Yıkımlara, Yağma ve Talana İzin Vermeyeceğiz ... - Yürüyüş

yuruyus.com

Yıkımlara, Yağma ve Talana İzin Vermeyeceğiz ... - Yürüyüş

AKP’nin Yağma ve Talan Saldırısı Başladı!Küçükarmutlu’da16 Gözaltı 5 Tutuklama!...Küçükarmutluwww.yuruyus.comwww.yuruyus.comHaftalık Dergi / Sayı: 3025 Şubat 2012Fiyatı: 1 TL (kdv dahil)info@yuruyus.comObama’nın Uşakları, Şimdi deÜlkemizi Amerikan Kontrgerillasının“Gizli Üsleriyle” Dolduruyor!Beşiktaş ACM ÖnüYıkımlara, Yağma ve Talanaİzin Vermeyeceğiz!Mahallelerimizi Yıktırmayacağız!info@yuruyus.comKontrgerilla Ölüm MangalarınızlaDünya HalklarınınMücadelesini Bastıramazsınız!


ÖğretmenimizYANLIŞ VARSADOĞRU DA VARDIRBASKI VARSADİRENİŞ DE VARDIR !Direniş dışındaki her türlü politika kofve çürüktür.Baskı karşısında direnmeyenler,iradenin sözkonusu olmadığı gelişmelerin,peşinden sürüklenirler.Sürüklenmek devrimci sonuçlar yaratmaz.Herkes tercihi ile kendi tarihini yazar.Tel: (0-212) 251 94 35www.yuruyus.cominfo@yuruyus.comHaftalık Süreli Yerel YayınSiyasi DergiFiyatı: 1 TLSahibi ve Sorumlu YazıişleriMüdürü: Mustafa DOĞRUAdres: Katip Mustafa Çelebi Mah.Billurcu Sok. No: 20 / 2Beyoğlu/İSTANBULOfset Hazırlık: Ozan YayıncılıkAdres: Gülbahar Mah. Cemal SahirSok. Kral Apt. 7/1 B Blok No: 17Daire: 6 Mecidiyeköy / İSTANBULTel: (0-212) 216 41 78Faks: (0-212) 216 41 79Yurtdışı Büro: Vakıf EFSANEPieter de Hoochstr. 303021 CS Rotterdam/NederlandISSN: 1305-7944Baskı: Ezgi Matbaacılık-SanayiCad. Altay Sok. No: 10Çobançeşme / Yenibosna / İST.Tel: (0-212) 452 23 02Dağıtım: Turkuvaz DağıtımPazarlama San. ve Tic. A.Ş.Tel: (0-216) 585 90 00Avrupa: 4EuroAlmanya: 4EuroFransa: 4 Euroİsviçre: 6FrankHollanda: 4Euroİngiltere: £ 3Belçika: 4EuroAvusturya: 4EuroGerisi hayat...


İ ç i n d e k i l e r4 Kontrgerilla ölüm mangalarınızladünya halklarının mücadelesiniengelleyemezsiniz!Obama’nın Uşakları, Şimdi deÜlkemizi AmerikanKontrgerillasının “GizliÜsleriyle” Dolduruyor!5 Amerika’nın yeni stratejisindeülkemizi kontrgerilla üssüyapmak istiyor8 Hukuku AİHM’den, ABDelçisinden öğrenen oligarşiden,adalet beklemek boş birhayaldir10 Mahallelerimiziyıktırmayacağız!14 Halk Düşmanı AKP: Sobadeğil, halk düşmanı AKPöldürüyor15 En yoksullara umudu taşıyacağız17 Röportaj: DayanışmamızlaVan’daydık20 Savaşan Kelimeler: “Türkiyebir hukuk devleti”21 Devrimci Okul: Biz kimiz?Ne istiyoruz? ( Bölüm 1)25 Evrensel’in devrimcileri yoksaymasının nedeni devrimmücadelesinden duyduğurahatsızlıktır!29 Mamak cezaevi anılarını yazankadınlar “Mamaklaşma”nınsorumlusudurlarÜlkemizde Gençlik32 Hayatın Öğrettikleri:Eğitim çalışmısını hayatıniçine uyguladık33 Gençliğin Gündeminden:Eğitim sorunlarını ancakörgütlü gücümüzleçözeriz...34 Gençlik Federasyonu’ndan:Düzen ideolojisine karşısavaşmak alternatifeğitimle mümkündür!35 Gençlikten Haberler:Parasız eğitim sınavsızgelecek, hakkımız!istiyoruz alacağız!38 Liseliyiz Biz: Bulgaristandevriminde yer alangençlikten öğreniyoruz40 Cepheli: Cephelisahiplenendir41 Devrimci İşçi Hareketi:AKP’yi “kaos”la tehditetmek yerine, haklarınızıdirenerek savunun!42 Devrimci DİSK’i yaratacağız!43 Özgür Tutsaklardan:Kalemlerimizin ucu sınıfbilinciyle açılmalıdır!45 Sınıf Kini: En güçlü silah:sınıf kini47 Halkız HaklıyızKazanacağız:Gecekonduları yıkıpİstanbul’u finans merkeziyapacaklar49 Halk Gerçeğimiz: “Komşukomşunun külüne muhtaçtır”51 Avrupa’dakiBiz: “AlmanFederal Meclisi” ırkçılığıaraştırma komisyonu kurmuş53 Berkan54 Yitirdiklerimiz55 ÖğretmenimizHaydi Çocuklar Halk OkulunaGidiyoruzÇocuklarımızı düzeninkirine, adaletsizliğine teslimetmeyeceğiz.Öğreteceğiz onlara hakkı,adaleti, emeği, paylaşmayı,dayanışmayı, umudu!Umudun çocukları olacakbizim çocuklarımız. Halkınısevmenin ustası olacak bizimçocuklarımız.ÇOCUKLARIMIZBÜYÜYECEK,BÜYÜTECEK UMUDU…ÇIKTI!


Kontrgerilla Ölüm MangalarınızlaDünya Halklarının MücadelesiniENGELLEYEMEZSİNİZ!Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012Bugün bakıldığında emperyalistlerive işbirlikçilerini tehdit edençok güçlü halk hareketlerinin, mücadelelerin,dirinişlerin olduğunu söylemekmümkün değil. Ancak bunarağmen emperyalistlerin ve işbirlikçilerinen büyük korkusu halklarınmücadelesidir. Çünkü emperyalistleröyle bir dünya yarattı ki, halkların açlığı,yoksulluğu, karşı karşıya kaldığıadaletsizlik, emperyalistler için enbüyük potansiyel tehdit olarak karşılarındadurmaktadır.Emperyalistler “tedbir”lerini butehdite karşı alıyor. Stratejilerini,örgütlenmelerini bu tehdite karşıoluşturuyor. Her şey, halkların mücadelesiniengellemeye yönelik.Amerikan Başkanı Obama yeni savunmastratejisini açıklamıştı.Bu stratejiye göre büyük ordular yerine"hareket kabiliyeti daha yükseközel komando birlikleri" oluşturacaklar.Dünyanın dört bir yanındabu birliklerin üsleneceği "gizli" üslerkuracaklar. İnsansız savaş araçlarıve komando birlikleri ile istedikleriülkede istedikleri bölgeye baskınlaryapıp katliamlar gerçekleştirecekler.Yine aynı strateji gereği denizlerdede büyük donanmalar yerineoperasyonel komando birliklerininbulunduğu “yüzer üsler” kurulacak.Amerikan gazetesi Wall StreetJournal, ABD Savunma Bakanlığı’nınaçıklamasına göre bu "gizlikomando birlikleri ve üsler"inTürkiye'ye de kurulacağını yazdı.Biz ülkemize ilişkin bu gibi gelişmeleriancak emperyalist basınyazdığında öğrenebiliyoruz. Malatya’dafaaliyete geçen Füze RadarSistemi’ne ilişkin AKP iktidarındanhala resmi bir açıklama yapılmadı.Açıklamayı Amerika’nın Ankara BüyükelçisiRiccardone yaptı.Kurulacak yeni “gizli üsler” konusundada AKP iktidarındanhiçbir açıklama yok. TBMM’nin deüsler hakkında bir bilgisi yok. CHPMilletvekili Ali Özgündüz DışişleriBakanı Davutoğlu’nun cevaplamasıüzerine meclise soru önergesi verdi.Ama henüz Dışişleri Bakanı Davutoğlu’ndanbir açıklama yok.Amerikan uşakları, Obama’nınyaverleri Erdoğan ve Davutoğlu’nunhalka yapacakları hiçbir açıklamasıyok. Halkı kandırıyorlar, gerçeklerihalktan gizliyorlar.AKP iktidarının ülkemizi emperyalizminsavaş karargahı halinegetirdiğini yazmıştık. Ülkemiz aynızamanda Amerikan kontrgerillasınınüssü yapılmaktadır.Geçen hafta Guardian yazarı JonathanSteele yazdığı makalesinde,Türkiye’nin Suriye politikasını, geçmişteNikaragua’daki solcu Sandinistleridevirmek için saldırılar düzenleyenKontralara topraklarını açanHonduras’a benzetmişti. Amerika‘70’li yıllarda, Hondras’ta eğittiğikontrgerillalarla Nikaragua’da devrimcileriiktidardan indirmek ve diğerLatin Amerika ülkelerindeki devrimcimücadeleleri bastırmak için kontrgerillabaskınları, katliamlar, kayıplaryapıyordu. Ülkemizi de şimdilik Suriyeiçin kullanıyor, ileride bütün Ortadoğu,Kuzey Afrika ve Asya’dahalkların mücadelesini bastırmak içinkullanacak. Yani ülkemiz Ortadoğu,Afrika ve Asya halkları için kontrgerillanınkarargahı haline getirilyor.Kurulacak bu üslerdeki birliklersadece Ortadoğu, Afrika, Asya’dahalklara karşı kullanılmayacak.Bu birlikler, gerektiğinde “yerel müttefiklereakıl hocalığı yapacak, askerigörevlere katılacaklar.” Yanioligarşinin ölüm mangalarına akılhocalığı yapacak, gerektiğinde kendisidoğrudan tehlikeli gördüğü devrimcihareketlere karşı katliam amaçlısaldırılar yapacak.Amerika yeni stratejisine göre yenisilahlar, yeni birlikler, yeni üslerkuruyor. Kuracağı bu birliklerin adına“Nilüfer Yaprağı” adını takmış. Dünyahalkları Amerika’nın bu özel birliklerinehiç de yabancı değil. Dahaönce de Deniz Piyade Birlikleri, YeşilBereliler, Hava İndirme Tümeni, Foklar,Nıghtstalkers, Rangers, Delta Force,Navy Seals gibi çeşitli isimler altındaonlarca özel birlikler kurmuştur.Halihazırda onlarca birliği kontrgerillafaaliyetleri yürütmektedir. Amerika’nınher yeni stratejisi önceki stratejilerininiflasıdır. Kurduğu her yenibirlikleri, diğer birliklerinin halklarındirenişleri karşısındaki çözümsüzlüğüdür.Kuracakları yeni birlikleri dehalkların direnişleri karşısında halk savaşınınyaratıcılığı karşısında çaresizkalacaktır.Amerika’nın yeni stratejisi insansızhava araçları gibi gelişmişteknolojiye ve küçük operasyonelkatliam birliklerine dayanmaktadır.Oysa binyıllardır savaşın değişmeyenbir kuralı vardır. Savaş insanla yürütülür.Halkların sahip olduğu en büyükgüç haklı ve meşru olmasıdır.Tüm dünya halklarının emperyalistlereve işbirlikçilerine karşı direnişlerihaklı ve meşrudur. Onun için emperyalizminişgalleri, sömürü ve zulmüsürdüğü sürece halkların direnişide sürecektir. Emperyalistlerin veişbirlikçilerinin hiçbir stratejisi, hiçbirteknolojisi, özel birlikleri halklarındevrimci savaşı karşısında işeyaramayacaktır. Emperyalizm kaybedecek,halklar kazanacaktır.4


Amerika'nın Yeni StratejisindeÜlkemizi Kontrgerilla Üssü Yapmak İstiyor"NATO, Türkiye'nin 'ABD'nin vekili'olarak başrolü oynadığı Suriye'dekiçatışmalara gizli kapaklı şekilde halihazırdadahil oldu. İşaretsiz NATO savaşuçakları Suriye sınırındaki İskenderun'ayakın askeri üslere varıyor.Muammer Kaddafi'nin cephanelerininyanı sıra eğitimli askerlere karşı yerelgönüllüleri kullanmakta tecrübeli olanLibya Geçici Ulusal Konseyi'nden gönüllülerigetiriyor. İskenderun muhalifSuriye Ulusal Konseyi'nin silahlı kanadıÖzgür Suriye Ordusu'nun damerkezi Fransız ve İngiliz özel kuvvetlereğitmenleri Suriyeli isyancılaraeğitim veriyor. CIA ve Amerikan ÖzelOperasyonlar Komutanlığı, iletişimekipmanı ve istihbarat temin ediyor.”Bu sözler Amerikan Merkezi HaberalmaTeşkilatı CIA'nın İstanbuleski şeflerinden şimdi ise Ulusal ÇıkarlarKonseyi Başdirektörü olanPhilip Giraldi'ye ait.Amerikan emperyalizmi yeni stratejisinegöre küçük operasyonel komandotimleri oluşturacak bunun içinde Türkiye'de gizli üsler kuracak.Bu gelişmeler ülkemiz burjuva basınında"Türkiye'de öz üs", "İncirlik'eNilüfer yaprağı görevi, Komandoçağı" haberleriyle verildi.İşbirlikçi AKP iktidarı bu gelişmeleride duymazlıktan geliyor, hiçbiraçıklama yapma gereği duymuyor.Yapsalar da yalan söyleyeceklerdir.Füze üssünde yaşananlar ortadadır.İşbirlikçi AKP iktidarı "Henüzhazırlıklar sürüyor, füze üssündeTürk ve Amerikan askerleri birliktegörev yapacak." derken, AmerikanCNN'den, Amerikan elçisi Ricciardone'denüssün kullanıma hazır olduğunuöğreniyor Türkiye halkları."Malatya'daki radar sistemi şu anitibarıyla operasyonel. Tamamen operasyonel.Tabi bunun amacı tamamensavunma. O bir füze sistemi değil.Bir radar sistemi. Füzelere karşıNATO sisteminin bir parçası. Kaynağıkim olursa olsun , Türkiye'ye doğruyönelecek tüm düşman füzelerine karşıçalışır durumda. Türk halkı kendinidaha güvende hissedecek. Çünkü busistem NATO ittifakının bir parçasıve Türkiye'yi de kapsıyor." (27 Ocak2012, Cumhuriyet)Amerikan emperyalizmi ülkemiztoprağını istediği gibi kullanıyor, ülkemiztopraklarını kontrgerilla stratejisiiçin üs haline getiriyor ve ülkemizhalkları bu gelişmeleri Amerikan,İngiliz basınından öğreniyor.Ülkemiz topraklarına radar üssü kuruluyor.Sistem hazır ve çalışır halegelmiş oluyor. Ülkemiz işbirlikçileri,Amerikan uşağı AKP iktidarı sankihiçbir şey olmamış gibi davranıyor.Uşaklığını gizliyor.Amerika'nın Yeni StratejisiYeni Katliamlar DemektirAmerikan emperyalizmi kana doymuyor.Yeni silahlar üretiyor. Savaş teknolojisinisürekli yeniliyor. Milyonlarınevsiz, 1 milyarın üzerinde insanın açolduğu dünyamızda silahlanmaya milyarlarcadolar ayırıyor. Milyonları bulanordusu yetmiyor, özel kontra birliklerkuruyor. İşbirlikçilerini eğitiyor.Halkları birbirine kırdırıyor. Suni bölünmeleryaratıyor. Ambargolar uygulayıpişgaller gerçekleştiriyor.Her şey ama her şey yeni sömürüpazarları içindir.Amerikan emperyalizmin değişmeyenstratejisi halkların mücadelesinibastırmak, emperyalist sömürüyügüvence altına almaktır. Bunun içinher yol mübahtır.Şimdi ülkemiz topraklarını kullanarakküçük operasyonel kontraözel kuvvetler oluştuyor. Tabi busalt ülkemize özgü değildir. Amerikanemperyalizmi ihtiyaç duyduğu herbölgede bu özel kuvvetleri var ediyor.İşbirlikçi uşakları sayesinde kendisineüsler bulmakta hiçte zorlanmıyor.Bu özel kuvvetlerin ne yapacağıhiç de sır değildir.Özel kuvvetler orduların seçkinkadrolarından oluşturulan ve savaşlardaözel görev yüklenmiş askeribirliklerdir.Örneğin Yeşil Bereliler olaraktabir edilen ve Vietnam savaşındakullanılmaya başlanan Amerikan ÖzelKuvvetleri taktik ve stratejik hedeflerindışında, Güney Vietnam’da DüzensizSivil Savunma Grubu’nun(CIDG) kurularak mensuplarının eğitilmelerinisağlamışlardır. CIDG, savaşboyunca Kuzey Vietnamlılar’akarşı mücadele veren bir kontrgerillagrubu olarak pekçok katliam gerçekleştirmiştir.Körfez Savaşı ile birlikte AmerikanÖzel Kuvvetleri grupları SuudiArabistan ve Türkiye’de üslenerekScud füzelerini yok etme görevlerininde içinde bulunduğu çok sayıda özelharekatta bulunmuşlardır.Yeşil Bereliler 1962’de Laos’takimilisleri de Komünist Pathet Lao’yakarşı eğitmeye başlamışlardı. Aynıyıl içinde Birinci Özel KuvvetlerGrubu, eğittikleri Montagnardlar (Vietnamtopraklarında yaşayan bir kabile)ile 129 köyü tahkim ederek10.000 kabile üyesi ile buraların savunmasınıhazırlamış ve 1800 kişilikde mobil vuruş gücü oluşturmuşlardı.Bu köyler, özellikle sınırlardan yapılansızmalara karşı bir güvenlik sistemisağlıyorlardı. 1 Ekim 1964’te GüneyVietnam’a sürekli konuşlandırılanBeşinci Özel Kuvvetler Grubu ise,ülkenin sınır güvenliğini sağlayacaktahkimat sistemini tamamlamıştı.Amerikan emperyalizmi aynıprogramı Afganistan'da da uygulamaktadır.Kısacası suikastler, provakasyon-Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat20125


Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012lar, kaçırmalar, ekonomik ve teknolojiksabotajlar, işbirlikçilerin örgütlenmesive eğitimleri gibi faaliyetler,özel kuvvetlerin görevlendirildiklerialanlardır.Amerikan emperyalizmi kontragüçlerini dün Vietnam'da, Laos'ta,Panama'da, Grenada'da, Bosna'da,Somali'de, Kosova'da, Irak'ta... kullandı.Bugün de Suriye'de, İran'dakullanıyor.Yeşil Bereliler, Rangersler, DeltaForceler, Sealslar, Nightstalkerslar...Nilüfer Yaprağı... Adları önemli değil.Adları değişse de görevleri değişmiyor.Halkı, devrimcileri, ilericileri, yurtseverlerikatletmek, halk kurtuluş veulusal kurtuluş mücadelelerini bastırmak,kendi düzenlerini kabul ettirmek.Uşaklıkta Sınır Yoktur:AKP Topraklarımızıİhanet, İşbirlikçilikYatağına ÇevirdiCIA ajanı Philip Giraldi'nin Amerika'nınyeni stratejisine ilişkin sözleriİngiliz Guardian gazetesinde yeraldı.Guardian gazetesi yazarı bu sözlerdenhareketle "Türkiye Honduras oldu"benzetmesini yaptı.Nedir Türkiye ile Hondurasarasındaki benzerlik? Honduras'tane olmuştu?Orta Amerika ülkelerinden Nikaragua'da1979 yılında Sandinistlerönderliğinde bir halk devrimi gerçekleşti.Amerikan emperyalizmi kendiarka bahçesi olarak gördüğü LatinAmerika'da böylesi bir devrime karşıtahammülsüzdü. Nikaragua'daki faşistSomoza diktatörlüğünü son ana kadardestekledi. Silahlandırdı, eğitti, uzmanlarınıgönderdi, katliamlar gerçekleştirdiancak halk devrimini engelleyemedi.Sandinistler iktidardaydıartık. Amerikan emperyalizmi bu kezdeSandinist iktidarı devirmek için çalıştılar.Adına o zamanlar "özgürlük savaşçıları"dedikleri kontraları kurdular.Başlarında kendi eğitmenleri vardı.Nikaragua topraklarında üslenemeyen,hiçbir halk desteği olmayankontralar için toplanacakları, üslenecekleri,katliamlarını planlayacaklarıAmerikan Özel Kuvvetleri HalklarınKatili Kontra Katliam Birlikleridir!* Delta Gücü (Delta Force):ABD Özel Kuvvetler Komutanlığı'nabağlı en küçük ve en vurucu bölük.Delta Gücü'nün görevleri, ileri cepheharekatları, düşman tarafına sızma vesuikast gibi zor grevleri kapsıyor.1977 yılında, İngiliz SAS komandolarıörnek alınarak oluşturulan Delta Gücü,ABD'nin Fort Bragg Üssü'ne bağlı.* Yeşil Bereliler: Çetin şartlardagörev yapmak için eğitilen Yeşil Bereliler,gerilla savaşı konusunda uzman.Bu bölükteki askerler en az bir taneyabancı dil bilmek zorunda. Gerillasavaşının yanı sıra psikolojik savaşve keşif harekatlarında da uzman olanYeşil Bereliler, Vietnam, Panama veKörfez Savaşı'nda görev yaptı.* Rangers: Özel Kuvvetlerin endinamik ve en kalabalık timlerindenolan Rager'lar 18 saat içerisinde dünyanınherhangi bir yerinde aktif görevekatılmak için her zaman hazır bekletiliyor.Ranger'lar rehine kurtarma,sabotaj ve kaçırma uzmanlık alanları.* Donanma SEAL komandoları:SEAL komandoları, sualtı taarruz vesavunma için eğitilmiş özel timlerdir.Altı bölümden oluşan SEAL komandolarıkontr-gerilla ve amfibi taaruzgörevlerini üstleniyorlar. Seal'lar 'Foklar'adıyla da biliniyor. Bu askerler,zor bölgelerde casusluk çalışması daüstleniyor. Üsleri California’daki Coronado’dabulunuyor.* Hava İndirme Tümeni:1942’de sadece paraşüt birliği olarakkurulan ve bugün Kara Kuvvetleri’ninen seçkin birliklerinden biri olan 101.Hava İndirme Tümeni, askerleri helikopterlerledüşman topraklarına indirmekonusunda uzman. Merkez karargahıKentucky’deki Fort Campbell’dabulunan 101. Tümen, 6 Şubat’takitalimat doğrultusunda şuanda Kuveyt’te bulunuyor. “ÇığlıkAtan Kartallar” (Screaming Eagles)adlı tümende 20 bin asker var.* Nightstalkers: ‘Nightstalkers’larnakliye ya da savaş helikopteriylegöreve gidiyor. Kara ordusundapsikolojik savaş konusundauzman özel birlikler de bulunuyor.Bu askerler düşman liderlerin halklarınındesteğini sağlamak amacıylael ilanları hazırlayıp dağıtıyor, radyove televizyondan yayın yapıyor.* Marine Expeditionary Units(MEUs): Sayıları yaklaşık 2200 olanAcil Müdahale Deniz Komandoları,iki ay yiyecek ve silah yardımı almadansavaşabiliyorlar. Acil müdahale,amfibi çıkarma, ileri cephe operasyonlarıve kontr-gerilla operasyonlarıiçin eğitilen komandolar hafiftoplar ve zırh deliciler de kullanıyor.* Operasyonları: 1999 Kosova,1993 Somali, 1990'larda Bosna, 1991Körfez Savaşı, 1989 Panama, 1983Grenada. Florida'daki MacDill HavaKuvvetleri Üssü'ndeki Özel HarekatKomutanlığı tarafından kumandaediliyorlar.* Amerikan Özel Kuvvetleri hakkındakireklamları okudunuz. En“gözde” birlikleri Vietnam’da boylarınınölçüsünü almıştır. Halklarındevrimci savaşı karşısında tek meziyetlerikontra faaliyetler düzenlemekişkence ve katliamlar yapmaktır.ve başlatacakları üsler gerekiyordu.Yine bir Orta Amerika ülkesi olanve Nikaragua'ya sınır olan Hondurasbunun için en uygun ülkeydi. Honduras'tada bizdeki AKP gibi işbirlikçibir iktidar vardı. Amerika'nın yenisömürgesi bir ülkeydi Honduras. İştekontralar Honduras'ta üslendiler vesaldırılarını buradan başlattılar.Meşru bir iktidara karşı savaştılar.Fabrikaları, tarlaları, önemli ekonomikkuruluşları yaktılar, sabotajlar düzenlediler.Devrimci önderlere karşı suikastlerdüzenlediler. Katliam operasyonlarıgerçekleştirdiler. Halka karşıkatliamlar yaptılar. Amaç Sandinistlerönderliğindeki halk iktidarını istikrarsızlaştırmak,halkı bezdirmek, iktidarınoturmasını, işlemesini engellemek,korku ve yıldırma ile kendine kitle tabanıyaratarak devrimci halkçı bir iktidarıtümüyle devirmek ve Amerika'nınkulu kölesi bir ülke haline getirmekti.Dün Nikaragua, bugün Suriye, İran...Dün kontraları silahlandıran, katliamemirleri veren Amerikan emperyaliz-6YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


minin başında Başkan Ronald Reaganvardı, bugün Barack Obama var... Dünsözde "özgürlük savaşçıları" denilenNikaragua'nın Kontraları vardı bugün"Özgür Suriye Ordusu" denilen işbirlikçilervar. Dün özel birlikler dediklerikatliam gücü Yeşil Bereliler,Rangersler bugün Nilüfer Yapraklarıvar. Dün Honduras'ın Amerikan uşaklarıvardı bugün Türkiye'nin Amerikanuşakları Tayyipler, Güller, Davutoğlularvar. Dün Honduras'tı kontralara, emperyalizmeyataklık, üslük, eğitmenlikgörevi yapan bugün Türkiye Ortadoğuhalklarına karşı emperyalist saldırı vesömürünün üssü durumuna getirilmiştir.Ülkemiz burjuva basını İngilizGuardian gazetesinin yazarının "TürkiyeHonduras oldu" benzetmesi için"Türkiye'yi kızdıracak benzetme" yorumunuyaptı.Türkiye'nin Honduras olması işbirlikçiliktegelinen boyutun göstergesidir.AKP'nin ülkemizi getirdiğiutanç noktasıdır. İşbirlikçilik suçtur.Halkların kanını dökmek, kendi halkınıve ülkesini emperyalizme pazarlamaksuçtur. AKP iktidarı bundandırki en küçük bir muhalefetetahammülsüzdür. AKP iktidarı suçlarınınfarkındadır ve bunun korkusunu,telaşını yaşamaktadır.Bunun için de işbirlikçiliğini,uşaklığını gizlemek, gizleyemiyorsada çarpıtarak meşrulaştırmak istemektedir.Ancak her şey ortadadır. AKP Amerikanuşaklığında, işbirlikçilikte kendindenönceki iktidarları kat kat aşmıştır.Hi̇çbi̇r Strateji̇, Hi̇çbi̇rTekni̇k Halklarin ÖrgütlüGücünü YenemezAmerikan emperyalizmi bugünekadar onlarca özel kuvvet, özel birliklerkurdu. "Operasyon" adı altındasayısız katliam, kaçırma, sabotaj,provakasyon gerçekleştirdi. Gizli birlikleryetiştirdi. Gizli işkence üslerikurdu. Dünya üzerinde kirletilmediktoprak bırakmadı. Emperyalist üslerledonattı. Füze kalkanları, predatorlar,füze savunma sistemleri geliştirdi...Hiçbiri yetmedi emperyalizme,yetmiyor da.Halkların mücadelesini engelleyemediler.Devrimci mücadeleler zamanzaman duraksamalar gösterse,gerilemeler içine girse de bitirilemedi,yok edilemedi.Emperyalizme karşı mücadele sömürüsüz,adaletli, eşitlik, özgür biryaşam mücadelesidir. İşsizliğe, yoksulluğa,yozlaşmaya karşı mücadeledir.Temiz bir çevre mücadelesidir.Parasız eğitim, sağlık, barınma mücadelesidir.Emperyalizme karşı mücadeleyurtseverlik mücadelesidir.Hak ve özgürlük mücadelesidir. İnançözgürlüğü, ulusal kurtuluş mücadelesidir.Emperyalizme karşı mücadelehalkların ulusal ve sosyal kurtuluşmücadelesidir.Doğru devrimci önderlik altında,halkların örgütlü gücünü bugünekadar hiçbir güç yenememiştir. Bakıntarihe, bakın geçmişe. Emperyalizmleuzlaşmayan, emperyalist boyunduruğukabul etmeyen, halkları tek bircephe altında birleştirmiş hiçbir gücüyenememiştir emperyalistler.Anadolu Kurtuluş Savaşı, Çin,Kuzey Kore, Küba, Nikaragua, Vietnam,Gine, Mozambik, İran... devrimleribuna örnektir.Emperyalizme, işbirlikçilerine öfkemizbüyüktür. Türkiyeli devrimciler,Türkiye halkları işbirlikçi AKP'ninyaşattığı uşaklık utancını kabul etmeyecektir.Ülkemizin Amerika'nınsaldırı üssü olmasını kabul etmeyecektir.Emperyalistleri ve işbirlikçilerinimutlaka ama mutlaka vatanımızdansöküp atacağız.Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012Vatanımızı EmperyalistlerinÜsleriyle Kirlettirmeyeceğiz!Halk Cephesi/Liseli Dev-Genç’liler,“Füze Kalkanı Değil Demokratik Liseİstiyoruz” kampanyasının çalışmalarınaİzmir ve Hatay’da devam ettiler.İzmirİzmir’de Liseli Dev-Genç’liler,29 Ocak tarihinde Buca Çevik BirMeydanı'nda üst geçitten pankartsallandırdılar.Emperyalizmin askeri saldırı aracıolarak kullandığı NATO'yu ülkemizdenancak emekçi halkımızın atacağınıdile getiren Liseli Dev-Genç’liler''NATO'nun Kiralık Askeri HalklarınKatili Olmayacağız Halk Cephesi/LiseliDev-Genç'' imzalı pankartla liselilerinsadece kendi sorunlarına değil;ezilen, sömürülen vehalk düşmanları tarafındankatledilen tüm dünyahalklarının yanında olduklarınıgösterdiler.1 Şubat tarihinde Bornova’daDev-Genç'liler, 4 tane yazılama yaptı.24 Ocak'ta Küçükarmutlu'da düzenlenensaldırılara karşı İzmir'de 2 ayrıyere ''Tutuklama Terörüne Son HalkCephesi/Dev-Genç'' yazılamaları yapıldı.Ayrıca "Füze Kalkanı DeğilDemokratik Lise İstiyoruz" kampanyasıdahilinde Kocaeli'de yapılanpankart açma eyleminde tutuklananMeral Dönmez ve Gülşah Işıklı için,"Meral ve Gülşah Serbest BırakılsınHalk Cephesi/Dev-Genç'' ve ''Dev-Genç'' yazılaması yapıldı.HatayHalk Cephesi/Liseli Dev-Genç,30 Ocak günüSamandağ’daOytun Alanı’ndaimza masası açtı.Samandağ halkı,Amerikan emperyalizmineveişbirlikçilerinekarşı tepkisini “hepimiz Amerika’yakarşıyız, Amerika’ya karşı ne yapabiliriz?”diyerek tepkisini gösterdi.AKP’nin polisi işbirlikçiliğiniSamandağ’da da gösterdi. Halk Cephesi/LiseliDev-Genç’liler “HalkımızAKP’nin polisi füze kalkanı istemediğimiziçin bizi kameraya çekiptaciz ediyor, bunlar halk düşmanıdır.”şeklinde seslenerek polisi teşhir etti.Teşhir olan polis, kamerasını kapatıpgitmek zorunda kaldı. İki saat açıkkalan imza masasında 153 imza toplandı.İzmirMAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ!7


Hukuku AİHM'den, ABD Elçisinden ÖğrenenOligarşiden, Adalet Beklemek Boş Bir Hayaldir!Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012Geçtiğimiz günlerde gazetelerdedikkat çekici iki haber vardı ki bunlarınikisi de Türkiye oligarşisininadaletine ilişkindir. Ve her iki haberdede görülen açık gerçek; Türkiye oligarşisininburjuva anlamda dahi hiçbirhukuk kuralı tanımadığıdır. İki haberinortaya koyduğu diğer bir gerçek iseemperyalist efendilerin hukuk anlayışlarınınnasıl olduğu ve hukukanasıl baktığıyla ilgilidir.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM), yapılan anlaşmalar gereğiTürkiye oligarşisinin hukuk sistemininen üst mahkemesi niteliğindedir. Türkiye'detüm hukuk aşamaları tüketilipde hala haksızlık, adaletsizlik iddiasıvarsa davalar AİHM'e götürülür veorada bir karara bağlanır. Bu kararTürkiye mahkemesinin verdiği kararıdeğiştirip yerine başka bir karar vermeyigetirmese de, oligarşiye uyarıve parasal yaptırım uygulanması biçimindesonuçlanabilmektedir.Bununla yapılanın bir yanı oligarşininkendi yargı sisteminin yetersizliğinikabul ederek emperyalistlerinbir kurumu olan AİHM'ikendisinin bir tür üst mahkemesi olarakkabul etmesidir. Ki bu, görünürdekendi adalet sistemini uluslararasıdenetime açmak ve bu yanıyla dakendine güvenin ifadesi gibi görünsede, gerçekte kendi hukuksuzluğunun,adaletsizliğinin emperyalist efendilerindenetimine açarak onların kararlarıylakendini aklama ve adaletsizliklerinyarattığı sonuçları nötralizeetme isteğidir. Halkın adalet arayışını,yaşadığı sorunları çözme çabasınıbürokratik çarklar arasında eritmeve yargı süreçleri içinde insanlarısüründürerek söndürme, tüketme isteğininürünüdür bu mahkemeler.AİHM'in verdiği kararlar veyauygulamaları, biçimsel bir adalet uygulamasındanibarettir. Geçtiğimizgünlerde gazetelere yansıyan haberdeson bir yıl içinde AİHM'e en çokbaşvuru Türkiye'den olmuştur...AİHM'de;“Türkiye’nin mahkum edildiğidavaların önemli bir kısmını, yargılamasüresinin uzunluğu, adil yargılamahakkının ihlali, kötü muameleninyasaklanması, etkili soruşturmahakkının ihlali ile mal vemülkiyet hakkının korunmasıyla ilgilişikayetler oluşturuyor.”Yani yargılama süreci kısa ise sorunyoktur. Ama uzun yargılama olduğuiçin birçok başvuru olmaktave bunların büyük çoğunluğunda daTürkiye para cezasına çarptırılıp bukonuda uyarılar almaktadır.Kısacası AİHM Türkiye'ye şunudemektedir: Yargılama süresini kısatut... Adaletli olup olmaman çokönemli değil. Özellikle konu devrimcilerise bu konuda istediğini yapabilirsinama elini çabuk tutmakkaydıyla... Tıpkı adaletin zerresi olmayanAvrupa'daki mahkemeler gibi,Almanya gibi...Örneğin devrimcilikle ilgili olanher türlü eylemi, faaliyeti suç sayabilirsinve hatta bunlara büyük cezalarda verebilirsin ama hızla yap bunu...AB'nin ve AİHM'in F Tipi hapishanelerleilgili kararları adaletlerininniteliğini de ortaya serer... F Tiplerindeinsanların yaşadığı her türlü işkenceyimeşru sayan, tecriti doğal kabul edenaynı Avrupa'nın AİHM, bu konudaTürkiye oligarşisi aleyhine yapılanbaşvuruları kabul etmemiştir. F Tiplerindeyapılan işkencelere sessizkalmayı, hatta bu konuda oligarşininmahkemelerinin verdiği kararları aklayan,doğru kabul eden kararlarıylaemperyalizmin adalet mekanizmasınıngerçekte oligarşinin suçlarını aklamaaracı olduğunu tüm gerçekliğiyleortaya koymuştur.AB ve onun denetimi altındaolan AİHM için esas olan emperyalisttekellerin çıkarlarıdır.Bu nedenle bir ülkede adaletsizlikler,işkence vb. nedenlerleartan tepkilerin giderek sisteminkrizini derinleştiren vesiyasal istikrarı bozan bir halalması emperyalistlerin işinegelmemektedir. Bu nedenledirki yeni sömürge ülkelere bu yanıylada müdahalelerde bulunmakta,halkın tepkilerini yumuşatma ve işbirlikçiiktidarların bu konuda basiretsizkalmaları noktasında eleştirive yönlendirmelerle doğru bir rotayaoturtulmalarını sağlama rolü oynamaktadırlar.Böyle olmakla birlikte yapılanbaşvurular ve alınan kararların yoğunluğunabakıldığında Türkiye oligarşisininnasıl bir yargıya sahip olduğuve adaletsizliğin burjuva adaletsınırlarının da çok çok ötesine vardığınıgörebiliyoruz.AİHM'de alınan kararlar ve bukararla Türkiye'nin genel olarak ikincisırada, 2011 yılı için ise birincisırada olması, faşist yargı mekanizmasınınhaksızlıkları ve adaletsizliklerinasıl büyüttüğünü de gözlerönüne sermektedir. Kaldı ki AİHM'deortaya çıkan sonuçlar sadece başvuruyapan sınırlı sayıda davayla ilgilidir.Gerçekte bu rakamların kat kat fazlasıadaletsizlik söz konusudur. Kuşkusuzbu da burjuva adaleti çerçevesindedir.Gerçekte ise faşist yargının verdiğiadaletli bir karardan söz etmek bilemümkün değildir.Türkiye oligarşisinin adalet konusundakiakıl hocalarından biri deyine efendilerinden ABD BüyükelçisiF. Ricciardone'dir...ABD'nin her yıl yayınladığı insanhakları raporlarında yeni sömürgeülkelerine verdiği akıllar bir yana,bir de ülkelerdeki bir tür sömürgevalisi durumunda olan büyükelçileride ayrıca her olay üzerinden işbirlikçiiktidarlara akıl verir ve ne yapmalarıTÜRKİYE’NİN DÜNYA BASINÖZGÜRLÜĞÜNDEKİ YERİYIL SIRA2007 1012008 1022009 1222010 1382011 1488YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


