Views
1 year ago

OCAK - MART 2017 SAYI 75

YpB6sb

ya teknolojik

ya teknolojik gelişmelerin korkunç bir ivmeyle arttığı günümüzde veya yakın gelecekte bu makinelerin insan zekâsına meydan okuduğu durumlarla karşılaşsak ve hatta bizim “adapte olamayacağımız hızlarda” zekâmızı geçtikleri gerçeğiyle yüzleşecek olursak, acaba biz nasıl bir tepki vereceğiz? Makinelerin zekâsı bizimkileri yakalarsa, veya yakalayabileceğine dair belirtiler ortaya koymaya başlarsa ne olacak? İnsanlığın buna vereceği tepkiyi tahmin etmek için, insanlığın geçmişte başına gelmiş benzer bir olaya verdiği tepkiden yola çıkacağız ve elimizde, kökleri 20. yüzyıla dayanan ufak bir ipucunu takip edeceğiz: Zekâ Katsayısı (ZK) veya İngilizce’deki karşılığıyla Intelligence Quotient (IQ) testleri. Bu testler çocukların zekâsını ölçmek için kullanılmaya başlanmıştı. Amerika Birleşik Devletleri’nde çocuklar bu testteki performanslarına göre sınıflandırılır ve eğitimlerine bu test sonuçları baz alınarak yön verilirdi. İyi skor alanlar iyi okullara, kötü derece alanlar ikincil kalitede okullara gönderilir, ek derslerle desteklenmeye teşvik edilirlerdi. Yani biz insanlar olarak, elimize zekâyı ölçebileceğimizi düşündüğümüz bir ölçüt geçtiği anda (kaldı ki ZK testleri oldukça tartışmalıdır), hemen sınıflandırma, ayrımcılık ve yabancılaştırma rotasına yöneliyoruz. Peki ya makinelerin zekâsı bizimkileri yakalarsa, veya yakalayabileceğine dair belirtiler ortaya koymaya başlarsa ne olacak? Makinelere karşı daha aşağı zekâya sahip insanlara toplum olarak nasıl davranacağız? İnsanın onuru ve haysiyeti bu tarz bir kıyaslamaya kurban gidebilir mi? Aslına bakarsanız, makinelerin insan zekâsına meydan okuduğu durumlarla karşılaşmaya başladık bile. 1997 yılında Deep Blue Kasparov’u satrançta yendi, 2011 yılında IBM Watson insan rakiplerini Riziko oyununda alt etti, günümüzde bilgisayarlı uzman sistemler sağlık konusunda doktorlara tavsiye verecek algoritmalarla donatıldı, sürücüsüz arabalar Amerika’da birçok eyalette kullanılmaya başlandı, emekçi sınıf işlerini kendilerinden daha hızlı, etkin ve hatasız çalışan robotlara kaptırdı. Peki ya yenilenlerin veya işlerini yapay zekâya karşı kaybeden insanların sayısı artmaya devam ettikçe veya kendilerini makinelerin tehdidi altında hissettikleri branşların sayısı artmaya başladıkça, bu insanların benlik bilinçleri ne olacak? Edge isimli dernek dünyanın en başarılı ve zeki (?) filozoflarına, bilim adamlarına ve sanatçılarına her sene tek bir soru yöneltiyor ve cevaplarını internetten paylaşıyor. 2013 senesinin sorusu ise şu oldu: “Gelecekte neden endişe duymalıyız?” (What should we be worried about?). Cevaplardan bazılarını paylaşmak istiyorum: Wired dergisinin kurucusu ve editörü Kevin Kelly, azalan genç nüfusa karşın artan robot nüfusunu en büyük tehdit olarak gösteriyor. Silikon Vadisi’nde çalışan teknoloji gurusu Paul Saffo ise Makinelerin zekâsının doğası gereği insanınkinden daha farklı olduğunu savunanlar var; sonuçta insanlar biyolojik bir varlık, makineler ise değil. Bu sebeple makinelerin, insanların karar mekanizmalarında yaşadıkları süreçleri taklit edebilmeleri mümkün değil. gelecekte bizi bekleyen “mühendisler (engineers)” ve kendi deyişiyle “rahipler (druids)” olarak iki sınıf arasında yaşanacak savaş konusunda uyarıyor. Ona göre temelde teknoloji kullanımı konusunda iyimser ve kötümser olanlar olarak nitelendirilebilecek bu iki gruptan rahipler, robot araçların güvensiz olduğunu, mühendisler ise insanların araba kullanmalarına bile en baştan izin verilmemesi gerektiğini “şiddetle” savunacak. Daha onlarca düşünür gelecekte insanlığı bekleyen tehdit konusunda ortak payede cevaplarda buluşuyor: robotlar ve makine zekâsı... New York Times çok satanlar listesine girmiş Robot Mahşeri (Robopocalypse) isimli kitabın yazarı Daniel H. Wilson zeki robotların dünyayı ele geçirmesi durumunda, onlarla nasıl baş edeceğimize dair kafa patlatmış olanlardan. Makinelerin zekâsının doğası gereği insanınkinden daha farklı olduğunu savunanlar var; sonuçta insanlar biyolojik bir varlık, makineler ise değil. Bu itü vakfı dergisi 15

