlarda ve heykellerde,

tarihsel bir algı değilse de düş var, dünyanın büyük sessizliği,

sadece uğultular, büyü ve ateş, her yerde düş…

25


www.isaretatesi.com

GEÇMİŞ

Tarihin yazıldığı o kentler, dolunayda o kara limanlar…

O yelkenliler, iskeleler, kuleler, o tarlalar, nehir kıyıları,

ambarlar, bağlar; Mısır, Trakya, Azak Denizi, Malta,

Habeşistan, Cebelitarık, Tenoştitlan; tapınaklar, su yolları,

miğferler, mızraklar, sikkeler, bilezikler, koşum takımları,

küfeler, testiler, buğday, baharat, ihram giyinmiş adamlar,

sedir tomrukları, göç kervanları, parşömen, balıkçılar, törenler,

antlaşmalar, tütsü, kurtlar, eşkıya, kementler, bozkır atlıları,

fermanlar, pusu, baskın, ihanet, isyan, yazgı, töre, karanlık,

nehir, kürekler, şıpırtı, suyu yaran kayık, kayıkçının ardında

bıraktığı gece…

26


www.isaretatesi.com

CEVHER

cevheri ayırt edemem ben.

eşya gömülmüş yavanlığa,

renkler ayrımsız, benzerler birbirine denk:

yan yana sıra sıra

bacaların, antenlerin, kiremitlerin, bulutların

her biri ne vardır diyebilirim ne yok.

cevheri ayırt edemem ben.

kalabalık görüntü dönemeçlerinden,

olay yığınlarından, curcunalardan

hiç oralı olmadan geçerim.

cevheri ayırt edemem ben.

insanlar gelir gider,

bir şeyler söyler, bir şeyler yapar ederler,

bir değişiklik yaratmaz bende:

günün yerinde gün dekoru.

27


www.isaretatesi.com

cevheri ayırt edemem ben.

eşit deneyimlerle

saatler boyu

suspus beklerim:

çekinirim tekdüzeliği bozabilecek

gizil güçten.

cevheri ayırt edemem ben:

ayırt edemedikçe de

kenti kokuşmuşluğa boğarım.

cevheri ayırt edemem ben:

ayırt etmektense,

gülen surat ve ağlayan suratın,

şifreli armanın ve elifin

bakır bir plakada ölmüş olduğuna inanırım.

28


www.isaretatesi.com

ÖĞLE BAKIŞI

pencerelerle, balkonlarla

düşünürüm ben:

çatıların siluetini, bacaları,

antenleri, kiremit tarlalarını gökyüzüyle solur,

onlardan kıvrak bir fikir türetirim.

bahçedeki erik ağacından

çardağa ve duvara

ve oradan da binalar arasındaki perspektif boyunca

görüş alanımdaki en uzak apartmanın cephesine yürüyen

renkli bir armoni ve

büyük bir es bulurum.

o sütbeyaz apartmanın

soylu sakinleri vardır ve özel

bir mercekten gördükleri ufka göre yaşayan onlar

yaklaşan kara bulutlara taparlar topluca,

29


www.isaretatesi.com

es’i her duyduklarında:

bir ayin alanı olmak için değilse

ne diye vardır apartmanın olduğu kuytu?

zümrüt göldür, aynı kuytuda, apartmanın önünde!

gölden ve ağlayan sarmaşıkların

göle doğru sarkıttığı hüzünlü gök parçasından

tatlı bir öğle uykusunun başlangıcı için

bir rokoko fincan deseni kopyalarım.

30


www.isaretatesi.com

KARA İKTİDAR

-tarihsiz yazı-

"Kara bir iktidar var karşımızda ––

kapkara bir iktidar, düpedüz cinli bir iktidar."

Onların iktidara gelmesine biz müsaade ettik. Yetkiyi

verdik. Güçlendiler. Ama bunun yaratacağı etkiyi önceden

kestiremedik. Kestiremezdik. Yavaş yavaş, sessizce, gizliden

gizliye sağlamlaştırdılar iktidarlarını, gerçek yüzleri o zaman

ortaya çıktı. Değişim şimdi her alana sızmış durumda. Ortalık

toz duman, göz gözü görmüyor. İktidar müthiş bir gizem

perdesinin ardında gizleniyor. İktidar kurşun gibi ağır.

Tam bir buhran dönemi. İhanet kol geziyor. Arkamızdan

işler çevriliyor hep. Her yanda kaçamak bakışlar, karanlık,

şeytanî gözler. Her yerde hınç, tiksinti. İktidar partisinin çağa

ayak uydurmak için biz vatandaşları mecbur bıraktığı av

partileri ve gömme törenlerinden beri hiçbirimiz masum

değiliz. Yitirilmiş masumiyeti alıklıkta arıyoruz.

Tarih yeniden yazılıyor. Bize mutluluk veren yarı doğru

yarı saçma bir geçmiş kurgumuz vardı. İktidar partisi bilimsel

31


www.isaretatesi.com

olma iddiasında, geçmiş yeniden kurgulanıyor. Ama hoşnut

değiliz. Çünkü bu sahibi belli bilimsellik merdiven altlarında

şimşek çaktırdı, hiç alışık olmadığımız tören maskeleri gördük:

Bunun geleceğimiz, yazgımız olduğuna inandırdılar bizleri.

Saçmanın yerini daha saçma alıyor. İktidar partisi önümüze

hedeflerin sentetik yeşilini koydu.

İktidar partisi her gün uğursuz putlar önünde eğilme

zorunluluğu getirdiğinden beri sadece günlük

sorumluluklarımıza kitlenmişiz, pazar yerinden ve kalabalık

meydanlardan ayrılıp yalnız kalamıyoruz. Bu sırada,

uğursuzluğun her gün pekişmesi gerekiyor, iktidar partisi

bunun için var.

İktidar partisi gözümüzü bazı şeylere kapatırken bazı

şeylere açtı: Peki ama kıyıdaki köşedeki küfü, rutubeti, yol

kenarlarındaki yarıkları, çamuru, lağımı, duvarlardaki isi,

yağı, pisliği görmek (hatta yalnızca ve yalnızca bunları

görmek) istemiş miydik gerçekten? Yaşam sevincimizin

körelmesini mi dilemiştik biz? Sağduyumuz, inmeli yanımızda

mı olmalı gerçekten?

İktidar partisi bizleri duruşumuza, oturup kalkışımıza,

sözlerimize karşı aşırı duyarlı yaptı, huzursuzuz, şekilden

şekle giriyoruz. Ve kalıplara zorlandıkça, tenimiz ve

benliğimiz kıvıl kıvıl kaynıyor, krizler geçiriyoruz.

İktidar partisi daha birkaç yıl önce keyifle oturduğumuz

bankları bizden çaldı: Banklar aynı yerde duruyor, ama biz

onlara uğrayamaz olduk.

32


www.isaretatesi.com

İktidar partisi göğün ve kent manzaralarının yerine seri

üretim şablonlar koydu: Bize uygun görülen yerlerde bulunup

uygun görüldüğü şekliyle bakma görevini yerine getiriyoruz;

gözlerimiz fersiz, seme sersemiz.

İktidar partisi, oksijenin sonunda hep is karası

kazanlarda boğdurulduğuna bizi inandırdığından beridir,

havanın, ateşin ve ışığın çağrıştırabileceği tüm davadan çekinir

olduk.

İktidar partisi içgüdülerimizi arapsaçına döndürdü

döndüreli, çağı öfkeli bakışlarımızla değiştirebileceğimize

inanıyoruz.

İktidar partisi doğaya ve tüm canlılığa düşman: Acaba

kendisini yanlışladığından olabilir mi? Belki de yaşamı

tümden yok ettiklerinde kendilerini haklı çıkarmış olacaklar.

İktidar partisi bizi adımbaşı dörtduvar arasına tıkmakla

tehdit ediyor: Belki ileride, hemen ötemizde kocaman bir

gelecek var bizi bekleyen; ama kara iktidar bizden şimdi

sadece hipnoz ekranlarına kilitlenerek pineklememizi ve

kapkara zift içerek, ağır ağır, günden güne ölmemizi istiyor.

33


www.isaretatesi.com

DÜNYA VE EDİMLER

building Carthage

Dünyayla ne yapacağımı bilmem ben.

Sabah sisinde uzakta metal bir direkten yansıyan ışığı

gördüğümde mutluyumdur. – Ama acaba bu bir işarettir ve

onu bana sabah göstermek istemiştir de, ben onu kendi yüksek

değeriyle mi görmekteyimdir, yoksa o yansıma orada kendi

başına oluveren bir şeydir de, ben mi onun değerini

çarpıtmışımdır? – Bazen basit bir yansımayı bile olduğu gibi

bırakmayı bilmem ben.

Terasa çıkarım ve hızar testerenin gürültüsü biçerken

ortalığı, gökkubbeyi tararım. Beklentim büyüktür, her zaman

ölçülü olamam. Bulutlarda ve yükseklerin kırlangıçlarında bir

okyanus doğrultusu ararken zorbalaşabilirim.

Ama kuşlara olan hıncım bazen çok uzun gider de bazen

çabuk geçer. Terk eder beni, tatmin dolu dünyanın

oluklarından süzülerek akmanın bana göre bir şey olmadığı

düşüncesi. Olağan bir şeydir aslında kızılağaçları sevmek, taş

duvardan fırlamış yaratıkvari bitkiyi sevmek. Sevmekten de

öte, çayırlara minderler gibi saçılmış yassı kayalarda ve kireçli

34


www.isaretatesi.com

falezlerde hoşlanacak bir yan bulmak, istemime uygun yüksek

bir aşamanın kurgusuna çıkartıverir beni: Orada, neşenin

sağladığı imkânla, güç müsrifi yapıp etmeler için ölçüsüz bir

heves bulurum kendimde.

Ok atarım görüntüyü kapatan binaların arasında görünen

ufuk parçalarına doğru! Gökdelenin karnını demir tıkırtılarıyla

süslerim, sıradağın dış hattına dikiş çizgisi eklerim.

Coşkunluğun acemi edimleri kesinlikle eksiltmez beni. Mısır

tarlasının yanıbaşında iri bir tokmakla yere çakılı kazığı döven

kızı yüceltirim yüceltebildiğim kadar. Göle giderken

yürüdüğüm yolda geçtiğim her tümsekte yaşadığım kişisel

zafer hissi bende saklı. Melodiye tutunurum. Kasabadan bu

yana doğru gelirken yolculuğumun karakteriyle çizdiğim yayı,

göl kıyısı yürüyüşüm sırasında tamamlamaya çalıştığım

çemberi kendimden bile gizlerim. Bakışlarımdan anlaşılmaz

gözlerimin yamaçlarda ne aradığı: Ben de bilmem. Issız

patikanın ağzında, kuş, böcek ve rüzgâr sesleri arasında çakılıp

kalmışım, ormanın derinliğine doğru çok uzun süredir sabit

gözlerle bakmaktayım: Acaba korkacağım bir şey midir,

oradan gelmesini beklediğim? Başımın üstündeki

gökkubbenin ağırdan ağıra bunaltıcı bir tavana dönüşebileceği

düşüncesiyle tedirgin, sırtımdan soğuk damlalar süzülerek

ardımı dönüp çıkar giderim ormandan.

Benim ormana dair hafızam, ayrılırken hep unutmuştur

en güzel şeyleri: Boş bir sayfa bulma korkusuyla, kaçınırım

öyle anlarda geriye dönük zihin meşguliyetinden; ormandan

ağırdan ağıra köklü bir kopuştur bu. – Yine de, bir ara, giderek

35


www.isaretatesi.com

sıkıştığım hissi bir yana, karşımdaki gökler hiç yitirmemiş

gibidir görkemini: Ama caddenin sonundaki traverteni

andıran geniş açıklığın üzerindeki güneşli bulut atlasının

güçlü etkisinden yüzümü çevirip yolumdan sapmaya

durduğum an, bana kalanın yalnızca iri bir köpük olduğunu

farketmemdendir, sonunda en fena içerlediğim.

