Views
1 week ago

atailke

Atatürk İlkeleri ve

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Ders Notları Öğr. Gör. Ali YAYLA li hükümet planını uygulamaya koyuldu. Âşâr’ın kaldırılmasıyla bütçede bir anda beliren boşluk, zaten sınırlı devlet hizmetlerinin yerine getirilmesi için, âşârın kaldırılmasına rağmen benzer özellikte ve daha yaygın yeni vergilerin getirilmesine yol açtı. Kömür havzasında yürütülen zorunlu işçilik sistemi, yol vergisiyle genel bayındırlık hizmetlerinin yerine getirilmesi için belirli günlerde bütün ülkenin tamamına yaygınlaştırıldı. Bu çalışma zorunluluğuna karşı para ödemesine imkân olmayan bilhassa kırsal alandaki nüfus yol yapımı başta olmak üzere nafia (bayındırlık) hizmetlerinde belirli sürelerde çalışmaya başladı. Büyük Zafer’in ikinci yıldönümü 26 Ağustos 1924’te kurulan İş Bankası, bir yandan şubelerini çoğaltarak özel millî bankacılığı genişletirken, öte yandan şeker sanayiini kurmak gibi, o günlere kadar dışarıdan getirilen ihtiyaç maddelerinin yurt içinden sağlanması hareketine girişti. İç yönetimde gerekli kurumlar kuruluyordu. 23 Kasım 1923’de Danıştay yeniden kuruldu. Aynı yıl sonlarında milletlerarası takvim ve saat kabul edildi. Yaşamın tüm alanlarında, Batı’ya dönük kurallar ve kuruluşlar yerlerini alıyorlardı. 15 Haziran 1926’da, ertesi günü İzmir’e gelecek olan Gazi Mustafa Kemâl’ e bir suikast düzenlendiği ihbar edildi. İzmir Valisi General Kâzım Dirik’in şahsına yapılan uyarı sonucu birçok tevkifler yapıldı. Hareketin başında olduğu iddia edilen Ziya Hurşit, I. Millet Meclisi’nde Lazistan (Rize) milletvekiliydi. Kendisine yardım edecek olan arkadaşları ise İzmit milletvekili Şükrü ve Eskişehir milletvekili Arif’ti. Mustafa Kemal’e 1921 yılında Millî Mücadele’yi baltalamak için İngilizler tarafından desteklenmiş Sagir adında bir Hintli ve 1925 yılında Yunanistan’daki Ermeni Komitacıları tarafından görevlendirilen Manok Manukyan suikast girişiminde bulunmuş, eylemlerini gerçekleştiremeden yakalanıp idam edilmişlerdir 50 . İki gün sonra, Ali Çetinkaya’nın başkanlığında ve savcısı Necip Ali, üyeleri içinde Kılıç Ali ve Rize mebusu Ali Beyler’in bulunması dolayısıyla “Dört Aliler Mahkemesi” olarak anılan İstiklâl Mahkemesi İzmir’e gelerek olaya el koydu. Gazi Mustafa Kemâl, olayın meydana çıkarılmasından üç gün sonra şunları söylüyordu: “Benim nâçiz 50 Akşin, a.g.e., s. 198 Sayfa 84 / 174

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Ders Notları Öğr. Gör. Ali YAYLA vücudum bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilel’ebed payidâr kalacaktır.” Gazi’nin olayı şahsından çok rejime dönük kasıt olarak görmesinin sebepleri arasında, mahkemenin tespit ettiği ve çoğu ölüm kararıyla sonuçlanmış araştırma raporları vardı. İstiklâl Mahkemesi bu arada, araştırmayı genişletmiş ve Halk Fırkası’nın iktidarı devraldığı İttihat ve Terakkî’nin tasfiyesi yoluna gidilmişti. İçlerinde Dr. Nazım, İsmail Canbolat, Şükrü Beyler gibi nazırlık yapmış şahsiyetlerle, bu davanın devamı olarak Ankara’da yürütülen muhakeme sonunda ünlü maliye nazırı Mehmed Cavit, Türk Ocakları’nın ilk umumî kâtibi Halis Turgut Beyler idam edilmişlerdi. İzmir’deki incelemeler safhası içinde Kâzım Karabekir Paşa, Ali Fuat Paşa, Refet Paşa, Cafer Tayyar Paşa gibi millî mücadelenin önde gelen şahsiyetleri de hâkim önüne çıkarıldılar. Mahkeme kendilerinin suçsuzluğuna ve beraatlerine karar verdi. Şeyh Sait olayı bünyesinde, Doğu’daki feodal sistemin izlerinin olduğu kadar, dinî kişilikleri çevrelerinde büyük etki yapan ve bunu da, başlarında oldukları tarikâtlerle yönettikleri tekkelere dayandıran kişilerin olması gerçeği yönünde, laikliği benimsemiş devletin bünyesinden bu kalıntıların silinmesi benimsendi. 30 Kasım 1925’te kabul edilen kanunla tekkelerin türbelerin kapatılması, tarikâtlerin kaldırılması kararlaştırıldı. O günün şartları içinde temeli Türk hayat ve felsefesi olan ve kuruluş devirlerinde sosyal ve sanat hayatı üzerinde olumlu etkiler de yapmış olan Mevlevîlik, Bektaşîlik gibi tarikâtleri de karar dışında bırakmak mümkün olmadı. Kanun, kesin hükümleri getirmekle beraber; kökü çok derinlere dayalı ve getirdikleri düzenle günlük yaşantı içinde izler bırakmış tarikâtlerin varlıklarını sürdürdükleri zamanla görüldü. 17 Şubat 1926’da kabul edilen Medenî Kanun’la, kişi ve aile hayatında, yaşanılan çağın en ileri toplumu sayılan İsviçre’nin hayat şekli benimsendi. Böylelikle, İslâm şeriatının kadın varlığı üzerindeki kıstasları da terkedildi. Daha sonra kadının siyasî hayatta erkeği ile eşit düzeye gelebilmesinin ilk adımı da atıldı. Sayfa 85 / 174