22.03.2018 Views

Aytek Sever - Hiperbor - I

Aytek Sever, Şiirler

Aytek Sever, Şiirler

SHOW MORE
SHOW LESS

You also want an ePaper? Increase the reach of your titles

YUMPU automatically turns print PDFs into web optimized ePapers that Google loves.

Aytek Sever

HİPERBOR - I


AYTEK SEVER

Şair, çevirmen. 1981 yılında Bursa’da doğdu. Üniversite ve yüksek

lisans öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ’de tamamladı. E-

kitap halinde yayımlayacağı, çeşitli alt kitaplardan oluşan Hiperbor,

Siòn, Moto Perpetuo, Anka adlı şiir toplamlarının yanı sıra, yayımlanmış

veya e-kitap halinde yayımlanacak olan Emerson (Yaşamın İdaresi),

Thoreau (Doğa ve Yürüyüş Üzerine Seçme Denemeler), Whitman (Ben,

Jack Engle; Benliğimin Şarkısı), Kandinsky (Sesler), Tagore (Firari;

Gitanjali; Meyve Hasadı), D. H. Lawrence (İnsanlar ve Öteki Yaratıklar)

çevirileri vardır.


Aytek Sever

HİPERBOR - I


Hiperbor - I

Aytek Sever

Kapak Resmi:

‘Güneş’

Edvard Munch

1. Baskı:

© İşaret Ateşi, Mart 2018

E-kitap olarak www.isaretatesi.com sitesinde yayımlanmıştır.

Her hakkı saklıdır. Eserin tamamı veya bölümleri hiçbir yolla

basılamaz, kopyalanamaz, eser sahibinin izni olmadan başka bir

mecra veya internet sitesi üzerinden yayımlanamaz. Alıntılar için

lütfen kaynak gösteriniz.

www.isaretatesi.com

isaretatesi@gmail.com


Deniz’e


İÇİNDEKİLER

Hiperbor - I

Kuğu ………………………………………………………………….. 17

Sarı Otel …………................................................................................. 19

Gün …………………………………………………………………… 22

Elmayı Soyarken …………………………………………………….. 24

Duvarcı ……………………………………………………………….. 27

Doğu / Batı …………………………………………………………… 30

A Poem of Malfunction ……………………………………………... 32

Arka Balkonun Gece Manzarası …………………………………… 34

Gazel ………………………………………………………………….. 37

Mimar ………………………………………………………………… 39

Mermer ……………………………………………………………….. 41

Çocukluk ……………………………………………………………... 43

Masumiyet …………………………………………………………… 45

İlah ……………………………………………………………………. 47

Prelüd ……………………………………………………………….... 50

Ben, Robot ……………………………………………………………. 51

Kuşlar ………………………………………………………………… 52


Sokak …………………………………………………………………. 54

Kent Planlamacılığı …………………………………………………. 56

Sen …………………………………………………………………….. 59

Çirkinlik ……………………………………………………………… 61

Şu Anda ………………………………………………………………. 63

Fenomenler …………………………………………………………... 65

Müzik …………………………………………………………………. 67

Duvar Kâğıdı …………………………………………………………. 69

Kafedeki Adamlar …………………………………………………… 71

Kökler …………………………………………………………………. 73

Şehirler, Algılar ………………………………………………………. 75

Âlemlere Rahmet …………………………………………………….. 77

Balçık ………………………………………………………………….. 79

Kare …………………………………………………………………… 81

Muamma ……………………………………………………………... 83

Gölge ………………………………………………………………….. 84

Terra Cognita ………………………………………………………… 86

Özgür Yaşam ………………………………………………………… 88

Omen …………………………………………………………………. 90

Gaddar Zorba ………………………………………………………... 91

Buluşmalar …………………………………………………………… 93

Deli Duyarlılık ……………………………………………………….. 96

Kasırga Belgeseli …………………………………………………….. 98

Kusursuz Bir Ara ……………………………………………………. 101


Gelecek ………………………………………………………………... 103

Takılıp Kalmak ………………………………………………………. 106

Yaşamda Yerimiz …………………………………………………..... 109

İnanılası ………………………………………………………………. 111

Gerekçe ……………………………………………………………….. 113

Operasyon …………………………………………………………..... 114

Daldaki Kuş ………………………………………………………….. 116

Derin Mavi …………………………………………………………… 117

Arrangement ………………………………………………………… 119

Alt Döngü ……………………………………………………………. 120


www.isaretatesi.com

“Sehen wir uns ins Gesicht. Wir sind

Hyperboräer, – wir wissen gut genug, wie

abseits wir leben. ‘Weder zu Lande noch zu

Wasser wirst du den Weg zu den Hyperboräern

finden’: das hat schon Pindar von uns gewusst.

Jenseits des Nordens, des Eises, des Todes –

unser Leben, unser Glück...”

“Kendimize karşı dürüst olalım. Hiperborluyuz

biz, – pek iyi biliriz ne denli kopuk

yaşadığımızı. ‘Hiperborlulara giden yolu ne

karadan, ne denizden bulabilirsin’: Daha

Pindaros söylemişti bunu bizim için. Kuzeyin

ötesinde, buzun ötesinde, ölümün ötesinde –

bizim yaşamımız, bizim mutluluğumuz…”

13


www.isaretatesi.com

14


www.isaretatesi.com

HİPERBOR - I

(2010-2012)

15


www.isaretatesi.com

16


www.isaretatesi.com

KUĞU

Gözlerin kuğuyu görürken yaşadığı gerilim kuğunun

kuğu olmakta tereddüt etmesinden mi, yoksa görüntünün geri

planındaki karanlık suların titrek yüzeyinin gözleri

yanıltmasından mı? Suyun karanlığına bir süre bakınca,

sanırım ikincisi, – ama kuğuya bakınca öyle değil.

Nedir kuğu? Kuğu lekesiz bir beyazla başlıyor, kuyruk,

yuvarlak bir gövde, kanatlar, ince upuzun bir boyun ve sonra

sürmeli kapkara gözler, turuncu bir gaga, – peki ya suyun

içinde hareket eden ayaklara gelince bütünlük neden

kayboluyor? Kuğunun neresinde kendisini kesintiye uğratan

bir düşüklük var? – Kuğunun kuğu olabilmek için her şeyden

önce tam, tamam olmaya ihtiyacı var.

Mademki yarım kalmış kuğu olamaz, bu kuğuyu

ispatlamalıyım. Vurguluyorum onu. Kuğular dağarcığımdan

bir kuğu çağırıyorum. Müzikli, esaslı, tavırlı bir kuğu taslağı.

Göletteki kuğunun üzerinden bir de bununla geçeceğim, hatta

ona bu taslağı dayatacağım. Çünkü kuğu tek başına

varolmayabilir. Kuğuya ben bir varlık biçiyor, belirliyor

olabilirim. Kuğu kendinden çıkıp gelmiyor olabilir. Ama

17


www.isaretatesi.com

bunun böyle olması, benim için her tarafta kopya kuğular

olması gibi sıkıcı ve saçma bir ihtimali doğururdu. – Peki, o

zaman buradaki bu göleti de ben mi getirdim buraya?

Şimdi hatırlıyorum. Burada bu gölet vardı. Kuğu da

vardı. Hatta kuğudan başka her şey, ortamı tamamlayan her

türlü detay da vardı. Bu kayalar vardı burada. Otlar ve

yosunlar vardı. Tahta çitler vardı. Bu ışık da vardı.

Kendiliğinden vardı bunlar. Yeter ki buraya akıcı,

aksatılmamış, yoğun bir yürüyüş sonunda gelinmiş,

merdivenlerden ıslık çalarak inilmiş, bankta oturup

soluklanılmış olsun. O zaman gözler dinç, o zaman düşünceler

rahat, düzenli. Karanlıkta dingin bir yeşil var, havada akşamın

hoş kokusu duyuluyor. Gizemin güvenli kovuklarında

dinleniyor taşlar, bitkiler, çöp tenekeleri, çıplak ağaç dalları,

düz duvar. Etraftan çınlayan, şaklayan, takırtılı sesler

duyuluyor ara ara; dünyanın sesleri gelip ulaşıyor buraya. –

Benden evvel gelmişti buraya benim uyumum: Suyun

üzerinde, işte, süzülerek bu tarafa doğru yaklaşıyor, kolaylıkla,

acele etmeden ve kendi olmanın basit değerini taşıyarak, –

kuğu.

18


www.isaretatesi.com

SARI OTEL

Sarı Otel’i kuracaklardı, uygun bir yer bulamıyorlardı.

Tuhaftı, önce araziyi belirleyip sonra oraya uygun bir yapı inşa

etmeyi düşünmektense, Sarı Otel fikri gelip yerleşmişti

akıllarına. Yapının dış görünümü, genel mimarisi daha en

baştan belliydi.

İnşaat için bir yer aradılar. Birkaç metropolde çeşitli

semtler gezdiler önce. Ama kısa süre sonra kentten ayrıldılar,

kent değildi aradıkları. Çöle gittiler. Tepeler arasından geçtiler,

bozkırları katettiler. Karadeniz kıyılarını araştırdılar. Ladoga

Gölü’ne bakan anıtsal bir kayaya tırmandılar, etrafı gözlediler.

Sibirya ormanlarında bir yer bile açmışlardı, ama vazgeçtiler,

araziyi bomboş bırakıp gittiler.

Balkan Dağları’na çıktılar. Pek çok zirvelerden,

boğazlardan, kayranlardan, uçurumlardan geçtiler. Yolun

nereye götürdüğünü düşünmeden ilerlediler, ilerlediler. Ve

sonunda üç yükseltinin arasında kalan çıplak, dimdik bir

yamacı gözlerine kestirdiler. Bir kuzu budu asıp kaç gün

bozulmadan dayanacağını görmek istediler. Taze bir fidana bir

19


www.isaretatesi.com

armut dalı eklediler, aşının tutup tutmayacağını denediler.

Sonunda ellerindeki işaretlerle yetinerek orada karar kıldılar.

Çıplak, çorak yamaçlar. Kışın buzuyla aşınmış. Soğuk,

sert boralarla rüzgârlı. – Burada bir yer hazırlamak lazımdı

Sarı Otel’e. Büyük taş bloklar bıraktılar helikopterle; taraça

hazırlamak için kullanacakları tomrukları yığdılar. Su

püskürttüler uçaklardan, toz ve kum üfürdüler. Isı dalgaları

gönderdiler yamaca karşıdan, re minör radyo dalgaları

gönderdiler. Killi-volkanik bir toprak karışımı döktüler

tonlarca. Yosunlar, çakıl taşları, tohumlar; mineraller, gübre,

bakteri kültürleri yağdırdılar. İklim raporlarına uyan bir çam

ağacı türünden birkaç örnek koydular kayaların üstüne, –

tutuverdi hepsi. Toprak sıkıca kavradı taş blokları; sımsıkı

yapıştı birbirine malzeme. Hazırlandı zemin.

Sarı Otel’i kuracaklardı. – Ahşap taşıdılar. Sağlam

kazıklar çaktılar. Kum, harç, boya, demir taşındı. Sıkıca oturdu

kalaslar, kolonlar. Ortada ayrıntılı bir plan yoktu aslında, ama

varmışçasına, zincirleme gelişti her şey. Birkaç kat çıkıldı

hemen. Örüldü duvarlar, sıvandı dış cephe. Çabucak bitti

inşaat. Ve sarıya boyandı bina. İnce işçilik yapıldı, her şey pırıl

pırıl oldu.

Hiç kimsenin bilmediği, adı sanı olmayan yükseltilerin

arasındaki bu garip yamaca kuruldu Sarı Otel. – Tüm dünyaya

duyuruldu.

Ve kilometrelerce ötelerden, sırf Sarı Otel için, uğultulu

rüzgârların estiği bu bomboş dağların karanlığına taşınmaya

başladı insanlar. – Yemek kokuları, kahkahalar, çocuk

20


www.isaretatesi.com

bağırışları, müzik sesleri. – Sanki dağların re minöre yanıtıydı

bu.

En sonunda bir gece, ilk defa olarak, çatı katının turuncu

ışığı yandı.

21


www.isaretatesi.com

GÜN

Pembe, sarı, beyaz bir güne; çeperlerine uzlaştırıcı

uykunun krem gibi sürüldüğü yumuşak bir sabaha

uyanıyorum. Perdeleri, içeri sızan gün ışığını, konsolu, duvar

aynasını, avizeyi bir araya getiren hoş bir uyum var. Geceyi

dolduran rüyalar gibi yoğun ve düzenli her şey; akıcı düşünce

ağ gibi örüyor ardı ardına tasarıları. – Ama güne böyle bir

başlangıç beni tedirgin etmiyor da değil: Güzel başlayan

sabahın belki de bir işareti olduğu büyük gün’ün

gerektirebilecekleri gözümü korkutuyor. – Çiçekli muşamba

örtülü masada radyonun başında çay içip poğaça yiyerek

küçülmeye uğraşan, sabahı değiştirmeye çalışan adamım ben.

Değişikliğe uğrayan sabah da tat vermiyor ama. Günün

ilk seslerini tekrar denemekse güzel başlayan sabahı geri

getirmeye yetmiyor. – Gün kayıp gitti avuçlarımdan.

Gündüzüm yok şimdi, günüm yok, bir hikâyem yok, bir tema

bulamıyorum kurgularım için, yavanlıklar arasında üst üste

hamleler yapıyorum, bir yol haritam yok. – Yalnız şu var: iç

işleyişini bilmediğim, uzun deneyler, deneyimler sonunda

ortaya çıkmış yaşam tarzıma ait gizemli, kapalı anlamlı

davranışlar silsilesi.

22


www.isaretatesi.com

Neyse ki beni gün boyu kalıplar içerisinde tutan kaskatı

mantık akşama doğru gevşeyip yepyeni, taptaze olanakların

serbest kalmasını sağlıyor. – Geniş bir soluk, uzun bir yürüyüş

için müthiş bir bacak kuvveti, çam ağaçlarının kokusu,

ensemde çözülüveren düğüm, rüzgârın temâsı, gökte akşamın

değerini duyulabilir kılan gizli bir kuşak. Öyle doymazca,

kanmazca içtiğim bulut suları, alaca doğu göklerinde. Işığını

kırk kez yaktığım Kayahisar Köyü, tepede, – kırk kez kesilen

soluk.

Ve gece eve döndüğümde, sırf yakaladığım yüksek

düzeyli döngünün ritmi aksamasın diye, eylemsizlikte karar

kılıp, abajurun solgun ışığında yeşil koltukta oturup kalarak,

(uykunun kendini hazırlamasını beklerken) serbest

düşüncelerde gezinen – ve bunu sağlam bir beden ve nefes

disipliniyle destekleyen, – ben.

23


www.isaretatesi.com

ELMAYI SOYARKEN

Elmayı soyarken neler oldu?

Sessizdi oda: Odanın sessizliği tüm dünyayı susturdu.

Tozlar, tüycükler uçuştu havada. Abajuru düşündü koltuktaki

kedi.

Elmayı soyarken neler oldu?

Derinde küçük girdaplarla döneniyordu düşlem, bellek

ve gelecek fikrini bir araya getiren zengin sıvı.