(Günle olan sözleşmemi ihlâl eden neydi acaba? Attığım

oklar mı, nereye gittiğini bilmeden – vurdu istemediğim bir

hedefi? Yoksa acemiliklerim mi, ısrarlı içgüdüm,

tamamlayamadığım çember mi yarattı beklemediğim

kırılmayı? Yamaçları inceleyen gözlerimde kötü niyetin mührü

mü vardı yoksa? Ya da tek bir patikaya fazlaca vakit

ayırdığımda karışıklık mı yaratmıştım işleyen düzende?

Düşüklük bana mı zamana mı içkindi? Belki de ormana sırtımı

dönmekte acele etmiştim. Kesin olan şey şu ki, şehre dönüşte

üzerimdeki pastoral yükten arınmak için altından geçtiğim taş

kemerler de istediğim etkiyi yaratmamıştı. Sıfırın sonsuz

pekişmesiydi sürüp giden.)

Dünyayla ne yapacağımı bilmem ben. Uykum kaçar, geç

bir saatte balkona çıkarım, çok uzakta, üçgen şekilli bir

aralıktan görünen kent parselinde bekleyen geceyi, dünyanın

ezelî sessizliğiyle bir arada düşünürüm.

36


www.isaretatesi.com

MUSICUS OPERANDI

Bu coğrafyayı her köşesiyle duyabiliyorum.

Yer yer çorak, yer yer otlarla kaplı bir arazi; engebeler,

kayalıklar, yayvan tümsekler, boş düzlüklerin ucunda tepeler.

Yukarıda açık, geniş bir gökkubbe, görkemli bulutlar. Beride,

sığ bir yatakta menderes çizerek akan nehir. Ne bir köy, ne bir

fabrika, ne meteoroloji istasyonu, ne de askeri gözetleme

kulesi. Kendi halinde doğa sadece, yer şekilleri, hava olayları:

bir tek, kuzeydeki bronz yamaçlarda konargöçer bir kabilenin

çadırları, akşam karanlığında görünür olan meşaleleriyle.

Doğudaki höyüğün dibinden sıçan gibi kaçışarak geçen de bir

başka gizli soy. Ender ağaç kümeleri belki de mevsim dönümü

törenleri için kutsal noktalar. Güneydoğudaki çukurluk alanda

çıldırtan bir fırtına beklentisi, belki de alçalan yassı bir bulutun

derin heyecanı. Büyük baş hayvan iskeletleri, rüzgârda

titreyen çalılar ve bir nakliye uçağı enkazı yerini alıyor

bölgenin akşam efsanelerinde, ama sadece onlar değil: çizgisel

tümsekten sonra, kuzeydeki boğaza doğru lacivert bir hücum

doğrultusu; çark gibi dönen basınç merkezleri; manyetik

kuytular. – Ve batı düzlüklerinin üzerinde anlık bir pırıltının

tılsımı çağları yönlendirmiş düşünce akımlarını, ulusların

37


www.isaretatesi.com

büyük kararlarını ve kabaran soluk gibi büyük bir gelecek

fikrini en derinden onaylıyor; yaşama bağlılığı yüceltiyor,

insanı göklere çıkarıyor.

Birbirine karışmaması gereken her şey birbirine göre

ideal mesafede.

38


www.isaretatesi.com

OTOBÜS YOLCULUĞU

Neydi yolculuğum, onu nasıl özetleyebilirim? Ovanın

manzarasına bakarken gözbebeğimde çiçeklenen ani sıçrama

fikrinin göz yuvarlağımı bomboş bırakması. Dinlediğim

senfoniden çok, senfoninin karakterine uymayan platoya

öfkelenişim. Dağların tamamen bittiği hükmüne varmam. Ölü

bir yapı malzemesiyle kurulan kopya kentlere göre bir

dünyayı, içim daralarak, kara kara düşünmem.

Bu yolculuktan geriye bir şey kalsın istemiyorum. Uzun

vadede gerçekleşebilecek bir körelme sürecini haber veren

tehlikeli tasarıların izlerini sileceğim. Yalnız, her şeyden önce,

zihnimin yuvasına mıh gibi yerleşmiş bu kasılmayı

benzetebileceğim sıradan bir duygu yoğunluğu, basit bir

izlenim gerek bana.

39


www.isaretatesi.com

GEMİDE, SALLANTIDA

Uzun, sıkıntılı bir yolculuk bizim için. Gemideyiz: üç

haftadır durmadan sallandığımız beşik…

Yemek salonundayız şu an, sabah öğleye dönmemiş

henüz, etrafta pek kimse yok. Sen orada oturuyorsun, ben

buradayım; sana göre garip bir köşede, geniş pencerenin

önünde, yüzüm cama yakın, dışarı bakıyorum. Biliyorum beni

çarpık bir minyatür figürü gibi gördüğünü: renkle lanetli, içten

içe yangın, iki büklüm vaziyette sancıya tutulmuş gibi. Bej bir

hâlenin ortasında, sana ispirto gibi koktuğumu biliyorum.

Bulunduğum yerden, uzak puslu zirveleri izliyorum.

Kuzeydeyiz. Külrengi gökyüzü, külrengi bir deniz. Kıyılar

bulanık, mat, karanlık. Derken uçurumların önünden

kemanların si bemolü ilerliyor ve temayı insancıl koylardaki

ölçülü boru sesi süslemeye başlıyor. Yük gemilerinin buzlu

körfezi gören karanlık doğrultularında çekici bir yan, balıkçı

köylerinin açığında bekleyen teknelerin birbirine yakınlığında

içrek bir hoşluk var.

Fakat bu çekiciliklerin, inceliklerin, hoşlukların pek de

bize göre olmadığı hissine kapılıyorum hemen. Çünkü olumlu

40


www.isaretatesi.com

işaretlere aldanıp düşüncemde bir açılış yapmaya kalktığımda

bunu taşıyabilecek üstün bir yeterliliğim olmadığını

duyuyorum. Denizin yüzeyi sürüngen derisi gibi. Gemimizin

geride bıraktığı köpük gözlerimi yakıyor. Bir yanda sis,

duman, pus, kamaraya dönüş ve sert bir körelmeyle

kabuğuma çekiliverme olasılığı, diğer yanda pırıltı, aydınlık,

ferahlık, işaretlere güvenerek yapılan seçimin doğru çıkması

ve anbean hızla gelişim olasılığı: Üç haftadır sallanan beşik

sallanıyor yine!

Kararsızlık, pus, düşüş, karanlık, bulantı…

Yaşamda birçok alan vardır yöntemlerin oturmuş

olduğu; yöntemlere bağlı kalmamanın, eninde sonunda,

Amerika’yı yeniden keşfetmek anlamına geleceği. Kaptanın

usûlüne uyarak yerine getirdiği şekliyle, denizcilik de böyledir

mesela. – Bizim denizciliğimizse bambaşka; biz hep sıfırdan

başlamak, yeni anakaralar keşfetmek zorundayız.

Eskiden, bize göre olmayıp da ruhumuzu yabancılaştıran

uğraşların sisinden çıkar çıkmaz bizi karşılayacak elle tutulur,

cennet köşesi bir kara başlangıcı hazır tutardık. Şimdiyse

sislerimiz nasıl da uzun sürüyor, – kara başlangıçlarımız sisten

ayırt edilemiyor.

41


www.isaretatesi.com

GÜÇLÜ GÖRÜNTÜLER

bir yol şiiri

rüzgâr esti geceyarısı.

hangarın yanındaki yüksek lambanın

aydınlattığı toprak yol bomboştu.

en yakın insan

nerede kim bilir?

ay ışığında kayalar.

tavşan yüzlerinin ardında

karanlık tarlalar.

görüşün en duru

olduğu an.

kan gibi sımsıcak,

konik tepenin eteğinde kor köy.

basınca direnen

düş kubbesinin

mavimtrak bir loşluğa gömülmüş

42


www.isaretatesi.com

baykuşlu kayranı var orada:

köyü savunan büyü.

ve otoban çıkışından

geliyor uzunları yakmış araba ––

kentlerimizin en anlamlı

bulvarlarını, kavşaklarını

sızlatabilecek

biricik lirik sedan.

karanlıkta asfaltta uzayıp giden

parlak şeritlerde

kilometrelerce süren

yaman bir çizgiler sanatı:

ruhun ekvatoru

işaretlenirmişçesine.

banliyöde iki apartman arası

boş arsada yarım saniyeliğine görülen,

milyon mumluk spot lambası marifetiyle

karanlığa bir Acem zanaatkârının

elinden çıkmışçasına mühürlenen

maksimum zakkum.

43


www.isaretatesi.com

ve eve dönüldüğünde

süslü duvar kâğıtları,

antika mobilyalar, şamdanlar,

masada dizili yemek takımları

ve uzun boyunlu vazolardaki

yapma çiçekler arasından

dolunay gibi

doğuveren haşin bir

kadın suratı.

loş duvarın

yağlı dokusunda

mekânsal kırılma yaratan ekran:

belgeselin sekiz

saniyelik kesitinde

yüzyıl dinlencesine doğru sokulan

ıstakoz.

44


www.isaretatesi.com

GİZLENEN

Bürokratik binaların önünden hızla geçtim, caddenin

monoton trafiğine karıştım. Donuk bir parçası gibiydim,

tamamlanmış bir tangram bulmacanın. Fare gibi sürünerek

kaçtım kaldırım kenarlarından; posta kutularına, itfaiye

musluklarına, lamba direklerine değdim: Saatli binanın

önünden o zaman dışı geçişim… Duvardaki geniş metal

panonun önünde uzun trençkotumla vitrin mankeni gibi

dikilerek sigara içtiğimde de farkedilmedim. Parlak turuncu

bavulum bile nasıl olmuşsa gizlenmişti gözlerden:

Görülmeyecekse, görülmeyecektir.

Girdiğim parkta aradığım şey çok basit aslında. Sıradan,

kendi halinde bir patika, – önemli bir sonuç için: On sekiz on

dokuz yaşımın iyimser yaz akşamlarında bir gün sürdürüyor

olacağımı hissettiğim yaşama şimdi ait olduğumu

duyabilmem için. – Nasıl olacaksa bu, yüzümü söğütlerden öte

yana dönmüşken; zihnim şu an bir balad ya da bir aryaya

kulak verebilmem için gereken her türlü incelikten

yoksunken?

45


www.isaretatesi.com

Neden atmıştım kendimi dışarı, kaçmıştım kapalı

mekânlardan? Enkaz gibiydi odaların havası. Ve okları her

yana dönmüş, en uçlara sızıp, etime işleyen o ne idiği belirsiz

kasvetten bıkmıştım.

Dışarıdayım şimdi; ve ne katı, ne sıvı, ne gaz, ama

plazma olan göğün beni kalıcı bir bozulmaya

uğratabileceğinden korkarak, şekilden şekle giriyorum. Bir

yanımda, çok uzakta, açık denize doğru uzanan fırtınanın

kapkaranlık göbeği, diğer yanımda, çok uzakta, apaydınlık

güneş köyleri, – burada, şimdi, ben, yalnızca ben bilebilirim bu

nihai yalnızlığımda, – binaların üzerinde, gökte kıvrım kıvrım

açılan acayip desenleri ve yerdeki ıslak, kanıt-yaprağın

korkunçluğunu…

46


www.isaretatesi.com

DÖRT YANI DENİZ

Sandalyeye oturdu. Masanın ortasında belirsiz bir

noktaya dikti gözlerini. Derin derin nefes aldı, kendini tarttı.

