info@yuruyus.com www .yuruyus.com - Yürüyüş

yuruyus.com

info@yuruyus.com www .yuruyus.com - Yürüyüş

www.yuruyus.comwww.yuruyus.comHaftalık Dergi / Sayı: 28511 Eylül 2011Fiyatı: 1 TL (kdv dahil)info@yuruyus.cominfo@yuruyus.com


lerdir. Halkı ezenlerdir, zulmedenlerdir. Gözaltında,işkenecelerde, hapishanelerde,sokak ortalarında katledenlerdir. Evlerimizi,köylerimizi, ormanlarımızı yakanlardır.Toplu mezarları kazanlardır. Şehitlerimizincenazelerine hakaret eden, mezarlarımızıkıranlar, mezarlıklarımızı ateşe verenlerdir.6.5 milyarlık dünyada 1 milyarınüzerinde insanı açlıktan ölümle pençeleştirenlerdir.HALKLARIN DÜŞMA-NI EMPERYALİSTLER ve İŞBİRLİKÇİİKTİDARLARDIR. Ülkemizde 10 milyon 871 bin insanımızıaç bırakan OLİGARŞİDİR.Kürt milliyetçi hareket, reformizm, küçük-burjuva aydınve yazarlar “barışın dilini” konuşalım, diyor. Bupolitikalar yeni değildir. Özellikle ‘90’lardan beri sürdürülenbir politikadır “barış.” O dili konuşanların durumuortadadır. Latin Amerika’daki ulusal, sosyal kurtuluş hareketlerinindurumuna bakın. 1990’ların başında sosyalistsistemin Sovyetler Birliği’nde ve Balkan ülkelerinde yıkılmasıylabirlikte silahlı mücadele veren çok sayıda örgütsilah bırakıp barış masasına oturdu. Yıllar sonra buülkelerde egemenlerle barışın ne demek olduğunu Guatemala'lıbir genç şöyle ifade ediyor: "Umarım Türkiye'dekibarışta birden bir uyuşturucu savaşına dönmez ve bizimdurumumuza benzemezler. Yoksa burada barış filanyok." Guatemala’da gerillalar “barışın dilini” konuştular.Emperyalistlerle ve işbirlikçi iktidarlarla oturup pazarlıkyaptılar. Silah bıraktılar, yani “barış” yaptılar. Gelinendurum yukarıda ifade edildiği gibidir.“BÜlkemizde de ‘90’lardanberi tüm sorunların nedeni“savaş”, çözümü “barış” olarakgösteriliyor. ‘90’lardan berioligarşinin, Kürt milliyetçihareketin “barış” politikalarınaverdiği cevap ortada: 50 BİNÖLÜ... İşkenceler, infazlar,yakılan, yıkılan köyler, kitlekatliamları, toplu mezarlar...Mezarlarımızın ateşeverilmesi...arışın dili”ni konuşan başka bir gerilla ise şöyle anlatıyor:"Biz gerillada bir değişim için, devrim içinmücadele ediyorduk. Ne varsa hepimiz içindi. Şimdi kapitalistsistem içindeyiz. Zenginler daha zengin, yoksullardaha yoksul, çok kötü... "Latin Amerika’da silah bırakan ulusal-sosyal kurtuluş hareketlerininsilah bıraktıktan sonra geldikleri durum yılanhikayesini doğrulayan, sömürenlerle sömürülenler,ezenlerle ezilenler arasında asla gerçek anlamda bir barışınolmayacağını gösteren somut örneklerdir. Ortada bir barışyoktur. Devrim umudunu yitirmiş ulusal kurtuluş vedevrimci hareketlerin silah bırakıp düzen içine yerleşmesivardır.Açılığın, yoksulluğun, işsizliğin; sağlığa, eğitime,sosyal harcamalara oligarşinin yeterli bütçe ayırmamasınıve daha birçok şeyin nedenini savaşa bağlayan reformizmve Kürt milliyetçi hareket bunu görmelidir. Silahbırakılan, Latin Amerika ülkelerinin hiç birinde açlık,yoksulluk son bulmadı. Demokratik hak ve özgürlükler gelişmedi.SAVAŞA HARCANAN PARALAR EĞİTİME,SAĞLIĞA VE DİĞER SOSYAL HARCAMALARAAYRILMADI. Sadece ve sadece ezilen halkın silahlı mücadelesitasfiye edilmiş oldu. Sokakları uyuşturucu çeteleri,mafya çeteleri doldurdu. Halka karşı polis terörü azalmadı,daha da pervasızlaştı. Sokaklarda öldürülen insanlarınsayısı gerilla mücadelesinde öldürülenlerden daha fazlaoldu. Emperyalist tekellerin sömürüsününönünde hiç bir engel kalmadıve sömürü kat kat arttı. “Barışındili” yok orada, açlık, sefalet ve umutsuzlukiçinde bir halk var.de ‘90’lardan beri tümÜlkemizde sorunların nedeni “savaş”, çözümü“barış” olarak gösteriliyor.‘90’lardan beri oligarşinin, Kürt milliyetçihareketin “barış” politikalarınaverdiği cevap ortada: 50 BİN ÖLÜ... İşkenceler,infazlar, yakılan, yıkılan köyler, kitle katliamları,toplu mezarlar... Mezarlarımızın ateşe verilmesi...Mezarların ateşe verildiği bir yerde barış olmaz. Yılanınsöylediğini hatırlayın. İnsanlarımız ölüsününbir kemiği için kendi canını ortaya koyuyor. Dün toplu mezarkazanlar, kulak-burun kesenler, bugün mezarlarımızıateşe vererek düşmanlığını sürdürüyorsa “barış” olmaz.Halklarımıza bu acıları yaşatanlar unutulmaz. Bu tarihsel,sınıfsal, toplumsal bir gerçekliktir.Emperyalizmin ve işbirlikçilerinin sömürü ve zulmü varolduğu sürece barış olmaz. Tüm dünyada açlık büyüyerekdevam ediyor, sömürü devam ediyor. Bakın Libya’ya;leş kargaları gibi üşüştüler yağmalıyorlar, sırada Suriyevar. Ülkelerin işgali devam ediyor. AKP’nin politikalarınabakın: Halkların inkarı, imhası, asimilasyonu devamediyor. “Barışın dili”ni nasıl konuşacağız?Açlıktan öleceğiz ama açım demeyeceğiz. Ülkemiz emperyalizminsömürgesi olacak ama bağımsızlık istemeyeceğiz,faşizmin zulmü altında kan kusacağız amaşerbet diyeceğiz öyle mi? Emperyalizm var olduğu sürece,işbirlikçi oligarşinin iktidarında “barışın dili” başka türlünasıl konuşulur? Böyle barış olmaz.“Barışın dilini” konuşalım demek halka, “Sömürüye,zulme teslim olun” demektir, “zulmün karşısındaboyun eğin, köleliği kabul edin” demektir.Bu dil halkın dili değildir. Bu dil sömürücü egemenlerindilidir. On yıllardır ülkeleri “barış” diyerek işgal etmişler,“barış” diyerek sömürmüşler ve zulmetmişlerdir. Onlariçin “barış” demek; sömürü çarklarının hiç bir sorun olmadandönmesi demektir. Ezilen halklar açlığa, sömürüyesesini çıkartmazsa “barış” sürer. Sesini çıkartırsa savaş başlar.Jandarmalar, polisler devreye girer. Onlarca kişi öldürülür,gözaltına alınır, işkencelerden geçirilir, tutuklanır...Ve bunlarla bütün halk tehdit edilir. Ne gerek var bütün bunlara“Barış içinde yaşayalım” der. Bu barış sömürücü eğemenlerinbarışıdır. Halk için her iki durumda da bir barışyoktur. Sömürücü egemenlerin “barışı” halklar için sömürünün,zulmün ilelebet sürmesi demektir.Halklar için barış ancak; tüm dünya halklarını sömüren,emperyalist düzen ve onun işbirlikçisi iktidarların yıkılmasıyla,devrimle mümkün olacaktır. Bunun dili de,“barış” değil, “halkın savaşı”dır. Biz emperyalizmin politikasıolan “barışın dilini” değil, “halkın savaşını” yükseltelimdiyoruz. Halkların kurtuluşu için başka “dil” yok.Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül20115


Kürt halkının özgürlük ve kurtuluşmücadelesi onca acılara, ihanetlere,yanılgılara rağmen öğretici olmalıydı.Kürt halkı dost kim, düşmankim onca deneyimden öğrenmiş olmalıydı.Bunda en büyük sorumlulukKürt milliyetçi harekete düşmektedir.Zana, halkımız yaşananları "büyükbir şaşkınlıkla" karşılamaktadırve "anlaşılması zor bir durum" olaraknitelendirmektedir, diyor.Oysa şaşıracak, anlaşılmayacakhiçbir şey yoktur ortada. Her şeyemperyalizmin onayı ve denetimindeolmaktadır. Emperyalizm, Kürt halkınındevrimci, ilerici dinamikleriniyok etmek, tasfiye edip işbirlikçileştirmekistemektedir. Emperyalizminve onun işbirlikçisi oligarşinin politikasınınözü budur. Ve amaçlarınınPKK’yi "tasfiye etmek" olduğunuaçıkça söylemektedirler.Bu gerçek biline biline emperyalizmdençözüm beklenmektedir. Herşeyin çözümünü ABD'den bekliyorsanızo halde Kürdistan coğrafyasındayaşanan her şeyin ABD'nin denetimidışında olmayacağını neden unutuyorsunuz?Amerika’nın onayı olmadan değilbombalama, oligarşinin ordusununKandil'in yakınına bile yaklaşamayacağınıçok iyi biliyorsunuz.Zana mektubunda;"Üzülerek ifade etmek isterim ki,Batı dünyası Türkiye CumhuriyetiBaşbakanı'nı Ortadoğu'ya örnek gösterdikçe,kendisi Kürtler’e karşı uyguladığışiddet politikasının dozunuda arttırıyor. Endişem odur ki, Ortadoğudikta rejimleri yıkılırken, moderngörünen bir başka diktatörlüklekarşı karşıya kalabiliriz." diyor.Kimi kime şikayet ediyorsunuz?Abdullah Öcalan’a komplolar kuran,yakalayıp oligarşiye teslim edenAmerika ve AB emperyalistleri değilmidir?PKK’ye karşı on yıllardır uygulananbaskı ve asimilasyon politikaları,sürdürülen haksız savaş Amerikanve AB emperyalistlerinin desteği,onayı dışında söz konusu olabilirmi?Tüm bunları yok sayarak AKP'yiAmerika'ya, AB'ye şikayet ediyorsunuz.Sanki hiç bunlar yokmuş gibi şikayetediyorsunuz Tayyip Erdoğan'ı...O halde amaç nedir bu mektupta?Denebilir ki diplomasi de mücadeleninbir biçimidir. Elbette politikadüz bir çizgide yapılmaz. Diplomaside yapılabilir. Ancak diplomasiadına halklar meşruluklarını, tarihselhaklılıklarını bir an dahi olsununutmazlar. Diplomasi adına karşısındakigücün düşman olduğunu veyaptıklarının meşru olmadığını aslaunutmazlar. Böyle değilse eğer diplomasiadına yapılan ideolojik yanlıştır.Biz, Marksizm-Leninizm bilimininkılavuzluğuyla konuşuyoruz. Vebu kılavuz bizi asla yanıltmadı, şaşırtmadı,umutsuzluğa düşürmedi. 1.ve 2. Paylaşım Savaşları’nda emeksermayeçelişkisinin çözüm platformunuyaratan emperyalistler arasıçelişkiler, sürecin baş çelişkisi olmuştu.3. Bunalım Dönemi’nde iseemperyalistler arası çelişkiler geriplana düşer. Artık dünya ölçeğindeemek-sermaye çelişkisi, çatışmanın enkeskin olduğu sömürge ülkelerde çözümplatformu bulacaktır.Çünkü, "(...) savaş ile gücünüAvrupa ve Pasifik'teki savaş alanlarındamerkezileştiren emperyalistler,sömürgelerdeki güçlerinin zayıflamasısonucu, ulusal başkaldırılarıdurduramaz oldular. Kısa sürede tutuşanve hızla büyüyen ulusal ve sosyalkurtuluş hareketleri, savaş sonrasıtam bir dalga halinde orman yangınıgibi sömürgeleri sardı. Gündemebu ani ve hızlı çıkışıyla, günümüze kadarsüren ulusal ve sosyal kurtuluş savaşları,yaşanan dönemin tayin edicifaktörü oluyorlardı." (HaklıyızKazanacağız, Cilt:1, I. Basım, S.152)Ezilen dünya halklarıyla emperyalizmarasındaki çelişki çağımızınbelirleyici, baş çelişkisidir. Emperyalizmyeryüzünden silinene kadar dabu olgu dönemsel olarak değişse degenel olarak değişmeyecektir. Bu şudemektir; ulusal ve sosyal kurtuluş hareketlerigeçici ve dönemsel olarakdüşüşler gösterse de rotasına girecekve yükselişe geçecektir.Kürt halkı gibi bütün halklar mazlumdur,bütün halklar tarihsel olarakhaklıdır. Halkların bunu emperyalistlerekanıtlamaya ihtiyaçları yoktur.Bunun için onların icazetine, inayetinesığınmaya ihtiyaçları yoktur.Halklar ve emperyalizm iki uzlaşmaz,iki düşman güçtür. Emperyalizmdençözüm beklemek bu gerçeğin reddi,dahası ezilen halklarla emperyalizmibarıştırmaya, uzlaştırmaya çalışmakemperyalizmin lehine, dünya halklarınınaleyhine bir tutumdur ve çözümsüzlüktür.Değerleri YaratanHalklardır, HaklarınMücadelesidirBu, Çözümün de TekGücüdür"Batı dünyasının binlerce yılıntecrübesi ve acı deneyimleriyle yarattığıevrensel değerlerin kanımcaiçi hiç bu kadar boşaltılmamıştır."diyor Zana mektubunda.Zana, tarihe halkların penceresindenbakmıyor. Egemenlerin, sömürücülerinöğretileriyle yaklaşıyor."Binlerce yılın tecrübesi ve acı deneyimleri"ndene vardır?"Batı dünyası" denilen nedir?Kimdir batı dünyası? Batının ezilenhalkları mı? Batının egemen sınıflarımı?Avrupa'daki köleci imparatorluklarakarşı, Ortaçağ karanlığına karşı,Afrika, Asya, Amerika, Avrupa halklarınınkanını emen emperyalist Avrupa'yakarşı, halkların yiğit önderleriSpartaküslerin, Brunolar, ThomasMunzerler, Paris Komünarları’nın,işçi ve köylü sovyetlerinin ... akankanları vardır.Onca övünülen, gurur duyulan"evrensel değerler" hakların kanıyla,dişe diş mücadelelesiyle yaratılmıştır.Bunları sömürücü sınıflar vermemiş,onlara rağmen kazanılmıştır.Yüzümüz halkların mücadelesinedönük olmalıdır. Beklentimiz halklarınmücadelesinden olmalıdır. Egemensınıflara olmadık misyonlar biç-Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Biz de Varız7


Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011mek, olmadık değerleri onlara maletmekhalklara, halkların mücadelesineçok büyük haksızlıktır. Egemenlereolmadık misyonlar biçmek,emperyalizmin, oligarşinin politikalarındabir "yenilik" aramak, çözümbeklentilerine girmek olsa olsa hayalkırıklığı olmuştur. Oysa eşyanın adıbellidir.Zana mektubunda şunları ifadeediyor: "Bütün dünya insanlığınıntanıklığında iki yüz yıllık çatışmalıcoğrafya artık sükûnet beklentisiiçerisindedir." Ve şu sözlerle noktalıyormektubunu: "Beklentim ve dileğimhem vicdanınızın hem de bulunduğunuzmevkiinin gerekleriniyerine getirmenizdir."Bugün yeterince bilincinde olmasada, ona nasıl ulaşacağını bilemesededünya halklarının beklentisi,arayışı nihai kurtuluştur. Dünya coğrafyasınınbeklediği de budur. Halklar"sükunet" içinde sömürülmek, açkalmak, sefalet çekmek, onursuzlaştırılmakistemiyor. Eğer açlık, yoksulluk,sömürü, sınıflar, adaletsizliklerdevam edecekse biz böyle bir"sükunet" istemiyoruz. Ve böyle bir"sükunet"te asla olmayacaktır. "Sükunet"adına emperyalistlere gönderilenmektuplar, reformist, küçükburjuva aydın ve çeşitli çevrelerce yapılan"barış" ve "silah bırakma çağrıları","sükunet"i getirmeye yetmedi.Bu tür yaklaşımlar bırakalım "sükunet"sağlamayı, emperyalizm veoligarşinin saldırganlığını meşrulaştıran,Kürt halkının hakları ve özgürlükleriiçin yürüttüğü demokratikmücadelenin haklılığını, meşruluğunusorgulatan yaklaşımlardır. Sonuçtabu anlayışlar Kürt halkını, Kürt milliyetçihareketi, emperyalizmin ve oligarşininsaldırılarına açık hale getirmiştir.Kuşkusuz bu anlayışlara bu zeminien başta, tutarsızlıkları, kararsızlıkları,ideolojik zayıflıkları veemperyalizmden çözüm bekleyenpolitikalarıyla Kürt hareketinin kendisisunmuştur.Baskının, sömürünün, zulmün olduğuyerde buna karşı direnenlerhep olacaktır. Gerçek sükunet, emperyalizmyeryüzünden silindiğindeONLAR DÜNYAHALKLARININKATİLİDİR. BM'YE ÜYE193 ÜLKE VAR. VE 193ÜLKENİN 93'ÜNÜN YAKENDİ İÇİNDE YA DAKOMŞULARI İLESORUNLARI,ÇATIŞMALARI OLDUĞUBİLİNİYOR. BU İÇ VE DIŞÇATIŞMALARINSORUMLUSUEMPERYALİSTLERDİR.olacaktır ancak.Evet Bir Kez Daha Soralım:Obama Kimdir?Obama, ABD'nin Başkanı'dır.ABD emperyalist bir ülkedir ve dünyahalklarının baş düşmanıdır. Dünyadakisömürünün, açlığın, sefaletin,yoksulluğun baş sorumlusudur. ABDbaşkanlık koltuğu emperyalist tekellerinkararlarını onaylayan, kararlarınıhayata geçiren bir karargahtır. Ve bukararlarda tekellerin karlarını büyütmekpahasına darbeler, komplolar,işkenceler, bölgesel savaşlar, ambargolar,ülkelerin iflası, halkların yoksullaştırılması,çevrenin kirletilmesi kısacasıdünyanın kan gölüne çevrilmesivardır. Obamalar’ın yaptığı bu kararlarınaltına imza atmak, bu kararlarıhayata geçirmenin politikasını, manevralarınıyapmaktır.Obama gibilerinden “vicdan”lıolmasını beklemek emperyalist tekellerden“vicdan”lı olmayı beklemektir.Bakın Ortadoğu’ya: Kim o halegetirdi? Hala Ortadoğu'da emperyalistlerinbölgeyi demokratikleştirdiğinisöyleyen var mı? Varsa eğer sadecekendini kandırır. 6 ay içinde NA-TO’nun Libya’ya saldırısından sonra50 bin kişi katledildi.Halkların özgürlük mücadelesiniboğan, sömürgeleştiren, halkları, sınırlarıbölüp parçalayan, yeni sınırlaryapan, yeni devletçikler oluşturanemperyalistlerdir. Amaç emperyalistsömürünün, emperyalizme bağımlılığındevamıdır. Bunlardan nasıl birçözüm beklebilir?Kürt milliyetçi hareketi her şeyinodağına Kürt sorununu koymaktadır.Bu benmerkezci bir anlayıştır ve tıkanıklığın,çözümsüzlüğün bir başkanedenidir. Kürt sorunu çözülsün denasıl çözülürse çözülsün. Kürt sorunuçözülsün de ne olursa olsun. Buyaklaşımlar halklar lehine bir yaklaşımdeğildir. Bu anlayış emperyalizminsömürü ve bağımlılık ilişkilerinionaylayan bir yaklaşıma götürmüştür.Irak işgali böyle onaylanmıştır.Emperyalizmin işgaller, tasfiyeler,açlık dünyası "hukukun, demokrasinin,özgürlüklerin geliştiği" bir konjonktür(*) olarak nitelenmiştir.Kürt sorununun çözümü, emperyalistlerin“çözüm” masalarında değildir.Bugüne kadar çözüldüğünedair tek bir örnek yoktur. Çözümhalkların birleşik mücadelesindedir.Çözüm halkların anti-emperyalistmücadelesindedir.Elbette bu zorlu bir mücadeledir,kanlı bir savaştır. Ancak başka yoluda yoktur bunun. Halkların kurtuluşununyolunun zor da olsa emperyalizmekarşı mücadeleden geçtiği tarihinkanıtladığı bir gerçektir. Vegerçek olan bir şey daha vardır ki emperyalistlerinvicdanlarına seslenerekbir çözümün gelmeyeceğidir. Çünküemperyalistlerin vicdanı yoktur.Biz halklar adına hak kırıntıları istemiyoruz.Biz ulusal kurtuluşçuyuz;halkların hiçbir koşulla sınırlanmaksızınulusal haklarından tümüyleyararlanmasını savunuyoruz.Biz sosyal kurtuluşçuyuz; halklarınsosyal kurtuluşunu, sosyalizmi savunuyoruz.Halkların kurtuluşunundüğüm noktası emperyalizme karşı savaştır.Devrimci olmak anti-emperyalistolmaktır. Yurtsever olmak vatananınbağımsızlığını, halkların özgürlüğünüistemektir. Bunun içinemperyalizme karşı savaşmaktır.(*) Konjonktür:- Her türlü etkenin ortaya çıkardığıdurum.- Ekonomik koşulların inişli, çıkışlıdalgalı hareketi.8Liseliler: Bu Kavgada


EMPERYALİZM VE FAŞİZMYENİLMEDEN BARIŞ BİR HAYALDİR "Adil barış" “Onurlu bir barış için...” "Barışa ve özerkliğe susadık" "Yer-gök barış diye inleyecek" "Sürecin dili ve eylemi barışolsun" "Barış ve kardeşlik için" "Savaş cephesini daraltmak vebarış cephesini güçlendirmek""Barış o kadar da uzak değil" "Barış iradesi" "Barış umudumuz var" “Türkiye barış istiyor" "En acil ihtiyaç barıştır" "Barış hemen şimdi" "Savaşın değil, barışın dilinikonuşalım" "Barışa bir şans verin"Kürt milliyetçilerinin, reformizmin,AB solcularının, küçük-burjuvaaydın, yazar, sanatçıların ve dahaçeşitli kesimlerin dilinden düşürmediği,altı bomboş bir temennidir barış.Bu kadar istenen, temenni edilenbarış nasıl bir şey? Neden ve nasıl birbarış bu temennilerdeki barış?Bu konuda defalarca yazdık, durumgöstermektedir ki, daha çok yazacağız.Sihirli bir anahtar mıdırbarış?Tersinden soralım, neden savaşıyoruz?Çok kısa basit cevaplanabilirbir sorudur bu.Bir yerde zulüm ve sömürüvarsa ona karşı mücadele devar olmak zorundadır. İşte bununiçin savaşıyoruz. Savaşma nedenimizsoyludur.Bugünün dünyasında da zulümve sömürü tarihte eşi görülmedikboyutlarda sürdürülmektedir.Dünyanın Ortadoğusu’ndaemperyalizm halkların gözününiçine baka baka açıktan çıkarlarıuğruna olduğunu söyleyesöyleye, ülkeleri işgal ediphalkları katlediyor. Bu kadaraçıktan, pervasız ve alçakça sürüyorkatliamlar...Peki ya ülkemiz? Hele ki ülkemizdedaha bir pervasızcauygulanmaktadır zulüm.. Sadecekendi halkına değil, Ortadoğuhalklarınıda emperyalizminmaşası olarak katlettirmektediraçık yada gizli. Bu gerçeklikiçinde barış nereye oturur? Vesavaşın anlamı nedir?Barışı her türlü zulmün, terörünçözümü olarak sihirli birdeğnek gibi görmek, göstermekne anlama geliyor?Bir yanda emperyalizm işgalleribarış adına yapıyor, bir yanda kendilerineulusalcı, devrimci diyenler savaşakarşı barışı öne sürüyorlar..Ünlü savaş uzmanı Clausewitzegöre savaş, "politikanın başka araçlarladevamıdır." Kısa ve özlü tanımıylapolitikanın silahlarla sürdürülmesidir.Savaş ve barış konularındaki yanlışlarçeşitlidir. Bunun en klasik biçimlerindenbiri; her türlü şiddeteve savaşa karşı olmaktır.Bu iddiada olanlar için savaşın hertürlüsü kötüdür ve reddedilmelidir.Çünkü savaşta genç, yaşlı, çocuk, kadın,erkek binlerce, milyonlarca insanölmekte, sakat kalmaktadır. Köyler,kasabalar, kentler, hatta ülkeler yerlebir edilmekte, insanlarla birliktekültürler, tarih, doğa... tahrip edilmektedir.Bağımsızlık, demokrasi,sosyalizm, özgürlük de dahil hiçbirşey için savaşmaya değmez, insan hayatıkutsaldır, derler. Sanki emperyalizmeve işbirlikçilerine karşı savaşanlarinsan hayatını değersiz görüyormuşçasınasavunulur bunlar!Emperyalizm ve işbirlikçileri sömürü,baskı ve zulmü altındaki insanhayatını ve savaşları sorgulamazlar.Sömürü ve zulüm altında her gün milyonlarcainsanın, en doğal gereksinimlerinikarşılamadan, yani açlıktan,hastalıklardan, ilaçsızlıktan ölmesinigörmezler. Önlenebilir doğal afetlerden,emperyalistlerin yarattığı çevrekirliliğinden binlerce insanın sakatkaldığını, öldüğünü unuturlar. Savaşlarınilerici mi, gerici mi, haklımı, haksız mı olduğunun önemiyoktur onlar için. Savaş kötüdür, herkoşulda karşı çıkılmalı, barış savunulmalıdır.Devrimciler her türlüsavaşa karşı çıkmazlarTarihte yaşanmış bütün savaşlarnitelik bakımından haklı ve haksızsavaşlar diye ikiye ayrılırlar: Ezilenlerinezenlere karşı yürüttükleri savaşlar,bağımsızlık, demokrasi vesosyalizm mücadeleleri, ırkçılığa karşımücadele haklı savaşlardır.Çağımızda gericiliği temsil edenemperyalizme ve işbirlikçi iktidarlarınadarbe vuran, onu gerileten her savaşilericidir ve meşrudur. O nedenlede devrimciler tarafından savunulurve desteklenir. Savaşa haklılık vedevrimci bir öz kazandıran da budur.Düşmanın yürüttüğü savaşı da, bizdevrimcilerin yürüttüğü savaşı dahalklarımıza anlatmak zorundayız...Bu düşmanla savaşmak kadar önemlidir.Ve bu görevimizi yerine getirirkenanlatmak istediklerimizi enSayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Biz de Varız9


Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011açık, en yalın haliyle anlatmalıyız.Seçtiğimizkavramlar amacımızı ifadeetmelidir.Ülkemiz emperyalizminsiyasi, ekonomik,kültürel hegamonyası altında,işbirlikçi oligarşi tarafındanfaşizmle yönetilmektedir.Faşizmin varlığıdemek; zorun, terörünve her türlü baskının varlığıdemektir.Savaş devrimcilerintercihi değildir. Devrimcilerzorunluluktan savaşagirmişlerdir. İlk silahıpatlatan burjuvalar olmuşve o günden bu yana dahalka yönelen bu silahhiç susmamıştır.Barış sihirli değnekdeğildir ki burjuvazi iktidarınısessiz sedasız halkaversin. Beklenen budur, temenniedilen budur, oysa meşruluk, haklılıkgözardı edilerek, savaş alanında kazanılmayanhiçbir barış halklara biryarar sağlamamış aksine daha fazlasömürülmesine yol açmıştır.Zulmün olduğu yerdeisyan meşrudur!Yüzyıllardır boyun eğildi. Yetmedimi? Halk baskı ve teröre karşıkoymadıkça sömürücülerin sömürüsümü azaldı, zulüm mü eksildi? Hayır.Bunların hiçbiri gerçekleşmedi.Faşist yönetim altındaki halklarımızınhak, adalet, eşitlik için mücadeleleriher zaman kanla bastırıldı.Zulmün olduğu yerde isyan etmeksiyasal, ahlaki ve meşru bir zorunluluktur.Çünkü halka zulümden, hak veözgürlüklerin gasp edilmesinden kurtaracakolan tek yol devrimdir. Devrimise; halk düşmanlarının zorunakarşı halkın devrimci şiddeti ile gelişecektir.Milliyetçiliğin iflasıyla yüz yüzekalan Kürt milliyetçi hareketi de,dağlarda binlerce gerillası olmasınarağmen, zafer kazanma umudunu yitirerekreformistlerle aynı noktalardaYüzyıllardır boyun eğildi. Yetmedi mi? Halk baskıve teröre karşı koymadıkça sömürücülerinsömürüsü mü azaldı, zulüm mü eksildi? Hayır.Bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Faşist yönetimaltındaki halklarımızın hak, adalet, eşitlik içinmücadeleleri her zaman kanla bastırıldı.buluşmuştur.Ki barış kavramı da, barışı getirecekkoşullar da doğru analiz edilmemekte,hayali bir barış savunulmaktadır.Barış nedir?Hangi koşullarda olur?Barış karşılıklı olarak savaşangüçlerin, savaşa gerekçe olan politikhedeflerinin bir kısmından vazgeçmelerive aralarındaki çatışmalarason vermeleridir. Bu tür barışlar çoğunlukladevletler arasında gerçekleşir.Ancak iç savaşlarda iktidar içinsavaşan, ezen ve ezilen sınıf ya daulusların savaşında barış imzalamak,karşılıklı uzlaşmalara varmak imkansızdır.Dolayısıyla sınıflar savaşıdaima kendi gerçekliği içinde sürer.Çünkü, söz konusu olan iktidardır, iktidarıele geçirmektir, kendi iktidarınıkurmaktır. Dolayısıyla yenen, yenileneyeni düzende hayat hakkı tanımaz.Karşılıklı, birbirinin düzenini vebirbirlerini ortadan kaldırmak için savaşanlararasında barış olmaz. Geçiciateşkesler, gerilemeler, duraksamalaryaşanabilir. Ancak bunlar geçicidirve savaş daha şiddetliçatışmalarla yenidenbaşlar ve sürer. Ta ki taraflardanbirinin kesin zaferinekadar. Bu, sınıf çatışmasınınbir gerçeğidir. Birbaşladı mı sonuna kadargitmek gerek. Kim ki, ezenleezilen arasında başlayanbir savaşı durdurmaya çalışıyorsaezenin yanındasaf tutuyor demektir.Gerçek barışı savunanlar,barışseverler, bununsavaşla kazanılacağını bilenve bunun için mücadeleeden devrimcilerdir. Devrimciler,savaşın sınıflararası çatışmalardan, çelişkilerdendoğduğunu bildikleriiçin, barışın da egemensınıflar iktidarının yıkılmasıylageleceğini bilirler.Barışın tek yolusavaşmaktırFaşizmin iktidar olduğu bir ülkedeözgürlüğün, bağımsızlığın, sömürüsüzgünlerin ve Kürt, Türk ve diğermilliyetlerden halkların bir aradakardeşçe yaşamasının tek bir yolu vardır;devrim yapmak. Barış ancakdevrimle sağlanabilir. Halkın iktidarıile barış sağlanabilir ülkemizde vedünyada.Bizim barışımız; emperyalistlerle,işbirlikçilerle bir araya yaşamak değildir.Bizim barışımız; emperyalistlerinve işbirlikçilerinin düzeni içinde yaşamakdeğildir.Bizim barışımız; sınıfsız, sömürüsüzbir düzen özlemidir.Bizim barışımız; halklar arasındadüşmanlıkların olmadığı, her türlü önyargıların yok edildiği, halkların kendikültürlerini özgürce geliştirdiğibir zemindir.Bizim barışımız; emperyalizminolmadığı, sosyalizmin dünyasıdır.Devrimcilerin görevi; böylesi birbarış için savaşmak ve barışı halklarımızaarmağan etmektir.10Liseliler: Bu Kavgada


HalkınHukukBürosuHalka karşı kimyasal silahkullanımı artıyor ve meşrulaştırılıyorDevlet hoşuna gitmeyen, sakıncalıbulduğu bir eyleme müdahale etmekistediği zaman çevik kuvvet polisleri,gaz bombalarını kuşanıp çıkıyorlaryola. Sonrası için Tabipler Birliğiuyarıyor ve ciddi yaşamsal risklerigöz önüne koyuyor.Yanma, acı, ağırtahrişler, sinir nöbetleri ile uzun sürelisolunum problemleri, karaciğeryetmezliği, astım ve kalp krizleriningetirdiği ölümler. Polislerin kendileribile maskelerinin altında etkileniyorlarbu gazdan.Televizyon haberlerigazdan etkilenerek arkadaşlarınınkollarında uzaklaştırılan çevik kuvvetpolislerini az görüntülemiyor.Amacın kanuna uygun bulunmayaneylemi dağıtmak olduğunu söylüyorlardı.Oysa sonuç ne; yaralı veacı çeken, hakları yenmiş insanlar Busuç değil mi? Burjuva demokratik rejimleribile bu sonucu insan hakkı ihlaliolarak saymıyor mu, evet. Cezakanunları bu fiili açıkça suç olarakdüzenlemiyor mu, evet. Aslında budurum kanundaki tanımı ile apaçık işkence.İlgili madde şöyle:İşkence; bir kişiye karşı, insanonuruyla bağdaşmayan ve bedenselveya ruhsal yönden acı çekmesine, algılamaveya irade yeteneğinin etkilenmesine,aşağılanmasına yol açacakdavranışları gerçekleştiren kamugörevlisi hakkında üç yıldan on ikiyıla kadar hapis cezasına hükmolunur.Anayasaya göre Türkiye Cumhuriyeti,milli dayanışma ve adaletanlayışı içinde, insan haklarına saygılı,sosyal bir hukuk devletidir.Hukuk, “Kimsenin hayatına sağlığına,özgürlüklerine dokunamazsın”derken sokakta polis, koltuğundabakan, kürsüsünde hakim, “ben devletimbana hukuk mukuk işlemez” diyor.Artık polisin müdahale bahanesiile gaz kullanmadığı eylem yok gibi.Tabii bunu yalnızca topluluğu dağıtmakiçin yapmadığı da muhakkak.önce gazı sıkıp insanları hareketsiz vesavunmasız hale getiriyor ve sonrasındajoplar, yumruklar, tekmelerdevam ettiriyor işkenceyi.Kimya Mühendisleri Odası 3 Haziran2011 tarihli açıklamasında,“Biber gazı ölümcüldür” diyor. İktidarınıngüvenliğini düşünen İçişleriBakanlığı için bunların hiç bir önemiyok. İçişleri Bakanlığı, İzmir Barosu’nunsorusuna karşı "en makulmüdahale aracı" olarak tanımlamışgaz bombasını. Tabi kime göre makul?Hakları için direnen sokağa çıkaninsanlar için makul değil. Kendileriiçin makul, çünkü bu silahlarıistedikleri kadar bulabiliyorlar, istediklericinsten ve istedikleri kadarkullanabiliyorlar. Denetimi imkansızve kimseyi zan altında bırakmıyor.Makul, çünkü istedikleri yalnızcabir eylemi dağıtmak değil, aynı zamandaeylemciyi korkutmak ve birdaha hakları için sokağa çıkmasınıengellemek. Halka gözdağı vermek.Makul, çünkü korunması zor etkisisürekli ve insanı çaresiz bırakarakdevletin başedilmez gücünü gösteriyor.O makul müdahale aracından çevikkuvvet otobüsünün içine atıpkapıları kapattıklarına defalarca tanıkolduk.1 Mayıs’ta Hopa’da kalp krizlerineneden olarak nasıl makul bir öldürmearacı haline geldiklerini gördük.Biz o makul araçların Felluce’defosfor adını aldığını ve elbiselere dokunmadaninsan etini, ciğerlerinierittiğini tüm dünya ile beraber izledikki, 19 Aralık 2000 tarihinde ilkdeneylerinin yapılmış olduğunu biliyoruz.Bayrampaşa Hapishanesi’ndeinsan etini eriten, soluğunu kesensinir krizleri geçirten binbir çeşitmakul gaz kullanılmıştı. Biz o katliamınyargılamasını takip ediyor, sonuçlarınıgörüyoruz.Nazilerin toplama kamplarındakullandıkları da böyle kimyasal gazlardeğil midir? Bir hidrojen siyanürbileşeni olduğu söylenen ziklon, karbonmonoksitgazı ve daha bilmediğimizne gazlar kullanmıştır Almanfaşizmi. Peki 19 Aralık’ta kullanılangazın ne olduğunu kim biliyor şimdi?Hangimiz denetleyebiliriz?Münferit olduğunu söyleyebilir mibu bakanlık? Hayır. Kapalı ortamdabulunan insanlara atılmış gazların sonuçlarınıanlatan yüzlerce şikayetvar. Otobüse, derneğe, partiye atılangaz bombalarından haberleri yokdiye inansak 1 Mayıs’ta DİSK binasınıniçine atılan bombalardan da mıhabersizdir bu bürokratlar. Polisindaha da ahlaksızlaşarak hastaneninacil servisinde dahi gaz kullandığınıgörmemişmidir, elbette görmüşlerdir,elbette biliyorlardır. İşte tam da o yüzdenmakuldur bakanlıkça; çok amaçlıkullanılabilir oldukları için...Bilim, kimyasal gazların makulolmadığını söylüyor... İnsanlık makulolmadığını söylüyor... Hukuk, tarihve deneyimler makul olmadığınısöylüyor...Yani sözün kısası bizimiçin makul değil sayın bakan. Amaöyle ya zaten aynı tarafta değiliz...Şili'de öğrenciler Eğitim Bakanlığı’nı işgal ettilerŞili'de üç ayı aşkındır parasızeğitim talebiyle grevler, boykotlar,açlık grevleri örgütleyen öğrenciler,1 Eylül günü de başkent Santiago'dabulunan Eğitim Bakanlığı binasını işgalettiler. Öte yandan Şili'de geçtiğimizhafta yapılan greve polis saldırdıve Manuel Gutierrez isimli öğrenciyikatletti. Manuel için kitleseleylemler düzenleniyor.Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Biz de Varız11


Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011ÖğretmenimizSınıf kini ve intikam duygusu, birininvarlığı diğerinin varlığına bağlıolan, ayrı ayrı var olamayan, ayrıayrı yaşayamayan iki hayati organ gibidir.Sınıf kini beynimiz.İntikam yüreğimiz gibidir.Birisi damarlarımızdaki kan isediğeri dilimiz gibidir.Ustamız bize "Unutmayın,sınıf kininden daha sağlambir pusula yoktur" diyeöğretmiştir. Her şeyi unutabilirsiniz,yollarda kaybolabilirsiniz,korkabilirsiniz amaen sevdiklerinizin yokluğunukimse unutturamaz... Buradakipusulanız onlardır. Şehitlerimizbizim pusulamız olmalıdır.Hava puslu olduğunda yolumuzugösterir.Herkes korktuğunda onların nefesibizi ferahlatır.Çünkü onlar ölümle alay etmişlerdir.Azrail kendisi ile alay edildiğindeaptallaşır, komik olur. Süklümpüklüm olur. Kuyruğunu kıstırır vepusulamızın arkasından gider.Sınıf kininden yoksun bir devrimcilikmümkün değildir.Herkes kahraman olamaz elbette,böyle bir beklentimiz yoktur.Sınıf kinine sahip olmak içinkahraman olmak da gerekmiyor zaten.Sınıf kinine, intikam duygusunasahip olmak için unutmamak yeterlidir.Anılarımıza sahip çıkmak yeterlidir.Gözümüzün önünden katledilenlerimiziunutmamak yeterlidir.Sınıf kini sınıfsal bakmanın sonucudur.İdeolojik sağlamlıkkavramı da, aslında ideolojimizinbu sınıf temelineoturması demektir.Çünkü sınıf meselesiniçözmemiş, kavramamışve içselleştirmemiş birininveya bir grubun, hareketin,ideolojik sağlamlığındansöz edilemez.Kin duymadan yürütülen bir kavga,kurusıkı doldurulmuş bir silah kadaretkisiz olacak, mücadeleyi dahabaşından kaybetmemize yol açacaktır.Kin duymamak; düşman karşısındaesnemek, yumuşamak, belirsizleştirmek,ne yapacağını bilememektir.SINIF KİNİNİNDENDAHA ŞAŞMAZ BİRPUSULA YOKTURBurada şu ayrımı da koymalıyız;günlük yaşamada, toplumsal yaşamdaortaya çıkan her türlü kini savunduğumuz,desteklediğimiz anlamınagelmez.Tersine, duyulması gereken tekkin sınıf kinidir; ötekileri savunamayız.Ezilen insanların birbirineşu veya bu nedenle duyduğu kine,halkların, ulusların birbirine duyduğukine karşıyız ve bunları yok etmeyeçalışırız.Diğer yandan, bu kadar adaletsizlik,bu kadar eşitsizlik, bu kadarhaksızlık, işkence, katliam varken,yüreğinde öfkeye, kine, nefrete, intikamayer vermeyen bir insan, insanolarak bir kolunu koparmış, ayağınıkesmiş demektir.Sömürülenlere ve zulmedenlerekarşı kin beslemeyen, onlardan hesapsormayı yani intikam almayı hedeflemeyenbiri, bu düzen tarafındanezilmeyi, horlanmayı kabul etmiş, sineyeçekmiştir.Bu hiçbir insan için kabul edilemezbir durumdur. Ama bir devrimci,sosyalist için hiç kabul edilemez.Devrimcinin, sosyalistin yüreği,dünya halklarını bu duruma düşürenlere,bu kadar zulüm uygulayanlarakarşı sınıfsal bir kin ve nefretledolu olmalıdır. Dünyanın hangiköşesinde olursa olsun yaşananacılar devrimcilerin yüreğini titretir.Yaşanan zulümlere bire bir tanık olmasada, dünyanın hangi köşesindeolursun, bilir ki mazluma yönelik zulmünüstü kapatılamaz. Er ya da geçmazlumların ahı devrimcilere, halklaraulaşır.Bırakalım dünyayı, kendi ülkemizdeyaşanan vahşet tabloları, adaletsizliklerkinimizi bilemeye yeter deartar bile. 12 Eylül cuntası sürecindeülke neredeyse toplama kampı görüntüsündeydi.Yaşanan acıları,işkence ve katliamları artıkhükümetler bile açıkça dilegetirmek zorunda kalıyor, gizleyemiyor.Sonrasındaki süreçtedağlarda, sokakta, evde,okulda katledilenler...19 Aralık 2000 hapishanelerkatliamı, diri diri yakılan 6 kadın,Engin Çeber’in işkencede katledilmesi...Hasta tutsaklara çektirilenacılar, Güler Zere’nin tahliyesi geciktirilerekkanserden ölmesine sebepolmak... Halkın her kesiminin sesinibaskı ve zorla bastırmak; işçilere,köylülere, memurlara gaz bombalarıylasaldırmak... Çocuk, yaşlı, hastademeden tutuklanan, cenazeyekatıldı diye, anma yaptı diye suçlanan,tecrit hücrelerine atılan TA-YAD’lılar misali, demokratik haklarınıdahi kullanamayan... Taş attıdiye yıllarca ceza verilen çocuklargerçeği bizim ülkemizde yaşanıyor.Tüm bunlar intikam duygularındanbaşka neyi geliştirebilir ki? İştebunun için sömürücü, egemenlerekarşı kindarız. Ve bu zulüm düzeninideğiştirmek istiyoruz.Devrimciler halka duyduklarısevgiyle aynı büyüklükte, sömürenlereve zulmedenlere karşı da kinduymalı, intikam duygusu beslemektedirler.Bu sınıfsal kine sahip olmayanlarındüzeni değiştirme iddiasıolamaz.Önce insan, sevgi dolu olmak vb.12Liseliler: Bu Kavgada


ifadeler duyarız kimi zaman. Bu ifadelerlesöylenmek istenen, örneğin;yüz binlerce insanı sömüren, sefaletesürükleyen tekelci patronlar aslındaçok iyi insanlar da olabilirler düşüncesidir.Çünkü o patron da olsaönce insandır. Bir başkası, mesela işkenceci-katilönce insandır. Bunudaha çok egemenler propaganda eder,çünkü bu örneklerdeki katliam vevahşeti yapanlar, özünde burjuva düzenininbekası için çalışmaktadır. Vebunun için onlara özel aflar çıkarılır.Tıpkı Engin ve onlarca gence işkenceyapıp, katleden polis vb.lerinin ilkduruşmalarında serbest bırakılmalarıgibi. Ama eğer söz konusu olan birdevrimciyse o önce teröristtir, insanolması duruma göre dikkate alınırveya alınmaz.Düzen sömürmüş, katletmiş olabilir.Ama yine de intikam düşünülmemelidir.Çünkü intikam insanayakışmazmış. Niye? Kim söylüyorbunu. Oysa intikam insana yakışandır.İnsanın düşünen bir varlık olmasının,bir hafızaya sahip olmasının endoğal sonucudur.Bazen analar, başlarına bir şey gelirkorkusuyla sevdiklerini ve evlatlarınıbilinmeyen bir yere atılmaktanalıkoyarlar, evladının olgunlaşmasınaolanak tanımazlar. Sınıf bilincininaydınlığından yoksun sevgileriyleevlatlarının boynuna sarılır ve onlarıdünyanın ve insanın halkların birliği,iyiliği için çalışmasından alıkoyarak,bencilliğin, alçaklığın uçurumunaçekerler.Belki bunu bile-isteye yapmazlar.Ama düzenin demagojisine kapıldıklarınında farkında değillerdir.Zira burjuvazi kendi sınıf bilincine sahiptir.Kendi sınıf bakış açısıyla hareketetmemek, daha sık ve yaygınolarak işçi sınıfında, emekçilerdegörülür. Çünkü bu kesimlerin büyükbir bölümü, başlangıçta sınıf bilincinesahip olmazlar. Tam tersine burjuvaziyığınları tüm toplumun çıkarları,milletin çıkarların, “Hepimizaynı gemideyiz” gibi ifadelerle aldatırlar.Yoksul-emekçi halklarımız kendisınıflarının değerinden habersiz olabilirler.Ama devrimciler bunu olurunabırakamaz. Sınıf bilinci de örgütlenmeleraracılığıyla halka taşınır.Onlara sınıf bilinci kazanmanın, emeğiyleyaşayan bir zanaatkârın sağlıklıkişiliğine sahip olmak gibi bir şey olduğunuanlatabilmeliyiz.Ancak böyle sağlıklı kişilikler,duygu ve düşüncelerinde de tutarlıolurlar.Ayrıca, bilinmelidir ki; insanlarınduygu ve düşünceleri, yaşanılan toplumsalsüreçlerden ayrı ele alınamaz.Sınıflı bir toplumda yaşarken,duygu ve düşüncelerimizden kinduygusunu söküp atmak kişiliksizleşmektir.Sınıflı bir toplumda kin, öfke duygusunuyitirmiş insan aslında insanlığındanda çok şey yitirmiştir. Çünkübir insanı insan yapan, onur duygusu,adalet duygusu, namus duygusudur.Haksızlığa, adaletsizliğe, onursuzluğa,namussuzluğa öfke duymayanbir insan nasıl bir insandır? Dilsizdiradeta, sağırdır.Mücadelenin iki tarafı, iki temelsınıfı var. Burjuvazi ve proletarya! Tarihselolarak biri ilerici diğeri gericimisyonuyla karşı karşıyadır. Hemburjuvaziden hem proletaryadan yanaolmak imkansızdır... Ara yol arayanlarzavallıdır. Ve saflarımızda katillerimizehizmet ederler, düzeni,kapitalizmi, burjuva kültürünü yaşatmakisterler...Doğal olarak suçludurlar! Bilmek,bildiği halde devrimin görevleriniyapmamak suçtur ve dolayısıylaara yol arayanlar suçludurlar...Her şeyi biliyor ve anlıyorsan, emperyalizminvahşetini gördüğün halde,ona karşı savaşacak güçte değilsen...Bundan daha alçak bir ikiyüzlülükyoktur dünyada! Sınıf kini ilehaksızlıkların ve adaletsizliklerinüzerine gitmek insan olan herkesinboynunun borcudur.Dünyanın bütün acılarının hesabınısormak için kin ve intikam duygumuzuyitirmemeliyiz.Yitirmemek için savaşmalıyız.Savaşmak diri tutar insanı.Kinimiz bütün sınırları aşar, dünyayıdolaşır.Kinimiz bütün zamanları aşar,yüzyıllardır sorulacak hesabımız vardır.Büyüteceğiz.İntikamımızı alacağız!Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011“ŞU AN BU DERGİ İÇİN ÜÇ GENÇGÖZALTINDAYSA, VERİN BANA DERGİNİZDEN...”Yürüyüş okurları, Yürüyüş dergisine yönelik tüm toplatma,yasaklama kararlarını yine boşa çıkarıyor. Çünküher Yürüyüş okuru aynı zamanda bir Yürüyüş dağıtımcısıve muhabiridir.2 Eylül Cuma günü üç Dev-Genç’li İzmir Buca’da Yürüyüşdergisi dağıttıkları gerekçesiyle gözaltına alınmıştı.Gözaltılar dergi dağıtımını engelleyemedi. İzmir’de 3 EylülCumartesi günü Cennetçeşme’de, 4 Eylül Pazargünü ise Urla-Bademler Köyü’nde dergi okurları dergilerinihalkla buluşturmaya devam ettiler.Gidilen evlerde, AKP’nin Somalili çocuklarla ilgili ikiyüzlüpolitikası halka teşhir edildi,yaşanan gözaltılar daanlatıldı. "Şu an bu dergi için üç genç gözaltındaysa, verinbana derginizden..." Böyle söylüyordu çalınan kapılarınbirinde bir amca. Bu mahallelerde toplam 41 dergihalka ulaştırıldı.3 Eylül akşamı Çiğli Belediyesi’nin düzenlediğiGrup Yorum konserinde de dergi tanıtımı ve satışı yapıldı.Burada da 86 dergi dağıtıldı.Biz de Varız13


"Yeni Libya'nın İnşaası" DedikleriEmperyalistlerin Libya'yı PaylaşmalarıdırSayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011NATO uçakları Libya halkınıbombalarken, emperyalist medya dayalan bombardımanıyla beyinleribombalıyordu. Her şey emperyalistsaldırının meşruluğu içindi. Libya’dakiyönetimin devrilip, emperyalizmeliyle “Yeni Libya’nın İnşaası”içindi.NATO’nun bombaları hangi işlevesahipse, emperyalist medyanınyalan ve demogojileri de aynı işlevesahipti.Emperyalistler Libya'ya ne içinmüdahale etmişlerdi?- 42 yıldır diktatör bir rejimleLibya halkını ezen Kaddafi'yi iktidardanindirecekler ve Libya'ya demokrasigetireceklerdi.- Kaddafi “sivil halkı” katlediyordu,halkı Kaddafi’nin zulmündenkurtaracaklardı.- Demokrasi yoktu, özgürlükleryoktu. Kaddafi ailesinin diktatörlüğüvardı. Diktatör ailesiyle, içini hiçkimsenin göremediği saraylarda lüksve şatafat içinde yaşıyordu. Halk demokrasiistiyor ve Kaddafi halkın buisteğini şiddetle bastırıyordu.Kaddafi hakkında uydurulan dahapekçok yalanlar. Bunların hepsi Libya'yıişgalin ve yağmalamanın gerekçesiyapıldı.Oysa gerçek şuydu ki; Libya dünyanın17. büyük petrol rezervine sahipülkesiydi. Ve petrolü de dünyadakien kaliteli ikinci petroldü. Emperyalistleriniştahını her zaman kabartmıştıbu. Kaddafi iktidarı bu yağmanınönünde engeldi. Bunlar artık çokaçık bir şekilde ortaya çıkmıştır.“‘Tarihçi Del Boca’ya göre ‘Sarkozyve Cameron, Libya’yı hedef alansavaşı petrol için yarattılar’. La Repubblicagazetesinin ABD muhabiriFederico Rampini ise, ‘Serbest kalanpetrol herkesin iştahını açıyor, İtalya,Fransa ve ABD yarış ediyor’ başlıklıhaberinde Libya’da Kaddafi sonrasıdönemde Batı’nın petrole bakışınıdeğerlendirdi. Petrol şirketi Eni ve Ansaldogibi İtalyan şirketlerinin Libya’ylaköklü ekonomik ilişkilere dayananortak bir geçmişleri olduğuanımsatılan haberde ABD, İtalya veFransa’nın Libya Geçici Ulusal Konseyi’ninyeni stratejilerini beklediğivurgulandı.”(Cumhuriyet, 28.08.2011)“Demokrasi, özgürlük, halkı kurtarmak”denilerek ortaya konulan bütünyalan ve demogojiler, haydutça vehukuk, kural tanımazca yapılan NATOmüdahalesi, desteklenen, geliştirilen ve“demokrasi, özgürlük için savaşanmuhalifler” diye yutturulan yerli işbirlikçiler...İşte her şey Libya petrolünüyağmalamak için. Bunu biz söylemiyoruzsadece, emperyalist medyanınkendisi söylüyor.“Wall Street Journal’in UlusalKonseyi’nin liderini sabaha karşı06.40’ta arayan ilk Batılı liderinSarkozy olduğunu yazdığını belirtenLa Repubblica, çokuluslu İngiliz petrolşirketi BP’nin yeniden Libya’yageri döneceğini de aynı gazetenin yazdığınıvurguladı. Libya’da petrolüretimi savaş öncesi düzeye döndüğündeneler olabileceğini sorgulayanhaberde ortada büyük bir pastanın olduğu,bunun yakın gelecekte Paris,Londra ve Washington’ın iştahınıkabartabileceğine dikkat çekildi.”(Cumhuriyet, 28.08.2011)Fransa Libya petrollerinin yüzde35'inin işletme hakkını almış. Ve bütünemperyalistler Libya'nın yağmalanmasındandaha çok pay alma derdinedüştüler.“Kesin olan ise, Libya'da 'devrilen've 'değişen' her ne ise küresel sermayeye'yüklü kaynak aktarımı' içinyapıldığıydı... 2008 krizinden berireel büyüme göstermeyen yetersiztaleple boğuşan Batı kapitalizmininmali krizdeki devletleri için Libya gibiçevre ülkelerin zenginlikleri, NATOgücü kullanılarak sermaye hareketinekatılmalıydı... (…) Avrupa'nın tecrübelieski sömürgeci ülkeleri İngiltereve Fransa, tam güçleriyle askeriharekata katılırken, Libya'nın paylaşımındakapacakları 'aslan payından'çok emindiler.” (Nihal Kemaloğlu,Akşam, 06.09.2011)Maskeler düştü, yalanlar açığaçıktı. Görüldüğü gibi hiçkimse tersiniiddia etmiyor. Asıl amaç dahadoğrusu tek amaç; Libya’nın tümzenginliklerini yağmalamaktır.Hangi alçaklık böylesine açık biryağmayı “özgürlük”, “demokrasi”,“adalet” diye sunabildi. Hangi alçaklıkve halk düşmanlığı bu gösteriyibile bile emperyalizmin yalanlarına,demogojilerine boyun eğdirdi, biryalan da kendisi uydurtmaya çalıştı.Bugün olduğu gibi dün de her şeyortada ve açıktı. Emperyalizmin dünyasınaboyun eğmeyenler, yalnız kalmapahasına değerlerine sahip çıkanlar,vicdanını, onurunu yitirmemişolanlar Libya’ya yönelik müdahale vesaldırganlığın, Libya’nın zenginlikleriniyağmalamaya dönük bir emperyalistmüdahale olduğunu yazdılar,söylediler. Libya’ya yönelik emperyalistlerinve yerli işbirlikçilerininsaldırılarını protesto ettiler.Dün, yalanları bile bile yutanlar,kendileri de bir yalan ekleyenler şimdiutanmadan gerçekleri yazıyorlar.Neden? Çünkü ne de olsa Kaddafidevrilmişti. Her şey emperyalistlerindenetimine geçmişti. Irak’ta da aynısınıyapmadılar mı? Saddam diktatörlüğüdediler, nükleer silahlar dediler.İşgale meşruluk yarattılar. Saddamiktidarını yıktıktan sonra bizzatkendileri bunların olmadığını söylediler.Nasılsa iş bitmişti. Yalan işinigörmüştü. Yeni yalanlara zemin hazırlamakiçin “günah çıkarmak”, doğrularısöylemek gerekiyordu. Bunuyaptılar. Aynı oyunu şimdi Libya’daoynuyorlar.Efendi ve Uşakları “Yenidenİnşaa” İçin Yarışıyorlar42 yıllık diktatör devrildi diyorlar.Şimdi Libya’yı yeniden inşaa edecekler.Bu nasıl bir inşaa olacak?İşte “yeniden inşaadan” birkaç örnek.Libya’da eğitim, sağlık, barınmaücretsizdi. Yeniden inşaa edilecekLibya’da tüm emperyalist-kapitalistülkelerde ve yeni sömürge ülkelerde14Liseliler: Bu Kavgada


olduğu gibi her şey paralı olacak.Libya’da işsizlik sıfırdı. Yenideninşaa edilecek Libya’da tüm emperyalist-kapitalistülkelerde veyeni sömürge ülkelerde olduğu gibiişsizlik artacak. Ve işsizlerin sosyalhiçbir güvenceleri de olmayacak.Libya IMF’ye borcu olmayannadir ülkelerdendi. Yeniden inşaaedilecek Libya’da tüm emperyalist-kapitalistülkelerde ve yeni sömürge ülkelerdeolduğu gibi IMF ile sıkı ilişkileriçine girecek ve Libya halklarıipotek altına alınacak. Doğmamışçocuklar borçlandırılacak.Libya emperyalistlerin denetimialtına girmemiş bir ülkeydi. Kaddafiyönetimi emperyalist yağmanın önündesorun çıkartıyordu. Yeniden inşaaedilecek Libya’da engeller düzlenecek.Kaddafi yönetiminde Libya’nın askerigücü yok denecek kadar azdı. Askersayısı az, silah gücü düşük. Yenideninşaa edilecek Libya’da askeriharcamalar artırılacak, Libya komşuülkelere yönelik emperyalizmin vurucugücü haline getirilecektir.Yeniden inşaa edilecek Libya’da,Libya halkı Irak’ta, Afganistan’daolduğu gibi emperyalizmin “demokrasisi”ile, kapitalizmin “özgürlükleri”ile tanışacak. Daha açık bir ifadeyle;Libya halkı açlıkla, yoksullukla,yozlaşmayla, kendilerini kimin soyacağınıbelirledikleri demokrasicilikoyunlarıyla tanışacaklar."Yeni Libya'nın İnşası" diye 2Eylül'de Fransa'da yapılan toplantılardabunların kararlarını aldılar.Libya'nın yeniden inşası 100 milyardolarlık bir pazar oluşturuyor. Şu andaemperyalist tekeller Libya'ya üşüşmüşdurumda. Türkiyeli işbirlikçi tekeller deyağmanın peşinde. AKP iktidarı tekellereiş bağlamak için tekellerin pazarlamaelemanı gibi çalışıyor.Asıl Dertleri Bu;Yağmadan Pay AlmakAKP, Ortadoğu’da emperyalizminmaşasıdır. Emperyalistler ne kadar etkinkullanırsa kullansın o paylaşım savaşındabir uşağa düşen pay, en fazlataşeronluktur. Fransa'da yapılan toplantıdainisiyatif Fransa'nın elinde diyerahatsız oldu. Ve Obama’ya şikayet ediyorlar.Toplantılar Amerika'da Obama’nınbaşkanlığında yapılsın diyeAmerika'ya teklifte bulundular.Bu nasıl bir işbirlikçiliktir ki, bunasıl müslümanlıktır ki, Libya’nınpaylaşımı için böyle bir teklifte bulunuyorAKP? Hani Ortadoğu'nunliderliğine soyunan Tayyip? Libya içinmüslüman kardeşlerimiz vs. diyorlardı.Hatırlanır, Tayyip Erdoğan NA-TO'nun saldırısı başladığında yaptığıbir konuşmada şöyle demişti: "Batılıülkeler Libya'daki insani durumladeğil, bölgenin doğal zenginlikleriyleilgileniyor" demişti. Şimdi ‘batılı’ülkelerden sizin farkınız nedir? Hemde dini kullanarak yapıyorsunuz. Kapitalizmindini imanı yoktur. Herşeyi sahtedir. AKP'nin dinciliği de sahtedir.Onların derdi de Libya’daki yağmadandaha çok pay almaktır.İlerici Olmak, YurtseverOlmak, EmperyalizmeAçık Tavır Almaktırİlerici olmanın ölçüsü emperyalizmekarşı olmaktır. Marksist-Leninistlerbir hareketi desteklerken buşaşmaz ölçüyü esas alırlar. Bu ideolojiknetliktir.Türkiye solu bu noktada da ciddikafa karışıklıklarına sahiptir ve bu yanıylada emperyalizmin yalanlarınatabi olan, emperyalizmin yönlendirmelerindenetkilenen bir durumdadır.Dün Irak, Yugoslavya, Afganistanörneği vardı. Bugün de Libya ve Suriyeörneği.Emperyalistler işgallerini, saldırganlıklarınımeşrulaştırmak için hertürlü yalan ve demogojiyi harekete geçirirler,ideolojik olarak güçlü olmayanlarbu yalanlardan etkilenirler.Bunun sonucu “Saddam diktatörlüğü”,“Taliban”, “Miloseviç iktidarı”,“Kaddafi, Esad diktatörlüğü” denilerekemperyalist saldırıya, işgale tavırsızkalmaktır. Dahası emperyalistmedyanın NATO bombaları,katliamları arasında pişkinceyükselttiği “insan hakları” demogojilerinesarılarak onların yedeğinedüşmektir.Özellikle reformist soldaki etkilenmeöyledir ki, burjuva medyanınsöylemleriyle konuşulmakta ve yazılmaktadır.Suriye'de ve Libya'da emperyalizmleişbirliği yapan yerli işbirlikçileri'muhalif gruplar', ‘isyancılar’diye niteleyerek emperyalistlerinsaldırılarını meşrulaştırmak için uydurduklarıyalana tabi olmuşlardır.“Bu arada İngiliz istihbarat subaylarınınvızır vızır sahadaki 'sivil'çalışmaları, yine eski İngiliz askerlerindenoluşan özel güvenlik şirketleri,Fransız ve Katar Özel Harekatbirliklerinin katkılarına naif dünya 'işteisyancılarının zaferi' diye seviniyor...Aylardır Libya'da olan ve isyancılargibi giyinen İngiliz askerleride Trablus harekatından sonraüniformalarına kavuşmuş olmalılar.”(Nihal Kemaloğlu, Akşam,06.09.2011)“Muhalif”, “isyancı” diye yutturulanıngerçekte yerli işbirlikçiler olduğunusöylemiştik. Kendi halkı,kendi vatanı karşısında emperyalizminyanında saf tutana işbirlikçi, haindenir. Meğerse bunların tümü işbirlikçide değilmiş. Bir kısmı işbirlikçiüniforması giydirilmiş emperyalistaskerlermiş.Çağımızın en büyük gericiliği,halkların baş düşmanı emperyalizmdir.Emperyalizme tavır alan, emperyalizminhesapları önünde engel olanve direnen her kim olursa olsun desteklenmelidir.Bu güçlerin sınıfsalkarakterlerine bakarak ya da sonradangericileşebileceklerini düşünerek emperyalizmekarşı radikal tavırları desteklememekobjektif olarak emperyalizmehizmet etmektir.Bu konuda reformist sol yine‘90’ların “Ne Sam Ne Saddam” çizgisindedir.Sınıflar savaşında arada biryer yoktur. Bir ülkenin topraklarınınyağmalanmasına tavırsız kalmak yağmadanyana taraf olmaktır.Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Biz de Varız15


‘KÖRLER SAĞIRLARBİRBİRİNİ AĞIRLAR’İsrail ve Türkiye Arasındaki İlişkiyi BelirleyenEmperyalizmin ÇıkarlarıdırSayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Günlerdir gazete manşetlerindeyer alan BM Mavi Marmara raporu veİsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerdeAKP'nin bir kez daha rüzgarı arkasınaalma manevrasının tüm hızıylasürdüğünü görüyoruz.BM raporu aynı zamanda yaşananlarınemperyalistlerin ve burjuvaziningözünden nasıl göründüğünüortaya sermektedir. Pervasız katliamcıİsrail devletine katliamlardanvazgeç demek yerine "kibar katil"olma yolunu tercih olarak göstermektedir.AKP'nin RiyakarPolitikasıAKP Dışişleri Bakanı 5 maddelikbir yaptırım planı açıklarken İsrail’everyansın edip ortalığı ayağa kaldırmaktalar.Gören de İsrail'e savaş açılmışve Filistin halkının çıkarları içinve de Filistin açıklarında Mavi Marmaragemisinde katledilenler içindünyayı İsrail’in başına yıkacaklarzanneder.Oysa soludukları soluk bile yalandırbunların. Meşhur "one minute"yaklaşımının yarattığı havayı bir kezdaha arkasına almaya çalışan AKP,benzer oyunu bir kez daha tezgahlamaktadır.Ortadoğu halklarının veülkemizde Filistin sorununu sahiplenenrolünü oynayarak halkımızıngözlerini boyamaya çalışmaktadır.Yıllarca İsrail ile ilişkileri kapalıkapılar ardında yürüten oligarşinin hükümetleriningirdikleri ilişkilerin boyutlarıyıllar sonra açığa çıkmıştır ki,o güne kadar İsrail'e demediğini bırakmayaniktidarların gerçekte onunlaiçtikleri suyun bile ayrı gitmediğigörülmüştür... Yıllar sonra AKP'niniçinden çıktığı yine islamcı bir partiolan Refah partisi döneminde tümüylesu yüzüne çıkarılmış ve karşılıklıilişkiler artık açık açık yürütülürhale gelmiştir.Ve o günden bugüne de böyleyürümektedir. Kuşkusuz zaman zaman“kayıkçı kavgası” eşliğindesürmüştür bu ilişkiler...Zaman zaman dalaşırlar gözleriboyamak için, ama gerçekte de birbirlerinintüm yaptıklarını hoş gören,üstünü örten bir tavır içinde olurlar. Bunedenledir zaten AKP Filistin sorununçok gündeme getirdiğinde İsrail tarafıhemen “sen önce kendindeki Kürtler’ene yaptığına bak sonra bize akıl ver”diyebilmiştir. "Tencere dibin karaseninki benden kara" misali.Son yıllarda, özellikle AKP iktidarınınOrtadoğu'da BOP kapsamındadaha aktif bir rol üstlenmesi ve Ortadoğuülkeleri nezdinde emperyalizminhem baskı gücü hem de TruvaAtı olarak görev yapmaya başlamasıylaİsrail'e karşı keskin çıkışlarıda artmıştır. Bu çıkışlar gerçekleri örtenbir şal görevi görmektedir.AKP kimi zaman İsrail'den dahasadık ve daha becerikli iş görecek biruşak olduğunu emperyalist efendilerinegöstermek için kraldan dahakralcı bir tutum sergileyerek bölge ülkelerinekarşı saldırganlık politikasınıen üst boyutta sürdürmektedir.Kimi zaman da Filistin sorunu gibibölgede hassas bir sorun olan ve bölgehalklarının duyarlı olduğu bir konuyasahip çıkıyormuş ve hatta bu konudaen fazla çaba sarfeden ve İsrail'ehatta daha ötesi dünyaya bu konudakafa tutan kendileriymiş gibiyansıtan gösterilerde bulunmaktadır.Timsah Gözyaşları veAKP'nin GerçeğiAKP'nin kurucuları ve bu anlayışısavunanlar hiçbir zaman Filistin halkınısahiplenmemiş, onun için İsrail'eve emperyalizme kafa tutmamışlardır.Tersine onlar tüm tarihleri boyuncaemperyalizmle işbirliği içinde Filistinhalkının ve ülkemiz halkının mücadelesinesaldırmışlardır. Filistiniçin döktükleri gözyaşları timsah gözyaşlarıdır.Tüm mücadele tarihi boyunca Filistinhalkının hep yanında olmuş,onların emperyalizme ve siyonizmekarşı mücadesini bütün gücüyle desteklemiş,işgal altındaki topraklaragidip Filistinlilerle omuz omuza çarpışmışolan ve bu uğurda şehitler verendevrimcilere karşı AKP ve onunöncesi olan islamcı örgütler devamlıbir saldırı içinde olmuşlardır. "Allahsızkomünistler, anarşistler, teröristler"diyerek katliamlara varan saldırılarıgerçekleştirmişlerdir. Özellikle 1960'lıyıllarda devrimcilerin karşısına çıkarılanyegane güç bu islamcılar olmuştur.Bugün Cumhurbaşkanı koltuğunaoturan Abdullah Gül'ün deiçinde bulunduğu MTTB (Milli TürkTalebe Birliği) bu saldırılarda başı çekenkurumlardan biridir.Ortadoğu'da İsrail'in çıkarlarınıkoruyan ve emperyalizmin halklarüzerindeki hakimiyetini korumakamacıyla bulundurulan Amerikan 6.Filosunun ülkemizi gelişini protestoeden kitleye 1969 yılında Kanlı Pazarolarak bilinen saldırıda iki devrimciyikatledenlerin içinde olanlarınbir kısmı bugün AKP'yi kuranlardır.Amerika’nın yanında olmak en somuthaliyle İsrail'in yanında olmaktır.Bu herkesin bildiği somut birgerçektir. İsrail'in en kanlı, en vahşisaldırılarını bile dünya karşısında savunantek gücün Amerika olduğuaçıktır. İsrail'in gücünün temel kaynağınında Amerika olduğu bir gerçektir.Bu nedenle Amerika'nın yanındaolmak öz olarak İsrail'in yanında16Liseliler: Bu Kavgada


olmaktır.Ama AKP ve onun öncelleri içinİsrail'in yanında olmanın daha somutörnekleri de bolca mevcuttur.İsrail ile girdikleri ekonomik ilişkilerve özellikle son yıllarda İsrail'everilen ihaleler İsrail'i ihya eder niteliktedir.İsrail ihracatının yüzde26'sını Türkiye'yeye yapıyor. Ve birçokaskeri ihaleyi alarak da Türkiyeüzerinden Filistin halkına karşı kullanmaküzere sermaye elde ediyor.Yapılan anlaşmalar sonucu Filistinliçocuklmarın başına bombalar yağdıranpilotlarını Türkiye'de, Konya'daeğitmektedir İsrail. Ve bunu ona sağlayanda AKP'den başkası değildir.AKP ki, İsrailli işadamı Offer'e limanlarımızısatabilmek için bir gecedekıyı ve limanlara ilişkin yasayı değiştirmişbir partidir. Ve buralar Offerlerepeşkeş çekilmiştir. Buna karşıçıkanlara Tayyip Erdoğan'ın söyledikleride onların zihniyetini açıkçaortaya serer niteliktedir.“Limanları İsrail’e satmayın, mayınlıaraziyi İsrail’e vermeyin” diyenlerekarşı Erdoğan grup toplantısındanşöyle cevap veriyor;“Neymiş İsrailliymiş, neymiş Yahudi’ymiş,ne yazık ki, köhnemişideolojik yaklaşımlar bunlar... Paranınİsraillisi, dini, ırkı, vatanıolur mu? Üstelik, bunlar burayageldiğinde, koskoca gemiler gelecek,alışveriş yapacaklar, paralı bu insanlar,bırak gelsin”İşte bu kadar açık ve nettirAKP'nin anlayışı. Onların dini imanıparadır. Paranın olduğu yerde dinlerinide imanlarını da satarlar. Filistinhalkının mücadelesini satmaları isebunun yanında hiç kalır.Bugün Filistin halkına yönelikambargoya sözde karşı çıkan AKP iktidarıson BM raporundan sonra da İsrail'ekarşı tıpkı Davos'taki gibi keskinbir çıkış gerçekleştiriyor ve beşmaddelik yaptırım kararları alıyor. Ancakbu yaptırımların hiçbiri ekonomikyaptırımları içermiyor. Ve dahası yaptırımlarınhiçbirinin gerçek anlamdabir kıymeti de bulunmuyor."İsrail ile olan askeri anlaşmalarıntümü askıya alınmıştır" diyor maddelerdenbiri... İptal etmiyor, sadeceaskıya alıyor... Zaten bugün halen devameden ve dişe dokunur olan bir askerianlaşma da yoktur. Geçmişteyapılan bir çok anlaşma vardır hepsininde gereği fazlasıyla yerine getirilmiştir.İşte İsrail ile yapılan askeri anlaşmalar;İsrail ile savunma sanayi adı altındaaskeri alanda yapılan projelerintoplam hacminin 500 milyon dolarıbulduğu açıklanıyor. Bunların içindeHeron ve keşif kodları dışında büyükproje olmadığı ve İsrail'den kritikbazı teknolojilerin alındığı ifade ediliyor.Yaklaşık 20 yıldır İsrail'denaskeri araç ve gereç alan Türkiye'ninbugüne kadar İsrail'e ödediği para 4,5milyar doları buluyor. Ve şu ana kadarİsrail ile yapılan büyütk projelerinhepsinin bittiği sadece küçük bazıprojelerin kaldığı açıklanıyor.Devam Eden ProjelerElektro Optik Keşif Kodu: F-4ve F-16 savaş uçakları için elektro optikkeşif kodları eklenmesi, iki büyükprojeden biri. 300 milyon dolarlık projedeİsrail’in payı 180 milyon dolar.Türkiye'nin bunları Kürt yurtseverlerekarşı istihbarat amacıyla kullanmasıhedefleniyor.170 tane M-60 tankının modernizasyonuanlaşması kapsamında Türkiye,İsrail’e 687,5 milyon dolar ödedi.Modernize edilen tankların teslimatıtamamlandı.Dersim'de ve Kürdistan dağlarındagerillaların katledilmesi, Kürt halkınıncesetlerinin arkasına bağlanıpsürüklenmesi için kullanılan işte bu türtankların modernisazyonu için İsrail'everilen ihaleyle kazandırılan dolarlarda Filistin halkının katledilmesi içinkullanılmaktadır.AWACS’a yeni donanım: HavaKuvvetleri’nin, Barış Kartalı Projesikapsamında aldığı 4 AWACS (havadanuyarı ve kontrol sistemi) uçağınayeni donanım ve yazılımlar eklenecek.TAI’nın ana yüklenici olduğu1,5 milyar dolarlık projeye İsrailli IAI-Elta firması Elektronik Destek Sistemi’nitemin edecekti. İsrail, bu sistemiçin 25 milyon dolar alacaktı.MRAP üretimi: Mayın ve patlayıcıkorumalı personel taşıyıcı ihalesinialan Türk BMC, araçları İsrailliHetehof lisansıyla üretiyor.HERONLAR: İsrail’den 15 milyondolara iki Heron kiralayan Türkiye,daha sonra 183 milyon dolara 10Heron aldı. Heron’ların bakımlarıhalen İsrail’de yapılıyor.Türk Hava Kuvvetleri envanterindeki48 adet F-4 savaş uçağınınmodernizasyonu projesi 632,5 milyondolara İsrail’e verildi. Projenin maliyeti1 milyar doları aştı.Türkiye ile İsrail arasında askeri istihbaratalanında 167 milyon dolarlıkanlaşma imzalandı.Bugün askeri yaptırımlar olarakaçıklanan kararlardan etkilenecekolan; sadece bu kiralanmış olan Heronlarınkiralama süresinin uzatılmamasıve gerçekte sürekli gizli tutulduğuiçin yürüyüp yürümediğinindenetlenemeyeceği askeri istihbaratalanındaki anlaşmalar olacaktır. AyrıcaAWACS'a yeni donanım projesigibi küçük projelerde geçici olarak askıyaalınabilecektir.Kısacası bugün çok da önemli olmayanbazı askeri anlaşmaların askıyaalınması dışında bir yaptırım sözkonusudeğildir.Diplomatik ilişkilerin İkinci KatipDerecesi’ne indirilmesi ise İsrailile ilişkilerde çok da sözü edilemeyecekbir yaptırımdır. Sürekli didişenama birbirinden ayrılmayan siyamikizleri gibi Amerika'nın uydusundahareket eden iki gücün görünüşteki budalaşının uzun vadeli hesaplar için çokkıymeti harbiyesi yoktur.Katledilenlerin ailelerine hukukidestek verelmesinin İsrail için yaptırımanlamı taşıyan bir niteliği yokturzaten.Gazze'ye yönelik ambargo konusundakikararın ise Türkiye açısındademagojiden ibaret olduğu daha kararıniçinde mevcuttur. UluslararasıAdalet divanına götürülecek böyle birkonunun ancak emperyalistlerin isteğidoğrultusunda şekilleneceğini söylemekiçin kahin olmaya gerek yoktur.Bunun da Filistin halkına yönelikSayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Biz de Varız17


Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Enternasyonalizm THKP-C’ninteori ve pratiğinde içi boş birsözcük olmaktan çıkmış, büyükbedeller pahasına ete kemiğebüründürülmüştür. Amerikanemperyalizminin Ortadoğu’dakiileri karakolu olan İsrail,bağımsızlık ve özgürlük isteyenFilistin halkına karşı her türlüvahşeti uygulamaktançekinmemiştir. Dünya halklarınındüşmanı olan emperyalizmin,çıkarlarını korumak içinOrtadoğu’yu kan gölüne çevirenİsrail’in Türkiye’dekibaşkonsolosu 22 Mayıs 1971’deTHKP-C’nin hedefiydi bu kez.Filistin halkının acısını yüreğindehissetmek ve yapılan katliamlarınhesabını sormaktıenternasyonalizm. Veenternasyonalizmi sözde değilözde kavrayan THKP-Ckatliamların hesabını soracaktı.uygulanan amborgonun kaldırılmasınıbilinmez tarihlere ertelemekdışında anlamı yoktur.Doğu Akdeniz'de SeyrüseferSerbestisi konusunda alınan kararlaTürkiye Akdeniz karasularındadaha fazla bulunmayı ve donanmasınıburalara kadar göndermeyisöylüyor. Bunun İsrail için birtehdit olacağı söylenmekle birlikteoligarşinin tüm tarihine baktığımızdabunun hiç de böyle almadığıve olmayacağını çok rahat söyleyebiliriz.Evet Türkiye donanmasını buralaragönderebilir ama bunu İsrail'ekarşı değil bölgede BOP kapsamındaemperyalizme sorun çıkaranülkeleri tehdit etmek içingönderir, gönderecektir. Suriye içinLibya için veya sorun olabilecekbölgedeki diğer tüm ülkeler için tehditolacaktır Türkiye'nin göndereceğidonanma. İsraile karşı değil,tersine onunla birlikte ve onu tamamlayıcıbir tehdit gücü olarak gidecektiroralara.Yıllarca gizli kapılar ardında ilşikileryürütülen İsrail ile bugün açıkaçık yürütülen ilişkiler sözkonusudur.Halkımızın ve Ortadoğu halklarınındüşmanlığını kazanan bir İsrail'e karşıAKP'nin zaman zaman bu şekildeçıkışlarının olmasından daha doğal birşey yoktur. İsrail için yapılanların gizlenebilmesiiçin bunlara ihtiyaçlarıvardır.Ama onların gerçeği ve İsrail ileolan ilişkileri bunun çok ötesindedir.Öyle ki, İsrail'in kuruluşunu sağlayanve ona en büyük desteği sunan Amerika'dakiYahudi kuruluşları tarafındanmadalya ile ödüllendirilmenoktasındadır bu ilişkiler..."Kısa adı AJC olan Amerikan YahudiKongresi, 2004 yılı Ocak ayındaNew York'taki HSBC binasında düzenlenentörenle Başbakan TayyipErdoğan'a 'Cesaret Ödülü' verilmişti.Ödül tüm dünya basınında,"Erdoğan, Yahudi Kongresi'ndencesaret ödülü alan dünyadaki tekMüslüman devlet adamı" olarakbahsedilmişti. Amerika'daki etkinMusevi lobilerinden Anti DefamationLeague (ADL) ve American JewishCommittiee (AJC) 2004 yılındaayrı ayrı Başbakan Erdoğan'a "CesaretÖdülü" vermişti. " (30.01.2009,Milli Gazete)Evet, işte bu kadar açık ve nettirAKP'nin İsrail ile olan dostluğu. Bugünsöylenenlerin, atıp tutulanların bugerçekler karşısında hiçbir kıymetiharbiyesi yoktur.Ve zaten Başbakanlık Başdanışmanıİbrahim Kalın daha AKP'ninyüksek perdeden atıp tutmaları devamederken İsrail gazetelerinden Haaretz'e"İsrail büyükelçinin dönüşünden, ortakaskeri tatbikatlara kadar Türkiye-İsrail ilişkisinin Mavi Marmara olayıöncesine geri döneceğini" söylüyor.Yani ambargo vb. gibi kararlardaifade edilenlerin gerçekte hiçbir önemive anlamı yoktur.Keza İsrail'e karşı böylesine keskinbir çıkışın tam da NATO erkenuyarı radarlarının Türkiye'ye kurulacağınınaçıklandığı günlerdeolması da çok tesadüf olmasa gerek.Emperyalistlerin tüm bölgeyi kontrolaltında tutma, bugün için ise özellikleİran'a karşı İsrail'in güvenliğini dealma amaçlı olarak gündeme getirilenbu erken uyarı sistemlerinin Türkiye'yeyerleştirildiği bir zamandaAKP'nin İsrail'e karşı bu şekildekeskin bir çıkışının olması da elbettesadüf olamaz. Keskin söylemlerinarkasında İsrail'in çıkarlarınıve güvenliğini sağlama gibi ulvi birgörev de unutulmamakta ve sessizsedasız bir şekilde ülkemize emperyalistuydular, radar sistemleriyerleştirilmektedir.BM RaporununSöylediği Gerçek;"Kibar Katiller Olun"AKP'nin etrafında fırtınalar kopartığıBM raporu gerçekte de üzerindefırtınalar koparılması gerekenbir rapordur. Ancak bu fırtınayı çıkaranlarınikiyüzlü olmaları da enaz rapor kadar önemli olmaktadır.Rapor Filistin halkına yöneliksessiz ve örtülü imhayı içeren ambargoyutümüyle meşru gören ve savunanbir rapordur.Raporda İsrail'in gemi baskınındayaptığı katliam anlatılıyor ve bununnasıl bir kan dökücülükle yapıldığıda izah ediliyor ve bu salt bir aşırıgüç kullanımı olarak değerlendiripİsrail bu konuda uyarılıyor. Ancak bununmeşru bir durum olduğunu da aşırıgüç kullanımı diyerek ifade ediyor.Yani güç kullanmakta haklısın ama buşekilde "aşırı" güç kullanma. Aşırısıdokuz kişinin katledilmesi, yaralıhalde bulunan insanların üzerine kurşunyağdırılması ve işkence oluyor...Buna karşılık yapılması gerekeni deyine BM raporundan öğreniyoruz.BM raporu diyor ki ambargo meşrudur.Siz ne diye kalkıp herkesin gözündemeşruiyetinizi yitirecek şekilde hareketediyorsunuz. Bunu yapmayın, geleniengelleyin tabi buna hakkınız varama bunu kan dökmeden yapın.Kendi ülkelerinde ve dünyanındört bir yanında halkların kanını dökmekten,en vahşi katliamlarından en"kibar" ve sessiz katliamlarına kadarher türlüsünü yapmanın uzmanı olanemperyalistlerin denetimindekiBM'nin böyle bir rapor hazırlaması elbetteşaşırtıcı değildir. Çünkü onlar daen az İsrail kadar suçludur ve halklarınkatilidirler.18Liseliler: Bu Kavgada


Sonuç olarak; ne AKP'nin ne deBM gibi emperyalizmin denetimindekikuruluşların Filistin halkı için yapacaklarıbir şey yoktur. Onlar gerçekteFilistin halkının baş düşmanıolan ve kanını akıtan İsrail'in dostu veyandaşıdırlar.Filistinle DayanışmanınOnuru DevrimcilerindirFilistin halkının gerçek dostu veonun davasının savunucusu dün olduğugibi bugün de yine devrimcilerdir.Filistinliler için hiçbir çıkar gözetmeden,canını ortaya koyabilenleryalnız ve yalnız devrimcilerdir. Filistinledayanışmanın onuru bizimdir.Filistin dacasında THKP-C’nin çoközel bir yeri vardır. İsrail’in İstanbulBaşkonsolosu Efraim Elrom’un kaçırılmasıve cezalandırılması Filistindavasıyla dayanışma için yapılmıştır.Bu Türkiye solu adına, ennternasyonaldayanışma adına büyük bir onurdur.Biz bu eylemi yapan Mahir Çayanlar’ınyoldaşdaşlarıyız.Mahir Çayan ve Deniz Gemişlerdenbu yana Türkiye devrimci hareketiFilistin halkının mücadelesininhep yanında olduğunu gerek eylemleriyleve gerekse de bizzat Filistindesavaşarak ortaya koymuştur.Efraim Elrom, kaçırıldıktan 5gün sonra taleplerin yerinegetirilmemesisonucu 22 Mayıs1971de Genel Komite’ninkararı gereği Mahir Çayantarafından cezlandırılır. İsrailsiyonizmi tarafından katledilenFilistin halkının haklımücadelesini destekleyenTHKP-C, katliamları protestoetmek ve hesabını sormak içinİsrail Başkonsolosu EfraimElrom’u cezalandırmıştır. Bueylemle THKP-Centernasyonalist değerlere nedenli önem verdiğini tüm dünyahalklarına göstermiştir.Amerikan emperyalizminin Ortadoğu’dakiileri karakolu olan İsrail,bağımsızlık ve özgürlük isteyen Filistinhalkına karşı her türlü vahşetiuygulamaktan çekinmemiştir.Buna karşı bizler de dünden bugüne Filistin halkının yanında, emperyalizmve onun uygulayıcısı siyonizminkarşısında olduk.Dünya halklarının düşmanı olanemperyalizmin, çıkarlarını korumakiçin Ortadoğu’yu kan gölüne çevirenİsrail’in Türkiye’deki başkonsolosununTHKP-C'nin hedefi olması bunungeçmişten günümüze taşınan somut birörneğidir. 22 Mayıs 1971'de MahirÇayanlar tarafından kaçırıldıktan 5gün sonra ölümle cezalandırılmıştır.Biz devrimciler; Filistin ve diğerezilen dünya halklarının acısını yüreğindehissetmemekle kalmamış, bununlabirlikte emperyalizmin ve onunuygulayıcısı siyonizminden hesapsormuşuzdur.Bizler; ezilen dünya halklarınınkardeşliğini, acısını halkların asıl katilininemperyalizmi ve işbirlikçileriolduğunu bilmiş, hesap soraraktagöstermişizdir. Bizler Mahir Çayanlarınyoldaşlarıyız. Filistin davasınıngerçek savunucu bizizdir.Bugün islamcı hareketlerin bölgedegüç olması geçicidir. Bu hareketlerdaha düne kadar emperyalistlerleve İsrail ile işbirliği içinde olanve onlarla birlikte devrimci hareketlerekarşı savaşan güçlerdir. Şimdi oluşanboşlukta ve emperyalistlerin kendilerindenyüz çevirmesi sonucu antiemperyalist bir tutum almış olsalar dayarın tekrar kol kola girmeyeceklerininhiçbir garantisi yoktur.Halkına ihanet ederek tarih sahnesineçıkanların yarın tekrar ihanetetmemeleri için hiçbir neden yoktur.Çünkü onların mayası ihanetle karılmıştır.Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011KÜLTÜR-SANATTA DA TEK ALTERNATİFBİZİZ!HALK İÇİN SANAT, HALK İÇİN EDEBİYAT!2. İSTANBUL TAVIR KÜLTÜRSANAT FESTİVALİ BAŞLIYOR!Yayın hayatında 30 yılı geride bırakan Kültür SanatYaşamında Tavır dergisi, ilkini geçen sene yaptığı KültürSanat Festivali’nin ikincisini 16-17-18 Eylül tarihlerindeİstanbul Okmeydanı'ndaki Sibel Yalçın Direniş Parkı'ndadüzenleyecek.Kültür sanat alanında alternatif bir edebiyat anlayışıkonusunu tartıştıracak olan festivalde bir dizi etkinlikleryapılacak.Aynı zamanda edebiyatta tekelleşmenin de tartışılacağı,alternatif kitap fuarları oluşturma hedefinin belirleneceğifestivale edebiyat çevrelerinden yazarlar ve yayınevleride katılacak.İdil Kültür Merkezi’nin organize ettiği festivalde CezmiErsöz, Mehmet Özer, Güngör Gencay, İbrahim Karaca,Ruhan Mavruk, Sennur Sezer, Adnan Özyalçıner, MetinYeğin ve bir çok yazarın imza günleri ve söyleşileri yeralacak.16-18 Eylül tarihleri arasında Okmeydanı Sibel YalçınParkı’nda düzenlenecek olan festivalde 1. gün kısafilmler gösterilirken 2. gün tiyatro oyunları, 3. gün ise GrupYorum ve konuk sanatçıların konserleri ücretsiz olarakhalka sunulacak.Festival alanında sabah saatlerinden itibaren yayınevlerininkitap standları ile çeşitli el işi ürünlerin sergilendiğistandlar kurulacak.Festivalle ilgili bilgi almak için şu telefon numarasındanulaşabilirsiniz: (0212) 238 81 46Biz de Varız19


Kahinin kehaneti değil, emperyalizm gerçeğiSayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Sabah gazetesinde Erdal Şafak"Kahin ve Kehaneti" başlığıyla Kaddafi'ninçeşitli toplantılarda emperyalistleriçin söylediği sözlere yer vermiş.23 Eylül 2009'da BM Genel Kurulu'ndayaptığı konuşmada şöyle diyorKaddafi: "Biz burada sadece vitrinsüsüyüz. BM dediğiniz 5 ülkenin tekelinde.Bu 5 ülke dünyanın 192 ülkesiadına karar veriyor. Güvenlik Konseyi'nindaimi üyeliğinde ve veto hakkındaadaletin zerresi var mı? Koskocagüney yarımküresinden bir tek ülke bileorada oturmuyor. BM Sözleşmesi askerigüce başvurulmamasını öngörüyorama BM Sözleşmesi'nin imzalanmasındanbu yana dünyada 65 savaşçıktı. BM Sözleşmesi'nin imzalanmasındanbu yana dünyada çıkan savaşlardaölenlerin sayısı İkinci Dünya Savaşı'nınbilançosunu geride bıraktı.Barış düzeni dediğiniz bu mu?"2008 yılında Şam'da toplananArap Birliği zirvesinde ise şöyle diyorKaddafi:"Ey Arap dünyasının liderleri;ABD ve müttefiklerinin2003'te Irak'ı işgal edip Saddam Hüseyin'idevirmelerine seyirci kalmanızınbedelini bir gün çok ağır ödeyeceksiniz.Bir yabancı gücün gelip bir Araplideri devirmesine nasıl sessiz kalabilirsiniz?Araplar'ın onuru, varlık nedeni,geleceği nerede, ne oldu? Hepsiyok olup gitti.Araplar akıllarını başlarına almazlarsa,hepsi de protektora (korumaaltındaki devlet) haline gelecekler.Hepsi sömürgeci güçlerin çöplüğünedönüşecek."Emperyalizmin uşağı olmuş Arapdevlet liderlerine Kaddafi’nin sözleri“komik” geliyor. Gülüyorlar Kaddafi’ninkonuşmalarına.Kaddafi: "Gülün, gülün... Karşıkarşıya bulunduğunuz tehlikeyi birgün Saddam gibi sizi de devirdiklerindeanlayacaksınız..."Erdal Şafak yazısını "Kahin de yokama kehaneti hükmünü icraya devamediyor" diye bitirmiş.Elbette, mesele ne kahinlik ne dekehanettir. Mesele emperyalizmdir.Emperyalizm gerçeğini doğru gördüğünüzdekahin olmanız gerekmez.Emperyalistler çok açıktan söylüyor,yapacaklarını.Büyük Ortadoğu Projesi(BOP)’yleAmerika ne yapmak istiyor? Projeninkapsamı nedir? Bunlar açıktan söyleniyor.BOP kapsamında Ortadoğu'dave Kuzey Afrika'da 22 ülkeninyönetimlerini değişecek, hatta sınırlarıdeğiştirilip yeniden çizilecek diyorAmerika. Bu ülkelerin hangileriolduğu açıkça telaffuz edildi. Bunlarbilinirken kahin olmak gerekmiyor.Gerçeklere gözünü kapatmayan, yalancıve riyakar olmayan herkes emperyalizmgerçeğini görecektir.Kaddafi’nin Şam’da Arap BirliğiZirvesinde söylediği gibi: “SaddamHüseyin'i devirmelerine seyirci” kaldıklarıiçin bugün aynı şeyin kendibaşlarına gelmesinin önünde engelolamadılar.Dün Bağdat’ta yaşananlar bugünLibya'da yaşanmaktadır. Saddam içinuydurulan yalanlar Kaddafi için uydurulmaktadır.Yarın Suriye’de yaşanacaktır.Libya’yı yağmalıyorlar. BinlerceLibyalı'yı katlettiler ve katletmeye devamediyorlar. Ve yaptıkları haydutluğumeşrulaştırmak için Kaddafihakkında en aşağılık yalanları, karalamalarıuyduruyorlar. Yalanlarınhepsi tek merkezden ürüteliyor. Merkezemperyalizm. Leş kargaları gibiüşüştüler Libya'nın üzerine, alçaklıklarınıböyle gizlemeye çalışıyorlar.Geçtiğimiz hafta bütün burjuva basınınmanşetlerinde Kaddafi için “kadınkorumalarına aile boyu tecavüz ettiğini”yazdılar.Peki emperyalistler bu haberi yaptırırkengerçekten namusa, ahlakaçok mu değer veriyorlar? Hayır. Hertürlü ahlaksızlıklar, sapkınlıklar onlarınyaşam biçimidir. Bakın FransızCumhurbaşkanı Sarkozy ahlaksızlığıayyuka çıkmış bir Cumhurbaşkanı.İtalyan Başbakanı Berlusconi’ninahlaksızlıkları yine öyle.Burjuvaziden söz ederken onlarınahlakından, namusundan, onurundandeğil, ahlaksızlığından, namussuzluğundan,onursuzluğundan söz edilebilirancak. Ve her türlü ahlaksızlık onlariçin meşrudur. Clinton, Berlusconi,Sarkozy gibi ahlaksızlar ahlakkonusunda Kaddafi için tek bir kelimesöyleyemezler.Ama söylüyorlar. Emperyalistlerbir kişiyi kitlelerin nezdinde değersizleştirmekiçin halkın değer yargılarıylasaldırıyorlar. Onunla yıpratıyorlar.Kaddafi eleştirilecek bir çok yanlarıolmakla birlikte emperyalizmindize getiremediği bir lider olmuştur.Emperyalizm için Ortadoğu ve Afrikakıtasında kötü bir örnektir. Ülkesini emperyalizminyağmasına açmamış bir liderdir.Emperyalizmin uşağı olmayı kabuletmemiş ve emperyalistlerden lafınıesirgememiştir.Emperyalizmin sömürgesi altındaaçlık, yoksulluk ve kıtlık içinde ölümlepençeleşirken Afrika kıtası, LibyaAfrika kıtasının içinde dünyada eğitimin,sağlığın tüm halk için parasızolduğu sayılı ülkelerden birisiydi.Halkın refah düzeyi en yüksek olandünyadaki sayılı ülkelerden birisiydi.Libya, emperyalistlerin istediği gibicirit atamadığı bir ülkeydi. Zengin petrolyatakları olan ancak emperyalizminhakimiyetinin olmadığı bir ülkeydi.Emperyalizmin önünde engeldiKaddafi. Ki, Kaddafi emperyalizmebaşkaldırmıştır. Kapitalizmealternatif İslam sosyalizmi diye bir sistemgeliştirmiştir. Bu yanıyla emperyalizminKaddafi düşmanlığı tarihseldir.Ve emperyalizm tarihsel düşmanlığıyla,tarihsel kiniyle saldırıyor.Ülkesi yağmalanan, yakılan, yıkılanKaddafi emperyalizme karşıdireniyor. Ve halkını “bu savaş uzunolacak” diye direnmeye çağırdı. Direnişsürüyor.20Liseliler: Bu Kavgada


AKP, YAĞMA VE TALANDASINIR TANIMIYOR...''.... Bugün İstanbul'da boğaza nazırbir çok kamu binası bulunuyor.Kamu kuruluşları, bu binalar yerineyine kent içinde farklı bir bölgede defaaliyetini sürdürebilir. İstanbul'daörneğin sürekli olarak otel ihtiyacı olduğudile getiriliyor. Boğaza nazırkamu binalarının bulunduğu alanlarınbir bölümü, imar planı değişiklikleriyleotel alanına dönüştürülebilir.Bu şekilde satışa çıkarılabilir.Mevcut binalar, çevredeki dokuyubozmayacak şekilde restore edilerekya da duruma göre yenilenerek otelhaline getirilebilir. Hazine de, bu şekildehüküm ve tasarrufu altındaki buarazileri çok daha yüksek bedelleekonomiye kazandırabilir.Aynı şekilde kent merkezlerindeveya kent girişlerinde devlete ait çoksayıda boş arazi var. Bunlar da imarplanlarıyla ticaret merkezi, AlışverişMerkezi ya da toplu konut alanı olarakyeniden düzenlenir. Bu yerlerde, atıl duracağına ekonomiye kazandırılmışolur. Bu yetki ile kentseldönüşümler gerçekleştirilebilir. İmarplanı yetkisiyle bunları yapmak istiyoruz.''(Maliye Bakanlığından bir üstdüzey yetkili, aktaran Aktif Haber)Yukarıda aktardığımız gazete haberiAKP iktidarının yeni bir vurgunhazırlığının haberini içermektedir...AKP iktidar olduğundan bu yana"Yağma Hasan'ın böreği" misali ülkeninnesi var nesi yoksa satmaktadır.Dokuz yıllık AKP iktidarı dönemindeonun yanında yöresinde bulunanlarhep kazanmıştır.AKP iktidarı yağma ve talanı gerçekleştirebilmekiçin öncelikle yasalardabazı değişikliklere yapıyor ve yetkileriMaliye Bakanlığına devrediyor.Yine gazete haberinden aktarırsak;"Vergi Denetim Kurulu Başkanlığınınkurulmasını öngören teşkilatkanununda değişiklik yapan MaliyeBakanlığı Teşkilatı Hakkındaki KanunHükmünde Kararname (KHK) ileHazine arazileri üzerinde BakanlarKurulunun belirlediği projeler içinimar yetkisi aldı.İlgili düzenlemeye göre, Maliye Bakanlığı,Bakanlar Kurulunca uygulamausul ve esasları belirlenen projelerkapsamında, Hazinenin özel mülkiyetindeve devletin hüküm ve tasarrufu altındabulunan taşınmazların imar planlarını,çevre imar bütünlüğünü bozmayacakşekilde yapabilecek, yaptırabilecek,tadil edebilecek ve imaruygulamasını gerçekleştirebilecek."Bu şekilde belediyelerde olan yetkileride devralan Maliye Bakanlığınınbu konuda hazırladığı imar planlarınınbelediye meclisleri tarafındanonaylanması gerekiyor ancak onaylanmasada Milli Emlak Genel Müdürlüğünceresmen onaylanacak...Yani AKP işi başından garantiye alıpistediği gibi her yeri yağmalayacak...Mimarlar Odası Genel BaşkanıEyüp Muhcu da bu konuda TMSF'ninel koyduğu bütün arazilerin, Boğazdakiokul ve hastahane arazilerinin, hattaçevresindeki özel arazilerin satışa çıkarılacağınısöylüyor. AKP hazine arazilerinikanun hükmünde kararname ileotel, iş merkezi, toplu konut alanı olaraksatışa çıkarıyor. Böylece de yeni birvurgun kapısı daha açılmış oluyor.Özelleştirmelerle, yıllardır emperyalistlereve işbirlikçisi tekellere olabileceken ucuz fiyatlarla satılan kamumülkiyetindeki kurum ve kuruluşlardanelde edilen gelirlerin AKP'lilerce yağmalanmasıyetmediği için şimdi de sırahazine arazilerinin satışına ve peşkeş çekilmesinegelmiştir.Maliye Bakanlığı Milli Emlak GenelMüdürlüğü verilerine göre, 10Ağustos itibariyle devletin hüküm vetasarrufu altında 118 bin 892 adetbina, 404 bin 709 adet arsa, 827 bin457 adet de arazi bulunuyor.Bu bina, arsa ve araziler içindeolan yerler okulların, hastanelerinvb. arazileri bulunmaktadır...Mimarlar Odası Genel BaşkanıEyüp Muhcu, Beykoz Devlet Hastanesi’nin,Sarıyer’deki birçok arazinin,boğazdaki okul ve hastanelerin satışaçıkarılabileceğini söylüyor... Hazinearazilerinin ve yapıların satışının altyapı dengelerini de bozacağını söyleyenMuhcu “Bu yerler kentteki aşırıyapı yoğunluğ unedeniylenefes almaalanlarımı zdı r.Kenti dahayeşil ve yaşanabilirkılıyorlar”diyor...AKP için kentlerde yaşayan halkınnefes almaları çok da önemli değildir.Onlar için varsa yoksa daha fazla kar,daha fazla sömürü... Bunun için yapmayacaklarışey yoktur... Halkın yaşamalanlarını olabildiğince daraltıp zenginlerevilla alanları ve iş merkezleri açmak,halkın boğazındaki son lokmayıdahi alıp açlık ve yoksulluğu daha büyüterekaç mezarlarını çoğaltıyor olmakonların çok da umurunda değildir...Kentsel DönüşümDenilen YağmacılıkYıllardır Kentsel dönüşüm adı altındayoksul halkın tek göz kondusunudahi elinden alıp yıkmaya çalışanAKP iktidarının buralarda da tıpkı hazinearazilerinde olduğu gibi bir yağmacılığıve rantı hedeflediği artık bilinenbir gerçektir.Halkı yeniden yapılaşma, depremekarşı daha sağlam konutlar edinme,kötü gecekondular yerine daha sağlıklıkonut sahibi yapma gibi yalan ve demagojilerlegündeme getirilen ve çeşitliyerlerde uygulamaya sokulan "kentseldönüşüm" yasasının sonuçları bugüngiderek daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.Bir çok yerde halkı kandırıpevlerine düşük bedellerle ev karşılığı elkonularak gerçekleştirilen düzenlemelerinen yakın sonuçlarından biriniFikirtepe'de görüyoruz..."İstanbul Büyükşehir BelediyeMeclisi depreme karşı dayanıklı yapılarüretilmesinin önünü açacak 'FikirtepeKentsel Yenileme Projesi'ninimar planını oybirliğiyle kabul etti."(18 Ocak 2011, Sabah)Bu haberle duyurulmuştu Fikirte-Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Biz de Varız21


pe'ye ilişkin projeler. Ancak aradan geçenzaman gösterdi ki yapılanlar hiç deöyle değil... Fikirtepe projesinin gerçekteİstanbul Deprem Master Planına aykırıolduğu öğrenildi... En başta daha baştanyalan söylendiği ortaya çıkmıştır.Bölge İstanbul Büyükşehir depremplanına göre birinci derece deprembölgesi olmadığı halde böyleymiş gibigösterildi... Bu şekilde yapılacak yağmave talanı gizlemeyi hedefliyorlardı.Sonrasında yaptıkları da zatenbunu açıkça ortaya koymuştur... Deprembölgesi denilen bölge için depremeaykırı yapılaşmaya dair hiçbiryaptırım getirilmemiştir... Kişi başına7 metre boş alan koyması, nüfusyoğunluğunu azaltması gerekirkentersine kat sayısını ve buna bağlıolarak da nüfus yoğunluğunu artıranbir uygulama gerçekleştirdiler...Sonuç olarak depreme karşı pilotbölge olarak lanse edilen ve halk içinbüyük şeyler yapılıyormuş gibi gösterilenFikirtepe'de yapılanlar bir kezdaha AKP'nin yalancılığını ve riyakarlığnıortaya koymaktadır. Onlariçin sadece ve sadece kar ve rant vardır.Halkın depremde zarar görüpgörmemesi onların umurunda biledeğildir. Onlar sadece deprem korkusunukullanıp halkın elindekiniçalmanın derdindedirler.Bugün bir çok yerde gecekondularındanbir anlamda sürülen halkın yerleştirildiğiTOKİ konutları AKP'nindeprem konusundaki "hassasiyetini" degözler önüne serer niteliktedir... Dahaiçine oturmasının üzerinde bir ay geçmedendökülen, kullanılamaz hale gelenTOKİ konutları AKP'nin konutlarıdır.Ve AKP'nin halka reva gördüğükonutların niteliğini ortaya serer niteliktekikonutlardır. Bu konutların yarındepremde ne olacağı da çok belli değildir.Sağlam olmamaları bir yana yaşamolarak da adeta beton bloklar içinehapsedilmiş insanlar topluluğu yaratılmıştır...Küçük bir alan içine sıkıştırılmışonlarca kattan oluşan ve içinde onbinlerceinsanın barındırıldığı, sosyal yaşamdanuzak adeta beton mezarlar görünümündekikonutlardır AKP'nin halkımızareva gördügü TOKİ konutları.AKP'nin önümüzdeki dönem hızvereceği ve "Kentsel Dönüşüm" adınıverdiği yıkım projesinin halkımızagetirecekleri; AKP'liler ve işbirlikçitekeller için daha fazla rant, halkımıziçin var olan evini barkını da yitiripbeton bloklar içine hapsolma...Bu nedenle AKP'nin gerek hazinearazilerini satıp savurup kendine ve işbirlikçitekellere peşkeş çekmesine vegerekse de binbir yalanla elimizdekitek göz kondumuzu yıkarak onu daaynı şekilde tekellere peşkeş çekmesinekarşı çıkalım.. AKP'nin bu konudakiyalancılığı ve riyakarlığınakarşı örgütlenerek ve gerçekleri açığakoyarak bize ait olan kondularımıza,haklarımıza sahip çıkalım...Kendini Geliştirmeyen Düzeni GeliştirirCepheli ertelemez"Bugünkü işini yarına bırakma"der halkımız.Bugün yapacağımız işimizi yarınaertelemek aslında o işi yapmamaktır...Çünkü yarının işi zaten var.Bugünden ertelediğimiz işe yarınzamanı nerden bulacağız? Ya bulamayıpo işimizi yapmayacağız, ya dayarınki işimizi erteleyip bugünden kalanıyapacağız. Bu da ertelemelerzincirini başlatacaktır. Bunun içinCepheli ertelemez.Ne yapacağız? Düzenli olacağız,programlı olacağız. Zaman bulamadımdememek için zamanımızı örgütleyeceğiz,doğru kullanacağız veişimizi yapacağız.Günümüze başlarken o gün yapacağımızişleri belirleriz. Neler yapacağız,kimlerle görüşeceğiz,nerelere gideceğiz,belirleriz.Günün koşuşturmasıiçinde karşımızayeni işler çıkacaktır.Bunlar günlük programımızıbüyükoranda etkilemiyorsamutlaka hemen yapılmalıdır.Eğer hemen yapmakmümkün olmuyorsa onu da bir proğramdahilinde planlamalıyız. Aksitaktirde iş boşlukta kalacaktır ve yapılmayacaktır.Bu da asla ertelenmemelidir.Bilmeliyiz ki, zamanındayapmadığımız bir iş, ertelemelerzincirini getirecek ya yapılmayacakya da bize daha çok zamana malolacaktır.Cepheli kafasına göre yaşayan, aklınaestiğinde aklına geleni yapan değildir.Cepheli "Biz"dir. Karıncalargibi her birimiz devrime doğru gidenyola emeğimizle omuz veririz. Bugünbulunduğumuz yer de verilen emeğin,ertelenmeyen işin sonucudur. Bizbunu bilerek hareket ederiz. Meselabir orkestra düşünelim. Onlarca müzikaleti aynı anda çalar ve güzel birmüzik çıkar ortaya. Ama bir zamanlamasıvardır her notanın. Ve herhangibir aletin biraz geç çaldığını düşünelimortaya müzik değil gürültü çıkar.Orkestrada herkes, her alet birbirinebağlıdır, birbirine bağımlıdır, karşılıklısorumluluk vardır. Her aleti çalan bilirki çalmasını ertelerse, orkestranınürettiği müzik eksik ve yanlış olur,müzik değil gürültü olur. Cephelilerişte böyle bir orkestra gibidirler. SesimizinCepheli sesi olduğu orkestraoluşumuzdan anlaşılır.İşlerimizi yaparken zamanındayapmakta ısrarlı olacağız. Emeğimize,alınterimize, kanımızla, canımızlayarattığımız değerlerimize sahipçıkacağız. Sahip çıkmak, işiniyapmaktır. İşimizi yapacağız. Sahipçıkmak ertelememektir, sahip çıkmakomuz vermektir.Devrim için yola çıktığımızı hepaklımızın baş köşesinde tutacağız vebugünkü işimizi yarına bırakmayacağız.Yarına bıraktığımız her iş devriminişidir. Ertelediğimiz devrimdir.Cepheli devrim yapmak içinvardır; ertelemez, zamanında yapar.22Liseliler: Bu Kavgada