Elmayı soyarken – jöleydi, karameldi duvarlar,

mobilyalar, süs eşyaları, diz battaniyeleri.

Elmayı soyarken neler oldu?

Yeşil sular coşup yürüdü akabelere; en yüksek

gökdelendeki ışıklı tabelanın kente meydan okuduğu

duyuldu.

24


www.isaretatesi.com

Tıkırtılar ve araba çığlıkları bronz dünyanın ucuna dek

kovaladı, elma kabuğu beneklerinin sulu hışırtılarla hayat

verdiği kabına sığmaz çocukları.

Elmayı soyarken neler oldu?

Tüm dikkati kendine topladı etajerden geçen ürperti.

Elmayı soyarken neler oldu?

Gözlerin dalıp gittiği noktadan zihnin çekirdeği doğdu.

Salondaki eşyanın ağırlığı belirgin şekilde arttı.

Elmayı soyarken neler oldu?

Hiçbir şey beyaz duvarın pürüzlerinden daha gerçek

değildi. Nesnelerin görünür olmuş özniteliği derin bir korku

yarattı.

Elmayı soyarken neler oldu?

Daraldı evren. Krize girdi hareket. Birbirine girdi, evrenin

ayrı köşelerde birbirine mesafeli duran bölmeleri.

25


www.isaretatesi.com

Elmayı soyarken neler oldu?

Sıra sıra kırmızı jelatin geçti havanın filigranından.

Grotesk bir ara yüzey çıktı ortaya, incelemeye korktuk.

Elmayı soyarken neler oldu?

Boğuk arka oda karanlığında pamuk tıkılırken

havalandırma boşluklarına, neydi kapalı kutularda yumurta

gibi bekleyen mor elmaslar?

26


www.isaretatesi.com

DUVARCI

Duvar örmek onun için her şeydi.

Dört elle sarılıyordu mesleğine. Çalışkandı, özenliydi,

bileğini de yüreğini de katıyordu yaptığı işe. Duvarlar için

öğrenmişti bildiği ne varsa, duvarlarda buluyordu kendisi için

her şeyin anlamını. Tüm yetilerini, sezgilerini, becerilerini

zanaatının hizmetine koşmuştu. – Kimi zaman ayırmak için,

kimi zaman birleştirmek için, kimi zaman sınırlamak için, kimi

zaman da bomboş bir alana bir şeyler eklemek, bir şeylerin

etrafını çevrelemek için örüyordu duvarlarını.

Kendi usulleri vardı tuğla ve briket yapmak için. Özel bir

harç karardı. Taşın her cinsinden anlardı. Denge, sağlamlık,

yağmur suyuna ve kara dayanıklılık, oranlar, sıva, boya,

süsleme – bunların hepsinin ustasıydı. İklim ve toprak

koşullarını, doğal çevreyi, hâkim rüzgâr yönünü de hesaba

katardı. Her eseri aynı sağlam ilkelerin farklı bir uyumlu

bileşimini; kendi beğenisini işin gerektirdiği matematikle

birleştirerek yaptığı bilinçli bir seçimi ortaya koyardı. –

Bütünleşirdi üzerinde çalıştığı duvarla. Yaşam dili, ördüğü

duvarlarda saklıydı.

27


www.isaretatesi.com

Duvarların yanında yaşamıştı en büyük mutluluklarını.

Bir duvarın başında çalışırken, yaptığı işten aldığı düzenli

tatmin her şeyin ötesine geçer, ona bütün sıkıntılarını

unuttururdu. Duvarların dibinde en tatlı hayallerini kurar, o

sırada tüyleri diken diken olurdu; âdeta duvarların yüzey

niteliği etkilenirdi ürpertiden. Bazı günler işinin başında

rastgele bir melodi tuttururdu ve mırıldanmaktan hoşlandığı

bu melodide daha yüce, gizli bir bilinç dünyasının anahtarını

bulduğuna inanırdı; üstelik bu inancı melodiyi tekrarladıkça

gün boyu artardı da artardı. Mesele hazsa, işinin her

aşamasından, hatta işin başındayken çevresinde gelişen her

olaydan ayrı bir haz duyardı. Bilirdi hatta, hazzın o asla

yakalanamayan, kavranamayan manyetik kaynağını da.

Duvarcı dünyaya hep duvarlara göre bakardı ya, bir gün,

“Bir duvar öreceğim ve onun üzerinde hiç görülmediği kadar

güzel bir gökyüzü göreceğim,” dedi. – Uygun bir nokta buldu,

hemen işine koyuldu. Seçme malzeme kullandı, tüm hünerini

konuşturdu. Kararlıydı, dikkatliydi, hiç hata yapmadı. Bir

yandan melodisini mırıldanırken öbür yandan usta işi bir yapıt

ortaya çıkardı.

Ne zaman ki duvar tamamlandı, hemen karşısına geçip

belli bir mesafede yerini aldı. İçine derin bir nefes çekti, başını

yukarı kaldırıp baktı: Yavan bir gökyüzü gördü.

İnanamadı, tekrar baktı, ama gördüğü yine yavan bir

gökyüzüydü. Ve tekrar baktığında, yine.

İşte o an kendine ve duvarlarına olan tüm inancını bir

çırpıda kaybetti. – Ve bir an için, kendi âleminde yerlerini ve

28


www.isaretatesi.com

sınırlarını çoktan saptamış olduğu birtakım güçlerin serbest

kalarak kendi başlarına garip danslar etmesi gibi imkânsız bir

şeye şahit oldu.

29


www.isaretatesi.com

DOĞU / BATI

Onlar, Batı’da bizim bilmediğimiz pek çok şey bilirler,

bizden pek farklı yaşarlar. Biz Doğulular ne kadar taklit etsek

onlar gibi olamayız.

Örneğin, onlar bilirler, dışarıdan bakıldığında, bir

pencereden diğerine kayarken, granit ve alüminyum mutfak

tezgâhlarının düzgünlüğünde ve çatal bıçak takımlarının

ışıltısında yemek yiyen çekirdek ailenin mutluluğuna dair ne

varsa, onu yan dairenin hâkî-bordo renkli salonundaki içkili

partinin hareketliliğinde ara ara görünen ultramarin mavi ve

füme griye çağdaş vaatlerin en uyarıcı ve yatıştırıcı

bileşimleriyle katmayı. Biz bilmeyiz. Nereden bileceğiz? –

Onların elektronik müzikle ifade edilen bir karşılığı olan

otomobilleri vardır, varyantları dönen. Bizse pek bir şey

anlamayız bundan, otomobillerimize bindiğimizde pek bir

yabancıyız. Onlar pastel renkli raflara sıra sıra dizerler gümüş

suyuna batırıp çıkardıkları lobutları; koku püskürteçleriyle ve

çınlayan dijital zillerle etkiyi arttırırlar, – sonra da gidip

yaşarlar bunu. Onların odaları hipnotize eder insanı. Sunulan

paket ambiyanslarda tatmin bulma konusunda gerçekten

başarılıdırlar. Aralarında vakumlu diş fırçalama kabinlerinde

30


www.isaretatesi.com

tarifsiz ürperişler yaşayanlar vardır. Onların kentlerinde korno

sesleri duyulduğunda birlik olur insanlar lüks caddelerde.

Kafelerde bir parçası olmayı başarırlar inandıkları

kurmacaların, – çiçekli duvar kâğıtlarının yukarısına monte

edilmiş turuncu ışıklı avizelere doğru sokulurken. Hangi etkiyi

yaratmak için hangi yöntemi uygulayacaklarını iyi bilirler;

bilirler en ince ayrıntısına kadar, apaçık ortada olan ne varsa!

Krom kaplama süper-ince galvanizli borularda yağlı mineral

suları akıtırlar. Onların kameraları yeşil bulanık suların

yosunlu planktonlu akıntısında kayık altlarına yakın çekim

yaparken saksofon çaldığı duyulur. Ve onlar bilirler kimyasal

birtakım işlemlerle göğün renklerini nasıl değiştireceklerini;

çeşitli manipülasyonlarla kendi ağaçlarını, ideal göllerini,

ovalarını elde ederler.

Biz, Doğu’da bunları bilmeyiz. Bilsek de bilmeyiz.

Boşlukta yaşarız biz; cenin pozisyonunda döneniriz külrengi

havada. Sağımızı solumuzdan ayırt edemeyiz. Bilmeyiz apaçık

ortada olana dair çok da bir şey. – Yalnız, biliriz kapalı anlamlı

cevaplarını nükteli bilmecelerin. Bilmecenin ve cevabının

anlaşılması yüzyıllara yayılır. – Bir de iç niteliği görünüşteki

etkisinden çok farklı olan yöntemlerden şaşırtıcı sonuçlar

almasını biliriz.

31


www.isaretatesi.com

A POEM OF MALFUNCTION

Upon the foreground of bay panoramas –upon the crosseye

focus of my gaze– these bay-blueprints of mine that I

impose fade into what is a mere obstacle for me to the view: a

blind spot for vision that is impossible to penetrate.

Captive in an opal glass cocoon, it is

ever the same point of the translucent

wall that I hit with the chisel. –

Malfunction: moodless cognition.

A bay – – of a thousand pieces: each piece separate, each

piece on its own – indifferent to the other. A thousand pieces

that in total are not a bay.

Captive in an opal glass cocoon, it is

ever the same point of the translucent

wall that I hit with the chisel. –

Malfunction: moodless cognition.

Lines, measures, proportions, curves: trying to perpetuate

the manner in beauty turns out to be nothing but a power-

32


www.isaretatesi.com

nullifying technique. The manner in counter-beauty. Rigidity is

the whole story.

Captive in an opal glass cocoon, it is

ever the same point of the translucent

wall that I hit with the chisel. –

Malfunction: moodless cognition.

The notion of existence that accrued to me from endless

days and nights of personal experience – does not suffice at the

moment to invoke above the city the great questions of the

immortal mind.

Captive in an opal glass cocoon, it is

ever the same point of the translucent

wall that I hit with the chisel. –

Malfunction: moodless cognition.

The poison that is left of the finest things of my

programmed day dissolves now late at night into my blood.

Captive in an opal glass cocoon, it is

ever the same point of the translucent

wall that I hit with the chisel. –

Malfunction: moodless cognition.

33


www.isaretatesi.com

ARKA BALKONUN GECE MANZARASI

-tablo-

Görüşüm açık, gece dupduru. Arka balkona çıkıp doğru

bir zamanlamayla dışarı baktığımı, önümdeki manzaranın

yoğun etkilerle kaynayan parsellerinden anlıyorum.

Bulunduğum yer benim için gecenin tam ortası.

Merkezdeyim. Esintiler var havada: sessizlik, serinlik,

uğultular.

Derin kaynaklar duyuyorum orada ve burada, can alıcı

sinyaller alıyorum.

Balkonun baktığı mahalleleri belirgin ayrımlarla, özgün,

benzersiz bölgeler olarak görüyorum. Ama asıl ilginç olan,

gördüklerimi okuyabiliyor ve içerdikleri etkilerle

kodlayabiliyor olmam.

Söz gelimi, mahallelerin birinde, dört sokaktan sızan yeşil

ışığın birleştiği sıcak kavşaktan, plastik bir kırılmayla, sodamsı

köpürmelerle, dimdik bir iniş, bir uçurum açılıyor aşağıya

doğru – dibinde dişlilerin, pistonların, türlü makine

parçalarının (bilimkurgusal bir gerçeküstülüğün yerel havasını

34


www.isaretatesi.com

kurgulamak adına) dev mor bir kesenin içine atıldığı. – Ve

derinde, en dipten, gır gır motor sesleri duyuluyor. Homurtulu

boşluk sanki uzanıp dokunulacak mesafede. (Kuytuların

karnını eşeleme isteğim nereden geliyor?)

Ya da bir diğer mahallede, üç karanlık apartman bloğu

arasındaki buz mavisi düzlüğe kutup korosuyla inmiş, on iki

melek; suspus olup tefekküre dalmışlar, dünya yatışıyor.

Orada varlık tüm sınırsızlıklar ve aşırılıklardan, tek bir zerre

kadar olmanın benzersiz elektriğini yakalamak üzere geri

dönmüştür. (Buna, yitirilmez bir kovuk aranıyor!) Ve uzun

soluklu bir odaklanma, orada, tam buz mavisinin kıyısında,

tüm karşıtlıkların uzlaşmasını veriyor.

Örneğin, bitişik mahallede de, turuncudaki kışkırtıcılığa

karşı kayıtsız, kımıltısız bir tavır var karanlık köşelerde.

Çünkü içerik güçlü, içerik yabanıl. Oranın yanıbaşında, bordo

bir kuşak üzerinde geniş bir ses tebessümü yayılıyor.

Pembemsi kuşaktaysa, küçük küçük adımlarla böcek gibi

ilerliyor, kambur sırtlı, tombul, karınlarında iyilik hamurunu

saklayan karaltılar. (Neyin işareti olabilir acaba bunlar?) – Bu

civarda nebulamsı alacalar, şizofren yansımalar, tavussu

renkler bile insancıl tanımlara yakın. (Demek ki iyi yönde bir

gidişat var.)

Ama hemen ötede, komşu mahallede, gizemli beyaz

elementin yaydığı ışınımdan, ıslak ağaçlardan ve sessizliğin

sesinden fena halde korkuyorlar. Dehşetin kıyısında yaşanıyor

orada, yerlerinden kıpırdayamıyorlar.

35


www.isaretatesi.com

Gene de, beride, kükürt sarısı çölün dayanılmaz

hararetinde, dipten, ölümcül tıkanıklığa direnircesine, ani, tiz,

upuzun bir çığlık yüksekliyor takım yıldızlara kadar.

36


www.isaretatesi.com

GAZEL

O kadında nedir bu denli etkileyici olan, böylesine çeken,

büyüleyen?

Otururken veya ayaktayken, duruşundaki o çarpıcı dirim

mi? Saçlarının, ilgilenen için, yüzünün kıyısında ve kulağının

arkasındaki taranma çizgilerinde sunduğu seyirlik mi? Yoksa

boynundaki o Yunan büstlerini andıran kendine özgü anlatım

mıdır insanın aklına takılan? Kıyafet ve renk seçiminin

çağrıştırdığı o Chopin prelüdü havası mı? Taşkın tutkuya dair

bir şeyler mi var, bedeninin rutin dinamiğinden yayılan

enerjilerde?

Yoksa kendi güzelliğinin farkında olması mı onun, –

görünüşünün doğurabileceği aşk olasılıklarını sürekli

düşünecek kadar? Koku mudur yoksa, – kıyafetinin

kıvrımlarından, boynundan, sırtından, bileklerinden, koltuk

altlarından yayıldığı sezilen o kişilik dolu, yabani kokular?

Hayır, onun asıl sırrı bambaşka bir yerde yatıyor! Cadde

sonlarında renkleri ve sesleri başdöndüren bir girdapla

beklenmedik anlarda birbirine katabiliyor o. Allah vergisi bir

yetenek bu, özünde ne olduğunu kendi de bilmiyor.