gerektiği konusunda yol göstermeyeçalışırlar...İşte F. Ricciardone de geçtiğimizgünlerde bu çerçevedeçeşitli konularda görüş belirtmişve Türkiye oligarşisinin adaletmekanizmasını eleştirmiştir. Elbetteçarpık ve adaletsizliklerledolu olan faşist bir adalet mekanizmasınıeleştirmek çok doğalve olması gerekendir de. Ancakemperyalist efendilerin AİHMde, elçileri de adaletsizlikleridüzeltmek için çırpınmamaktadırlar.Onları kaygılandıran temelşey yukarıda da ifade ettiğimizgibi kendi düzenlerinin tehlikeyegirecek olmasıdır. Yoksa kafalarıişbirlikçi AKP iktidarından dahafaşist bir kafadır.Ve bu kafa Türkiye oligarşisineeleştiri yöneltirken onun onkat fazlasını dünyanın dört biryanındaki halklara karşı yapmaktadır.Ebu Gureyp'den Guantanamo'yakadar, dünyada dolaştırılan işkenceuçaklarına, cesetlerin üzerineişeyen ahlaksızlıklarından, kadınlaratecavüze kadar her tür alçaklığı yapanbir adeletsizliğe sahiptirler.Şimdi bunlar kalkıp da AKP faşizminene anlatacaklardır? Elbettekendi meşreplerine uygun olanı anlatacaklardırve zaten F. Ricciardonede öyle yapmaktadır. O bir yandaneleştirirken öte yandan ise akıl öğretmektedir.İşte F. Ricciardone'nin söyledikleri;“Türkiye gibi demokrasi yolundainanılmaz adımlar atmış, özgürlüğeönem veren bir ülkede aydınlar, gazetecilerdemir parmaklıklar arkasındanasıl olur... Bu insanlar bombaatmış olsalar anlardım ama insanlarınsöyledikleri nahoş da olsa, öfkelibile olsa hapse atılmazlar. Aydınlarözgür olmalılar, fikirlerini test edebilmeliler.Türkiye bunlara ‘terörist’dedi biliyorum.”Uludere için; “Birçok kişi hayatınıkaybetti, olmamalıydı. İstihbarattoplamada kimsenin mükemmel bilgisiolmaz. Amerikan askeri birlikleri buanlamda çok iyi çalışır. Bir köydeinsanlar nasıl çalışır diye araştırırAKP'nin 2011 yılıhalka karşı terör raporu Faili devlet olan ölümler: 158 kişi Hapishanelerde yaşanan ölümler: 18 Töre cinayetlerinde ölümler: 13 İşkencede ölümler: 47 Çatışmalarda: 283 ölüm, 290 yaralama Bomba ve mayın patlaması: 259 ölüm,420 yaralama İşkence: 81 Gözaltı:34 bin 497 Tutuklama: 516 Yakılan, boşaltılan köy: 2 Açığa çıkartılan toplu mezarlar: 10 Gözaltına alınan gazeteciler: 56 Okullarda açılan soruşturmalar: 932,Uzaklaştırma: 132, okuldan atma: 56 Türkiye'nin AİHM'ye ödemesi gerekentutar: 28 milyon 984 bin 166 Euromesela. Afganistan’da maslahatgüzariken bir olay nedeniyle özür dilemişimdir.Türk hükümetinin yaptığı açıklamalardananladığım kadarıyla Uludereolayında belli ki trajik bir hataoldu, belli ki korkunç bir hata oldu.”Tüm bunları söyleyen aynı elçininülkesinin elleri kandan çıkmamakta,dünyanın dört bir yanında kan dökmeyedevam etmektedir. Dahası birçokülkedeki kanlı katillerin eğitiminide yine ABD vermektedir. Uludere'dehalkın üzerine bomba yağdıran subaylarıneğitimini veren de yine aynıAmerika’dır. Sanki bunları yokmuşda, sanki böyle şeyler kendilerineçok uzakmış da bunları söylüyor.ABD'nin de AB'nin de tipik özelliğidirkatlederler, yakarlar, yıkarlar,her türlü aşağılık uygulamayı, işkenceyi,tecavüzü, alçaklığın en üst biçiminigerçekleştirirler sonra da dönüpözür dilerler. Ama sonra yine aynısınıyapmaya devam ederler. Ve yine özürdilerler...Özür dilemenin bile deyim yerindeysesuyunu çıkartmışlardır. Amaolsun, bununla tepkileri biraz olsunyumuşatabilirlerse, tatlı su solcularıgibi solcular dahil belli bir kesimien azından bu konularda tarafsızlaştırabilirlersebaşarılı olmuşlar demektir.Öyle ya daha sözününbaşında söyledikleriyle sonrasındasöyledikleri bile çelişen birininbaşka türlü düşünmesi mümkünmü? “Türkiye gibi demokrasiyolunda inanılmaz adımlar atmış...”bir ülkeden söz ediyor.Ve bunları söyleyen aynı kişisözlerinin sonunda gerçek amacınınne olduğunu, adalet vb.söylemlerinin gerçek içeriğini deortaya dökmektedir. Gazeteninhaberini olduğu gibi aktarıyoruz:“... 'Birbirimize ne kadar ihtiyacımızolduğunu biliyoruz' diyenRicciardone, Türkiye ve ABDarasındaki ikili ekonomik ilişkileri,iki ülke arasındaki diplomatikve stratejik işbirliği düzeyine getirmekiçin adımlar attıklarınıanımsattı. Büyükelçi, Türk-Amerikanekonomik ilişkilerinde, sonrakamlar geldiğinde bunun yüzde35 ya da daha fazla artmış olduğunungörüleceğini belirterek, 'Buyıl düzeyi daha da artırmak istiyoruz,bu alanda büyük planlarımız var.'dedi.”İşte temel mesele de budur. Ellerikandan çıkmayan, dünyanın her yanındahalkların kanlarını dökenler ülkemizdekifaşizmin de akıl hocalarıdırlar.Ülkemizi daha fazla sömürebilmek,ülkemiz üzerinden işbirlikçilerieliyle başka halkları da köleleştirebilmekiçin buradaki çıkarlarını garantiyealma telaşındadırlar.Ve bunlar ülkemizin yoksulluğunun,açlığının da, Uludere'de yaşanankatliamın da baş sorumlusudurlar.AKP ve diğer tüm işbirlikçi iktidarlarıngerçekleştirdiği faşist saldırılarında baş sorumlusu, akıl hocasıdırlar.Şimdi kalkıp oligarşiye eleştiri getiriyorlarsabunun da tek nedeni kendiçıkarlarını güvenceye almak, işbirlikçiiktidarı da güçlendirmek içindir.Bu nedenledir ki ne oligarşidenne de onların akıl hocası olan emperyalistlerdenadalet beklemek boş birhayaldir. Adaleti getirecek olan halkınkendi iktidarıdır. Ve bizim adalet mücadelemizesas olarak iktidar savaşımızolmak zorundadır. Halkın adaleti içinhalkın iktidarına ihtiyaç vardır.Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012MAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ!9


AKP'nin Yağma Ve Talan Saldırısı Başladı!Küçükarmutlu'da 16 Gözaltı 5 Tutuklama!..Yıkımlara, Yağma ve Talana İzin Vermeyeceğiz!Mahallelerimizi Yıktırmayacağız!Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012Küçükarmutlu Sevcan’dır,Gülsüman’dır, Şenay’dır,İpek Yücel’dir, MustafaBektaş’tır, Canan’dır,Zehra’dır, Sultan’dır!..çocuğuyla,annesiyle, gerillasıyla,TUTUKLANDILAR!“O duvar duvarınızvız gelir bize vız!”Sadık Şenbaba,Cengiz Karaca,Çiğdem Yakşi,Coşkun Özdemir,Salih Çağın KulDev-Genç’lisiyle, HalkKurtuluş SavaşçısıylaKüçükarmutlu VATANDIR!DİRENİŞTİR!Küçükarmutlu HALKINDIR!Vatan da, halk da, direniş de,ZAFER DE BİZİMDİR!24 Ocak 2012 Salı günü, KüçükarmutluMahallesi’ne polis tarafındançeşitli komplolarla yapılan baskında13 kişi, haberi yakından takipetmek için giden Yürüyüş dergisimuhabiri, aynı gün ayrı yerlerde 3kişi sokak ortasında işkenceyle kargatulumba gözaltına alınmıştı. HalkCepheliler, gözaltı terörünü duyarduymaz gözaltına alınanları sahiplenmekiçin 4 gün boyunca İstanbulEmniyet Müdürlüğü önünde oturmaeylemi yapmışlardı.Gözaltına alınan 16 kişi 27 Ocak2012 Cuma günü, mahkemeye çıkartıldı.Onları sahiplenmek içinAdliye’ye gelen aileleri ve yoldaşlarıkısacası herkes adliye bahçesindearalıksız yağan karın altında, soğuktaüşüyen fakat faşizmin karşışında attıklarısloganlarla ısınan yürekli Cephelilervardı.Koskocaman yürekleriyle faşizminkalesinin önüne gelip günlerce bekleyenCephelilerin yüzlerindeki öfkeve kin Armutlu’nun faşizme karşıbiriktirdiği sınıfsal kinlerinin yansımalarıydı.O bekleyiş içindekiler hergelen mutlu haberle birbirlerini kucaklıyorlardı.Kalkanları sırtlarındaolan ve klimalı otobüslerinde istifinibile bozmadan oturan katillerin yüzlerindenakan pisliği gören Armutlululardaha bir kinlenerek soğuğada inat “Ne olursa olsun bekleyeceğiz!”diyorlardı. Hele ki o simitlerlekarınlarını doyuruşları, yürekten birparça kopartıyordu sanki. “Biz bununlada doyarız zaten hep yediğimizyemek bir kuru ekmek” deyişleridağları bile kaldıracak iradeleri vardı.Çelik yelek niyetine giydikleri, soğuktantitreyip de sıktıkları yumruklarise en güçlü silahları yok edebilirdi.Çünkü onlar Armutlu’nun baskınlarlayıkılmaz bükülmez halkıydı…Saat 11.00’de adliye önünde, HalkCephesi tarafından polis baskınınıve gözaltıları protesto etmek içinbasın açıklaması yapıldı. Halk Cephesiadına Suat Yücel tarafından yapılanaçıklamada, AKP iktidarının,devrimcilerin bulunduğu mahallelereyönelik saldırılarıdan söz edilerek,bu saldırıların binlerce yoksul insanıevsiz-barksız bırakacak olan “KentselDönüşüm Projesi”nin hayata geçirilebilmesiiçin yapıldığı anlatıldı.Yücel ayrıca, baskıların verilen örgütlenmemücadelesinin önüne engelolmak için yapıldığını belirterek “ArmutluMahallesi yıllardan beri direnişinodağı olmuş ve her türlü haksızlığakarşı baş kaldırmış bir mahalledir.Yıllardan beri bu mahalle;bağrında sayısız devrimciler, kahramanlarve önderler yetiştirmiştir.Nice şehitler vermiş ve nice bedellerödemiştir. Ve eli kanlı katillere bırakmamıştırmahallelerini. AKP ik-10YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


tidarı şunu iyi biliyor ki, bu mahallededevrimciler olduğu sürece orada istediğigibi at koşturamayacak. Neyıkımlar politikasını ne de yozlaştırmapolitikalarını rahatça uygulayamayacak.Bu yüzden de her zaman saldırdığıilk kesim devrimciler olmuştur.”dedi.Yücel sözlerini “ Haklı olan biziz.Haklı olan devrimcilerdir. Meşruluğumuzaolan bu inancımızla yinemahkemenin önündeyiz. Gözaltınaalınan arkadaşlarımız mahkemeyeçıkarılacak ama yargılanan değil yargılayanolacaklar. Gücümüz halkımızaolan bağlılığımızda ve vatanımızınkurtuluşuna olan inancımızdadır. Tümbaskılara, tutuklamalara ve gözaltılararağmen Anadolu topraklarında mücadelemizisürdüreceğiz. Sonundakazanan emperyalistler ve işbirlikçilerideğil, yıllardır sömürü ve zulümaltında yaşayan halkımız olacaktır.”diye bitirdi.Eylemde “Baskılar, GözaltılarBizi Yıldıramaz”, “Katil Polis MahalledenDefol”, “İşkence YapmakŞerefsizliktir”, “Kahrolsun FaşizmYaşasın Mücadelemiz” sloganlarıatıldı.Eylemin ardından yoğun karınaltında halaylar çekildi. Gece yarılarınadoğru süren mahkemede ZeynepYıldırım, Haydar Yıldırım,İbrahim Doğan, Metin Doğan,Ümit Çimen, Delil Doğan, UlaşArslan, Hasan Ferit Gedik, CelalAlpgündüz, Ali Can ve TahsinSağaltıcı serbest bırakıldı. SadıkŞenbaba, Cengiz Karaca, ÇiğdemYakşi, Coşkun Özdemir ve SalihÇağın Kul tutuklandı.Bu saldırı Küçükarmutlu’ya yapılanne ilk saldırıdır, ne de sonsaldırı olacaktır.Amerikan uşağı AKP, yıkımakarşı direnen mahallelere saldırarakİstanbul’da evlerini yıkmak istedikleribir milyon yoksul halka gözdağıvermek istiyor.Küçükarmutlu oligarşinin sadece“Kentsel Dönüşüm” adı altında yapacağıyağma ve talan politikasınınsonucu yıkmak istediği bir mahalledeğildir. Küçükarmutlu oligarşininon yıllardır yıkmak istediği mahallelerinbaşında gelir.Küçükarmutlu’yu yıkamazsınız!Küçükarmutlu HALKTIR!Küçükarmutlu açlığa karşı direniştir.Anadolu’nun Tokatı’ndan,Amasya’sından, Ordu’sudan, Maraş’ından,Sivas’ından en yoksullarınınkurduğu bir mahalledir Küçükarmutlu.Küçükarmutlu HALKTIR!Küçükarmutlu’yu yıkamazsınız!Küçükarmutlu DİRENİŞTİR!Devrimcilerin öncülüğünde kurulmuşturKüçükarmutlu. Direnişlerlekurulmuştur. Arazi mafyası denilendevletin koruması altındaki çapulcularakarşı direnilerek kurulmuştur.Mafyayla iç içe geçmiş faşist devletekarşı direnilerek kurulmuştur.Küçükarmutlu’daki her gecekondununharcında, briketinde, kiremitinde,tuğlasında devrimcilerin, Armutlu halkınınve evlatlarının kanı vardır.Küçükarmutlu, kan ve alınteriylekurulan bir mahalledir. Hüsnü İşeriler’in,Sevcanlar’ın kanı var Küçükarmutlu’nunharcında.Küçükarmutlu’yu yıkamazsınız.Küçükarmutlu’nun çocukları direnişlerdebarikatların ardında doğar.Barikatların başında, direnişin içindegözlerini açar. Barikatların önündeAmerikan uşaklarıyla çatışarak büyür.Küçükarmutlu’yu yıkamazsınız; onyıllardırbedellerle korunmuştur. Küçükarmutlu,Şenay’dır, Gülsüman’dır,Canan’dır, Zehra’dır, Sultan, Bülent,Barış, Arzu’dur...Küçükarmutlu’yu yıkamazsınız;Küçükarmutlu VATANDIR!Küçükarmutlu’nun evlatları sadeceKüçükarmutlu için kanlarını akıtmamıştır.Vatanımızın her karışı içincanlarını feda eden evlatlar yetiştirdiKüçükarmutlu. İpek Yücel’dir, MustafaBektaş’tır Küçükarmutlu.Büyük Direniş’in mevzilerindenbirisidir Küçükarmutlu. Onlarca direrişçiyekucak açmış, ev sahipliğiyapmıştır.Sevgi Erdoğanlar’ıyla, Osmanlar’ıyla,Zeynepler’iyle, Ümüşler’i,Abdulbari, Ali Rıza, Hülya ve Gülaylar’ıylakahramanlık destanlarınınyazıldığı yerdir.Bugüne kadar yüzlerce kez saldırdıoligarşi Küçükarmutluya. Yüzlercekez direnişimizle püskürttükoligarşinin saldırılarını. Saldırılarlayıkamayanoligarşi türlü bahaneleruydurdu yıkmak için.Her saldırıyı püskürtmek içintek silahı oldu Küçükarmutlu halkının:Devrimcilerle birlikte olmak,örgütlü olmak ve direnmek!Oligarşinin Küçükarmutlu’dayıkmak istediği sadece “İstanbulBoğazı” kenarına kurulmuş yoksulhalkın gecekondularını yıkıp yerinetekeller için villaları dikmek değil.Oligarşi Küçükarmutlu’nun direnişSayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012MAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ!11


tarihini yok etmek istiyor. Küçükarmutluhalkının devrimci örgütlülüğünü yok etmekistiyor.Çünkü Küçükarmutlu halkı, Küçükarmutlu’nundireniş tarihi AKP’ninyağma ve talan düzenin önünde engeldir.Küçükürmutlu halkı AKP’nin yağmave talanının önünde engel olmaya devamedecek!Ev baskınlarınız, gözaltılarınız, tutuklamalarınızbuna engel olamayacak.Küçükarmutlu halkı bugüne kadar onlarcaşehit verdi. Küçükarmutlu’dan onlarcaşehit cenazesi kalktı. Yüzlerce tutsakverdi. Terörürünüzle Küçükarmutlu halkınıyıldıramazsınız.Küçükarmutlu, halkın meşru barınmahakkını kullanmasından doğmuştur. Faşistdevletin evsiz, barksız, yurtsuz bıraktığıyoksul halkın vatanıdır. Halkı vatanındankovamazsınız. Amerikan uşakları, halksizin gibi vatanını satanlardan değildir.Halk vatanı için direnecek.Küçükarmutlu Baskını Protesto EdildiPir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Genel Başkanı HüseyinGüzelgül, 24 Ocak’ta Küçükarmutluyapılan polis baskınının ardındanyazılı bir basın açıklamasıyaparak, baskını ve gözaltıları protestoetti. Güzelgül, Küçükarmutlu’dakipolis baskınında PSAKDGenel Merkez yöneticisi ZeynepYıldırım, şube yöneticisi MetinDoğan ve şube üyelerinin de gözaltınaalındığını belirterek; “Üyelerimizinyanında olduğumuzu, arkadaşlarımızınsuçsuzluğuna inandığımızıkamuoyuyla paylaşırız.Adalet herkese gereklidir ve gecikenadalet adalet değildir.İktidarın baskıcı uygulamalarınıprotesto ediyor gözaltına alınanyönetici ve üyelerimizin derhalserbest bırakılmasını talep ediyoruz.”açıklamasında bulundu.Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF) da 25 Ocak tarihli yazılıaçıklamasında şu sözlerle Küçükarmutlubaskınını protesto etti:“Son dönemde Türkiye’deki demokratikmuhalefeti ve demokrasi,insan hakları, inanç özgürlüğü gibitemel değerleri savunan ve bunundemokratik mücadelesini yürütentüm kurum ve bireyler ‘hedef’ durumundadır.Bu gözaltılar bununen bariz örneğidir. Ancak bilinmelidirki bu ve benzeri gözdağı girişimleritoplumsal muhalefeti susturamayacaktır.Pir Sultan Abdal Kültür Derneğiyöneticisi ve üyesi arkadaşlarımızıngözaltına alınmasını protestoediyor gözaltına alınan yönetici veüyelerimizin derhal serbest bırakılmasınıtalep ediyoruz.”Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012Bu Fotoğraf; Halkın ve HaklınınGücünün ve Meşruluğun FotoğrafıdırVatan caddesi’ndeki İstanbul EmniyetMüdürlüğü önünde nöbet tutuyorHalk Cepheliler... Önlerindemangal ve mangalda közlenmiş patateslervar... Duvarın üzerindeki demirlerekırmızı bir branda gerilmiş.Çay pişirdikleri tüpleri, yağmurlukları,battaniyeleri, üzerine oturduklarıtahta kasaları... Her şeyleriyle hemenyerleşmişler Vatan’ın karşısında...“BASKILAR BİZİ YILDIRAMAZ”pankartıyla haykırıyorlar tüm meşruluklarınıAKP’nin polisinin yüzüne...Dillerinde marşlarıyla, halayçekiyorlar kolkola, dizi dizi...Gelip geçen insanlar biraz şaşkınlıkla,biraz hayranlıkla bakıyor Halk Cepheliler’e...Şaşırıyorlar çünkü HalkCepheliler’in oturma eylemi yaptığıyer İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nünönü. Savundukları ise, “Terör operasyonu”ile gözaltına alınan yoldaşları,arkadaşları, yakınları... Oligarşi“Terörist” diyor, Halk CephelilerDEVRİMCİ. Oligarşinin polisi işkenceyapıyor; Halk Cepheliler işkencemerkezinin önünde sloganlarıylabekliyor yoldaşlarını. Ve içerideişkence gören Halk Cepheliler, biliyorlarki dışarıda bekliyor yoldaşları.Biliyorlar ki Cepheliler yoldaşlarınısahipsiz bırakmaz.Polis biliyor ki, Halk Cepheliler bırakmazbirbirini... Ne kadar saldırsalarda, baskınlar da düzenleseler,tutuklasalar da bitiremeyeceklerinibiliyorlar. 5 devrimci tutuklandı amaVatan’ın önüne onlarca insan geldi...Pankartlarını açarak, sloganlarını enyüksek sesle haykırarak geldiler mahallelerden,sendikalardan, okullardan...Geride duran da geldi, yenitanıyan da... Baskılar bitiremez Cepheliler’i...Meşruluk işte budur. Düşmanın işkencemerkezinin karşısında 4 günoturma eylemi yapmaktır, mangaldapatates közlemektir... Öyle 3 yumurtaatmakla olmuyor meşruluk. Düşmanıngözünün içine bakabiliyor musun?İdeolojini savunabiliyor musun?Onun “suç” dediğine sen görev, onur,namus diyebiliyor musun?... Meşrulukburadadır.Vatan’ın önünde çekilen bu fotoğraf,“Meşruluk nedir?” sorusunaverilen cevaptır. Ve bu meşruluğuyaratan güç ideolojidir, haklı olmaktır.Haklılığımızı hiçbir güç, hiçbir işkence,hiçbir işkenceci yok edemez.Haklıyız Kazanacağız!12YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


İŞKENCE POLİSİN ACİZLİĞİDİRKORKULARINI BÜYÜTECEĞİZPolis, yıkımlara karşı mücadeleningeliştiği Küçükarmutlu’da halkı teslimalmak için saldırdı yine devrimcilere.24 Ocak günü yapılan baskınlarda,aralarında Yürüyüş çalışanı TahsinSağaltıcı’nın da olduğu 16 devrimcigözaltına alındı. Gözaltına alınanlaraişkence yapan polis, zorla tükürükörneği aldı, psikolojik işkence yaptı,tehdit etti...Küfürbaz polis, gözaltına aldığıdevrimcilere ilk andan itibaren küfürlerlesaldırdı. Önce kelepçe takmakistediler ama “Halkız Haklıyız Kazanacağız”sloganlarıyla alınan tavırkarşısında kelepçe takamadılar.Arabaya bindirdiklerinde üzerineçöktükleri Cepheliler’e zorla arkadankelepçe taktılar. Ve başladılar küfürlerine:“Sen görürsün yolda, ecdadını...” Ahlaksız polisin teslim alma saldırılarıbaşladı böylelikle. Küfürlerle,tehditlerle korku yaratmaya çalışıp,“tek hakim benim” görüntüsü vermeyeçalıştı. Bu polisin genel tarzıdır.İlk anda ani bir saldırı ile kişiyi kendinegüvensiz hissettirmeye çalışır,tek başına olduğu izlenimi vermeyeçalışır. Ama karşısında düşüncelerinisavunan ve bu düşüncelerinde yalnızolmayan devrimcilere saldırınca cevabınıda alıyor.Gözaltına alınanlar, Adli Tıp Kurumu’nave ardından Vatan Caddesi’ndekiİstanbul Emniyet Müdürlüğü’negötürüldüler. Psikolojik savaşdevam ediyordu bu esnada.Üst aramasını kabul etmeyen devrimcileripolis, “Bana bıraksalar sening.tünden şırıngayla kan bile alırım.”diyerek tehdit etti. Küfürbaz polis,işkenceciliğini böyle kusuyordu. Bukişisel bir saldırı değildir. Faşizminsaldırısıdır. Devrimci düşüncedenduyulan korku böylesine azgınlaştırmaktadırpolisi. Teslim alamadıkçadaha da saldırganlaşmaktadır. Ahlaksızlığını,işkenceciliğini haykırmaktadırböylesine, ağızlarından köpüklersaçarak...Saldırdılar ve zorla üst aramasıyaptılar. Parmak izi vermeyince saldırarak,yerlerde sürüklediler ve zorlaaldılar parmak izlerini.“İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek”,“İşkence Yapmak Şerefsizliktir”,“İşkencecilerden Hesap Sorduk Soracağız”sloganları yankılandı SiyasiŞube’nin hücrelerinde, koridorlarında.Devrimci marşları söylediler tümsesleriyle Halk Cepheliler. İşkencemerkezini sloganlarıyla, marşlarıylainlettiler. Açlık grevi yaparak protestoettiler işkencecileri.2. günün akşamı tükürük örneğialmak için açtılar hücre kapılarını.Tükürükleriyle fişlemek istiyorlardı,tüm DNA’sını öğrenmek için zorlatükürük örneğini almak istiyordu işkenceciler.Hücrelerinden çıkmayandevrimcilere saldırıp sürükleyerekçıkardılar ve kelepçe takıp arabayabindirdiler.Hastaneye götürdüklerinde birsandalyeye oturtup, önce savcılık kararıokudular, ardından burunlarınıtutup, nefes alıncaya kadar beklediler.Nefes almak için ağızlarını açtıklarındaise plastik bir çubukla aldılartükürük örneğini. Arabaya götürülendevrimciler, “İstanbul polisi işkenceyapmaktadır.” diye bağırdılar.İşkenceciler küfürleriyle, tehditleriyle,psikolojik saldırılarıyla acizlikleriniitiraf etmektedir aslında. Halkdüşmanlıklarını göstermektediler. Devrimcileriteslim alamayacaklar. İşkenceyapmak şerefsizliktir!Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012CEPHELİLER YOLDAŞLARININKEYFİ TUTUKLULUĞUNA KARŞI DİRENİR3 Haziran’da Malatya, Elazığ,Dersim’de yapılan ev ve dernek baskınlarındagözaltına alınan ve çıkarıldıklarımahkemece tutuklananHalk Cepheliler’in serbest bırakılmasıiçin Malatya Yeşilyurt Caddesi, KemalÖzalper İlköğretim Okulu yanında3 günlük açlık grevi çadırıkuruldu.Çadırın kuruluşu 29 Ocak günüyapılan eylemle duyuruldu. Eylemdeyapılan açıklamada “AKP her türlübaskı ve zor mekanizmasını kullanarakmeşru olmayan iktidarı korumakistiyor, bunun sonucu olarakda kendisine karşı olan herkese saldıraraktutukluyor.” denildi. “KeyfiTutuklama Zulmüne Son”, “TutuklananlarDerhal Serbest Bırakılsın”,“Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur”,“Kahrolsun Faşizm YaşasınMücadelemiz”, “Halkız HaklıyızKazanacağız”, “Yaşasın DevrimciDayanışma” sloganlarının atıldığıve 40 kişinin katıldığı eylemin ardındançadır direnişi başladı. EylemeBDP ve ESP de destek verdi.Çetin hava koşullarına rağmenaçılan çadırda açlık grevi eylemininilk gününde çadır kurulmasının ardından,çadırı ziyaret eden Malatyalılarile küçük bir sobanın etrafındasohbet edildi. Ayrıca gün boyu bildiridağıtıldı. AKP’ye keyfi tutuklamalardandolayı lanet okuyan kadınlarçadıra çay ve yakacak malzeme getireninsanlar direnişe destek oldular.Tutsaklardan Yusuf Yılmaz’ın anneside çadırı yalnız bırakmadı. 1. gününakşamında ise saz çalınıp kavga türkülerisöylendi.Çadır direnişinin 2. gününde, tutsaklardanCandaş’ın babası CevatAbi Ankara’dan gelerek, hemen önlüğünügiydi ve direnişe ortak oldu.400’e yakın bildiri dağıtan HalkCepheliler, ziyaretçilerini de ağırladılar.MAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ!13


Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012HalkDüşmanıAKPYinekış ayı,yine sobadançıkan yangından, sızangazdan ölenlerin haberlerini duyuyoruz…Trafikkazaları gibi kanıksattırılanve duyurusunu yapmaktanöte bir şey yapılmayanölümlerimiz… Ölen çocuklar, yetimkalan çocuklar, yıkılan aileler…Her sene yaşıyoruz aynı şeyi.Yine biz ölüyoruz, yoksul halkölüyor. Trafik kazasında, maden göçüklerinde,çığ altında, sel sularında,sobanın başucunda kıvrılmışken….BİZ ÖLÜYORUZ HEP…Sobadan çıkan gazdan ölen kaçzengin tanıyorsunuz? Hiç yoktur,çünkü evlerinde soba değil kalorifervardır. Yoksul halkımız gibi evlerininsadece bir odasını ısıtmak zorunda değillerdir.Isınmak için tüm aile hep birlikteaynı odada yatmak zorunda değillerdir.Sobaları olsa dahi, bakımlarınıyaptıracak çalışanları vardır.Yoksul halkın payına düşen ise sobadançıkan gazdan ölmektir. Sobasıyoksa, yaktığı küçük elektrikli sobasındançıkan kıvılcımda yanar külolur evi…Son olarak 27 Ocak’ta Gaziantep’inNizip ilçesinde 12-29 yaşlarıarasındaki Döndü, Müslüm, Resul,Fatma ve Mustafa Acar sobadan sızangazdan dolayı hayatlarını kaybettiler.Aynı gün Kırıkkale’de 68 yaşındakiNeziha Yücel, İzmir’de de 34 yaşındakiSoner Eman da sobadan sızangazdan öldü. Yine aynı gün AnkaraGölbaşı’nda yaşayan 6 kişilik Demirailesi de sobadan sızan gazdan zehirlendi,şanslıydılar çünkü dikkatli birkomşuları vardı…Sadece 1 günde 7 kişi öldü karbonmonoksitzehirlenmesinden.Yaşamak-ölmek bir şans olamaz.Sağlıklı vevenlikli bir yaşam bizimhakkımızdır. Bunu sağlaması gerekenSoba Değil, Halk DüşmanıAKP ÖldürüyorAç karınlarımızdan ses geliyorsayoksuluz, battaniyelerin altındaısınmaya çalışıyorsak yoksuluz... Vebunun sorumlusu Döndü, Ayşe,Ahmet, Mehmet... ve onlarındikkatsizlikleri değildir, olamaz. Bu,halkının can ve mal güvenliğinidüşünmeyen, örgütlenmesini bununiçin yapmayan AKP’ninsorumluluğudur.ise devlettir, AKP iktidarıdır. Ama biliyoruzki halkın ölümlerinin önünegeçmek için ellerini dahi kaldırmazlar.Ancak arkamızdan “Allah rahmeteylesin” derler.Bu ölümler masum değildir. Hepsibirer katliamdır. Can ve mal güvenliğimizikoruması gereken devlet,bu katliamların sorumlusudur. Yapılanaraştırmalara göre, Türkiye'deher yıl bina yangınlarının %20'si temizlenmeyenbacalardan kaynaklanmaktadır.Yani önceden biliniyor kaç evinyanabileceği. Ama her zaman olduğugibi yine sadece bir istatistik bilgidirölen insanlarımız. Bilinmektedir ki,kış aylarında yangınlar, zehirlenmelerolacak. Peki önlem alan var mı?Önlem almak tek başına DöndüAcar’ın sorumluluğu mudur? DöndüAcar’a kimse soba nasıl yakılır, bacanasıl temizlenir, ne kadar sıklıkla temizlemekgerekir diye öğreten olmuşmudur? Bunun cevabını bugün toprağınaltında yatan Döndü Acar’ın bedeniveriyor... Devlet öğretmemiş, bilgivermemiş, önlem almamıştır.Sobalı değil de, kaloriferli birevde yaşama hakkı gasp edilmiştirdevlet eliyle. Kaloriferlievlerde oturan yoksul halkımızbile yeniden soba yakmaktadırevinde... Aç karınlarımızdan sesgeliyorsa yoksuluz, battaniyelerinaltında ısınmaya çalışıyorsakyoksuluz... Ve bunun sorumlusuDöndü, Ayşe, Ahmet,Mehmet... ve onların dikkatsizliklerideğildir, olamaz. Bu, halkınıncan ve mal güvenliğini düşünmeyen,örgütlenmesini bununiçin yapmayan AKP’nin sorumluluğudur.Hadi, belediyelerin sorumluluğundanvazgeçelim... Her mahallede,mahalle halkından oluşturulacakbir komite ile baca temizliklerini yazaylarından yapıp kışa hazırlanmakpekala mümkündür. Basit bir bacatemizliği ile kış mevsiminde ölenonlarca insanımızın hayatını kurtarabiliriz.Okullarda verilecek uygulamalıbaca temizleme dersleriyle gençlerdenbaşlayarak tüm halkı bilinçli halegetirebilirler... Ama yapmazlar. Ankara’daşofben gazından zehirlenengençlerimizi ahlaksızlıkla suçlamışlardı.Onların zihniyeti budur...Nasıl kurtarabilirdim, nasıl ölümlerinönüne geçebilirdim diye düşünmeyip,hemen halkın kendisinisorumlu tutarlar...DİKKATSİZLİK değil ÖNLEMALMAMA’dır ölümlerimize nedenolan... DÖNDÜ değil AKP’dir ölümlerimizdensorumlu olan. Sorumluluğuölmüş insanlarımızın üstüneatıp, “vah vah”larla bizimle dalga geçenlerdirasıl sorumlular. AKP ya daoligarşiyi temsil eden hiçbir partihalkın güvenliğini düşünmez. Hayatlarımızıonların düşman politikalarınaemanet etmeyelim. Hayatımıza,Sağlıklı vevenlikli geleceğimizikendi ellerimizle yaratalım...14YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


Altınşehir Altınşehir AltınşehirEn Yoksullara Umudu TaşıyacağızUmudun Adını Onlarla Birlikte HaykıracağızEn yoksullara gidiyoruz... Kapılarınıçalıyoruz tek tek... Buyur ediyorlarkapılarından içeri ve sofralarınaçağırıyorlar Halk Cepheliler’i... 2012yılına girerken, Filistin Mahallesi,Çayan-Armutlu-Gazi gibi “BizimMahallemiz” yapma sözünü vermiştiHalk Cepheliler. Ve çalışmalarınabaşladılar büyük bir coşkuyla.Gecekondulardan çıkıp geleceklerindenkorkuyor oligarşi. Korkuyorçünkü nasıl sömürdüğünü en iyi kendisive bunu yaşayanlar biliyor. Eniyi en yoksullar biliyor nasıl sömürüldüklerini.Paylaşımın en iyisini,en güzelini de en yoksullar biliyor.Açıyorlar kapılarını Halk Cepheliler’e...İstanbul Altınşehir’de Filistin Mahallesi’ndeydiHalk Cepheliler. 8-10Ocak tarihleri arasında da dergi dağıtımıyapmışlardı. 29 Ocak günüyine dergi dağıtımı yapıldı. Yürüyüşönlüklerini giyen Halk Cepheliler,Bayramtepe Meydanı’nda toplucadergi ve yıkımlara karşı yapılacakolan sempozyumun bildirilerini dağıttılar.30 Halk Cepheli, megafonla yaptıklarıkonuşmalarla halka AKP’ninyalanlarını anlattı. Filistin Mahallesi’ninsokaklarına 30 Halk Cepheli,umudun adını taşıdı. Yürüyüş esnasında,“Halkız Haklıyız Kazanacağız”,“Evimizi Yıkanın Villasını Yıkarız”,“Halkın Sesi Yürüyüş Dergisi”, “YürüyüşSusturulamaz” sloganlarınıatan Halk Cepheliler’e halk da alkışlarlave zafer işaretleriyle destekverdi. Yoldan geçen arabalardan dabildiri alanlar ve destek için kornaçalanlar oldu. Bu coşkuya ve halkınilgisine tahammül edemeyen AKP’ninsivil polisleri Halk Cepheliler’in yaptığıyürüyüşü engellemeye çalıştı.Ama başarılı olamadı ve Halk Cephelilerpolisin yaptığı “uyarıları” dikkatealmayarak daha gür ve coşkulubir şekilde sloganlarını haykırarakyollarına devam ettiler.Meydandaki yürüyüşten sonraHalk Cepheliler ellerindeki bildirive dergilerle Filistin Mahallesi’negiderek gecekonduda yaşayan halkınkapılarını çaldılar. Karşılarında HalkCepheliler’i gören halk büyük ilgiduyarak, “Başımın üzerinde yerinizvar.” diyerek evlerine davet ettiler.Çayan Bizimdir BizimKalacakHalk Cepheliler, Filistin Mahallesi’ni“Bizim Mahallemiz” yapmaiddiasıyla yola çıkarken; Çayan Mahallesi’ndede çalışmalarına devamediyorlar. 29 Ocak günü İstanbulNurtepe’deki Çayan Mahallesi’ndeYürüyüş dergisinin 300. sayısınıntanıtımı ve dağıtımı yapıldı.Çayan’da kapıları 40 Halk Cepheliçaldı bu kez. Kitlesel ve coşkulu birdergi dağıtımı yapıldı. Çayan sokaklarında,ellerinde Yürüyüş dergisi ileçalışma yapan Cepheliler, mahallehalkına yönelik konuşmalar yaparak,yozlaşmaya karşı mücadele çağrısındabulundular: “24 Ocak 2012 tarihindeAKP'nin polisi Armutlu’da devrimcilerinevini basıp 13 kişiyi gözaltınaaldı, gözaltına alınanlardan 5’i tutuklandı.AKP şimdide evlerimiziyıkmaya hazırlanıyor, uyuşturucu satıcısıpolis bizleri gözaltına almaklasindiremez. Yürüyüş dergisi halkındergisidir. Mahallerimize sahip çıkmalıyız,uyuşturucuya, yozlaşmayakarşı birlikte mücadele etmeliyiz,çünkü umut biziz.” dediler.Mahalle halkından alkışlarıyladağıtıma destek verenler olurken;Halk Cepheliler, “Mahirden DayıyaSürüyor Bu Kavga, Mahir HüseyinUlaş Kurtuluşa Kadar Savaş, KurtuluşKavgada Zafer Cephede, YürüyüşDergisi Susturulamaz, Halkız HaklıyızKazanacağız” sloganlarıyla yürüdülermahallede. “Haklıyız Kazanacağız”marşını söyledi 40 HalkCepheli, en yüksek sesleriyle... Çayanbizimdir, bizim kalacak diyordu Cepheliler...150 Yürüyüş dergisiyle, 150eve ulaştı Halk Cepheliler...Gidecek Başka Yerimiz Yok,Evlerimiz İçin Direneceğizİstanbul Gülsuyu’nda da 29 Ocakgünü 10 Halk Cepheli tarafındanYürüyüş dergisinin dağıtımı yapıldı.Yıkım tehdidiyle karşı karşıya olanmahallelerden birisi de Gülsuyu.Kentsel Dönüşüm saldırısının yoğunlaştırıldığıbir süreçte, Yürüyüşdergisinin dağıtımıyla birlikte, örgütlenmeve mücadele etme çağrısıda yapıldı.Yürüyüş önlüklerini giyen HalkCepheliler, Emek Caddesi ve ara sokaklarındamegafonla halka seslenerek,“Bizler, bu ülkenin gerçek sahipleriyiz...Bu topraklardan başkagidecek yerimiz yok... Bu ülkeninher karış toprağı babalarımızın, dedelerimizinkanı ile sulanmıştır. Bizler,Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012MAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ!15