HalkDüşmanıAKPSAĞLIK BİZİM HAKKIMIZDIRBEDELİNİ KAT KAT ÖDEDİĞİMİZHAKKI BİZE YENİDEN SATIYOR AKPSağlık haktır! Tartışılmaz,pazarlığı yapılmaz bir hak.Halkların uzun mücdeleler sonucu kazandığısağlık hakkını kimin kullanacağınakapitalizmde iktidarlar kararverir. Bizde, sağlımızı alınıp satılanbir mal haline getiren ise halk düşmanıAKP’dir.AKP iktidarı sağlık hakkımızı“Sağlıkta Dönüşüm” adı altında adımadım hayata geçirdiği politikalarlagasp etmiş ve kâr kapısına dönüştürmüştür.2003 yılında başlayan “SağlıktaDönüşüm” adıyla AKP’in sağlık alanındakireform çalışmaları kapsamındaönce Genel Sağlık Sigortası(GSS) uygulamaya konuldu. Bu GSSile o zamana kadar var olan sosyal güvenliksistemleri tek çatıda toplandıve bize; “hastane kapılarında kuyruklardabeklemeye son” şeklindesunuldu.Hastaneye gittiğimizde ise kuyruktabeklememenin bedelinin katkıpayı adıyla ek ödeme yapmamızın zorunluolduğunu gördük.Bize “paran kadar sağlık” denmeyedevam ediliyordu.Bu uygulamanın özel sağlık merkezlerineve özel sigorta şirketlerinede müşteri kazandırma uygulaması olduğunu,Sağlık Bakanlığı, Aralık2003 tarihli “Sağlıkta Dönüşüm” raporundaitiraf etmiştir: “Genel SağlıkSigortası’nın kurulması yanındaözel sağlık sigortacılığının da gelişimidesteklenecek, özel sigortaların tamamlayıcıbir rol ile sistemde bulunmasısağlanacaktır Özel sigortacılıkteşvik edilecektir.”Uzun mücadeleler sonucu, bizimmücadelemiz sonucu sahip olduğumuzsağlık hakkımızı zaten bedeliniödedik. İçtiğimiz suda, aldığımızokul kitabında, kullandığımız elektrikte...ve daha aklımıza gelen gelmeyenher şeyden keserek vergi adıaltında bedelini bizden kat kat fazlasıylaaldığı sağlık hizmetlerini tekrarbize satmaktadır AKP.Herkesin bir doktoru olacak yalanıyla,süslü reklamlarıyla karşımızageçip bundan sonra “hasta”değil,“müşteri”olduğumuzu vurguladı. Uygulamayakonan Aile Hekimliği ilehasta-hekim ilişkisi sağlıkta taşeronlaştırmayadönüştü ve satıcı-müşteriilişkisi oluştu.Sağlıkta dönüşüm uygulamasınınsıradaki adımı da Kamu HastaneBirlikleri Yasa Tasarısı.Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı26 Mart 2010 tarihinde TBMMPlan ve Bütçe Komisyonu'ndan geçmişve TBMM’ye havale edilmişti.Bu yasa tasarısını onbinlerce sağlıkemekçisi iş bırakarak (13 Mart, 19-20Nisan 2011) protesto etmiş ve uygulamayageçmesini durdurmuştu. Halkdüşmanı AKP yangından mal kaçırırcasına,emekçilerin direnişi sonucundaçıkartamadığını bu sefer KanunHükmünde Kararname ile uygulamayakoyma yolunda.Nedir Hastane BirlikleriYasa Tasarısı?Bu tasarıya göre Sağlık Bakanlığıyeniden yapılandırılacak ve bakanlıksağlık hizmeti üreten bir kurumolmaktan çıkarılarak sağlık piyasasınıdenetleyen ve düzenleyen bir kurumhaline getirilecek.Bunun anlamıda, önceliklebakanlığabağlı sağlıkkuruluşlarınınözelleştirilmesidemektir.Yani sağlıkalanında kamuhizmeti ortadankalkacak.Sigortamızıözelleştirdikten, doktorumuzu özelleştirdiktensonra onların hizmet sunduğualanı da özelleştirmiş oluyor. Buyasa tasarısı uygulamaya başladıktansonra hastaneler birer sağlık şirketiolacak. Bununla da kalmayıp hastanelersınıflandırılacak. Bu sınıflandırmaaslında insanların da sınıflandırılmasıanlamına geliyor. HastanelerinA, B, C, D, E diye sınıflandırılmasında“tedaviler karşılığındaalınacak ilave ücret oranlarının”da belirleyici olacağının belirtilmesiinsanların ödeme gücünegöre sınıflandırılacağını gösteriyortemelde.Bu sınıflandırma neyi getirecek:Sermayesi olan hastaneler iyi donanımlıolacak, ücreti yüksek olacak.Hastanelerin sınıflandırılması onlaraihtiyaç duyacak insanların da sınıflandırılmasıolacaktır. Asgari maaşlageçinmeye çalışan bir insanın A sınıfındanbir hastenin masrafını karşılamayadeğil parası ömrü de yetmez.“Herkes birinci sınıf vatandaş olacak”vaadiylehalkı kandırıp iktidarolan AKP, bizi sınıflara ayırıyor ve“paran yoksa öl” diyor.Hayır, AKP’nin halk düşmanı“paran yoksa öl” politikalarını kabuletmiyoruz. Biz örgütleneceğiz,sağlık haktır satılamaz şiarıyla yaşamhakkımız olan, bedeller ödenerekkazanılmış haklarımıza da sahip çıkacağız.Anadolu’nun Kayıp ŞarkılarıHalk Kültürünün Zengi̇nli̇ği̇ni̇ AnlatıyorBursa’nın Teleferik Akçağlayan Mahallesi’nde, 4 Eylülgünü “Anadolu’nun Kayıp Şarkıları” belgeseli gösterildi.Saat 20.30’da başlayan gösterime mahalle çocuklarının dailgisi yoğundu. Ailelerin de katıldığı gösterimi yaklaşık 50kişi izledi.Anadolu’nun Kayıp Şarkıları, mahallelerimizde izlettirilenfilmlerden birisi oldu. Film, Anadolu’da yaşayanhalkların kültürlerinin zenginliğini anlatıyor. Bu nedenleçok beğeniliyor.Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Biz de Varız23


Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011TarihtenOlay lar... Ki şi ler...“Hukuk, egemenin haksızlıklarınıhaklı göstermek aracıdır”28 Eylül 1994 tarihinde İstanbul’da bir kafeteryada oturanSendikacı Elmas Yalçın, mühendis İsmet Erdoğan veAv. Fuat Erdoğan polisler tarafından katledildi. Avukat FuatErdoğan’ın anısına 17-18 Eylül 2011 tarihlerinde “HAKMÜCADELESİ VE HUKUK” konulu II. ULUSLARARASI SEMPOZYUM yapılacak.Sempozyumun birincisi 26-27 Eylül 2009 tarihlerindeyapılmıştı. Sempozyuma Türkiye, Venezuella, Kolombiya,Arjantin, İtalya, Yunanistan, Almanya, BaskÜlkesi, Lübnan, Filistin, Irak, ve Mısır’dan avukatlarve özgürlük savunucuları katıldı.Konumuz hukuk olunca biz de tarihten köşemizde, tariheuzanıp Şeyh Bedreddin’in Edirne’deki bir medresedehukuk üzerine yaptığı konuşmayı aktaracağız.***“Karındaşlarımız!.. Öğrendik ki, bugünkü söyleşimizinkonusu hukuk imiş... Ancak, izniniz olursa, biz sorunubaştan almak düşüncesindeyiz... Dilerseniz ve dahisizi sıkmazsa, bu yöntemi uygulayalım... (...)- Hukuk... Niye gerekmiştir acaba? İnsanların davranışlarınayasak koymak zorunluğu nerden doğmuştur?Haklı, haksız sözcükleri neden türetilmiştir? Bizce, asılyanıtlanması gereken sorunlar bunlardır... Yoksa, birkutsal kitabın, bazı bölümlerini tanık göstererek, kişiselyorumlara girmek, sorunu çözemez... O yüzden izin istediksizden... Bazı alışkanlıklara karşı çıkarsak, size yanlış gelensözler söylersek, hemen nedenini sorun... Böylelikle,karşılıklı söyleşmiş, ama doğruya giden yolda da ilerlemişoluruz...Bakınız insanlar! Yasaklardan söz ediyoruz. Hukukunana kuralı budur. Yasaklar...Ne gereği vardır yasakların? İşte burdan başlayalım.Kutsal kitapların bildirdiğine, bilimsel gerçeklerin ortayaçıkardığına göre, yeryüzü insanlara ortak olarak verilmiştir...Soruna nerden bakarsanız bakınız, insanlar eşittir...Kutsal kitaplar açısından bakarsanız ilk insanAdem’in ve onun kürek kemiğinden yaratılmış olanHavva'nın çocuklarıyız tümümüz... Yani, yeryüzü, Ademinsayılırsa, biz, tümümüz onun mirasçılarıyız... Bir anadan,bir babadan gelen insanların payları da eşit olur... Ozaman, herkes yarınından güvenli, ürettiğinden inançlıdır...Bilirsiniz ki, harcadığınız emek, nice olursa olsun sizin özmalınız haline gelmektedir... Dünyanın gerçek düzeni, bubiçimde kurulmuştur. Ama, insanoğlunun zorbası, hayınıvardır. Tarihin çok eski dönemlerinde, bir açıkgöz çıkıpöteki insanların emeklerini sömürerek, kendisinin onlardandaha az çalışıp daha iyi yaşayacağını düşünmüştür.Düşündükten sonra da bunu uygulama alanına koymuştur.Onlardan önce silâhyapmış, onlardan daha güçlüduruma gelmiştir. Gelende,sömürü başlamıştır...Ne var ki, sömürününbir sınırı olmak gerek. Bilmembilirmisiniz, Akşehir'in,Sivrihisarlı olduğu söylenen bir Nasreddin Hoca'sıvardır... Öykülerini anlatırlar... Bu adam, birgün kafasınakoymuştur. Merkebini, ağır ağır açlığa alıştırarak, hiçarpa vermeden yük taşıtacaktır. Yani, sömürüyü son kertesinegötürecektir. Birgün bakar ki, merkep ölmüş... işte,o ilk zorba insanlar üzerinde egemenlik kurduğuanda, hukuk doğmuştur.Neden mi? Haksızlığın olmadığı yerde, haklılar da olamaz.O zaman, hukukun bir gereği yoktur. Herkes eşit,herkes ürettiğinin tam karşılığını alanda, haksızlık sözkonusu olamaz. Olmayanda, haklının, haksızın ayrılmasıgereği duyulmaz. Böyle sözcükler bile olmaz o dilde...Öyleyse, ilk hukukun başlangıcı, ilk sömürgenin ortayaçıkmasıdır...Şimdi, sorunu daha belirgin bir biçimde yürütebiliriz...(...)- Demek ki, hukuk, ilk haksızlıkla birlikte kendinin gerekliolduğunu duyurmuştur.Öyleyse gelişmesi nice olmaktadır?Haksızlıkların artması, çeşitlenmesi, çoğalması ve sömürünündurmaksızın işlemesi ile... O zaman, her dalda,sömürünün girdiği her noktada bir haksızlık belirmektedir...Ve dahi hukuk, bu haksızlığı, insanların kabul edebileceğibir düzeye indirgemek için varolmaktadır.Nice mi? Şöyle anlatalım... Hoca'nın eşeğini alalım ele...Eğer arpayı tümden kesmeseydi Hoca, merkep bir süredaha yaşar, sömürü bir süre daha sürerdi değil mi?- İşte hukuk da, bu akıl ödevini yürütmektedir... Sömürünün,egemen adına işlemesi ve mümkün ol-duğuncaçoğalmasını sağlayan bir kurallar toplamıdır...Açıkça bellidir ki, ilk hukuk, sömürgenin, sömürüsünüdaha sağlam sürdürmesini sağlamak için konulmuştur.Çünkü ilk yasaklardan biri, efendinin buyruğunakayıtsız uyulması gereğini savunur... Kayıtsız uymak,köleliğin kabul edilmesini zorunlu kılar. Ondan sonrakigelişmeler, yeni yasaklar gerektirmiştir.Köle düzeni kabul ettirilince, bu kez efendi-köle ilişkilerikonusunda yasaklar başlamıştır. Örneğin, tarihin ilkçağlarında, Hititler diye bir kavim yaşamıştır Anadolu’da...Bu kavimde, Heredot'un dediğine göre, kölesiyle evlenen24Liseliler: Bu Kavgada


ir kadın toplumdan çıkarılmakta.Efendisiyle evlenen bir cariyeise, köle olarak kalmakta, çocuğunköle olmaması için kralın hazinesinedört at vermek gerek-mekteydi...Bu bir hukuk kuralıdır...Demek ki, bir başka örneğe geçiyoruzşimdi...Toplum, önce yapısını kurar,egemenler belirir, hukuk ondansonra bu egemenlerin haksız isteklerinikurala bağlayarak haklıgösterir. Daha açık söylemek gerekirse,hukuk; egemenin haksızlıklarınıhaklı göstermek aracıdır.Örneğin, bir insanın ötekiniöldürmesi, insanlığa aykırıdır...Ama, egemenin isteğiylehukuk, iki insandan birini efendi,ötekini köle sayanda, efendininköleyi öldürmesi hukuka aykırı olmamaktadır. Eski Yunan'dabu bir hukuk kuralıdır... Örnekleri çoğaltmakmümkündür...Burda açıklamak istediğimiz, hukukun yapısıdır. Yapanındurumunu saptayan bir niteliğin, niceliği biçiminedönüşmesidir... Hititlerde, hukuk salt Kralın egemenliğiniperçinleyen bir düzenleme içindedir. Eski Yunan'la Roma'daise salt efendilerin egemenliğini sağlamlaştıran birkurallar tümü... (...)- Şimdi, yine bilimsel bir açıdan, dinsel hukukları inceleyelim...Ama, başından tutturduğumuz yöntemi hiç şaşırmadan...İlk dinsel hukuk, Batı bilgelerinin Hammurabiyasaları dedikleri on kutsal buyruk düzenlemesidir... Vedahi diyebiliriz ki, bu ilk on buyruk, toplumsal hukukunbaşlangıcı olmuştur, İlk kez, kişisel egemenliği sağlamlaştırmakyerine, kişisel varlığa öncelik tanımıştır. O dönemiçin, devrimdir bu... Belirlenen toplumsal egemenliğideğil, özlenen düzeni savunduğu için... İşte, dinsel hukuktageçerli olan budur... Yahudi dininin yasakları, sömürüdüzeninin sağlamca sürdürülmesi için değil, sömürüdenpay alanların çoğalması için yapılmıştır... Öldürmekyasaktır... Daha önce, efendi olmak kaydiyle özgürolduğu halde... Çalmak yasaktır... Daha önce, başkalarınınmallarını çalmak kışkırtıldığı halde... Burda eskiYunan'dan bir örnek verelim yine...Isparta’da çocuklar, usta hırsızlar olarak yetiştirilirlerdi,hem de devlet tarafından, şimdi bir düşünün... Hırsızlığınhukuk kuralı olması aklınıza yatar mı? Demek ki, düzenbunu gerektirmektedir... Evet, dinsel hukuk, egemenliğibiraz daha yaymak, sömürüyü az biraz daha azaltmak için,ilk dönemin özlemleriyle başlamıştır. Tüm yetkileri, firavunların,kralların elinden alıp, daha çok insana, rahiplerede dağıtarak, egemenliğin, sömürülmüş değerlerin dahaçok kişi tarafından paylaştırılmasını getirmiştir. Hristiyanhukuku, bundan bir adım daha ileridir... Köleliği kaldırmaktadıryeryüzünden... İnsanların,ırk, dil, din ayrılmaksızın kardeşliğinikurala bağlamaktadır... Kardeşlerarasında kölelik, efendilikolur mu? Demek, hukuk toplumsallıkyönünden biraz daha ilerlemiştir...Ama, şurası kesindir ki, kardeşlikiçinde bile ilerlemenin gereğiolarak, ayrıcalıklı kişiler, zümrelerdoğmuştur... Örneğin senyörlerleelele veren ruhban sınıfı, toplumunsömürücüsü olmuştur. Ne varki, bir yoksul çocuğu da ruhban sınıfınagirerek, senyörlerle eşit olanaklarasahip olabilmektedir...Hristiyanlıktan sonraki islamhukuku ise, daha ileri bir toplumunmuştusunu getirmektedir... Örneğin,alışverişte para kullanılmıyor ise senetsöz konusu olmaktadır islam hukukunda...Güvenilir Yazman diye adı geçen tanıklar bulunmaktadır...Bunlar ise, ticaretin gelişmesini sağlayanbir ileriki hukuk düzeninin özlemini dile getirmektedir. Veegemenliğin daha da çok kişi tarafından paylaşılmasını sağlamaya,yeni bir atılımın güç kaynağı olmaya yönelmektedir...Neden derseniz, bu hukuk araştırmamızı yaparken,bir nokta bilmem belirdi mi gözlerinizde.... İnsanlık belirliaşamalardan geçmektedir. Her hukuksal aşamada vedahi dünyanın her yerinde bu aşamaları görmek mümkündür...Ne demiştik konuşmamızın başında, ilk insanlareşitti, ister kutsal kitaplara bakalım, ister bilimsel verilere,topluluk olmadan önce, herkes ancak kendi çabasınınsonucuyla yaşamak olanağına sahiptir...Sonra, efendiler belirdi ilk zorbalar olarak. Bu zorbalarlabirlikte, insanlar topluluk olmaya, toplum olmaya başladılar.Çünkü zorbanın sömüreceği insan ne denli çok, nedenli bir arada bulunursa, gücü o denli artmaktadır. Dinselhukukun başladığı dönemde ise giderek efendilik-kölelikortadan kalkmaktadır. Ama bu kez de, toprak sahiplerinin,ister bir senyör, isterse bir ruhban olsun egemenliğibaşlamaktadır. Toplumun efendileri onlardır bukez... Hristiyanlık, Yahudilikten bunu devralıp getirmektedir.Sonra islam hukuku, yeni bir egemenlik anlayışınıbelgelemektedir... Ticaret yapanın, toprak sahibinebile egemenliğinin delillerin görürsünüz bu hukukta...Demek ki, dönem ticaret sahiplerinin egemenliğidönemidir... Kurallar onların kurallarıdır... Borç alıp veresiyeiş görerek sonradan yalanlamayı engellemek için,güvenilir yazmanlardan, senetlerden sözedilmektedir... Yapeki, insanlık tarihi burda kazık kakıp kalacak mıdır? Binyıllardır sürüp gelen gelişme, duracak mıdır böylelikle?..Biz sanmıyoruz... Egemenlik durmaksızın el değiştirmektedir.Ve geleceğin egemenliği de, hukuku da bu değişikliklereuygun olacaktır... (...)” (Erol Toy, Azap Ortakları)Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Biz de Varız25


kullanmaktadır.12 Eylül’ün faşist, gerici eğitimsistemi AKP iktidarında aynen sürdüve sürmektedir.Eğitim sistemini 12 Eylül’ün faşistkurumları üzerine oturtan AKP iktidarı12 Eylül’den hesap soramaz.AKP, YÖK’üyle, faşist, gerici eğitimsistemiyle 12 Eylül’ü yaşatan iktidardır.12 Eylül’ün DGM’leriniACM yapmak, AKP’ninsahtekarlığıdırAKP 2005 yılında AB’nin dayatmasıyleDevlet Güvenlik Mahkemeleri’ni(DGM)kapatıp “demokratikleşiyoruz”şovlarıyla Ağır Ceza Mahkemeleri’ni(ACM)açtı.ACM’lerin açılması tam da AKPriyakarlığına uygun bir politikadır. Yapılansadece DGM binalarının dışındakitabelaların sökülüp yerine ACMplakalarının takılmasından ibarettir.Mahkeme salonlarından mahkemeheyetlerine kadar her şey olduğu gibikorunmuştur. Demokratikleşme biryana sadece siyasi davalara bakanDGM’lerin yerine açılan ACM’lerinbaktığı “suç” kapsamı genişletilerekdevletin yargı terörü halkın çok dahageniş kesimlerini içine almıştır. VeAKP bugün ACM’leri halka karşı birsilah olarak kullanmaktadır.12 Eylül’ünhapishanelerinin yerineAKP iktidarı,F Tiplerinde katletmeyedevam ediyor12 Eylül on binlerce devrimciyi,ilericiyi, aydını, yazarı hapishaneleredoldurması ve hapishanelerdeki işkenceleriylesimgeleşmiştir. Ancak 12Eylül’den sonra sivil hükümetlerin iktidaroldukları dönemlerde de bu hiçdeğişmemiştir. İşkenceler, keyfi uygulamalar,katliamlar 12 Eylül’e rahmetokutacak niteliktedir.Hapishaneler halkı sindirmeninbir aracı olarak kullanılmıştır.İşte tablo ortada: 12 Ey lül'de ha -pishanelerdeki hükümlü sayı sı yaklaşık79 bin ci va rın da iken, 2011 yılındabu rakam 120 bini aşmıştır.AKP'nin iktidara geldiği 2002'de,tutuklu hükümlü sayı sı 59.429’dur.9 yıllık AKP iktidarın da bu sa yı ikika tı nı aşmıştır.Bu rakamlar, 12 Eylül’ün AKPtarafından sürdürüldüğünün göstergesidir.Birçok basında 12 Eylül’ün bilançosunuokuyacaksınız. 12 Eylülhalka karşı çok büyük baskı ve terörünuygulandığı dönemdir. 12 Eylülbir çok konuda miladdır. Yozlaşmadanapolitikleşmeye, örgütsüzlükten halkınmücadeleye katılmasındaki zayıflığınakadar bir çok olgunun nedenleriniaçıklarken 12 Eylül’e kadargidilir. Ancak kimilerine göre 12 Eylülcunta yıllarıyla sınırlıdır. 12 Eylüldenbahsederken de sadece Mamak’ta,Diyarbakır’da, Metris’te vediğer askeri hapishanelerde yapılan işkencelervardır. Yönetimin askerlerdensivillere devredilmesinden sonrasıyoktur. 12 Eylül’e ilişkin rakamlar dasadece o dönemi kapsar. Yazılanlara,konuşulanlara bakarsanız sonrasındasanki hiç işkence olmamıştır. Hapishanelerindetutsaklar katledilmemiştir.İnfazlar, kayıplar, köy yakmalar,göç ettirmeler bu ülkede yaşanmamıştır.Kısmen 90’lı yıllardan da bahsedilmektedir;ancak bugün yoktur.AKP dönemi yoktur.Birçok olgunun hala 12 Eylül’leaçıklanıyor olmasının nedeni cuntayıllarında uygulanan işkencelerin,katliamların, baskı ve terörün sonucudeğildir. 12 Eylül’ün tüm kurumlarıyla,tüm uygulamalarıyla devamediyor olmasındandır.12 Eylül’le birlikte açık faşizm kurumsallaşmıştır.Ve 12 Eylül cuntasındansonra ülkemizi yöneten tümhükümetler iktidarlarını 12 Eylül’ünfaşist kurumları sayesinde sürdürmüşlerdir.Örneğin düzen partilerimuhalefette iken YÖK’ü, DGM’lerikaldıracaklarını açıklasalar da iktidarageldiklerinde iktidarlarını o kurumlaradayandırmışlardır. AKP bunun ençarpıcı örneğidir. Bugün 12 EylülAKP iktidarı tarafından sürdürülmektedir.Aşağıda aktaracağımız rakamlarbunun kanıtıdır.12 Eylül 1980’den itibaren 1980-83 ara sında işkencede katledilenlerinsayı s ı 171’dir.Ha pis ha ne ler de aç lık gre vi veölüm oru cun da ölen le rin sa yı s ı14‘tür. (Açığa çıkmayanlarla birliktebunun iki katı olduğunu varsayabiliriz.)1980’de 43, 1981’de 73, 1982’de49, 1983’te ise 20 kişi katledildi.AKP iktidarı döneminde ise; devletinresmi rakamlarına göre 2000 yılından19 Ocak 2011 yılına kadar olanson on yıl içinde 1758 kişi hapishanelerdekatledilmiştir.2003-2009 yılları arasında, işkenceyapmaktan dolayı 34 bin 922polis, jandarma ve gardiyan hakkındasuç duyurusunda bulunuldu. AKPişkencecileri korudu: 34 bin 922 işkenceciden20 bin 32'si hakkında takipsizlikkararı verildi. 13 bin 732 işkencecihakkında 4 bin 508 dava açıldıve 7 bin 548 sanık beraat ettirildi.484 işkenceci hakkında işkenceyapmaktan hapis cezası, 569 işkenceciyede para cezası verildi.Bu rakamlar cun ta nın “demokratlığı nı”, “insan haklarına saygı sı nı” de -ğil ama, AKP’nin fa şist li ği ni gös ter -mek te dir.Bugün halen 64 gazeteci tutukludur.Dergi bürolarımız, derneklerimiz,mahallelirimiz helikopterlerle basılmaktadır.Okullarda, mahallelerdefabrikalarda AKP iktidarı tarafından12 Eylül hüküm sürmektedir. 12 Eylüldünde kalan bir cunta yönetimi değildir.12 Eylül tüm kurumlarıyla sürenAKP iktidarıdır.Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Biz de Varız27


Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Ders:Söz NamusturSevgili okurlar merhaba.Bu haftaki dersimizde devrimciliğimizintemel yaşam kurallarındanbirisini işleyeceğiz.Yani "verilen sözün tutulması"ndansöz edeceğiz."Söz vermek ve verilen sözü tutmak"neden yaşam kuralımızdır?Çünkü halkın bize olan güvenini,kişiliğimizin şekillenişini belirler.Devrimci bir örgütün ideolojikçizgisinin en açık haliyle ortaya çıktığıalanlardan birisidir.Tutarlılık ve netlik buçizgide kendisini ifade eder.Lafla halkın öncüsüolunmaz.Öncülüğü mücadeleiçinde kazanmak gerekir.Bunun asgari kuralı ise sözünü tutmaktır.Halkın güven duymadığı bir devrimciya da devrimci bir örgüt düşünülebilirmi?Düşünülemez elbette. Bu nedenle"sözünü tutmak" varoluşumuzubelirleyen en temel yaşam kurallarımızdandır.hali emperyalizmeve işbirlikçilerinekarşı mücadeleetmektir.Mahirler Kızıldere'dekerpiçevde "Biz burayadönmeye değil,ölmeye geldik"diye haykırdıkları andan itibaren butanım ülkemiz halklarının bilincinekazınmıştır.12 Temmuz, 16-17 Nisan, Çaytaşı,Balkıca, ölüm orucu eylemlerimizve daha sayısız direnişimizle bugüven büyüdü.Bir gecede insanlarımız beşer onarkatledirilirken, ölüm oruçlarında 122şehidimiz aylar boyunca hücre hücreölürken, emperyalizm ve işbirlikçilerinekarşı verdiğimiz mücadeledenvazgeçmedik.Cepheliler,özü sözü bir insanlardırBu tarihsel birikim ve ideolojikçizgi; en basit eylemimizden en uzunve kapsamlı kampanyalarımıza, ajitasyonpropaganda faaliyetlerimizdenhalkla kurduğumuz ilişkilere, kültüreldeğerlerimizden giyim kuşamımıza,oturup kalkmamıza kadar bizişekillendirmektedir."Geleceğim" dediğimiz yere gitmek,borcumuzu belirttiğimiz gündeödemek, derneği bugün benaçacağım diyorsak o gün mutlakaaçmak, bir eylemde görev almışsako görevi yerine getirmek... özü sözübir olmaktır.Hayata geçirdiğimiz pratiğimizlehalkın devrimcilere güven duymasınısağlıyoruz. Bunu oturuşumuzla,kalkışımızla, saygı ve sevgimizle,halkımızın emanet ettiği bir eşyayı korurkenyapıyoruz. Örnekler çoğaltılabilir.Fakat en önemlisi sözümüzdedurmaktır. Özü sözü bir olmaktır.Halkımız bir Cepheli’nin arkasındanasla şöyle dememelidir: "Şu kişiyehiç güven olmaz, kaç defa söz verdiama yerine getirmedi." Bu bize güvensizliğinifadesidir. Ve bazen o güvenitekrar yaratmak çok zordur. Böylebir güvensizliğin yaratılmasına hiçkimsenin hakkı yoktur. Tam tersinedevrimciler halkın her konuda güvenebilecekleritek kişilerdir. Çünküdevrimciler halkı için büyük bedellerigöze almışlardır, canlarını ortaya koyarakbu mücadeleye girmişlerdir.Halk ilişkilerimizden alınan borçpara söz verilen zamanda iade edilmelidir.Ziyaret için söz vermişsek o günmutlaka ilişkilerimizin evlerine gidilmelidir.İnsanlarla ilgilenmek,onları örgütlemeken temel işimizdir. Günlükprogramlarımızıbuna göre oluşturmalıyız.Gelişigüzel, bugünolmadı yarın yaparızanlayışından uzak olunmalıdır.Cepheliler özü sözü bir insanlardır.Halkın gözünde buna zarar verecekdavranışta bulunmaya kimseninhakkı yoktur.Söz namustur. Sözünde durmamakkirlenme ve yozlaşmadır.Özü Sözü Bi̇r OlmakTarihimizde "özümüzle sözümüzün"uyuşmadığı; "teorimizle pratiğimizin"ayrı düştüğü tek bir noktadahi yoktur.Şehitler ve sayısız bedeller karşılığındayarattığımız geleneklerimiz vekültürümüz var.Devrimciler halkımızın hafızasındaözü sözü bir insanlar olarak yer almışlardır.İlk kez 1971'lerde THKP-C'nin silahlı mücadelesi ile şekillenenbu düşünce, yeni gelenekler eklenerekbugünlere kadar gelmiştir."Özü ve sözü bir olma"nın en netHalkla Kurduğumuzİli̇şki̇lerde SözümüzüTutmalıyızKendi̇mi̇ze VeÖrgütümüze Verdi̇ği̇mi̇zSözleri̇ TutmalıyızHalkımıza verdiğimiz sözlerin yanındakendimize ve örgütümüze verdiğimizsözler vardır."Daha iyi bir devrimci olmak içingelişeceğim" diye söz veren bir devrimcisözüne sahip çıkmalıdır.Sözüne sahip çıkmanın yolu kendisineemek vermektir.Kendisine emek vermeyen birdevrimcinin özü sözü bir değildir.Devrimcinin teorisi ile pratiği birolmak zorundadır. Hani denir ya, ku-28Liseliler: Bu Kavgada


şun iki kanadı olmadan uçamaz;devrimcinin birbirini destekleyenbu iki yanı olmazsa yol alamaz,tö-kezleyip durur ve nihayetindeYOLDAN ÇIKAR,kaybolur gider.Emek vermeden,iddialı olmadan, istekli biröğrenci haline gelmeden, okumadan-kendinieğitmeden-kitlelerieğitmeden devrimcilik yapılamaz.Yolu devrimci teori ile aydınlatılmayanpratik, karanlıkta el yordamıile yürür.Devrimci, sosyalizm idolojisi iledonandığı ölçüde burjuvazi ile arasınakalın sınırlar çizer.Disiplinli olunmadığında söz yaşamdakarşılığını bulmaz. İç disiplintarihe ve şehitlere saygıdır. Bu saygıkorunarak disiplinli olunabilir. Aynızamanda bizim tarihimiz ve şehitlerimiz,halkımıza verdiğimiz "devrimsözünü" nasıl yerine getirdiğimizin deaynasıdır.Devrimciler savaşma alışkanlığınıbu mücadele içinde kazanırlar.Elbette hatalar ve yanlışlar olacaktır.Ancak devrimcilerin elinde hata veyanlışlara karşı "eleştiri-özeleştiri"silahı vardır.Kendi hatalarından ders çıkarmave kendini yenileme sadece sosyalizmeait bir özelliktir.Eleştiri-özeleştirinin en büyük gücümüzolmasının nedeni budur.Kendimizi sadece eleştiri-özeleştiriylebüyütür ve geliştiririz.O halde hata ve yanlışlarda birdevrimci önce kendisinin nerede yanlışyaptığını bulacak, özeleştirisini verecek,ve ÖZELEŞTİRİSİNE SA-HİP ÇI-KACAKTIR. ÖZELEŞTİ-RİSİNE SAHİP ÇIKMAYAN DEV-RİMCİ EN BÜYÜK GÜÇ KAY-NAĞIYLA ARASINDAKİ BAĞIKOPARIYOR DEMEKTİR.ÖZELEŞTİRİSİ ONUN SÖZÜ-DÜR.ÖZELEŞTİRİSİ SAYGIDEĞER-DİR.ÖZELEŞTİRİSİ NAMUSTUR.Her koşulda ve şart altındaCepheliler söylediğini yapar,yaptıklarını da savunurlar. 40 yıllıktarihimiz buna defalarca tanıkolmuştur. Burjuvazinin yaptığıkatliam, zulüm, işkence karşısındahesap soracağız demişizdir ve ergeç hesabını sormuşuzdur.ÖZELEŞTİRİ YAPMAYAN NA-MUSSUZDUR.ÖZELEŞTİRİYE İNANMAYANDA NAMUSSUZDUR.Sözünde DurmayanBurjuvazi̇di̇rBurjuvazi yalancıdır. Bugün söylediğiyarın çıkarlarına ters düşüyorsahiç söylememiş gibi davranır.Burjuvazi kendine güvensiz, bireyci,söylediğinin arkasında duramayan,söylediğini savunamayan kişilikleryaratmak ister. Bunun için tümimkanlarını seferber eder.Çünkü insanları çürütmek, kişiliksizleştirmekkapitalizmin geleceği açısındanönemlidir. Böylece kendi sömürüve baskı politikalarını çok daha rahat hayatageçirebileceğini bilir.Sözünde durmayan burjuvazi veonun uşaklarıdır. Her söyledikleriylehalkı aldatmaya çalışırlar.Örneğin seçim dönemlerinde bolcatanık oluruz. Düzen partileri herşeyi vaadederler. İş, aş, ev....vb. kendileriiktidara geldiğinde hepsiningerçekleşeceğini söylerler. İktidarolunca da hepsini "unuturlar".Burjuvazinin en temel idelojisi "hiçkimseye güvenmeyeceksin" der. En yakınındakinebile güvenmemeyi, saltkendi çıkarlarını temel almayı öğretir.Burjuvazinin anlayışı "insan insanınkurdudur.” “Babana bile güvenmeyeceksin”dir. Oysa halkımızındeğerlerinde yardımlaşma, dayanışmavardır. İşlerini kolektif bir şekilde yapmakvardır. “Komşu komşunun külünemuhtaçtır”der halkımız. Bu düşüncedebencillik, bireycilik yoktur. “Bir elin nesivar, iki elin sesi var” demiştir. “Birliktenkuvvet doğar” demiştir... devrimcideğerlerimiz, ilkelerimiz, kurallarımızhalkın bu değerlerinden süzülüpçıkmıştır.Burjuvazinin yozlaştırdığıhalkın değerleridir. Bencilliği,bireyciliği halkı yozlaştırmak,örgütsüzleştirmek için bir politikaolarak uygular.Söz vermek, sözünü tutmakdevrimciler içinse namustur.Biz insana güveniriz. İnsanıngelişeceğine, insanın emeğinin her türzorluğun üstesinden geleceğine inanırız.İdelojimiz halka güven ve kendinegüven anlayışı üzerine kuruludur.Şehi̇tleri̇mi̇zeDevri̇m Sözümüz VarSahip olduğumuz tüm değerlerimizşehitlerimiz pahasına yaratılmışdeğerlerdir. Bu değerlerimizi hiç kimseninyıpratmasına izin vermedik.Oligarşinin saldırıları karşısında değerlerimizikormak için gerektiğindeyeni bedeller ödedik ve ödemekteyiz.Yeni değerleri de böyle yaratıyoruz.Söz verip yapmak da Kızıldere’denbugüne şehitlerimizden mirastır bize.Şehitlerimize verdiğimiz sözlerimizvar. Şehitlerimizin mirasını dahaileri taşımak, şehitlerimize verdiğimizsözleri tutmaktır.Onlardan devraldığımız bayrağıyere düşürmeden taşımak, bizlere bıraktıklarımirası korumak, düşmandanher bir şehidimizin hesabını sormakiçin sözümüz var. Verdiğimiz busözlerimizi yerine getirmek boynumuzunborcudur.Her koşulda ve şart altında Cephelilersöylediğini yapar, yaptıklarınıda savunurlar. 40 yıllık tarihimiz bunadefalarca tanık olmuştur.Burjuvazinin yaptığı katliam, zulüm,işkence karşısında hesap soracağızdemişizdir ve er geç hesabını sormuşuzdur.Söz verip yerine getirmek bir değerinifadesidir.Sözümüz, halkımıza verdiğimizdeğerdir. Bizi biz yapandır.Haftaya görüşmek üzere hoşçakalın.Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Biz de Varız29