37


www.isaretatesi.com

Bir anlığına çekimine kapılırsa birisi, o onu alır, yeraltı

galerilerindeki zümrüt yeşili sulardan geçirmişçesine güney

rüzgârlarında kurumaya bırakır. İnsan onunlayken, onun her

sokağın ucunda günbatımını, her merdivenin dibinde denizi

görür gibi bakan gözlerinin ait olduğu büyülü dünyaya

sokulmak ister.

Öyle ki, etkisine kapılanlar için asla anlaşılamayacak bir

hilesi var onun: Dünyanın bir eşini saklıyor bedeninde,

benliğinde, – nedir bu diye soracaklar, üzerine kafa yoracaklar,

bu arada o kendine bağlayacak, kafa karıştıracak, kandıracak,

yüreklendirecek, oyalayacak, yönetecek.

38


www.isaretatesi.com

MİMAR

Mimarın düşünüp kâğıt üzerinde tasarladığı gibi değildi

hiçbir şey.

İnşaat bitmişti. Her şey projenin aslına tamamen sadık

kalınarak, söz verilen sürede tamamlanmıştı, fakat

tamamlanmış olan sitede yaptığı kısa bir yürüyüş, mimar için

hiç de beklediği etkiyi yaratmamıştı. Hakikaten de proje aynen

uygulanmış, ama sanki bu, düşünülenden tamamen farklı bir

sonuç ortaya çıkarmıştı. Başkasının eserine bakıyor gibiydi.

Gerçekten de tasarladığı böyle bir şey miydi?

Duvarlar küp gibi sağır. Sıkıcı dış cephe sıvaları, yavan

balkonlar. Giriş kapılarında ve pencerelerde, kullanılan

malzemenin yansıttığı garip, rahatsız edici ışık. İnce işçilikse

zihin bulandıran bir muamma. Binaların yüksekliğinde, her

türlü yapısal oranlarda, bahçenin genişliğinde sanki hesap

hataları yapılmış. Ortaya çıkan sonuç, âdeta hiçbir ön fikre ait

olmadan, araziye hazırlıksızca kondurulmuş oldubitti bir

yığın. Oysa mimar, gerek binalarıyla, gerek peyzajıyla,

üzerinde çalıştığı süre boyunca hep projeye odaklanmış, masa

başında işiyle meşgulken birtakım esaslarca müthiş bir

39


www.isaretatesi.com

kesinlikle yönlendirilmişti: Projenin genel hatları, eklediği her

detay kafasının içinden şeker gibi çizgilerle akıp kanına

karışmıştı. Şimdi ise, “Mimar, eseri üzerinde irade sahibi

değildir, eserine kesin bir nitelik biçemez,” diyordu:

“Duvarlar, pencereler hiçtir, bir katın balkonundan diğerine

hiçbir fark yoktur, merdivenler sıfırdır, ağaçlar sıfır.”

Olanın basit güzelliğini bulmayı beklemişti alanda

gezinmeye gelirken. Oysa bulduğu kaskatı bir durum bilinci

oldu. Bahçenin patikalarından uyuşmaz olanların hiç

azalmayan gerilimiyle geçti, öyle ki sanki gezinmesi bitip de

buradan ayrılıp gittiğinde bile üzerindeki bu gerilim sürecek

gibiydi.

Fakat ne zaman ki kuzeydoğudaki blokların olduğu

köşeye geldi ve genişçe bahçenin ortasına yakın bir noktadan

rastgele kafasını kaldırıp baktı, işte o zaman kendisine projeyi

çizdiren çılgın fikri sonunda bir anlığına da olsa görebildi:

menhir gibi yükselen dört binanın tepesi tek çerçevede, gökte

müthiş bir başdönmesi…

40


www.isaretatesi.com

MERMER

Nedir mermer?

Sınırsız incelemeler için sınırlı bir yüzey.

Nedir mermer?

Art arda açılan komşu alanlar.

Nedir mermer?

Yoğun sis yolculuklarında yön duygusu.

Nedir mermer?

Bütünü unutturan ayrıntı.

Nedir mermer?

Derin beyazdan duyulan şiddetli korku,

dalgalı koyu lekelerde

doğal olanın kafa karıştırıcı geometrisi.

41


www.isaretatesi.com

Nedir mermer?

Köşeye doğru kayan fütüristik zevk.

Nedir mermer?

Gözün kaçamak bakışlarını

merkeze toplayan manyetik güç.

Nedir mermer?

Gözün feri!

42


www.isaretatesi.com

ÇOCUKLUK

Kavakların altında yükseklere bakarken vertigolu bir

gökkubbe örüldüğünü görmekti çocukluğum.

Panodaki dört gri karede hipnotize olmuş şaşkın

çocukluğum.

Çocukluğum – pencere kenarı çocukluğum!

Bir yerde görmüştüm Hyperion kelimesini, ama nerede – –

karıştır dolapları, karıştır çekmeceleri çocukluğum!

Tavanarasında uzay istasyonu gerçekliğiyle çocukluğum!

Tüm varoluşu düş, oyun, uyum olarak görebilecek kadar

esenlik dolu olduğum çocukluğum!

Bedenimi ve duyularımı sınadığım çocukluğum,

gözlerimi kulaklarımı oyuncak ettiğim çocukluğum, ezgili

konuşmayı öğrendiğim çocukluğum. Kuvvetli bir ıslık kadar

güzel çocukluğum.

Pis perdeli lokanta köşelerinde mutlu çocukluğum.

Doyum için yüz bin sudan sebep çocukluğum!

43


www.isaretatesi.com

İki tarafı ağaçlık yolda bir pazar sabahı yaşamın capcanlı

soluduğunu gördüğüm çocukluğum.

Sokak lambasının turuncu ışığında kendi dünyama dâhil

olma hissiyle ürperdiğim çocukluğum. Güz akşamlarının

kokusunu en iyi bildiğim çocukluğum.

Misafirliğe gittiğimiz evin uyku dolu koridorlarında,

piyano müziğini karanlık gece düzlüklerine saçılmış kasabalar

ve kentlerle süsleyen çocukluğum.

Oturma odasının duvarlarına, halılara sinmiş

çocukluğum.

En büyük güneşleri ve kayaları tam karşımda gördüğüm

çocukluğum! Denize koştuğum çocukluğum! Bir temmuz

öğleden sonrası, uzun bir gölge çocukluğum!

44


www.isaretatesi.com

MASUMİYET

-uvertür-

Yalnızca masum olanlar korkabilir geceleri seraların

ardındaki boş arazilerden.

Yalnızca masum olanlar için eser rüzgâr limon

bahçelerinde; kımıldar söğüt dalları, cılız yol kenarı çiçekleri;

toz kalkar ıssız arka yollarda.

Masum olanlar tüy gibi hafiftirler. Yalnızca onların vardır

mırıldanacak ezgileri. – Ve onlar dinleyebilir bir müzik

parçasını baştan sona.

Masum olanlar için başlar yaz, birbirini izler mevsimler.

Hazırdır onlar, bulutlardaki yüzyıl başı düşleri kurduracak

görkemlere.

Yalnızca masum olanların hakkı vardır pipo içmeye!

Yalnızca masum olanlarda vardır yel değirmenlerine

saldıracak kadar neşe!

Yalnızca masum olanlar hayal edebilir küfelerin içini!

Yalnızca masum olanlar ürperir kilerlerde!

45


www.isaretatesi.com

Masum olanlar içindir ağaç sıralarının buğusu!

Masum olanlar için, piyanonun tuşlarına sakince

basılıyormuş gibi dizilir karşı yamaçta bembeyaz mahalleler.

Masum olanlar dönebilir kendi dünyalarına,

paravanların ardından emin olarak.

Çekerler kılıçlarını – ve sonra kınına sokarlar, bu bir

oyunmuş gibi.

Bir düşünceye sığdırırlar dünyayı: Başlarını kaldırınca bir

kuş resmi görüverirler levhada!

46


www.isaretatesi.com

İLAH

Etraftaki müthiş durgunluk besliyor onu.

Yoklukta kendi iradesini buluyor: sınırsız bir iktidar için

ilk işaret! Alçak tümsekler arasındaki bu geniş çanağın

sessizliğinde uçsuz bucaksız panoramalar için bir yaratış

görkemi seziyor; toza dumana bulanmış solgun kayalık

zeminde parlak bir geleceğin titreşimini duyuyor.

O var bir tek; kendi için hazırlamış sanki yokluğu… Bir

merkez o, bir çekirdek, hiçliğin büyük karşıtını yaratacak.

Zaman asılı kalmış henüz, ne ezel var ne de ebed – ta ki tek bir

noktadan ölçüsüz bir kudret harekete geçene dek!

Meydan okuyor susturduğu boşluğa! Sarsıyor varlığı!

Silkinip ayağa kalkıyor, âlemi ayaklandırıyor. Yönetmeye

hazır yeri ve havayı; buyurgan bir işaretle teker teker harekete

geçiriyor düzlükler üzerinde sağır edici koroları. Gong

vuruyor, yelkenler yırtılıyor puslu gökte, dev kapılar çarpıyor,

ufuk gümbürdüyor…

Hareketleniyor, gitmek istiyor İlah! Dört bir tarafa, her

yana gitmek istiyor. Yaratıyor yönleri, sayısız menzil görüyor!

47


www.isaretatesi.com

Savuruyor bileğini, ateş topları fırlatıyor, buz saçıyor…

Gücünü deniyor, yaptıklarını beğeniyor.

Girdaplarla karıştırıyor gökleri! Hortumlar savuruyor

boşlukta, ayağıyla gönderdiği dev gülleler patlıyor etrafta – ve

o yalnızca, gövdesine sığmayan bir gücün gerilimini serbest

bırakıyor…

Doğudan kuzeye, batıdan güneye, bir kuyruklu yıldız

gibi, karmakarışık bir renk pulları, cevherler, ziller, dumanlar,

ateş çiçekleri kuşağı geçiriyor. Kendinden bir ikinci olup

yarattığı etkileri izliyor.

Görüyor. Dönemeçlerin ardını bile görüyor! Ve neyi

görüyorsa, oluyor… İstek, korku, kahkaha, tutku her yerde;

her yanda bolluğun yarattığı sancı, karşıtlık, esrime. Tufanla,

lavlarla, kar fırtınalarıyla, okyanus akıntılarıyla oynuyor

oyununu. Zenginlikler yağdırıyor çarpıştırdığı bulutlardan.

Kara ormanların üzerine burçları yerleştiren o. Tüm akşam

göğünü reçine kokutuyor.

Biliyor. Her şeyi biliyor; onun bilgisi her şey! Zamanı

avucunda tutuyor, çağları sıraya diziyor.

Her şeye gücü yetiyor… Yorulmuyor; fazlalığını saçıp

dağıtıyor, eksilmiyor. Korkunç iradesiyle her şeyi sarsıyor ve

dünyanın altüst oluşuna kendi çılgın vecd dansıyla eşlik

ediyor! – Bir isim takıyor evrene, a-el-lo-hum diyor…

Kendisini her yerde, olmadığı yerlerde bile buluyor, her

yerde yankılanıyor. Vadilerde susup yutkunuyor, içi boşalıyor

dev su kürelerinin, erişilmez yüksekliklerin. Kendi eşini

48


www.isaretatesi.com

ararken her şeyle deviniyor ve her şeyde duruyor: Her şey

oluyor!

49


www.isaretatesi.com

PRELÜD

Uykumu almışım, dinç hissediyorum kendimi.

Yemeğimi yedim. Yıkandım, temizlendim. Giyindim,

saçımı taradım, su içtim. Küçük belirsiz bir isteğim vardı,

saksıdaki çiçeği kokladım, isteğim yerine geldi. Koltuğa

oturdum, doğuyu düşündüm, pırıl pırıl gökleri düşündüm.

Bedenimi çalıştırdım, harekete geçmeye hazırlandım: Bugün

baharın büyük kentteki temposuna ayak uyduracağım.

Ayarladım kendimi – ve bunu doğru yaptığımı hissettim.

Yanılmamışım: Dışarı çıkıyorum ve havada günün o her

zaman duyulmayan özgün kokusunu buluyorum.

50


www.isaretatesi.com

BEN, ROBOT

Algımı belirlediler, programladılar beni.

Gözlerimi taktılar. Nesneler tanımlıydı, nasıl göreceğimi

biliyordum.

Yürümeyi öğrettiler, elimi kolumu sallamayı, başımı

çevirip etrafıma bakmayı. Hareketlerim belli bir düzene

girmişti. Yola bıraktıklarında gidiyor, ilerliyordum.

Duyduğum seslere göre tepkiler verme konusunda bir

eksiğim yoktu. Ama örneğin koku duyusuna gerek

görmemiştiler. Erişebileceğim dünya sınırlıydı.

İşlevlerimde kesinlik önplana alınmıştı. Haz duymam

gerekmiyordu, hatta algıladıklarımdan etkilenmem de.

Geçmişe dair bir belleğim veya bir gelecek hissim olmasına

ihtiyaç yoktu. Yalnızca çalışmam, işlemem gerekiyordu.

İşte, beni kurdukları gibi geçiyorum dünyadan. Herkesle

aynı yaşama ortağım.

Gözlerimden geçen dünya bir gizem değil.

51


www.isaretatesi.com

KUŞLAR

Bu kapalı havalı, ıslak, uğultulu günün her yana çökmüş

kasveti, bir başıma olduğum bu yol kenarı düzlüğünde, benim

için, giderek artan bir gerilimle, elektrik tellerine tünemiş

kuşlarda düğümleniyor. Buna nasıl bir çözüm bulabilirim?

Uzun uzun bakamıyorum bu kuşlara: Tüylerinde

karmaşık şekiller, kanatlarında garip renkler var. Gözleri

bakışılamayacak derinlikte birer kara nokta.

Yüzümü su birikintilerine dönüyorum. Orada, yüzeydeki

harelenmelere dikkatimi vermeye çalışıyorum. – Ama

olmuyor. Aklım kuşlarda.

Her şeye uzaktan bakmak da kurtarmıyor: Kuşlar, en

geniş açıdan bakıldığında, bu kendi haline bırakılmış yerin

manzarasında küçük bir detay da olsalar, tam da o küçük

halleriyle rahatsız edici bir detaya dönüşüyorlar – her an

bütünün önüne geçip, bütünle olan ilişkimi altüst ediyorlar.

(Değil mi ki küçük bilmeceler en çok kurcalar zihni! Bir kez

takılıp kalmaya görün, sonsuz derecede büyütebilirsiniz küçük

bir bilmecenin yaratabileceği karmaşayı.)

52


www.isaretatesi.com

Yakınlarda bir yerde geniş bir nehir olduğunu, sularında

büyük, sağlam bir teknenin süzüldüğünü ve bu teknenin

yağan yağmurun zevkini yaşayarak yolculuğuna doğru

açıldığını hayal ediyorum. Geniş, ferah bir hissi devam

ettirecek o, ileriye doğru uzanan solukta. – Ama kuşlar yine

rahat bırakmıyor. Dönüp dolaşıp kendini düşündürüyor bu

yoğun yumrular.

