Views
9 months ago

Aytek Sever - Panorama

Aytek Sever, Seçme Şiirler

www.isaretatesi.com

www.isaretatesi.com DURUMLAR VE SABİT Vanitas.– Hiçliğin türlü görünümleri. Sakıncalı maskeler. Gölgelerde neler var! Sancılı başaşağı duruşu kavramların. Bütünlenemeyen panoramalar: Her manzara hücresinin geçersiz kılışı bir diğer hücreyi. “Fiyortlar Neden? Neden mercan adaları? Ne gerek var Gulf Stream’e? Madagaskar niye?” derken – sızlayışı perdelerin, merdivenlerin, tavanların. Sonunun gelmemesi uğursuz ışığın yansıdığı yüzeylerin. Derken ilgi odağı hep sapa yönde: soyulmuş duvar sıvaları, zeminde yağlı leke, boruda pas. Bir homurtu derinden derine; restoranlarda fersiz sema ayinleri. “Gözde bakış, alında pırıltı, düşte bir tutam cevher yokken – ne gerek var, gözler kalkmaz da neden aya bakmak aranır?” Kahkahalar.– Verandada karıncalanma. İpin komik durumu. Parke boyunca, kenarlıklar boyunca kıkırdama. Çıngıraklar, fırıldaklar, çatapatlar, topaçlar: Benliğin katılığını toza dumana savurmak gibi bir zevk var. Kıs kıs. Oyun, şaşırtma, alay. Eğretiliği fiyakaya, dumuru eğlenceye vururken – horozlar, eşekler ve saksağanların neşesi gaydaları, kaldırım 132

www.isaretatesi.com taşlarını, palmiyeleri ve tırpanları dünyanın şenlik yerine çağırıyor, anlamın absürtte aranışına çağırıyor. Hahayt! Korkular.– Derin kuyuların uğultusu, kuytu düzlüğü sıyıran kof esinti. Boşluk, karşıt yönler arası gerilim. Âtıl depoların, küflü ambarların, ıssız hangarların dokusunda dayanaksız bir düşüklük ve ani tıkırtı. Önü alınamaz kolaçan edilişi etrafın; girdap gibi dönenen ürperti. Tekinsiz ilerleyiş. Renk kusan karolar, zehirli parlama, maddenin özündeki radyoaktif tehdit. Biz bunlara rağmen, yok sayıp alâmetleri, takıntılı bir inatla, yürüyoruz homurtulu ve iniltili duvar boylarında, içine içine yürüyoruz kara ateşlerin, içine yürüyoruz cinli köşelerin. Tasasızlık.– Ak sütunların göğünde tül. Taklacı güvercin. Kesintisiz soluk, serbest buhar, denetimsiz rüzgâr. Atlaslara yayılan ipek, düzlüklerin ufkunda ıtırlı kamaşma. Su halıları, kaygan kaya dilleri, ateş çiçekleri. – Ve o ak sütunlar devriliyor öylesine ağır ağır ve hafifçe, masalsı bir çatı kuruluyor, tüm günün çocuksu suspus ağzı tek bir güzel sesi söyleyebilmek için ılık bir esintiyi andırarak aralanıveriyor. Düşüncemin kutup yıldızını körfezin ucunda bir kıvılcım gibi çaktırmayı bekliyorum gece gündüz. 133