İNSANLAŞAN MAKİNALAR - YAPAY ZEKÂ sebeple makinelerin, insanların karar mekanizmalarında yaşadıkları süreçleri taklit edebilmeleri mümkün değil. Aynı kararları alsalar bile, bu kararlar aynı temele dayanarak alınmıyor olacak. O halde, farklı zekâları birbirinden ayıran sınırlar nelerdir ve toplum olarak bir makinenin aldığı kararı takip etmek ne derece etiktir? Bu konular belki kulağa bilim kurgu sohbeti gibi geliyor olabilir. Ancak uzunca bir süredir, zaten hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini iddia ederek “Bilgisayarlar topluma hükmetmeye başlarsa ne olur?” sorusunu gözardı ettik, ancak alametler gösteriyor ki artık bu soruyu sormanın vakti geldi. Eğer ki Bankada, devlet dairesinde, hastanede, alışverişte kaç kez “Bilgisayar çöktüğü için size yardımcı olamıyorum” sözünü işittiniz? O halde, kontrol kimde? Toplum çoktan makinelere teslim olmadı mı? bir gün bir bilgisayar veritabanı hatalı olarak kredi güvenilirliliğinizin kötü bir sicilden dolayı düşük olduğunu, sabıka kaydınız bulunduğunu veya hesabınızdaki tüm parayı çektiğinizi iddia ederse, size mi yoksa bilgisayardaki verilere mi inanılacak? Eğer navigasyon sistemi uçağınızı sis yüzünden yanlış olarak tanımlanmış bir piste, örneğin pistin sonundaki çimenlik araziye indirmeye çalışırsa ne olacak? Eğer ki hastanedeki bilgisayar programı veya donanımı topladığı verilerde bir hataya sebebiyet veriyorsa ve kanser olduğunuz izlenimi oluşturuyorsa, bu teşhisi koyan doktorun suçu mudur? Bankada, devlet dairesinde, hastanede, alışverişte kaç kez “Bilgisayar çöktüğü için size yardımcı olamıyorum” sözünü işittiniz? O halde, kontrol kimde? Toplum çoktan makinelere teslim olmadı mı? Aslında yazıyı üst paragraftaki kasvetli ve iç karartıcı son cümle ile bitirebilirdim. Ancak ben karamsar bir gelecek kurgulayan insanlardan değilim. Teknolojiler, gelişimleri süresince sorunlar Yapay Zekâ’nın İlk Örnekleri Oyunlar ile bilgisayarlarımıza, akıllı makineler ile gündelik yaşamımıza girdi; yetmedi, robotlar ile geleceğimizin dünyasını şekillendiriyor… Yapay zekânın ilk örnekleri için zamanda yüz değil, bin değil, binlerce yıl geri gidiyoruz… İnsan zekâsını henüz tamamen açıklığa kavuşturamamış insan ırkı olarak, yapay zekâyı tanımlamaya çalışmak ne kadar doğru bilemiyorum, çünkü teorik olarak yapay zekânın işleyişi makinelerin insan zekâsını simüle edebilmeleri prensibi üzerine kurulu. Ancak çok kaba bir söyleyişle “yapay zekâ”, insanlar tarafından programlandıkları çerçevenin ötesinde düşünme ve yaratma yetisine sahip olan makineleri betimlemek için kullandığımız tabir (en azından şimdilik böyle). Daha Şekil 1: M.