Burada, bu bomboş düzlükte basit bir düşünme

kararlılığı bana akıl ve istem dışı, başedilmez bir dehşeti

yaşatıyor. Çakıldım kaldım. Kımıldamaya korkuyorum. Ve

sanırım bu kuşlar burada, bu tellere tünemiş olarak durduğu

sürece, ben onları tüm şiddetiyle yaşarken, gri gökyüzüyle

çevrelenmiş manzarada yabanıl bir hayalet çehrenin

kömürleşmiş gözlerine, bilincin karanlık köküne varacağım.

53


www.isaretatesi.com

SOKAK

Hiçbir zaman kendisi olmadı bu sokak.

Yemyeşil bir sinek cenneti oldu. Yeni yaratılmış şeyin,

içine ilk kez yerleştirildiği mekân oldu. Işığın sonsuz

uzunlukta ölmesi için ayrılmış sakin bir alan. Zevk denemeleri

için düz bir yüzey. – Pekiştirilmiş sessizlik oldu.

Kusursuzken şurasından burasından düzeltilip yeniden

kusursuz yapılan bir şaheser, – ya da kaskatı bilincin

ölçülemez derecede eksik iskeleti!

Güneş açan nisan öğlelerinde ortaokul çocukları için

kurutma kâğıdı oldu. Geceleri, kediler için ılık bir dünya oldu.

Çevresindekilere göre yaratığa dönüşen bir adam için ortalık

bir yer. Müziğin karanlık art niyeti – ve bir zemin, bir dayanak

bulunmadığında bile demlenmeye devam eden koyu kan.

Berrak düşüncenin defalarca yıkayıp parlattığı yalın

bombe! Ya da buğulu uzak mahallelere uzanan görkemli

kentin ilk belirtisi!

Yarasanın aniden geçişinin belli belirsiz algısı, bir korna

sesinin boşluğu taraması.

54


www.isaretatesi.com

İşte, günün sıradan bir saatinde güneşin vurduğu sokak.

Bu sokağı kimse görmedi, bilmedi. Kimseler anlayamadı

bu sokakta neler olup bittiğini.

55


www.isaretatesi.com

KENT PLANLAMACILIĞI

Kenti kuracak olanlar düzlükleri çok uzaktan seyrettiler,

bir an gözlerini kırptılar, göz kapaklarının içinde bir imge

şekillendi, onu uyguladılar.

Değişik yüzeylerde, değişik açılardan, değişik

yöntemlerle çalıştılar, her seferinde özgün sonuçlar elde ettiler.

Her cins şeyi taşıyıp getirdiler, yığdılar burada, işlediler,

büyük zenginlikler çıktı ortaya. Geceleri, uzayıp giden ışık

tarlalarına baktıklarında, olandan da fazlasını gördüler.

Işıltılı bir şaka olarak algılamışlardı tarihi: Tarihsel bir

kent kurdular. – Görkemli bir gelecekti hazırladıkları.

Devrimlerin müthiş görkemini saklayan siyah-beyaz resimler

vardı akıllarında. Kitleleri heyecanlandıracak buluşların koro

halinde fışkırıp üzerinde yükseleceği bir anıtlar kümesi

besliyordu hayal güçlerini.

Yüz binlerce karmaşık güzellik sakladılar görüntü

yığınlarında, renkli bileşimlerle. Zaman zaman görünür olur

bunlar. – Gözlerin dalıp gideceği kaldırımlar tasarladılar.

Başka başka zamanlarda bakıldığında renk değiştiriyor onların

sokakları, ki niteliğine tam olarak inilemiyor bu değişimlerin.

56


www.isaretatesi.com

Beton dönemeçler dizdiler yamaçlara, eğrilerin içrek sanatıyla,

güneşe karşı. Her sokağın ufkuna ya bir dağ zirvesi ya da bir

anten kulesi koydular.

Kenti kuranlar metalik yankılar için geniş alanlar

bırakmayı ihmal etmediler. Batan güneşin kızıl ışığını çaktılar

çarpı şeklinde duvarlara. Kabarık, çanaksı, aniden dimdik

yükselen veya açıkta duran alanların öngörülemeyen

psikolojik etkileriyle, ani basınç düşüşleri ve enerji

kabarmalarıyla, çeşitli boyutlar kazanıyor onların kenti.

Onların yapıtı, sihirli oranlara dair birtakım numaraların

marifetiyle, olduğundan daha büyük ölçeklerle hatırlanacak.

İşte, beyin fonksiyonlarını hızlandıran geçiş

bölgelerinden biri! – Kıyıda kalmış ayakkabı atölyesini gözden

kaçırırsanız, lanetlenirsiniz. Pasaportunuz var göğe çıkmak

için, kıymetini bilin! – Onlar, cam cepheli binaların önünde,

yansımaların birbirine girdiği yüksek katlara doğru, hafıza

yalnızca zevk veren bir şey olsun istemiştiler.

Akşamın mavi tepelerini perdeleyen geniş apartman

bloklarının ardında deniz öyküleri anlatılıyor. Bize yetmişli

yıllardaki yerimiz gösteriliyor o yöne doğru baktığımızda.

Misyonumuzu anlıyoruz. – Hüzünlü bir öykümüz olsun diye

geçiyor çam koruluğundan şu patika. Yamaçta, güneşte

sararmış bir medeniyet gibi duran, rölyefi andıran mahallelere

doğru, zamanın yorgun müziğinin ağır bir tempoyla

ilerleyeceği, gizli bir yan düşünmüş herkes için, kenti kuranlar.

Tek bir çelimsiz ağacı seyretmek için sonsuz zahmetlerle

yapılmış olan terasın farkındayız.

57


www.isaretatesi.com

Kent büyük bir koku gibi uyansın istemişlerdi köprüden

bakıldığında.

Ve işte! Uzanıp giden bulut tarlalarının altında, gökle

bütünleşmiş olan kent, nasıl da yakışıyor ezele!

58


www.isaretatesi.com

SEN

Nesin sen, anlatayım sana.

Karşımdasın: Tekdüze konuşmasıyla büyüleyen analog

ağız. – Senin etkinle müsaade edildi salonun uzak köşesindeki

yuvarlak lambaya yoğunlaşabilmeme.

Düşüncelerin dinmek bilmeyen kargaşasına karşı,

kendimi oyalamanın peşindeydim. Ne var ki tüm oyalanmalar

beni daha da yormaya, yıpratmaya yarıyordu sadece. – Şimdi

ise yatıştırıyor lamba. Dindiriyor, dinmek bilmeyen ne varsa.

Düğüm çözülüyor. Uysallaşıyor geniş salon.

O köşede yaşam var. Eğer sende gördüğüm buğuysa,

mırıl mırıl anlatan ağız, – ki iyi ki vardır bu buğu – – o köşede

duran da lambadır, ışıktır. Aklım çeliniyor o tarafa doğru.

Zihnim o köşede kat kat toplanıyor, kalın derili bir hayvanın

ensesindeki kıvrımlar gibi.

Üstelik, gizemli ağzın sahibi, bilmiyorum senin ne

anlattığını. Bilmiyorum, böylesine büyülerken, kendine

bağlarken nedir sırrın; sesinin tonu mudur, yoksa

söylediklerinde gizli birtakım bağlantılar mı.

59


www.isaretatesi.com

İşte karşımdasın. Görüyorum seni: Her şeyin ortasında

oturuyorsun, keten gibi gerçek. Varolanların gözdesi! Ezel

cilasıyla parlamışsın. Üzerine titriyorlar.

– Uzak ışıklara bakarken havayı kokladığımda dünyanın

tüm ıssızlığını duyduğum o rüzgârlı gecelerde gibiyim!

60


www.isaretatesi.com

ÇİRKİNLİK

-özet-

"Tavuskuşu da güzelliğiyle övülmektedir,

oysa ki o, ayaklarından utanmaktadır."

Sadi Şirazi

Tuhaflığımın, eğretiliğimin farkındasınız. Şaşkınım,

sersemim, zamanlamalarım hatalı, sözlerim kapalı.

Niyetlerimin belirsizliğiyle, kaçamak bakışlarımın arızasıyla

geliyorum.

Akıcı cümleler beklemeyin benden, dinlemiyorsunuz bile

zaten, uyutabilirim sizi. Güçsüzlüğe karşı gülünç

başkaldırılarım olduğunun farkındasınız.

Seziyorsunuz bendeki sefil içgüdüyü: Kendimin ve her

şeyin ardındaki doğal karmaşıklığı sahte bir yüzeyle

kapattığımı biliyorsunuz. Biliyorsunuz iki boyutlu olduğumu,

kendim de görüntüyü kapattığımı.

Renkli görüntülerle doludur “kent ve gece” fikri – zerre

kadar duyarlılığı olan herkes için. Ama bana doğru bakmayın

sakın, bir kör nokta görürsünüz, boşa düşüverir bakışınız,

sıfırlanırsınız.

61


www.isaretatesi.com

Düşüncelerim düzene giriyor gibiydi bir ara, bunu erken

bir işaret kabul ettim, yükleniverip bacaklarıma, keyifli bir

yürüyüş için parka gittim. – Biliyorsunuz beklentimin boşa

çıktığını. Biliyorsunuz rahat bir yürüyüşten değil, kargaşanın

ölçüsüz dehşetinden çıktığımı; ağaçlardan, yürüyüş

yollarından yeni, çok daha derin, berbat bir bitkinlik, hiçlik

topladığımı. Biliyorsunuz şimdi burada duruyor olmaktan hiç

zevk almadığımı. Elimi kolumu nereye koyacağımı

bilemememden anlıyorsunuz. Anlıyorsunuz bu garip

duruşumun belki de insan cinsine ait olmadığını.

Ama üzerinde pek de durmayıp geçiştiriyorsunuz. Bu

arada sizin geçiştirmelerinizden bağımsız olarak, gitgide

pekişiyor bende, fazlalık olmanın uyumsuzluğu.

Cildim yağlı. Yanaklarım pütürlü. Burnumdaki

gözenekler kocaman, çukursu, kapkara. Soluk benzimle,

benlerim ve boz boz cilt lekelerimle, donuk gözbebeklerimle

aynaya bakacak olsam, kendimle ilgili giderilemez şüphelere

düşerim.

Çünkü bir bütün oluşturmayan bin parçadır yüzüm –

çokyüzeyli, her yüzeyi ayrı yöne bakan. Bir araya getirmeye

çalışırsanız kopuk parçaları, pek çok karaltı geçer aradan,

dehşete kapılırsınız.

Gözlerime yakından bakamazsınız: Derin göz

çukurlarımda karanlığı, muğlak kötücül düşüncelerimde

erdemi hazırlıyorum sizin için.

62


www.isaretatesi.com

ŞU ANDA

tam şu anda, burada:

iki yana,

akımı devam ettiren kordon.

tam şu anda, burada:

günün doğusu ve

tam karşı yöndeki batı

arasındaki ilgi en belirgin.

tam şu anda, burada:

yerçekimi, ağırlık merkezi

kavramlarının iç anlamı.

tam şu anda, burada:

gerçeklik uygulamada.

tam şu anda, burada:

yaşamın onaylanmış ortalaması.

63


www.isaretatesi.com

tam şu anda, burada –

durduk, bir an varolduk:

buna fazla vakit yok,

gitmek gerek, devam.

64


www.isaretatesi.com

FENOMENLER

Bundan birkaç yıl önce, insanlar küresel ısınma ve iklim

değişikliği gündemiyle kitle iletişim kanalları üzerinden yoğun

bir haber ve bilgi bombardımanına maruz kalmışlar, ancak

bunun etkisiyle yaşayışlarında, tercih ve alışkanlıklarında

enikonu değişiklik yapmak yerine, güneşe ve sıcaklığa karşı

ters bir hassaslık geliştirmişler, havaya ve iklimlere karşı

hınçlanmışlardı. – Bunun neden böyle olması gerekmişti, etki

ve sonuç neden birbirinden bu denli kopuk, hatta birbirine

karşıt olmak zorundaydı?

Yine geçtiğimiz yıllarda bir dönem üst üste, İngiltere’deki

bir pet shop’ta satılan bir süs balığının desenlerinde, Zagros

Dağları’ndaki bir yamacın kar manzarasında, Hint

Okyanusu’nda yakalanan bir yengecin kabuğunda ve

Afyon’un bir köyünde doğan çift başlı bir buzağının sırtında

Allah’ın Arapça yazılışına benzediği iddia edilen lekeler

görülmesi üzerine, bunun nasıl yorumlanması gerektiğine dair

tartışmalar kopmuş ve bunların en çarpıcısı olarak, ulusal bir

televizyon kanalında boy gösteren amatör bir araştırmacı,

Arap alfabesinin doğadaki biyolojik ve kimyasal yapıtaşlarıyla

mistik bir uyum gösterdiğini ateşli bir şekilde savunmuştu.

65


www.isaretatesi.com

İşin ilginci, o günkü tartışma sırasında gelişigüzel türeyen

obskürantist fragmanlardan bir inanç devşirip bugün bile ona

bağlı kalan geniş bir kitle var.

Geçende, günlerden cumartesiydi, kentimizde çağdaş

kültür kozmosunun âdeta ekinoks gibi özel, ayrıcalıklı bir

günü yaşandı; parklar, meydanlar, fuar alanları, alışveriş

merkezleri, lunaparklar, sinema salonları gibi sosyal alanlarda,

ilk defa olarak, insanların kendilerine sunulan paket

deneyimleri bütün yoğunluğuyla yaşamaları mümkün oldu.

Aslında sıradışı, neredeyse tarihi bir gündü yaşanan, ama

tarihe not düşülmedi. Çünkü insanların ayrımına varabileceği

bir farklılık değildi bu. Paket deneyimleri kendilerine

sunulduğu şekliyle her gün alabildiklerini sanıyorlardı onlar.

Öte yandan, çok yakın bir gelecekte birbiriyle eşzamanlı

piyasaya sürülecek olan binlerce çeşit nanoteknoloji ürünü,

CERN’den ve Tokyo’daki bir gen araştırması laboratuvarından

açıklanacak çığır açıcı bilimsel sonuçlar ve Silikon Vadisi’ndeki

bir ileri teknoloji firmasının tanıtacağı yapay zekâ ve sanal

gerçeklik modelleri insanlar için ağaçların, bulutların, dağların

ve göllerin algısal değerini ortadan kaldırmasın diye her an

aralıksızca çalışıyor – ağaçlar, bulutlar, dağlar, göller.

66


www.isaretatesi.com

MÜZİK

N.’ye

Hayır, aradığım müzik bu değil. Diğeri de değildi. Bir

başkası da veremeyecek bana belki de, sevdiğim adımları

atarak ilerleyen müziği. Neyi, hangisini denesem? Hafızamı

yokluyorum; yoksa, acaba, aradığım tını müzikte mevcut değil

mi?

Hayır, hayır! Kuvvetlerin ani bir şiddetle boşanacağı ve

ortalığı sarsarak ilerlemeye koyulacağı bir açılış değil

istediğim. Çünkü, biliyorum ki, böyle bir açılışla belki ben

omuzlarımdan silkeleneceğim, ciğerlerim titreyecek, ama güç

bela topladığı enerjiyi büyük olma niyetiyle kusmuş olacak

müzik. Ardından, aşırı bir çabayla kendi yapaylığını tüketecek,

kendi karşıtına dönüşecek. Bunu biliyorum.