GülsuyuGülsuyuÇayanÇayanSayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012YÜRÜYÜŞ, BEDELLER GÖZEALINARAK ÇIKARTILIYORMilliyet Gazetesi yazarı Can Dündar,Başbakan Erdoğan'ın Fethullah'ın,Zaman gazetesinin 25. yılı kutlamasında“Biz manşetlerle savaşarak bugünleregeldik” sözlerine atfen “Manşetlerlesavaşma sırası bizde” başlıklıyazısında “küçük bir sır”rını anlatmış.Şöyle diyor Can; "Hatırlayacaksanıziki yıl önce Başbakan, BBC'ye 'Ermenisoykırımıyla ilgili tasarılar kabuledilirse Türkiye’de kaçak çalışan Ermenilerinsınır dışı edileceğini' söylemişti.Suçsuz, günahsız insanlarıhedef alan, ağır bir tehditti. Tabi kimanşete yerleştirmiştik. Akşam üzeribir yönetici aradı: 'O haberi giremeyeceğimizi'söyledi. Doğrusu ilk kezböyle bir uyarı alıyordum. Şaşkınlıkla:'Nasıl olur' dedim. ' Bu çok önemlibir haber...' 'Olsun'du. 'Özellikle ricaediliyor'du. Rahatsız oldum. 'Ricabu ülkenin gerçek sahipleri olarakdişimizle, tırnağımızla, kanımızla,canımızla boğazımızdan kısarak yaptığımızevlerimizi, faşist AKP iktidarı‘kentsel dönüşüm’ adı altında ‘depremedayanıklı evler yapacağız’ yalanlarıylayıkarak, yerlerimizi AliAğaoğlu gibi asalaklara peşkeş çekecekler.Bizleri şehir dışına sürerekpolis kuşatması altındaki bir yaşamamahkum etmek istiyorlar. Buna izinvermeyelim. Böyle bir yaşamı kabuletmeyeceğiz. Bizler, komşuluk ilişkilerimizle,yardımlaşma ve dayanışmakültürümüzle, gelenek ve göreneklerimizlekendi evlerimizde, Patronlarının kölesi burjuva yazarları:Siz ancak “kafa çekersiniz!”eden' tanıdığım etkili bir büyükelçiydi.Aradım. '... Bu gizli bir belge, özelbir demeç filan değil. Başbakan'ın,hem de dünyanın gözünün içine bakaraksöylediği sözlerin yayınını mıengellemeye çalışıyorsunuz?' ... 'Ricacı'yıikna ettim. Sorun çözüldü derkenyeni bir telefon: 'Bu kez dahayukarıyı aramışlar. Kesin girmeyeceğizo haberi...' 'Şimdi arayan kim?''Başbakan'a çok yakın bir isim...' 'Ohalde ben yokum. kendiniz atın manşeti'dedim. Yöneticimiz bu hassasiyetleribilen bir gazeteciydi. Hakverdi. 'Ben de olsam senin yaptığınıyapardım' dedi. Ancak baskılar karşısındaçareszdi. O akşam bizim ekipçekafa çekmeye gittik. Ve birçokyayın organında başbakan'ın o sözleri'söylemediğini' seyrettik...""Hassasiyet"leri olan bay Cankendi mahallemizde yaşamak istiyoruz.Bizim düşünce ve önerilerimizdoğrultusunda ‘yerinde ıslah projesi’ile evlerimizin depreme dayanıklı halegetirilmesini istiyoruz.” dediler.İki saat süren toplu dergi dağıtımında94 dergi halka ulaştırıldı.Çalışanımızdan Okurumuza Kadar BedelleriÖdemekten SakınmayızBizi Yıldıramazsınız13 aydır tutuklu bulunan ve 20 Ocak günü ilk kezmahkemeye çıkartılan Yürüyüş dergisi çalışanlarınınserbest bırakılması için 27 Ocak günü Ankara SakaryaCaddesi'nde, Ankara Halk Cephesi tarafından bir eylemgerçekleştirildi.Eylemde yapılan açıklamada, tutuklamanın tamamenkeyfi olduğu ve bu keyfi tutuklamanın hiçbir gerekçesininolmadığı, tamamen AKP'nin “Ya benim istediğimgibi olursunuz ya da Ankaraolmazsınız” politikasındankaynaklandığı belirtilerek,“Dergimiz gerçekleri yazmayadevam edecek. Çalışanlarınıtutuklamaya devametseniz de, dergi dağıtanlarıkurşunlasanız da,yüzlerce davalar açsanız,kapatsanız da gerçeklerinhalka ulaşmasını engelleyemeyeceksiniz.Yürüyüş’ünsesini susturamayacaksınız.” denildi. Yapılaneylemde “Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz,Adalet İstiyoruz, Halkız Haklıyız Kazanacağız, YürüyüşHalktır Susturulamaz” sloganları atıldı.Dündar: Bugüne kadar neden tuttunbu "sır"rı? Neyin karşılığında yazmadın?Kimden niye sakladın bu"sır"rı? Hadi o gün manşet attırmadılar,iki yıl niye sustunuz?Sustunuz: Çünkü patronlarınızınçıkarları öyle gerektiriyordu. "Manşetlerimizemüdahale ediliyor." diyemediniz.Daha düne kadar hepiniz depatronlarınızın "Ne yazacağınıza hiçkarışmadığını" yazıyordunuz. Niyedemediniz "Manşetlerimize kadariktidar belirliyor." diye. Hep iktidarınhoşuna gidecek manşetler attınız.Anlat Can Dündar; başka hangi"rica"larda bulunuldu? 19 Aralıkkatliamında "sahte oruç kanlı iftar"mahşetinin "rica"cısı kimdi?"Ekipçe kafa çekmeye" gitmekmi sizin gazetecilik "hassasiyet"iniz?Bay Can Dündar, başka da birşey yapamazsınız zaten. O köşelerinizikovulana kadar terk edemezsisiniz.Ancak kafa çekmeye gidersiniz.16YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


RöportajVan Halkının Sorunlarını Halk Çözebilir,İhtiyaçlarını Halk KarşılayabilirDayanışmamızla Van’daydık!TAYAD’lıFahrettin Keskin AilelerdenFahrettinKeskin veSezai Demirtaş ile Van halkıyla dayanışmakiçin yaptıkları ikinci yardımkampanyası ve bu kampanya sürecindetopladıkları yardım malzemeleriniVan’a götürmeleri üzerine yaptığımızröportajı yayınlıyoruz:Yürüyüş: Van depreminden sonraVan halkıyla dayanışmak için ikincikez kampanya başlatınız. Van halkınınyaşadığı sorunlar neredeyseunutuldu. Öncelikle kampanyanıznasıl geçti? Yardım konusunda halkınyaklaşımı nasıldı? Kampanyayıanlatır mısınız?Fahrettin Keskin: (TAYAD YönetimKurulu üyesi. )Van halkının depremle ilgili sorunlarıunutulmuş. Bu benim ikincigidişim. Halkın göndermiş olduğuyardımlara Valilik tarafından el konulmuş.Halktan hiç kimseye dağıtımyapılmıyor. Yalnızca kendi yandaşlarınadağıtım yapılıyor. Hatta birçokyıkılmamış evlerin önlerinde çadırlarvardı. Sorduğumuzda, bunlarınTOKİ’nin, askeriyenin, özel harekatçıların,polisin yerleşim bölgeleri olduğunuöğrendik. Erciş’e gittiğimizdede hiçbir yerde çadır yoktu. Burayada ilk yardımı İran getirmiş, 800çadır gönderdiğini duyduk. İran’dangelen çadırların tepesine Kızılay’ınamblemini koymuşlar. Vali bunlarıda kendi yandaşlarına vermiş.İkinci gidişimizde, kampanya çerçevesindetopladıklarımızı götürdük.Götürdüğümüz eşyaları BelediyeBaşkan Yardımcısı’na teslim ettik.Van’a vardığımızda çok soğuk veyoğun bir kar yağışı vardı. Bundandolayı dağıtımı biz yapamadık. Belediye’nindeposuna götürdük. Burdada belediye yetkililerine teslim ettik.Van’a hem gece saatlerinde ulaştığımıziçin hem de kardan dolayı dağıtmaolanağımız yoktu.Sezai Demirtaş: (TAYAD üyesi)Aralık ayında Van halkı ile dayanışmakampanyası başlattık. Bukampanyayı 1 ay sürdürecektik. Vanhalkının yanında olduğumuzu birçokeylemlerde, attığımız sloganlarda vedağıttığımız bildirilerde birçok kişiyeanlattık. Van halkını öldürenin depremdeğil, yoksulluk ve AKP hükümetininolduğunu eylemlerimizde anlattık.TAYAD’lı Aileler olarak İstanbul’undeğişik yerlerinde eylemler yaparakbildiriler dağıtarak bildirilerin altlarınabize ulaşabilecekleri adresleri yazarakinsanlara ulaştık. Daha sonra birçokkişi “Biz şu yardımda bulunmak istiyoruz”diyerek derneğimizi arayıpadresimizi istedi. Ya da “Sizin almaimkanınız varsa alın” dediler. Halkımızyardım konusunda olumlu yaklaştı.Van’daki depremde ölen insanlarAKP’nin umrunda olmadı. Daha öncekisüreçlerde de Kürt halkına karşıyapılan katliamlar var. Bu devletVan’da bir çadır daha yandı. 3yaşındaki Mustafa Atlı’yı öldüren,kömür sobasından çadıra sıçrayankıvılcım değil; AKP’dir. Daha kaççocuğumuz ölecek? Önlem almayan,bu kış kıyamette Van halkını soğukla,yangınlarla öldüren AKP’den hesapsoran TAYAD’lı Aileler, 28 Ocaktarihli yazılı bir açıklama yaptılar.Van’ın Erçek Beldesi’ne bağlıIlıkaynak Köyü’nde Saliha Atlı’yaSezai Demirtaşzaten Kürthalkını öldürüyor.PKK’lidiye Uludere’de35 köylüyükatletmedimi budevlet?Kampanyamızınsonuda çok iyigeçti. Özellikle çorap, battaniye vb.çocuklar için oyuncaklar toplandı.Topladıklarımızı Van halkına ulaştırmakiçin 22 Ocak’ta İstanbul’danyola çıktık. Van’a vardığımızda yetkiliarkadaşlar bizleri karşıladı.Yürüyüş: Van halkı şu andayaşamını nasıl sürdürüyor?Fahrettin Keskin: Van halkınınşu anda hiçbir yerden ekonomik geliriyok. İş olanağı olmayan bir yer. Bundandolayı da gelirleri yok. Halk yaşamlarınıçadırda sürdürmeye çalışıyor.Okullar çadırdan yapılmış.Herkesin gözü yardımlarda. Gördüğümüzkadarıyla Van halkının birincidereceden gıda yardımına ihtiyacıvar. Orada görüştüğümüz yetkililerdenöğrendiğimiz kadarıyla çocuk maması,çocuk bezleri ve gıda eksikleriVan’da 127 Çadır Yandı 11 Çocuğumuz ÖldüDiri Diri Yakanlardan Hesap Soracağız!ait çadırda çıkan yangında 3 yaşındakiMustafa’nın yanarak can verdiğinibelirten TAYAD’lı Aileler,Van depremi sonrası toplam 127 çadırınyandığını bu yangınlarda 11kişinin yaşamını yitirdiğini belirttiler.“Van halkının ölüme terk edilmesineizin vermeyelim!” diyen TAYAD’lılar“Tüm halkımızı Van halkıyladayanışmamızı büyütmeye çağırıyoruz.”dediler.Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012MAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ!17


Röportajolduğunu söylüyorlar. Özellikle gıdaihtiyaçları çok acil.Sezai Demirtaş: Van halkı Fahrettinabinin de anlattığı gibi ekonomikolarak çok sıkıntılılar. TelevizyondaAKP hükümetinin şovlar yaparaktopladığı yardımlar haklaulaşmış değil. Van’da şu anda yaşamçok zor.İstanbul’dan ve diğer illerdengönderilen yardımları Devlet askerialanlara götürüyor. Bunların büyükçoğunluğu Van halkına gitmiyor. Kızılay’ınçadırları askeri birliklerinalanına kurulmuş. Devlet eliyle gidenyardımlar halka hiçbir koşulda ulaşmıyor.Van halkının Kızılay çadırlarındaoturması gerekirken; kendilerininbrandadan, kalın beyaz naylonlardanyaptıkları çadırlarda yaşıyorlar.Göstermelik çadır kentlerdeniki tane varsa, binlerce aile kendiyaptıkları çadırlarda kalıyor. Yaniçadır dağıtılmıyor.bu konuda hiçbir girişimde de bulunmuyor.Yürüyüş: Halkın neye ihtiyacıvar? Sizin görüştükleriniz en çoknelerden şikayetçi?Fahrettin Keskin: Halkın birincidereceden gıda maddesi ihtiyacı var.Halkın çok şikayeti var. Devletin hiçilgilenmemesinden şikayetçiler, devletorada bölücülük yapıyor. Gelen yardımlarıvali, polis kendi yandaşlarınadağıtıyor. Belediye yetkililerindenbiri “Van’a yapılan yardımparaları ile iki tane Van inşa edilir.”diyor. Belediye yetkililerine getirdiğimizyardımları nasıl dağıttıklarınısordum, “Biz mahalle mahalle, bölgebölge ekipler oluşturduk. 6-7 tanebölge belirledik oralarda ekipler oluşturduk,her ekibe de birer tane Belediye’dengörevli belirledik. Oradakisorunları, ihtiyaçları battaniye, çadırvb. neyse, onlar belirliyorlar. Biz depodanhazırlıyor, kamyonlarla oralaragönderiyoruz. Orada dağıtımları yapılıyor.”dediSezai Demirtaş: Halkın artık giyeceksorunu çözülmüş gibi, hatta“Bir eşya deposunu Özel Harekatçılarbasarak işe yarayan birçok eşyamızıyaktı; işe yaramayanları daburada bıraktılar.” diyorlar. Van halkınınbizlere dediği, “Bize artık giyecekgetirmeyin eğer imkanınızvarsa bol bol yiyecek getirin” dediler.Çocuk bezleri, mamaları, gıdamaddesi, şeker, un, çay istiyorlar.Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012Yürüyüş: İstanbul’da 1 gün karyağdı, her şey altüst oldu. Van’daaylardır kar var. Halk ısınma sorununu,su sorununu, sağlık, yiyecek,barınma sorunlarını nasıl gideriyor?Depremin üzerinden üç ay geçti.Halkın temel sorunları çözülebilmişmi?Fahrettin Keskin: Baştan söylediğimizgibi halkın temel sorunlarıçözülmüyor. İstanbul’a bir gün karyağıyor, trafik kesiliyor, neredeysebirçok yerin suları kesiliyor. Van’daher gün kar yağıyor. Biz ilk 3 ayönce geldiğimizde de dağlarında karvardı. Şimdi şehir merkezlerinde yarımmetre kar var. Ben çok sık giyinmemerağmen eşyaları indirdirdiğimizdeponun önünde dondum vebir elektrik sobasının yanına gittimama yine ısınamadım. Çadırın içindeki1-2 yaşındaki çocuklar nasılısınacaklar? Bunları düşünmemekelde değil. Bu insanlar temizlik yapamıyorlar.Bir süre sonra çeşitlihastalıklar buralarda yoğunlaşır.Sezai Demirtaş: Temel sorunlarınhiçbiri çözülmüş değil. Çözülmesiiçin oraya giden yardımların Vanhalkının eline verilmesi gerekiyor.Toplanan paralar Van halkına verilsin,halk çayını, şekerini, yiyeceğini alacaktır.Suları yoktur halkın. Valilik“Van Halkı Yalnız Değildir” Demeye Devam Ediyoruz26 Ocak günü, Mecidiyeköy Metro çıkışında yapılaneylemle TAYAD’lı Aileler, Van için toplanan yardımları,Van’a ulaştırdıklarını halka duyurdular.TAYAD’lı Aileler, depremin olduğu günden bu yanaVan halkıyla dayanışmayı sürdürdüklerini ve sürdürmeyedevam edeceklerini söyleyip, kampanya hakkında bilgiverdiler. Van’a giden heyet, orada gördüklerini, yaşadıklarınıanlattı. Yapılan açıklamada, “Kampanyamızhalkın yaralarının nasıl çözüleceğine bir örnek oldu.Kimi battaniyesini paylaşmak istedi Van halkıyla, kimibirkaç çift çorapla dayanışmasını ifade etti. Tutuklu evlatlarımızdan,esnaflardan, ailelerden azar azar gelenparalarla yeni battaniyeler aldık. Van halkı kışın soğuğunda,sağlıksız koşullarda yaşamaya devam ediyor. Entemel sorun barınma ve ısınma olarak devam ediyor.Bunun yanında çocuk bezi ve gıda malzemeleri ihtiyacıda başta geliyor. Van halkının ölüme terk edilmesineizin vermeyelim. Bu dayanışmada katkısı olan, emeğigeçen herkese teşekkür ediyor, Van halkı yalnız değildirdemeye devam ediyoruz.” denildi.“Van Halkı Yalnız Değildir”, “Yaşasın Halkların Kardeşliği”,“Kahrolsun Faşizm, Yaşasın Mücadelemiz”sloganlarının atıldığı eylemden sonra, TAYAD’lı Aileler’eeylemin fotoğraflarını çekerek destek veren bir gencinpolisin baskısına maruz kaldığı öğrenildi. Bir grup polistarafından kuytu bir kenara çekilen gencin elindekifotoğraf makinesinin kartına polisler el koydu. Gencintelefonunu kullanarak birilerine mesajlar gönderenpolisler, gence gözdağı vererek keyfi bir şekilde tuttuktansonra, serbest bıraktı.18YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


RöportajYürüyüş: Yolculuğunuz nasılgeçti bunu anlatabilir misiniz?Fahrettin Keskin: Okmeydanı’ndanbir açıklama yaparak yolaçıktık. Biz hava koşullarından dolayıgüneyden gitmek istedik. Bir kamyonbir de özel araçla yola çıktık. Yoldakar yogunluğundan dolayı araçlarınkaza yaptıklarını gördük.Ağrı’ya vardığımız zaman telefonlaVan’ı aradık. Belediye Başkanıile görüştük, “Biz geldik acaba eşyalarınereye getirelim?” dedik. Belediyebaşkanı “Yollar çok tehlikeliburaya ulaşamazsınız. Ağrı’da kalabiliyorsanızkalın.” dedi. Ama bizona rağmen yola çıktık. Bazı yerlerdeöyleydi ki; arabanın yoldan mı, yoksakenarından mı gittiğini bilemiyorduk.Yollar o derece kötüydü ki kardandolayı önümüzü göremiyorduk. Van’a28 saatte ulaştık. Dönerken yine aynışekilde geldik tipi, kar içinde gidipgeldik.Yürüyüş: Götürdüğünüz eşyalarındağıtımı nasıl yapıldı?Yardımlar halka nasıl ulaşıyor?Sezai Demirtaş: Bizler birebirdağıtma amacı ile gitmiştik, havakoşulundan dolayı birebir dağıtamadık.Orada büyük bir depoyu boşalttık.Eşyaları boşaltırken bizler TAYADönlüklerimizi giydik. Van halkındanbizim yanımıza gelip, “Biz de önlüklerdengiymek istiyoruz” dedilerve önlükleri giydikten sonra hep birlikteeşyaları arabadan indirdik. Dağıtımıda, her bölgenin bir sorumlusuvarmış, “Hangi bölgenin neye ihtiyacıvarsa biz arkadaşlara veriyoruz onlariletiyorlar.” dediler oradaki arkadaşlar.Bizler isterdik ki kendimiz dağıtalımama hava şartlarından dolayı bumümkün olmadı.Yürüyüş: Sizin eklemek istediklerinizvar mı?Fahrettin Keskin: Bu bir afettir,orası herkesin bildiği gibi deprembölgesidir, bunu devlet biliyor. Vanhalkına gelen bütün yardımları Devletineşit bir şekilde herkese vermesigerekiyor. Çünkü şu anda orada taraflılıkvar. Devlet kendisi bizzatbölücülük yapıyor.Devlet yetkililerinden biri gittiğindeVan’a etrafında kendi adamlarıvar, halktan hiç kimseyi yanaştırmıyorlar.Ayrıca kendileri de hiç halkınarasına, yanına gitmiyorlar. Açıkçası,oradaki insanları kendi hallerinebırakın diyorlar. Oradaki Belediye’yedevlet hiçbir yardımı vermiyor.Belediye kendi yağında kavruluyor.Sezai Demirtaş: Nasıl bir kampanyabaşlatmış isek; bu kez de Vanhalkı için gıda kampanyası başlatabiliriz.Devletin Kürt halkına yönelikimha politikası hala sürüyor. Vanhalkı için bir kampanya daha başlatabiliriz.Tutsakları Hastalıktan Öldürmek DevletinKatletme Politikasının Bir Parçasıdır!İzin Vermeyeceğiz!Polisin hazırladığı komplosonucu tutuklanarakBakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nekonulan YaseminKaradağ, ciddi sağlıksorunları yaşıyor. Yaklaşıkiki sene önce geçirdiği beyinkanamasıyla ölümdendönen, böbrek rahatsızlığıve yüksek tansiyon nedeniyletekrar beyin kanamasıriski taşıyan Yasemin Karadağhapishane koşullarındaölüme mahkum edilmekisteniyor.TAYAD’lı Aileler, 27Ocak günü Bakırköy Hapishanesiönünde “Bir tutsağındaha cezaevlerindeölmesine izin vermeyelim.”diyerek Yasemin Karadağiçin eylem yaptılar. Eylemdeyapılan açıklamada“Tahliye edilmesi yönündekitaleplerimize rağmenhala hapishanede tutuluyor.”denilerek, “Tahliyeedilmesi için Yasemin’inde mi ölümün kıyısına gelmesibekleniyor?” diye soruldu.Eylem, Yasemin Karadağ’ındevrimci kimliğinedeğinilerek sahiplenme çağrısıylasona erdi.“Devrimci TutsaklarOnurumuzdur”, “Hasta TutsaklarSerbest Bırakılsın”,“Tecrite Son” sloganlarınınatıldığı, yoğun kar yağışıaltında geçen eyleme 60kişi katıldı. Halkın HukukBürosu’ndan Av. BarkınTimtik de bir konuşma yaparak,Karadağ’ın derhalserbest bırakılması talebiniyineledi.Şehit Ailelerimizi ZiyaretHem ÖfkemiziHem de Umudumuzu Artırıyor!28 Ocak 1998’de, Adana’nın Kiremithane Mahallesi’ndepolis tarafından katledilen Mehmet Topaloğlu,Besat Ayyıldız ve Bülent Dil, şehit düşmelerinin 14.yılında İngiltere’nin başkenti Londra’da Halk Cephelilertarafından anıldılar. Bülent Dil’in Londra’da yaşayanablasını ziyaret eden, ikisi çocuk 29 Halk Cepheli,Mehmet Topaloğlu, Besat Ayyıldız ve Bülent Dil’inözgeçmişlerini ve yoldaşlarının anlatımlarını okudular.Londra’da devrimcilik yaparken ülkeye savaşmayagiden Bülent Dil’i tanıyanlar onunla ilgili anılarınıanlattılar. Daha sonra ablası Makbule, kardeşiyle ilgilianılarını paylaştı. Halk Cepheliler’e teşekkür edenMakbule hanım, “Devrimci olduğu için de, kardeşimolduğu için de çok gurur duyuyorum onunla. İdealidevrimci olmaktı. Onuru, namusu ve adaleti, insanlığıyaşayarak ve yaşatarak anlattı. 5 dakika yeterdiinsanları toplamak için. Çok sıcak ilişkisi vardıhalkla.”diye konuştu.Anma ziyareti, un helvası ve Bülent’in çoksevdiği yeşil elma ikramı eşliğinde geç saatlere kadaryapılan sohbetlerle sürdü.Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012MAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ!19


Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012SavaşanKelimelerÜlkemizde yıllardır duyduğumuz, “Türkiye bir hukukdevletidir”, “masumiyet karinesi”, “adil yargılamahakkı”… özellikle egemenler tarafından tekrarlanıpduran bu sözleri, önce iktidardaki belirliisimler söyler, ardından burjuva medya tekrar eder.Öyle ki, ne hukukunu, ne adaletini gören halkın, dilinekadar yerleşir bu kavramlar. “Bu nasıl bir hukuk devletidir?”diye yakınsa da devletin “hukuk devleti” olabileceğinikabul etmektedir. Oysa gerçekte “hukuk devleti”diye bir devlet tanımı yoktur.Halk arasında söylenen bir söz vardır: “Aşağıda yalansöyledim, yukarıdakendim inandım”Faşizmin propagandasıda öyledir.Bir yalanı bıkmadanusanmadangerçekmiş gibi tekrarlıyor.Her fırsattatekrarlıyor. Halk,zerresini görmemesinerağmen kavramdiline yerleşiyorve o da kullanmayabaşlıyor. “Bir kişiye 40 kere ‘delisin’ deyince deliolur” derler. Bu da öyle; devletin “hukuk devleti olmasıgerektiğine” inanmaya başlıyor. Faşizmin amacı da kabulüyaratmak.Oysa egemenler istedikleri zaman kendi yaptıkları yasalarıihlal ederler. İşlerine gelmediği zaman yasa hukuktanımazlar. Bu yalanlar da zaten halkı kandırmak için tekrarlanırdurur.Adalet Bakanlığı’nın insan hakları bilgi bankasında“Adil yargılanma hakkı” diye bir madde var. Bu madde;“1- Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyleilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuşbağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasınınmakul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini istemek hakkına sahiptir…2- Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olaraksabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.3- Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedenindenen kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarakhaberdar edilmek;b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklarasahip olmak; ...” şeklinde devam ediyor…“Türkiye BirHukuk Devleti”24 Aralık 2010 tarihinde dergimizin teknik hazırlıklarınınyapıldığı büro, helikopterler eşliğinde basılmış,talan edilmiş, tüm eşyalarımıza el konulmuş,çalışanlarımız gözaltına alınıp tutuklanmıştı. 6 dergiçalışanı ve 3 devrimci bir yıl boyunca neden hapishanedeolduklarını öğrenemedi. Tutukluluk gerekçelerikendilerine açıklanmadı.Ama “Türkiye bir hukuk devletidir” diyen tüm bakanlar,onlara “terörist” diyerek mahkemeye bile çıkartmadanyargıladılar. Oysa hukukta bir de “masumiyetkarinesi”inden bahsedilir.Bir yılın sonunda çalışanlarımızın neden tutuklandıklarıhakkında iddianame hazırlandı. İddianamedeyer alan suçlardan birisi Güler Zere’nin serbest bırakılmasıtalepli eylemlere katılmak. Ama Belçika’da Davutoğlu“Güler Zere bizim kızımızdır” demişti. Davutoğlututsak değil...Türkan Albayrak işedönmek için, işten atıldığıhastanenin bahçesinedireniş çadırı kurmuşve işe geri alınıncayakadar çadır eylemiyapmıştı. Sağlık Bakanlığıyetkilileri görüştüve Türkan Albayrak’ıişe geri aldı. TürkanAlbayrak’a destekveren onlarca eylem yapıldı. Bu eylemlerde yer alan devrimciler,haberini yapan çalışanlarımız bu faaliyetlerindendolayı tutsak…Hukuk devletine ne kadar da ters bir tablo değil mi?Ama değil. Neden? Çünkü biz devrimciyiz, devrimcibasınız. Devrimci basın demek, iktidarın söylediğinitekrar eden değil, iktidarın her tür saldırısına rağmen gerçeklerihalka ulaştırandır. Ülkemizde “adil yargılamahakkı”nın kağıt üzerinde varlığı gerçekte o hakkın kullanıldığıanlamına gelmiyor. Bu hakkın var olup olmadığısorun değil çünkü. İşte bakanlık bilgi bankasında yazmış,bu hak var. Adil yargılama ancak adaletin olduğu yerdemümkündür.Ülkemizin, devletin yönetim biçimi faşizmdir. Faşizminolduğu yerde adalet yoktur. Okullara, hastanelere,sokaklara, evlere bakalım… Her yerde her şeyimizibu düzenin talimatına göre düzenlememiz istenmiyor mubizden. Gözaltına aldığı kişilere “terörist yakaladık” diyeyargıya teslim eden iktidar, sonra “masumiyet karinesi”ndenniye söz eder? Zaten hükmünü vermiş, teröristdemiştir. Hangi mahkeme, hayır efendim terörist değillerdiyecek?Böyle bir mahkeme yok, ama biz varız bu ülkede umutolmaya devam eden. Bu uğurda bedel ödeyen bizler varız.Biz devrimciyiz, terörist sizsiniz diyoruz. Faşizminhukukuna karşı mücadelede örgütleniyoruz.20YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


Ders: Biz Kimiz,Ne İstiyoruz? (1)Sevgili Yürüyüş okurları merhaba.Devrimci Okul’da yeni bir konuyladersimize başlıyoruz.Egemen güçler bizi amaçsız, bir takımeylemler yapan, “terörist”ler olarakgösteriyor. Burada hemen belirtelim,bir teröristten bahsedilecekse oterörist, emperyalistler ve onlarınuşakları işbirlikçi devletlerden başkasıdeğildir. Teröristin başı da Amerika’dır.Bunu belirttikten sonra konumuzadönersek;Biz Kimiz?Amacımız Nedir?BİZ KİMİZ?NE İSTİYORUZ?NASILBAŞARACAĞIZ?Biz, Marksist- Leninistiz, bir halkhareketiyiz.Dünyadaki ve ülkemizdeki düzenideğiştirmek istiyoruz.Nasıl bir düzen istiyoruz?Özel mülkiyetin olmadığı, her şeyin,herkesin ortak malı olduğu, herkesineşit olduğu bir düzen için mücadeleeden insanlar olarak biliniriz.Gerçekte böyle midir?Komünizm: Nihai amaç; sınıfsız,sömürüsüz bir toplum, herkesten yeteneğikadar, herkese ihtiyacı kadar,eşitlik, kardeşlik, özgürlük, savaşlarınyoksulluğun olmadığı, bütün dünyahalklarının mutlu ve refah içinde yaşadığıbir düzendir. Bu nedenle bizimsorunumuz sadece kendi ülkemizin değilbütün dünyanın sorunudur.Sosyalizm: Gelecekteki hedefimiz;herkesten yeteneği kadar, herkeseçalıştığı kadar, komünizme ulaşmakiçin geçilmesi zorunlu bir aşama,sınıflı ve sömürüye dayalı toplumun kalıntılarınıntemizlendiği, herkese ihtiyacıkadar verebilecek, üretimin artırılmasınısağlayacak bir aşamadır.Anti-emperyalist, Anti-oligarşikdevrim: Bu günkü hedefimiz, ülkemizinsomut koşullarının bir gereği, sosyalizmeve oradan dakomünizme geçmekiçin zorunlu bir aşama,bağımsızlık vehalk demokrasisi, budevrimin özüdür. Bugünsosyalizmi ve komünizmine kadar istersekisteyelim kuramayız. Ekonomimizçöker, halk anlamaz ve isyan eder,komünizmin ve sosyalizmin kötü birşey olduğu kanısına varır. Kaldı ki bizyoksullukta eşitliği savunmuyoruz.Ayrıca bu durum sınıflara yaklaşımdada önemlidir. Sosyalizm ve komünizmişçi sınıfı tarafından kitlesel olarakbenimsenecek taleplerdir. Oysabiz devrimi yapmak ve sürdürmekiçin, işçi sınıfı dışındaki halk sınıf ve tabakalarınıda mücadelemize kazanmakzorundayız. Başka türlü ne devrimyapabiliriz ne de devrimi koruyabiliriz.Çünkü ülkemizde tek başına işçi sınıfıbu güce sahip değildir. Ülkemizdeçok yaygın olan küçük burjuvaziyi,köylülüğü ve çok çeşitli tabakaları kazanmakzorundayız. Bunları ise sosyalizmveya komünizm propagandasıyaparak kazanamayız. Onlara kendi çıkarlarıtemelinde hitap etmek, devrimionların çıkarıyla uyumlu hale getirmekgerekir. Bu en kutsal davadır.Halklarımızın kurtuluşu için olan herşey kutsaldır.Dünyada ve ÜlkemizdekiDüzen Nasıl Bir Düzendir?Bugün birkaç ülke hariç bütündünyada kapitalist bir düzen var. Budüzen, üretim araçlarının bir avuçazınlığın yani bir avuç sermayedarınözel mülkiyetinde olduğu ve bir avuçsermayedarın bu sayede bütün halklarısömürdüğü bir düzendir. Bu düzenbütün dünya ülkelerindeki halkları,bir yanda her gün zenginliğinezenginlik katan zenginler, bir yandaher gün biraz daha yoksullaşan yoksullarolarak ikiye ayırmıştır. Zenginlerbir avuç yoksullar ise milyarlardır.Kapitalizm sadece insanları ikiyeayırmamış, ülkeleri de sömüren ve sömürülenülkeler diye ikiye ayırmıştır.Yani emperyalist ülkeler, sömürgeülkeler...Bir avuç emperyalist ülke burjuvazisi(ABD, İngiltere, Almanya, Japonya,İtalya, Fransa, Kanada) kurduklarıbüyük şirketler (biz bunlara tekeldiyoruz) aracılığıyla geri kalanülke halklarını ve varlıklarını sömürmektedir.Emperyalist devletler debu sömürüyü sürdürmek, daha da fazlalaştırmakiçin, başka emperyalistdevletlerin tekellerine göre kendi tekellerininsömürüden daha çok pay almasıiçin uğraşıyorlar. Bu çıkar çatışmasıemperyalistler arasında, emperyalistlerebağlı sömürge ülke devletleriile diğer sömürgeler arasında,savaşlara yol açmaktadır.Savaşların bir nedeni de sömürgeülke halklarının ve bağımsız devletlerinemperyalizme boyun eğmesinisağlamaktır.EmperyalizmBu SömürüyüNasıl Sürdürüyor?Bu dönemlere göre değişiyor. ÖrneğinII. Emperyalist Paylaşım Savaşı'ndanönce ülkeleri açıktan ordusuylaişgal ediyor ve öyle sömürüyordu.Bugün daha farklı davranıyor,açık işgale gerek duymuyor. Bugünbizzat o ülkede oluşturduğu işbirlikçileraracılığı ile, o ülkenin ordusunuve polisini, siyasetini kısacası devletiniişbirlikçisi haline getirerek sömürüçıkarlarını güvence altına alıyor. Sömürüsünüise başlıca üç yolla sürdürüyor:Birincisi, o ülkede kendi şirketlerinindoğrudan yatırımlarıyla veyaoluşturduğu işbirlikçi şirketlerin ortakyatırımlarıyla yapıyor. Bu yolla eldeettiği kar veya sermaye o ülkede kal-Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012MAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ! 21


Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012Bu günkü hedefimiz, ülkemizinsomut koşullarının bir gereği,sosyalizme ve oradan dakomünizme geçmek için zorunlubir aşama, bağımsızlık ve halkdemokrasisi, bu devrimin özüdür.Bugün sosyalizmi ve komünizmi nekadar istersek isteyelimkuramayız. Ekonomimiz çöker,halk anlamaz ve isyan eder,komünizmin ve sosyalizmin kötübir şey olduğu kanısına varır...mıyor, emperyalist şirketin kasalarınaakıyor.İkincisi, “yardım” adı altındayüksek faizli borç vererek, yada sömürge ülkenin çıkardığıyüksek faizli hisse senetlerinialarak, borsa oyunları aracılığıile... Yani tefeci yöntemlerle.Üçüncüsü, sömürge ülkelerdeüretilen ürünleri ucuza alıp, pahalıyasatarak veya kendi ürettiklerinisömürge ülkelere pahalıyasatarak. Örneğin: Tayland veVietnamda dikilen bir gömlekbu ülkelerden 4 dolara ithal edilirkenBatıda 45 dolara satılıyor. Kaba bir hesaplaemperyalistler hiçbir üretimmasrafına katılmadan sadece ticaretyoluyla o ülkedeki kapitalistten 11 katfazla kar ediyor.Bu sömürü ağı sömürge ülkelerdesürekli bir sermaye darlığına yol açıyor.Sömürge ülke yöneticileri, sermayedarlarıborç almaya yöneliyor.Emperyalistlere kul köle oluyor. IMF,Dünya Bankası gibi emperyalist kurumlarınkapılarından ayrılmıyor.Borç karşılığı emperyalistlerin her istediğineboyun eğiyor. Borç almakdaha çok faiz ve ülkenin emperyalistsömürüye daha çok açılması demekoluyor. O da daha çok borca ihtiyaçduyulması ve daha çok bağımlılık oluyor.Bu kısır döngü böyle devamedip gidiyor. Bugün sömürge ülkelerborçlarını ödemek bir yana borç faizleriniödemek için yeni borçlar almakdurumundadır.Tabi emperyalistler bunu böylegöstermiyor. Onlar sömürge ülkelerekalkınmakta yardım etmek için yatırımyapıyor, borç veriyor, yani büyükiyilik yapıyor görünüyorlar. Bu sömürüyühalklara böyle yutturuyorlar.Emperyalist demagoji hep böyledir.Onlar bir ülkeyi işgal ederken bilebunu dünyaya ve o ülkeye çok iyi birşey yaptığı şeklinde anlatır. Din, dil,kültür, medeniyet götürdüklerini, ekonomiyigeliştirdiklerini iddia ederler.Bugün Irak'ı bombalarken Irak'a demokrasigötürmek, Irak halkını Saddamdiktatörlüğünden kurtarmak adınabunu yaptıkları gibi. Yine bugün dışpazara açılma, serbest piyasa ekonomisi,özelleştirmeyi de ekonomik gelişme,insan hakları ve demokrasiadına dayatıyorlar. Oysa bütün bunlarıntek gerekçesi vardır o da emperyalistsömürüyü daha da artırmakve yaygınlaştırmaktır.Dünyada ve ÜlkemizdeBu Düzenin YarattığıSonuç Nedir?- Dünyanın 225 zengininin servetidünya nüfusunun %47’sini oluşturan2,5 milyar insanın yıllık gelirinintoplamına eşit. Bu servet 1 trilyondolar.- En zengin 3 kişinin servetleri enyoksul 48 ülkenin milli hasıla gelirinintoplamını aşıyor.- Sadece Bill Gates (Microsoft'unpatronu) 130 milyon insana yetecekservete sahip.- Bu listede Koç ve Sakıp Sabancı5'er milyar dolarla 56., Ayhan Şehenk2,2 milyar dolarla 148. sırada.(Ülkemizin bunca yoksulluğuna rağmen)- Zenginlerin sadece kedi-köpekmamasına harcadığı parayla yoksullarıneğitim ve sağlık hizmetleri karşılanabiliyor.(Lüks harcamaları da hesabakatarsak neyi bulur)- Dünyada herkese temel eğitimvermek için yılda 6 milyar dolara, temelgıda ihtiyaçlarını karşılamak için13 milyar dolara ihtiyaç var.Oysa Avrupa'da parfümlere 12milyar dolar (yaklaşık tüm dünyada insanlarıntemel gıda ihtiyaçlarını karşılayacakkadar.) Avrupa ve ABD'dekedi köpek maması için 17 milyar dolar(Yaklaşık hem eğitim hem detemel gıda sorununa yetecek kadar)harcanıyor. Dünyada askerimalzemeler için ise 780 milyardolar sarfediliyor. (Hürriyet gazetesinin10 Eylül 1998 tarihlisayısında yayınlanan BM Raporu'ndan)- Böyle dünyadaki büyükadaletsizliği ortaya koyan birçokkaynak, yazı, her gün bulabiliriz.Örneğin bir kaynağagöre 7 milyon nüfusu olan İsviçre'ningeliri 500 milyon Afrikalı'nıngelirine eşittir.Tabi bu gelir, 7 milyon İsviçre'deherkese eşit paylaştırılmıyor, büyükmiktarı emperyalist tekellerin kasalarınagidiyor. Orada da sınıf ayrımıvar. Örneğin Almanya'da DaimlerBenz, Siemens, VW, Veba, Bayer,Tyssen, Krup, BMW, BASF, Bosch,Manesman gibi bir çırpıda sıralayabileceğimizbir avuç şirket (Tekel) ekonominindenetimini elinde tutuyor.Bunlar dünyanın dört bir tarafına yayılankolları vasıtasıyla dünyanın sömürgeülkelerini de sömürüyor vezenginlikleri kendi kasalarına aktarıyorlar.Örneğin sadece Daimler Benzin110 ülkede şube ve temsilcilikleri bulunmakta,103 milyar 549 milyonmark olan cirosunun 65 milyar 434 milyonuyurt dışından (% 66), 310.933 kişi( 68.907 si yurt dışı) istihdam ediyor.- ABD dünya nüfusunun %6'sınıoluşturuyor ama tüm dünyada üretilenlerin%50'sini tüketiyor.Yine ortalama bir Etiopyalı'yagöre ABD'li 600 kat fazla tüketiyor.Bunu korumalı ve bunun içinde askerigücümüzü her gün daha çok geliştirmeliyizdiye emperyalist temsilcileraçıktan beyanatlar veriyorlar. ABD'ninsağa sola durmadan saldırmasının, askerigücünü olağanüstü boyutlarda geliştirmesiningerçek nedenlerindenbiri işte budur.- Dünyadaki bu adaletsizlik hiçazalmıyor aksine her geçen gün dahada artıyor. 1960'da zengin ülkelerdeyaşayanlarla yoksul ülkelerde yaşayanlarınkazancı 30 kattı, bu oran1995'de 82 katına çıktı.- Bu büyük adaletsizliğin en acı so-22YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


nuçlarından biri dünyada her yıl doğanların%10'nun açlıktan ölmesi,770 milyon kişinin aktif bir çalışmayaşamı için gerekli gıdadan yoksunyaşamasıdır.Emperyalizm ve sömürge ülkelerdekiişbirlikçileri bu tabloyu gelişmişlikve gelişmemişlik olarakizah ederler. Bunun görünürde bir gerçekyanı da vardır. Emperyalist ülkelerdoğal olarak daha gelişmiştir. Ama bugelişmenin kaynağı sömürge ülkehalklarının sömürülmesinden başkabir şey değildir. Kaldı ki gelişmişlikinsanları, diğer ülkeleri sömürmeyihaklı çıkarmaz. Gelişmişlik insanlarısömürmenin değil insanlara hizmetinaracı olmalıdır. Emperyalizmsömürge ülkelerin yoksulluğunun,geri kalmasının sebebidir. Fakat emperyalistlero ülkeyi geliştirmek içinborç verdiğini, yatırım yaptığını savunur.Bugün yeni-sömürge halklarınınyaşadığı açlık ve sefalet bununen bariz örneğidir. Emperyalistler“yardım” adı altında yeni-sömürgelerininyüksek faizlerle sürekli borçlandırmıştır.Borçlarının tahsilini degarantiye almak için o ülke halklarınıaçlık ve sefalete mahkum etmiştir.Ülkemizde DurumTam da Budur;Ülkemizde tam bir açlık, sefalet tablosuvarken, işbirlikçi tekeller dünyanınilk yüz zengini arasında yer alıyor.İşbirlikçiler, devlet yöneticileri,halkın fakirliğine gerekçe olarak ülkemizinfakirliğini, gelişmemişliğinigösterirler ama madem bu ülke bu kadarfakirse zenginler nasıl oluyor da bukadar zengin oluyor sorusuna hiç cevapvermezler. O zaman ne kadar azgınbir sömürü olduğu ortaya çıkar.Kaldı ki bu tekellerin kazançlarının büyükbir kısmı da emperyalist ülkelereakıyor. Buna rağmen bu kadar zenginolabiliyorlarsa sömürünün boyutunuakıllara sığdırmak mümkün değildir.Bu sömürüde emperyalistler çeşitlikılıflara bürünmüş onlarca yöntemkullanır. Örneğin 1980 sonrası devletten%20 ile kredi alan büyük tekeller,bu parayı devlete %140 faizlegeri satmaktadır. Böylece devletinvergiler vb. yollardan halktan gaspettiklerikatlanarak tekrar tekrar tekellereaktarılmaktadır.Koç’un üç şirketi (Arçelik, Aygaz,Ardem) beyaz eşyada tüm pazarın%83'ünü elinde tutuyor. Bu üç şirketinyıllık kazancı 290 trilyon.Koç, Sabancı, Yaşar Holding, ŞişeCam Grubu, Eczacıbaşı, AnadoluGrubu, Doğan Holding gibi bir avuçişbirlikçi tekel (ki bunların tamamınıele alırsak sayısı birkaç yüzü geçmeyenTÜSİAD- MÜSİAD... üyeleriortaya çıkar) ülkemiz ekonomisini denetimaltında tutmaktadır.Bunların her biri belli sanayi dallarındapazarın hemen hemen tamamınıkontrollerinde tutmaktadır. Örneğin,Sabancı çimento, gıda... Eczacıbaşıilaç ve bunun gibi.Hepsi işbirlikçidir. Emperyalist tekellerebağlı olarak çalışırlar ve onlarınçıkarlarına hizmet ederler. ÖrneğinSabancı dünyanın en büyük emperyalistşirketlerinden 17'siyle işbirliği yapmaktadır.Sabancı'nın kazancının büyükkısmı bu şirketlerin kasasına akmaktadır.Böyle olunca, yani sermaye,başka değişle ülkemizin zenginlikleridışarı akınca yatırım için sermayede bulunamamaktabu sefer emperyalistlerinkapısında borç dilenilmekte, bir deborç faizleri aracılığıyla emperyalistlerülkemizi sömürmektedir. Tabi emperyalistlerve işbirlikçileri bütün bunlarıülkemizin menfaatine yaptıklarını iddiaetmektedirler.Ülkemiz emperyalizmin sömürgesi,emperyalist tekellerin cirit attığıbir ülkedir.Örneğin ülkemizde halkın emeğini,kanını emen, sömüren 4 bin 408Alman şirketi vardır. Bunu, 2 bin 311şirketle İngiltere, 1894 şirketle Hollandatakip etmektedir. ABD'nin ise1112 şirketi vardır.Emperyalist sermayeli şirketlerintoplamı ise 26 bin 175'tir. Bunların 21bin 302'i uluslararası sermayeli şirketve şube iken; 4 bin 873'i ise emperyalistsermaye ortaklıdır. (Hazine Müsteşarlığı'nın2010 yılı Ocak-Ekim dönemineilişkin "Uluslararası Doğrudan YatırımVerileri" Bülteni)Ülkemizin dış borcu 290 milyar350 milyon dolar ve devlet bütçesininbüyük kısmı bu dış borç faizlerini ödemeyegitmektedir. Hatta devlet borç faizleriniödemek için yeni borçlar aramakta,IMF gibi emperyalist kurumlarakul, köle olmakta, hatta ekonomininyönetimini ve denetimini tamamenonlara bırakmaktadır.Bu işbirlikçi tekeller ve onların çıkarınıkoruyan devlet tarafından ülkemizkarış karış emperyalistlere satılmıştır.Ülkemizin bütün yeraltı veyerüstü zenginlikleri emperyalistlerinçıkarına sunulmuştur.Her yan NATO üsleriyle doldurulmuştur.Başbakanlar, bakanlar emperyalistlerinizni dışında adım atamamaktaadeta onların sömürge valisigibi çalışmaktadır. Ordunun, polisin,MİT'in denetimi tamamen emperyalistlerineline geçmiş ve onlarınçıkarlarına hizmet etmektedirler.Bu Tabloda HalkınDurumu Nedir?İşçilerin, köylülerin, memurun,küçük esnafın durumu nedir? Tam biryoksulluk ve sefalettir.- Bugün ülkemizde 4 kişilik bir aileninaçlık- yoksulluk sınırı 878,18 TLolarak tesbit edilmiştir.- Ama asgari ücret 701.14 TL'dir.Asgari ücretle çalışan işçi sayısı 4 milyon312 bin 811dir.- Aralık 2010 itibariyle kayıtlı resmiişsiz sayısı 1 milyon 414 bin 541,- Yeşil kart kullanan yoksulların sayısı9 milyon 395 bin 185 (2012Ocak ayı itibariyle yoksulun bu hakkıda gasp edildi),- Sosyal Yardımlaşma ve DayanışmaFonu’ndan yardım alan kişi sayısını3 milyon 84 bin 62, yoksulluksınırının altında maaş alan emekli, dulve yetim sayısı 332 bin 434’tür.- 3 milyon kişi geçim sıkıntısındançıldırmanın eşiğindeymiş, yetişkinnüfusun %10'u deprasyon yaşıyormuş.(29 Ocak 1999 tarihli Hürriyet)Halkın yiyeceğinden, giyeceğinden,ilaç parasından, eşya masraflarındankısaca zorunlu giderlerindensinsice yöntemlerle kesilen paralar,Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012MAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ! 23


Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012bir avuç sömürücünün ve emperyalistlerinkasalarına akmaktadır.Halk gününü gün edenlerin,eğlencelerinin, pahalı zevklerinin,aç gözlü çıkarlarının faturasınıböyle ödüyor. Halkın emeği böylegaspediliyor.Bu vahşi sömürünün sonuçları;sefalet, işsizlik, açlık, yoksulluk,yozlaşma, artan adli suçlar,doktorsuzluk, ilaçsızlık, hastalık,çocuk ölümleri, erken ölümler,sosyal huzursuzluk... Kısacaher gün her saat ölüp dirilmedir.Tabi bu vahşi sömürüye karşı halkıntepkisini engellemek için de tam bir faşistbaskı ve terör politikası uygulanıyor.Hiçbir özgürlük, hak, hukuk tanımıyor.Bizim gibi devrimcileri, yani halkaöncülük etmek isteyenleri, katliamlarla,kaybederek... Karakollarda, emniyetmüdürlüklerinde, hapishanelerde...ağır baskı ve işkenceler uygulayarakimha etmeye çalışıyor. Örgütlenmeyeizin vermiyor. En küçük devrimci bir örgütlenmeyiyok etmek için her türlü vahşetebaşvuruyor. Halkın ileri kesimleriniyıldırmak için yine azgın bir teröruyguluyor. En küçük ekonomik, demokratikhak isteğini baskı ve terörlebastırıyor. Başta işçilere, emekçilere,ulusal ve dinsel azınlıklara azgıncabaskı ve terör uyguluyor. Kürt halkınıninkarı, imhası, asimilasyonu sürüyor.Sunni inanç dışındaki halklara inanç özgürlüğütanımıyor...İşte Bu Dünyayı veÜlkemizi Değiştirmekİstiyoruz!İstemekle değişir mi? Bu mümkünmü?Sadece mümkün değil, zorunludur.Bilim ve tarih bunu gösteriyor.Zorunluysa neden uğraşıyoruz,kendiliğinden değişse olmaz mı?Olmaz.Bu işin doğasına aykırı. Zaten toplumbu aşamaya geldiğinde, yani mevcutüretim ilişkileri üretici güçlerin gelişmesiniengellemeye başladığında, tektek kişilerin iradesinden bağımsız olarakilerici güçler ve gerici güçler karşılıklımevzilenmeye, ideolojik, politik,Devrimciler kazanmakistiyorlarsa, en başta örgütlüdavranacaklar, kararlı ve cesurolacaklar, yenilgilerdeumutsuzluğa, zaferlerde zafersarhoşluğuna düşmeyecekler.Siyaset, savaş, ideolojikmücadele sanatını öğrenecekler...Bunların gerektirdiği insan tipiniyaratacaklar ve topluma maledeceklerkültürel, askeri, her alanda çatışmayabaşlarlar. Eskiyi temsil eden güçler direnir,yeniyi temsil eden güçler egemenolmak ister. Bunun yarattığı muazzamçatışma, en nihayet savaşlar, yıkımlar,yenilgiler, zaferler, ilerlemeler,gerilemelerle süren bir boğazlaşmayadönüşür. Bu çatışmada, gerici güçler kazanırsaeski düzen bir müddet daha devameder, ilerici güçler kazanırsa yenibir üretim ilişkisini temel alarak toplumuyeniden örgütlerler. Gerici güçlerinkazanması, ne kadar toplumususkunluğa iterse itsin, ne kadar uzunsürerse sürsün geçicidir. İlerici güçlerne kadar yenilirlerse yenilsinler, ne kadarbüyük umutsuzluklar, yıkımlarolursa olsun en nihayetinde yenerler.İşte tek tek veya örgütlü kişinin rolü buradabaşlar. Kişi bu çatışmada ilericiveya gerici safta yer almak zorundadır.Tarafsızlık diye bir şey söz konusu olamaz.Tarafsız görünenler veya geçinenlergerçekte taraftırlar. Güçlü ve egemenolandan yanadırlar. Çünkü tarafsızlık,"Ben güçlü ve egemen olanlarındüzeninin sürmesini istiyorum."demektir. Her zaman başlangıçtagüçlü ve egemen olanlar da gericigüçlerdir. Dolayısıyla tarafsızlar gericigüçlerden yana taraflar demektir.Devrimci örgüt ve kişilerin esasgörevi de burada başlar. Devrimcilerkazanmak istiyorlarsa, en başta örgütlüdavranacaklar, kararlı ve cesurolacaklar, yenilgilerde umutsuzluğa,zaferlerde zafer sarhoşluğuna düşmeyecekler.Siyaset, savaş, ideolojikmücadele sanatını öğrenecekler...Bunların gerektirdiği insan tipini yaratacaklarve topluma mal edecekler...Gerekli örgütler kuracaklar, örneğinsavaş için silahlı birlikler ve giderekordu, siyaset için parti, ideolojikkültürelmücadele için gazete,dergi, TV, kültürel kurumlar...Bunları geliştirmeyi ve yetkinbir şekilde kullanmayı öğrenecekler.Bu tabloya bugün dünyamızdanve ülkemizden örnekler:Emperyalizm,Sosyalizm Mevzilenmesive II. EmperyalistPaylaşım SavaşıÜlkemizdeki çatışmalar, katliamlarkayıplar, işkenceler...Latin Amerika ve diğer sömürgeülkelerdeki çatışmalar, kısacası yüzyılımızınbaşından beri dünyadakiilerici ve gerici güçler sürekli çatışmaktadır.Zaman zaman biri, zamanzaman diğeri galip gelmekte ama çatışmalardurmamakta, sürmektedir.Bugün gerici güçler dünya ölçeğindesosyalist devletlerin çöküşüyle birliktezafer kazanmış görünmektedirler amayine de ilerici güçlerin ilerleyişini durduramamışlardır.İstedikleri gibi dünyayaşekil verememektedirler. 21.yüzyılın ayaklanmalar yüzyılı olacağınıbizzat emperyalizm kendisi söylüyorve ona göre tedbirler alıyor. Emperyalistlerve işbirlikçileri için baş“tehdit” değer devletler değil. Açlığa,yoksulluğa, sefalete mahkum ettiklerihalkların direnişleridir. Mücadeleleridir.Bugün açısından bu mücadeleçok ciddi boyutlarda olmasa da yarattıklarısefaletin büyüklüğü “tehdit”inde büyüklüğünü göstermektedir.Onun için emperyalistler ve işbirlikçilerinaskeri stratejilerini belirleyenhalkların mücadelesi olmaktadır.Tüm çabaları halkların mücadelesiniengellemeye yöneliktir.Yani iş dönüp dolaşıp, devrimcileriniradesine kalıyor. Bu düzen değişmekzorundadır ama değiştirecekolanlar da devrimcilerdir.Bu haftalık burada bitiriyoruz, haftaya"peki nasıl değiştireceğiz" sorusunusoracak ve cevaplarını vereceğiz.Bir sonraki haftaya kadar hoşçakalın.(Sürecek)24YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


Evrensel’in Devrimcileri Yok Saymasının NedeniDevrim Mücadelesinden Duyduğu Rahatsızlıktır!Evrensel’in düşmanlığının kaynağıideolojiktir. Devrimci ideolojiyle burjuvaideolojisinden kaynağını alanreformizmin, oportünizmin amansızçatışması vardır.Evrensel’in geçen hafta yayınladığımızbölümde pekçok örneğiniverdiğimiz “yok sayma”, “görmezliktengelme”sinin temel nedeni budur.Onların gerçekte yok saydıkları dahadoğrusu yok etmek istedikleri; devrim,devrimci değerler, devrimci eylemlerdir.Evet, onlar devrimcilerin yokolmasını isterler. Ki bu bizim kendisubjektif yorumumuz da değildir.Bunu bizzat kendileri itiraf etmiştir.“Küçük burjuva ‘devrimci’ örgütlerde siyaset sahnesinde eskirollerini yitiriyor artık. Belki birsüre daha tamamen yok olmayacaklar,ama yirmi sene önceki güçlerinede artık bir daha kavuşamayacaklargibi görünüyor. Bu durum,işçi sınıfı ve emekçi halkın demokrasimücadelesi için hayırlı olacaktır.”(Evrensel, Kamil Tekin Sürek, 16Kasım 2007)Bu satırlar devrimcilere duyulandüşmanlığın, öfkenin, devrimcilerdenduyulan korkunun dışa vurumudur.Bu, kendilerinin varlık nedenini,devrimcilerin yok olmasına bağlayanzavallılıktır.Devrimciler yok olsa ne kadarmutlu olacaklardır. Ne kadar büyüksevinç duyacaklardır. Meydan onlarakalacak. İşçi sınıfı onlara akacak!Onlar devrimcileri, Marksist-Leninistleriher zaman "küçük burjuvadevrimcileri", "goşist", "devrimci demokrasi"nitelemeleriyle küçümsemişler,bu nitelemeler ardında Marksist-Leninistleresaldırmışlardır.Onyıllarca dillerinden “emekçisınıf”, “işçi sınıfı” laflarını düşürmemişlerdir.Oportünizmlerini, kitlekuyrukçuluklarını, düzeniçiliklerini,“işçi sınıfı” lafları ardına saklanaraksürdürmüşlerdir. Onyıllardır “işçi sınıfı,işçi sınıfı” lafını dillerinden düşürmemişlerdir,ama ne işçi sınıfınıniçinde varlardır, ne de işçi sınıfı adınayarattıkları bir gelenek, bir değervardır. Kazandıkları bir direniş görülmemiştir.Aksine direnişler onlararağmen başarıya ulaşmıştır.Faşizmden şikayet edip durmuşlar,ama gereğini yerine getirmemişlerdir.Devrimcilerin kan-can pahasına kazandıklarımevzileri kullanmaktanda geri durmamışlardır.EMEP’in “Akıllı Solculuğu”Çürüyen SolculukturYukarıda Kamil Tekin Sürek'tenaktardığımız yazının yazıldığı günlerşovenist saldırıların yükseldiği süreçlerdir.Devrimciler şovenist saldırılaraltında, linçler pahasına alanlarıterketmezken, demokratik mücadelemevzilerini savunurlarken Kamil TekinSürekler’in, temsil ettiği EMEPanlayışı şovenist saldırılardan duyduğukorku ve paniği devrimcileremaletmeye çalışıyor."Küçük burjuva solculuğu panikhalinde. Yükselen milliyetçilik veşovenizm gözlerini iyice korkutmuş.Böyle durumlarda eskiden “solculuk”ayönelirlerdi. Şimdi sağa kayışbaşlamış." (agy)Biz şovenist saldırılar, linç saldırılarıkarşısında politikalarımızdanvazgeçmiyoruz. Bedel ödemektençekinmiyoruz. Yüzlerce gözaltı, tutsakveriyoruz. Kafalarımız, gözlerimizyarılıyor. Alanları faşistlere terketmeyeceğizdiyoruz. Ve mevzilerimizibırakmıyoruz. Dahası yeni mevzilerkazanıyoruz.Peki EMEP ne yapıyor?Oportünizmin, reformizmin klasiktarzıdır. Onlar kendilerini, kendi pratiklerinianlatmazlar, anlatamazlar.Yavuz hırsız misali baskın çıkmayaçalışırlar.Biz linç saldırıları altındayken neyapmıştır EMEP? Şovenist saldırılaryükseldiğinde ne yapmıştır EMEP?Faşist saldırılara karşı alanları savunandevrimcilerle ilgili burjuvabasının verdiği haber kadar yer vermemiştirEvrensel. Şovenist saldırılarkarşısında "barış”, “sağduyu” çağrılarıyapmanın dışında hiçbir şey yapmamıştır.Barıştan başka bir politikalarıyoktur. Onlar savaşın, savaşmanın,devrimin dilini çoktan unutmuşlardır.Artık barışın dilini konuşur olmuşlardır.Faşizm azgınlaştıkça EMEPoportünizmi mücadeleye değil dahafazla barışa sarılmıştır. Teslim olmayan,çizgisinden vazgeçmeyen devrimcilerisuçlamıştır.Oportünizmini gizlemek için de"küçük burjuva solculuğu, panik halinde"demiştir. Nedense “panik halindeolan” küçük burjuva devrimcilerialanları terketmezken EMEP ise partibinasından burnunu uzatamaz durumdadırlar.Oportünizme, reformizme görelinçler ve faşist saldırılar karşısında“provakasyona gelmemek” için alanlaraçıkmamak gerekir. İşte “akıllısolculuk” budur.Evet EMEP'le solculuk anlayışımızçok ama çok değişmiştir. Birbiriylebenzerliği neredeyse kalmamıştır.Evrensel-EMEP, itirafçıları, mücadelekaçkınlarını, hainleri sahiplenmiştirörneğin. Direnişçi diye sayfalarınataşımıştır. Ancak ölen ama yenilmeyendevrimcilere ise hakaret etmiştir.“Sizin hain dediğinize biz haindemek zorunda değiliz, size göre hainolabilir bize göre değildir” demişlerdir.Bu çizgi, haini, itirafçıyı dost olarakgören, devrimcileri, direnenleri düşmanolarak gören bir çizgidir.Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012MAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ!25


Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012Emperyalizmin ve oligarşinin saldırılarıve buna karşı mücadele, oportünizmin,"sol", "sosyalist", "komünist"maskelerini de birer birer indirir.Oportünizmin devrimcilere, Marksist-Leninistleretahammülsüzlüğü,saldırganlığı da bundandır. Yok saymasıbundandır.Evrensel’in bize sayfalarında yervermesinin heveslisi değiliz. Biliyoruzki Evrensel’in sayfalarında yer bulabilmemiziçin ya bizim “akıllısolcu” olmamız ya da Evrensel’indevrimcileşmesi gerekmektedir. Günlükgazete: İddia bu ise haberleritam ve doğru vermelidir.Bir Tarihsel Dönemeç veAçığa Çıkan YüzlerF Tipi saldırısı ve buna karşı BüyükDireniş süreci, dostu-düşmanı, devrimciliği-sahtekarlığı,ahlakı-ahlaksızlığı,değerleri-değersizliği ortaya serençatışmanın derinleştiği süreçtir. Evrensel’inyukarıda örneklerini verdiğimizdevrimcileri yok sayması, devrimcileredüşmanlığının somut örneklerinibu süreçte fazlasıyla ortaya çıktı.Devrimciler tecrite karşı direnir.Tecrite karşı direnmek her şeydenönce burjuvazinin ideolojisine, kültürüne,ahlakına karşı, devrimci ideolojinin,kültürünün, ahlakının savaşıdır.Devrimciler bu bilinçle direnirler,ölümlere yatarlar.EMEP gibileri ne yapar?Kapısını açmaz direnenlere. “Partimizinmerkezi kararı var size yer veremeyiz.”derler. İyi ama bırakalımdevrimciliği bu nasıl demokratlıktır?Buna cevabı da hazır “biz bu eylembiçimini doğru bulmuyoruz” der. Ohalde sen F Tiplerine karşı, tecritekarşı mücadeleni kendi araçlarınla sürdür.Onu da yapmaz. Emperyalizmindevrimcileri teslim alma politikası olanF Tiplerini, tecriti “F Tipleri en songündemimiz. Öncelikli gündememizemekçilere yönelik saldırılardır.” diyerekdirenenlere, devrimcilere sırtını çevirir.Direnişe sırtını dönenlerden emekçilereyönelik saldırılara karşı çıkması beklenebilirmi?Reformizm bu anlayışıyla emperyalizmindevrimcileri, devrimci ideolojiyikuşatmasının bir parçası durumunadüşer. Bu zeminde sadece emperyalizmekarşı değil çürüyen solculuğakarşı da direniriz.İşte bu noktada EMEP direnendevrimcilere saldırır... Nasıl mı saldırıyor?Ölüm orucuna yatan devrimcileriçin "Devletle örgütler arasında kalıpölen insanlar" diyor. Devletin F Tipisaldırısına karşı direnme, mücadeleetme çağrısı yapan devrimcilere "bizicepte keklik mi sandınız?" diyor.EMEP’e göre F Tipi saldırısınakarşı direniş bir "açmaz"dır. Direnmekaçmaz, ölüm orucu nafile, devrimcideğerler uğruna ölmek boşuna, devrimcişiddet provokasyondur.Peki ne yapmak gerekiyor onagöre?Barış, uzlaşı, diyalog. Bunun adıda "akıllı solculuk"tur. Sadece bunudemiyor. O saldırıyor. "Örgütle devletarasında kalıp ölen insanlar" diyor.Bu söylemin aynısını Hikmet SamiTürk’ün ağzından çok duyduk. 19Aralık katliamını “ölüm orucundakileriörgütten kurtarma” adına yapmışlardı.F Tiplerinde direnişçileri yine aynıgerekçeyle kaçırıp zorla tıbbi müdahaleişkencesi yapmışlardı. Evrensel’in aşağılıkkompeksinin temelindeki neden“devrimci düşmanlığı” derken temelsizsöylemiyoruz.Faşizmle devrimci iradenin ölümüneçatıştığı noktada reformizmindili, tavırları, pratiği bu örnekteolduğu gibi düşmanla aynılaşıveriyor.Düşman, F Tipleriyle örgütü yoketmek istiyor. Reformizm de “örgüt”e,örgütlülüğe düşman, “örgüt”ün yokolmasını istiyor. Örgütsüzlüğü savunuyoraçıktan. Direnişle ilgili heryazısında yemin billah “ölüm orucunakarşı olduğunu” belirtmeden geçmiyor.Kendisini devlete kanıtlayacak,kendisinin devrimcilerden farklı olduğunuortaya koyacak...Direnenlere, devrimci ahlaka, değerleresaldırıyor. Burjuvazinin ağzıylakonuşuyor pervasızca.Şaibe yayıyor; “Ölüm Orucu’ndaen inatçı grubun” DGM ve TMYgibi uzun süreli taleplerde ısrar edilmesindende “kuşku”lanmış.O, direnişin, mücadele etmeninardında başka şeyler arıyor. Bu arayışdirenmemek, mücadele etmemek üzerinekurulu bir arayıştır. Bu arayışkirli, düzeniçi bir arayıştır.Evrensel, ölüm orucu direnişi boyuncadirenişe destek vermeyi biryana bırakın sayfalarını direnişi yerdenyere vurma, mahkum etmeyeaçmıştır. Aydın Çubukçular, AyhanÖzgürler, Kamil Tekin Sürekler yazdıklarıyazılarda örgüte, örgütlülüğe,direnmeye, devrimciliğe, düşmanlauzlaşmamaya, fedaya, vefaya, bağlılığa,saldırmışlardır. Çürümenin teorisiniyapmışlardır.“Emekçi sınıfların ülkenin demokratikleştirilmesiprogramına bağlandığıölçüde kazanım denilebilecekbir noktaya gelen F Tipine karşı mücadelenin,‘ölüm orucu’ sürdüren,bunun üzerinde siyaset yapanlarca‘ertelemeyi’ reddediyoruz, Bakan’agüvenmiyoruz ve bu konuda anlaşmanınbelgelenmesini istiyoruz’ türündenbir yaklaşım içine girmeleri,hükümet, sermaya ve ülkeyi krizleyönetmekte uzmanlaşan güçlerin elineönemli bir malzeme verdi.” (Evrensel,26.12.2000, Ayhan Özgür)Aynı Ayhan Özgür, Özgürlük Dünyasıdergisinin 108. Sayısında da “ölümünkutsanması ve bir ideolojiksiyasi hattın çöküşü” başlıklı yazısıylaölüm orucuna ve direnişe saldırıyor,şehitlerimize hakaret ediyordu.Ayhan Özgürler, Kamil Tekin Sürekler,Evrensel sayfalarından ölümügöze alan devrimcileri “bunun üzerindensiyaset yapmakla” mahkumediyor ve devletle uzlaşmadığı için desuçluyor. İşte bu siyasi çizginin kompeksitam da bu noktadadır. Direnişarındırıyor. Direniş saflaştırıyor. Akkoyun, kara koyun belli oluyor. Direnişyasal parti binalarında gevezelik yapmayabenzemiyor. Dergi köşelerinde,Evrensel’in köşesinde “komünistlik”yapmaya benzemiyor. Bedel istiyor,yürek istiyor, cüret istiyor. Bir davayainanç istiyor, kararlılık istiyor... Bunlarıyapacak sağlam, güçlü bir ideoloji is-26YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


tiyor. Direniş, lafla “komünistlik”i yerlebir ediyor. Düşman karşısındaki tavrın,senin ne olduğunu ortaya koyuyor. 19Aralık katiamında 28 devrimci tutsakkatledildi. Cepheliler’in olduğu tümhapishanelerde saatlerce, günlerce direndidevrimci tutsaklar. Oligarşi ancaktutsaklarımızın ölülerini teslim alabildi.Peki devrimciler eşi-benzeri olmayanbir direniş destanı yaratırken hapishanelerdeki3-5 TDKP’li tutsak neyaptı? Evet bu sorunun cevabı da hapishanelertarihi açısından utanç vericidir.Elleri havada düşmana teslimoldular. O tarih de size aittir. Evrenselcilerindirenişe, direnenlere düşmanlığıbundandır. Direniş direnemeyenleringerçek yüzlerini ortaya çıkarmıştır.Yedi yıl süren Büyük Direniş’inher günü Evrenselcilere kendi gerçekleriniyüzlerine çarpmıştır. Evrenselcilerindireniş düşmanlığı bundandır.Direnemeyenler direniş hakkındane söyleyebilir? Hiç bir şey. Aşağılıkkompleksiyle küfreder ancak. Evrenselcilerinyaptığı da direniş boyuncaküfretmek olmuştur.Direnmez, bedel ödemez, direnenekapısını açmaz, sayfalarını açmaz, cenazemizekatılmaz. Şehidimizi yazmaz.Neden? Çünkü, direnişle ilgili her şeyonlara kendi gerçeklerini hatırlatır.Neden direnemediklerini yüzlerine tokatgibi çarpar. Onun için HikmetSami Türk’ün tecrit politikası işlerinegelir: Onlar da direnişi görmez.F Tipi gündemiyle uğraşmazlarama değil F Tipi hiçbir yerde göremezsiniz.Buna rağmen en komünistodur. Herkese akıl verir. Reformizminavukatlığına soyunur.Amerikan uşağı, dönemin BaşbakanıBülent Ecevit ölüm orucu direnişinibitirmek için yapılan 19Aralık katliam operasyonunu “Buteröristleri kendi terörizmlerindenkoruma girişimidir” diye nitelemişti.Direnişi bırakma çağrısı yapan,bizi ölüm orucu üzerinden siyaset yapmaklasuçlayan, direnmeyi açmaz olarakgören, ölüm orucu savaşçılarını“devletle örgütler arasında kalıp öleninsanlar” olarak niteleyen, “yok olduğumuz,yok olacağımız bunun daemekçi sınıflar için çok hayırlı olacağını”söyleyen EMEP’in temsilettiği reformist anlayışın katlimize fermançıkaran işbirlikçi Bülent Ecevit’insöylediklerinden bir farkı yoktur.Evrensel’in Köşe YazarıKiraz Biçici AynıDuygularla Devrimcileriİhbar EttiKiraz Biçici, kendisine “kontrgerillanıngazetesi” Hürriyet tarafındandevrimci avukatlar hakkındayöneltilen sorulara, açık bir ihbarcı -lıkla cevaplar verdi. Biçici, EylemGöktaş adlı bir tutuklunun avukatlığınıbırakan Halkın Hukuk Bürosu avukatlarını“Eylem Göktaş’ı bırakanavukat başka sebep gösterse de emarelerasıl nedenin ölüm orucunu bı -rakması ol du ğunu gösteriyor.” diyerekihbar etti. Biçici’nin bu ihbarındansonra ise İstanbul Barosu, Halkın HukukBürosu avukatları hakkında so -ruşturma açtı.Kürt MilliyetçilerineYaranmak İçinDevrimcileri HedefGösteriyor...31 Ekim 2010, İstanbul Taksim’debir feda eylemi gerçekleştirildi.Polis, uzun süre eylemi kimin yaptığı ve ya yap mış olabileceğine dairbir açıklama yapmadı. Ben zerher durumda olduğu gibi burjuvabasın ya yın organlarında daha ilkandan itibaren “uzmanlar”, ey lemikimlerin yapmış olabileceği vekimlerin yapmayacağı üzerine spekülatifyorumlara giriştiler.Bu tür yo rum lar alı şıl dık tı,pek alı şıl dık ol ma yan yan ise,özel lik le bel li ke sim ler de ey lemi“PKK’nin yapmadı ğı nı” kanıtla ma ko nu sun da özel bir ça bagöz le ni yor du. Her za man ben zeriey lem le re kar şı “PKK, te rö -rizm” di ye sal dı rı ya ge çen ler, bukez tarz de ğiş tir miş ler di ve başkafa il ler ara ma pe şin dey di ler.Spe kü la tif yo rum lar ya pan la -rın, adı nı an dık la rın dan bi ri deDevrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi’ydi.DHKP-C’nin yap tı ğı her eylemiüstlenmekte gölgesiz, şaibesiz bir tarihiolduğunu bilenler için, böyle birüstlenme olmadı ğına göre, DHKP-C’nin yap mış olması da söz ko nusuolamazdı.Fa kat ki mi le ri ıs rar la bu “ih ti -mal”den sö z et me ye de vam et ti ler.Bu ih ti mal den sö z e den ler den bi -ri de Ev ren sel’di.1 Ka sım tarihli Ev ren sel’de haberşöyle yer aldı: “TAK SİM’DE PAT -LA MA: 1 ÖLÜ 32 YA RA LI”Bu başlığın al tında “BASKIN YA-PILDI 16 Kİ Şİ GÖZALTINDA” diyebir alt baş l ık da ha var. Bu altbaş lıkta “DHKP-C’ye yönelik” gözaltılaryeralıyor. Bölüm aynen şöyle:“İstanbul’da polis tarafından evleredüzenlenen eşzamanlı bas kınlardaise 16 ki şi gö zal tı na alın dı...DHKP-C’ye yönelik olduğu bildirilenbaskınlarda en az 16 kişi gözaltınaalındı. Gözaltına alınanların TerörleMücadele Şube’sine götürüldüğü öğ -renildi. Baskınların Taksim’deki patlamaile ilgili olduğu sa nı lıyor.” (HA-BER MERKEZİ) (1 Ka sım 2010)Neye dayanarak sanıyorsunuz?Gerçekleri çarpıtmak için bu tür ha-Ev ren sel ga ze te si nin 9 Ka sım 2010tarihli nüs ha sın da ya yın la nandü zelt me şöy ley di:“DÜ ZELT MEGa ze te mi zin 1 Ka sım ta rih li sa yı s ı -nın 2. say fa sın da çı kan ' Tak sim'de pat -la ma: 1 ölü 32 ya ra lı' baş lık lı ha ber de,İs tan bul'da po lis ta ra fın dan ev le redü zen le nen eş za man lı bas kın lar da16 ki şi gö zal tı na alın dı ğı, ope ras yo nunDHKP-C’ye yö ne lik ol du ğu ve Tak -sim’deki patlamayla ilgili olduğunun sanıldı ğı ya zıl mış tı.Yapılan operasyonun, Ümraniye Mustafa Ke mal (1 Ma yıs) ma hal le sin de bu -lu nan Ana do lu Hak lar Der ne ği'ne ya -pıl dı ğı ve ope ras yo nun Tak sim'de ki pat -la may la bir il gi si nin ol ma dı ğı an la şıl -mış tır. 31 Ekim'de Tak sim'de mey da nage len pat la ma yı TAK isim li ör güt üst -len miş ti. Yan lış tan do la yı özür di le riz.”Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012MAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ!27


Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012berleri burjuva basın yapar. Sizinderdiniz ne? Elbette Evrensel’in derdibilgi eksikliğinden yaptığı bir yanlışhaber değildir.Evrensel PKK’ye yaranmak için,eylemi PKK yapmıştır diyenlere ateşpüskürerek, bir kurguyla yaptığı haberdeeylemi DHKP-C’nin yaptığınıima ederek burjuva basın gibi halkıyönlendirmeye çalışıyor.Oysa Taksim eylemiyle Cepheliler’eyönelik gözaltılar arasında hiçbirbağ yoktur. Gözaltılar Taksim eylemindenönce olmuştur.Evrensel bu olayda uyarımız üzerine“özür” dilemiştir. Ancak sadece“özür” dilemiştir. “Özür” dileyen,yaptığı yanlışın nedenini belirtir vedüzeltir. Evrensel’de düzeltmek yok,şeklen “özür” dilemiştir. Neden böyleyaptığına dair bir açıklama yoktur.EMEP’in “Kitle”MücadelesiSınıfın partisi büyük bir başarı olarakÖDP’den sonra burjuvazinin parlamentosuna“sosyalist, komünist” biradayı göndermeyi başardı. Bu dönemde işçi sınıfı parlamento da temsilcisizkalmadı. “Hakların Demokratik Kongresiİstanbul Milletvekili Levent Tüzel”inkitle çalışmasına bakın. HaberiEvrensel’den aktarıyoruz: “Geçtiğimizgünlerde çocuğu açlıktan okulda bayılanİzmirli Şazime A.’yı evine ziyaretederek ailenin durumuna ilişkin bilgialdı. Sınıfta bayılan A.A. ile de sohbeteden Tüzel, bütün mücadelelerinin çocuklarınaç kalmaması, sağlıklı büyümesive iyi bir eğitim alabilmesi içinolduğunu dile getirdi.” (Evrensel, 2Ocak 2011)Ne kadar büyük politika. AKP burjuvapartileri yıllardır hem halkı aç bırakıpbasına yansıyan böyle bir olayolduğunda da eline bir kilo çay, şeker,portakal alıp poşetle evleri ziyaretederek “halkın sorunlarıyla ilgileniyoruz”diyerek halkı kandırdıkları gibi.Levent Tüzel bir poşet portakal alıpAA’yı ziyaret etmiş.İşte “sınıfın temsilcisi” yapa yapaburjuvazinin taklitini yapabiliyor ancak.Devrimi, Cephe’yi HiçbirGüç Silemeyecek!Cepheliler’in varlığı ve yaptıklarıreformizmin ve oportünizmin sorgulanmasıdemek olacaktır.Soracaklardır EMEP'e;Sen ne yaptın ölüm orucunda?Ölüm Orucuna karşıysan emperyalizminF Tipi tecrit saldırısına karşınasıl direndin, ne yaptın?Ölüm orucunu mahkum etmeyeçalıştılar.Evrensel sayfalarında direnmemeninteorisini yaptı bolca.1 Mayıs’ı, Taksim alanını kazanmakiçin ne yaptın? “Sınıfın yanındaolmak” diyerek Türk-İş’in kuyruğundançıkmadınız. Taksim’i zorlayandevrimcileri suçladınız.Parasız eğitime, füze kalkanınakarşı sen ne yaptın? Halk Cepheliler7’sinden 70’ine, Anadolu’nun birucundan diğer ucuna kadar “AmerikaDefol” diye haykırdılar, imzalar topladılar,çadırlar açtılar, bildiriler dağıttılar,yazılamalar yaptılar, eylemleryaptılar, afişler astılar… Evrensel’inyaptığı ise bunları yok saymaktı.Ne yaptın toplu mezarlarla ilgili?Hangi toplu mezarı açtırdın, neyinmücadelesini verdin? Biz şehidimizincesedini almak için ölümü göze alırız,dedik. Evrensel-EMEP anlayışı toplumezar politikasının yaratıcısı oligarşiye,emperyalizme değil Halk Cepheliler’esaldırmayı tercih etti.Ne yaptın hasta tutsaklarla ilgili?Komünistim, sosyalistim diyorsun.AKP iktidarı kendinden olmayan herkesesaldırıyor, siz bu saldırılara karşıne yapıyorsunuz? Ödediğiniz bedel,verdiğiniz bir tutsak var mı?Ne yaptın açlıkla, yoksullukla ilgili?Onlarca yıldır “işçi, işçi sınıfı”dedin ne verdin işçi sınıfına, neyibaşardın?Bu nasıl Emeğin Partisi olmaktır?Emeği çalıyorsun, emeğe hakkınıvermiyorsun, emeği yok sayıyorsun,ona düşmansın.İşte Evrensel'in gerçekte sayfalarındayok saydığı, gizlediği bunlardır.Bundandır ki Evrensel'in sayfalarıdirenenlere, mücadele edenlere değil,düzeniçine yönelenlere açıktır. BundandırEvrensel'in temsil ettiği anlayışındevrimcilerin yok olmasını istemesi.Çünkü devrimcileri düzeniçineyönelmelerinde, oportünist politikalarınıuygulamada engel olarak görmektedirler.Bunun için dört gözlebeklerler "devrimci demokrasi"ninsonunu, "küçük burjuva devrimcileri"ninyok olmasını.19 Aralık’ın katilleri bugün gerçekniyetlerini itiraf etmeye devam ediyorlar.“Amaç DHKP-C’yi bitirmekti”diyorlar. Uzlaşmayan, teslimolmayan, çizgisinden vazgeçmeyen,halkına vatanına bağlı, hedefindenşaşmayan, kahramanlıklar yaratanbir örgütü, devrimciliği bitirmektiamaçları.Bunun yerine yeni bir sol yaratmaktı:Akıllı solculuk. Halktan uzak,devrim iddiasını yitirmiş, düzeniçibir sol yaratmaktı hedefleri. Düzenehizmet eden, düzen güçlerinin yedeğidurumunda bir sol yaratmaktı.Emperyalizm ve oligarşi bu amacınıgerçekleştirmekte yalnız değildir.Emperyalizm ve oligarşinin “bittiler”,“bellerini kırdık” çığlıklarını çokcaduyduk. Şimdi bu çığlıklara akıllısolcuların, düzeniçi solcuların çığlıklarıda karışmıştır. Dört gözle beklemektedirlerdevrimcilerin, devrimiddiasının, devrimci değerlerin yokolmasını, silinmesini.Boşunadır, devrim ve devrimcilerbu topraklara kök salmıştır. Gelecek,devrim ve devrimcilerden yanadır.Biten, yok olan karşı-devrim ve onahizmet edenler olacaktır.Bitti...28YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


Mamak Cezaevi Anılarını Yazan Kadınlar“Mamaklaşma”nın Sorumlusudurlar!Devrimci Mücadeleye, Tutsak KadınlaraOlumlu Hiçbir Miras Bırakmamışlardır!“Kaktüsler Susuz da Yaşar-KadınlarMamak Cezaevi’ni Anlatıyor”adıyla “Dipnot yayınları” tarafından422 Sayfalık bir kitap yayınlandı.Kitap, 12 Eylül öncesinde sıkıyönetiminilanı ile birlikte açılan ve1988’de kapatılan Mamak AskeriHapishanesi’nde çeşitli dönemlerdekalan 45 kadın tutuklunun yaklaşık30 yıl sonra kaleme aldıkları “anı”larındanoluşuyor. 2011’de yayınlanan“anı”ların “üç yıla varan bir emeğinsonucunda” ortaya çıktığını ve DYdavasından yargılanan kadınların iseyazılarını geri çektiklerini “sonsöz”den öğreniyoruz.“Anılarında”, her nedense örgütlerininisminden sözeden olmamış.Bunun nedeni herhalde Mamak’dahangi davalardan yargılanan kadınlarınbulunduğunu belirtmek için sıraladıklarıörgüt isimlerinin neredeysetamamının (örneğin: DY, TDKP, Kurtuluş,Dev-Savaş, Acilciler, Kawa,Rızgari, TDY, TİP, TKP, TKP-İşçininSesi…) bugün siyasi ömürlerini tamamlamışolmaları ya da (TİKB veTKP/ML gibi) birkaç kez bölünüpparçalanmışolmaları değildir. Ya dahukuki kaygıları da değildir!“Anılarını” yazanların içerisinde“pişmanlık” belirten yok kuşkusuz.Tam tersine kendilerini “erkek tutuklular”ve “cici-hanım kızlar” ilekıyaslayarak, “direnen kadınlar” olaraktanımlamaktadırlar. Kimi yaptırımlaratamamen kimilerine ise “gevşeterek”uymuşlardır. “Erkek tutuklular”ve “cici kızlar” gibi her şeyleriile teslimiyeti kabul etmedikleri içinde gurur duyduklarını, övündüklerinibelirtmektedirler.İki bin civarında kadın tutkulununçeşitli zamanlarda kaldığının belirtildiğiMamak’la ilgili “önsöz”de,“31 yıl önce canıyla, kanıyla yazdığımıztarihe dair anılarımızı kitaplaştıraraktarihe küçük de olsa birnot düşmek ve sonraki kuşaklara taşımakistedik bu deneyimi” diyorlar.“Sonsöz”de ise, “Bir daha hiç kimseyeyaşatılmasın ve hele de çocuklarımıza”diyorlar.“Anılarını” yazanların, çocuklarınınMamaklar’ı, ya da bugün içinF Tiplerini yaşamamaları için ellerindengeleni yaptıkları kesindir. Hementamamı ya düzene dönmüştürya da parlamentarizmi temel alarakhem kendilerini, hem de çocuklarını“garantiye” almışlardır.Anılarını yazanların dünyalarınınüçer beşer yıl kaldıkları Mamak ilesınırlı oldukları da anlaşılıyor. 1990sonrası Buca, Ümraniye, Diyarbakır,Ulucanlar ve 19-22 Aralık katliamlarındanve 1984, 1996, 2000-2007Ö.O. direnişlerinden ya habersizdirler,ya da ilgilerini çekmemektedir.“Sonraki kuşaklar”ın “Mamaklaşmanın”ne demek olduğunu bildiğindende habersizler anlaşılan.“Mamaklaşmanın” karşıtı “özgür tutsaklık”geleneğinin güçlendirilmesiolmuştur “sonraki kuşaklar”. Yazdığınız“anıları”nızdan da mutlaka derslerçıkaracaklardır. Ve bu ders açıktır:Karşı-devrimle çatışma ancak ve ancakcepheden yaşandığında devrimcideğer ve gelenekler ileriye taşınabilmekte,yenileri yaratılabilmektedir.Ve yine devrimcilik tutsaklıkla sınırlandırılamaz,dönemsel değildir.Ömür boyu sürdürülmedir. “Sonrakikuşaklar” devrimciliği bırakmanın,evine-eşine-işine dönmenin övünülecekbir şey olmadığını tam tersineutanılması gerekenlerin en başındageldiğini de bilmektedirler.Devletin DevrimciTutsakları Teslim AlmaktanHiçbir ZamanVazgeçmeyeceğini veİşkence Gerçeğini Görmekİçin Okunmalıdır“Kadınlar Mamak Cezaevi’ni anlatıyor”kitabını, devletin devrimcitutsakları teslim almaktan hiçbir zamanvazgeçmeyeceğini ve bununiçin neler yapabileceğini Mamak özelindegörmek için okunmalıdır. Hemenher “anı”da yer bulan işkenceve hak gasplarına bir örnek, suçlar:“Sürekli ve sistematik bir biçimdebedenimizin en fazla acıyan yerlerihedef alınarak coplandığımızı hatırlıyorum.Sağa baktın, sola baktın,düğmen açık, düğmen kapalı, sesinaz çıktı, sesin çok çıktı…Dayak için bahane çoktu. Ve bütünbunlar günün herhangi bir saatinde,beklediğin, beklemediğin herhangibir anda yapılıyordu. … Sudan bahanelerlekoğuşundan çıkarılanlar bubir metrekare ebadındaki çoğu zamanfena halde ıslatılmış hücrelere tıkılıyorsonra iki de bir dışarı çıkarılıp coplaişkenceye maruz kalıyordu.” (Syf:238)“Dehşet ortamı” olarak tanımla-Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012MAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ!29


Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012dıkları Mamaktaki yaşamı, devletindevrimci tutsakları teslim almak içinkullandığı temel araçlardan birçoğunatanıklık etmek için okunmalıdır. Hemenher kadın tutuklunun “anı”sındayer bulan “ölüm hücreleri”nin, “kafes”lerinhangi amaçla kullanıldığınıgörmek için okunmalıdır. Ve tabi ki,çay, sigara, kantin, ziyaret, mektupvb. hemen her şeyin yasak kapsamındaolduğunu, bunun da amacının tutsaklarıteslim almanın araçları olduğunatanıklık etmek için okunmalıdır.Mamak’ta Teslimiyet CuntaÖncesi GerçekleşmiştirKitapta yer alan anıların pekçoğunda28 Ağustos 1980 tarihinin özelbir yeri bulunuyor. Çünkü o gün Mamak’taMustafa Yalçın isimli devrimcibir tutsağın şehit düşmesiyle sonuçlananbir operasyon yapılmıştır. İşte o günleredair anılardan bir örnek: “İşte o gün28 Ağustos 1980’de Mamak’a cuntagelmiştir. Ertesi günden itibaren yemekduası, askeri görevlilerin her dediğine“emredersiniz komutanım” yanıtınıverme, bütün gün koğuşlarda askeritalim eşliğinde marş ezberleme, Atatürk’üngençliğe hitabesi okuma sürecibaşlamıştır. Ya onların dediğini yapacakya da direnecektik. …” (Syf: 93) “…koğuşun içinde sabahtan akşama kadarbelirli saatlerde “nazari” ve “ameli”eğitim yapıyorduk. (…)” (Syf: 201)Yani onların dediğini yaptılar, direnmediler.Teslimiyetin “erkek tutuklular”ıne hale getirdiğine dair anlatımlartanıklıklaribret vericidir. İşte bunlardanbir kaçı: “Biz kızlar beklerken,ilerden ‘Her şey-vatan için!’, ‘Her-Türk-Asker-Doğar!’ ve ‘Vatan-Sana-Canım-Feda!’ sesleriyle, saçları kazınmış,başlar önde uygun adım yürüyünerkek arkadaşlarımızın getirildiğinigörmüş ve çok büyük birşaşkınlık ve şok içinde kalmıştık.Biz onlara kaş-göz işaretleriyle birşeyler anlatmak, sormak istediğimizde,çoğu bize bakmayıp, başları öndehareketsiz durduklarında ise şaşkınlığımızyerini büyük bir üzüntü veyürek acısına bırakmıştı. Doğal olarako anda erkek arkadaşlarımızın halinianlamakta zorlanıyorduk.” Syf: 115)“İlk kez gördüm içleri insanladolu Mamak kafeslerini. Kafeslerimi daha korkunçtu, dışarıdaki askerlermi? Yoksa kafesin içinde gördüğüminsanların hali mi ürkütücüydü? Gözlerinikarşı duvara dikmiş, ne oldusizlere, ne yaptılar, nasıl bu hale geldinizdemek istiyordum. (Syf: 120)Kısacası, başta DY olmak üzere,pekçok örgütün liderlerinin ve ilerikadrolarının da bulunduğu Mamak’taerkek tutukluların teslimiyetini ve nehale geldiklerini, bu sürecin ne zamanbaşladığını hatırlamak, bilmeyenleriçin ise öğrenmeleri, dersler çıkarmalarıiçin okumalıdırlar kitabı…Mamak’ta Karşı-DevrimleCepheden, Açık Bir ÇatışmaYaşanmamıştır“Anılar”da görülmesi gereken enönemli gerçeklerden biri de Mamak’takalan tutukluların da cuntacılar ilecepheden-açık bir çatışmaya gir(e)memişolduklarıdır. Erkek tutuklulargibi tam bir teslimiyet yaşamasalarda karşı-devrimin teslim alma politikalarınıboşa çıkaracak bir direnişde gerçekleştir(e)memişlerdir. Diğerbir ifade ile, şehit düşmeyi de içindebarındıran bedelleri göze alamamışlardır.Hatta açlık grevleri gibi “enciddi” eylemlerde bile erkeklere tabiolmuşlardır.Örneğin, erkekler gibi “komutanım”dememişlerdir. Ancak bunu dakadın olmalarıyla açıklamışlardır.Kaçak güreşmişlerdir. Yine havalandırmadasıraya girmeme, “uygunadım” yürüyüşü reddetme yerine “esneterek”,“gevşek bir şekilde yürüyüş”yapmışlardır. Bazen de “durmuştur”yerinde, yürümemiştir. Enkötüsü de “Birileri dövülürken sesçıkarmazdık… İtiraz etmedik. Uymadığımızkurallar karşısında herbirimiz bedelini sessizce öderdik....” (Syf: 61) söyleminde anlamınıbulan anlayıştır.Erkeklerde olduğu gibi kadınlardada asker-subay istediğinde elleriniuzatmasını isteyebiliyor ve dilediğikadar copla ellerine vurabiliyor. Budurum genellikle teslimiyeti her boyutuylayaşayan “erkek tutuklular”tarafından “işkenceden-dayaktankorkmadıklarının ifadesi” olarakaçıklanmaya çalışılmıştır. Bu ve benzerianlayışlar doğru değildir. Temelindedaha fazla dayak-işkence yapılmasınıengelleme, düşmanın insafınabırakma anlayışı vardır. Anısahiplerinden birkaçı bu konuya dadeğiniyor.Bunlardan biri şöyle diyor: “Ellerimiziaçmayalım diye epeyce tartışmalarolduğunu anımsıyorum.Bazı arkadaşlar, oramız-buramızaçılır rastgele dayaklarda diye karşıçıkıyordu. Rastgele dayaklar da çokyiyorduk oysa. …” (Syf: 227)Bir başkası ise şunları söylüyor:“Neden hem hayır deyip (Komutanım”dememeyi kastetiyor-bn) hemde elimizi açıyorduk, tam hatırlamıyorum.Belki de o okkalı coplarınuygunsuz yerlere gelip daha ağırtahribatlar yaratmaması içindir.”(Syf: 169)Cepheden-açık çatışmaya girmemelerininbir başka örneği de içeride,“hayvanlarla cinsel ilişkiye” giripgirmediğinedair aşağılayıcı sorularında bulunduğu 7-8 sayfalık “anketi”cevaplamışlardır. Bu konu, “anı”larınbirinde şu şekilde yeralıyor: “… Anketiyanıtlamayı reddetmedik. Reddedenbir yaklaşıma da, bir tartışmayada tanık olmadık. Sonradan konuştuğumuzdaanketteki bir kısım sorularatam yanıt vermemişiz, onları yanıltmakiçin çoğumuz soruları, özellikleyanlış cevaplamıştık…” “…yanlış işaretleyip enayileri yanılttık.”“dalgamızı geçtik.” (Syf: 69)Bırakın yalan söylemeyi. Direnmemeningerekçesini “dalgamızıgeçtik” diye kendinizi aldatmayın.Direnmeyi tartışmıyorlar bile. Oysaaynı dönemde benzer anketler İstanbulhapishanelerinde de yapılmak istenmiş,daha ötesi bir grup devrimcitutsak hastaneye de götürülmüştür.Ama ne hapishanedeki tutsaklar, nede hastaneye götürülenler de dahiltüm yaptırımlara cepheden tavır alınmıştır.Gerekli tüm bedeller de ödenmiştir.30YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


İşkencecilerinCezalandırılmasınaSevinmeyenler, Güçlü BirSınıf Kinine SahipOlmayanlar Devrimcilikİddiasında Bulunamazlar.Mamak’ta yaşanan yenilginin-teslimiyetin,kısacası “Mamaklaşma”olgusunun en temel nedeni, tutsaklarıngüçlü bir sınıf kinine sahip olmamalarıya da zamanla yok olmasıdır. Birbaşka ifade ile, devrim iddiasının vedevrimciliklerinin kalmamasıdır.Kendisine işkence yapan bir işkencecinin(Enver Göktürk’ün) cezalandırılmasıylailgili gazetelerde yayımlananresim ve haberle ilgili olarakanı sahiplerinden biri şunları söylüyor:“İstemez bir şekilde derin bir ‘ohh’çıktı dudaklarımdan. Kendime verdiğimsözü tuttum ve tükürdüm o yüze. Vesevindim; çok sevindim bu ölüme.Yaşamımda ilk kez sevindirmişti birölüm haberi beni. Kendimi tanıyamıyordum.Bizim gibi duygusal bir insannasıl olur da, bir işkenceci bile olsa,bir ölüm karşısında bu kadar mutluolabilir diye kızıyordum kendime.“Ben de mi onlar gibi zalimleştimyoksa?” diye düşünüyordum. Sevinçleattığım kahkahalar, yerini hıçkırıklarabıraktı sonra.Acı ve vicdan azabı çektim buistemsiz sevincim nedeniyle. Ben budeğilim. Ben onlar gibi zalim olamam…”(Syf:137-138) diye devamediyor. Daha sonraki paragrafta iseişkencecileriyle “yaşlanmaktan” sözediyor.Aynı kişi, Mamak’ta rüyalarında“devrim”i gördüklerini desöylüyor. Tabi devrim dedikleri, hapishanelerdendışarıya çıkmakla sınırlıdır.Gerçek devrimlerin ise kancanpahası kazanılacağını herhalde“anı” sahibi de biliyordur.12 Eylül öncesi ve sonrasını yaşamış,kendini “devrimci” olarak tanımlayanbirini, onca halk düşmanınıncezalandırıldığı koşullarda sevinmemişolması da zaten devrim gerçeğindenuzaklaşıldığını göstermektedir. İşkencecininölümüne sevindiği için “duygusallığı”nısorgulayanlar bilmelidirlerki, asıl olarak işkencecinin ölümünesevindiğinden dolayı vicdan azabı çektiğiiçin insani duygularından uzaklaşmışlar,insan olmaktan çıkmışlardır.Çünkü insan olmak, insani duygu,mazlumun yanında, zalimin, işkenceninkarşısında olmayı gerektirir. Bu dayetmez, adaletsizliklere öfke ve kinduymayı, hesap sorma duygusuyla yaşamayıve hesap sormayı gerektirir.Mamak’ta KazananKarşı-Devrim, Kaybeden,Yenilen Tutsaklar OlmuşturKitapta “anı”larını yazanlardanhiç ama hiçbiri devrimci olmanıngetirdiği görev ve sorumluluk bilinciylehareket ederek özeleştiri vermemiştir.“Keşke şöyle yapsaydık”diyen de yoktur. Sanki “Mamaklaşma”sorumlularından biri de kendilerideğilmiş gibi bir anlayışa sahiptirler.Daha ötesi hemen tamamı direndiklerini,yapılması gerekenleri layıkıylayerine getirdiklerinin iddiasında vebunun rahatlığı içerisindedirler.Kitapta yer verilen “anılar”danbiri de 12 Eylül 2008’de Evrenselgazetesinde yayınlanan “Ve Kazandık”başlıklı yazıdır. Sözkonusu yazınınbir yerinde şunlar söylenebiliyor:“… yalnızca varolan duruma karşıdirenmekle kalmayıp, yaşamın bizimçıkarlarımız temelinde üretmeyi başarmıştık.Yaşamı üretirken de kendimizi.Zindanda öğütemediler, tüketemedilerişte. Biz başardık. Bizkazandık.” (Syf: 80)Bir başka “anı”da şunlar yer alıyor:“Sınıf mücadelesini cezaevinde deve de üstelik birlikte (diğer örgütlerdenkadınlar kastediliyor. Bn) sürdürmeyeçalıştık. Tarihte eşine azrastlanır bir başarı elde ettik. Kitaplardabile okumadığım, duymadığımbir direniş tablosu filizleniyordu…”(Syf: 87-88)Aktardıklarımız başta olmak üzerebenzeri değerlendirmelerin hiçbiri doğrudeğildir. Böylesi bir sonuca varmalarınınve okuyucuda da yanılsamayaratabilecek olmalarının nedenlerivardır kuşkusuz. Bunların başında,her boyutuyla ihaneti, teslimiyeti yaşayan“cici-hanım kızlar”ın ve “erkektutuklular”ın varlığıdır. İşte anılarınıyazanlar, kendilerini devrimci değerlerinüzerinde tepinenlerle kıyaslayarak“öğütülmedik”, “biz kazandık” vb.değerlendirmeler yapabilmektedirler.Hayır! Siz kazanmadınız! Sizin Mamak’takidurumunuz “kötününiyisi”nden öte değildir.Sonuç olarak Mamak’ta kazanankarşı-devrim, kaybeden-yenilen tutsaklarolmuştur. Bu sadece Mamak’tayaptırımlara uymakta, teslimiyette ifadesinibulmamıştır. Asıl yenilgi ideolojikalanda yaşanmıştır. Kadın tutukluların“öğütülmedik”, “direndik”,“biz kazandık”, “yenik düşmedik” vb.belirlemelerinin doğru olmadığı sonuçlarıylaortadadır. “Biz kazandık”diyen TDKP’lilere, “sınıf mücadelesinden”,“başarı kazanmaktan” sözeden Kurtuluşçular’a, ya da “yenikdüşmedik” vb. diyenlere şunu sormakgerekiyor; “İçerisinde yer aldığınızörgütlere ne oldu?”, “Sizler şimdi neleryapıyorsunuz?” İşte bu ve benzeri sorularsormak ve doğru cevaplar vermekzorundadırlar. İşte o zaman göreceklerdirki “Mamaklaşma”nın sorumlularıarasında kendileri de vardır. Mamakhepsi için de bir “okul” değil değirmenolmuş, öğütmüş, posalarını çıkarmıştır.Mamak Serüveni’ni AnlatanKadınlar DevrimciMücadeleye ve TutsakKadınlara Olumlu BirMiras Bırakmamışlardır.“… şaşkın, yalnız, çaresiz bir durumdaydım.1982 yılı ortaları… Cuntanınezici baskısı altında örgütlerdağılmış, korku imparatorluğu insanlarıyalnız, yılgın ve çaresiz kılmıştı.(…)” (Syf: 374) diyorlar.1980’li yıllarda tahliye olup dadevrimcilik yapmayanların ortak gerekçeleri-yalanlarıdıryukarıda sıralananlar.Ve anılarını yazanların sanırıztamamı için geçerlidir. Bir kısmı birdönem örgütleriyle ilişkiye geçmişler,fakat daha sonra onlar da düzenedönmüşlerdir.Mamak’ta ya da diğer hapishanelerdekarşı-devrimle cepheden çatışmayagirmeyip direnmeyerek dev-Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012MAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ!31


Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012Ankara’da LiseliGençlik olarak çalışma yürütüyorduk. Ancak çalışmayapan arkadaşlar içerisinde lisede öğrenci olan sadecebirkaç arkadaşımız vardı. Bu yüzden geniş bir çevremizyoktu. Yeni dönemde düzenli toplantılar yaparak başlamakararı almıştık. İlk olarak kendimiz toplandık. Nasıl yapabilirizdiye kendi aramızda tartıştık. Her hafta çevremizdekiarkadaşlarla toplanıp dergi okuyalım ve tartışalım dedik.İlk hafta dernekte toplanıp Hayatın İçindeki Teori’yiokuduk. Hem az kişiydik hem de toplantı sıradangeçmişti. Toplantıya katılanlar pek hoşnut olmamıştı.Diğer hafta yine buluştuk. Zaten az olan sayımız dahada düştü. Biz de bunun üzerine tekrar bir düzenlemeyaptık. Bir liste çıkardık, herkes en yakınında olan arkadaşlarını,okul arkadaşlarını çağıracaktı. Tek tekkonuşup sonuçları getirecekti. Toplantının yerini de değiştiripbir kafeye aldık. Haftaya buluştuğumuzda herkesbirer ikişer arkadaşını getirdi. Yeni arkadaşların katılmasınaçok sevindik. Dergi yazımızı okuduk. Gündemle ilgilide konuştuk. Ama pek tanışma ortamı olmadı. Birkaçkişi konuştu ve sonra suskunluk oldu. Biz de tam olaraknasıl yönlendirecağimizi bilmiyorduk. Yanımızda getirdiğimizdergileri herkese dağıttık.rimci mücadeleye ve tutsak kadınlaraolumlu bir miras bırakamamışlardır.Bununla da kalmamışlar, örgütlerini,devrimci iddialarını da sahiplen(e)memişlerdir.Devrimci mücadelenin dışınadüşmüşlerdir. Böylesi bir süreciyaşayanların ve böylesi sonuçları yaşatanlarınhalklara olumlu bir mirasbırakmaları da zaten mümkün değildir.Ancak bu gerçekliklerini görmemekteısrarlıdırlar. Bu nedenledir ki, “anı”larındaşunları yazabilmişlerdir:“Cezaevi; içinden ressamlar, şairler,yazarlar çıkaran büyük bir ünversitedir.Tarih tüm bunları kanıtlayanbirçok eser sunmuştur bizlere… Buüniversitelerden sadece biridir Mamak…İçimizden çıkan ve değerlieserler üreten tüm arkadaşlarımızaemeklerinden ve insanlığa hizmetlerindendolayı binlerce teşekkür ederim.Kimi bir ressam, kimi şair, kimimimar, mühendis, avukat, doktor,yazar olan arkadaşlarımız, hayatınherhangi bir yerinde Mamak soluğuüflediler bizlere, onlara sonsuz teşekkürler.(…) (Syf: 153-154)Anı sahibi, abartının da ötesindeHaftaya buluştuğumuzdaEğitim Çalışmasını çok daha kalabalıktık. Herkesarkadaşlarını getirmişti. YalnızHayatın İçinde Uyguladık toplantılar çok suskun geçiyordu.Kimse kendi fikrini söylemiyordu.Bunun üzerine kendi içimizde konuşup sorununne olduğunu tespit ettik. Arkadaşlar çekiniyorlardı. Bizonlarla sadece haftadan haftaya görüşüyorduk. Bunudeğiştirmek için toplantı dışındaki zamanlarda da buluştuk.Okul çıkışlarına gittik. Sohbet ettik, birlikte yemek yedik.Yani zaman geçirdik. Sonrasında yavaş yavaş biz onlarıtanıdık, onlar da bizi tanıdılar ve sevdiler.Artık onlar da dışardan biri değil, o toplantıların birparçasıydılar. Yavaş yavaş daha sıcak bir ilişkimiz olduve toplantı yaptığımız kafeden çıkıp gelenlerle derneğegidiyorduk. Birçok çalışmayı kolektif şekilde örgütlüyorduk.Liseliler olarak hedeflediğimiz şeyleri yapmakbizi daha da coşturdu. Üniversitelilere hava atıyorduk,onlar da dernekte azınlık olmaktan rahatsız oluyordu.Yani bir sosyalist rekabet yarattık.Bu düzenli toplantılar bize çok şey öğretti. Birşeyolmadığı zaman yeni yollar bulmayı öğrendik. İnsanlarlasıcak, samimi bir ilişki kurmak, mekanik düşünmemekgerektiğini öğrendik. Yapılan bir işe herkesi kattığımızdahızlı sonuç alabildiğimizi öğrendik. Kendimize güvenmeyi,yapabileceğimize inanıp vazgeçmemek gerektiğini,olumlu sonuçlar alarak öğrenmiş olduk.yalan söylemektedir. Oysa Mamak’tanhalkın sanatçısı, doktoru, mühendisiçıkmamıştır. Çünkü, halkın sanatçısı,doktoru, mühendisi… olabilmek içinönce devrimci olmak gerekmektedir.Yani devrimci sanatçı, devrimci mühendis,devrimci doktor olunmalıdır:“Mamak soluğu” dedikleri ise herhaldeteslimiyeti, ihaneti, düzeniçileşmeyi,düşkünleşmeyi, çürümeyi ifade eden“Mamaklaşma” olmalıdır.Kısacası aradan 30 yıldan fazlabir zaman geçmiş olmasına rağmenne Mamak gerçeğini, ne de kendigerçekliklerini görebilmektedirler.Artık, görmeleri de mümkün olmayacaktır,sanırız.Bunları yazabilmektedirler. Çünkü18 yaşındaki kendi kızıyla ve kızınınve kendi arkadaş çevresiyle kıyaslamaktadır.Türkiye gerçeğinden çokama çok uzaktırlar. Ülkemiz hapishanelerindeyüzlerce 18-20 yaşında yada daha küçük yaşlarda genç tutsakvardır.1980’lerin ikinci yarısındanbugüne lise ve üniversite gençliği devrimcimücadelenin içerisindedir. 2000-2007 Büyük Ölüm Orucu Direnişi’nde18-20 yaşında gençler şehit düşmüşlerdir.Devrimci erkek ve kadın tutsaklar,12 Eylül koşullarında temelleriniattıkları Özgür Tutsak kimliğini vemücadele geleneğini daha sonraki yıllardaçok daha güçlü hale getirmişlerdir.1996 Ölüm Orucu direnişi sürecindedevrimci kadın tutsaklar ülkemizin vedünyanın ilk Ölüm Orucu şehidini vererek,mücadele geleneğine yeni halkalareklemiştir. 19-22 Aralık 2000yılında gerçekleştirilen katliam operasyonundaFidan Kalşen ve pekçokkadın tutsak feda eylemleriyle, yineölüm orucunda şehit düşerek geleneğizirveye taşımışlardır. “Özgür Tutsak”kimliği, devrimci tutsakların cunta koşullarındanbugüne her koşulda devriminçıkarlarının savunulmasında, ileriyetaşınmasında karşı-devrimle cephedençatışarak, gerekli bedeller ödenerekyaşatılmıştır. Özgür tutsaklık“Mamaklaşma”nın reddedilmesidir.Anılarını yazan kadınlarda az-birazsamimiyet varsa yaşamlarını yeni baştanele almalıdırlar. Ve halklarımızahesap vermelidirler. Kadın tutsaklardevrimci mücadeleye ve kadınlara mirasbırakmışlardır; bu özgür tutsaklıktır.32YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


Ülkemizde GençlikGençliğinGündemindenEğitim sistemi bir başka değişiklikle karşı karşıya. Herdefasında iktidarlar daha iyi bir eğitim sistemi hedeflediklerinisöylüyorlar. Ancak bu söylemler işbirlikçi iktidarlarıngerçeklerin üzerini örtmelerine yetmiyor. Çünküher söylemlerinin ardından eğitim sistemi daha fazlaticarileşmekte, halkın eğitim hakkı her geçen gün dahafazla gasp edilmektedir.Liselerde yapılan son değişiklikle bu kandırmacılığayeni bir halka eklenmiştir. MEB Ömer Dinçer yaptığıaçıklamada, "biz dünyaya bakıyoruz, dünyanın bu işinasıl yaptığını inceliyoruz. Biz de ona göre yapılması gerekendeğişiklikleri yapacağız. İnceliyoruz, analiz ediyoruz.Toplumsal ihtiyaç uygunluğunu da gördükten sonradeğişikliği yapacağız. Önceden adını koyduğumuz birdeğişiklik başlatmayacağız. Yapmaya başladığımız analizlerinsonucuna göre değişiklik yapacağız... Dünyadakideğişmelere ve güncellenmesine etkili bir sonuç doğuracak.Yeni stratejiler çıktıkça paylaşırım." dedi. Dört anabaşlıkta toplanan değişiklikler halkın hiçbir ihtiyacınacevap vermemektedir.Bu dört madde şunlardır:1) Öğrenciler istedikleri dersi erken alıp, başarılı olduklarıtakdirde 3 yılda mezun olabilecek.2) Başarısız olan öğrenciler 6 yıla kadar derse devamedebilecek.3) Lisede sınıf yerine derslik sistemine geçilecek.Öğrenciler matematik ders saatinde dersliğe gidecek, Türkçedersi saatinde diğer dersliğe gidecek.4) Ezber derslerinden ziyade uygulamalı derslere geçilecek.İşbirlikçi AKP iktidarı bu şekilde eğitimde yeni rantalanları açmaya çalışmaktadır. Öğrencilerin başarılıolduklarında okulu erken bitirebilecekleri tam bir aldatmacadır.Burada amaçlanan öğrenciler arasında rekabetortamı yaratarak bencilliği, birbirinin üzerine basarakgeçmeyi aşılamaktır. Ki derslik sistemi de bunun içingetirilmek istenmektedir. Böylece öğrenci sınıf yerinehangi dersi almak istiyorsa o dersliğe girecek vebunun gibi birçok ders seçerek okulu erken bitirebilecektir.Ancak okulu erken bitirmek için hayattan kopacak,hiçbir sosyal yaşantısı olmayacaktır.Eğitimdeki Sorunları AncakÖrgütlü Gücümüzle ÇözerizTekellerin işine yarayacak olan bu uygulama ilegençler düzen için tehdit olmaktan çıkıp, düzenin devamınısağlayan kaynak durumuna gelecektir. Hepsi biryana 4 yılda doğru bir eğitim veremeyen düzen 3 yıliçerisinde hem de hızlandırılmış olarak nasıl bir eğitimverebilir ki? AKP iktidarı Amerika'dan, Avrupa'dan kendigerçekliğine bakmadan aldığı tüm uygulamaları halkaiyi, güzel olarak sunarak, halkı bu şekilde kandırmakta,göz boyamaktadır. Üstelik emperyalist ülkelerinher yaptığını faydalı göstermektedir. Sürekli emperyalizmve yaptıkları; ilerici, demokratik, güzel olarak aktarılmaktadır.Ülkemizin her şeyi ile empeyalizme bağımlıolduğunu buradan anlamak mümkündür. Bakanın söyledikleride bunu kanıtlar niteliktedir.Ülkemizde okulların eğitim koşulları düzgün bir eğitimvermek için uygun değildir. 30-40 kişilik sınıflar, tahtası,sırası, laboratuarı olmayan okullarda düzgün bir eğitim verilemiyorkendersliklere geçerek eğitim verilmesi mümkündeğildir. AKP iktidarının öğretmen açığını kapatmak içinböyle bir yola başvurduğu ortadadır. Daha okulların durumuortada, araç-gereçten, öğretmenden yoksun, sınıflar yetersizkendeğişikliğe gidilmesi AKP'nin "ben yaparsam olur"düşüncesinin tezahürüdür. Ama öyle olmuyor!Eğitim sisteminin sorunu bir düzen sorunudur. Budüzende ne yapılırsa yapılsın eğitimin halk için olmasıbeklenemez. Çünkü bu düzen tekellerin düzenidir. Herşeytekellerin yani Koçlar’ın, Sabancılar’ın, Ağaoğlular’ınçıkarına göre belirlenir.Öğrencilere, ezberci, gerici bir eğitim veriliyor.Yıllardıreğitimde değişiklik adı altında onlarca talan projesi hayatageçirildi. Halk için hiçbir şey yapılmadı. Şimdi söylenenuygulamalı eğitime geçeceğiz söyleminin de bir anlamı yoktur.Öğrencilerin parasız, bilimsel, demokratik, sınavsız eğitimhakkı engellenirken bu söylemlerin bir anlamı yoktur.Yineaynı şekilde eğitim hakkını savunan öğrenciler işkencelerdengeçirilmekte, tutuklanmaktadır.Halk için eğitim ancak bağımsız, sosyalist bir ülkedemümkündür. Biz vatansever ve ülkemizin onurlu gençleriolarak bu mücadelenin yıllardır öncüsüyüz. Örgütlenmedenhiçbir sorunumuzu çözemeyiz. Faşist AKP iktidarınınbizim üzerimizden halkı kandırmasına izin vermeyelim.Örgütlenelim,düzenin istediği gibi bir gençlikolmayalım.gençliğin tarihinden4 - 10 Şubat4 Şubat 1996: Dev-Genç’liler “Eğitimde Özelleştirmelerindurdurulması, Üniversitelerde Polis-Jandarmaİşgaline Son Verilmesi” talebiyle Taksim’de eylem yaptı.5 Şubat 1996: Dev-Genç’liler Ankara Kızılay’da eğitiminözelleştirilmesine karşı eylem yaptı.9 Şubat 1990: Yeniçeltek Maden Ocağı’nda ölen 67madenci için Merter’in Ahmet Kutsi Tecer Caddesi’nde 200Dev-Genç’li korsan gösteri yaptı.Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012MAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ! 33