Pencereden sızan parlak huzmeye doğru kaydı sonra bakışları.

Yumdu gözlerini. Dışarının seslerine –çocuk çığlıkları, kuş

ötüşleri, seyyar satıcı bağırışları, korna sesleri– kulak kabarttı.

Suskundu, nefesini duyabiliyordu. Biraz olsun çılgın zamanın

dışında kalmak istemiş, yeni bir düzen aramıştı. Masayı

hafiften kıpırdattı, üzerindeki eşyaları –boş vazo, kül tablası,

kibrit kutusu, plastik tabak– kararlı, içrek bir tavırla tekrar

yerleştirdi. Tabağın içine bir kemik düğme, birkaç bozuk para

ve bir anahtar bıraktı. Kollarını kavuşturup nefesini tuttu, bir

ferahlık, bir dayanak arıyordu, ama genişleyeceğini

düşündüğü çemberin daraldığını, iradesinin boşa çıktığını

duydu.

Düşsel görüntüler vardı aklında – bir temmuz akşamı,

lacivert gökyüzü, gür bir tarla, havaya kalkan tırpan, ay

ışığında gümüş bir yansıma: hepsi bölük pörçük bir izlenim

olarak kaldı.

47


www.isaretatesi.com

NASIL BİR DÜNYA

Söyleyin bana; her işin başında ve sonunda akışı

kesintiye uğratarak, zamanı altüst edip deneyime taklalar

attırarak, ne yapmaya çalışıyorum ben? Nedir ters yüz ettiğim

madde, nedir oynadığım ambiyans, başkalaşıp duran

devinim? Durup dururken yarattığım kırılmalarla, yaptığım

ani sıçramalar ve yaşadığım düşüşlerle ben neyin peşindeyim?

Nedir hem hiç hem hep, hem var hem yok kıldığım izlenim?

Gizli bölgemde, neyin döngüsüdür aradığım; neyin yörüngesi

bu, üzerinde tur atıp asla tamamlayamadığım?

“Burasıdır dünyanın merkezi; burasıdır tüm varlığı bana

ulaştıran geçit,” diyorum sayıklarcasına; bulunduğum yeri

yüceltiyorum. Gecenin bir vakti, yolda yüzümü yağmurdan

öte yana dönüp, tümsekle birleşen köprüye doğru bakıyorum,

tam LED ışıklı köprü ayaklarının dibinde, katiyen bir

gökkuşağı definesi seziyorum… Yakaladığım bu güçlü

işaretlerle, söyleyin, ben nasıl bir dünyaya aitim?

48


www.isaretatesi.com

KUZEY KENTİ

Güz güneşli, dingin bir akşam üstü; yalnızca bir kartalın

tadını çıkarabildiği geniş gökyüzü; kuzeyde bir kent… Doğu

ufkuna âdeta bilim ve zaman arasında bir yeni çağ uzlaşısı gibi

yayılıyor alacakaranlık. İnsanlar soylu burada, düşünceleri

lekesiz; başını göğe doğru uzatan ağaçlar hiç olmadığı kadar

ulu; rüzgâr buzun çekimine ve belirsiz girdaplara kapılarak,

uzak mesafeleri, ötelerin parlak kasvetini kovalıyor. Hava

dupduru. Derinden derine bir uğultu duyuluyor sanki, bir tür

arınma ilâhisi yankılanıyor. Kentin heybetli yapıları arasında

kalan gök boşlukları, yoğun günbatımı renkleriyle, uyumu,

dengeyi, bütünlüğü, uygarlığın özündeki altın oranı esinliyor.

Belli ki, kara bulutlar dağılınca ininden çıkmış insan ruhu;

burada en yüksek güdüler harekete geçmiş; sanatlar, yasalar,

beceriler serpilip boy atmış, gelişim kural haline gelmiş:

Dünya, binbir yaprağını usul usul açan bir gonca; zaman

günlerin ve saatlerin düzeniyle yaşamı ayakta tutan sarsılmaz

zemin; yaratıcılık ve dirim sarmış her yanı; güç, tutku ve sevgi

kabardıkça kabarıyor.

İnsanları saat başı ateşleyen gizem, kaynağını akla

uygun, ölçülü, billur ilkelerin düzeninden alıyor burada.

49


www.isaretatesi.com

Kesinliğiyle hayat veren, daima esenlik dolu, iç açıcı bir kent

bu –– tek anlamlılığın kutsal krallığı, zirveleri zorlayan eril

mutluluk!

50


www.isaretatesi.com

KIRMIZI

nedir kırmızı?

düzensiz enerji, taşkınlık,

yitirilen ağırlık merkezi,

boşlukta çırpınan bir yaratığın

içinde şekilden şekle girdiği marazi ışık.

nedir kırmızı?

kopuş, darlık,

dünyanın karanlığı, boşluk,

yavan bir uğultu,

uzuvları kaplayan yabancı kan.

nedir kırmızı?

ölü amaç, zorunlu istikamet,

harekete koşullanmışçasına

çıkılan belalı rampa,

gözün önüne inen perde, sapkın renk.

51


www.isaretatesi.com

nedir kırmızı?

başdönmesi, humma,

kupkuru nefes, kriz,

ölümden beter

boğucu bir dirim,

zehir, kangren, kıyamet.

nedir kırmızı?

ALARM! ALARM!

52


www.isaretatesi.com

YAZ

yaz geldi!

titreşen flamalarda

sınırsız iyimserlik!

yaz geldi!

ufukta yığılan

bulutların alaca renklerinde

yedi kıtanın ruhu,

en güzel edimleri insanlığın.

yaz geldi!

genleşen sıradağlar, yücelen zirveler,

çarşaf gibi yayılan hafiflik,

çayırları basan açlık.

yaz geldi!

evin loş koridorunda

53


www.isaretatesi.com

portreye vurduğunda ışık,

beynime saplanan sürpriz

ağrılar bile altın.

yaz geldi!

eski bir hata

olanca şiddetiyle

tekrar depreştiğinde bile,

taylar, ormanlar, gökyüzü, yakamoz.

yaz geldi!

parlak beklentiler,

sonu gelmez kovalamaca,

doyurucu soluk,

meyvelerde aşkın yoğunluk.

yaz geldi!

kokuların dönendiği meltemli

akşamlarda,

kavaklardaki bağımsız dünyaya

nasıl da yakınız!

54


www.isaretatesi.com

KENDİ İKLİMİNDE DİPDİRİ

Düzlüklerin üzerinde güçlü akımlar var.

Aydınlık yaz öğlesinin sarı, yeşil, kahverengi paftaları; ve

genişliğin sınırlarına doğru her yanda hülyalı sisler. Sağlık

için, dinçlik için, hayalperestlik için, güç fazlalığı ve

başarılacak işlerin zengin tasarıları için, ve tüm meseleleri

yaratıcı, yapıcı, etkilere açık, duyum dolu bir bilinç düzeyine

göre çözümleyen üstün bir uyumun titreşimleri için – taptaze

bir havadır ovanın havası.

Güneş tepede. Doğunun uzak alçak tepelerinin üzerinde

yere yakın, dağılmakta olan bulutların pembemsi renklerinde,

güvendiğimiz yüksek kurgulara davet eden masum bir gizem.

Yaşanacak ne çok şey var! Ten çekermişçesine gidip kavuşma

isteği uyandıran ışıl ışıl başak tarlalarından ötede, tatlı

burukluklar. Pilon sırası boyunca, tozlu akın yolları. Ufkun

ardındaki denizleri isteyen irade kendinden geçerek sağa sola

atıyor bolluğunun özlerini, tohumlarını; korkusuz iyimserlik

kök salıyor. Güneydeki uzak kayalıklara doğru tanıdık

gündüz karanlıkları. Yelken gibi şişmiş sanki tüm coğrafya: Bu

55


www.isaretatesi.com

düzlüklere tamamen ait olabilmek, bu düzlüklerden ötesini en

çok isteyebilecek birine göre sadece.

Her an koşuya kalkacak yaman bir at gibi kımıldanıyor

ovanın üzerinde hararet. En yükseklere değen düş köpüğünü

uyaran koku, kuzeydoğudaki tek sivri tepenin yanık

esinleridir. Duyulan geniş boşluk sanki sevimli bir kutu içi

gibidir. Parlak bir yansıma geçtiğinde coğrafyadan, elmastır,

altın eyer efsanesidir. Her şey aynı melodinin gövdesine

kapılıp taşkın bir kavis çizecek gibiyken, görkemin ilerleyen

saati her re majör geldiğinde kendini tüketmeyen zirveler

yapıyor.

56


www.isaretatesi.com

KENTİN HARİTASI

metropolitan

Kentin haritası önümde; heyecanım kabarıyor.

Gidilecek, keşfedilecek, fethedilecek paftalar. Şimdi,

haritanın önündeyken, benim için taranacak, araştırılacak

uçsuz bucaksız paftalar. Kent mavi bir sudur: Rüzgârlar geçer

içinden. Belki dev bir gümbürtü boğmuştur çekirdeğinde, –

haritanın karelerini fısıltılar, iç sesler, ürpertinin kulak

çınlaması kateder. Suskunlukta gizli hazinedir harita. Sol altta

forum korosu; sağ içte, dayanaksızlıkta yöntem korkusu,

derinden. Üst tarafta şifre ormanları; ve her aşamada, düşünce

ısısı arası yamalar. Öyle ki dünyaya dair algımın dış sınırını

zorlayan bir irade buluyorum kendimde; haritanın dışına,

masa lambası aydınlığının dışındaki karanlığa doğru uzansam

dahi, biliyorum, merkezle irtibat sinyallerim güçlü kalacak.

Kenti istiyorum, o da beni istiyor. Çekiyor beni. Her

köşede, her karede yaşanmadan geçilemeyecek, deneyim

değeri yüksek, türlü zenginlikler olduğunu hissediyorum. Bu

yüzden kalkamıyorum haritanın başından, kaldıkça da kente

inancım artıyor.

57


www.isaretatesi.com

Ve harita düzlemini yer düzlemine yerleştirdiğimde

uyduğum genel elektrikle bedenimin yüceldiğini duyuyorum:

Yitirdiğimden beridir her an yeniden yakalamaya çabaladığım,

dünyanın yumuşak yüzünü aralıksızca yaşadığım özel

kozanın kesin bir şekilde iç tarafında olmama ramak var.

58


www.isaretatesi.com

ATA BİNMEK

Ata bindiler.

Hiç hesapta yoktu bu, at sırtına atladılar bir anda,

koşturmaya başladılar. Meğer biliyorlarmış ata binmesini,

büyük keyif duydular bundan, kendilerinde ölçüsüz bir heves

buldular.

Saçları yelelere karışıp savrulurken, çılgınca sürdüler

atları. Nehir boylarından geçtiler, kırlardan, dağ sırtlarından

geçtiler, taraçalarda ilerlediler, zeytinlikler, vadiler, seralar,

tapınak kalıntıları, bulutlar, incir ağaçları, kuş sürüleri

gördüler.

Oysa tıkanıp kalmışlardı nicedir; aynı çemberde dönüp

duruyor, hiçbir şeyden zevk almıyorlardı. Alışkın oldukları

birtakım yolları izleyerek zirvelerden geçeceklerini umarken

diplerde gezinir olmuşlar, aradıkları sıçramayı bir türlü

yapamamışlardı. Yozlaşmaya çözüm bulamıyorlar, yaşadıkları

tinsel sapmayı köklü bir sendrom olarak yorumluyorlardı.