Hayır! Müzik beni tek bir noktaya, bir deliğe doğru

yönlendirmesin huni gibi. Deliği buldurup, onun içine doğru

dürtüp itelemesin. Rahat bıraksın beni olduğum yerde, dört

yanım geniş, ferah, apaçık kalsın, istediğim tarafa gideyim.

Gidebileyim.

67


www.isaretatesi.com

Yok, hayır! Bulutların görkemi için bir kılavuz, bir

dayanak değil aradığım. Ben kendim giderim bulutlardaki

yüzbinler evrenine. – Hayır! Müzik bir şeyleri taklit etmesin,

bir şeye benzemeye çalışmasın; ikincil bir kaynağa

yaslanmasın, programlı olmasın. Doğrudan birincil kaynaklara

yönelmiş, onlardan gelmiş olsun: tüm varlığın etkisiyle

şekillenip dünyaya salınmış yepyeni bir varlık. İçeriden, pek

yavaşça, kendi gelişim olanaklarıyla kendini hazırlamalı

müzik: Bir de bakmışsın oluvermiş, bunu kendinden bile

habersizce yapmış, ama kesin bir irade en başından beri onu

gizlice yönlendirmekteymiş.

Baharın gelişi gibi gelmeli bana müzik. Altın işaretli

yürüyüş yolları bırakılmış olmalı benim için nisan ortası.

Sütbeyaz villalar yerleşmeli servi ve çam ağacı öbekleriyle,

böcek ve kuş seslerinin sessizliği arasında, karşıki tümseklere.

Yeşeren bir söğütle söyleşir gibi söyleşmeliyim müzikle. Sudan

sebeplerle olmalı güne dair her şey, fazladan çaba

harcamamalıyım.

Hayır! Hayır! Müzik bana dağın eteklerindeki alaca

kente, güneşli öğle mekânlarına, anıtların yamacındaki

yeşilliğe, ya da kapalı havalı bir günde ıskartada bekleyen

vinçler ve inşaat kamyonlarının trajedisine dair görünümler

vermesin! Hayır, bu değil istediğim. Müzik bana o

görünümleri değil, o görünümleri görecek adamı vermeli:

Müzik bana beni vermeli!

68


www.isaretatesi.com

DUVAR KÂĞIDI

Nedir duvar kâğıdı?

Yüzeyde çöller zamanı, nefes, gizem.

Nedir duvar kâğıdı?

Sesleri emen sünger.

Nedir duvar kâğıdı?

Dopdolu iç hacim, suyun ruhu, gerilimli bir yutkunma.

Nedir duvar kâğıdı?

Tüm iyimserliğimin yaslandığı kapalı yan.

Nedir duvar kâğıdı?

Sonsuzda bip sesi.

Nedir duvar kâğıdı?

Ortalama düş gücü perdesi.

69


www.isaretatesi.com

Nedir duvar kâğıdı?

Kötü havadan yalıtan şenlikli dörtduvar.

Neyin nesidir duvar kâğıdı?

Başka nerede bir araya gelebilirdi

–– yelkenli, kuğu, mutlu kadın, manolya?

70


www.isaretatesi.com

KAFEDEKİ ADAMLAR

-tablo-

Kafedeki adamlar… Loş salonda, hepsi tavandaki mavi,

turuncu, yeşil lambaların yaydığı ışığın altında.

Karşı masada oturanın tombul bir kavanoza benzeyen

yuvarlak bir kafası var. Anlatılanı dinliyor, suratında geniş,

sabit bir gülümseme, donup kalmış bir memnuniyet ifadesi:

Bir an gözleriniz ona takılsa, bakmaktan kendinizi alamaz,

herhangi bir yüz için birkaç saniyeyle sınırlı kalması gereken

seyretme aralığını bu memnun ifade için hayret edilecek bir

süreye yayarsınız. – Ortalama keyfin dolunayı o. Tereyağı gibi

eriyor onun dünyasında her şey.

Yan masadaki bir diğeri, tüm enerjisini ve dikkatini pek

basit bir şeyi mükemmel yapmaya odaklamış: Kül tablasının

yanında, kolu ve yumruk yaptığı eli nasıl da Zen duruşlu; bir

peçeteyi nasıl da ısrarla ileri geri katlıyor. – Hiç şüphe yok,

derinlerdeki gece tedirginliğini yaşantısını yönlendiren hoş

kurgulara katıyor.

Herkesten ayrı, geride, salonun loş köşesindeki tuhaf

tonozun altında yüzü duvara dönük, tek başına oturmuş bir

71


www.isaretatesi.com

başkası var: Belli ki, daha buraya gelirken, oranın ambiyansını

yaşamaya kararlıymış.

Öndeki masalardan birinde, simetrik yüz profilleriyle,

aynı edayla bakışan ikizler: Gerçek değil gibiler, bulundukları

yerde o ikili tavrın yarattığı kırılmayla her şeyi bir yanılsama,

bir hile, bir bulmaca havasına sokuyorlar.

Oysa hemen yanda, büyük saksının yanındaki genç

adam, az önce ayrıldığı koltuğuna geri dönünce orayla daha

iyi bir uyum yakalamış. Ekose ceketi koltukla aynı kumaştan

sanki; önündeki sehpayla, tabaktaki fincanla ve içine plastik

gül konulmuş minik vazoyla sanki transta: kafenin dokusuna

gömülmüş; saksıdan, koltuktan, sehpadan ne eksik ne fazla.

Berideki ihtiyarsa, orada nereden bulmuşsa yüzüne o

pembe, al, mor yansımaları, çok güzelleşmiş, ışık saçıyor

etrafa!

Köşede, zamandan yalıtılmış gibi duran amfora. Havada

tuhaf bir akustiğin uğultusu. İp gibi kıvrılan sigara dumanı.

Yer yer görüntüyü kapatan kolonlar, parlak bir bar tezgâhı,

ağaçtan deforme bir fil heykeli, duvarda eprimiş manzara

resimleri, kararmış aynalar.

İnanıyor kafeye adamlar: Burası onlar inandığı için var.

72


www.isaretatesi.com

KÖKLER

Küçük bir çocukken, mutluluğun sırrını biliyordum

sanırım. Bunu, içgüdümün o zamanlar bu konuda beni hiç

yanıltmamış olmasından anlıyorum: Her yol Roma’ya

çıkıyordu. Kesinlikle bir lütuftu bu. Can sıkıntım bile eşsizdi.

Günün sıradan bir saatinde kanepeye uzanıp gözlerimi

yumuyordum mesela; kafamın içi vızıldarken, devlet

kanalındaki tarım programının tekdüze sesleri besliyordu

uykuya doğru kayan düşüncelerimi. Hayat bilgisi kitaplarının

saman sarısı sayfalarına dalıp gittiğimde ne tatlı düşler

kurmuştum! Mukavva rulo dürbünlerden bakınca gördüğüm

ışıl ışıl dünyaydı ait olmak istediğim. Otobüsler yokuş

çıkarken bir hoş olurdu içim. Öyle şaşmaz bir oyuncu neşesi

vardı bende, nasıl oluyordu bilmiyorum ama en imkânsız

şeyler, örneğin savaşlar, silahlanma yarışları, büyük

katliamlar, felaketler bile beni heyecanla ürpertiyor, su altı,

uzay ya da teknoloji fantezileri bana tarifsiz hazlar

yaşatıyordu.

Alelâde bazı yetilerim nasıl da güçlüydü o zamanlar: söz

gelimi, bunaltıcı durumlardan daima kaçınarak, bir uğraştan

73


www.isaretatesi.com

diğerine keyifle geçebilme, neşe verici uğraşlar bulabilme

becerim; yahut, en basit gündelik olaylarda bile dünyayı bir

şenlik gibi gören dupduru beğenim... Aydınlıktı, capcanlıydı

günün saatleri; ağaçlarda, çimenlerde, toprakta ve havada hoş

duyumlar buluyordum dört mevsim; vaatlerle yaklaşıyordu

parlak gelecek; büyük beklentiler taşıyordum hep. Varlığımı

garipsediğim, bedenimi, ellerimi, ayaklarımı incelediğim

anlarda bile kötü bir şüphe teslim almıyordu beni; tatlı bir

gereklilik sarmıştı hayatımı.

Şimdi yine aynı ben, tüm yeteneklerimi seferber edip,

kendime yeni bir çocukluk arıyorum bugün: Zihnimin derin,

alaca, tekinsiz köşeleri için yumuşak, sade, rahat döşekler

arıyorum; çılgınca dönen çarklarım için zamanı yavaşlatacak

geniş bir saat kadranı; vahşi iştahım için sudan sebeplerle haz

veren düşsel bir imge; ve kurşun gibi ağırlıklarla, çığırından

çıkmış renklerle, ani düşüşlerle paramparça olmadan,

radyoaktif bir krizle zerrelerime ayrılmadan evvel birazcık

sağlam bir zemin, bir parça masumiyet sarhoşluğu…

74


www.isaretatesi.com

ŞEHİRLER, ALGILAR

O şehirde yanlış bir algı içindeydim hep.

Anlayabiliyordum algımın yanlış olduğumu, ama ne

anlamda yanlış olduğunu çözemiyordum. – Yalnızdım: Aşırı

güçlü enerji yumakları saydığım arkadaş ve tanıdıklarımla

karşılaşmaktan korkuyordum. Rastgele karaltıları ünlemler

olarak görüyordum. Sınırları belirli bütünler seçemiyordum

uyarımlar kalabalığında; baktığım perspektiften yamuktu

dörtgenler; üçgenlerin bir ucu açık kalıyordu ve devrik

taslaklarla kafam karışıyordu ikide bir. Hafızam beni

yanıltıyordu: Öteki şehirde yaşayan babamla olan ilişkimi,

“suratıma açılan kara bir şemsiye ve ölgün bir uyku” olarak

hatırlıyordum. Zihnimde amip şekilli yamalar vardı.

Yelkenleri paçavra, graniti topuk taşı, güneşlenen heybetli

zürafayı kaldırıma serilmiş uyuz köpek olarak

düşünüyordum. Algım yanlışken, içgüdülerimin bana faydası

olmuyordu: Ağacın gölgesini buhran, ışığı hararet

zannediyordum. Benliğim şehrin binaları arasına çökmüş kara

bir buluttu sanki: Beton yığınlarını birbirinden ayrı tutan kaba

kuvvet miydim yoksa ben? Yaşantımın gövdesini etkisiz, izole

paketlerde bekletiyordum. Planladığım işleri büyük işaretler

75


www.isaretatesi.com

belirene dek erteliyordum; geniş bir aralığa yayılan eylemsiz

epizotlar çıkıyordu ortaya (ve sonuçta ortalama işaretlere

kalıyor, işlerimi düşük bir düzeyden ilerletiyordum). Ruhun

özünde yavaşlık, hatta atalet olduğuna inanıyordum. Su

içerken ufkumdan hımbıllar geçtiği hissine kapılıyordum.

Bu şehirde algım düzeldi. Her şey bambaşka. Düzenli,

sakin bir dünya görüyorum karşımda. Olaylardaki mantığın

doğruluğu sınanmış geometrik esaslarla kurulduğuna,

işlediğine şahit oluyorum. Algımın bana sağladığı nimetlerden

tek tek faydalanıyorum. Babam beni seviyor. Kimsemin

kuyumu kazmaya çalıştığı yok. Hoş sürprizler bekliyor beni.

Tüm insanlarla kardeşim. Az evvel bir arkadaşımla

karşılaştım, konuşa konuşa yürüdük sokağın sonuna kadar.

Göğü, kocaman bulutları görüyorum. Renkli panolar, ışıl ışıl

elmaslar görüyorum; afişlerde uzak denizler görüyorum,

keskin ışığı hafifleten ince bir pus görüyorum. Doğru açıdan

bakınca, hayata dair şeyler hayatın kendisine dönüyor, ikinci

bir yaşantı doğmuyor. Ve biliyorum artık, ruhun yavaşlık değil

akıcılık üzerine kurulu olduğunu.

Bu şehirde sağlıklı bir algım var. İçgüdüm de bana bunu

söylüyor. Benzersiz bir rahatlama içindeyim her an: Habitatını

bulmuş tropik bir kuş gibiyim.

76


www.isaretatesi.com

ÂLEMLERE RAHMET

Akıcıdır yaşam. Akıcıdır işlerimiz, ilişkilerimiz; akıcıdır

yolculuklarımız; akıcıdır günler, saatler, geceler. İlerler hayat,

kesilmez, takılıp kalmaz; yürür, işler, ilerler. – Bölünmez

dünyanın bilgisi; sınırlara hapsedilemez oluş, olaylar;

parçalanamaz zaman. Hem uğrak hem sapa yerlerden geçen

geniş bir kuşak uzanır canlının ve cansızın ortak zamanına;

gözümüz açılır, görürüz.

Dönüp bakalım kendimize, yapıp ettiklerimize: Atalete

inanmıştık, bir hamle yaptık, çarkların işlediğini gördük.

Varlığımızın özündeki hareket ve değişim duygusu

masumiyete denk. Kusurlarımızı, kabahatlerimizi gizlemiyor

mu bellek, yaşamımız güzel görünmüyor mu bize? İşimizi

kolay kılmak, kendimizi kayırıp kollamak bize doğuştan

öğretilmiş. En ağır zahmetlerimizde bile çatık kaşlar yerine

emin bir ifade geçiyor eylemin dönencesinden. Hayatın sert

yanı çocuksu bir sataşma sadece.

Çünkü halklar arasında yalnızca ve yalnızca felaketi

bulurkenki ölçüsüz mutsuzluğumuz bize bir işaretti.

Karalamaların aşırılaşan kalabalığına karşılık, çirkinliğin

77


www.isaretatesi.com

üzerine gerilen parlak örtüye hayır diyemezdik biz. Acılar

yüklenmeye gelmedik dünyaya; bizim lüksümüzdü o sadece. –

Etrafımızda tazelikle, pırıltıyla, neşeyle bezenmiş ne çok şey

var! Çerçeveye alınmış korku ve hayret bile tüy takmış saçına.

En talihli anlarımızda sevgiyle eriyor mekanik aletler, geçiş

kapıları, koridorlar, tırabzanlar, kirişler bile; ışığa yer açılıyor

bir düğmede, bir yaka iğnesinde…

Melodilerle anlam kazanıyor hareket. Kanalda sıralanan

evler boyunca renklerle kaynıyor görüntü. Gözbebeğinde ışıltı,

hızlı geçişlerde kutsal bir mühür. – Ortamın amansız

cenderesini tanımıyoruz bile şimdi. Biliyoruz: Düğümler

sıkılmak değil gevşemek içindir; ve panoramada, bir kasılma

değil, enginliğe yayılan bir ferahlamadır güzellik.

78


www.isaretatesi.com

BALÇIK

Geçitlerde balçık birikiyor.

Ne yapmalı? Yığılma özellikle köşebaşlarında,

dönemeçlerde, dar koridorlarda. Geçişler aksıyor, yollar

tıkanmak üzere. Acaba kazıyarak mı atmak gerek balçığı?

