Views
2 weeks ago

atailke

Atatürk İlkeleri ve

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Ders Notları Öğr. Gör. Ali YAYLA Şark Meselesi (=Doğu Sorunu) Batı siyâsî tarih literatüründe çok sık kullanılmış olan “Şark Meselesi” tabiri, Osmanlı İmparatorluğu’nun batılı devletler tarafından parçalanmaya çalışılmasını ifade eder. Daha çok 19. yüzyılda politik bir tabir olarak kullanılmaya başlanan “Şark Meselesi” nin temelinde, Avrupa-Türk münâsebetleri yatmaktadır. “Şark Meselesi”, siyâset adamları ve tarihçiler tarafından çeşitli şekillerde tarif edilmiştir. İlk defa 1815 Viyana Kongresi’nde Rus delegeleri tarafından kullanılan “Şark Meselesi” deyimi, 19. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğünün korunması, aynı yüzyılın ikinci yarısında Türkler’in Avrupa’daki topraklarının paylaşılması anlamında kullanıldı 31 . Fransız tarihçisi Albert Sorel ise; “Türkler Avrupa’ya ayak bastığı andan itibaren bir şark meselesi meydana gelmiş oldu. Rusya, bir Avrupa devleti olur olmaz, bu meseleyi kendi menfaatine uygun şekilde halletmek yoluna girdi” 32 . E. Driault’ya göre “Şark Meselesi”, Haçlı Seferleri’ne kadar inen Doğu-Batı mücadelesinin bir evresidir. M. Lhéritier ise; “Şark Meselesi”ni, önemli bir yol kavşağı olan Doğu Akdeniz’in özel jeopolitik konumuna dayandırır. Bununla birlikte tarihçiler, genellikle “Şark Meselesi” terimini büyük devletlerin Osmanlı İmparatorluğu’nun toprakları üzerindeki rekabetinden kaynaklanan bir dizi bunalımı nitelendirmek için kullanırlar. “Şark Meselesi”nin son yüzyıl anlayışı içinde, geniş kapsamlı bir tarifini yapmak gerekirse; “Avrupalı büyük devletlerin, Osmanlı İmparatorluğu’nu iktisâdî ve siyâsî nüfuz altına almak veya sebepler ortaya çıkararak parçalamak ve Osmanlı Devleti himâyesinde yaşayan çeşitli milletlerin bağımsızlıklarını temin etmek istemelerinden doğan tarihî meselelerin tamamıdır” diyebiliriz. Avrupa’yı fazlasıyla meşgul eden ve ilgilendiren “Şark Meselesi”ni iki aşamada ele alan bilim adamları da vardır 33 . 23 Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, C.V., T.T.K. Yayınları, Ankara 1983, s. 203- 204. 24 Albert Sorel, Onsekizinci Asırda Şark Meselesi, terc. Yusuf Ziya, Istanbul 1991, s. 33 Bayram Kodaman,”Ermeni Meselesi’nin Doğuş Sebepleri”, Türk Kültürü, sayı: 219 (Mart-Nisan 1981), s. 240-249. Sayfa 52 / 174

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Ders Notları Öğr. Gör. Ali YAYLA Birincisi, 1071-1683 tarihleri arasındaki “Şark Meselesi” dir. Bu tarihler arasında Avrupa savunmada, Türkler taarruz halindedir. Bu tarihler arasındaki Şark Meselesi’ni şu aşamalarda özetleyebiliriz: 1. Türkler’i Anadolu’ya sokmamak, 2. Türkler’i Anadolu’da durdurmak, 3. Türkler’in Rumeli’ye geçişlerini önlemek, 4. İstanbul’un Türkler tarafından fethini engellemek, 5. Türkler’in Balkanlar üzerinden Avrupa içlerine doğru ilerlemelerine engel olmak. Şark Meselesi’nin ikinci aşamasında, Türkler savunmada, Avrupa taarruzdadır. 1920’li yıllara kadar devam eden bu aşamada, Şark Meselesi’nin gelişmesi şu şekilde olmuştur: 1. Balkanlar’daki hristiyan milletleri Osmanlı hakimiyetinden kurtarmak. Bunun için hristiyan toplulukları isyana teşvik ederek, önce onların muhtariyetlerini, sonra bağımsızlıklarını sağlamak, 2. Birinci maddede belirtilen hususlar gerçekleşmezse, hristiyanlar için reform istemek ve onların lehine Babıâli nezdinde müdahalelerde bulunmak, 3. Türkler’i Balkanlar’dan tamamen atmak, 4. İstanbul’u Türkler’in elinden almak, 5. Osmanlı Devleti’nin Asya toprakları üzerinde yaşayan hristiyan cemaatler (azınlıklar) lehine reformlar yaptırmak, muhtariyet elde etmek veya mümkün olursa istiklâllerine kavuşturmak, 6. Anadolu’yu paylaşmak, Türkler’i Anadolu’dan çıkarmak. “Şark Meselesi” deyimi bir politika terimidir. İlk olarak 1815 yılında toplanan Viyana Kongresi’nde kullanılmıştır. Bu kongreye katılan Rus delegeleri, resmî görüşmelerin dışında, ısrarla kongre devletlerinin dikkatlerini Osmanlı İmparatorluğu içerisinde yaşamakta olan hristiyan halkın durumu üzerine çekmeye çalışmış, bu durum için de “Şark Meselesi” terimini kullanmışlardır. Kongreden sonra çeşitli anlamlar kazanmaya başlayan bu terim; XIX. Yüzyılın ilk yarısında genel olarak Osmanlı İmparatorluğunu toprak bütünlüğünün korunması, aynı yüzyılın ikinci yarısında Türklerin Avrupa’daki topraklarının paylaşılması, XX. Yüzyılda da İmparatorluğun bütün topraklarının bölüşülmesi anlamında kullanıldı. Fakat Osmanlı İmparatorluğu’nun iç ve dış siyasetinde gelişen her buh- Sayfa 53 / 174