Ülkemizde GençlikDüzen İdeolojisine Karşı SavaşmakAlternatif Eğitimle Mümkündür!Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012Üniversitelerde ve liselerde, yoğunve hızlı geçen bir eğitim dönemisona erdi. Dönemin sona ermesiylebirlikte tatil sürecine giren öğrencigençlik, yeni bir döneme girmişoldu. Elbette her öğrenci yoğun sınavatmosferinden sonra ayrı bir dinlenmeprogramı oluşturmuştur kendine.Ancak; bu süreç her öğrenci için ayrıbir yer taşıyarak ayrı bir programiçerse de, ülkemiz gerçekliğinin ve tarihin,gençliğe yüklediği bazı sorumluluklarvardır. İşte tatil süreci, busorumluluklarımızı hatırlamak vekendimizi bu doğrultuda eğitmekiçin bir fırsat olmalıdır.Eğitimin paralı, ezberci ve anti-bilimselolmasından kaynaklı geçeneğitim dönemi yorucu bir dönemdi.Yorucu olmasının yanında öğrencigençliğe, sadece sınavlara ve aldığınotlara dayalı, hayatın gerçeklerindenkopuk bir eğitim verildi bu süreçte.Ve bu temelde notlara dayalı birdeğerlendirme yapıldı. Bu süreçte öğrencigençlik birçok sorunla karşı karşıyakaldı. Bencillik ve bireycilik dayatıldıonlara. Toplumdan tecrit edilmeyeçalışıldılar. Ancak tüm bunlararağmen Liseli Dev-Genç'liler,okul sıralarındayken de sorumluluklarınıunutmadılar. Ülkemizin entemel sorunlarına karşı, ısrarlı ve kararlımücadele verdiler. "Füze KalkanıDeğil, Demokratik Lise İstiyoruz!"kampanyası bunun en iyi örneğidir.Birçok liseli ve üniversiteligenç, bu kampanya çalışmalarınakatıldı ve sürece katkıda bulundu.Kampanya öğrenci gençliğin talepleriniiçermesi yanı sıra örgütlenmesindenbitimine kadar ayrı bireğitimi içeriyordu. Ve en önemlisi dehayatın sadece sınavlardan ibaretolmadığını, ülkemizin ve dünya halklarınındaha büyük sorunlarının olduğunugösteriyordu.Ancak egemen sınıflar bunlarakarşı da önlemlerini aldılar. Gençliğidevrimci mücadelesinden uzaklaştırmakiçin, eğitim sisteminden yozkültürüne kadar her şeyiyle sindirmeve susturma politikalarını uyguladılar.Baskıcı ve faşist eğitimiyle gençliğinher türlü özgürlüğünü kısıtladılar.Bunlarla yetinmeyen egemenler,gençlik üzerinde çarpık tatil anlayışlarıylabaskılarını sürdürmeyiamaçladılar. Şu anda da gençlik aynısaldırıyla yüz yüzedir.Ancak bizler devrimcigençlik olarak çaresiz vealternatif değiliz. Tümsorunlarımızın çözümüörgütlü gücümüz vemücadelemizdedir. Tatilsürecine de budoğrultuda bakmalı vebu süreci emperyalizmeve oligarşiye hizmet edertarzda değil,örgütlülüğümüzü veörgütlü yaşamı büyütmeküzere şekillendirmeliyiz.Peki düzenin ya da egemenlerintatil anlayışı neydi?Onlar için tatil: Her akşam içkimasalarında gezmekti, internet kafelerdechat'leşmekti, yoz ilişkileregirmekti. Eğitim sistemine göre isetüm bunların adına "dinlenmek" yada "kafa dinlemek denmişti!" Sonuçolarak amaçlanan; gençliği bozuk düzeniniçine almak ve tatil zamanlarıda sınav çalışan ve sınav düşünenaynı zamanda yozlaşan bir gençlikyaratmak. İşte bugün bu tatil anlayışınakarşı alternatif bir güç olarakkarşılarına çıkmalıyız.Bu konuda en çok karşılaştığımızsoru: "Bizim için tatil nasıl olmalı?"sorusudur. Bu sorunun en açıkcevabı: Tatilimiz mücadelemizi vekollektivizmi büyütmek için olmalıdır.Mücadelemizi ve kollektivizmibüyütmek, geçmişin iyi değerlendirmesiniyapmak demektir. Alternatifolmaktır. Peki ama "nasıl alternatifolacağız?"Öncelikle kolektif yaşamı ve devrimcikültürü kendi hayatımıza uyarlayarakve bunları içselleştirerekbaşlayabiliriz. Yeni bir döneme dahagüçlü başlamak için yol ve yöntembularak çözümleri arttıracağız tabi.Düzenin ideolojisine karşı kendiideolojimizi sağlamlaştırmalıyız. Bununiçin yapılabilecek birçok şey vardırönümüzde.Tatilde arkadaş çevremizle birprogram çizebiliriz. Haftamızı, günümüzükomünal yaşam temelindeşekillendirebiliriz. Okuma saatlerimiz,yatma saatlerimiz, konuşma-tartışmasaatlerimiz gibi. Ve temel çizgimizbirlikte üretmek, paylaşmak veyaratmak olur. Kolektif gücümüzüişte o zaman somutlamış oluruz.Ülkemizde emperyalizmin getirdiğiçarpık eğitim anlayışı, öğrencigençliğin tatil zamanında da kendinigöstermektedir. Bu şekilde öğrencigençlik, tatil dönemlelerinde de sınavayönlendirilerek hayattan tecritedilmeye çalışılmaktadır. Bu aradadüzen gençliğe kendi ideolojisinivererek, onları çaresiz duruma düşürmektedir.Ancak bizler devrimcigençlik olarak çaresiz ve alternatif değiliz.Tüm sorunlarımızın çözümü örgütlügücümüz ve mücadelemizdedir.Tatil sürecine de bu doğrultuda bakmalıve bu süreci emperyalizme veoligarşiye hizmet eder tarzda değil,örgütlülüğümüzü ve örgütlü yaşamıbüyütmek üzere şekillendirmeliyiz.34YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


Ülkemizde GençlikParasız Eğitim,Sınavsız Gelecek,Hakkımız!İstiyoruz Alacağız!İntiharların Sorumlusu Oligarşidir,İntihar Değil Mücadele Edelim!“İki çocuğunu okutmaya çalışan anne, 5 bin TL'yeulaşan dershane borcunu ödeyemeyince önce icraya verildi,ardından cezaevine gönderildi. Parasız Eğitim,Sınavsız Gelecek,Demokratik Lise İstiyoruz. Parasız Eğitim, SınavsızGelecek, Hakkımız!İstiyoruz, Alacağız! Elenmek, Seçilmek İçinDeğil, Halk İçin Eğitimİstiyoruz! Sınavsız Gelecekİstiyoruz! Gerici Faşist Bir EğitimDeğil, DemokratikLise İstiyoruz! Gelecek Sınavlarda DeğilÖrgütlü Mücadelemizdedir! Dershaneye Para, Evimizeİcra, Anne Babamıza HapisDeğil, Eğitim Hakkımızıİstiyoruz! Geleceğimize ElKoydurtmayacağız! Geleceğimize SahipÇıkalım! Gerici Eğitim Değil,Parasız Eğitim İstiyoruz! Gerici Eğitim Değil,Demokratik Lise İstiyoruz!2Annesini kurtarmak için çabalayanliseli genç, çaresiz kalınca canınakıydı.”Nisan 2010’da Muğla’nın Fethiye ilçesindeyaşanan bu olay, üniversitesınavlarının liseli gençlerin ve ailelerininomuzlarına bindirdiği yükü tüm sonuçlarıylabirlikte göstermektedir. SonerSemih Sipahi 18 yaşındaydı intiharettiğinde. Ona çözüm yolu bırakmadılar.Sahip çıkanları olmadı. Yoksullukyüzünden ayrılmıştı anne ve babası. Onlarıyoksulluktan kurtarmaktı annesininamacı... Okusunlar diyeydi tüm çabası.Ama öyle isteyince üniversiteye gidipmeslek sahibi olamıyorsun. Öncelikledershane engelini aşman gerekiyor.Bir iş yetmiyor, ikincisi yapılıyor...Boğazdan, üstten baştan kesiliyor vedershaneye gidiliyor bir şekilde. Fakat“ince” hesaplar gerçek hayata uymuyorher zaman. Dershane borcu ödenmediğindeicra geliyor kapıya, ödeyemeyincede hapishane yolu görünüyor... Veannesinin yaşadığı zorluklar 18’indekiSoner’i bir ağacın dallarında hayatınason vermeye götürüyor...“Bu nasıl bir düzen?” diye sormayacağız.Çünkü biz çok iyi biliyoruz budüzeni. Semih’in ölümünden sorumluolanların, gençlerimizin umudunu sınavlardaharcayanlar olduğunu, dershanelerizorunlu hale getirenler olduğunuçok iyi biliyoruz. Semih’in tek örnekolmadığını da...2009 verilerine göre, 45 bin aile 800 ile 4 binarasında değişen dershane borçlarını ödeyemedikleriiçin mahkemelik oldu.Nisan-Haziran intihar ayları... 2011 Nisan’ındada Nevşehir’de 19 yaşındaki İsmail Paslanmaz,YGS’deki şifre yolsuzluğu nedeniyle canına kıydı.6 Nisan 2011’de Kars’ın Kağızman ilçesinde ÖSS’yikazanamayan Hayrettin A. babasının silahıyla kendinivurdu. Geride bıraktığı notta şunları söylüyordu:"Hakkınızı helal edin ben mezun olamam. Sizi çok özleyeceğim,arkadaşlarım, sevdiklerim,ailem. Ama bitti, buraya kadarmış.”Haziran 2011’de, sınav sonrası tatiliçin Fethiye’ye giden Ankaralı 2genç kendilerini ağaca astılar. Ölüm sebepleri:Sınav sistemi...Ailelerinin binbir emekleriyle sınavahazırlanan gençlerimize bu yükağır geliyor. Anne-babalarının nasıl sömürüldüklerinetanık oluyorlar ve kendilerinibundan sorumlu hissediyorlar.Oysa onlar değil, sınav sistemini dayatanlarsorumludur. İntihar eden gencecikçocuklarımızın katili eğitimi pa-Fethiye’li SonerSemih Sipahi 18yaşındaydı intiharettiğinde. Onuokutmak isteyenannesi 5 bin TL'yeulaşan dershaneborcunuödeyemeyince önceevlerine icra geldi.Eşyalarına elkoyulmasına rağmenbocunu ödeyemeyenanne dahasonra hapse atıldı.Annesini kurtarmakiçin çabalayan liseligenç, çaresiz kalıncacanına kıydı.Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012MAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ!35


Ülkemizde GençlikSayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012ralı hale getirenlerdir. Geleceklerini3 saatlik bir sınavamahkum edenlerdir.Tarsus’ta Ağustos2011’de intihar eden İsmailErdoğan da sınavkarşısında çaresiz kalıpintihar eden gençlerimizdenbirisiydi. Ailesi, köydehazırlanamaz diye onaTarsus’ta ev tuttu. Tekbaşına yaşıyordu, ailesindenuzakta sınava hazırlanıyordu.Bu yaşamdanbıktığını söyledi İsmailve pencere korkuluklarınaasılı cesedi bulunduertesi sabah.Eğitim artık ticaret aracıdır.Paran kadar okuyabilir,paran kadar mesleksahibi olabilirsin... Türlüeziyetten sonra üniversiteyi kazanıp daüniversitedeki soygun yüzünden intihareden gençlerimizin sayısı da az değil.Eğitim paralı hale getirildi. 1930 yılında300 tane özel okul varken,2011’de bu sayı 2750’dir. Çocuğunuparasızlık yüzünden özel okula gönderemeyenaileler aslında bu parayı zatendershanelere harcıyorlar. Dershanesistemi, bugün başlı başına birsektör haline gelmiştir. Eğitimin paralıhale getirilmesi, okullarda niteliklieğitim verilmemesi, dershane sistemininher geçen gün büyümesine vedevlet okullarına alternatif kurumlarhaline gelmesine sebep olmuştur.AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılındadershane sayısı 2 bin 122 iken,bu rakam 2010 yılında 4 bin 193’eçıktı. 2002 yılında dershanelere gidenöğrenci sayısı 606 bin 522 iken,2010’da 1 milyon 174 bin 860’a; budershanelerde çalışan öğretmenlerinsayısı ise 19 bin 881’den, 50 bin432’ye yükseldi. AKP dönemindedershanelerin sayısı iki kat arttı.Dershaneler artık hayatımızın heralanına girdi. Özel bir sektör yaratıldıdershanelerle. Üstelik tek sınav daüniversite giriş sınavı değil. ÖSYM biryılda 36 sınav yapıyor. KPSS, ALES,LYS, YGS, SBS...Üniversiteyi bitirmiş insanlarınİntiharlar düzenin bize dayattığıçözümsüzlüktür. Liseliler! Çözümsüz değilsiniz!Mezar başlarında ağlamak bizim analarımızınkaderi değildir.Parasız eğitim, sınavsız gelecek istiyoruz.Ve bu hakkımızı almak için SINAVLARIBOYKOT ÇAĞRISINDA BULUNUYORUZ.dahi sınava girmesi dayatılıyor. Elemeseçilmeyöntemi hayat boyu devamediyor. Fabrikada işçiyseniz bile, iştençıkartmalarda ilk atılan olmamak içinhastalansanız da işe düzenli gelip gitmekzorunda kalıyorsunuz. İşten atılmakorkusu yön veriyor haksızlıklarkarşısında ses çıkartmamaya... Bizi seçsinlerdiye uğraşıyoruz tüm hayatımızboyunca. Neden seçilmek zorunda olduğumuzusorgulamıyoruz bile... Normalolan buymuş gibi geliyor.Eğitim hakkımızın da paralı-adaletsizolmasıyla, sürekli bir elek içindedöküle döküle kalbur üstü bir kesimyaratılıyor. Böylesine zorluklardangeçerek meslek sahibi olanlar; bu kezde mesleklerini kaybetmemek içinkendilerinden taviz veriyorlar. Haksızlıklaraboyun eğiyorlar.Ama bu düzene boyun eğmemek elimizde.Sınav sistemini reddetmek elimizde.Devlet eliyle örgütleniyor eğitimsistemi. Peki neden yetersiz bırakılıyoruz?Neden özel okulda okuyan, azöğrenci, çok öğretmenle verilen eğitimdeöğrenciler başarılı olurken; devlet okullarındasıfır çekiyor çocuklarımız?Eğitim sistemi haksız, eşitliksiz,adaletsiz bir sistem üzerine kurulu. Veegemenlerin eleme yöntemi hiç bitmeyecek.Çünkü sistemin odağındaeğitim vermek değil, ihtiyacı kadar olanıihtiyacı kadar eğitmek var.Yani oligarşinin çıkarı var. Buyüzden elemeler, seçmeler, sınavlarbitmeyecek.Üniversite sınavı hazırlığındaolan 1078 lise son sınıf öğrencisinesoruluyor, yüzde60.2'si, “hayatında üniversiteyegiriş sınavından dahaönemli bir şey olmadığını”söylüyor. Öğrencilerin yüzde70'i dershaneye gitmeden üniversiteyikazanabileceğineinanmıyor.Genç yaşlarında kazanmakkazanamamakbaskısına dahafazla dayanamıyor yürekleri veölümü seçiyorlar. Tüm geleceklerininbu sınavlara bağlı olduğunudüşünüyorlar ve kazanamadıklarında“hayatları kararıyor.”Hayatlarının kararmadığını,aksine tüm dünyayı değiştirecek gücünellerinde olduğunu göstermeliyizgençlere, liselilere. Liselilerin örgütlügücü sistemi yıkabilir ve yerine yenisinikoyabilir. İntiharlar düzeninbize dayattığı çözümsüzlüktür. Onlariçin bir rakam, bir istatistikten öte anlamıyoktur Sonerlerin... Mezar başlarındaağlayan anneler ise kaderlerineisyan etmekten başka bir şey yapamıyorlar.Bunun bir kader olmadığınıanlatmalıyız. Herkesin sınavsız,parasız eğitim hakkı olduğu sosyalistsistemleri yaşadık, yaşıyoruz.Parasız eğitim, sınavsız gelecek istiyoruz.Ve bu hakkımızı almak için SI-NAVLARI BOYKOT ÇAĞRISIN-DA BULUNUYORUZ. Düzenin bizedayattığı eleme sistemine karşı çıkalım.İntihar değil, düzene karşı mücadeleedelim... Biz liselilerin, neler yaşadığınıen iyi yine kendimiz anlarız.1 milyon 805 bin 433 kişi bizimle birlikteaynı duyguları yaşıyor. Rekabetetmeye, yarışmaya zorlanıyoruz. Sıra arkadaşımızaynı zamanda rakibimiz oluyor.Bu uygulamayı reddelim. Herkesineşit, nitelikli, parasız eğitim almasıiçin mücadele edelim. Soner’in, İsmail’in,Hayrettin’in hesabını sormakiçin, yeni intiharlar olmasın diye sınavlarıboykot edelim.Sürecek36YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


Ülkemizde GençlikLiseli Dev-Genç’liler Tıpkı FerhatGibi Sevgiyi HalklaştırırlarSevgi deyince bencilliği dayatıyor düzen. Düzen iki kişiliksevgiyi ön plana çıkarıyor. “Senin sevgin iki kişiliktir,başka hiçbir şeyi umursama” diyor. Düzenin sevgi anlayışındaumutsuzluk, karamsarlık vardır. Özellikle gençliğearabesk, içi boş yoz ve popüler şarkılarıyla, çarpık sevgi anlayışınınortaya konduğu filmlerle sistemli olarak aşılıyorkendi sevgi anlayışını. Saplantılı sağlıksız kişiliklerin sözdesevgileri örnek gibi verilir gençliğe. Bunlar mıdır gençliğinörnek alması gereken sevgi anlayışı.Sevgi, sadece iki kişinin yaşadığı duygu değildir, sevgi toplumsaldır.Sevgi, Ferhat ile Şirin’in sevgisidir. Ferhat’a Şirin’inablası “Şirin’le evlenebilmen için şu dağı delip dağdansu çıkarman lazım” der ve Ferhat, Şirin için dağları delmeyeçıkar. Aradan uzun yıllar geçtikten sonra Şirin’in ablası“Ferhat’la evlenebilirsin Ferhat o dağdan artık inebilirdiyor” bunun üzerine Şirin dağa çıkıp “Ferhat ablam izinverdi evlenmemize, şehre inebiliriz”diyor. Ferhat bu teklifi geri çevirirçünkü bilir ki bu suyu Şirin’insevgisi için değil halkının susuz kalmamasıve acı çekmemesi için çıkaracaktır.Ferhat koskocaman bir halkın sorununu çözmekiçin şehre inmemiş halkının mutluluğu için o dağları delmeyedevam etmiştir Ferhat’ın sevgisi halklaşmıştır.Liseli Dev-Genç’liler tıpkı Ferhat gibi sevgiyi halklaştırırlar.Düzendeki sevgi anlayışına alternatif olarak insanlaraemek harcayarak sevmesini öğrenirler.Ve Liseli Dev-Genç’liler halkını ve yoldaşlarını canlarındançok severler. Onlar için gözlerini bile kırpmadan canlarınıfeda ederler. Çünkü yoldaşlarıyla beraber aynı yoldaaynı ideoloji altında savaşırlar. Halkı için beraber mücadeleederler. Liseli Dev- Genç’liler bilir ki yoldaşları vehalkı olmadan mutlu olamazlar. Her zaman sırtlarını yoldaşlarınave halkına dayarlar.Ve böylece Liseli Dev-Genç’lilerin sevgisi dünyanın ensoylu sevgisi olur.Hastanede Oda Yoktu,Muhammet Öldü!Şırnak’ın İdil ilçesinde yaşayan2 yaşındaki Muhammet Erşek,bulaşıcı menenjit hastalığına yakalandı.Diyarbakır Çocuk HastalıklarıHastanesi’ne götürdülerMuhammet’i. YER YOK dediler.Hastane bahçesinde beklerken öldüMuhammet.Mevsimlik işçiydi Muhammet’inbabası Abdulselam Erşek. Aynı zamandamevsimlik işsizdi yani. Muhammet’tenbaşka 4 çocuğu dahavardı. 2 yaşındaki oğlu hastalanıncaİdil Devlet Hastanesi’ne götürdü.Hastanede menenjit teşhisi konulanMuhammet’in hastalığının bulaşıcı veileri safhasında olması nedeniyle,doktorlar tam donanımlı bir hastaneyenakil gerektiğini söyledi.Şırnak 112 Acil Servis KomutaMerkezi’ni arayarak durumu anlattılarve acilen başka hastaneye sevkedilmesi gerektiğini söylediler. 6saat beklediler hastanede. Kimsearayıp sormadı. İdil Devlet HastanesiAcil Bölümü’nde görevli Dr. İhsanGüler, duyduğu sorumlulukla Muhammet’iambulansa bindirip DiyarbakırÇocuk Hastalıkları Hastanesi’negötürdü.Ancak, DiyarbakırÇocuk HastalıklarıHastanesi’ne getirilenküçük Muhammet,hastanenin bulaşıcıhastalıklar için kullanılaniki izolasyon odasının da doluolması nedeniyle kabul edilmedi.Başka hastaneye gitmesini söylediler.Bu bekleyiş sırasında, diğer hastalaravirüs bulaştırabilir gerekçesiyleMuhammet’in hastanede kalmasınıda istemediler. Hastane bahçesindekiambulansta bekletilen Muhammetbilinçli olarak öldürüldü.Yapılacak bir müdahale ile kurtulabilirdiMuhammet. Ailesinin kucağınageri dönebilirdi. Ama öldürdülerMuhammet’i. Yer yok, donanımyok, ambulans yok... Halkın sağlığınıdüşünen bir iktidar HİÇ YOK...Hayatımız bu kadar ucuz onlariçin. Ölüm riski altındaki hasta olarakdeğil, müşteri olarak görüyorhastaneye gelenleri AKP’nin sağlıksistemi...Sağlık Bakanlığı yetkilileri “Muhammetiçin uçak ambulans Ankara’danyola çıktı. Hasta için Dr. SamiUlus Hastanesi’nde oda ayarlandı.Ancak, ölüm haberi gelince uçakambulans geri döndü. Konuya ilişkindijital kayıtlar inceleniyor.” açıklamasındabulunmuş.Teşekkür etmemizi istiyorlar...Ankara’dan uçak ambulans çıkartmışlar,Ankara’da bir hastanede yerayırtmışlar. Hayır biz soruyoruz:Şırnak’taki hastanenin donanımıNEDEN yok?NEDEN Acil Servis çalışmıyor?NEDEN sadece 2 tane izolasyonodası var?Devletin tam donanımlı bir hastaneaçmasını kim engelleyebilir?..Bulaşıcı hastalık salgını olsa neyapacaksınız? “Sadece 2 kişiyi tedaviedebiliriz” deyip gerisini öldürecekmisiniz?AKP’nin getirdiği yeni sağlık sistemiile bu olaylarla çok daha fazlakarşılaşacağız artık. Paramız olmadığıiçin, donanımı azaltılan devlet hastanelerindeölüme terk edileceğiz.Özel hastanelere gidelim diye Devlethastanelerini bu hale getirdiler.Ölümlerimizden AKP sorumludur.Muhammet’in katili AKP’dir.MAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ! 37


Liseliyiz BizBu ülkede yaşıyoruz... Bu halkın çocuklarıyız... Ezilen, sömürülen,katledilen bir halkın çocuklarıyız... Bu halkın kavgasında biz de varız!Bulgaristan Devriminde Yer AlanGençlikten ÖğreniyoruzSayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012Bu yazımızda dünyadaki liseli gençliğinmücadelesinden örnekler vereceğiz.Genç yaşları, küçük elleri ile nasılhalkın kahramanları haline geldiklerini,en zor görevleri başarıyla yerine getirdiklerinigöreceğiz.Toplumsal altüst oluşlarda, gençlik enön safta yer almıştır. Fakat ne yazık ki bukonuda çok az kaynak gençliğin mücadelesihakkında bilgi vermektedir.Kapitalizmin ilk oluştuğu yıllarda,1800'lerde gençlik çoğunlukla okullardadeğil atölyelerde, fabrikalarda işçi mücadelesininiçinde yer alıyordu. İlk gençlikörgütlerinin kurulması da 1885 yıllarınadenk gelmektedir.Emperyalizm, devrimler ve savaşlarçağıdır. Emperyalizm de bu nedenlegençliği kendi safında tutmak için heryolu denemektedir. Marks 1800'ler için"her şeyden önce küçük ve hamaratparmakların arandığına" dikkat çeker.7-14 yaşlarındaki çocuklar en küçükbir koruma olmadan, büyük kitleler halindesanayide çalışmışlardı. Eğitimin çokdar bir kesimin ulaşabildiği bir olanak olmasınedeniyle bu yıllarda gençlik mücadelesidemek; işçi gençlik mücadelesidemektir. Üniversite gençliğinin mücadelesivardır fakat çok az bir kesimikapsar.Marksist-Leninist partilerin kurulmasıylagençliğin mücadelesi olgunlaşmıştır.Partilerden bağımsız ve güçsüzolan gençlik, partilerin yön vermesi ileörgütlenmiş ve devrimci nitelik kazanmıştır.9 Eylül 1944'te gerçekleşen BulgaristanDevrimi, üniversite, lise, işçiköylügençliğin büyük fedakarlıklarının,gücünün, sınırsızlığının bir göstergesi olmuştur.Bulgaristan Devriminin Önderi GeorgiDimitrov 1936'da Komünist Enternasyonal'inGenel Sekreteri olarak, Moskova'datoplanan Komünist Gençlik Enternasyonali’ninkongre kürsüsündendünyanın gençlerini faşizme vesavaşa karşı güçlerini birleştirmeyeçağırmıştır.Bulgaristan devriminde gençler siyasiolarak, askeri, sosyal ve kültürelolarak kendilerini tüm alanlarda göstermiştir.Dimitrov'un gençlere güvenive gençleri doğru yönlendirmesininen güzel sonucu devrim olmuştur.Bulgaristan 1878'de Osmanlı boyunduruğundankurtulduktan sonraülkede kapitalizm gelişmeye başladı.Kapitalizm en çok çocuk işçileri kullanıyordu.Çocuk ve gençlerin hayatı;açlık, sefalet, yoksulluk içindegeçiyordu. Örneğin 1897'de Ruse'debir barut deposunun patlamasıylaçoğu çocuk ve genç olan tam 200 işçiölmüştür.Bulgaristan'da gençlik hareketininilk belirtileri, sosyalist görüşlerinöğrenci gençlik arasında yayıldığı1885-1890 yıllarına denk geliyordu.Birçok sosyalist öğrenci derneğikurulmaya başlamıştı. Ortaokul, Pedagojiokulları (eğitimci yetiştirmeokulu-öğretmen, liseli), meslek okullarındaböyle dernekler kuruluyordu.Öğrenciler toplanıp, çeşitli kitap vedergiler okuyor, tartışmalar yapıyordu.Çalışmaların amacı halkı bilgilendirmek,bilgisini arttırmaktı. Okuldışında kütüphanler kuruyor, tiyatrolaroluşturuyor, eğlence geceleri düzenliyorlardı.Burjuvazinin açtığı geceokullarında konferanslar veriyorlardı.Öğrenci derneklerinin çoğu gizliçalışıyordu. Dernekler, tam sosyalistolmasalar da, burjuvazi için tehlikeliolmuşlardı.Birçok orta okulda, öğrenci dernekleriylesıkı bağları olan öğrenci kuruluşlarıoluşturuluyordu. Bilinçliöğrencilerin en büyük siyasi çalışması,derneklerin örgütlediği boy-38YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


Liseliyiz Bizkotlar ve ayaklanmalardı. Öğrencilerinbaskı altına alınması, burjuvazinin birçokdurumda zayıf öğretmenler atamasıöğrencilerin hoşnutsuzluğunu artırıyordu.Öğrenci boykotlarının ve ayaklanmalarınilk nedeni bazı öğretmenleriniyi ders vermemeleri, kültürsüzve kaba davranışlarıydı. Öğrencilereğitimin demokratikleştirilmesiisteklerini dile getirdiler, öğrenciderneklerine yönelik saldırılar arttı,öğrencilerin savaşı ilerici bir yönaldı.1880 ve 1888 yıllarında 11 lisedeboykot yaptılar ve ayaklandılar. O yıllardaçok az okulun olduğunu düşünürsek,bu neredeyse % 100'e yakınbir başarıdır.Eğitim burjuvazi tarafından gericileştirildikçe,baskı arttıkça ilerici,sosyalist görüşleri benimsemiş olanöğrencilerin protestoları, isyanları,boykotları arttı.Örneğin; Polovdiv Erkek Lisesi,Öğrenci Derneği’nin kütüphanesineokul yöneticileri tarafından el konulmakistenmiştir. 11 Şubat 1891'detüm öğrenciler sınıfları terk ederek,müdürlüğü protesto etmeye başlar.Polis ve itfaiye soğukta avludaki öğrencilerinüzerine su sıkar, gaddarcasaldırıp çoğunu gözaltına alır. Buolayda 58 öğrenci okuldan atılıp, lisekapatılır.1885-1900 yılları arasında kendiliğindenbaşlayan bu örgütsüz gençlikhareketi söner. Sosyalist Parti, içindekioportünist varlıklardan dolayıgençlik hareketini örgütleyemez.1903'den sonra Bulgaristan, İşçiSosyal Demokrat Partisi (BRSDP)kendi içinde oportünizmi yenip Marksistbir partiye dönüştükten sonragençlik mücadelesi de başlar.Parti, gençliğin spor derneklerine,eğitim ve kültür derneklerine,gece ve pazar okullarına Marksistderneklere kazanılmasına gençliğinsınıf temeli üzerinde, devrimcigençlik hareketi içinde örgütlenmesineuygun koşullar yarattı.Dernekler; spor oyunları, sanatçalışmaları, sıksık okuma toplantılarıyapıyordu. Bu toplantılarda DimitırBlagoev, Georgi Kirkov, GeorgiDimitrov gibi parti yöneticileri debilimsel, güncel, sosyal sorunlar üzerinekonferanslar veriyordu.1907 yılında Sofya'nın proletermahallesi olan Konötivsa'da ilk düzenligençlik spor derneği "Mladej"kuruldu. Derneğe önce mahalleden20-30 genç katıldı. 3-4 ay sonra 110üyeye ulaştılar. Sofya'da aynı adlapekçok dernek kurdular. Dimitrov'unyardımlarıyla koro grubu, tiyatrogrubu, şiir kursu ve orkestra kuruldu.Mladej Derneği örgütlü birgençlik hareketine atılan ilk adımdı.1919'da BRSDP Bulgaristan KomünistPartisi'ne dö-nüştü. Gençlik örgütüde Komünist Gençler BirliğiBulgaristan'da kraliyet ve faşizm(monarko-faşist) vardı.1923'deki Eylül ayaklanması devrimindönüm noktalarından biridir. Fizikiolarak yenilgiyle sonuçlansa da,zafere atılan adımdı. Bu ayaklanmadagençler; er, kurye, irtibatçı olarakyer aldı. Gençlerin oluşturduğu bir birlik,karakol ve kaymakamlığı basıp,80'den fazla faşist askeri öldürmüştü.Eylül ayaklanmasını, faşizm kanlabastırmıştı, binlerce genç tutuklanmıştı.1924 yılında ortaöğretim okullarındakiKomsomol grupları M-L'yi benimsemek için büyük çalışmayürüttüler. 1924-1925 yıllarındaokullarda faşizme karşı boykotlaryapıldı.1930'da Bulgaristan GenelHalk Üniversiteliler Birliği(BONSS) kuruldu. (BONSS)RMS'nin yardımcısı gibiydi.RMS ortaokullarda birçokdernek kurdu. Dini-gerici eğitimpolitikasına karşı, boykotlarörgütledi.RMS partinin içki-tütün karşıtıçalışmalarını yürütüyordu. Bu, o yıllardayozlaşmaya karşı verilen birmücadeleydi. Gençlik kooperatiflerinde,içki-tütün karşıtı derneklerde,spor, turist, Kızılhaç,Hristiyan dernekleri gibi legalve burjuvazinin denetiminde olanderneklerde ustaca çalıştı. Bu çalışmalardansonra RMS 150 bin gencietkisi altına aldı. Köylerde 70 binüyesi vardı. En sevilen savaşçı gençlikörgütü haline geldi.RMS legal örgütlerin olanaklarınınasıl değerlendirdi, onlarda nasıl çalıştı?RMS her birinin özel niteliğini gözönünde bulundurup buna göre bir yönvermeye çalışıyordu. Halkın içindekidürüst gençlerle dostluk kuruyor,kişisel ilişkilerini geliştiriyordu.Onlara M-L'yi öğretiyordu ve gençlerzamanla RMS'li oluyordu.Okuma evlerinde gençleri okumayayönlendiriyor, tiyatro grupları,Sovyet ve Bulgar yazarların ilericipiyeslerini oynuyorlardı. Pik-1941 yılı, Bulgaristan'ın Hitlerfaşizmi tarafından işgal edildiğiyıllardır. Artık mücadele işgale,savaşa, faşizme karşı devrimmücadelesidir. Lise öğrencisiRMS'liler, il, ilçe, köylerindekuryelik yapıyorlardı. Bugörevlerini başarıyla yerinegetiriyorlardı. Çoğu zamanörgütsüz köylerde örgüt kurmagörevini alıp yerine gertiriyorlardı.Çünkü onlar köylerinin en otoriteligençleriydi.(BKMS) adını aldı. Daha çok işçigençler içinde örgütlenen İşçi GençlerBirliği (RMS) BKM'nin en militan,kitle gücü ve kadro kaynağıydı.Komünist Parti ilerleyen yıllardatüm gençlik çalışmasını RMSyönlendirmesiyle yaptı.Çocuklar arasında çalışmalar başlamıştı.7-14 yaşlarında erkek ve kızçocuklarına yönelik 1919'da "Drugarçe"adlı çocuk dergisi çıkarılmayabaşlanmıştı. Derginin amacı anlaşılırbir şekilde emekçi çocuklarınakomünizm fikirlerini seslendirmekti.1922'de çocuk gruplarının sayısı50'ye yaklaşmış, üye sayısı ise 3000’eçıkmıştı. Bu gruplar doğrudan gençlikdernekleri tarafından yönlendiriliyordu.Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012MAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ!39


Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012Cepheli SahiplenendirSahiplenmek emek vermektir.Sahiplenmek unutmamaktır. Sahiplenmekbiz olmak, biz kalmaktır,vazgeçmemektir.Biz devrimciyiz. Devrim içinyola çıkarken, bu yolda yalnız yürünülmediğiniöğrendik. Bu yolu yalnızyürümenin mümkün olmadığınıgördük. Bu yolda güçlü olmak, “Biz”olmaktır diye öğrendik. Örgütlendik“Biz” olduk. “Bizi” sahiplendik. Hedefimizisahiplendik. Yolumuzdayoldaşımızı sahiplendik. Yol gösterenimizisahiplendik.Sahiplenmek mücadeleyle bütünleşmekti.Her sahiplenmemiz karşısındasaldırdılar. Saldırıyı bazenokuldaki sıramızda yaşadık “o dernekleregitmeyeceksin…” şeklinde;bazen iş yerimizde “...yoksa işten atarım”tehditiyle yaşadık, bazen sokaktankaçırıldık… Öldürdüler amamezarımızdan korktular… Toprağaverdiğimiz canlarımıza mezar yaptık,mezarımıza saldırdılar… Sahiplendik,yeniden diktik şehidimizin mezartaşını…Her saldırıda tek emirleri vardı:“Teslim olun!” Tek istekleri vardı biziyok etmek. Biz hiç teslim olmadık ve“Siz bizim teslim olduğumuzu nerdegördünüz?” sorusu bize miraskalan cevap oldu her seferinde. Sahiplendikbu yolu, bu yolda yürüyenlerolarak, BİZ olduk.Örgütlendiğimiz günden öğrenirizBİZ olmayı. Her gün biraz dahabiz olmak için çalışırız, emek veririz.Biz, örgütlü gücümüzdür. Biz, dündenyarına bugün var oluşumuzdur.Bugün varsak eğer şehitlerimizi sahiplenmemizleilerlememizdendir.Dünümüzü, şehitlerimizi, yarattıklarıdeğerleri, miraslarını, hedeflerini direnişlerinisahiplenerek varız. İnsandeğerleriyle insandır der halkımız.Devrimciler halkın değerleriyle güçlenir,tarihleriyle bütünleşir ve ancako zaman yarının umudu olabilir. Herdüşen canımızdan kahramanlığınımiras aldık, omuzladık ve devam ettik.Gelenek yaratanlarımıza, geleneklerimizesahip çıktık.Ülkemiz özgür ve bağımsız olsundiye yola çıktık, vatanımızda sosyalizmikuracağız dedik. 42 yıldır bu hedefimizedoğru sahiplenerek yürüyoruz.Cepheli, sahiplenmenin gücümüzolduğunu bilir. Cepheli, sahiplenmekdemek devrim yürüyüşümüzdeaynı zamanda üreten ve yaratan olmakolduğunu bilir. İşine daha sıkı sarılmakolduğunu bilir. Her yaptığınındevrime hizmet ettiğini bilen Cepheliiçin sahiplenmek demek şehidimizin,tutsaklarımızın mirası olan umutlarınıomuzlamak, onları gerçek kılmakiçin emek vermektir. Cepheli umuttur,umudu sahiplenir.nikler, geziler düzenleyip, halk türkülerisöylüyorlardı. Bu faaliyetlerRMS'nin geniş kesimlere ulaşmasınısağlıyordu.1941 yılı, Bulgaristan'ın Hitlerfaşizmi tarafından işgal edildiği yıllardır.Artık mücadele işgale, savaşa,faşizme karşı devrim mücadelesidir.Lise öğrencisi RMS'liler, il, ilçe,köylerinde kuryelik yapıyorlardı. Bugörevlerini başarıyla yerine getiriyorlardı.Çoğu zaman örgütsüz köylerdeörgüt kurma görevini alıp yerinegertiriyorlardı. Çünkü onlar köylerininen otoriteli gençleriydi.1942 yılında faşizm küçük çocuklarada idam cezaları vererek tümgençleri korkutmaya, yıldırmaya çalışıyordu.Gençlikse ölümle karşılaştığındabaş eğmiyordu.9 Eylül 1944 Bulgaristan devrimininzafer günüdür.9 Eylül Ayaklanması, gençliğinekonomik, siyasi ve kültürel gelişiminegeniş ufuklar açmıştır. Gençlikemek, dinlenme, öğrenim, örgütlenmehaklarını kazanmıştır. Gençliğinilk defa politik ve kitlesel gençlik örgütüçalışması yapmasına, kitap vb.yayınlanmasına olanak yaratmıştır.Mücadelenin ilk başlangıcından1944'e dek gelen 60 yıllık sürede,gençlik, devrimin en militan, en kararlıgüçlerinden biri olmuştur.Georgi Dimitrov gençlere emekvermiş, yürekten inanmıştır. Emeğin,inancın vevenin sonucu devrim olmuştur.Dimitrov'un 1949'da ölümündensonra gençlik örgütü Dimitrov HalkGençlik Birliği adını almıştır.RMS öğrenci, işçi-köylü gençliğinen büyük örgütü, devrimin hem kadrosu,savaşçısı hem kitlesidir.RMS'nin örgütlenmek için pekçokyol ve yöntemi kullanması onun genişkitlelere ulaşmasını sağlamıştır.Spor, eğlence, kültür dernekleri, konferanslar,okuma günleri, okumagrupları, tartışma günleri, yarışmalar,tiyatro, şiir, müzik gençlerin ilgilerini,yeteneklerini sergiledikleri heralanı örgütlenme mevzisi olarak kullanmıştır.Faşizmin denetimindekiderneklerde dahi yarattıkları güçlüdostluk bağıyla, 150 bin üye kazanmıştır.Dimitrov'un yol göstericiliğindekiBulgar geçliğinin devrimci tarihi,deneyimleri ile bize de örnektir.Yararlanılan kitaplar:Komünist Gençlik EnternasyonaliTarihi Cilt IBulgaristan Devrimci GençlikHareketi TarihiGençlik İçin Notlar, Georgi Dimitrov40YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