Ta ki ata binmeyi keşfedene dek! Hiç yapmamışlardı

daha önce bunu; hiç düşünmemişlerdi ata binebileceklerini, ata

59


www.isaretatesi.com

binmenin tutkularını bu denli ateşleyebileceğini… Akıllarının

ucundan bile geçmemişti. Oysa tam onlara göre bir şeymiş ata

binmek, nasıl da heyecan içinde kendilerinden geçiyorlar her

an. Ve durum böyleyken, hep ilerlemek, koşturmak, rüzgâr

gibi gitmek istiyorlar; hep daha fazla görmek, daha fazla

duymak, daha fazlasını yaşamak istiyorlar; bu yolculuğu

sonsuza dek uzatmak istiyorlar.

Ormanın kıyısından geçiyorlar, ahşap köprülerden

geçiyorlar, körfezi gören yamaçlardan aşağı koşturuyorlar,

rüzgârın suda çizdiği geniş hareleri, teknelerin şişkin

yelkenlerini görüyorlar. Ve yunuslar görüyorlar; uzakta,

burundaki deniz fenerine gözlerini dikip bakıyorlar; bir

zirvenin ardından diğerini gözlerine kestiriyorlar; kekik ve tuz

kokusu doluyor burunlarına, gökte yarım ayın erken izini

farkediyorlar.

60


www.isaretatesi.com

SENFONİ

Konser salonunun değerden düşürdüğü senfoniyi

yeniden doğal düzeyine yükseltmek istiyorum.

Ama birdenbire dışarı yürüyüşe çıkmak ve iradenin

zorlamasıyla sesleri suya, ağaçlara, yola, gökyüzüne

uygulamak yeterli değil bunun için. İstek, isteğin varlığı ve

büyüklüğü tek başına yeterli değil: Doğru senfoniyi, doğru

anda, doğru yerinden harekete geçirmek gerek. Dediğim gibi,

bu, isteğin salt basıncıyla olacak şey değil. Bugüne dek uzun

deneyimlerle elde ettiğim yöntemsel ustalık boşuna değil.

Dinlenmiş sinirler gerek bana örneğin. Dinç miyim

yeterince? Sakin tavırlarım pırıl pırıl bir esenliğin yolunu

açabilecek mi? Bunu sezebilmeliyim. Kişisel bir ekonominin

katılığı içinde düne dağıttığım edimlerden bugüne sarkan

birikimi algılayarak günlük akışa dair öngörülerde

bulunabilecek keskin bir duyarlılık var mı bende? Yani,

durumdan belirgin işaretler çıkarabiliyor muyum, izlediğim

seyrin ana damarıyla ilişki kurabiliyor muyum? İstikrarlı bir

çalışmayla oluşturduğum gelecek fikrinin bugüne vuran

gölgesi hoşuma gidiyor mu? Gitmeli, gitmek zorunda, yoksa

61


www.isaretatesi.com

burnumun ucunu bile göremem, sevemem. Hazırlamak,

başlatmak, ilerletmek, zirveye ulaştırmak ve sonuçlandırmak:

Bunu başarmak için haz duyuyor olmalıyım; tesadüfleri ve her

aşamanın en sıradan öğelerini bile kendi yararıma

kullanabilmem için asal bir duygu varlığı gerek bana. İşte o

zaman, uzun vadede iç ve dış dünyama dair oluşturduğum

modellerin doğruluğu, kurnazlığım, kişisel yeteneklerim,

ustalıklarım ve içgüdümün karmaşık bir bileşimle bir araya

gelmesinin ortaya çıkaracağı toplam işgücünün dışında kalan

en belirleyici alt enerjiyle uyumlu olmam mümkün olur.

Gelin görün ki, bugün böyle ince işler için fazlasıyla

kabayım. Bir tek, isteğin zorlamaları ve ani kasılmalarıyla

harekete geçebiliyorum. Yükleniyorum, ama sadece aşırı

yüklenmeden boşluğa düşebilirim ve sonra belirsiz bir süre

boyunca kuyudan çıkmayı bekleyebilirim. Egemen havayı

kavramak ve senfoniyi onunla eşleştirmek: Bu bana uzak, bana

yabancı bugün. Müziğe kulak verebilmek aslında “leyleği

havada görmek – ve gözbebeğinde yeşeren yamaçlar, kırlar,

ufuk pırıltıları” gibi bir şeydir, özeldir, yalnızca ayrıcalıklı

olanlara göredir. Bense bugün tüm yetersizliğimle, ezbere bir

dürtüyle, senfoninin yerini her an hazır tutuyorum: çıplak,

soğuk, çekicilikten uzak bir ortalık yer. Hiç düşünmüyorum,

damarlarıma yanlış kan pompalarken, senfoninin en can alıcı

pasajlarındaki aydınlık kuşağı nasıl sezebilirim, ona nasıl

yakışabilirim, yaklaşabilirim.

Önüm ardım böylesine denk, sağım dolum böylesine

denk ve her tarafım böylesi renksiz olmasaydı, işte o zaman,

62


www.isaretatesi.com

senfonideki seslerin güzelliğinin tüm dünyayı aynı tarafa

doğru çekmesi ile; bir noktada, dış seslere inat, aşırı

yoğunlaşıp güzelliği geçersiz kılmak – – arasındaki farkı

anlayabilecek en basit bir zekâ belirtisini gösterebilirdim.

63


www.isaretatesi.com

KALİTE VAKFI

Herkes gibi yaşamda kaliteyi yükseltmenin peşindeydi

onlar da; bu bakımdan pek de ayrıksı sayılmazlardı. Ama

öngördükleri geniş çaplı düzeltme ve iyileştirmelerin yanı sıra

ürettikleri birçok somut projeyle, onlar başkalarıyla

kıyaslanmayacak ölçüde ileri gittiler. Örneğin, nasıl ki

sanayide çeşitli aksamın paslanıp arızalanmasını önleyecek

kimyasal maddeler, yağlar, çözeltiler, destek ürünleri

kullanılıyorsa, ya da evlerde genel konfor adına yeni

tasarımlarından yararlanılıyorsa, yahut nasıl ki enerjide,

iletişimde, ulaştırmada verimlilik odaklı teknolojiler

geliştiriliyor, sağlık, eğitim, yönetim gibi alanlarda bilimsel

yaklaşımlar ağırlık kazanıyorsa, Kalite Vakfı’nın vizyonerleri

de benzer bir yol izlediler, fakat tekil bireye odaklanarak, tinsel

birtakım malzemeler, düzenekler, teknikler aradılar.

Saymakla bitmez bu bir avuç idealistin bize armağan

ettikleri: Söz gelimi, metali, taşı, ahşabı, camı kendiliğinden

dramatik durumlara koyan kalıplar keşfettiler; bakışsız gözler,

uğultulu kulaklar için senfonik kulaklıklar, mutlak görüş

mercekleri geliştirdiler; yoğun düşünce akışına uygun hızlarda

taşıtlar tasarladılar; toplumsal yaşamı kesintisiz bir anlam

64


www.isaretatesi.com

düzeninde tutan kent planları, mekânı yücelten alan derinliği

koridorları, zamanı tinselleştiren saatler ürettiler; gücün ve

tutkunun zirvelerini arayanlara ritimsayarlar, radarlar,

göstergeler sundular; doyumu, esrimeyi, sonsuzluğun

işaretlerini yakalamış olanlar için, yanıltıcı uyarımları ve

parazitleri perdeleyecek, hatta tüm olay trafiğini ona göre

yönlendirecek manyetik sensörler, işaretçiler, süper-işlemcili

bilgisayarlar icat ettiler.

Onlar hiç kimsenin hayal etmediğini hayal ettiler. Kalite

Vakfı’nın çılgın vizyonerleri, benzeri bulunmayan bir uyumu,

bütünlüğü, yetkinliği aradılar; herkes için en düzgün, en

dengeli, en ideal ortalamayı yaratmak istediler.

Ve öyleyken, yoksul, harap bir kenar mahalledeki en

bakımsız, en çarpık sokağın girift, gerçeküstü, göz kamaştırıcı

güzelliğini de bir tek onlar görebildiler.

65


www.isaretatesi.com

SAHİLDE MANZARA

Kendi tuhaflığı içinde, muamma dolu bir sahil. Akşamın

yaklaştığı şu vakitlerde melez renkleriyle ve boğuk

esintileriyle burası, şu an kıyıda oturan, ileri geri gezinen,

fotoğraf çekinen insanlar için de bana göründüğü gibi

anlaşılmaz, kapalı, mesafeli olmalı, zira ben ki dışarıdan

geldim, yadırgıyorum her şeyi.

Kesinlikle şaşırtıcı, tekinsiz bir şeyler var burada. Peki

ama ne olabilir beni böylesi huzursuz eden? Belki de sırf

benim yabancı olmamdan kaynaklanan bir durum söz

konusudur; çünkü sıradan, kendi halindeki bir yerin, birine bu

denli soğuk ve muğlak görünebilmesi için, o kişinin kendiyle

beraber oraya bir şeyler getirmiş olması gerekir. Tanımsız bir

ürpertiye teslim olmuş haldeyim.

Sahile panoramik bir gözle baktığımda gördüklerim,

birbirinden kopuk parçalardan ibaret. Manzarada, her şeyi

katman katman bir araya getirecek bir müzik titreşimi

bulabilmem olanaksız. Kapsamlı bir denemeye girişerek sahili

geniş bir ses yelpazesine göre tarıyorum, ancak bu zorlama

66


www.isaretatesi.com

tavırla bir avuç kumda bile titreşim yaratamıyor, rastgele

tınılardan doğan cılız kıpırtıyı boşa harcıyorum.

Temkinli olmak zorundayım. Söz gelimi, uçurtma uçuran

şu delikanlıları, bağ kuramamanın aykırı gizemiyle izlemekle

yetinmeliyim. Herbirinin ötekilerden sakladığı yoğun bir sırrı

olmalı; ve benim buna nüfuz edebilmem mümkün değil. –

Yahut birbirine aynalar tutarak şakalaşan şu iki genç kız:

Aynalardan bana doğru yansıyan keskin ışığı, gözlerimi

tırmalayıp duran bu sinir bozucu oyunu, içyüzünde ne

olduğunu bilemeyeceğim için görmezden gelmeye mecburum.

Dalgalar kıyıya değdikçe kumda beliren çizgiyi

“ıslaklığıyla” okuyamamanın bende yarattığı düşüklüğü

geçiştirmeye çalışıyorum; yoksa bende kalıcı birtakım etkileri

olur bunun. Ayaklarını suya sokmuş, uzakları seyreden şu

bikinili, dolgun kadının duruşundan aldığım göz zevkini

pekiştirirsem kasvetli bir açmaza sürüklenirim.

Çünkü kabul etmeliyim ki, havada yankılanan çığlıkları,

kahkahaları, köpek havlamalarını, anons seslerini, burnuma

dolan güneş yağı, tütün, mazot ve ızgara kokularını sonu

gelmez bir sinir gerilimine sevk ediyorum ve açıktaki

kruvaziyerin üzerindeki bulutları bile libidinal bölünmelere

uğratıyorum. Işık huzmelerini, yoğun günbatımı renklerini,

insan karaltılarını, martıları, uçurtmaları, rüzgâr fırıldaklarını

ve suyu yaran tekneleri düpedüz sancılar içinde, neredeyse

ışık hızıyla gelişen bir panik heyecanıyla karşılıyorum, trajik

bir darlıkla baş başa kalıyorum.