Öfkeliyim; hep sıkışıklığa, darboğaza rastgelmekten,

eğile büküle, sürüne sürüne geçmekten bunaldım;

hınçlanıyorum, patlamak üzereyim. – Acaba basınçlı sıcak

havayla ya da tazyikli suyla mı temizlenmeli geçitler? Yoksa,

öyle yaparsam balçıklar katılaşıp taşlaşır mı tamamen?

Meseleyi bir kenara bırakıyorum. Yapacağım işler var;

şehrin diğer tarafına gitmem gerek. Biletimi aldım, otobüse

bindim. Kararlılıkla yol alıyorum. Oturduğum koltukta

gündelik hayat gereği bir yerden bir yere giden herhangi

biriyim. Peki ama, bunca donuk bir algı neden; ne diye

bomboş geçiyorum meydanlardan, kalabalık caddelerden? –

Yol hiç bitmeyecek gibi. Büsbütün hiçliğe gömüldüm. Uğursuz

otobüs. Geldik mi? Son durakta iniyorum.

79


www.isaretatesi.com

Sokaklar bomboş. Tedirginim. Binalar arasından diken

üstünde geçiyor olmamın sebebi, etraftaki pusu havası. Ya da

benim diken üstünde olmam tetikliyor pusu havasını;

bilemiyorum. Her hâlükârda, sıradan şeylerin bir parçası olma

şansım, basit bir zevki sürdürebilme yeteneğim dahi tamamen

elimden alınmış şu an.

Geçitlerde balçık birikiyor, darlık aşılamıyor.

İbre sona dayandı, çıldırmak üzereyim, olmadık şeyler

geliyor aklıma. – Acaba geçitleri yakıp kavursam, patlatıp

havaya mı uçursam? Acaba kapakları ardına kadar açıp içeriyi

sel mi bastırsam? Acaba radyoaktif bir sızıntı yaratıp –eğer ki

ölmezsem– balçığın kendiliğinden kaliteli bir elemente

dönüşmesini mi beklesem?

80


www.isaretatesi.com

KARE

Adamlar bir oyun tahtasının başındalar. Dört tarafında

dört kişinin olduğu bir kare. Suskunlar, ifadesizler. Sabit

gözlerle bakıyorlar karenin ortasına. Sanki bir zorunluluk

onları buraya bağlamış gibi. Ne oynadıklarını anlamak güç.

Dışarıdan bir şey anlamak güç.

Meğer karenin bir kenarında oturan adam, yüzünün

baktığı yönde vertigosuyla tam eşleşen bir dipsiz kuyu

bulmuş.

Yanındaki, evinin duvarlarını yiyen mantarla başbaşa.

Diğer kenardaki, önemsiz bir detayda aksayan

sağduyusunun kronik tekrarlarından kendini alamıyor.

Ötekiyse dikkatini tek bir noktaya toplamış, bir gerekçe

yaratmaksızın suyun saniyelerini sayıyor.

Karenin dört kenarında eşit koşullarda dört adam. Bu, bir

mesele.

Ayrılıp gidemiyorlar. Sanki onları aralarındaki bir

anlaşma değil, nefes aldırmayan, yüksek gerilimli manyetik bir

denge buraya kilitli tutuyor.

81


www.isaretatesi.com

Kumarın çağrısına uyup gelmişlerdi. Oysa oynadıkları

oyun: “Karenin Tutsakları”.

Kazanan olmayacak.

82


www.isaretatesi.com

MUAMMA

Benim de bir sınırım, bir sığam var: Bulutlu göğün

üzerime bastığı sayısız mühürden bende yer kalmadı. Hiçbir

şey düşünmeyeyim diyerek zihnimi boşalttım, geriye neye

delil olduğu kestirilemeyen, kalemle çizilmiş gibi kesin bir

boşluk şekli kaldı.

İçimdeki ölçüsüz heyecan, abartılı iştah bir muammaydı:

Kardım denizleri, kardım coğrafyayı, gece göğünü kardım.

Sonsuzla aşınmış zihnimden geriye, bir zaman, külrengi bir

parça bant kaldı.

83


www.isaretatesi.com

GÖLGE

Alnımda bir gölge:

gece çölünde alev.

Alnımda bir gölge:

bulutlara dokunan perçem.

Alnımda bir gölge:

hedefe güdüm.

Alnımda bir gölge:

hınzır buluş.

Alnımda bir gölge:

kör edici sinyal.

Alnımda bir gölge:

kayıp kodlar.

84


www.isaretatesi.com

Alnımda bir gölge:

kutsal kâbuslar.

Alnımda bir gölge:

müziğin büyük görüntüsü.

Alnımda bir gölge:

uzlaşmaz tansık!

85


www.isaretatesi.com

TERRA COGNITA

-prelüd-

Suların çekilmesini bekledik.

Yollar kapalıydı günlerdir; ağır hava koşullarında

yerimizden kımıldamaya niyetimiz yoktu. Dışarıda neler olup

bitti kim bilir.

Suların yeterince çekildiğine inandığımızda dışarı çıktık,

hareket ettik. Günün ilk ışıklarıyla bölgeye giriyorduk.

Daha ilk adımlarımızla hissettik, bu defa pek yeni bir

şeye dâhil olduğumuzu. – İlk girişimizde bölgeye dair hiçbir

şey öğrenmemişiz: Burada her soluk ayrı bir ot, meyve, toprak,

nem kokusu bileşimiymiş; taraçalardaki her çiçek eşsiz bir

gerçeklik örneği, ağaçlar eğri büğrü dallarıyla doğanın çarpıcı

birer tavrı, böcekler buraya özgü yaratıkvari türler, daha önce

siste belli belirsiz seçebildiğimiz sivri kayalar ise göğün

boşluklarına uzanan peribacalarıymış.

Kenarında desenli kabukların ve yusyuvarlak taşların

sıralandığı sedef patika, loş kaya kovuklarında tutuşan mavi

alevler, kuytuda mırıldayan cevherli dere, tepedeki fosforlu

86


www.isaretatesi.com

zirve ve gökte kopkoyu pembeye gömülürcesine ağır ağır

ilerleyen geniş kanatlı kuş ya da pterodaktil… – Bölgeye ilk

girişimiz bir hiçmiş: Esas şimdi buradayız, çok iyi bildiğimiz

bir yer gibi olan bu yerde. Dönemecin ardında mevsim

harikalarının bizi beklediğini biliyoruz.

87


www.isaretatesi.com

ÖZGÜR YAŞAM

bir gençlik şiiri

Uçak nedir? İki gökdelen arasında, göğün derinliğinde

kaybolan benek. Pilotun angaryası olamaz uçmak. – Gemi

nedir peki? Ufkun buğusuna karışan cevher. Kaptanın

kanıksayabileceği bir yüzey değildir deniz.

Sinema çıkışlarında, iç dünyamızın filmin etkisiyle

uyduğu yapay âlemlerde titriyoruz. Kentin üzerindeki

dupduru göğün gece mavisi nasıl da heyecanlandırıyor bizi!

Hayır, henüz çok bakiriz, bizim için hâlâ pek çok umut var.

Peki, nedendir, kötü anlarımıza, inanınca, bu kadar çok,

böylesi uzun uzadıya inanmamız? Nedir zaman zaman

rastladığımız yumuşak karnımızın sırrı; aniden bir kuyuda

dünyaya karşı küp gibi sağır kesilişimiz?

Sevdiğimiz ağaçlıklı yola bir an bakıp da alıştığımız

güzelliği göremediğimizde, neden görüntüyü zorlamak

geliyor elimizden bir tek? Farklı bir açıdan, ya da başka bir

zaman bakmak mı gelmez aklımıza, yoksa başka bir

manzaraya sebep mi yaratamayız?

88


www.isaretatesi.com

Ama içimizdeki heves asla ölmez, hayır! Her koşulda

sabittir yaşam dayanağımız; göbek bağıyla bağlıyız gücün

kaynağına… Olanakları çeşitlendireceğiz. Kurum değildir

yaşam; solumak yurttaşlık görevimiz değildir; kent bir yük

değildir sırtımızda: Bizi bekleyen biricik gizem, vitrinlere dizili

sentetik ürünler değildir. Dünyanın bizim için görkemli

planları var. Kanıt aramıyoruz yaşamın kendinde nasıl da

özgür olduğuna; yürekliyiz, cesaretimizi yitirmedik hiç;

başımızı kaldırıp bakıyoruz yukarıya, baş döndürücü

yükseklikler görüyoruz: Yaz başlıyor ve kartal gibi

havalanmak üzereyiz masumiyetini asla yitirmeyecek engin

göklere…

89


www.isaretatesi.com

OMEN

You are well-dressed. Decent and kind, you are walking

down the broad busy street. Careful though you are not to

stand out, for anyone to observe, you are not at all disguised.

Whatever is mismatching about you, just with a brief glance

one can get the hint that you are not from here: an immigrant

you are, here you don’t belong.

You do not stumble, never stagger, but you are salient.

Your shadowy mien and bleak conduct reveal that, despite

moving elsewhere, you never forgot about your origins and

your ambiguous past. You are inconcealably dull and barren.

You have a plan for the day, you have things to arrange,

you need to go ahead, and you have an address in your mind.

Just stay focused on the way and walk along – even though

you see a cloud of calamity fifty yards down the street:

whether a brawl, an ambush or a commotion, whatever that

gloom is, you don’t know how and why to avoid it, and have

to walk directly on in – the way you have always been

destined to make happen what will happen next.

90


www.isaretatesi.com

GADDAR ZORBA

-tema con variazioni-

Durgun, sabit, donuk, karanlık, ölgün.

Aşağı, düşük, alçak, dip.

Dar, sıkışık, soğuk, kupkuru, yavan, kaskatı.

Gaddar Zorba! Söyle adlarımızı, bir bir öne çıkalım. Sıraya

diz bizi, hizaya sok. Düzelt, kalıplara zorla, dayat. Zamanımızı

düzenle, görevler yükle, meşgul et. Yont hafızamızı, ezberlet,

unuttur. Eğlendir bizi, tatmin et. Yürüt caddelerde.

Tabelalarda ilanlar gördür. Her gün aynı yerden geçir, aynı

yere baktır. İşlevlerimizle tanımla bizi, koşulla. Gizemsiz

yaşamayı öğret.

Çiçekler, yapraklar dökülüyor, kuruyor ağaçlar, toprak

zehirlenmiş, ortalık yangın yeri, boşver. Önemseme, yürü, hiçe

say. Dönüp bakma, etrafına bakma, kör noktaya bak. At

gözlüğü bir lütuftur sana. Dalıp git, uyuş, transa geç. Kilitle

kendini, yeter ki çelişme. Zihnini örsele, dumura uğra

91


www.isaretatesi.com

gerekirse. Bak, kent ne güzel, tam haritalardaki gibi, iki

boyutlu, git, tüket. Kaynakları kurut, zorbalıkla bastır ışığı.

Sentetik gökyüzü en iyisidir, alış. Oksijen tüpüyle gez, havayı

soluma. Ciğerlerinden su çektir. Kavrul, budur en doğrusu,

için kurusun. Dünyanın kurtçuğu ol. Kıvıl kıvıl kayna. Atalete

gömül, çürü. Gaddar Zorba böyle istiyor! Sabit fikrini al,

kabuğundan çıkma.

“Yükseklerde neyin heyecanı? Bulutlarda ne görkemi?

Kimin kanatları var? Başdönmesi de hastalıktır, gökyüzü de.

Nereye yürüyeceksin? Yollar işaretli değil, güzergâh yok.

Gidemezsin, otur oturduğun yerde. Bir kıvılcım mı

bekliyorsun? Boşuna. Pırıltıları boğar Gaddar Zorba,

yöntemlidir. Olaylar patlak veremez; ne durum var, ne dürtü.

Anlam kayıp, plan geçersiz, müzik öldü sonsuza dek.

Vazgeçtik dağlardan da, denizden de. Su içmek bile yok artık.

İşte layık olduğun kestirme yaşam. Gaddar Zorba’ya itaat et,

nefes bile alma mümkünse, yapıver bunu hemen.”

92


www.isaretatesi.com

BULUŞMALAR

İnsanlarla karşılaştım.

Kuzeyden gelmişlerdi. Başkaydılar, apayrı bir havaları

vardı, benzersizdiler. Çehreleri soylu, göz çukurları derin,

bakışları deliciydi. Alınları, elmacık kemikleri, burunları,

çeneleri tuhaf ışıklar saçıyordu. Onca zaman nasıl bakabildim

onlara, cesaretimin kaynağı neydi, bilmiyorum. Parlak, dinç

tavırlarıyla seçilmişleri andırıyorlardı; bir halenin içindeydiler

sanki. Gizemli bir şeyler mırıldandılar. Gittiklerinde,

mavimtrak bir gölge, derin bir elektrik kaldı onlardan geriye;

yüzüm kuzeye dönük bekledim onları uzun zaman.

İnsanlarla karşılaştım.

Kentin çölünden gelmişlerdi. Benizleri sapsarıydı, asık

suratlıydılar; güneşle kavrulup kurumuş gibiydiler. Cılızdılar,

siliktiler. Güçsüzlükleri, buna karşılık çalışmaktan başka bir

şey bilmedikleri her hallerinden anlaşılıyordu. Mesailerle

yıpranmışlardı. Dibimde bitiverdiler, evraklarla çıkageldiler.

93


www.isaretatesi.com

Bulaşıcıydılar, safra saçıyorlardı: Ahşabın ve metalin

yorgunluğunu getirdiler.

İnsanlarla karşılaştım.

Kalemle çizilmiş gibi benziyorlardı birbirlerine, topluluk

halindeydiler. Herkesin birbirine denk olmak zorunda olduğu

bir kafile. Her geleni vasatlaştırıyorlardı. Mecbur kalmıştım

onlarla vakit geçirmeye. Boş konuşuyorlar, tahammülümü

küçük küçük zorluyorlardı. Bir müzik dinlettim onlara, ortalık

buz kesti: Aynı kandan değildik. O an, gariptir, en

duyarsızların bile farkedebileceği bir netlikle açığa çıkmış oldu

kimi kötücül kişilik sırlarım.

İnsanlarla karşılaştım.

Rengârenktiler, capcanlıydılar, dişiydiler. Rüzgâr gibi

geçip gidiyorlardı bahar dallarının altından. Zaman

yavaşlıyor, etraf sessizliğe bürünüyordu. Egemen bir havaları

vardı. Edalıydılar, belli ki kurnaz, ele avuca sığmazdılar,

bağımsızlıkla kutsanmışlardı. Ufka bakan gözlerinde ne

istediklerine dair bir ipucu aramak boşunaydı; bir düş ya da

efsanenin içinde yaşıyorlardı bana kalırsa. Hayat onlarda daha

yumuşak, daha hafif, dünya onlarda daha derin, daha ılık,

daha yoğundu. Yaydıkları esinler müthiş kokularının bir

işaretiydi. Geçip giderlerken tüm kalbimle inanıyordum

onlara. Baktım, baktım, öyle çok baktım ki, onlara dönüştüm

94


www.isaretatesi.com

sonunda: Yaşadıkları dünyanın içine sokuldum, onlar oldum.

Onlarla soludum.