Ülkemizde GençlikGençlik Federasyonu’ndanSayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Faşist Cuntalar İçindenOnurlu Bir Direniş Geleneği Yarattık!12 Eylül faşist cuntasının üzerindentam 31 sene geçti. Emperyalizmintalimatı çerçevesinde gerçekleşenbu darbeyle halk, genç-yaşlı katledilmiş,tutuklanmış, her türlü faşistyöntemin uygulandığı işkencelerleboyun eğdirilmeye çalışılmıştır. Oligarşigerçekleştirdiği darbeyle beraberemperyalizme ne kadar sadıkbir uşak olduğunu da kanıtlamıştır.Öyle ki darbenin hemen ardından döneminABD Başkanını arayan ABDbaşkonsolosu "Bizim çocuklar başardı"diyerek Türkiye' deki cuntanınasıl mimarının kimler olduğunuortaya koymuştu.Emperyalizmin kontrolünde gerçekleşenbu darbe sürecinde hedeflenenise yükselen devrimci mücadeleyibastırmaktır. Faşist cunta,amacına ulaşmak için önce halkın endinamik ve en militan kesimi olangençliği hedef almıştır. Bu hedefdoğrultusunda onlarca genç sokak ortasındainfaz edilmiş, binlercesi hapishaneleredoldurulmuş, işkencelerdengeçirilmiştir. Öte yandan öğrencigençlik lise ve üniversitelerdentasfiye edilerek okullardan atılmış;okul idareleri hızla faşist kadrolarladoldurulmuştur. Bu politika kapsamındaanti-bilimsel, anti-demokratikfaşist bir eğitim sistemi oluşturuldu.Düşünmeyen, sorgulamayan, dinamizminikaybetmiş bir gençlik yaratmakistendi. Tüm politik yayınlartoplatılıp bir günde tüm ilerici kurumlarkapatıldı. Onların yerine diskolar,gece kulüpleri, kafeteryalargibi uyuşturucuyu, ahlaksızlığı, yozlaşmayıyayan “eğlence yerleri” açıldı.Ancak gençliğin dinamik ve direngenyapısını asla yok edemediler.Her türlü baskının, işkencenin, katliamınyoğun olduğu o süreçte gençlikde geçmişin deneyimleriyle dahakararlı adımlar atıyor ve kendi geleneğiniyaratıyordu. İşte gençlik tamda bu süreç içerisinde onurlu DEV-GENÇ mücadelesini sahiplenerekyıktı kuşatmayı.Dev-Genç, 12 Eylül darbesindensonraki kitlesel eylemlerle halkaumut ve cesaret aşıladı. 1980 yılındafaşist cunta, politikalarını üniversitelerdeuygulama amacıyla kurulanYÖK' ün, kapatılması için Dev-Genç'in başlattığı "YÖK' E HAYIR"kampanyası sırasında YÖK merkezibombalandı. Okullarda artan baskılarakarşı kitlesel boykotlar, okul işgalleriörgütlendi. Lise ve üniversiteleriçindeki sivil ve resmi yapılanmayakarşı devrimci şiddet temelinde eylemleryaptı.İstanbul Üniversitesi' nde Ali RızaKURT'lar, Ankara Üniversitesi' ndeBirtan ALTUNBAŞ'lar, Mimar Sinan'da Seher ŞAHİN'ler olarak yarattıkonurlu direniş geleneğini.12 Eylül darbesinin amaçlarındanbirisi düşünmeyen, bencil, yoz birgençlik yaratmaktı. Bu amacında daKilis'te öğrenci yurdu çöktü!belli bir oranda başarıya ulaşmıştır.Gerek eğitim kurumlarıyla, gerekmedyasıyla, gerek çarpık ahlak anlayışıylabelli oranlarda gençliği yozlaştıranoligarşi, ancak gençliğin özkültürünü tamamen yok edememiş,gençliğin dinamizmini aksine körüklemiştir.Son süreçte daha da yoğunlaşanbencillik, yozlaşma, değersizleştirmesaldırıları altında, Dev-Genç olarak daha 19' unda kahramanlaşanCanan' larımızla bozduk faşizminoyununu. Gençlik Cananlar,Zehralar gibi kahramanlar yarattıkçafaşizm daha da acizleşti, daha da pervasızlaştı.Artık en demokratik talepistemine bile tahammül edemeyendüşman, gençliği tutuklayarak gençliğehak aramanın bedellerinin ağırolduğunu ve buna karşı her türlükeyfi uygulamayı yapabileceği mesajınıveriyor.Hangi baskı yöntemini uygularlarsauygulasınlar gençliğin bağrındayetişen bu kahramanlık geleneğison bulmayacaktır. Çünkü bu kahramanlarhalkın içinden çıkmıştır. Faşistterörünüz ne kadar pervasızlaşırsapervasızlaşsın halkı tüketemezsiniz.Faşist düzeniniz yıkılana kadar butopraklarda Dev-Genç hep olacaktır.Kilis Ekrem Çetin Mahallesi’nde Nedim Ökmen Anadolu Kız ÖğretmenLisesi'nin bahçesinde yaptırılan 750 kişilik yurt binası inşaatının 7. katındabeton dökülürken meydana gelen çökme sonucu inşaatta çalışan MehmetTopal zemin kata düşerek hayatını kaybetti. Bu yurt daha yapım aşamasındaykençöktü ve bir kişi öldü. Bu yurt faaliyete geçtiği zaman çökseydiyüzlerce öğrenci ölmüş olacaktı. Malzemeden “tasarruf” adına öğrencilerincanları hiçe sayılmaktadır. İşte düzenin öğrenci gençliğe verdiğiönem gençliğin yaşamına biçtiği değer budur.Üniversiteye AKP' li rektör!Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, üniversitede yapılan rektörlük seçimlerindeikinci sırada yer alan, AKP Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan AdayıProf. Dr. Hasan Gönen’i Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektörlüğü’neatadı. Üniversiteleri babasının malı gibi gören AKP iktidarı üniversitede tekbir muhalif ses bırakmamak için okuldan atıyor, sürüyor ve kendi kadrolarınıda böylelikle boşalan yerlere atıyor. Rektöründen güvenlik görevlisinekadar her alana kendi adamlarını getirerek üniversitelerde tam bir hakimiyetkurmaya çalışıyor.30Liseliler: Bu Kavgada


Ülkemizde GençlikGençliğinGündemindenÜniversiteyi yeni kazanan öğrencilerinbir dizi sorunla karşılaştıklarıkayıt dönemi bitti. Kayıt dönemininbitmesiyle beraber öğrenciler yenibir sürecin içine girdiler. Bu süredegençlik, yıllarca anlatılan ve özendirilenüniversite hayatını yaşama heyecanı içinde, üniversitedegeçireceği zamanı düşünmektedir. Tabi ki onlar daüniversiteyi kazanan her genç gibi, farklı umutlarla ve beklentilerleüniversiteyi düşünüyorlar. Gençliğin böyle düşünmesidoğaldır, çünkü yıllarca üniversiteler bilimsel eğitiminverildiği, özgür bir düşünce ve araştırma olanaklarınınsunulduğu ve öğrencilerin gelişimini amaçlayan biryer olarak sunulmuştur. Ama gerçekte durum böyle midir?Üniversiteler gençliğin beklentilerini ve umutlarınıtam olarak karşılıyor mu? Elbette HAYIR!Yıllarca gençliğin gözünde büyütülen üniversitelerle,gençliğin umutları sömürülüyor. Gelecek özlemleriyleüniversiteye gelen yüz binlerce gence diplomalı işsizliktenbaşka bir şey verilmediği gibi, öğrencilerin üzerindençıkar hesapları yapılıyor. Özellikle üniversite kayıt dönemindensonra yaşananlar bunların en somut örneğinioluşturuyor. Yoğun bir uğraştan sonra kayıtlarını tamamlayanöğrencileri her yıl yeni yeni sorunlar bekliyor.Bu sorunlar; barınma, burs paraları, ulaşım ücretleri gibigençliğin temel ihtiyaçları üzerinden şekillenmektedir.gençliğintarihinden12 Eylül - 19 Eylül14 Eylül 1992: Esenyurt Osmangazi İlkokulu’nun yıkımınındurdurulması için Dev-Genç’lilerin önderliğinde1500 öğrenci ve velisi Esenyurt'ta yolu trafiğe kapattı.Jandarma velilere saldırdı. 20 veli gözaltına alındı.15 Eylül 1993: Adana 19 Mayıs Lisesi' ne Liseli Dev-Genç tarafından bomba süsü verilmiş pankart asıldı.Sorunlarımızın ÇözümüBoş Vermek Değil'Biz' Olarak Düşünmektir!Üniversite gençliğinin karşılaştığı sorunlardan enönemlisi eğitimin paralı olması ve buna bağlı olarak maddidurumlarından dolayı zorluk çekmeleridir. Devletbuna çözüm olarak bursları sunmaktadır fakat çoğu öğrenciyeverilmeyen burslar, büyük bir adaletsizliği de beraberindegetirmektedir. Çünkü her yıl maddi durumu kötüolan öğrencilere burs verilerek yardım edildiği söyleniyor.Ancak burs paraları hem öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayacakmiktarda değil, hem de asıl ihtiyacı olan öğrencilereverilmemektedir. Geçen yıl 561 bin 3 öğrenci,üniversitelerin lisans ve ön lisans programlarına yerleşti.Üniversiteye yerleşen bu öğrencilerin sadece 117 binineburs verildi. Yaklaşık 444 bin öğrenci burs alamazken,burs alan öğrencilerin de her an burs paraları kesilebilmektedir.Yani öğrencinin burs parası, başarı durumubahane edilerek, keyfi uzaklaştırmalar verilerek istenildiğizaman elinden alınabiliyor. Burslar öğrenciye karşı bir tehditaracı olarak kullanılıyor. Bunun yanında burs alamayanöğrencilere Geri Dönüşümlü Öğrenim ve Katkı Kredisiverilerek, öğrenciler devlete borçlu hale getiriliyor.Yani devletin her öğrenciye öğrenim ve katkı kredisi vermesi,öğrencileri düşündüğünden değil, eğitimde sömürüyüarttırmak içindir.Öğrenciler açısından vurgulanması gereken bir diğerönemli nokta ulaşım ücretleridir. Öğrenci gençlik eğitimdönemi boyunca harç parası ve yemek, barınma, kitapihtiyacı için harcadığı paraların yanında bir de ulaşımiçin yüksek miktarlarda para harcamak zorunda kalıyor.Özellikle son yapılan ulaşım zamlarından sonra bu durumdaha da önemli bir sorun haline gelmiştir. Ulaşım ücretlerineİstanbul, Ankara ve diğer illerde %30'a kadar zamlargetirilmiştir. Hatta bazı illerde 1,15 TL olan ulaşım ücreti2TL'ye kadar çıkmıştır. İstanbul'da ise otobüslerde kartlıgeçişin zorunlu olması, yeni gelen öğrenciler için akbilkartı almayı zorunlu hale getirmiştir. Akbil kartı olmayanöğrenciler otobüse binemeyeceği gibi, bir geçişlik kart içinyapılan zamdan dolayı 50 kuruş daha fazla ödeyerek 3TLvermek durumunda kalıyor. Dolayısıyla bir öğrencinin hergünotobüs kullandığı düşünüldüğünde, öğrenciye maddiolarak büyük zorluklar çıkacaktır.Gençlik olarak geçtiğimiz yıllarda da yaşadığımızbenzer sorunlar bu yıl daha üst boyutta devam etmektedir.Fakat bizlere dayatılan ve düzenin sömürü amacıylasunduğu bu tür uygulamalara '4 sene dişimi sıkar, sabrederim'mantığıyla boyun eğmek zorunda değiliz. Hepimizüniversitelerde, liselerde okuyan öğrenciler olarakdüşünen, üreten ve halkın sorunlarını bilen gençler olmakzorundayız. Düzen bizlerin böyle bir gençlik olmamızı istemesede, bizler daha fazla düşünecek, var olan ve gasbedilenhaklarımız için daha fazla mücadele verecek, 'biz'olarak düşüneceğiz. "Ülkemizin geleceğiyiz" diyen bizlerin,bu düzen içinde yok olup gitmemesi için başka yolumuzyoktur.Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Biz de Varız31


Ülkemizde GençlikSayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Liseliyiz Biz...Genciz, hem de çok genç... Açlığın,yoksulluğun, zulmün, sömürününvar olduğu bir düzende hayatı adımlıyoruz.Açlığın, yoksulluğun, zulmün,sömürünün sorumlusu biz değil iken,bizim payımıza düşer tüm bunlar... Bizimpayımıza düşüyor haksızlıklar,adaletsizlik... Bu halkın çocuklarıolarak daha dünyaya gelmeden borçlanıyoruz.Yabancı şirketlere borçluolarak doğuyoruz. Okul kapılarındakayıt yaptırabilmek için türlü zorluklarlakarşılaşıyoruz... “Bağış parası”adı altında zorunlu har(a)çlarödemek zorunda bırakılıyoruzBizim okullarımız, 15-20 kişinineğitim gördüğü modern teknolojininkullanıldığı, bilgisayar ortamındaeğitim yapan, her branşın öğretmenininayrı ayrı olduğu, okullarınıniçinde spor salonlarından yüzme havuzlarına,kafeteryalarından tüm diğerolanaklarına kadar her şeyi varolan, senelik ücreti annemizin babamızınömür boyu çalışmasının karşılığıolan emeklilik ikramiyesine denkgelen okullar değil! Bizim gittiğimizokullar kayıt paralarını birçoğumuzunailesinin zar-zor denkleştirdiği, kayıtparalarını tamamlayamayanların özelhizmetli gibi okulun temizliğinden,badana boyasına kadar çalıştırıldığı,bu parayı ödeyemeyince okulların kapısındaniçeriye adım atamadığımız,sınıfların 45-50 kişiyle tıka basa doldurulduğu,ezberci, bilimselliktenuzak, anti demokratik okullardır...Özel okullarda, kolejlerdeokuyanlar, altlarındason model jiplerleokullarına giderken; biz,sabah anne-babamızın vermiş olduğuüç kuruş harçlıkla çoğu kez onca yoluyaya olarak yürüyen, cebimizde birçay parası olmadığı için kantinde birbardak çay içemeyen, çoğumuzuniki çift ayakkabıyı bir arada görmediğigenç Liselileriz biz..Belli bölgelerde belli okullarahapsedilmek istenen bizleriz. Oturduğumuzbölgenin en yakınındanbaşka bir okula kayıt yaptırma hakkıtanınmaz bizlere... Parası olanın özelokullarda kolejlerde okuduğu, parasıolmayanın en yakınındaki okuldanbaşka bir okula kayıt yaptırma şansınınolmadığı genç Liselileriz biz.Çalışan, üreten, temizleyen, alınteridöken, makineye kolunu kaptıran,iş kazaları denilen cinayetlere kurbangiden ve tüm dünyanın güzellikleriniyaratan annemiz, babamız ve bizleriken yine aç kalan, açıkta kalan, ikiyakasını bir araya getiremeyen, kayıtparası bulamayan, istediğimiz okulagidemeyen, yol paramız olmadığıiçin onca yolu tepen, geleceği ellerindençalınan, üniversite kapılarıyüzüne kapanan, emperyalist tekellercegeleceğin ucuz iş gücü olarakgörülen yine bizleriz.Okul harçlığı denkleştirmek içinyaz boyu inşaatlarda çalışan, otobanlardasu satan, dağlarda çobanlık,lokantalarda garsonluk yapan, şirketleringetir-götür işlerine bakan,konfeksiyonlarda ve daha birçok yerdeüç kuruş için tatillerde çalışmak zorundabırakılan yine bizleriz. Aynı sırayıpaylaştığımız arkadaşlarımız... elbetteki, emeğin, alınterinin en yücedeğer olduğuna inanıyoruz. Aslautanmıyoruz çalışmaktan.Fakat tüm bu adaletsizlik, haksızlıklaryaşımızdan olduğundan dahaerken olgunlaştırıyor bizleri. Bununiçindir ki, dünyanın hangi bölgesindeolursa olsun haksız yere atılmış birtokadın acısını yüreğimizde hissediyoruz.Aynı Che gibi...Düzen, söylenen her şeye boyuneğen, kendinden başka kimseyi düşünmeyen,kendi sorunlarına dahiduyarsız, apolitik bir gençlik istiyor.Hayır! Asla bu düzenin istediğigibi duyarsız, yoz bir gençlik olmayacağız.Bizler çok genç olabiliriz belki...Düzenin istediğinin tersine bu ülkeningençliği olarak örgütlü ve kolektifbir yaşam için varız. Bencilliğin,adaletsizliğin ve namussuzluğuntam karşısındayız... Yaşanansorunlar bizim dışımızda değildir.Yarınımız, geleceğimiz elimizdençalınırken buna sessiz kalamayız.Bunun içindir ki; biz de varız bu kavgada!..Bizler genciz, geleceğiz!.. Yarınıyızbu halkın. Genç yüreklerimiz, içinekoca bir dünya sığdıracak kadarbüyüktür bizim. Ve eğilmek, haksızlığıkabullenmek için değil, başımızıdik tutmak için biz de varız bu kavgada...Üstelik halkımızın mutluluğuve vatanımızın bağımsızlığı için delicesineçarpar yüreğimiz...‘Marş söyledi diye ceza veriyorlar!Nefes almaları bile suç...’Hayat Tüzer2114 Mart 2010 tarihinde, AKP iktidarının“Roman açılımı” şovu yaptığı, İstanbul’dakiAbdi İpekçi Spor Salonu’nda, “ParasızEğitim İstiyoruz Alacağız – Gençlik Federasyonu”pankartı açtıkları için tutuklananve 17 aydır hapishanede tutulan Gençlik Federasyonu üyesiiki gençten biri olan Ferhat Tüzer’in annesi Hayat Tüzerile, oğlunun keyfi tutukluluk hali hakkında görüştük.Ramazan Bayramı’nda oğlu ile açık görüş yapması engellenenHayat Tüzer, oğluna verilenkeyfi cezaları anlattı.Yürüyüş: Oğlunuzla en son ne zamangörüştünüz? Ferhat’ın kaldığıkoşullardan bahseder misiniz?Hayat Tüzer: Oğlum F Tipi hapishanede kalıyor. SadeceFerhat değil; Ferhat gibi o hapishanelerde tutsak olanherkes çok büyük sorunlarla karşılaşıyorlar.Oğluma türkü söyledi diye ceza veriyorlar. Toplu haldeyüksek sesle konuştuklarında ceza veriyorlar.Ayakkabı araması dayatmasında çok büyük cezalar veriliyor.İnsanca bir yaşam yok oralarda...Yürüyüş: Ferhat’a neden görüş yasağı verdiler? 4 ay-32Liseliler: Bu Kavgada


Ülkemizde GençlikBu Kavgada Biz de Varız!Bu topraklarda yaşıyoruz. Acılarımızı, sevinçlerimizi,heyecanımızı, coşkumuzu, öfkemizi bu topraklarda paylaşıyoruz.Adına vatan deyişimiz bundandır. Uğruna canımızıvermiş, can, kan pahasına korumuşuz.Vatanımız on yıllardır emperyalistler ve işbirlikçileritarafından işgal edilmiş, topraklarımız parsel parsel satılmıştır.Bu yüzden içimiz rahat değildir, oturup bekleyemeyiz.Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, aç, susuz kalıyoruz, birparça ekmek için sabahın karanlığında yollara düşüyoruz.Çamurlu yollara bata çıka yürüyor, tıklım tıkış otobüslerebiniyoruz. Çalıştığımız yere varıyoruz. En olmadıksözleri işitiyor, hor görülüp dalga geçiliyoruz. Hepsinekulağımızı tıkıyoruz. Söyleyeceklerimiz dilimizin ucunageliyor da yine de susuyoruz, konuşmuyoruz. Kimi zamanutanıp, mahçup olup başımızı öne eğiyoruz. Yeterki çocuklarımız gülsün, aç kalmasın diye katlanıyoruz.Bizler, en çok ezileni, sömürüleniyiz. Yoksul olan biziz.Madenlerde göçük altında kalan biziz. İnşaatlarda çalışırkendüşüp ölen biziz. Evi yıkılan, evsiz bırakılan biziz.Muayene olmak için parası olmayan, sedyelerde ölenbiziz. Buz kesen soğukta mendil satan biziz…Halkımız böyle yaşar ki, bizlerde böyle ailelerin çocuklarıyız.Bu halkın çocuklarıyız. Annemiz, babamız böyleyaşar. Adaletsizliği, haksızlığı, eşitsizliği en başta ailemizden,çevremizden görürüz. Paramız olmadığı içinokulların kapıları kapalıdır bize. Zar zor okula kayıt olmuşsak,okul masraflarımızı çıkarabil-mek için çalışmakzorundayızdır. Mezun olduğumuzda iş de bulamayız. Yanibu ülkede geleceğimiz yoktur bizim. Böyle olduğu içinhalkın kavgasına en önde biz katılırız.Ülkemizin gerçekliğini görüp de bu kavgada yer almamakbencilliktir. Bu gerçeklik bizi mücadele etmeyezorunlu kılar.Anadolu topraklarımızın özü isyandır, direniştir.Yüzyıllardan bu yana gelen köklü bir gelenektir. Baskı,zulüm varsa direniş de vardır. Pir Sultan, Şeyh Bedreddin,Baba İshak bunu görüp de mücadele edenlerdir. Can,kan pahasına direnmiş, ipini kendi çekerek zulme boyuneğmemiştir. Yüzyıllar öncesinden bizi katletmeye başlamışlardır.Sivas’ta, Maraş’ta katledildik. Kızıldere’dekatledildik. 19 Aralık’ta diri diri yakıldık. Bedenlerimizbir avuç kömüre döndü. Bu zulüm, bu katliamlar ülkemizdeyaşandı. Belki de bunları sadece kitaplardan okuduk.Ya da anlatımlardan öğrendik. O katliamlar, zulümyaşandığında belki doğmamıştık. Ama şimdi halkınkavgasının içindeyiz. Bu yola baş koymuşuz. Bu halkıniçinde yaşayanlar olarak, en çok sömürülen, katledilen olarak,bu kavgada biz de yerimizi alıyoruz.Dev-Genç’liler böyle bir misyona sahiptir. Bedellerinen büyüğünü ödeme cürettini gösteriyoruz. En öndeölmeyi tercih ediyoruz. Bedenlerimizi halkımızın önündesiper ediyoruz, vatanımız için toprağa düşme kararlılığınıtaşıyoruz. Bu yüzden de en başta biz katlediliyoruz.Bu ülkede yaşıyor, bu ülkede soluk alıyor, kalbimizburada çarpıyorsa, bu kavgada elbette biz de varız. Veolmaya da devam edeceğiz. Bu düzen yıkılana, bu sömürü,bu açlık, bu yoksulluk bitene kadar bu kavganıniçinde olacağız.Başımıza geleceklerin farkındayız. En fazla canımızıalabilirler. Biliyoruz ölümsüz insan yoktur. Bizler istiyoruzki, son nefesimizi bağımsızlığı haykırarak verelim,ki mücadeleye başlarken bunu bilerek katılıyoruz.Gözaltılar, baskınlar, tutuklalamalar yaşayacağız, yaşıyoruzda. Ama bizde bu irade, bu kararlılık ve halk ve vatan sevgisiolduktan sonra, “Ölüm hoş gelir sefa gelir.”Dev-Genç’liyiz. Bu ülkede sömürüyü, açlığı yaşatanlardanhesap soracağız. Adaletli, eşit ve hakça bir düzeniçin, durmaksızın mücadele edenlerdeniz. Direnmeyedevam ediyoruz. Baş eğmeyen, ıslah olmayanlarınonurlu sesi olarak bu kavgada elbette varız, var olmayadevam edeceğiz.Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011dır göremediğinizi söylüyorsunuz. Mektup yazıyor mu?Mektuplarında tutsaklık koşullarından bahsediyor mu?Hayat Tüzer: Dört aydır açık görüşe gidemiyorum.Marş söyledi diye, türkü söyledi diye altı ay görüş cezasıverdiler. Ben “bayramda görüş yapayım” diye taleptebulundum “bayramı da kapsıyor dediler” ve görüştürmediler.Mektup yazıyor ve koşullardan tabikibahsediyor. İşte gardiyanların tavırlarından cezaevininyönetiminin tavırlarından bahsediyor. Mesela telefona çıktığındasesi sinirli geliyor, “ne oldu oğlum” dediğimde“boşver anne” diyor ama ben neler olduğunu gardiyanlarlarınsaldırdığını anlıyorum, görüşe gittiğimdeitilmiş kakılmış görüyorum. Ferhatlar’ın nefes almalarıbile cezaevi yönetimince suç.Yürüyüş:Ferhat’ın davası şu an ne durumda?Hayat Tüzer: Savcı “İddianameyi inceledim suç bulamadım,Anayasada olan haklarını dile getirdiler buçocuklar” diyerek ve beraatlarını istedi ama mahkemeheyeti “kuvvetli suç unsuru bulunmaktadır” dedi tutuklukalmalarına karar verdi. İddianameye baktığımızdabomboş, saçma sapan bir iddianame, onlar da bununfarkında. Ben şu anda mahkemeyi bekliyorum. Ferhat da,Berna da okuldan atıldı.Yürüyüş: Ayrıca sizin eklemek istediğiniz bir şey varmı?Hayat Tüzer: Çocuklar bir an önce özgürlüğüne kavuşsunlar.Yani yeter artık çıksınlar oradan istiyorum,sağ salim sağlıkları bozulmadan...Biz de Varız33


Ülkemizde GençlikMahallemize,Kültürümüze,GeleceğimizeSahip Çıkıyoruz!1Kimdir liseli? Halk çocuklarıdırliseliler. Hesapsız, kitapsız, gençyaşının getirdiği tüm saflığı, temizliğitaşıyan, "Haydi" deyince en öne fırlayan,"dur" deyince ise pek öylekolay durdurulamayan, biraz delidolu, biraz yaşından büyük görünmeçabasında olan, bir yanı anarşist, biryanı çocuksu, illegal iş yapmayı,hele hele eylemden eyleme koşmayıseven, gözü kara, yürekli ve militan...Ülkemiz liselerinde örgütlenebilecekbüyük bir devrimci potansiyelvar. Genel, meslek ve özel liseler dedahil 2011 yılı rakamlarına göre toplam4 milyon 748 bin 610 öğrenciliselerde eğitim görmektedir. Bunlarınbüyük bir çoğunluğu halk çocuklarıdır.Yani burjuva çocuklarınıngenel olarak özel liselerde eğitimgördüğünü hesaba katarsak, gerisihalk çocuklarıdır diyebiliriz.Türkiye genelinde 9281 lise var.Bu liselerin 3327’si genel lise, 5155’iise meslek lisesi. 798’i de özel liselerdahil bu rakamlara.Verdiğimiz rakamlardan da anlaşılacağıüzere, liseliler nüfusun önemlibir bölümünü oluşturuyor. Yaklaşık5 milyonluk bir gençlik kitlesindensöz ediyoruz. Üstelik bu güç dağınıkhalde değil, üç yüzer-beş yüzer, hattabiner kişilik topluluklar halinde birarada bulunuyor.Bu genç kitlenin de düzenle çelişkilerivar. Ailelerinin nasıl sömürüldüğünetanık olan liseli gençliğinkendisi de, paralı eğitimin dişlileri arasındadır.Kayıttan başlayarak, sınavlarakadar her şey için para ödemekzorundadır. Parası olmayanın okuyamadığıbir düzendir bu. Gelecekgüvencesi yoktur.Gerici ve ezberci bir eğitim altında,yaratıcılıkları engellenir; düşünmelerideğil yozlaşmaları istenir.Siyasetle ilgilenmesin, örgütlü mücadeleninkenarından bile geçmesinHalk Çocukları Liselilerdiye uğraşılır. Vatanın emperyalizmesatılmasına seslerini çıkartmasınlardiye uyuşturulurlar, beyinleri kirletilir.Kasıtlı olarak cahil bırakılırlar.Kişiliklerini sağlamlaştıran, bilimseldüşünmeyi öğreten, yeteneklerinigeliştiren, bilgi birikimi sağlayanbir eğitim alamazlar.Laboratuvar yüzü görmeden,kütüphaneden yararlanamadan, faşistidarelerin baskısı altında, not vedisiplin kurulları tehdidiyle, internetve televizyondan oluşan küçük birdünyaya kapatılarak, sosyal faaliyetlerinuzağında, örgütlenmesiyasaklanarak, ezbere dayalı bir eğitimleeğitilir liseliler. Bunu eğitim olarakkabul edersek tabii.Gerici-faşist eğitimle yetiştirilerek;düşünmeyen, üretmeyen, ezberci,duyarsız, silik, kendine güvensiz birgençlik yaratılmak istenir. Enerjisi veatılganlığı köreltilmek istenir. Bununiçin düzenin araçları çok çeşitlidir;internet, televizyon, barlar, kafeler,uyuşturucu, futbol, moda...Bu çabalarına rağmen başarılıolamadığında ise, bu kez de faşistterörü devreye sokar oligarşi. Okuldanuzaklaştırma-atma, not, dayak,gözaltı... tehdidi bekler liseli gençliğintepesinde.Yaşı Küçük YüreğiBüyük LiseliDüzenin yozlaştırma saldırılarınarağmen, kapitalizmin henüz çok kirletemediğiliseli gençlik, dinamikbir kitledir. Öğrenmeye açıktır, kolayöğrenir, hızla kavrayabilir, isteklidir,mücadelecidir. Hesapsız olduğu için,bedel ödeme noktasında en öne fırlayandır.Düzenle olan eğitim bağınıkoparmaya açıktır. Aile ilişkilerinedeniyle kimi sorunlar, güçsüzlükleryaşasa da, örgütlendiğinde, bu bağıda kopartıp atacak güce kavuşmapotansiyeli çok yüksektir.Ve diğer alanların kadro kaynağıdırliseli gençlik. Mahallelerde, üniversitelerde,işçi alanındadır aynızamanda gençlik. Okul dışında o birmahallelidir. Sezgin Engin gibi mahallesinisavunur okul dışında; İrfanAğdaş gibi sokak sokak dolaşıp dergisatar mahalleliye; Levent Doğangibi ülkesinin sorunlarını sahiplenenve bunun için mahallesinde korsangösterilere katılandır liseli.Ali Haydar Çakmak’ın deyimiyle,“Bir Liseli Dev-Genç'li, bir elindemolotof, cebinde kuşlamalar, sırtındapankartı, diğer elinde afişyapıştırmak için kostik kovası, arkacebinde duvar yazılaması için sprey-“Haksızlığa karşı ilk öfkeli ses çoğunlukla gençlerden gelmiştir. Genç kitlelerbüyük bir değiştirici potansiyele sahiptir. Bunun için egemen sınıflartarihi boyunca gençliği türlü yollarla zehirlemeye, pasifleştirmeye, uysallaştırmayaçalıştı; gençliğin enerjisini haksız savaşlarda, milliyetçi hareketlerdetüketmeyi denedi. Gençlerin yüksek enerjisi ve atılganlığı, halkın çıkarlarınakarşı kurulan iktidarların ömrünü uzatmak için kullanılmak istendi.En vahşi koşullarda sömürülenler gençlerdi. En ilkin savaşa sürülenlerde onlar oldu. Ama tüm çabalar gençliği, iyiyi, güzeli, doğruyu arama uğraşındandöndüremedi. Gençlik büyük tarihi mücadelelerin hep en önünde yeraldı. 20. yüzyılın ilk yarısı boyunca yürütülen uzun, zaferler ve yenilgilerledolu, kan bedeli bir mücadelenin bir ürünü olan Bulgaristan Devrimi'ninen dinamik kesimini de gençler oluşturuyordu.”Bulgaristan Devrimci Gençlik Hareketi TarihiDimitrov Gençlik Akademisi34Liseliler: Bu Kavgada


Ülkemizde Gençlikleri... ile gezer.”Yaşı küçüktür ama iş bedel ödemeyegeldiğinde hesapsızlığıyla enönde gider liseli. Korkusuzdur, gençyaşının getirdiği coşkunlukla, düzenebaşkaldırma isteği vardır. Bu isteğindevrimci kanallara akıtılmasıgereklidir sadece. Onu motive etmekiçin çok büyük çaba harcamaya gerekyoktur. Çünkü henüz, kapitalizminçarkları arasında öğütülmemiştir liseli.İşten atılma korkusu yoktur,evde onun ekmek götürmesini bekleyenyoktur, zam alabilmek içinpatronun gözüne girmeye çalışmasınagerek yoktur.Düzenle bağları yok mudur, elbetteki var. Aile, okul, içinde yaşadığı sistemonun düzenle olan bağlarıdır. Amabu bağlar henüz bir memurun ki kadargüçlü değildir. Çünkü daha henüzemek sömürüsüne uğramamıştır.Bu ülkede yaşıyor liseliler de...Ezilen, sömürülen, katledilen bir halkınçocukları onlar. Elbette bu halkınkavgasında onlar da yerlerini alacaklar.Çok gençler ama yürekleribüyük ve erken olgunlaşıyorlar. Buülke, bu düzen erken büyümek zorundabırakıyor onları. İşte bu yüzden bukavgada onların da yeri var.Gözü karadır liseli gençliğin.Haksızlıklara boyun eğmez, asidir vecoşkun bir nehir gibi akar. Önündekiengelleri aşar da akar...Duyguları henüz törpülenmemiştir.Vatana heyecanla hizmetetme ve ona sarsılmaz bağlılık göstermekapasitesi vardır liseli gençliğin.Sahiplendiği zaman temiz birkalple bağlanır. Hesapçı değildir.Düzen kirletmeye çalışsa da temizbir beyni vardır. Öğrenmeye açıktır.Olmazcı değil, “ben yaparım” der.Arkadaşlık bağları güçlüdür,arkadaş grubuna sahip çıkar, laf söyletmez.Örgütlendiğinde ise yoldaşlarınafedakârca yaklaşır Liseli Dev-Genç’li. Düşman karşısında hesapsorandır, yoldaşı için canını ortayakoyandır o.Militandır liseli, karşısına çıkanzorluklarla uzlaşmaz, dinamik beyniyleçözüm bulmaya çalışır.Paylaşımcıdır, bencillik, bireycilikhenüz uzağındadır...Türkiye devrim mücadelesindeliselilerin yeri ayrıdır. Faşizme ve oligarşiyekarşı mücadelede militan birşekilde almışlardır yerlerini. LiseliDev-Genç’te örgütlenip, sonrasındamücadelenin farklı alanlarında şehitdüşmüş pek çok şehidimiz var.Milyonlarca genç! Devrim mücadelesinekatabileceğimiz milyonlarcahalk çocuğu! Yeni öğretim dönemibaşlarken, liseli gençliğe dahafazla ulaşmanın, onları örgütlemeninyollarını geliştirmeliyiz. Liselilerinsorunları nelerdir ve onları bu sorunlarınetrafında nasıl örgütleyebilirizkonularını yazı dizimiz boyunca işleyeceğiz...Liseli Dev-Genç TarihiBir Liseli Dev-Genç’imizVarLiseli gençliğin Liseli Dev-Gençsaflarında örgütlü mücadelesinin esasolarak '77 yılında başladığını söyleyebiliriz.12 Mart faşist cuntası öncesindeliseli gençliği örgütleme adımlarıvardı. Mahirler’in, Denizler’in yolgöstericiliğinde mücadeleye katılmışlarancak 12 Mart faşizmiyle buçabalar kesintiye uğramıştır...1977 ülkemiz liseli gençliğinindereleri birleştirdiği, coşkun akanırmaklara çevrildiği, okyanusa doğrudurdurulmaz bir akışın başlatıldığıyıldır...1977 Liseli Dev-Genç'inDoğduğu Yıldır...Egemen ideolojinin küçümsediği,yaşlarından dolayı "bilinçsizler","kandırılmışlar", "tuzağa düşürülmüşler"diye olmadık demagojileryaptığı ama kurşunları esirgemediği,karakollarda, şubelerde onlar içinher zaman yer ayırdığı liseli gençlik,misyonuna uygun olarak safını belirledi,gücünü ortaya koydu...Boyun eğmek yoktu artık, hangisaldırıyla gelirlerse gelsinler alternatiflerivardı, politikaları vardı... Herşeydenönce güçleri vardı: Güçlerihaklılıklarıydı... Gerici faşist eğitimidayattılar...Liseli Dev-Genç‘Demokratik Ortaöğretim’Şiarını Yükseltti...Sivil faşist işgallerle yüklendiler...Liseli Dev-Genç faşist işgallerekarşı örgütlendi... Liseli Gençlik butoplumun parçasıydı... Ve toplumunher kesimi gibi "Bağımsız Türkiye"için mücadelenin her alanında yeraldı, destek oldu...Karşısındaki engeller yalnızcaegemenler tarafından örülmüyordu.Oportünist ve revizyonistler gençliğinaktif mücadelesini geriye çekmeye,düzen sınırları içinde tutmaya, birliğinibozmaya, dağıtmaya çalıştılar...Ama hiçbir şey çağlayanın akışınıdurduramadı...Pek çok örgüt vardı ama liseligençlik doğru safları biliyordu ve oradayerini aldı... Bu günden geriye baktığımızdaliseli gençliğin mücadeletarihinde yalnızca Liseli Dev-Genç'igörürüz...Asi ve isyankârdır liseli gençlik...Onların genç ve deli yüreğiyeniyi, doğruyu, onurluyu ister...İstediğini koparıp alacak kadar dayamandır bu yürek... İşte bunun içindircuntalarda gençliğe bu denli saldırmaları...İşte bunun içindir faşistsaldırıların ilk hedefi oluşları... "Anarşive terör ortaöğrenimlere kadaryayıldı" diyerek saldırdılar gençliğe12 Eylül'lerde... Ortaöğrenimlerekadar yayılan bu "anarşi ve terörü"yok etmek isteyenlerin zulmünü, 15-16 yaşında karşıladı Liseli Dev-Genç'liler.90'lı günlere varan gözlatılarda,manyetolara, falakalara direndiler...Direnmek yaş işi değildi belli ki,direnmek yürek işiydi, inanç işiydi...İnandılar ve zulme direndiler... 12Eylül zindanları binlerce, onbinlerceişçiyi, memuru, aydını konuk ederken,liseli gençlik de asi ve isyankar tavrıylaaralarındaydı. Örgütlülükleri,önderleri, yöneticileri katledilerek,işkencelerden geçirilerek, hapishaneleredoldurularak dağıtılmaya çalışıldı.Çağlayanın akışı durdurulama-Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Biz de Varız35


