Views
4 months ago

atailke

Atatürk İlkeleri ve

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Ders Notları Öğr. Gör. Ali YAYLA mamlamış sayılması tercih edildi, hizmet alanından çekildi; yerini Halkevlerine bıraktı. Halkevleri, 7 çalışma koluyla hizmete girdi. Kuruluş, Halk Fırkası’nın kültürel ve sosyal alandaki uygulayıcısı görünümündeydi. İlk zamanlarda çoğunlukla partinin il ve ilçelerdeki binalarında çalıştı. Daha sonraları kendisine has ve bilhassa köy, sahne, çeşitli el sanatlarının çatısı altında toplanabileceği yapılara sahip oldu. Halkevlerinin ilk yıllarda başarılı olduğu görüldü. Fakat o da millet mekteplerinin yazma-okuma seferberliğinin uğradığı akıbet gibi, zamanla tavsadı. Tek parti sisteminin kalıpçılığı içine girdi. Bütün bu boşluklara rağmen hiç ele alınmamış kültür alanlarında dikkatli ve inançlı bir çalışmayla neler yapabileceği yolunda somut ve aydınlatıcı bir gösterge oldu. Halk Evleri, halkın genel kültür seviyesini yükseltmek için Cumhuriyet idaresinin giriştiği önemli projelerden biridir. 1931’de 14 ilde birden kurulan Halk Evleri, Jön Türkler devrinden gelen Türk Ocakları’nın yerine geçmişti. Ancak Halk Evleri’nin, kültürel amaçlarını gerçekleştirmekle beraber, Halk Partisi’nin organı rolünü oynadıkları da bir gerçektir. Halk Partililer, 1947 Kurultayı’nda bu konuda cereyan eden uzun tartışmalardan sonra Halk Evleri’ni bütün halkın yararlanabileceği kültür tesisleri haline getirmek kararını verdilerse de bu kararı uygulamadılar. Bununla beraber Halk Evleri’nin siyasî görevlerine son verildi. Halk Evlerinin doğrudan doğruya komünist propagandası yaptığı ileri sürülmemişse de, bunların Sovyet Rusya’da mevcut benzer bir projeden ilhâm ile kuruldukları iddia edilmiştir. Bir gazeteci Sovyet Rus Halk Evleri’nin doğrudan doğruya komünist propagandası yaptığı ileri sürülmemişse de, bunların Sovyet Rusya’da mevcut benzer bir projeden ilham ile kuruldukları iddia edilmiştir. Bir gazeteci Sovyet Rusya’yı dolaşırken oradan Narondi Dom denilen Halk Evleri’ni görmüş ve Türkiye’de de bunların benzerinin kurulmasını teklif etmiş. Türkiye’de Halk Evleri’nin böylece meydana getirildiği belirtilmiştir. Bu çeşit bir tenkit, Halk Evleri’nin Atatürk devrinde Türkiye’nin kültürel kalkınmasında oynadığı faydalı rolü çok azaltmış oluyordu. Demokrat Parti iktidara geçince Halk Evleri binalarının büyük kısmı Halk Partisinin bunları devlet parası ile yaptırdığı ve parti namına tescil ettirdiği gerekçesi ile müsadere edildiler. 5830 sayılı kanunla Halk Evleri Hazineye intikâl etti. Bi- Sayfa 94 / 174

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Ders Notları Öğr. Gör. Ali YAYLA nalar da çeşitli amme amaçlarına tahsis edilmiş olarak kullanıldılar. Halk Evlerinin kapatılması ile halkın sosyal gelişmesini hedef tutan çok faydalı bir devrime son verilmiş oldu 55 . Dinî Alanda Gelişmeler Harf devriminden sonra mukaddes kitapların, başta Kuran-ı Kerim’in basımı hizmetini Diyanet İşleri Başkanlığı ele almış; bu arada Kuran-ı Kerim’ in Türkçe meâlinin aslına mümkün olduğunca uyabilmiş basımı başarılmıştı. Daha sonra, Ezan’ın Türkçe okunması kararlaştırıldı. Bu yolda Diyanet İşleri Başkanlığı uzun ve dikkatli incelemelerde bulundu, din bakımından hiçbir sakınca olmadığı sonucuna varılarak 18 Temmuz 1932’de Ezan’ın Türkçe okunmasına başlandı. Atatürk, 29 Ekim 1923’te kendisiyle görüşen Fransız muhabiri Maurice Pernot’ya verdiği demeçte, yazarın sorusu üzerine şöyle demiştir: “Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinimize bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif, Terakkîye mani hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki, Türkiye’ye istiklalini veren bir Asya milletinin içinde daha karışık, sun’i, itikâdât-ı batıldan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince, tenevvür (aydınlanma) edeceklerdir. Onlar ziyaya (ışığa) takarrüp (yaklaşma) edemezlerse kendilerini mahv ve mahkûm etmişler demektir. Onları kurtaracağız.” Görülüyor ki Atatürk saf, temiz ve sade bir din anlayışı istemektedir. İslam dinine sonradan girmiş her türlü safsata, hurafe ve boş inançlara karşı akılcı bir din anlayışını benimsemiştir. Bunun ilk adımını da Kur’an-ı Kerim’in milletin bütün fertleri tarafından okunup anlaşılabilmesini sağlamakla atmıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan iki yıl bile geçmeden 21 Şubat 1925 tarihinde Meclis’teki bütçe müzakereleri sırasında Kur’an-ı Kerim’in meal ve tefsirinin, Hadis-i Şerif tercümelerinin devlet imkânlarıyla yaptırılması için talimat vermiştir. Bunun üzerine mealin Mehmet Akif Ersoy, tefsirin Elmalılı Hamdi Yazır, hadis tercümelerinin de Kamil Miras tarafından yapılması kararlaştırıldı. Ancak, Mehmet Akif bilahare bu görevi bırakarak 55 Kemal Karpat, Türk Demokrasi Tarihi, İstanbul 1967, s. 323 Sayfa 95 / 174