67


www.isaretatesi.com

Yok, hayır, burada bir gözlemci bile olamam ben… Bir

yabancı bile değilim bu sahilde; gelmedim hatta buraya;

yokum, doğmadım henüz, dünyaya bile gelmedim ben!

68


www.isaretatesi.com

BÜYÜK GÜN

Uzak bulutların kokusunu duyarak başladım güne.

O sayede görebildim, yolda giderken, dağ sırasının

ucunda, hafta sonu tüm kentin taşındığı bronz kanyonu.

Alelâde cami minarelerinde, güçlü bir tınıyla, çölün yakarışları

duyuluyordu. Höyüğü andıran tümseklerde birer kurban

sunağı seziyordum, kaldırımdan savaşçı heykelleri gibi

geçiyordu kadınlar. Asmanın altında, yakıcı güneşe tutulmuş

çardağın gölgesinde, Chanson du Toréador’du fırtınalar

koparan. Boşlukları örterken temmuzun derin renkleri,

kuledeki mimarî bir detayın çarpıcı bir gerçeklikle öne çıktığı

ânın büyüsünü yaşadım. Parlıyordu kubbeler, keskin

yansımalar geçiyordu camlardan. Belirsiz şekiller geziniyordu

yamaçlarda. Sonunda, koşar adım çıktığım taraçadan, üzerime

bir bulutun gölgesi mühür gibi düşerken, kentin ötesinde

tutkuyla harelenen düzlükleri, ufku, inşaat vinçlerinin

esrikliğini seyrettim. Görkemli bir boru sesi duyuluyordu

uzaklardan; hemen aşağıda balıklı göl vardı, dibinde buğday

tarlalarının piyanoları. Taraçadan ayrılırken, yokuşun

ucundaki açıklıktan gördüğüm kent parçası Toskana’ydı, Babil

Asma Bahçeleri’ydi.

69


www.isaretatesi.com

Unutmuştum kendimi, hayatımın düzenini, geçmişimi,

geleceğimi; gün, Büyük Gün’dü; bambaşka bir şeye dönüşerek,

rüzgârda kımıldanan tentelerle, titreyen yapraklar ve otlarla,

alaca renklerle, kıvrımlarla, kokularla düşünen, nefes alıp

veren bir varlık olup çıktım. Alıştım her şeyde büyük

işaretlere.

Fakat günün akşamında, evime, odamın düzenine geri

döndüğümde, doğal olandaki parlak, akıldışı, düşsel

göstergelere öyle alışmıştım ki, hakkında açık deliller olmayan

hiçbir eylemi gerçekleştiremez hale geldim – ve öyle öyle

tükettiğim uzun, boş saatlerin sonunda içim geçti, garip,

ölümcül bir durgunluğa gömüldüm.

70


www.isaretatesi.com

COMPACT DISC

Günün bağrında magma gibi yoğruluyordu allegro

moderato. Doludizgin yürüyordum kuşluk vakti pırıl pırıl göğe

karşı. Erken büyük tasarıların ve sayısız ülkülerin

gerçekleşmesiyle kutsanıyordu ufuk, bulutsuz zirveler, engin

düzlüklerin pusunda her mesafede renk renk peyzajlar.

Güneşe karşı bir sarsıntı heykeli gibiydi vardığım kent;

üzerindeki uçuk mavide tanıyordum buharı, yanan andeziti,

şeytan tüyü hafifliğinin içine gömüldüğü çığlığı. Göğün onca

ışığı ve bengisuyuyla yıkanarak gelmiştim. Canlı düş gücünün

anakaraları arasındaki boşlukları kötülüklere kapatıyordu

gerdiğim yelkenler. Gözlerin dalıp gittiği yavanlıklarda bile,

ateşi tesadüflere bırakmamak için parşömenlerin karnında

hazır tuttuğum bir işaret vardı. Rüzgârda sallanan ulu

kavaktaki meşru mücadeleyi apaçık gördüm. Boşuna değildi,

eğri büğrü bir büst gölgesinin bana tüm bunların karşıtıymış

gibi gelmesi. Beğeni zincirime katılmayan her şeyi görmezden

gelişim; kuvvetli delillerle gelmeyen her türlü eylemden uzak

durmamın imkânlar daraldığında hazırlıyor olabileceği kötü

sondan çekinmeyişim…

71


www.isaretatesi.com

* * *

İşte böyle bir günün akşamında ortaya çıktı, sözünü

edeceğim CD. Eve dönerken uğradığım tenha bir müzik

mağazasında bulmuştum onu. İndirimdeki ürünler rafında

duruyordu, içeri girdiğim gibi gözüme çarpmıştı, tezgâhtara

bir şey sorma gereği duymadan çekip almıştım yerinden. Bir

Grieg albümüydü –Lieder–; arka kapakta parçalar

“Haugtussa”, “Gruss”, “Lauf der Welt”, “Zur Rosenzeit”, “Ein

Traum” vs. diye sıralanıyordu. Grieg’i iyi bildiğim gibi,

icracıları da tanıyorum; CD’yi elimde biraz evirip çevirdikten

sonra hemen kasaya yönelmiş, cebimdeki üç beş lirayla

ödemeyi yapıp oyalanmadan dışarı çıkmıştım.

* * *

Ama kutusunun içinde o ne CD’ydi, eve dönüp de

odamda poşetinden çıkardığımda, elime aldığımda!

Kıvılcımlar ve ışıltılar saçıyordu; etrafa yaydığı manyetik

dalgaları ve hava girdaplarını açıkça duyabiliyordum;

kutusunda kendine özgü bir ısısı vardı. Sessizliğin merkezinde

duruyordu. Bende uyandırdığı tuhaf zevk ürpertisine rağmen,

bir ara sırf ne olacağını denemek için sehpanın üzerine

bıraktım, kendi başına hâlâ yoğun bir tılsımla yüklü olduğunu

gördüm.

Nadir bir element, paha biçilmez bir cevherdi sanki,

kutsal madeninden alınıp buraya getirilmişti… Bu gizem ne

müzikten kaynağını alıyordu ne de müzisyenden, zira daha

müzik çalmıyordu bile, kutusundan çıkmamıştı bile CD! Ama

evrenin derinliğinden kutudaki CD’ye öyle güçlü, öyle tuhaf

72


www.isaretatesi.com

bir enerji doluyordu ki, CD’nin içindeki Grieg kendiliğinden

bir ses tanrısına dönüşüyor, besteler de birer vahiy, birer delil

niteliğine bürünüyordu. (Ve daha müzik çalmıyordu bile…)

Odayı tüm eşyaya can veren bir titreşim kaplamıştı.

Varlığıyla mekânı fizikötesi kaynaklardan besliyordu CD,

zamanın ruhuyla tınlıyordu. Hipnotize olmuş, varlığın büyük

tapınağında selam durmuştum. Kâh boşluğu, kuzeyi, yıldızları

düşünerek sessizliğin manyetiğini yakaladım, kâh suyu,

geceyi, uçları duyarak maddenin çapraz bağlarını kurdum.

Pırıltılar uçuşuyordu havada. Sanki ıslak karanlık bir ormanda

dev bitki yaprakları arasında vecde tutulmuştum.

Anbean yoğunlaşıp katmerlenen CD, bir Big Bang’e

hazırlanıyordu belli ki… Müthiş bir yığılma baş gösterdi

zihnimde; nefes nefese kalmıştım; bir an boşluğa kulak

kabarttım ve CD’yi müzik setine takıp PLAY tuşuna basmadan

evvel son bir kez odada ânın durum dilini yakaladım.

73


www.isaretatesi.com

DÖNÜŞ

sessizliğe:

amaç

suya:

görüntü

dönemece:

menzil

boşluğa:

girdap

noktaya:

hareket

saate:

geçmiş gelecek

74


www.isaretatesi.com

mekâna:

başkalık

eyleme:

olay örgüsü

kuyuya:

zirve

ağaca:

karakter

güne:

sihir

içgüdüye:

örtü

tanyerine:

çağın ruhu

kente:

dolunay

75


www.isaretatesi.com

dünyaya:

ben

76


www.isaretatesi.com

UĞURSUZ AN

U şeklinde konumlanmış üç apartman bloğunun

ortasında, sitenin bahçesindeki şu acayip yeşil ışık da ne,

geceyarısı? Çalılar ve ağaçlar arasına yerleştirilmiş yuvarlak

lambalardan yayılıyor ışık; bahçenin ortasındaki beton alanda

en yoğun. Nedir ortadaki bu kaba zemin? Nedir şu içi boş,

kupkuru süs havuzu, şu paslı musluk, şu dönmeyen fırıldak?

Etraf ıssız. Sadece elektrik trafosunun vızıltısı ve boğuk

bir köpek havlaması duyuluyor. Bahçenin kenarlarında birkaç

kırık dökük bank ve otların bürüdüğü bakımsız tarhlar var.

Evlerin balkonları bomboş; pencereler ve panjurlar kapalı,

tenteler kımıltısız. Anlaşılmaz bir geceyarısı durgunluğu var

burada. Her şey yerine mıhlanmış, donup kalmış gibi. Işık,

yüzeyler, renkler bile ölü. Burada, bu ihmal edilmiş yerde

takılıp kalmamak gerek.

Çünkü tanıklık yalnızca pekiştirebilir hiçliği: Anbean

koyulaşıyor acayip yeşil ışık; her saniye katbekat işlevsiz hale

geliyor süs havuzu, musluk, fırıldak; derin bir krize doğru

sürükleniyor banklar, tarhlar, çalılar, balkonlar; ve en fenası

da, burada hatalı bir içgüdüyle maddeyi özünden

77


www.isaretatesi.com

değiştirmeye çalışıp başarısızlığa uğramak, dehşetli bir azapla

bir korkuluğa, sapkın bir heykele dönüşmek…

78


www.isaretatesi.com

KARA NOKTA

Yoksul sabah. Nafile ayılma taktikleri. Yavan güneş,

beylik bulutlar. Benlikte yer etmiş alıklık.

Ağır basınç, darlık, ürpertici rüzgâr. Tekdüze çınlama,

göndere vuran ip. Açıktaki şamandırada karanlık bir özlem,

yetersiz bir kırılma. Penceredeki saksılar bile yabancı

görünüyor bana; plastik bir çiçekten ayırt edilemiyor

sardunya.

Nerede o parlak huzmeler, sıcaklığıyla beni cenin gibi

besleyen? Nerede masumiyet, oyun hevesim, çocukça

cingözlüğüm? Kendimi üzerinde hayal ettiğim köprü nerede?

Nerede saçtığım pırıltılar?

Dünyaya bir kere kem gözle bakınca, liman

görünümlerinde artık benim zorlama düşüm depreşir.

79


www.isaretatesi.com

AĞAÇ

Ağaç nedir?

Ağaç, kütledir. Ya da kütleye kılıf. Kendi çılgın sessizliği

içinde nasıl da ürkütücü. Nasıl da eylemsiz, ilişkisiz, ayrık.

Onda sürüp gideni, içerdiği sızlamayı, onun öylece ortasında

kaldığı hava akımlarını kavrayabilmek imkânsız. Varlığından

habersiziz. Kendini kendi haliyle tanımlıyor da olsa. Çünkü

ona bir ses karşılığı arayınca, tiz de pes de olası görünüyor

bize. Onu dönüş içinde düşünsek de, düşünmesek de.