Ülkemizde Gençlikdı fakat...Çok geçmedi... 12 Eylül'ünhalkı teslim almaya yönelik saldırılarınakarşı geride kalanlarellerinden geldiğince direndi,anlı şanlı pekçok örgüt mücadeleyitatil edip, soluğu yurtdışındamültecilikte bulmuşlardıoysa... Onların "çocuk" "küçükburjuva" diye hakir gördükleri isedireniyordu faşizme karşı... Fizikiolarak güçsüz düştüler amatarihe bir daha akıllardan çıkmayacakdenli güçlü bir LiseliDev-Genç geleneği yazdılar...Bu güç 80'de fiziki olarakgüçsüz düşen liseli gençliği 85'teyeniden ayağa kaldırdı...90'lı yıllara gelindiğinde DevrimciHareket "Daha Hızlı Koşmalıyız"şiarıyla atılıma geçerkenLiseli Devrimci Gençlik deadımlarını büyüttü. Yürüyüş yenidenbaşladı... Çağlayan yenidencoştu... Örgütlenme yaralarınıonaracak, yeniden liseli gençliğikucaklayacak, kitleselleşecek,egemen politikayı boşa çıkartacaktı...En geniş liseli gençlik yığınlarınımücadeleye katmak içinDemokratik Lise İçin MücadeleKomiteleri (DLMK) kuruldu.İllegal mücadelenin ülkemizkoşullarında temel alınması gerçeğiyleLiseli Dev-Genç örgütlenmesiniyeni tarzda düzenledi.Liseli gençlik tarihinden koparılamadı...Elbette ağır bedellerödedi... Elbette Kenan Aydemirler’ini,Kahraman Altunlar’ını,Faruk Bayrakçılar’ını şehit verdi...Ama asla boyun eğmedi...Bu ülkenin geleceği onlardı...Gelecek için, gelecek adınasöyleyecek sözümüz var dedi...Söz söylendi, söze sadık kalındı...Bugün, liseli gençlik kavgasınıdaha da büyütüyor. Büyütüyorve kavga alanlarında yeni değerleryaratarak onurlu tarihine layıkolmaya devam ediyor. Genişöğrenci kesimleri hızla saflaşıp,kavgaya girdikçe liselilerin üzerinedüşen görevler de artıyor.Devrim Şehitleri YaşıyorLiseli Dev-Genç SavaşıyorTurgut İPÇİOĞLU:(l959-10 Kasım 1978)Bakırköy Ticaret Lisesi’nde boykothazırlıkları yapılıyordu... Afişler asılmış,duyurular yapılmış boykot kararı kitleyeiletilmişti... Boykot yüzde yüz başarıyaulaşacağa benziyordu. Ama okul içindene oldukları belirsiz bir grup boykotukırmak için ellerinden geleni yapıyordu.Gençliğin eylemde birliğini bölmeyeyönelik çalışan bu grubu Liseli DevrimciGençlik teşhir edip, okul komitelerindenuzaklaştırtı. Bu grubun adı ProleterDevrimci Aydınlık’tı. (PDA)Devrimci geçinip, "anarşi terör" edebiyatıyapıyor, okullardaki devrimcidemokratöğrencileri polise ihbar ediyor,idare ile işbirliği içinde demokratik faaliyetleriengelliyorlardı. Boykotu kırmakiçin bildiri dağıtmışlardı. LiseliDev-Genç'liler önlerine kattıkları bu birgrup PDA'yı okul kapısına kadar kovaladılar...Okul kapısında önceden pusulanmışolan PDA'lar öğrencilerin üzerinekurşun yağdırdılar...19 yaşındaki Turgut İpçioğlu buradakarşı-devrimci Aydınlık çetesi tarafındankatledildi... Turgut İpçioğlu, Liseli Dev-Genç Yönetim Kurulu üyesiydi... Katliamdansonra hem Liseli Dev-Genç,hem de Dev-Genç okullardan Aydınlıkçılarıattılar. Aydınlıkçılar bir dahaokula giremediler.Hüseyin ULU(1959-Aralık 1979)1959 doğumluydu Hüseyin. Samsunbölgesinde anti-faşist mücadelenin öndegelen neferlerinden biriydi. Devrimciçizginin gereklerini yerine getirmekte hiçbir zaman kararsızlığa düşmedi. O devrimcilerintatili olmadığının, sürekli çalışmalarıgerektiğinin bilincindeydi. Okumayagittiği Antep'ten döndüğü günyazılamaya çıktı ve faşistlerce katledildi.O tüm siyasetlerin saygınlığını kazanmışbiriydi.Kenan AYDEMİR(1961-19 Haziran 1979)1961 doğumlu Kenan Aydemir, LiseliDev-Genç'in yiğit önderlerindendi.Devrimci mücadeleye İstanbulErkek Lisesi'nde başladı. Yurtseverlikcoşkusu onun mücadeleyedört elle sarılmasınısağladı. Önce okuduğu lisede,sonra okulunun bulunduğu,bölgedeki liselerin, Liseli Dev-Genç adına sorumluluğunuyürüttü. Daha sonrada LiseliDev-Genç'in bir yöneticisioldu. Anti-faşist mücadeleninön saflarında yer alanKenan, aynı zamanda Faşist TeröreKarşı Silahlı MücadeleEkipleri (FTKSME) içinde deyer alıyordu ve bir çok antifaşisteylem içinde görev aldı.Görevlerini devrimci militanlığayaraşır tarzda yerine getirenKenan Aydemir en son 14Haziran 1979'da KocamustafapaşaMHP binasının yakılmasısırasında aldığı yaranıniyileşmemesi sonucu 19 Haziran1979'da şehit düştü.Turgut İpçioğluHüseyin UluMehmet TEPE:(1954-Ocak 1978)Takvimler '78 Ocak'ınıgösterdiğinde bir şehit verdiLiseli Dev-Genç. 1954doğumlu Mehmet Tepe Mecidiyeköy'dekatledildi. İstanbulKuştepe Lisesi'nde mücadeleyeatılan Mehmet, okulundakifaşist işgalin kırılmasındaönemli bir rol oynamıştı.Kenan AydemirFaşist işgaller kimi zaman tutsak, kimizaman yaralı, kimi zamanşehit verilerek kırılıyor, antifaşistmücadele bayrağı liseligençliğin ellerinde böyledalgalandırılıyordu. Bedelödemeden faşizmin geriletileceğini,geri püskürtüleceğinidüşünmek daha baştanfaşizme teslim olmaktı. OysaLiseli Dev-Genç hiçbir koşuldafaşizme teslim olmayacak,Mehmet TepeMehmet'lerin yolundan kavgayı büyütmeyedevam edecekti.36Liseliler: Bu Kavgada


Ülkemizde Gençlik“Liseliyiz, Mahallemize, Kültürümüze,Geleceğimize Sahip Çıkıyoruz”OKMEYDANI12. GÜNBayramın 2. gününde masamızda Okmeydanı halkıylabayramlaştık.Bayramın ikinci gününde, bencilliğe, bireyciliğe,kültürsüzlüğe ve yozlaşmaya karşı Okmeydanı ŞarkKahvesi’nde, “Liseliyiz, Mahallemize, Kültürümüze,Geleceğimize Sahip Çıkıyoruz” kampanyası çerçevesindeDev-Genç’liler masa açtılar.DERBENTDerbent’te, bayramın 3. gününde yine sabah 07.00’dekalkan Dev-Genç’liler, çadırı toplayarak başladılar güne.Bayram günü bile işe giden mahalle halkı, Dev-Genç’lilereselam vermeden geçmedi.Çadırın 12. günü aynı zamanda 1 Eylül Dünya “Barış”günüydü. Mahalleden de Kadıköy'deki mitinge gidenleroldu. “Siz gitmiyor musunuz?” sorusuna Dev-Genç’liler, neden bu mitinge katılmadıklarını anlatarak,“Kimin barışı, neyin barışı? Barışı bize faşizm vermeyecek,onu da savaşarak yine biz kazanacağız. Tıpkı Sovyetler’deolduğu gibi. Evet ülkemizde bir savaş var. Halkile emperyalizm ve onun işbirlikçisi oligarşi arasında. Oligarşibize, yani halka saldırıyor. Tutukluyor, işkence yapıyor,katlediyor, o da yetmiyor ölülerimize bile işkenceyapıyor, toplu mezar denilen çukurlara atıyor. Peki bununçözümü barış istemek mi? Hayır! Çözüm, bizi katledenlerekarşı daha çok örgütlenip savaşı büyütmek vebütün savaşların sorumlusu olan emperyalizmi yok etmek.İşte barış o zaman gelecektir.” cevabını verdiler.Akşam, mahallede düzenlenen bir kına törenine katıldıDev-Genç’liler.13. GÜNÇadırın 13. gününde kampanya çalışmaları ve HalkSofrası pikniğine katılım çağrıları devam etti.Mahalleliler artık kahveye gitmek yerine çadırda oturupsohbet etmeyi tercih ediyorlar. “Size alışmıştık.Keşke biraz daha kalsaydınız.” diyorlar. Liseye giden mahalleligençler de çadırda nöbet tutuyorlar.Parasız eğitim istediği içintutuklanan Dev-Genç’lilereşimdi de türkü cezası verildi!LİSELİ DEV-GENÇ YOZLAŞTIRMASALDIRILARINA KARŞI KAMPANYASINIHALKA ANLATMAYA DEVAM EDİYORSayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Başbakan Erdoğan’ın sözde 'Romanaçılımı toplantısı' sırasında ‘Parasız Eğitimİstiyoruz, Alacağız’ pankartı açtıkları için17 aydır tutuklu bulunan Gençlik Federasyonuüyelerinden Ferhat Tüzer' e türküsöylediği için 6 ay açık görüş yasağı verildi.Ailesiyle bayram görüşünde bile görüşemeyenFerhat Tüzer' e görüş yasağı verilmesininsebebi olarak 'emre itaatsizlik'gösterildi. Parasız eğitim istediği için tutukladılar,yetmedi sürgün sevk ettiler,yetmedi işkence yaptılar ancak yine de susturamadılargençliğin haklı sesini kim bilirbelki de ilerde parasız eğitim istemeninkarşılığı olarak idam kararını getirirler.Ukraynalı GençlerdenDestek!Ukranya'da üniversiteliler Türkiye'dekitutuklu üniversite öğrencilerine destekiçin Ukrayna' daki Türkiye Elçiliği önündeeylem yaptılar.Liseli Dev-Genç’in İstanbulOkmeydanı ve Derbent mahallelerindeyürüttüğü “Liseliyiz, Mahallemize,Kültürümüze, GeleceğimizeSahip Çıkıyoruz” kampanyasıRamazan Bayramı süresincede devam etti.Bayramın 1. günü, kampanyaçalışmalarının 10. gününe denkgeliyordu. Mahalle halkı bayramlaşmakiçin çadır ve masayı ziyaretettiler. Liseli Dev-Genç’lileribayramda da yalnız bırakmadılar.Kendileri de bu halkın çocuklarıolan Liseli Dev-Genç’liler, yürüttükleribu kampanya ile mahallelerdehalkımızla içiçe oldular.Dev-Genç mirasının sahipleriolan liseliler, bu mirasın sorumluluğununbilinciyle, adlarınayaraşır şekilde çalışıyorlar mahallede.Sokak sokak, kapı kapıgezerek düzenleyecekleri kurslarakayıt yapıyorlar, halka duyuruyorlar.Oligarşinin yozlaştırma politikasınakarşı direnmenin tekyolu, örgütlü mücadeledir, Anadoluhalklarının kültürünü yaşatmaktır...O yüzden, kampanyasadece bir okuma yazma öğrenme,Grup Yorum korosu, sınavlarahazırlık kursları... değildir. Bukampanya, yozlaşmaya karşı verilenmücadelenin bir parçasıdır.Bu kampanya gençliğin örgütlümücadelesinin güçlendirilmesidir.Okmeydanı ve Derbent’teyaşayan halkımıza da kampanyanınönemi anlatılarak, kampanyayasahip çıkmalarının, kendiöz değerlerine sahip çıkmaklaeşdeğer olduğu anlatılıyor.Okmeydanı ve Derbent’tekiçalışmalar www.dev-genc.info sitesindede günlük halinde yayınlanıyor.Biz de Varız37


Ülkemizde GençlikSEHER ŞAHİN REHBERLİK VE DAYANIŞMAMASALARI BİR GELENEKTİRToplam 8 Üniversite’de“Seher Şahin Rehberlik veDayanışma Masaları” açtık İstanbul ÜniversitesiMerkez Kampüsü İstanbul ÜniversitesiEdebiyat Fakültesi İstanbul ÜniversitesiCerrahpaşa Kampüsü İstanbul ÜniversitesiAvcılar KampüsüMarmara ÜniversitesiGöztepe KampüsüYıldız Teknik ÜniversitesiBeşiktaş Kampüsü İTÜ Maslak Kampüsü Boğaziçi ÜniversitesiHisarüstü KampüsüÜniversitelere kayıt dönemi 5 Eylülgünü başladı. Gençlik Federasyonu,kayıtlar sırasında öğrencilere yardımcıolmak, karşılaşabilecekleri sorunlarkarşısında çözüm sunmak amacıylaher sene olduğu gibi üniversitelerde“Seher Şahin Rehberlik ve DayanışmaMasaları” açtı. Öğrenciler vevelileriyle sohbetlerin de edildiği masalarkayıtların bitim tarihi olan 9 Eylül’ekadar açık kalacak.İstanbul Üniversitesi (İÜ)Dev-Genç’liler, 5 Eylül günü, İstanbulÜniversitesi Merkez Kampüsü'nünkapısında “Seher Şahin Rehberlikve Dayanışma Masası” açtılar.Kayıtların ilk günü olan 5 Eylül’dekayıt yaptırmaya gelen çok fazla öğrenciyoktu. Dev-Genç’liler, bildiri dağıtıpmasaya gelenlerle sohbet ederekSeher Şahin'i ve Dev-Genç’lileri anlattılar.Masaya gelen bir faşist, çevredekiinsanları “Bunlar terörist, dağaadam çıkarıyorlar, gençleri kandırıyorlar”diyerek provoke etmeye çalıştı.Dev-Genç'liler faşisti halka teşhirederek, böylelerinin polis tarafındangönderildiğini, devrimcilerin parasızeğitim talebi ve üniversitelerdekiakademik-demokratik mücadelesiniengellemek için böyle saldırdıklarınıanlattılar. Öğrencilerin toplanmasıüzerine polis, faşisti uzaklaştırdı.4 saat açık kalan masada 50 adetbildiri dağıtıldı. 1 adet Yürüyüş dergisisatıldı.“Sizleri burada görmekçok güzel”Dev-Genç'liler, 5 Eylül 2011 Pazartesigünü, İstanbul ÜniversitesiEdebiyat Fakültesi'nde de “Seher ŞahinRehberlik ve Dayanışma Masası”açtılar.Kayıt için gelen öğrencilerle okuldakisorunlardan, parasız eğitim mücadelesindenve eğitim sistemininçarpıklığı üzerinden sohbet eden Dev-Genç'liler, kayıt boyunca öğrencilereyardımcı oldular. Dışarıda açılan cemaatyurtlarının masalarından rahatsızolan öğrenciler ve veliler, masayagelerek “Sizleri burada görmek çokgüzel” diyerek çocuklarını Dev-Genç'lilerle tanıştırmaya getirdiler.Saat 10.00-16.00 arası açık kalanmasada 100 adet bildiri dağıtıldı. Ayrıca5 adet Yürüyüş dergisi satışı yapıldı.Halka ait olan hiçbir şeybize yabancı değildirÜniversite kayıt döneminin ilkgünü olan 5 Eylül günü, Boğaziçi ÜniversitesiHalk Bilimi Topluluğu üyeleri,okulun Güney Meydan'ında masaaçtılar.“Halka Ait Olan Hiçbir Şey BizeYabancı Değildir” başlığıyla hazırladıklarıbildirileri öğrencilere ve ailelerinedağıtan topluluk üyeleri, öğrencilerlesohbet ettiler. “Popüler”kültüre karşı Anadolu halk kültürününsahiplenilmesi gerektiği üzerine konuşuldu.Yaklaşık olarak 100 bildirinindağıtıldığı masada ayrıca, Halk BilimiTopluluğu’na üye kayıtları da yapıldı.Seher yeli olup esmeyedevam ediyor Dev-Genç’lilerGençlik Federasyonu üyesi öğrencilerde 5 Eylül’de İstanbul’da BoğaziçiÜniversitesi'nde “Seher ŞahinRehberlik ve Dayanışma Masası” açtılar.Okulun Güney Meydan'ında açılanmasada kayıt için gelen öğrencilerle,Dev-Genç'li olmak ve okuldakimücadele üzerine sohbetler edildi.Gençlik Federasyonu'nun yürüttüğü"Parasız Eğitim İstiyoruz, Alacağız"kampanyasına ilişkin bilgilerinde verildiği masada, ayrıca öğrencilerve aileleriyle yurt, yemek vehar(a)ç paraları üzerine konuşuldu.Grup Yorum türkülerinin de çalındığımasada 100 bildiri dağıtılırken,1 adet Yürüyüş Dergisi öğrencilereulaştırıldı. Saat 09.00’da açılan masa,saat 15.00’e kadar açık kaldı.6 Eylül günü de, Boğaziçi Üniversitesikayıt noktasının giriş kısmınamasa açıldı. Açılan masada, velilerleve öğrencilerle üniversitenin genel durumuüzerine ve ülkemizdeki paralıeğitim sorununa ilişkin sohbetleredildi. Kayıtların 2. gününde de umuduntürkülerinin çalındığı masada 1adet Grup Yorum 25. Yıl KonseriDVD'si, 2 adet Yürüyüş Dergisi ve100 adet Gençlik Federasyonu broşürüöğrencilere ulaştırıldı. Masa 09.00-14.00 saatleri arasında açık kaldı.Dayanışma masasındaDev-Genç’in kampanyalarınısordular5 Eylül Pazartesi günü, İstanbulYıldız Teknik Üniversitesi’nde “SeherŞahin Rehberlik ve DayanışmaMasası” açıldı. Açılan masada ailelereve öğrencilere yardımcı olan Dev-Genç’liler, aynı zamanda geçen yıldanbu yana yaptıkları çalışmaları ve örgütlediklerikampanyaları da öğrencilereanlattılar. Öğrencilerin yurt sorunundanulaşım sorununa kadar bir-38Liseliler: Bu Kavgada


Ülkemizde Gençlikçok konuda deneyim sahibi olanDev-Genç’liler, öğrenci arkadaşlarınabu konularda yardımcı oldular.“Parasız Eğitim İstiyoruz” kampanyasıve Dev-Genç’in 42 yıldırsürdürdüğü Bağımsız Türkiye mücadelesiüzerine yapılan sohbetlere ailelerinilgisi büyüktü. Bir öğrenci,Dev-Genç’lilere, açtıkları parasız eğitimçadırlarını örnek göstererek, kampanyalarınınasıl kazanımla sonuçlandırdıklarınısordu. Dev-Genç’lilerde ısrarcı ve kararlı mücadeleninönemini anlattılar.Dev-Genç’li öğrenciler, YıldızTeknik Üniversitesi Halk Bilim Kulübühakkında da öğrencilere bilgi verdiler.Saat 10.30’da, kayıt yapılan binanınönünde açılan Seher ŞahinRehberlik ve Dayanışma Masası, öğrencilerinkayıt işlemlerini tamamlamasındandolayı saat 15.00’te kapandı.Ve Dev-Genç’liler bir günsonra masayı tekrar açmak üzereokuldan ayrıldılar.“Ben de Dev-Genç’liyim,asla bu söylemdengeri durmayın”5-9 Eylül tarihleri arasında yapılanüniversite kayıt işlemleri sırasında,İstanbul Teknik Üniversitesi’ninMaslak Kampüsü’nde de Dev-Genç’liler “Seher Şahin Rehberlik veDayanışma Masası” açtılar.Kayıt yaptırmaya gelen öğrencilerve ailelerine kendilerini tanıtan Dev-Genç’liler, 42 yıllık onurlu mücadeletarihini anlattılar. Dev-Genç’lilerinmasasına gelen bir kişi, “Ben deDev-Genç’liyim, asla bu söylemdengeri durmayın” diyerek destek verdi.11.00-16.00 saatleri arasında açıkkalan masada toplam 400 bildiri dağıtılırken;Grup Yorum DVD'si ile Yürüyüşdergisi dağıtımı da yapıldı.Masamızın adı, ödediğimizbedelin adıdırGençlik Federasyonu üyesi öğrenciler,İstanbul’da, Marmara ÜniversitesiGöztepe Yerleşkesi önünde“Seher Şahin Rehberlik ve DayanışmaMasası” açtılar. Kayıt yaptırmayagelen öğrencilere okul hakkındabilgi verip, yardımcı olan Dev-Genç’liler; Dev-Genç tarihini, faaliyetlerinive nasıl bir eğitim nasıl birgençlik istediklerini anlattıkları broşürlerden250 adet dağıttılar.Masa 10.00-16.00 saatleri arasındaaçık kalırken; sabah saatlerinden itibarenKadıköy Belediyesi zabıtaları,okulun ÖGB’leri ile sivil ve resmi polisler,Dev-Genç’lilerin çalışma yapmalarınıtacizleriyle engellemeye çalıştılar.Zabıtalar, 800 lira para cezası yazarak,“Yarın izin almadan gelirsenizmasanızı alırız” tehdidinde bulundular.Polis, rehberlik ve dayanışma masasını,özellikle insanlarla sohbet edidiği zamanlardakamera ile çekti.Yurt kayıtları için açılan standlarıkaldıran polis, bu standların sahipleriniDev-Genç’lerin üzerine kışkırtmayaçalıştı. Bu arada toplanan sivilfaşistlerle birlikte polis, “Yarın gelinde görüşelim” diyerek tehditlerinidevam ettirdi.Dev-Genç’liler “42 yıl boyuncaokullarımızda mücadelemizi sürdürüyoruz.Biz bu masalara adımızıbile bedel ödeyerek verdik, masalarımızıbedel ödeyerek açtık. Daha fazlaSeher olacağız. Bugün olduğu gibiyarın da okulumuzun önünde olacağız.”diyerek, masalarını saat 16.00'dakapattılar.Rehberlik ve dayanışmamasaları meşrudur,gözaltılar bizi engelleyemezİstanbul’da bulunan Marmara ÜniversitesiGöztepe Kampüsü’nde “SeherŞahin Rehberlik ve DayanışmaMasası” açan Dev-Genç’liler gö-zaltınaalındılar.5 Eylül günü açılan masaya, zabıta-polis-sivilfaşistler üçlüsü gelerektehditlerde bulunmuş ve “Yarın dagelirseniz size göstereceğiz.” denilmişti.Tehditlere rağmen kararlılıklarındanbir şey kaybetmeyen, aksinedaha da hırslanan Dev-Genç’liler 6 Eylülgünü de masalarını açtılar.Sabah 09.30’da masayla gelenpolisler, Hünkar Derya Güneş, MelisCiddioğlu ve Gürkan isimli Dev-Genç’lilere saldırarak, yaka paçaİstanbulÜniversitesiİstanbulTeknikÜniversitesigözaltına aldılar.Gözaltına alınan 3 Dev-Genç’li,Kadıköy Hasanpaşa Karakolu’na götürülürken;Gençlik Federasyonu üyeleriarkadaşlarını sahiplenmeye gittiler.6 Eylül günü Hasanpaşa Karakoluönünde giden Mahir Bektaş, Eda Arı veHarika Kızılkaya, faşist AKP polisitarafından saat 18.00 sıralarındagözaltınaalındılar. “Suçları” arkadaşlarınısahiplenmekti.Bu gözaltılardan sonra bir gündetoplam 6 Dev-Genç’li gözaltına alınmışoldu. Gençlik Federasyonu, yaşanangözaltıları; “Evet, AKP ‘teröre’göz açtırmıyor kelimenin tam anlamıyla.O kadar ki; gözaltıları sahiplenmekiçin tekrar Hasanpaşa Karakolu'nagiden Dev-Genç’liler gözaltınaalınmakla tehdit ediliyor, ‘Biber gazınıhazır edin’ talimatları veriliyor vegözaltındaki arkadaşlarımız ‘müthiş’bir polisiye gösteriyle işkenceyapılarakpolis otolarına bindirilip VatanEmniyet Müdürlüğü’ne götürülüyor.Gözaltıları protesto etmek için karakolunönünde bekleyen 7 Dev-Genç’lininönüne onlarca ÇevikKuvvet polisibarikatı kurarak gözdağı vermeyeçalışıyor. Ama bu dayatma üzerine geriadım atmayıp, yaptıkları konuşmalarlahalka işkence merkezini teşhireden Dev-Genç’liler alt ediyor onlarcakatili. İşte Dev-Genç'i Dev-Genç yapanbu iradedir şeklinde değerlendirdi.Gözaltına alınan 6 Dev-Genç’li,7 Eylül günü saat 15.00’te serbest bırakıldı.Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Biz de Varız39


RöportajÜçlü Protokol Daha FazlaSaldırı Demektir!Sonucu Belirleyecek Olan Direniştir!Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Av. Behiç Aşçı ile, Adalet Bakanlığı’nınçıkardığı bir genelgeyle yenilediği“üçlü protokol” hakkındagörüştük.***Yürüyüş: Üçlü protokol nedir?Behiç Aşçı: Üçlü protokol olarakbilinen protokol, Adalet Bakanlığı, İçişleriBakanlığı ve Sağlık Bakanlığıarasında hapishanelerdeki işleyişindüzenlenmesine ilişkin yapılmış birprotokoldür. İlk kez 06.01.2000 tarihindedüzenlenen 3'lü protokol,30.10.2003 tarihinde yenilenerek yenidendüzenlenmiş ve halen uygulanmaktadır.Bu protokol ilk düzenlendiğindehapishanelerle ilgili tüm kesimlereyönelik hak gasplarını içermekteydi.Ailelere, avukatlara, sağlıkemekçilerine yönelik hak gaspları vetehditler içermekteydi. Ancak uygulandığıdönemde eksik bulunduğuiçin yeni hak gaspları içerecek şekildetekrar düzenlendi ve halen uygulanmakta.Bu protokolün ilk uygulanmayabaşlandığı dönemde özeliklehapishaneye girişlerdeki aramalar sıkılaştırılmış,avukatların bile üzerleriaranır hale getirilmiştir. Tutsaklarınsağlık hakları neredeyse yok edilmiş,hapishaneye gidişler, muayene tamamenaskerlerin ve hapishane idaresinininsafına bırakılmıştır. Ancak buprotokol bile AKP tarafından yetersizbulunmuş, baskıyı daha da arttıracakşekilde yeniden düzenlenmiştir.Yürüyüş: AKP, Üçlü protokoldeyeniden düzenleme yaptı. Bu düzenlemeneleri içeriyor? Üçlü protokoltutsaklara ne getirecek?Behiç Aşçı: AKP hükümeti biryandan demokratikleşme naraları atarkenhızla hak ve özgürlükleri kısıtlamaya da yok etme yoluna gitti. Sınırlıkullanılabilen haklar ortadan kaldırıldı.Aynı mantık üçlü protokolde de işledive protokolün eski hali yetersiz bulunarakyeni yasaklar getirildi. Protokoldeğiştirilerek tutsakların sağlıkhakları ortadan kaldırıldı. Sağlık emekçilerineyönelik tehditler getirildi.Üçlü protokol hapishanelerdekiAdalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı veSağlık Bakanlığı uygulamalarını genişbir şekilde düzenlemektedir. SağlıkBakanlığı yönünden açlık greviölüm orucu eylemlerine zorla müdahale,muayene esnasında muayeneodasında askerin bulunması gibi gasplarıiçermektedir. İçişleri Bakanlığı yönündenise hapishanelere müdahale,müdahale esnasında jandarma ve polisinkullanımı gibi hususlar düzenlenmektedir.Adalet Bakanlığı açısındanise hapishaneye girişteki aramadantutalım, sayım ve sevklerekadar her şey düzenlenmektedir.Ama esas olarak bu protokol ilehapishanelere saldırılar merkezileştirilmektedir.Jandarma subayları,emniyet müdürleri, valiler ve hapishanemüdürlerinin katılımı ile düzenlitoplantıların yapılacağı hükmü busaldırıların planlanmasından başkabir şey değildir. Hapishanelerle ilgilikurumlar böylece daha profesyonelve organize çalışır hale getirilmektedir.Bu protokol ile resmi adı “CezaevleriGüvenliği Koordinasyon Grubu”olan bir kurul oluşturulmuştur. Bukurulun kurulmasına ilişkin madde,protokolün 72. maddesindedir. Bumadde Adalet Bakanlığı (Ceza ve TevkifevleriGenel Müdürlüğü) ile İçişleriBakanlığı (Jandarma Genel Komutanlığı)tarafından oluşturulan kurulagerektiğinde MİT Müşteşarlığı,Emniyet Genel Müdürlüğü ve diğer ilgilibakanlıklar da katılabilecektir. Görüldüğügibi hareket kabiliyetiningeniş olduğu, esnek bir kurul oluşturulmuştur.Kurul ihtiyaç olan heranda toplanabilecektir. Ayrıca bu kurula“kriz masası” görevi de verilerekdaimi hale getirilmiştir. Hapishanelerdeyapılacak saldırıları koordine etmek,komuta etmek bu kurulun görevleriarasındadır.Yine bu protokolle tutsaklarınsağlık hakları, muayene ve tedaviolma hakları tamamen ortadan kaldırılmıştır.Bu protokolle siyasi tutsaklarınmuayeneleri yapılırken, askerlerinodada bulunması düzenlenmiştir.Protokolün 61. maddesinin 2.ve 3. fıkraları bu düzenlemeyi yapmaktadır.61. maddenin 2. fıkrasışöyledir;“… terörle mücadele ve çıkaramaçlı suç örgütleriyle mücadele kanunlarınınkapsamında kalan suçlardantutuklu ve hükümlü olanlarınhastahanelerde muayeneleri sırasındajandarma muayene odasında bulunacak,ancak doktorla hasta arasında geçecekkonuşmaları duymayacak uzaklıktakoruma tedbiri alacaktır. Bukapsamdakilerin bayan olanların muayenelerindejandarma, oda muhafazalıolduğu takdirde kapının dışında, muhafazalıolmaması durumunda iseoda içerisinde ancak yukarıda belirtilenşekilde bulunacaktır."61. maddenin 3. fıkrası ise şöyledir:“Doktorun kendi güvenliği bakımındantalep etmesi durumunda jandarmamuayene odasında bulunacaktır.”Nitekim hapishanelerde buprotokolün yürürlüğe girmesindensonra tutsaklar nerede ise hiç hasta-40Liseliler: Bu Kavgada


Röportajneye gidemez olmuşlardır. Hasta – hekimilişkisi sıkı bir şekilde korunan,gizli kalması gereken, özel bir ilişkidir.Bu nedenle muayene esnasındaodada kimsenin bulunmaması gerekir.Hekimlik etiği, kuralları böyle emretmektedir.Hatta bu kurallara dayanaraktabip odaları muayene esnasındaodaya asker alan doktorlar hakkındasoruşturma açmaktadır. Ancak buprotokolün yürürlüğe girmesiyle artıkjandarma muayene odasından çıkmazolmuştur. Bu da hasta mahremiyetiniortadan kaldırmaktadır. Askerinmuayene esnasında muayene odasındabulunması ve çıkmaması hemtutsak hem de doktor üzerinde baskıyapma amaçlıdır. Nitekim hekimlikkurallarına uyarak askerin odadançıkmasını isteyen doktorlar hakkındasoruşturmalar ve davalar açılmış oluphalen yargılanan doktorlar vardır.Bu da gösteriyor ki asıl amaç tutsaklarınsağlık haklarına ilişkin düzenlemeyapmak değil, baskı oluşturaraktutsakların sağlık haklarını tümdenortadan kaldırmaktır.Var olan ve fiilen yapılan baskılarve saldırılar mevzuata uygun hale getirilmeyede çalışılmaktadır.Yine bu protokolle açlık grevi veölüm orucu eyleminde bulunan tutsaklarazorla müdahale yolu açılmıştır.Daha doğrusu fiilen yapılan zorlamüdahaleye yasallık kazandırılmayaçalışılmıştır. Özellikle 2000 – 2007ölüm orucu eylemi döneminde neredeise 600 kadar tutsağa zorla müdahaleedilmiştir. Ölüm orucu eylemcileri tıpliteratüründe hasta olarak kabul edilir.Dolayısıyla hastanın tedavi kabul edipetmeme, doktor seçme hakkı bulunmaktadır.Hiçbir hastaya rızası alınmadantıbbi müdahalede bulunulamaz.Ancak Adalet Bakanlığı bu temeltıp etiği kuralını protokolle ortadan kaldırmıştır.Tabip odalarının, Tabipler Birliği’ninaçık emirlerine rağmen tutsaklarazorla müdahale edilmektedir.Bu protokolle Tabipler Birliği’nin talimatlarıortadan kaldırılmaktadır. Üstelikzorla müdahalenin tutsağın rızasınaaykırı olarak yapılacağı da protokolledüzenlenmiştir. Böylece amacıntutsağın sağlığını korumak değil,eylemi kırmak olduğu ortaya çıkmaktadır.Çünkü tutsağın sağlığınıdüşünen bir iktidarın yapacağı şeyzorla müdahale ile tedavisi imkansız sakatlıklarayol açmak değil, eylemin taleplerinekulak vermektir.Yine protokolle hapishanelerinçevresinde eylem yapılması yasaklanmıştır.Protokolü düzenleyen bakanlıklaragöre hapishanelerin çevresindeyapılan eylemler gürültüdür.Oysa o eylemlerle haklı talepler dilegetirilmekte, var olan sorunun çözümüistenilmektedir. Ama bakanlıklaragöre haklı talepler için yapılan eylemlersadece gürültüdür.Yürüyüş: AKP neden böyle birdüzenleme yaptı? Üçlü protokolleAKP iktidarı ne yapmak istiyor?Behiç Aşçı: AKP düzenin partisidir.Düzenin çıkarları için faaliyet yürütmektedir.Bu nedenle de hem düzengüçleri, hem de emperyalizm tarafındandesteklenmektedir. AKP deüzerine düşeni yapmakta ve emperyalizmehizmet etmektedir. Emperyalizminçıkarları gereği sömürüyüarttırmaya çalışmaktadır. Sömürününartması için baskının artmasıgerekmektedir. Baskının artması isehalk için işkence, katliam, tutsaklıklar,yoksulluk, yozlaşma demektir.AKP baskı ve terörü arttırırken, aynızamanda demagoji yapmakta, demokrasisöylemlerini, açılımları dilindendüşürmemektedir. Ama pratiktam tersidir. AKP'nin halkın her kesimineyönelttiği saldırıdan hapishanelerinmuaf olması mümkün değildir.Nitekim AKP iktidara geldiğigünden itibaren hapishanelerde saldırılarınıarttırmıştır. Ölüm Orucueylemini çözmemiş, katliamlara nedenolmuştur. Avrupa Birliği'ne uyumiçin yeni İnfaz Kanunu’nu yapmış, buyasayla tutsaklar her biçimde cezalandırılırolmuştur. Şarkı söylemeyibile suç olarak kabul eden bir yasadanda başkası beklenmez zaten. Nitekimbu yasayla birlikte tutsaklar yılları bulangörüş, ziyaret, kitap, telefon yasaklarınaçarptırılmıştır. Aynı AKP,üçlü protokolle hapishanelerde yapılansaldırılarda eksik kalan, yetersizbulunan boşlukları doldurarak saldırganlarırahatlatacak düzenlemeleriyapmıştır. Artık hapishanelerdehem saldırıya uğrayıp dövülenler,hem de ceza alanlar tutsaklar olmaktadır.İşte AKP'nin amacı budur.Yürüyüş: Bu protokol pratikte tutsaklaranasıl yansıyacak? Ne tür sonuçlarayol açar protokol?Behiç Aşçı: Yukarıda da belirttiğimizgibi, iktidarın protokolden beklediğihapishanelerdeki saldırıları arttırmak,yeni bir saldırı dalgası geliştirmek,baskıyı arttırmaktır. İktidarınamacı bu olmakla birlikte sonucubelirleyecek olan DİRENİŞTİR. Tutsakların,ailelerinin, demokratik kitleörgütlerinin direnişi sonucu belirleyecektir.Elbette iktidar tutsakları yıldırmak,düşüncelerini değiştirmek,pişman etmek için saldırmaya devamedecektir. Bu protokolle de kalmayacak,yeni saldırılar geliştirecektir.Ancak bu önemli ve belirleyici değildir.Sonucu direnenler belirleyecektir.Biz belirleyeceğiz.Yürüyüş: Ayrıca sizin eklemek istediğinizbir şey var mı?Behiç Aşçı: İktidar cephesindenher şey nettir. İktidar sahip olduğu tümaraçlarla saldırmaktadır ve bu konudaoldukça pervasızdır. Sorun bizizdir.Biz kendi gücümüze inanmalı, güvenmeli,örgütlü, ısrarlı, kararlı mücadelemizleyerimizi netleştirmeliyiz.Arada bir yer yoktur ve olmayacaktır.Bizzat Bush'un “ya bendensin yadüşmanımsın” diye ilan ettiği savaştatarafsız olmak mümkün değildir.Asıl olarak “dışarıda” olan bizleresorumluluk düşmektedir. Demokratikkitle örgütlerine, partilere görevdüşmektedir. Sendikalara, odalaragörev düşmektedir. Aslında bu kesimlerkendi hakları için de direneceklerdir.Çünkü bu saldırı dalgası onlarıda hedeflemektedir. Onlar busaldırıların dışında değildirler. Eğerbugün saldırıya uğramıyorlarsa, yarınsaldırıya uğramayacaklar demek değildir.Bu nedenle de kendi gelecekleriiçin de mücadele etmeleri gerekmektedir.Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Biz de Varız41


Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül201142Halkın HukukBürosu’nun,Av. Fuat Erdoğan anısına düzenlediğiUluslararası Sempozyum’un 2.si17-18 Eylül 2011 tarihlerinde İstanbul’daMimar Sinan Üniversitesi’ndeyapılacak. İlki 2009 yılında yapılansempozyumun bu seneki temel konusuHak Mücadelesi ve Hukuk.Sempozyumda tartışılacak altbaşlıklar ise şöyle:- Temel, siyasal ve sosyal haklarımızınasıl kazandık?- Haklara saldırının boyutları nedir?- Yaşama, vücut dokunulmazlığı,barınma, çalışma, ifade, örgütlenmehakları hangi bedellerle inşa edildi?- Haklar mücadelesinden nedenvazgeçilemez?Halktan yana tüm hukukçularıhaklar mücadelesi üzerinde birlikte çalışmayadavet eden Halkın Hukuk Bürosu,haklarımıza bir kez daha ve güçlüolarak sahip çıkmak için, 17-18 Eylül 2011’de İstanbul’da buluşalım.çağrısında bulundu.HALKIN HUKUK BÜROSU1989 yılında, mesleğe henüz başlamışüç genç avukat bürolarını HalkınHukuk Bürosu olarak isimlendirdiler.Bu isim cüretliydi, iddialıydı vekendini kanıtladı. Çünkü, yirmi yıl sürdürülenve bugün de tereddütsüz bir biçimdesahip çıkıp geleceğe taşımayakararlı olduğumuz tüm değerlerin, ilkelerinve mücadelenin en basit tanımıbuydu: Hukuk Bürosu halkındı vehalk için mücadele edecekti.Bu yıllar, 1980 askeri darbesi’ninhapishanelere gönderdiği on binlercedevrimcinin, sendikacının ve siyasalFUAT ERDOĞANAvukat. 1962, Denizli-Acıpayamdoğumlu. Ankara Üniversitesi HukukFakültesi'ni bitirdi. Üniversite öğrencisiykendemokratik üniversite mücadelesininiçinde yer aldı. Bu nedenledefalarca gözaltına alındı ve tutuklandı.Hakkında DGM’de (DevletGüvenlik Mahkemesi), Devrimci Solüyesi olmaktan ötürü dava açıldı.Üniversiteyi bitirtikten sonra Halkın“HAK MÜCADELESİ VE HUKUK” KONULUULUSLARARASI SEMPOZYUMUN 2.’Sİ YAPILIYORmuhalifin toplu davalarla cezalandırılmakistendiği yıllardı.Sıkıyönetim askeri mahkemeleri,yerlerini, içlerinde asker üyelerin debulunduğu Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nebırakmıştı. Sanık sayısınedeniyle spor salonlarında görülenduruşma celseleri saatlerce sürüyor,sanıklar ve avukatlar yıldırıcı birbaskı altında tutuluyorlardı.Halkın Hukuk Bürosu; işte bu davalarınen büyüklerinden birisinde, bugünhala devam eden ve ülke tarihininen uzun sürmüş ceza davası ünvanınasahip olan, 1243 sanıklı Devrimci SolAna Davası'nda mücadelesine başladı.Aradan geçen yıllarda, devrimcilerinsavunulmasından duyulan onur veısrar elbette hiç değişmedi. Ancak,Kentsel-Dönüşüm politikalarının evsizbıraktığı yoksulların, özelleştirmeninve kapitalist politikaların işsizbıraktığı işçilerin, okullarından uzaklaştırılmışöğrencilerin, işkence mağdurlarınındavalarını da sahiplenerekmücadele alanını hep genişletti.Halkın Hukuk Bürosu, bugün özelyetkili mahkeme adı altında sekiz bölgedeyeniden kurulmuş olan Devlet GüvenlikMahkemeleri’nin tamamındadava takip etmektedir. Siyasi davalarınyanı sıra, işkence, gözaltında ve cezaevindeöldürme, kolluk infazlarına ilişkinbirçok davada mağdurların ve yakınlarınınavukatlığını üstlenmiştir.19 Aralık 2000 tarihinde ülke genelindehapishanelere yönelik gerçekleştirilen,28 tutuklu ve hükümlününyaşamını yitirdiği, yüzlercesininağır şekilde yaralandığı büyük saldırıyailişkin davalar başta olmak üzere, cezaevlerindemeydana gelen her türlüsorunla ilgili dava ve şikayetler takipedilmektedir.Hukuk Bürosu'nda avukatlık yapmayabaşladı. Avukatlığının 2. yılında,hakkında 10 yıl hapis cezası verilmesinedeniyle aranır duruma düştü. İnfazkanunu uyarınca kısa bir süre hapishanedekalması gereken Erdoğan, buhaksız cezayı kabul etmedi. Ezilenlerdenyana mücadelesini sürdürdü.28 Eylül 1994 tarihinde İstanbul’dabir kafeteryada sendikacı vemühendis arkadaşlarıyla oturmaktaykenarkadaşlarıyla birlikte kollukLiseliler: Bu KavgadaHalen ülke geneline yayılmış FTipi Yüksek Güvenlikli hapishanelerdensekiz tanesi başta gelmek üzere,farklı tiplerde yirminin üzerinde hapishanededüzenli müvekkil görüşü, hukuksalyardım ve infaz koşulları izlemesiyapmaktadır.Büro, sosyalist basına yönelik sansür,kapatma ve cezalandırmalara karşısistematik bir mücadele yürütmekteve birçok basın davası takip etmektedir.Halkın Hukuk Bürosu, savunmamesleği için kurumsal bir gelenek veokuldur. Büro mensubu avukatlar,meslek ve demokratik kitle örgütlerindegönüllü çalışmayı bir ilke olarakbenimsemişlerdir.Halkın Hukuk Bürosu Avukatları,meslek ve mücadele yaşamlarında olduğugibi, sosyal yaşamlarında da dayanışmayıve paylaşımı temel kabul etmektedirler.Elbette bu geleneğin sürdürülmesibedel gerektirmiştir.İnandığı değerleri mesleklerine uygulayanbüro avukatları mahkemelerde,hapishanelerde, karakollardafiili saldırılara uğramış, tehdit edilmişlerdir.Hukuk dışı iddianamelerile açılmış onlarca davaya maruz bırakılmışlardır.Tutuklanmışlar, işkencegörmüşler ve hatta Fuat Erdoğan örneğindeolduğu gibi katledilerek ortadankaldırılmaya çalışılmışlardır.Bu uzun ve onurlu mücadele,mahkeme salonlarına sıkışıp kalmamıştır,kalmayacaktır.Bugün; Halkın Hukuk Bürosu,bir kez daha, dünyanın her köşesindenzulme ve yoksulluğa direnenlerinavukatlarıyla buluşuyor. Deneyimlerinipaylaşarak zenginleştirmek vegeleneğini geleceğe aktarmak için.güçleri tarafından vurularak katledildi.Olay resmi açıklamalarda silahlı çatışmaolarak belirtildi. Ancak otopsi raporlarıylaFuat Erdoğan’ın yere yatırılarak,ensesine sıkılan tek kurşunlakatledildiği ortaya çıktı. Katilleri, diğerişkence ve katliam davalarında olduğugibi önce beraat sonra terfi ettiler.Fuat Erdoğan, halkın davasınıher koşulda savunmanın sembolüolarak, mücadelemizde yaşamaya devamediyor.


Devrimci MemurHareketiKAMU EMEKÇİLERİ SEÇİMRÜŞVETİNE KANMAMALI04 Haziran 2011 Cumartesi günü,Resmi Gazete’de yayınlanan 632 SayılıKanun Hükmünde Kararname(KHK) ile 4/B statüsünde ve 4924 sayılıkanun uyarınca sözleşmeli personelpozisyonlarında çalışanlar kadroyageçirilmiştir.AKP hükümeti tarafından, kamuoyunda,tüm sözleşmelilerin kadroyaalınacağı yönünde yaratılan beklentiyiboşa çıkaran düzenleme, 4/Cstatüsünde ve taşeron olarak güvencesizçalıştırılan on binlerce çalışanıkapsamamaktadır.Bu durum AKP tarafından gerçeklerintersyüz edilmeye çalışılmasınınsayısız örneğinden sadece birisidir.Kadro aldatmacası esas olarak12 Haziran seçimlerine yatırım olarakdüşünülmüş ve iktidarın bir lütfuimiş gibi sunulmuştur. AKP’nin kendiyarattığı sorunun sadece bir kısmınaçözüm üreterek, sanki çözümdenyana bir yaklaşım görüntüsü vermeyeçalışması emekçileri kandırmayayönelik tam bir seçim manevrası idi.AKP, sorunun kaynağının yıllardanberi uyguladığı politikalar olduğugerçeğini perdelemeye çalışmaktadır.AKP’nin sorunu çözmek gibi birderdi olsaydı, en azından, hangi yasalve idari düzenlemeye tabi olursaolsun kamuda güvencesiz çalışanbütün emekçilerin derhal kadroyaalınmasını sağlayarak, kamuda güvencesizçalışmaya olanak veren bütünyasal ve idari düzenlemeleri iptaletmesi gerekirdi. Gerçekte ise, AKPkamuda güvencesiz, esnek çalıştırmabiçimlerini hakim çalıştırma statüsühaline getirmeye dönük politikalarındanvazgeçmiş değildir. Başta TorbaYasa olmak üzere hükümetin yaptığıpek çok düzenleme, sözleşmeli,taşeron, güvencesiz çalıştırma statülerininyaygınlaştırılması amacı ilegerçekleştirilmiştir. Daha birkaç günönce gazetelere üst düzey bürokratlarındahi sözleşmeli çalıştırılmasınayönelik bir çalışma içinde olunduğuyansıdı. AKP, iktidara geldiği gündenberi, emperyalist kurum ve kuruluşlarındirektiflerine uygun olarak;kamusal alanın sermayenin denetimineaçılması, piyasa koşullarının uygulanmasıhedefleri ile hazırlananKamu Yönetimi Reformunu tamamlamayıamaçlamaktadır.Burjuvazi tarafından bunlar yapılırkensendikalar neler yapmıştır/yapamamıştır?Sendikaların çoğu sözleşmelilerinkadroya geçirilmesinitalep etmiş ancak bununla ilgili mücadeleprogramları çıkarmak yerinebir-iki basın açıklaması yapmaklayetinmiş, birkaç hükümet görevlisiylegörüşmeler yaparak sorunundiyalogla çözüleceğini savunmuş,gelişmelerin takipçisi olacağını beyanetmiştir. Sonunda da seçim yatırımıolduğunu (siz seçim rüşveti olarakokuyun) sözleşmeli çalışanların birkısmının kadroya geçirilmesinin kendikazanımları olduğunu savunmuştur.Devlet güdümlü konfederasyonlardanMemur-Sen, AKP’nin yanbahçesi olarak kamu çalışanlarınasürekli olarak hükümetle diyalog halindeolduklarını, sorunun tümüyle çözüleceğinisöylemekten başka hiçbirşey yapmamıştır. Hatta Memur-Sen’ebağlı Eğitim Bir Sen sözleşmelilerinkadroya geçirilmesiyle ilgili Bakanlıkönünde basın açıklaması yapacağınıilan etmesine rağmen Bakanlıktangelen uyarıyla bu açıklamayı bileyapamamıştır. Torba Yasa sürecindeAKP hükümetitarafından,kamuoyunda, tümsözleşmelilerinkadroya alınacağıyönünde yaratılanbeklentiyi boşa çıkarandüzenleme, 4/Cstatüsünde ve taşeronolarak güvencesizçalıştırılan on binlerceçalışanıkapsamamaktadır.gerçekleri gizleyerek yasanın çalışanlarınlehine olduğunu savunaraksarı sendikacılık rolünü oynamıştır.Kamu-Sen de Memur-Sen’denfarklı bir politika izlememiştir. Birkaçbasın açıklaması yapmayı, hükümetbürokratlarıyla görüşmeyi ve sınırlısayıdaki insanla eylem yapmayı mücadeleetmek olarak göstermeye çalışmıştır.25 Kasım ve 26 Mayısgrevlerini gerçekleştireceğini ilan etmesinekarşı bu eylemleri gerçekleştirmemiştir.Torba Yasa sürecinde debirkaç maddeye itirazı dışında bir söylemiolmamıştır. Değiştirilen birkaçmaddeyi kendi kazanımları olarak savunmuştur.Kuşkusuz bu taşeronlaştırma, güvencesizleştirme,geleceksizleştirmesaldırısı karşısında KESK’in sürece neoranda müdahale ettiği asıl tartışmamızgereken konudur. KESK, güvenceliçalışma koşullarının sağlanmasıiçin 25 Kasım, 4 Şubat, 26 Mayısgrevlerini en etkin şekilde gerçekleştirensendika olmasına rağmensürekliliği olan mücadele programı çıkaramamıştır.Yapılan uyarı grevlerininarkasını getirememiştir. TorbaYasa sürecinde de 3 Şubat eylemi yapılmışancak devletin saldırısına karşıyeterince militan bir direniş sergilenememişve yasayı geri çektirecekbir eylem süreci örülememiştir. Devletgüdümlü sendikaların tutturduğuçizginin dışında, kendi militan tarihindenbugünlere taşıdığı güçle hareketetme becerisini gösteremediğisürece güvencesizleştirme saldırısınınönünde durma olanağı yokturKESK’in.İktidarlar pervasızca saldırırkenbirkaç basın açıklamasıyla, temsilikadro eylemleriyle, hükümet yetkileriylediyalog yoluyla bu saldırılargeri püskürtülemez. İktidarların saldırılarınakitlesel ve militan bir mücadeleile cevap vermemiz gerekir.Fiili, meşru ve birleşik mücadele yürütmemizgerekir. Kitlesel ve güçlü birdireniş barikatı oluşturmak zorundayız.Bunun yolu da emekçileri örgütlemektengeçmektedir.Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Biz de Varız43


Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011GELENEKSEL HALK SOFRASI PİKNİĞİ,YOZLAŞMAYA KARŞI HALKIN BİRLİKDUYGUSUNU YAŞATTIHalk Cephesi’nin, İstanbul Sarıyer’deMehmet Akif Ersoy PiknikAlanı’nda düzenlediği Halk SofrasıPikniği’nin sekizincisi, 4 Eylül günüyapıldı. Yazın son, sonbaharın ise ilkgünlerine denk gelen piknik, güneşlibir havada yapıldı. Türküler söylemek,halaylar çekmek; kardeşçe, yoldaşçaeğlenmek; birlikte coşkuyupaylaşmak için sabahın çok erken saatlerindeyollara düşüldü.Halk Cephesi’nin piknik görevlileri,geceden piknik alanına giderek, her yılolduğu gibi bu yıl da hazırlıkları gecedentamamlamak, gelenleri mağduretmemek için alanda sabahladılar. Oyüzden, sabahın çok erken bir saati deolsa “HOŞGELDİNİZ” pankartı karşıladıpikniğe gelenleri.Kendi arabalarıyla gelen aileler deerkenciydi. Sahneyi, piknik boyuncasürecek faaliyetleri de izleyebilmekiçin en güzel yerleri seçtiler.Bir yandan ses sistemi kuruluyorbir yandan da stantlar hazırlanıyordu.TAYAD, İdil Kültür Merkezi, GençlikFederasyonu, Boran-Haziran Yayınlarıve Yar Yayınları da stantları ilepiknikteydiler. Stantlarda, özgür tutsaklarınürünleri, devrimci hareketinyayınları ve diğer yayınlarla tanıtımve satışı yapıldı. Stantlara olan ilgipiknik boyunca devam etti.Stantların kurulmasıyla birlikteilk otobüsler alana girmeye başladı.Otobüslerden inen yüzlerce mahallelisloganlarıyla girdiler alana. Ve birmasa kapma yarışı başladı. Onlarcamasa bir araya getirilip uzun sofralaroluşturuldu.Saat 11.00’de program, hoşgeldinizkonuşması ile başladı. Konuşmadaşu ifadelere yer verildi: “İstanbul’undört bir yanından bugün piknik içinburaya gelen bizler, kabaracak olanhalk denizinin küçük bir parçasıyız buparça yeni parçalarla birleşerek büyüyecektir.Ve nice zaferler kazanacaktır.İşte size büyüyen ve güçlenenbir halk örneği; 12 Haziran’da İnönükonserinde olmaz denileni olur kıldık.İlk önce 55 bin, sonra 17 Nisan’da Bakırköykonserinde bir halk denizi olduk,150 bin yürek “Bağımsız Türkiye”diye haykırdık. 1 Mayıs’ta 30bin yürek tek bir amaç için 1 MayısAlanı’nı görkemimiz ve görselliğimizledoldurduk, Taksim' i kazandık.Bir halk kurtuluş savaşçısını, GülerZere’yi düşmanın elinden çekip aldık,bir imkansızı daha başardık. 14 yılönce toplu mezara gömülen savaşçımızAli Yıldız’ı o kör kuyudan çıkardık,bir ilki daha başardık.Unutmayalım, onlar bir avuç, bizlermilyonlarız. İnanç ve ısrarla mücadeleedersek kazanamayacağımızhiçbir şey yoktur. Bugün için emperyalizmve oligarşi halklara karşı bazıbaşarılar elde edebilirler ama nihaî zafertüm dünya halklarının olacaktır.”Konuşmanın ardından ilk olarakİdil Çocuk Korosu sahne aldı. İçlerindebirkaç yıldır koroda olanlar davardı, yeni başlayanlar da… Ancakçocuklarımızın hepsi kendine güvenlive rahattı.Gelenekselleşen pikniğin bir geleneğihaline gelen yarışmalar yapıldı.Halat çekme, yumurta taşıma,yoğurt yeme yarışmaları coşkulu birşekilde yapıldı.Yarışmaların ardından bir saatlikyemek arası verildi. Sahne önünde birikençocuklar ve gençler ailelerin hazırladığısofralara oturdular. Bir deuzun bir kuyruk vardı. Halk Cepheligörevliler pilav dağıtımı yaptılar.Saat 15.00’te Burhan Berken sahnealdı. Yüzyıllardır egemenlerin inkar,imha ve asimilasyon politikalarınauğramış, adı, dili, kültürü yasaklanmışve buna karşı acılarıyla direnmişve hala direnmeye devameden bir halkın türkülerini söylediBurhan Berken. Omuzlar yanyana dizildi;zılgıtlar mücadelenin, barış içinsavaşmaya devam etme gerekliliğininbir parçası olarak yükseldi.Dersim’de bir direniş vardı, 66 günsüren bir açlık, 66 gün süren bir kararlılık,iddia, sahiplenme… HüsnüYıldız, DHKP-C gerillası olan,1997’de Dersim’de şehit düşen kardeşiAli Yıldız’ın cenazesini almakiçin başlamıştı direnişe. Ölüm Orucusilahı halkın elindeydi artık ve o silahkararlılıkla taşındığında zafere detaşıyordu direnişi… Hüsnü Yıldız’ındirenişi de zafere ulaşmış, Ali Yıldız’ında içinde bulunuduğu gerillalaraait bir toplu mezar açılmıştı.Tarih yazıyoruz… Bu tarihin içindengeçerken şiirlerimizle, türküleri-44Liseliler: Bu Kavgada


mizle, oyunlarımızla destanlaştırıyoruzmücadelemizi. İşte bu direnişeşiirler yazıldı, öyküler yazıldı ve birde tiyatro oyunu yazıldı. İdil TiyatroAtölyesi, işte bu direnişi anlatan “BuDağlara Bahar Gelsin Diye” isimlioyununu oynadı piknikte.Hiç kıpırtısız izledi halk, oyunu.Sahnenin önü kalabalıktı. Ve en arkadakilergörsün diye oturdu herkesyere. Çocuklar en öndeydi, küçük Aliler…Dikkatle izlediler, coşkuyla alkışladılar.Hüsnü Yıldız da oradaydı. Sahneyedavet edildi, “Yaşasın Ölüm OrucuDirenişimiz!”, “Yaşasın DirenişYaşasın Zafer!”, “Ali Yıldız Ölümsüzdür!”sloganlarının dinmesini beklediönce Hüsnü Yıldız; sonra da ölüsünüdahi almak için kardeşinin, ölümeneden ve nasıl yürüdüğünü anlattı.Hüsnü Yıldız konuştukça, Dersim’de66 gün süren direnişi anlatanfotoğraf sergisinin olduğu pankartadikkat kesilenler de çoğaldı.Hüsnü Yıldız sahneden sloganlarlainerken, sunumda sahneye Marsisgrubunun çıkacağı anons edildi. Gençlersafları daha da sıklaştırdı. Tulum vekemençe sahnedeydi. “Onca soykırım,onca asimilasyon etti de, yine de bitiremedibeni zulüm…” der gibiydi.Ve bitmeyecekti... Direnen halklarolduğu sürece, bu ülkede devrimcilerolduğu sürece bitiremeyeceklerini biliyorduzalimler. Bunca pervasızlıkları,bunca saldırıları bunaydı işte! Piknikalanında ağaçlar arasına asılan resimlerbunun kanıtıydı. Bu halkın yiğitliğinin,baş eğmezliğinin kanıtı olaraközgür tutsaklarımız baş ucuzmuzda,aramızdaydılar.Ve yine kocaman bir pankart vardı:“Keyfi Tutuklama Zulmüne Son!”“Derelerimizi satmayacağız” diyereksuyun ticarileştirilmesine karşımücadele ettiklerini söyleyen Marsis’lebirlikte dinleyenler horona durdular.Marsis, bu coşkulu kitleye teşekkürederek ayrıldı sahneden. Sahnedeyanlızca sanatçılar yoktu bupiknik’te. Sahnede görünce şaşırdığımız,türküsünü dinleyince neşelendiğimizanalarımız, abilerimiz debizimleydi. TAYAD”lı Kezban anamız,Okmeydanı’ndan Musa abimiz,mahalleli Ulaş ve DMH’dan Mehmethoca halkın türkülerini söylediler birerbirer.Ve sıra YORUM’daydı. Beklenenan gelmişti işte. Binlerce kez dinlediysede, yüzlerce kez gidildiyse de konsere,hep ilk kez kadar heyecan ve coşkuylabeklenir ve dinlenir Grup Yorum.O, devrimci hareketin, halkın 26 yıllıkyoldaşı, mücadele arkadaşıdır.Bu onura layık olmanın bilinciyleçıktılar sahneye, ıslıklar, zılgıtlar vealkışlarla… Önce türkülerini, sonrahalaylarını ve marşlarını okudular. Birgün önce, Dünya Barış Günü vesilesiyleİzmir’de sahne aldıklarını, 20 binkişiyle türkülerini söylediklerini ifadeettiler, “1 Eylül Dünya Barış Gününde,nihai barış için kavga türkülerimizisöyledik, insanın insanı sömürmediği,halkların barış içindeyaşadığı ve yaşayacağı tek bir sistemvardır; sosyalizm!” dediler.İşte o anda sloganlar daha da gürleşti:“Mahir Hüseyin Ulaş KurtuluşaKadar Savaş!”, “Kurtuluş KavgadaZafer Cephede!”, “Mahir’den Dayı’yaSürüyor Bu Kavga!”...Deyim yerindeyse bir de süprizivardı Yorum’un. Tam 3 yıldır özgürtutsak olan Yorum üyesi MuharremCengiz, birkaç gün önce tahliye olmuştu.Onu davet ettiler sahneye…Pikniğe katılan beş bine yakın kişicoşkuyla selamladı Yorum üyesini ve“Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur!”diye haykırdı. Muharrem Cengiz,halkı selamlayıp teşekkür ettiktensonra gitarıyla yerini aldı sahnede. Ve“Cemo”, ardından “Çav Bella” ilepiknik programı bir sonraki yıl buluşmaküzere sona erdi.Mahallelerden piknik için kaldırılanotobüsler bir kez daha doldu, yolaldı. Yeni dostluklar, yeni umutlarla…Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011HayatınÖğrettikleriDEVRİMCİLERDEN ZARAR GELMEZBir gün dergi tanıtımı için gittiğimizbir apartmanın girişindekapıcı tarafından durdurulduk.Apartmana yabancıların girmesinin yasak olduğunu,eğer bir sorun olursa bundan kendisinin sorumlu olduğunusöyledi. Biz de ona dergi tanıtımı için gittiğimizi, dergimizinde halkın sorunlarını anlattığını, bizi anlattığını söyledik.Fakat kapıcıyı ikna edemedik. O sırada bir kişi apartmandançıktı. Kapıcı ile bizim konuştuğumuzu görünceyanımıza geldi, tartışmayı öğrendi. Ona da kim olduğumuzu,ne yaptığımızı söyledik. Dergimizi aldı ve kapıcıyadönerek “Bu gençler benim misafirim, onlar devrimciler.Devrimcilerden insanlara zarar gelmez. Apartmanabenim misafirim olarak girsinler” dedi. Kapıcı istemeyerekde olsa kabul etmek zorunda kaldı. O sıradaetraftaki insanlar çevrimizde toplanmaya başlamıştı.Onlara hitaben kim olduğumuzu ve ne yaptığımızı söyledik,dergimizi tanıttık. Kapıcı ile konuşurken yanımızagelen kişi de toplananlara “bunlar devrimciler, dahagüzel bir ülke için uğraşıyorlar, dergilerini dağıtıyorlar.Herkes alsın okusun” diye tavsiye de bulundu. Sonrasındada toplanan kişilerden birçoğu dergimizi aldı. Apartmanagirmeye gerek kalmadı. Çünkü elimizdeki dergiler tükenmişti.Biz de Varız45


Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Hangi tür müzik dinlersiniz?Müzik, bir takım duygu ve düşünceleribelli kurallar çerçevesindeuyumlu seslerle anlatma... diye geçmektedirsözlüklerde.Biriyle tanıştığımız zaman ilksorduğumuz sorulardan biridir değilmi, hangi müzikleri dinlemeyi seversin,sorusu.- En sevdiğin türkü hangisi?- Kimleri daha çok dinlersin?- Halk müziği dinler misin?- Son zamanlarda en çok kimi dinliyorsun?Evet, bu sorular uzatılabilir...Yani bu sorularla karşımızdaki kişiyidinlediği müzikle değerlendirmeyebaşlarız, onun hakkında bir fikirsahibi olmaya başlarız dinlediğimüzik çerçevesinde. Yani dinlediğimizmüzikler bizim hangi ruh halindeolduğumuzu, nasıl bir yaşam biçiminesahip olduğumuzu anlatır aslında.“Her türlü müziği dinlerim”cümlesi üzerinden düşünmeye başlayalımisterseniz. Karşımıza çıkancevap; hayır her türlü müziği dinlememeliyizolmalı. Nasıl ki film izlerkenseçici oluyorsak müzik dinlerkende seçici olmalıyız. Beynimizde, kulaklarımız da çöp tenekesi değildir.Yeni çıkan her şarkıyı takip etmekzorunda değiliz. Ki Cephelilerve taraftarları için, kültür sanat alanındakiarkadaşlarımız dinleyip, önerilerinisunacaktır.Sonuç olarak; bir şarkıyı veyatürküyü dinlerken; şarkının ne anlattığını,şarkıyı söyleyenin kim olduğunu,neye hizmet ettiğini, kişiyineler düşünmeye sevk ettiğini dikkatealmalı, tercihlerimizi buna göre yapmalıyız.Ama biz tam tersi, hoşumuza gittiğiiçin ya da değişiklik olsun diyedinliyorsak burada bakış açımızda biryanlışlık var diye düşünmeliyiz.Çünkü dinlediğimiz şarkı kadar buşarkıyı söyleyen kişi de bizim içinönemlidir. Her türlü ahlaksızlığı yapmış,uyuşturucu ya da alkol kullandığıiçin manşetlerden düşmeyenbiri var örneğin, ama Türkiye’nin starıya da sesi çok güzel, söylediği parçalarinsanları coşturuyor diye bu kişiyidinliyorsak sınıfsal bakmıyoruzdemektir. Her türlü yozlaşmayı,yaşam biçimi haline getiren ve bu yaşambiçimini halkın gözünde benimsetmeyeçalışan, özendiren bir kişininsöylediği şarkıları dinlememeliyiz,bizi rahatsız etmeli bu şarkılar.Dinlerken çok düşünmeyiz aslındabu yönde. “Ne var ki, sankionun hayranımıyım, albümünü almıyorumki internetten indiriyorum”,“her zaman dinlemiyorum zatenarabada dinliyorum...” Bu sözlermasum gibi görünse de aslında bizio kişiyi dinlemeye yönlendiren, dinlememizide meşrulaştıran bahanelerdir.Bir gün çeşitli müzikler dinleyerekbu dinlediğiniz müziklerin siziniçin ne ifade ettiğini değerlendirin.Biz yoz müzik kültürüne karşıkendi türkülerimizi, kendimarşlarımızı, kendi müziğimizidinlemeliyiz. Çocuklarımızakendi memleketinin türküleriniöğretmeliyiz. Çocukluğumuzdaöğrendiğimiz oyunparçalarının hiç biriniunutmamışızdır değil mi?Oyun oynarken söylediğimizşarkılar halenhafızamızdadır. Tıpkı ilkokuduğumuz kitabıunutmadığımız gibi. Bunedenle çocuklarımızaşimdiden ne öğretirsek onukavratırız, yönlendiririz.Örneğin pop müzik adı altında içiboşaltılmış, ne dedikleri belli olmayan,aynı kelimeyle aynı nakaratla 2-3 dakikalık bir şarkıyla halkın beğenisinikazanmaya çalışanlar bir yanda...Bir yanda da halkın acılarını,hasretini, sevdasını, özlemini anlatanhalk ozanları var. Halktan olmayanlarınanlaşılmaz sözlerle süslediği anlaşılmazklipleri var, dikkatinizi çekmiştir.Bu anlaşılmaz klipleri izlerkensöylenen şarkıyla uzaktan yakındanbir ilgisinin olmadığını fark edersiniz.Durum böyle olunca bir klibi tekbaşınıza izlediğiniz zaman bile utanarakbakarsınız ekrana, Amerikanmüziklerinden, kliplerinden kopyaedilmiştir, karşınızdaki yabancı bir sanatçıdeğildir ama onu dinlerkenhalkın değerlerinden ne kadar uzak,size yabancı bir kişiliğin olduğunugörürsünüz. Yani bizi anlatmaz popmüzikleri, biz yokuzdur o uydurmasözlerin içinde. Günü birlik değildirçünkü bizim dostluğumuz, arkadaşlığımız.Macera yaşamak için sevmeyizbirini, göstermelik değildir ilişkilerimiz.Evet, onlar böyle yaparak bizimnasıl düşünmemiz, nasıl hareket etmemizgerektiği konusunda özendirmeyeçalışıyorlar. Beyinlerimiziçalıyorlar. Kültürel olarak bizi etkiliyorlar,bunda başarılı olmuyorlarmı? Evet oluyorlar. Bunu çevremizdenve kendimizden de değerlendirebilirizaslında. Dilimize takılanmutlaka bir pop-arabesk vb. şarkısıvardır. Bunu ister bir klipten dinleyin,ister bir radyodan. Zaten artık reklamlardabile dinlemek istemediğinizmüzikleri duyabilirsiniz. Emperyalizmher yönden saldırıyor. Bir yolunubuluyor kendi kültürünü aşılamakiçin.Bu nedenle biz bu yoz müzik kültürünekarşı kendi türkülerimizi,kendi marşlarımızı, kendi müziğimizidinlemeliyiz. Çocuklarımıza kendimemleketinin türkülerini öğretmeliyiz.Çocukluğumuzda öğrendiğimizoyun parçalarının hiç birini unutmamışızdırdeğil mi? Oyun oynarkensöylediğimiz şarkılar halen hafızamızdadır.Tıpkı ilk okuduğumuz kitabıunutmadığımız gibi. Bu neden-46Liseliler: Bu Kavgada


le çocuklarımıza şimdiden ne öğretirsek onu kavratırız,yönlendiririz.Grup Yorum’u dinlerken ne hissediyoruz mesela...Grup Yorum’un çıkardığı tüm kasetler hep yaşanan süreçlereaittir. Mücadeleden bir kesittir aslında. Dinlerkentarihi de değerlendiriyoruz, daha iyi anlamaya çalışıyoruz.Her dinlediğimizde farklı bir kelime yakalıyoruz.Bazen bu kelimeler bizim sözcüklerimizle birleşiyortamamlayıcı oluyor. Coşkulandırıyor, öfkelendiriyor,hüzünlendiriyor. Sevdayı da, kavgayı da, şehitliği de, düşmanaöfkeyi de anlatıyor Grup Yorum. Yani Grup Yorumtürküleri öğretici oluyor. Grup Yorum’da kendimizi buluyoruz.Şu Dersim’in Dağları’nı dinlerken, gerillalarla birlikteoluyoruz, kurşun sesleriyle çatışmanın ortasında olduğumuzudüşünüyoruz, ayak seslerinde kendi ayak seslerimizinde olduğunu düşünüyoruz, sesi biraz daha açıyoruzo zaman. Çünkü coşkulandırıyor bizi, Şu Dersim'indağları, hele bir de biliyorsak gözümüzün önüne gelir Dersim'indağları, Dersim'in dağlarıyla birlikte gerillaları.Sibel Yalçın Destanı'nı dinlerken, Sibel’i gıptayla anıyoruz,gözümüzde canlandırmaya çalışıyoruz o anları. Yoldaşlarınıcanı pahasına korumasını anlamaya çalışıyoruz.122 şehit için yazılan şarkının sözlerini dinlerken evet “Doğacakgüneşli günleri size armağan edeceğiz, bu boynumuzunborcudur” diyoruz, daha kararlı bir şekilde...Peki; “Hep Yorum’mu dinleyeceğiz?” diyenlerle dekarşılaşıyoruzdur mutlaka. Hayır, tabii ki hep Yorum dinlemeyeceğiz.Halk türkülerimiz var bizim, halkın acılarınıen iyi yaşayanlar anlatır dedik ya, işte halk türküleride halkın içinden yazılmıştır. Bizi anlatır türküler. RuhiSu’larımız, Neşet Ertaş’larımız, Mahsuni Şerif’lerimiz var.Sevdayı, hasreti, vatanı anlatır bizim türkülerimiz Halkve vatan sevgisiyle doludur namelerimiz. Zulmü görmüştürsazımız, sözümüz. Acılar ve sevinçlere karşınkimi zaman öfke olmuştur egemenlere karşı isyana çağırmıştırhalkı Ama hep var olmuştur, hiç tükenmemiştirve hiçbir zaman da tükenmeyecektir.Acıları, sevinçleri, hayatı ancak biz anlatırız halkın evlatları,bu halkın ozanları anlatabilir. Çünkü bu hayatınsahibi biziz.Emeğimizi çaldıkları gibi beynimizi de çalmalarına izinvermeyelim.Bizi yozlaştıran, çözümsüzlüğe sürükleyen, bunalımlı,bizim değerlerlerimizin olmadığı, düzenin parlattıklarınıdinlemeyelim.Adli Yıl, ÇHD’li AvukatlarınÇantalarının Aranmakİstemesiyle BaşladıÇağdaş Hukukçular Derneği(ÇHD) İstanbul Şubesi, yeni adli yılınaçılış günü olan 6 Eylül’de, Çağlayan’dakiyeni Adliye binası önündebasın açıklaması düzenledi. Açıklamada,ÇHD’nin hazırladığı “2011-2012 Adli Yılı Başlarken Yargının Sorunlarıve Çözüm Önerileri” başlıklırapor da okundu. Eylem sırasında“Yeni Adli Yıl Açılıyor. AdaletsizlikBüyüyor. Adalet İçin Mücadeleye”yazılı pankart taşındı.ÇHD İstanbul Şube Başkanı AvukatTaylan Tanay, yaptığı açıklamada,“Yargı açısından bol sorunlu, hükümet-yargıçatışması açısından bakarsak‘sorunsuz’ bir adli yıl bizi beklemektedir.”dedi.Tanay, büyük yargı reformununbaşlangıcı olarak sunulan 12 EylülReferandumu sonrasında oluşturulanHSYK’nın icraatları ve yapılanyüksek yargı seçimlerinin yargının bağımsızlığınısağlamadığını, sadeceyargının hükümetinanlayışı lehinedeğiştiğinisöyledi.Açıklamanınsonunda hazırladıklarırapordançözüm önerileriokundu.Basın açıklamasının ardından,Adliye binasına girmek isteyen avukatlarınçantaları aranmak istendi.Yeni bir uygulama başlatıldığınısöyleyen Adliye’nin özel güvenlik elemanları,çantaların X-Ray cihazındangeçirilmesini istedi. ÇHD'li 35 avukat,bu uygulamanın hiçbir yasal dayanağıolmadığını, hukuksuz bir uygulamaolduğunu belirterek, çantalarınınaranmasını kabul etmediler.ÇHD’li avukatlar, çantalarını aratmadanAdliye’ye girdiler.Avukatlar, çanta arama girişimininardından, uygulamayla ilgili olarak,uygulamayı başlatan İstanbul CumhuriyetBaşsavcısı Turan Çolakkadı ilegörüştüler. Çolakkadı, uygulama hakkındayasal bir dayanak getiremezken;ÇHD’liler, “Avukatların sahip olduklarıhaklar açısından mevcut uygulamanınkabul edilemez olduğunu”söylediler.Böylelikle adli yıl, avukatlar üzerindekurulmak istenen baskıyla açılmışoldu. Adliye’nin açıldığı tarihtenbu yana çantasını aratmayan 10 avukathakkında “güvenlik güçleriningörevini yapmasını engellemekten”tutanak tutulduğu öğrenildi.Biz de Varız 47