Ö. 280-270'den kalma elinde taş tutan kanatlı bir TALOS'u resmeden sikke. (Cabinet des Médailles, Paris) runsalını burada kesip, zaman içinde insan ve yapay zekâyı karşı karşıya getiren mihenk taşlarına kısaca göz atalım. Yapay zekânın ilk örnekleri için zamanda yüz değil, bin değil, binlerce yıl geri gidiyoruz. Yunan mitolojisinde teknoloji ve artizan tanrısı Hephaestus ile mimar Pygmalion akıllı robot olan Talosu yaratırlar. Efsaneye gore bronzdan dev bir adam şekliyle vücut bulan Talos (Şekil 1), Europa isimli bir kadını korumak için Girit adasının çevresini her gün 3 kez dolaşıyordu. (Bekçilik işlerini üstlenen robotların atası olarak görebiliriz.) Wolfgang von Kempelen tasarladığı satranç oynayan robotu “Mekanik Türk” ile 1769 yılında Avrupa turuna çıkar (Şekil 2). Vezir kıyafetli bir robotun o zaman için sadece satranç taşlarını hareket ettirecek mekanik hareketleri yapabiliyor olmasının inanılmazlığını bir kenara koysak bile, karşısına çıkan her rakibi bir bir yenmesi de muhteşem bir yapay zekâya sahip olduğuna dalalet- Şekil 2: Gerçek Mekanik Türk 1854 yılında yanarak kül olmuş olsa da, John Gaughan 120,000 dolar harcayarak bu otomatın bir benzerini yaratmayı başarmıştır. detaylı tanımlamalar illa ki içinde eksiklik veya çelişki barındırıyor. Üstelik, yapay zekâ kavramı, insan algısının, bilimsel buluşların ve teknolojik gelişmelerin ışığında da zaman içinde değişimlere uğramış durumda. Örneğin 20. yüzyılda, bugün her yerde rastladığımız kahve veya kola makinaları yapay zekâya sahip robotlar olarak görülüyor olmuş olsa da, 21. yüzyılda artık bu aletleri sadece birer “otomat” olarak tanımlıyoruz. Yapay zekânın tanımı soti. İçinde dönen çarklar, manivelalar ve mekanik aksamları ile herkese kendini hayran bırakan bir robot tasarlamıştı. Napoleon Bonaparte ve Benjamin Franklin gibi devlet adamlarının da yenildiği bu robotun foyası yaklaşık 50 yıl sonra ortaya çıktı. İçinde son derece yetenekli satranç oyuncularının oturuyor olması ve bu kişinin bir mekanizma yardımıyla robotun kolunu oynatıyor olması insanlık tarihinin en büyük hilelerinden biri olarak anılır. Ancak, burada vurgulanması gereken nokta, insanların belki de tarihte ilk kez insan ve hayvan dışı bir zekâ gösterisinin, büyüyle veya mucizeyle değil de, bir (mekanik) düzeneğin kendine has zekâsı (yapay zekâ) ile açıklanmasına inanmaya meyil göstermiş olmaları. 16 itü vakfı dergisi

MEDYATABLET 2017 OCAK
Kobilife Mart 2018
23 Mart 2017