Spring Kafe’de oturuyorum şu an. Kahvem ve limonlu

sodam gelecek birazdan. Karşılaşmalar hep sarstı beni, içimde

gene bir kargaşa. Elim ayağım titriyor. Yok mu buluşmaların

bu yoğun etkisini giderebilecek bir yatıştırıcı, bir aygıt mesela,

ayarlarıyla oynayabileceğim bir sensitive mood regulator, yahut

ona benzer bir icat, bir mekanizma?

95


www.isaretatesi.com

DELİ DUYARLILIK

Ah, Yaşar Bey, siz şoför koltuğunda ağzınıza leblebileri

bir bir tıkarak ticari hayatın kurnazlıklarından söz ettiğiniz

sırada, bilmiyordunuz ki, yan koltuktaki genç adam aydınlık

göğü, derin uçurumu, puslu körfezi yüceltiyordu soluk soluğa!

Ve reklam afişindeki kızla konuşuyordu o bir yandan da:

“Reklam kızı! İdeal görünüşünü bulmuşsun… Bu çerçeve, bu

poz, bu renkler – ve benim şu an sana bakan gözlerim:

Fotoğrafçın ummamıştır bu kadarını! Zamanlaman harika;

saçtığın pırıltılar büyülüyor beni; seni ait olduğun derin

sonsuzluğa katıyorum…”

Biraz olsun görebilseydiniz keşke Yaşar Bey, gün boyu

kendi dünyasında çabalıyordu genç adam. “Son sürat dönen

bir çark gibiyim, – sevdiğim Mahler motifini tepelere,

bulutlara, denize karşı milyon defa tekrarlamaktan kendimi

alamıyorum,” diyordu: “Çılgınlık nişanemi bulmuşum; eğer

bunun için değilse ne diye varım ben? Vade mecum dedi bana

dünya ve ben çağrıya uymaya mecburum…”

Garipsiyordunuz onu Yaşar Bey, neden garipsediğinizi

bilmiyordunuz, ama garipsiyordunuz. Oysa, garipti belki ama,

96


www.isaretatesi.com

kendini açıklıyordu o her tavrıyla, eğer kulak verebilseydiniz:

“Etkilendim ışıktan, maddeden ve havadan, çok etkilendim…

Günün saatine, seslere, kokulara gömüldüm. Tadına doyulmaz

dünyanın! Bir düştür bu gördüğüm, neden uyanmak

isteyeyim? Bir tebessüm yeter bizi uzlaştırmaya, küçük bir jest

yalnızca, dilerseniz bu düşü sizin için de görebilirim…”

Evet Yaşar Bey, farkında olmasanız da böyle bir genç

adam vardı yanıbaşınızda: İçinde bir magma yoğruluyordu

onun; üzerine titriyordu pırıltının, soluğun, ateşin; sonsuzlukla

nihai uzlaşmasını başka bahara bırakmak zorundaydı hep.

97


www.isaretatesi.com

KASIRGA BELGESELİ

Kasırga haberi gelir gelmez alarm durumuna geçti

kasaba. Merkez, okyanus üzerinden yaklaşıyordu, ilk burayı

vuracaktı. Acil önlemler alınması gerekliydi, hazırlıklar

başladı.

Önce evleri daha güvenli kılmak adına çatılar ve bacalar

sağlamlaştırıldı, dış tesisatlar korumaya alındı, pencereler

metal plakalarla kapatıldı. Öteberi ambarlara kaldırıldı,

depolara ve garajlara kilit vuruldu. Duvarlar, dış cepheler

olabildiğince güçlendirildi, kolay kopabilecek çeşitli aksam

sökülüp toplandı. Kasırga kasabayı vuracağı zaman insanların

sığınacağı evler kale gibi olmalıydı. Erzaklar hazırlanıp,

insanlar kapalı kapıların ardına çekilmeye başladı.

Herkes bu acil işlerle meşgulken, sahildeki meteoroloji

istasyonundan bir bilim adamı, J. M. Turner, bambaşka bir

telaş içindeydi. Müthiş bir çabayla antenlere, lamba

direklerine, bayrak gönderlerine, kasaba merkezindeki ve

sahildeki çeşitli yüksek noktalara kameralar yerleştirmekle

uğraşıyordu. Bir başına onlarca kamerayı sabitliyor, bantlarla

98


www.isaretatesi.com

sarıyor, hepsinin ayarlarını yapıyordu. Olabildiğince dayanıklı

olmalıydı kameralar; kasırga sırasında kayıtta olacaklardı.

Sıradışı bir adamdı Turner. Çalışkan bir bilim insanı

olduğu kadar, kendine özgü, mistik sayılabilecek birtakım

duyarlılıkları da vardı. Şaşılacak bir azim ve çabuklukla

kamera sistemini tamamladı ve alelacele hazırlanarak herkes

gibi evinin sığınağına çekildi.

Son elli yılın en şiddetli kasırgasıydı. Altüst oldu ortalık.

Dalgalar metrelerce kabarıp sahili dövdü, seller tufan gibi

kapladı sokakları. Alınan önlemlere rağmen şiddetli rüzgârla

telefon direkleri yerinden söküldü, elektrik kabloları koptu,

trafik lambaları devrilip sürüklendi, çatılar uçtu, heykeller,

anıtlar parçalandı. Rüzgârın ve taşkın suların o akılalmaz

kargaşasında, doğanın o çılgın temposunda, dışarıda tanıklık

edecek tek bir kişi bile yoktu. Ama kameralar kayıttaydı.

Kasırga dindiğinde insanlar yavaş yavaş evlerinden

çıktılar. Ölen veya yaralanan yoktu. Ama dışarıda kopan

kıyametin büyüklüğü geride bıraktığı tahribattan

anlaşılabiliyordu. Hasar tespit ve enkaz kaldırma çalışmaları

hemen başladı.

J. M. Turner ise sığındığı yerden çıkar çıkmaz

kameralarına koştu; görüntüleri bir an önce incelemek için

yanıp tutuşuyordu. Sağlam kalabilmiş bir düzine kameradan

kayıtları topladı. Ortaya çıkacak sonucu hayal ettikçe

ürperiyordu. Bunlar bilgisayar ortamına aktarılarak

birleştirilecek, böylece kasırgaya dair çeşitli açılardan saatlerce

uzunlukta bir video kaydı elde edilmiş olacaktı. Planı şuydu

99


www.isaretatesi.com

Turner’ın: Video hazırlanınca, ekran karşısına geçecek ve

kasırga belgeselini saatlerce yerinden ayrılmadan, transa

geçmişçesine izleyecek, böylece herkes sımsıkı kapalı kapılar

ardındayken, dünyanın dışarıda, insanın olmadığı yerde,

insansız nasıl sürüp gittiğine saniye saniye tanık olacaktı.

100


www.isaretatesi.com

KUSURSUZ BİR ARA

İçinde mum yanan bir kovuk gibi: Birkaç binalık

apartman öbeğini içine alan vadi ağzını geçip giderken böyle

yakalıyor gözlerim. Görüyorum, öyle hoş, öyle sevimli bir

havası var oranın, her haliyle bilge hazların, yaratıcı

deneylerin, ince buluşların ve aşk coşkularının gelişimi için

uygun bir ortam sunabileceğini sezdiriyor insana. Kutsal bir

koku yayılıyor sanki o sıcak, güvenli kuytudan.

Geride, tepenin üzerinde, incecik bir bulut katmanı hariç

masmavi bir gök; yamaçta ılık esintiyle dalgalanan gür

yapraklı ağaçların ötesinde, uzakların tülüne karışan sınırsız

bir genişlik hissi.

Binaların ortasında, parlak güneşin vurduğu, uzaktan bir

açık hava sinema perdesini andıran bembeyaz bir duvar

çarpıyor gözüme: Yüzeyinde, türlü ışıltılarla, yazın tüm

iyimser düşlerinin çekirdeği barınıyor.

Dolaşsın şimdi orada, duvarın ardındaki gizli Mağrip

bahçesinde, habanera melodileri eşliğinde, muzip bir kurdele;

çocukluk yazlarımdan nice duyumlara karışan o cennette

101


www.isaretatesi.com

uçuşup oynaşarak dolaşsın kelebeklerle, kuşlarla, sineklerle,

karahindiba tüyleriyle!

Değil mi ki daracık bir alanda bu esenlik dolu köşe, bana,

yaklaşan güçlü bir varoluş dolunayını şimdiden haber

vermiştir, o halde içgüdülerime güvenip, henüz gelmemiş

doyurucu zirveleri kentin uzak tepelerinde bekletmem

gerekir…

102


www.isaretatesi.com

GELECEK

Esperanza’ya

Gördüm: Krom rengi gökyüzü ve hâkî yeryüzü

kelepçelenmişti birbirine. Buydu şehla gözlerle boşluğun kilit

noktasına baktığımda gördüğüm parlak dünya. Şimşek

aydınlığında heykel kesilmişti manzara, cevherdi her şey.

Kıvrılarak gelen mermer caddenin yakın dönemecinde, bahçe

kapısı kemerinin üzerindeydi en ağır trajedi. Külrengi koylara

fa diyezi bırakan yağmurları duydum. Yüksek nişlere

yerleşmişti fosforlu konaklar. Balkonları beklettim. Göğün beş

noktasının derinliğine çevrilmiş lekesiz açık mavi

merceklerden çekildi kırlangıçlar. Kalabalığı susturup geçen

boleroya bıraktım meydanı. Asfaltta hızla dönen tekerleklerin

dumanlarla, metalik pırıltılarla, sıçrayan sularla önüne kattığı

kent, dik yokuşun ardının vaat ettiği kurguya doğru yürüdü.

Kuzeyin geçitlerinde vuruyor dev kapılar! Kaçak gölgeler

arasından tunç çiviler çakılıyor pirinç panoya; kaidelere

heykeller iniyor. Kurtların ve çakalların nefes nefese koştukları

karanlıktadır gece kasabalarını birbirine bağlayan zorunlu ilgi.

Yağmurla ıslanmış kir pas içindeki istasyona hantal hantal

103


www.isaretatesi.com

yanaşıyor muhteşem Trans-Sibirya treni. Okyanusun

işaretlediği kıyılardan bana kalan etkiyi uzatıyorum. Rüzgâr

süpürüyor boz yamaçlardaki medeniyetleri, kayalıklardaki

dev insan yüzlerini. Uzak yol yolcusu için semtlerden

süzülüyor tatlı bir sızı: Kirli sarı kenti bir düş krallığı gibi

gören kutlu göz! Sırf büyüklük duygusu için inşa edilmiş

anıtlar, kuleler; uçsuz bucaksız uçak pistleri, otoyollar, tren

rayları; ufka bakan taraçalar… Heyecanım en uzaklardaki altın

zirvelere dek kabarıyor.

Tutkunun göğüdür bu alev alev yanan! Taşra efsaneleri

sıralanıyor manzarada, çağların büyük günbatımı, kırlarda ve

sanayi bölgelerinde gece tedirginliği. Vadilerin, madenlerin,

ormanların karanlığını izlenimlere boğuyor kutsal kan!

Kanyonlara, uzak banliyölere, bozkırın ötesine mühür gibi bir

işaret…

Geleceğimdir bu işaret benim!

Geleceğim! Rüzgârlar esiyor dört bir yana. Her yanda

amaçlar, dürtü, heyecan; her yanda buyruğum…

Düşündüğüm ister atom denizaltıları, ister Isfahan kubbeleri

olsun, ister bir demiryolu kavşağının üzerindeki işaret

lambalarındaki hüzün, isterse arktik ovalara doğru alçalan

planör, her yanda iradem, gücüm, hevesim.

Geleceğim! Gece vakti uzak dağ başındaki gözlemevinin

lambalarında aradığım doyum, ışıklarla yaptığım gizemli

ayin…

104


www.isaretatesi.com

Boşuna değil kentin çılgın temposu, bulvarlar,

kalabalıklar, arabalar; boşuna değil insanların gökdelenlere,

neon lambalara, metro tünellerine bunca inandığı! Boşuna

değil meydanlar, parklar, göletler, iskeleler! İmgelerin büyük

dolunayını yakalayacağım. Restoranlarda, kütüphanelerde,

konser salonlarında, kafelerde bir köşede benim de yerim

olacak kış günlerinde. Kahvemi seveceğim. Denizaşırı tecim

olanakları bile olacak benim için gemilerin ötesinde… Geceye

meydan okurcasına bakacağım bir kral süitinden, kente karşı

Şostakoviç dinleyeceğim!

Görüyorum çünkü, umudun sükûnetiyle genişliyor yaz…

İki tarafı ağaçlı yolda yazgımın kökeni, en büyük vaadim:

Masumiyetim.

Geleceğim! Höyüğün üzerindeki kızıl günbatımında bir

çırpıda binlerce yıl – ve şimşek gibi çakıyor geleceğim!

Kentin, ormanın ve tepelerin ötesinde tüm coğrafya aynı

perspektife doğru uzanıyor – ve bir yemin ediyorum yaşlı

gözlerle, ölen küçük kızın ardından: “Eşsiz kaynaklar bulup

varlığı yeniden keşfedeceğim senin için; işaretleri kovalayıp

dünyayı baştan yaratacağım senin için…”

105


www.isaretatesi.com

TAKILIP KALMAK

Sözleşmiştim arkadaşlarımla. Yola çıkacağız. Buluşma ve

hareket yerimiz duvarın ardında. Beklediklerini biliyorum.

Kentin dış mahallelerinden biri burası; binalar arasında

kalan loş bir arsadayım. Gecenin bir yarısı. Kimseler yok.

Etrafta yalnızca hayli yıpranmış, genişçe bir beton duvar,

hurda ve moloz yığınları, viran bir kamyonet, atılmış bir

koltuk, solgun lambası cızırdayan bir elektrik direği, yırtık

afişler, koşarak geçen topal bir köpek var. Kimsenin yaşayıp

yaşamadığı anlaşılamayan birkaç ev avlusu arasında kalan bu

boş arsada beton duvarın önünde, sırtımda çantam, ellerimi

hafifçe iki yana açmış, korkuluk gibi duruyorum. Kasvetli bir

fırtına var, yağmur şiddetli rüzgârın girdaplarıyla savruluyor.

Karşımda duvar. Neyin duvarı bu? Yolumu kapattığı

kesin. Fakat beni onun karşısında durduran, donduran başka

bir şeyler var. Baksanız, aşağı yukarı üç metreye yedi sekiz

metre bir kütle, banaysa baktıkça çok daha geniş görünüyor.

Önümde aklımı çelen bir engel. Takılıp kalmışım. Sanki

görülecek bir hesabım var bu duvarla.

106


www.isaretatesi.com

Tam buluşma saati şu anda. Arkadaşlarımın beni

beklediklerini biliyorum. Evet, bu duvarın ardındalar.

Seslendiklerini duymasam da çağrıyı alabiliyorum.

Geriliyorum, sorumluluğum dürtüyor, ama buradaki işimi

halledene dek birkaç dakika daha gecikebilirim. Beni

bekleyeceklerdir, şu an istesem de yerimden

kıpırdayamıyorum.

