Views
3 weeks ago

Aytek Sever - Panorama

Aytek Sever, Seçme Şiirler

www.isaretatesi.com

www.isaretatesi.com İÇİNDE pizzicato ostinato – largo (attaca) “Neden 573? Neden 500 veya 550 veya 600 değil? Neden 500’lerde bir sayı ve neden 73? 10 olabilirdi, 50 olabilirdi, 100 olabilirdi, 200 olabilirdi, 1000 olabilirdi – ama neden 500 ve 70 ve 3? Yuvarlak bir sayı olmaması ve özellikle 574 veya 572 değil de 573 olması ne garip! Yok, bu anlaşılır bir durum değil. Kesinlikle. – Örneğin, bambaşka bir açıdan, matematik dışı bir sebeple, 571 olabilirdi. O zaman derdik ki Hazreti Peygamber’in doğum yılına denk düşüyor. Dinsel bir şifre olarak alabilirdik. Sayının gizemi beslerdi bizi. Susabilirdik. Ama 573 nedir ki? Hazreti Peygamber desek, iki yaşında. Bu neyi ifade eder? Eğer onu bu bakımdan anlamlı (şifreli) bulacak olsak, yalnızca 573 değil, 571’e yakın 560-580 arası tüm sayılar bir gizeme bürünür, hatta belki de 500-700 arası tüm sayılar “şifrelenirdi”, ki bu da bizi bir yere vardırmaz. – Hiç değilse 575 olsaydı! Matematiksel bir bakış açısıyla, o durumda derdik ki, “bu en azından 25’in katıdır, o da 100’ün dörtte biridir, 100 temel bir sayıdır, büyük sayılar, büyüklük ifade eden milyonlar, trilyonlar, kentilyonlar, septilyonlar hep 100’den türemiştir, 100’ün katlarıdır her biri; demek ki 100 temel, akla uygun, birim değerinde bir sayıdır ve 100’le ilişkilenebiliyor olmak önemlidir – ve bu da ilişkilenebiliyor, 76

www.isaretatesi.com tamam işte”. 573 değil de 575 olsaydı bunu söyleyebilirdik, sayıyı benimseyebilirdik. – Ama değil! Bu, 573! 573!! 5 tane 100 ve 7 tane 10 ve 3 tane 1! Ve ne kadar zorlasan da bu hiçbir şeye uymayacak! Karşına 573 geldi! 573! Budur karmaşan, budur açmazın! Ense köküne giren kramp budur; kıvranışın, aşılmaz sıkıntın budur! Hamur gibi yoğrulacaksın, şekilde şekle gireceksin. Seni teslim alan 573! 573!! Tam şu anda, ne yapsan etsen 573’ün boyunduruğundan kurtulamazsın! Aslında bu, ne zor bir bilmece, ne de kolay bir bilmece: 573’ün bilmecesi daha en baştan sorulmaması gereken bir bilmece!” Dörtduvarla çevriliyim, ama dışarının turkuaz ışığının radyoaktif bir etkiyle içeri sızdığına, beni sakinleştirdiğine inanıyorum. Burada kübik kızlar var ve onların koltukta kaykık oturuşlarından öyle tropik bir hava yayılıyor ki, dörtduvarla çevrili olduğumu büsbütün unutup Hint Okyanusu’ndaki gemileri ve onların ipeksi yelkenlerini düşlemeye koyuluyorum. Odanın her tarafına asılı çamaşırlar bu arada canavarca kuruyor ve birtakım ejderhalara, ifritlere, şahmaranlara sevecen bir gözle bakmamızı sağlıyor. İçeride onca radyoaktivite. Renkler bir parlıyor, bir sönüyor. Sanki kıyı köşe, öteberi şok sıcakla ve şok soğukla nefes alıp veriyor. Takip edebilmek imkânsız. Ardışıklık var, süreklilik yok. Zaman kesik kesik ilerliyor. Hatta buna göre hiç ilerlemiyor, çünkü birer kesit olarak algıladığımız her zaman aralığı diğerlerinden kopuk ve yalıtılmış, kendi gerçekliği içinde tek başına duruyor. Yani zaman kesit kesit. İşte sepya 77