Yürüyüş Halkın SesidirHalkın Sesini Boğmak İsteyenlerBilmelidir ki Başaramayacaklar!Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011ANKARADergimizin çalışanları ve 3 devrimcinintutsaklıkları 9. ayına girdi.Hala mahkemeye çıkartılmayan KaanÜnsal, Halit Güdenoğlu, Naciye Yavuz,Musa Kurt, Cihan Gün, Remzi Uçucu,Mehmet Ali Uğurlu, Necla Can ve GülsümYıldız’ın bir an önce serbest bırakılmalarıtalebiyle sürdürülen eylemlerde 9. ayına girdi.AKP iktidarı, keyfi tutuklamalarınakarşı ses çıkartılmasın istiyor. Tutsaklarınısahiplenen dernek üyelerinipolisleriyle engellemeye çalışıyor.Ama başaramayacaklarını yine kendizabıtaları söylüyor.Baskılara RağmenAdalet İçin MücadeleEtmeye Devam Edeceğiz!Antalya Özgürlükler Derneği, yaklaşık9 aydır tutuklu olan Yürüyüş dergisiçalışanlarının ve başkanları MehmetAli Uğurlu’nun serbest bırakılmasıiçin her hafta Kışlahan Meydanı’ndaaçtıkları imza masasını 2 Eylülgünü de açtılar.Kanser aşamasına gelen cilt hastalığındandolayı Mehmet Ali Uğurlu’nunbir an önce serbest bırakılmasıtalebiyle imza toplanan masaya, sivilpolisler ve ardından zabıtalar müdahaleetmek istediler.Sivil polisler son birkaç haftadırmasaya gelerek, yasal izin olup olmadığınısoruyorlardı. 2 Eylül’deaçılan masaya gelen ve izin soran ikisivil polise, “Biz 8-9 aydır buradayız.Bugüne kadar böyle bir şey için gelinmedi.İzin almıyoruz. Siz sorun çıkarmayamı geldiniz?” denildi. Polisise, “Biz sadece soruyoruz. İzin sorunuyapanlar var.” cevabını verdiler.Bunun üzerine dernek çalışanları,“O zaman zabıtalar gelsin. Sizin göreviniz değil.” dediler.Polisler masanın yanından ayrılarak,zabıtalarla tartıştılar. Yapılan tartışmanınardından tekrar masaya gelenpolisler, izin belgesini isteyerek,olmadığını öğrenince de masayı kaldıracaklarınısöylediler.Antalya Özgürlükler Derneği üyeleri,polisin tavrı üzerine çevredekihalka seslenerek, “9 aydır biz buradayız.Şu anda olduğu gibi, bir hukuksuzluğu,adaletsizliği teşhir etmekiçin buradayız. 9 aydır arkadaşlarımızF Tipi hapishanelerde sorgusuz, sualsizyatırılıyorlar. Gelin masayı kaldırabiliyorsanızkaldırın. Buradayız.”dediler.Devam eden konuşmalarla birlikteakşam saat 19.00’a kadar 135imza toplandı.Büfesi olan bir esnaf, dernek çalışanlarınaçay ısmarladı. Teşekkür etmekiçin yanına gidildiğinde esnaf,“Asıl ben teşekkür ederim. Burada zabıtalarıpolis sıkıştırdı. Bir zabıta, ‘Yasadışıbiz bir şey görmüyoruz. Sizmüdahale edecekseniz Terörle MücadeleŞubesi’ni de çağırın. Çünküsiz onlarla baş edemezsiniz’ cevabınıverdi.” diye anlattı.AKP’nin TahammülsüzlüğüEmperyalizme KarşıBağımsızlık MücadelesininSahiplenilmesinedirYaklaşık 9 aydır tutuklu bulunanYürüyüş dergisi çalışanlarının serbestbırakılması için, “Yürüyüş DergisiÇalışanları Serbest Bırakılsın” kampanyasıkapsamında Ankara HalkCephesi 2 Eylül günü saat 18.00’deKızılay Sakarya Caddesi’nde bir basınaçıklaması gerçekleştirdi.Yapılan açıklamada, “Yürüyüşdergisi halka değerleri etrafında mücadeleetme, örgütlenme çağrısı yapmaktadır.Emperyalizme karşı bağımsızlıkmücadelesinin çağrısınıyapmaktadır. İşte AKP iktidarının tahammüledemediği budur. Ama bilinmelidirki, hiçbir şey bizi bu mücadeleyiyürütmekten alıkoyamayacaktır.Bu ülke hapishanelerini bizimledoldurup taşırabilirsiniz. İşkencelerdekatledebilirsiniz, kaçırıp kaybedebilirsiniz.Bunlar daha önce uygulamadığınızyöntemler değil. Amaunutulmamalıdır ki halka karşı işlenenhiçbir suç cezasız kalmamıştır, kalmayacaktır.Çünkü adalet en güçlü yanımız,en meşru taleptir.” denildi.“Yürüyüş Dergisi Çalışanları SerbestBırakılsın!” yazılı dövizlerin ve“Derneklerimizi ve Dergimiz Yürüyüş'üSavunmaya Devam Edeceğiz!”pankartının taşındığı eylemde, “BaskılarBizi Yıldıramaz!”, “YürüyüşDergisi Çalışanları Serbest Bırakılsın!”,“Yürüyüş Halktır Susturulamaz!”,“Adalet İstiyoruz!”, “Halkız HaklıyızKazanacağız!” sloganları atıldı.Basın açıklamasının ardından AnkaraHalk Cephesi'nin “Yürüyüş DergisiÇalışanları Serbest Bırakılsın”başlıklı bildirisi ve Yürüyüş dergisihalka ulaştırıldı.Yürüyüş çalışanlarına veüç devrimciye özgürlük!Kaan Ünsal, Halit Güdenoğlu,Naciye Yavuz, Musa Kurt, CihanGün, Remzi Uçucu, Mehmet AliUğurlu, Necla Can ve GülsümYıldız’a48Liseliler: Bu Kavgada


1 Mayıs Mahallesi’nin KuruluşYıldönümü Festivalle Kutlandıİstanbul 1 Mayıs Mahallesi’nin kuruluşyıldönümünün kutlandığı vemahallenin kuruluşunda katledilenlerinanıldığı festival, 1-2-3 Eylültarihleri arasında yapıldı. Festivali PirSultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD), Güzelleştirme Derneği,Mayısta Yaşam Kooperatifi, AnadoluYakası Dersimliler Derneği, 2 EylülKültür ve Dayanışma Derneği, DemokratikHaklar Federasyonu, EzilenlerinSosyalist Partisi, KÖZ, Partizanve Halk Cephesi düzenledi.3 gün süren festival, “GüvencesizÇalışma, Kriz ve Mücadele Biçimleri”paneli ile başladı.100 kişinin katıldığıpanelin ardından konser yapıldı.İlk gün yapılan konserde Grup Gölgedekiler,Murat Ateş, Cihan Çelik veGrup Vardiya yer aldı.İkinci günü ise saat 13.00’de mahalleninşehitlerini anmak amacıylayemek verildi ve saat 14.30’da CennetDüğün Salonu önünden başlayarak,30 Ağustos İlkokulu’na kadar yürüyüşdüzenlendi. Yürüyüşün sonundafestival tertip komitesi adına basınaçıklaması yapıldı. Yürüyüşe yaklaşık300 kişi katıldı.Yürüyüşün ardından saat 17.00’de,“Ortadoğu’da Halk Hareketleri” başlıklıpanel gerçekleşti. Filistin HalkıylaDayanışma Derneği (FHDD) adınaSelim Sezer, Köz gazetesi ve HalkCephesi adına Sercan Aslan’ın konuşmacıolarak katıldığı paneli yaklaşık150 kişi izledi. Yapılan panelinardından İdil Tiyatro Atölyesi’ninhazırladığı Ali Yıldız’la ilgi oyunsergilendi.Oyunun ardından Telli Kılıç, İsyanAteşi, Bandista ve Pınar Sağ’ın katıldığıkonsere geçildi. Konser arasındakardeşinin kaybedilen cenazesinialmak için ölüm orucuna yatan vezaferin kazanılmasıyla direnişe sonveren Hüsnü Yıldız, direniş süreci vekardeşinin bir Cepheli olarak şehitdüştüğüne dair bir konuşma yaptı. Ayrıcamahallemizin onurlu evlatlarıdevrimci tutsaklar adına Kaan Nakay’ıngönderdiği faks okundu. Yapılankonuşmalar halk tarafından coşkuylakarşılandı.Festivalin son gününde ise ilkolarak “Mahallemizin Tarihçesi, KentselDönüşüm Ve Yıkımlar” konulu paneldüzenlendi. Panelde konuşmacıolarak katılan Dr. Şebnem Korur Fincancı,öğrencilik yıllarında mahalledeyaşayan biri olarak anılarını anlattı.Mahallenin çok zorlu koşullarda, dayanışmaylakurulduğundan bahsetti.Yine konuşmacılardan Şükrü Aslan isemahalle üzerine yaptığı akademikçalışmaları nasıl yürüttüğünden bahsederken;mahallenin, kurulan gecekondumahallelerinin ve devrimcidayanışmanın örneklerinden olduğunusöyledi.Konuşmacılardan Mehmet Göçebeise kentsel dönüşüm yalanlarıylagasp edilen yerlerin orman, okul veyahastane olmasının bir önemi olmadığınıanlattı. Av. Ebru Timtik ise konuşmasında“Kanunları yapanlar, çaldıklarınınkılıfını uydurmak için yasalaryaparlar. Ancak ona karşı birleşildiğindeve direnildiğinde yasalarınhükmü yoktur. Direnerek kazanılabilir.”diyerek kentsel dönüşümünbizim geleneklerimize ve insanlığınyasalarına uymadığına değindi.Yapılan panelin ardından Tiyatro Simurg,Anadolu ezgilerinin hikâyeleriüzerine bir oyun canlandırdı. Oyununardından kadına yönelik şiddet hakkındabir panel yapıldı. Bu panelin detamamlanmasıyla mahallenin kuruluşununanlatıldığı sinevizyon gösterimiyapıldı. Ve ardından Grup Mayıs,Esra Öztürk, Ayla ve Grup Munzur’unkatıldığı konser düzenlendi.3 gün boyunca süren festival, devrimcilerinçabalarıyla, önceki yıllardayaşanan sorunların tekrar yaşanmasınaizin verilmeden tamamlandı.Mahalleden ve çevre mahallelerdenhalk festivale coşkuyla katıldı.Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Bursa’da Yürüyüş DağıtımınaDevam EdildiBursa’nın Kestel ilçesinin KaleMahallesi’nde, 3 Eylül Cumartesigünü Yürüyüş dergisinin tanıtım ve satışıyapıldı. 3 Yürüyüş okuru tarafındaniki buçuk saat süreyle yapılandağıtım sırasında halka, derginin konubaşlıkları anlatıldı.Oligarşinin toplumezar politikasındansöz edilerek; Somali’deve diğer ülkelerdekiaçlığın sebeplerinin emperyalizmve işbirlikçileri olduğu anlatıldı.AKP hükümetinin Somali’de yaşananaçlığı kendi propagandası içinkullanması teşhir edildi. Halkın ilgigösterdiği dağıtım sırasında 30 dergihalka ulaştırıldı.Biz de Varız49


Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Av ru pa’daSavcı, Tanıklarındanİstediklerini DuyamadıAlmanya’da tutuklu bulunan özgür tutsaklar Şadi Özpolatve Ünal K. Düzyar’ın duruşmaları 31 Ağustos ve1 Eylül tarihlerinde devam etti.Londra’da Yeni Bir Mevzi AçılıyorAvrupa’da yeni bir kurum daha çalışmalarına başlıyor.İngiltere’nin başkenti Londra’da, Anadolu GençlikMerkezi açılıyor. 11 Eylül 2011 tarihinde açılacakolan merkez, ırkçılığa ve yozlaşmaya karşı, demokratikhak ve özgürlüklerin gasp edilmesine karşı mücadeledebir mevzi olmayı hedefliyor.Anadolu Gençlik Merkezi’nin açılışı, yapılan bir açıklamayladuyuruldu.Bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesindeDev-Genç’in mirasçıları olduğunu söyleyen AnadoluGençlik, “İngiltere’de Anadolu Gençlik olarak, halklarımızınbulunduğu her yerde, onlardan aldığımız mirasıyaşama ve yaşatma sorumluluğu ile karşı karşıyaolduğumuzun ve bu sorumluluğumuzu ancak örgütlü olarakyerine getirebileceğimizin bilincindeyiz. El kapılarındayaşamak zorunda kalan emekçi halklarımız; yaklaşıkiki yıllık çalışmamız sonucunda örgütlü mevzimizioluşturduk. Gençliğin örgütlü ve kararlı gücüyle geleceğimizesahip çıkmamıza vesile olacağına inandığımızGençlik Merkezi’mizi siz emekçi halklarımız ve dostlarımızlabirlikte açmak istiyoruz.” çağrısında bulundu.Anadolu Gençlik Merkezi, 429 Lordship Lane,Londra N16, 5DH adresinde hizmet verecek. Açılış töreni11 Eylül günü saat 13.00’te yapılacak.Son iki duruşma, savcılığın tutsaklara karşı kullandığı“şiddet uyguluyorlar” iddiasını doğrulatmak içinçağrılan tanıklar dinlendi. Özellikle birinci gün dinlenentanığa çok güvenen savcılık, istediklerini duyamayıncabu sefer “Sen kiminle konuştuğunun farkındamısın? Nerede olduğunu biliyor musun? Sen kendinine zannediyorsun?” diyerek tanığı tehdit etti.Savcının tehditleri karşısında tanık, “Siz benimle böylekonuşamazsınız, böyle konuşmaya hakkınız yok. Sözlerinizedikkat edin. Hiç kimse beni tehdit etmedi ve edemezde. Ben burada doğruları söylüyorum, siz de benitehdit edemezsiniz” diyerek tepki gösterdi.Bu noktada araya giren hakim, savcıyı “Konuştuklarınızabiraz dikkat edin lütfen.” diyerek uyardı.İkinci gün gelen tanık ise, tutsaklardan birini tanıdığını,bahsi geçen kişi ile tanıştırdığını, konuşmanınkendi yanında yapıldığını ve herhangi birtehdit olayının yaşanmadığını, tehdidi insanlartutuklandıktan sonra basındanduyduğunu beyan etti. Buna da tepki gösterensavcılık, “Ama daha önce şöyle demişsiniz”diyerek tanığı sindirmeye çalıştı.Tanık bunun üzerine, “Evet doğru,öyle dedim ama bunu tehdit oldu veyavar diye demedim” dedi.Tanığın ifadesinin ardından duruşma sona erdi.Dortmund’ta Anti-Faşist Direniş1 Eylül 1939’da Nazi Almanyası’nın Polonya’ya saldırmasıylaikinci Paylaşım Savaşı başladı. 1966 yılında,1 Eylül tarihi, Dünya Barış Günü olarak ilan edildi.Her sene bu tarihte dünyanın her yerinde yürüyüşler veeylemler düzenleniyor.Almanya’nın Dortmund şehrinde, Alman faşist partisiNPD, son 7 yıldır ısrarlı bir şekilde her 1 Eylül’deyürüyüşler düzenleyerek barış gününü sabote etmeye çalışıyor.Anti-faşistler, demokratik kitle örgütleri ve halkise, Nazilere geçit vermemek için direniyor.3 Eylül 2011 Cumartesi günü sabah saatlerinden itibarenbir araya gelen 15.000 kişilik kitle, Nazilere geçitvermeme kararı aldı. Şehrin değişik yerlerinde gruplarhalinde oturarak şehri bloke ettiler ve Nazileri şehresokmadılar.Polis, her zamanki gibi faşistleri korumak için seferberoldu ve kitleye biber gazıyla, sis bombalarıyla, coplarlasaldırdı, yerlerde sürükledi. 4 bin Özel Harekat Polisianti-faşist kitleyi dağıtmak için her şeyi yaptı.Gün boyunca, şehrin dört bir yanında devam eden direnişve süren saldırılarda anti-faşistlerden 271 insan gözaltınaalındı.Eyleme, Anadolu Federasyonu ve Anadolu Gençlikde katıldı.50Liseliler: Bu Kavgada


AVRUPA’dakiBİZAvrupa basınını çokyakından tanıyoruz.Basın tekellerin elindedirve kendilerinin çıkarlarınaters düşen haberlerigöstermez.SANSÜR işletilir Avrupa'da.Bunların başınıda Almanya çeker.Almanya tam bir PO-LİS devletidir. Bakmayındünyaya demokrasi dersi verdiklerine.BURJUVA BASINLİBYA’NIN İŞGALİNİNSUÇ ORTAĞIDIR.HABERLERİNİZ YALANVE AHLAKSIZCA!“Libyalı muhaliflere NATO yardımetmek zorundadır! Libya'nınKaddafi diktatöründen kurtulmasıiçin NATO'nun müdahalesi şarttır.”“Afganistan'da halkın "diktatörlük"altında yönetilmesine ve İslamiteröre karşı savaşmak zorundadırNATO!”Afganistanlı kadınların "özgürlüğü"için nasıl mücadele edilmesi gerektiğiniyazarlar ve gösterirler.Almanya'da karakollarda, hapishanelerdekatledilen gençlerimiz kesinlikle‘suçludur.’ Onlar polisi bunamecbur bırakmışlardır. "uyuşturucubağımlısı", "agresif", o yüzden oldudiye geçerler.Nazilerin yaktıkları göçmen evlerininhaberlerini mümkünse vermezler,verirlerse de bir kez verip kısacageçerler.Afganistan'da kaç bin insanınNATO askerleri tarafından katledildiğininhaber değeri yoktur.Irak'ta nasıl katliamlar yapıldığının,binlerce kadına Amerikan askerleritarafından tecavüz edilmesininhaber değeri yoktur.Başka ülkelerde bir işkence yaşanmışsahemen demokrasi akıllarınagelir. Kendilerine gelince demokrasiunutulur.Bizim ülkemizde çok farklı değildir.Ama yinede kendi iç it dalaşlarındankaynaklı Avrupa'dan çokdaha fazla haber dinleyebiliyoruz.Onun dışında tabii ülkemizde devrimcilerinverdiği mücadeledir bununsebebi.Önceden, Ortadoğu ile ilgili haberlerde,Avrupa’dan biraz farklı haberlerçıkardı basında. Irak'a işgal denilirdiörneğin. Bunun nedeni Irak’ınözgürlüğünden yana olduklarındandeğil. Çıkarları gereğiydi.Son 10 yılda AKP demagoji yaparak,halka Ortadoğu halklarınındostu, her şeyi onların özgürlüğüiçin yaptığına inandırmaya çalıştı.Burjuva basın sayesinde bunu şimdilikbaşardılar.AKP işbirliğinin doruk noktasında,burjuva basında şu an AKP’ye yaranmakiçin her türlü yalakalığı yapmaktadır.AKP, İŞBİRLİKÇİLİĞİN doruknoktasında. Yeni-sömürgecilik ilişkilerininkurulduğu 1946’dan berioligarşinin tüm iktidarları işbirlikçidir.Ancak hiç bir iktidar AKP kadarişbirlikçi olmamıştır. Ortadoğu’daemperyalizmin maşası olarak kullanılmaktadır.Burjuva medya Libya’ya saldırınınbaşından beri yaptıkları yalan haberlerleLibya’nın işgalinin suç ortağıolmuşlardır. İşgali meşrulaştırmışlardır.Emperyalizmin politikalarınıgizlemişlerdir. İşgali ve çapulcuişbirlikçilerini meşrulaştırmak içinher türlü YALAN VE AHLAKSIZhaberleri yaptılar.İşte burjuva basından bazıbaşlıklar ...- Kaddafi "hizmetçisinin yüzünüyaktı, işkence yaptı",- Kadın korumalarına aile boyu tecavüzettiler.-Hovarda oğulları var. Porno yıldızlarıile birlikteler.- Hapishanelerinde işkence yapılıyor.- Muhalifleri yakarakkatlettiler.-Çok lüks yaşıyorlar.- Kızı hamile. Kardeşlerbirbirine düştü. "Her gün Kaddafi’ninbir oğlunu öldürüyorlar.Yani halkı KAN-DIRMAK için her türlüYALAN haber mevcut.Seyfülislam babasının yolundangidiyormuş. Neden, çünkü teslim olmuyor.Bizim bildiğimiz emperyalizmekarşı direnmek ONURDUR.İşbirlikçi çapulcuların Trablus'a girişi“halkın mutluluk gösterileri” diyegülücükler saçan sunucular tarafındanverildi.Lüks içinde yaşıyormuş. Havuzvarmış içinde. Ne oldu, senin patronlarınınkaç tane havuzlu evivar? Ya da senin Başbakan’ının kaçevi, kaç milyon doları var? Kaç arabasıvar, haber yapıyor musunuz?“Ama bizde demokrasi var” mı diyeceksin?Gülelim mi buna? 100bine yakın çocuk sokakta yaşıyor. 1milyonun üzerinde insan açlık sınırıaltında yaşıyor.Milyonlarca üniversite mezunuişsizin var. Peki, ülkemiz bu durumdaykensenin Başbakan’ın, senin patronunhavuzlu evlerde nasıl oturuyor?Kaddafi'nin ülkesinde insanlaraçlıktan ölmüyordu. Sağlık ve eğitimparasızdı. Petrolün yüzde 95'i halkaaitti. Peki, senin Başbakan’ın ne yapıyor,halka ait ne varsa EMPER-YALİSTLERE SATIYOR.BASIN AHLAKI NEDİR! Basınahlakı da değil, bir insan olarak bir ahlakınızı,onurunuzu gözden geçirin.Her şeyinizi burjuvaziye satmayın...Patronlarınız AKP'ye yaranmakiçin her türlü yalan haberi yapmanızıistiyor. Çünkü tekeller veAKP işgali destekliyor.Libya'nın ve Suriye'nin işgalininSUÇ ORTAĞISINIZDIR. Çünkü yalanhaber yapıyorsunuz. Çünkü işgalimeşrulaştırmak için elinizden geleniyapıyorsunuz. Bundan vazgeçin.Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011Biz de Varız5 1


Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül2011SavaşanKelimelerİNANILMAZ...İnanmak güçlü kılar insanı....İnanılması çok güç veya imkansız olan. Az rastlanan,olağanüstü anlamında olarak geçiyor sözlüklerde...Sık sık duyarız bu kelimeyi, hatta sık sık da söylerizkonuşmalarımızın arasında. Fark etmeyiz değil mi hangianlamda kullandığımızı, sıradan gelir çünkü alışkanlıkhaline gelmiştir.Biz inandığımız somut şeyler üzerinden konuşuruz,inanmadığımız ya da inanılmayacak şeyler üzerinden konuşmayız.Her şey açık ve nettir bizim için, öyle olmalıdırda. Çünkü sınıfsal bakarız olaylara. Açlık-yoksullukvarsa bir düzende, insanlar çöplerden ekmek topluyorsa,bir baba hem kendinin hem de çocuklarının canınakıyıyorsa burada net olan bir durum vardır. Burada“nasıl bir babaymış” diye düşünmemeliyiz, bir babanınkendi çocuğunu öldürecek kadar gözünün nasıl döndüğünü,nelerin onu bu hale getirdiğini düşünmeliyiz. Yanibunlar inanılmayacak olaylar değildir. Düzen kendisinedaha fazla muhtaç etmek için daha fazla sömürüyor. Halkımızise bu sömürü düzeninde çaresizlikten başka bir yolunolabileceğini göremediği için ya intiharı seçiyor yada en yakınındakini öldürüyor.Özellikle haberleri izlerken- okurken dikkat ediyor muyuz,hemen hemen her haberde geçer inanılmaz haberlerdizisi. Öyle ya halkın yaşadıkları, halka uzak olanlartarafından inanılmaz gelir. Ama biz inanırız ihtiyaç sahipleriiçin verilen yardımlarda çıkan kargaşaya. Bir lokmadaha fazla girsin diye boğazına, yanındakini hiç düşünmedenezebilenlerin olduğuna inanırız. Kuyruklardasaatlerce bekleyipte sonuç alamadığı için isyan çıkartanlarınyarattığı görüntülere inanırız. Linç saldırılarındakarşısındakinin ne düşündüğünü, nasıl bir amaç içineylem yaptığını düşünmeden saldıranların polisin yönlendirmesiyleoluştuğu gibi, büyütülen şovenizminbu tür grupları yarattıklarına inanırız. Hapishanelerdeişkenceyle öldürülenlerin olduğunainanırız. Bayrampaşa Hapishanesi'nde 6 bayanıdiri diri yakanların varlığına inanırız. Sivas’ta 32canı yakanların var olduğuna inandığımız gibi.Bunlar varsayım değildir bizim için, çünkü bizbizzat yaşar ve tanık oluruz. Çünkü biz tarihin tanıklarıolarak inanırız bu yaşadıklarımıza. Bir lokmaekmek için gecesini gündüzüne katan annebabalarımızdanbiliriz yoksulluğun ne demek olduğunu...Anlattığımız bu tablonun sahiplerinin de kimolduğunu iyi biliriz. Bu yüzden inanırız yaşananlara.Düzendir yaşananların sorumlusu.Sistemin yarattığı yozkültürdür. Afrika’da, Somali’deyaşanan yoksulluk inanılmazdeğildir, sebebini de biliriz aslındaçözümün nasıl olabileceğinide.Sonuç olarak bizim için inanılmazhiçbir şey yoktur. İnsanlarınemeği ve onuruyla yaşadığı bir düzen olmadığımüddetçe, halkın kendi iktidarını kurmadığı, bağımsızbir Türkiye olmadığı müddetçe bunların sürecini bilirizbiz.Egemenlerin, AKP ve diğer iktidarların; içeride, dışarıda,dağda, sokakta bizi katletmeye devam edeceğini...Halkı sindirmek, korkutmak, daha rahat sömürmekiçin her türlü işkenceyi, baskıyı uygulayabileceğini... Bizidiri diri yakabileceğini, üzerimizde kimyasal silahlar kullanabileceğini,en iğrenç, akla gelmez işkenceleri uygulayabileceğinibiliriz. Herşeyi yapabileceklerine inanırız.Tanırız onları...Biz yoksulluk içinde yaşarken; kendileri her türlü zevkisefayı yaşadığını biliriz. Toprağımızı, suyumuzu nasılsattıklarını, cebimizdeki beş kuruşa bile nasıl göz diktiklerinibizzat yaşamımızdan biliriz.Tabi buna karşı zulme karşı direnişin her zaman olduğunuve olacağını da biliriz. Bu yüzden ölüm orucundagünlerce, aylarca aç kalmak inanılmaz değildir, parasızeğitim talebiyle aylarca gece gündüz, karda kışta, yağmurdaçamurda güneşin altında bu talepleri için mücadeleeden öğrencilerinin ısrarı inanılmaz değildir bizimiçin.Devrimcilerin varlığını ve egemenler ne yaparlarsayapsınlar direnenleri bitiremeyeceklerini biliriz. İnanırız.Daha birçok çok şeyi de biliriz. Bu yüzden bizim içinhiçbir şey inanılmaz ya da imkansız değildir.Kendimizi güçlü kılmak için inanacağız.Nasıl zulmedenlerin ve direnenlerin olduğuna inandığımızgibi zaferi de er geç kazanacağımıza inanacağız.OKULLAR AÇILIYORPARALI EĞİTİM SORUNU BÜYÜYOR!Antalya’da, yaz süresince her cumartesi günü “Parasız Eğitim”talebiyle açılan imza masası, okulların başlamasına sayılıgünler kalması ile daha bir önem kazandı. Çünkü çocuklarını ilköğretimekayıt ettirmek için giden ailelerden 500 lira para isteniyor.Gençlik Federasyonu’na bağlı Liseli Gençlik’in 3 Eylül Cumartesigünü saat 15.00’te açtığı masa, okul ihtiyaçlarını almakiçin alış verişe çıkan ailelerin ilgisini çekti. Masaya gelenlerinher biri okullarda karşılaştıkları başka bir sorunu anlattı. Polisintaciz etmesine rağmen 396 imza toplandı.52


değinmeleryeniİNSAN SAĞLIĞIKARA EN BÜYÜK ENGEL!Artemis Marin Princess Otel'de çalışan veavans dışında maaş alamayan Özcan Albayrak adlıişçi oteldeki çalışma koşullarını anlatmış. 10 kişininyapacağı işi 4 kişiye yaptırdıklarını söyleyenişçi, ayrıca işleri yavaşlattığı için eldiven kullanmalarınınotel tarafından engellendiğini söylemiş.İşçi de ne oluyor, insan mı o? Burjuvazi içinönemli olan en hızlı şekilde en fazla karı elde edebilmek...Bu karı gölgeleyen insan sağlığı olsa daönemli değil, her şey kara endeskli...İYİSİNİ TEKELLER YER!İETT'nin de en çok para kazandığı hatlardan biriolan metrobüs özelleştiriliyormuş.Kar elde eden her şey özelleştiriliyor...Halka fazla görülen, burjuvaziye peşkeş çekiliyor...Az yiyorsunuz, daha da yiyin, yerken bizide görün, diyor.Çizgiylesöz"Geçmişin mirasçısı, geçmiştekikararlı ve uzlaşmaz mücadelelerin mirasçısı olmak isteyenkimse, bugün doğru devrimci çizgiden, proletaryanın devrimcibayrağını yükseklerde tutmak zorundadır."Mahir ÇayanTÜNAYDIN!“Somaliye CHP desteği” başlığıyla, Kılıçdaroğlu ve ekibinin orayagidişlerinin haberi verilmiş.Kılıçdaroğlu; "bugün yaşanan açlığın, kıtlığın, geri kalmışlığıntemel sorumlusu Batı'nın emperyal güçleridir..." demiş.Tünaydın, biz de Kılıçdaroğlu'na diyoruz...Seçim otobüslerini bile Batı'nın hibe ettiği CHP, ne hakla konuşuyor?..AMERİKAN USULÜ BARIŞ!Dünyadaki askeri harcamalar için bu yıl 1 trilyon 630 milyar dolar harcanmış.Askeri harcamalarda ABD birinci sıradaymış. Dünya çapındakibütçenin yüzde 43'üne sahip olan ABD, bu yıl askeri harcamalarını altıkatına çıkarmış.Yani ABD barış dedikçe, savaşa yatırım yapmış, yapıyor. Yani ABDbarış dedikçe biz daha fazla savaşlar çıkarılacağını, daha fazla yere saldırılacağınıanlamamız gerekiyor. Açlık, yoksulluk, zulüm, esaret götürüyorgittiği yere, hem de "demokrasi", "barış" diyerek... Hemen yanı başımızdakiIrak, Afganistan, Libya'ya bakmamız yankeelerin barıştan neanladığını görmemize yeterli...UCUZ EMEKLiseliye iş talebi çok fazlaymış. Kariyer.net sitesinde en yoğun talepliselilereymiş...Kapitalizm ve işbirlikçileri ucuz emeğin peşinde...PARAN KADAR!Almanya'nın Bonn şehrinde sokaktaçalışan hayat kadınları için özel parkmetrelerüretilmiş. Yani Almanya hayatkadınına sokakta çalışmasında bir sakıncagörmezken sakıncayı onların devletebeş kuruş para ödemeden çalışmalarındabulmuş.Ve hemen vergilendirmeye gitmiş.Hayat kadını çalıştığı bölgede parkmetrelerepara atmak ve bilet çekmekzorunda... Eğer akşam 8 ile sabah 6 arasıböyle bir bilet almamışsa uyarı ve sonrapara cezası alacakmış.Almanya'dan büyük hizmet!Her türlü pisliği yiyebilirsin, her türlüahlaksızlığı yapabilirsin ama PARANvarsa...


Sayı: 285Yürüyüş11 Eylül201154Evlatlarını tecrit hücrelerindeyanlız bırakmayacaklarını her yerdehaykıran TAYAD’lı Aileler, bu haftada, beyaz kefenlerini giyerek, İstanbulAKP il binası önünde eylemyaptılar. 6 Eylül günü saat 14.00’teyapılan eylemle, tecritin AKP iktidarıdöneminde de devam ettiği anlatıldı.AKP il binası önüde toplananTAYAD’lı Aileler, “Hapishanelerde10 Yılda 1758 Ölüm! Tecrit Can AlmayaDevam Ediyor Siz Neredesiniz?- TAYAD’lı Aileler” pankartınıaçtılar.Basın açıklamasını, TAYAD adınaNuri Cihanyandı yaptı. Cihanyandı,“F tipi tecrit hapishanelerinde11 yıI geçti. 11 yıldır uygulanantecrit politikaları hiç değişmedi. İktidardakipartiler değişti, demokratikleşmevaatleri, insan hakları söylemlerihavalarda uçuştu ama tecrithiç değişmedi. Aksine her gelenparti tecriti ağırlaştırdı. AKP, yasa olmadanuygulanmakta olan tecrit saldırısınınyasal zeminini sağladı.Bunu yaparken de tutsakların zatenkısıtlı olan haklarını tamamen ortadankaldırdı.” diye konuştu.Tutsakların tek bir hakkı olduğu,onun da uygulanmadığının belirtildiğiaçıklamada, “Sohbet hakkı uygulanmamaktadır.İdarenin disiplinİstanbul AKP İl Başkanlığı ÖnüAKP TECRİTİ SAVUNUYOR,SALDIRILAR, CEZALAR ARTARAKDEVAM EDİYORcezalarıyla engelleyemediği tek hakolan sohbet hakkı bu nedenle tutsaklarıntek hakkıdır.” denildi.Açıklamada ayrıca, Alanya LTipi Hapishanesi’nde kalmakta olanGülay Efendioğlu’na yönelik saldırılarhakkında da bilgi verildi. GülayEfendioğlu’nun, tecriti, yapılan saldırılarıve hak gasplarını protesto ettiğiiçin saldırıya uğradığı ve saldırıizlerinin hâlâ yüzünde olduğu anlatılarak,“Yüzü yara içinde ve şişmişhaldedir. Diğer saldırılarda olduğugibi saldıran gardiyanlara değil,saldırıya uğrayan tutsaklara cezaverilmiştir. Gülay Efendioğlu'na disiplincezası verilmiştir.” denildi.AKP'nin saldırıları sahiplenmesive koruması nedeniyle bu saldırılarınpervasızca yapıldığını belirtenTAYAD’lı Aileler, tecritin sorumlusununAKP olduğunu, tecrit uygulamalarındanderhal vazgeçmeleri gerektiğiniifade ettiler.Basın açıklamasının ardından 15dakikalık oturma eyleminin yapıldıve “Tecrite Son, Sohbet Hakkı Uygulansın!”,“Devrimci TutsaklarOnurumuzdur!”, “Adalet İstiyoruz!”,“İşkence Yapmak Şerefsizliktir!”,“Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz!”sloganları atılarak eylembitirildi.AbdülbariYUSUFOĞLUPabloNERUDAŞilili Neruda, halklarınözgürlük savaşını işlediğikavga şiirleriyletanındı. İspanyol İç Savaşıbaşladığında, İspanya’dagörevli bir diplomattı.O, ülkeyi terk etmekyerine, Franco faşizminekarşı savaştı.15 Ekim 1980’deMardin’in Nusaybin ilçesindedoğdu. OrtaokulaNusaybin’de başladı,İzmir’de bitirdi.Ortaokul yıllarından itibarendevrimcileresempati duydu. Liseyıllarında sempatisi daha da büyüdü.1997’de dershaneye giderken,DLMK’lılarla tanıştı. DemokratikLise İçin Mücadele Komiteleri(DLMK), liselerde gençliğin haklarınısavunan, dayağa, gerici eğitimekarşı çıkan bir örgütlenmeydi. 98sonlarına kadar DLMK içinde mücadeleetti. Daha sonra, Afyon ÜniversitesiMeslek Yüksek Okulu’na girince,TÖDEF (Türkiye ÖğrenciDernekleri Federasyonu) içinde mücadeleetmeye başladı. Büyük direnişte,dışarıda ölüm orucu direnişinebaşlayan 2. Ekipler içerisinde yerinialdı. 20 Eylül 2001’de açlığının137.gününde İstanbul Küçükarmutlu’daşehit düştü.Ülkesinde de devrimci çalışmalarındandolayı baskılara maruz kaldı,sürgün yaşadı. 1973’te Pinochet’in faşistdarbesinden sonra 23 Eylül1973’te Şili’de hastalığı sonucundaaramızdan ayrıldı.1912’de doğdu. Anadolutürkülerinin güçlüve sosyalist sesi oldu.Devletin baskılarına maruzkaldı. 1952’de TKPRuhi SUoperasyonunda tutuklandı.5 yıl tutsak kaldı.Tutsaklığından sonra da yaşamı sürgünler,baskılarla geçti. Susmadı, boyuneğmedi. Kansere yakalandı. Cuntapasaport vermeyerek yurtdışına tedaviyegitmesini engelledi. 20 Eylül1985’te aramızdan ayrıldı.

More magazines by this user
Similar magazines