Niye burada durmak zorundayım? Bunu duvara

soruyorum. Islak, üzerinden süzülen yağmurla parlayan bir

duvar bu; yüzeyi pürüzlü, yamrı yumru, kimi yerde dışa

doğru epeyce şişkin, kimi yerde içe doğru adamakıllı göçmüş;

rengi solgun, kenarlarından ortasına doğru uçuk maviden

beyaza doğru kayıyor dalga dalga; yosunlar, yer yer küf

lekeleri, çeşitli döküntüler ve renk değişimleriyle organik bir

görünüm kazanmış. Oysa nasıl da cansız. Ama böyleyken,

yine de önünde yeterince süre durunca, insan bu koca kütlenin

beyaz karnında bir canı olabileceği hissine kapılıyor. Orada,

duvarın karnında, neye delil olduğunu bilmediğim kurşun

gibi bir ağırlık var.

Olduğum yerden ayrılamıyorum, ama burada kalmam

durumu benim için daha da güçleştiriyor. Duvarın kendinde

taşıdığı o büyük soru işaretini yine duvarın kendisine

yöneltmem bir işe yaramıyor. Vakit geçtikçe, biraz daha, biraz

daha bekledikçe hiçbir sonuca varamıyorum. Ortaya bir şey

çıktığı yok, ha geldi ha gelecek desem de bir şey geldiği yok.

İşim uzadıkça uzuyor, gecikiyorum.

107


www.isaretatesi.com

Artık gitmem gerekiyor, fazlasıyla geç kaldım.

Bekleyecek bir dakikam daha yok; burada kalacağım her

saniye benim için telafi edilemez kayıplar getirmeye

başlayacak. Karşımdaki meydan okumaya bir yanıt

veremiyorum işte; ne kadar zorlasam da giriştiğim işi yarıda

bırakmak zorundayım. Mesele, duvarın yolumda dikiliyor

olması değil, basbayağı etrafından da dolanabilirim. Ama bu

duvarın kendisinde bir şeyler var, bana dair, benim bir karşılık

vermemi isteyen. Etraftaki uğultulu sesler, birtakım pis

kokular, yağmurun temposu, karanlığın derinliğinde işleyen

zaman – hepsi tekrar tekrar beni döndürüp duvara, duvarın o

başa çıkılmaz karnına kilitliyor.

Ama nihayet yerimden kıpırdıyor, buluşma yerine doğru

yöneliyorum. – Başka çarem yoktu, geçip gitmek

zorundaydım. Geride bir şey bırakıyorum, benim için koskoca

bir şey, yabana atılamayacak önemde, derin, bilinmez, büyük,

ağırın en ağırı. Ve kendi kayıplarımı bırakıyorum. Zihnimin

merkezinde bir düğüm gibi, bundan bana kapkara bir topak,

bir yumru kalacak – ve bu bana hep tek bir şeyin ilhamını

verecek: evrenin bir yerinde, tek bir hayali noktada sonsuz

yoğunlukta, bitimsiz, içe dönük, tamamen karşıt, tanımsız bir

enerji olabileceği…

108


www.isaretatesi.com

YAŞAMDA YERİMİZ

Yaşamın neresinde yerimiz?

Kimi şeylere uzak, kimi şeylere yakınız. Kendimize ait bir

alanımız, kendi dünyamız var: seçtiklerimiz, seçmediklerimiz,

bizi seçenler, seçmeyenler. Neyi görmek istiyorsak, o görüyor

bizi. Eylemlerimiz var; sevmek istiyoruz eylemlerimizi.

Zamanla olan ilişkimizin aracıları onlar – mutlak içeriklerini ve

sıralanma mantığını bilmediğimiz, ama hep bize özgü ortak

karakteri taşıyan aracılar. Ve o ortaklığa bağlı kaldıkça, doğru

eylemin ılık kovuğunda rahatız. – Kimi zaman esaslardan

uzaklaşırız da, bir süre boşa döner, döneniriz, işin içinden

çıkamayız.

Yaşamın neresinde yerimiz? Özel değerimiz nedir? Bize

nereyi hazırlıyor yaşam kendi kat kat, kaideli düzeninde? –

Eşit değiliz: Olaylar seçip ayırıyor bizi, sıralıyor, dağıtıyor.

Becerilerimiz besliyor talihimizi; ve yazgı esgeçmiyor bunu.

Eğer bizde meziyet varsa, yükseleceğiz: Gövdemizde

yanıyorsa alev, eylemlerimizi içeriden o tutuşturacak. Yaşamın

düşüncemizi, belleğimizi tam bize layık yumuşak döşeklere

yatırmasını istiyoruz. Belki doğduğumuz mahallede

109


www.isaretatesi.com

döngüsünü tamamlayacak ömrümüzün ayı; belki dört bir yana

gideceğiz, dünyaları fethedeceğiz. Sınırımız belki balkonda

komşumuzun mavi tentesini farkedip salona geri

dönmemizdedir, – belki de körfezin başdönmelerinde zorluyor

olacağız uçları, gülde gece fırtınaları bulacağız.

Talih gözetecek bizdeki cevheri! Aydınlık uğraklardan

geçecek yolumuz! Yaşamı seveceğiz, olduğu gibi seveceğiz!

Talihlisiyle ya da düşkünüyle, her türlü olasılıkları içinde,

parlak, ışıl ışıl bir bütün olarak görüyoruz ruhların

panoramasını, yürekleniyoruz…

110


www.isaretatesi.com

İNANILASI

-prelüd-

Kentin güvertesi üzerindeki Ekvator göğünün göz

kamaştırıcı köşelerine doğru sırtını kabartıyor para kamyonu.

Uzaktan, yolda ilerlerken görüyorum onu.

Gücü başka yerde aramak için çıkmıştım dışarı: Evimin

loş mutfağında, köşedeki bulgur çuvalının gün ortasında

zindanları işaret eden tehlike oku hiç inanılası gelmemişti

bana. Dışarıda, iki yana kayarak açıldığında kapılar, eski

canavarlıklardan kalıt vahşi bir çehreyle bakıyordum caddenin

sonundaki dönemecin göbeğine.

Uzun bir yokuşla kentin yüksek binalarına doğru giden

şu anayolun üzerinde her kavşakta ve her köprüde; yol

kenarında çitlerle çevrili her arsada ve bahçede gizli bir düş

bekler. Tepeye doğru nefes nefese bakıyorum.

Evimin durmadan içimi oyan ve ölgün uykulara

güdümlü olduğumu söyleyen kasvetli dörtduvarındansa,

ayılır ayılmaz alnımda çakan kıvılcımı, yolda gördüğüm

işaretleri, mahallelerin bağrında kaynayan iksiri ve emareli

minareleri hep daha inanılası bulmuşumdur ben.

111


www.isaretatesi.com

Yollar, mahalleler, bahçeler seraplara karışır, – kent olur

böylece.

112


www.isaretatesi.com

GEREKÇE

Cila kokusunun gezindiği ahşap dans salonunun sessiz

boşluğunda, uzun saniyeler boyunca yumulu kalan gözleri

açmak için, sınırları zorlayan derin nefes bir gerekçe.

Kasvetli göğün vahşi bulutları altında, uğultulu kentin

ıslak ve ıssız tedirginlik gecesinde, içinden parlak bir yıldız

geçirmek için, zafer kemeri bir gerekçe.

Otelin kral dairesinin göğe kilitlendiği yükseklikte

karanlığa karşı odanın kuvvetli ışığı, gecenin sonunda, gün

boyu sayısız defa dönmüş haz çarkına bir tur daha attırmak

için bir gerekçe.

113


www.isaretatesi.com

OPERASYON

Engeller ortadan kalktı, kusursuz bilgi akışı sağlayacak

bir ağ kuruldu. Organik bünyedeki dolaşım sistemini

andırıyordu bu ağ. Depolanan bilgiler katı çerçeveler içinde

denetleniyor, hızla işleniyordu. Hatalı kodlar, gereksiz

tekrarlar elendi, problemler giderildi, net sonuçlara varıldı.

Sonra, sayısız işlem içinden tek bir işlem seçilerek, ana

işlem olarak tanımlandı; ona özel bir algoritma geliştirildi. Ana

işlemin algoritması değişiklik ve eklemelerle aşama aşama

yetkinleştirilmeliydi; kaynakların tümü bu iş için seferber

edildi. Hatasız bir algoritmaya ulaşıldığında bile düzeltmeler

devam etti, yetkinliğin en üst seviyesini aşıldı ve sonunda öyle

bir kırılma yaşandı ki, tüm işlemler evreninde olumlu yönde

genel bir sapma ortaya çıktı, bütün işlemler eşzamanlı olarak

hızla optimize oldu.

Sisteme bağlı şekilde, sürekli harf kombinasyonları

deneyerek saniyede bin defalık bir hızla anlamlı anlamsız

sözcükler türeten bir ekran vardı; bir ara görüntüde tanrısal bir

ad belirdi ve çakan ışıklarla evrenin ambiyansı birdenbire

değişti.

114


www.isaretatesi.com

Bir odada yaşandı bunlar. Bir eşik aşıldı.

Renkler kafa karıştırmıyor artık. Mekân sakin. Ilık havayı

soluyarak tatlı tatlı ürperiyoruz. Çılgınca raporlar, uzayıp

giden veri dökümleri, bitmek bilmeyen tablolar, formüller

durulmuş. Şeytanî angarya sona erdi. Göstergelerde zamanın

hazza uygun çizgisel akışı. Eylem akılcı esaslara kavuştu,

çarpık deneyimle altüst olmayacağız. Düzenin esenliği egemen

olmuş. Durumun nasıl devam edeceği biliniyor, sırada ne

olması gerektiği açık. Çünkü hassas bir kesinlik yakalanmış,

kaynaklar ve etkiler tanımlı.

Oluş şimdi başladı.

115


www.isaretatesi.com

DALDAKİ KUŞ

Ağacın dalında duruyor kuş. Nokta kadar

gözbebeklerinden bakıyor dünyaya. Etrafına tanık olma,

sesleri duyma, kokuları alma: Onun evreni budur. Berrak

bilinci duyumlarına denk. Değişimleri gözlüyor, kıpırtıları

takip ediyor, ayrımlar yakalıyor. Nasıl da uzun uzun bakıyor

hiçbir şeyin gelmediği boşluğa… Gündüzse bekliyor,

seyrediyor; geceyse, uyumuyorsa, geceyi dinliyor. Gözünü

dört açmış; kendini koruyor; tüyleri, kuyruğu, gagası yerli

yerinde ve pırıl pırıl. Nedir incecik ayaklarla tünemesi, başını

hızlı hızlı çevirmesi; nasıl bir şeydir çırpınıp silkinmesi, bir

daldan diğerine konması? Gökle arasında hiçbir engel

olmaması nasıl bir şeydir? Yağmurlu saatler boyunca dalda çıt

çıkarmadan duracak; tünediği yerden yaprakları, damlaları,

havayı, toprağı seyredecek.

Bir o, bir de koridordaki bitkinin ulaşılmaz yaşamı.

116


www.isaretatesi.com

DERİN MAVİ

Kuzey’e

Akşamüstü kentin gökdelenleri, elmas lambalar, dağların içine

doğru gömüldüğü derin mavi…

Bu derin mavideydi, gençken kovaladığım tüm zevklerde

aradığım tanıdık köken. Sevdiğim sinema ve müzik bu derin

maviye yaklaştığı zaman, ortalama güzellik fikrinin her

yerdeki büyük tapınağına yaklaştığımı hissediyordum. Park

manzaralarında, konutların mimarisinde, çam koruluklarında,

sahillerde, otobanlarda, uzak zirvelerde, tepenin ardından

yankılanan konser uğultularında, ya da kapalı kamusal

mekânların türlü ambiyansında, ışık oyunlarında, metalik

yansımalarda, yapay kokularda hep bu derin maviyi duyuyor,

ona doğru sokuluyordum.

Çağa uyduğum için lanetlenmedim, aksine yüceltildim.

Öyle sanıyorum, yüzyılımızın tüm kültürü bu derin maviyi

yakalamayı amaçlamıştı ve gelecekte de tüm beğenimiz onun

üzerine kurulu olacak. Sarmaşıklı duvar boylarında, tavan

pencerelerinde, ya da renkli ekranlarda, tatlı ürperişler içinde,

daima bakir kalan o derin maviyi buluyorum. Vadinin

117


www.isaretatesi.com

ucundaki sarayın görüntüsünde gizli en can alıcı işaretleri

görebilmek için bakışlarımı bir öyle bir böyle çeviriyorum.

Şimdi, bu sonbahar ekinoksu akşamı pencere kenarına

oturup manzarayı seyrettiğim sırada, karşıki boz yamaçlar

üzerinde yine aynı derin maviyi buluyorum.

Hatırlıyorum, gençken kentin gökdelenlerini, elmas

lambaları ve dağların içine doğru gömüldüğü derin maviyi

gördüğüm zaman, başımın üzerinden bir anlığına hafif bir

rüzgâr geçer, düşüncelerim tazelenip arınırdı – ve büyük bir

yaşamı, büyük bir aşkı, büyük olayları, büyük buluşmaları

esinleyen pırıltıyı yakalardım.

118


www.isaretatesi.com

ARRANGEMENT

They were the days of “Mighty summer, a perfect day to be

living” – the pop melody that I filled with my very own spirit.

Joy without reason! What an arrangement it was with the city

that it opened its doors wide before me with the melody the

key in my hand. The key to fulfilling exposure in boulevards,

in parks, in narrow alleys. The key to potency. The key to

conquest. The key to absolute relief. The key to the possibility

of even being overwhelmed by a backyard corner busy with

flies. – Not a thing to question! The city revealed all its hidden

wonders, and I was there to exploit it to the end.

All passion flowing into the facility of one simple

melody, repeated a million times and forever ageless – only to

wake up one day to realize that the key had all of a sudden

become useless.

It was in those keyless days that I came to experiment

with alchemy, instinctive esoterics, and the art of undoings.

119


www.isaretatesi.com

ALT DÖNGÜ

devrik desenlerde,

insan kalabalıklarında,

sıra sıra levhalar boyunca hızlı bir geçişin

yarattığı kafa karışıklığında,

–– dönüş:

aynı basit

oyun şablonuna.

noktalı yüzeyde beliren şekillerde,

ufku tanımlayan renk şeritlerinin

ortasından geçen kaçak atlılarda,

lacivertin önünde silkelenen iskambil kartlarında,

büyük metal bilyelerde,

–– dönüş:

aynı basit

oyun şablonuna.

120


www.isaretatesi.com

kente doğru

perspektifimin uç açıklığıyla orantısız bir

açılış yaptığımda,

günün beklentime tepkisiyle,

kılcalda aniden yükselip inen cıvada,

–– dönüş:

aynı basit

oyun şablonuna.

çizgiyi aşıp kazaya uğrayarak uslanmışsam,

ya da eşiklerde takılıp kaldıysam,

metropol siluetlerini gözüm kesmiyorsa

ve kurulmuş gibi dönüyorsam eve,

–– dönüş:

aynı basit

oyun şablonuna.

kavakların eşsiz görkemini

aklımdan çıkarmasam da,

bakışlarım uzaklara varamazsa,

akşama doğru boz dağlarda nasıl

tatlı bir burukluk olabilirse olsun,

121


www.isaretatesi.com

–– dönüş:

yine aynı basit

oyun şablonuna.

122


www.isaretatesi.com

123

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!