Belki de eninde sonunda, yarattığı bu etkidir ağaç: Ânın

değeri ölçüsüzce yükselmiş, göğün tekdüze mavisine karşı

ağacın yeşili bir o kadar keskinleşmiş, çıtırdayan gözbebeğinde

kalıcı bir yanık izi oluştu oluşacak…

80


www.isaretatesi.com

KURGU

Olaylar trafiği işliyor etrafımda. İçinde yüzdüğüm

bulanık peltemsi sıvıda, nesneleri tek tek karşıma gelen aşırı

yoğun etkili küpler olarak görüyorum: ağır ve dumansı ortama

rağmen, görüş açıma girdiğinde, birdenbire, gerçeklik eşiğini

dahi aşan nesneler. – Olaylar arasındaki ilgi bağı ortadan

kalkıyor, ya da olaylardaki ortak yan daha ben yeni alışmışken

çehre değiştiriyor, yabancı kalıyorum, olaylar sıralanmaya

devam ediyor.

Bir dayanak olmadığında bile işlemeye devam eden bir

yan var içimizde. Eylem santrali gibiyiz, ardı arkası

kesilmeksizin duyusal istekler, yönelmeler, yapıp etmeler

üretiyoruz. Ne yapsam? Yüzükoyun uzanabilirim kuma, ya da

duvarın üstüne oturabilirim. Erişip iğde dalına dokunmalıyım

belki, ya da sırtımı kabartmalıyım. Otlara sürtünürken

irkilmiştim. Su içmeliyim belki, ya da gözlerimi yummalıyım

iki dakika. Ben bir işle meşgulken yatışıp dinebilen dış dünya

fikri, şimdi oyalayabilir mi beni? Durumu kestiremiyorum.

Aşırı hareket ve hız belirliyor, gidişata ayak uydurmaya

81


www.isaretatesi.com

çalışan düşüncemin savrukluğunu, düzensizliğini, tekrarlarını.

Suya koşmak da istiyorum, dizlerimi karnıma çekip oturmak

da. Müziği de deneyebilirim, kalkıp eve de dönebilirim.

Çözüm, sıradanlaşmak – ve bu sıradanlaşma çözümü, en

sıradışı olanlarda bile benzer bir şekilde işliyor: taşa dalıp giden

gözler; sabit düşünme ısısının devamında çaprazdaki kadının

el aynasından yansıyan gökyüzünün ortaya çıkardığı yeni

derinlik açıları; en olumlu yönden gelen besleyici ışık huzmesi;

onca toz duman ve kakofoni arasında kalabalıkta beliriveren

meleksi çocuk yüzü; kasabanın sahil yamacındaki bölgeye

günbatımının etkileri düşerken, ormanlık kuzeye yaklaşır gibi

bir his; ve yürüme mesafesindeki boş arka sokaklarda belirgin

bir dramatik hava.

82


www.isaretatesi.com

GİZİL GÜÇ

defalarca deneyip

meyve tabağındaki elmaların yüzeyinde

nihayet pırıltıyı gördüğümde

alelacele körfezdeki tankerlere bakıp

onlarda net bir ufuk doğrultusu

arayarak günün tavrıyla

çeliştim.

böcek cırıltılı

kızılçam ormanları arasından

uzanan önümdeki şose yolda

öğle güneşi altında yürüyen

sekiz on kişilik genç grubuna

dair yaz fikrini,

geçerlilik kazanacağı inandırıcı

uzunluğa yayamadım,

saniyelerin eşiğinden döndü.

83


www.isaretatesi.com

akşam olurken

beni terk etmeyen karamsarlığım,

koylarda en uçtaki burna doğru

sıralanan komşu

kasabaların ışıklarının

belirlediği ambiyanslardan

kalıcı bir kopuştu belki de.

kayalıklardan karanlık denize

baktığım sırada

beri yandaki iskele,

açıkta demişlemiş yat

ve ilerideki antrepoların lambaları

renkli yansımalarıyla suyun yüzeyinde

benim için neredeyse bir üçgen

kurmuşken,

piyano esintili

bu tedirgin dengeye

sebepsiz yere

sırtımı döndüm.

gitgide daha amansız

bir hiçliğe gömülerek,

84


www.isaretatesi.com

yalnızca eve dönmeye

güdümlü daracık bir bilincin

yürütücülüğüyle geçtim dünyadan,

dağların reaktörünü

ateşleyebilecek bir gizil güce sahip

Şostakoviç notaları da

çeviremedi beni yolumdan,

eve kapandım.

burada

bu odada

bu konumda durdukça

kimin koyduğu belli olmayan

bu beş uğursuz taş,

kötüye giden dünyanın

kara büyüsü bozulmaz.

85


www.isaretatesi.com

MAESTOSO

boz düzlüklerin dört bir yanını

tutmuş yazın buyruğu,

ağır ağır kavruluyor kent

parlak güneşin altında.

aniden patlak veren bir

boru sesi yankılanıyor

çanaklar, engebeler üzerinde,

sıcak bir akım yokluyor

boşluğu, eğri büğrü mecraları,

tülünü yayıyor

ak bir nefes.

kütleden kopan derin sarsıntı

dalga dalga ilerliyor

batı yönünde,

tanıksız, gölgesiz,

yoğun, tek ve ilk.

86


www.isaretatesi.com

incecik bir film gibi

geçiyor yığınların üzerinden

her an karolarla eşleşerek.

darlığın ters

işaretlerini değiştirdi,

görüntü bütünlerinin

geniş diline yerleşti ––

monoton kaçışa en benzemeyen.

kendi de görüntü,

kendi de bütün,

göklerin ışığıyla

arasında yok hiçbir engel,

parlak, lekesiz.

yoğun dopdolu kalarak

yüksekliğini koruyacak,

menzildeki

dimdik höyüğe varana dek

yükünü bırakmayacak.

engin ufka doğru davul sesleriyle

87


www.isaretatesi.com

devrilerek geliyor,

boşluğu taklalarla aşıp

güneşin önünde kıvrım kıvrım

toplanıyor.

özünden beliriyor yeniden,

anbean varlığını pekiştirip

alev alev dayatıyor kendini,

düğümler örüyor,

her şeyin önüne geçiyor,

zamanın göbeğinden

pırıltılar saçıyor dünyaya,

aydınlık dürtüler, renkli muammalar aşılıyor.

88


www.isaretatesi.com

ARABA

kâbus gibi renklere

gömülüyken gecenin ölü ruhu,

araba!

ipeksi karanlıktan ışıl ışıl gel.

aşılmaz bir durgunlukla

yerine mıhlanmışken boz kavşak,

araba!

tali yoldan son sürat gel.

asfalt yüzeye

vantuz gibi yapışmışken

lambaların soyut ışığı,

araba!

çılgın bir rüzgâr koridorundan gel.

89


www.isaretatesi.com

bir başına ve benzersiz olmanın

tuhaf ürkütücülüğüyle,

araba!

zamanı yararak gel.

90


www.isaretatesi.com

DEĞİŞİMLER

Düz renk, sapsarı bir kâğıt gibiydi gün.

Fakat akşamın karaltıları belirdiğinde, ıslak yamacın

önünde kıvrılıp bükülen buhar, otların dibinde aykırı

kıvılcımlar çaktırıyor, dakikalar belalı bir darlığa doğru

kayıyordu. İniltiler geziyordu havada. Ayakta dikilen vahşi

hayvanın karnına olmayacak bir yakınlıktan bakıyorduk. Ağaç

dalları arasındaki loşluktan geçerken tedirgin soluk, baykuşun

tüylerindeki yansımalar şizofren renklerin eşiğini zorluyordu.

Gece olduğunda ise, kadınlar geri dönüş renklerine

baktılar evlerinin balkonundan, lambaların aydınlattığı yokuş

civarındaki ılık peyzajda. Karanlık parkın mavi köşesindeydi

dünyanın sinir merkezi, düşüncelerin ender altın açıklığında.

Ve teknolojinin eski masumiyeti doğacak gibi oluyordu

modern eşyaların dizaynına, varlıkları sezilirken onların

gecenin bir yarısında.

91


www.isaretatesi.com

ALELACELE

-tempo feroce-

Araba son hız giderken, her köşede bir başdönmesi.

Çılgın dönemeçler, kayıp giden kaba, şişkin, üssü andıran,

tuhaf, amorf binalar. Betonun uyuşturuculuğu, cam ve metal

faciası. Tabela ve afiş keşmekeşinde alacalar, düğümler, kara

benekler. Her aşamada buğu, pus, flaş, kör edici ışık. Hareket

bir tehdit. Ve sanki zorunluluktan ibaret hareket.

Uykuda roller coaster savruluşu, dalıp gitmişken

sarsılarak uyanış, sonra bozkır düzlüğünde gene yokluk

hipnozu. Manzarayı gören tüm aralıklarda monotonluğu

tekrarlayan toz girdapları, badanalanmış gibi yavan gökyüzü

parçaları, bozuk perspektifler. Kentin ötesinde, höyükten

ziyade bir moloz yığınına benzeyen tümsekte, ne şahmaran ne

ejdarha, ama titreşen çöp adamlar, kıymıklar.

En uzakta, diplerindeki galeriler klarnetlerce

tutuşturulmadıkça varlığı anlaşılamayacak tepeler.

92


www.isaretatesi.com

SEKİZİNCİ GÜN

"Yedinci güne gelindiğinde Tanrı

yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı

işten o gün dinlendi. Yedinci günü

kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak

belirledi. Çünkü Tanrı o gün yaptığı,

yarattığı bütün işi bitirip dinlendi."

Yeniden bir iş bulmaya karar verdim.

Epeydir aylaktım; kendim seçmiştim öyle olmayı. Beni

aylaklığa yönlendiren, önceleri, çalıştığım dönemde boş

vakitlerimde yakaladığım eşsiz bazı ruh durumları ve o ruh

durumlarından aldığım haz olmuştu, ancak o özel anları

sıklaştırma fikriyle türlü zahmetlere katlanarak aylaklığımı

sağlama almayı başardığımda, şaşırtıcı bir şekilde umduğum

sonucu elde edememiş, tüm sabrıma ve ısrarıma rağmen

beklentilerim günden güne yanlışlandıkça, üzerime çizik

yemişçesine boş boş oturur hale gelmiştim. İnadımdan taviz

vermeyişim ve hazırlandığım zirvelerin bana kendi kendine

gelmesini ummaktan vazgeçmeyişim gitgide daha amansız bir

hiçliğe gömülmeme neden oldu; ve çalışmaya ve aylaklığa dair

içgüdümün toptan yanlışlanmasıyla ortada kalakaldım.

93


www.isaretatesi.com

Sonunda, bekleyişimin fazla uzun sürdüğünü, tüm

neşemi kaybettiğimi, kritik bir eşiğe varmış olduğumu ve

böyle giderse yaşama katılan sıradan insanların

faydalanabildiği en basit zevk ve tatmin olanaklarından bile

mahrum kalacağımı farkettim ve dehşete kapılarak,

aylaklığıma bir an evvel son vermek adına, bir iş aramaya

karar verdim.

Sonrası gayet basit. Karşıma çıkan ilk fırsatı

değerlendirdim ve işi sıfırdan öğrenmemi gerektireceğini bile

bile, yolda yürürken gördüğüm, kapısında “Eleman Aranıyor”

yazan bir demir atölyesine dalıverdim.

İlginçtir, atölyedeki adamlar beni reddetmedi, hatta işe

hemen alındım. Yalnızca bir süre gözlerini kısarak beni baştan

aşağı süzdüler, ancak hal ve tavırlarımda bir tuhaflık

görmemiş olacaklar ki, sorgu suale gerek duymadan, “Gel,

adam lazım, hemen başla,” dediler, bir köşede bana da yer

açtılar.

Açıkçası aylaklığın temposuna fena halde alışmıştım ve

çalışmanın nasıl bir şey olduğunu bile hatırlamıyordum. Ama

nasıl olduysa, çalışmaya atıldığımda hiç duraksamadım.