Devrimci İşçiHareketiAKP’yi “kaos”la tehdit etmekyerine haklarınızı direnerek savunun!Kararlılık keskin bir bıçağa benzer,keskin ve düzgün keser. Kararsızlıkise kör bir bıçak gibidir, kestiğiher şeyi parçalar ve yırtar. (JANME KEITHEN)Boşuna söylememişlerdir, dil düşünceninaynasıdır, diye. Nasıl düşünüyorsaöyle konuşur kişi de, kurumda...Mücadele çizgisini büyük orandayitirmiş, özde TÜRK-İŞ'ten bir farkıkalmamış DİSK'in sendikalar kanunuyasa tasarısının aylardır bakanlığınmasasında bekletilmesine ve istatistikleriaçıklama tehdidine karşılık,"Türkiye kaosun eşiğinde" şeklindeaçıklama yapması da DİSK'e hakimolan anlayışın dile gelişidir.AKP, çıkardığı yeni kölelik yasalarıylaişçilerin kazanılmış haklarını birerbirer gasp ederken sendikalardanciddi hiçbir karşı koyuş yok. Hatta öyleki bu yasalar kendi sonlarını getirmesinerağmen altı boş açıklamaların dışındabir mücadele programları yok.Çalışma Bakanlığı'nın Ocak ayınınsonunda SGK kayıtlarına göre sendikalıişçi istatistiklerini açıklayacağını söylemesisendikaların çaresizliğini birkez daha gösterdi. Çünkü istatistikleregöre sendikaların altının ne kadar boşolduğu ortaya çıkmakta. TÜRK-İŞ,HAK-İŞ ve DİSK konfederasyonlarınabağlı 100 civarındaki sendikadan toplusözleşme yapma hakkına sahip sadece12 sendika kalıyor.Türk-İş’in 11, Hak-İş’in 1,DİSK’in ise toplu sözleşme yapmahakkına sahip hiç sendikası kalmıyor.Bunun sorumluluğunu oligarşininhükümetlerine yüklemek en ucuzdemagojidir. Çünkü oligarşinin tüm iktidarlarıişçi sınıfının düşmanıdır. Doğalolarak işçi sınıfının her türlü örgütlülüklerininde düşmanıdır. İktidarlarişçi sınıfını örgütsüzleştirmekiçin elinden gelen her şeyi yapacaktır,nitekim ülkemizde de yapmaktadırlar.AKP’nin bugünkü politikalarındaters olan bir şey yok. AKP,temsil ettiği sınıfın çıkarlarına hizmetediyor. Bu tablonun asıl sorumlususendikalardır. Hatta TÜRK-İŞ veHAK-İŞ gibi devlet sendikalarının dagerçek işlevini gözönüne aldığımızdabu tablonun asıl sorumlusu DİSK’tir.DİSK Genel Sekreteri TayfunGörgün, AKP’nin İşkolu istatistiklerininSGK verilerine göre açıklamasıüzerine "Türkiye işçi sınıfının15-16 Haziran'da olduğu gibi sokaklaradöküleceğini, ve büyük birkaosun yaşanacağını" söylüyor.AKP, işçilerin kazanılmış haklarınıbir bir gasp ediyor. Sendikaların, asılolarak DİSK'in sonunu getiriyor. DİSKGenel Sekreteri Görgün ise işçilerin sokağadökülmesinden korkuyor ve iktidarı"Türkiye kaosun eşiğinde"diye tehdit ediyor. Görgün, işçilerin sokağaçıkmasından niye korkuyor. 15-16 Haziranlar'dan neden korkuyor.Bugün çıkmayacaksanız sokaklara,daha ne zaman çıkacaksınız?"Kaos" olarak ifade edilen durumişçi sınıfının reformist anlayışa mahkumolmayıp 15-16 Haziranlar'ı yaratmasıdır.DİSK'in "kaos"u budur!Dişe diş mücadele!O günlerden bugünlere elbette"kolay" gelinmedi. 1980 askeri faşistcunta döneminde devrimci ruhun vepratiğin daha yaygın ve güçlü olduğubir ortamda o dönemin reformizmide daha nitelikliydi.Hapishanenin ehlileştirdiği anlayışın,düzenin sendikacılığının DİSK'ehakim olması ve giderek pratiğini deşekillendirmesi DİSK'in “devrimci”liğinide bitirmiştir.Ortaya çıkan tablo açıktır. Kendinegüvenmeyen, işçi sınıfına güvenmeyen,bir sendikacılık... Direnerek saldırılarakarşı koyan değil, icazetle patronlarla,devletle “iyi geçinen” bir sendikacılık.‘90’lar sonrasının “akıllı solculuğunun”sendikalara yansıması... “Avrupasendikacılığı”na umut bağlayan,“uluslararası standart” diye tutturanbir sendikacılık anlayışı.İktidar koltuğuna kim oturursaotursun emperyalizmin talimatlarınıyerine getirirken işçisine memurunatüm halka saldırı politikalarını hayatageçirirken rahatının bozulmasını istemeyenbir sendikacılık anlayışı!Üstelik de "devrimci"...Hangi ülkede yaşıyoruz, faşizmnedir hatırlıyor muyuz? Sınıf mücadelesiçıkarları nasıl savunulur, bunlarunutulmuş bulanıklaştırılmış...Bakın DİSK'in açıklamalarına, işçisınıfının çıkarlarıyla uyuşan bir dil, biryaklaşım görebilecek misiniz? "12 Eylül'ünAKP eliyle sürdüğünü" söyler neyardan ne serden cümlelerle hakimrolünü üstlenir. Her türlü savaşa karşıolduğu yönünde açıklamalarda bulunur.Tarafını unutur. "Kıdem tazminatına, güvencesizliğe,taşeronlaştırmaya karşı tekyolun direnmek olduğunu" söyler amatoplasanız beş protesto eylemini geçmeyenbir pratikle karşılaşırsınız. Direnişnasıl örgütlenecek, nasıl direnilecekbunlar yok. Altı boş açıklamalar.Çalışma Bakanlığı toplu sözleşmeyetkisi için barajı yüzde 10’dan 3’edüşürdüğünü açıkladı. Bu durumdasendikalar kapanmayacak.Peki gerçekler ne olacak. Mevcut100 sendikanın üye sayısı kağıt üzerinde3 milyon gözüküyor. Gerçek rakamlar500 binin altında. Üyesi olmayantabela sendikaları kimin işineyarıyor? Kime hizmet ediyor,AKP’nin demokrasicilik oyunundanbaşka?..Bu anlayışla sendikalarınızı korumayazsınız.Sendikaların gücü işçisınıfıdır. Halktır. İşçi sınıfına dönmekzorundasınız. Yüzünü Avrupa'ya dönmekyerine ülkesinin gerçeklerinedönüp görevinin ne olduğunu oradagörmelidir.Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012MAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ!41


Devrimci DİSK’i YaratacağızSayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012DİSK’in yaklaşan kongresi öncesindeDevrimci İşçi Hareketi (DİH),“Nasıl Bir DİSK İstiyoruz?” çalışmasınıyürütmeye devam ediyor. 27Ocak günü, Ankara'nın sanayi bölgesiolan OSTİM Metro İstasyonu'nunönünde bir saat süreyle yaklaşık 500adet “Nasıl Bir DİSK İstiyoruz?”başlıklı bildiriler dağıtıldı. OSTİM(Organize Sanayi Bölgesi) Ankara'daişçilerin yoğun olduğu bir bölge.Bildiri dağıtımı sırasında işçilerlesohbetler edilerek, onların sorunlarıve talepleri de konuşuldu. Bildiridağıtımının ardından Devrimci İşçiHareketi’nin afişleri asıldı.İzmir'de Halk Cephesi/Dev-Genç,27 Ocak günü, bir aydır sendikal haklarıiçin direnen Billur Tuz işçilerini ziyaretetti. İzmir Çiğli Organize Sanayi Bölgesi'ndekurulu Billur Tuz fabrikasındaçalışan 47 taşeron ve kadrolu işçi, TekGıda-İş Sendikası'nda örgütlenmeye başladıklarıiçin 2011 yılının Aralık ayındaişten atılmıştı. 2 Ocak 2012 günü fabrikaönünde direnişe başlayan Billur Tuz işçilerinindirenişi kararlılıkla sürerken;direnişe destek veren fabrika işçileri deişten çıkarılmakla tehdit ediliyor.20 Ocak’ta , iki işçinin daha iştenatılması üzerine direnen Billur Tuz işçileri,23 Ocak sabahı yeni işten atmalarıprotesto etmek amacıyla sabah 06.00'dafabrikaya girip çatıya çıkarak "Atılanİşçiler Geri Alınsın!" pankartı astı. Patronunpolise haber vermesi üzerine 5işçi zorla gözaltına alındı.27 Ocak günü direniş alanına gidenAnkara’da 29 Ocak günü de UlusMeydanı'nda bildiri dağıtımı yapıldı.Dağıtılan bildirilerle, sendikaların“çağdaş” sendikacılığı terk edip,devrimci sendikal anlayışla sınıf mücadelesivermesi gerektiği anlatılıyor.200 bildirinin dağıtılmasının ardından,aynı gün Batıkent Metro İstasyonu'nda“Demokratik MücadeleciDevrimci DİSK'i Yaratacağız”,“DİSK’i İşçilere İşçileri DİSK'e Taşıyacağız”yazılı afişler yapıldı ve200 bildiri halka ulaştırıldı. Sendikalmücadeleler ile ilgili sohbetler edildi.Ardından Yenimahalle Pazarı’na gidilerek,burada da bildiri dağıtımıYeni İşçilere Güvenip Var Olanlarıİşten Atıyorlar! İşten Atmalar KarşısındaTopyekün Direnişi Örgütleyelim!Halk Cepheliler, "Billur Tuz İşçisiYalnız Değildir", "Zafer Direnen EmekçininOlacak", "İşçiyiz Haklıyız Kazanacağız","Direne Direne Kazanacağız"sloganlarıyla işçileri selamladı. İşçilerde Halk Cepheliler’i sloganlara eşlikederek karşıladılar.İşten atılan işçiler yaşadıkları sorunlarıHalk Cepheliler’e anlatırken;sendikaya üye olan ve direnişe destekveren bazı işçilerin evlerine polisinajanlık teklifiyle gittiğini de söylediler.İzmir Menemen'deki Savranoğlu fabrikasıönünde aylardır direnişte olanSavranoğlu Deri İşçileri de sınıf dayanışmasıörneği göstererek direnişe destekveriyor.Halaylarla, sloganlarla direnişedestek olan Halk Cepheliler, işçilerleedilen sohbetlerin ardından tekrar geleceklerinisöyleyerek işçilerin yanındanayrıldılar.ve afiş çalışması yapıldı.Devrimci İşçi Hareketi, 30 Ocak'tada İzmir’in Basmane, Alsancak veŞirinyer semtlerinde afişleme yaptı.200 adet afişlemenin yapıldığı çalışmasırasında, afişleri okumak içingelen işçilere, DİH’lilerin nasıl birDİSK istediklerini anlatılar. DİSKüyesi belediye şoförlerinin yoğunbulunduğu merkezlere yapılan afişlemelersırasında şoförler DİH’lilerinyanına gelip demokratik, devrimcibir DİSK istediklerini; bunun da ancak,işçilerin örgütlü mücadelesindengeçtiğini söylediler.TKM AylıkTürkü GeceleriDevam Ediyor!Trakya Kültür Merkezi(TKM)’nin gelenekselleşen kışdönemi “Türkü Geceleri” aylıkolarak yapılmaya devam ediliyor.Bu dönemki 3. Türkü Gecesi 29Ocak günü saat 19.00’da gerçekleştirildi.2 saat süreyle halk türküleriTKM müzik topluluğu tarafındanseslendirilirken; geceye cümbüşüylekatılan bir kişi ile darbukaçalan bir arkadaş geceyi şenlendirdi.Soğuk havaya rağmen geceye20 kişi katıldı.42YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


Kalemlerimizin UcuSınıf Bilinciyle Açılmalıdır!Merhaba!19 Aralık 2000’in Çanakkale Hapishanesi’nde,Fidan yoldaşımızınalevlerin ortasında dimdik duruşu hatırlanır.23 Aralık 2000 tarihli MilliyetGazetesi, Fidan’ın eylemini şu satırlarlaaktarır:“…Operasyonun ilk günü kendiniyakan DHKP-C’li hemşire FidanKalşen’in cesedi her iki eli dezafer işareti pozisyonunda bulundu…”(Aktaran: Büyük Direniş veMedya-syf: 191. Boran Yayınevi)Fidan’ın o elleri, Özgür Tutsaklığınelleridir.Devrimci iradenin elidir söz konusuolan. Böyle olduğu içindir ki, oeller yeri gelince ateşler içinde zaferişareti yaparak, yeri gelince de okuyacağıkitabı, yazacağı kalemi kavrayıpdurduraksız üretmeye devameder.Her sabah içtimada hep birliktedediğimiz gibi: “Devrim için”dir ÖzgürTutsaklar’ın her şeyi. Fedasıda, okuması da, yazması da…Devrim içindir.Umutla, coşkuyla yazıp okuyarakkesintisiz bir üretim içindeolmak Özgür Tutsaklık kültürünündoğası gereğidir.Elbette, bu sorumluluğun gereğiolarak canlı ve kolektif bir üretimiçindeyiz.Öyle ama yeterli mi?Hiçbir birimimiz, komitemiz vetek tek yoldaşlarımız kendisini yeterligörmemelidir. Mao’nun sözlerini hiçunutmayalım:“…Düşmanımız, bildiklerimizleyetinme anlayışıdır. Gerçekten birşey öğrenmek istiyorsak bu anlayışason vermek zorundayız.Kendimize karşı tutumumuzdoymak bilmeden öğrenmek,başkalarına karşı tutumumuzise bıkıp usanmadan öğretmekolmalıdır.”Bu sözlerin bizdeki karşılığışudur: “Deli gibi okuyacağız,deli gibi yazacağız.”Doymak bilmeden öğrenmek için,deli gibi okuyacağız…Bıkıp usanmadan öğretmek için,deli gibi yazacağız…Birçok çalışma yapıyor, okuyor,yazıyor, çiziyoruz. Çok yönlü vekolektif tarzda üretiyoruz. Bu yanıyladiri bir gerçekliğimiz vardır. Ama yeterliolduğumuzu söyleyemeyiz. Eksiklerimizvar. Var, çünkü bizim ölçümüzdevrimimizin ihtiyaçlarıdır.Bu ihtiyaçları en yakıcı haliyle,beynimizin tam ortasında hissedecekve gereğini yapacağız. Görevimiz,çok yönlü ve artan oranda üretmektir.Neyi, nasıl üretip yazacağımızaçıktır. Bunlar biliniyor. Ve bakınDayı ne diyor: “Kendi tarihimize yaslanarak,kendi yaşadıklarımızı önümüzealarak, kendi üslubumuzlaeğitmek zorundayız. Felsefeyi, sosyalizmi,devrimler tarihini kendiüslubumuzla anlatmanın yöntemlerinibulmalıyız. Teorinin devrimimizle,hatta günlük mücadelemizve yaşamımızla, inançlarımız veduygularımızla bağını kurmalıyız.Bunu yapmazsak, eğitimi soyut birolgu olmaktan çıkaramayız…”O halde, eğitimi-yazmayı-okumayıbulunduğumuz bu alanda da,somut ve sonuç alıcı tarzda örgütlemekzorundayız.Örneğin, yazınsal üretimlerimiziele alalım.İhtiyaçlarımızın çok yönlü olduğuaçıktır. Artmaktadır ve daha da artacaktır.Bu da demektir ki, kendimizibu artışa, ihtiyaca cevap verecektarzda örgütlemek zorundayız. Gelişimböyle olur. Olmaktadır da. Bunlarıhep birlikte yaşıyoruz, çalışıyorve üretiyoruz.Öyle ki, Özgür Tutsaklar’a 24 saatyetmemektedir. Dağrusu da budur.Kalemimizin ucunu daima açıktutmak zorundayız. Değilse, kalemimizkörelmeye başlar. Ucu körelenbir kalem, sağdan soldan etkilenmeyeaçık hale gelir. Bunun çeşitlibelirtileri vardır. Mesela, BİZ’e aitolmayan kelimeler kullanımı gibi…Küçük-burjuva aydınların, gazetecilerinüslubuna öykünme ya dabu kesimler arasında moda olankavramların kullanılması gibi…Körelme dediğimiz budur. Bunun yeganeönlemi, kalemimizin ucunudaima açık tutmaktır.Devrim inancı, halk sevgisi, sınıfkini olarak dışa vurulan sınıf bilinciyleaçıktır kalemimizin ucu.Sınıf bilinciyle açılmış kalemler“insan” demek yerine, halk der,emekçi der, yoksullar der… Seçtiğikelime, sınıfsal tercihlerini açıkçabelirtir. Muğlaklığa, bulanıklığa yeryoktur. Rahmi Koç da insan amahalktan birisi değil. Tekelciler halkdüşmanıdır.Evet, kelime tercihinde bile tetikduracağız.Emperyalist “Batı”nın üniversitelerindeimal edilen pespaye siviltoplumcu kavramlarla dilimizi kirletmeyeceğiz.Oportünizm, reformizmve Kürt milliyetçilerinin yazılarınabaktığımızda bu kirlenmeninyaygınlığını açıkça görürsünüz.Biz beynimizi, dilimizi, kalemimizibu kirlenmeye teslim etmeyeceğiz.Sınıflar kavgasının dilini Mahircekullanmaya devam edeceğiz.“Sağ Sapma, Devrimci Pratik veTeori” yazısında Mahir Çayan, kelimeseçiminin ne denli çarpıcı ve hayatibir önemi olduğunu Luis Althusser’denyaptığı bir alıntı ile vurgular:“…Felsefe halkın teori alanındakiSayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012MAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ!43


sınıf mücadelesini temsil eder. Nedenfelsefe kelimelerle döğüşür? Sınıfmücadelesinin gerçekleri kelimeler tarafından‘temsil edilen’ ‘fikirler’ tarafındantemsil edilir. Bilimsel vefelsefi akıl yürütmelerde kelimeler(kavramlar kategoriler) bilginin‘araçlarıdır’. Fakat, siyasi, ideolojikve felsefi mücadelede kelimeler aynızamanda silah, patlayıcı veya uyuşturucumadde ve zehirdir. Bazen sınıfmücadelesi bir kelimenin diğerbir kelimeye karşı mücadelesindeözetlenebilir. Bazı kelimeler kendiaralarında bir düşman gibi döğüş yaparlar.Başka kelimeler vardır ki,anlam karışıklığına yol açarlar, hayatifakat sonuca bağlanmamış birmuharebenin kaderi gibi. (…) Ensoyut, en zor, en uzun teorik eserlerinekadar felsefe kelimelerle döğüşür: Yalankelimelere, anlam karışıklığınayol açan kelimelere karşı, doğrukelimelerden yana ‘nüanslarla’ döğüşür.Kelimeler üzerindeki bu savaş,siyasi mücadelenin bir parçasıdır…”İster bir öykü ya da şiir yazıyorolalım, ister şu ya da bu konuda bir incelemeyazısı olsun ya da bir araştırma,makale, mizah yazısı olsun… Kısacası,her ne yazıyor olursak olalım,bu gerçekliği asla akıldan çıkartmamalıyız:Kelimeler üzerindeki savaş,siyasi mücadelenin bir parçasıdır.Biz bu savaşta kendi silahlarımızolan kelimeleri kullanmazsak, yazdıklarımızhedefini bulmayacaktır.Kalemimizin Fidan’ın zaferinsembolü olan o yanık ellerine, kelimelerimizinde 122’lerin diline yakışacakdeğerde olması Özgür Tutsaklığımızıngereğidir.Okunacak kitaplar, yazılacak yazılarbizi bekliyor.Başarılar… 29.12.2011Ümit İlterSayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012KATLİAMA “OLAY” DEMEKİDEOLOJİK SALDIRIDIRİDEOLOJİK-FİZİKİ HER SALDIRININKARŞISINDA SET OLACAĞIZ1980 yılında Çorum’da yaşanan katliamla ilgili olarakÇorum yerel basınında çıkan haberlerde yer alan 12Eylül iddianemesinde yapılan “Çorum olayları” çarpıtmalarıile ilgili olarak, Çorum Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) 28 Ocak günü bir eylem yaptı.Bahabey Caddesi üzerinde bulunan dernekten ÖzdoğanlarKavşağı’na kadar yürüyüş düzenleyen dernek üyeleri,“Çorum’da Yaşananlar Olay Değil Katliamdır; AdnanBaran Mağdur Değil Katliamın Baş Sorumlularından Biridir”yazılı pankart açılarak, “İnanç Özgürlüğü İstiyoruz”,“Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz”, “KatliamcılarCezalandırılsın”, “Aleviyiz Haklıyız Kazanacağız” sloganlarınıattılar.Burada bir konuşma yapan Hüseyin Teke, 12 Eylül iddianamesiolarak hazırlanan ve Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ndekabul edilen iddianamenin Çorum’a ilişkin bölümünde,yaşananlara OLAY olarak yer verildiğini, iddianameninkatliamın sorumlularından olan Adnan Baran’ın ifadeleridoğrultusunda yazıldığını belirtti. Teke, “Çorum’dayaşanan bir olay değil, planlı bir katliamdır. Alevi ve demokrathalka yönelik bir katliamdır. Çorum’da yaşayan 70 bin Alevininhedef alındığı bir katliamdır... Maraş, Sivas, Gazi, 19-22 Aralık 2000’dekihapishanelerkatliamı, HrantDink ve son olarakUludere böyledir… Çorum’da 1980 yılında, 25 Mayıs’tan,4 Temmuz’a kadar günlerce sürmüş bir katliamdan OLAYdiye bahsetmek kasıtlıdır. Halkın faşist teröre karşı örgütlüve silahlı bir direnişle cevap verdiğini gizlemek içindirbu kasıt” diye konuştu.İstanbul Küçükarmutlu’da, aralarında PSAKD ÖrgütlenmeSekreteri, Sarıyer Şube Başkanı ve Armutlu Cemeviçalışanı Zeynep Yıldırım’ın da olduğu 15 kişinin gözaltınaalındığını polis baskınlarına da değinen Teke, “Örgütlenmeyin,inançlarınızdan vazgeçin diyor AKP! Bizseörgütlenmekten, örgütlü yaşamaktan vazgeçmeyeceğiz.İnançlarımızdan vazgeçmeyeceğiz. İnançlarımızla, özgürceyaşayacağımız bağımsız bir ülke için mücadele edeceğiz.Haklıyız, kazanacağız!” dedi.Eylem öncesinde kavşakta bulunan kahvehanelertek tek dolaşılarak çağrı yapılmıştı. Çağrı üzerine kahvehanelerinönüne çıkanlar tarafından ilgiyle izlenen eylematılan sloganlarla sona erdi.Bir KatliamcıHikmet Sami Türk:Halk düşmanısınız. Devrimcilerinkatlisiniz. Hiç beklemediğiniz yerlerdehalkın tepkileriyle karşılaşacaksınız.Yakanıza yapışıp 19 Aralık katliamınınhesabını sizden soracaklar.Hikmet Sami Türk, Uğur Mumcu'yuanma etkinlikleri çerçevesinde"Demokratik Yaşamda Anayasa Değişikliklerive Özgürlükler" adlı bir panelekatılınca Piyanist Fazıl Say'ın 77yaşındaki babası Ahmet Say tarafındanprotesto edildi. Ahmet Say buülkenin aydını olduğunu belirterek katliamcıSami Türk'ün "demokrasi veadalet kavramlarının konuşulacağı birtoplantıya katılmasına tepki gösterdiğini"söyleyerek "BayrampaşaCezaevi'nde fosfor bombası kullanarakhapishanenin içindeki silahsız,eli kolu bağlı olanları yakmıştır!"diyerek protesto etti.44YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


Halkların bütün acılarınınhesabını sormak içinSınıf KiniEn Güçlü Silah: Sınıf Kini1939-1945 yılları arasında emperyalistlerdünyayı paylaşmak içinhaksız bir savaş yürüttüler. 2. PaylaşımSavaşı, hem birçok ülkenin savaşdahil olması, hem de Alman faşizminindünya halklarına uyguladığıimha politikası ve özellikle de Hitler'infaşist ordusunu alt eden Kızıl Ordu’nunkahramanlıkları nedeniylehep hafızalardadır..Sovyet halkının faşizme karşımuhteşem zaferinin kazanıldığı bu süreçaynı zamanda derslerle doludur.Ve bu savaşta çok açık görülen birgerçek vardır ki kimse tarafsız değildir.Herkes kendi sınıfının yanındadır.Hele yoksul halklar açısındantarafsızlık, hem de faşizme karşı aslasöz konusu olamaz...Diğer yandan 2. Paylaşım Savaşı'ndaSovyet Kızıl Ordusu'nun verdiğimücadele adeta vatan topraklarınısavunmanın manifestosudur. Bumanifesto nasıl yazılmıştır? Vatantopraklarını savunan bu insanları hareketegeçiren duygular nelerdir?Hitler ve Mussolini nasıl durdurulmuştur?Önünde durulamaz denilenAlman tankları nasıl alt edilmiştir?Bilineceği gibi Alman faşizmi büyüktekeller adına hareket etmiş, onlarınçıkarları için dünya halklarına karşısaldırıya geçmişti. Öyle ki Hitler ordusu,İtalya'dan faşist Mussolini'yide yanına alarak; ardına Yıldırım Tugaylarıdedikleri orduyla Avrupa'yı biruçtan bir uca fethetti. Çünkü Avrupalıhükümetlerin elleri çabuk kalkmıştıhavaya... Ve direnen bir avuç devrimcinindışında bu hükümetlerin parmaklarıtetiğe gitmemişti.Bunun sonucu olarak faşizmin nalçalı(*)çizmeleriyle gezenler, Parissokaklarında topuklarını bilhassa çarpıyorlardıyere.Ama Sovyet halklarıbu soytarılarıMoskova önlerindeyenmesini bildi.1941 yılının 16Kasım'ında Hitler'infaşist ordusutanklarıyla Moskovaönlerindeki VolokolamskŞosesi’ne(*)geldi. Faşist ordu, tank sayısı bakımındanüstün durumdaydı. Ve tank savaştaönemli bir silahtı. Ama asılönemli olan kimin ne kadar tankı olduğudeğildi. Önemli olan tankın mıinsanı, insanın mı tankı kullandığıydı.İşte büyük tekellerin yaptığı o tanklarfaşist orduya hükmederken, KızılOrdu'da durum tam tersiydi. Tanklaraonu kullanan, yapımında da ter dökenemekçiler hükmediyordu. Tertemiz,cesur ve sınıf kiniyle dolu emekçiler.Hitler'in tankları Volokolamsk Şosesi’nedayandığında karşılarına birbölük asker çıktı. Bu bölük, az öncesaatlerce dövüşmüş ve cephanesinibüyük oranda tüketmişti. Yine deüstündü... Çünkü onlar savaşı hemenarkalarındaki Moskova'dan yönetenStalin'in askerleriydiler.Stalin, asla telaşa düşmeden, tereddütsüzbir şekilde zaferi inşa ediyordu.Biliyordu ki orada çarpışan ikisınıftı... Ve bu iki sınıf arasında hayatınher alanında, her an süren birmücadele vardı. Ve iki sınıf da birbirinekin duyuyordu. Ama bu sınıflardanbiri meşru ve haklı diğeri haksızve gayrimeşru idi. Ve gücünühaklılığından alan sınıf kini, halkınkurtuluşunu da sağlayacak en güçlüsilahtı.Sınıf kini ile dolu bir savaşçınınönünde hangi düşman dayanabilirdi?Volokolamsk Şoşesi’nde de öyleoldu.Cephaneleri tükenmişti fakat sınıfkini ile dolu Kızıl Ordu savaşçılarıdimdik ayaktaydı:"Nikolay Maslenko cephane bitincebir avuç kar attı tanklara.Küfretti, bağırdı.Alamadı hırsını.GÖZÜN ÜSTÜMDE OLSUN(Mehmet Başbağ'a)Vedalaşmadan ayrılmak ne kötüNereden olduğunu bilmiyorumSanki bir yerlerdençıkıp geleceksinBen "senin öldüğünü söylediler"diyeceğimSen, gözlerinden yaş gelinceyekadar güleceksinBiliyor musun, gözlerimdenhiç yaş gelmediAğlayamamak ne kötüCan öyle bir yanıyorkiCanı öyle yananlar onlarNe denilirNe söylenir bir yoldaşın ardındanKime ne düşer bilmiyorumBen öfkeni alıyorumGözün arkada kalmasın,üstümde olsunYapıştı elleriyle en yakın tankınzincirineVe ezildi altında ağır, çelik paletlerinFakat yapıştıkları yerde kaldıbileğinden kopan parmaklarıÇünkü zincir onlara değilOnlar zincire gömüldü..."Nikolay Maslenko ve bölükteki 27yoldaşı Volokolamsk Şosesi’nde, Moskovaönlerinde böyle ölmüşlerdi...Onların bu savaşta düşündükleritek şey vardı. Öleceklerdi ama vatantopraklarını asla düşman çizmelerineezdirmeyeceklerdi. Mermileri bittiğinde,bir avuç kar topuyla, tırnaklarıylasavunacaklardı vatanı... Öyleyaptılar... Düşmana geçit vermediler.Moskova arkada ve ayaktaydı hala.Belki yaralanmıştı bombardımandan,fakat 200 milyon insan tek bir vücutolmuş direniyordu. Onları böyle birSayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012MAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ!45


direnişe sevkeden şey isedüşmana duydukları kindi...“Onlar ve biz” dedirten, o vatansavunmasındaki halkolma duygusuydu.Sovyet halkları faşizmkarşısında işte bu duyguyubüyüttükleri için kazandılar.Ve 1941'in 6 Aralık'ında KızılOrdu Moskova cephesindekarşı taaruza geçti.Stalin haritaya bakıyordu... O haritadaher milimetrenin neler ifade ettiğinibiliyordu. Onlar, ırzına geçilmekistenen dünyanın alın lekesini siliyordu.Şimdi İtalya da sallanmaya başlamıştı.Çünkü Kızıl Ordu Almanya sınırlarınıaştı... Çünkü Mussolini detüm ırkçılığıyla tekellerin hizmetindeydi.Ve işte onun da sonu gelmişti...Tıpkı Hitler'in de sonunun geldiği gibi.Ezilenlerin kiniyle Avrupa’ya yürüdü,faşist orduyu önüne katan KızılOrdu... Ve ezilen-yoksul halklarınadalet özlemi özgürlük ve bağımsızlıktalebini yerine getirdi.Şimdi en başta sorduğumuz;"Vatanlarını savunan bu insanlarıharekete geçiren duygular nelerdir?Hitler, Mussolini nasıl durdurulmuştur?Önünde durulamaz denilen Almantankları nasıl alt edilmiştir?..Sorularının cevabını verelim.Cevap; Sınıf kini...Proletaryanın, ezilenlerinkini insanlığın en haklı, enmeşru, en güçlü silahıdır.İşte Sovyet halklarını veezilen tüm halkları HitlerOrdusu, Faşist ordular karşısındamuzaffer kılan bu kinve kazanacağına olan sarsılmazinançtır.* Nalça: Ayakkabıların altına çakılandemir.* Şose: Motorlu kara vasıtalarınınhareketine müsait yol.*Mehmet Başbağ: 4 Ekim2011’de Yunanistan’ın Selanik kentindebir kazayla bulunduğu ortamdakipatlayıcının patlaması sonucundaşehit düşen Cephe savaşçısı.Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012Dinleyici Takmak AKP’nin PolisininÇaresizliğinin GöstergesidirMücadeleyi Bitirememenin Çaresizliğidirİzmir Özgürlükler Derneği’ninbulunduğu binanın çatısınaAKP’nin polisi tarafındandinleme cihazı yerleştirildi. Birsüre önce kendilerini sivil polisolarak tanıtan iki kişi, İzmirÖzgürlükler Derneği’nin üstkatındaki eve, hiçbir izin kağıdı,belge göstermeden dernekbinası karşısındaki müzeningüvenliğini gerekçe göstererek,bir cihaz taktılar.Dernek üyeleri, müzeylegörüşerek böyle bir taleplerininolmadığını, bu olaydan bilgileriolmadığını öğrendiler. Bununüzerine İzmir Cumhuriyet Savcılığı’nasuç duyurusunda bulunanİzmir Özgürlükler Derneği,dinleme cihazını da takıldığıyerden söktü.İzmir Halk Cephesi, 28Ocak günü Kemeraltı girişindeeylem yaparak, dinleme olayınıprotesto etti. “İzmir Polisi YasadışıDinlemelerle Yeni KomplolarPeşinde, KomplolarınızıBoşa Çıkaracağız” pankartınınaçıldığı eylem sloganlarlabaşladı. Ardından yapılan açıklamada,İstanbul KüçükarmutluMahallesi’nde uygulananpolis terörüne değinilerek, 12Eylül’ün AKP’nin politikalarıyladevam ettiği anlatıldı.Açıklamada İzmir polisi uyarılarak,“Derneğe girip çıkan insanlar,işleri, ev adresleri belli,açıkta gezen insanlardır. Haklı vemeşru olan insanlardır. Kurumlarımızdanve insanlarımızdanelinizi çekin. İnsanlarımızın başınageleceklerden siz sorumlusunuz.”denildi ve polisin yasadışıtutumu teşhir edildi. EylemeBDSP de destek verdi.Güler Zere,Hasta TutsaklarıHücrelerden AlmaMücadelemizinİlk KazanımıdırMÜCADELEMİZBİTMEDİ SÜRÜYOR!Dersim’in Hozat ilçesinde, Güler Zere’yianlatan “Damında Şahan Güler Zere Belgeseli”ningösterimi yapıldı. Güler Zere Halk Kütüphanesi’ninbir hafta öncesinden çalışmasınıyaptığı belgesel gösterimi, Belediye Düğün Salonu’nda28 Ocak’ta yapıldı. 100 kişinin katıldığıprogramda önce Grup Yorum’un İnönüStadyumu konserinin DVD’si izlendi. Ardındanbelgesel de izlenerek, sohbetler edildi.Yapılan konuşmalarda, hasta tutsaklara sahipçıkılması, hasta tutsakların tedavi imkanlarınınsağlanması için mücadele edilmesi gerektiğianlatıldı. Programın düzenlendiği salonda,Güler Zere Halk Kütüphanesi’nin açtığıstandlarda kitap ve devrimci tutsaklarınyaptığı ürünler de sergilendi.46YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


HALKIZ HAKLIYIZKAZANACAĞIZYıkımların SebebiHalk Korkusudur"Gecekodulardan GelipGırtlağımızı Kesecekler"KORKUSUDUREvlerimize göz diken oligarşininhesaplarından birisi “terörü bitirmek”sebir diğeri içinde halkın olmadığıyeni bir İstanbul inşa etmek.Tayyip Erdoğan boşuna “iki yenişehir yapacağız” demiyor. Gecekondulardayaşayan yoksul halk şehirdışında kurulacak bu yeni şehirleregönderilecek. Okullar, hastaneler dahişehir dışına taşınacak... Onların arazilerineise emperyalist ve işbirlikçitekeller buyur edilecek.Kentsel Dönüşüm saldırısının enboyutlusu İstanbul’da yaşanacak.Çünkü İstanbul’u “Finans Merkezi”yapmak istiyorlar. Dubai’de iflaseden finans merkezinin ardından emperyalisttekellerin ihtiyacı olan finansmerkezi İstanbul Ataköy’de kurulacak.300 bin dönümlük arazi üzerineinşa edilecek olan İstanbul FinansMerkezi (İFM) için yasal düzenlemelerde geçtiğimiz sene yapıldı.2 Ekim 2010’da resmi gazetedeyayımlanarak yürürlüğe giren İFMStrateji Belgesi ile emperyalist tekellerinTürkiye’de engelsiz bir şekildeiş yapabilmeleri yasal düzenlemeyebağlandı. Var olan hukuk sistemi dışındatutulacak olan bu merkezin yapacağıişlerde çıkabilecek sorunlarayrı mahkemelerde çözülecek.“...finansal uyuşmazlıkların çözümüiçin tahkim kuruluşlarından,özel ihtisas mahkemelerine; özel güvenliksisteminden, vergisel avantajlara,İslami bono, mortgage gibi(artık tehlikeli hale gelen) türevenstrüman ihracına kadar onlarcamadde 'Eylem Planı' biçiminde sıralanmış.”(Çiğdem Toker, Akşamgazetesi)Gecekonduları Yıkıpİstanbul’u, FinansMerkezi YapacaklarMerkez Bankası Ankara'danİstanbul Finans Merkezi'ne taşınacak.Ayrıca bu kompleksteZiraat, Halk ve Vakıfbank dayer alacak. Sermaye PiyasasıKurulu (SPK), İstanbul MenkulKıymetler Borsası (İMKB) veBankaları Denetleme ve DüzenlemeKurulu (BDDK) da bu bölgeye taşınacak.Yani tüm sermayenin döndüğü,kara paranın aklandığı, ekonomininyönetildiği bir merkez olacak.Türkiye Bankalar Birliği,İFM’nin2 milyar euro yatırımla 150bin kişiyi istihdam edeceğini ve yıllık20 milyar euro gelir sağlayacağınıaçıklamış. 20 milyar euroluk gelirtekellerin cebine giderken, halka düşendaha fazla yoksulluk ve evsizlikolacak.İstanbul'a 9 Ticaret,6 da Finans MerkeziKurulacakİFM İstanbul'da tek değil, başkaticaret ve finans merkezleri de kurulacak.2023 yılına kadar gerçekleştirilmesiplanlanan Kentsel Dönüşüm'egöre, Maslak’tan Haliç kıyısınakadar İstanbul, finans merkezleriile donatılacak. 9 ticaretmerkezi, 6 da finans merkezi kurulacak.Gültepe, Çeliktepe, Seyrantepe,Cendere Vadisi ve Kağıthane "birincisınıf" finans ve ticaret merkezi kapsamınagirecek. Ve tabi bu merkezlerdeçalışacak olanlar için “birincisınıf” konutlar, oteller, sağlık merkezleride inşa edilecek. Gecekondularıyıkıp, yerine rezidans ve ofisleryapacaklar.350 hektarlık alanda bulunan CendereVadisi’ne “Eğitim, Bilişim veTeknoloji Alanları" ile "Kentselve Bölgesel Yeşil ve Spor Alanları"yapılacak. Bunun için Cendere Vadisi'ndebulunan fabrikalar yıkılacak.İstanbul’daki fabrikalar şehir dışınataşınıyor. Sanayi kuruluşlarışehir içinden uzaklaştırılırken; işçilerde ekmek parası için evlerinden çıkıpbu yeni yerleşim alanlarına gitmekzorunda kalacaklar.Topkapı’dan Bayrampaşa’ya kadarolan bölge de finans ve ticaret merkeziolacak. Sanayi tesislerinin taşınmasınınardından iş merkezleri, rezidanslar,villalar yapılacak. Topkapı’daArçelik fabrikasının arazisine de KoçÜniversitesi Hastanesi inşa edilecek.Tıp Fakültesi kuran Koç, şimdi kendihastanesini de kuruyor. Yapımının2013’te bitmesi planlanıyor.Şişecam, Topkapı'daki fabrikasınıEskişehir'e taşıyacak. Bu ise, Şişecamişçilerinin işsiz kalması ya da Eskişehir’esürgüne gitmesi anlamına geliyor.Garage Group isimli şirket tarafındanTopkapı’ya "Garage Tower"ve "Garage Tower 2" adıyla iki ayrıgökdelen inşa edilecek. Cevizlibağ'daise Yeşil İnşaat tarafından 2013'tebitmesi planlanan, içinde rezidans,ofis ve otel de olan kompleksin yapımınabaşlandı.Bayrampaşa’da ise "Kentsel EğlenceMerkezi" adı altında "ORAİstanbul" kurulacak. İçinde eğlencetesisleri, otel, kongre merkezleri ileDisneyland, Crown Plaza ve HolidayInn gibi kuruluşlar yer alacak. EskiBayrampaşa Hapishanesi ise otoparklarınve alışveriş merkezlerininolduğu bir alan haline getirilecek.Gıda Hali de İstanbul dışına taşınıpyerine konut projesi yapılacak.Tüm bu değişiklikleri, “Yeni işalanları kuruluyor, işsizlere istihdamsağlanacak”, “Depreme dayanıklıbinalar inşa edeceğiz”... yalanlarıylayapacaklar. Bu iş alanlarındaçalışacak işçi sayısı, şehir dışınaMAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ!Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat201247


Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012sürülenlerden daha az olacak. Çalışacakolanlar ise çalışma dışındakiyaşamlarının çoğunu yollarda geçirecekler.Sabah erken saatlerde servislerletaşınacaklar artık buralara...Halkı Silivri’ye Süreceklerİstanbul’un en batı noktasındaki138 bin nüfuslu Silivri, 2023 yılınakadar 2 milyon kişinin yaşayacağıbir şehre dönüştürülecek. İstanbul'daki3. havaalanı Silivri’ye kurulacak.Yine Silivri Gümüşdere'de liman inşaedilecek. Bunların dışında, büyüksanayi bölgeleri, lojistik köyler, teknopark,fuar ve turizm alanları gibiyeni yapılar inşa edilecek. Silivrimerkezi ise ticaret merkezi olarakkonumlandırılacak.Salı Pazarı ve Haydarpaşa limanlarıboşaltılarak, buradaki yük gemileriSilivri’deki limana taşınacak.İstanbul Üniversitesi, Silivri’de168dönümlük arazi üzerine kampüs kuracak.Bu arazinin 450 dönüme kadarçıkarılması düşünülüyor. Ayrıca Türk-Alman Eğitim ve Bilimsel AraştırmalarVakfı’nın (TAVAK) kuracağıüniversite ile Aydın Üniversitesi’ninyerleşkesi de Silivri’de yer alacak.Şehir dışındaki kampüslere kapatılacakolan öğrenciler, halktan dakopartılmış olacaklar. Silivri’de 450dönüm içindeki kampüste öğrencilereyapılacak olan baskıları kimse görmeyecek,kimse duymayacak... Aynısıişçiler için de geçerli.Tecrit tüm hayatımıza girecek.Dört duvar içine değilse de, şehirdışlarınahapsedileceğiz. Evlerimizden,mahallelerimizden, komşularımızdan,yakınlarımızdan kopartılacağız.Ve işten eve evden işe biryaşama hapsedileceğiz.Eğitim alanlarından birisi de Tuzla’dakurulacak. Tuzla’da 10 üniversitekurulması planlanıyor.Kartal birinci derecede finans veticaret merkezi olarak konumlandırılırken;Pendik ise ikincil merkezolacak. Avrupa Yakası'ndaki en önemlifinans merkezlerinden biri de Yenibosna-BasınEkspress hattı olarakplanlanıyor.Halk yaşadığı sırada sele teslimedilen Ayamama Deresi’ndeki fabrikalarda taşınarak, iş ve yaşammerkezi yapılacak. Boyner Holding,Yenibosna-Güneşli kavşağındaki Altınyıldızfabrikasının arazisine rezidansyaparken; derenin öbür yakasındada Merinos halıyı da üretenErdemoğlu Holding tarafından rezidanskurulacak. Ayamama Deresi'ndebir inşaat da Saruhan Şirketler Grubu'naait. 2009 Eylül'ünde temeli atılanSaruhan Plaza, 10 katlı bir ofisprojesi. Dere yatağının hemen yanındaAğaoğlu Şirketler Grubu tarafındaninşa edilen "Ağaoğlu My Office 212"projesindeki ofislerin satışı ise devamediyor.Ayamama Deresi’nde 2 sene önceyaşanan selde 33 insanımız ölmüştü.Sele karşı önlem almayan, bu bölgeninyerleşim alanı olmaya uygunolmadığını söyleyen AKP, şimdi burayafinans merkezi kuracak.Halkalı'da 500 bin metrekarelikalanda 'Yerli Disneyland' olarak tanımlananTema Park kurulacak. Buparkın yakınında 600 bin metrekarelikbir alana da sağlık kenti kurulacak.Ümraniye ve Kozyatağı da Ataşehirfinans merkezi alanına dahiledilirken; bankalarla iş yapacak olanve yerleşim olarak bankalara yakınolmak isteyen özel kuruluşlar Ümraniyeve Kozyatağı'na yerleşecek.İstanbul’un ulaşımı ise finansmerkezleri üzerinden planlanıyor.Halkın ihtiyaçları değil, tekellerinihtiyaçları gözetiliyor ulaşım sistemikurulurken. Ataşehir ve Levent-Maslakhattı raylı sistemle birbirine bağlanacak.İFM'nin yapımı ise Çevre ve ŞehircilikBakanı Erdoğan Bayraktar'ınsorumluluğunda.Peki emperyalistler neden “ekonomikkriz” yaşandığını söyledikleribir dönemde kendi halkına iş imkanıyaratmak amacıyla kendi ülkelerindekurmuyorlar bu merkezi? Emperyalistler,Türkiye halklarının yoksulluğunuçözmek için mi zenginleşiyor?Bizim buna inanmamızı istiyorlar.İnanacak mıyız?Binlerce işçiyi istihdam edeceklerinisöyleyerek yapacakları soygunuhalkın yararınaymış gibi göstermeyeçalışıyorlar. Ama asıl gerçek emperyalistlerinyoksul halkımızın işgücünüucuza kullanma isteği ve işbirlikçiyönetimleri aracılığıyla yasal boşluklarüzerinden daha da zenginleşmek.“Kentsel Dönüşüm Projesi” DünyaBankası’nın verdiği 822 milyondolarlık krediyle yürütülüyor. 1 milyonevi yıkmak ve yerine finansmerkezi kurmak için 822 milyondolar veriyor Dünya Bankası. Evlerimizinbulunduğu araziler açgözlütekeller için büyük bir kar alanı. Vebunu sorgusuz sualsiz ellerimizdenalarak yıkacaklar.Özellikle İstanbul’da arsa ve konutfiyatlarını yükselttiler. Taş Yapı patronuEmrullah Turanlı 8 Ocak tarihliMilliyet gazetesinde verdiği röportajdadiyor ki; “İstanbul’da fiyatlarınyükselmesinin tek sebebi, arazidir.Arazi fiyatları düşmezse fiyat dadüşmez. Bunun için de merkezdekieski ve gecekondu türü yapılaşmanınyüzde 70’ini yıkmak gerek.”Bizim konut hakkımız onlariçin fiyatları belirleyen, yıkılmasıgereken araçlar... Bizim sokaktakalmamız umurlarında bile değil.İstanbul’daki finans merkezleriinşa ediliyor. Hepsi tamamlandığındaİstanbul'un manzarası tekellere aitgökdelenlerle dolacak. Ama tabi buişin görsel tarafı; asıl önemli olantarafı ise, bu manzarada halka yerolmaması.Oligarşi halkı istemiyor. Direnilmesindiye de gerçekleri söylemiyor.Ama biz biliyoruz. Örgütsüzlük teslimalınmamız anlamına geliyor. Yasalarıyla,polisleriyle, zabıtalarıyla,mahkemeleriyle, mafyasıyla... saldırıyoroligarşi. Bu saldırıya karşıörgütlenmek ve mücadele etmek zorundayız.BAŞKA YOL YOK!İstanbul bizim. İstanbul halkın.İstanbul kavgamızın başkenti. İstanbul’uemperyalistlere ve işbirlikçitekellere vermeyeceğiz.48YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


Bu Halk, Bu Vatan Bizim! Kahrolsun Faşizm Kahrolsun Emperyalizm!Acısıyla, Sevi̇nci̇yle GelenekleriyleDünden BugüneHALKGERÇEĞİMİZBirçok kelimenin başka dillerdeanlamı yoktur. Ama “komşuluk”kelimesinin her dilde karşılığı vardır.Kapitalizm insana ait bütün değerlerişu an için kirletmiş olsa da halklarındeğerleri ortaktır. Bunlardan biri olankomşuluk halkın en güçlü değerlerindenbiridir. Bir ihtiyaç temelindevar olmuştur. Dünya halklarının ortakbir değeri olmuştur. Anadolu komşuluğadaha da bir can katmıştır. Değeriniartırmıştır, ona çok büyük anlamlaryüklemiştir. Hak eden bir anlamve değer...Komşuluğun anlamlarını araştırıncaşunlar çıktı karşımıza;a) İnsanların yaşadığı küçük bölge;b) Bu bölgede yaşayanlar arasındavar olan ilişkiler ve birbirlerine olanyakınlıkları;c) O bölgenin sakinleri arasındakiarkadaşça ilişkiler.d) “Halkı bir araya getirme, günlükhayatın yüklerini paylaşma ve ortaksorunların üstesinden gelebilmek içinişbirliği yapma fırsatının sağlamasıolduğunun vurgulanması...Bunlar sosyolojik tanımlamalar.Bize göre de doğru tanımlamalar.Biz bir de babaannelerimizin anlatımlarındanbakalım, daha özlemdolu, vefa dolu sözlerle...Çok duymuşuzdur babaannelerimizden,annelerimizden. “Hey gidieski günler hey, nerede kaldı o günler”deyip başlarlar anlatmaya. Biz çocukları,torunları da ağzı açık dinlerizbunları. Bu kadar hayranlıkla dinlediğimizdeğerler neden yok edilmeyeçalışılıyor diye düşünürüz.“Biz, kokusu komşuya gidecekyemek yapacağız da, gidip ona vermeyeceğiz.Geçer miydi boğazımızdan.Tabak boşgider mi hiçkomşuya. KomşumuzAyşe teyzenle,Fidanteyzen olmasasizi zor büyütürdüm.Kapıya kilitvurmak da nedemek?”Komşuya bırakıpgidermiş ninelerimizçocuklarını.Annemiz şimdi bizi“Kimseye güvenme”diye tembihliyor, “Açmayınkapıyı sakın” diyor.İnsan kapı komşusunagüvenmez mi diyegeçer aklımızdan.Bu nasıl bir güvendir, kapısınıaçık bırakıp gidiyor. Komşu geliyor“hu hu kimse yok mu” diye giriyoreve. Tencerede bir yemek varsa, kaşıklıyor.Akşam komşuyu görünce“Size geldim yoktun, ne kadar güzelyemek yapmıştın bir kaşık aldım”diyebiliyor... Bu rahatlığa-güvene sahiptikomşuluk ilişkileri eskiden.Bütün kapılar açık. Çocuklarınısokağa bırakıp bağa bahçeye gidiyorsun.Seni kim büyüttü diye sorulduğundabaşlarlar anlatmaya büyüklerimiz:“Üzerimde Zeliha teyzeninçok emeği var.”, “Recep amca sokaktasigara içerken yakaladı, yedim tokadı.”,“Melek teyzeden dokumayapmasını öğrendim.” Bunlar çoğalıpgider... Ne mi var burada?Burada komşunun çocuğunukendi çocuğun gibi görmek var.Onun kötü alışkanlıklarını kendiningibi görmek var. Onun güzel ve işeyarar işler öğrenmesinde senin deemeğinin olması, ömrün boyuncaövüneceğin bir yandır.“Ev alma Komşu al”“Ev olsun dursun neye yarar.Komşusu kötü ise o evde huzur bulamaz.”“Komşu komşunun külüne muhtaçtır.”Hey Gidi Eski Günler!“Komşu Komşunun,Külüne Muhtaçtır”İnsan, bazen çok küçük şeylerebile ihtiyaç duyar İlk aklına geleceğikomşudur. Çok basit bir ihtiyaçtırbazen adı “bir tas şeker”. Öyle biranda yetişir ki imdadına “Sağol”deriz içi dolu dolu.Yardım isteyince yardımına koşmak;hastalanınca bir tas çorba götürmek,ziyaret etmek; mutlu günlerindesevincine, kederli günlerindeüzüntüsüne ortak olmak; cenazesindeyanında olmak, birlikte kaldırmak;izni olmaksızın evinin bitişiğine güneşinikesecek şekilde bina yapmamak...Bencillik yoktur komşulukta,onun evine gidecek güneşi kesecekseyapmaz oraya ev, ambar vs.Köylerdeki yaşam bir bütündü,hala da devam eder bu değerler. İnsanlarımızbunların bir ahlak, bir değer,insanlık erdeminin bir parçasıolduğunu bilirdi. Komşusunun cenazesindeyanında olamamak, onuniçin hayatı boyunca o komşusununkarşısında boynu bükük gezmesidir.“Komşuluk kardeşlikten ileri”,“Komşuyu komşudan sorarlar”,“Komşu komşudan huy kapar, ayranınasu katar”Komşularımız aile içinden sonrayüzlerini en çok gördüğümüz ve bizeen yakın olan insanlardır. Fiziki anlamdauzakta olan akrabalarımızdanbile daha yakın ve önceliklidirler. OSayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012MAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ!49


Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012yüzden komşularımızın vefalı, kadirkıymet bilen, zor gün dostu, iyi insanlarolmasını isteriz. Ama komşularımızıseçmemiz mümkün olmazçoğu zaman. O yüzden onu değiştirmekde çoğu zaman o komşuya düşer.Komşularımız huyumuzu değiştirir.İNSAN BENCİL BİR VARLIKDEĞİLDİR. Bu insanlığın doğasınaaykırıdır. İnsan onurludur, erdemlidir,ahlaklıdır. Komşuluk bu ahlakı yükseltir.Peki insan onurunu temsil edenkomşuluk ilişkilerinin karşısında olanbencillik nedir. İNSANLIK dışıdır.Yani insanı insan yapan duygularyok olduğunda orada hayvani duygulargelir. Hayvanlar dahi ortak yaşamdayemeklerini paylaşır.Kapitalizm insanı insan yapanbütün değerlere düşmandır.Kapitalizm, bizim babaannelerimizdeneski günler diye dinlememizinsebebidir. Bu kadar güzelliği kiminyok ettiğini düşündüğümüzde, kimizaman beddua ettiğimiz, kimi zamanbu dünyanın çivisine sövdüğümüzkapitalizm.İnsan toplumsal bir varlıktır. Komşulukda bir ihtiyaçtan doğmuştur.İnsan insana muhtaçtır. İnsanlık halideriz, bir gün hasta olursun, bir acilişin çıkar komşuna ihtiyaç duyarsın.Uzaktan bir akraba çağırana kadarkapı komşuna gitmek istersin. İşteşehir yaşamı diye de adlandırabileceğimiz,yani kapitalizmin kültürününyaygınlaştığı yerler. Buralarda buduyguları, bu değerleri öldürmeyeçalışıyor kapitalizm. İnsanlar komşusunagüvenemez oldu. Değil kapıyıaçık bırakmak, çelik kapı yaptırıyor.Televizyon kanallarında şunu meşruhale getirdiler: Ailenden birininbaşına bir şey gelirse, en yakın komşudanşüpheleniliyor.Ama yine de tamamıyla yok edemezler,dediğimiz gibi insan toplumsalbir varlık, komşuluk da birihtiyaç. Ne kadar paranız olursaolsun, bazen bir ekmeği unuturuzhemen komşuya koşuyoruz hala. Acilbir işimiz çıktığında komşunun kapısınıçalıyoruz. Komşunun çocuklarınıanahtarı unuttuğunda alıyoruziçeriye. Elektriği kesildiğinde demliyoruzçayını.Halkın değerleri kapitalizmin düşmanıdır.Bu değerler onun zulmünüsürdürmesinde engeldir. Bu duygularıöldürmeli. Komşusu için acı hissetmemeli,ona yaptığı bir haksızlığıhissedip öfkelenmemeli komşu. Buörgütlülüğe götürür onları. Paylaşımınolduğu yerde dünya halklarının acısınıtam da yüreğinin içinde hissetmenesebep olur. Bu tehlikelidir onlar için,örgütlülüğe, öfkeye götürür.Örgütlülük nedir? Kapitalizminsonudur. Halkın öfkesi nedir? Onuntankının, topunun anlamsız hale gelmesidir.Gözünün hiç bir şeyi görmemesidir,örgütlü bir öfkeye dönüştüğünde.Komşuluğun babaannelerimizden,annelerimizden dinlediğimiz bir değerolmasını istemiyorsak, bu insanındeğerlerini yok eden, insan onurunadüşman kapitalizme karşı mücadeleetmeliyiz. Var olduğumuz her yerdebu değerlerin yaşaması için birlikolmalıyız. Bencilliğin karşısında komşulukilişkilerimizi güçlendirelim.Komşuluk, kardeşlikten ileridir.JİTEM’in Kaybettiği İnsanlarınCesetleri Açığa Çıkıyor.Ayhan Efeoğlu’nun Mezarını daAçığa Çıkartacağız!Kimse Bizi Bu Kararlılığımızdan Alıkoyamazİstanbul’da TAYAD’lı Aileler,27 Ocak günü, Ayhan Efeoğlu’nunmezarını bulana kadar sürecekolan yürüyüşlerinden birini dahagerçekleştirdi. Taksim TramvayDurağı’nda bir araya gelen 36 TA-YAD’lı, Galatasaray Lisesi’ne kadar“Bize Ölüm Yok” ve “HaklıyızKazanacağız” marşları eşliğindeyürüdü.Galatasaray Lisesi’nin önünde,“Sorumuza Cevap İstiyoruz” başlıklıbir açıklama yapıldı. Açaklamada,Diyarbakır’daki JİTEMüssünün restorasyonunda açığa çıkantoplu mezarlara değinilerek,“Ayhan Efeoğlu’nun nereye gömüldüğübilinemez değildir. Belirsizliğemahkum edilemez. Sorumuzkadar açık ve net cevap istiyoruz.Cevap alıncaya kadar susmayacağız.”denildi.Galatasaray Lisesi’nin önündeyapılan eylemin ardından, haftayaCuma günü yürüyüşe devam edileceğibelirtilerek eyleme son verildi.Yürüyüş öncesinde 26 Ocakgünü de, Mecidiyeköy-Metro çıkışında750 adet el ilanı dağıtılırakyapılacak yürüyüşe çağrıda bulunulmuştu.MahallelerimizdeHırsızlığa Son VerelimMahallemizin GüvenliğiPolisten Değil Halktan SorulurAnkara Altındağ’da bulunan HüseyinGazi Kültür Araştırma Derneği (HÜ-KAD), hırsızlığa karşı halk toplantısınınikincisini düzenledi. 28 Ocak günü mahallehalkından 10 kişinin katılımıylagerçekleşen toplantıda, son zamanlardamahallede artan hırsızlıklar üzerindedeğerlendirmeler yapılarak, mahallehalkının kendi içinde birlik, beraberlikve dayanışmanın olmadığı gerçeğinevurgu yapıldı. Mahalle halkının birlikve beraberliğinin sağlanması için programlarındüzenlenmesi yönünde kararlaralındı. Yozlaştırma saldırısının ve yoksulluğunsonuçlarından birisi olan hırsızlığakarşı yoksulluğumuzun hesabınısormak için örgütlenmeliyiz. Hırsızlarımahallelerimizde ancak birlik olursakbarındırmayabiliriz.50YIKIMLARA, YAĞMA VE TALANA İZİN VERMEYECEĞİZ!


AVRUPA’dakiBİZ"Alman Federal Meclis"i Irkçılığı AraştırmaKomisyonu Kurmuş. Peki Sizi Kim Araştıracak?MECLİS'DEKİ KRAVATLI NAZİLERİ ARAŞTIRIN!Komisyonda Biz de Halk Olarak Yer Almak İstiyoruz!Almanya Federal Meclisi Irkçılığakarşı komisyon kurmuş. Öldürüleninsanlarımızın katillerini ve bu örgütünuzantılarını, gerçekleri ortaya çıkaracaklarmış.6 yaşındaki çocuğumuzdan 70yaşındaki yaşlımıza kadar hepimizinbildiği bir gerçek var! Bu gerçek, Almandevletinin bu katliamlarda sorumluluğuve bu katliamları gizlemeyeçalıştığıdır.Kurulan bu komisyon bizi susturmakiçindir. Araştırıyoruz kesin sesinizidemek içindir. Çünkü BU KOMİS-YON HİÇBİR GERÇEĞİ ORTAYAÇIKARAMAZ! KATİLLERİN YAR-GILANMASINI SAĞLAYAMAZ!Başından itibaren "Dönerci Cinayetleri"diyerek olayı küçültmeyeçalıştılar. Ama biz Türkiyeliler olarakolanların sıradan bir “dönerci cinayeti”olmadığını biliyorduk. Eğerki NA-Zİ'ler bizim çoğunlukta yaşadığımızmahallelerimize kadar gelip evlerimiziyakıyor, gençlerimizi öldüresiye dövüyorlarsabu iş küçültülemeyecek kadarciddidir. Hayatidir. Çünkü sözkonusuolan hayatlarımızdır.Evet anaokuluna giden çocuğumuzasorun o ayrımcılığı, ırkçılığıkendi yaşadıkları ile anlatacaktır size.Liseli gencimize gidin, “Biz zaten biliyorduk.”diyecektir. 70 yaşındaki annelerimizde “Bunlar bizi hiç kendindengörmedi ki, yabancıyız diyehep aşağıladılar” diyecektir.Yani biz ırkçılığı çok iyi biliriz.Bildiğimiz diğer bir gerçekde şu kihiçbir IRKÇI, NAZİ ARKASINDADESTEĞİ OLMADAN BİZİM MA-HALLELERİMİZE GİREMEZ! Çünküonda o yürek yoktur, doğanın kanunaaykırıdır. Yürekli olmak için ahlaklı,onurlu olmak gerekir.Arkasındaki destek AnayasayıKoruma Örgütü’dür. Federal Meclis'inaraştırması gereken değil, yargıyagöndermesi gereken "Anayasayı KorumaÖrgütü"dür. Bu gizli servisbaştan aşağıya pislik ile doludur.Gizli servis, bu örgütü kendisikurmuş, kendisi beslemiş, kendisitetiği çektirmiş, azmettirmiştir.Peki tek bir kişi görevden alındımı? Hayır! Alman devleti katliamlardanAnayasayı Koruma Örgütü’nünhaberi olduğunu söylüyor. İçlerindeadamlarımız vardı ama onlarıgöz önünde tutmak içindi, deniyor.Birde gözünüzün önünde olmasaydıne olurdu acaba ?Tam tersine gözünüzün önünde olmasaydıbu kadar katliama cesaretedemezlerdi, bu kadar yıllarca gizlenemezlerdi.Irkçıların aklı yoktur, onlarsadece halkı katleden ölüm makineleridir.Anayasayı Koruma Örgütü, pervasızve katilleri kollayan, katilleribesleyen bir kurumdur.Meclis bu kurumu mu araştıracak?Güleriz biz buna? Kendi kurumlarınıaraştıracaklar!Araştırmayın yargılayın!Siz Meclis'deki KRAVATLINAZİLERİ araştırıp yargıönüne çıkarın.Almanya'da son süreçde tartışılanlardanbiri de şu KRAVATLI IRK-ÇILAR! Açık olan Nazileri biliyorduk,onlar bizim düşmanımızdı. Amaasıl tehlikeli kravatlılar. Kim mi bunlar,meclisin içindeki ırkçılar. AnayasayıKoruma Örgütü, işadamları,bakanları, polisi.İşte komisyon bu kravatlı ırkçılarıaraştırsın da görelim. Araştıramazçünkü bunun arkasında kendisini görecek,yani devleti.Şimdiye kadar hangi saldırıyı ortayaçıkardılar?İçişleri Bakanı “Resmi kurumlarımızınbir eksiği yoktur.” diyeaçıklama yaptı. Yani diyor ki “doğruyaptılar, devam edin böyle katledinyabancıları.”İçişleri BakanınınAçıklaması, KatliamlaraDevam Edin Çağrısıdır!Irkçılar ve Anayasayı KorumaÖrgütü bu gücü bizim örgütsüzlüğümüzdenalıyor. Sanmasınlar biz gerçeklerinfarkında değiliz. Hayır, Türkiyelilerbunun bir devlet politikasıolduğunun farkında. Evet şimdi örgütsüzsokağa çıkmıyor. Ama çıkacak,çıkmak zorunda. Çocuklarının geleceklerinisizin gibi katillerin eline bırakmayacak.Bizim kültürümüzdeölene kadar çocuğuna sahip çıkmakvardır. Kadınlarımız eşlerini Nazi'lerkatletsin diye işe göndermeyecek.Gençlerimiz delikanlıdır; korkak,katil, gücünü elindeki silahından,çakmağından, arkasındaki gizli servisdenalan NAZİ'lere mahallerini teslimetmeyecek.Örgütleneceğiz bunu açık düşmanınızNAZİ'lere ve gizli düşmanımızkravatlı NAZİ'lere de göstereceğiz.Korkumuzu yeneceğiz, çocuklarımızıngeleceği için yeneceğiz. Siz debunu göreceksiniz.Sonuç olarak; bu komisyonda bizde yer almak istiyoruz. Çünkü diri diriyakılan çocuklarımızın hesabını sormakistiyoruz. Çünkü ekmek parasınıkazanırken alnında bir kurşun ileölen insanlarımıza borcumuzdur bu.Ölen biziz, başından aşağıya kokuşmuşbu katillerin elinde ölmek istemeyende biziz. O yüzden bu komisyondayer almak istiyoruz. Gerçeklerinüzerini kapatmanıza izinvermemek için bunu istiyoruz."Irkçılığa Karşı Halk Komitesi" bukomisyonda yer almak ve asıl sorumlularınortaya çıkarılması içinimza kampanyası başlatıyor. Herkesibu kampanyaya katılmaya çağırıyoruz.Sayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012MAHALLELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ!51


AVRUPA’dakiBİZAVRUPA’daHayatın ÖğrettikleriAvrupa'daki enerji içeceği alışkanlığıSayı: 302Yürüyüş5 Şubat2012Fazla enerji ile doğal enerjin tükeniyor. Enerji içecekleriölüme sebep oluyor. Emperyalizm daha fazla emeğimizisömürmek için enerji içecekleri üretiyor.Ara ara haberlerde okuruz: “Enerji içeceğinden kaynaklıhızlı kalp atışları sonucu hayatını kaybetti.” diye.Genelde “Hadi ya bu bizim başımıza gelmez” diye düşünürüz.Ama bu düzende olan her şeyin bizim de başımızagelebileceğini göz önünde bulundurmalıyız ve onlarakarşı kendimizi daha çok korumalıyız.Size bir örnek: Öğrenci yıllarımızda sürekli çevremizdereklamlarda görüyorduk, “Şu marka enerji içeceğikanatlandırır sizi”, “Bu marka enerji içeceği içinizi yakar,vs.”Her boyutta, birçok çeşit enerji içeceği çıkıyorpiyasaya. Biz de tabi bunların nasıl içecekler olduğunumerak edip içiyorduk. Tadını beğensek de beğenmesekde 'uyanık kalmak' için alıp içiyorduk, çünkü her yerdene kadar enerji verdiği anlatılıyor. Ama belli bir süre sonraartık vücudun alışıyor ve onun verdiği enerjiyi istiyor.Yani kendi enerjinizi kabul etmiyor. Sınavlar öncesi hazırlıkgünlerinde günde 3-4 tane enerji içeceği içiyorduk,bir hafta sonra gözlerim şişti, kalbim çok hızlı atmaya başladıve kaslarım sertleşti. Yan taraftaki komşum ne olduğunumerak ederek gelip bakıyor, masaj yaparakkaslarımı gevşetiyor iyileşmeme yardımcı olmaya çalışıyordu.2 gün boyunca enerji içeceğinin yan etkilerindenyataklık oldum, ve sonra kendime geldiğimde bir haftakadar bir süreyi bitkin bir halde geçirdim. Enerji içeceğibeni halsiz bırakmıştı. Enerji vermesi gereken içecekiçimdeki enerjiyi de söküp almıştı.Diğer yanıyla da düşünüyorum şimdi, içeceklerin kötüolduğu bilindiği halde neden bu kadar satış yapmak istiyorlarve satıyorlar? Birkaç kişinin ölümüne sebep olmasına rağmenneden yasaklanmadı? İşte burada kapitalizmin tüketimkültürü ve insana ne kadar değer verildiği ortaya çıkıyor.İnsana değer vermiyor, çünkü insan üzerinden neredene kadar kar yaparım diye düşünüyor, insanların emeğinine kadar daha fazla sömürürüm diye düşünüyor.Bu sistem insana değer vermiyor, bundan dolayı tüketimeaçık her şeyi kolay kabul ediyor. Biz bunları bukadar kolay kabul etmemeliyiz. Bizim enerjimiz kendimizeyetmeli, yorgun düştüğümüzde enerji içeceğine sarılmakyerine kendimize başka yöntemler bulmalıyız. İnsanındoğal enerjisi kadar hiçbir şey (hele de bu düzenin)bize daha fazla güç veremez. Bunlar bizi ancak çürütür,yok etmeye çalışır. Biz bu düzenin sömürüsünde yokolmayacağız, her şeye kendi beynimizle, emeğimizlesahip çıkacağız. Yalakalık Kar Etmedi:Şimdi Sıra LiberallerdeStar Gazetesi yazarlarındanMehmet Altan, Star’dan kovuldu.Papazın hikayesine göre sıra liberallere geldi. MehmetAltan “İkinci Cumhuriyetçi”lerin başını çeken “liboş”yazarlardandı. Sosyalizm düşmanı, burjuva ekonomistive “batı” hayranıydı. Kemalist Cumhuriyetin ömrünütamamladığını, gelişmenin önünde engel olduğunuve “batı”yla bütünleşmiş ikinci Cumhuriyetin kurulmasıgerektiğini savunuyordu. Önce Özalcı oldu. Sosyalizmdüşmanlığını Özal yalakalığı yaparak sürdürdü. AKP’iktidarageldiğinde tam bir AKP yalakası oldu. “BirinciCumhuriyet”e AKP’nin son vereceğine inanıyordu. Altanve Altan gibilerine göre en demokrat, en yenilikçi, Türkiye’yi“batı”yla bütünleştirecek parti AKP’ydi. AKP’nindüzen içinde meşrulaştırılmasını sağlamak için, faşist terörünügizlemek için elinden geleni yaptı. O küçük-burjuvaaydınıydı. Burjuvaziye “akıl” veriyordu. Ancak burjuvazininonun aklına ihtiyacı yoktu. Burjuvazi onun gibilerisadece halkı aldatmak için kullanıyordu. AKP, burjuvabasında kendi aleyhinde yazı yazan onlarca gazeteciyiişten kovdururken, Altan gibiler hep sustu. Anayasareferandumundan sonra “ileri demokrasi” ye geçileceğinisöyleyen AKP’nin seçimlerden sonra tam tersi politikalarizleyince “liboşlar” hayal kırıklığına uğradı. “Hayalkırıklıklarını” köşelerinde yazmaya başladılar. Ancak iktidarının3. döneminde % 50 oy alan AKP’nin artık Altangibilere ihtiyacı kalmamıştı. Gülen’ciler “Liberallerisırıtımızda taşımak zorunda değiliz.” dedi. Ve ilk kurbanlarıda Mehmet Altan oldu. Önce “Senin aklına ihtiyacımızyok!” deyip köşesindeki yazılarını azalttılar.Sonra AKP’nin işine gelmeyen bir yayın organına verdiğidemeç bahane edilerek Star’dan kovuldu.Şimdi Mehmet Altan AKP’nin “diktatörleştiğini”keşfetmiş. Birgün gazetesi ile yaptığı röportajda şöyle diyor:"Dostane eleştiri dahi kabul edilmez hale geldi. Ayrıca,yapılan olumlu icraatları alkışlamak da yetmiyor.‘Ne yapılıyorsa ilk defa yapılıyor; bu yapılanlar yeni birTürkiye yaratıyor; bu sayede dünya bize hayran kalıyor.’Bu zeminde konular ikiye ayrılıyor; ya CHP'yi ağırbir şekilde topa tutabilirsin ya da eskisi kadar olmamaklabirlikte askeriyeyi eleştirmeye devam edebilirsin. Türkiye'dekisiyasal iktidarın kırmızı çizgilerini, varlığı siyasetebağlı yazarların yazıp yazmadıklarına bakarak daanlayabiliriz. Kişilerin politikalarını yazılmayanlar belirliyor”diyor. Biz de “günaydın” diyoruz. Liboş Altan’ıAKP yalakalığı kurtaramadı.52


Mizah, Mazlumun Zalimden İntikam Alma AracıdırSayı : 204Yürüyü24 Ocak201053


Bağımsızlık Demokrasi Sosyalizm MücadelesindeYitirdiklerimiz11 Şubat-17 Şubat1953 yılında Yozgat Boğazlıyan'da doğdu.Lise yıllarında Boğazlıyan halkının anti-faşistmücadelesinde yer aldı. Bursaʼda devrimcihareketin örgütlenmesinde görevler üstlendi.Anti-faşist eylemlerde yer aldı. Ege Bölgesiʼnde,önce Bölge Komitesi üyesi, daha sonrabölge sorumlusu olarak mücadeleye ön-Ömer AYDOĞMUŞderlik etti. 12 Eylül cuntasına karşı direnişi örgütleyen önderkadrolardan biri olarak cuntaya karşı direnişi örgütlerken1981 Şubatʼında Kemeraltı polis karakoluna yönelik bireylem sonrasında gözaltına alındı. 12 Şubat 1981’de İzmirEmniyet Müdürlüğü’nde işkencede katledildi.1959 Bitlis, Xaçukan Köyü doğumludur. Kürtmilliyetindendi. 1979ʼda Ankaraʼda öğrenci gençliğinanti-faşist mücadelesi içinde yer alarak devrimcimücadeleye başladı. 1983 yılından itibarenbir süre tutsak kaldı. 1991 Eylülʼünde Ortadoğuʼyakamp alanına gitti. Süreç içinde Ortadoğu Komitesiüyeliğine atandı. 14 Şubat 1995 gecesi ge-İrfan BARLIKrillanın ihtiyaçlarını karşılamak için üç köylüylebirlikte sınırdan ülkeye girerken çıkan çatışmada şehit düştü,İrfan'la birlikte üç köylü de katledildi.Sivas Zaradoğ umludur.Dev-Genç örgütlenmesiiçindeyer aldı. ŞubatAli Necip1977ʼde BeşiktaşMimarlık YüksekBOZALİOĞLUOkuluʼnu basan sivilfaşistler tarafından katledildi.1957 do ğum -lu olan FikretKara, İs tan bulŞehreminiʼdeça lış tı ğı in şa -at ta si vil fa -Fikret KARAşist ler ta ra fın -dan 1978 Şubat ayında katledildi.Anıları MirasımızÖmer AYDOĞMUŞ'u bir yoldaşıanlatıyor:“Onunla birlikte olmak bir eğitimçalışmasıyla eşdeğerdi”"Teslim olmadık. Birçokları gibi emperyalizmin gücünetapmadık. Düşüncelerimizi değiştirmedik. Bedelödemekten kaçınmadık ve bugüne geldik. Dünyada birbenzeri daha görülmemiş bir direniş yarattık."Çağlar COŞKUNERAli RızaAĞDOĞANAli TurgutAYTAÇErcüment AKSOYDuran ERDOĞANDayıŞubat 1978ʼde Ankaraʼya giderkengeçirdikleri bir trafik kazasısonucu aramızdan ayrıldılar.Çağlar 1956, Ercüment 1958doğumlu idi.1971 Dersim Ovacık doğumludur. Kürt milliyetindenolan Ali Rıza, 13 Şubatʼta İstanbulʼdagözaltına alındı, aynı gün Beyoğlu Emniyetiʼnin3. katından aşağıya atıldı. Ağır yaralı olarak kaldırıldığıhastanede 16 Şubat 1991ʼde şehit düştü.Ali Rıza, onurlu yaşamı ve işkencedeki direnişiyleölümsüzleşirken, halkın ve yoldaşlarınınbilincinde yaşamaya devam ediyorAmerikan 6. Filosu 10 Şubat1969ʼda İstanbul boğazına gelipdemirlediğinde devrimci gençlik 6.Filoʼyu protesto etmek için 16Şubat'ta İstanbulʼda bir yürüyüşdüzenledi. Yürüyüş Beyazıtʼtanbaşlayıp Taksimʼde bitecekti.Devrimciler yürüyüşe hazırlanırken, gericiler vefaşistler de yürüyüşü engellemek için hazırlandılar.Gerici, faşist gazeteler , “Ya tam susturacağız, ya kankusturacağız”, “kızılları boğmanın vakti geldi” gibi yazılarlakatliama zemin hazırladılar. 16 Şubatʼta yürüyüş kolundakiilk gruplar, Taksim Alanıʼna girerken, gericilerin ve faşistlerinsaldırısına uğradılar. Saldırıda Ali Turgut Aytaç ve DuranErdoğan adındaki devrimci işçiler katledildiler. Pazar günüyapılan bu saldırı tarihimize “Kanlı Pazar” olarak geçti.Ömer Aydoğmuş, Devrimci Yol tasfiyeciliğine tavır alınmasınınhemen ardından, hareket tarafından görevlendirildiğiEge Bölgesiʼnde devrimci hareketin örgütlenmesinde, sabırlaçalıştı.Daha 77'lerden itibaren hep aranır durumdaydı. Ama bunuhiçbir zaman şu ya da bu işi yapmamanın gerekçesi yapmadı.Tersine, gerektiğinde her yere girdi çıktı. Her ilişkiye girdi.Bölge düzeyinde sorumluluğu vardı. Ama onu her işte görebilirdiniz.Bir gösteri için malzemelerin aktarılmasında aksaklıkmı var, aksaklığın giderilmesinde pekala doğrudan kendisi görevüstlenir. Koskoca bölge sorumlusu da bu işi yapar mı demez.Onun dışında pek çok kişi bunu düşünür, o düşünmez.Konumu onun herhangi bir işi yapmasına engel değildir. Küçük-büyük,riskli-risksiz iş ayrımı yapmamak onun açısındanbir davranış tarzıdır.Onu, kenar bir semtin sokaklarında birkaç yoldaşıyla yürürkenbirden yere çöküp toprağın üzerine bir takım şemalarçizerken görebilirsiniz pekala. Anlattığı bir konuyu şemalarlada kavratmaya çalışıyordur. Mekanınız bir kahvehane ya dapastahane de olabilir, tablo çoğu kez yine aynıdır. Onunla birlikteolduğunuz zaman dilimi, o anki işiniz, konunuz ne olursaolsun bir eğitim çalışmasıyla eşdeğerdir.Cuntayla birlikte dönem de ağırlaşmıştır, görevleri de. Dahaçok koşturur. Bir yandan yılgınlık eğilimlerinin önüne set çekmeyeçalışır, diğer yandan da kendisi de her düzeyde, her biçimde içindeolarak pratiği örgütler; devrimci hareketin silahlı savaşı sürdürmesinebölgeden en fazla katılımın sağlanmasına çalışır.Dönemler farklıdır, koşullar farklıdır ama değişmeyenşeyler de vardır; bir sorumlunun, yöneticinin sahip olması gerekenözellikler, dönemlere göre değişiklikler göstermekle birlikte,bazı açılardan pek değişmez. Ömer'in pratiğinde bunlarıgörebiliriz işte; Masabaşı yönetici değil, pratiğin içinde olmak...Bıkmadan, usanmadan, zaman, koşul, olanak yaratarak altındakiinsanları eğitmek... Kendini durmadan geliştirmek... Harekettenbeklememek, yaratmak...

More magazines by this user
Similar magazines