Demircilik hakkında zerre kadar bir şey bilmediğim ve bu işe

en ufak bir yatkınlığım olmadığı halde, hiç geri durmadım ve

bana neyi gösterdilerse, emeğimi bir an olsun sakınmayarak,

en iyi şekilde yaptım.

Kendimi çabucak kabul ettirmiştim, tangır tungur

gürültüler arasında atölyedeki herkes gibi harıl harıl

çalışıyordum.

94


www.isaretatesi.com

Ama yine de huzurumu kaçıran ve çalışmaya kendimi

tam anlamıyla vermeme engel olan, en meşgul anlarımda bile

ötekilerden farklı iş gördüğümü hissettiren bir şeyler vardı

içimde. Gergindim; oraya ait olmadığım ve her şeyimin eğreti

durduğu fikrini bir türlü kafamdan atamıyordum. Bana göre

her hareketim sırıtıyordu.

Sonunda kendimi tutamayıp öbür işçilere çalışmamı nasıl

bulduklarını sorduğumda, yaptığım işte bir sorun

görmediklerini, göze batan bir sakarlığım olmadığını, hatta

kendi köşemde işimle meşgulken benim varlığımı dahi

unuttuklarını söylediler. Ama herhalde benim güvensizliğim

daha derinlerde bir yerde yatıyordu ki, duyduğum sözler beni

rahatlatmaya yetmedi. Anlaşılan, aylaklık beni en derinden

etkilemişti ve iş arkadaşlarım bunu ayırt edemiyordu: Çalışıp

iş yaptığım her an atölyenin havasını bozuyor, hal ve

tavırlarımla, çalışma tarzımla, elimi kolumu oynatışım,

suskunluğum ve bakışlarımla ortamı zehirliyordum bana

kalırsa.

Öğleyin bir ara yemek molası verip, karnımı doyurmak

üzere vadideki parka indiğimde, gölet kıyısındaki banktan

karşıki gür koruluğa, renk renk harelenen suya ve göğün

maviliğine tıpkı aylaklık günlerimde olduğu gibi bakarken,

cennet bahçelerinin pırıltılarını yakalamak uğruna harcadığım

olağanüstü enerji neydi madem?

95


www.isaretatesi.com

IŞIK ETKİLERİ

I.

eski liman ambarlarının

ardındaki yayvan semti

parça parça kavuran güneş

ışıl ışıl bir hava dalgası

koparıyor sarsıcı bir tınıyla,

basamak basamak yükseltiyor onu

atmosferin çağların ruhunu karşılayan

soluksuz katmanlarına.

II.

kulenin ucunda

kavuniçi göğün en can alıcı

noktasında ışık huzmelerinin

değdiği dev hava kabarcığı

patlıyor aniden

geriye ölüm sessizliği bırakarak.

96


www.isaretatesi.com

III.

ormanın saçakları altında

çepeçevre gür karanlık yapraklar arasında

buğulu loşlukta parlak

kral kelebek:

alev alev tutuşuyor ışık,

bir renk yangını başlayacak.

IV.

cadde boyunca uzanıp giden

mermer merdivenlerde

perde perde soluyor yapay aydınlık,

duvardaki rölyefleri

kaplıyor karanlık,

sağanak yağmur şakırdarken

saçak altında kabarmış duyular,

yuvasını arıyor sessizlik.

V.

ağır bir mektubun

yarattığı gerilimle

gözlerin dikildiği buz gibi salon köşesinin

duvarları kuduracak gibiyken,

97


www.isaretatesi.com

uzaysı koridorun sepya aydınlığından

yaşama ait olmanın

yakıcılığıyla geçerek

kendini gecenin

kuyusuna larva gibi salmak.

VI.

–– ve flaş:

korkar dünyanın

içinde olan.

98


www.isaretatesi.com

UPUZUN BİR AN

Varlıklar saçılmış dünyaya: ormanlar, denizler, tepeler,

insanlar, kuşlar, gemiler, bulutlar, rüzgâr… Gözün gördüğü,

kulakların işittiği, burnun soluduğu her yerde atıyor canlılığın

nabzı, parlıyor ışık. Yanıt veriyor hareket ve durumlar

geçmişin binlerce yıllık anlam birikimine, inanılmış kurgulara,

en çekirdek duygulara. Yaşamın dev güneşi yükseliyor; içgüdü

çıkıyor kabuğundan; tutkular boy atıyor; varoluşun tam

dolunayı anbean yaklaşıyor. Her yanda pırıl pırıl neşe:

Çayırlarda sürüler ve kaval sesleri; ormanlarda esenlik; dağ

köylerinde sevi öyküleri; deniz üzeri rüzgârların ince işaretler

bıraktığı sularda dinginliğin zümrüt harcı; koster ve şileplerin

gidişatında amaçlılık, atılım, belirgin bir gelecek ve bütünlük

duygusu; kuşların zikzaklar çizdiği engin berrak göklerin

altında, sahillerde, evlerin teraslarında, rıhtımlarda, balıkçı

teknelerinde insanın onaylanmış çabası, devinimi, oyunu, tatlı

aylaklığı; ve servilerin, palmiyelerin, ceviz ağaçlarının,

söğütlerin uyumlu kıpırtıları, boşluğa bırakılan ebedî çığlıklar,

kahkahalar, siren sesleri…

99


www.isaretatesi.com

Pırıltılı suyun tam ortasında bir karaltı: kotranın

güvertesinde duran kadının ileriye doğru uzanıp ipe düğüm

attığı ânın dayanılmaz uzunluğu.

100


www.isaretatesi.com

GELDİM, GÖMÜLDÜM

Yolda gelirken, gittiğim yöne göre yamuk duruyordu

dünya. Kente doğru ilerlesem de, kendimi bir türlü izlediğim

güzergâhta duyamadım. İlgim boşa çalıştı, hiçbir şey

anlamadan geçtim caddelerden. Sırf katedilmesi gerektiği için

katettim yolu; bu arada güneş battı, hava karardı.

Fakat boşlukta verilmiş bir kararla buraya, kafe

bahçesinin loş köşesindeki bu masaya oturduğum andan

itibaren, şaşırtıcı bir şekilde sarıverdi beni ortamın koşulları.

Yerimi duydum. Işığı tarttım, havayı soludum, hissettim

ağırlığımı. Bir sıcaklık doğurdum içimde. Esinti hoşuma gitti;

basit bir fikre tutundum, planını çözümledim gecenin.

Şimdi, koşullara anbean gömüldükçe, niteliği beliriyor

palmiyelerin, kaldırım taşının, karanlık toprağın, demir

kapıların, duvarlarda geceyarısı yağlarının. Yerini belli ediyor

etrafta ve uzakta, kaktüs kaplı yamaçları yıkamış yeşil sellerin

doldurduğu yanar göller, konik ayin tepeleri ve tümsek ardı

soğuk kuyular; binaların beton cepheleri üzerinde yarım aya

doğru yükseliyor mavi duman.

101


www.isaretatesi.com

GECE TARLALARI

Karanlık düzlükler boyunca, her yana tarlalar gibi uzanır

gece. Sınır çitleriyle ayrılır araziler birbirinden, gecenin

bölgeleri halka halka yayılır. Pek çokları bunun yalnız birinci

çite kadarını bilir.

Uysal bir kroki, steril bir çarşaf, dijital bir pelte sanılan

gece, aslında birinci çitin ardına geçenlerin gayet iyi bildiği

üzere, kolaylıkla dönüşüverir bir takılıp kalma dakikaları

Araf’ına.

Orayı aşıp ikinci çitin ardına geçmek de vardır elbette; ve

bunu yapanların, “At olup koşturuyor olsanız, asılırlar

yularınıza,” demesi boşuna değildir. Çünkü başınıza gelen tam

da öyle bir şeydir: Hem doludizgin gitmek ister, hem de her an

amansız engellere uğrarsınız.

Yine de yolunuza devam edebilirseniz eğer, kayda değer

pek bir şeyle karşılaşmaksızın hayli mesafe katettikten sonra,

kuytu bir kanyonun ucundaki floresan yosun kaplı monolitik

taş bloklara varabilirsiniz belki. Ve orada, bir çırpıda binlerce

yıllık geçmişin görüntüsünü çaktıran bir ıslığı duyabilirsiniz –

ki bir an vardır bu ıslık, sonra yok. Kimisi orada kalakalır ve

102


www.isaretatesi.com

ıslığı ikinci defa duymayı umarken floresan yosunlara

kimsenin bakmadığı kadar uzun süre bakar, gözlerini o esrarlı

bakış çemberlerinde gezdirir.

Oradan kopup tekrar yola düşebilenler, tümseklerle kaplı

alacakaranlık zemin üzerinden hızla kaçan mucizevi bir

karaltının peşine takılabilirler ve böylece kendilerini üçüncü

çitin ötesinde bulurlar. Hatta bunu başarabilenler, gizemli bir

kurt orada onlara gözbebeğindeki vahşi pırıltıyla “öncesi ve

sonrası olmayan haşin gecenin” sırrını fısıldarken, dördüncü

çitin bile ötesine varırlar. Kangrenleşeceğine inanılan ve bu

nedenle hep erkenden spazma uğratılan karanlıkların, anbean

melek yurtlarına dönüşerek direndiğini görmek benzersizdir.

Kutup ışıklarının yanardöner zevklerine doğru hoş bir yol

açılır.

Fakat katedilen muazzam mesafenin gerçekliğine

aldanıp, o denli ileri bir aşamada adımbaşı duyulmaması

mümkün olmayan korku temposunun salt müziksel bir

olanak, bir lüks olduğu zannedilmemelidir.

Çünkü o korkulu tempo duyulduğunda, gecenin

tarlasında beşinci çitin ötesinde, ne olursa olsun, bir kıvılcım

hariç yalnızca boşluk vardır: boşluk ve karanlık – uç, sınır, son,

zifirî karanlık, bitiş, hiç, yokluk, sonrasızlık.

103


www.isaretatesi.com

MİMLİ

“Gün içinde birçok mekândan

geçiyoruz, ama bu mekânların bizim

için gizlediği etkileri bilmiyor,

değişimi öngöremiyoruz. – Aniden

başımıza bir şeyler gelmiş oluyor.”

kentin ucundaki

metruk binanın

donuk karanlığında,

mimli mekân:

geceleri ara ara beliren

yavan ve hiç

filigran.

gölgeden

parlak güneşe çıkarken

tentenin kıyısında

kısacık bir aralıkta

104


www.isaretatesi.com

mimli mekân:

zamanın ikiye

kırıldığı an.

ayazda akşam göğüne

gözümü dikip

yıldızlar arasında

kurgudışı birtakım

korkulu ilişkileri

araştırırken,

tuhaf uğultularla

ve kof bir rüzgârla

bulunduğum avlu

mimli mekân.

gerilim yüklü

cilalı mobilyalar arasında

tozların ağır çekim uçuştuğu

yoğun havasıyla

evimin biçimsiz salonu,

mimli mekân.

105


www.isaretatesi.com

DÜNYA VE ESRİME

Bu ânı günlerce beklemiştim. Bundandı iradem, sabrım,

kararlılığım.

Ak alevlerle ve turkuaz şimşeklerle parlıyor düşünceler…

Dışarı kapalılığıyla ve yalınlığıyla benzersiz coşkulara zemin

hazırlamış bir tapınak odasında, sanki ayinin büyüsüyle ışığın,

rengin ve ısının kabarması bu! – Kokular, duyum, deli kan…

Göz, capcanlı gördü nesneler arasındaki derinliği. Ve oynak,

yanardöner zevkler, eğrinin, sarmalın ve girdabın gelişigüzel

gücüyle akıyor şimdi. Işık ve renk mozaiğine bulanmış taş

yüzeyler üzerinde, dalga dalga uzanıyor çarpıcı ayrımlar,

karmaşık işaretler.

Suda yürümek gibi bir hal bu… Yoğun bir iradeyle

salkım saçak yayılan kızıllı karalı muammalar, alaca renk

damarları, eğri büğrü gölgeler Tekvin Tanrısının eseri sanki.

Boşlukta kıvılcımlar atlıyor! Her yerde tılsım, çekim,

akım. Manyetik zıtlıkların belirlediği bir denge durumu ayakta

tutuyor zorlu gücün dayandığı sınırlarda çatılmış altın oranlı

yapıyı. Ve altın! Her yerde! Duvarlardan şifreler, camlardan

girift motifler geçiyor. İbremi gizli bir menzile çevirip

106


www.isaretatesi.com

mekânda zamanın tuhaf gerçekliğine göre en doğru konumu

bulmuş olmamın tatlı uyuşmasıyla zonkluyor bedenim;

buğulu bir hâleye bürünüyorum; tinin büyük soluğunda

gümüş, bej, mavi, pembe ışıklar çakıyor.

İçimde güçlü, sımsıcak esaslar kaynıyor, dışarıda sonsuz

bir doku… Her şey başlı başına birer delil; gözün her gördüğü

bir giz. Sıradan eşya bakir, yeni, tanımsız; bolluğun atlası

yayılıyor maddelerin özüne; sessiz boşluğun içyüzünde

sınırsız bir kut…

Her şeyin merkezi burası. Uzayın tam ortası. An zamanın

ebedî çekirdeği.

Varoluşun tüm garipliğiyle ve deneyimin sarsılmaz

gerçekliğiyle, hazırım şimdi dışarı çıkmaya! Hazırım dünyaya;

hazırım, canlı cansız tüm unsurlarıyla vızır vızır işleyen

doğaya; titreşip tınlayan toprağa ve havaya; ormanlar

üzerinde, dağ yollarında, göl kıyılarında, kuzey yıldızına

dönük tarlalarda ve serin kırlarda baş döndürücü kıpırtıya…

Alaca huzmelerle, kapıları ardına kadar açacak ve göğün

zirvesinde beliren parlak kemerin altından ürpererek

geçeceğim; akşam güneşi bulutlar arasından yayvan kente

lacivert, turuncu, mor benekler bırakırken, ardı kıtalara bedel

bir dağa karşı yürüyeceğim. Doğuda gülümseyecek Angkor

Vat; batıda, uzakta, Parthenon. Alev alev tutuşacak Hira. Işık

saçacak Kilimanjaro, Ganj, Mauna Kea, Nil, Volga. Kıtalara ve

okyanuslara, yere ve takımyıldızlara selam duracağım.

107


www.isaretatesi.com

Ve uzun günlerin ardından gelen bu sonsuz saati

dünyaya yayabilmem için, ateşi söndürmem, tınıları

susturmam, renklerin üzerini örtmem gerekmeyecek: Tutkuyla

esrik, nefes nefese, irademi dünyaya kâh ustaca kâh acemice

dayatmam yetecek…

108


www.isaretatesi.com

TUTUK

gelmedim buraya

burada değilim henüz

bu pansiyona ben yalnızca

kaskatı gömüldüm

bu gece burası ve başka her yer

bende bir sabit fikir.

kor yanmadan sönmüş

deneyim sabun köpüğü

kapkara deniz sentetik

bahçede portakal ağacında

fener aydınlığı pıhtılaşmış.

yanmayan çalı

zifirî karanlık bir alev

parlamıyor karşımda

kayalıklar bir ifrit

109


www.isaretatesi.com

kılıcım elimde yolumu şaşırdım

bu öfke bana ait değil.

su birikintisi sahte

yüzeyde kayan sivrisinek mit

hareketin mantığı yok

sessizlik kalıp

evrenin tam ortasında

geometri türetip

getirmeyin bana zoraki

sıfıra takılıp kalmış

bildiğim bütün matematik.

110


www.isaretatesi.com

GELGİT

güneyde

Ağustos böceklerinin kesintisiz cırıltısında, rüzgârın

esintisinde, kıyısından geçip üzerinden yürüdüğüm taş

duvarlarda ve harabelerde, baktığım sıra sıra çam ağaçlarında,

eğilip dokunduğum kızıl toprakta, süründüğüm çalılarda,

ayağımı daldırdığım derede, yahut kan ter içinde tırmandığım

tepeden ikide bir ufku görmeye çalıştığımda, hatta

kayalıklardan sahile inerken bir an ayağım takılıp kaydığımda

– bunların hepsinde, tuhaf bir şekilde hep aynı tekdüzeliği

bulmam, yaşamın olağan akışını hiçe sayan aykırı, yaşamdışı

bir mantığa aitti sanırım.

Odama döndüm.

Kavurucu güneşe karşı kapalı ortam, az ışık,

hareketsizlik, içerinin serinliği, böylece bir oda köşesinde

dünyanın yatışabileceği fikri, dış seslerle belirsiz bir anda

kurulmaya başlanan iç denge, rahatlamayla gelen dinçlik,

eylem tasarılarının doğduğu eşiği bulmuşken hoşnutlukla

oyalanma – ve hazzın nihayet kendiliğinden geri dönüşü.

Günü kurmak üzere yeniden dışarı çıkıyorum böylece.

111


www.isaretatesi.com

SWIMMING SENSATION

yine güneyde

Jüpiter’in hidrojen ve helyum denizlerindeyim sanki,

başkalaşmış bir Akdeniz bu!

Tenimin, içinde kımıldandığım bu tuhaf suyun rengine

büründüğünü hissediyorum. Ne bir kulaç ne debelenme,

bırakmışım kendimi sırtüstü, yüzeyde mantar gibi

duruyorum. Dalga yok, su belli belirsiz kabarıp iniyor. Ve

dünyanın sessizliği…

Göğün tanımsız mavisinde geziniyor gözlerim. Açıklarda

suyun enginliği, ufukta geniş bir deniz üzeri bulut.

Şıpırtılardan başka ses yok. Hiçbir yöne meyletmiyorum.

Kıyıya dönmeyeceğim henüz. Sadece suda kalmak geliyor

içimden, dakikaları uzatabildiğim kadar uzatmak: Uzak

yelkenlilerde stoik bir dinginlik buluyorum; sahilde, insan

kalabalıklarının epik yazgısı sergileniyor; denize doğru yay

çizen hoş bir armoni duyuluyor yamaçlardan; kayalıklardan

mağaranın ani çağrısını alıyorum; sualtı ayinleriyle kaynıyor

derinler; güneşin şimşekleri iniyor üzerime ölümsüz bir

dirimle; kıyıdan ot kokuları ve yanık kokusu geliyor; adaların

112


www.isaretatesi.com

iyimser esinlerini, akıp giden yaşamın tatlı dakikalarını anbean

yakalıyorum; ve sonsuz bir taşkınlığa kapılarak, altımda

tektonik bir beşik buluyor, tüm dünya için boşlukta gezen

sinyallerin odak noktası oluyorum.

Uçlara, sınırlara değdiğimi duyuyorum, sakinliğimi

korumalıyım. Tüm varlıklara dair bir döngü bu; tepedeki sivri

kayadan tekinsiz bir kıpırtı geçtiğini duymam boşuna değil:

Pan’ın çığlığına dair bir memento bu…

113


www.isaretatesi.com

KİŞİSEL GEÇİŞLER

kopuk kopuk

Ezelkoy’dan ruh gibi ayrılıyorum.

Bindiğim minibüste, tavanda asılı neon lambaların garip

aydınlığında, ayaklarımın dibinde başka bir yolcunun eşyaları:

yaratıkvari bir halat balyası, koca bir keser, araç sarsıldıkça

titreyen küflü bir kasa.

(teypten müzik sesi) Köprü-1: “La GRANDE Babylon.”

Tam bu noktada kurşun gibi ağırlaşıyor düşünceler.

Sarsılan araçta yarı uyur yarı uyanık ilerlerken, farlar

gece karanlığını aydınlattıkça kuru yamaçlarda görünen tek

tük otlara bakarak, tekdüzeliğin doğada kural olduğuna

inanmak.

(boşlukta bir tabela) Köprü-2: “Travel GRANADA – with

direct flights.”

Tam bu noktada kurşun gibi ağırlaşıyor düşünceler.

114


www.isaretatesi.com

Kaba etlerimde sert koltuğa yamuk oturmanın acısı,

kucağımdaki eşyalara hâkim olmak isterken terse kıvrılmış

bileğim, ön koltuğa bitişik dizlerim ve dip dibe gittiğim

yolcular arasında geçirdiğim buhran.

(başıboş bir düşünce) Köprü-3: Yıllar önceki gelişigüzel bir

an hariç hiç GRANADOS dinlememişliğim. (GRANADOS...

GRANDOS... GRADANOS... GNARADOS... GANDORAS...)

Tam bu noktada kurşun gibi ağırlaşıyor düşünceler.

Şoförün kafasının yanında, dikiz aynasından sarkan ipte

sallanan bakır Ayet el-Kürsi diski; sendromun çakan

şimşekleri.

(yandan geçen arabanın arka camındaki çıkartma) Köprü-4: "I

♥ Hand GRENADE."

Tam bu noktada kurşun gibi ağırlaşıyor düşünceler.

115


www.isaretatesi.com

GÖZLER

Pörtlektir gözlerim, bakışlarım yaman. Damar damardır

göz akım, yanardönerdir gözümün rengi, parlak bir kıvılcım

taşıyan sonsuz bir karanlıktır gözbebeğim. Bakışlarım ok

gibidir, görüşüm yakıcı. Göz çukurlarımın etrafında birçok

bağımsız çekim gücünün karmaşası. Düşüncelerimin büyük

fırtınası, gözümün feri. Durmadan oluşturuyor,

detaylandırıyor, özelleştiriyor kendini göz yuvarlağım, tüm

yoğunluğuyla kirli beyaz magma. Sinirlerim süperiletken

kablolar. Benzersiz bir dirimin çekirdeği gizli, iki şakağım

arasında. Göz kapaklarım aralanıyor, hazırım dumana,

geometriye, kazaya, ayrıntının gizli yansımalarına, atlaslara.

Işık saçtığımı biliyorum.

Capricorn’u görmek için göğe buz gibi baktığım an…

116


www.isaretatesi.com

SON GÖRÜNTÜ

-memento amori-

Kuzu’ya

Halim yoktu, dışarı hiç çıkmamalıydım aslında. Biraz

yürüsem havamı bulurum diye düşünmüştüm, ama

yorgunluğumu hesaba katmalıydım, atacağım her adımın beni

daha da yoracağını tahmin etmeliydim. Gücüm bitti,

tükendim; manzarayı görmek zorundaymışım gibi uzunca

kaldığım seyir terasından pestilim çıkmış halde döndüm.

İçgüdümde arızalı bir yan olduğunu biliyorum artık. İşte

odamdayım yine. Dünyanın beton bir kıyı köşe olduğuna

inandım büsbütün. Ne üç nota dinleyecek hevesim var şu an,

ne de iki satır kitap okuyabilirim. Beynimde bir damla sıvı

kalmamış.

Karanlıktır şimdi, gecedir ve yokluktur – tek bir şey hariç:

Uzandığım yerde duvara doğru dönüyorum ve göz

kapaklarımın içinde dosdoğru karşımda, bir tören maskesi gibi

senin kemikli yüzünü görüyor, esrarlı yakınlığını yaşıyorum

sevgilim.

117


www.isaretatesi.com

118

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!